© Yeni Arayış

Petrol Krizi

Petrol konusunda Ortadoğu’dan gelen akışa bağımlı olan Avrupa’ya karşılık kendi petrol rafinerileri bulunan bir ABD vardı. Bu da ekonomik ve ticari dengeleri alt üst ediyordu. Daha yıkıcı etkileri Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde görüldü. Aslına bakarsanız ne Türkiye, ne de pek çok gelişmemiş ülke, Arapların doğrudan hedefi değildi. Ancak Avrupa’nın yaşadığı sıkıntılar kartopu gibi büyüyerek bu ülkeleri vurdu.

ABD ve İsrail’in, İran’a müdahalesiyle dünyanın başlıca ana gündem maddelerinden birisine dönüştü petrol. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle yükselen fiyatlar, daha şimdiden büyük bir problem haline geldi.

Her ne kadar son günlerde sorunun çözülebileceğine dair bazı sinyaller verilse de savaşın uzaması halinde dünya ekonomisini olumsuz etkilenmesi uzak bir ihtimal sayılmaz. Haliyle bu tür konularda buluttan nem kapan ülkemiz açısından etkilerin biraz daha şiddetli hissedilebileceğini öngörmek güç değil.

Aslına bakarsanız dünya ekonomisi ve keza Türkiye, petrol kaynaklı şoku ilk kez yaşamıyor. Benzer bir tablo, yaklaşık yarım asır önce de karşımıza çıkmıştı. 1973 yılında küresel ekonominin ciddi sarsıntı geçirmesine sebebiyet veren büyük bir petrol krizi meydana gelmişti.

Arap ülkelerinin uyguladığı ambargo nedeniyle petrol fiyatları bir anda dört-beş kat artmış, üretim düşmüş, enflasyon yükselişe geçmiş ve işten çıkarmalar görülmüştü. Petrolün ne denli stratejik bir araç olduğu da ilk defa bu kadar açık biçimde test edilmişti.

Hatta öyle ki Superstar Ajda Pekkan “Aman petrol, canım petrol” diye şarkı bile seslendirmişti.

Bugün yaşananlar beni ister istemez 1973 yılındaki petrol krizine götürdü.

Petrol ihraç eden Arap ülkeleri, 1973 senesinde aldığı bir kararla İsrail’i destekleyen ülkelere karşı ambargo uygulamaya başladı. Bütün dünyayı sarsan petrol krizinin habercisi bu karardı.

Arap ülkelerinin aldığı kararın arkasındaysa uzun yıllara dayanan bölgesel ve küresel gerilimler yatıyordu. İsrail, kurulduğu andan itibaren bölge ülkeleriyle büyük sorunlar yaşamıştır. Müslüman devletler, bulundukları coğrafyada İsrail’in varlığına karşı çıkarken İsrail de bölgede son derece hırçın ve agresor politikalar izlemiştir.

Dolayısıyla Ortadoğu’da çatışmalar kaçınılmaz olmuştur. İsrail kurulduktan sonra izleyen on yıllarda sürekli savaşlar görülmüştür. ABD başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi İsrail’in arkasında durmuştur.

Bir müddet sonra batı dünyasının İsrail’e desteğini kesmek isteyen bölge ülkeleri, ellerindeki en güçlü silah olan petrolü kullanmaya karar vermiştir. Gelişmiş batılı ülkeler, Ortadoğu petrolüne önemli ölçüde bağımlıydı.

Petrol tedarikinde yaşanabilecek sıkıntılar, ekonomilerini zora sokabilirdi.

Bunu değerlendiren Arap ülkeleri, önce petrol üretimi düşürme politikası izledi. Arkasından İsrail’i destekleyen bütün devletlere petrol ambargosu koyuldu. Bu noktada büyük bir petrol krizi patlak verdi. Özellikle Avrupa derinden etkilendi.

Sadece petrolün bulunamaması ve fiyat artışları değil, ABD ile rekabet şansı da kalmadı.

Petrol konusunda Ortadoğu’dan gelen akışa bağımlı olan Avrupa’ya karşılık kendi petrol rafinerileri bulunan bir ABD vardı. Bu da ekonomik ve ticari dengeleri alt üst ediyordu.

Daha yıkıcı etkileri Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde görüldü. Aslına bakarsanız ne Türkiye, ne de pek çok gelişmemiş ülke, Arapların doğrudan hedefi değildi. Ancak Avrupa’nın yaşadığı sıkıntılar kartopu gibi büyüyerek bu ülkeleri vurdu.

Çünkü gelişmemiş ülkelerin ham madde ve pek çok mamul mallarda Avrupa’yla ciddi bir trafiği vardı. Avrupa’da petrol krizi kaynaklı fiyatlar yükselince, gelişmemiş ülkeler mal satın alabilmek amacıyla daha fazla dövize ihtiyaç duymaya başladı. Bu da borçlanma, yüksek faizli kredi, ekonomik darboğaz ve cari açık anlamına geliyordu.

Türkiye de bundan nasibini aldı elbette.

Ancak daha beteri Demir Perde gerisinde kalan ülkelerde görüldü. Sovyet Rusya’nın nüfuz sahasındaki Doğu Avrupa ülkelerinde, o zamana kadar yerleşik hale gelmiş hâkim bir anlayış vardı. Komünist rejimlerin, kapitalist batı dünyasına özgü krizlerden etkilenmeyeceğini değerlendiriyorlardı.

Gelgelelim petrol krizi bütün büyüyü bir anda bozdu. Çünkü Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomileri darmaduman olmuştu.

Gerçi pek çok Doğu Avrupa lideri sorunların kaynağının “dış güçler” olduğunu anlatmıştı. Ama Komünist rejimlerin çözülmesini gene de önleyemediler.

Avrupa’daysa kapital doğası gereği kendi kendisini tüketmeyeceğinden bir süre sonra toparlanmalar görüldü. Yeni ekonomik düzenleme ve tedbirlerle düzlüğe çıkıldı.

Olan sermaye birikimi yetersiz, kırılgan ekonomilere sahip ülkelere oldu.

Umarım savaş daha fazla büyümez.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER