© Yeni Arayış

İmamoğlu’nun mesajı: İnsancıl evrensel hukuk

Özel yasalar çıkarmaya gerek yoktur. Herkes için, her yerde eşitlik, adalet ve hukuk ilkeleri temelinde hazırlanacak yasalar ve demokratik bir anayasa, sorunlarımızın çözüm anahtarıdır. Bugün Türkiye’nin, umudu büyütmeye her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı vardır. Kürtçeye yönelik ayrımcı uygulamaları sürdüren merkezi ve yerel yönetimler döneminin sona ermesi için, Kürtçenin de İngilizce, Almanca ya da Arapça gibi kamusal alanda kullanılmasından korkmayan merkezi ve yerel yöneticilere ihtiyaç var.

CHP’nin 31 Ocak 2026 Cumartesi günü İstanbul’da düzenlediği Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’na İBB ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gönderdiği mesaj, neredeyse konferansın kendisi kadar ilgi uyandırdı ve geniş bir sahiplenme gördü. Konferans, barış için mücadele edenler açısından bir nebze de olsa nefes alma imkânı yarattı.

İmamoğlu’nun konferansa gönderdiği mesaj, Kürt sorununa ilişkin iki temel sorun alanını bir kez daha görünür kıldı. Bugün bu başlıklar Türkiye’nin aktüel gündeminde yer almıyor olabilir; ancak her ikisi de Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasına yönelik tartışmalarda merkezi bir öneme sahiptir. Bu yazıda, önceki yazımda da değindiğim bu iki noktayı açmaya çalışacağım.

İlki merkez–yerel yönetim dengesi ve ilişkisiyle ilgilidir. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtikten sonra merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki denge merkez lehine bütünüyle bozulmuştur. Bunu  Ekrem İmamoğlu da bizzat  yaşayarak gördü.

Adem-i Merkeziyetçilik Belediyecilik

Türkiye’nin idari, siyasal, demokratik, katılımcı ve eşitlikçi olmayan yapısı bu dönemde neredeyse tümden işlevsiz hâle gelmiştir. Bilindiği gibi Türkiye’de demokratikleşme tartışmalarının en önemli başlıklarından biri, merkeziyetçi yönetim anlayışından adem-i merkeziyetçi bir yönetime geçilmesi meselesi bir tercih değil zorunluluktur.

Bugün Türkiye, 30 büyükşehir belediyesi üzerinden, adeta her biri ayrı bir “tek adam” pratiğiyle işleyen bir yerel yönetim modeliyle yönetilmektedir. Ancak İmamoğlu’nun mesajında, merkez–yerel yetki ve kaynak paylaşımı ile büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasındaki derin dengesizliği ve aşırı merkezileşmiş yetki yapısını gidermeye yönelik somut bir reform önerisine yer verilmemektedir.

Oysa Türkiye gibi çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli ülkelerde, adem-i merkeziyetçi modellerin toplumsal barışın sağlanması, demokrasinin kurumsallaşması ve yetkinin halka (tabana) yayılması açısından dünyada pek çok örneği bulunmaktadır. Bizde neden olmasın?

Adem-i merkeziyetçilik, karar alma süreçlerini yurttaşa mekânsal ve siyasal olarak yakınlaştırır; tek merkezli iktidar yoğunlaşmasını sınırlar ve yerel ihtiyaçlar ile farklılıkların siyasete yansımasını kolaylaştırır. Bu tartışma bugün aktüel görünmeyebilir; ancak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun kalıcı çözümü açısından en temel başlıklardan biridir.

Ana Dil Yarası

İkinci sorun alanı ise, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin mesajınızdaki yaklaşımın, sorunun kalıcı çözümünü zorlaştıran bir nitelik taşımasıdır.

Bilindiği üzere 2012 yılından bu yana “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adı altında ortaokullarda Kürtçe (Kurmançî, Zazakî), Lazca, Gürcüce, Adigece, Abazaca gibi diller seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Ancak seçmeli derslerin açılabilmesi için belirli sayıda öğrenci talebi (örneğin en az 10 öğrenci) gibi uygulama sorunları bulunmaktadır. Bu nedenle birçok yerde bu dersler fiilen açılamamaktadır. Mevcut uygulama, ana dilde eğitim hakkı değil; sınırlı bir seçmeli ders imkânıdır.

Kürt sorununun kalıcı  çözümü bunun  ötesine gecen çözüm önerilerine ihtiyacımız var Kürt sorununa ilişkin çözüm önerinizin temelinde, Kürtlerin kimliklerinin, dillerinin ve kültürlerinin tanınması gerektiği vurgusu yer almaktadır. Bu yaklaşım, bir halkın kendini ifade etme ve tarihsel sürekliliğini yaşatma hakkının kabulü anlamına gelir. Kültürel kimliklerin tanınması yalnızca duygusal ya da psikolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda toplumsal barışı ve hoşgörüyü güçlendiren siyasal bir zemindir. Kürtçenin, Kürt tarihinin ve edebiyatının öğretilmesi önerisi de kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği hayata geçirmenin yoludur.

Ancak mesajınızda yer alan “Kürt yurttaşlarımıza kolektif haklar verelim demiyorum. Aksine buna esastan karşıyım” ifadesi, bu önerilerin içini büyük ölçüde boşaltmakta ve amaçlanan sonuçların gerçekleşmesini fiilen imkânsız kılmaktadır. Kimliklerin tanınması ve temel hakların kullanımı yalnızca bireysel haklar çerçevesinde ele alınamaz. Bu hakların toplumsallaşması, ancak kolektif boyutlarının tanınmasıyla mümkündür.

Bireysel hak–kolektif hak ayrımının, uluslararası hukukta ve tarafı olduğumuz sözleşmelerde ciddi bir sorun alanı oluşturmaktadır. Bu durum evrensel insancıl hukukla çelişmektedir.

Türkçenin resmî dil olarak kalması gerektiğini vurgulamanız, eşit, adil ve demokratik bir birlikte yaşam açısından önemlidir. Ancak ülkenin farklı bölgelerinde ve topluluklarında ana dillerin kamusal ve toplumsal yaşamda ikinci dil olarak kullanılabilmesinin dünyada pek çok örneği bulunmaktadır. Bu nedenle Kürtçe dâhil olmak üzere ana dillere özgürlük tanınması doğru ve gereklidir.

Eğitimde Kürtçenin öğretilmesi, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için eşitlik sağlanması gerekirken; devletin işleyişinde, yasalarda ve resmî işlemlerde ortak bir dilin kullanılması anlaşılır ve makul bir tercihtir.

Mesajınızdaki Kürtlerin ya da diğer etnik grupların kolektif hak taleplerini dışlayan, çözümü bireysel eşitliğe indirgemek; 21. yüzyılda uluslararası evrensel insancıl hukukla ve sözleşmelerle çelişmekte ve hak ihlallerine yol açabilecek bir yaklaşımdır.

Eşit vatandaşlık ilkesini temel hakları bireysel düzeye indirgemek suretiyle ele almak, toplumsal ihtiyaçları her zaman karşılamaz. Kürt yurttaşların da önemli bir kesiminin bu öneriyi yetersiz bulacağı açıktır. Mevcut uygulamanın yarattığı rahatsızlık bunun kanıtıdır.

Özel yasalar çıkarmaya gerek yoktur. Herkes için, her yerde eşitlik, adalet ve hukuk ilkeleri temelinde hazırlanacak yasalar ve demokratik bir anayasa, sorunlarımızın çözüm anahtarıdır. Bugün Türkiye’nin, umudu büyütmeye her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı vardır.

Kürtçeye yönelik ayrımcı uygulamaları sürdüren merkezi ve yerel yönetimler döneminin sona ermesi için, Kürtçenin de İngilizce, Almanca ya da Arapça gibi kamusal alanda kullanılmasından korkmayan merkezi ve yerel yöneticilere ihtiyaç var.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER