© Yeni Arayış

Türkiye’de bireysel kredinin nesli neden tükendi?

Toplumun çoğulculuğu kaybetmesi ekonomideki çoğulculuk kaybı ile paralel yol alıyor. Türkiye’de bireysel kredinin Kelaynak kuşuna dönmesi ile demokrasi arayanlara meczup muamelesi yapılması arasında düşünülenden çok daha yakın bir bağ var.

Bir insanın sağlık durumunu anlamanın önemli bir yolu değerlerine bakmaktır. Tüplerin içine doldurulan kanların terkibi vücudun baştan ayağa tüm dertlerini anlamak için en önemli yardımcılardan biridir.

Ülke ekonomisinin de benzer şekilde değerlerine bakarak sağlık durumunu ölçebilirsiniz. Türkiye’de uzun zamandır üzerinde en fazla durulan parametre fiyatlar genel düzeyi. Herkes gidişatı yaptığı ödeme ile ölçüyor.  Önceden şunu ödüyordum şimdi bunu ödüyorum diyerek ekonomiye dair saptamasını yapıyor.

Fiyatlar genel seviyesine bakıp ekonomi hakkında kanaat oluşturmak yanlış bir yaklaşım değil. Hala televizyon izleyerek gündem takip edenler için çarşı pazar kafe restoran fiyatlarındaki artışlar ilgi çekici oluyor.

Kim Milyoner Olmak İster adlı yarışma programında 15 yıl önce büyük ödül olan 1 Milyon TL 520 bin dolar ediyormuş, bugün ödül 5 Milyona çıkmış ama bu 5 milyon 110 bin dolar ediyor. Türk parasının değer kaybını daha iyi gösteren çok az şey vardır.

Türkiye’de yaygın bir barınma krizinin de kuşkusuz en önemli sebebi bu değer kaybının telafisi için konut piyasasının alt üst olmasıdır. Paranın değerini yitirmesi konutu alternatif bir paraya dönüştürürken eş zamanlı demografik gelişmeler de konuta ulaşımı güçleştirdi.

Mülteci akınları, artan boşanmalar, evliliklerin azalması, köylerin ve kasabaların cazibesiz kalarak halkı şehirlere çekmesi başlıca gelişmeler olarak sayılabilir. Özünde plansızlık olan sosyal mühendislik çabalarının geri tepmesi de diyebiliriz.

Para değer kaybederken zaten pahalı bir şey olan konut daha da pahalı hale geldi.

Bütün bu gelişmeleri dışarıdan izlerken Türkiye’de finans sisteminin değerlerinde bireylerin finansa ulaşımını işaret eden göstergeler kırmızı alarm vermeye başladı.

Aşağıdaki grafik Türkiye’de bireysel kredilerin toplam Banka aktiflerine oranını gösteriyor. BDDK’nın 2003 başından 2026 başına kadar 23 sene için tuttuğu istatistik Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesindeki sürecine benziyor.

Kuruluş, Yükseliş, Gerileme ve Çöküş grafikten net biçimde görülüyor.

 

 

Eski Türkiye’den Yenisine geçişimizin belki de en önemli bileşeni finansmanın geniş kitlelere yayılmasıydı. 2003 başında Bankaların bilançosunda her 100 liradan sadece 1 lirası bireylerin kullanımına sunulmuştu. Bu rakam 10 yılda tam 15 kat büyüyerek 2013 geldiğinde tam 15 lira düzeyine yükselmişti.

Bankacılık sisteminden geniş kitlelerin ya da doğru deyimle Halkın aldığı payın bu denli artmış olması sebepsiz değildi.

Yeni Türkiye İstanbul’da tek bir gökdelenin o da kaçak göcek olduğu Türkiye değildi. İstanbul tarihinde görmediği imar projeleri, rezidanslar, gökdelenler, AVM’lerle dolarken Anadolu’da merkezi taklit ediyordu. Bu dönem inşaat ekonomisine yol verirken, ranttan başta siyaset kurumu ve piramidin aşağıdaki halkaları belli ölçüde istifade sağlamaktaydı.

Bu süreçte 2013 yılının bir kırılma noktası olduğunu kabul etmek için AKP’li olmak şart değil. Gezi’nin  konsolide ettiği toplumsak muhalefete karşı gösterilen sert tepki aslında demokrasi ile otoriterlik arasındaki çizginin de belirsizleşmesi anlamına geliyordu.

2013’den sonra Türkiye baş döndürücü siyasi krizlerle yüzyüze gelirken halkın bireysel finansmandan aldığı pay da hızla geriledi.

AKP’nin iç kavgası olarak görülecek 17-25 Aralık,  kaybedilen ama kabul edilmeyen 2015  Haziran seçimleri, 2016 Darbe girişimi, OHAL  ve arkasından  gelen seçilmiş tutuklamaları. 2018’de konsolide olan krizin 2021’de Nebatisel irrasyonel ekonomiye evrilmesi ve sonunda 2025 yılında ana muhalefet partisini paralize eden hukuksal süreç.

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye  ekonomisinden geniş kitlelerin aldığı pay da geriliyordu.

Türkiye’nin 2013 sonrası Bireysel Kredilerin toplam aktiflerden aldığı pay grafiği ile yaşanan politik sorunlar arasındaki korelasyonu görmemek için zihinsel körlük gerekir.

Bireysel Kredinin toplumun genelini finansal sisteme entegre etme rolünün ortadan kalkması ile ekonomi politikteki karmaşa arasında bu kadar dolaysız bağ olması tesadüf mü?

2026 Türkiye’sinde Bireysel Kredi ile borçlanmak için zaten dünyanın neredeyse en yüksek faizini ödemeniz yetmiyor, devlet de zaten zirve yapmış bu faizin üstüne %30 ekliyor. Krediyi kullananın katlandığı maliyet daha da büyüyor.

Bütün bu yaşananlar makro ihtiyati önlem ambalajı ile başlayan ve bugün bireysel kredide her 100 lira faiz ödemesi için 30 TL vergi talep eden aklın bilinçli bir proje ile yola çıktığını gösteriyor.

Toplumun çoğulculuğu kaybetmesi ekonomideki çoğulculuk kaybı ile paralel yol alıyor. Türkiye’de bireysel kredinin Kelaynak kuşuna dönmesi ile demokrasi arayanlara meczup muamelesi yapılması arasında düşünülenden çok daha yakın bir bağ var.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER