© Yeni Arayış

Narsisizm 3.0: Kolektif narsisizme giriş

Sıradan grup aidiyeti, güçlü bir biz duygusu olsa bile sorun oluşturmaz. Ancak dış-gruplarla eşitlik durumunu kabul edemeyen (açıktan ya da örtük büyüklenmeci), kırılgan, dış onay arayan ve eleştiriye tahammülsüz bir Biz haline geçişle birlikte “patolojik kolektif narsisizm” alanına girilmiş olunur.  

Özet

Bu makale, Narsisizm 1.0 ve Narsisizm 2.0’de birey düzeyinde tartışılan sağlıklı ve patolojik narsisizm ayrımını Benden Bize taşınan süreçler üzerinden kolektif düzleme genişletir. Kolektif narsisizm, kişinin ait olduğu grubu yalnızca sevmesi ya da onunla gurur duyması değil; grubu istisnai ve üstün görürken aynı zamanda bu üstünlüğün dışarıdan yeterince tanınmadığına inanmasıyla beliren savunmacı bir kimlik yatırımını ifade eder. Yazıda kavramın komşu olgularla (grup özdeşimi, yurtseverlik, “sağlıklı gurur”) karıştırılmaması için ayırt edici ölçütler sunulur. “Sağlıklı” karşılık, literatürde daha çok güvenli iç-grup olumlaması ve iç-grup tatmini terimleriyle ele alınır. Ulusal düzeyde, eleştiriye dayanıklı ve eşitlikle uyumlu bir gurur ile dış onaya bağımlı, alıngan ve misillemeye yatkın bir Biz hali arasındaki farklar örneklenir. Son olarak, sosyal psikoloji literatürünün güçlü yanları teslim edilirken, psikanalitik katkıların görece ihmal edilmesinin bir boşluk yarattığı belirtilir; bu eksik, bir sonraki yazıya bağlanır. Serinin devamında kolektif narsisizmin mekanizmaları ve Türkiye bağlamı ayrıca tartışılacaktır.

Anahtar kelimeler: Kolektif narsisizm, ulusal narsisizm, sosyal kimlik, iç grup tatmini, güvenli iç-grup olumlaması, önyargı, ayrımcılık, ilişkisel psikanaliz.

x x x

Giriş

Narsisizm makale dizimizin Narsisizm 1.0 başlıklı ilk yazısında, narsisizmi yalnızca bir patoloji olarak değil, benliğin ayakta kalabilmesi için gerekli olan sağlıklı bir ruhsal zemin olarak ele almıştım (Paker, 2025). Narsisizm 2.0’da ise bu zemindeki kırılmaların, benliği daha savunmacı, daha kırılgan ve ilişkilerde daha yıkıcı hale getiren patolojik narsisizme nasıl dönüşebildiğini tartışmıştım (Paker, 2026). Şimdi ise aynı meselenin başka bir düzeyine geçiyorum: Şimdiye kadar Ben düzeyinde konuştuğumuz narsisizm, nasıl olup da Biz düzeyinde işlemeye başlıyor?

(Patolojik) Narsisizm dendiğinde çoğu zaman akla kendini fazla önemseyen, eleştiriye tahammülü az olan, sürekli onay bekleyen bireyler gelir. Oysa mesele yalnızca birey düzeyinde kalmaz. Bazen (hatta sosyo-politik bağlama göre sıklıkla) bu ruhsal mekanizma, Benden Bize taşınabilir. Kişi kendi kırılgan değer duygusunu bir sosyal grubun büyüklüğüne, üstünlüğüne ya da özel olduğuna bağlamaya başlar. Böyle olduğunda artık yalnızca bireysel bir hassasiyetten değil, kolektif bir hassasiyetten söz ederiz. Kolektif narsisizm üzerine çalışan araştırmacılar da tam bu noktaya dikkat çeker: Grup sevgisi ile grubun hak ettiği değeri görmediğine dair alıngan ve savunmacı inanç aynı şey değildir (Golec de Zavala ve ark., 2009; Eker, 2023).

Bu ayrım dünyanın içinden geçmekte olduğu faşizanlaşma sürecinde özellikle önemlidir; çünkü politik arenada ve gündelik hayatta sık sık şu manzarayla karşılaşıyoruz: Bir sosyal grubun, ulusun, topluluğun ya da kimliğin eleştirilmesi, sanki doğrudan varoluşa yapılmış bir saldırı gibi yaşanabiliyor. En küçük bir eleştiri hakaret sayılabiliyor, en sıradan bir farklı görüş “bizi küçümsüyorlar” duygusunu tetikleyebiliyor. Böyle anlarda öne çıkan şey, sade bir aidiyet duygusu değil; “biz çok değerliyiz (veya değerliydik veya değerli olmamız lazım), ama değerimiz bilinmiyor” yakınması ve buna bağlı öfkedir. Literatürde kolektif narsisizmin ayırt edici tarafı tam da budur: Sosyal gruba duyulan bağlılık, dışarıdan sürekli tanınma talebiyle ve tanınmama halinde hızla öfkeye dönüşebilen bir kırılganlıkla iç içe geçer (Cichocka ve Cislak, 2020; Golec de Zavala ve ark., 2009).

Bu yüzden bireysel narsisizmden kolektif narsisizme geçmek, aynı ruhsal mekanizmaların toplumsal ve siyasal alanda nasıl yeniden kurulduğunu anlamaya çalışmaktır. Çünkü burada artık yalnızca tek bir kişinin duyguları değil, sosyal grupların birbirlerini nasıl gördüğü, nasıl tehdit algıladığı ve nasıl sertleştiği devreye girmektedir. Bu ilk makalede önce kavramı olabildiğince netleştirmeye çalışacağım: Kolektif narsisizm nedir ve sağlıklı sosyal grup aidiyetinden hangi noktalarda ayrılır?

Kolektif Narsisizm Nedir?

En yalın hâliyle kolektif narsisizm, kişinin kendisini ait hissettiği grubu yalnızca değerli bulması değil, özel, üstün ya da ayrıcalıklı görmesi ve buna rağmen bu değerin dışarıdan yeterince tanınmadığına inanmasıdır. Başka bir deyişle burada sıradan bir aidiyet duygusundan değil, “biz aslında çok daha önemliyiz/değerliyiz ama bunu teslim etmiyorlar” diye özetlenebilecek savunmacı bir sosyal grup algısından söz ediyoruz. Kişi, kendisini ait hissettiği sosyal grubun (iç-grup) büyüklüğüne/değerine veya mükemmelliğine dair gerçekçi olmayan bir inanca sahiptir ve bu inanca ciddi bir duygusal yatırım yapmıştır. Buna rağmen ve aynı zamanda, dış-gruplar iç-grubu yeterince takdir etmemektedirler (Golec de Zavala ve ark., 2009; Eker ve Altın, 2025).

Bu tanımın iki temel parçası vardır. İlki, grubun gözde büyütülmesi, yani grubun sıradan bir topluluk değil, istisnai bir değer taşıdığı inancıdır. İkincisi ise bu istisnailiğin başkaları tarafından görülmediği, küçümsendiği ya da hak ettiği saygıyı bulmadığı duygusudur. Bir insan ülkesini, topluluğunu ya da ait olduğu sosyal kimliği tabii ki sevebilir; bunda tek başına sorun yoktur. Sorun, bu sevginin gerektiğinde eleştirel mesafe alabilmeyi imkânsızlaştıran, iç grubunu her durumda mutlak-iyi olarak gören bir şekilde abartılmasıyla ortaya çıkar. Kolektif narsisizmde iç-grupla bu aşırı özdeşim de yetmez; dış-gruplardan takdir, onay, övgü de beklenir. Bu olmadığında da kolayca alınganlık, öfke ve sertleşme üretilir (Cichocka ve Cislak, 2020; Golec de Zavala ve ark., 2009).

Bu yüzden kolektif narsisizm dediğimizde, basitçe “sosyal grubunu seven insanları” değil, kendi sosyal grubuyla savunmacı ve aşırı bir biçimde özdeşleşen insanları kastediyoruz. Burada kişi, kendi değer duygusunu önemli derecede Bizin imajına bağlamıştır; Biz yüceldikçe rahatlar, Biz eleştirildikçe sarsılır, öfkelenir. Kısacası, kolektif narsisizm, bir sosyal grubun gerçekten güçlü ya da değerli olup olmamasıyla ilgili değildir; o grupla kurulan kısmen hezeyanlı ve aşırı hassas ilişkiyi tanımlar. [Meraklısı, konuya dair geniş ve iyi bir literatür derlemesini şu iki Türkçe makalede bulabilir: Eker, 2023; Eker ve Altın, 2025.]

Kolektif Narsisizmde de Sağlıklı-Patolojik Ayrımı Var mı?

Narsisizm kavramı ilk önce psikanaliz içinde ve birey düzeyinde tanımlanmıştır. O tanımdaki en temel ayrım sağlıklı ve patolojik narsisizm arasındaydı (Paker, 2025; Paker, 2026). Kolektif narsisizm literatürü ise temel olarak sosyal psikoloji alanı içinde geliştirilmiştir ve en azından terimsel düzeyde sağlıklı-patolojik ayrımına yer verilmemiştir. Mevcut yaygın kullanımda kolektif narsisizm doğrudan problemli (patolojik) bir hale işaret eder. Patolojik, zira en çok araştırılmış kolektif narsisizm biçimi olan milli (ulusal) narsisizmi yüksek bireylerin:

. ait hissettikleri milletin tarihsel ve bugünkü rolünü ve değerini çarpıtarak oldukça abartma eğiliminde olduğu;

. ülke içindeki demokratik uygulamaları ve uluslararası ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilecek siyasi tercihlerde bulunma eğiliminde olduğu;

. popülist liderlere oy verme, demokrasiye saygı duymama ve savaşları destekleme eğilimde olduğu;

. kendi ülkelerinin geçmişte sebep oldukları acıları küçümseme ya da inkâr etme eğiliminde olduğu;

. ülkelerinin yaşadığı talihsiz olayları başka ülkelerin dahil oldukları komplo teorileri ile açıklama eğiliminde olduğu;

. hatta Covid-19 ile ilişkili komplo teorilerine inanma ve aşı karşıtlığı eğiliminde olduğu birçok bilimsel araştırma ile gösterilmiştir (daha ayrıntılı bilgi için bkz: Eker, 2023).

Bu noktada, dünyada birçok ülkede sağ-popülist/otokrat eğilimli liderleri iktidara taşıyan kitlelerin ruh halinde milli kolektif narsisizmin (ve bu duygu durumunu bir ideolojik duruş olarak formatlayan milliyetçiliğin/ırkçılığın) ne denli kritik bir rol oynadığını vurgulamış olayım.

Tekrar sağlıklı-patolojik kolektif narsisizm ayrımına dönersek, kolektif narsisizm kavramı daha baştan savunmacı, alıngan ve dış onaya bağımlı bir grup yüceltmesini içerdiği için daha çok patolojik uca yerleştirilir. Buna karşılık, sağlıklı karşılık başka adlarla tarif edilir: İç-grubun güvenli şekilde olumlanması (secure in-group positivity) (Cichocka, 2016), iç-grup tatmini (in-group satisfaction) (Golec de Zavala, 2019). Örneğin, yurdunu, ülkeni, halkını, şehrini/köyünü, hemşerilerini, anadilini konuşanları sevmek, bunlara duygusal bir yakınlık hissetmek, kendi başına bir problem değildir, “sağlıklı kolektif narsisizm” kapsamında değerlendirilebilir. Dolayısıyla sıradan grup aidiyeti, güçlü bir biz duygusu olsa bile sorun oluşturmaz. Ancak dış-gruplarla eşitlik durumunu kabul edemeyen (açıktan ya da örtük büyüklenmeci), kırılgan, dış onay arayan ve eleştiriye tahammülsüz bir Biz haline geçişle birlikte “patolojik kolektif narsisizm” alanına girilmiş olunur.  

Örneklersek

Somutlaştırmak için milli kolektif narsisizm düzeyinde iki ucu yan yana koyabiliriz:

A. Güvenli iç-grup olumlaması ve iç-grup tatmini (veya “sağlıklı kolektif narsisizm”) çizgisindeki kişiler:

a. ülkesine dair kültür, dil, müzik, edebiyat, spor gibi alanlarda gurur duyabilir;

b. bu gururu başkalarını (dış-grupları) küçümsemeden paylaşabilir;

c. ülkesine dönük eleştirileri otomatik hakaret saymadan dinleyebilir ve “biz de hata yaparız” diyebilir;

d. başka ulusların başarılarını tehdit gibi değil, takdir edilebilir bir başarı olarak görebilir;

e. ulusal dayanışma anlarını (afetlerde yardımlaşma gibi) ahlaki bir ortak değer olarak sahiplenebilir;

f. tarihsel anlatıda hem gurur hem utanç uyandıran sayfaları birlikte taşıyabilecek bir olgunluğu koruyabilir.

B. Buna karşılık patolojik kolektif narsisizm çizgisinde aynı alanlar daha savunmacı bir Biz yatırımıyla çalışmaya başlar:

a. dışarıdan takdir görmeme duygusu kolayca alınganlığa dönüşür ve sürekli teyakkuz üretir;

b. eleştiri ve mizah “ulusa saldırı” diye okunur;

c. eşitlik ve karşılıklılık talepleri statü/imtiyaz kaybı tehdidi gibi algılanır;

d. sembolik olaylar hızla aşağılanma anlatısına bağlanıp misilleme arzusunu büyütür;

e. karmaşık sorunlar komplo ve kuşatma repertuvarıyla açıklanarak iç eleştiri kanalları zayıflar;

f. siyasal liderlik ulusun büyüklüğünü dünyaya kabul ettirecek bir kurtarıcı fantezisiyle aşırı idealize edilir.

Bu yüzden aynı içerik, örneğin ulusal gurur, bir bağlamda sağlıklı kolektif özdeğeri destekleyebilirken başka bir bağlamda dış onaya bağımlı, kırılgan ve saldırgan bir kimlik savunmasına dönüşebilir; ayrımı belirleyen şey gururun eşitlikle uyumu ve eleştiriye dayanıklılığıdır.

Psikanalizin Katkısı Olabilir mi?

Şimdiye kadar bu makalede kolektif narsisizmi ağırlıkla sosyal psikoloji literatürünün kurduğu çerçeve içinde ele aldım. Bunun açık bir nedeni var: Kavramın bugünkü görünür ana damarı, büyük ölçüde bu alanda geliştirildi; ölçekler burada kuruldu, tehdit algısı, dış grup düşmanlığı ve siyasal tutumlarla ilişkiler sistematik biçimde bu alanda incelendi (Golec de Zavala ve ark., 2009; Golec de Zavala, 2011). Ama tam da bu nedenle belirgin bir eksik de ortaya çıkıyor. Bu ana literatür çok şey gösteriyor, fakat çoğu zaman meselenin derin ruhsal örgütlenmesine, yani Bize neden ve nasıl bu kadar aşırı yatırım yapıldığını açıklayabilecek psikanalitik katkıları yeterince içeri almıyor; en azından temel tartışma hattında bu damar belirgin biçimde görünmüyor.

Oysa burada psikanalizin, özellikle de nesne ilişkileri ve ilişkisel psikanalizin ciddi bir katkı potansiyeli var. Ron B. Aviram’ın çalışmaları bu açıdan özel bir önem taşıyor. Aviram, önyargıyı yalnızca dış gruba dönük bir sorun gibi değil, kişinin iç grupla kurduğu ilişkinin bozulmuş, aşırı-özdeşimli bir biçimi olarak düşünmeyi öneriyor; 2009 tarihli kitabında da sosyal psikoloji ile psikanalizi bilinçli biçimde birbirine yaklaştırmaya çalışıyor (Aviram, 2007, 2009). Dahası, onun sosyal nesne (social object) kavramsallaştırması, sosyal grubun yalnızca bir kimlik etiketi değil, ruhsal dünyada içselleştirilmiş bir nesne gibi işleyebileceğini düşündürerek, kolektif narsisizmin neden sıradan bir tutumdan daha derin bir savunma düzeni (hatta bir duygulanım düzenleme mekanizması) gibi çalıştığını anlamamıza yardım ediyor (Aviram, 2005).

Yıllar önce yayınlanmış bir makalemde tam da bu eksikliğe dikkat çekmiş ve sosyal psikolojinin açtığı alanı küçümsemeden, onu psikanalitik bir derinlikle tamamlamak gerektiğini vurgulamıştım. Orada da kolektif narsisizm üzerinden gelen açılımların değerli olduğunu, ama literatürün büyük ölçüde birey düzeyinde kaldığını; buna karşılık milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobi gibi konumlanmaların biz-narsisizmi üreten yapılar olarak da düşünülmesi gerektiğini belirtmiştim (Paker, 2012). Bu yazıda bu noktaya yalnızca işaret etmekle yetiniyorum. Bir sonraki makalede, yani kolektif narsisizmin mekanizmalarını tartışacağım yazıda, bu psikanalitik hattı daha geniş biçimde ele alacak; Aviram’ın açtığı yolu, ilişkisel psikanaliz ve nesne ilişkileri perspektifinden daha derinleştirmeye çalışacağım.

Sonuç

Bu ilk yazıda, kolektif narsisizm kavramının neyi anlattığını, neyi anlatmadığını, sıradan aidiyet ya da güvenli bir Biz duygusuyla neden karıştırılmaması gerektiğini netleştirmeye çalıştım. Bu çerçeve büyük ölçüde sosyal psikoloji literatürünün içinden kuruldu; çünkü kavramın bugünkü en sistematik tanımı, ölçümü ve ampirik haritası büyük ölçüde burada geliştirildi (Golec de Zavala ve ark., 2009; Golec de Zavala, 2011). Ama tam da bu netleştirme bizi bir sonraki adıma götürüyor: İnsanlar ve sosyal gruplar neden böyle bir savunmacı Biz yatırımına ihtiyaç duyar? Bu yatırım hangi duygusal, ilişkisel ve tarihsel süreçler üzerinden oluşur?

Bir sonraki makalede bu sorulara yöneleceğim. Orada artık yalnızca sosyal psikolojinin bulgularıyla yetinmeyip, bu literatürün çoğu zaman yeterince hesaba katmadığı psikanalitik katkıları da devreye sokacağım. Üçüncü bir makale ise “Türkiye’de kolektif narsisizm” üzerine olacak.

 

Kaynakça

Aviram, R. B. (2005). The social object and the pathology of prejudice. J. S. Scharff ve D. E. Scharff (Der.), The legacy of Fairbairn and Sutherland içinde (s. 227–236). Brunner-Routledge.

Aviram, R. B. (2007). Object relations and prejudice: From in-group favoritism to out-group hatred. International Journal of Applied Psychoanalytic Studies, 4(1), 4–14. https://doi.org/10.1002/aps.121

Aviram, R. B. (2009). The relational origins of prejudice: A convergence of psychoanalytic and social cognitive perspectives. Jason Aronson.

Cichocka, A. (2016). Understanding defensive and secure in-group positivity: The role of collective narcissism. European Review of Social Psychology, 27(1), 283–317. https://doi.org/10.1080/10463283.2016.1252530 

Cichocka, A. ve Cislak, A. (2020). Nationalism as collective narcissism. Current Opinion in Behavioral Sciences, 34, 69–74. https://doi.org/10.1016/j.cobeha.2019.12.013

Eker, İ. (2023). Kolektif narsisizmin siyaset psikolojisi açısından çıktıları üzerine bir derleme. Nesne, 11(28), 310–323. https://doi.org/10.7816/nesne-11-28-08

Eker, İ. ve Altın, E. H. (2025). Kolektif narsisizm ölçeğinin Türkçeye uyarlanması. Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 12(1), 198–226. https://doi.org/10.69878/deuefad.1557846

Golec de Zavala, A. (2011). Collective narcissism and intergroup hostility: The dark side of “in-group love”. Social and Personality Psychology Compass, 5(6), 309–320. https://doi.org/10.1111/j.1751-9004.2011.00351.x

Golec de Zavala, A., Cichocka, A., Eidelson, R. ve Jayawickreme, N. (2009). Collective narcissism and its social consequences. Journal of Personality and Social Psychology, 97(6), 1074–1096. https://doi.org/10.1037/a0016904

Golec de Zavala, A., Federico, C. M., Sedikides, C., Guerra, R., Lantos, D., Mroziński, B., Cypryańska, M. ve Baran, T. (2020). Low self-esteem predicts out-group derogation via collective narcissism, but this relationship is obscured by in-group satisfaction. Journal of Personality and Social Psychology, 119(3), 741–764. https://doi.org/10.1037/pspp0000260 .

Paker, M. (2012). Önyargı ve ayrımcılığa ilişkisel psikanalitik bir bakış. K. Çayır ve M. Ayan Ceyhan (Der.), Ayrımcılık: Çok boyutlu yaklaşımlar içinde (s. 53–61). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Paker, M. (2025). Narsisizm 1.0: Sağlıklı narsisizm. Yeni Arayış.

Paker, M. (2026). Narsisizm 2.0: Patolojik narsisizm. Yeni Arayış.

 

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER