© Yeni Arayış

Hırs insana neler yaptırır?

İnsan neden hırslıdır? Çünkü kendini unutacak kadar canlı olmak ister. Peki nasıl yok eder? Başarıyı elde ettikten sonra bile “değersizlik duygusu” susmuyorsa, hırs tüketici bir zararlı devreye dönüşür. Barut, ateş bulduğunda ne oluyorsa insan da benzine dönüşür; yanmaya başlar.

Hırsın asıl yakıcılığı, bizi ileriye taşımasından değil, göremediğimiz yerlerde tüketmesindendir. Çoğu insan başarıya susadığı için değil; kendi içindeki değersizlik hissini susturmak için koşturur. Bu yüzden hırsın enerjisi, zaferlerin değil, eksik kalan çocukluk sorularının yakıtıyla çalışır: “Ben yeterli miyim?”, “Beni görecekler mi?”, “Sevilebilir miyim?”. Psikolojide özellikle Adler’in “aşağılık duygusu ve telafi” teorisi hırsın tam kalbini gösterir; insan, en çok eksik hissettiği alanda aşırı performans sergiler. Hırsın parlak tarafı işte buradan doğar; karanlık tarafı da.

Bilim cephesinde hırsla rekabet arasındaki ilişkide dopamin önemli bir faildir. Daha başlamadan önce değil, tam kazanma anında değil, kazanma ihtimalinde dopamin artar. İhtimal ne kadar belirsizse, ödül sistemi o kadar ateşlenir. Kazanma değil, “belki” bağımlılık yapar. Bu yüzden başkalarını yenmeye çalışmak, aslında başkalarını değil, kendimizdeki ihtimali kovalamaktır. İnsanın derdi rakip değil; kendi gölgesidir.

Eğitim ve hırs arasındaki ilişki ise tahmin edildiği kadar lineer değildir. Eğitim seviyesi arttıkça bilgi artar ama kontrol duygusu da artar. Kontrol arttığında ise hırs daha dar bir kanaldan akar: mükemmeliyetçilik. Araştırmalar (özellikle Frost ve Hewitt’in 1990 sonrası ölçek çalışmaları) yüksek eğitimli bireylerde içsel rekabetin dışsal rekabetten daha güçlü olduğunu gösterir. Eğitim, hırsı törpülemez; sadece daha incelikli hale getirir. Üniversite koridorlarında kimsenin kimseye bağırmadığı ama herkesin herkesi sessizce geçtiği o atmosfer tam da budur.

Bir de edebiyat tarafı var. Clarissa Pinkola Estés “Kadınlarla Koşan Kurtlar”da şöyle der:

“İnsanın kendine karşı kazandığı zafer, başka herkese karşı kazandıklarından daha çetindir.”

Bu cümle, hırsın gerçek yönünü ters yüz eder. Başkalarını yenmek, en kolay rekabet türüdür; çünkü ölçüt dışarıdadır. Kendini yenmekse çok daha acımasızdır; çünkü aynaya bakmayı gerektirir.

Hırs insanı büyütür mü? Evet. Ama önce çırılçıplak soyup küçülterek. İnsan neden hırslıdır? Çünkü kendini unutacak kadar canlı olmak ister. Peki nasıl yok eder? Başarıyı elde ettikten sonra bile “değersizlik duygusu” susmuyorsa, hırs tüketici bir zararlı devreye dönüşür. Barut, ateş bulduğunda ne oluyorsa insan da benzine dönüşür; yanmaya başlar.

Belki de soru şudur: “Kimi yenmek istiyoruz?” Eğer cevabı bilmiyorsak, yarış bitmez. Çünkü bitirmeyi asla istemeyiz.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER