© Yeni Arayış

Majesteleri ve bizim rezaletimiz*

Kral Charles devlet yemeğinde şöyle dedi: “Acı ve kanlı Devrim Savaşı’nın ateşinden, bu ülkenin babası George Washington ve diğer kurucu babalar, özgürlük ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu bir demokrasi yarattı.” Kongre’deki konuşmasında Anayasa’nın Magna Carta’dan esinlenerek tiran gücüne fren koyduğunu hatırlattı. Kral, Donald’ı ustaca eğitti ve Donald bunu kabul etti çünkü İngiliz kraliyet ailesine her zaman hayranlık duymuştur.

Charles’ın daha önceki devlet ziyaretinde kimse onu pek fark etmemişti. 1985 sonbaharında, Washington’daki ziyaretinde onu yakından görmüştüm. Yıldızların katıldığı devlet yemeğinden JCPenney’de İngiliz giyim markalarını tanıttığı bir alışveriş merkezine kadar izlemiştim. Etkilenmiştim.

O dönemde Galler Prensi’nin biraz “zayıf” biri olduğu söylenirdi. Her zaman güçlü annesinin gölgesinde kalan, kurdele kesmekle görevlendirilmekten rahatsız olan biri. Donald Trump gibi gösterişli “blingu” (80’lerin gösteriş budalası) kralların hüküm sürdüğü o parlak on yılda Charles, başka bir zamandan gelmiş gibiydi.

Ciddi bir şekilde tanınmak ve küresel meselelerde etki bırakmak istiyordu. Devlet yemeğine katılan İngiliz aktör Peter Ustinov’un bana dediği gibi: “İzin verilse ne yapacağını çok net biliyor. Keşke 1400 yılında yaşasaydı.”

Washington’da gezerken Charles, satış görevlilerini ve senatörleri kültüre ve siyasete olan samimi ilgisiyle, esprili ve alçakgönüllü sohbetiyle etkilemişti. 1985’te Times’a yazdığım gibi: “Protokolü aşmak için özellikle çaba sarf ediyordu. Baltimore’un mimarisi, ‘Dynasty’ dizisindeki aktrisler, Beverly Hills’in ünlü opera rolleri ve uluslararası ilişkilerin kırılgan hali hakkında rahatça konuşabiliyordu.”

Ama bu hiç fark etmedi. Kimse onu umursamıyordu. O, sadece Prenses Diana ile Washington’a gelen adamdı. Diana çok konuşmasa bile, utangaçça çenesini eğip o parlak mavi gözleriyle yukarı baktığında prensini tamamen gölgede bırakıyordu. Tam bir güneş tutulması gibiydi. Devlet yemeğinden Charles’la ilgili tek bir fotoğraf bile hatırlamıyorum. Konuşması tarihe gömüldü.

Tüm gözler Sloane Square’den gelen Cinderella’daydı. Devlet yemeği, Diana’nın masal gecesiydi; perisi de Nancy Reagan’dı. First Lady, Clint Eastwood, Mikhail Baryshnikov ve John Travolta’yı prensesle dans etmeleri için çağırmıştı.

Diana dansı çok severdi. Reagan, Deniz Kuvvetleri Bandosu’na klasik iki-adım parçalarını bir kenara bırakıp “Saturday Night Fever” müziklerini çaldırmıştı. Travolta, muhteşem gece mavisi kadife elbise ve elmas tacıyla Diana için “Harika bir dansçı” demişti.

Ziyaretin genel etkisi “Charles kim?” sorusuydu. Yıllarca annesinin gölgesinde kaldıktan sonra genç karısı tarafından da gölgede bırakılmak, egosunu pek yükseltmemişti. Sonraki on yıllar Charles’a nazik davranmadı. Skandallar ve acılarla boğuştu. Evliliğini görkemli bir şekilde bitirdi, eski sevgilisi Camilla’ya döndü.

Diana BBC’ye içini döktükten sonra Paris’te yeni erkek arkadaşıyla korkunç bir trafik kazasında öldü ve İngiltere’de azize mertebesine yükseldi. Netflix’in “The Crown” dizisi, Charles’ın annesini tahttan vazgeçirmeye çalışarak nesil değişimini hızlandırmasını olumsuz gösterdi. Kraliçe kenara çekilmedi ve Charles 70’li yaşlarında hâlâ bekliyordu.

Harry ve Meghan “Megxit”i yapıp 8000 km öteye taşındı. Harry, “Spare” kitabıyla okyanus ötesi bir füze fırlattı; babası ve ağabeyini duygusal olarak mesafeli ve duyarsız göstermekle suçladı. Üvey annesi Camilla’yı da manipülatif bir kötü karakter olarak resmetti. Charles, Harry ve Meghan’a siyah bir papaz ve gospel korosuyla görkemli bir düğün yaptıktan sonra Meghan Markle, Oprah’ya kraliyet ailesi içinde ırkçılıkla karşılaştığını söyledi.

Charles kanser tedavisi gördü, gelini Kate Middleton da öyle. Ardından Charles, kardeşi Andrew’u Jeffrey Epstein’la olan skandal dostluğu nedeniyle unvanından mahrum etmek zorunda kaldı.

Ama bu hafta Washington’da Charles nihayet kendi ışığını yaktı. Diana’nın Cinderella gecesinden 40 yıl sonra Charles, Cinderfella (erkek Cinderella) oldu. “Krallara Hayır” protestolarının kol gezdiği bir ülkede bu kral ilaç gibi geldi.

Kendisini zarafet, zeka ve espriyle sundu. Bunlar Trump döneminde Washington’da aranan her şeydi. Bağımsızlıklarını ilan eden isyankâr koloninin neden baskıcı bir kralın tiranlığından kaçtığını, Beyaz Saray’daki otokrata hatırlatmak için tam zamanında geldi.

Kral Charles devlet yemeğinde şöyle dedi: “Acı ve kanlı Devrim Savaşı’nın ateşinden, bu ülkenin babası George Washington ve diğer kurucu babalar, özgürlük ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu bir demokrasi yarattı.”

 Kongre’deki konuşmasında Anayasa’nın Magna Carta’dan esinlenerek tiran gücüne fren koyduğunu hatırlattı. Kral, Donald’ı ustaca eğitti ve Donald bunu kabul etti çünkü İngiliz kraliyet ailesine her zaman hayranlık duymuştur.

Bir İngiliz gazetesinin soy ağacı araştırmasında Charles’ın uzak akrabası olabileceği çıkınca çok mutlu olmuştu. (Bush ailesi de öyleydi.) Trump, kralı memnun etmek için İskoç viskisi tarifelerini bile kaldırdı.

Kral Charles, İran bataklığından kurtulmak için NATO’yu suçlayan başkana nazikçe 11 Eylül sonrası müttefiklerin nasıl harekete geçtiğini hatırlattı. İngiltere 20 yıl boyunca Afganistan’da yanımızda savaştı ve yeniden inşa etmeye çalıştı. “Değerlerimizi savunmak için halklarımız birlikte savaştı ve birlikte düştü” dedi.

Mesaj açıktı: Biz Afganistan ve Irak’taki yanlış maceralarınızda yanınızdayken, şimdi siz İran’daki maceranızda bizi suçlamayın. Devlet yemeğinde toprak peşindeki Trump’la dalga geçerek “Zaten Kanada’nın kralıyım, bir başkasına gerek yok” dedi.

Ayrıca espri yaptı: “Ay için büyük planlarınız olduğunu biliyorum Sayın Başkan, ama gazetelere baktım, korkarım Ay da Commonwealth’in bir parçası!”

Savaşçı başkana barış çağrısı yapmak için Shakespeare’in V. Henry’sinden alıntı yaptı: “Konuşmam istirham ediyor ki… neden nazik Barış… bizi eski nitelikleriyle kutsamasın?” Liderimizin dilindeki intikam, küfür ve kabalığın aksine Kralın İngilizcesini duymak çok hoştu. Kral, yaralı ittifaka merhem sürdü.

Trump, Keir Starmer’ı “korkak” ve “kaybeden” diye nitelendirmişti. İngiltere’nin Washington Büyükelçisi’nin “özel ilişki artık İsrail’le” şeklindeki sızdırılan yorumu da işe yaramamıştı. Son devlet ziyaretinde Charles, Diana’nın parlaklığının gölgesindeydi. Bu sefer kendi ışıltısıyla parladı .

Klas bir adam, kaba saba Trump’ın yanında ışıldıyordu. Nihayet 77 yaşında Charles, kimsenin gölgesinde kalmadı. Her zaman yapmak istediği şeyi yaptı: Dünyada iz bıraktı.

* Margaret Wood

Çeviren: Çağatay Arslan

Orijinal Bağlantı:  https://www.nytimes.com/2026/05/02/opinion/king-charles-america-visit-trump.html

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER