© Yeni Arayış

Ara seçim

Türkiye, "rekabetçi otoriterlikten" seçimlerin işlevsizleştiği "hegemonik" bir modele geçişin sancılarını yaşarken; CHP, yargı kıskacını kırmak için 2003’ten bu yana başvurulmayan "ara seçim" formülünü gündeme taşıyor. Özgür Özel’in iktidarın eriyen meşruiyetini tescillemek adına attığı bu adım, parlamentonun işlevsizleştiği bir dönemde psikolojik bir üstünlük vaat etse de beraberinde büyük riskler barındırıyor. Milletvekili istifalarının Meclis çoğunluğu tarafından tek tek oylanması, CHP’yi "Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma" tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir. İktidarın yargı sopasını en sert şekilde kullandığı bu kritik virajda, ara seçim hamlesinin toplumsal bir dirence mi dönüşeceği yoksa boşa düşmüş bir manevra olarak mı kalacağı Türk demokrasisinin geleceğini tayin edecek.

Türk demokrasisi son yıllarda kritik bir viraj alıyor. Gezi Parkı protestoları ve devam eden süreç sonrasında Türkiye’nin rekabetçi otoriter bir rejimle idare edildiği konuşuluyordu. Rekabetçi otoriter rejimlerin en belirgin özelliği, seçimlere katılan aday ya da partiler arasında asimetrik bir yarış olsa da sandıktan çıkan sonuca riayet edilmesidir.

Muhalefet belki iktidara gelemiyordu fakat muktedirlerin bazı baskı araçlarına göğüs germek kaydıyla yerelde söz sahibi olabiliyordu. Ancak gelinen noktada seçimlerin iktidarı değiştirebilme işlevinin ortadan kalkması ihtimali dillendirilmeye başlandı. Rekabetçi otoriterliğin hegemonik otoriterliğe dönüştüğü üzerinde duruluyor.

Türk demokrasisinin yapısal bakımdan geçirdiği değişiklere karşı şimdilik güçlü bir direnç mekanizması var. CHP, iktidar cephesinden gelen baskı ve yıldırma politikalarına mukabil dik durmaya gayret gösteriyor. Özellikle son yerel seçimlerde, iktidarın altındaki koltuğun kayma olasılığı güçlendikçe söz konusu baskı ve sindirme politikaları hız kazandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, burada önemli bir dönüm noktasını meydana getirdi. Çünkü eşit şartlar altında geçmese de iktidarı değiştirme potansiyeli bulunan seçimler düzenleniyordu. Oysa şimdi adayların içeri atıldığı, ana muhalefet liderine fezlekeler hazırlanan, birinci partinin kapatılabileceği ya da kayyum atanabileceği konuşulan Türkiye’de seçimlerin aslî fonksiyonunun ortadan kalkması ciddi ciddi tartışılıyor.

Özgür Özel, bütün bunların farkında olduğundan süreci tersine çevirmek amacıyla elindeki tüm imkânları devreye sokmaya çalışıyor. Ancak toplumsal tabanda geniş katılımlı mitingler ve bazı protesto gösterileri dışında bir direnç ivmesi yakalayamadığı için daha geleneksel yöntemler deniyor.

Ara seçim formülü de bunlardan birisi. Özel, parlamentoda boşalan ve boşalma ihtimali bulunan sandalyeler için düzenlenecek bir seçimle iktidara karşı elini güçlendirmek istiyor. Ancak bu tür yöntemler her zaman beklenen sonuçları doğuramayabiliyor.

Bir kere Özel’in, iktidarı sıkıştırmaya dönük her hamlesine muktedirler çok sert cevap veriyor. Örneğin daha önce “İBB borsası” iddialarını delillendirdiğinde Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney tutuklanmıştı. Kısa bir süre önce Akın Gürlek’in malvarlığına ilişkin bazı söylemler ortaya atmıştı. Hemen arkasından Uşak ve Bursa’ya operasyon düzenlendi.

CHP’nin bu yargı kıskacına ne kadar dayanabileceği büyük bir soru işareti.

Bütün bunlara karşın ara seçimlerle kuvvet tazelemek istemesi gene bazı soru işaretlerini beraberinde getiriyor. İktidarın oylarının düşüşe geçtiği ve halkta eskisi kadar karşılığının bulunmadığını gözler önüne sermek istiyor.

İktidar, CHP’nin bu stratejisini gördüğü için ilk elden yeşil ışık yakacağını sanmıyorum. Diğer yandan TBMM’de boşalan veya boşalması öngörülen sıralarda CHP’nin daha baskın hale gelmesi, esasta Türkiye’nin gidişatı açısından bir değişim yaratmaz. Zira Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile meclisin büyük oranda işlevsizleştiği bir döneme girdik.

CHP’nin sandalye sayısındaki artış parlamentonun işleyişini değiştirmeyecektir. Hâl böyleyken vekillerin istifa ettirilmesi suretiyle yapay bir seçime gitmek toplumsal tabanda ters bir etki de yaratabilir.

Ayrıca CHP, ara seçimlerle iktidarı sıkıştırayım derken kendisi de müşkül bir duruma düşebilir. Milletvekili istifaları, mecliste toplu olarak değil tek tek oylanıyor. Çoğunluk Cumhur İttifakı bileşenlerinde olduğu için bazı milletvekillerinin istifasını onaylarken sonlara doğru sürüncemede bırakabilir.

Bu durumda CHP, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olabilir. Yirmiye yakın milletvekilini kaybedebilir.

Gerçi, önemli ölçüde işlevini yitiren bir parlamentoda muhalefetteki yirmi sandalyenin eksik ya da fazla olması neyi değiştirir diyebilirsiniz. Ama vekil istifaları herhangi bir sonuç getirmeyeceği için boşa düşmüş bir hamle olarak kalır.

İşin ilginç yanı Türkiye’de 2003’ten beri hiç ara seçim yapılmadı. 1960’lar ve 70’lerde hemen her parlamenter dönemin ortasında muhakkak bir ara seçim düzenleniyordu. 12 Eylül’den sonra ara seçim meselesi epey zayıfladı. Eğer bir ara seçime gidilirse Türk demokrasisi açısından incelenmeye değer bir nitelik taşıyacaktır.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER