© Yeni Arayış

23 Nisan: Cumhuriyet mi, Demokrasi mi?

"Türkiye, son yirmi beş yılda 'cumhuriyetçi olmadan demokrat olma' deneyiyle yüzleşti ve sonuç ortada: Milli irade fetişizmine dayanan, sandıktan ibaret bir yetki aşımı. Tarık Zafer Tunaya’nın işaret ettiği sağlam tarih bilinciyle görüyoruz ki; cumhuriyetin laik ve kamusal temelleri sarsıldığında, demokrasi sadece bir 'araçsallaştırma' nesnesine dönüşüyor."

Yapıtları buram buram Atatürk, Cumhuriyet ve Türkiye kokan Muammer Sun’un, yıllar önce bestelediği “bugün 23 Nisan, hep neşeyle doluyor insan” dizeleri eminim hepimizin zihinlerine kazınmıştır. Basit bir çocuk şarkısı olmaktan öte cumhuriyet rejiminin dayandığı felsefe, duygu ve tarihi birleştiren önemli ikonlardan birisini kurmuştu.

Ulusal kimliğin erken yaşlardan itibaren içselleştirilmesini sağlayan şarkılarıyla hafızalarımızda yer edinmişti. Benzer şekilde Atatürk ve Cumhuriyet anlatılarında ilk akıllara gelen Turgut Özakman’ın “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” dizilerinin de pek çok müziğini yapmıştı.

Ancak gelinen noktada neşeyle dolduğumuz bir bayrama giremedik ne yazık ki.

Geçtiğimiz hafta meydana gelen Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları bayramı biraz buruk karşılamamıza yol açacak gibi duruyor.

Aslına bakarsanız Türkiye’nin son yirmi-yirmi beş senesinde 23 Nisanlar bir tarafıyla hep benzer burukluklarla karşılanıyor. Millî bayramların siyaseten araçsallaştırılması, Meclis Başkanlığı koltuğuna çocuk yerine İmam Hatip mezunu 21 yaşındaki bir gencin oturtulması, bayramların yakın tarihine denk gelen başka tarihsel hadiselerin çok daha coşkun kutlanması gibi pek çok nedeni var bunun.

Ama sanıyorum en büyük sorun sürekli cumhuriyet ve demokrasi arasında bir karşıtlık ilişkisi kurularak gerilim hattı meydana getirilmesidir.

23 Nisan 1920 günü açılan parlamento, Atatürk’ün cumhuriyet ve demokrasi idealizminin önemli bir göstergesi olarak ele alınır. Buna paralel olarak 12 Eylül sonrasında yükselişe geçen Siyasal İslamcı dalga, Türkiye’nin Atatürk döneminden bakiye bazı demokrasi sorunları olduğundan hareketle demokratikleşmeyi odak noktasına yerleştirdi.

Söz konusu demokratikleşme söylemlerinin millî irade fetişizmine dayanan, salt sandıktan ibaret ve seçimle gelenin milletten sınırsız yetki aldığı ön kabulü taşıdığının henüz ayırdına varılamamıştı tabi…

Siyasal İslamcı çevrelerin, Atatürk karşıtlığı üzerinden kurduğu demokrasi söylemleri doğal olarak karşıtlarını üretmekte fazla zorlanmadı. Kendisini kentli, seküler ve Atatürk çizgisiyle bağdaşık gören kesimler demokrasiyle yüklenen yeni anlamlara koşut cumhuriyeti daha çok sahiplenmeye başladı. Hatta demokrasiye karşılık cumhuriyeti muhafaza etme noktasına gelindi bile diyebiliriz.

Ancak bu tür karşıtlıklar önemli ölçüde yapaydır. Cumhuriyet ile demokrasi arasında kurulan ilişki daha ziyade siyaset katında biçimlenmiş ve popüler kültürde yer edinmiştir.

Cumhuriyet ve demokrasiye etimolojik bakımdan yaklaşıldığında arada derin uçurumlar olmadığı rahatlıkla görülebilir. Cumhuriyet, Arapça “cem” kökünden gelen “cumhur” sözcüğünden türemiştir. Halka ya da kamuya ait olma anlamındandır.

Demokrasi ise Antik Yunanca’da halk manasını taşıyan “demos” ile yönetim anlamındaki “kratos” kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Halkın yönetimi demektir.

Yani demokrasi ve cumhuriyet, kavramsal açıdan çok da uzak sayılmaz. Ancak üstlendikleri işlev gereğince bazı farklılıklardan söz edilebilir.

Demokrasi bir siyasal kültürü ifade ederken cumhuriyetin ona elverişli bir altyapı sunduğu söylenebilir. Başka bir deyişle cumhuriyetin içini dolduran, ona ruh üfleyen esasında demokrasidir. Bu nedenle cumhuriyetle yönetilen ülkeler ağırlıkla kendisini demokrasiye referansla meşrulaştırmaya özen gösterir.

Türkiye örneğindeyse Tarık Zafer Tunaya’nın da altını önemle çizdiği gibi cumhuriyet ve demokrasi arasındaki ilişkinin anlaşılabilmesi için çok sağlam bir tarih bilincine ihtiyaç vardır. Türkiye’yi cumhuriyet rejimiyle buluşturan tarihsel koşullar çok iyi analiz edilip içselleştirilmelidir.

Bu bakımdan Türkiye ve dünya açısından suyun aktığı yön cumhuriyete doğru giderken Atatürk’ün vizyoner bir yaklaşımla bizi tarihin doğru noktasında konumlandırması elbette önemlidir. Cumhuriyet rejimiyle kurulan güçlü temellerin demokrasiyle taçlanması da bu bağlamda ele alınmalıdır.

Hatta Türkiye’nin kendine özgü tarihsel ve siyasal koşullarını göz önünde bulundurarak cumhuriyetçi olmadan demokrat olunamayacağının imkânsızlığının altını çizmek gerekiyor. Zira Türkiye, bütün ikazlara karşın öbür türlüsünü denedi ve gelinen nokta ortadadır.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER