Özgürlük: İtaat despotizmine bir meydan okuma
SİYASETİnsan gerçekten özgür olmak mı ister, yoksa güvenli bir itaati mi tercih eder? Bu soruya vereceğimiz cevap, hayatımızın tamamını belirlemektedir. Özgürlük, herkesin hoşuna giden bir değer ve deneyim değildir. Özgürlük, yalnızca onu taşımaya cesaret edenlerin yaşayabileceği bir varoluş biçimidir.
Birey olmak, doğuştan sahip olunan bir insani düzey değildir. İnsan doğulur, birey olunur. Doğarken bedenimiz vardır, dünyaya açık bir aklımız vardır. Doğarken kim olduğumuza dair hazır bir paketle dünyaya gelmiyoruz. Doğduğumuz andan itibaren din ve milliyet adı altında kim olduğumuza dair gömlekler hemen bize giydirilmektedir. Birey olmak, verilmiş olanı kabul etmek değildir. Birey olmak, verilmiş olanı aşmaya, ona karşı durmaya cesaret etmektir. Birey olmak için çaba sarf etmediğimiz takdirde, sadece var oluruz. Birey olmak için çaba sarf etmeyen kişilere, yaşamak, düşünmek ve özgürleşmek yasaktır.
İnsanların büyük bölümü, hayatlarını başkalarının oluşturduğu çerçevelere ve kurgulara göre yürütür. Kişiler, başkalarının çerçevelerine göre yaşamayı, eksiklik olarak değil, güvenlik olarak yaşarlar. Hazır rotalar, tanıdık kurallar, ezberlenmiş doğrular, sorgulanmayan kimlikler, aşkın kaynaklar, doğmatik inançlar… Bunların hepsi, kişileri rahatlatabilir. Düşünmenin en sinsi düşmanı, konformizmdir. Birey olmanın gerçek arayışı, kendi yönünü bulmakla başlar. Birey olma arayışı, çoğu zaman yalnızlıkla, acıyla ve belirsizlikle doludur.
Farkındalık, özgürlüğün ilk kıvılcımıdır. Ama farkındalık tek başına işe yaramaz. İnsan kendi zincirlerini gördüğünde sorular başlar: “Ben kimim? Neden itaat ediyorum? Hangi değer bana ait, hangisi bana giydirildi?” Bu sorular, sıradan meraklar değildir. Bu meraklar, ontolojik depremlerdir. Bu sorular, ruhun varoluşunu sarsan sorulardır. Sorgulayan insan, artık eski insan değildir. Sorgulama, konformizmin sonu, özgürlüğün başlangıcıdır.
Farkındalık, önemlidir, ama yeterli değildir. Görmek, her zaman değiştirmek demek değildir. İnsan kendi bağımlılıklarını fark edebilir, ama onlardan kopamayabilir. Kopuş için cesaretin devreye girmesine ihtiyaç vardır. Cesaret, sadece risk almak değildir. Cesaret, kendi iradesini başkalarının beklentilerine kurban etmemektir. Cesaret yoksa farkındalık, sadece rafine bir bilginin ötesine geçmez. Bilmek, özgürlük değildir. Bilmek, pratiğe dönüştüğünde hayat kazanmaktadır.
Özgürlüğün rehberi, akıldır. Özgürlüğün yönü, ahlaktır. İnsanüstü ve ötesi olduğu vehmedilen aşkın olduğuna inanılan yüce otorite olarak konumlandırılan kurgular ve doğmatizmler, insanın rehberi ve yönü olamazlar. Aklın alternatifi yoktur ve aklın üstünde olan bir kaynak yoktur. Akıl, seçenekleri görür, sonuçları hesaplar, riskleri tartar. Ahlak ise bu seçeneklerin hangisinin yaşanmaya değer olduğunu sorar. Aklın bir hesap makinesi olarak kullanılması çok tehlikelidir. Aklın yalnızca bir hesap makinesi gibi kullanılması, yeni bağımlılık biçimlerini üretebilir. Akıl, zincirleri fark ettirebilir; ama aynı akıl, görünmez zincirler de kurabilir. Daha sofistike, daha ikna edici, daha güncel zincirlerin kurulması için aklın araç olarak kullanılması, çok ciddi bir tehlikedir. Akla dair her şeyin her zaman için sorgulanması, insan için varoluşsal bir ihtiyaçtır.
İtaat, insan doğasının parçası değildir. İnsan, itaate şartlandırılmaktadır. İnsana itaat öğretilmektedir. Korku, alışkanlık, gelenek ve güven çerçeveleri, insanı görünmez zincirlere mahkum etmektedir. Belirsizlikten korkan insan, çareyi otoriteye sığınmakta bulur. Yalnız kalmaktan korkan insan, kalabalığın doğru kabul ettiği yalanlara ve yanılgılara tutunmaktadır. Yanılmaktan korkan insan, kendisine söylenen yalanları tekrar eder. İçeriden ve dışarıdan birçok şey, itaati besleyebilir, büyütebilir ve derinleştirebilir. İçeriden ve dışarıdan beslenen itaat, çok tehlikeli bir kölelik biçimidir.
İtaatin insanı koruduğuna dair çok yaygın ve köklü bir yanılgı vardır. İtaat, insanı korumamaktadır. İtaat, insanı kendisinden uzaklaştırmaktadır. İtaat, güven hissi verebilir. Sahte güvenlik duygusunun maliyeti, insanın düşünemez hale gelmesidir. Güvenlik hissinin, düşünmenin yerini alması çok tehlikeli bir durumdur. Güvenlik için özgürlüğünden vazgeçen insan, özgürlüğüyle birlikte kendi olma ihtimalini ve imkanını da kaybetmektedir.
Özgürlük ile itaat arasındaki ilişki sanıldığı kadar basit değildir. Her itaat, kölelik değildir. Her itaatsizlik de özgürlük değildir. Bilinçli itaat mümkündür. İnsan kendi değerleriyle çelişmediği sürece, seçerek ve fark ederek itaat edebilir. İnsanın kendisiyle bağı kopmuşsa, itaat sadece teslimiyettir. Özgür birey, itaat ettiği şeyi de sorgulayan bireydir. Kör bağımlılıkla bilinçli bağlılık arasındaki fark, tam da burada belirmektedir.
Günümüzde özgürlük duygusu şişirilmekte, ama özgürlüğün özü boşaltılmaktadır. Bugün sınırsız seçenekler sunulmaktadır. Sınırsız seçeneklerin varlığı, gerçek bir özerklik anlamına gelmemektedir. Sınırsız seçenekler, yönlendirilmiş tercihler olarak dayatılmaktadır. Bize açıkça emretmeyen algoritmalar, popüler kültür ve tüketim düzeni, daha sinsi bir yol izlemektedirr: İstettiriyor. İstemek ile istettirmek aynı şey değildir. Artık kimse bize “bunu yap” demiyor. Bize “bunu iste” deniyor. Ve biz, özgür olduğumuzu sanıyoruz.
Tüketim kültürü, sürekli olarak devrededir. Bize sürekli seçim yapma imkânı sunuyor gibi görünen tüketim kültürü, sinsi bir düzen ve endüstridir. Tüketim kültüründe çoğu zaman seçim yapan biz değiliz. Tüketim kültüründe seçimlerimizi önceden tasarlayan bir düzen vardır. Ürün alırken kimlik aldığımızı sanmakta, tarz seçerken kendimizi kurduğumuzu düşünmekte, beğeni toplarken özgürleştiğimize inanmaktayız. Bu düzende, ihtiyaçlarımızı karşılamamakta, bize dayatılan arzuları tüketmekteyiz. Tüketim kültüründe özgürlük hissimiz artmakta, ama bağımlılıklarımız daha da derinleşmektedir. Bağımlılık, özgürlük değildir.
Özgürleşme yalnızca bireysel bir yolculuk değildir. Özgürlük arayışı, toplumsal koşullardan bağımsız değildir. Baskıcı bir ortam, insanın kendi sesini duymasını engellemektedir. Eğitim sistemi, aile yapısı, kültür, dinî ve siyasal otoriteler, bireyin ufkunu daraltabilir veya genişletebilir. Özgür birey olma arayışında belirleyici olan, dış baskının büyüklüğü değil, içerideki uyanıklığın gücüdür. Özgürlük, dışarıdan gelmez. Özgürlük, kendi içimizde filizlenen en değerli çiçektir.
Kendi olmak, başkalarının dayattığı kimlikleri sorgulamaktır. Kendi olmak, kalabalığın huzuruna boyun eğmemektir. Kendi olmak, kendi hakikatini savunmaktır. Özgür insan, uyumlu insan değil, bilinçli insandır. Özgür insan, seçimlerinin sorumluluğunu taşır. İtaat eden insan, çoğu zaman sorumluluğu başkasına devreder. “Bana böyle söylendi” cümlesi, özgürlükten kaçışın en eski mazeretidir. Özgürlük, sadece istediğini yapmak değildir. Özgürlük, seçimlerinin sorumluluğunu taşımak, görünmez zincirleri fark etmek ve onlara karşı direnç geliştirmektir. Özgürlük, kolaylık ve rahatlık değildir. Özgürlük, akıl ve cesaret gerektirir.
İnsan özgürlüğü arzular, ama çoğu zaman ondan kaçar. Özgürlük yalnızca imkân değildir. Özgürlük, yük, sorumluluk ve yalnızlıktır. Geçici bir kurtuluş sunan itaat, ama çoğu zaman daha derin bir kaybın başlangıcıdır. Özgürlük, yükün farkında olarak yürümek, yalnızlığı göze almak ve kendi yönünü takip etmektir. Cesaret etmeden özgürlük yoktur. Akılsız özgürlük, sadece bir savrulmadır. Özgürlük, aklın, ahlakın, farkındalığın ve cesaretin ortak ürünüdür.
İnsan gerçekten özgür olmak mı ister, yoksa güvenli bir itaati mi tercih eder? Bu soruya vereceğimiz cevap, hayatımızın tamamını belirlemektedir. Özgürlük, herkesin hoşuna giden bir değer ve deneyim değildir. Özgürlük, yalnızca onu taşımaya cesaret edenlerin yaşayabileceği bir varoluş biçimidir.
İlginizi Çekebilir