© Yeni Arayış

Ekonomik anayasaya aykırılık

Gerekli gördüğüm kimi zorunlu anayasa değişiklikleriyle ilgili üçlü denemem burada sonlanıyor. Anımsanacağı gibi, ilki anayasanın birçok hükmünün uygulanmamasından kaynaklanan sorunların çözümü için önerdiğim anayasa değişikliklerinden oluşuyordu. Bir öncekiyle birlikte bu yazımıysa, birçok demokratik ilke ve temel hak ve özgürlüğün sosyal boyutunu göz önüne alarak kaleme aldım. Örneğin demokratik hukuk devletinin belkemiğini oluşturan “kanun önünde eşitlik” ilkesi sosyal boyutundan yoksun kalırsa pek anlam taşımıyor. Tam bir eşitlik için herkesin en azından asgari yaşam şartlarına sahip olması da gerekiyor. Ekonomik ve sosyal alanlarda önerdiğim anayasa ilkeleri bugün belki birçok demokratik hukuk devletinde bulunmuyor. Hatta kimileri ekonomi yönetimlerine aşırı müdahale olarak da algılayabilir ama adil gelir dağılımı demokratik sosyal hukuk devletinin olmazsa olmazı kuşkusuz.  

Bir önceki yazımda, Anayasa’nın Cumhuriyet’in nitelikleriyle ilgili “değiştirilemez, hatta “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” 2. maddesinin sosyal devlet boyutunun etkin biçimde hayata geçirilmesi için gerekli anayasa değişikliklerinden söz etmiştim. Bugüne kadar birçok hükümetin ve Cumhur İttifakı’nın özellikle bu dönemde, Anayasa’nın çeşitli maddeleriyle devlete vermiş olduğu gelir ve vergi adaletini sağlama ve sosyal güvenlik bakımından özellik taşıyan sosyal grupları koruma görevlerini olması gerektiği gibi yerine getirmediğini vurgulamıştım. Asgari ücretin, milyonlarca emeklinin maaşlarının açlık sınırı altında tutulması, tüketim üzerinden alınan vergilerin, kazanç üzerinden toplananların iki katı olması gibi.

Bu tespitin ardından hükümetlerin bütçe yetkisinin ve ekonomik programlarının sosyal devlet ilkeleri uyarınca sınırlanmasının şart olduğu sonucuna varmış ve bazı anayasa değişiklikleri önermiştim. Merkez Bankası (MB) ve TÜİK’in anayasal bağımsızlığa kavuşturulması, başkanlarının yürütme değil yasama tarafından nitelikli çoğunlukla seçilmesi, mali kaynak yetersizliğinin temel sosyal haklar için ayrılması gereken bütçe payını etkilememesi gerektiği, (Md. 65) Gini katsayısı üzerinden gelir dağılımı dengesizliğinin belirli bir oranı aştığının tespiti halinde, hükümetin TBMM’ye bir iyileştirme planı sunma zorunluluğu, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının, kazanç üzerinden alınan dolaysız vergilerin payını aşamayacağı (md 73) gibi.

AYM’ne yeni görev

Önerdiğim yeni anayasa değişiklikleri, sosyal devletin etkin biçimde hayata geçirilmesi bakımından önem taşıyor. Bu bağlamda, bir önceki yazımda 146. maddede değişiklik yapılarak, AYM’nin üye sayısının 15’ten 21’e çıkarılması ve 6 yeni üyenin Ekonomik ve Sosyal Haklar Dairesi’nde görev yapmak üzere konunun uzmanları arasından seçilmesi önerisinde bulunmuştum. Devamla, 148. maddeye şu fıkraların eklenmesinin gerektiğini vurgulamıştım:” resmi istatistiklerin bilimsel temelden yoksun veya gerçeğe aykırı şekilde manipüle edildiğinin tespiti halinde; ilgili kurum kararları yok hükmünde sayılır ve bu durumdan kaynaklanan tüm ekonomik kayıpların (maaş farkları, enflasyon farkı vb.) tazminine ilişkin usuller AYM kararıyla başlatılır. Gelir dağılımını ağır şekilde bozan, vergi adaletini hiçe sayan veya sosyal devlet ilkesini işlevsiz kılan bütçe hükümleri ile idari tasarruflar, AYM tarafından 'Ekonomik Anayasaya Aykırılık' gerekçesiyle iptal edilebilir.” Bu yazımda yanıtlamaya çalışacağım soru şu: AYM bu yeni yetkilerini nasıl kullanacak?

AYM’nin mevcut "bireysel başvuru" yetkisine benzer şekilde, ekonomik verilerin doğruluğu ve mali hakların korunması üzerine anayasada bir denetim alanı açılması akla geliyor. Bu bağlamda 148. maddeye şu fıkraların eklenmesi düşünülebilir: “AYM veya bağımsız bilirkişi kurulu, veriye (enflasyon, büyüme vb.) yönelik itirazları en geç 30 gün içinde karara bağlar. Verinin hatalı olduğu tespit edilirse, kurumun doğru veriyi yayımlaması için 15 günlük kesin süre verilir. Hatalı veri nedeniyle oluştuğu saptanan tüm maaş, ücret ve sosyal hak kayıpları; kararın kesinleştiği tarihten itibaren 30 gün içinde yasal faiziyle birlikte hak sahiplerine ödenir. Bu ödemeler, bütçede öncelikli gider statüsünde yer bulur ve hiçbir gerekçeyle ertelenemez.”

AYM ayrıca siyasi partilerin gelir adaletini bozan, vergi adaletini hiçe sayan bir kanun veya bütçe maddesi hakkında iptal başvurularını ivedilikle görüşür ve 30 gün içinde karara bağlar. AYM tarafından iptal edilen ekonomik düzenlemelerin yerine, gelir veya vergi adaletine uygun yeni düzenlemeler, TBMM tarafından en geç 60 gün içinde yasalaştırılır. Bu süre içinde doğacak hak kayıpları devlet güvencesindedir."

Ekonomik eşik

Bir önceki yazımda özet olarak değindiğim gibi, Anayasa’nın 5, 55 ve 167/A (önerdiğim fıkralar) maddelerinde belirtilen gelir adaleti ve kurumsal bağımsızlık yükümlülüklerine uymadığının AYM tarafından tespit edilmesi halinde; hükümete, anayasal ekonomik göstergelere (enflasyon hedefi, vergi adaleti rasyoları vb.) uyum sağlaması için bir mali yıl süre verilir. Verilen sürenin bitimindeki mali yıl sonunda, AYM ve bağımsız denetleme kurulları tarafından hazırlanan raporda ihlalin sürdüğü veya gelir adaletsizliğinin (Gini katsayısı, reel ücret kaybı vb. kriterlerle) ağırlaştığı saptanırsa; seçimler AYM kararından itibaren başka bir karara gerek kalmaksızın 45 gün içinde yenilenir.” Bu fıkraları, “TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Seçim Dönemi” başlıklı 77. maddenin 4 ve 5. maddeleri olarak yerleştirmek mümkün.

Ekonomik anayasaya aykırılık kavramıyla önerdiğim seçimlerin yenilenmesi, dünyanın birçok hibrit rejimli ülkesinde gözlendiği gibi, Türkiye’de de milyonlarca sabit gelirli ve emeklinin korunması bakımından zorunlu. Demokrasiyi 16. ABD Başkanı Abraham Lincoln ‘un özlü sözü “halkın halk tarafından halk için yönetimi” olarak tanımlayacak olursak, halk iradesinin gerektiğinde güncellenerek iktidarların halkın çoğunluğunun çıkarlarına aykırı hareket etmesinin önüne geçilmesi gerekir. Nitekim başkanlık sistemi ile yönetilen bu ülkede ara genel seçimlerle (midterm elections) her iki senede bir halk iradesinin güncellenmesi öngörülüyor. Birebir örtüşmüyor olsa da Cumhurbaşkanı hükümet sistemi özünde başkanlık sistemi olduğuna göre, denge denetleme kurumlarını örneklerine bakarak güçlendirmek durumundayız. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini biraz sınırlamak, seçimlerin yenilenmesi maddelerini de yeniden revize etmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı’nın yetkileri ve istisnai adaylığı

Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’nın 104. maddesinde yer alan görev ve yetkileriyle ilgili maddeye yürütmenin başı olması nedeniyle şu fıkranın eklenmesinde yarar var: “devletin sosyal niteliğinin gereği olarak gelir adaletinin sağlanması, vergi yükünün mali güce göre adil dağılımı ve resmi istatistiklerin şeffaflığının korunmasıyla doğrudan sorumludur. Cumhurbaşkanı bu amaçla her mali yılın başında 'Ulusal Gelir Adaleti ve Refah Programı'nı kamuoyuna açıklar.” Önerdiğim sistemde TBMM’nin nitelikli çoğunluğuyla seçilecek olduklarından Cumhurbaşkanı’nın TCMB ve TÜİK Başkanları’nın görevleriyle ilgili herhangi bir tasarrufu bulunmuyor. Ama kurumsal bağımsızlığa saygı bağlamında, maddeye şöyle bir fıkranın eklenmesi de uygun olabilir: “Cumhurbaşkanı, TCMB ve TÜİK gibi anayasal özerkliğe sahip kurumların teknik ve idari bağımsızlığına müdahale edemez; bu kurumların bilimsel liyakat esaslarına göre çalışmasını gözetir."

Anayasa’nın 101/2. maddesine göre, “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” Ancak “TBMM ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi” başlıklı 116/3. maddesi “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir “ diyor. Değerlendirmeme göre bu madde, 101/2. ve 116/2. maddeleriyle, dolayısıyla anayasanın ruhuyla uyumlu değil. Çünkü 116/2 maddeye göre, “Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.” Bu fıkrada, Cumhurbaşkanı ikinci döneminde seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde bir kez daha aday olamıyor. Ama bu kararı partisinin çoğunlukta olduğu TBMM alınca veya TBMM’ne aldırtınca olabiliyor. Ayrıca fıkra hiçbir süre belirlemiş değil. Öyle ki bir sonraki seçimlerden bir hafta bile önce seçimlerin yenilenmesi kararı alınırsa istisnai adaylık devreye girilebiliyor. O zaman doğurduğu sonuç bakımından bu fıkra iki dönem kuralını delmiş oluyor ve 101/2. maddeyle açıkça çelişiyor.

101. maddenin 2. fıkrasını, başka bir deyişle, iki dönem kuralını benimsediğim ve doğal gördüğüm için şahsen 116. maddenin 2. ve 3. fıkralarını birleştiren şöyle bir fıkranın yazılmasından yanayım:  “Cumhurbaşkanı, ikinci döneminde, TBMM’de politikalarını uygulayacak salt çoğunluğu bulamaması halinde, son seçimlerden en az bir yıl sonra ve bir sonraki seçimlerden en geç bir yıl önce kendisinin veya TBMM’nin kararıyla seçimlerin yenilenmesi kararı alınırsa bir defa daha aday olabilir.”

Seçimlerin yenilenmesiyle ilgili maddenin üzerinde durmamın nedeni bu maddeye “ekonomik anayasaya aykırılık” nedeniyle bir fıkranın daha eklenmesine ilişkin bir önerimin daha olması. Bir önceki yazımın sonunda da değindiğim önerim 116. maddeye şu fıkranın eklenmesi: “Anayasa’nın 5, 55 ve 104. maddelerinde belirtilen 'gelir adaletini sağlama' ve 'sosyal devlet' yükümlülüklerinin ihlali gerekçesiyle, AYM denetimi sonucunda veya TBMM kararıyla seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi durumunda; mevcut Cumhurbaşkanı bu seçimlerde aday olamaz.” Bu durum ilk döneminde vuku bulmuşsa, Cumhurbaşkanı’nın 101/2. madde uyarınca daha sonraki dönemde tekrar aday olma hakkı saklıdır elbette.  

Gerekli gördüğüm kimi zorunlu anayasa değişiklikleriyle ilgili üçlü denemem burada sonlanıyor. Anımsanacağı gibi, ilki anayasanın birçok hükmünün uygulanmamasından kaynaklanan sorunların çözümü için önerdiğim anayasa değişikliklerinden oluşuyordu. Bir öncekiyle birlikte bu yazımıysa, birçok demokratik ilke ve temel hak ve özgürlüğün sosyal boyutunu göz önüne alarak kaleme aldım. Örneğin demokratik hukuk devletinin belkemiğini oluşturan “kanun önünde eşitlik” ilkesi sosyal boyutundan yoksun kalırsa pek anlam taşımıyor. Tam bir eşitlik için herkesin en azından asgari yaşam şartlarına sahip olması da gerekiyor. Ekonomik ve sosyal alanlarda önerdiğim anayasa ilkeleri bugün belki birçok demokratik hukuk devletinde bulunmuyor. Hatta kimileri ekonomi yönetimlerine aşırı müdahale olarak da algılayabilir ama adil gelir dağılımı demokratik sosyal hukuk devletinin olmazsa olmazı kuşkusuz.  

 

İlk yazı: https://www.yeniarayis.com/yazi/demokratik-arinma-13187 

İkinci yazı: https://www.yeniarayis.com/yazi/sosyal-devlet-paketi-13256 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER