© Yeni Arayış

‘Terörsüz Türkiye’den ‘terörsüz Suriye’ye

Türkiye’nin de Suriye’nin de olası dış tehditlerden korunmasının yolu; etnik kimlik olarak Kürtleri yok saymak değil; kamusal alanda onlarla eşit ve eşdüzeyli bir vatandaşlık ilişkisi inşa etmektir. Türkiye’nin de Suriye’nin güvenliği buradan geçer... Dahası Türkiye’nin sınır güvenliği sınır ötesinde şüpheyle baktığı bir anlamda olağan şüpheli gördüğü Kürtlerle barışmaktan, onlarla diyalogdan geçer.

Türkiye olarak sadece İran’da yaşananları değil, Suriye’de olanları da yakından izliyoruz. Halep’te SDG denetiminde olan iki mahallenin boşaltılması sürecinde yaşananlar, Suriye’nin geleceği için hiçbir olumlu işaret vermiyor.

Şam yönetimi ve SDG arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı, sanki 31 Aralık’ta SDG’nin silah bırakıp merkezi orduya katılmasının son tarihiymiş gibi sunuluyor. Oysa 31 Aralık, 10 Mart Mutabakatı’nın gözden geçirilme tarihidir. Bu gözden geçirme görüşmeleri sürerken, toplantının sonuçsuz kalması konusunda taraflar birbirlerini suçluyorlar. İki taraf da görüşmelerin üst düzey yetkililerce sabote edildiği yönünde açıklamalar yapıyor.

Suriye’deki bu tartışmalar, yani SDG’nin pozisyonu, itiraf edelim ki Suriye merkezi yönetiminden çok Türkiye’de iktidar ve devletin ilgi alanında. Nitekim Aralık 2025 ortasından itibaren MHP lideri Bahçeli’den Dışişleri Bakanı Fidan’a kadar Türk siyasetçiler SDG’ye çağrı üzerine çağrı yaptılar. Bahçeli, Mazlum Abdi’yi manevi babası olarak gördüğü Öcalan’ı dinlememekle ve Siyonistlerle işbirliği yapmakla suçladı. Dışişleri Bakanı Fidan da Şara üzerinden SDG’ye baskı yolunu seçti.

BAKIRHAN’IN HAKLI AMA EKSİK UYARISI

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantısı’nda yaşanan gelişmeler üzerine iktidar blokunu eleştirdi.

Bakırhan, Şara’nın Fransa’da İsrail ile yaptığı uzlaşmayı ve ülkenin güneyinin bir anlamda İsrail’e bırakılmasına iktidarın sessiz kalmasını eleştirdi. Bunu da iktidar blokunun “Suriye’nin toprak bütünlüğü” hassasiyeti üzerinden yaptı.

İktidar blokunun, Şara’nın İsrail ile yaptığı anlaşmayı görmezden gelirken konu SDG, daha özel olarak da Kürtler olunca Suriye’nin toprak bütünlüğü hassasiyetinin samimi olmadığını ifade etti, mealen.

Bakırhan’ın bu eleştirisi haklı ama eksik.

Eksik olan kısmı, içeride iktidar bloku konu Kürtler, Kürt sorunu olunca ne yapıyor, DEM Parti bu konuda nasıl tepki veriyor?

Mesele, iktidar bloku içeride “Kürt sorunu yok” derken buna siyaseten tepkisi ne oldu Bakırhan ve DEM Parti’nin?

Ya da iktidar blokunun “terörsüz Türkiye” sürecini sadece negatif barışla sınırlamasına tepkisi ne oldu Bakırhan ve DEM Parti’nin?

Kuşkusuz Suriye’deki Kürtlerin eşit ve özgür yaşamaları önemlidir; ama onlar kadar önemli olan, Türkiye’deki Kürtlerin eşitlik ve özgürlükleridir. Öcalan’ın özgürlüklerine gösterdikleri siyasal talepkârlığı Kürtlerin, Demirtaş’ın özgürlüğüne gösterdiler mi, emin değilim.

Elbette tüm bu sorulara söylem düzeyinde bir cevapları, sözleri var ve bunları duyuyoruz da. Ama sorun şu ki, bunların siyasi işlevi, yaptırım gücü yok.

İÇERDE DE DIŞARDA DA NEGATİF BARIŞ

Sonuç olarak Türkiye, sadece iktidar bloku olarak değil, devlet olarak da hem Türkiye’de hem de Suriye’de Kürtlerin kamusal alanda etnik kimlikleriyle, yani Kürt olarak var olmasını istemiyor.

Türkiye’de “Kürt sorunu yok” diyerek etnik Kürt kimliğini “Müslüman” üst kimliği içinde eriterek kabullenmek istiyor. Kürtlerin etnik kimliklerini kamusal alanda değil, özel alanda ifade etmelerini talep ediyor.

İktidar ve devlet bunu sadece Türkiye’de değil, Suriye’deki Kürtler için de istiyor ve bunu Şara üzerinden gerçekleştirmek istiyor.

Suriye’nin bir yıl sonrasını Şara dâhil kimse bilmezken, ortada bir anayasa yokken, Kürtlerin yasal statüleri dâhil olmak üzere pek çok konu belirsizken; yeni yönetimin güneyde Dürzilere, batıda Nusayrilere karşı yaptıkları da ortadayken, SDG’den güvencesiz biçimde merkezi iktidara tabi olması bekleniyor.

Özetle iktidar ve devlet, SDG’nin merkezi iktidara tabi olduğu, bir anlamda “terörsüz Suriye” istiyor.

Demokrasisiz, yasal güvencesiz, siyasetsiz ve tek taraflı bir eklemlenme talep ediliyor.

Oysa Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar vermelidir. Mevcut koşullarda bu ne kadar zor olsa da merkezi yönetimin sorumluluğu bu kanalları olabildiği ölçüde açabilmektir.

Zor olsa da gelecekteki gerilimleri önlemenin yolu budur.

Güç ve/veya dış destek üzerinden sağlanacak iktidar da, barış da kalıcı olmayacaktır.

En önemlisi de şudur; Türkiye’nin de Suriye’nin de olası dış tehditlerden korunmasının yolu; etnik kimlik olarak Kürtleri yok saymak değil; kamusal alanda onlarla eşit ve eşdüzeyli bir vatandaşlık ilişkisi inşa etmektir.

Türkiye’nin de Suriye’nin güvenliği buradan geçer...

Dahası Türkiye’nin sınır güvenliği sınır ötesinde şüpheyle baktığı bir anlamda olağan şüpheli gördüğü Kürtlerle barışmaktan, onlarla diyalogdan geçer.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER