© Yeni Arayış

Türkiye’nin günah keçileri: Okul katliamları ve bilgisayar oyunları

Bilgisayar oyunları tam tersine insanları pasifize ediyor. Patronunuza mı sinirlisiniz? Doom Eternal oyununa girip iblisleri ortadan ikiye bölün. Öğretmeninizden azar mı yediniz? Counter-Strike’da karşınıza çıkan oyuncuyu kafasından vurarak öfkenizi atın. Hayatta başarısızlık üzerine başarısızlık mı yaşıyorsunuz? Mount&Blade oyununda bir yerleri ele geçirin, efsanevi bir komutan olun.

Türkiye 14 ve 15 Nisan tarihlerinde arka arkaya iki okul katliamı haberiyle sarsıldı. Bunlardan sonuncusunun faili İsa Aras Mersinli’nin de oyun dünyasında bilinen çok oyunculu oyunlarından biri olan PUBG (Player Unknown Battlegrounds) oyununu oynadığı için bu katliamda bu oyunun payı olduğu gerekçesiyle, yeterince aklını kullanmayan kitlesine haber servisi yapmayı seven havuz medyası ve onların “uzman” akademisyenlerince hedef gösterildi.

Bu yazı esasen bu haber doğrultusunda olacak ama esas mesele Türkiye’yi ve genel olarak onu yöneten “ortak aklın” problemi.

Nedir bu problem? Toplumsal sorunların tek bir sebebe indirgenmesi ve bunun gerçek bir sebep olup olmadığına bakılmaksızın hemen birilerinin ya da bir şeylerin hedef tahtası haline getirilmesi.

Aynısını da bu olay özelinde görüyoruz. Babası tarafından poligona götürülüp ateş eğitimi alan psikolojisi bozuk -ve büyük ihtimalle aile içi şiddet “kurbanı”- çocuğun onlarca masum çocuğu ve bir öğretmeni katletmesinin sebebinin bir bilgisayar oyunu olması.

Defalarca söylemekten bıkmadığım şeyi yinelemek istiyorum; korelasyon sebep değildir. Bunun böyle çok havalı bir Latince tanımı da vardır: Cum hoc ergo propter hoc. Latincesini Türkçesine çevirmek de zordur ama şöyle denebilir; “bu (bununla) var, o halde bu yüzden var”. Bilimsel düşüncede bir örnek vereyim; bir galaksinin merkezinde ne kadar çok yıldız varsa, merkezindeki süperkütleli karadelik de o kadar ağır olur. Yanlıştır. Çünkü bu yıldızların çokluğu muhakkak süperkütleli karadeliği beslemek zorunda değildir.

Bunu toplum bilimlerine uygularsak; X mahallesinde suç çok işlenmektedir çünkü göçmenler vardır. Göçmenlerin orada bulunması bir sebep değil, bir bağlantı, bir ilişki olabilir. Araştırılması gerekir. Göçmen sorunu büyük bir sorundur ancak ne kadar suç vardır? Suçun ağırlığı nedir? Göçmenlerin suç faillerine oranı nedir? Bu sorular sorulmadan bu hükme varmak korelasyonu sebep sanmaktan öteye gitmez.

Buradan yola çıkarak aynı örneği bilgisayar oyunlarına uygulayabiliriz:

X kişisi Y kişisini öldürmüştür, X kişisi bilgisayar oynamıştır. Dolayısıyla bilgisayar oyunları kişileri suça sürükler.

Aynı şekilde X kişisinin Y kişisini öldürmesindeki tüm psikolojik ve toplumsal saikleri (motivasyonları) ortaya dökmeksizin bu sonuca ulaşmak mantık dışıdır. Bu sebeple “korelasyonu sebep sanmak” bir mantık hatasıdır. Bilimsel değildir. Bir safsatadır. Düşünsel metotlara aykırıdır ve savunulamaz.

Ve istisnasız Türkiye’nin günlük yaşamını dahi etkileyen sosyal medya ileri gelenlerinden tutun haber servislerine kadar herkes bu hatayı sadece bilgisayar oyunlarında değil, önüne gelen her meselede yapmaktadır.

Elbette ki yaptıkları tek mantık hatası bu değildir ve hatta mantık kitaplarında gösterilen ne kadar mantık hatası varsa, bu eli çubuklu “akademisyenler” uzlaşmış gibi o hataların üzerinde tepinmektedir. Bu başka bir yazının konusu olsun.

Haliyle, bunun adı “günah keçisi” bulmaktır. Çünkü kimsenin gerçek sebepler üzerinde düşünecek zamanı yoktur ve bir ülkeyi bu sebepler üzerine düşünen bir toplum olmadan yönetmek çok çok daha kolaydır.

Neden aile içi şiddete vurgu yapılsın ki? Bu yazı için herhangi bir istatistiğe gerek bile duymuyorum ama bilmem kaç ailenin kaçında bu şiddetin olduğunu devletin kendi kurumu TUİK bile kabul ediyor. Ama bu bir maliyet, bunun için eğitim, planlama, bilinçlenme ve bir sürü şey gerekir. Niye uğraşalım? Neden bir babanın psikolojisi zaten bozulmuş çocuğa silahlı eğitim vermesi üzerine durulsun ki? Çünkü bunun üzerinde durmak da apayrı bir sahife açıyor. En iyisi onu da halının altına süpürelim.

O zaman geriye bilgisayar oyunlarının suçlanması kadar kolay bir şey kalmıyor. Neden? Çünkü bir avuç insan oynuyor, hedefe koymak kolay. O oynayanların da pek bir politik tavırları da yok zaten. Dolayısıyla Yom Kippur bayramında Muntar dağında kurban edilecek o günah keçisini (evet terim bu Yahudi dinsel terminolojisinden gelir) o dağa çıkarmak kolay.

Şunu da bir aradan çıkarayım: Elbette belirli yaş grupları onların yaşını aşan şiddet, korku ve cinsellik içerikli oyunları oynamamalı. Bunda bir sorun yok. Oyunların çoğunda şiddet var. Bu da bir kabul. Ancak kum torbasına vurmak da bir şiddet. Çocuğunuzu belki o taekwondo ya da boks kursundan almalısınız. Şiddetin insanın hayatında olmadığı bir yer yok. Eğer çok genelleştirirseniz, satranç tahtasında veziri almak için feda ettiğiniz piyonun bile şiddete uğradığınızı düşünebilirsiniz. 

Ama bunların hepsinin zaten ebeveyn kontrolü denilen sistemleri var. Bir zahmet zamanınızı ayırın, kafanızı komşunuzun Instagram’da ne yaptığına bakmaktan bir an kaldırıp, tüm cihazları ebeveyn kilidiyle tek tuşla kilitleyebileceğiniz önlemlere bir bakıverin. Sizin aptallığınızın cezasını biz yetişkinler çekiyoruz.

Şiddeti ne kadar genelleştirebilirsiniz? Bu yazıyı yazarken bir istatistiğe baktım. Tam şu anda içinde “ılımlı” şiddetin olmadığı ve bildiğimiz balistik silahların bilgisayar oyunlarına göre simüle ederek oynandığı oyunları oynayan tahmini 1.5 milyar insan var. Elbette bu rakam şu anlık, her zaman aynı sayı olmuyor ama bunu şimdilik bir veri kabul edelim.

1.5 milyar insan. Dile kolay…Bu 1.5 milyar insanı silahlandırsanız dünyanın bütün hükümetleri Fransız Devrimi’nden beri görmediği bir çalkantıyla devrilir. Kimse bu güce karşı koyamaz. Ve tahmin etmek zor değil bunların çoğu da gençtir. Peki bu 1.5 milyar içinde kaç kişi okul basıyor? Kaç kişi birisine şiddet uyguluyor? Bilemiyoruz ama sanırım bir elin parmaklarını geçmiyor. Ya da içlerinden bin kişi birilerine şiddet uyguluyorsa bile bunlar oynadığı oyundan değil tam tersine yaşadığı buhranlardan ileri geliyor.  

Hatta benim savım şu; bilgisayar oyunları tam tersine insanları pasifize ediyor. Patronunuza mı sinirlisiniz? Doom Eternal oyununa girip iblisleri ortadan ikiye bölün. Öğretmeninizden azar mı yediniz? Counter-Strike’da karşınıza çıkan oyuncuyu kafasından vurarak öfkenizi atın. Hayatta başarısızlık üzerine başarısızlık mı yaşıyorsunuz? Mount&Blade oyununda bir yerleri ele geçirin, efsanevi bir komutan olun.

Ayrıca bilgisayar oyunlarının birilerini suça ittiğini kabul etmek de insan aklına bir hakaret gibi. Salt bilgisayar oyununun teşvikiyle bir suç işleyebilecek biri ciddi anlamda eğitilemez bir akla ya da zaten çok daha önce tahrip olmuş, mahvolmuş bir psikolojiye sahip olsa gerektir. Hiç kimse, benim nefret ettiğim, beyaz gömleği göğüs kıllarını gösterecek kadar açmış, siyah takım elbiseli, siyah pardesülü adamların birbirine yarım saat dik dik bakmaktan başka hiçbir şey yapmadığı Türk TV dizilerini izleyerek bile okul basacak seviyede silahlanıp birilerini öldüremez.

Dolayısıyla o Türk dizilerinin bile yasaklanması aptalca. Bu da ülkemizin başka bir sorunu; izlemeyin. İzleyecekseniz çocuğunuz yatınca tekrarını izleyin. Çocuğa zarar verip vermediği üzerine nutuk atacak psikoloji bilgim yok. Ama madem koruyacaksınız, yatak odanıza nasıl çocuğu almıyorsanız, salonunuzda da bu içerikleri tüketirken almayın. Çocuk bilinçli değil, siz bilinçlisiniz. Ama görüyorum ki siz de o kadar bilinçli değilsiniz.

Bu yüzden akademisyenleriniz, profesyonelleriniz, uzmanlarınız fallik çubuklarını sallayıp ağızlarını salyalı salyalı akıtarak konuşabiliyorlar, siz de bunları dinliyorsunuz.

Günah keçisinin Tevrat’ta başka kime kurban verildiğini biliyor musunuz?  Bir çöl iblisi olan Azazel’e. Evet, bildiğimiz Şeytan’ın başka bir arketipi. Sadece birilerini kafanıza göre hedef tahtasına koymuyor ayrıca kime kurban verdiğinizi de bilmiyorsunuz.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER