© Yeni Arayış

Pluribus dizisinin düşündürdükleri

Peki bu dizi bana neden çok da bağlantılı görünmeyen simülasyon teorisini düşündürdü? Çünkü kovan zihnin bir hedefi olduğunu düşünüyorum: İnsanlığı, bir sonraki seviyeye çıkarmak. Bir sonraki seviye ne olabilir? İnsanların içinde bulundukları sefalete ve ıstıraba kesin bir son verilmesi. Bu nasıl mümkün olabilir? Onların bireyselliklerinin ortadan kaldırılması.

2000’lerin başında Nick Bostrom isimli filozof bugün hâlâ tartışılan “bir simülasyonda mı yaşıyoruz?” sorusunu farklı bir şekilde formüle ederek sormuştu. Bostrom kabaca aşağıdaki üç önermenin birisinin doğru olması halinde takip eden sonucun bizim simülasyonda yaşıyor olabileceğimiz fikri olduğunu savunmuştu.[1]

İnsanlık “insanlık sonrası” bir evreye geçmeden önce yok olmamışsa, Herhangi bir insanlık sonrası medeniyetin kendi evrimsel tarihinin önemli sayıda simülasyonlarını çalıştırması mümkündür.  Dolayısıyla biz bir bilgisayar simülasyonunda yaşamaktayız.[2]

Biraz daha açalım; Bostrom demektedir ki, gelecekteki uygarlığımız insan zihinlerinin bireysel olarak simülasyonlarını çalıştırmaya muktedirdir. O hâlde biz biyolojik zihinlerden öte, simüle edilmiş -belki dijitalize edilmiş- hesaplanmış varlıklar olabiliriz.

Bu kısa yazıda Bostrom’ın makalesini analiz etmeyeceğim. Bu mümkün de değil. Bostrom’ın bakış açısından son zamanlarda dikkatimi çeken bir dizi hakkında görüşlerimi aktarmak istiyorum.

Dikkat, spoiler içerir.

Söz konusu dizi, 7 Kasım 2025’te Apple TV’de gösterime giren ve yakın zamanda bu sezonun son bölümü yayımlanan Pluribus dizisi. Breaking Bad ve Better Call Saul gibi başarılı TV dizilerini yapan Vince Gilligan ve ekibinin dizisi olduğu için izlenmeyi ve değerlendirmeyi de hak ediyor.

Diziyi izleyenler Bostrom’ın makalesiyle ne ilgisi olduğunu sorabilirler. Açıklayacağım.

Dizide fantastik kitaplar yazan Carol adlı yazarımızın (Helen adında bir karısı da vardır) dünyanın başına gelen katastrofik olaylarda yaşadıkları konu ediliyor. Dünyaya, Kepler 22b’den (gerçekten yakın zamanda keşfedilen bir ötegezegen/exoplanet) gelen bir sinyal gönderilir. Sinyalin muhteviyatı bir süre çözülemez. Ancak bir süre sonra sinyalin aslında bir viral RNA kodu olduğu anlaşılır. Yani bir virüstür bu.

Tabii ki insanlık yerinde duramaz ve bu koda göre virüsü laboratuvarda üretmeyi başarırlar. Virüs dünya nüfusundaki herkesi tek bir zihne, -bir tür kovan zihne[3]- dönüştürür. Ancak yazarımız Carol da dahil 13 kişi[4] bu virüse bağışıktır. Virüse maruz kalanlar mutludur, savaşlar, korkunç olaylar yaşanmamaktadır, kapitalizm, mülkiyet, bireysellik, hüzün, varoluşsal sancılar, olumsuz düşünceler yok olmuştur.[5]

Buna karşılık insanların bireysel hiçbir değeri kalmamıştır. Herkes artık tek bir zihnin farklı görünümleridir. Dolayısıyla tavukçuda çalışan bir kadın uçak kullanabilmekte, bir kamyon şoförü ameliyat yapabilmektedir. Çünkü daha önce uçak kullanan pilotun ve doktorun tüm bilişsel ve bellek yapıları kovan zihindedir; ortak kullanıma açıktır.

Lâkin bu virüs dünyaya yayıldığı sırada herkes kovan zihninin deyimiyle o virüsle tek bir beden olma şerefine nail olamamıştır (!). İçerisinde Carol’ın karısının da bulunduğu dünyadaki 800 milyon kişi virüsün komplikasyonları nedeniyle ölmüştür.

Carol, hem tüm bu olan olayların saçmalığı hem de karısının ölümü sebebiyle adeta kovan zihne savaş açar. Bu arada kovan zihnin aşırı derecede merhametli, latif, halis, müzmin ve şefkatlidir. O kadar ki Carol kızdığında kovan zihin bir tür felce uğramakta ve bu esnada talihsiz insanlar ölmektedir. Carol onlara büyük bir zarar verdiğinde bile tek yaptıkları ondan uzaklaşmak olmuştur.[6]

Öte yandan kovan zihin, bu zihinde olmanın neden muhteşem bir şey olduğunu Carol’ın anlamadığını ve bunu muhakkak deneyimlemesini Carol’a ısrarla söylemektedir. Ve bu bağışıklığa çare bulduklarında Carol da dahil diğer 13 kişiyi “kendilerinden” yapacaklardır.

Bir süre sonra gerçekten bir “çare” bulurlar ve 13 kişiden biri (Perulu bir kız sanırsam, hatırlamıyorum) onlardan biri olur. Carol açtığı savaşta kalan 12 kişiden biri hariç kimseden destek bulamaz. Manoussos adında bir Paraguaylıdır bu.

Kovan zihnin özellikleri şunlardır; yalan söyleyememektedirler. Yani siz onlara meseleyi açmadığınız sürece en hassas meseleyi bile ancak ve ancak saklayabilirler. Carol bunu, bir süre sonra bağışıklığa çare bulduklarını kendi aklına gelip sorduğunda anlamıştır. Bir diğer özellik de bazı dizilerde, filmlerde ve kitaplarda gördüğümüz bir profil olan rahatsız edici kült üyelerine benzemeleridir. Verimlilik olması adına ortak yerlerde yatıp kalkmaktadırlar. Devamlı mutludurlar.

Peki bu dizi bana neden çok da bağlantılı görünmeyen simülasyon teorisini düşündürdü? Çünkü kovan zihnin bir hedefi olduğunu düşünüyorum: İnsanlığı, bir sonraki seviyeye çıkarmak. Bir sonraki seviye ne olabilir? İnsanların içinde bulundukları sefalete ve ıstıraba kesin bir son verilmesi. Bu nasıl mümkün olabilir? Onların bireyselliklerinin ortadan kaldırılması.

Bostrom’un yakın zamanda Youtube’da felsefe içerikleri hazırlayan Alex O’ Connor ile yaptığı bir röportajda O’ Connor’ın sorusuna şu cevabı verdiğini not etmiştim, mealen aktarıyorum:

O’Connor: Sence insan ıstırabına son vermek için bir makine zekasına geçiş için bir düğmeye basman gerekseydi bunu yapar mıydın?

Bostrom: Ben kendimi bunu yapmak için ehil görmesem de senaryo eğer bunu gerektiriyorsa, insan medeniyetinin makine zihne geçmesi gerektiğini düşünüyorum.[7]

Bunu bir kenara koyalım ve buna aşağıdakileri de ekleyelim.

Pluribus dizisinde cevap verilmeyen pek çok şey var; teorilerden biri Manoussos denilen Paraguaylının aslında bir telsiz frekansı bulmasıyla ilgili. Bu frekans kovan zihnin iletişimini sağlıyor ve frekans aynı zamanda Mezmurlar kitabındaki ayet ve bölüm başlığının da adı[8]:

Çünkü bana karşı inayetin büyüktür;

Ve canımı derin ölüler diyarından kurtardın.[9]

Bu teolojik referans ne anlama geliyor? Yani kovan zihne girenler aslında bir tür Vahdet-i Vücud tecrübesi mi yaşıyorlar? Tek bir entitenin içerisinde eriyerek, kesin çürüme, yokoluş ve ölümden kurtulduklarını mı tecrübe ediyorlar?

Daha da ötesi tıpkı YZ modelleri gibi olması; her bir bireyle olan YZ karşılaşmasının “ortak bir havuzda” birleştirilmesi gibi. ChatGPT benim bilişsel modellememi onunla yazışmamdan çıkarıyor, öbürüyle olanı alıyor ve ortada aslında bireye ait olan bir şey değil; standarda indirgenmiş bir ifadeler ve tanımlar bütünü yer alıyor. Ne kadar da Pluribus’taki kovan zihne benziyor değil mi? 

İşte bu beni aynı zamanda endişelendiren kısmı. Bostrom’un söyledikleriyle birlikte ele alalım. Belirttiğim gibi Bostrom’un makalesini analiz etmeyeceğim ama arkasında bir kurtuluş mitolojisi var gibi görünüyor; buna Yunanca soteria/σωτηρία (yani kurtuluş) kökeninden gelme bir tanım da veriliyor: Soteriyoloji. Yani kurtuluş ilmi.

Beni mitoloji rahatsız etmiyor; rasyonel görünümlü mitolojiler daha rahatsız ediyor diyebilirim. Bu transhumanist ya da posthumanist kurtuluş teorisi ve fütürizmlerin, geleneksel kült ve tarikat ideolojilerinden farkı nedir?

Okurun beni bu sarkazm için affetmesini dileyerek söylüyorum: Pluribus’taki kovan zihnin, tamamen sahte tahammülü, riyakâr fikir ve zikri, takiyye yapmayı seven hoşgörüsüyle Fethullahçılardan ve Nakşibendilerden farkı ne olabilir?

Elbette henüz dizi bitmeden bu kovan zihnin niyet ve amacını çözdüğümü iddia etmiyorum ama neticede amacın ne olduğunu sorduğumuzda da başka bir fikir aklıma gelmiyor; insanlığın kurtuluşu… Bu kurtuluş bireyselliğin sona erdirilmesinden başka, dolayısıyla da insanın simülasyona indirgenmesinden başka ne olabilir? İster dünya dışı isterse de yapay zekâ vesilesiyle olsun, asıl korkunç olan tüm acıya rağmen insanın kendine özgünlüğü değil midir? Tüm sanat, bilim ve felsefede bulduğumuz bu modelin eşsiz ve bireysel olağanüstülüğünün üstüne hangi saçma kurtuluş öğretisi çıkabilir?

Vince Gilligan gibi zeki bir adamın, dizide vurgulanan Carol’ın bireyselliği ve kovan zihnin kolektivizmi arasındaki karşıtlığı komünizm-kapitalizm düalizmine indirgeyecek kadar sakil olduğunu hiç mi hiç sanmıyorum; bence bu sorular Gilligan’ın aklında olan sorular.

Cevapların ne olduğunu hep birlikte göreceğiz ama dizinin vereceği cevabın da bu minvalde olduğu düşüncesindeyim.

İzlemenizi tavsiye ediyor, gecikmiş mutlu yıllar dileklerimi iletiyorum.

 

[1] Nick Bostrom, “Are We Living in a Computer Simulation?” The Philosophical Quarterly, Cilt 53, Sayı. 211, Nisan 2003, sf. 243-455.  

[2] Nick Bostrom, a.g.m., s.243-244.

[3] Kovan zihin, bireylerin münferit bir bilinç ve iradelerinin olmadığı, tek bir zihne bağlı bulunduğu zihin yapısıdır. Zooloji bilgim olmadığı için bu benzetme ne kadar doğru bilemem ama arı kovanlarının yapısının böyle olduğu düşünüldüğü için kovan zihin denmektedir. Arılar gerçekten böyle mi yoksa bireysellikleri var mı? Bunu bilmiyorum.

[4] Elbette İncil’e referans olmadan olmazdı. Carol hariç 12 kişi havarilere referanstır.

[5] Ancak rejimleri açlık sorunları vardır ve hatta dizide belirtildiği üzere eğer buna bir çözüm bulamazlarsa kovan zihnin bağlı bulunduğu 7 milyar insan 10 sene içerisinde ölecektir.

[6] Başka bir İncil referansı; İsa’nın 40 gün çölde yalnız kalması gibi, Carol da onlar uzaklaştığında 40 gün yalnız kalmıştır.

[7] Deceiving AI Might Backfire On Us - Nick Bostrom

[8] Bu bilgiyi bana gönderen Emircan Özenir’e teşekkürler, bunu bilmiyordum.

[9] Kitab-ı Mukaddes, Kitab-ı Mukaddes Şirketi Yayınları, İstanbul, 1993: s.591.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER