© Yeni Arayış

“Terörsüz Türkiye” hangi devletin projesi?

Bu noktada bütün mesele, “nasıl bir devlet?” sorusunda düğümleniyor? Güvenlik için demokratikleşmeyi ve siyaseti tasfiye eden otoriter bir devlet anlayışı bir uçta; Güvenlik-demokratikleşme dengesini sağlıklı kuran, siyasal alanı genişletme, demokrasiyi derinleştiren devlet anlayışı bir uçta duruyor

Kürt sorunu yok diyen bir siyasi anlayışın temsilcileri, bölgede yaşanan gelişmelerden duyduğu endişe ile PKK lideri Öcalan ise ideolojik bir ortaklık kurup Türk-Kürt ortak kimliğinden yeni bir Cumhuriyet önerisi yapıyorlar. Bunun ilk adımı ise sınır ötesi tehdit olan PKK’nın kendi feshederek silah bırakması. Bu açıdan “terörsüz Türkiye” bir siyasal temsile dayanmayan Öcalan’ın da ideolojik destek verdiği bir devlet projesidir. 

TBMM çatısı altında kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na başkanlık eden Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun işlevini mealen toplumsal desteğinin arttırılması yoluyla toplumsal rıza üretimi olduğunu sıkça ifade ediyor.

Komisyonun son iki toplantısının tutanaklarına ve toplantı sürerken, üyelerin sosyal medya üzerinden birbirleriyle tartışmalarına bakınca şunu söylemek mümkün; komisyon tespit ettiği kişi ve kurum temsilcilerini dinlerken; kendi aralarında olması gereken diyalog ve tartışmaların yapılamıyor.

Bu yapmamak diyalogdan kaçmak mı yoksa sorunlu bir yol haritası yüzünden mi bunu zaman içinde anlayacağız. Ama şu bir gerçek, komisyon çalışmalarını sürdürüyor ama komisyon dışındaki gelişmeler komisyon çalışmalarını doğrudan etkiliyor.

Komisyon dışındaki gelişmeler derken sadece Suriye’de yaşananlar değil, iç politikada vara olan polarizasyon, AKP’nin asgari demokrasiye değil tersi istikamette attığı adımlar sürecin istenen hızda gitmesine engel görünüyor.

***

Şu tespitten başlayalım, Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında Kürt Sorunu geliyor.

Bunu söylediğinizde sosyal medyada dönemsel olarak gündeme getirilen “biri bana Kürt sorununu anlatsın” türü altında anlama değil önyargı olan soruları bir kenara bıraktığımızda; sorunun temeli, Kürtlerin kamusal alanda kendilerini eşit hissedememesidir.

Bunu hisseden sadece Kürtler değil, Aleviler, Gayrimüslümler ve diğer etnik ve kültürel kimlikler de benzer sorunu yaşıyor.

Devletin yasaklı çocuğu olarak iktidara gelen AKP, 2012 sonrası siyasi tercihleriyle temsil etmeye soyunduğu toplumsal kesimlere mesafe alırken 2015 ortasından itibaren devlete eklemlenerek onun tercihlerinin siyasi temsilcisi oldu. 2015 Nisan-Mayıs ayında MHP ile başlanılan yol arkadaşlığı, bugün Cumhur İttifakı olarak yoluna devam ediyor

O yüzden 2007’den itibaren başlattığı 2009’de adını koyarak başladığı Kürt, Alevi, Roman Açılımları sonuçsuz kaldı.

“Kürt sorunu benim de sorunum” söyleminde “Kürt sorunu yoktur”a savrulan bir siyaseti temsil eden iktidar bloku var karşımızda.

Kürt sorunu yok söylemi, demokratik talepleri güvenlik tedbirleri ile bastıran, siyasal alanı daraltan, homojen toplum varsayan otoriter bir anlayışın siyasal pratikleridir.

***

İşte “terörsüz Türkiye” bu siyasi iklimde çözülmeye çalışılıyor.

Kürt sorunu yok diyen bir siyasi anlayışın temsilcileri, bölgede yaşanan gelişmelerden duyduğu endişe ile PKK lideri Öcalan ise ideolojik bir ortaklık kurup Türk-Kürt ortak kimliğinden yeni bir Cumhuriyet önerisi yapıyorlar. Bunun ilk adımı ise sınır ötesi tehdit olan PKK’nın kendi feshederek silah bırakması. Bu açıdan “terörsüz Türkiye” bir siyasal temsile dayanmayan Öcalan’ın da ideolojik destek verdiği bir devlet projesidir. 

Bu projenin iki ideolojik temsilcisi Bahçeli ve Öcalan’dır. Erdoğan için bu proje gerçekleştiğinde “iktidarının devamını sağlayacak” bir projedir. Ve bu olasılık evreden çıktığı andan itibaren Cumhur İttifakı siyaseten anlamı kalmayacaktır.

Bu noktada bütün mesele, “nasıl bir devlet?” sorusunda düğümleniyor?

Güvenlik için demokratikleşmeyi ve siyaseti tasfiye eden otoriter bir devlet anlayışı bir uçta; Güvenlik-demokratikleşme dengesini sağlıklı kuran, siyasal alanı genişletme, demokrasiyi derinleştiren devlet anlayışı bir uçta duruyor.

Bu tercih skalası sadece CHP için değil, DEM Parti’den MHP’ye kadar tüm partilerin önünde durmaktadır.

İşte bu yüzden komisyonda diyalog sürecinin geliştirilmesi, çözümün toplumsallaşması ve demokratik devlet olasılığının güçlenmesi demektir.

Aksi biçimde komisyonu bir toplumsal talep değil devlet projesi olarak demokratikleşme içermeyen salt dış tehdit olarak PKK’nın silah bırakmasını hedefleyen bir süreç, bu hedefe ulaşsa bile toplumsal polarizasyon içerde yeni sorunları üretme poatansiyeli taşıyacaktır.

Bu yüzden komisyonda, salt PKK’nın silah bırakmasını değil, buna paralel demokratikleşme hedefleyen siyasi partileri işbirliği, siyasi ortaklaşması ve bunu toplumsallaşması önemli bir fırsat olacaktır.

Sonuçta otoriter değil demokratik bir devlet güç olabilir.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER