© Yeni Arayış

Belirsizlik, olası yeni dünya düzeni ve Türkiye

Kanada Başbakanı Carney’in çağrısı muhataplarından gerekli karşılığı bulmaz ve orta güçler, kendi küçük çıkarlarının peşinden koştuğu sürece; eğer yeni bir uluslararası sistem kurulacaksa bu, bir kez daha, güçlü olanların belirleyici olacağı bir düzen olacaktır.

ABD ve İran, Umman arabulucuğunda müzakereleri sürdürürken dün sabah İsrail, İran’a karşı bir saldırı başlattı. İran bu saldırıya bölgedeki ABD üsleri dahil olmak üzere İsrail’e saldırarak cevap verdi.

Yaşanan gelişme sürpriz olmadı.

Nitekim geçen ay Münih’te gerçekleşen Münih Güvenlik Konseyi (MGK) toplantısında en çok konuşulan konu; 2. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası düzenin artık düzenleyici işlevini yitirmesi idi.

Buna göre özellikle güçlü ülkeler artık, uluslararası kural ve normlara göre değil güçleri doğrultusunda alacakları inisiyatif ile belirleyici oluyorlar. Hiçbir kural tanımadan tek taraflı inisiyatif kullanıyorlar. Dün yaşanan gelişme de, bunun bir örneği.

Bu yüzden olsa gerek, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler (BM), artık yaşanan gelişmelerde hakem rolü oynama, sorunları çözme konusunda yeterince işlevsel olmadı.  

Bu haklı bir eleştiriydi. Sonuçta BM, önemli ve belirleyici kararlar alsa dahi veto hakkı olan 5 ülkenden birinin “hayır” demesi ile alınan olumlu karar uygulamaya geçemiyordu.

İçinde olduğumuz dönem, eskinin ölümü ama yeninin de belirsizliğidir.

EVET DÜNYA 5’TEN BÜYÜK

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı, uzun süredir BMGK toplantıları dahil önemli uluslararası platformlarda haklı olarak “Dünya 5’ten büyüktür” diyor. Bu söyleme hem teorik hem de ahlaki düzlemde çok haklı bir sistem eleştirisi yapıyor. Ancak bu çağrı, tek başına var olan düzeni değiştirmek için yeterli olmadı bugüne kadar.

Kanada Başbakanı Mack Carney’in MGK’nde yaptığı konuşmada orta ölçekteki ülkelere bir anlamda yeni düzen arayışında bir diyalog ve işbirliği çağrısı yaptı. Ancak bu çağrıya şimdiye kadar anlamlı bir cevap gelmiş de görünmüyor.

Uluslararası ilişkiler ve düzende şu gerçeği unutmamak gerekiyor; her ülkü gücü oranında sistemde belirleyici olmak istiyor.

2. Dünya Savaşı sonrası savaşı kazananlar ve “o günün” koşullarında sahip oldukları gücü etkili kullananların belirleyici olduğu bir düzen inşa edildi.

İnşa edilen bu düzen, düzeni kurgulayanların o günkü şart ve koşullarında sahip oldukları güçle gerçekleşti bu.

BELİRSİZLİĞİN YARATTIĞI İMKANLAR

Eğer bugün, eski düzen yıkılacak –bunun konuşulduğu kadar olmayacak görülüyor- ve yenisi inşa edilecekse bu yine “şu an” güçlü olan ülkelerin belirleyici olacağı bir düzen olacaktır. Tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan durum gibi.

Trump’ın 2. dönem ABD Başkanlığı ile başlayan süreç ve izlediği siyaset, tüm dünya için yeni bir belirsizlik döneminin başlamasına yol açmış görülüyor.

Dahası Trump bu dönemde yalnız değil. Onunla aynı zihniyeti taşıyan pek çok lider var dünyada.

Unutmamak gerekiyor ki, her belirsizlik dönemi, ulus-devletler için oluşacak yeni düzende hiyerarşik olarak yükselme imkanı ortaya çıkarır.

Bu fırsatı kullanabilme ve oluşacak yeni düzende etkili olma imkanı ise aynı anda birden fazla koşulun gerçekleşmesi ile mümkün.

Bunlardan ilki ve en önemlisi ekonomik olarak güçlü olmak. İkincisi ise içerde güçlü bir toplumsal meşruiyete sahip bir iktidar ve bu meşruiyetten alınacak siyasi risk.

Örneğin ABD şu anda öyle ya da böyle dünyanın siyasi ve ekonomik olarak en güçlü ülkesi ve Trump buna güvenerek pek çok risk alıyor.

PEKİ TÜRKİYE?

Türkiye bu belirsizlik döneminde olduğu yerden daha iyi bir yerde olmak istiyorsa; teorik ve ahlaki olarak doğru şeyleri söylemenin dışında bir şeyler yapmalı.

Şu anda Türkiye ekonomik olarak güçsüz, siyasi iktidar içerde toplumun yarıdan fazlasıyla kavgalı. Bu iki koşulu sağlamayan bir iktidarın uluslararası alanda risk alması ülke çıkarından çok iktidarın kendi çıkarı ile ilgili olabilir ancak.

Diğer yandan Türkiye bu süreçte iki alanda eli güçlü. İlki son yıllarda savunma sanayinde dünyada giderek artan gücü, ikincisi de bu belirsizlik döneminde yeniden anlamlı hale gelen jeopolitik konumu.

Bu iki faktör, ilk üçü olmadan ne kadar işlevsel olacak bunu zaman içinde göreceğiz.

Kanada Başbakanı Carney’in çağrısı muhataplarından gerekli karşılığı bulmaz ve orta güçler, kendi küçük çıkarlarının peşinden koştuğu sürece; eğer yeni bir uluslararası sistem kurulacaksa bu, bir kez daha, güçlü olanların belirleyici olacağı bir düzen olacaktır.

CHP başta olmak üzere muhalefetin iç politikada sorunlara çözüm önerirken; dış politikada yaşanan bu büyük belirsizliğin farkında olarak siyaset üretmelerinde yarar olacaktır.

 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER