Mesut Özarslan’ın istifası
SİYASETKendisine dayatılan “ya AKP ya da hapishane” ikilemine mertçe karşı durması gerekirken, iktidara teslim olması, bir siyasetçi için kabul edilemez. Bir cümle de iktidar partisine söylemek gerek. Bagajı dolu olan bazı belediye başkanlarını korkutup, kendi partinize geçirmekle ayakta kalacağınızı zannediyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz demektir.
Mesut Özarslan istifa etmiş.
Ne var bunda denilebilir.
Herhangi bir politikacı yahut belediye başkanı, herhangi bir nedenle istifa edebilir; pek çok örnek verilebilir buna dair.
Bununla birlikte Mesut Özarslan’ın istifası bu minvalde değerlendirilemez.
Daha düne kadar “baba ocağı” diye adlandıran, çok saygı duyduğunu ifade eden Özgür Özel için “adam gibi adam” diyen biri, bugün zehir zemberek sözlerle istifa ediyorsa ortada başka bir bit yeniği aramak gerekir.
Nedir o “bit yeniği?”
İKTİDAR PARTİSİNE AÇIK, KENDİ PARTİSİNE KAPALI TELEFON
Örneğin son günlerde artan dedikodular üzerine kendisine ulaşılmak istenmiş ama iktidar partisi mensuplarıyla “poz vermekten” vakit bulabilmişken, kendisini belediye başkanı seçtiren parti yetkililerinin bütün arama girişimlerini yanıtsız bırakmış.
Neden acaba?
Herhangi bir nedenle siyaset yapılan parti ile siyasetçi arasında görüş ayrılıkları oluşursa bu aykırılıkları kamuoyuyla paylaşmak genel kural değil midir? Cumhuriyet Halk Partisi gibi, belediye başkanlarının üstlendikleri kamu görevini tarafsız yapmaları konusunda uyaran ve dolayısıyla hiçbir “iş ve işlem” müdahale etmeyen bir partiye karşı bu nobranlığın nedeni ne olabilir?
CHP’nin, Özarslan’a da müdahale etmediğini ve hatta adaylık süreci öncesinde hakkında çıkartılan şayialara karşı Özarslan’ın sözlerini ciddiye alıp aday yaptığını biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi bilir ve inanır ki suçu kesinleşene kadar herkes masumdur ve eğer bir sorun varsa yargının alanına girer.
Böyle olmakla birlikte Türkiye’nin, son yıllarda, şayiaların, muhataplarının üzerinde bir çeşit “Demakles’in kılıcı” haline dönüştürüldüğü bir ülke haline dönüştüğünü biliyoruz. Anlaşılan o ki bu durum Özarslan için de geçerli bir hale gelmiştir.
Hakkındaki şayialar doğru mudur, değil midir; bu kuvvetler ayrılığı sisteminde yargının alanına girer. Ancak bizde artık kuvvetler ayrılığının yerini, kuvvetler birliği almış durumda ve yargının alanına girmesi gereken mevzuların yürütmenin elinde bir silaha dönüştürüldüğünün ne ilk mevzusu Özarslan’dır ne de son olacaktır. Ne yazık ki ülkemiz açısından dramatik olan bu durum, Özlem Çerçioğlu örneğinde olduğu gibi, parti değiştirildiğinde tozlu raflara kaldırılarak “çözülmüş” olmaktadır.
İDDİALARIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK KARŞILIĞINDA PARTİ DEĞİŞTİRMEK, SORUNU ÇÖZMEZ, SADECE ÖTELER
Söz konusu şayiaların ciddiyetinin artması üzerine, iktidar yetkilileriyle buluşup görüşmüş olması, bu durumun Mesut Özarslan için de geçerli olduğunun işaretidir. Belli ki bir pazarlık yapılmış ve Özarslan, istifasını verirken dahi CHP’ye zarar vermek istemiştir.
Halbuki konu, yargının alanındadır ve kendisine güvenen herkesin oluşturması gereken bir direnç noktası olmalıdır. Halkı kendisine verdiği oyları dikkate alıp, direnç noktası oluşturması gerekirken, iktidar partisiyle pazarlık yapmak, etik dışı bir davranıştır.
Bilinen bir gerçektir ki bu pazarlıklar, kamburları ortadan kaldırmaz; tam tersine kamburun ne kadar ağırlık oluşturduğuna ilişkin kanaatleri güçlendirir. Bu da yetmezmiş gibi kendisini belediye başkanı adayı olarak gösteren Özgür Özel’e yönelik çirkin ifadeler kullanmış; belediye başkan aday olabilmesi için ısrarcı olan Mansur Yavaş’ın kendisine olan güvenini de yerle bir etmiştir. Genel kuraldır; size güvenen birinin güvenini sarsarsanız, size kapılarını açan iktidar odakları tarafından hep kuşkuyla karşılanacak bir kişi olarak kalırsınız.
Bir de şu okul arkadaşlığı meselesi var ki evlere şenlik. Aday olurken, okul ve mesai arkadaşının varlığını unutmuştu. İstifa ederken hatırlamış olmasıysa manidardır. Kendisine dayatılan “ya AKP ya da hapishane” ikilemine mertçe karşı durması gerekirken, iktidara teslim olması, bir siyasetçi için kabul edilemez.
Bir cümle de iktidar partisine söylemek gerek.
Bagajı dolu olan bazı belediye başkanlarını korkutup, kendi partinize geçirmekle ayakta kalacağınızı zannediyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz demektir.
İlginizi Çekebilir