© Yeni Arayış

Bir cisim yaklaşırken CHP

Bir kez daha ifade etmekte yarar var; içinde bulunduğumuz şu günlerde halef-selef iki lidere siyaseten büyük sorumluluk düşüyor. Ve bu sorumluluk, iki liderin kişisel duruş, düşünceleri kadar önemlidir. Bu sorumluluktan kaçmak iki lidere de kaybettirir. Kazanan bir bütün olarak bu düzenin sürmesini isteyenler; kaybedenler ise bu düzenin değişmesini isteyenler olur. Tabi burada bir sorumluluğun da; her şeyi görmesine rağmen sadece sahip oldukları “küçük iktidarlarını” korumak uğruna susanlara düştüğünü söylemeye gerek yok sanırım. Yine şunu da ekleyelim; mutlak butlan gelmese bir halef selef liderlerin bir araya gelmesi CHP’nin iç cephesini güçlendirmesi kadar; muhalefette güçlü bir çekim merkezi olmasının önünü de açacktır.

İktidara yakın medyayı takip ettiğimizde mutlak butlan kararının eli kulağında olduğunu çıkarıyoruz.

Diğer yandan böyle bir kararın ekonomik yıkımını iktidar göze alabilir mi, onu da kestirmek güç. 

Ama iktidarın, iktidar olma halini korumak için her şeyi yapabilme potansiyeli mutlak butlan kararının alınmasını imkansız olmaktan çıkarıyor.

Böyle bir durumda bir önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden partinin başına gelecek. Ki, kendisi böyle bir karar çıkması durumunda görevi kabul etmemesi halinde, partiye kayyum atanma durumu söz konusu olduğu için görevi kabul edeceğini açıklamıştı.

Şu ana kadar halef-selef genel başkanların birbirleri ile bu konuda temas olmaması basit bir iletişimsizliği değil, tarafların iradi tercihlerinden dolayı görüşmediklerini çıkarabiliriz. Karşı karşıya olduğumuz durum; partinin üzerine gelen tehlikeden partiyi kurtarmak için genel başkanların siyasi hiçbir adım atmamasıdır.

Peki bu durum kime yarıyor?

CHP’ye mi?

Mevcut Genel Başkan Özgür Özel’e mi?

Önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na mı?

Bu soruların tek bir cevabı var; hiçbirine.

Bu durumun tek kazananı var; iktidar ve iktidar bloku. Yani Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, MHP Lideri Bahçeli ve bütün olarak iktidar bloku.

Böyle bir karar, yüzde 30’un üzerindeki partinin de facto olarak bölünmesi ve toplamı yüzde 30’a ulaşamayan iki parti demek olacaktır.

Peki neden?

KILIÇDAROĞLU’NA DÜŞEN

Neden Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ile böylesine hassas bir süreçte görüşme gereği duymuyor?

Özel’e kırgın ya da kızgın olduğu için mi?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na kırgın ve kızgın olduğu için mi?

Genel Başkanlığı kaybettiği için mi?

38. Olağan Kurultay’da şaibe olduğuna inandığı için mi?

Varsayalım bütün bunlar doğru.

Kılıçdaroğlu bu neden(ler)le Özel ile görüşmüyor.

Ve diyelim mutlak butlan kararı alındı. Kılıçdaroğlu yeniden Genel Başkan oldu.

Bu durumda ne olacak, CHP bir bütün olarak Kılıçdaroğlu’nun varsaydığı şaibelerin kaynakları “temizlenmiş” mi olacak?

Dahası bugün eğer şaibeli olduğuna inanıyorsa, inandığı bu kişiler çok değil yakın zamanda kendisini destekleyen, kendisinin siyasete taşıdığı isimler değil mi?

Olmayacak.

Varsayalım oldu.

Böyle bir CHP’nin yani bölünmüş, küçülmüş CHP’nin AK Parti, MHP ya da bir bütün olarak Cumhur İttifakı ve Erdoğan ile siyaseten rekabet etmesi mümkün mü?

Mümkün değil.

Bu gerçeğe rağmen Kılıçdaroğlu’nun Özel’le kurmadığı ilişki bize; ancak ve ancak kişisel hırslarını aklının önüne geçirmiş bir liderlik portresi çizer.

ÖZEL’E DÜŞEN

Peki Özel’in Kılıçdaroğlu ile görüşmesine engel olan ne?

Kişisel kızgınlık mı?

Yakın çevresinde gelen telkinler mi?

Kılıçdaroğlu’nun iktidar medyasına konuşmuş olması mı?

Ne, ne olabilir ki; böylesine hassas bir süreçte partinin geleceğini, karşı karşıya olduğu riskleri siyaseten en aza indirmek için eski genel başkanı ile konuşmasına engel olan?

Bu yüzden bir kez daha ifade etmekte yarar var; içinde bulunduğumuz şu günlerde halef-selef iki lidere siyaseten büyük sorumluluk düşüyor.

Ve bu sorumluluk, iki liderin kişisel duruş, düşünceleri kadar önemlidir.

Bu sorumluluktan kaçmak iki lidere de kaybettirir.

Kazanan bir bütün olarak bu düzenin sürmesini isteyenler; kaybedenler ise bu düzenin değişmesini isteyenler olur.

Tabi burada bir sorumluluğun da; her şeyi görmesine rağmen sadece sahip oldukları “küçük iktidarlarını” korumak uğruna susanlara düştüğünü söylemeye gerek yok sanırım.

Yine şunu da ekleyelim; mutlak butlan gelmese bir halef selef liderlerin bir araya gelmesi CHP’nin iç cephesini güçlendirmesi kadar; muhalefette güçlü bir çekim merkezi olmasının önünü de açacaktır.

TEMİZ SİYASETE EVET AMA HERKES TEMİZ OLURSA

Bu noktada şunu ifade etmekte yarar var. Elbette parti ne olursa olsun, siyaseten tüm kademelerinden şeffaflık esas olmalıdır.

Ancak bu, tek partinin temizliği, şeffaflığı ile gerçekleşmeyecek kadar da açıktır.

Çünkü, kurulan siyasi düzenin kendisi bizatihi bu kirliliğin nedenidir.

Siyasi Partiler Kanunu başta olmak üzere ilgili yasaları değiştirmeden, siyasi etik yasası gibi ilkesel düzenlemeler yapmadan, bir partinin temizliği ancak konjoktürel olur ve o iddiada olan parti de kitle partisi olmaktan uzaklaşıp, marjinal bir partiye dönüşür.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER