© Yeni Arayış

Özelleştirme bir akreptir, cebimize giren…

Bu “Deli Dumrul Düzeni”, yeni yöntemlerle sürdürülmek isteniyor. CHP’nin ortaya çıkardığı ve iktidarın halktan gizlediği ikinci özelleştirme planına göre yedi otoyolun yedisini de 25 yıllığına özelleştirilecekmiş. İktidar, toplumun algısını yöneterek, dikkatleri başka noktalara çekiyor ve kurtuluşun bu düzenin devam etmesinde olduğu yanılsamasını yayıyor ve umutsuzluğu körüklüyor. Körüklediği umutsuzluğa yenik düşmemek, cebimize uzanan akrebi def etmek bizim elimizde.

Gündelik hayatımızın seyri açısından iki deyim anahtar deyim var.

Aralarında diyalektik bir ilişki olduğuna inandığım bu deyimlerden birincisi “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür”; diğeri de, “et tekrarı ahsen, velev kane 180”dir.

İlki unutkanlığa işaret eder; ikincisi ısrarlı anımsatmanın önemine.

Örnek mi istersiniz?

Hatırlar mısınız; “ben zaten elli liralık alıyorum, zam beni etkilemez” denirdi bir zamanlar.

Unutturuldu değil mi?

Unutturuldu çünkü günü kurtarmak ve toplumun algısını yönetmek üzere “icat edilmiş” bir replikti. Az akaryakıt alanın zamdan etkilenmeyeceği algısını tahkim etmekti amacı. Müstehzi gülümsemelerimiz arasında unutturuldu gitti; çünkü artık bir litrenin fiyatı bile 50 lirayı geçti.

Konu ne zaman artık tarih olmuş bir vakıaya gelse, “unutursan, yenilirsin” derim ve bu nedenle ısrarla ve inatla hatırlatmanın bir boyun borcu olduğuna inanırım. Bu nedenle de “et tekrarı ahsen, velev kane 180” sözünü anımsatırım.

Bıktırıcı gibi gelebilir ama değil; hele hele toplumsal sorunları gündeme getiriyorsanız, anımsatmak, bir ihtiyaçtır. Anımsatma ısrarından vazgeçildiği vakit, toplumun algısına müdahale etmek üzere kurumlar kurmuş iktidarın eli güçlenir.

ALGINIZI YÖNETİN, YOKSA SİZİ YÖNETİRLER

Neden böyle oluyor peki?

Bu bir algı yönetimi sürecidir; toplumun zihnini açabilecek bir karşı duruşunuz ve kendi algınızı kendi yönetme iradeniz söz konusu değilse önce algınızı, sonra da sizi ve dahil olduğunuz bütün toplumu yönetirler.

Tıpkı bugünkü iktidarın yaptığı gibi…

İktidar, kitle iletişim araçları aracılığıyla toplumu, önüne konulana rıza gösteren, kendi hayatını derinden etkileyen kararlara karşı “bana neci” hale getirmekte hiç de zorlanmıyor.

Neden mi?

Algı yönetim alanında iktidarı yalnız bırakıyoruz da ondan… Algıların karşısına olguları çıkartmakta kararlı, dirayetli ve iradeli davranmadığımız için…

Ernest Bloch, “düşünmek, sınırları aşmaktır” der, “Umut İlkesi” kitabının önsözünde.

Bu söz, toplumun, zihinsel sınırlarının aşılmasına ihtiyaç olduğuna işaret ediyor.

Nasıl aşacağız zihinsel sınırlarımızı?

Bloch’un dediği gibi düşünerek…

Otomobil için Çanakkale köprü ve otoyolu ücreti geçişi bin TL’nin üzerinde. Osmangazi köprü geçiş ücretiyse an itibariyle bin TL civarında.

“Bana ne, ben geçmiyorum ki geçen ödesin” diyorsanız, iktidarın yönettiği algının nesnesi haline gelmişsiniz demektir.

Örneğin Çanakkale köprüsü ve otoyolu için günlük 45 bin araç geçiş ve araç başına da 15 euro + kdv güvencesi verilmiş durumda. Ayda 1 milyon 350 bin araç sözü ve bunun karşılığında da 20 milyon 250 bin Euro ödenecek.

Bizim paramızla aylık 1 milyarı geçiyor yani.

Sahi kaç emekli maaşı eder bu?

Tamı tamına 50 bin 625 emekli maaşına denk geliyor bu miktar. 12 ay boyunca ödenen miktar ise 607 bin 500 emekli maaşını aşıyor.

ÖZELLEŞTİRMENİN ELİ, SENİN CEBİNDE

Şirketin Çanakkale köprü ve otoyolunu 12 yıl boyunca işleteceği düşünülürse bu rakam gelip 7 milyon 290 bin emeklinin maaşını buluyor. An itibariyle emekli sayımızın 17 milyon 700 bin olduğu düşünülürse yalnızca Çanakkale otoyolu için ödediğimiz garanti ücretten vazgeçersek, emeklilerin yüzde 41’inin emekli ücretlerini yüzde yüz artırıp, 40 bin TL’ye çıkartabiliyoruz.

Buna garanti ücreti ödemek zorunda kaldığımız diğer köprü ve otoyolları da eklerseniz herhangi bir özel önlem almadan emeklilerimiz hemen yarın bugün aldıkları maaşın iki katına çıkabilirler.

Neymiş?

“Yap-İşlet-Devret”miş!

Bu “Deli Dumrul Düzeni”, yeni yöntemlerle sürdürülmek isteniyor. CHP’nin ortaya çıkardığı ve iktidarın halktan gizlediği ikinci özelleştirme planına göre yedi otoyolun yedisini de 25 yıllığına özelleştirilecekmiş.

Bir Amerikan şirketine rapor hazırlatmış.

Buna göre, Avrupa, Anadolu, İzmir-Aydın, İzmir-Çeşme, Niğde-Mersin-Adana, Adana-Gaziantep ve Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolları 25 yıllığına özelleştirilecek.

Neden acaba? Zararda mı bu yollar?

Birincisi ulaşım bir haktır; bu hakkın yerine getirilmesini sağlamak, kamusal bir görevdir. İkincisi bu yolların toplam geliri, 337 Milyon 789 Bin Dolar, gideriyse toplam, 161 Milyon 153 Bin Dolar.

Yıllık 176 Milyon 635 Bin Dolar net karı var bu yolların; yani zarar etmiyorlar.

Özelleştirilince elde edilecek kamusal kar ne kadar diye merak ediyorsanız, o da hepi topu yıllık 176 milyon 600 bin dolar.

Mevcut getirisinden sadece 65 bin TL fazla.

“O fazlalık nereden geliyor?” diye sorarsanız özelleştirme sonucu işsiz kalacak olan Karayollarına mensup işçi ve memurların ücretlerinden…

Yani ne olacak bu özelleştirme sonucunda?

CHP’nin ifade ettiği üzere, “bu özelleştirme, otomobili olan, olmayan her vatandaşımızı soyacağı gibi, bugüne dek karayolları bünyesinde canla başla hizmet eden binlerce işçi ve memuru da zorunlu olarak kurum dışına itecek ve göz göre göre karayolları sistemimiz çökertilecektir.”

İktidar, toplumun algısını yöneterek, dikkatleri başka noktalara çekiyor ve kurtuluşun bu düzenin devam etmesinde olduğu yanılsamasını yayıyor ve umutsuzluğu körüklüyor.

Körüklediği umutsuzluğa yenik düşmemek, cebimize uzanan akrebi def etmek bizim elimizde.

Ne diyor Nazım Hikmet, “Mazeret” şiirinin sonunda?

 “…öfkeden ağlanasıya sersem,

gaddarcasına bedbahtız

fakat asla umutsuz değil.”

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER