© Yeni Arayış

Mayıs ayları ve siyaset

Türkiye’de siyaset bu yıl mayıs ayını hayli hareketli geçiriyor. İktidar ile muhalefet arasındaki gerginliğin, odak noktasında darbe tartışmaları yer aldı. Ancak bu kez farklı; CHP’ye askeri değil sivil darbe yapıldığı iddiası gündemde. Muhalefetin zamanında gereken tepkiyi vermediği, bu sürecin başlangıcı 2017 yılına uzanıyor. YSK o yıl yapılan anayasa oylaması henüz bitmeden aldığı bir kararla; yaklaşık 2,5 milyon mühürsüz oy pusulasını geçerli saymıştı.

Mayıs ayı bahar mevsiminin gözdesidir. Doğadaki canlılık toplumun beklentilerini de körükler. Mayısın Türkiye’nin siyasal tarihindeki yeri de eşsizdir. Kurtuluş savaşının başlangıcı; Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıktığı 19 Mayıs günüdür.

Dünyada da her yıl önemli yıldönümlerinin kutlandığı aydır Mayıs. Emekçilerin “İşçi Bayramı” ilk günüdür. Nazilerin yenilgiye uğratan, Kızılordu ’nun 81 yıl önce Berlin’e girdiği gün; 8 Mayıs Rusların “Zafer Bayramıdır.”

Türkiye’nin siyasal tarihinde mayıs ayının özel yeri vardır. Örneğin 27 Mayıs 1960 günü gerçekleştirilen, askeri darbe ve ardından 60’lı yıllarda önlenen, bir başka darbe girişimi (21 Mayıs 1963) sivil siyasetin dönüm noktalardır. Dünyayı sarsan 68 Olaylarının, Türkiye’yi etkisi altına aldığı süreçte, “Üç Fidanın” idamları bir Mayıs gününe rastlar.(6 Mayıs 1972)

Türkiye’de siyaset bu yıl mayıs ayını hayli hareketli geçiriyor.

İktidar ile muhalefet arasındaki gerginliğin, odak noktasında darbe tartışmaları yer aldı. Ancak bu kez farklı; CHP’ye askeri değil sivil darbe yapıldığı iddiası gündemde.

Muhalefetin zamanında gereken tepkiyi vermediği, bu sürecin başlangıcı 2017 yılına uzanıyor. YSK o yıl yapılan anayasa oylaması henüz bitmeden aldığı bir kararla; yaklaşık 2,5 milyon mühürsüz oy pusulasını geçerli saymıştı.

Meclisin denetimini en aza indiren, bütçe yapma yetkisini ortadan kaldıran, bu anayasa değişikliğinin kısa sürede yargı bağımsızlığını sınırlayacağı, kamuoyunda yeterince gündem olamadı..

Oysa basit bir anayasa oylaması değildi. Değiştirilen; parlamenter rejimdi.

Uygulamaların demokrasinin kuralları ile çelişen yanları, kısa sürede sınırlarımız da aşan tepkilere yol açtı. Evrensel hukuk kurallarına aykırı yargı kararlarının ve özellikle AİHM kararlarının ısrarla hayata geçirilmeyişi, CHP seçmeni dışındaki kitleleri ne kadar etkiledi, henüz bilinmiyor.

İktidarın uluslararası yargı kararlarını uygulamayışı bir yana kendi aldığı kararlar da güç gösterisine dönüşüyor. Bu yaklaşımın, muhalefet partilerinin çözüm önerilerini seçmenle paylaşmalarını engelleyeceği ortada. CHP yanlış ekonomi politikalarının giderek derinleştirdiği yoksulluğu, nasıl ortadan kaldıracaklarına ilişkin köktenci çözüm önerileri yerine ,siyasallaştırılmış yargı kararlarına karşı çıkmak zorunda kalıyor.

Gerçek hayatta durum çok farklı.

Servet transferine neden olan ekonomi politikasının yoksullaştırdığı; halk, yüksek faiz uygulaması yüzünden, döviz cinsinden borçlanan büyük şirketlerin, belirsizlik nedeniyle varlıklarını satmaları, kur baskısıyla yurtdışına kaçan tekstil sektörü ve bir türlü önlenemeyen yüksek enflasyon, dar gelirlilerin hayatlarını her geçen gün karabasana dönüştürüyor.

CHP Yönetimi; yoksulluğun ortadan kaldırılmasını, siyasal iktidarların uygulamalarıyla aşma iddiasındaki popülist politikalar yerine, iktidarlarında üretimin nasıl arttırılacağını kamuoyunda tartışmaya açmalı.

Kayıt dışı ekonominin olağanüstü büyüdüğü, kara para trafiğinin uluslararası ölçeklere ulaştığı bir sistemde, kamu finansmanını tüketicilerden alınacak dolaylı vergilerle sağlama çabasına karşı, somut ve anlaşılabilir köktenci bir reform önerisini gündeme getirmeli.

Son yerel seçim başarısının ardından başlatılan, demokrasi dışı süreç, halkoyu ile seçilmiş Belediye Başkanlarını, koltuklarından uzaklaştırmakla kalmadı. Uzun süren tutukluluk uygulaması, ülkede halkoyunun işlevsizleştirildiği bir siyasal iklim yarattı.

Bu durumun sürdürülebilir olamayacağı ortada. Ancak CHP yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılmasını sağlayacak köklü bir uygulamayı hala seçmene önerebilecek güce sahip. Türkiye büyüklüğünde bir ülkeyi günümüz koşullarında Ankara’dan yönetmek yerine , Belediyelerin yeniden yapılanmalarını sağlayacak bir köklü değişime ihtiyaç olduğu çok açık.

Türkiye’nin son yıllarda giderek artan, başa çıkamadığı sorunları dışında, ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırılarıyla başlayan, son savaşın yükselttiği petrol fiyatları kaçınılmaz olarak iktidarın oylarını düşürdü. Kazanmak için CHP’nin iktidarla benzeşen politikaların asla uygulanmayacağına seçmenleri inandırması şart.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER