© Yeni Arayış

Trump’ın İran stratejisi: Diplomasi sürüyor, “plan B” masanın kenarında

Herkes masanın açık kalmasına yatırım yapıyor, fakat kimse masaya kaldırması zor bir paket bırakmak istemiyor. Fakat plan B masanın kenarında durduğu sürece, tek bir kıvılcım bile süreci başka bir yola sokabilir. Trump’ın denklemi burada kilitleniyor: diplomasiyi sürdürmek, caydırıcılığı canlı tutmak, Netanyahu’nun güvenlik taleplerini yönetmek, Tahran’ın kırmızı çizgilerini aşırı zorlamamak. Bu kadar çok ip aynı anda çekildiğinde, gerilimin kontrol altında kalması bile bir başarı sayılır.

Washington’daki Trump–Netanyahu buluşması, kameralar önünde diplomasi cümleleriyle kapandı. “Müzakereler sürmeli” denildi, ortak bir yol haritası ilan edilmedi. Bu sessizlik bile başlı başına bir işaret: İran dosyası tek bir başlığa sığmıyor, her başlık bir diğerini kilitliyor.

Toplantının geride bıraktığı asıl his şu: Beyaz Saray masasında iki dosya var. Bir dosyada görüşme kanalı, Umman hattı, denetim pazarlığı. Diğer dosyada yaptırımlar, askeri caydırıcılık, “gerekirse” cümlesi. Trump konuşurken ilk dosyayı öne çıkarıyor, ikinci dosyayı masanın kenarında tutuyor.

Bu ikili kurgu, klasik bir gerilim yönetimi modeli gibi çalışıyor. Kapı açık kalsın, içerideki taraf çıkışın maliyetini hissetsin. Sorun şu: O kapının arkasında bekleyenler çoğaldıkça koridor daralıyor.

Beyaz Saray fotoğrafı: “Konuşuyoruz” cümlesinin gölgesi

Trump’ın “kesinleşmiş bir karar yok” vurgusu, Netanyahu’nun beklentilerini frenleyen bir çizgiye işaret ediyor. İsrail, İran’la yürüyen görüşmelerin çerçevesinin genişlemesini istiyor. Washington ise önce nükleer başlıkta ilerleme arıyor ve masayı devirecek bir genişlemeyi riskli görüyor.

Fakat Trump’ın dili tek renkli kalmıyor. Aynı gün “askeri seçenek masada” mesajı da dolaşımda kaldı. Bölgeye ikinci uçak gemisi gönderme ihtimalinin gündeme taşınması, plan B’nin sadece retorik olmadığını gösteriyor. Diplomasi sürerken, caydırıcılığın sesini yükseltmek Trump’ın pazarlık tarzına uyuyor.

Bu hamle iki adrese birden yazılıyor. Tahran’a “zaman kaybettirme” uyarısı gidiyor. Tel Aviv’e ise “sahada da varım” güvencesi veriliyor. İç siyasette de ayrı bir denge kuruluyor, zira İran dosyası Washington’da her zaman seçim takvimine bağlanan bir tartışma başlığı.

Askeri pozisyonun yükselmesi, diplomasinin ritmini de etkiliyor. Bölgedeki deniz ve hava unsurlarının artırılması pazarlık masasını güçlendiren bir kaldıraç işlevi görüyor. Fakat aynı kaldıraç sahadaki küçük bir olayın büyüme riskini de artırıyor. Son günlerde gündeme gelen tanker gerilimi ve drone vakaları, “kontrollü baskı” çizgisinin ne kadar kolay sarsılabildiğini hatırlatıyor.

Netanyahu’nun geniş çerçevesi: Nükleerin ötesi

Netanyahu’nun talebi, uranyum zenginleştirme oranlarının konuşulduğu dar bir anlaşmayla sınırlı kalmıyor. Füze kapasitesi, vekil güç ağları, bölgesel baskı unsurları da pakete girsin istiyor. İsrail güvenlik doktrini “katmanlı tehdit” fikri üzerine kurulu. Nükleer dosya frenlense bile diğer katmanlar açık kalırsa riskin şekil değiştirdiğini savunuyor.

Bu yaklaşımın bir pazarlık mantığı da var. Maksimalist gündem masaya yüksek bir “açılış fiyatı” koyuyor. Sonra pazarlıkla aşağı iniliyor. Netanyahu’nun hesabı, nükleer sınırlama üzerinden İran’ın ekonomik nefes almasının bölgesel ağlara kaynak akıtma kapasitesini büyüteceği yönünde.

İsrail’in hedef aldığı ağ, Gazze sonrası zayıflamış olsa bile tamamen çözülmüş sayılmıyor. Washington’un da zaman zaman vekil gruplar başlığını askeri seçenekle ilişkilendirmesi, Netanyahu’nun “paketi büyütelim” çağrısına zemin sağlıyor.

Trump’ın elini zorlaştıran nokta burada. Kapsam genişledikçe, Tahran’ın masaya oturma motivasyonu zayıflıyor. Üstelik İran dosyasında başarı, bir metnin imzalanması kadar o metnin uygulanabilir olmasına bağlı. Uygulanabilirlik ise tarafların kırmızı çizgilerinin kalınlığıyla ölçülüyor.

Tahran’ın kırmızı çizgileri: Denetim sinyali var, füze yok

İran cephesinin son günlerde verdiği sinyal karmaşık. Bir yanda “her türlü doğrulamaya açığız” gibi güçlü bir mesaj var. Bu, nükleer programın askeri hedef taşımadığı iddiasını somutlaştırma çabası.

Diğer yanda füze kapasitesi için kapı kapalı. Tahran, balistik füze başlığını egemen savunma alanı olarak görüyor ve müzakere dışı tutuyor. Bu tutum, Netanyahu’nun talep ettiği geniş paketin neden duvara çarptığını anlatıyor.

Denetim mesajı da kendi içinde sınanıyor. Uluslararası denetim mekanizması tam erişim isterken, sahadaki güvenlik ve hasar tartışmaları süreci zorlaştırıyor. Bu nedenle “doğrulama” vaadi, tek başına anlaşma üretmiyor; güven, takvim ve teknik ayrıntı gerektiriyor.

İran’ın kırmızı çizgileri askeri başlıklarla sınırlı kalmıyor. Yaptırımların gevşemesi ve ekonomik güvenceler, Tahran’ın masadaki temel şartı. Bu yüzden görüşmeler, teknik bir nükleer tartışma olmaktan çıkıp “güvence” pazarlığına dönüşüyor.

Ara koridor: Umman hattı, yaptırım dili, Ankara’nın uyarısı

Görüşme trafiğinin Umman üzerinden yürümesi, tarafların doğrudan teması sınırlı tuttuğunu gösteriyor. Son temasların amacı, karşı tarafın “ciddiyetini ölçmek” olarak tarif edildi. Bu dil, masada hâlâ bir keşif turu yapıldığını ima ediyor.

Beyaz Saray ise pazarlık masasının yanında yaptırım dosyasını da kalın tutuyor. 6 Şubat’ta yayımlanan başkanlık metni, İran’ı ulusal güvenlik tehdidi çerçevesinde ele alan yaptırım mimarisinin devam ettiğini gösterdi.

Yaptırım dili, son günlerde enerji ve deniz taşımacılığı kanalları üzerinden de güçlendirildi. İran petrol gelirlerini sınırlamayı hedefleyen adımlar, diplomasi yürürken “gelir akışını daraltma” baskısını artırıyor. Bu, masada konuşulanla sahada uygulananın aynı ritimde ilerlediği bir strateji.

12 Şubat itibarıyla dikkat çeken bir başka unsur, Ankara’dan gelen değerlendirme. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Washington ile Tahran’ın esneklik sinyalleri verdiğini, sınırlı zenginleştirme ve sıkı denetim çizgisinde bir orta yol arandığını söyledi. Aynı değerlendirmede, füze başlığını pakete zorlama girişimlerinin gerilimi büyütebileceği vurgusu da vardı.

Bu uyarı yerli yerine oturuyor. Nükleer dosyada bile ilerleme zor iken füze ve vekil ağların tek bir metne sığdırılması masaya ağır geliyor. Trump’ın stratejisi, bu ağırlığı parçalara bölüp taşıma üzerine kurulu görünüyor.

2026’nın olası resmi: Büyük anlaşma yerine taktik adımlar

Trump’ın “diplomasi sürüyor, plan B hazır” çizgisi iki yönden risk taşıyor. İran bu dili baskı olarak okuyor ve iç siyasette sertleşme baskısı artıyor. İsrail bu dili yetersiz buluyor ve kendi güvenlik takvimine göre hareket etmek istiyor. İki baskı, Trump’ın manevra alanını daraltıyor.

Bu nedenle 2026’da büyük bir metinden ziyade küçük adımlar daha gerçekçi duruyor. Denetim başlıklarında sınırlı açılımlar, bazı yaptırım kalemlerinde geçici esnemeler, sahada tırmanışı frenleyen örtük düzenlemeler. Masanın açık kalması bile başlı başına bir çıktı haline geliyor.

Bu küçük adımların çalışması için bölgesel aktörlerin de nefes alacak bir alan bulması gerekiyor. Körfez başkentleri güvence arıyor, çatışmanın maliyetinden de çekiniyor. Avrupa cephesinde enerji fiyatları ve deniz taşımacılığı riski yakından izleniyor. Bu yüzden herkes masanın açık kalmasına yatırım yapıyor, fakat kimse masaya kaldırması zor bir paket bırakmak istemiyor.

Fakat plan B masanın kenarında durduğu sürece, tek bir kıvılcım bile süreci başka bir yola sokabilir. Trump’ın denklemi burada kilitleniyor: diplomasiyi sürdürmek, caydırıcılığı canlı tutmak, Netanyahu’nun güvenlik taleplerini yönetmek, Tahran’ın kırmızı çizgilerini aşırı zorlamamak. Bu kadar çok ip aynı anda çekildiğinde, gerilimin kontrol altında kalması bile bir başarı sayılır.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER