© Yeni Arayış

Sahi ne oldu şu bizim BM Habitat Zirvesi?

“Habitat” deyince aklıma yönetimlerin yalnızca niyetleri, tercihleri, kabiliyetsizlikleri, hataları, eksiklikleri gelmiyor. Bence bu olay en büyük sorunların, imkansızlıkların yaşandığı bir dönemde bile birlikte olunarak çareler bulunabileceğini, iyileşmenin mümkün olabileceğini gösteriyor. Kim olursak olalım, “biz” adını verdiğimiz özne kategorisinin dışına atılanların, değersiz görülen yaşamların, güvenlik rejimlerinin hedefi haline getirilenlerin olmadığı bir ülke hayaliyle yeni yılınızı kutlarım.

Yılın son yazısında bir hatırlatma yapmak istiyorum. 

2026 Habitat 2, yani Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Zirvesi’nin İstanbul’da düzenlenişinin 30.'cu yıldönümü. 1976 yılında Vancouver’de toplanan Habitat I Konferansı'ndan 20 yıl sonra 30 Mayıs – 14 Haziran 1996 tarihinde İstanbul'da gerçekleşti. Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı Habitat Zirvesi, 20. Yüzyılın son Birleşmiş Milletler Konferansı oldu.

Aradan çok zaman geçti, unutmak olağan bir durum.

Bu yıldönümünü hatırlamak önemli. Ama neden önemli?

Belki bir dünya zirvesinin İstanbul’da düzenlenmesinin önemli bir olay olduğunu düşünebilirsiniz. Hatta yaşınız tutuyorsa “dünyadan şu kadar insan katılmıştı, hatta önemli kararlar alınmıştı” falan diye hatırlıyor bile olabilirsiniz. Belki basından izlemiş, hatta katılmış da olabilirsiniz. Eğer hatırlıyorsanız kimileri gibi “sahi bu Birleşmiş Milletler Zirvesi ülke ve şehir tarihi açısından da önem taşıyan tarihi bir olaydı” diyebilirsiniz.

Ama benim derdim bu tarihi zirveyi yıllar sonra anmak, hatırlatmak değil. Bugün bence onu asıl önemli kılan ne olduğunun unutulmuş olması.

Bu unutuşun günümüzde yaşadıklarımız açısından önemli şeylere işaret ettiğini düşünüyorum. Bu yüzden amacım dediğim gibi bu tarihi olayı yalnızca hatırlatmak değil. Bu olayın neden unutulduğunu anlamaya çalışmak. Hatta bu unutuşun "hatırlanıyormuş gibi yapılan" birçok önemli tarihi olaylardan bile daha anlamlı olduğunu söyleyebilirim.

Dahası bu tarihi olayı unutmanın hatırlamak kadar iz bırakan bir eylemsellik biçimi olduğunu söyleyebilirim. İstanbul’da devlet başkanlarının, bakanların, bürokratların katıldığı insan yerleşimleri başlıklı bir BM Zirvesi'nin düzenlenmesi elbette ki tarihi açıdan önemli bir olaydı. Ama başka birşeyler daha oldu. Hatta bugünkü gelişmeler içinden bakıldığında akılların hayallerin alamayacağı başka bir şeyler oldu.

İstanbul’da çok yönlü küresel bağlar kurulması ile ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş ağır hava sanki bir anda dağıldı. Peki bu akılların hayallerin almayacağı nasıl gerçekleşti?

90’lı yılların ikinci yarısına doğru köy yakmaların, zorla yer değiştirmelerin, yargısız infazların, gözaltında kayıpların yaşandığı bir dönemde bir takım bağımsız insanlar kimse onlara bir görev vermeden, imkanlar sağlamadan, en önemlisi de korkmadan ortaya çıktılar, kutuplaştırıcı siyaset dinamiklerinin olduğu bir ortamda farklı öncelikleri, görüşleri olsa da bir araya gelmeyi başardılar, kendileri gibi küresel inisiyatiflerle ilişkiler kurdular ve devlet politikalarını değiştirdiler. Onlar bunu yaparken de basiretli, ülkelerini seven yöneticiler, siyasetçiler onların şiddete maruz kalmalarını engellediler, önlerini açtılar.

Bu tarihi olay daha sonra başka sonuçlar yarattı.

1999 felaketinden sonra bu işbirliği deneyiminden aldıkları derslerle bağımsız insanlar bir araya geldiler ve devletin yerine getiremediği kamusal işlevleri üstlendiler. Acil yardım için yerel ve küresel bir işbirliği ortamı yarattılar, koordinasyon sorumluluğunu yerine getirdiler. Devlet güçlerini kullananların sivil alana müdahalesini engellediler.

Susurluk kazasından sonra çok sayıda bireyi bir araya getirdiler, ses getiren eylemler düzenlediler. Tehditler almalarına rağmen hukukun üstünlüğünü savunmak için harekete geçtiler. Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi’ni kurdular.

Sivil bir anayasa hazırlığı için çok sayıda aydını bir araya getirdiler. 

Merkeziyetçilikle askıya alınan siyasal bir anlam dünyasına karşı yerelleşmeci, şiddetsiz bir müşterekler politikasının nasıl geliştirilebileceğinin örneklerini ortaya koydular. 3. Köprü mücadelesi... Sulukule’deki gibi yoksulların yaşadıkları semtlerdeki yıkımlara, zorla tahliyelere karşı direnişler... 

Gezi’de müşterek bir kamusal alanın korunmasında olduğu gibi sürekli gündeme gelen otoyol kavşağı projesine karşı direniş... Bunların hepsi neo-liberal kentleşme siyasetine karşı önemli kentsel mücadeleler. Bu nedenle hatırlamayı önemsiyorum. O tarihlerde İstanbul'a mal olan ve yerel halkla birlikte kazanılan bir dolu direniş oldu.

Bu yüzden “Habitat” deyince aklıma yönetimlerin yalnızca niyetleri, tercihleri, kabiliyetsizlikleri, hataları, eksiklikleri gelmiyor. Bence bu olay en büyük sorunların, imkansızlıkların yaşandığı bir dönemde bile birlikte olunarak çareler bulunabileceğini, iyileşmenin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Kim olursak olalım, “biz” adını verdiğimiz özne kategorisinin dışına atılanların, değersiz görülen yaşamların, güvenlik rejimlerinin hedefi haline getirilenlerin olmadığı bir ülke hayaliyle yeni yılınızı kutlarım.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER