© Yeni Arayış

Tarih, mücadele edenleri yazar

İktidar da çözümü, “çamur atmak”ta buluyor. Birbirini tanıyan iki insanın, para alışverişine ilişkin iddianın, “bir poşetin içinde ve bahçe duvarı” gibi saçma sapan açıklamalarla anlatmak, haysiyet cellatlığına soyunmaktır. Özgür Özel, iktidarın baskısına karşı mücadele ediyor. Mücadele edenin yanında durmak, ona siper olmak, tarihsel sorumluluğumuzun gereğidir. …Ve tarih, mücadele edenleri yazar.  

Daha önce de atıfta bulunduğum kitaplardan biridir Kelile ve Dimne. Hintli bilgin Beydeba tarafından yazıldığı bilinen kitap, zulmüyle abad olan Hint Hükümdarı Debşelem’in isteği üzerine yazılmış.

Konusu, ahlak ve siyasettir.

Kitapta, bilgin Beydeba, insanı diğer varlıklardan ayıran dört özelliğe dikkat çeker. Bunlar, hikmet, iffet, akıl ve adalettir. Beydeba’ya göre dünyada ne varsa her şey bu dört özelliğin kapsamına girer. Örneğin hikmetin alanına bilgi, edep ve yetenek girer. Akıl ise bencillikten uzaklaşmayı, sabır ve vakarı kapsar. Haya, geniş gönüllülük ve kişilikli olmak, iffetin alanındadır. Adaletin içine ise doğruluk, iyilik, nefsine hakim olma ve güzel ahlak girer.

Hayat da, kötücül özellikler ile bu güzellikler arasında cereyan eden bir süreçtir. Beydeba, insanlık tarihinin her anında karşımıza çıkabilecek bütün bu mücadeleleri rivayetler aracılığıyla anlatır.

Onlardan biridir güvercinler ile avcı arasında geçen mesel. Buna göre avcının biri, önce buğday tanelerini serpiştirir; sonra da ağını atıp, güvercinlerin üşüşmesini bekler.

Yemi gören güvercinler bir anda üşüşürler. Olan olur; bu gaflet, onların hepsinin ağa düşmesine neden olur.

O sırada neşeli şarkılarla kendilerine doğru gelen avcıyı fark ederler; anlamışlardır ki tuzağa düşmüşlerdir. Başlarında tasmalı güvercin, arkadaşlarına şöyle seslenir:

BİRLİK, DAYANIŞMA, MÜCADELE

“Bu tuzaktan kurtulmanın çıkış yolu, birlik ve beraberliktir. Aranızdaki dayanışmayı bozmayın. Unutmayın ki hiç kimse yalnız başına kurtulumaz.”

Bizim bugünlerde tekrarladığımız; “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganına benziyor değil mi?

Güvercinler panik içinde sorarlar:

“Bu tuzaktan kurtulmak için ne yapacağız?”

Tasmalı güvercin yanıt verir:

“Hepimiz tek bir güvercin gibi hareket edeceğiz ve karşılıklı olarak yardımlaşacağız. Böylelikle her birimiz, diğerimiz sayesinde kurtulmuş olacağız.”

Aklı yatan olmuş; yatan olmamış. Aklı yatmayanlar daha kolay bir yol bulmak ve kendilerini kurtarmak için bireysel kurtuluş çareleri aramışlar ama oracıkta telef olmuşlar.

Aklı yatanlar, tasmalı güvercinin dediğini yapmışlar; el birliğiyle havalanıp ağla beraber uçuşa geçmişler.

Avcı zannetmiş ki ağın yükü onları düşürecek; bu nedenle onları takip etmiş. Tasmalı güvercin, yeni bir taktik geliştirerek, güvercinlerin yerleşim yerlerinden uzak bir yere doğru uçmalarını istemiş ve böylece izlerini kaybettirmiş.

Avcıdan kurtulduklarını düşündüğü an, ağları kesmek için ihtiyaç duyduğu fare arkadaşının yanına gitmişler.

Tasmalının halini gören fare, önce onu kurtarmak istemiş ama tasmalı, önce arkadaşlarını tutsak eden ağların kesilmesini istemiş. Fare de öyle yapar, tasmalı güvercin de, arkadaşları da kurtulur.

Öykü bu kadar!

Anlamına gelince…

TESLİM OLMAMAKTA, BÜTÜN MESELE

Nazım Hikmet, bir şiirinde, şöyle sesleniyor karısına:

“mesele esir düşmekte değil,

teslim olmamakta bütün mesele…”

Günümüz Türkiye’si tam da böyle bir süreçten geçiyor.

Meselde nasıl bütün güvercinlerin üzerine ağ atılıp teslim alınmak isteniyorsa; ülkemizde de halkın CHP’li olduğu için oy verdiği başkanların tümü teslim alınmak isteniyor. Hemen her belediye başkanının kendini kurtarması gerektiğine ilişkin eşi görülmemiş bir dezenformasyon yürütülüyor. Yandaş medyanın dezenformatik haberlerine bakarsanız, CHP’li başkanların kendilerini kurtarmak için adımlar attığı yazılıp çiziliyor.

Öyleleri varsa öyküdeki bireysel kurtuluş peşine düşen güvercinler gibi tek tek bitecekler; onlara üzülmeyeceğiz. Onlar, tarihe daha önce söyledikleri sözler ve sonrasında yaptıkları geri viteslerle hatırlanacaklar.

Geriye ise mücadelesini örgütlü olarak yürütenler kalacak.

Öte yandan iktidarın baskısına boyun eğip, kendi kişisel ikballerinin peşine düşenlerin ağızlarından alındığı iddia edilen cümlelerle iktidara karşı cansiperane mücadelesiyle bilinen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “çamur atmak” yarışına girildiği görülüyor.

Tarihin bu anında, bu mücadelenin başını çeken Özgür Özel’e yönelik yıpratıcı algı operasyonlarının nedeni, onun başını çektiği etkili muhalefettir. Özel’in halkta yarattığı “umut sinerjisi”, iktidarı sarsıyor; bunu iktidar da görüyor. Çankırı, Karabük ve Rize gibi küçük salonları bile doldurması beklenmeyen muhalefetin, adı geçen illerde meydanları dolduruyor olması, iktidarı korkutuyor.

İktidar da çözümü, “çamur atmak”ta buluyor. Birbirini tanıyan iki insanın, para alışverişine ilişkin iddianın, “bir poşetin içinde ve bahçe duvarı” gibi saçma sapan açıklamalarla anlatmak, haysiyet cellatlığına soyunmaktır.

İtirafçılığın da, iftiracılığın da nirvanasıdır bu yaklaşım ve en doğru karşı duruşu, İstiklal Marşının beşinci kıtasında buluruz:

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.”

Özgür Özel, iktidarın baskısına karşı mücadele ediyor. Mücadele edenin yanında durmak, ona siper olmak, tarihsel sorumluluğumuzun gereğidir.

…Ve tarih, mücadele edenleri yazar.  

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER