İlk zayiat daima masumiyettir: Çocukları ve masumları koruma bahanesi
SİYASETSistem kendi düşmanını üretir; sözde çocukları istismardan, siber zorbalıktan korur ama bir grubun silahlanıp kendi çetesini oluşturması sorun değildir çünkü güvenlik illüzyonuna ihtiyaç vardır. Bunlar sokak çetelerinden, terör örgütlerine kadar geniş bir ürün yelpazesi oluştururlar. Fark etmez, yeter ki sen evinde silahlanma; senin yerine birileri silahlanırsa birileri onunla ilgilenir. O da savcılıklar, mahkemeler “vakit bulup” ilgilenirse.
Yıllar önce CNBC-E’de yayınlanan 24 adlı diziyi hatırlıyor musunuz? Bu dizide ABD’nin çok demokratik ve değerli düzeninin başına sürekli bir şey gelirdi (teröristlerin olağanüstü bir bombayı, nükleer ya da biyolojik bir silahı patlatması beklenirdi) ve Kiefer Sutherland’in oynadığı Başkan’ın en seçkin adamlarından birinin bu olayları durdurması istenirdi.
Ancak teröristlerin bunu yapması için 24 saati olurdu. Dizi gerçek zamanlı olarak 24 saati bölümlere ayırarak ilerliyordu. Diziyi diğer dizilerden ayıran en önemli özelliği gerçek zamanlı olarak 24 saat içinde geçmesiydi ve en eğlenceli ve gerilimli kısımları bunlardı. Aksiyonu da kaliteliydi. Dizide her bir saat çok önemliydi, sistemi kurtarmak için nice şehitler verilirdi ama kahramanımız bunu hallediyordu.
Bununla birlikte saatler ve hatta dakikalar sayılı olduğu için, her şeyi “hızlıca” halletmek gerekiyordu. Bir şüpheli mi bulundu? “Yargılayacak ve yaşı kurudan ayıracak vakit yok, saatler içinde masumlar ölecek” düsturuyla işkence yaparak gerçeği öğrenmek gerekiyordu.
Kahramanlarımızın açık çeki vardı, işkence yapabilirler, ABD’lilerin çok sevdiği bir deyimi icraya koyabilirlerdi; desperate times, desperate measures. Yani zor zamanlar, zor çareleri gerektirir.
Bu ise izleyiciye şöyle meşrulaştırılıyordu; durum acil, mesele aslında belirli bir rejim nizamını korumaktan öte bir şehrin tüm insanlarının ölüp ölmemesi ile ilgili. Dolayısıyla her şey mübah. İzleyici olarak içimiz rahat bir şekilde kahramanımızın kötü adamları deşmesini izleyebiliyorduk. Belki Başkan’ı bile kurtarmak o kadar önemli değil, önemli olan masumların korunmasıydı.
Masumların korunması… Ne güzel bir bahane oldu bu değil mi?
Bence dünyadaki çok az kişi hala 11 Eylül 2001’in öneminin farkında değil. O dönem doğanlar hiç bilmese de ya da o dönem çocuk olanlar az çok hatırlasa da etkilerini tefehhüm etmemiş olmalarını beklemek zor değil. Ama bizim gibi boomer’lar, kart ihtiyarlar, dedeler, dayılar, teyzeler kolektifi durup düşünmek zorundayız? Gerçekten ne oldu?
Bu yazıda 11 Eylül sonrası siyasetin aldığı şekli, güvenlik doktrinlerini tafsilatıyla ele alacak değilim, bu konuda da bilgim yok zaten. Ama hepimizin anladığı şekilde anlatayım; şahtı şahbaz oldu. Devletlerin eline kamusal ve bireysel gözlem için çok daha fazla bahane geçti. Bunu herhangi bir havaalanında görmeniz zaten mümkün. Bu hal ve şerait pandemi sonrası dünyada daha da arttı. Zincirlerimiz daha bir sıkılaştı.
Şimdi de Dünya’da ve Türkiye’de sosyal medyadan çocukları korumak bahanesiyle kimlikle yaş sınırlaması sistemi geliyor. Yani adeta bir bankanın internet şubesinde hesap açar gibi telefonunuzun kamerasında kafanızı oynatacaksınız, metrik verileriniz iletilecek. Kimlik doğrulanacak ki filanca yaşın (15-16 vs) altında olup olmadığınız belli olsun.
Bu gibi düzenlemelerin çocukları korumak ile zerre-i miskal ilgisi olmadığını görmek hiç zor değil. Bunun talep edildiğini görecek olan çocuğun ilk adresi yaş doğrulaması istemeyen diğer adreslere gitmek olacaktır. Bu gençliğin hayatta kalma kuralıdır. Eğer bakkal Ahmet abi yaşınız küçük diye size sigara satmıyorsa, yan mahalledeki Hasan abi her zaman satar. Hasan abi iyidir. Üstelik Hasan abiye güzel kızlar da gelir. Ahmet abi örnek vatandaştır ama her zaman Hasan abi biri gibi olur. Bir bakmışsınız ilk şarabınızı da Hasan abiyle içmişsiniz. Gerisi gelir.
Bu Hasan abinin dijital dünyadaki adı Tor network sistemleri ve Tor internet gezgini. Karanlık web ağlarına ulaşmayı sağlayan bu sistemi yazdığım için editörüm sansür isteyebilir ama -bu yazıyı okuyan bir gençlik var mı bilmesem de- onlar zaten biliyorlar karanlık web’e nasıl girildiğini. Benim bilmediğim başka gırla yol da vardır.
Ve ho ho ho! Çocuklar yılbaşı hediyeniz geldi! Karanlık web’de herhangi bir silahın planını, bir bombanın nasıl yapılacağını, cannabis bitkisinin, yani esrarın nasıl yetiştirileceğini öğrenmeniz hiç zor değil. Hatta bunların gerekli materyallerini sağlamak da mümkün. Benim gençliğimde internet sadece forumlardan ve ICQ denilen enteresan bir sosyal medya uygulamasından ibaretken Anarchist’s Black Book (Anarşistin Kara Kitabı) diye bir kitap vardı, o dönemin Tor’u oydu.
Şimdi heyhat, Tor’u bir yana bırakın, herhangi bir Rus web sitesi bu işi görebilir. Hele bir 3D yazıcınız varsa…Neyse, burası otosansür olsun.
Hasılı, lafı kısa keselim; bu yasağın bir anlamı yok. Zaten en son Kahramanmaraş saldırısında saldırıyı düzenleyen çocuğun çoktan yasaklanmış olan Discord’a girmesi bu yasağın anlamsızlığının birinci dereceden ispatı.
Dolayısıyla amaç ne? Elbette masumların koruması bahanesiyle kelepçeyi daha da sıkmak. Buna siyaset bilimciler, psikologlar, sosyologlar ne ad veriyorlardır bilmiyorum; ben güvenlik illüzyonu diyorum. Modern şehir insanını eskiden tamamen merkezsiz ve neredeyse engelsiz olan internetin sınırları belirlenmiş versiyonuna mahkûm ederek, onu koza içine almak. Onu anonim değil, bilinebilir, algoritmalarla takip edilebilir, hareketleri, arzuları ve iştihası tamamen kontrol edilebilir hale getirmek. Temel amaç bu.
Bir devlet bunu neden yapar? Elbette gücün kendinde olduğunu göstermek bir sebeptir ama çok daha temel bir sebep vardır; memelilerin hayatta kalma kanunudur, bir beta grubunun isteklerini karşılayacak temel bir ekonomik kaynak yoksa ya da bu kaynaklar giderek tükeniyorsa, onların alfa grubunun kaynaklarına konmamasını sağlamak. Bu biyolojik tanımlamanın iktisattaki adı ise sermayenin kendi çıkarlarını korumasıdır.
Kısacası sistem kendi düşmanını üretir; sözde çocukları istismardan, siber zorbalıktan korur ama bir grubun silahlanıp kendi çetesini oluşturması sorun değildir çünkü güvenlik illüzyonuna ihtiyaç vardır. Bunlar sokak çetelerinden, terör örgütlerine kadar geniş bir ürün yelpazesi oluştururlar. Fark etmez, yeter ki sen evinde silahlanma; senin yerine birileri silahlanırsa birileri onunla ilgilenir. O da savcılıklar, mahkemeler “vakit bulup” ilgilenirse.
Bu da şimdilik bireysel silahlanmaya neden karşı olmadığıma dair kısa bir cevap olsun. Sonra anlatırım.
Bu döngüsel bir düşüncedir. Vatandaşın her zaman boyun eğmesi istenir, bir grup zaman zaman kontrol altında tutulur, başka bir grubun kontrol altında olmaması zaman zaman işine gelir, zaman zaman gelmez. Ondan sonra “güvenlik” bir sorun olmaya başladığı zaman kontrol bir çözüm olarak ileri sürülür.
Ancak bu esnada meslek liselerinde staj yaparken istismara uğrayan, emeklerine el konulan, sigortasız çalıştırılan ve iş cinayetlerinde öldürülen çocuklar akla gelmez. Bu esnada Gazze’de öldürülen o kadar çocuk akla gelmez. Irak ve Suriye’de ölenler akla gelmez. Çünkü bunlar fillerin kavgasıdır, bizim bulaşmamız istenmez. Biz çimen olmak zorundayız.
Aksi halde İsrail’in Gazze’deki operasyonlarına zerre kadar ses çıkarmayan İngiltere’nin “çocukları koruma” bahanesiyle sosyal medyaya yaş sınırı getirme planını ilk ortaya koyan devlet olması nasıl açıklanabilir? Devasa uyuşturucu ve bahis çetelerinin milyarlarca dolar kazanıp sokakta cirit attığı, çocuk cinayetlerinin, kaybolan çocukların her gün haber konusu olduğu Türkiye’nin oyunlarla ilgili düzenleme getirme isteği nasıl açıklanabilir? Kimlik taratarak X’e gireceksiniz ve bu sorunlar çözülecek. Steam platformunun bandını daraltırsanız belki Güngören’de ruhsatsız silah satan adam o çocuğa silah satmayacak.
Belki…Mümkün.
Düşündüm de bu tanımı değiştiriyorum, adı güvenlik illüzyonu değil, güvenlik delüzyonu (sanrısı) olsun. Çünkü illüzyona hepimiz kapılabiliriz. Ancak bir sanrı bizi böyle mantıksız bağlar kurmaya iter.
Aptallık ise baki kalır. Neyse. Görüşürüz.
İlginizi Çekebilir