Romanya Yazıları (1): Economist toplantısından
EKONOMİLetta'nın verdiği "140 milyar doların %80'inin ABD'de iş gücü yaratması" detayı, Avrupa'nın stratejik özerklik tartışmalarını ne kadar iyi anladığınızı ve aktardığınızı gösteriyor.. Nobelli Daron Acemoğlu’ndan yapay zekâ ve liberal demokrasi uyarısı: 'Yapay zekâ büyük kaoslar getirebilir ancak çözüm hâlâ güçlendirilmiş liberal demokraside.' Dünyanın devasa krizleri ve yapay zekâ devrimini tartıştığı Bükreş zirvesinden, Türkiye'nin vize kuyruklarına uzanan hüzünlü bir panorama.
Economist’in Bükreş’te üç gün süren toplantısı esasen Güneydoğu Avrupa’nın sorunlarını merkeze alsa da, zaten toplantının başlığı “Güneydoğu Avrupa’nın bir sonraki büyük atılımı” diye çevrilebilir, beşinci senesine giren Rusya-Ukrayna ve Amerika-İsrail’in başlattığı henüz birkaç haftalık İran savaşının gölgesinde gerçekleşti.
Açılış konuşmasını Güneydoğu Avrupa’nın en büyük ülkesi Romanya’nın Cumhurbaşkanı yaptı, Başbakan ve Başbakan Yardımcısı dahil Romanya kabinesi neredeyse bu toplantıya katılmıştı ama komşu ülke Moldova da devlet başkanı düzeyinde temsil ediliyordu, başka devlet başkanları da vardı.
Tabii ki bölge ülkelerinin esas gündemi Rusya’nın işgaliyle başlayan ve bir süredir düşük yoğunluklu hale gelse de ufukta sona ermesi mümkün görünmeyen savaştı, Ukrayna düşerse, daha doğrusu, Rusya, Ukrayna’da bir başarı elde edebilirse bunun nedense daha sıklıkla konuşulan Baltıklardan önce Moldova, Romanya gibi ülkeleri etkileyeceği görüşü hakimdi.
O yüzden de NATO’nun geleceği, gücü ve kapasitesi konuşmaların önemli bir bölümünü içeriyordu.
Diğer bir çarpıcı başlık da özellikle enerji krizinin yol açtığı sorunlardı.
Enerji krizi diyerek kastedilen, İran’ın savaş yüzünden Hürmüz Boğazını kapatması gibi gözükse de bundan ibaret değil çünkü bir, Ukrayna’nın Rusya’nın petrol rafinerilerini vurması, iki, Irak gibi birçok tedarikçinin şok etkisi yaratan bir talep daralmasıyla karşı karşıya kalması genel arzın bir süre eskiye dönemeyeceğini gösteriyordu.
Bu da, Avrupa’nın unuttuğu enflasyonun hortlaması demekti.
Peki, bir ülkede enflasyon belasıyla kim başa çıkar?
Merkez Bankası.
Sanırım bu yüzden, toplantının ilk konuşmacıları Romanya ile Yunanistan’ın Merkez Bankası Başkanlarıydı.
Romanya Merkez Bankası Başkanı Mugur Isarescu’nun otuzaltı senedir guvernörlük yaptığını öğrendim, Çavuşesku’dan sonra bu göreve gelmiş, o gün bugün Merkez Bankası’nı yönetiyor.
Romanya’nın enflasyonu mukayeseli baktığımızda yüksek de olsa “tek hanede”, yani bizim hedeflerimizin değil, hayallerimizin ötesinde.
İktidarlar değişmiş, birçok badirelerden geçilmiş ama Merkez Bankası Başkanı yerinde kalmış, sadece bir sene, 1999’la 2000 arasında Başbakanlık yapmış ve sonra yeniden eski görevine dönmüş, Isarescu, görebildiğim kadarıyla, Romanya siyasetinde en büyük saygıyı gören isimlerin başında geliyor.
Yunanistan’ın guvernörü Yannis Stournaras da farklı değil; eski Finans Bakanı, oniki senedir Merkez Bankası’nın başında.
Türkiye’de Merkez Bankası Başkanı’nın ortalama görev süresi beş yılı bile bulmuyor, hatta bir ara, işte o absürt “nas ekonomisi” günlerinde, “laf dinlemedi” diye işten alıvermek sıradanlaşmıştı.
Romanya, Çavuşesku’dan Avrupa Birliği’ne girerek yaşam kalitesini yükseltti; biz kayıp onyılları geride bıraktığımızı sanırken bir türlü kendimizi hâlâ vize kuyruklarından kurtaramadık -bırakın üyeliği.
Çin’den Amerika’ya, Macaristan’dan Hindistan’a küresel bir “Tek Adamlar Çağı” yaşansa da Economist toplantını bu gidişatın ille de böyle olması gerekmediğine dair bir manifestoydu adeta, Nobelli Daron Acemoğlu, alkışlar içinde tamamladığı konuşmasında krizlerin en büyüğü olarak gördüğü “liberal demokrasinin krizini” tartıştı.
Liberal demokrasinin bittiği, çözüm üretme beceresini kaybettiği söylemlerine karşı çıktı; liberal demokrasinin bütün eksiklerine rağmen insanlığın en yüksek verim elde ettiği, en iyi yönetim biçimi olduğunda ısrarlıydı, ama denetimsiz ve geometrik büyüyen yapay zekânın büyük kaoslar getirebileceğinden de kaygı duyduğunu saklamadı.
Acemoğlu iyi ve çok üretken bir akademisyen olmasının yanısıra iyi de bir hatip, liberal demokrasiyi tutkuyla savunması ve geleceğin “güçlendirilmiş liberal demokraside” olduğunu söylemesi bence önemliydi.
(Bilgehan Uçak Daran Acemoğlu ile)
Ama toplantıda beni en etkileyen konuşmacı, eski İtalya Başbakanı Enrico Letta oldu.
AB’nin talebi üzerine “Tek Pazar” konusunu ele alan bir rapor yazan Letta, konuşmasında, milliyetçiliğin Avrupalılık bilincinin önündeki temel engel olduğunu ve Avrupa’nın küresel rekabette geri kalmasının özünde bu zihniyet dönüşümünü gerçekleştirememesinin yattığını söyledi.
Yapay zekâ yeni bir şey, ama bayraktarlığını Avrupa yapmıyor, en büyük yatırımlar ABD ile Çin’de.
Neden böyle olduğunu sordu Letta.
ABD’nin büyük şirketler, Çin’inse devlet eliyle devasa yatırımlar yaptığını söyledikten sonra Avrupa’nın büyük bir fırsat kaçırdığını ifade etti.
Avrupa’daki ülkelerin “küçükler ve küçük olduğunu bilmeyenler” diye ikiye ayrıldığını söyleyen Letta, karşılaştırmanın her zaman ABD, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle yapılması gerektiğini, Avrupalı devletlerin birbirileriyle rekabet etmesinin aslında çok da mantıklı olmadığını anlattı ve ABD’nin küresel finans sisteminde lider olduğu için her alanda başı çektiğini gösterdi.
Letta, yerel düşünmenin küçük kalmak anlamına geldiğini, bunun da ne iş gücü ne de yatırım açısından çekici olduğunu, işte yapay zekâ gibi yeni bir sektörde bile en iyi eğitimli insanların ABD’ye gittiğini hatırlattıktan sonra, AB’ye üye 27 ülkenin rekabette başarılı olabilmesinin yegâne koşulunun bu bölünmüşlüğe son vermesi olduğunu muhteşem bir örnekle izah etti.
Neydi bu örnek?
Airbus.
Peki, ne oldu da Avrupa’nın Airbus’u Amerika’nın Boeing’ini geride bırakabildi?
Letta, bu başarının sebebinin Airbus’ın hiçbir Avrupa devletinin malı olmamasına bağlıyor, Airbus, “Avrupa’nın ortak malı” olduğu için çok değerli.
Avrupa’nın en büyük açmazı, Airbus gibi bir başarı örneği ortadayken hemen tüm konularda bu örneğin izinden gidememek, kendi içinde rekabet etmekten küresel rekabette hep geri düşmek.
“Bayraklar kalsın, ama birleşmenin gücünü fark edin,” dedi Letta, “birleşmek, maliyetlerin düşmesi ve kapasitenin yükselmesi demek.”
Avrupa’yı uzun uykusundan uyandırdığı için Trump’a medyun-u şükran olması gerektiğini söyleyen Letta, savunma sanayinin krizini de Avrupalı düşünmeyi engelleyen yerel zihniyete bağladı.
Ukrayna işgal edildiğinde Avrupa’nın “hemen” müdahale etmesi gerekiyor ya, Avrupa böyle bir hıza hazır değil, Avrupa’nın ortak bir savunma gücü oluşturabilmek için beş ya da on senelik bir vadeye ihtiyacı var.
İyi de, bekleyecek vakit yok, ne yapacaksın?
Derhal NATO’yu devreye sokacaksın, yani ABD’ye koşacaksın.
Rusya işgali başlayınca olan da buydu ama sonuçları çok çarpıcı.
Letta, Avrupa’nın Ukrayna’yı savunarak doğru bir pozisyon aldığını, bu desteğin sürmesi gerektiğini söyledikten sonra birkaç rakam paylaştı.
Ukrayna’ya destek vermesi için Avrupalı vergi mükellefinden alınan 140 milyar doların yüzde 80’i Amerika’da iş gücü yaratmış.
Letta işte bu asimetriye karşı çıkıyor.
Dahası, Trump, Grönland’ı istediğini söyleyince Avrupa’yı bir telaş almıştı, ABD, Danimarka’nın egemenlik hakkını ihlal ederse ne yapılacaktı?
Grönland nasıl savunulacaktı?
Zira, Ukrayna yardımında olduğu gibi, Avrupa’nın NATO’suz bir güç toplaması için senelere ihtiyacı vardı.
NATO uçakları havalansın, desen, başında ABD var, silahları kullanmak istesen hepsi ABD menşeli, mümkün değil.
O yüzden Avrupa devletlerinin rekabette güçlü, savunmada caydırıcı olabilmesi için mümkün mertebe biraraya gelmesi gerekiyor.
Letta’nın raporu bunu açıkça ortaya koyuyor.
Ama bu yerel bakış, hâlâ geçerli.
Letta başından geçen bir olayı anlattı.
Madrid’de üniversitede ders verecek, ev tutmuş, evin enerji sistemiyle ilgili bir değişiklik yapacak ama bir türlü olmuyor çünkü AB vatandaşının yazılı hakkı olmasına rağmen İspanya’daki sistem bu değişikliğin yapılabilmesi için İspanyol bir banka hesabıyla İspanya koduyla başlayan bir telefon numarası talep ediyor.
Yoksa olmuyor.
Airbus örneğine atıfta bulunan Letta, mecburen bir hesap açtırdığını ve yeni bir numara aldığını anlattı, daha önce yine mecburiyetten Fransa’da da bir hesap açtırmış, böylece, üç ülkede hesabı olmuş.
Avrupa’nın bu zihniyetle küresel piyasada rekabet edemeyeceğini söyledi.
Konuşmasının sonunda iki sayı verdi: “28” ve “51”.
ABD, malum elli eyaletten -aslında “devlet”ten- oluşuyor ve Trump neredeyse günaşırı 51. eyalet için Kanada, Panama, Grönland gibi yerlerin adını sıralıyor.
Ama hiçbiri 51. olmak istemiyor, diyor Letta, bir umut kıvılcımı yakmak istercesine.
27 üyeli AB’ye 28. olabilmek içinse büyük bir sıra var, en yakın aday İzlanda, 2029’daki referandum sonrasında İzlanda üye olacak gibi gözüküyor, belki ileride Norveç, tabii Karadağ’dan, Sırbistan’dan Türkiye’ye çok sayıda ülke AB’ye üye olma hedefini koruyor.
Böyle toplantılara katıldıkça insan biraz üzülmüyor değil.
Dünya neleri tartışıyor, biz nerelerde debelenip duruyoruz…
İlginizi Çekebilir