Emekli için son çare sandık
SİYASETBugüne kadar yayınlanagelen anketlere göz attığımda, yüksek oranda (yüzde 20-25) çıkan kararsızların, siyasi partilere oyları oranında dağıtılmasının doğru yöntem olmadığı kanısındayım. Daha çok erken belki ama öngörüm, önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakı’nın Meclis’teki salt çoğunluğunu kesinlikle yitireceği, kim olursa olsun muhalefetin adayının Cumhurbaşkanı seçilme olasılığının çok yüksek olduğu yönünde. Sonuçların böyle çıkmasında da emekli oyları büyük rol oynayacak kuşkusuz.
Cumhur İttifakı Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olarak emekliye tüm uyarılara karşın uyguladığı negatif ayrımcılığı inatla sürdürüyor. Bu konuda emekliler arasındaki eşitsizliği de içinden çıkılmaz bir hale getirmekten çekinmiyor. Son olarak TÜİK’in enflasyon verileriyle yüzde 12,2 olan 5510 sayılı kanuna tabi SSK emeklilerinin altı aylık zam oranı korunurken, iktidar cephesi, kök maaşıyla sıfır zam alacak olan 4 milyon küsur en düşük maaş alan emeklilere yüzde 18,48 oranında zam yapılmasını öngören bir karar almış bulunuyor. Böylece en düşük SSK emeklisi maaşı 20 bin TL ye çıkarılırken, yüzde 12,2 oranında zamla 20 001 TL ve üstünde maaş alan emeklilerin aylıklarında herhangi bir artış olmayacak. Bu kararla SSK emeklileri arasında nispeten yüksek maaş alanlarla en düşük maaş alanlar arasındaki fark azaltılıyor. Başka bir deyişle, nispeten yüksek maaşlar bir miktar daha aşağıya doğru çekilmiş oluyor.
Cumhur İttifakı 30 ay önce yaptığı yasal düzenleme ile Devlet Memurları Kanunu’na tabi emeklilere, memura yaptığı ve altı ayda bir enflasyon farkı alarak Ocak itibariyle 22 bin 250 TL yi aşan seyyanen zammın yansımasını engellemişti. Memur emeklisinin SSK’lılara oranla bir tık yüksek kalan maaşlarının bu sayede aşağı çekildiği ve SSK emekli maaşlarına yaklaştırıldığı gözleniyor. Hazine ve Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarının ve bazı AK Parti milletvekillerinin nasılsa yargının bazen yersiz şekilde sıkça başvurduğu “dezenformasyon ve yanlış bilgiyi yayma suçu” kapsamına girmeyen “emeklilerimizi enflasyon altında ezdirmedik, hamdolsun” söylemiyle emekliye yapılan bu negatif ayrımcılığı savunmalarını hayretle izliyorum. Aralarında “emekli maaşları düşük de olsa düzenli ödeniyor, şükredin” diyenler bile var. Sanki çoğu yaş aldığı için çalışamayacak durumda olan emeklilere kazanılmış haklarını ödememek gibi bir seçenek varmış gibi.
Gündemde emekli maaşları olduğu için aylıkları özel sektör tarafından ödenen çalışan kesimi ilgilendiren asgari ücretin bu yıl ilk kez açlık sınırı altında belirlenmesini burada ele almıyorum. Ama şurası bir gerçek ki asgari ücretle emekli maaşları arasında en alt düzeyde bir korelasyon kurulmuş durumunda. Cumhur İttifakı ülkeyi en azından iki yıldır gelir adaletsizliğini had safhaya çıkaran vahşi kapitalist sisteme özgü bütçelerle yönetiyor. 2026 yılının başında bu gelir adaletsizliği artık toplumsal patlamalara gebe bir duruma gelmiş bir durumda. Öyle ki öncelikli alanım olan uluslararası ilişkilerden çok iç politikadaki hukuksuzluklara ve ülkenin ekonomik ve sosyal durumuna ilişkin konularda eleştirilerimi dile getirmek durumunda kalıyorum.
Çare neden sandık?
Emekli ve asgari ücretli başta olmak üzere ülkedeki seçmenin salt çoğunluğu iktidarın bu ekonomik ve sosyal politikalarının mağduru. Sadece emekliler, yaşayan eşler ve dul ve yetimlerle birlikte, 25 milyon civarında seçmen demek. 65 milyon seçmenin var olduğu bir ülkede önemli bir toplumsal güç olduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim 31 Mart 2024 belediye seçimlerini AK Parti’nin yitirmesinde emeklilerin rolünü yok saymak mümkün değil. Emeklilerin AK Parti’ye ve bu konuda sürekli destek aldığı ortağı MHP’ne öfkesi çok büyük. Emekliler kendilerini enflasyon altında ezen ve 2026 başı itibariyle ezmeye devam eden Cumhur İttifakı’nı iktidardan düşürmek için erken seçim talep ediyor. Bu talebi 30 aydır izlenen negatif ayrımcılık nedeniyle doğal karşılamak gerekir elbette.
Cumhur İttifakı’nın erken seçime gitmek istememesi de doğal. Kaybedeceği seçime hiçbir hükümet gitmez. Ama seçime artık sadece iki yıl var ve emekliler konusunda durumu lehine çevirmesi mümkün değil. Bu yılki bütçeyle yıl sonuna kadar gidileceğine göre, 2026 olasılıkla 2025’ten de kötü olacak. Genelde sabit gelirliler, özelde emekliler açısından. En düşük SSK emeklisi maaşının 20 bine çıkarılması bu kategoride yer alan emekliler için ilaç olmayacağı gibi, onlardan daha az zam almış SSK emeklilerini de rahatsız etmiş, hatta öfkelendirmiş durumda. Bunu fark edemeyecek bir hükümetin realiteden ne kadar uzakta olduğunu söylemek abartı olmasa gerek.
Kabul etmek gerekir ki 2026 başına kadar sürünmüş, kredi kartı borçları altında ezilmiş hatta ödeyememiş emeklilere bütün borçlarını ödeyecek bir zam verilse bile sıkıntılarını unutmaları mümkün değil. Kaldı ki izlenen insansız ekonomi politikası öyle bir zammın yapılmasını pek de mümkün kılmıyor. O bakımdan son yıl, biraz fazla zam yapar oyları cebe indiririz gibi bir düşünceyle hareket etmek hayalciliğin dik alası. Memur emeklisi, Yargıtay onursal üyesi Sayın Seyfettin Çilesiz’in, SGK’ya açtığı davada, mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması talebine ilişkin kararını umutla bekliyor. Verilmeyen seyyanenin Temmuz 2023’ten bu yana biriken 10 bin dolar civarındaki alacağını mutlaka tahsil edeceğine inanıyor. Bu yazıyı kaleme aldığımda mahkemenin kararı hala açıklanmamıştı. Gerçi karar olumlu olsa, Anayasa Mahkemesi seyyanenin verilmemesine ilişkin düzenlemeyi iptal etse bile, bu iktidarın bu karara uyacağına pek ihtimal vermiyor. Her ay giderek artan bu parayı almadan da kalkıp iktidar partilerine oy vermesini beklemek saflık olur.
Emeklilerin gözünde 31 Mart seçimlerinde oy verdikleri CHP’li belediye başkan ve üyelerinin tutuklu yargılandıkları davalar siyasi nitelikli. Seçimlerde birinci parti konumuna yükselmiş CHP’nin itibarsızlaştırılmak suretiyle hem emekliler kendilerinin cezalandırıldığı hem genel seçimleri kazanmaya aday parti ve adayının önünün kesilmek istendiği görüşünde. O bakımdan seçmenle böyle didişmenin, verdiği oyların belediye başkan ve üyeleri tutuklanarak geçersiz kılınmasının Cumhur İttifakı’na herhangi bir getirisi olması mümkün değil. Fransa’daki gerek Cumhurbaşkanlığı gerek milletvekili seçimleriyle ilgili siyasi analizlerimde sık, sık altını çizdiğim bir gerçek var. O da iktidar olması istenmeyen adaylara karşı X rakibe oy vermek. Başka bir deyişle, bir aday istenmiyorsa, rakibi kim olursa olsun onun lehine oy kullanmak. 2002’de ikinci turda Jean Marie Le Pen’in rakibi Chirac’ın yüzde 82,2, yirmi yıl sonra Marine Le Pen’in rakibi Macron’un yüzde 58,5 oyla seçilmesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Özetle, emekliler Cumhur İttifakı’nın kendilerine ilişkin ayırımcı politikalarından çok rahatsız. AK Partili ve MHP’liler sokağın nabzını tutsalar, 2023’te kendilerine oy vermiş emekli seçmenlerin çoğunluğunun rakip parti ve adaylara oy vermeye kararlı olduğunu saptayabilirler. Anketçi değilim ama 2023 seçimleri öncesi yabancı diplomatlar dahil görüşümü soranlara, Altılı Masa formülünün güven vermemesi nedeniyle AK Parti’nin genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacağını; Temmuz 2023’teyse on ay sonra yapılacak belediye seçimlerini emeklilere yapılan negatif ayrımcılık nedeniyle yitireceğini söylemiştim. Öyle de oldu.
Bugüne kadar yayınlanagelen anketlere göz attığımda, yüksek oranda (yüzde 20-25) çıkan kararsızların, siyasi partilere oyları oranında dağıtılmasının doğru yöntem olmadığı kanısındayım. Daha çok erken belki ama öngörüm, önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakı’nın Meclis’teki salt çoğunluğunu kesinlikle yitireceği, kim olursa olsun muhalefetin adayının Cumhurbaşkanı seçilme olasılığının çok yüksek olduğu yönünde. Sonuçların böyle çıkmasında da emekli oyları büyük rol oynayacak kuşkusuz.
İlginizi Çekebilir