© Yeni Arayış

Baş terörist*

Paul Krugman, Trump'ın İran'ın sivil altyapısını (elektrik santralleri ve köprüler) eşzamanlı yok etme tehdidini, siyasi hedefler için masumlara şiddet uygulamayı içeren "terörizm" tanımıyla (ABD'nin kendi kurumlarının tanımıyla) birebir örtüştüğünü savunuyor. Krugman'a göre bu şiddet vaadi bir güç gösterisi değil; aksine, ABD ordusunun devasa ateş gücüne rağmen Hürmüz Boğazı'nı açmadaki stratejik çaresizliğinin ve zayıflığının bir itirafı. Yazar, olası savaş suçlarını önlemek için Amerikan ordusundaki üst düzey komutanları "yasadışı emirlere" direnmeye, siyasileri ise partici hesapları bırakıp bu gidişata karşı çıkmaya çağırıyor.

Çirkin gerçekle yüzleşme vaktimiz geldi

ICE'a (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) göre –evet, bildiğimiz ICE– terörizm, "belirli bir ideolojiyi ilerletmek amacıyla insanlara veya mülke yönelik şiddet veya şiddet tehdidini içerir." Resmi web sitesi şu şekilde devam ediyor: "Teröristler amaçlarına ulaşmak için kimi incittiklerini veya öldürdüklerini umursamazlar."

Eğer Donald Trump'ın pazar günü Truth Social'da paylaştığı yukarıdaki gönderiyi henüz okumadıysanız, okumak için bir dakikanızı ayırın.

*Donald J. Trump* 

@realDonaldTrump 

Salı günü Enerji Santrali Günü ve Köprü Günü olacak; hepsi tek bir günde, İran’da. Bunun gibi bir şey olmayacak!!! Boğazı açın lan siz manyak herifler, yoksa Cehennem’de yaşayacaksınız – İZLEYİN SADECE! Allah’a hamdolsun. Başkan DONALD J. TRUMP

05 Nisan 2026, 08:03

Medyadaki yumuşatılmış ve aklanmış tasvirlere güvenmeyin. Sonra da bana Trump'ın, kendi yetkililerinin yaptığı terörist tanımına mükemmel bir şekilde uymadığını söyleyin.

Bana onun davasının haklı olduğunu, İran rejiminin şeytani olduğunu söylemeyin. Teröristler her zaman bunu söyler ve bu bazen doğru olsa bile, terörizm amaçlarından ziyade araçlarıyla –siyasi hedeflere masumlara şiddetle saldırarak ulaşma girişimiyle– tanımlanır.

Ve Trump'ın tam olarak yaptığı şey de bu: İstediği olmazsa sivil altyapıya saldırmakla tehdit ediyor. Ve Trump temel hizmetleri –elektrik santrallerini!– hedef almaktan bahsettiğine göre, bu sadece mülke değil, aynı zamanda insanlara yönelik de bir saldırı tehdididir.

Pazar gününün ilerleyen saatlerinde Trump Axios'a verdiği demeçte, ABD'nin İran ile "derin müzakereler" yürüttüğünü söyledi. Böyle bir şeyin yaşandığına şüphe ettiğim için beni bağışlayın. Ancak sözlerine devam ederek, salı gününe kadar bir anlaşmaya varılmazsa "oradaki her şeyi havaya uçuracağını" ifade etti.

Bu tehditleri, askeri hedeflere saldırıyormuşuz gibi bir bahaneye bile sığınmadan savurdu; bırakın eylemlerinin yol açacağı ölüm ve acılardan pişmanlık duymayı, aksine bundan zevk alıyor gibi görünüyor.

Ancak bir kez daha düşününce, Trump'ın bir şiddet tehdidinde bulunduğunu söylememeliyim; o şiddet vadediyor. Bu iğrenç gönderi bir müzakere stratejisinin parçası değil, zira ne de olsa İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yarın akşama kadar açma ihtimali sıfır. İran rejimi istese bile boğazı bu kadar kısa sürede neredeyse kesinlikle açamazdı: Herkesin hemfikir olduğu üzere, İran'daki askeri kontrol, ABD ve İsrail'in liderlik kadrosunu hedef alan saldırılarının etkilerini sınırlamak amacıyla yerel komutanlara dağıtılmış durumda. Dolayısıyla Tahran'dakilerin, isteseler bile, tüm İran ordusuna bu kadar kısa bir süre içinde geri çekilme emri vermelerinin hiçbir yolu yok.

Elbette geri çekilmek de istemiyorlar, çünkü İran'ın kazandığını düşünüyorlar. Her ne kadar bunu asla itiraf etmeseler de, Trump ve çevresindekiler de öyle düşünüyor.

Çünkü terörizm zayıfların stratejisidir. Aşırılık yanlılarının, askeri harekat veya suç teşkil etmeyen diğer yollarla amaçlarına ulaşma yeteneğinden yoksun olduklarında başvurdukları şeydir.

İşte Trump ve yetkilileri kendilerini tam da bu noktada buluyorlar. Güçlü bir ordu devraldılar (ki bu orduyu hızla zayıflatıyorlar), ancak devasa ateş gücüne rağmen bu ordu Hürmüz Boğazı'nı normal trafiğe açacak imkanlardan yoksun. Bu yüzden Trumpçılar, Amerika'nın hedeflerine ulaşmasında hiçbir işe yaramayacak olsa bile, masum sivillere acı ve ölüm dayatmaya hazırlanıyorlar.

Kendi koyduğu süre dolduğunda ve Boğaz hala kapalı kaldığında Trump'ın ne yapacağını bilmiyorum. Muhtemelen o da bilmiyor. Ancak devasa boyutta savaş suçları işlemeyi vadediyor. Trump'ın yakın çevresinde yer almayan ve herhangi bir nüfuza sahip olan herkesin görevi, onu durdurmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaktır.

En acil olarak, askeri yetkililer yasadışı emirlere itaat etmeme hakkına ve görevine sahip olduklarının bilincinde olmalıdır. Bu noktaya, özellikle de bu kadar hızlı gelmiş olmamız inanılmaz ama işte buradayız. Hatırlayacağınız üzere Amiral Alvin Holsey, iddialara göre sözde uyuşturucu teknelerine yönelik yasadışı saldırılara taraf olmayı reddettiği için aralık ayında istifa etmişti. Trump'ın şimdi yapacağını söylediği şey ise bundan katbekat daha kötü. Ve üst düzey subayların savaş suçlarına katılmayı reddetmesi, bu kötülüğü başladığı yerde durdurabilecek tek şey olabilir.

Bir zamanlar onurlu olan ordumuzun ne derece yozlaştığını işte şimdi öğreneceğiz.

Ordunun ötesinde, Amerika'daki her bir politikacı, hatta söylemeye cüret edeyim her bir kamuoyu figürü, Trump'ın kendi adlarına hareket etmediğini açıkça belirtmelidir.

Trump'ın tamamen raydan çıktığını bilen –ki çoğu biliyor– Cumhuriyetçilerin, parti içi ön seçimlerde rakiplerini destekleyebileceği korkusuyla ona boyun eğmeye devam etmelerinin zamanı değildir. İnsan, siyasetin o kanadında hala birkaç gerçek vatanseverin kaldığını umut ediyor.

Demokratların, dış politika konusunda sessiz kalmalarını ve sadece market fiyatları hakkında konuşmalarını tavsiye eden stratejistleri dinlemelerinin zamanı da değil. Zira bu, aslında kötü bir siyasi tavsiyedir: Kamuoyunun Kongre'deki Demokratları küçümsemesi, onların zayıf ve etkisiz olduklarına dair algılarla yakından ilgilidir ve Trump'ın cani deliliğini görmezden gelmek bu algıyı yalnızca güçlendirecektir. Kaldı ki, her geçen gün daha da popülaritesini yitiren bu savaşın halkı "bayrak etrafında toplama" (rally-around-the-flag) gibi bir etkisi de olmadı.

Ancak her halükarda, siyasi hesaplar vatandaşlık görevinin arka planında kalmalıdır.

Şu anda korkunç ama inkar edilemez bir gerçek var ki, Amerika'nın terörist bir başkanı va r. Ve tüm dünya bunu biliyor. Ancak dünyaya onun bir sapma olduğunu, bizim terörist bir ulus olmadığımızı göstermek için hala bir şansımız var. Bunu, bizi biz yapan değerleri her zaman olduğu gibi savunarak yapabiliriz.

* Paul Krugman (Ekonomist, akademisyen, köşe yazarı ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibidir. )

Bu yazı, Paul Krugman’ın Substack hesabında bugün (6 Nisan 2026) yayınlanan tam metnidir.

Makale Linki: https://paulkrugman.substack.com/p/the-terrorist-in-chief

Çeviren: İlyaz Buzgan

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER