Selamlaşmaya yasaklamaya çalışan anlayış gücünü kimden alıyor?
SİYASETUnutulmasın ki duruşma günleri, tutuklu yargılananların bayram günüdür. Ve o bayram günü, tutuklu için salona girişiyle başlar. Solana girdiklerinden gözleri, arkaya döner ve izleyiciler arasında önce ailelerini, sonra sevdiklerini, sonra da tanıdıklarını arar. Gördüğü her bir insan için gözleri güler, yüzleri güler. Ve insani refleks ile onlara elleriyle selam verir, arada bir onlara döner dudak okuma yoluyla konuşur, konuşmaya çalışırlar. İşte dün sabah Yavuz Saltık, bu bayram anının daha ilk dakikalarında jandarmanın müdahalesiyle karşılaşıyor. Bayramı zehir ediliyor.
Aylardır beklenen İBB Davası nihayet başladı. Geride kalan 3 günde, aklımızda kalan tek şey özellikle sabahları salona sirayet eden gerginlik.
Atanmış mahkeme heyetini, bu heyetin kıdeminin böyle bir dava için yeterliliğini, mahkeme başkanının sadece şüpheli sanık olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kurduğu diyalogdaki samimi dili vs tartışmıyorum bile. Zaten bunlarla ilgili pek çok haber ve yorumu günlerdir okuyoruz.
Bu dava hukuken iddianameye sahip olsa bile işleyen süreç, hedef alınan siyasi aktörleri ile düşünüldüğünde davanın siyasi olduğu çok açıktır. Ve bu siyasi davanın tek hedefi İmamoğlu’nun siyaseten tasfiye etmektir.
Nitekim, gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra, İmamoğlu’a ait tüm görselleri, sesleri toplumsal alanda yasaklama, sosyal medya hesaplarının kapatma yoluna gittiler.
Aynı anlayış, duruşmanın ilk günü de tekrarlandı.
Savuma sıralamasında tutuklu 107 kişiden içinde sondan ikinci sıraya koydular.
İlk gün söz alma çabasına karşı mahkeme başkanı önce solonu boşaltma sonra ara verme yoluyla karşılık verdi.
Ama beni asıl düşündüren, duruşma salonunda yaşananlar.
Anne, babalarını sahiplenen aile fertleri, çocuklarıyla gurur duyan anne, babalar. Hiç kimse sevdiklerinin içerde olmasından utanmıyor.
Ama tek tek insan hikayeleri içini burkmuyor değil.
SEVDİKLERİNE SELAM VERME!
Dün Muhtarlıklar İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık, salona girdiğinde insani bir refleksle seyirciler arasında olan ailesi ve sevdiklerine el sallayarak selamlamasına salonda görevli jandarma izin vermemiş.
Jandarma bunun için Saltık’a fiziki müdahalede bulunmuş. Diğer sanıklar ve avukatların sert itirazı üzerine geri adım atılmış.
Bu yazıyı okuyanlar arasında tutuklu yargılananlar bilecektir; her duruşma günü, tutuklular için kendilerini mahkemede savunmak kadar o gün ailelerini, sevdiklerini, tanıdıklarını ve İBB Davası gibi kalabalık dosyada arkadaşlarını görecekleri için bayram günüdür.
Her tutuklu, mahkemeden iyi hal indirimi almak için değil, ailelerinin, sevdiklerinin kendilerini güçlü, dirençli görmeleri için duruşma öncesi berbere gitmek için dilekçe verir, traş olur ve o gün en güzel kıyafetlerini giyer.
Sonuçta unutulmasın ki duruşma günleri, tutuklu yargılananların bayram günüdür.
Ve o bayram günü, tutuklu için salona girişiyle başlar. Solana girdiklerinden gözleri, arkaya döner ve izleyiciler arasında önce ailelerini, sonra sevdiklerini, sonra da tanıdıklarını arar. Gördüğü her bir insan için gözleri güler, yüzleri güler. Ve insani refleks ile onlara elleriyle selam verir, arada bir onlara döner dudak okuma yoluyla konuşur, konuşmaya çalışır.
Bütün bu anlar, tutuklu yargılananların en mutlu zamanlarıdır.
Aylardır tutuldukları hücreden çıkmış, dokunamasalar da sevdikleriyle aynı havayı solondadır sonuçta.
İşte dün sabah Yavuz Saltık, bu bayram anının daha ilk dakikalarında jandarmanın müdahalesiyle karşılaşıyor. Ailesinin, sevdiklerinin önünde.
DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMA
Peki jandarma bu gücü kimden alıyor?
Mahkemede güvenliği sağlayan amirinden mi?
O mahkeme salonunun tüm sorumluluğu mahkeme heyetindedir ve yetkili tüm güvenlik görevlileri ancak mahkeme başkanından alacakları emir ile hareket ederler.
Saltık’a yönelik müdahale sonrasında Mahkeme Başkanı’nın açıklamasından böyle bir yasak olmadığını anlıyoruz.
O zaman Saltık’a müdahale eden jandarma, bu cüreti kimden alıyor?
Bu soruyu düşündüğümde okuyup yazdıklarımdan olsa gerek aklıma Hitler dönemi geliyor.
Nazilerin hukuk şefi ve sonradan Adalet Bakanı olan Dr. Hans Frank, o dönem yargıçlara sadakat yemini ettirdikten sonra, onlara şöyle dediği yazılır; “Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: Benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi?” (W. Shirer, 1970, s. 426).
Bugün Türk yargısı için böyle bir ithamda bulunmak elbette haksızlık olur.
Ama şunu söylemek mümkün, her kademede farklı sorumlular ülkenin içinde bulunduğu siyasi iklimden hareketle kendilerine durumdan vazife çıkarması her an mümkün.
Dün mahkeme salonunda Yavuz Saltık’ın ailelerine, sevdiklerine el sallayarak selam vermesini engelleme girişimi işte böyle bir durumda vazife çıkarma girişiminden başka bir şey değildir ve tehlikelidir.
Neden mi?
KATIRCIOĞLU’NUN ÖNEMLİ HATIRLATMASI
Tehlikelidir çünkü, bu tür durumdan vazife çıkarma girişimleri toplumdaki zihni bölünmenin işaretidir.
Dün bu sayfada hocam Erol Katırcıoğlu çok önemli bir yazı yazdı.
İç cephenin, ortak biz olmanın nasıl olabileceğini değerlendirdiği yazısında Katırcıoğlu’nın şu tespiti önemlidir; “toplumsal çatışma ve kutuplaşma konularında uzman iki akademisyen Debraj Ray ve John Esteban’ın görüşlerini. Bu uzmanlar diyorlar ki 1) bir toplum gruplara ayrılmışsa, 2) gruplar kendi içlerinde “yek vücut” olmuşlarsa ve 3) grupların aralarında farklılıklar keskinleşmişse, o toplumda çatışma artık bir sapma değil yapısal bir olasılıktır.”
Önemlidir çünkü bu tespit, yukarıda örneklediğim gibi toplumsal kutuplaşmanın yapısal olduğunun ve iç cephenin bu yapısal krizleri çözmeden sağlanamayacağını söylemektedir.
Diğer yandan biliyoruz ki iktidar için iç cephe, siyasal ve toplumsal muhalefetin kendilerinin çizdiği siyasal alana tabi olması, bir anlamda teslim olmasıdır.
Bu ikna etmeyi dışlayan ve tabi kılmaya davet eden bir siyasallaşmasıdır.
Erdoğan’ın Özel’e yaptığı “Ankara merkezli siyaset çağrısı” da bunun ifadesidir.
Oysa Türkiye olarak ihtiyacımız, iktidarın tüm siyasi ve toplumsal muhalefeti kendi siyasi çizgisine yedeklemek değil, eş düzeyli bir ilişki kurmak, diyalog süreci başlatmak ve ortak bir gelecek hayalinde uzlaşabilmektir.
İlginizi Çekebilir