Narsisizm 2.3: Narsisistik ve psikopatik liderlik tarzları
PSİKOLOJİMikro ve makro düzeylerde demokratik katılım mekanizmaları zayıfladıkça ve eşitlik duyumu azaldıkça, narsisistik ve psikopatik liderlik tarzlarının doğal habitatı genişler. Siyasal düzlemde panzehir, çoğulculuğu kurumsallaştıran katılımcı kanallar, hesap verebilirlik, denge denetleme düzenekleri ve muhalefeti düşmanlaştırmayan demokratik normlardır
Özet
Bu makale, narsisistik ve psikopatik liderlik tarzlarının bireysel “karakter kusurları” olarak değil, belirli toplumsal ve kurumsal koşullarda işlevsel hale gelebilen ilişkisel ve siyasal süreçler olarak okunması gerektiğini savunuyor. Sağlıklı narsisizmin (gerçekçi özdeğer, incinmeye dayanıklılık, karşılıklılık kapasitesi) zayıflaması ve eşitlikçi katılım mekanizmalarının gerilemesi, hem mikro düzeyde kurumlar/örgütlerde hem de makro düzeyde siyasal alanda bu liderlik tarzlarının ön plana çıkması için uygun bir ortam yaratır. Mikro düzeyde, kâr güdüsünün baskın olduğu kapitalist şirketlerde kısa vadeli performans ve kontrol kazanımları, empati yoksunluğu, araçsallaştırma ve manipülasyon gibi davranışların işlevsel görünmesine yol açabilir; ancak uzun vadede güven erozyonu, adalet algısının bozulması ve kurumsal çürüme üretir. Makro düzeyde ise demokrasi ve hukuk devleti normlarının aşınması, kolektif narsisizm ve kutuplaşma dinamiklerini güçlendirerek otoriterleşmeyi hızlandırır. Makale, bu liderlik tarzlarıyla mücadelede sınırların net çizilmesini, etik ve demokratik normların pazarlık konusu yapılmamasını ve en geniş demokratik ittifakı kuran tutarlı bir siyasal çizginin önemini vurguluyor.
Anahtar Kelimeler: Narsisizm, psikopati, narsisistik liderlik, psikopatik liderlik, demokratik erozyon
x x x
Giriş: Liderlik tarzı bir kişilik meselesi olduğu kadar bir sistem meselesidir
Bu yazı dizisinin ilk halkasında, popüler kültürde “narsisizm” etiketiyle toptan patolojikleştirilen alanı tersinden okuyup, narsisizmin ilk katmanını sağlıklı narsisizm olarak; benliğin değer duygusunu sürdürebilmesi, incinebilmesi ama dağılmaması ve ilişkide var olurken kendini yitirmemesi bağlamında ele almıştım (Paker, 2025). İkinci yazıda bu sağlıklı zeminin hangi gelişimsel ve ilişkisel kırılmalarla patolojik örgütlenmelere kayabildiğini, narsisizm yelpazesi ve alt-tipleri üzerinden tartıştım (Paker, 2026a). Üçüncü yazıda patolojik narsisizmi yalnızca bireysel bir kişilik sorunu değil, ileri kapitalizmin ürettiği ve dolaşıma soktuğu özgül bir benlik tarzı olarak konumlandırdım (Paker, 2026b). Dördüncü yazıda ise faşizanlaşma süreçleriyle psikopatikleşme iklimi arasındaki bağı, siyasal ve kurumsal düzeyde acımasızlığın nasıl “normal” hâle gelebildiğini gösteren bir hat üzerinden kurmaya çalıştım (Paker, 2026c).
Şimdi geldiğimiz noktada odağı, “kim daha narsisist/psikopat?” türü kolaycı sınıflamalardan alıp liderlik tarzlarına çeviriyorum: Narsisistik ve psikopatik liderlik, yalnızca liderin kişilik özelliklerinin toplamı değil; lider ile izleyenler arasındaki tanınma, karşılıklılık, güç ve bağımlılık düzeneklerinin belirli koşullarda aldığı biçimdir. Bu nedenle burada lideri tek başına bir karakter portresi olarak değil, içinde bulunduğu ilişkisel alanın (kurum kültürü, ödül-ceza rejimi, rekabet normları, sadakat ağları, kaygı iklimi) düğüm noktası olarak düşünüyorum. Özne dediğimiz şey çoğu kez tekil bir iç dünyadan çok, ilişki içinde kurulan ve sürekli yeniden kurulan bir benlik örgütlenmesidir (Mitchell, 1988); aynı şekilde liderlik de karşılıklı tanınmanın ve etkileşimin kuralları bozulduğunda tek yönlü bir fail-mağdur (veya yapan-yapılan - doer-done to) ikiliğine gömülen bir ilişkisel örüntüye dönüşebilir (Benjamin, 2018).
Bu makalenin ana ekseni şöyle özetlenebilir: Mikro ve makro sosyal düzeylerde demokratik katılım mekanizmaları zayıfladıkça ve eşitlik duygusu aşındıkça, narsisistik ve psikopatik liderlik tarzları daha görünür, daha işlevsel ve hatta daha çekici hâle gelebilir; çünkü böyle dönemlerde güç, tanınma ve güvenlik ihtiyaçları daha kolay otoriteye ve hiyerarşiye bağlanır. Katılım ve muhalefet kanalları daraldıkça güç tekelleşmesi artar (Dahl, 1971); yurttaşların ve kurum içi söz hakkının seyirci konumuna gerilemesi, edilgenlik ve yabancılaşmayı büyütür (Pateman, 1970). Kamusal ve sivil bağların zayıfladığı, insanların ortak iş görme pratiklerinin çözüldüğü koşullarda demokratik dayanıklık düşer (Putnam, 2000); demokrasi erozyona uğradıkça karizmatik-otoriter liderlik daha işlevsel hale gelir (Levitsky ve Ziblatt, 2018). Kurum ölçeğinde baktığımızda, adalet ve meşruiyet algısı (yani insanların kendilerini eşit muhatap olarak hissedebilmesi) zayıfladığında, korku ve itaat rejimleri daha rahat kurulur: örgütsel adalet araştırmaları bunun performans, bağlılık ve çatışma üzerindeki etkilerini göstermiştir (Colquitt ve ark., 2001); hukuk ve otorite meşruiyetini ise çoğu kez adil süreç duygusu taşır (Tyler, 2006). Eşitsizlik büyüdükçe statü kaygısı ve toplumsal güvensizlik artar; bu da güçlü lider fantezilerini besleyen bir iklim yaratabilir (Wilkinson ve Pickett, 2009). Dolayısıyla bu makalenin ana iddiası şudur: Bu tarz liderliklerin en güçlü panzehiri daha fazla eşitlik ve daha fazla demokrasidir; sadece sandık düzeyinde değil, gündelik hayatın ve kurumların içine işlemiş katılım ve eşit muhataplık pratikleri düzeyinde.
Dünyamızda bir süredir, “güçlü” denilen narsisistik/psikopatik liderlerin eşliğinde ciddi bir faşizanlaşma sürecinden geçtiğimiz düşünüldüğünde konunun ne denli kritik olduğu ortada.
Kavramsal Harita
Bu makalede narsisistik ve psikopatik sözcüklerini birer klinik tanı etiketi gibi değil, çoğu zaman tanı eşiğinin altında da görülebilen liderlik tarzı örüntüleri olarak kullanacağım. Psikanalitik gelenek açısından bakıldığında mesele, tek tek kişilik özellikleri toplamından çok, benliğin özdeğerini nasıl düzenlediği, utanç ve incinme ile nasıl baş ettiği ve ilişkiselliği nasıl kurduğu ile ilgilidir (Kernberg, 1975; McWilliams, 2011). Modern kişilik literatürü de narsisizm ve psikopati benzeri örüntülerin, klinik uçlara varmadan da “normal” popülasyon içinde değişen dozlarda dağıldığını ve kimi bağlamlarda sosyal olarak ödüllendirilebildiğini gösterir (Paulhus ve Williams, 2002). Narsisizm söz konusu olduğunda önemli bir kavramsal netlik şudur: Klinik kuram, sosyal kişilik psikolojisi ve psikiyatrik tanı gelenekleri bir araya getirildiğinde, patolojik narsisizmin fenotipinde[1] iki ana vurgu hattı ortaya çıkar: büyüklenmeci sunumlar ile kırılgan benlik hâlleri; bu iki vurgu çoğu zaman aynı kişide farklı zamanlarda, farklı ilişkisel koşullarda öne çıkabilir (Cain, Pincus, ve Ansell, 2008). Bu nedenle, liderlik bağlamında narsisistik tarz dediğimizde, yalnızca kibirli ve gösterişli bir profili değil; kimi zaman içten içe kırılgan olan ama dışarıda güç ve hayranlık talebiyle dengelenen bir benlik düzenleme biçimini de kastederiz.
İkinci netlik, psikopati kavramının kötücüllük gibi ahlaki bir etikete indirgenmemesidir: Klinik ve ampirik literatür psikopatiyi, özellikle duygulanım ve ahlaki duyarlılık alanındaki özgül eksenler üzerinden tarif eder (Hare, 2003); üçlü model ise psikopatiyi üç fenotipik bileşen üzerinden düşünmemizi sağlar: dürtüsellik-sınırsızlık (disinhibition), gözüpeklik/sosyal baskınlık (boldness) ve acımasızlık-kötücüllük (meanness) (Patrick, Fowles ve Krueger, 2009). Gelişimsel nörobilimsel çizgi de özellikle korku ve acı sinyallerine duyarlılık ile ahlaki ihlal ayrımlarındaki farklılıklara işaret ederek, psikopatik örüntünün ilişkiyi araçsallaştırma yönünü açıklamaya katkı verir (Blair, 2005). Liderlik alanına çevirdiğimizde karşımıza şu pratik ayrım çıkar: Narsisistik liderlik çoğu zaman çekicilik, iddia ve büyük vizyon üzerinden yükselirken (Rosenthal ve Pittinsky, 2006), psikopatik liderlik daha çok kuralsız etkinlik, korku üretimi ve hesap vermeden güç kullanma üzerinden işler; üstelik kurumsal yaşamda psikopatik özelliklerin belirli örgütsel iklimlerde örtük olarak ödüllendirilebildiğini gösteren çalışmalar vardır (Babiak ve Hare, 2006). Narsisizmin liderlikte öne çıkma (emergence), kendini gösterme gibi özelliklerle ile ilişkisi pozitif olabildiği halde, etkinlik (effectiveness) ile ilişkisi daha karmaşık ve doğrusal olmayan bir seyir izleyebilir (Grijalva ve ark., 2015). Kısaca, cazip bir görüntünün ardından pek de cazip olmayan bir performans gelebilir.
Tanınma, karşılıklılık ve eşitlik duygusu
İlişkisel psikanaliz açısından liderlik, bir kişinin sahip olduğu özelliklerden ibaret değildir; lider ile izleyenler (ya da yönetici ile ekip) arasında kurulan ilişkisel alanın ürünüdür. Benlik yalnızca içeriden üretilen bir şey değil, ilişki içinde kurulan ve sürdürülen bir örgütlenmedir; bu nedenle liderlik de benliğin tanınma ihtiyacının, güçle kurulan bağın ve bağımlılık düzeneklerinin belirli bir koreografisi olarak okunabilir (Mitchell, 1988). Sağlıklı ilişkiler, iki tarafın da özne olarak kalabildiği, birbirini araç ya da uzantıya indirgemediği bir karşılıklılık zeminine ihtiyaç duyar; bu zemin kurulduğunda çatışma bile yıkıcılaşmadan taşınabilir (Benjamin, 1995, 2018). Liderlik düzlemine çevirdiğimizde bunun anlamı şudur: Demokratik katılım kanalları ve eşit muhataplık duygusu güçlü olduğunda, liderlik daha çok temsil ve koordinasyon işlevine yaslanır; tanınma, hayranlık ya da itaat talebine değil, karşılıklı sorumluluğa ve eleştirel geri bildirime dayanır, diğer bir deyişle, sağlıklı narsisizme.
Tam tersine, mikro ve makro düzeylerde eşitlik duygusu aşındığında tanınma, yerini daha kolay tek taraflı bir düzene bırakır: Ya yüceltilen bir figür etrafında hayranlık ve sadakat ekonomisi kurulur ya da korku ve cezalandırma üzerinden sessizleştirme düzeni işler. Bu iki uç, narsisistik liderlikte benliği parlatan sahne ile psikopatik liderlikte araçsallaştırıcı iktidar tekniğinin ortak zeminini oluşturur. Tanınma ve karşılıklılık kanalları daraldığında, liderlik ilişkisi kolayca iki kutuplu hale gelir; bir yanda büyüklük, öte yanda değersizleştirme; bir yanda bağlılık talebi, öte yanda dışlama ve düşmanlaştırma. Bu nedenle narsisistik ve psikopatik liderlik tarzlarının en güçlü panzehiri, sadece iyi niyet değil, eşit muhataplık ve katılımı üreten demokratik pratiklerin ilişki düzeyinde canlı tutulmasıdır.
Mikro düzey: Kurumlarda bu tarzlar hangi koşullarda yükselir?
Kurum içinde katılım kanalları (çalışanın söz hakkı, geri bildirim, itiraz, temsil, şeffaf müzakere) daraldıkça ve eşit muhataplık duygusu zayıfladıkça, liderliğin kişiselleşmesi ve gücün denetimsiz yoğunlaşması kolaylaşır. Bu koşullarda kurum/örgüt, lideri sınırlayan bir kurallar ve süreçler bütünü olmaktan çıkıp, lidere alan açan bir sahneye dönüşür: kısa vadeli performans baskısı, yoğun rekabet, iç denetimin zayıflığı, hesap verebilirliğin aşınması, korku kültürü ve sessizleştirme pratikleri bir araya geldiğinde yıkıcı liderlik için elverişli bir ortam oluşur (Schyns ve Schilling, 2013). Bu ortamda örgütsel adalet ve özellikle adil süreç duygusu kritik bir eşik hâline gelir: insanlar kararların nasıl alındığını adil bulmadıklarında, kurumun meşruiyeti ve güven ilişkisi çöker; itiraz kanalları daraldıkça hem çalışan bağlılığı hem de kurumsal öğrenme zayıflar (Colquitt ve ark., 2001; Tyler, 2006). Eşitlik duyumu ve katılım mekanizmaları eridikçe, “ben bilirim” türü narsisistik yönetim ile “amaç için her araç meşrudur” türü psikopatikleşmiş yönetim daha kolay normalleşir.
Bu iklim, seçim ve terfi süreçlerini de çarpıtır: görünürlük, kendini pazarlama, riskli ama gösterişli hamleler, vizyon performansı ve eleştiriye tahammülsüz karizma çoğu zaman liyakat ve etik kapasitenin önüne geçebilir; narsisistik liderlik bu yüzden yükselmede avantajlı olabilir (Chatterjee ve Hambrick, 2007). Buna karşılık etkinlik ve sürdürülebilir başarı açısından tablo daha karmaşık, çoğu zaman maliyetlidir: etik aşınma, gerçekçi geri bildirimin kesilmesi ve kurumsal körleşme gibi sonuçlar birikir (Grijalva ve ark., 2015). Psikopatik tarz ise daha soğukkanlı verimlilik maskesiyle ilerleyebilir: araçsallaştırma, yıldırma, manipülasyon ve vicdan eşiğinin düşüklüğü, denetimin zayıf olduğu ortamlarda ödüllendirilebilir (Babiak ve Hare, 2006). Dolayısıyla mikro düzeyde panzehir, katılımı ve eşit muhataplığı üreten kurumsal tasarımdır: şeffaflık, bağımsız denetim, adil süreç, görev ve yetki sınırları, yatay koordinasyon ve sahici geri bildirimi mümkün kılan demokratik örgütlenme (Colquitt ve ark., 2001; Padilla ve ark., 2007; Tyler, 2006).
Özel bir kurum tipi olan ve birincil, hatta çoğu durumda tek amacı kar etmek olan kapitalist işletmelerde, bu kar güdüsü nedeniyle narsisistik ve psikopatik liderlik tarzları birçok durumda işlevsel olarak görülebilmektedir (Babiak ve Hare, 2006; Sheehy ve ark., 2020).
Makro düzey: Toplumsal iklim, siyasal rejim ve liderliğin piyasası
Makro düzeyde narsisistik ve psikopatik liderlik tarzlarının yükselişi, çoğu zaman tek tek kişilerin karakterinden çok, rejimin ve toplumsal iklimin gücü nasıl dağıttığı ile ilgilidir. Son dönemde dünya ölçeğinde otokratikleşmenin tipik biçimi, artık ani darbelerden veya açık diktatörlüklerden çok, seçimle gelen iktidarların kurumları ve denge denetim mekanizmalarını adım adım aşındırmasıdır (Lührmann ve Lindberg, 2019). Demokratik gerileme çoğu kez içeriden, yani seçim meşruiyeti korunuyormuş gibi yapılarak ilerlemektedir (Levitsky ve Ziblatt, 2018). Bu tür rejimsel kaymalarda liderlik, daha az temsil ve koordinasyon işi, daha çok sadakat üretimi, düşmanlaştırma ve kişiselleşmiş iktidar işi haline gelir; katılım kanalları daraldıkça ve muhalefet meşru bir özne olmaktan çıkarıldıkça, narsisistik parlatma ile psikopatik araçsallaştırma arasında gidip gelen tarzlar için uygun bir ortam oluşur.
Bu ortamı besleyen ana yakıtlardan biri, eşitlik duygusunun zedelenmesi ve bunun yarattığı statü kaygısıdır. Toplumlardaki gelir eşitsizliğinin demokrasinin aşınma riskiyle güçlü ve tutarlı biçimde ilişkili olduğu gösterilmiştir (Rau ve Stokes, 2025). Kültürel düzlemde ise değer çatışmaları ve toplumsal kutuplaşma, siyasal liderliğin kitlesel bağ kurma teknikleriyle birlikte otoriter popülizmi beslemektedir (Norris ve Inglehart, 2019). Çoğu vakada asıl kırılma, iktidarı sınırlayan kurumların zayıflamasıyla yukarıdan gelmektedir (Carothers ve Hartnett, 2024). Bir yandan artan gelir eşitsizliği diğer yandan değerler üzerinden kutuplaşma, toplumsal dokuyu ve eşit muhataplık duygusunu aşındırarak zemini hazırlar; otokratikleşmeyi fiilen hızlandıran ise çoğu zaman iktidarın sınırsızlaşması ve kurumları aşındırmasıdır. Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde bir süredir gözümüzün önünde yaşanan süreç budur.
Nasıl yönetirler, kitle bağlarını nasıl kurar ve yürütürler?
Narsisistik ve psikopatik liderlik tarzlarının kitleyle bağı çoğu zaman karşılıklı bir temsil ve müzakere ilişkisinden çok, benliği besleyen tek yönlü bir düzenek gibi çalışır: lider, hayranlık, sadakat ve biz duygusu üretirken; kitle de karmaşık gerçekliğin yükünü azaltan basitleştirici bir anlatıya, güçlü bir özdeşleşme nesnesine ve duygusal bir teminat hissine tutunur. Bu düzende eleştiri kolayca ihanete çevrilir; iç farklılıklar ya bastırılır ya da günah keçisi işlevi görür; siyasal ve kurumsal alan, ortak akıl üretme zemini olmaktan çıkıp duygulanımsal kutuplaşmanın sahnesine döner. Bu bağın tehlikeli yanı, ahlaki frenlerin gevşeyebilmesidir: yüksek amaç adına zarar vermeyi (acımasızlığı) meşrulaştıran gerekçelendirmeler, mağdurları insan gibi görmeme (dehumanization) ve vicdani sorumluluğu dağıtma eğilimleri artar (Bandura, 1999; Haslam, 2006). Ayrıca kolektif narsisizm dediğimiz (ve dizinin bir sonraki makalesinde ayrıntılı olarak ele alacağım), grubun büyüklüğüne ve hak edilmiş ayrıcalığına dair kırılgan ama saldırgan bir inancın güçlenmesi, liderin sürekli tanınma talebiyle kitlenin aşağılanma hassasiyetini birbirini besler hale getirebilir (Golec de Zavala ve ark., 2009).
Bu tarzlarla nasıl mücadele edilebilir?
Mikro ve makro düzeylerde demokratik katılım mekanizmaları zayıfladıkça ve eşitlik duyumu azaldıkça, narsisistik ve psikopatik liderlik tarzlarının doğal habitatı genişler. Siyasal düzlemde panzehir, çoğulculuğu kurumsallaştıran katılımcı kanallar, hesap verebilirlik, denge denetleme düzenekleri ve muhalefeti düşmanlaştırmayan demokratik normlardır (Dahl, 1971; Levitsky ve Ziblatt, 2018). Kurumsal düzlemde ise (şirket, üniversite, STK, meslek örgütü) panzehir, karar süreçlerinde katılımı genişletmek, yatay geri bildirim kanalları kurmak, şeffaf ölçütler belirlemek ve örgütsel adaleti güçlendirmektir. Çünkü insanlar, sonuçtan bağımsız olarak süreçleri adil ve saygılı bulduklarında kurallara uyum, güven ve meşruiyet algısı artar; bu da liderin keyfiliğini ve manipülatif bağ kurma kapasitesini daraltır (Pateman, 1970; Colquitt ve ark., 2001; Tyler, 2006). Ayrıca sivil toplum ve yatay dayanışma ağları güçlendikçe ve toplumun demokratik olgunluk seviyesi yükseldikçe, lider merkezli tek kaynağa bağlanma ihtiyacı azalır; bu da narsisistik cazibenin ve psikopatik fırsatçılığın etkisini sınırlayabilir (Putnam, 2000).
Ancak önümüzdeki daha zor olan soru şudur: Dünyanın birçok ülkesinde şu anda oldukça narsisistik veya psikopatik liderlik tarzlarının hâkim olabildiği bir politik iklim varken, yani bu tarzlar makro iktidardayken neler yapılabilir?
Bu tarz liderliklerin makro iktidarda olduğu dönemlerde siyasal mücadelenin en kritik eşiği, iktidarın topluma dayattığı fail-mağdur, etkin-edilgin, güçlü-güçsüz (yapan-yapılan) ikiliklerine hapsedilmiş ilişkisel örüntüye kapılıp aynı dili ve aynı araçları yeniden üretmemektir; çünkü bu kayış, muhalefeti etik olarak zayıflatır ve toplumsal güveni eritir (Benjamin, 2018). Bu nedenle sınırların olabildiğince net çizilmesi gerekir: şiddeti, dışlamayı, aşağılamayı, hakikatin sistematik çarpıtılmasını ve hukuk dışı yöntemleri taktik adı altında normalleştirmeyen; demokratik süreç, denge denetleme, hesap verebilirlik ve muhalefetin meşruiyeti gibi normları pazarlık konusu yapmayan, dolayısıyla narsisistik-psikopatik liderlik tarzına hiçbir şekilde benzemeyen birleşik muhalif bir çizginin tutturulması gerekir. Demokratik gerileme ve otoriterleşme momentlerinde geniş demokratik ittifakların başarısı, tam da bu tür normları ilkeli ve tutarlı biçimde savunabilen, anti-demokratik odaklarla kısa vadeli kazanç uğruna flört etmeyen, pazarlık yapmayan bir sorumlulukla yakından ilişkilidir. Psikanalitik açıdan bakıldığında ise böylesi bir hatta ısrar, yalnızca stratejik değil, aynı zamanda ilişkisel bir üçüncü alan kurma çabasıdır: demokratik muhalefet içindeki farklı öznelliklerin tanındığı, çatışmanın ve çelişkilerin düşmanlaştırmaya çevrilmediği, eşit muhataplığın canlı tutulduğu ve narsisistik-psikopatik liderliğin temsil ettiği faşizan iktidar makinesiyle araya çok net sınırlar çizen bir kamusallık üretmek. Kısacası bu mücadelede anti-faşist duruş, pratikte anti-narsisistik ve anti-psikopat bir siyasal etik, yani empatik, dayanışmacı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasi ısrarıdır.
Serinin bir sonraki makalesinde kolektif narsisizm konusuna odaklanacağım.
Kaynakça
Babiak, P. ve Hare, R. D. (2006). Snakes in suits: When psychopaths go to work. New York, NY: HarperBusiness. Bandura, A. (1999). Moral disengagement in the perpetration of inhumanities. Personality and Social Psychology Review, 3(3), 193-209. https://doi.org/10.1207/s15327957pspr0303_3 Benjamin, J. (1995). Like subjects, love objects. New Haven, CT: Yale University Press. Benjamin, J. (2018). Beyond doer and done to: Recognition theory, intersubjectivity, and the third. London, UK & New York, NY: Routledge. Blair, R. J. R. (2005). Applying a cognitive neuroscience perspective to the disorder of psychopathy. Development and Psychopathology, 17(3), 865–891. https://doi.org/10.1017/S0954579405050418 Cain, N. M., Pincus, A. L. ve Ansell, E. B. (2008). Narcissism at the crossroads: Phenotypic description of pathological narcissism across clinical theory, social/personality psychology, and psychiatric diagnosis. Clinical Psychology Review, 28(4), 638–656. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2007.09.006 Carothers, T. ve Hartnett, B. (2024). Misunderstanding democratic backsliding. Journal of Democracy, 35(3), 24–37. Chatterjee, A. ve Hambrick, D. C. (2007). It’s all about me: Narcissistic chief executive officers and their effects on company strategy and performance. Administrative Science Quarterly, 52(3), 351–386. https://doi.org/10.2189/asqu.52.3.351 Colquitt, J. A., Conlon, D. E., Wesson, M. J., Porter, C. O. L. H. ve Ng, K. Y. (2001). Justice at the millennium: A meta-analytic review of 25 years of organizational justice research. Journal of Applied Psychology, 86(3), 425–445. https://doi.org/10.1037/0021-9010.86.3.425 Dahl, R. A. (1971). Polyarchy: Participation and Opposition. New Haven, CT: Yale University Press. Golec de Zavala, A., Cichocka, A., Eidelson, R. ve Jayawickreme, N. (2009). Collective narcissism and its social consequences. Journal of Personality and Social Psychology, 97(6), 1074-1096. https://doi.org/10.1037/a0016904 Grijalva, E., Harms, P. D., Newman, D. A., Gaddis, B. H. ve Fraley, R. C. (2015). Narcissism and leadership: A meta-analytic review of linear and nonlinear relationships. Personnel Psychology, 68(1), 1–47. https://doi.org/10.1111/peps.12072 Hare, R. D. (2003). Manual for the Revised Psychopathy Checklist (2. basım). Toronto, ON: Multi-Health Systems. Haslam, N. (2006). Dehumanization: An integrative review. Personality and Social Psychology Review, 10(3), 252-264. https://doi.org/10.1207/s15327957pspr1003_4 Kernberg, O. F. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York, NY: Jason Aronson. Levitsky, S. ve Ziblatt, D. (2018). How Democracies Die. New York, NY: Crown. Lührmann, A. ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is new about it? Democratization, 26(7), 1095–1113. https://doi.org/10.1080/13510347.2019.1582029 McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process (2. basım). New York, NY: Guilford Press. Mitchell, S. A. (1988). Relational concepts in psychoanalysis: An integration. Cambridge, MA: Harvard University Press. Norris, P. ve Inglehart, R. (2019). Cultural Backlash: Trump, Brexit, and Authoritarian Populism. Cambridge, UK: Cambridge University Press. Paker, M. (2025, 18 Aralık). Narsisizm 1.0: Sağlıklı narsisizm. Yeni Arayış. Paker, M. (2026a, 5 Ocak). Narsisizm 2.0: Patolojik narsisizm. Yeni Arayış. Paker, M. (2026b, 19 Ocak). Narsisizm 2.1: İleri kapitalizmde patolojik narsisizmin yaygınlaşması. Yeni Arayış. Paker, M. (2026c, 31 Ocak). Narsisizm 2.2: Faşizm ve psikopati. Yeni Arayış. Pateman, C. (1970). Participation and Democratic Theory. Cambridge, UK: Cambridge University Press. Patrick, C. J., Fowles, D. C. ve Krueger, R. F. (2009). Triarchic conceptualization of psychopathy: Developmental origins of disinhibition, boldness, and meanness. Development and Psychopathology, 21(3), 913–938. https://doi.org/10.1017/S0954579409000492 Paulhus, D. L. ve Williams, K. M. (2002). The Dark Triad of personality: Narcissism, Machiavellianism, and psychopathy. Journal of Research in Personality, 36(6), 556–563. https://doi.org/10.1016/S0092-6566(02)00505-6 Putnam, R. D. (2000). Bowling Alone: The Collapse and Revival of American Community. New York, NY: Simon & Schuster. Rau, E. G. ve Stokes, S. (2025). Income inequality and the erosion of democracy in the twenty-first century. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 122(1), e2422543121. https://doi.org/10.1073/pnas.2422543121 Rosenthal, S. A. ve Pittinsky, T. L. (2006). Narcissistic leadership. The Leadership Quarterly, 17(6), 617–633. https://doi.org/10.1016/j.leaqua.2006.10.005 Schyns, B. ve Schilling, J. (2013). How bad are the effects of bad leaders? A meta-analysis of destructive leadership and its outcomes. The Leadership Quarterly, 24(1), 138–158. https://doi.org/10.1016/j.leaqua.2012.09.001 Sheehy, B., Boddy, C. R. ve Murphy, B. (2020). Corporate law and corporate psychopaths. Psychiatry, Psychology and Law, 28(4), 479–507. https://doi.org/10.1080/13218719.2020.1795000 Tyler, T. R. (2006). Why People Obey the Law (2. Basım). Princeton, NJ: Princeton University Press. Wilkinson, R. ve Pickett, K. (2009). The Spirit Level: Why More Equal Societies Almost Always Do Better. London, UK: Allen Lane.
www.muratpaker.com
www.psikopolitik.com
[1] Fenotip, bir özelliğin ya da bozukluğun “genetik ve çevresel etkileşimler” sonucunda dışarıdan gözlenebilen görünümünü; yani klinikte/davranışta karşımıza çıkan belirti, tutum ve işleyiş örüntülerini ifade eder.
İlginizi Çekebilir