Ekranda anlatılanlar, sokakta yaşananlar…
SİYASETMesele şu noktada düğümleniyor: Seçmen, kimin ne kadar konuştuğuna değil, kimin gerçekten dinlediğine bakıyor. Ekran geçici bir vitrin sunar; saha ise kalıcı bir hafıza bırakır. Tüm algı çabalarına rağmen, siyasal değişim hâlâ ekranın kurduğu anlatılarda değil, sokağın yaşadığı gerçeklikte...
Siyaset uzun süredir ekranlardan konuşuyor. Televizyon stüdyoları, sosyal medya yayınları siyasal iletişimin ana eksenini oluşturuyor. Ancak seçmen, hâlâ hayatı ekranda değil sahada yaşıyor. Bu iki alan arasındaki mesafe açıldıkça, siyasetin kime, nasıl ve hangi zeminde temas kurduğu sorusu daha da yakıcı hale geliyor. Özellikle muhalefet açısından bu soru, bir tercih meselesi olmaktan çıkıp zorunlu bir yön tayinine dönüşmüş durumda.
İktidar cephesinde tablo net. Ekran, büyük ölçüde tek yönlü biçimde kullanılıyor. Mesajlar kontrollü, gündem planlı, görünürlük süreklilik arz ediyor. Dijital alan ve ana akım medya, iktidar açısından hem güvenli hem de konforlu bir vitrin işlevi görüyor. Bu vitrin üzerinden, somut hayatta karşılığı giderek zayıflayan kimi başlıkların, farklı bir algı çerçevesiyle sunulmaya çalışıldığı görülüyor. Hayat pahalılığı, işsizlik, gelir adaletsizliği gibi konular ekranda yer bulsa da, sokakta hissedilen ağırlığı ve yakıcılığıyla örtüşmeyen bir anlatı hâkim…
Bu süreçte bazı medya aktörlerinin de eleştirel mesafeyi korumak yerine bu anlatının taşıyıcısı haline gelmesi, algı ile gerçek arasındaki makası daha da açıyor. Yorum ile haber arasındaki sınırın bulanıklaştığı bu yaklaşım, siyasetin gerçeği tartışmaktan çok, gerçeğin nasıl gösterildiği üzerinden yürütülmesine yol açıyor. Böylece ekran, bir tartışma alanı olmaktan ziyade, belirli bir çerçevenin tekrar üretildiği bir sahneye dönüşüyor.
Muhalefet açısından ise tablo oldukça farklı. Ekran, sesin duyurulabildiği ama alanın sistematik biçimde daraltıldığı bir mecra. Ana akımda görünürlük sınırlı. Buna karşın muhalefet, özellikle sosyal medya üzerinden güçlü bir karşılık üretmeyi başarıyor. Kısıtlı imkânlara rağmen bazı mesajların milyonlara ulaşması, dijital alanda oluşan tepkinin tümüyle kontrol altına alınamadığını gösteriyor. Ancak bu etkinin hâlâ kırılgan olduğu ve süreklilik üretmekte zorlandığı da bir gerçek.
Tam da bu nedenle muhalefet sahada. Pazarda, sokakta, esnafın dükkânında, gençlerin arasında. Çünkü seçmenin gerçek gündemiyle temas, ancak yüz yüze kurulduğunda anlam kazanıyor. Sahada dinlenen bir yurttaş, ekranda pasif bir izleyici olmaktan çıkıp siyasetin öznesi haline geliyor. Bu temas biçimi, ekranın sağlayamadığı bir meşruiyet ve güven zemini üretiyor.
Son dönemde muhalefetin sokaktaki temposunun belirgin biçimde arttığı görülüyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in özellikle son bir haftadır deprem bölgesinde bulunması, yakınlarını kaybeden yurttaşları ziyaret etmesi ve acıyı yerinde paylaşması, bu yaklaşımın somut örneklerinden biri. Çok kıymetli… Bu ziyaretler yalnızca bir siyasi programın parçası değil; ekran dilinin ötesinde, gerçek bir temas arayışının ifadesi. Afetin yarattığı travmanın hâlâ taze olduğu bölgelerde kurulan bu temas, siyasetin kriz anlarında nasıl bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dair de önemli bir çerçeve…
Saha, muhalefet için kolay bir alan değil. Sorular sert, beklentiler yüksek, sabır düşük. Ancak tam da bu nedenle sahici. Ekranda ölçülen etkileşim ile sahada inşa edilen güven aynı şey değil. Bir video milyonlara ulaşabilir; ancak bir seçmenin “ilk kez biri gerçekten dinledi” demesi, siyaseten çok daha kalıcı bir karşılık yaratır. Bugün muhalefetin sahada daha görünür olması, bir iletişim tercihi değil, yapısal bir mecburiyet halini almış durumda.
Önümüzdeki dönemde mitinglerin ardından muhalefetin sokakta daha fazla olacağına dair verilen mesajlar da bu çizginin süreceğine işaret ediyor. Kalabalık meydanların ardından küçük temas alanlarına yönelmek, büyük sözlerin ardından birebir dinlemeyi tercih etmek, muhalefetin siyasal dilinde önemli bir dönüşümün habercisi.
Asıl mesele şu noktada düğümleniyor: Seçmen, kimin ne kadar konuştuğuna değil, kimin gerçekten dinlediğine bakıyor. Ekran geçici bir vitrin sunar; saha ise kalıcı bir hafıza bırakır. Tüm algı çabalarına rağmen, siyasal değişim hâlâ ekranın kurduğu anlatılarda değil, sokağın yaşadığı gerçeklikte...
İlginizi Çekebilir