Aşırı kontrolcü ailelerin çocuklarındaki uç davranışlar
EĞİTİMÇocuğun temel ihtiyaçlarından biri “Benim bir etkim var.” diye düşünebilmesidir. Yani “Ben seçebilirim, ben yapabilirim, ben öğrenebilirim.” cümlelerini bizzat söylemese de bunu hissedebilmesidir. Aşırı kontrol bu hissi ortadan kaldırdığında çocuk genellikle iki uçtan birine savrulur; bazen de dönem dönem iki ucu da yaşar. Bu iki uç arasındaki ortak nokta, öz değerlendirme fırsatlarını yeterince bulamayan çocuğun, pusulayı başkasına teslim etmesi ya da pusulayı eline almak için kavga etmesi durumudur.
Bazı çocuklar örnek öğrenci gibi görünür, söz dinler, hata yapmamak için aşırı çabalar, büyüklerin yanında hep kontrollüdür. Bazıları ise tam tersidir, inat eder, öfkelenir, saklar, bazen de gereksiz risk alır. Dışarıdan bakınca bu iki tablo birbirine zıt gibi durur. Ama çoğu zaman aynı yerden beslenir. Çocuğun yaşamında, kendine ait karar alanlarının daralması… Yani aşırı kontrol.
Aşırı kontrol ne demek?
Kontrol aslında kötü değildir. Çocuğun güvenliği için kurallar koymak, sınırları net çizmek, takip etmek ve rehberlik etmek gereklidir. Çocuk için sınırların olması çoğu zaman rahatlatıcıdır. Sorun, kontrolün davranışı düzenlemekten çıkıp çocuğun iç dünyasını yönetmeye kalktığımızda başlar.
Aşırı kontrol dediğimiz şey, çocuğa “bunu yap” demekten çok, “bunu böyle hisset”, “böyle düşün”, “böyle istemelisin” şeklinde yaklaşmaktır. Bazen açık cümlelerle, bazen de üstü kapalı mesajlarla olur. “Üzülme, abartıyorsun” gibi duyguyu kapatan tepkiler, “Beni hayal kırıklığına uğrattın” gibi ilişkiyi baskı aracına dönüştüren sözler, “Seni en iyi ben bilirim” gibi çocuğun kendi iç sesini zayıflatan tutumlar vb. Bunların hepsi tek tek söylendiğinde “aşırı kontrolcü olduk” diyemeyiz ama bu cümleler sıklaştığında evin havası değişir.
Kısacası, aşırı kontrol, çocuğu korumak için başlayan müdahalenin, çocuğun kendi kararını verememe, deneme ve yanılma duygusunu yaşayamama durumudur.
Çocuklarda uç davranışlar neden ortaya çıkar?
Çocuğun temel ihtiyaçlarından biri “Benim bir etkim var.” diye düşünebilmesidir. Yani “Ben seçebilirim, ben yapabilirim, ben öğrenebilirim.” cümlelerini bizzat söylemese de bunu hissedebilmesidir. Aşırı kontrol bu hissi ortadan kaldırdığında çocuk genellikle iki uçtan birine savrulur; bazen de dönem dönem iki ucu da yaşar.
Birinci uç, aşırı uyumdur. Bu çocuk genellikle sorun çıkarmaz. Hatta çoğu yetişkin böyle çocukları çok sever, “Ne kadar olgun, ne kadar akıllı…” diye düşünülür. Ama bu uyumun altında şu düşünceler gizlenir: “Yanlış yaparsam sevilmem.”, “Hata yaparsam eleştirilirim.” Dışarıdan mükemmel görünen şey içeride kaygı ve mükemmeliyetçilikle birlikte yürür.
İkinci uç, aşırı karşıtlıktır. Çocuk kontrolü bir tehdit gibi yaşar. İnat ve öfke davranışlarını bu çocuklarda sık gözlemleriz. Hatta yasak olanı denemeye çalışanlar da genellikle bu çocuklardır. Burada çocuk, “Beni yönetme, bana alan aç.” demeye çalışır. Özellikle ergenlikte bu itiraz daha görünür hale gelir; çünkü ergenlik zaten “ben kimim?” sorusunun arttığı bir dönemdir.
Bu iki uç arasındaki ortak nokta, öz değerlendirme fırsatlarını yeterince bulamayan çocuğun, pusulayı başkasına teslim etmesi ya da pusulayı eline almak için kavga etmesi durumudur.
Aşırılık çoğu zaman büyük hareketlerden değil, gündelik küçük tekrarların toplamından oluşur. Aşırı kontrolcü olup olmadığınızı anlamak için kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Çocuğumun yapabileceği şeyleri onun adına ben mi düzenliyorum? Çocuğum hata yaptığında bunu bir öğrenme fırsatı olarak görmek yerine, “problem” gibi mi ele alıyorum? Çocuğumun duygusunu anlamaya çalışmak yerine, onu hemen sakinleştirmeye ya da “söndürmeye” mi yöneliyorum? Konuşmalarımız ilişki kurmaktan çok, benim soru sorup onun “hesap vermesine” mi dönüşüyor? Yakınlığı (küsme, geri çekilme, suçluluk hissettirme gibi) çocuğun davranışını yönetmek için bir araç olarak mı kullanıyorum? Çocuğumun kararlarına güvenmekte zorlanıp, çoğu zaman “en doğrusunu ben bilirim” duygusuyla mı hareket ediyorum?Bu sorulardan en az üçünü düzenli olarak “evet” diyerek yanıtlıyorsanız, ebeveynlik tarzınızın kontrolcü tarafa kaymış olabileceğini düşünebilirsiniz.
Peki aşırı olmamak için nasıl davranmalıyız?
Evin içinde birkaç küçük alışkanlığı değiştirerek başlayabilirsiniz:
Sınır koyarken çocuğa küçük de olsa bir karar alanı bırakmak çok işe yarar. “Kural var ama seçenek de var” hissiyatı çocuğa güven verir. Örneğin “ders çalışılacak” sınırını koruyup, “yemekten önce mi sonra mı?” gibi seçimi çocuğa bırakmak, kontrolü yumuşatır ve çatışmayı azaltır. Duyguyu düzeltmek yerine duyguya eşlik etmek gerekir. Çocuk üzgünken hedef “üzülmesin” değil, “üzülebilir ve bu duyguyu taşıyabilir” deneyimini yaşamasıdır. “Üzülme” demek kısa vadede ortamı sakinleştirir ama çocuk kendini anlaşılmamış hissedebilir. “Üzüldüğünü görüyorum, anlatmak ister misin?” gibi bir cümle çocuğun iç dünyasını güçlendirir. Düşük riskli alanlarda “kurtarıcılığı” azaltmak gerekir. Ebeveyn her seferinde çocuğun önünü temizlediğinde çocuk rahatlar, ama aynı zamanda “ben tek başıma yapamam” mesajını da verebilir. İletişimde “sorgu” yerine “bağ” dilini artırmak önemlidir. “Kim vardı, ne yaptınız, neden?” soruları bazen gerekli olsa da çocuğun paylaşımı azaltmasına sebep olabilir. “Bugün seni en çok ne yordu?” gibi bir soru ise çocuğun anlatmasını kolaylaştırır. İlginç biçimde ebeveynin “haberdar olma” ihtiyacı da daha sağlıklı biçimde karşılanır. Bilgi baskıyla değil, ilişkiyle gelir. Kontrolün yükseldiği anlar çoğu zaman çocuğun riskinden değil, ebeveynin iç gerginliğinden beslenir. “Şu an bunu çocuğum için mi yapıyorum, yoksa kendi kaygımı düşürmek için mi?” sorusu küçük bir fren gibidir.Amaç şudur, çocuk hem güvende olsun, hem de kendi kararlarını verebilecek kadar güçlensin.
İlginizi Çekebilir