© Yeni Arayış

'Yerli ve milli' medyaya direnmek nasıl mümkün?

Var olan koşullara toplumun doğru haberi, bilgiyi, yorumu almasında bugün iki kesime büyük sorumluluk düşüyor. İlki toplumun kendisine, ikincisi de muhalefete. Toplum ve muhalefet bu sorumluluğu yerine getirdiğinde önümüzdeki yıl daha çok çalışan gazeteci daha az çalış(a)mayan gazeteci olur. Sonuçta, “çalış(a)mayan” gazetecilerin yeniden çalışabilmesinin yolu, bu alternatif haber, bilgi kaynaklarının kendi alanlarını genişletebilmesine bağlıdır.

Dün, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü idi. Çalışan, "çalış(a)mayan" tüm gazetecilerin günü bir kez daha kutlu olsun.

Elbette çevremizden gazeteci kimliğimizden dolayı, mesajlar, telefonlar aldık günümüzü kutlayan. Bunlar elbette çok değerli.

Ancak Türkiye’de evrensel anlamda gazeteciliğin alanı da, tıpkı siyasetin, demokrasinin, özgürlüklerinki gibi daralıyor.

Oysa gazetecilik ya da bir bütün olarak medya, asgari demokratik standartların olduğu bir ülkede yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü kuvvet olarak demokratik sistemin iyi işlemesinin önemli bir unsurudur.

DÖNÜŞEN VE DARALAN MEDYA

Türkiye’nin siyasi iklime bağlı olarak medyada büyük bir değişim yaşadı son çeyrek yüzyılda.

İktidar kendine yakın sermaye grubu gibi, sahiplikle başlayıp zaman içinde devlet imkanlarını (el koyma, reklam desteği gibi) da kullanarak kendine yakın bir medya sistemi kurdu.

Bugün var olan yazılı, görsel ve internet medyasının yüzde 95’inden fazlası -dense de bunun çok rahat biçimde yüzde 97-98 olduğu da söylenebilir- iktidara yakın.

Bu yakınlığın doğal sonucu olarak, iktidar söylemelerine, eylemlerine uyumlu bir yayın, muhalefete eleştirel bir bakışı görüyoruz bu medyada.

Bu sadece görsel medyadaki haber kanallarında haber ve tartışma programları ile değil; eğlence kanallarının günlük kuşakları ile de yapılıyor. Sorunları olmayan, dünyanın kıskandığı güzel bir ülke görüyoruz bu medya organlarında. Aynı şeyi yazılı ve internet medyası içinde söyleyebiliriz.

Ben bunu yapıyı, kapalı devre yayın sistemi olarak tanımlıyor ve iktidarın toplumu dönüştürme ve kontrol etmede kullandığı üç büyük ideolojik araçtan biri olarak tanımlıyorum.

İktidarın sahip olduğum tüm güce ve o gücü sınırsız ve zaman zaman da keyfi kullanmasına rağmen, toplumda iktidar anlatılarının ikna edemediği, sorgulayan, ona mesafeli olan yüzde 50’i aşan bir toplumsal kesim var. Bu toplumsal kesimlerin sahip oldukları bu pozisyonları ideolojik ve siyasi tercihleri, yaşam pratikleri kadar bilgilendikleri alternatif medya, haber kaynakları ile de oluşuyor. Bunların toplamın içindeki oranı ise yüzde 2-3. Buna rağmen yarattığı toplumsal etki çok daha fazla.

Alternatif medya ve haber kaynakları sadece az sayıda tv kanalı, gazete ile değil özellikle internetteki alternatif yayın mecralarından oluşuyor.  

İzleyici sayısı az ya da çok olsun fark etmeden tüm bu alternatif haber/bilgi kaynakları iktidarın topluma sunduğundan başka, alternatif bir gerçeği kamuoyuna sunuyorlar ve bu yüzden çok değerliler.

Sadece bu nedenden dolayı, bağımsız bir üst kurul olmasına rağmen RTÜK, iktidar aracı olarak devreye sokulup tüm bu alternatif kaynaklar maddi ceza, kapatma, karartma gibi cezalarla sindirilmeye çalışılıyor.

İKTİDAR YERLİ VE MİLLİ MEDYA İSTİYOR

Bu açıdan iktidar, sadece siyasi muhalefeti değil kendisine eleştirel bakan medya ve alternatif haber kaynaklarını kendisi için öteki görüyor, yerli ve milli olmamakla suçlanıyor.

Eskiden “milli birlik ve beraberliğimize en çok ihtiyaç duyduğumuz dönem” olarak ifade edilen üst anlatı; son yıllarda yerli ve milli muhalefet, yerli ve milli aydın, yerli ve milli sosyal medya, özetle “yerli ve milli” parantezine alınmışa benziyor. Yerli ve milli medyada memur gazeteciliği istiyor iktidar. 

İşte bu ağır toplumun doğru haberi, bilgiyi, yorumu almasında bugün iki kesime büyük sorumluluk düşüyor.

İlki toplumun kendisine, ikincisi de muhalefete. Tabi buna iş dünyası/sermayeyi de eklemek mümkün ama az sayıda kiş/grubu kenarda bıraktığımzıda Türkiye'de iş dünyası/sermayeci sınıfın olduğunu söylemek mümkün değil. Sonuçta geçmişten bugüne hepsi devlet korumasında var oldular, korundurlar ve bu yüzden cesaretli değiller. Bu bağlamda belki şunu söylemek  de mümkün; AKP öncesinde, bugün iktidarın hedefleriği "yerli ve milli" olan tek şey; iş dünyası/sermeye sınıfımızdı.    

Topluma düşen görev, bu alternatif haber, bilgi kaynaklarının varlığını sürdürebilmesi için manevi olarak sahiplenmek ve imkanlar ölçüsünde maddi olarak da desteklemektir. Bu, hem o kaynakların bağımsızlığını korumak hem de daha doğru bilgilerin daha çok insana ulaşabilmesi için önemli olacaktır.

İkinci görev de muhalefete düşmektedir. Sadece kendi seslerini topluma daha çok ulaşabilmesi için değil, toplumun alternatif gerçekleri öğrenmesi için de; bu alternatiflerin varlığını iktidar hukuki baskılarında korumak için muhalefete görev düşer.

Bununla birlikte kendilerini eleştirseler bile; iktidarın sunduğunun dışında alternatif her haber, bilgi ve yorumun topluma ulaşmasını sağlamak bu alternatif medya ile maddi ve manevi dayanışmayı göstermek siyaseten her zamankinden çok daha önemlidir.

Toplum ve muhalefet bu sorumluluğu yerine getirdiğinde önümüzdeki yıl daha çok çalışan gazeteci daha az çalışmayan gazeteci olur.

Sonuçta, “çalış(a)mayan” gazetecilerin yeniden çalışabilmesinin yolu, bu alternatif haber, bilgi kaynaklarının kendi alanlarını genişletebilmesine bağlıdır.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER