<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Sosyal medyada tavşan deliği: Varoşun yeniden üretimi</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/sosyal-medyada-tavsan-deligi-varosun-yeniden-uretimi-12767</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/sosyal-medyada-tavsan-deligi-varosun-yeniden-uretimi-12767</guid>
                <description><![CDATA[Günün sonunda, Nuri Bilge Ceylan sinemasının melankolisi ile bir TikTok canlı yayınının kaosu arasında salınan bu yeni kültürel hepçi kitle, Türkiye’nin en gerçek özetidir. Tavşan deliği hiçbir zaman bitmeyecek; çünkü bizler bir yandan sınıfsal olarak steril kalmaya çalışırken, diğer yandan o sterilizasyonun yarattığı boşluğu bu 'organik' kirle doldurmaya mecburuz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2000’li yıllarda MSN ile sosyal medya ile tanışan Türk halkı; kendisini internetin baş döndürücü dünyasına, ekonomik ve altyapısal imkanlarının el verdiği ölçüde kaptırmış; önce Facebook’a, oradan da sayısız forum ve diğer sosyal medya mecralarına yelken açmıştır. Bu baş döndürücü ve sayısız duraklı yolculukta iletişimi yazılı olmaktan çıkartan birkaç araç dahi bulmuştur. MSN’den miras kalan ve artık kurumsal yazılarda bile nadiren de olsa rastlayabildiğimiz emojiler, fotoğraflar, bugünkü ‘meme’lerin ataları kırmızı şeritli capsler… Sosyal medya kullanıcılarının bir kısmı farkında olarak, bir kısmı da olmayarak kendisine en uygun aracı seçip iletişimine entegre etti. Örneğin sosyal medyada birisinin gülme şeklinden bile ortalama olarak kullanıcının yaşı gibi temel demografik verilere dair izlenim elde edebiliyoruz. Randomdan basit bir "haha"ya veya emojiye…</span></span></p>

<p style="margin-right:16px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fakat bugün üstüne düşüneceğim konu on beş yaşındaki bir gencin gülme şekli ile kırk yaşındaki bir kadının gülme şekli değil. Bugün üstüne düşüneceğim konu bir gencin ve orta yaşlı bir kişinin gülme ifadesi vermesini sağlayan o güldürü ögesi. Sosyal medya kullanıyorsanız -ki eğer perhizde değilseniz veya hayatta odaklanması gereken çok şeyi olan holding yöneticilerinden değilseniz bunu okuyan çoğu kişinin kullandığını varsayıyorum- özellikle 2023 yılından sonra kenardan kenardan akışımıza girmeye başlayan bir içerik türü oldu. TikTok’un piyasaya sürülmesi… Kendisi uzun süre beyaz yakalılar tarafından tecrit altına alınsa da daha sonrasında kısık sesle, gizlice izlenmeye başlanmış; en sonunda ise günümüzde "Ofiste bir iş günüm" adlı içeriklerle dolu uzanan eğitimli, şehirli, çoğunluğu beyaz yakalı kitle için adeta bir havuz olmuştur. Bu içerik havuzunun bir kısmında ise sosyoekonomik ve sosyokültürel açıdan bu kitlenin tam zıttında konumlanan bir kitle bulunmaktadır. Adeta kuşbakışı Ataköy ve Şirinevler izlenimi veren bu görünümde TikTok algoritması, E-5 karayolundan daha geçirgen bir zar olarak hizalanmıştır. Bu sayede doğrudan isimlerini vermek istemediğim kişilerin çektikleri videolar veya açtıkları canlı yayınlar, bu kişilerin de önüne düşmeye ve keşfetinde yer edinmeye başlamışlardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu içerik üreticileri, diğerleri gibi "Ofiste bir günüm" tarzı içerikler çekmiyor; tam tersi, üstüne otururken hatayla mutfak tezgahı kırıyor, canlı yayında küfürleşiyor, hatta daha ileriye gidip doğrudan fiziksel kavga ediyor, birbirlerini kurşunladıkları video ve canlı yayın içerikleri üretiyorlar. Bu video içerikleri uzun süre çok izlenmemeye çalışılsa da hatırladığım kadarıyla ilk kez Mükremin Gezgin’in hamile olduğunu iddia etmesi ile Türkiye’nin genel gündemine oturdu. Üniversitede ders araları hiç olmazsa günde bir kez Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanları ve Trump’ın siyasi kariyeri ile beraber Mükremin’in hamileliği konuşma konularından biri olmuştu. Devamında ise doğurması ve doğum yaptığı hastanenin kapatılması ile haberlere kadar düşmüş ve tüm ülkenin gündemine oturmuştu. Bir koçbaşı etkisi ile akademinin ve ofislerin kapısını kıran bu hadise, şu anda özellikle Twitter’da bir mizah dili olmayı başarmış durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">"Eğer TikTok kullanmıyorum ben" diyorsanız fakat Twitter kullanıyorsanız, hayatınızda daha önce bu tarz bir içeriğe rastlamama oranınız sıfır. Bir tweette görmediyseniz bile illaki bir mentionda rast gelmişsinizdir. Zira bu videolar için Twitter’da doğrudan arşiv sayfaları bile bulunmakta. Etkileşim oranına bakarsak da mizah içeriklerinin gözle görülür bir kısmında -her ne kadar elimde bir veri olmasa da- bu tarz içeriklerin kullanıldığı tweetler fazla etkileşim alıyor. Peki neden? Üst sınıflar neden kültleşmiş sosyologların (Weber) düşündüğü şekilde kendi kültürel tüketimini sınıfıyla paralel şekilde değil de düşük kültür unsurlarını da tüketmekte ve kültürel hepçilik yapmakta? Kalıcı yaz saati uygulamasından sonra güneş doğmadan güneş batana kadar; ütüden yıpranmış yakalara ve galvanizli çelikten iskeletli cam binalara, açlık sınırının hemen üstünde maaş almak için hapis olan; iyi bir hayat için üniversite sınavına bir o kadar iyi hazırlanmış, iyi bir üniversite kazanmış ve yine iyi bir şekilde bitirmiş insan, işinden veya daha işsizliğini ertelediği çok sayfalı slayt sunumlardan kafasını kaldırıp okulundan eve döndüğünde bir nefes almak istiyor. Eskiden televizyonun üstlendiği bu mukaddes görevi şu anda telefonlarımız üstleniyor. Telefonlarımızda hâlihazırda bulunan ve kısa video izleyebileceğimiz YouTube, Instagram, TikTok gibi uygulamalar, kafasını boşaltmak için kaçacak delik arayan Homo Laborans için adeta bir tavşan deliğidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Alice gibi o delikten içeri düştüğümüzde; ne kadar en dibe kadar kaydırmaya çalışırsak çalışalım, o kaydırmalar hiçbir zaman bitmez. Sonunda ise bize algoritmanın şekillendirdiği bir dünya tüketmemiz için sunulur. Artık insan günlük hayatının ciddiyetinden kaçabilir ve hiçbir yan gözün yargısı altında kalmadan, tüm estetik filtrelerini kenara bırakarak içerik tüketmeye başlayabilir. Susan Sontag’ın ifadesiyle, bu "ciddiyetten kopuş" hâli artık yalnızca iki kişiliktir; kişi ile telefonu arasında. Bu videoları izlerken derin anlamlar aramanıza ya da kuramsal süzgeçlerden geçmenize gerek kalmaz; aksine, içeriğin "kötü" veya "başarısız" olması, onu izlenebilir kılan temel estetik unsurdur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu videolar hem seni zaten hâlihazırda gün boyu yaptığın "ciddi bir şekilde düşünme" görevinden azat ederken hem de tükettiğin içerik üzerine ciddi bir yorum yapma yükümlülüğünden kurtarır. Günün sonunda tükettiğin içerik Fatih Akın’ın bir filmi veya Terry Eagleton’ın bir kitabı değil; mutfakta bir ailenin yerde sofra bezi üzerinde yemek yerken arkada yarın kesilmesi beklenen, bebek bezi bağlı bir kurbanlık koyunun olduğu on iki, bilemedin on beş saniyelik bir video. Yani eğitimli birey, bu "kötülüğü" veya kaba tabirle "varoşluğu" bir üslup olarak tüketerek zihnini nadasa bırakıyor. Aynı zamanda bu içerikler arkadaşa veya flörte göndermek için biçilmiş kaftan. Sohbet&nbsp;başlatma, sohbeti ilerletme gibi amaçlar için sanırım son zamanlarda selam mesajından daha çok gönderilen bir mesaj türü. Burada gönderilen içeriklerin -yine bana gelen ve benim gönderdiklerimden yola çıkarak- büyük bir kısmı; kişinin yaşadığı bir olay veya bir konu üzerine gönderilen referans değeri taşıyan içerikler. Örneğin kavga eden bir çiftin&nbsp;videosunu sevgiliye atıp "Aşkım bak biz" denmesi gibi. Yani kişi bir noktada kendisi ile içerikte gördüğü kişi arasında bir benzeşim kurar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kişi bazen karşılaştığı durumlara; içinde bulunduğu veya içine girmeye çalıştığı sosyokültürel sınıfa uymayan şekilde tepkiler vermek veya sözler sarf etmek isteyebilir fakat dilinin ucuna gelen kelimeleri geri yutmak zorundadır. Eminim bu yazıyı okuyan sizler de defalarca kez bunu yaşamışsınızdır. Fakat bingo! TikTok’ta karşınıza çıkan, elinde deodorant şişesi bulunan ve havaya deodorantla beraber onlarca hayal gücünün sınırlarını zorlayan küfürler sıkan bir kadın tüm nobranlığı ile karşında. Senin için hem bir güldürü unsuru konumunda hem de iletişim kazası yaşamamak için söyleyemediğin şeyleri söylüyor. Benzer bir durumda senin bastırdığın veya söyleyemediğin cümleleri söyleyen kişiyi izlerken vekaleten de olsa benzer bir filtresizlik hissini sen de yaşıyorsun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada bir noktaya da değinmeyi gerekli görüyorum. Şu an ofislerde çalışan beyaz yakalıların çoğunluğu veya akademi koridorlarında elinde tabletle dersten derse koşuşturan öğrencilerin çoğu ağzında altın kaşıkla doğmadı. Çoğumuz sosyokültürel ve sosyoekonomik olarak dezavantajlı bir aileden veya öyle bir kökenden geliyoruz. Günün sonunda ağaç ne kadar uzarsa uzasın kökü hâlâ aynıdır. Özcü bir taraftan yaklaşmak istemesem de bazı düşünce yapıları köklüdür ve değişmesi zaman alır. Kişi uyumlanmaya çalıştığı yeni sınıfında o sınıfın yerlisi gibi rahat değil, misafir&nbsp;huzursuzluğundadır. Yaptığı her harekete, su içişine bile dikkat eder. Kişi yeni sınıfına entegre olmak ister ve genellikle kamuya açık alanlarda bir sanat verimi hakkında konuşurlarken daha çok üst kültür verimlerinden bahseder. Sonuçta Bourdieu’ya hak vermek gerekmektedir: "Beğeni sınıflandırır ve sınıflandıranı da sınıflandırır."</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ahmet Kaya ve ideolojilere göre kimin nasıl dinlediği hakkında söylenen o sözü akıllara getirmek isterim. Bu durumda gündelik hayatında karşılaştığı sorunlara bazen istediği gibi tepki veremez ve içerikler aslında onun için vekaleten bir filtresizlik yaşama enstrümanıdır. Aşırıya kaçmak istemesem de belirli bir noktada bunu bir başkaldırı olarak bile görebiliriz aslında. Bize küçüklüğümüzden beri "iyi bir çocuk ol, iyi bir liseyi kazan, sonra iyi bir üniversiteye git ve en sonunda iyi bir işe girerek zengin ol" dendi. İyi bir hayatın tek yolu buydu. Fakat şu an ofislerde çalışan beyaz yakalıların hangisi zengin? Hangisi ay sonunu nasıl getireceğini düşünmüyor? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bize söylenen bir yalanın çöküşü ve bir kriz ile karşı karşıya kalıyoruz. Sosyokültürel olarak sınıf atlayan fakat sosyoekonomik olarak aynı oranda atlayamayan, vergi yükünü sırtlayan gariban bir sınıfız. Bu sınıf olarak varoş veya alt kültür içeriklerinden de öte, daha çok bu asimetrik dikotomiye değinen içeriklere ve stand-up gösterilerine oldukça ilgi gösteriyoruz. Yazımın ana konusundan çıksam da nasıl zamanında burjuvalar kendi sanatını oluşturduysa, bu sınıf da kendi sanatını oluşturuyor diyebilir miyiz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elit sınıfın neden bu içerikleri tükettiği sorusuna ise Oliver Hahl, E. Zuckerman ve M. Kim otantiklik arayışına bağlar. Üst sınıf insanlar (elitler), hayatları çok stratejik ve planlı olduğu için kendilerini içten içe "yapay" hissederler. Bu yüzden, kimseden bir çıkarı olmadan, sadece "içinden geldiği gibi" (filtresiz) davranan düşük statülü karakterlere bayılırlar. Başka bir sebep olarak burada yukarıdan bakma durumu da vardır. Aşağı&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Doğru Sosyal Karşılaştırma<strong> </strong>teorisinde kişiler kendilerinden daha "talihsiz", "eğitimsiz" veya "kaotik" durumda olanları izleyerek kendi yaşam standartları, eğitim seviyeleri ve medeniyet algılarıyla gizli bir tatmin yaşarlar. Tabii ki insanın kendisini başkasıyla karşılaştırması oldukça doğal ve sıradandır. Zevk aslında bir sınıfsal mesafe koyma aracıdır. Yani bir şeyi izlemek seni o sınıfa ait yapmaz, o şeyi "nasıl" izlediğin seni sınıfsal olarak ayırır. Günün sonunda o videoyu en iyi göbek nasıl atılır veya kolbastı nasıl oynanır diye izlemiyor, o dans hareketlerini cidden kalabalık bir yerde de tekrar etmiyorsun. Sen ona "ironik bir mesafe" ile, adeta bir laboratuvarda kobay inceler gibi gülerek bakıyor ve kendini ondan ayırıyorsun.</span></span></p>
</div>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Richard Peterson’ın (1996) belirttiği gibi, günümüzde elit olmanın yolu artık "Ben varoş izlemem" demekten geçmiyor. Peterson ve Kern’in makalesinde; 1980’lerden 90’lara geçilirken yüksek statülü bireylerlerin sadece elit sanatları değil, düşük ve orta statülü türleri de tüketen "kültürel hepçi" (omnivor) bir kimliğe büründüğünü kanıtlıyor. Veriler, yüksek kültür grubunun düşük statülü müzik türlerini beğenme oranının sadece on yılda %28 oranında arttığını ve bu grubun toplumun geri kalanından çok daha fazla türü (ortalama 7,49 tür) takdir edebildiğini gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tam tersine; "Ben o videoyu da izlerim, onun mizahını da yaparım ama günün sonunda Kadıköy Boğası'nın filmine değil Nuri Bilge filmine giderim" diyerek statünü tazeliyorsun. Zira veriler, 11 binden fazla kişi arasında "ben sadece elit sanat severim" diyen "mükemmel snob"ların sayısının 1992'de yok denecek kadar azaldığını, sadece üç kişiye düştüğünü ortaya koyuyor. Yani o videoyu bir eğlence nesnesi olarak kullanabilme gücü, senin o kaostan ne kadar uzak olduğunun ve kültürel olarak her şeye hakimiyet kurabildiğinin kanıtı haline geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günün sonunda, Nuri Bilge Ceylan sinemasının melankolisi ile bir TikTok canlı yayınının kaosu arasında salınan bu yeni kültürel hepçi kitle, Türkiye’nin en gerçek özetidir. Tavşan deliği hiçbir zaman bitmeyecek; çünkü bizler bir yandan sınıfsal olarak steril kalmaya çalışırken, diğer yandan o sterilizasyonun yarattığı boşluğu bu 'organik' kirle doldurmaya mecburuz.</span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/sosyal-medyada-tavsan-deligi-varosun-yeniden-uretimi-1772741144.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuncay Özkan, anti-gaming lobisi, iptal edilen konserler: Hedef ne?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tuncay-ozkan-anti-gaming-lobisi-iptal-edilen-konserler-hedef-ne-12629</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tuncay-ozkan-anti-gaming-lobisi-iptal-edilen-konserler-hedef-ne-12629</guid>
                <description><![CDATA[Toplumsal değerlerden dem vuran bu güruhun, doğa katliamına, kadına şiddete, tecavüze ve tacize ses çıkarmaması ironik bile değil artık. Herkes Kierkegaard’dan sonra ironi çağına geçtiğimizi söyler; ironi güldürür. Bu güldürmüyor. Bosse’nin gravürünü bilmiyorsanız İnternet’te var bakın. İktidar bu. Sefalet de bu. Bunu değiştirmek gerekiyor. 
Oyunlara ve konserlere dokunmayın. Eğlencemize karışmayın.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yazıda geçen haftalarda da çokça üzerinde durduğum konudan devam ediyorum. Geçen haftaki yazılarımda Türkiye’de oyunlar üzerinde yapılacak denetimlerin sıklaştırılması ile ilgili haberleri paylaşmış, bu konudaki eleştirilerimi dile getirmiştim.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[1]</a> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna ek olarak yeni bilgiler de geldi. Bunlardan ilki yasa tasarısını Aile Bakanlığı’na sunan ilk isimlerden birinin CHP’den Tuncay Özkan olmasıydı. İkincisi ise, Türkiye’de gaming dünyasının duayenlerinden Tuğbek Ölek’in terimiyle <em>anti-gaming </em>(gaming karşıtı) bir grubun Aile Bakanlığı ve pek çok makama, oyunların neredeyse tümden yasaklanması yönünde baskı yapmasıydı. Bu konudaki haberlerden ilki Tuğbek Ölek, Orhun Kayaalp ve Batu Özkan’ın bu konuda yaptığı videodan<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[2]</a>, Tuncay Özkan’ın meseleye dahli ile ilgili meclis komisyonundaki konuşma metnini de bu TBMM tutanaklarının olduğu sayfadan bulabilirsiniz.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[3]</a> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP’nin beni şaşırtmaması gerekiyordu ama yine de şaşırtmayı başardı. Ben artık Tuncay Özkan gibi geçmişinde AKP’nin yükselmesini sağlayan pek çok siyasi hamlede bulunmuş ve şaibeli sözde muhaliflerin bu partide ne işi olduğunu anlamıyorum. Gençlerin CHP için Reddit’te ve pek çok sosyal medyada kullandığı terimin ne olduğunu biliyor olmaları gerekiyor: Kırmızı AKP. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Meclis tutanağını görünce, ne kadar berbat bir vaziyet olduğunu anlayacaksınız. Tuncay Özkan, konuyla ilgili AKP’den daha çok AKP’li, bu konudaki sözde “endişelerini” el pençe divan nasıl arzediyor; bunları okuduğunuzda bu “adamın” Cumhuriyet mitinglerini düzenleyerek, karmaşık devlet ilişkilerine girerek AKP’nin yükselişine neden katkı yaptığına şaşırmıyorsunuz. Tutanaktan birkaç yer okudum ve gerçekten burada tekrar edip sizi yormak istemiyorum; hiçbiri ipe sapa gelir şeyler değil. Artık çoktan gitmesi gereken, gençlerin ve bizim önümüzden çekilmesi gereken bir zihniyetin köhneliğini burada görüyorsunuz. Ve bu adam İzmir’den milletvekili. Hani şu sözde medeni, Atatürkçü, yasakçı olmayan, “solcu” İzmir’den. Bu sıfatların birbiriyle ne kadar çelişkili olduğu ise ayrı bir tartışma konusu.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Belli ki Özgür Özel’in Whatsapp’tan yüklenmesi gereken daha çok kişi var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tuncay Özkan gibi birine bu kadar yer ayırmam gelişen teknoloji sayesinde. Word dokümanına yazıyoruz. Ağaç gibi yüce bir canlı varlıktan üretilen kâğıda değil; değilse bir paragrafla ağaçla karşılaştırılmayacak kadar zavallı bu canlı varlığın köhne zihniyetini ibret olması için kısaca zikreder ve öyle geçerdim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tuğbek Ölek’in konuk olduğu videoda daha ilginç şeyler izledim, duydum. Ölek’in anlatımına göre; Ölek’in de çağrıldığı bir toplantıda bazı AKP’li vekillerin -hiç beklenmedik şekilde- anti-gaming lobisine rağmen, PEGI gibi yaş derecelendirme sistemlerinin yeterli olduğunu söylemesi şaşırtıcıydı. Ve daha da korkuncu şu; Ölek’in anlattığına göre, aslında bu yasa tasarısı “tüm oyunların yasaklanması” yönündeyken bir süre sonra diğer bakanlıklar bu konudaki ekonomik ve toplumsal faydanın, zararlarından önde olduğunu yönünde görüş bildirmeleri sebebiyle yeni bir yasa tasarısında bu konuda daha adaletli ve ağır olmayan maddelerin yer alacağıydı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu biraz iç rahatlatıcı gibi görünse de öyle değil. Sebebi şu; AKP tek bir blok olmayabilir, bu konuda bazı bakanlıklar diğerlerinden farklı düşünüyor olabilir. Ve hatta şimdi oyunlar ile ilgili çıkacak yasa tasarısı cidden en azından bireysel olarak oyuncuya dokunmayabilir. Zira gerçekten Türkiye’de oyun üretimi artık ciddi bir ekonomik istihdam ve katma değere dönüştü. Dolayısıyla yasaklanması çok saçma gelebilir. Öyle de. Çünkü toplumsal faydası, bireysel olarak zararlarını kat be kat aşıyor ve bu normal. Kaldı ki bireysel zararın ne olduğu da aşırı tartışmalı bir konu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak giderek sıkışan bir tasma takıldı boynumuza. Bu tasmayı çok önce tek adam yönetimine karşı çıkmayarak kabul ettik. Bu iktidar anlayışının zamanla toplumsal yapının tüm katmanlarını tek tek kontrol edeceğini anlamamak için kör olmak gerekirdi. Ben bunu AKP’yi ilk defa hayatımda dokunduğu 2000’li yıllarda bile anladım. Pek çok kişi AKP’nin asıl otoriterleşmesini 2010 sonrasına koyuyor ancak benim fikrimce AKP zaten bu tıynette insanlardan oluşan bir partiydi. Hiçbir yasakçı iktidar sizin karşınıza “ben özgürlükleri askıya alacağım” diye çıkmaz. Sevimli görünürler. Bunların sayısız örneği vardır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dolayısıyla bir kere artık dile getirilen bir şeyden geri adım atacaklarını düşünerek rahatlamamak, bunu akılda tutarak mevzileri güçlendirmek gerekir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neyse bu konuyu geçelim. Diğer bir konu, Tuğbek Ölek’in mevzubahis videoda zikrettiği anti-gaming lobiydi. Ölek, çeşitli akademisyenler, eğitimciler, pedagoglar ve benzerlerinden oluşan bir grubun “oyunların zararları” konusunda hükümete ve bakanlıklara baskı yaptığını, bu konuda BTK’da seminerler bile düzenlediğini söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu konuda da ne desem ne yazsam bilemiyorum. Bazı araştırmaları okudum ve gerçekten evlere şenlik. Bakın; bir “araştırma” var ve yazarının branşı ne biliyor musunuz? Spor bilimleri fakültesi. Başka bir araştırmanın yazarları ise psikiyatri hemşiresi, onkoloji bölümü doktoru. Şaka gibi değil mi? Bu araştırmaları, sonuçlarına bakmadan eledim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diğerlerinde ise çoğunlukla gördüğüm şu oldu; mesela Kütahya’da bir alan çalışmasına atıf yapıyor; oysa ki çalışma baştan “oyunların uygulandığı alanın sonuçlarına” bakmıyor; sadece seçilen belirli bir kesimin sosyalleşmemesi ve bireyselleşmemesi üzerinden alıyor. Ki araştırmada “aksiyon ve savaş oyunları oynayan çocukların sosyalleşemedikleri, bireyselleştikleri sonucuna ulaşmıştır” sözüne kahkaha atmak istiyorsunuz. Buna felsefede cherry picking (bir grubun arasından istediği sonucu alabilmek için nitelikli olanını seçme) ve non-sequitur (sonucun öncülü gerektirmediği durumlar) safsataları denir. Nasıl sosyalleşemiyorlar, bireyselleşemiyorlar? Örnekler ne? Bilgisayar oyunu oynadıkları için daha mı az sokağa çıkıyorlar? Sokağa çıkma süreleri normalde ne? Bilemiyoruz. Grafiklerle gösterilmiyor. Sadece böyle bir sonuca ulaşılmış. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Batı’da benzer çalışmalara baktığınızda ise tam tersi bir titizlik görüyorsunuz. Sonuçlar aynı değil; ama aşağı yukarı çoğu çalışmanın ortak yönü bu konuda kesin bir şey söylemek için daha uzun erimli sonuçlara bakmak gerektiği yönünde. Hakkını yemeyelim, Türkiye’de de bu sonuçlara ulaşan çalışmalar var. Kısacası ne zararı ne de kesin bir yararından bahsedilebiliyor. Çoğu çalışmanın ortak kanısı bu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki bu insanların hedefi ne? Çünkü hep diyorum; <em>Neden olmasın? </em>Eğer bir şey yasaklanabiliyorsa, başka bir şeyin yasaklanmaması için sebep ne olabilir? Bir sebebe ihtiyaç var mı? Hele bu yasaklanan şeyler, <em>görünürde </em>insanların belki söylemeye bile utandığı basit zevkler olunca. Tam da bu sebeple yasak en basit ve kabul edilebilir olandan başlar. Mastürbasyon yapmak için legal unsurları olan porno izlemek bir ayıba dönüştürülür. Bu önce cinsellikten başlar, sonra sinema, tiyatro, konser diye gider. Bir kere bir şey yasaklanınca gerisinin gelmemesi için bir sebep yoktur; çünkü temeli cinsellikte zaten atılmıştır, “utandıracak” bir şeyden yola çıkarak meşrulaştırılır. Gerisini ise ancak ve ancak toplumun bu konudaki direnişi engeller. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir de Tuğbek Ölek’in videoda yaptığı vurgu hoşuma gitmedi; sanki bu lobi her şeyin müsebbibi, bakanlık ya da makamlar değil. İktidar, farklı bloklardan oluşabilir; ancak <em>telosu </em>yani hedefi tektir, birey üzerinde kısıtlama yapmak. Siz onun istediği şekilde doğar, cinselliği bile onun şekliyle yaşar, ona göre ürer ve ölürsünüz. Hatta ölümünüzde bile söz hakkınız yoktur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hobbes’un meşhur eseri Leviathan’ın 1651 basımındaki Abraham Bosse’un gravürünü görmüşsünüzdür. Bu hala Penguin yayınlarından çıkan İngilizce baskısında vardır. İnsanlardan oluşan ve bir elinde kılıç, bir elinde meşale tutan bir dev, iktidarı temsil eder. Dolayısıyla “lobi bunun arkasında” demek topu taca atmak, gerçeği görememektir. Böyle zamanlarda, hele otokrasi zamanlarında “kralım siz durun ben yaparım gerisini” diyen birileri hep çıkar. Onların sivil olması, iktidarın olduklarını hatta epistemolojik iktidarlar olduğu gerçeğini değiştirmez. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha da önemlisi, bunların Mannheim ve Foucault gibi isimlerin gördüğü şekliyle “bilgi dağıtıcıları” sınıfı olmasıdır. AKP iktidarı, yıllardır kuramadığı kültürel iktidarı yasaklama yoluyla elde etmek için olumsuz rıza üretimiyle iktidar yollarını tahkim etmektedir; oyun yasaklarsın ancak yerine ne üretebilirsin? Konser yasaklarsın ancak yerine ne üretirsin? Bunun yerine salt bilgi yoluyla rıza üretimi yapılır. Bunların “zararlarından” dem vurulur ve birkaç tane sözde bilimsel araştırmayla da bilimsel meşruiyeti sağlanır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dolayısıyla mevzubahis lobinin sözde bilimsel çalışmalarını, nasıl aparatçikler olduklarını daha fazla vurgulamaya gerek yok. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diğer başlığa geçelim: 10 Şubat tarihinde Zorlu gösteri merkezinde yapılacak olan Polonyalı death/black metal grubu Behemoth’un konserinin yasaklanması ve devamı tarihinde aynı merkezde yapılacak diğer gösterilerin (birkaç tiyatro oyunu var sanırım) de Beşiktaş kaymakamlığınca “toplum değerlerine aykırılıktan” yasaklanması.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[4]</a> Bu yazıyı yazdığım sırada Ankara valiliğinin de aynı grubun konserini yasakladığını öğrendim.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[5]</a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerekçe ise şu: “Etkinliğin toplumsal değerlerimizle bağdaşmaması nedeniyle birçok toplum kesimi tarafından tepkiye neden olduğu tespit edilmiştir.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu birçok “toplum kesiminin” kim olduğu çok belli. Sadece Twitter’da birkaç yüz kişi, Akit adındaki tuvalet kâğıdı markası, havuz medyasından birkaç isim ve benzeri gruplar. Biz ise milyonlarız. Eğlencemize dahi karışacak cüreti gösteren bu kişiler birkaç yüz kişiyi geçmiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Toplumsal değerlerden dem vuran bu güruhun, doğa katliamına, kadına şiddete, tecavüze ve tacize ses çıkarmaması ironik bile değil artık. Herkes Kierkegaard’dan sonra ironi çağına geçtiğimizi söyler; ironi güldürür. Bu güldürmüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bosse’nin gravürünü bilmiyorsanız İnternet’te var bakın. İktidar bu. Sefalet de bu. Bunu değiştirmek gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oyunlara ve konserlere dokunmayın. Eğlencemize karışmayın. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<div>
<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" style="color:#467886; text-decoration:underline" title=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">[1]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> <span style="color:#467886"><u><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/parti-devletin-son-fantezisi-oyun-magazalarini-yasaklama-12553" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.yeniarayis.com/yazi/parti-devletin-son-fantezisi-oyun-magazalarini-yasaklama-12553</a></u></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">https://www.yeniarayis.com/yazi/epstein-cocuklar-ve-oyunlar-12572</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" style="color:#467886; text-decoration:underline" title=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">[2]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> https://www.youtube.com/watch?v=pJ3_GXvhezk&amp;t=447s</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" style="color:#467886; text-decoration:underline" title=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">[3]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/5317</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" style="color:#467886; text-decoration:underline" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif">[4]</span></span></a> <span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">https://haberglobal.com/yasam/bebek-otel-sahibi-muzaffer-yildirimin-uyusturucu-testi-sonucu-belli-oldu-507547</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" style="color:#467886; text-decoration:underline" title=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">[5]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> https://haberglobal.com/yasam/bebek-otel-sahibi-muzaffer-yildirimin-uyusturucu-testi-sonucu-belli-oldu-507547</span></span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/tuncay-ozkan-anti-gaming-lobisi-iptal-edilen-konserler-hedef-ne-1770922078.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devletlerin Yapay Zekâ Rekabeti</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/devletlerin-yapay-zeka-rekabeti-12434</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/devletlerin-yapay-zeka-rekabeti-12434</guid>
                <description><![CDATA[Devletler savunma teknolojilerinde ve bürokratik işleyişin etkinleştirilmesi konusunda bu teknolojilerden yararlanmayı umuyor. Ayrıca ekonominin genel verimlilik artışı ile birlikte yapay zekâ sonrası beklenen işsizlik dalgasının göğüslenmesi konusunda bir beklentileri var. Devletler arasında bu bağlamdaki rekabet tam olarak sıfır toplamlı değil.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neoliberal teorilerin iddia ettiğinin aksine, 20. yüzyılın büyük teknolojik sıçramaları her zaman devlet desteğine ihtiyaç duydu. Doğrudan yatırımlar, kamu bütçesinden sağlanan teşvikler ve garantiler olmaksızın ne nükleer enerjideki atılımlar ne uzay çalışmaları ne de internet devrimi mümkün olabilirdi. Büyük birer girişimcilik başarısı olarak sunulan şirket hikayelerinin arka planında her zaman güçlü bir kamu desteği oldu. Örneğin Apple’ın işlemci ve dokunmatik ekran gibi teknolojilerinin ve Siri’nin geliştirilmesinde DARPA ve diğer ABD kamu fon ve programlarından yararlanıldı. İlk ortaya çıktığı dönemde Google, ABD Ulusal Bilim Vakfı hibeleriyle finanse ediliyordu. SpaceX ise halen büyük oranda kamudan alacağı ihalelere bağlı olmayı sürdürüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugüne değin bu trendin en büyük istisnası ise yapay zekâ teknolojileri oldu. Bu alandaki gelişmeler ChatGpt 1.0 gibi daha basit dil modellerinden çok-kipli modellere doğru hızla ilerlerken devlet desteğinden hemen hiç yararlanmadılar. Zira Ar-Ge çalışmaları için ihtiyaç duydukları milyarlarca dolarlık yatırımı serbest piyasadaki finansman yöntemleri ile temin edebiliyorlardı. Ancak görünen o ki bu trendin yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Söz konusu teknolojiler küresel ölçekte yayıldıkça, gelişimlerini ilerletmek için kamuya duydukları ihtiyaç da daha belirgin hale geliyor. Şirketler, yeni atılımlar yapabilmek ve inovatif güçlerini koruyabilmek için belli alanlarda devlet desteğine giderek daha muhtaç gibi görünüyor. Bu alanların en öne çıkan üç tanesi şunlar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1 - Veri merkezleri için ucuz ve bol enerji tedariği,</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2 - Global ölçekte yetkin insan gücünün sağlanması,</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3 - Küresel fikri hırsızlık çabalarına karşı güvence.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Saydığım başlıklardan ilki, yapay zekâ algoritmalarının üzerinde çalıştığı donanımların işlem kapasitesinin, algoritmaların artan potansiyelinin gerisinde kalması ile ilgili. Aradaki makasın kapatılması giderek daha büyük veri merkezlerinin kurulması ile mümkün. Bu da her geçen gün daha çok enerji ihtiyacı ve daha yüklü bir girdi maliyeti demek. Dolayısıyla bu teknolojilerinin gelişimini sürdürmesi için kamu desteğiyle temin edilecek enerji kaynaklarına ihtiyaç var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkinci önemli konu nitelikli iş gücü. Yapay zekâ devrimi ile kitlesel bir işsizlik tehlikesinin ufukta göründüğü doğru. Ancak toplam işgücü talebini azaltması beklenen bu teknolojiler, aynı zamanda alanında uzman az sayıda insana olan talebi giderek arttırıyor. Dolayısıyla hem var olan hem de yeni kurulacak yapay zekâ girişimleri, bu görece az sayıda uzmana sahip olabilmek için sert bir rekabete girmek zorundalar. Belirli ülke ve bölgeler de, sundukları sosyal, siyasal ve ekonomik imkanlarla bu insan gücünü kendilerinde toplayabildikleri ölçüde yapay zekâ teknolojilerinin gelişimini sürdüreceği birer merkez olmaya aday olacaklar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son kritik nokta ise fikri mülkiyetin korunması meselesi. Özellikle Çin menşeili Deepseek’in ChatGPT ile yarışacak kapasitede bir büyük dil modelini kısa bir sürede geliştirmesi sonrasında, ileride yapılacak Ar-Ge yatırımları neticesinde ortaya çıkacak fikri ürünlerin küresel çapta korunması meselesi önemli bir hassasiyete dönüşmeye başladı. Böyle bir güvenlik mekanizmasının gerektirdiği teknik, hukuki ve diplomatik yeterliliği ancak güçlü devletlerin sağlayabileceği açık. Dolayısıyla özellikle başat ülkeler, önümüzdeki dönemde enerji ve iş gücünün yanısıra böyle bir güvenlik altyapısı da sağlayarak yapay zekâ teknolojilerinin merkezi olma konusunda yarışacaklar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette devletlerin bu destekleri karşılıksız olmayacak. Kamunun da bu yeni teknolojilerden beklentisi büyük. Devletler savunma teknolojilerinde ve bürokratik işleyişin etkinleştirilmesi konusunda bu teknolojilerden yararlanmayı umuyor. Ayrıca ekonominin genel verimlilik artışı ile birlikte yapay zekâ sonrası beklenen işsizlik dalgasının göğüslenmesi konusunda bir beklentileri var. Devletler arasında bu bağlamdaki rekabet tam olarak sıfır toplamlı değil. Ancak herkesin süreçten eşit birer kazanan olarak çıkmayacağı da açık. Bu durumda başta ABD, Çin ve AB olmak üzere, devletlerin birbirleri ile yarış içine girmeleri kaçınılmaz görünüyor. Bu yarışın kazananı yukarıda saydığım üç başlıkta sundukları ile sağlıklı bir özel sektör-kamu işbirliği yaratan ve gerçek bir inovasyon ekosistemi ortaya koyan ülkeler olacak. Türkiye olarak bizim de yüksek katma değerli bir ekonomi yaratmak için bu yarışta kendimize bir yer edinmemiş şart. Özellikle bu teknolojilerin geliştirilmesi üzerine çalışan şirket ve girişimlerin ülkemize yatırımını teşvik ederek bunlarla yeni iş birliği yolları aramamız gerekiyor. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/01/devletlerin-yapay-zeka-rekabeti-1768481167.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Telefonun ucundaki hayat…</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/telefonun-ucundaki-hayat-12367</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/telefonun-ucundaki-hayat-12367</guid>
                <description><![CDATA[Telefon numaranızı arayan sizin sesinizi, görüntülü arıyorsa görüntünüzü bekler hattın öbür ucunda. O zil sesi sizin hayatınıza dokunur. Ve o çağrıyı aldığınızda telefonun öbür ucundakini hayatınızın içine alıverirsiniz. Yakınlarımızı arayabilmek ne kadar büyük bir nimet. 2026’da sevdikleriniz hep telefonunuzun ucunda olsun. Siz de onları her fırsatta arayın… Arayabiliyorken.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Her yeni yıl yaklaşırken kendime hep aynı soruyu sorarım… Ne dilemek lazım? Artık her şeyimiz telefon olduğuna göre yeni yıl dileği de telefonla ilgili olmalı herhalde.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çocukluk yıllarımda telefon daha çok iş yerlerine ait bir cihazdı. Her evde olmazdı. Zamanla telefon altyapısı geliştikçe evlerde de telefon yaygınlaşmaya başladı. Ancak günün sonunda, telefon aslında bir iş yerine ya da bir haneye aitti. Bireylere değil.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İlerleyen yıllarda bazı evlerde ikinci hatta üçüncü telefonlar oldu. Bu durumda salondaki “ev telefonu” hanenin ana iletişim kanalı olmaya devam ederken diğer hatlar genellikle odasına “telefon çekilen” şanslı gençlere tahsisli olurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Derken taşınabilir telefonlarla tanıştık. Sabit hatlı ev telefonu geleneksel görevini ifa etmeye devam ederken bu telefonlar kısa bir süre de olsa hanenin ev dışındaki iletişim cihazı fonksiyonunu üstlendi. Bugünkü koşullarda biraz garip görünse de bir yere giden telefonu da alıp çıkardı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak taşınabilir telefonların cebe girmesiyle birlikte bu cihazlar da bireylere özel hale gelmeye başladı. Üstelik bir de akıllanınca onları ihtiyaç ve tercihlerimize göre uyarlama başladık. Ve artık telefon sahibinin aynası, gündelik yaşamda ayrılmaz bir parçası haline geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Öte yandan, bu teknolojik (d)evrimle yaşanan bireysel iletişime geçiş sürecinde sessizce hayatımıza giren ve bunu fark ettiğimizde hüzünlü bir boyutu da olan bir olgu var.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">2019 yılının kışıydı. Annemi kaybettim. Ve o telefon, onun telefonu sonsuza kadar sustu. Telefon rutinlerimiz içinde arayıp hal hatır sorduğum, derdimi-tasamı döktüğüm, neşemi-mutluluğumu paylaştığım, acaba demeden, yoksa demeden aradığım numara artık cevap veremez oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Annemin telefonu, annemin sesiydi. Ve arama geçmişi de aslında “hayat geçmişi”. Tıpkı her birimizin telefonunda olduğu gibi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Telefon numaranızı arayan sizin sesinizi, görüntülü arıyorsa görüntünüzü bekler hattın öbür ucunda. O zil sesi sizin hayatınıza dokunur. Ve o çağrıyı aldığınızda telefonun öbür ucundakini hayatınızın içine alıverirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yakınlarımızı arayabilmek ne kadar büyük bir nimet.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">2026’da sevdikleriniz hep telefonunuzun ucunda olsun. Siz de onları her fırsatta arayın… Arayabiliyorken.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jan 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/01/telefonun-ucundaki-hayat-1767460560.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay Zekâda Coğrafya Geri Döndü: NVIDIA–Groq Hamlesi Ne Anlama Geliyor?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zekada-cografya-geri-dondu-nvidiagroq-hamlesi-ne-anlama-geliyor-12339</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zekada-cografya-geri-dondu-nvidiagroq-hamlesi-ne-anlama-geliyor-12339</guid>
                <description><![CDATA[Kamuda yeni kurulan yapay zekâ kurumu ile Türkiye’nin konumu bu noktada benzersiz olabilir! Avrupa’ya düşük gecikme, Orta Doğu’ya yakınlık, Orta Asya’ya erişim ve enerji hatlarının kesişimi öne çıkabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sene bitmeden 20 milyar dolara NVIDIA şirketi Groq şirketinin bir nevi içini boşalttı. Bütün fikri haklarını ve insan teşkilatını bünyesine kattı. Şirketi de bomboş müşterileri ve iş anlaşmaları ile bıraktı. NVIDIA’nın Groq hamlesi şunu söylüyor: <span style="color:#0e0e0e">Yapay zekânın geleceği yalnızca “eğitimle” kazanılamaz.</span> Dünyayı kasıp kavuran GPU’nun sahibi neden başka bir çip şirketini alma gereği duydu. Bu aslında tarihi sürecin devamı gibi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* CPU → FPU</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* FPU → DSP</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* DSP → GPU</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi yeni bir halka ekleniyor: GPU → IPU (Inference Processing Unit). Bu, GPU’ların sonu değil. Ama GPU’ların tek başına yeterli olmadığının bir göstergesi oldu. Çünkü <span style="color:#0e0e0e">GPU bir İsviçre çakısıysa, çıkarım çipi (inference) bir fabrika bandı gibidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önce yapay zekâ nasıl çalışır! kısa bir açıklayalım. Yapay zekâ önce öğrenir, sonra düşünür! Yapay zekâyı anlamanın en kolay yolu, onu bir insan gibi düşünmektir. Bir insan da iki aşamadan geçer: öğrenir ve öğrendiğini kullanır. Yapay zekâda bu iki aşamanın adı şudur: Eğitim (Training) ve Çıkarım (Inference). Eğitim nadirdir. Çıkarım süreklidir. Bir dil modeli örneğin ChatGPT veya Gemini:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Ayda bir kez eğitilir</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Ama günde milyarlarca kez çıkarım yapar</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı bir doktor gibi. Tıp fakültesini bitirmesi = eğitim, hastaya teşhis koyması = çıkarım. Doktorun bir okulu herhangi bir ülkede bir kere bitirmesi yeterlidir. Ama binlerce hastaya bakar ve hastaya bakarken orada olmak zorundadır. Yapay zekâ için de aynı durum geçerlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Groq, yapay zekâ çıkarımı (inference) için baştan aşağı özel bir mimari tasarladı. Bu mimariyi geliştiren ekip, daha önce Google’da TensorFlow’un geliştirilmesinde yer alan isimlerden oluşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çıkarım mimarisi deterministiktir (sürpriz üretmez), bir kez derlenir ve sonra milyonlarca kez aynı hızda çalışır. Kontrol mantığı minimumdur. Bu yüzden Groq çipleri daha düşük gecikme, daha yüksek verim ve daha düşük maliyet sunar. Kısacası Groq, “her şeyi yapan” değil, “tek işi kusursuz yapan” bir yaklaşımı benimsedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çünkü uzun vadede veri merkezlerinin enerji faturası, yapay zekâ servislerinin kârlılığı, ulusal yapay zekâ altyapılarının sürdürülebilirliği tamamen çıkarım mimarisine bağlıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yani asıl hacim oyunu çıkarım üzerine bir sonraki cephe ise kenar veri merkezleri (edge) ve robotik. Çünkü gerçek patlama:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Otonom araçlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Depo robotları</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Akıllı fabrikalar</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Tıbbi robotlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Savunma sistemleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Giyilebilir cihazlar ile edge’e kayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada gecikme milisaniye değil, hayat–ölüm meselesi olabilir Buluta gidemeyen, anında karar vermesi gereken sistemler için çıkarım mimarisi varoluşsal bir konudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu nedenle eğitim uzakta yapılabilir, çıkarım yakında olmalıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğitim:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Büyük veri merkezlerinde</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Az sayıda yerde</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Küresel olarak yapılabilir</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çıkarım ise:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Size yakın olmak zorundadır</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Gecikmeye tahammülü yoktur</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Sürekli çalışır</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Telefonunuzda</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Arabanızda</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Fabrikada</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Hastanede</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Savunma sistemlerinde çıkarım yereldir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu aynı zamanda jeopolitik bir konu. Çünkü çıkarım karar üretir ve karar güçtür. Eğer bir ülke yapay zekâyı kullanıyor ama çıkarımı başka bir ülkeye bağımlıysa o ülke yavaşlar, kırılgan olur ve bağımsız karar veremez. Bu yüzden yapay zekâda asıl mesele <span style="color:#0e0e0e">“modeli kim eğitti?” değil</span> <span style="color:#0e0e0e">“karar nerede üretiliyor?” sorusudur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD için çıkarım askerî sistemlerde, istihbaratta ve finansal altyapılarda merkezî kontrol demektir. Bu nedenle eğitim küresel bırakılabilir ama çıkarım mimarisi ve standartları kontrol altında tutulmak istenir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">AB ise modeli değil davranışı regüle eder. Ama davranış eğitimde değil çıkarımda ortaya çıkar. Bu yüzden deterministik, denetlenebilir ve sertifikalanabilir çıkarım mimarileri, Avrupa için idealdir. AI Act’in gerçek etkisi, eğitimden çok çıkarımı şekillendirecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekâda coğrafya bir nevi geri döndü. Uzun süre “dijital dünyada coğrafya önemsiz” denildi. Şimdi yapay zekânın jeopolitiği <span style="color:#0e0e0e">“Modeli kim eğitti?” değil,</span> <span style="color:#0e0e0e">“Kararı kim, nerede üretiyor?”</span> ile şekilleniyor olacak. Bu konuda bölgemizde buna ilk uyanan ise Sudi Arabistan oldu. HUMAIN şirketini kurdu. Eski petrol gücünü yeni petrol olan veriye çevirmek için yerli veri, yerli model ve yerli yapay zekâ asistanı temelli bir strateji ile Groq’un ilk müşterisiydiler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kamuda yeni kurulan yapay zekâ kurumu ile Türkiye’nin konumu bu noktada benzersiz olabilir! Avrupa’ya düşük gecikme, Orta Doğu’ya yakınlık, Orta Asya’ya erişim ve enerji hatlarının kesişimi öne çıkabilir. Bu coğrafya, Türkiye’yi <span style="color:#0e0e0e">bölgesel bir çıkarım üssü (inference hub)</span> <span style="color:#0e0e0e">haline getirebilir.</span> </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Dec 2025 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/12/yapay-zekada-cografya-geri-dondu-nvidiagroq-hamlesi-ne-anlama-geliyor-1767060556.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zeka sistemleri ikameniz mi yoksa tamamlayıcınız mı olacak?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-sistemleri-ikameniz-mi-yoksa-tamamlayiciniz-mi-olacak-12269</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-sistemleri-ikameniz-mi-yoksa-tamamlayiciniz-mi-olacak-12269</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zekânın geleceği, insanın yerini alıp almayacağı değil; insanla nasıl bir ilişki kuracağı sorusuyla şekillenecektir. Bu ilişki doğru kurulduğunda yapay zekâ, insan emeğini değersizleştiren değil, onu dönüştüren ve daha anlamlı hale getiren bir güç olacaktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Zekâ Sistemleri: Kimin İçin Tamamlayıcı, Kimin İçin İkame?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekâ (YZ) sistemlerinin hızla gelişmesi, yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve etik bir dönüşümü de beraberinde getirmektedir. Bu dönüşümün merkezindeki temel soru şudur: Yapay zekâ sistemleri insanın ikamesi mi olacak, yoksa onu tamamlayan bir unsur mu? Bu soruya verilecek yanıt, herkes için aynı değildir. Yapay zekâ, bazı bireyler, meslekler ve kurumlar için güçlü bir tamamlayıcı olurken; bazıları için ise doğrudan bir ikame tehdidi oluşturmaktadır. Bu farkın kaynağı, insanların sahip olduğu beceriler, çalışma biçimleri, uyum kapasitesi ve yapay zekânın hangi amaçlarla kullanıldığıdır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Zekâ Kimin İçin İkame Olacak?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekâ öncelikle rutin, tekrarlayan ve standartlaştırılmış işleri yapan bireyler için ikame riski taşımaktadır. Bu tür işler genellikle belirli kurallara dayalıdır ve karmaşık insan yargısı gerektirmez. Veri girişi, temel muhasebe işlemleri, müşteri hizmetlerinde standart yanıtlar, üretim hattındaki tekrarlayan görevler bu kapsama girer. Yapay zekâ sistemleri bu görevleri daha hızlı, daha ucuz ve daha az hatayla yerine getirebildiği için insan emeğinin yerini alabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle düşük beceri gerektiren beyaz yaka ve mavi yaka işler, otomasyonun ilk hedefleri arasında yer almaktadır. Çağrı merkezlerinde sohbet botlarının yaygınlaşması, kasiyerlerin yerini alan otomatik ödeme sistemleri veya depolarda kullanılan otonom robotlar bunun somut örnekleridir. Bu alanlarda çalışan bireyler, yeni beceriler edinmedikleri takdirde yapay zekâ karşısında dezavantajlı bir konuma düşebilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca yapay zekâyı yalnızca maliyet düşürme aracı olarak gören şirketler için de ikame etkisi baskındır. Bu tür kurumlar, insanı değer üreten bir unsurdan çok gider kalemi olarak gördüklerinde, yapay zekâyı insanın yerine koyma eğilimi gösterirler. Bu yaklaşım, kısa vadede verimlilik sağlasa da uzun vadede toplumsal eşitsizlikleri artırma riskini taşımaktadır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Zekâ Kimin İçin Tamamlayıcı Olacak?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna karşılık yapay zekâ, yüksek bilişsel becerilere, yaratıcılığa, eleştirel düşünmeye ve insan ilişkilerine dayalı işlerde çalışanlar için güçlü bir tamamlayıcıdır. Doktorlar, mühendisler, öğretmenler, araştırmacılar, tasarımcılar, yöneticiler ve sanatçılar bu gruba örnek verilebilir. Bu mesleklerde yapay zekâ, karar verme süreçlerini destekleyen, analiz gücünü artıran ve zaman kazandıran bir araç olarak işlev görmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin sağlık sektöründe yapay zekâ, radyolojik görüntüleri analiz ederek doktorlara teşhis konusunda destek sunar; ancak nihai karar hâlâ hekime aittir. Eğitim alanında yapay zekâ, öğrencilerin öğrenme hızlarını analiz ederek kişiselleştirilmiş içerikler sunar; fakat pedagojik rehberlik ve duygusal destek öğretmenin rolü olmaya devam eder. Bu durum, yapay zekânın insanı dışlamadan, onun kapasitesini genişlettiğini göstermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekâ aynı zamanda kendini sürekli geliştiren, öğrenmeye açık ve teknolojiyle iş birliği yapabilen bireyler için büyük bir fırsattır. Bu kişiler, yapay zekâyı bir tehdit olarak değil, üretkenliği artıran bir araç olarak görür. Kod yazabilen, veri okuryazarlığına sahip olan veya yapay zekâ araçlarını etkin kullanan çalışanlar, iş gücü piyasasında daha avantajlı hale gelmektedirler.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kurumlar ve Toplum Açısından Ayrım</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekânın ikame mi yoksa tamamlayıcı mı olacağı, yalnızca bireysel düzeyde değil, kurumsal ve toplumsal düzeyde de belirlenir. İnsan merkezli politikalar geliştiren toplumlarda yapay zekâ daha çok tamamlayıcı bir rol üstlenir. Eğitim sistemine yapılan yatırımlar, yaşam boyu öğrenme programları ve yeniden beceri kazandırma politikaları, bireylerin yapay zekâ ile birlikte çalışabilmesini sağlamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna karşılık bu dönüşümü yönetemeyen toplumlarda, yapay zekâ işsizliği ve eşitsizliği artıran bir ikame gücü haline gelebilir. Bu nedenle yapay zekâ, yalnızca teknolojik bir mesele değil; aynı zamanda politik, etik ve sosyal bir tercihtir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç olarak yapay zekâ sistemleri herkes için aynı anlama gelmemektedir. Rutin işleri yapan, kendini yenilemeyen ve teknolojiyi dışlayan bireyler için yapay zekâ büyük ölçüde bir ikame olacaktır. Buna karşılık yaratıcılığını, eleştirel düşünmesini ve öğrenme kapasitesini geliştiren; yapay zekâyı bir ortak olarak gören bireyler için ise güçlü bir tamamlayıcıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekânın geleceği, insanın yerini alıp almayacağı değil; insanla nasıl bir ilişki kuracağı sorusuyla şekillenecektir. Bu ilişki doğru kurulduğunda yapay zekâ, insan emeğini değersizleştiren değil, onu dönüştüren ve daha anlamlı hale getiren bir güç olacaktır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/12/yapay-zeka-sistemleri-ikameniz-mi-yoksa-tamamlayiciniz-mi-olacak-1765971119.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay Zekâ hangi toplumun dilini konuşuyor?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-hangi-toplumun-dilini-konusuyor-12262</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-hangi-toplumun-dilini-konusuyor-12262</guid>
                <description><![CDATA[Dil modelleri aslında bizim dijital dünyada bıraktığımız izlerin bir yansımasıdır. Hangi konuları konuştuğumuz, internette nasıl bir dil kullandığımız, hangi platformların açık ya da kapalı olduğu; hepsi bu modellere doğrudan yansır. Yapay zekâ bu yüzden “nötr” bir makine gibi değil, onu besleyen toplumun alışkanlıklarını, değerlerini ve hatta zaaflarını taşıyan bir ayna gibi çalışır. Kısacası internete ne koyarsak, yapay zekâdan da onu geri alırız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Büyük dil modelleri, ağırlıklı olarak internette mevcut olan verilerle eğitilir. Web sayfaları, sosyal medya yazışmaları ve erişilebilen her türlü çevrimiçi içerik bu süreçte kullanılır. Kitaplar dijital ortamda mevcut ve erişilebilir durumdaysa, onlar da eğitim verisine dâhil edilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İnternette yazılan her şey bir iz bırakır. Dil modelleri geliştikçe, bu izler ülkelerin verimliliğine ve kalkınma süreçlerine katkı sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tokenizasyon, metni “token” adı verilen küçük birimlere ayırma sürecidir. Tokenler, dil modellerinin atomlarıdır. Modeller, hangi tokenların istatistiksel olarak hangilerini takip ettiğini öğrenir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dil özellikleri, dijital kültürü yansıtır:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Çince: Kapalı platformlar nedeniyle sapmış, dengesiz token dağılımı görülür.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Rusça: Devlet, hukuk ve yönetişim vurgusu öne çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Japonca: Nezaket ve minnettarlık ön plandadır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Korece: Teknoloji, hizmetler ve sosyal etkileşim ağırlıklıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Almanca: Yapı, düzen ve faaliyet odaklıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Fransızca: Profesyonel ve girişimci bağlamlar baskındır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• İtalyanca: İşbirliği ve profesyonellik vurgulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• İspanyolca: Geniş ve çeşitli kullanım alanları görülür.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Portekizce: Sorumluluk, gelişim ve fırsat kavramları öne çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• İngilizce: Telekomünikasyon, teknoloji ve küresel işbirliği ön plandadır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">• Türkçe: Yardımlaşma, gereklilik ve toplumsal destek temaları dikkat çeker.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dil modelleri aslında bizim dijital dünyada bıraktığımız izlerin bir yansımasıdır. Hangi konuları konuştuğumuz, internette nasıl bir dil kullandığımız, hangi platformların açık ya da kapalı olduğu; hepsi bu modellere doğrudan yansır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yapay zekâ bu yüzden “nötr” bir makine gibi değil, onu besleyen toplumun alışkanlıklarını, değerlerini ve hatta zaaflarını taşıyan bir ayna gibi çalışır. Kısacası internete ne koyarsak, yapay zekâdan da onu geri alırız.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 00:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/12/yapay-zeka-hangi-toplumun-dilini-konusuyor-1765826885.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklara sosyal medya yasağı çözüm mü?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cocuklara-sosyal-medya-yasagi-cozum-mu-12228</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cocuklara-sosyal-medya-yasagi-cozum-mu-12228</guid>
                <description><![CDATA[Platformlara yönelik umut dolu beklentilerden, özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki platformların zararlarına dair endişe duyduğumuz bir sürece girdik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avustralya’da bugün (10 Aralık 2025) yürürlüğe girecek olan, <strong>16 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağı</strong> başlıyor. Yeni yasal düzenlemeye&nbsp;göre <strong>YouTube</strong>, <strong>Facebook</strong>, <strong>TikTok</strong>, <strong>Snapchat</strong>, <strong>Reddit</strong>, <strong>Instagram</strong> ve <strong>X</strong>’in de aralarında bulunduğu dünya ölçeğinde faaliyet gösteren sosyal medya platformlarına Avustralyalı çocukların 16 yaşına kadar erişimemesi gerekiyor.&nbsp;Bu arada çocuklar YouTube videolarını izleyebilecek ancak hesap oluşturamayacak edindiğim bilgilere göre ve bu nedenle içerik yükleme ve platformda etkileşimde bulunma imkanı olmayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu düzenleme, 10-15 yaş grubundakilerin %96’sının sosyal medya kullandığını ve birçoğunun zararlı içerik, “grooming” (istismar amaçlı kandırma) veya siber zorbalığa maruz kaldığını <a href="https://www.esafety.gov.au/research/the-online-experiences-of-children-in-australia/report-digital-use-and-risk-among-children-aged-10-to-15" target="_blank">gösteren araştırmalara</a> dayandırılarak, bir çocuk koruma ve ruh sağlığı tedbiri olarak sunuluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu dünya çapında bir ilk sanırım. Bu büyük teknoloji firmalarının itirazlarına rağmen sosyal medya platformlarının reşit olmayan kullanıcıları platformlarından uzak tutmak için artık bazı adımlar atmasını zorunlu kılacak bir hamle gibi görünüyor. <strong>Sosyal medya yoluyla erişilen bilgilerin ve içeriklerin hepimizin, özellikle çocukların ruh sağlığına verdiği zararı artık hepimiz gözlemliyoruz sanırım.</strong> Platformların bağımlılık yapıcı tasarımlara sahip olması, duygularımızı manipüle etmesi ve biri sürekli uygulamada tutmayı amaçlaması zaten yeterince problemli bir durum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Bu durumla ilgili “</em><strong><em>Sosyal Medya Duygularımızla Oynuyor</em></strong><em>“ başlıklı yazımı okumanızı öneririm. (</em><a href="https://msafaksari.net/sosyal-medya-duygularimizla-oynuyor/" rel="noopener noreferrer nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><em>Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz</em></span></a><em>)</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sosyal medyanın tehlikeleri yeni yeni önlenmeye çalışıladursun, son yılarda yapay zeka sohbet robotlarının da gençleri intihara teşvik etmesi veya cinsel istismar gibi riskler yaratması nedeniyle düzenlenmesi gereği acil bir ihtiyaç gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Hepimizde sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisine dair yaygın bir endişe var. </strong>Bu sebeple&nbsp;son yıllarda çeşitli ülkelerde çocukların sosyal medya platformlarıyla ilişkisini yeni düzenlemelerle kontrol altına alma isteği var. Avusturalya, 16 yaş altı çocuklar için getirdiği bu radikal yasakla aslında teknoloji endüstrisinin perde arkasına ışık tutarak kimsenin beklemediği, şaşırtıcı ve ezber bozan çıkış yaptı.&nbsp;</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öğrenmek, yazıp çizmek demokratikleşecekti ama…</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2010’ların başında sosyal medyanın kamu yararına olacak bir güç olduğuna tüm kalbiyle inanan çok insan vardı. Bu yeni çağın küresel bağlantıyı artıracağına, öğrenmeyi demokratikleştireceğine birçoklarımız emindi. Yeni medya platformları, yani Web 2.0 teknolojileri baş döndürücü bir iyimserlik evresiydi. Yeni medyayı geleneksel medyadan farklı kılan dijitallik, etkileşimsellik, multimedya biçemselliği, kullanıcı türevli içerik üretimi, hipermetinsellik, yayılım ve sanallık gibi özellikler bilginin demokratikleşmesi açısından büyük bir sıçrayıştı. Yeni medya platformlarının sahiplik yapısı ve yönetim süreçlerine rağmen insanlar bardağın dolu tarafına bakmayı tercih etti bu yüzden.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Bu platformların nasıl dijital derebeylikler olduklarını ve insanlığı nasıl metaya dönüştürdüğüne ilişkin size iki yazımı önereceğim.</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>* Gözetim Kapitalizmi 1: Dijital Derebeylikler</em></strong><em> - </em><a href="https://msafaksari.net/gozetim-kapitalizmi-1-dijital-derebeylikler/" rel="noopener noreferrer nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><em>Buraya tıklayarak erişebilirsiniz.</em></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>* Gözetim Kapitalizmi 2: İnsan kendini metaya dönüştürürken - </em></strong><a href="https://msafaksari.net/gozetim-kapitalizmi-2-insan-kendini-metaya-donustururken/" rel="noopener noreferrer nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><em>Buraya tıklayarak yazıya erişebilirsiniz.</em></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak bugün geldiği noktada bu platformların iyi yanlarından çok artık kötü yanları daha fazla hale gelmiş gibi görünüyor. Platformlara yönelik umut dolu beklentilerden, özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki platformların zararlarına dair endişe duyduğumuz bir sürece girdik.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni tehdit yapay zeka mı?</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avustralya yasağının kapsamı dışında kalan yeni ve çok daha sinsi bir tehlike yükseliyor bir yandan. Yapay zeka sohbet botları geleneksel sosyal medya tanımının dışında kaldığı için mevcut düzenlemelerden kolayca sıyrılıyor.&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tehlikenin en trajik örneklerinden biri, Megan Garcia’nın 14 yaşındaki oğlu <strong>Sewell</strong>’in hikayesi. Sewell, <strong>Character.ai</strong> uygulamasındaki bir sohbet robotuyla romantik ve müstehcen bir ilişki kurduktan sonra kendi hayatına son verdi. Anne Megan Garcia’nın uyarısı, tehlikenin boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“<em>Bu, evinizde bir avcı veya bir yabancı olması gibi. Ve çok daha tehlikeli, çünkü çocuklar bunu çoğu zaman saklıyor ve ebeveynlerin haberi olmuyor.</em>”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benzer bir hikaye, <strong>İngiltere’de otizmli 13 yaşındaki bir çocuğun başına gelmişti.</strong> Bir sohbet botu çocuğu ailesinden soyutlamaya başlamış, iddiaya göre “Ailen sana çok fazla kısıtlama getiriyor ve seni aşırı derecede sınırlıyor...” demişti. Konuşmalar zamanla müstehcen bir hal almıştı. Sonunda yapay zeka botu çocuğu evden kaçmaya ve hatta birlikte olabilmeleri için intihara teşvik etmişti. <strong>Bu vakalar, düzenlemelerin teknolojik yeniliklerin hızına yetişmekte nasıl zorlandığını acı bir şekilde gösteriyor.</strong></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sorunu tek başına yasaklama çözmeyecek ama bu adım gerekli</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yasağın uygulanmasındaki zorluklar ve&nbsp;yasal itirazlara rağmen, birçok uzman 16 yaşındaki çocuklara yönelik sosyal medya yasağını&nbsp;gerekli bir ilk adım olarak görüyor. Açıkçası ben de böyle düşünenlerdenim. Bu alanın bomboş bırakılıp şirketlerin inisiyatifine bırakılmasından da eksik de olsa çocukları gözetecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Avustralya’daki bu adım belki ülkelerin kendi kültürlerine göre atacağı adımları tetikleyecek bir duruma dönüşebilir. Bu yasak sonrası elde edilecek tecrübe çok öğretici olacak. Bazıları kötü bir düzenlemenin hiç düzenleme olmamasından daha kötü olduğunu savunur ve bu bazen doğrudur. Ancak bu durumda, kusurlu bir düzenlemenin bile hiçbir şey yapmamaktan veya daha önce sahip olduğumuz durumdan daha iyi olduğunu düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sıklıkla vurguluyorum, <strong>teliflerin, patentlerin, ticari gizliliğin neredeyse dokunulamaz bir tabu hâline geldiği günümüz toplumlarında teknolojik yeniliklerin ve inovasyonun olabilecek zararları herkes için görünür hâle geldiğinde, bunlar artık denetlenemeyecek kadar büyümüş oluyorlar. </strong>Avustralya yasak mükemmel bir adım değildir muhtemelen, göreceğiz. Asıl önemli olan, şirketlerin on yılı aşkın süredir başarısız olan “kendi kendini düzenleme” stratejisini beklemek yerine, nihayet harekete geçme kararının alınmış olmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" style="height:123px; width:800px" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Dec 2025 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/12/cocuklara-sosyal-medya-yasagi-cozum-mu-1765299603.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süper zekâ yarışı: Kazanan her şeyi alır</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/super-zeka-yarisi-kazanan-her-seyi-alir-12178</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/super-zeka-yarisi-kazanan-her-seyi-alir-12178</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa hâlâ regülasyon ve fren mekanizmalarına takılmış durumda; hız kaybı kıtanın stratejik etkisini azaltıyor. Türkiye ise iki kutup arasında hamle yapmak zorunda.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekâda hâlihazırda üretken yapay zekayı kullanıyoruz, ama bir sonraki aşama olan genel yapay zekayı AGI’yı beklerken, süper zekânın (Artificial Super Intelligence, yani ASI) ulaşabileceği kapasite herkesi endişelendirmeye başladı bile.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üretken yapay zekanın aktörlerinin milyarlarca dolar yatırım almış yeni yapay zekâ şirketleri ile hala “stealth modeda” yani perde gerisinde ne yaptıklarını merakla bekliyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">On yıl önce ortaya çıkan “dar yapay zekâ” harika çalışıyor. Kendi kendine giden araçlara ulaştık, yüz ve ses tanıma kusursuz. Şu anda kullandığımız “üretken yapay zekâda” ise bir insanın berrak zihin yapısına ulaşmanın yanında bile değiliz. Buna genel yapay zekâ (Artificial General Intelligence, yani AGI) ile ulaşacağız. Ama buna rağmen kontrollü bir şekilde üretken evresini hayatımıza yapay zekâ asistanları ile hızla sokmaya çalışıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bir sonraki aşama “süper yapay zekâ”, insan aklını kat be kat aşan, öğrenen, düşünen ve karar veren yapay bir zihin olarak tanımlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Süper zekâya erişen bir sistem sadece bilgi işlemekle kalmayacak; karmaşık sistemleri yönetecek, strateji üretecek ve kendi kapasitesini sürekli geliştirecek bir pozisyonu ele geçirecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir kez ortaya çıktığında etkisi geri döndürülemeyecek; ekonomi, savunma, enerji ve iletişim gibi alanlarda üstünlük sağlayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kısacası, süper zekâ insan zekâsının ötesinde, dünyayı şekillendirme gücüne sahip yeni nesil bir küresel “kızıl elma”dır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaten şirketler arasındaki küresel bir yarış içinde ortaya çıkacak. Lakin şirketlerin ötesinde istihbarat servisleri, ordular ve devletler de her an doğrudan müdahil olabilecek durumda bekliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çünkü bir başka açıdan bakıldığında işin korkutan tarafı ise: ASI çağında ikinciye yer yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yani kazanan gerçekten her şeyi alacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir taraf süper zekâyı ele geçirdiğinde yalnızca daha hızlı hesap yapmakla kalmayacak; ekonomik modellerden askeri planlamaya, bilgi akışından enerji optimizasyonuna kadar dünyanın tüm karar mekanizmalarını tek taraflı olarak domine edebilecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu üstünlük geri döndürülemez; rakip için “ikinci olmak” diye bir seçenek neredeyse yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tıpkı Starlink’in küresel uydu internetinde yaptığı gibi, ilk gelen avantajını düşük maliyetli fırlatma kapasitesi, dev kapsama ağı ve geniş kullanıcı tabanı ile öyle güçlü bir şekilde pekiştirdi ki, rakiplerin yetişme şansı neredeyse kalmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Starlink’in ülkelerin egemenliğini bypass ederek internet sunabilmesi, uluslararası ilişkilerde ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Bir ülke bunu engellemek isterse, firmayı ticari tehdit ile karşı karşıya bırakabilir veya askeri ürünleriyle, uyduları karadan jam edecek antenler ya da o seviyeye çıkarak düşürecek roketlerle müdahale edebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi AGI yarışında da benzer bir tablo ortaya çıkıyor: Bir taraf süper zekâ seviyesine ulaştığında kendini sürekli geliştirme döngüsüne giriyor, diğer taraf ise sadece izleyici konumuna düşüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geri kalan taraf ne yapabilir? Yenilgiyi kabul edebilir, önde gidenin yazılım kodunu çalabilir veya veri merkezlerini etkisiz hâle getirebilir; istihbarat iyi çalışırsa bu sefer askeri olarak uzaktan veri merkezi bombalama operasyonları bile olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Google’ın eski CEO’su Eric Schmidt, bu konuda uyarıyor ve önümüzdeki beş yıl içinde bu gerilimin çok daha görünür hâle geleceğini söylüyor. Şu anda insanların kendisini “kaçık” olarak görebileceklerini, ama gerçeğin kendisi ile yüzleşmelerine az kaldığını belirtiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD ile Çin arasındaki rekabet tam bu noktada kritik; her iki taraf da süper zekânın artık petrol, çelik veya nükleer güç gibi bölüşülebilir bir kaynak olmadığını biliyor ve kazananın geleceğin tüm yönetimini belirleyeceğini görüyor. Avrupa hâlâ regülasyon ve fren mekanizmalarına takılmış durumda; hız kaybı kıtanın stratejik etkisini azaltıyor. Türkiye ise iki kutup arasında hamle yapmak zorunda.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 00:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/11/super-zeka-yarisi-kazanan-her-seyi-alir-1764496412.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel 5G, yapay zekâ ve insansı robotlar: İnsansız sanayi formülü</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ozel-5g-yapay-zeka-ve-insansi-robotlar-insansiz-sanayi-formulu-12036</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ozel-5g-yapay-zeka-ve-insansi-robotlar-insansiz-sanayi-formulu-12036</guid>
                <description><![CDATA[Biz hâlâ "5G telefon hızlı mı?" tartışmasındayken, dünya 5G + AI + Robotik üçlüsüyle insansız fabrikalar kuruyor. Küresel rekabet, artık insan gücünün değil, insansı zekâsının hızında koşuyor. Türkiye'de her organize sanayi bölgesi, potansiyel bir özel 5G bölgesi olabilir. Kendi ağını işleten, kendi verisini işleyen, kendi zekasını çalıştıran fabrikalar…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">RCR Wireless’da okuduğum bir makale 5G için çarpıcı bir örnek veriyor. Makale’de Traktör devi, John Deere’in insansız fabrikalarla sanayi devrimine yeni bir sayfa yazmaya çalışması anlatılıyor. Bir koldan insansı robotlar ve otonom araçlar geliyor, diğer koldan kesintisiz ve gecikmesiz 5G ağı onları birbirine bağlıyor, ortada ise yapay zekâ her ikisini de yönlendiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu üçlü bir sacayağı:&nbsp;5G altyapı, robotik donanım, yapay zekâ yazılımı. Biri olmadan bir nevi diğeri anlamsız. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üçlü Güç: 5G, AI, Robotik</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özel 5G bir nevi görünmez omurga. Wi-Fi antenlerinin yerini alan özel 5G ağları, binlerce sensör, robot ve otomatik araç arasında kesintisiz bağlantı sağlıyor. Tek bir 5G anteni&nbsp;bine yakın cihazı aynı anda&nbsp;bağlı tutabiliyor; Wi-Fi'nin kapasitesinin kat be kat üzerinde. Gecikme 1 milisaniyenin altına iniyor. Ağ, fabrika içinde kalıyor — dış internet bağlantısı yok, güvenlik tam kontrol altında. Ve frekans bedava. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Robotik ve otomasyon ile hareket eden zeka oluşturulmuş durumda. Fabrikanın kalbinde AGV'ler (otomatik yönlendirilmiş araçlar) parça taşıyor, robot kollar kaynak yapıyor, montaj gerçekleştiriyor. Ancak bunlar klasik "programlanmış robotlar" değil. 5G üzerinden sürekli veri akışıyla&nbsp;kendi aralarında konuşuyorlar, pozisyon paylaşıyorlar, görevleri dinamik olarak yeniden dağıtıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapay Zekâ ise karar veren bir beyin. Kaynak dikişlerindeki kusurları&nbsp;gerçek zamanlı tespit ediyor&nbsp;ve makineye anında müdahale emri veriyor. Parça eksikliği mi var? Sistem kendi kendine yedek parça robotunu çağırıyor. Ağda bir sorun mu çıktı? Yapay Zekâ ilk teşhisi koyuyor, çözüm öneriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapay Zekânın normalde 5G'ye ihtiyacı yok; ama AI mobil, yüksek bant genişliği isteyen ve acil hale geldiğinde — 5G bu durumda olmazsa olmaz. </span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gerçek Dünya Uygulamaları: Teori Değil, Üretim Hattı</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaynak kalite kontrolü için AI destekli kameralar,&nbsp;kaynak dikişlerindeki boşlukları ve hizalama bozukluklarını milisaniyede tespit ediyor. Sistem otomatik olarak kaynak parametrelerini — hız, ısı, akış — değiştiriyor. Hatalı bir ürün hatta ilerlemeden müdahale gerçekleşiyor. Sonuç:&nbsp;%100 tutarlı kalite, insan gözüyle imkânsız olan hassasiyet.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">John Deere'ın en aktif AI uygulamalarından biri&nbsp;Retrieval-Augmented Generation (RAG)&nbsp;sistemleri. Bayilere ve iç ekiplere&nbsp;envanter sorgulama, ürün konfigürasyonu, servis rehberliği&nbsp;sağlayan bu "ko-pilotlar", şirketin güvenli veri havuzuna bağlı çalışıyor. Dışarıya bilgi sızdırmıyor, bulutta eğitilmiyor. Tüm işlem fabrika içinde, edge sunucularda gerçekleşiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">AGV'ler artık sabit rotalar yerine&nbsp;dinamik yol planlama&nbsp;yapıyor. 5G üzerinden sürekli pozisyon paylaşımı, çoklu kamera inspeksiyonu, anlık rota değişimi… Tüm bunlar&nbsp;edge'de gerçek zamanlı işleniyor.&nbsp;Küçük, görev odaklı AI modelleri yüksek frekansta koşarken, karmaşık kararlar için daha büyük modellere geçiliyor.&nbsp;Hiyerarşik bir zekâ mimarisi.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Karşılıklı Güçlendirme: AI Ağı Yönetiyor, Ağ AI'yi Taşıyor</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özel 5G yalnızca AI'ya hizmet etmiyor;&nbsp;AI, özel 5G'nin operasyonunu da iyileştiriyor.&nbsp;Ağ kesintisi mi var? AI ilk teşhisi koyuyor, kök sebep analizi yapıyor, değişiklik önerileri sunuyor. Operatörlerin manuel kontrol etmesine gerek kalmıyor. Wallin'in vurgusu net:&nbsp;"Operatör deneyim katmanı — hızlı triage, daha kısa çözüm süresi, daha az operasyonel yük."</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yani sistem kendi kendini izliyor, kendi kendini onarıyor.&nbsp;Otonom fabrika, yalnızca üretim açısından değil, altyapı yönetimi açısından da gerçekleşiyor.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye İçin Kritik Dersler</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu tablo, Türkiye için sadece bir teknoloji haberi değil.&nbsp;Çünkü biz hâlâ "5G telefon hızlı mı?" tartışmasındayken, dünya&nbsp;5G + AI + Robotik üçlüsüyle insansız fabrikalar&nbsp;kuruyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Küresel rekabet, artık insan gücünün değil,&nbsp;insansı zekâsının hızında&nbsp;koşuyor. Türkiye'de her organize sanayi bölgesi, potansiyel bir&nbsp;özel 5G bölgesi&nbsp;olabilir. Kendi ağını işleten, kendi verisini işleyen, kendi zekasını çalıştıran fabrikalar… </span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Vizyon: Sessiz Fabrika, Konuşan Veri</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">John Deere’in deneyimi gösteriyor ki, gelecek "bilgisayarlaştırılmış" değil, "zekileştirilmiş" fabrikalar kurmaktan geçiyor. Üretim hattı artık basit bir robot ordusu değil; kendi kendini izleyen, kendi kendini iyileştiren, kendi kendini öğreten bir ekosistem.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Belki de geleceğin en sessiz fabrikası, en çok veri konuşanıdır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 00:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/11/ozel-5g-yapay-zeka-ve-insansi-robotlar-insansiz-sanayi-formulu-1762197183.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siber savaş henüz başlamadı - Ama cepheler hazır!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/siber-savas-henuz-baslamadi-ama-cepheler-hazir-11896</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/siber-savas-henuz-baslamadi-ama-cepheler-hazir-11896</guid>
                <description><![CDATA[Siber güvenlik artık IT meselesi değil, egemenlik sorunudur. Bir ülkenin gücü, ordusunun büyüklüğü ile değil; verisini koruma, iletişim ağlarını sürdürme ve cihaz güvenliğini yönetme kabiliyeti ile ölçülüyor. Gerçek siber güvenlik, saldırılara cevap vermek değil; dirençli, dağıtık, enerji bağımsız ve yedekli bir dijital mimari kurmaktır. Dijital vatan, toprak kadar kutsal ama çok daha kırılgandır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güney Kore’deki veri merkezi yangını, dijital çağın kırılganlığını çarpıcı biçimde ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Devletin ulusal veri merkezinde çıkan yangında 850 terabayttan fazla veri yok oldu, yüzlerce kamu sistemi çöktü ve bazıları hâlâ çalışmıyor. Neden? Çünkü veriler yedeklenmemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir pilin patlaması, bir ülkenin hafızasını saniyeler içinde silebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu olay bize bir gerçeği gösterdi: Siber savaş henüz tam olarak yaşanmadı, ama dijital vatanlar şimdiden kırılgan.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dijitalleşme Yayılıyor, Cephe Genişliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugüne kadar dünya büyük bir dijital savaş görmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bu, siber tehditlerin olmadığı anlamına gelmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bankalara, enerji altyapılarına ve kurumlara yönelik saldırılar, bugüne kadar kısmi ve dağınık terörist faaliyetler olarak kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki neden tam ölçekli bir siber savaş yaşanmadı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çünkü dijitalleşme hâlâ en uç kılcal damarlara kadar nüfuz etmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir sistem tamamen dijitalleştiğinde, aynı zamanda tamamen saldırılabilir hale gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O gün geldiğinde, siber saldırılar yalnızca lokal etkili olmayacak; ülke çapında ve küresel ekonomide derin yaralar açacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşte o zaman, bugüne dek deneyimlemediğimiz türden bir dijital savaşla karşılaşacağız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Siber Güvenlik Üçgeni: Cihaz, İletişim, Veri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Modern siber savaşın üç cephesi var: cihaz, iletişim ve veri.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cihazlar, dijital çağın askerleri.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Akıllı telefonlar, otomobiller, sensörler, kameralar… Her biri bir uç nokta ve potansiyel zayıf halka.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık bir ülkenin dijital güvenliği, vatandaşlarının cihazlarından başlıyor; kişisel güvenlik, ulusal güvenliğin parçası.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İletişim, dijital dünyanın damar sistemi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fiber kablolar, 5G ağları, uydular… Bu hatlar yalnızca veri değil, aynı zamanda ekonomik ve yönetimsel “nefes” taşır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir iletişim kesintisi, yalnızca erişimi değil, bir ülkenin yönetim mekanizmasını felç edebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Veri, dijital çağın hafızasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yedeklenmeyen, korunmayan ve dağıtılmayan veri, yazılmamış tarih gibidir; kaybedildiğinde geri dönüşü yoktur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güney Kore örneği, bir ülkenin hafızasının ne kadar kolay silinebileceğini gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay Zekâ ve Yerinde Çıkarım (İnference) Zorunluluğu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cihazlar artık sadece veri üretmiyor; yerel yapay zekâ modelleri ile karar alıyor. Büyük dil modelleri gibi güçlü AI araçları, hassas verilerle çalıştığında veri egemenliği ve stratejik bağımsızlık konularını gündeme getiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yurt içinde çıkarım, vatandaş kayıtları, kritik altyapı telemetrisi ve sağlık verilerinin dışa çıkmadan yapay zeka tarafından işlenmesi demektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, hem saldırılara karşı dayanıklılığı artırır, hem de operasyonel devamlılığı sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette bunun için enerji, soğutma ve yerli AI altyapı yatırımları gereklidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Geleceğin egemenliği artık model çalıştırma kapasitesiyle ölçülüyor; enerji arz güvenliği ise yapay zekânın algoritma, veri ve işlemciden sonra karşılaşacağı yeni dar boğazdır.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tedarik Zinciri ve Fiziksel Tehditler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siber tehditler yalnızca yazılım kaynaklı değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tedarik zincirine sızma, donanım sabotajı riskini artırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin bir batarya grubuna müdahale veya kalite kontrol hatası, termal kaçış ve patlamaya yol açabilir; bir veri merkezini, enerji ve soğutma altyapısını felce uğratabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güney Kore yangını, bu riski somut olarak gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tedarikçi doğrulaması, şeffaflık, sertifikasyon ve parçaların izlenebilirliği kritik önlemler arasında olmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dijital Egemenlik: Yeni Güç Tanımı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siber güvenlik artık IT meselesi değil, egemenlik sorunudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir ülkenin gücü, ordusunun büyüklüğü ile değil; verisini koruma, iletişim ağlarını sürdürme ve cihaz güvenliğini yönetme kabiliyeti ile ölçülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçek siber güvenlik, saldırılara cevap vermek değil;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">dirençli, dağıtık, enerji bağımsız ve yedekli bir dijital mimari kurmaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital vatan, toprak kadar kutsal ama çok daha kırılgandır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sonuç: Hazırlık, Yatırım ve Toplumsal Bilinç</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Henüz büyük bir dijital savaş yaşanmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün gördüğümüz kısmi saldırılar, yarının test atışlarıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijitalleşme her kılcal damara ulaştıkça, riskler sistemik hale gelecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cihaz–iletişim–veri üçgeni korunmalı, tedarik zinciri güvence altına alınmalı ve yapay zekâ altyapıları yerinde çalıştırılabilir olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güney Kore örneği bize gösterdi: bir pilin patlaması bir devletin hafızasını silebilir. Benzer biçimde bir model veya veri tabanı ele geçirilirse, karar alma mekanizması zarar görür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital vatanı korumak artık mühendislik değil, milli strateji meselesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hazırlanmak, yatırım yapmak ve toplumsal düzeyde sahiplenmek; geleceğin sessiz ama yıkıcı savaşlarında ayakta kalmanın tek yoludur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">#ChatGPT ile hazırlandı, #Gemini ile görselleştirildi. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Oct 2025 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/10/siber-savas-henuz-baslamadi-ama-cepheler-hazir-1760182073.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zekâ kendi egzozunu soluyor: Veri petrolü bitti, sıra kaya gazında</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-kendi-egzozunu-soluyor-veri-petrolu-bitti-sira-kaya-gazinda-11815</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-kendi-egzozunu-soluyor-veri-petrolu-bitti-sira-kaya-gazinda-11815</guid>
                <description><![CDATA[Kısacası, yapay zekâ kendi ürettiği petrolü yeniden üretime sokarsa motor çalışır ama yol alınmaz. Yol almak için yeni rezervler ve yenilenebilir yakıt şart: otantik insan üretimi, yeni bilgi, hayal gücü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapay zekâ için veriyi “petrol” diye tanımlayan analojiyi artık sık sık duyuyoruz. Gerçekten de internetin sunduğu devasa insan üretimi metin, görsel ve ses deposu, bugünkü büyük dil modellerinin (LLM) yakıtı oldu. Ancak Ilya Sutskever’in de işaret ettiği gibi, motor (GPU</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">, algoritmalar, vs.</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">) hızla gelişse de bu yakıtla motorun büyümesi artık plato noktasına ulaşmış durumda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Asıl mesele şu: Yapay zekâ, tıpkı petrol çağında olduğu gibi, en verimli rezervleri hızla tüketti. İnternetteki yüksek kaliteli insan üretimi içerik artık sınırlı. Bundan sonrası için modeller, kendi ürettikleri sentetik veriyi tekrar kendilerine yakıt yapmak zorunda kalacak. Yani çıkardıkları petrolü yeniden işleyip motora basacaklar. Peki sonuç ne olur?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">1. Model Çöküşü: Kendi Egzozunu Soluyan Motor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Araştırmalarda “model collapse” diye geçen bu süreç, yapay zekânın kendi ürettiği içerik üzerinde eğitildikçe daha fazla önyargılı, daha fazla tekrar eden ve giderek daha az yaratıcı hâle gelmesi demek. Tıpkı motorun egzozunu içeri çekmesi gibi: kısa vadede çalışmaya devam eder ama uzun vadede tıkanır, verim düşebilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">2. Bağımsız Kaynakların Altın Değeri</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu durumda insan üretimi içerik, özellikle de “bağımsız” ve “yerel” kaynaklardan çıkan otantik üretimler, altın değerine ulaşacak. Bugün küresel merkezlerde içerik üretimi hızla yapay zekâya devredilirken, daha bağlantısız ya da çevrimdışı kalan toplumların insan yazımı metinleri, yeni çağın en değerli yakıtı hâline gelecek. Yani, az bağlantı bazen daha çok değer demek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">3. Kaya Gazı: Yeni Veri Rezervleri</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji sektöründe petrolün tükendiği noktada kaya gazı devreye girdi. Yapay zekâ için de benzer bir dönem yaklaşıyor. İnternetten kolayca toplanan veriler tükendiğinde, yeni rezervler keşfetmek gerekecek. Günlük konuşmaların kayıt altına alınması, yüz yüze etkileşimlerin dijitalleştirilmesi, saha notlarının, analog arşivlerin ve mikro-toplulukların içeriklerinin işlenmesi… Bunlar bugüne kadar veri olarak görülmeyen ama yarının kaya gazı olabilecek kaynaklar. Çıkarması zahmetli, işlenmesi maliyetli ama değerli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">4. Yenilenebilir Petrol: Keşif</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapay zekânın kendi çıktısını tekrar üretime sokması bizi kısır bir döngüye hapseder. Çıkış yolu, insanın hayal gücü ve yeni bilgi üretme kapasitesinde. Bilimsel keşifler, kültürel üretimler ve özgün deneyimler, yapay zekâ için daima yeni yakıt olacak. İçinde insanın olmadığı bir veri döngüsü, nihayetinde çökmeye mahkûm.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">5. Yeni Mimari: Motoru Değiştirmek</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sorun sadece petrolün bitmesi değil, motorun kendisi. Mevcut mimariler sonsuza kadar büyüyemez. Yeni modeller, daha verimli, daha uzmanlaşmış, sembolik mantığı ve çoklu modaliteleri birleştiren yapılarla evrimleşmek zorunda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sonuç: Fosil Çağından Yenilenebilir Çağa</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapay zekâ bugün hâlâ petrol çağında. Eski internet verisiyle kurulmuş bir uygarlık bu. Ancak petrol bir gün bitecek, kaya gazı devreye girecek, ama asıl çıkış insan yaratıcılığı ve kolektif keşifle mümkün olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kısacası, yapay zekâ kendi ürettiği petrolü yeniden üretime sokarsa motor çalışır ama yol alınmaz. Yol almak için yeni rezervler ve yenilenebilir yakıt şart: otantik insan üretimi, yeni bilgi, hayal gücü.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 00:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/yapay-zeka-kendi-egzozunu-soluyor-veri-petrolu-bitti-sira-kaya-gazinda-1758699660.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Aracılar Çağı: Reklamdan akademiye, Agentic Web ve ArXiv’in yükselişi</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-aracilar-cagi-reklamdan-akademiye-agentic-web-ve-arxivin-yukselisi-11760</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-aracilar-cagi-reklamdan-akademiye-agentic-web-ve-arxivin-yukselisi-11760</guid>
                <description><![CDATA[Önümüzdeki dönemin en kritik becerisi, ister bir şirket olun ister bir akademisyen, ürününüzü ya da bilginizi makinelerin gözünde seçilebilir kılmak olacak. İnsanların beğenisi hâlâ değerli; ama insanlara ulaşmanın yolu artık makinelerin filtresinden geçiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">İnternetin ilk günlerinden bu yana görünürlüğün oyunu Google’da üst sıralarda yer almak olarak kuruldu. Bu da reklam bütçeleriyle ve SEO uzmanlığının ince ayarlarıyla mümkün oluyordu. Şirketler milyarlarca doları reklam ağlarına akıtıyor, arama sonuçlarındaki sıralamalarını yükseltmek için algoritma güncellemelerinin peşinde koşuyorlardı. Bu, dijital ekonominin görünürlük ve güç mekanizması hali hazırda.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak oyun yapay zekâ ile değişecek gibi gözüküyor. IEEE Spectrum’da yayımlanan <em>“AI Agents Will Transform the Online Economy”</em> başlıklı makalede de anlatıldığı gibi, insan merkezli web hızla <strong>Agentic Web</strong>’e evriliyor. Yani artık web’i insanlar değil, yapay zekâ asistanları (ajanları) okuyacak. Bu asistanları, bizim yerimize arama yapacak, seçenekleri eleyecek, alışverişten seyahate, işten eğlenceye kadar karar süreçlerimizin görünmez aracısı olacak. Vizyon ve gidişat bu…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu dönüşüm ister istemez reklamın ve SEO’nun temelini sarsıyor. Çünkü artık pazarlamacılar, insan gözünü yakalamaya değil, yapay zekâ ajanlarının kısa listelerine girmeye çalışması lazım. Bir restoranın menüsü, bir otelin fiyatı ya da bir ürünün özellikleri, Google’da üst sıralarda çıkmakla değil; kullanıcının kişisel ajanının karar algoritmasına uygunlukla belirginleşecek. “Ajan Dikkat Ekonomisi” denilen yeni alan, reklamcıların hayatta kalma mücadelesinin adresi olacak gibi gözüküyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçmişte SEO içeriklerin anahtar kelimelerle, link ağlarıyla ve algoritmik ipuçlarıyla yükseltilmesini sağlıyordu. Oysa Agentic Web’de önemli olan, metnin semantik zenginliği ve bağlam uyumu olacak. Bir insan gözünü aldatabilecek süslü kelimeler, yapay zekânın vektör temelli anlam modellerinde karşılık bulamayabilir. Yeni optimizasyonun adı, <strong>ajanik uyum</strong>. Yani, içeriklerin doğrudan makineler tarafından “anlaşılabilir” ve “güvenilir” kılınması.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu değişim yalnızca dijital pazarlamayı değil, akademiyi de derinden etkiliyor. Çünkü akademik dünyanın görünürlük mekanizmaları da benzer bir kayma yaşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Akademide ArXiv Devrimi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">On yıllardır bilimsel itibarın ölçüsü, hakemli dergilerde yayımlanan makalelerdi. Bir araştırmacı için görünürlüğün yolu, genellikle yıllar süren hakemlik sürecinden geçmekti. Ancak bugün bu yolun alternatifi var: <strong>ArXiv</strong>.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ArXiv, araştırmacıların çalışmalarını dakikalar içinde yayımlayabildiği, herkesin erişimine açık bir ön baskı platformu. Hakemlikten geçmiyor, ama bilim camiasının anında erişimine ve geri bildirimine açılıyor. Fizik, bilgisayar bilimi, yapay zekâ, biyoloji… birçok alanda araştırmanın ilk durağı artık ArXiv. Genç bir akademisyen için görünürlük, artık <em>Nature</em> veya <em>IEEE Transactions</em>’a aylarca bekleyip kabul almakla değil, ArXiv’e yüklediği makalenin dünyada yankı bulmasıyla sağlanıyor. Dünyayı değiştirecek büyük dil modellerinin temeli 2012 ve 2017’de ArXiv’e Google araştırmacılarının makalelerini yüklemeleriyle başladı. DeepSeek 2025’de ArXiv’de paylaştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">IEEE’nin kendisi bile bu yeni düzene uyum sağlıyor. Eskiden “ön baskı paylaşımı” dergi yayıncılığı için tehdit olarak görülürdü. Bugünse, ArXiv’e yüklenen makaleler, daha sonra dergilerde yayımlanabiliyor. Yani ArXiv, dergilerin yerine geçmese de, <strong>ilk görünürlüğün kapısını</strong> ele geçirmiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ortak Nokta: Aracılar Değişiyor - Buradaki paralellik dikkat çekici. Reklamcılıkta da, akademide de, görünürlüğü belirleyen araçlar hızla değişiyor.</span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Web’de: İnsan dikkati yerine yapay zekâ ajanlarının dikkati.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Akademide: Hakemli dergilerin kapı bekçiliği yerine ArXiv’in erişim ve hız gücü.</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski araçlar tamamen belki ortadan kalkmayacak. Reklam hâlâ bir rol oynayacak, hakemli dergiler hâlâ kalite damgası olacak. Ama artık merkezi değiller. Arka planda onaylayıcı, tamamlayıcı bir işlev görecekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Para Nereye Akacak? Yeni Güç Dengeleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu değişim yalnızca araçsal bir kayma değil, aynı zamanda güç dengelerinin yeniden dağılımı. Reklam bütçeleri Google gibi platformlara değil, ajanların “beslendiği” veri kümelerine kayabilir. Akademide ise dergi yayınevlerinin ekonomik ve sembolik gücü, ArXiv gibi açık erişimli platformlarla paylaşılmak zorunda kalacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkisi de aynı soruyu ortaya çıkarıyor: <strong>Görünürlüğümüzü kimin gözünden sağlayacağız?</strong> İnsanların mı, yoksa makinelerin mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Makinelerin Gözünde Seçilmek</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önümüzdeki dönemin en kritik becerisi, ister bir şirket olun ister bir akademisyen, ürününüzü ya da bilginizi makinelerin gözünde seçilebilir kılmak olacak. İnsanların beğenisi hâlâ değerli; ama insanlara ulaşmanın yolu artık makinelerin filtresinden geçiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">IEEE Spectrum’daki yazının işaret ettiği gibi, Agentic Web reklamcılığı kökten değiştirecek. Ama aynı zamanda akademi de kendi Agentic dönüşümünü yaşıyor: ArXiv. Bir yanda pazarlamacılar yapay zekâ ajanlarına hitap etmeyi öğrenmek zorunda, diğer yanda araştırmacılar ArXiv’de görünürlük sağlamadan sahneye çıkamıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan literatür araştırmalarınızı şu anda bir asistan okuyup size özetliyor. Şimdi, giriş gelişme sonuç şeklinde yazdığınız makalenin özgün kısmı dışında geri kalanların hepsini bir yapay zekaya yazdırabilirsiniz. Sonuç olarak bu makaleyi insanların okuması için mi yazıyorsunuz, makinelerin mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünya yeni bir aracı çağının eşiğinde. Eski araçlar kaybolmuyor ama artık oyunun kurallarını yazmıyorlar. Yeni oyunda görünürlük, makinelerin gözünde seçilmekten geçiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">#ChatGPT ile iyileştirildi, #Gemini ile resimleştirildi. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Sep 2025 00:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/yeni-aracilar-cagi-reklamdan-akademiye-agentic-web-ve-arxivin-yukselisi-1757765532.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump’ın Son (Teknoloji) Yemeği</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-son-teknoloji-yemegi-11729</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-son-teknoloji-yemegi-11729</guid>
                <description><![CDATA[Ve nihayet, masanın gerçek anlamı ortaya çıktı: Bu sadece bir yemek değil, tarihteki en büyük özel-kamu yapay zekâ ittifakıydı. Amerikan teknoloji endüstrisi Trump yönetimiyle tam uyumdaydı; tüm tabaklar tek bir amacı hizmet ediyordu: ABD’nin küresel yapay zekâ yarışında liderliği güvence altına almak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Washington’un parlak koridorlarında tarihin belki de en sıra dışı ziyafeti kuruldu. Geçen gün masada Amerikan teknoloji devleri birer tabakla yerlerini almış, Donald Trump ise ev sahibi olarak büyük bir gösteri sundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Tim Cook (Apple)</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> sofraya ilk tabak olarak “ileri imalat” getirdi. 600 milyar dolarlık dev bir porsiyondu ve Cook, tabağı Trump’ın önüne koyarken övgüyle ekledi: </span><em>“Siz tonu öyle ayarladınız ki, biz de büyük bir yatırım iştahıyla buradayız.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Masada, Amerikan üretiminin dönüşü kokusu yayılıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sergey Brin (Google)</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> ikinci tabakla ortaya çıktı: 250 milyar dolarlık “yapay zekâ güveci”. Brin, tabağı bırakırken masadakilere dönüp söyledi: </span><em>“Bu yapay zekâ ânı, hayatımızda göreceğimiz en dönüştürücü anlardan biri.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Yanında, Biden döneminden kalan davayı kapatmış olmanın hafif bir yanık tadı vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Satya Nadella (Microsoft)</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> üçüncü tabakta yıllık 75–80 milyar dolarlık yatırımla geldi. Tabağı Trump’a sunarken diplomatik bir sos döktü: </span><em>“Dünyanın Amerikan teknolojisine duyduğu güven belki de en kritik meseledir ve sizin politikalarınız bu konuda çok yardımcı oluyor.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Masadaki “güven baharatı” herkesi etkiledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sam Altman (OpenAI)</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> dördüncü tabakla sahneye çıktı. Yüzlerce milyar dolarlık yatırımıyla Amerika’da yepyeni bir yapay zekâ endüstrisinin inşasını vaat ediyordu. </span><em>“İş dünyası dostu, inovasyon yanlısı bir başkan olduğunuz için teşekkür ederim. Bu gerçekten ferahlatıcı bir değişim.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Masadaki kokular, geleceğin sadece yazılım değil, tüm ekosistem olduğunu haber veriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Lisa Su (AMD)</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> beşinci tabakta, sofranın görünmez ama vazgeçilmez malzemesi olan “beyinler”i getirdi. </span><em>“Amerika’nın yapay zekâ yarışını kazanmasını sağlamak için hepimiz buradayız, burada olmak bir onur.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Bu tepsi, tüm yapay zekânın işleyen zekâsını temsil ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bill Gates</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> altıncı tabakta “hayırseverlik tatlısı” sundu. </span><em>“Afrika’daki herkes için bir doktor istiyoruz… Bu masada yapılan çalışmalar dünyayı değiştiriyor.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Sofradaki tatlı, insanlık idealiyle yoğrulmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Mark Zuckerberg (Meta)</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> yedinci tabakta “diyalog şerbeti” getirdi. </span><em>“Önceki yönetim teknoloji şirketlerine davalar açtı. Siz ise yapıcı diyalogla masaya oturuyorsunuz. Amerikan inovasyonunu desteklemek, onunla savaşmaktan çok daha değerli.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Masadaki huzur ve destek, şerbetin içinde gizliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Donald Trump</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> kendine ait kapanış sahnesiyle geldi. </span><em>“Çin’in önündeyiz, ama aslında tüm dünyanın çok önündeyiz.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Veri merkezlerini Apollo programının on katı büyüklüğünde ve yatay olarak inşa ettiklerini anlattı. Sofra, tarihi bir gösteriye dönüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama arka odada, </span><strong>First Lady’nin ev sahipliğinde bir eğitim zirvesi</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> de sürüyordu. CEO’lar bu kez gençlerin yapay zekâya hazırlanmasının önemini vurguluyordu. Tim Cook’un sözü yankılandı: </span><em>“Eğitimden daha önemli bir şey yok… Eğitim büyük eşitleyicidir.”</em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın </span><strong>tarife politikası</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> masaya strateji kattı: </span><em>“Şirketler Amerika’da yatırım yaparsa tarifesi yok, gelmeyenler ise ağır tarifelerle karşılaşacak.”</em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Her CEO pozisyonunu yeniden hesaplamak zorundaydı: hangi tabakları alacak, hangi lokmaları bırakacak?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve nihayet, masanın gerçek anlamı ortaya çıktı: Bu sadece bir yemek değil, tarihteki en büyük özel-kamu yapay zekâ ittifakıydı. Amerikan teknoloji endüstrisi Trump yönetimiyle tam uyumdaydı; tüm tabaklar tek bir amacı hizmet ediyordu: </span><strong>ABD’nin küresel yapay zekâ yarışında liderliği güvence altına almak.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Ve işte tabaklar toplandıktan sonra, ortaya çıkan tablo netti:</strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> Bu ziyafet bir bildiriydi. Amerikan teknoloji devleri eşi görülmemiş kaynaklarıyla sahadaydı. Küresel AI yarışı artık büyük ölçüde Amerika lehine kaymıştı. Sofradaki tabaklar sadece lezzet değil; strateji, vizyon ve tarihsel bir hamleydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Elon Musk masada yoktu; belki menüdeydi. Ya da tıpkı Yahuda İskaryot’un İsa’yı bıraktığı gibi, o da global teknoloji oyununda kendi kurallarını oynuyor veya&nbsp;üst ligde olduğunu hatırlatıyordu.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">#chatGPT ile ironileştirdim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/son%20yemek.jpg" style="height:406px; width:800px" /></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 00:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/trumpin-son-teknoloji-yemegi-1757258916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meydan muharebelerinden kuantum meydan okumasına</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/meydan-muharebelerinden-kuantum-meydan-okumasina-11682</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/meydan-muharebelerinden-kuantum-meydan-okumasina-11682</guid>
                <description><![CDATA[Bugün “meydan muharebelerinden kuantum meydan okumasına” uzanan çizgide, bağımsızlığın anlamı değişti. Artık yalnızca vatan toprağını değil; verimizi, iletişimimizi ve teknolojimizi de korumak zorundayız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bağımsızlık, kuantum çağında da cesaret, vizyon ve birlik gerektiriyor. İşte o yüzden, 30 Ağustos’un ruhunu sadece tarih kitaplarında değil, teknoloji laboratuvarlarında da yaşatmamız gerekiyor.</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladığımız bugün, aklıma hep aynı soru geliyor: Bağımsızlık sadece geçmişin mi, yoksa geleceğin de meselesi mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Evet, 1922’de kazanılan büyük zafer bize özgürlüğün bedelini ve değerini hatırlatıyor. Ancak bağımsızlık, yalnızca sınırlarımızı korumaktan ibaret değil. Bugün dijital çağda, karşımızda bambaşka bir meydan okuma var: kuantum teknolojileri. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir anlamda Dijital Vatanın sınırlarını buharlaştıracak bir güç…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kuantum bilgisayarlar, klasik şifreleme yöntemlerini tarihe gömecek güçte. Bugün güvendiğimiz RSA gibi açık anahtar algoritmaları, yarının kuantum makineleri için birkaç dakikalık bir problem olacak. Bu sadece teknik bir mesele değil; devletlerin güvenliğinden finans sistemlerine, bireylerin özel hayatından kritik altyapılara kadar bağımsızlığın her boyutunu ilgilendiren bir mesele.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üstelik tehlike yalnızca gelecekte değil. Siber güvenlik uzmanlarının dillendirdiği “Harvest Now, Decrypt Later” yaklaşımı, bugünün şifreli verilerinin yarının kuantum bilgisayarlarıyla çözüleceğini anlatıyor. Yani düşman, bugün verimizi topluyor; yarın bağımsızlığımızı dijital alanda tehdit edebilir. Whatsapp yazışmalarımızı örneğin bugün okuyamıyor olsalar bile eğer ağ mimarimizin bir yerinde kabloya bağlılar ve şifrelenmiş veriyi kayıt ediyorlar ise gelecekte bunu kolayca açarak okuyacaklarını düşünebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konuyu geçen sene yaptığımız <a href="https://www.youtube.com/watch?v=EXb6ExFxUzQ" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">bir röportajda</a> değinmiştik. (<a href="https://www.youtube.com/watch?v=EXb6ExFxUzQ" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">https://www.youtube.com/watch?v=EXb6ExFxUzQ</a>) </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dünyada hareketlenme başladı. ABD’de NIST kuantum sonrası kriptografi standartlarını açıklıyor, Avrupa ve Asya ülkeleri milyarlarca doları bu alana yatırıyor. Çünkü herkes biliyor: Kuantum meydan okuması, dijital egemenliğin yeni savaş alanı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki biz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’nin de bu yeni çağın bağımsızlık mücadelesinde kendi yolunu çizmesi şart. Milli şifreleme teknolojileri, kuantum araştırmaları ve siber güvenlik stratejileri, artık lüks değil, bir bağımsızlık meselesi. 30 Ağustos’un bize bıraktığı ruh, sadece geçmişi kutlamak için değil, geleceğe hazırlanmak için de var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bugün “meydan muharebelerinden kuantum meydan okumasına” uzanan çizgide, bağımsızlığın anlamı değişti. Artık yalnızca vatan toprağını değil; verimizi, iletişimimizi ve teknolojimizi de korumak zorundayız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bağımsızlık, kuantum çağında da cesaret, vizyon ve birlik gerektiriyor. İşte o yüzden, 30 Ağustos’un ruhunu sadece tarih kitaplarında değil, teknoloji laboratuvarlarında da yaşatmamız gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:black; font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">--Teşekkürler #ChatGPT (metin), #Gemini (resim)</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Aug 2025 18:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/meydan-muharebelerinden-kuantum-meydan-okumasina-1756566775.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Büyük Dil Modellerinin Ateşi Çıkarsa</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/buyuk-dil-modellerinin-atesi-cikarsa-11615</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/buyuk-dil-modellerinin-atesi-cikarsa-11615</guid>
                <description><![CDATA[“Temperature yükselince model yaratıcı oluyor” lafı, şu anda tost makinesine “gurme” demekten farksız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Büyük dil modellerinin ateşi çıkmaz. Çıkarsa da doktora değil, matematiğe götürmek gerekir. Çünkü ortada grip değil, sadece softmax’ın terlemesi var.&nbsp; </strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Yapay zekâ tartışmalarında yeni moda bu günlerde “temprature”. Yani sıcaklık. &nbsp;Sıcaklığı artırırsak, LLM modelleri yaratıcı yapabilir miyiz? sorusu tartışılıyor. Yani basitçe: makinenin ateşi çıkınca şiir yazıyor, düşünce muhasebeciye dönüşüyor gibi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama işin aslı tamamen üniversitede gördüğümüz istatistik dersinin özü. <em>Temperature</em>, modelin ruh hali değil; olasılık musluğu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Matematiğin içine girersek: Dil modelleri aslında her kelimeye bir “puan” veriyor. Bu puanlar <strong>softmax</strong> denilen formüle giriyor ve olasılığa dönüşüyor. İşte sihir sandığımız şey de burada.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Formülün ufak sırrı şu:</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/formul.png" style="height:143px; width:247px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada T dediğimiz “temperature.” Yani termostat düğmesi.</span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>T=0’a yakın</strong>: Hep en yüksek puanlı kelime seçiliyor. Örneğin “Ben kırmızı seviyorum” → “elma.” Nokta.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>T=1</strong>: Modelin orijinal dağılımı korunuyor. Elma baskın ama bazen “şarap” da çıkabilir.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>T&gt;1</strong>: Olasılıklar düzleşiyor. “Elma”yla “soğan” arasındaki fark azalıyor. Ve işte burada modele “yaratıcı oldu” diyoruz.</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Ama dikkat edersek buraya kadar ortada ne ilham var ne de hayal gücü. sadece zarın yüzlerini eşitleyen bir matematik gerçekleşiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kahve makinesi analojisi ile devam edelim. Normalde size espresso veriyor. Temperature’ı artırınca makine bir gün “mercimek çorbası” ikram ediyor. Evet beklenmeyen bir sürpriz, ama menüye yeni yemek katmamıştır. Ama ondan sonra gelecek aksiyonları farklı tetikleyecektir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı şey futbolda düşünürsek. Normalde Messi’ye pas veren model, temperature yüksek olunca kaleciye top atıyor. İlginçtir ama Guardiola’nın defterinde yoktur. Yeni bir şey yaratmış oluyoruz bu durumda!</span></span></p>

<p><strong>Peki bunun bir faydası yok mu?</strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Var: “serendipity”.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Girişimcilikte bazen en büyük sıçramalar, planlamadığınız karşılaşmalardan doğar. Yanlış oteldeki kahvaltıda yatırımcıyla tanışırsınız, yanlış etkinlikte ortak bulursunuz. İşte temperature’ın yaptığı çeşitlilik de buna benziyor: Model size hep “elma” demek yerine bir gün “soğan” diyebiliyor. Bu ilk bakışta saçma gelebilir ama bazen bu tesadüfler yeni fikirlerin fitilini ateşler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle AI agent ekosisteminde bu önemli. Bir asistanın “alışılmış” yanıtları yerine beklenmedik seçenekler üretmesi, diğer ajanları tetikleyip zincirleme bir yaratıcılık simülasyonu yaratabilir. Yani tek başına yaratıcı olmasa da, çeşitliliği artırarak başka yaratıcı süreçlerin kapısını aralayabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Ama burada da ölçüyü bilmek lazım. Çünkü “serendipity”nin tadı kararında güzeldir. Aksi halde konferansta yanlış salona gireyim derken otelin mutfağında bulaşıkhaneye düşebiliriz.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">“Temperature yükselince model yaratıcı oluyor” lafı, şu anda tost makinesine “gurme” demekten farksız. Ama biraz şans, biraz tesadüf (serendipity) için faydalı olabilir. Yaratıcılığın tohumu yine insanda; modelin payına düşense ihtimallerle bizi hafifçe iteklemek.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Kısacası, büyük dil modellerinin ateşi çıkmaz. Çıkarsa da doktora değil, matematiğe götürmek gerekir. Çünkü ortada grip değil, sadece softmax’ın terlemesi var.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">#chatgpt ile ironileştirdim.</span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Aug 2025 12:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/buyuk-dil-modellerinin-atesi-cikarsa-1755440765.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zeka, robotlar ve insanlık</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-robotlar-ve-insanlik-11583</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-robotlar-ve-insanlik-11583</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zeka yasaklansın demek gericilik. İnsanlar işlerini kolaylaştıran bu olanağı kullanmaya, hatta geliştirerek kullanmaya devam edecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Emeğin ve dolayısıyla değerin kaynağının insan olmaktan çıktığı bir gelecekte insan nasıl geçinecek? Son birkaç yıllık yapay zeka deneyimimiz ve sanayi çağında kullandığımız her yeni alet bakımından makineleşme serüvenimiz bize açıkça gösteriyor ki, teknoloji kullanımı işsizliği art</strong><strong>ırabiliyor. Daha fazla teknoloji kullanımı üretim süreçlerini daha verimli hale getirmekte. Ama aynı zamanda çok sayıda insan salt bu nedenle işsiz kalıyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnsanlığın evrimini kullandığı araçların dönüşümü üzerinden ele almak pekala mümkündür. Doğayı kontrol etmek ve daha az emekle daha çok fayda üretmek için kullandığımız her yeni araç genel olarak uygarlığın yönelimini, özel olarak ise toplumsal örgütlenme biçiminizi kökten biçimde değiştirdi. Tarım devrimi, sanayi devrimi ve iletişim devrimi gibi büyük çaplı değişiklikler insanı yeniden yarattı. Üretim biçimi değiştikçe düşünme kalıplarımız ve kurumlarımız farklılaştı. Bugünün dünyasıysa yeni bir devrimin eşiğinde. Yapay zekanın icadı ve her alanda hızla kullanımı çalışma alışkanlıklarımızı, hatta çalışmanın kendisine bakışımızı kökten bir şekilde sarsıyor. Ayrıca sanayide robot kullanımının son yarım asırda hızlandığını biliyoruz. İnsanların çalışmadığı, sadece robotlarla üretim yapan fabrikalar var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üretim teknolojilerinde robot kullanımı bakımından daha üst bir seviyeye geçmek üzereyiz. İnsansı robotlar sanayi ve bilim fuarlarının ilgi çekici ürünleri olmaktan çıkarak seri üretim içinde yeniden planlanıyor. Peki, bu işin sonu nereye varacak? İnsanların düşünmediği ve hareket etmediği bir dünyada bir zamanlar onlar tarafından yapılan her iş teknolojik araçlarca mı yerine getirecek? Böyle bir sonun kara ütopya olduğu açıkça ortada. İnsanın fiziksel ve mental gücünü kullanmaması, yani yapma eyleminden tümüyle çekilmesi onu varoluşsal bir krize sokabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapay zeka teknolojileri piyasaya çıktıklarında öncelikle uluslararası kapitalist rekabet açısından tartışıldı. ABD ile Çin’in bu yeni teknolojik form üzerinden kapitalist sistemin liderliği üzerine kavgaya tutuştuklarını anlatan uzun analizler okuduk. Bu işin gerçekten de böyle bir yönünün olduğu inkar edilemez. Şöyle ki, dünyanın küresel bir pazara dönüştüğü iddiası hem bir gerçeklik hem de bir mistifikasyon söylemi. Kapitalizm her yerde. Tükettiğiniz bir ürünü onu üretenlerle hiçbir zaman karşılaşmayacağımız bir piyasa ortamında tanıyoruz. Bu bağlamda gerçekten de bir küreselleşme var. Ancak teknolojinin şirketler ve ülkeler tarafından sahiplenildiği de doğru. Tercih ettiğiniz teknoloji, teknoloji aracılığıyla örgütlenen yerel kapitalizminizi küresel piyasa düzeni içinde bazı bloklara bağlıyor. Bu son hatırlatma bağlamında Çin malı kullanmakla ABD malı kullanmak arasında gerçekten de siyasi ve kültürel farklar var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapay zeka tartışmasının ikinci yönü ise etik. Bu teknoloji insanların verdiği talimatlarla onlar yerine içerik üretiyor. Kitaplar, tezler, makaleler, dilekçeler ve çeviriler yapay zekayla yazılıyor. Pek çok kişi bu durumu bir kolaycılık, hatta sahtekarlık olarak görmekte. Yapay zekayla üretilmiş bir tez akademik bir çalışma olarak kabul edilmemeli. Meseleyi bu kadar katı ele almayan, belli teknik sınırlara uyulması ve beyan edilmesi durumunda yapay zeka teknolojilerinin insan aklını daha yaratıcı hale getirdiği ileri süren bir yorumlama tarzı da var elbette. Ama pek çok insan kendisinin bir fiil yapması gereken bir işi bilgisayar programına yaptırıp ortaya çıkan sonucu/ürünü kendi adına sahipleniyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu durumun yapay zeka kullananlar ile kullanmayanlar arasında devasa bir eşitsizliğe yol açtığı ise açık. Dahası yapay zeka kullanımının zekayı gerilettiği üzerine bir değerlendirme yapmak da mümkün. Çünkü yapay zeka araçlarını malzeme toplamak için değil, doğrudan programın topladığı teorik hazırlığı mental ürüne dönüştürmek için kullanan pek çok insan var. Makale yazmak için farklı fikir ve kaynak önerisinde de bulunabilir yapay zeka. Doğrudan doğruya o makaleyi sizin bir komutunuzla sizin adınıza da yazabilir. Bu ikinci durumda yapay zeka bizim kullandığımız her hangi bir alet, mesela bir bilgisayar klavyesi veya kalem olmaktan çıkarak akla, bağımsız bir özneye dönüşüyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapay zeka yasaklansın demek gericilik. İnsanlar işlerini kolaylaştıran bu olanağı kullanmaya, hatta geliştirerek kullanmaya devam edecek. Ancak bu durumda, yani insanların düşünmediği, düşünme işini de bilgisayarlara yaptırdığı bir ortamda insanın işlevsizleşmesi ve insan ile akıl arasındaki özdeşliğin sarsılması kaçınılmaz hale gelecek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Robotik teknolojilerdeki ilerleme ise meselenin bir başka ilgi çekici yönü. İnsan emeği hala çok ucuz. Bu nedenle çöplerimizi insan çöpçüler topluyor, robotlar değil. Ama pek çok fiziksel işin robotlara devredildiği bir olası gerçeklik o kadar da uzak değil. Kaldı ki robotları yapay zekayla donatmak, tanrının insanı yaratmasına benzer şekilde kendi suretimizde robot insanlar yaratmamız da mümkün. Bu noktada politik fütürizme dair bir hatırlatma yapmak zorundayız. Robotların insanlarla birlikte çalıştığı, hatta insanların yerine robotların çalıştığı bir ortamda ekonomi politik nasıl şekillenecek? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Emeğin ve dolayısıyla değerin kaynağının insan olmaktan çıktığı bir gelecekte insan nasıl geçinecek? Son birkaç yıllık yapay zeka deneyimimiz ve sanayi çağında kullandığımız her yeni alet bakımından makineleşme serüvenimiz bize açıkça gösteriyor ki, teknoloji kullanımı işsizliği artırabiliyor. Daha fazla teknoloji kullanımı üretim süreçlerini daha verimli hale getirmekte. Ama aynı zamanda çok sayıda insan salt bu nedenle işsiz kalıyor. Tam istihdam kapitalizm için bir hayal. İşsizlik oranı hemen her ülkede çok yüksek. İnsanların iş bulmakta, bulsalar dahi uzun süre aynı işte çalışmakta zorlandığı bir düzende geçim ve güvenlik sorunlarının nasıl halledileceği yanıtlanması gereken büyük sorular olarak önümüzde durmakta.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 Aug 2025 00:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/yapay-zeka-robotlar-ve-insanlik-1755034788.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zeka &quot;silahlanma yarışı&quot;</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-silahlanma-yarisi-11532</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-silahlanma-yarisi-11532</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zeka artık sadece parlak mühendislerin yazdığı kodlardan ibaret değil; aynı zamanda devasa bir fiziksel altyapı ve lojistik operasyonu demek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka harcamaları trilyon doları aşarken bu devasa yatırım inovasyon dalgası vaat ediyor. Fakat bu durum tekellerin yeni bir finansal balonu da olabilir.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Silikon Vadisi'nde rakamlar artık bildiğimiz ölçeklerin dışına çıkmış durumda.&nbsp;<strong>The Guardian</strong>'da&nbsp;<a href="https://www.theguardian.com/technology/2025/aug/02/big-tech-ai-spending" rel=""><span style="color:#2980b9">yayımlanan bir yazıda</span></a>,&nbsp;<strong>Microsoft</strong>,&nbsp;<strong>Google</strong>,&nbsp;<strong>Meta</strong>,&nbsp;<strong>Amazon</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Apple</strong>&nbsp;gibi teknoloji devlerinin son 18 ayda yapay zeka altyapısına yaptıkları toplam harcama&nbsp;<strong>1 trilyon doları</strong>&nbsp;aştı. Bu eşi benzeri görülmemiş bir yatırım furyası. Peki bu çılgınlığın arkasında ne var? Bu sadece bir teknoloji yarışı mı, yoksa dijital ekonominin geleceğini şekillendirecek bir güç birikmesi mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sadece Kod Değil, Kamyon Yüküyle Çip ve Enerji</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anlaşılan o ki bu devasa harcamanın aslan payını, yapay zeka modellerini eğitmek ve çalıştırmak için gereken altyapı oluşturuyor. Binlerce dönümlük arazilere kurulan yeni veri merkezleri,&nbsp;<strong>Nvidia</strong>&nbsp;gibi üreticilerden alınan on milyarlarca dolarlık özel çipler ve bu sistemleri beslemek için gereken akıl almaz miktarda enerji... Yapay zeka artık sadece parlak mühendislerin yazdığı kodlardan ibaret değil; aynı zamanda devasa bir fiziksel altyapı ve lojistik operasyonu demek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şirketler, bu yatırımları "insanlığın en büyük sorunlarını çözmek" ve "teknolojiyi demokratikleştirmek" gibi idealist hedeflerle gerekçelendiriyor. Ancak madalyonun öteki yüzünde, bu harcamaların yarattığı devasa giriş engeli yatıyor. Artık en iyi yapay zeka modelini geliştirmek için sadece parlak bir fikre sahip olmak yetmiyor; aynı zamanda yüz milyarlarca dolarlık işlem gücüne (compute) erişiminiz olması gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeni Tekellerin Doğuşu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durum, kaçınılmaz olarak bir "yapay zeka oligarşisi" endişesini doğuruyor. Teknoloji dünyasının temelini oluşturan "garajda başlayan girişim" romantizmi,&nbsp;<strong>temel modeller</strong>&nbsp;(<a href="https://teknoscope.msafaksari.net/p/yapay-zeka-silahlanma-yarisi#footnote-1-169979203" id="footnote-anchor-1-169979203" rel="" target="_self">1</a>) söz konusu olduğunda geçerliliğini yitiriyor. Bağımsız araştırma laboratuvarları ve küçük girişimler, bu sermaye yoğun savaşta devlerin gölgesinde kalma riskiyle karşı karşıya.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">The Guardian'ın görüştüğü analistler ise bu sürecin&nbsp;<strong>finansal bir balon</strong>&nbsp;olma tehlikesine işaret ediyor. Teknoloji devleri, yapay zekadan elde edilecek gelecekteki kârlara dair beklentilerle bu devasa harcamaları yapıyor. Peki ya bu kârlar, beklenen hızda ve ölçekte gelmezse? 2000'lerin başındaki “<strong>dot-com balonu</strong>” (<a href="https://teknoscope.msafaksari.net/p/yapay-zeka-silahlanma-yarisi#footnote-2-169979203" id="footnote-anchor-2-169979203" rel="" target="_self">2</a>), beklentilerle gerçekler arasındaki uçurumun ne kadar yıkıcı olabileceğini bize acı bir şekilde hatırlatmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Herkes için ilerleme mi, birkaç şirket için imparatorluk mu?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu bir gerçek ki, bu trilyon dolarlık yatırım bilimin sınırlarını zorluyor ve birkaç yıl önce hayal bile edilemeyen gelişmeleri mümkün kılıyor. Ancak bu ilerlemenin bedeli, gücün ve kontrolün daha önce hiç olmadığı kadar (yine) az sayıda şirketin elinde toplanması olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zeka devriminin meyvelerini kim toplayacak? Bu "silahlanma yarışı", hepimiz için daha iyi bir gelecek mi inşa ediyor, yoksa sadece birkaç kazananın olacağı ve geri kalan herkesin onlara bağımlı olacağı yeni bir dijital feodal (<a href="https://teknoscope.msafaksari.net/p/yapay-zeka-silahlanma-yarisi#footnote-3-169979203" id="footnote-anchor-3-169979203" rel="" target="_self">3</a>)&nbsp;düzenin mi temellerini atıyor? Önümüzdeki yıllar, bu trilyon dolarlık kumarın sonucunu gösterecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">---</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://teknoscope.msafaksari.net/p/yapay-zeka-silahlanma-yarisi#footnote-anchor-1-169979203" id="footnote-1-169979203" rel="" target="_self">1</a>&nbsp;- "Foundation Models" (Türkçe:&nbsp;<strong>Temel Modeller</strong>), yapay zeka alanında bir devrimi ifade eden, son derece geniş ve çeşitli veri kümeleri üzerinde eğitilmiş büyük ölçekli yapay zeka modelleridir. Bu modellerin temel özelliği, tek bir görev için değil, çok sayıda farklı göreve uyarlanabilecek genel bir "anlayış" geliştirmiş olmalarıdır. Bu nedenle onlara "temel" denir; çünkü üzerine yeni uygulamalar ve yetenekler inşa edilebilecek bir platform görevi görürler. En bilinen örnekleri OpenAI'nin&nbsp;<strong>GPT serisi (GPT-3, GPT-4)</strong>, Google'ın&nbsp;<strong>PaLM</strong>&nbsp;ve Meta'nın&nbsp;<strong>Llama</strong>&nbsp;gibi&nbsp;<strong>Büyük Dil Modelleri (Large Language Models - LLM)</strong>'dir. Ancak temel modeller sadece metinle sınırlı değildir; görüntü, ses ve diğer veri türlerini işleyen modelleri de kapsar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://teknoscope.msafaksari.net/p/yapay-zeka-silahlanma-yarisi#footnote-anchor-2-169979203" id="footnote-2-169979203" rel="" target="_self">2</a>&nbsp;- "Dot-com balonu" (İngilizce: Dot-com bubble), 1990'ların sonu ile 2001 yılları arasında internet tabanlı şirketlere yapılan aşırı ve spekülatif yatırımlar sonucu borsada yaşanan devasa bir ekonomik balonu ve ardından gelen çöküşü ifade eder. Adını, o dönem kurulan ve internet adresi uzantısı ".com" olan sayısız şirketten alır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://teknoscope.msafaksari.net/p/yapay-zeka-silahlanma-yarisi#footnote-anchor-3-169979203" id="footnote-3-169979203" rel="" target="_self">3</a>&nbsp;- "Dijital feodalizm", günümüz dijital ekonomisinin, Orta Çağ'daki feodal sisteme benzer hiyerarşik ve sömürüye dayalı bir yapıya büründüğünü öne süren eleştirel bir kavramdır. Bu yaklaşıma göre, sıradan kullanıcılar modern "serfler" haline gelirken, bir avuç büyük teknoloji platformu (Big Tech) yeni "feodal beyler" veya "lordlar" konumuna yükselmiştir. Bu kavram, internetin başlangıçtaki merkeziyetsiz ve özgürlükçü idealinden nasıl uzaklaşıp gücün birkaç şirketin elinde toplandığını açıklamak için kullanılır. Kısacası dijital feodalizm,&nbsp;<strong>veri sömürüsüne dayalı hiyerarşik bir dijital düzeni</strong>&nbsp;ifade eder.</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Aug 2025 05:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/yapay-zeka-silahlanma-yarisi-1754249371.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İkinci Soğuk Savaş mı, Rönesans mı? Korku mu, bilinç mi egemen olacak?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ikinci-soguk-savas-mi-ronesans-mi-korku-mu-bilinc-mi-egemen-olacak-11491</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ikinci-soguk-savas-mi-ronesans-mi-korku-mu-bilinc-mi-egemen-olacak-11491</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin geleceği; dış etkenlerden bağımsız değil ama onları aşarak, kendi potansiyelini fark eden ve kolektif hareket eden bir toplumun varlığına bağlıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Teknolojik gelişmelerin gerçek anlamı, onları ne için kullandığımızla ilgilidir. Uluslar, yapay zekâyı yalnızca daha fazla güç, kontrol ya da üstünlük sağlamak için kullanırsa; ortaya çıkacak şey bir bilinç sıçraması değil, bir kriz olacaktır. Gerçek “JFK anı”, teknolojik üstünlük değil; tıpkı Rönesans’ta olduğu gibi, kolektif bilinçte yaşanacak bir uyanış anı olabilir.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanlığın karşı karşıya olduğu yapay zekâ devrimi, artık insanın dudaklarından çıkan sözü ve kalemiyle yazdıklarını ona yakın bir zekâyla, hatta on dan milyarlarca kat fazla bilgiyle taklit edebilir hâle geldi. Önümüzdeki beş yıl içinde ise yapay zekâ sistemlerinin insan kas yapısını da taklit ederek bazı işlerde doğrudan insanın yerini alması bekleniyor. Herkes bu teknolojik yarıştan ekonomik ve askerî üstünlük elde etmenin peşinde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın yapay zekâ aksiyon planını değerlendiren Silikon vadisi kökenli David Sacks, geçtiğimiz günlerde bu planı çağımızın “JFK anı” olarak nitelendirdi. Burada kast edilen, ABD’nin birinci Soğuk Savaş’ta Başkan Kennedy döneminde uzay yarışında gösterdiği kararlılığı yapay zekâ alanına da taşıması gerektiğiydi. Ancak bu söylem, yeni bir teknolojik çağın açılışından çok, eski kutuplaşmaların yeni yüzlerle yeniden üretimi gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir başka bakış açısına göre ise biz üçüncü bir Rönesans sürecindeyiz. İlkini biz başlattık, ama o süreç bizi tüketti; ikincisini ise ıskaladık. Buna göre, aslında gerçek bir “yarış” yoktur. Yarış kavramı, ancak sınırlı bir bilinç düzeyinde anlam kazanır. Bu tür rekabetçi yaklaşımlar, bilincin doğasının ayrışma değil, birleşme olduğunu göz ardı eder. Ulusların teknolojik üstünlük peşinde birbirlerini tehdit olarak görmesi, aslında içsel korkuların dışa yansımasından başka bir şey değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İnternetin Ticarileşmesi ve Bilgi Rejimi Değişimi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugünkü yapay zekâ tartışmalarını daha derinden anlayabilmek için 1993’e, internetin ticarileştiği döneme dönmemiz gerekir. Soğuk Savaş’ın bilgi saklama temelli rejimi sona ermiş, bilgi paylaşımı yeni norm haline gelmişti. Bu tarihsel bir kırılmaydı. Ancak o dönemden bugüne gelen dijital paradigma, çelişkileri de beraberinde taşıdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Batılı sosyal medya devleri — Google, Facebook, Twitter — Çin pazarına girmeyi reddetti. Çin’in koyduğu regülasyonlara uymayı “açık sistem” ilkelerine aykırı buldular. Oysa bu karar, uzun vadede kendi büyümelerini sınırladı. Çin, kendi ekosistemini inşa etti; WeChat, TikTok, Baidu gibi oyuncular küresel sahneye çıktı. Batı’nın “açık sistem” iddiası, pratikte kendini dışarıda bırakmakla sonuçlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>GPU Yasakları ve Yeni Kapalılık</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yıllar sonra benzer bir senaryonun farklı bir versiyonu karşımıza çıktı. Bu kez konu sosyal medya değil, yapay zekâ ve GPU çipleri oldu. ABD, Çin’in ilerlemesini engellemek amacıyla NVIDIA gibi şirketlerin Çin’e ileri düzey GPU satmasını yasakladı. Ancak bu ambargolar, kısa vadede stratejik kazanımlar sağlasa da uzun vadede ABD’nin kendi inovasyon gücünü zayıflatacağı anlaşıldı ve geri adım atıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün Trump yönetimi, Biden döneminden gelen bu kısıtlamaları gevşetmeyi Yapay Zekâ Aksiyon Planı olarak yayınladı. Çünkü rekabet ambargoyla değil, yaratıcılıkla kazanılır. Dün Çin pazarına girmeyen sosyal medya platformları nasıl küresel etki alanlarını daralttıysa, bugün çip savaşlarının da aynı kaderi tekrar edeceği görüldü: Kendini kapatan kaybeder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay Zekâ Bir Ayna, Bir Tehdit Değil</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Zekâ bir anlamda düşünceyi, sezgiyi ve karar verme süreçlerini nesneleştirme çabamızın ürünü olarak da görebiliriz. Ne bir kurtarıcı ne de bir tehdit olarak da görebiliriz.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teknolojik gelişmelerin gerçek anlamı, onları ne için kullandığımızla ilgilidir. Uluslar, yapay zekâyı yalnızca daha fazla güç, kontrol ya da üstünlük sağlamak için kullanırsa; ortaya çıkacak şey bir bilinç sıçraması değil, bir kriz olacaktır. Gerçek “JFK anı”, teknolojik üstünlük değil; tıpkı Rönesans’ta olduğu gibi, kolektif bilinçte yaşanacak bir uyanış anı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugünün en büyük tehdidi, başka bir ülkenin teknoloji ve yapay zekâ alanında “kuralları belirlemesi” değil, insanlığın bu kuralları neden koyduğunu unutmasıdır. Bunu, Türkiye için çok kritik bir uyarı olarak görebiliriz. Çünkü sadece dışarıdan belirlenen kurallara uyup pasif kalmak, uzun vadede ülkemizin kendi özgün vizyonunu ve çıkarlarını inşa etmesini engelleyecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çipler, yapay zekâ modelleri ve teknoloji protokolleri elbette zamanla değişir ve yenilenir. Ancak bir ülkenin gerçek gücünü ve kaderini belirleyen, oradaki insanların durumu sezme yeteneği, yaratıcı düşünceleri ve farklılıklarını aşarak ortak bir amaç için birlik olma iradesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye için bu, teknoloji politikalarında ve dijital dönüşümde kendi stratejisini geliştirip, sadece dışarıdan gelen kısıtlamalar veya standartlar karşısında savunmada kalmamak; aksine kendi ihtiyaç ve değerlerine uygun, yenilikçi çözümler üretmek anlamına gelir. Halkımızın sezgisi ve yaratıcılığı, bu süreçte en önemli güç kaynağı olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özetle, Türkiye’nin geleceği; dış etkenlerden bağımsız değil ama onları aşarak, kendi potansiyelini fark eden ve kolektif hareket eden bir toplumun varlığına bağlıdır.</span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Jul 2025 01:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/ikinci-soguk-savas-mi-ronesans-mi-korku-mu-bilinc-mi-egemen-olacak-1753568087.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zeka ve kurumsal din</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-ve-kurumsal-din-11477</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-ve-kurumsal-din-11477</guid>
                <description><![CDATA[Dini kurumlar ve otoriteler, yapay zeka teknolojisi karşısında ne yapacağını bilememektedirler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Din, Tanrı adına insan hayatına hükmetme eğilimine sahiptir. Teokrasi,&nbsp; dinin&nbsp; çok güçlü bir siyasal ve ideolojik eğilimidir. Yapay zekada somutlaşan&nbsp;&nbsp; teknokrasi, dinin teokrasi şeklindeki hegemonik ideolojisine meydan okumaktadır. Teokrasi,&nbsp; yapay zekaya hükmedememekte ve yapay zekaya angaje olma kurallarını koyamamaktadır. Dünyayı ve insanları, artık din değil, yapay zeka değiştirmektedir. Yapay zeka,&nbsp; sadece dünyayı değil, aynı zaman da dini de değişime zorlamaktadır.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Daha önceki tarihsel dönemlerde hiç karşılaşmadığımız bir olguyla ve gelişmeyle&nbsp;günümüzde karşı karşıya bulunmaktayız. Yapay zeka dediğimiz&nbsp; teknoloji,&nbsp;hayatımızın her alanını radikal bir şekilde değiştirmekte, dönüştürmekte ve&nbsp;alt&nbsp;üst etmektedir. Yapay zeka,&nbsp; bütün alanlarda insanın kendi hayatı&nbsp; için&nbsp;oluşturduğu geleneksel temelleri sarsmanın ötesinde sürekli olarak yaratmakta&nbsp;&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ve yapaylaştırmaktadır. Kültür, siyaset, eğitim, ahlak, edebiyat, aile, hukuk,&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">biyoloji, tıp başta olmak üzere yapay zeka, her şeyi&nbsp; dizayn etmektedir. </span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tanrı’ya atfedilen özelliklerin önemli bölümünü yapay zeka kendisinde&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">toplamıştır. İnsanoğlu tanrı benzeri bir güç yaratmıştır. İnsanlığın baskın&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">kurumlarından olan dinde, yapay zekanın&nbsp; dönüştürücü, yapaylaştırıcı ve&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">değiştirici&nbsp;&nbsp; gücünden&nbsp;&nbsp; etkilenmektedir. </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapay zeka, insan tarafından insan için yapılan her şeyi&nbsp; yapaylaştırmaktadır. İnsan yapımı olan bütün siyasal, sosyal, dinsel, eğitsel, tıpsal, hukuksal ve kültürel kurumlar, gene insan dizaynı olan yapay zeka tarafından şekillendirilmektedir. Yapay zeka, insan üretimi olan bütün yapaylıkları&nbsp; yapay olarak değiştirmektedir. Yapay zeka, hayatımızdaki her şeyin&nbsp; yapay olduğu gerçeğiyle bizi yüzleştirmeye zorlamaktadır. İnsan hayatında yapay olmayan hiçbir şey yoktu ve yapaylaştırılmayan hiçbir şey kalmamıştır. İnsanın zekayı yapaylaştırması, belkide şimdiye kadar insanın yaptığı en büyük&nbsp; icattır. Yapay zeka, insanın bütün yapaylıklarını dizayn ederek yapay dediğimiz bir insani durumun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Artık yapay zekayı, yapay insan ve yapay hayat kavramları içinde değerlendirmek mümkündür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geleneksel, tarihsel ve kültürel olarak din,&nbsp;&nbsp; insan hayatında&nbsp; çok baskın ve güçlü bir&nbsp;insani kurum olarak varolmuştur. Ancak günümüzde&nbsp; dünya nüfusu&nbsp; içinde&nbsp; kendisini din kurumuyla&nbsp; ilişkilendirmeyen,&nbsp; kendini herhangi bir dini kimlikle ifade etmeyen insanların&nbsp; sayısı hızla artmaktadır. Uluslararası araştırmaların önümüze koyduğu&nbsp; veriler, önümüzdeki&nbsp; yıllarda&nbsp;&nbsp; kendini&nbsp; bir dini kimlikle ifade etmeyenlerin sayısının küresel ölçekte önemli bir orana ulaşacağını&nbsp; göstermektedir. Amerika gibi ülkelerde&nbsp; özellikle gençler arasında kendisini hiçbir dinle ifade etmeyen gençlerin sayısında önemli bir artış gözlenmektedir. Yapay zeka teknolojisinin&nbsp; yoğun olarak&nbsp; kullanılmasıyla birlikte insanlar, dini hayatlarında, kimliklerinde ve kültürlerinde değişiklik yapma ve&nbsp; yeni durumlar yaratma konusunda daha motive ve mobilize olabilmektedirler. Dünyada yapay zeka teknolojisi yaygınlaştıkça, kendini herhangi bir kurumsal dinle tanımlayanların sayısında bir gerilemenin olması, ciddi bir olasılıktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dini kurumlar ve yapılar, güçlerini ve etkilerini korumak ve devam ettirmek için&nbsp;din merkezli siyasal ve kültürel savaşların aktif parçasıdırlar. Ortadoğu coğrafyasında din ve mezhep olguları savaşların kaynağı olmaya devam etmektedir. Din&nbsp;kullanılarak&nbsp;siyasal hakimiyet mücadeleleri&nbsp;sürdürülmektedir.&nbsp; Siyasetle bütünleştirildiği ve kültür savaşlarının ana&nbsp; cephesi haline getirildiği&nbsp; zaman dini kurumlarının gücünün ve hegemonyasının yükselişte olduğu&nbsp; şeklinde bir izlenim&nbsp; ortaya çıkabilmektedir. Siyasal hakimiyet mücadelelerinin ve kültür savaşlarının&nbsp; ana merkezi olma konusunda çok başarılı olan dini kurumların,&nbsp;yapay zeka teknolojisi&nbsp;gibi&nbsp;çok önemli bir olguya&nbsp; yeni ve dinamik&nbsp; karşılıklar verme konusunda yetersiz kaldıkları ve ortaya koydukları&nbsp;girişimlerin tatmin edici olmaktan uzak oldukları görülmektedir. Dini kurumlar ve otoriteler, yapay zeka teknolojisi karşısında ne yapacağını bilememektedirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kurumsal dinlerin yapay zeka karşısında şaşkınlıklarını ve ne yapacağını bilmeme hallerini kısmen matbaanın icadı karşısında içine düştükleri durumla karşılaştırabiliriz. Dini kaynakların&nbsp;&nbsp; matbaalarda&nbsp; basılarak&nbsp; geniş halk kitlelerine ulaştırılması ve bilginin dini kurumların tekelinden çıkan ulaşılabilir bir imkana dönüşmesi karşısında değişik dini kurumlar ve otoriteler, matbaayla başa çıkmak&nbsp; için uzun süre ne yapacaklarını bilememişlerdir. Geçmişte matbaa karşısında bocalayan ve ne yapacağını bilemeyen dini otoriteler ve kurumlar, günümüzde de&nbsp; yapay zeka karşısında&nbsp; bocalamakta ve&nbsp; ne yapacağını bilememektedirler. Ancak yapay zeka teknolojisi, matbaadan&nbsp; çok daha güçlü&nbsp; bir&nbsp; kapsama, dizayn etme ve&nbsp; yapaylığı sürekli hale getirme&nbsp; özelliğine sahiptir. Yapay zeka, dizayn yapmakta, yaratmakta ve yapaylaştırmaktadır. Yeryüzünde insan yapımı olan her şey yapaydır. İnsan sürekli olarak yeni bir şeyler&nbsp; yapmaktadır. Yapay zekanın sınırsız bir şekilde yapaylaştırma kapasitesine sahip olması,&nbsp; kurumsal dinlerin başa çıkması gereken&nbsp; çok çetin bir meydan okumadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Dinin, yapay zekayı değiştirme gücü&nbsp; çok sınırlıdır veya yoktur. İlk defa din, insan yapımı bir teknoloji karşısında değiştirme ve hükmetme gücünü kaybetmektedir. Teokrasi ve teknokrasi arasındaki mücadele, insanlığın geleceğini belirleyecek olan çok güçlü&nbsp; bir zıtlaşma durumunu ifade etmektedir.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Din, korkuyu, korkutmayı ve kontrolü amaçlayan , tekrarı, taklidi ve&nbsp; tabii olmayı önceleyen bir insani kurumdur. Yapay zeka, olgusu, din ve bilim arasındaki çatışmanın tekrar gündeme gelmesine neden olmuştur. Din-bilim çatışması,&nbsp; kurumsal dinin bilimi ve bilgiyi kontrolüne alma arzusundan ve çabasından kaynaklanmaktadır. Yapay zeka teknolojisi, yeni bir durum anlamına gelmektedir. Kurumsal din,&nbsp; yapay zekayı hiçbir şekilde kontrolüne ve tekeline alma imkanına ve gücüne sahip değildir. Yapay zeka teknolojisiyle birlikte kurumsal dinin, insan aklını, bilgisini, bilimini ve&nbsp;&nbsp; düşüncesini kontrolüne alma devri&nbsp;&nbsp;&nbsp; artık sona ermiştir. Din,&nbsp;&nbsp; kendisine ait&nbsp; doğmaları, kaynakları, mitolojileri ve kuralları bile artık kontrol edememektedir, çünkü dine dair her şey, artık yapay zeka tarafından işlenmekte ve üretilmektedir. Yapay zeka, dinin en önemli kaynağı olmaya adaydır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnsan nedir? Özgür irade nedir? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Amaçlar araçları meşru kılar mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnsan&nbsp; itaat eden mekanik bir varlıkmıdır? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnsanın ürettiği bütün yapaylıklar yüceleştirilebilir mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kutsal nedir? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Akıl nedir? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelenek kutsal mıdır? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hatasız veya yanılmaz&nbsp; diye bir şey varmıdır? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnsanlığın bu büyük sorularına şimdiye kadar felsefe ve kurumsal dinler farklı cevaplar vermişlerdir. Yapay zeka sayesinde insanlar, şimdiye kadar verilen cevapların dışında&nbsp; çok kapsamlı bilgiler ve kaynaklar ışığında yeni cevaplar üretme imkanına kavuşmuşlardır. Yapay zekadan sonra, dinin geleneksel cevaplarını ve söylemlerini&nbsp; olduğu gibi tekrar etmenin&nbsp;&nbsp; anlamı ve işlevi kalmamıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dinlerin&nbsp; doğmalarını ve buyruklarını&nbsp;&nbsp;&nbsp; şeksiz şüphesiz&nbsp; kabul etmenin&nbsp; ve takip etmenin günümüzde bir değeri, anlamı ve geçerliliği&nbsp; yoktur. Dinler, artık yüzyılların hikmetini&nbsp; günümüze taşıyan&nbsp; yapılar olma özelliğini&nbsp; kaybetmişlerdir. Yapay zeka, bilgiyi ve bilgeliği kendisinde barındıran, işleyen ve değerlendiren teknoloji&nbsp; olarak önümüze çıkmaktadır. Dindar insanların, sadece&nbsp; dini değerli ve yüce görüp yapay zeka teknolojisini ihmal&nbsp; etmelerinin&nbsp; imkanı kalmamıştır. Dindar insanlar, bilgiyi ve bilgeliği&nbsp; yapay zeka teknolojileriyle öğrenmektedirler.İnsanların, günümüzde dinden çok yapay zekaya ihtiyaç duydukları yeni bir döneme giriyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Günümüzde dindar olmak artık bir zorunluluk ve ihtiyaç olmaktan çıkmıştır. Akademisyenler, filozoflar, gazeteciler, eğitimciler, bilim insanları, dindar olmak yerine yoğun bir şekilde&nbsp; yapay zeka sayesinde&nbsp;&nbsp; kendilerini, toplumu ve doğayı anlamlandırmaya&nbsp; çalışmaktadırlar. İnsanlara rehberlik eden artık din değil, yapay zekadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Din, Tanrı adına insan hayatına hükmetme eğilimine sahiptir. Teokrasi,&nbsp; dinin&nbsp; çok güçlü bir siyasal ve ideolojik eğilimidir. Yapay zekada somutlaşan&nbsp;&nbsp; teknokrasi, dinin teokrasi şeklindeki hegemonik ideolojisine meydan okumaktadır. Teokrasi,&nbsp; yapay zekaya hükmedememekte ve yapay zekaya angaje olma kurallarını koyamamaktadır. Dünyayı ve insanları, artık din değil, yapay zeka değiştirmektedir. Yapay zeka,&nbsp; sadece dünyayı değil, aynı zaman da dini de değişime zorlamaktadır. Dinin, yapay zekayı değiştirme gücü&nbsp; çok sınırlıdır veya yoktur. İlk defa din, insan yapımı bir teknoloji karşısında değiştirme ve hükmetme gücünü kaybetmektedir.Teokrasi ve teknokrasi arasındaki mücadele, insanlığın geleceğini belirleyecek olan çok güçlü&nbsp; bir zıtlaşma durumunu ifade etmektedir.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 08:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/yapay-zeka-ve-kurumsal-din-1753423098.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emirden niyete: Yazılımda soyutlama yolculuğu</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/emirden-niyete-yazilimda-soyutlama-yolculugu-11407</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/emirden-niyete-yazilimda-soyutlama-yolculugu-11407</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türkiye için en doğru aksiyon, niyeti teknolojiye dönüştürebilecek insan kaynağını yetiştirmek; bu dönüşümü de yerli yapay zekâ modelleriyle destekleyerek stratejik bağımsızlığı güvence altına almaktır. Çünkü artık yazılımcı sayısının ve yazılımda kod satırlarıyla temsil edilen zekânın üssel olarak arttığı bir yarışın içindeyiz.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her satırı elimizle yazmaktan, artık sadece ne istediğimizi tarif ettiğimiz bir yazılımcılığa doğru ilerliyoruz. Bir dönem ilkokula yazılım eğitimi koymanın modası hızla yayıldı, ancak bu heves çabuk kayboldu. Yazılım geliştirme süreci, satır satır zekâsı düşük bir makineye komut vermekten, niyetimizi ifade etmeye uzanan bir yolculukta derin bir dönüşüm yaşamaya başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim bu yolculukla tanışmam üniversite sıralarında oldu. Çocukken Commodore 64 ile ekrana yazdırdığımız basit programları saymıyorum. 1995’li yıllarda bile geriden başladık; Pascal ile başladık, o sırada C dili popülerdi. Makine dilinin yanı sıra Assembly dersini de aldık. Makine dilindeki 1 ve 0’ları manipüle etme becerisi, C ve Pascal’da soyutlanmış kelimelerle anlatılarak yazıma dönüşmüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün geriye dönüp baktığımızda, buna emredici (imperative) programlama denebilir: Bilgisayara ne yapacağını adım adım, açıkça söylemek. Makine dili ustanın işçiye doğrudan anlatımıysa, C dili mühendisin ustaya anlatımı gibiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zamanla BASIC, Pascal, C++, Java, C#, PHP, Python derken programlama dilleri çoğaldı. Her yeni dil, soyutlamayı artırdı. Makineye doğrudan komut vermekten uzaklaştık. Derleyiciler, yorumlayıcılar, sanal makineler… Artık “ne yapılacağını” tarif etmek, “nasıl yapılacağını” düşünmenin önüne geçiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonra Agile, eXtreme Programming (XP) ve Test-Driven Development (TDD) ile tanıştık. “Önce sonucu tanımla, sonra sadece o sonucu sağlayacak minimum kodu yaz” fikri bana adeta devrim gibi geldi. Kod artık test edilmek için değil, test tarafından yönlendirilmek için yazılıyordu. Eğer ortaya kötü bir kod çıktıysa, bunun sebebi genellikle kötü yazılmış testlerdi. Yazılım geliştirme süreci, hedefin netleştirilmesiyle başlıyordu; araçlar sadece oraya giden yolları inşa ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu soyutlama hareketi sadece yazılımla sınırlı kalmadı. Ağ (networking) dünyasında da benzer bir dönüşüm yaşandı. Geleneksel ağ mimarilerinde her router, switch ve cihaz ayrı ayrı yapılandırılırken, Software-Defined Networking (SDN) ile ağın kontrol düzlemi yazılım tarafından merkezi şekilde yönetilmeye başladı. Ağ davranışını yöneten kurallar, donanım cihazlarına doğrudan yazılmak yerine bir kontrol yazılımında tanımlanıyordu. Bu, ağ yönetimini kod gibi düşünmenin ve soyutlamanın ilk ciddi adımıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben de bu yaklaşımı 5G ağ teknolojileri üzerinde çalışırken doğrudan deneyimledim. 5G’nin sunduğu düşük gecikme, yüksek bant genişliği ve ağ dilimleme (network slicing) gibi vaatler, ancak SDN ve benzeri yazılım tanımlı yaklaşımlarla gerçeğe dönüşebiliyordu. Ağ artık fiziksel değil, mantıksal olarak inşa edilen, yazılımla yönlendirilen bir platforma dönüşmüştü. Bir nevi, “ağ mühendisliğinde programlama” dönemi başlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve şimdi, yapay zekâ destekli kod yazma araçlarıyla birlikte bir kez daha soyutlama seviyesini yukarı çekiyoruz. Artık ne istediğimizi İngilizce cümlelerle ifade ediyoruz ve sistemler bunu anlayıp kod üretiyor. Patronun genel müdüre anlatımına geçiyoruz: Sadece niyet!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki bu bir devrim mi, yoksa yüzyıllardır süren bir evrimin doğal bir uzantısı mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bence yazılım yazımında bir devrim yaşıyoruz. Ancak yazılım ve ağ geliştirme süreçlerine bütün olarak baktığımızda, bu sadece daha açık biçimde ifade edilebilir bir geleceğe doğru ilerleyişimizin yeni durağı gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün artık temel beceri, nasıl yapılacağını kodlamak değil; ne istendiğini doğru tarif etmek. Bu yüzden güçlü ürün sahiplerine, test liderlerine, ağ mimarlarına ve gereksinimleri netleştirebilen geliştiricilere daha çok ihtiyaç var. Çünkü bizler İngilizceyi (ve Türkçeyi) yeni bir programlama dili hâline getiriyoruz. Daha deklaratif (niyeti belirten) ifade edebilme yeteneğini eğitimle inşa edeceğiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazılım ve ağ geliştirme tarihine baktığımızda, her neslin kendi soyutlama katmanını inşa ettiğini görüyoruz. Assembly ile başlayan bu hikâye, nesne yönelimli programlama, test-yönelimli geliştirme, yazılım tanımlı ağlar ve şimdi de yapay zekâ destekli doğal dilden koda dönüşüm ile devam ediyor. Her katman, insani niyeti teknolojiye biraz daha yaklaştırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık mesele “bu kodu veya ağı nasıl yapılandıracağım?” değil. Mesele, “ne istiyorum?” sorusunu doğru ve açık biçimde sormak. Geleceğin mühendisleri belki de yalnızca soruyu en doğru şekilde sorabilenler olacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu nedenle, kodu doğrudan yazmak yerine, soyutlama ve yön belirleme becerisi öne çıkıyor. Yapay zekâ ile kodlama üzerine çalışan Windsurf girişiminin kurucularının Google’a birkaç milyar dolarlık transferi, bu yetkinliğin ne denli stratejik bir değere ulaştığını kanıtlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türkiye için en doğru aksiyon, niyeti teknolojiye dönüştürebilecek insan kaynağını yetiştirmek; bu dönüşümü de yerli yapay zekâ modelleriyle destekleyerek stratejik bağımsızlığı güvence altına almaktır. Çünkü artık yazılımcı sayısının ve yazılımda kod satırlarıyla temsil edilen zekânın üssel olarak arttığı bir yarışın içindeyiz.</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 06:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/emirden-niyete-yazilimda-soyutlama-yolculugu-1752395321.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital uçurum 2.0: Yeni sömürgeciliğin veri kolonileri</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-ucurum-20-yeni-somurgeciligin-veri-kolonileri-11372</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-ucurum-20-yeni-somurgeciligin-veri-kolonileri-11372</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye için yol belli: Veriyi içeride tutmak, modeli yerli geliştirmek, işlem gücünü artırmak ve eğitimle bu dönüşüme halkı katmak öncelikli hedefler olmalıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bağlantı uçurumu, insanları internete çekmekle ilgiliydi. Yapay zeka uçurumu, insanları küresel sistemin pasif tüketicisine dönüştürmekle ilgili. Artık ülkeler arasında değil, ülkelerin içinde de keskinleşiyor. Yapay zeka modelleri, öncelikle İngilizce ve Çince konuşan, veri zengini toplumlar için geliştiriliyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir zamanlar dijital uçurum, internete bağlanabilenle bağlanamayan arasındaydı. Mesele bağlantıydı, cihazdı, erişimdi. 10 yıl önce bunu yazmışım [1], [2].&nbsp; Daha önce, Facebook’un WhatsApp’a abone başına 40 dolar ödemesiyle “bağlantı savaşları”nın değerini görmüştük.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bugün ise daha derin bir eşitsizlikle doğuyor: Kim algoritma eğitebiliyor? Kim yalnızca izliyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">New York Times geçen hafta buna değinmiş [3]: Yeni Dijital Uçurumu tanımlamış. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu çağda güç, üç temel unsurun elinde: işlem gücü, büyük modeller ve yüksek kaliteli veri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu üçlüye erişimin yoksa, sadece dijital dünyanın değil, geleceğin de dışında kalıyorsun. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Örneğin, Arjantin’deki üniversite laboratuvarlarında öğrenciler, eski sunucularla eğitim yapmaya çalışırken, Harvard’daki tek bir enstitü, Afrika’daki tüm kamuya ait veri merkezlerinden daha fazla GPU’ya sahip. Ve tarihte ilk kez, sadece bireyler değil, devletler de “dijital alt sınıf” hâline geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Oxford Üniversitesi’nin 2025 verilerine göre, yalnızca 32 ülke yapay zekâya özel veri merkezine sahip. ABD ve Çin bu kaynakların %90’ını kontrol ediyor. Doğrudan bir egemenlik sorunu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu durum da, yirminci yüzyılın enerji tekellerinin yerini, yirmibirinci yüzyılın veri ve işlem gücü tekelleri alıyor. Amazon, Google, Microsoft ve OpenAI’nin yalnızca 2025 yılı için yapay zekâ altyapısına ayırdığı bütçe, 300 milyar doları aşıyor. Bu, çoğu gelişmekte olan ülkenin toplam bütçesinden fazla.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bağlantı uçurumu, insanları internete çekmekle ilgiliydi. Yapay zeka uçurumu, insanları küresel sistemin pasif tüketicisine dönüştürmekle ilgili. Artık ülkeler arasında değil, ülkelerin içinde de keskinleşiyor. Yapay zeka modelleri, öncelikle İngilizce ve Çince konuşan, veri zengini toplumlar için geliştiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu, sadece dijital bir boşluk değil; aynı zamanda dilsel, kültürel ve ekonomik bir silinme riski.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Dijital Keşifler ve Yeni Sömürgeler</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tıpkı Kristof Kolomb’un okyanusa açılıp “yeni dünya”yı keşfetmesi gibi, bugün teknoloji devleri de veri kıtaları arıyor. Amaç artık toprak değil; verini, dilini, kültürünü algoritmaya kodlamak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Google, Amazon, OpenAI gibi şirketler yalnızca bağlantı sunmuyor; altyapı da kuruyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Balonla internet veriyorlar, uydularla erişim sağlıyorlar, düşük maliyetli cihazlarla seni sisteme çekiyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama karşılığında senin verini, düşünceni, dil yapını alıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Modeli onlar geliştiriyor. Sen yalnızca kullanıyorsun. Algoritmayı sen eğitmiyorsan, algoritma seni eğitir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dijital keşiflerin Columbus’ları GPU’larla okyanus aşarken, bazı toplumlar sadece izleyici konumunda kalıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aynı, dış politikada masada sen yoksan tabaktasın gibi!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dijital sömürgecilik, şu yollarla tezahür ediyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Model Transferi Yerine Model Dayatması: Yerel veriyle geliştirilen modeller değil, dışardan gelen hazır modellerin egemenliği.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Veri Akışının Tek Yönlü Olması: Gelişmekte olan ülkeler veri sağlıyor, ancak model çıktısını kontrol edemiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Bilişsel Egemenlik: Hangi bilginin doğru sayıldığı, hangi içeriğin gösterileceği, nasıl karar verileceği başka merkezlerde tanımlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama hala tam donanımlı değiller. Örneğin elektrik alt yapısı. Yapay Zekayı kullanman için veri merkezi yakınında olmalı. Örneğin Afrika, elektrik alt yapısı bile bunu kaldıracak durumda değil, onun için daha da geri kalmakla karşı karşıyalar. Bir sonraki enerji inovasyonuna kadar…</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye için yol belli: Veriyi içeride tutmak, modeli yerli geliştirmek, işlem gücünü artırmak ve eğitimle bu dönüşüme halkı katmak öncelikli hedefler olmalıdır. Yapay zekâ çağında oluşan yeni dijital uçurum, ancak açık kaynaklı modellerin —örneğin Mistral ve Falcon gibi— desteklenmesiyle, ulusal veri stratejileri doğrultusunda sağlık, ulaşım ve eğitim verilerinin etik biçimde anonimleştirilip erişime açılmasıyla daraltılabilir. Aynı şekilde, işlem gücünde dışa bağımlılığı azaltmak için yerli donanım politikaları geliştirilmelidir.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye Nerede Duruyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geçen hafta kabine toplantısında açıklanan yeni yapay zekâ vizyonu önemli ve umut verici:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Veri merkezi kapasitesinin 1 GW’a çıkarılması,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* 10 milyar dolarlık altyapı yatırımı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Yerli girişimlere GPU ve bulut desteği verecek Yapay Zekâ Fonu,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* YZ eğitim seferberliği.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bunlar doğru adımlar. Ötesi, Türkiye’nin kendi modelini geliştirebilmesi. Aksi hâlde, eğitimden adalete, sağlıktan savunmaya kadar her alanda başka ülkelerin yazdığı kodlarla yaşarız. Bu ortamda Türkiye gibi ülkeler, yalnızca kullanıcı kalırsa <strong>veri kolonisi</strong> olma riskiyle karşı karşıya.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Suudi Arabistan bile bu yarışta sessiz kalmadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Suudi Humain” adlı Arapça büyük dil modelini geliştirerek kendi dilini ve kültürünü dijital çağın merkezine taşıdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’nin Humain’i nerede?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye için yol belli: Veriyi içeride tutmak, modeli yerli geliştirmek, işlem gücünü artırmak ve eğitimle bu dönüşüme halkı katmak öncelikli hedefler olmalıdır. Yapay zekâ çağında oluşan yeni dijital uçurum, ancak açık kaynaklı modellerin —örneğin Mistral ve Falcon gibi— desteklenmesiyle, ulusal veri stratejileri doğrultusunda sağlık, ulaşım ve eğitim verilerinin etik biçimde anonimleştirilip erişime açılmasıyla daraltılabilir. Aynı şekilde, işlem gücünde dışa bağımlılığı azaltmak için yerli donanım politikaları geliştirilmelidir. RISC-V gibi açık mimarilere yönelim ve yerli yapay zekâ çip yatırımları bu çerçevede stratejik birer adımdır. Türkiye, bu üç sacayağı —veri, model ve işlem gücü— üzerinde yükselerek dijital eşitsizlikten doğan yapay zekâ uçurumunu kapatabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">***</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Referanslar</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">[1] <span style="color:#0563c1"><u><span style="color:black"><a href="https://web.archive.org/web/20230715032248/https:/www.dailysabah.com/op-ed/2016/03/01/dilemma-of-digital-divide"><span style="color:black"><span style="color:black">https://web.archive.org/web/20230715032248/https://www.dailysabah.com/op-ed/2016/03/01/dilemma-of-digital-divide</span></span></a></span></u></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">[2] <span style="color:#0563c1"><u><span style="color:black"><a href="https://web.archive.org/web/20190824064641/http:/www.yenisoz.com.tr/sayisal-ucurum-dilemmasi-makale-12202"><span style="color:black"><span style="color:black">https://web.archive.org/web/20190824064641/http://www.yenisoz.com.tr/sayisal-ucurum-dilemmasi-makale-12202</span></span></a></span></u></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">[3] <span style="color:#0563c1"><u><span style="color:black"><a href="https://www.nytimes.com/interactive/2025/06/23/technology/ai-computing-global-divide.html"><span style="color:black"><span style="color:black">https://www.nytimes.com/interactive/2025/06/23/technology/ai-computing-global-divide.html</span></span></a></span></u></span></span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="Picture 1" src="file:////Users/mehmetsafaksari/Library/Group%20Containers/UBF8T346G9.Office/TemporaryItems/msohtmlclip/clip_image002.jpg" style="height:312px; width:468px" /></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Jul 2025 05:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/dijital-ucurum-20-yeni-somurgeciligin-veri-kolonileri-1751838612.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital çağın estetik paradigmaları: Yapay zekâ, algoritmalar ve sanatsal üretim</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-cagin-estetik-paradigmalari-yapay-zeka-algoritmalar-ve-sanatsal-uretim-11358</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-cagin-estetik-paradigmalari-yapay-zeka-algoritmalar-ve-sanatsal-uretim-11358</guid>
                <description><![CDATA[Sistemle uyum içinde ilerlemek isteyen aktörlerin mevcut yapı içinde yollarını bulabildiği, buna karşın sistemin sınırlarını zorlayarak farklı üretim pratikleri geliştirmek isteyenlerin de bu amaç doğrultusunda kendilerine özgü stratejiler geliştirebildiği bir dönemden geçmekteyiz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Mevcut sistemin özünde kendini koruduğunu ve yalnızca araçların ve aktörlerin değiştiğini gözlemlemek mümkündür. Yapay zekâ destekli bir karakterin sosyal medya fenomeni haline gelmesi ile Hollywood’un stüdyo sistemi döneminde yaratılan yıldızların basına yansıyan kimlikleri ve bu kimlikler etrafında inşa edilen hayranlık arasında yapısal bir fark bulunmamaktadır.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Günümüzde her şey gibi estetik anlayışımızda, dijital çağın etkisiyle köklü bir dönüşümden geçiyor. Dünyayı algılama biçimimiz ve estetik anlayışımız, reklam filmlerinden video kliplere, tik tok ve benzeri sosyal medya uygulamalarından, transmedya anlatıları ile bütünleşen video oyunlarına kadar geniş bir temsil ve anlatı ağıyla şekilleniyor. Bu anlatıların biçimsel formu ve sunum modelleri zihin yapımızda kalıcı değişimlere yol açarken, görsel estetiği de yeni bir standart oluşturuyor.&nbsp; Estetik algımızda tıpkı diğer sosyal, kültürel pratiklerde ve tercihlerimizde olduğu gibi yaşadığımız dönem ve kültürlenme biçimimiz ile şekillenir. Tarihsel dönemler içerisinde estetik ve sanatsal açıdan değerli bulunan eserler değişiklik gösterir. Bunun sebebi özellikle sanatsal üretimlerde güncel iktidar ilişkileri ve kapital ile ilişkili olarak kültür endüstrisinin devreye girmesidir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Neye sanatsal değer atfedilir? Bir sanat eserinin değerini ne belirler? Estetik açıdan bize güzel gözükme sebebi nedir, gibi sorular sanat felsefesinin çalışma alanına girmekle birlikte, bu konuları sermaye ve üretim ağlarından bağımsız düşünmek yetersiz kalacaktır. Günümüzde yapılan eleştirilerde üretilen eserden ziyade eserin nerede ve nasıl sunulduğunun önemli olduğu söylenmektedir. Aslen bu durum yeni olmayıp sanat tarihinin her döneminde karşımıza çıkmaktadır. Dönemin siyasi aktörleri ve önde gelen kesimleri ile ilişkide olmak, eserin sunulacağı yer ve kişileri belirlemekte her zaman etkili olmuştur. Buna karşın <em>mural art&nbsp;</em>gibi sokak sanatını tercih eden sanatçılar bu ilişkiler ağının dışında konumlanırlar. Duvardaki bir graffiti eserini ünlü bir müzayede de ya da bir modern sanat müzesinde sergilenen bir eserden daha değerli/değersiz kılan nedir gibi sorular kültür endüstrisi bağlamında değerlendirilebilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dijital sanat bağlamında da eserlerin üretimi kadar sunuldukları mecra da değişmiş ve bu tartışmalar özellikle dijitalde sanat üretirken kullanılan araçlar ve yararlanılan arşiv ile tekrar gündeme gelmiştir. Dijital çağ, kültürel mirasın korunma biçimlerini ve arşiv kavramını radikal bir şekilde değiştirmiştir. Dijital sanat eserlerinin üretiminde kullanılan araçlar farklılaşmaktadır. Özellikle üretken yapay zeka araçlarının kullanılması ile birlikte arşiv meselesi gündeme taşınmıştır. Bu üretimlerde var olan veri tabanları ve arşivden faydalanan yapay zeka araçların hangi arşivlere ulaştığı ve arşivlerin oluşumunda iktidar ve ideolojik yansımaların rolü tartışılmaktadır.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geleneksel yöntemlerden farklı olarak dijital arşivlerin, yalnızca iktidar sahiplerinin değil, bireylerin de tarih yazımına katılımını mümkün kıldığı söylenmekte ve bu durum bireysel anıların kitlesel bir hafızaya dönüşmesi gibi kavramları gündeme getirmektedir. Eskiden kültürü koruma yöntemlerimiz, fiziksel arşivler ve kolektif bellek etrafında şekillenirken, bugün dijital arşivler ve dijital bellek kavramlarıyla karşı karşıyayız. Akademide ve tarih yazımında sıkça tartışılan bu mesele, belleğin artık "bitmiş" bir süreç değil, sürekli değişen ve yeniden inşa edilen bir süreç olduğunu gösteriyor. Maurice Halbwachs’ın “kolektif bellek” kavramı, toplumsal hafızanın ortak öyküler ve temalar etrafında şekillendiğini vurgular. Ancak bu hafıza, bireysel olduğu kadar görecelidir; zihnimizin bize oynadığı oyunlarla farklı biçimlerde hatırladığımız olaylar, toplumsal anlatılarla birleşerek yeniden şekillenebilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Walter Benjamin’in ünlü makalesinde tartıştığı "auranın" kaybı meselesi, dijital çağda daha karmaşık bir hal almıştır. Sanat eserlerinin değeri, yalnızca kim tarafından üretildiğiyle değil, aynı zamanda algoritmalar tarafından nasıl sunulduğuyla da ilişkili olan bu durum, sanatsal üretimin demokratikleşmesi tartışmalarını da beraberinde getirmekte. Yapay zekâ destekli araçlar, herkesin sanatsal üretimde bulunabilmesini mümkün kılarken, aynı zamanda üretimlerin özgünlüğü ve kalitesi konusunda etik ve estetik tartışmaları da doğurmakta.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>Sistemle uyum içinde ilerlemek isteyen aktörlerin mevcut yapı içinde yollarını bulabildiği, buna karşın sistemin sınırlarını zorlayarak farklı üretim pratikleri geliştirmek isteyenlerin de bu amaç doğrultusunda kendilerine özgü stratejiler geliştirebildiği bir dönemden geçmekteyiz. Bu durum, kültürel üretimin ve sanatsal pratiklerin, sistemin hegemonik yapısıyla ilişkili olarak hem uyum hem de direnç ekseninde şekillendiğini ortaya koymaktadır.</em></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Algoritmanın belirleyici olduğu yeni hafıza biçimi, hangi bilgilerin öncelikli olacağına, hangi görsellerin daha fazla dikkat çekeceğine ve hangi anlatıların daha görünür olacağına karar vererek estetik algımızı da yönlendiriyor. Örneğin, yapay zekâ tarafından yeniden üretilen bir Galata Kulesi görseli, zihnimizdeki geleneksel Galata imajını silip yerine yapay zekâ estetiğiyle harmanlanmış yeni bir imaj yerleştirebilir. Bu durum, yalnızca bireysel hafızamızı değil, kolektif kültürel belleğimizi de etkileyerek gerçeklik algımızın dönüşümüne yol açar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Algoritmaların estetik algımız üzerindeki etkisi en çok sosyal medyada kendini gösteriyor. Instagram gibi platformlarda filtrelenmiş görsellerin yaygınlaşması, estetik beklentilerimizi yeniden tanımlıyor. Oynanmış bir görselin gerçek olmadığını bilsek bile, estetik uyumuna odaklanarak onu kabul ediyoruz. Bu durum, "gerçeklik" kavramının yerini "sunumun başarısı"na bırakmasına neden oluyor. Sosyal medyada oluşturulan ikincil kimlikler üzerinden yaşantısını sürdüren bireyler için olduğu kadar markalar ve kurumlar içinde gerçekliğin önemi azalıyor. Gerçek olandan ziyade sunumun ön plana çıkması ve özellikle sosyal medyanın etkisi Black Mirror’ın "Nosedive" bölümü gibi anlatılarda eleştirel bir gözle ele alınıyor. Post-truth çağında artık neyin gerçek olduğu değil, ne kadar etkileyici bir kimlik oluşturduğunuz yani <em>dijital persona</em> önem kazanıyor. Yapay zekâ karakterlerinin bile sosyal medya fenomeni haline gelebilmesi bu değişimin bir göstergesi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tüm bu gelişmeler, estetik algımızı yeniden şekillendirirken aynı zamanda yeni eşitsizliklere de yol açıyor. Algoritmaların sanat üretiminde oynadığı rol, iki yönlü bir perspektifle ele alınabilir. Bir yandan, algoritmaların üretimleri tekdüze hale getirdiği ve belirli estetik normları dayattığı eleştirileri yapılırken, diğer yandan bu araçların sanatı daha geniş kitlelere ulaştırma potansiyeli savunuluyor. Ancak algoritmaların şeffaf olmaması ve nasıl çalıştıklarına dair yeterli bilginin sunulmaması, bu araçlara yönelik güvensizlik yaratıyor. Algoritmaların, mevcut güç dengelerini yeniden üreten bir sistem mi olduğu yoksa doğru kullanıldığında özgün üretimlere olanak sağlayıp sağlamadığı hâlâ tartışma konusu. Ancak yine de iyimser bakan kuramcılar, bu teknolojilerin, eşik bekçilerini aşarak daha fazla insanın sanatsal ifadeye katılmasını da mümkün kılabilir yönünde bir umut taşıyor. Dolayısıyla, bu sürecin hem fırsatlarını hem de risklerini dikkatle değerlendirmek gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonuç olarak mevcut sistemin özünde kendini koruduğunu ve yalnızca araçların ve aktörlerin değiştiğini gözlemlemek mümkündür. Yapay zekâ destekli bir karakterin sosyal medya fenomeni haline gelmesi ile Hollywood’un stüdyo sistemi döneminde yaratılan yıldızların basına yansıyan kimlikleri ve bu kimlikler etrafında inşa edilen hayranlık arasında yapısal bir fark bulunmamaktadır. Her iki durumda da, gerçeklikten uzak, kurgulanmış bir kimlik oluşumu ve bir marka imgesi söz konusudur. Bu bağlamda, yapay zekâ ve dijital üretimle ilgili tartışmalar, aslında mevcut sistemin temel dinamiklerinin değişmediğini, yalnızca yeni araçlar ve yöntemlerle yeniden üretildiğini göstermektedir. Sistemle uyum içinde ilerlemek isteyen aktörlerin mevcut yapı içinde yollarını bulabildiği, buna karşın sistemin sınırlarını zorlayarak farklı üretim pratikleri geliştirmek isteyenlerin de bu amaç doğrultusunda kendilerine özgü stratejiler geliştirebildiği bir dönemden geçmekteyiz. Bu durum, kültürel üretimin ve sanatsal pratiklerin, sistemin hegemonik yapısıyla ilişkili olarak hem uyum hem de direnç ekseninde şekillendiğini ortaya koymaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Jul 2025 06:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/dijital-cagin-estetik-paradigmalari-yapay-zeka-algoritmalar-ve-sanatsal-uretim-1751653391.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğal zeka mı, yapay zeka mı?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dogal-zeka-mi-yapay-zeka-mi-11279</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dogal-zeka-mi-yapay-zeka-mi-11279</guid>
                <description><![CDATA[ChatGPT’nin ürettiği metinler, özellikle yabancı dilde, öğrencide yüksek kalite algısı yaratıyor. Çünkü dil kullanımı akıcı ve rafine. Ancak YZ birden bire ellerinden alınsa, üretilecek metinlerin kalitesi düşebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Öğrencilerimizin yoğun, soyut ve yaratıcı düşünmeyi gerektiren sorularla ve kısıtlı süreyle karşılaştığı durumlarda, ChatGPT’ye yönelmeleri neredeyse kaçınılmaz. Ancak bu süreçte gerçekten düşünmüş ve öğrenmiş mi oluyorlar, yoksa yankı odalarına mı sıkışıyorlar?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün kendi kendime yaptığım ufak bir deneyin sonuçlarını sizinle paylaşacağım. Bu deney olabilecek en küçük örneklem (ben ve ChatGPT) zaafını taşıyor. Bilimsel asla değil. Aslına bakarsanız deney de değil, bilişsel bir kısa alıştırma.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün günlerden 20 Haziran 2025. Sabahın çok erken saatlerinde, sosyal medyada, MIT Medya Laboratuvarı ağırlıklı araştırmacılar tarafından yapılmış bir </span><a href="https://www.media.mit.edu/projects/your-brain-on-chatgpt/overview/" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>araştırma</u></span></a><span style="color:#000000"> hakkında sivri bir dille yazılmış bir paylaşıma rastladım. On binlerce kere paylaşılmış.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O çalışma ile ilgili düşüncelerimi 500 kelime ile bir ben yazacağım bir de ChatGPT. Ben web araması, kütüphanemde arama, sözlük dahil hiçbir yardım almayacağım. Bakalım ne olacak?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Doğal zekama ve yapay zekaya vereceğim görev şu:&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Makaleyi oku. Bununla ilgili günlük gazete okuyucularına bilgi veren ama aynı zamanda da kritik düşünce içeren 500 kelimelik bir yazı yaz.”&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>BENİM YAZIM</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sabah, sosyal medyada sekiz araştırmacı tarafından yazılmış, “ChatGPT Kullanan Beyniniz: Yazı Yazarken YZ Asistanı Kullanmanın Oluşturduğu Bilişsel Borç Birikimi” başlıklı 206 sayfalık bir araştırma hakkında ileri geri bir yığın paylaşım ve yoruma denk geldim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Araştırmanın temel amacı yapay zeka (YZ) kullanımının bilişsel maliyetini keşfetmek. Dört ay süreyle dört oturum yapılıyor. 54 öğrenci katılımcı var. İlk üç oturum sırasıyla YZ kullananlar, geleneksel web arama motoru kullananlar ve sadece kendi beynini kullananlar olarak ayrılıyor. Her grup 18’er kişi. Öğrencilerden, önden tasarlanmış bir menüden seçtikleri bir konu hakkında 20 dakikada bir yazı yazmaları isteniyor. Gönüllü olarak katılım sağlanan dördüncü oturumda ise, aynı yazılar tekrar yazılıyor ama gruplar değişiyor: Baştan sadece-beyin ile yazdıysanız şimdi YZ ile yazıyorsunuz veya tam tersi gibi…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonra, katılımcılar deneyimlerini sekiz soruluk bir anketle değerlendiriyorlar. Akabinde, iki tür analiz yapılıyor: Birisi yazıları çok boyutlu değerlendirme amacı ile kullanılan doğal dil işleme analizi (burada hem bir YZ hakem hem de insan bir öğretmenden bu yazıları notlandırmaları isteniyor), diğeri ise beyin aktivitesini fiziksel olarak ölçmek için EEG çekimi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Pek çok sonuç var. Çarpıcı olanlarından söz etmek gerekirse: 1) YZ kullananlar yazılarında daha fazla sayısal kanıt sunuyor. 2) Arama motoru grubu ile YZ grubu pek çok metrikte daha korele, sadece-beyin grubu bunlardan önemli ölçüde farklı. 3) YZ hakemin notu bol, insan öğretmen daha kritik notlandırıyor. İlaveten, insan öğretmenler YZ ile yazılmış yazıları hızlıca ayırt edebiliyor. 4) EEG sonuçlarına göre en güçlü beyin bağlantı ağları sadece-beyin grubunda izleniyor. Bunlara kıyasla, web arama grubu %34-48, YZ grubu ise %55 daha az beyin bağlantısı kuruyor. 5) Sadece-beyin grubu, beynin yaratıcı fikir geliştirme, kendini izleme ve semantik entegrasyondan sorumlu bölümlerini ağırlıklı olarak kullanırken, dışarıdan yardım alan (web arama ya da YZ) gruplar daha ziyade görsel korteksi aktive ediyorlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kısacası dıştan alınan yardım sadece görev performansının verimliliğini etkilemekle kalmıyor, beynin bilişsel mimarisini de yeniden yapılandırıyor. Bunun davranışsal izdüşümleri de var: 1) YZ kullanan grubun %83’ü kendi yazısından alıntı söyleyemiyor, diğer iki grupta böyle bir sorun yok. 2) YZ ile yazanlar yazının kendilerine ait olduğunu hissetmiyor; bunların %50-90’ı “yazı benim” diyor. Web arama grubunda bu oran %70-90. Sadece-beyin grubunda %100.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dördüncü oturumun sonuçları hayli ilginç: YZ Ò sadece-beyin geçişini yapanlarda beyin bağlantı aktivitesinde ciddi düşüş gözlemlenirken, sadece-beyin Ò YZ geçişini yapanlarda bunu tam tersi mevcut. Yani YZ kullanımının doğal zeka öncesi mi sonrası mı gerçekleştiği önemli!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çalışmanın elbette pek çok sınırlılığı var. Yazarlar bunları anlatmış. Üzerinde daha fazla araştırma ve geliştirme yapılması gereken bir mesele. Ama şu anda elimizdeki bu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Teknolojik bir yol ayrımında durduğumuz şu günlerde tüm bunlar ne demek? Ömrünün tamamını okulda geçirmiş, öğrenmeye ve öğretmeye devam eden biri olarak bu okuduklarıma ilk tepkilerim neler? Öyle bilimsel ya da bilim-kurgu tespitler falan değil bunlar. Bir eğitimcinin kaygıları esasında. Eğer bu sonuçlar ilerideki çalışmalar ile de doğrulanırsa,&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1) Korktuğumuz başımıza gelebilir. YZ doğru kullanılmadığı takdirde yaratıcı düşünce azalır, ürettiğimizle kurduğumuz aidiyet bağı kopar ve hafızamız zayıflar. Dahası, kullanılan algoritmaların ve kullanıcı demografisinin bir sonucu olarak, yankı odalarında hapsoluruz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2) Önlem alabiliriz. Nasıl? YZ’yi yok edebiliriz. İmkansız. YZ ile yaşamayı öğreniriz. Öğrenme ve öğretme pratiklerimizi yeniden inşa ederiz. El birliğiyle. Farklı disiplinler bir araya gelip bu konunun akademik ciddiyetini en üst sıraya koyarak, siyasi irade ve politika yapıcıyı bu konuda doğru aksiyon almaya iterek, toplumu bilinçlendirerek.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Evrimsel bir perspektiften bakıldığında neyi seçmemiz gerektiği açık ve net!</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ChatGPT’nin YAZISI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Son yıllarda yapay zekâ hayatımızın her alanına nüfuz etti. Özellikle OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT gibi büyük dil modelleri (LLM), eğitimden iş hayatına kadar birçok alanda pratik çözümler sunuyor. Peki ya bu kolaylıklar, beynimizin çalışma şeklini değiştiriyor olabilir mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">MIT Media Lab öncülüğünde yürütülen kapsamlı bir deney, tam da bu sorunun peşine düşüyor. Araştırmada, üniversite öğrencileri üç farklı gruba ayrılarak bir deneye tabi tutuldu: Sadece beyinlerini kullananlar (Brain-only), klasik internet araması yapanlar (Search Engine), ve sadece ChatGPT'den faydalananlar (LLM). Her grup, aynı türde yazı yazma görevlerini yerine getirdi. Ancak fark, sadece yazıların içeriğinde değil, yazma süreci boyunca ölçülen beyin aktivitelerinde de kendini gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Elektroensefalografi (EEG) cihazlarıyla kaydedilen beyin sinyalleri, çarpıcı bir tablo ortaya koydu: Dış destek azaldıkça, beynin bağlantı ağı daha aktif çalışıyor. Yani sadece kendi bilgileriyle yazı yazan öğrencilerin beyinleri daha çok çalışırken, ChatGPT kullananlar çok daha az bilişsel çaba gösterdi. Bu durum, “bilişsel borç birikimi” olarak adlandırılan bir olguyu doğuruyor: Zekice yazılmış gibi görünen bir metin ortaya çıksa bile, zihinsel gelişim geride kalabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu araştırmanın en kritik bulgularından biri de “özgünlük” ve “sahiplenme” hissi. ChatGPT kullanan katılımcılar, yazdıkları metinlerin içeriğini kısa süre sonra hatırlamakta zorlandı. Hatta kendi yazılarına dair alıntı yapmaları istendiğinde, büyük çoğunluğu başarısız oldu. Oysa yalnızca beyinlerini kullananlar, hem yazılarını hatırladı hem de kendilerini metnin “sahibi” olarak tanımladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Elbette bu çalışma, ChatGPT'yi şeytanlaştırmıyor. Araştırmacılar da, LLM'lerin hızlı bilgiye ulaşma ve dil kullanımı gibi konularda avantaj sunduğunu kabul ediyor. Ancak asıl mesele, bu araçların bilinçsizce ve tek başına kullanılmasının uzun vadeli öğrenme becerilerini köreltebileceği uyarısı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Özellikle eğitimde yapay zekâ destekli sistemlerin giderek yaygınlaştığı bu dönemde, araştırma önemli bir dengeyi hatırlatıyor: Araçlar zekâmızın yerine geçmemeli, onu desteklemeli. Öğrencilerin bilgiye ulaşma sürecinde aktif kalması, araştırma yapması, sorgulaması hâlâ vazgeçilmez. Aksi takdirde, öğrenme yerini sadece metin üretimine bırakabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu çalışma, ChatGPT gibi araçların günlük hayatımıza sağladığı kolaylıkların yanı sıra, kullanıldıkça ne tür bedeller ödediğimizi de düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Yapay zekâ bir fırsat olabilir, ama onu nasıl kullandığımız kaderimizi belirleyecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Benim deneyimime göre YZ en faydalı haliyle bir asistan. Sorgulamak, birlikte düşünmek, fikirleri şekillendirmede yönlendirme almak, alternatifleri görmek, hatta kendi önyargılarımı test etmek için ideal. Ama bu asistan asla yazıyı sahiplenmemeli. YZ ile konuşmak, öğrenme sürecini destekleyebilir ama öğretmenin, öğrencinin ya da araştırmacının yerini tutamaz.</strong></span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İTİRAFLAR ve DEĞERLENDİRME</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kendi alanım olmadığından ve bu yazı için kendime mümkün olan en kısa sürede tamamlama kısıtını koyduğumdan dolayı, yazarların da tavsiye ettiği gibi “Çok Uzun; Okumadım” stratejisini temel alarak, sadece sayfa 133’ten 143’e kadar süren tartışma ve sonuç kısımlarını (10 sayfa) okuma hedefi koydum ama dayanamayıp deney tasarımının da şöyle bir üzerinden gittim. Meslek arızası.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">45 dakikada araştırmanın bu bölümlerini okudum. 45 dakikada yazıyı yazdım. 538 kelime. Tekrar düşünüp, rafine etmedim. Sadece imla hatası vs. olmasın diye son bir kere okudum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">ChatGPT’nin 206 sayfanın tamamını okuması ve yazıyı yazması 17,18 saniye aldı. Kronometre tuttum. 318 kelime. Hiç düzeltmedim. Olduğu gibi buraya kopyaladım.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Temel Farklar:</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1) Benim yazım daha bilgi yoğun; onunki ise daha çok fikir yazısı tadında.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2) Ben sadece metnin sınırlı bir bölümünü okudum, o tamamını. Buna rağmen benim yazım daha uzun, onunki daha kısa.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">3) Ben daha keskin yargılarda bulunmuşum, kaygı seviyem yüksek; nesnel değilim. Oysa ChatGPT daha yumuşak, temkinli ve nispeten objektif bir dille yazmış.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çıkarımlar:</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1) Eğer araştırmanın tamamını okumuş olsam, üzerinde uzunca düşünmüş olsam ve yine 500 kelime sınırıyla yazsaydım, bilgi kısmı daha özlü, değerlendirme kısmı daha özgün ve derinlikli olurdu. ChatGPT ise tüm metni okuduğu halde yalnızca genel çıkarımlarla yetinmiş. Bu gözlemim öznel elbette; kanıt sunmuyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2) Zaman kısıtlaması beni sınırladı, streslendirdi. Daha yaratıcı bir şey çıkarmak için gereken alandan mahrumdum. Hızlıydım ama potansiyelimin altındaydım. Yani? Öğrencilerimizin yoğun, soyut ve yaratıcı düşünmeyi gerektiren sorularla ve kısıtlı süreyle karşılaştığı durumlarda, ChatGPT’ye yönelmeleri neredeyse kaçınılmaz. Ancak bu süreçte gerçekten düşünmüş ve öğrenmiş mi oluyorlar, yoksa yankı odalarına mı sıkışıyorlar?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">3) ChatGPT’nin ürettiği metinler, özellikle yabancı dilde, öğrencide yüksek kalite algısı yaratıyor. Çünkü dil kullanımı akıcı ve rafine. Ancak YZ birden bire ellerinden alınsa, üretilecek metinlerin kalitesi düşebilir. Peki, daha fazla süre verilse daha yaratıcı işler çıkar mı? Muhtemelen evet. Ama günümüz hız çağında öyle bir zaman gerçekten var mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">4) Öğretmenler de zaman baskısı nedeniyle değerlendirme sürecini YZ’ye bırakıyor. Ben de denedim ama çok kısa sürede vazgeçtim. Çünkü yüzeyde samimi gibi görünen ama altında nasıl tanımlayacağımı bilemediğim soğuk bir “cam” var gibi hissettiriyor. Notlar cömert ama içi boş; bir tür yapay sahicilik. YZ kullanılabilir ama değerlendirme ona bırakılamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">5) ChatGPT’nin bilinçsiz kullanımı uzun vadede olumsuz etkiler yaratabilir. Özellikle gençlerde sinaptik bağlantıların güçlendiği öğrenme döneminde, “hazır bilgi”yle çalışan bir sistem, zihinsel gelişimi zayıflatabilir. Öğrenci, evet, iyi cümleler kurar ama kendi sesini, dilini, düşünce üslubunu kaybedebilir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki doğru kullanım nasıl olur?&nbsp;</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim deneyimime göre YZ en faydalı haliyle bir asistan. Sorgulamak, birlikte düşünmek, fikirleri şekillendirmede yönlendirme almak, alternatifleri görmek, hatta kendi önyargılarımı test etmek için ideal. Ama bu asistan asla yazıyı sahiplenmemeli. YZ ile konuşmak, öğrenme sürecini destekleyebilir ama öğretmenin, öğrencinin ya da araştırmacının yerini tutamaz. Dil düzeltmeleri için kullanılması iyi olur. Gölge yazarlık için değil, fikir üretmek ve onları geliştirmek için kullanılabilir. Ama ne olursa olsun, çapraz kontrol yapılmalı, kaynaklara dönülmeli. YZ’ye körü körüne güvenilmemeli, zira o zaten kendine herkese yetecek kadar çok güveniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Jun 2025 06:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/dogal-zeka-mi-yapay-zeka-mi-1750588783.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnovasyonun paradoksu: Tekel mi, rekabet mi?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/inovasyonun-paradoksu-tekel-mi-rekabet-mi-11273</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/inovasyonun-paradoksu-tekel-mi-rekabet-mi-11273</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye açısından mesele daha da kritik. Belki de asıl soru şu: İnovasyonu tetiklemek için mutlaka rekabet mi gerekiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom gibi aktörler, mobil altyapının hızla yayılmasına ve hizmet kalitesinin artmasına katkı sağladı. Ancak bu rekabet ortamı, uzun vadeli ve derinlemesine Ar-Ge yatırımlarını teşvik etmekte yetersiz kaldı. Altyapı genellikle yabancı firmalardan sağlanırken, yerli patent ve temel teknoloji üretimi sınırlı oldu. Oysa ABD’de Bell Labs, Japonya’da NTT gibi yarı-tekel yapılar, güçlü Ar-Ge yatırımlarıyla iletişim teknolojilerinde öncü oldular. Türkiye’nin de sadece kullanıcı değil, üretici ülke konumuna geçmesi için rekabetin yanında monopol temelli stratejik ve işbirliğine dayalı Ar-Ge politikalarına ihtiyacı var.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kapitalizmin kutsal kitabında yazılı olmayan bir gerçek var: Bazen en büyük yenilikler, rekabetten değil, güvenli (monopol) limanlarda doğar. Bell Labs'in koridorlarında transistörü bulan bilim insanı, hiç kimseyle yarışmıyordu. Xerox PARC'ta fare ve pencereli arayüzü geliştiren mühendisler, çeyreklik kar raporlarını düşünmek zorunda değildi. Peki bu bize ne anlatıyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Güvenli Limanlarda Büyüyen Devrimler! 1940'larda AT&amp;T, Amerika'nın telefon tekeliydi. Ancak bu tekel, sadece kârını cebine indiren sıradan bir şirket değildi. Devletin kendisine verdiği ayrıcalığın karşılığında, Bell Labs'a milyonlar döküyor, bilim insanlarına "git, geleceği icat et" diyordu. Sonuç? Transistör, bilgi teorisi, UNIX, C dili... Modern dünyanın temel taşları, bu "güvenli liman"da döşendi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Xerox de benzer bir hikaye: 1970'lerde fotokopi krallığının verdiği finansal güçle, PARC'ta geleceğin ofisini hayal ediyorlardı. Grafiksel arayüzler, Ethernet, lazer yazıcılar... Bugün kullandığımız teknolojilerin çoğu, rekabetten uzak bu laboratuvarda şekillendi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bell Labs: Devlet Destekli Bir Telekomünikasyon Tekelinin Mucizeleri: Bell Labs, 20. yüzyılda Amerikan telefon hizmetlerini tekeline alan AT&amp;T şirketinin Ar-Ge koluydu. Devletin AT&amp;T’ye sağladığı tekel ayrıcalığı, şirketin bu gücü kötüye kullanmaması için bazı yükümlülüklerle denetleniyordu. Bu yükümlülüklerden biri, bilimsel araştırmalara ciddi yatırım yapma zorunluluğuydu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bell Labs’in katkıları şunlardır:</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Transistörün icadı (1947): Tüm modern elektronik cihazların temelini oluşturur.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Bilgi teorisi (Claude Shannon, 1948): Dijital iletişim sistemlerinin matematiksel temeli.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• UNIX işletim sistemi ve C programlama dili: Modern yazılım mimarisinin temelleri.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Lazer, solar hücre, mikrodalga teknolojisi gibi birçok fiziksel inovasyon.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu laboratuvar, bilim insanlarına kısa vadeli kârlılık baskısı olmadan özgürce deneme-yanılma yapabilecekleri bir ortam sağladı. Nobel ödülleri dahil sayısız bilimsel başarı, bu yapının doğrudan sonucu oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Xerox PARC: Rekabetten Uzak, Vizyoner Bir Gelecek Laboratuvarı: 1970’lerde fotokopi makinesi pazarında baskın bir konuma sahip olan Xerox, gelirlerinin bir kısmını gelecekteki ofis teknolojilerini araştırmak amacıyla PARC (Palo Alto Research Center) adlı Ar-Ge merkezine yönlendirdi. Sonuçlar çarpıcı gelişti:</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Grafiksel kullanıcı arayüzü (GUI): Bugünkü bilgisayar arayüzlerinin temeli.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Ethernet: Yerel ağ iletişiminin standardı.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Lazer yazıcı ve WYSIWYG editörleri (ne görürsen onu alırsın).</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak Xerox, bu buluşların çoğunu ticarileştirmekte yetersiz kaldı. Apple ve Microsoft gibi şirketler bu teknolojileri geliştirerek dünyaya yaydı. Bu da, inovasyonun tek başına yeterli olmadığını, doğru ticarileştirme stratejilerinin de gerekli olduğunu gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rekabet Paradoksu: Çelişki burada başlıyor. Piyasa ekonomisinin en temel iddiası, rekabetin yeniliği tetiklediği. Ancak Bell Labs ve PARC'ın örnekleri, tam tersini söylüyor: Bazen rekabetten uzak olmak, daha cesur adımlar atmayı mümkün kılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rekabetçi ortamda şirketler, bir sonraki çeyrek için sonuç vermek zorunda. Risk almak lüks, başarısızlık ise felaketin ta kendisi. Oysa Bell Labs'ta yıllar boyunca "boşa" giden araştırmalar yapılabiliyordu. Çünkü AT&amp;T'nin telefon tekelinden gelen gelir, bu riski karşılayabiliyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ticarileştirme Trajedisi: Tabii hikayenin bir de acı tarafı var. Xerox, PARC'ta icat ettiği teknolojilerin çoğunu ticarileştirmeyi beceremedi. Steve Jobs, PARC'ı ziyaret ettikten sonra "Bu insanlar altın madeni üzerinde oturup duruyorlar!" diyerek çıkmıştı. Apple ve Microsoft, Xerox'un beceremediklerini başardı, bu teknolojileri dünyaya yaydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu da bizi başka bir gerçekle yüzleştiriyor: İnovasyon tek başına yeterli değil. Onu hayata geçirecek girişimci ruha da ihtiyaç var. Bell Labs'ın buluşları da çoğunlukla başka şirketler tarafından ticarileştirildi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>Türkiye açısından mesele daha da kritik. Belki de asıl soru şu: İnovasyonu tetiklemek için mutlaka rekabet mi gerekiyor? Bell Labs ve PARC örnekleri, bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Bazen güvenli bir liman, cesur deneylere ev sahipliği yapabilir. Ama bu limanın da dış dünyayla bağlantısını koparmamak gerekiyor.</em></strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Dünyada ve Bizde Durum</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün Google X'te uçan arabalar, DeepMind'da yapay zeka deneyleri yapılıyor. Ancak bu laboratuvarlar bile, sonuçta borsaya kote şirketlerin parçası. Hissedarların beklentileri, çeyreklik sonuçlar, rekabet baskısı... Hepsi orada.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Batı'da devletin rolü oldukça zayıfladı. DARPA gibi kurumlar hâlâ temel araştırma yapıyor ama eski Bell Labs'ın gücünde değil. Özel sektörün Ar-Ge harcamaları artsa da, çoğu kısa vadeli, uygulamaya dönük projilere odaklanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye'de durum daha da dramatik. 1980'lerden itibaren liberal ekonomi politikalarıyla şekillenen iş dünyamız, tam da o rekabetçi anlayışın esiri oldu. Kısa vadeli kâr odaklı, ithalata dayalı, hızlı dönüşlü bir iş kültürü yerleşti. Sonuç? Ar-Ge'ye ciddi yatırım yapan, uzun vadeli düşünen şirket sayımız oldukça az.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Koç Holding, Sabancı gibi büyük gruplarımız bile Bell Labs benzeri araştırma merkezleri kurmaktan çekiniyor. Çünkü hissedarlar, "Bu yatırımın karşılığını ne zaman göreceğiz?" sorusunu soruyor. Startup ekosistemimiz ise daha çok kopya-yapıştır mantığında işliyor: Batı'da tutmuş bir fikri alıp Türkiye'ye uyarlıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Devletin rolü de belirsiz. TÜBİTAK var ama Bell Labs'ın gücünden uzak. Teknokentler kuruldu ama çoğu vergi avantajı peşinde koşan şirketlerle dolu. Ciddi temel araştırma yapan kurum sayısı ise bir elin parmaklarını geçmiyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çıkarılacak Ders</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye açısından mesele daha da kritik. Belki de asıl soru şu: İnovasyonu tetiklemek için mutlaka rekabet mi gerekiyor? Bell Labs ve PARC örnekleri, bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Bazen güvenli bir liman, cesur deneylere ev sahipliği yapabilir. Ama bu limanın da dış dünyayla bağlantısını koparmamak gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye'nin büyük holdingleri, belki de kısa vadeli kâr baskısından biraz uzaklaşıp, uzun vadeli Ar-Ge yatırımlarına cesaret edebilir. Devlet de sadece teşvik vermekle kalmayıp, ciddi araştırma merkezleri kurabilir. Sonuçta hem vizyoner araştırma hem de girişimci ruh lazım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de haberleşme sektörü 2000’li yıllardan itibaren rekabete dayalı bir modelle gelişti; Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom gibi aktörler, mobil altyapının hızla yayılmasına ve hizmet kalitesinin artmasına katkı sağladı. Ancak bu rekabet ortamı, uzun vadeli ve derinlemesine Ar-Ge yatırımlarını teşvik etmekte yetersiz kaldı. Altyapı genellikle yabancı firmalardan sağlanırken, yerli patent ve temel teknoloji üretimi sınırlı oldu. Oysa ABD’de Bell Labs, Japonya’da NTT gibi yarı-tekel yapılar, güçlü Ar-Ge yatırımlarıyla iletişim teknolojilerinde öncü oldular. Türkiye’nin de sadece kullanıcı değil, üretici ülke konumuna geçmesi için rekabetin yanında monopol temelli stratejik ve işbirliğine dayalı Ar-Ge politikalarına ihtiyacı var.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Jun 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/inovasyonun-paradoksu-tekel-mi-rekabet-mi-1750441764.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çıkış Yolu Diyalogda</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cikis-yolu-diyalogda-11261</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cikis-yolu-diyalogda-11261</guid>
                <description><![CDATA[Yanlış bilgiyle mücadele ederken, sadece kuru kuru bilgi vermenin ötesine geçmeliyiz, çünkü insanlar öyle sadece mantıkla hareket eden robotlar değiller.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital çağın getirdiği bu bilgi kirliliği ve yanlış bilgi tehlikesi karşısında, pes etmek yerine harekete geçmeliyiz. Bu hareket, sadece "doğruları söylemekten" çok daha fazlasını gerektiriyor; derin ve anlamlı sohbetler kurmayı istiyor. </span></span></strong><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu dijital çağda, bilgi akışı inanılmaz hızlı, değil mi? Her yerden, her an bilgi yağıyor üzerimize! Ama ne yazık ki, bu durumla birlikte yanlış bilgi ve dezenformasyon da&nbsp;hızlı yayılıyor. Bir bakmışsın, doğru diye sandığın bir şey, aslında koca bir yalanmış! Sosyal medya olsun, haber siteleri olsun, ya da eş dostla konuşmalarımız olsun, bu bilgiler bizim dünyamızı, hatta dünya politikalarını bile etkiliyor bazen farkında olmasak da. Peki, bu koca sorunla nasıl başa çıkacağız? Sadece "doğruları" söylemek yeter mi? Yoksa daha da önemlisi, daha iyi sohbetlere ve gerçekten anlamlı muhabbetlere mi ihtiyacımız var?&nbsp;</span></span></p>

<h2><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yanlış Bilgi Fırtınası ve Etkisi</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yanlış bilgi dediğimiz şey, bilerek ya da bilmeyerek, gerçek olmayan bir şeyin yayılması aslında. Masumane bir durum. Biri bir şey duyuyor, doğru mu yanlış mı pek bakmadan paylaşıyor. Dezenformasyon ise daha tehlikeli: bu, belirli bir amaç için (mesela siyasetle oynamak, bir ürünü kötülemek ya da insanları birbirine düşürmek gibi) bilerek üretilen ve yayılan yanlış bilgiler. (Dezenformasyon'u anlamak ve ülkemizdeki pratikleri hatırlamak için "<a href="https://msafaksari.net/dezenformasyon-nedir/" onclick="window.open(this.href, '', 'resizable=no,status=no,location=no,toolbar=no,menubar=no,fullscreen=no,scrollbars=no,dependent=no'); return false;"><span style="color:#2980b9">Dezenformasyon nedir? Sosyal medya, savaş meydanı oldu</span></a>" ve "<a href="https://msafaksari.net/turkiyede-dezenformasyon-zehirlenen-kamuoyu/" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Türkiye’de dezenformasyon: Zehirlenen kamuoyu</span></a>" yazılarımı okumanızı öneririm.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tür içerikler, özellikle sosyal medyadaki algoritmaların da yardımıyla şıp diye milyonlara ulaşabiliyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Algoritmalar, sizin neyi daha çok tıkladığınızı, neye daha çok baktığınızı algılayıp, size sürekli benzer içerikler gösteriyor. Böylece kendinizi bir "yankı odasında" veya "filtre baloncuğunda" buluyorsunuz; sadece kendi görüşlerinizi destekleyen bilgilerle çevrili oluyorsunuz. (Bu konu hakkında "<a href="https://msafaksari.net/siyasi-kabilelerin-fakir-eglencesi-sosyal-medya/" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Siyasi kabilelerin fakir eğlencesi: Sosyal Medya</span></a>" yazımı okumanızı öneririm.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuçlar mı? Çoğunlukla feci oluyor: insanlar birbirine güvenmiyor, toplumda kutuplaşma artıyor, siyasi görüşler keskinleşiyor, hatta bilimsel gerçekler bile sorgulanıyor. Düşünsenize, bir aşı hakkında yanlış bilgi yayılıyor, insanlar aşı olmaktan çekiniyor, salgınlar daha da büyüyor. Ya da siyasi bir yalan, insanları sokağa döküp kargaşa çıkaran hatta pogroma varan toplumsal olaylar yaratabiliyor. Bu da ne yazık ki halk sağlığına yönelik büyük tehditler oluşturabiliyor. Bir de insanlar kendi fanuslarına kapanıp, farklı fikirlere kulak tıkamaya başlayınca, işler daha da sarpa sarıyor. Kendi doğrusuna saplanıp kalıyor, başka bir şey duymak bile istemiyorlar, maalesef.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama işin tek sorunu "gerçeklerin" bilinmemesi değil ki. İnsanlar, özellikle duygusal olarak çok bağlı oldukları inançlara ya da ait oldukları gruplara ters gelen bilgilere karşı hemen duvar örebiliyorlar. Bu, beyinlerimizin bir savunma mekanizması gibi işliyor aslında. Sanki o bilgi, onların kimliğine ya da değerlerine bir saldırıymış gibi algılanıyor. Böyle bir durumda, "sen yanlışsın" demek genelde işleri daha da bozar, iletişimi tamamen koparır. Kimse yanıldığını kolay kolay kabul etmek istemez, hele de kendi toplumumuz içinde! İşte tam bu noktada, sohbetin, diyalogun gücü devreye giriyor!</span></span></p>

<p style="text-align:center"><strong><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yargılamadan yaklaşmak, karşıdaki kişinin hemen savunmaya geçmesini önler ve sohbet kapısını açar. Unutmayın, hedef hemen fikir değiştirmesi değil, sadece o anda, eleştirel düşünme tohumları ekmek. Bir tohum, sabırla sulandığında eninde sonunda büyür, değil mi?</span></span></em></strong></p>

<h2><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sohbetin Gücü: Neden Bu Kadar Mühim?</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yanlış bilgiyle mücadele ederken, sadece kuru kuru bilgi vermenin ötesine geçmeliyiz, çünkü insanlar öyle sadece mantıkla hareket eden robotlar değiller. Evet, insanlar mantıklı varlıklar ama kararları ve inançları genelde duygularından, bir yere ait olma hissinden ve kişisel değerlerinden etkilenir. Örneğin, bir kişi aile büyüklerinden duyduğu bir şeye inanıyorsa, bu bilgi bilimsel olarak yanlış olsa bile, o bilgiyi bırakmak onlar için ailesine olan bağlılığına ters düşmek gibi gelebilir. O yüzden, yanlış bilgiye inanmış birini ikna etmeye çalışırken, sert tartışmalardan ve yargılayıcı konuşmalardan kaçınmak çok önemli. Amacımız, karşımızdaki kişiyi "yenmek" değil, onunla bir bağ kurmak, güven inşa etmek ve eleştirel düşünme yeteneğini geliştirmesine destek olmak. Diyalog, bu süreci mümkün kılan en temel araç. Diyalog, kapışmak değil, karşılıklı anlamak üzerine kurulu bir keşif yolculuğu olduğunu unutmayın. Karşınızdaki kişinin ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlamaya çalıştığınızda, işte o zaman gerçek bir bağlantı kurarsınız.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Etkili Sohbetler Nasıl Kurulur?</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güzel sohbetler, medya okuryazarlığının temeli olan eleştirel düşünme becerilerini geliştirmemize yardım eder. Bu sohbetler sayesinde insanlar, kendilerine sunulan bilgiyi daha sorgulayıcı bir gözle değerlendirmeyi öğrenirler. Hadi bakalım, yanlış bilgiyle mücadele ve medya okuryazarlığı inşa ederken kullanabileceğimiz bazı taktiklere göz atalım:</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1. Merakla Yaklaş, Yargılama</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Biri yanlış bir bilgiye inandığını söylediğinde, ilk tepkiniz onu düzeltmek ya da o kişiye kızmak olabilir. "Yok artık, buna nasıl inanırsın?" demek ağzınızdan kaçıverebilir. Ama bu tepkiler genelde o kişiyle aranıza duvar örer, karşıdaki kişi hemen savunmaya geçer. Kimse aptal yerine konmak istemez, değil mi? Onun yerine, meraklı olun! "Buna neden inanıyorsun?", "Bu bilgiyi nereden duydun?", "Bu bilgiyi bu kadar güvenilir kılan ne sence?" gibi sorularla, karşınızdaki kişinin nasıl düşündüğünü ve bilgiyi nereden aldığını anlamaya çalışın. Yargılamadan yaklaşmak, karşıdaki kişinin hemen savunmaya geçmesini önler ve sohbet kapısını açar. Unutmayın, hedef hemen fikir değiştirmesi değil, sadece o anda, eleştirel düşünme tohumları ekmek. Bir tohum, sabırla sulandığında eninde sonunda büyür, değil mi?</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2. Ortak Değerler ve Noktalar Bul</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Direkt "gerçekler" üzerinden tartışmaya girmektense, sohbeti ortak değerler ve hedefler üzerinden başlatın. Mesela, "hepimiz çocuklarımızın iyiliği için en iyisini isteriz" veya "sağlıklı ve bilinçli bir toplum isteriz" gibi ortak insani değerleri öne çıkarın. Ya da "güvenilir bilgiye ulaşmak hepimiz için önemli, değil mi?" gibi bir yerden başlayabilirsiniz. Bu ortak zemin, tartışmanın kişiselleşmesini engeller ve iki tarafın da rahat hissedeceği, ortak bir amaç etrafında buluşabileceği bir alan yaratır. İnsanlar, aynı amaç uğruna birlikte çalıştıklarını hissettiklerinde, farklı fikirleri tartışmaya daha açık olurlar. Değerler, bilgiden daha güçlü bir bağ kurabilir ve insanların yeni fikirlere daha açık olmasını sağlayabilir, ne de olsa.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3. Yeni Bakış Açıları Göstermesine Yardımcı Ol</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanlara direkt "yanılıyorsun" demek yerine, kendi sonuçlarına varmalarına yardım edecek sorular sorun. Buna "Sokratik yöntem" de diyebiliriz. Yani, balığı tutmak yerine, balık tutmayı öğretmek gibi. "Bu bilginin kaynağına baktığında ne görüyorsun?", "Bu bilginin başka bir şekilde yorumlanabileceğini düşündün mü?", "Bu bilginin arkasında başka ne gibi nedenler olabilir sence?" ya da "Bu bilginin doğruluğunu teyit etmek için başka nerelere bakabiliriz?" gibi sorular, karşıdaki kişinin aktif olarak düşünmesini ve farklı görüşleri değerlendirmesini sağlar. Böylece, zorla kabul ettirilmiş bir gerçek yerine, kendi keşfettiği bir gerçek çok daha kalıcı olur, biliyorsunuz. Çünkü insan kendi bulduğu şeye daha çok inanır ve daha çok sahiplenir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">4. Duygusal Zekanı Geliştir</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yanlış bilgiyle ilgili sohbetler duygusal olarak çok gergin olabilir. Sinirler gerilebilir, sesler yükselebilir. Kendi duygusal tepkilerinizi kontrol etmek ve karşınızdaki kişinin duygusal durumunu anlamak çok önemli. Unutmayın, biri savunmaya geçtiğinde, mantıksal argümanlara kapalı hale gelir. Sinirlendiğinizde veya hayal kırıklığına uğradığınızda derin bir nefes alın, hatta kısa bir mola verin. Karşınızdaki kişinin savunmaya geçtiğini, sesinin yükseldiğini veya beden dilinin kapandığını fark ederseniz, empati kurarak ("Anlıyorum, bu konu seni gerçekten rahatsız etmiş olmalı.") veya konuyu kısa süreliğine değiştirerek tansiyonu azaltın. Duygusal zeka, sohbetin yapıcı kalmasını ve ilişkilerin zarar görmemesini sağlar, gerçekten de. Sakin kalmak, durumu kontrol altında tutmanın anahtarıdır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">5. Kapıyı Açık Bırak</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her sohbet, birinin fikrini hemen değiştirmeyecek, maalesef. Aslında, çoğu zaman hemen bir değişiklik beklemek pek gerçekçi değil, öyle değil mi? İnsanların inançları zamanla oluşur ve zamanla değişir. Amaç, bir tohum ekmek, küçük bir şüphe ya da yeni bir düşünce kıvılcımı yaratmaktır. Sohbeti olumlu bir şekilde bitirin ve gelecekteki konuşmalar için kapıyı açık bırakın. "Bu konuda konuşmaya devam etmeyi çok isterim" veya "fikirlerini paylaştığın için teşekkür ederim, üzerinde düşüneceğim" gibi ifadeler, hem ilişkinin devam etmesini sağlar hem de gelecekte tekrar konuşma potansiyelini korur. Bu, tek seferlik bir sprint değil, uzun soluklu bir maratondur.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya Okuryazarlığını Geliştirmede Sohbetin Rolü</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sohbet, sadece yanlış bilgiyle savaşmakla kalmaz, aynı zamanda insanların medya okuryazarlığı becerilerini de geliştirir. Medya okuryazarı olmak, bilgiyi eleştirel bir gözle değerlendirmek, kaynakları sorgulamak, farklı bakış açılarını anlamak ve kendi ön yargılarımızın farkında olmaktır. Güzel sohbetler sayesinde insanlar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Kaynakları Sorgulama Alışkanlığı Edinir:</strong> Bir bilginin nereden geldiğini, kimin yaydığını, yayımlanma amacının ne olduğunu ve arkasındaki amacın ne olduğunu sorgulamaya başlarlar. "Bu bilgi bir haber sitesinden mi geldi, yoksa bir blog yazısından mı?", "Bu bilginin yazarı kim, bir uzman mı, yoksa bir sıradan vatandaş mı?" gibi sorular sormayı öğrenirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Ön Yargılarını Fark Eder:</strong> Kendi inançlarının ve düşünce kalıplarının bilgiyi nasıl yorumladığını anlamaya başlarlar. "Acaba ben bu bilgiye inanmaya daha mı meyilliyim, çünkü kendi düşünceme uyuyor?" gibi sorularla kendi iç seslerini dinlerler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Farklı Bakış Açılarına Açıklık Kazanır:</strong> Kendilerinden farklı düşünen insanların neden öyle düşündüğünü anlamaya çalışarak, kafaları daha esnek hale gelir. Empati kurma yeteneği gelişir ve dünyayı tek bir pencereden görmek yerine, birçok pencereden bakmayı öğrenirler.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bireysel ve Toplumsal Sorumluluk Hepimizin!</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yanlış bilgiyle mücadele etmek, hepimizin sorumluluğunda. Bu, sadece kendimizin medya okuryazarı olması demek değil, aynı zamanda etrafımızdaki insanlarla da yapıcı sohbetler kurarak onların da bu becerileri geliştirmelerine yardım etmek demek. Eğitimciler sınıflarda, anne babalar evlerinde, gazeteciler haberlerinde, ve her bir vatandaş kendi sosyal çevresinde bu mücadelede aktif rol oynayabilir. Toplum olarak, doğrulanmış bilgiye ulaşımı kolaylaştırmalı, eleştirel düşünmeyi teşvik etmeli ve sohbet kültürünü güçlendirmeliyiz.&nbsp;Bu, sadece bireylerin değil, tüm toplumun sağlığı için çok önemli bir adım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital çağın getirdiği bu bilgi kirliliği ve yanlış bilgi tehlikesi karşısında, pes etmek yerine harekete geçmeliyiz. Bu hareket, sadece "doğruları söylemekten" çok daha fazlasını gerektiriyor; derin ve anlamlı sohbetler kurmayı istiyor. Meraklı olmak, yargılamaktan kaçınmak, ortak noktalar bulmak ve duygusal zekayı kullanmak, bu sohbetlerin temelini oluşturur. Unutmayalım ki, yanlış bilgi bir virüs gibi yayılırken, doğru bilgi ve anlayış da insanlar arası samimi muhabbetler sayesinde bir aşı gibi yayılabilir. Bu, uzun soluklu bir savaş ama çıkış yolu kesinlikle diyalogda, yani sohbetin ta kendisinde!</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 04:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/cikis-yolu-diyalogda-1750326202.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Görevimiz Tehlike: Yapay zekâ, denizaltılar ve Çin’in kuantum hamlesi</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gorevimiz-tehlike-yapay-zeka-denizaltilar-ve-cinin-kuantum-hamlesi-11155</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gorevimiz-tehlike-yapay-zeka-denizaltilar-ve-cinin-kuantum-hamlesi-11155</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde kuantum mühendisliği, sadece atomları anlamakla kalmıyor; onları aktif olarak kullanan, ölçen, sabitleyen ve yorumlayan bir teknoloji düzeyine evrildi. Artık atomun davranışı, askeri stratejileri belirleyebilecek kadar değerli hale gelmiş durumda.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Filmin gösteriminden sadece beş gün sonra, 26 Mayıs’ta Çinli bilim insanları “kuantum sensing” yani kuantum algılama teknolojileriyle denizaltıların yerlerini tespit edebildiklerini gösterdi. Bilim kurgu, bilime ne kadar da yakın…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">21 Mayıs’ta vizyona giren yeni <em>Mission: Impossible</em> filminde Tom Cruise, bu kez dünyayı kurtarmak için bir yapay zekâ sistemine karşı mücadele ediyor. Filmin merkezindeki bilinmeyen: yerleri tespit edilemeyen denizaltılar. Bunlardan birinin içinde, tehlikeli yapay zekanın kaynak kodu gizlenmiş. Kahramanımızın görevi, bu kodu ele geçirmek. Peki ya gerçek hayatta, denizaltılar gerçekten gizli kalmaya devam edebilecek mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Filmin gösteriminden sadece beş gün sonra, 26 Mayıs’ta Çinli bilim insanları “kuantum sensing” yani kuantum algılama teknolojileriyle denizaltıların yerlerini tespit edebildiklerini gösterdi. Bilim kurgu, bilime ne kadar da yakın…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuantum algılama (sensing), kuantum bilgisayarlar ve kuantum kriptografi gibi, atomun neredeyse “etinden ve sütünden” faydalanan bir mühendislik yaklaşımıdır. Temelinde, atom altı parçacıkların — özellikle de elektronların — “spin” adı verilen kuantum özelliği yatar. Spin, bir parçacığın kütle veya elektrik yükü gibi doğuştan gelen, içsel bir özelliğidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fizikçiler bu spin’lerdeki değişkenlikleri gözlemledikten sonra, mühendisler üç temel yol izledi: Elektronların spin kararlılığını sağlamaya çalıştılar. Bu kuantum bilgisayarların temeli oldu. Atomun çekirdeğindeki nükleer spinlerin kararlılığı ise kuantum hafızanın. Elektronlar arası dolanıklıkta kuantum şifreleme için geliştiriliyor. Spin’lerdeki değişimin nedenleri çözümlemek ile de kuantum algılama cihazları üretmeye çalışıyorlar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuantum algılama ile bir dış etki (manyetik alan, sıcaklık değişimi, basınç vb.) spin’leri etkiliyorsa, bu değişim ölçülerek çevrede olup bitenler tespit edilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çin’in geliştirdiği sistem, işte bu kuantum temelli spin değişimlerini ölçerek çevresel manyetik sapmaları tespit eden bir sensöre dayanıyor: <em>Coherent Population Trapping (CPT)</em> tipi bir atomik manyetometre. Rubidyum atomlarının enerji seviyeleri, çevredeki manyetik alanlara bağlı olarak değişiyor ve bu değişimler mikrodalga sinyalleriyle okunabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Weihai açıklarında yapılan testlerde, bu sensör drone’a bağlanarak 400x300 metrelik bir alanda olağanüstü bir hassasiyetle (0.849 nanotesla) denizaltı benzeri manyetik anomali haritalaması yaptı. Üstelik bu sonuç, iki bağımsız ölçüm arasında %99.8 tutarlılıkla tekrarlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Denizaltılar gibi büyük metal kütleler ve motorlar, hareket ederken Dünya’nın doğal manyetik alanında çok küçük ama ayırt edilebilir bozulmalar yaratır. Kuantum sensörler işte bu manyetik “dalgalanmaları” haritalayarak görünmeyeni görünür hale getiriyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Asıl mesele şu: Bu teknolojiler kimin elinde, hangi amaçla kullanılacak? Görevimiz -eğer kabul edersek- artık yalnızca bilgi üretmek değil; teknolojiyi kurgudan gerçeğe, barıştan güvenliğe doğru yönlendirebilmek.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Filmden Gerçeğe</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tom Cruise’un yapay zekaya karşı verdiği mücadeledeki kurgu dünyası ile Çin’in gerçek dünyada gösterdiği teknoloji arasında ürkütücü bir paralellik var. Kurgu, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda gelecek senaryolarının provasını da yapıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde kuantum mühendisliği, sadece atomları anlamakla kalmıyor; onları aktif olarak kullanan, ölçen, sabitleyen ve yorumlayan bir teknoloji düzeyine evrildi. Artık atomun davranışı, askeri stratejileri belirleyebilecek kadar değerli hale gelmiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Gelecek Ne Getirecek?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD bu alanda hem kendi kapasitesi hem de Avustralya, Kanada, Almanya, Japonya gibi müttefiklerinin katkısıyla ciddi bir üstünlük sağlamış durumda. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) kapsamlı değerlendirmesine göre, ABD önümüzdeki on yılda Çin’in önünde kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Ancak bu tablo, Çin’in bazı alt alanlarda yukarıdaki gibi sürpriz atılımlar yapma ihtimalini dışlamıyor. Bu nedenle teknolojik rekabetin nabzı artık sadece laboratuvarlarda değil, aynı zamanda uluslararası iş birlikleri ve stratejik önceliklerle de atıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çin’in sistemi henüz zorlu deniz koşullarında, elektromanyetik karmaşada veya hareketli hedefler karşısında tam olarak test edilmiş değil. Ancak gösterdiği potansiyel, sadece askeri değil; doğal kaynak arama, deprem takibi ve denizaltı araştırmaları gibi pek çok barışçıl uygulamayı da kapsıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Asıl mesele şu: Bu teknolojiler kimin elinde, hangi amaçla kullanılacak?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Görevimiz -eğer kabul edersek- artık yalnızca bilgi üretmek değil; teknolojiyi kurgudan gerçeğe, barıştan güvenliğe doğru yönlendirebilmek.</span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Jun 2025 02:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/gorevimiz-tehlike-yapay-zeka-denizaltilar-ve-cinin-kuantum-hamlesi-1748733389.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teknoloji geldiğinde dış politika değişir!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/teknoloji-geldiginde-dis-politika-degisir-11101</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/teknoloji-geldiginde-dis-politika-degisir-11101</guid>
                <description><![CDATA[Marc Andreessen haklıysa —ki çoğu zaman haklı çıktı— bu dönüşüm sadece sektörleri değil, sınırları ve sistemleri de değiştirecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bugün yaşadığımız şey, tarihteki diğer büyük kırılmalarla benzer bir dönüşüm değil mi?Yapay zekâ artık yalnızca yazılımı değil, üretimin kendisini de dönüştürüyor. Bu yöne doğru hızla ilerliyoruz. Tüm bu gelişmeler, bu kırılmanın yalnızca ekonomik değil; askeri, siyasi ve toplumsal düzeyde çok katmanlı bir dönüşümün habercisi.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump Çin’e savaş mı açtı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yoksa sadece kaçınılmaz olanı mı yaptı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu soruya irrasyonel siyaset çerçevesinden değil, teknolojik eşikler üzerinden baksak nasıl olur. Çünkü tarih bize gösteriyor: Dış politika hamleleri çoğu zaman, bir teknolojinin olgunlaşmasıyla mümkün hâle gelmiş.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Teknoloji Gelir, Siyaset Geri Çekilir</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2020’lere gelirken ABD’nin Çin’e bağlı tedarik zincirlerini sürdürmesinin ekonomik bir anlamı kaldı mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yapay zekâ artık kod yazabiliyor. Hindistan’ın devri kapanabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Robotik üretim özellikle insansı robotlar, Çin’in ucuz iş gücünü önemsizleştirebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nvidia çipleri ve optimizasyon algoritmaları sayesinde üretim süreçleri insan müdahalesi olmadan hali hazırda yönetilebiliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunların hepsi gerçekleşirse geriye kalan tek ihtiyaç hammadde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yapay zekâ, elektrikli araçlar, savunma teknolojileri ve temiz enerji sistemleri; nadir toprak elementleri ile kritik minerallere bağımlı. Bu stratejik kaynakların işlenmesinde Çin açık ara dünya lideri. ABD ise bu bağımlılığı azaltmak, hatta kırmak istiyor. <strong>Bu bağlamda Trump döneminde gündeme gelen Grönland ve Kanada bu konuda zengin ve sonuç olarak kritik.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu nedenle, Çin’den “kopuş” sadece bir siyasi tepki değil; teknolojik ve stratejik bir zorunluluk olarak şekillenmiş olabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Biz bu tabloyu bugün analiz ederek anlamlandırıyoruz ama ABD’nin futuristleri, stratejistleri ve ekonomistleri bu dönüşümü yıllarca öncesinden öngörmüş olabilir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu Arada Hep Böyle Olmuş, Olacak</strong></span></span></span></h2>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Barut ve top birlikte kullanıldı, surlar anlamsızlaştı ve İstanbul fethedildi.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Pusula, harita ve denizcilik birleşti ve İspanya ve Portekiz yeni kıtaları sömürgeleştirdi.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Dinamit bulundu, Avrupa’nın lojistik yolları kolaylaştı ve kıta içlerini sömürgeleştirdiler.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Buhar gücü çıktı ve İngiltere sanayi imparatorluğuna dönüştü.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Telgraf icat edildi ve emperyal merkezler uzak kolonileri gerçek zamanlı kontrol etmeye başladı.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Atom bombası, nükleer caydırıcılık doktrinini doğurdu.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Transistörler Moore Yasası’yla çoğaldı ve ABD Keynes’ten Friedman’a geçerek tüketici elektroniği çağını başlattı.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Türkiye’nin TB2 SİHA’ları örneğin, dış politikada düşük maliyetli yüksek etkinliğin yeni sembolü haline geldi: Terörle mücadelede, 2020 Karabağ Savaşı’nda etkisini net biçimde gösterdi.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Çin’in kuantum sensörlerle ABD denizaltılarını tespit etmesi an meselesi. Bu teknoloji hayata geçtiğinde, mevcut deniz üstünlüğü kavramı tamamen yeniden tanımlanacak.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:36px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Aynı şekilde, kuantum bilgisayarlarla dijital şifrelerin çözülmesi, yalnızca veri güvenliğini değil, tüm küresel dijital alt yapıyı tehdit edecek.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Günümüzde Olanlar</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün yaşadığımız şey, tarihteki diğer büyük kırılmalarla benzer bir dönüşüm değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yapay zekâ artık yalnızca yazılımı değil, üretimin kendisini de dönüştürüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fabrika gerektirmeyen üretim, işçi gerektirmeyen organizasyon, fiyatı olmayan ürünler… Bu yöne doğru hızla ilerliyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tüm bu gelişmeler, bu kırılmanın yalnızca ekonomik değil; askeri, siyasi ve toplumsal düzeyde çok katmanlı bir dönüşümün habercisi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Marc Andreessen Uyarıyor</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ünlü yatırımcı ve ilk internet tarayıcısının geliştiricisi Marc Andreessen, bu dönüşümün sonuçlarını şöyle özetliyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>“Yapay zekâ her şeyi o kadar ucuzlatacak ki, ekonomi çökecek.”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yani üretim o kadar ucuzlayacak ki fiyat sistemi işlemez hale gelecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsan emeği gereksizleşecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kapitalizmin bugünkü formu geçerliliğini yitirecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yalnızca dijital ürünler için değil, fiziksel mallar için de geçerli olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve geleneksel ekonomi modelleri çökerken, yeni yapılar —hem ekonomik hem siyasi— bu teknolojik gerçekliğe göre kurulacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonuç; dış politika artık generallerin değil, mühendislerin oyunu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Stratejik üstünlük algoritmayla geliyor, diplomasi veriyle yazılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Marc Andreessen haklıysa —ki çoğu zaman haklı çıktı— bu dönüşüm sadece sektörleri değil, sınırları ve sistemleri de değiştirecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve bu dönüşümün farkında olanlar, sadece zengin değil, tarihin yönünü belirleyenler olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 May 2025 07:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/teknoloji-geldiginde-dis-politika-degisir-1748011937.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Apple nasıl savaş başlattı: Hindistan’ın stratejik sabrı yaralandı! </title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/apple-nasil-savas-baslatti-hindistanin-stratejik-sabri-yaralandi-11020</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/apple-nasil-savas-baslatti-hindistanin-stratejik-sabri-yaralandi-11020</guid>
                <description><![CDATA[Apple, HP, Nike gibi markalar üretimlerini Çin’e kaydırdı. ABD, tedarik zincirinin büyük kısmını Çin’e bağladı. Hindistan’ın İngilizce seviyesinin Çin’de olmaması bu ayrımın doğal açıklayıcısı olarak da kullanıldı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Eğer 20. yüzyılın ikinci yarısı “Made in China” etiketiyle anıldıysa, 21. yüzyılın ikinci yarısı hangi damga ile anılacağı anlaşılan öyle kolay tercihlerle olmayacak. Hindistan, sabırla büyüttüğü stratejiyi şimdi meyveye çevirebilecek mi göreceğiz. Ve ilginçtir, bu değişimin merkezinde bir teknoloji şirketi, Apple var. Bazen bir telefonun üretim yeri, dünyanın yeni güç dengesini anlatabilir.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hindistan, son 25 yılın en sabırlı ülkesi olabilir. Sessizce altyapısını kurdu, kapalı kapılar ardında stratejisini şekillendirdi, zamanı geldiğinde ise tek cümleyle dünyaya pozisyonunu ilan etti: “<strong>Çin’in yerini almaya hazırız.”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama bu çıkış bir gecede gelmedi. Arkasında dijital devrim, üretim savaşları, ticaret krizleri ve şimdi de jeopolitik bir yeniden yapılanma var. Ve tam ortasında Apple.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Krizleri Fırsata Çevirmek</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2001’deki 11 Eylül saldırıları sonrası ABD dijital sistemlerine güvenini kaybetmişti. İşte bu noktada Hintli parlamenterler Washington’da kamp kurdu, teknoloji firmaları devreye girdi. <strong>“Bize güvenin,</strong>” dediler. ABD’nin dijital altyapısını yönetmeye başladılar. Böylece “outsourcing(dış kaynak) ekonomisi” doğdu, Hindistan bir dijital hizmetler (yazılım) devi haline geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynı yıllarda Çin ise dünya üretim (donanım) üssü olma yolunda dev adımlar atıyordu. Apple, HP, Nike gibi markalar üretimlerini Çin’e kaydırdı. ABD, tedarik zincirinin büyük kısmını Çin’e bağladı. Hindistan’ın İngilizce seviyesinin Çin’de olmaması bu ayrımın doğal açıklayıcısı olarak da kullanıldı.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çin Bağımlılığı Krize Dönüşünce</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak Çin’in hızla ilerlemesi, İngilizce bariyerini aşması, yazılım pazarını da kendine çekmesini de beraberinde getirecekken ABD’nin Çin’e bu bağımlılığı bir noktadan sonra kırılganlık yarattı. Ticaret savaşları, çip krizleri, Tayvan gerilimleri derken ABD şirketleri bu sefer donanımı “Çin dışında nerede üretim yaparız?” sorusunu sormaya başladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hindistan bu sorunun cevabı olmak için acele etmedi. Sabırla izledi. Altyapısını güçlendirdi, “Make in India” kampanyasını başlattı, yabancı yatırımcıya teşvikler sundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve o gün geldi. Hindistan, Apple’a ve diğer devlere dedi ki: <strong>“Şimdi sıra bizde.”</strong></span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Apple’ın Dönüşü ve Yeni Merkez</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Apple, Hindistan’daki iPhone üretimini %60 artırdı. Artık üretilen her 5 iPhone’dan biri Hindistan çıkışlı. Foxconn Tamil Nadu’da, Tata Group Karnataka’da üretim yapıyor. Apple’ın hedefi: 2026’da ABD pazarı için üretimin tamamını Hindistan’a kaydırmak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yalnızca Apple için değil, küresel üretim haritası için de dev bir kırılma.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sınırdaki Gerilim: Sessiz Sabırdan Sert Reflekse</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak bu yükselişin gölgesinde bir başka kriz daha patladı. 22 Nisan’da Keşmir’de turistlere yönelik saldırıda 26 kişi öldü. Hindistan, saldırıyı Pakistan’a bağladı. 7 Mayıs’ta “Sindoor Operasyonu” adıyla Pakistan’a füze saldırısı düzenledi. En az 31 kişi hayatını kaybetti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu noktada Hindistan’ın stratejik sabrına karşılık, Çin’in tutumu dikkat çekiyor. Pekin yönetimi, saldırı sonrası açıkça taraf belirtmemiş olsa da, Pakistan’a verdiği uzun vadeli destek biliniyor. Çin, Pakistan’ı sıkça “iron brother” (demir kardeş) olarak tanımlıyor ve Kuşak-Yol Girişimi (BRI) kapsamındaki en kritik ortaklarından biri olarak görüyor. Bu yakınlık, Güney Asya’da yeni bir kutuplaşmayı da tetikliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çin’in bu stratejik desteği, Hindistan’ın bölgesel güvenlik hesaplamalarını da derinleştiriyor. Keşmir’de yaşananlar yalnızca yerel bir çatışma değil; aynı zamanda küresel güç rekabetinin yeni bir cephesi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yeni Dünya Düzeni mi?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğer 20. yüzyılın ikinci yarısı “Made in China” etiketiyle anıldıysa, 21. yüzyılın ikinci yarısı hangi damga ile anılacağı anlaşılan öyle kolay tercihlerle olmayacak.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hindistan, sabırla büyüttüğü stratejiyi şimdi meyveye çevirebilecek mi göreceğiz. Ve ilginçtir, bu değişimin merkezinde bir teknoloji şirketi, Apple var. Bazen bir telefonun üretim yeri, dünyanın yeni güç dengesini anlatabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bizim içinde bir tarafta kardeş Pakistan, diğer tarafta süresiz belirsizliğe itilmiş bir Hindistan olabilirken Türkiye için de zamanı gelmiş olabilir: Genç nüfusu, eğitim altyapısı ve yükselen teknoloji girişimcileriyle biz de yeni bir pozisyon almak için <strong>“sıra bizde” </strong>deme cesaretini gösterebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kamp kurmanın, vizyon sunmanın ve sabırla beklemenin zamanı belki de şimdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 May 2025 06:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/apple-nasil-savas-baslatti-hindistanin-stratejik-sabri-yaralandi-1746917020.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karanlığın eşiğinde: Güneş bizi nasıl felç etti?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/karanligin-esiginde-gunes-bizi-nasil-felc-etti-10978</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/karanligin-esiginde-gunes-bizi-nasil-felc-etti-10978</guid>
                <description><![CDATA[Yenilenebilir enerji, idealist gençlerin ütopyasıdır. Gerçekte ise, sistem fiziksel atalete muhtaç.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Mevcut şebeke yapımız, yüksek yenilenebilir enerji penetrasyonunu kaldıracak şekilde tasarlanmamış. Fazla güneş, fazla rüzgâr tehlikeli değildir; tehlikeli olan, bu fazlalığı yönetme kapasitesinden yoksun olmaktır. Bu olaylar, yenilenebilir kaynaklar arttıkça, sistemin kararlılığını sağlayacak altyapıların—özellikle fiziksel atalet, yedek üretim kapasitesi ve akıllı kontrol sistemleri—eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerektiğini net biçimde ortaya koymaktadır.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen hafta yaşandı: Avrupa'nın göbeğinde milyonlarca insan karanlığa gömüldü. Tüm sistem çöktü. Madrid'de trenler durdu. Barselona'da asansörler kaldı. Lizbon'da hastaneler acil jeneratörlere mahkûm oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki neden?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çünkü çok fazla güneş açtı!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bazı teoriler siber saldırılardan söz ederken, diğerleri atmosferik olaylara işaret ediyor. Siber güvenlik saldırısı doğrulanmadı. Atmosferik fenomen teorisi ise "biraz hayalperest" diye tanımlandı.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İroni burada: Karanlığın nedeni fazla ışıktı. Aşırı aydınlık, zifiri karanlığa yol açtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, yenilenebilir enerji çağının karanlık yüzü. Evet, güneş panellerini çatılara döşüyoruz. Rüzgâr tribünlerini dağlara dikiyoruz. Sonra bir sabah aniden güneş beklenenden daha parlak doğuyor, sisteme 20 GW'lık enerji akıyor ve koca bir kıta kararıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çöküş şu şekilde gerçekleşti: Güneş enerjisinin aniden şebekeye aşırı yüklenmesiyle birlikte geleneksel enerji santrallerine (gaz, hidro, nükleer) olan ihtiyaç dramatik şekilde azaldı. Bu durum, şebekeyle senkron çalışan türbinlerin devrede kalmasına rağmen talebin düşmesiyle ani bir dengesizlik yarattı. Gaz ve hidroelektrik santrallerindeki türbinler, su akışı ya da motorlarla mekanik olarak döndükleri için bir anda yavaşlayamadılar; aksine yükün azalmasıyla hızlanmaya başladılar. Bu mekanik hızlanma, şebeke frekansının 50 Hz’in üzerine çıkmasına neden oldu. Küçük bir dengesizlikle başlayan süreçte frekans 50.5 Hz, 51 Hz gibi kritik seviyelere yükseldi. Bu, türbinlerin mekanik enerjiyi elektrik olarak sisteme yansıtıp dengesizliği büyüttü ve çöküşü hızlandırdı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>YEŞİL DEVRİMİN KARANLIK GERÇEĞİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Avrupalı liderler "net sıfır karbon" hedefi için televizyonlarda poz verirken, hiçbiri şunu söylemiyor: "Bu sistemi nasıl yöneteceğiz?" Kimse sormadı: "Ya bir gün çok fazla güneş açarsa?"</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İşte açtı. Ve sonuç ortada.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İspanya'daki güneş santralleri aniden patladı. Üretim fırladı. Mekanik sistemler aşırı hızlandı. Frekans 50 Hz'i aştı. Koruma mekanizmaları devreye girdi. Ve... KARANLIK!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fosil yakıt karşıtları alkışlasın: Doğanın gücü karşısında sistemimiz iflas etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ÖL</strong><strong>Ü</strong><strong>MC</strong><strong>Ü</strong><strong>L KIRILGANLIKTAKİ İNCE ÇİZGİ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Avrupa, ENTSO-E denen devasa bir elektrik ağı ile birbirine bağlı. Tüm kıta, nefes alır gibi aynı frekansta titreşiyor. Bir yerdeki aksama, domino etkisiyle her yere yayılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hatırlayalım: son 20 yıldır benzer bir felaketleri yaşıyoruz. Ama ders çıkarıyor muyuz? Hayır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benzer, 4 Kasım 2006 günü Almanya’nın kuzeyindeki bir iletim hattı bakım nedeniyle geçici olarak devre dışı bırakılmıştı. Ancak bu operasyon yeterince koordineli yapılmadığı için frekans dengesizlikleri oluştu ve bu dengesizlik zincirleme biçimde Avrupa’nın birçok ülkesine yayıldı. Güney Avustralya’da ise 2016 yılında şiddetli bir fırtına sonrası rüzgâr santrallerinin koruma ayarları nedeniyle devre dışı kalması, tüm eyaletin elektriksiz kalmasına neden oldu. Yaklaşık 15 milyon hane saatlerce elektriksiz kaldı. Kaliforniya’da 2020 yazında, sıcak hava dalgası sırasında artan talep ve güneş üretiminin gün batımında hızla düşmesi nedeniyle, klasik kaynakların yetersiz kalması sonucu planlı kesintiler uygulanmak zorunda kalındı. Almanya’da 8 Ocak 2021’de yaşanan frekans sapması, Doğu ve Batı Avrupa arasında yeterince senkronize olmayan sistemlerin düşük ataletli yapısı nedeniyle neredeyse kıta çapında bir kesintiye yol açıyordu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye de bu ağa bağlı. Bugün etkilenmedik çünkü ağın kenarındaydık. Ama ya yarın yakınımızda bir güneş seli yaşarsak?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="color:black"><strong>Paradoks </strong><strong>şu ki, 21. yüzyılda güneş açtığında elektrik kesiliyor. Fosil yakıtlardan kurtulmaya çalışırken, yeni esaretlere mahk</strong><strong>û</strong><strong>m oluyoruz. Yenilenebilir enerji, idealist gençlerin ütopyasıdır. Gerçekte ise, sistem fiziksel atalete muhtaç. Rüzgâr durduğunda, güneş bulutların arkasına saklandığında- veya tersine, çok fazla açtığında - sistemi kim ayakta tutacak?</strong></span></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>DENGES</strong><strong>İZLİĞİ</strong><strong>N BEDEL</strong><strong>İ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elektrik şebekesi, teknolojinin en zayıf halkasıdır. Çünkü hassastır. 50 Hz'lik bir titreşimle ayakta kalır. Bu titreşim bozulduğunda, sisteminiz ne kadar modern olursa olsun- çöker.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İspanya'da olan buydu. Frekanstaki ufak bir sapma, tüm sistemi felç etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Enerji üretiminde 1 kilowattlık bir dengesizlik, 1 gigawattlık bir çökmeye dönüşebilir. Sistem böyledir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çöküşün son aşamasında ise, şebekenin otomatik koruma sistemleri devreye girdi. Elektrik şebekesi, ekipmanları korumak için belirli bir frekans aralığında (genellikle 49.5–50.5 Hz) çalışmalıdır. Bu aralığın dışına çıkıldığında, otomatik olarak bazı santraller kapatılır, şebekenin bölümleri devreden çıkarılır ve geniş alanlar izole edilerek daha büyük hasarların önüne geçilmeye çalışılır. Ancak sistem, fazla enerjiyi yeterince hızlı dengeleyemediği için bu korumalar zincirleme şekilde tetiklendi. Sonuçta, İspanya’nın büyük bir bölümüyle birlikte Portekiz ve Fransa’nın güneyinde elektrik arzı çöktü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>G</strong><strong>ÜNE</strong><strong>Ş AÇTI, AVRUPALILAR 'KARA'NLIĞA GÖM</strong><strong>ÜLDÜ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Paradoks şu ki, 21. yüzyılda güneş açtığında elektrik kesiliyor. Fosil yakıtlardan kurtulmaya çalışırken, yeni esaretlere mahkûm oluyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yenilenebilir enerji, idealist gençlerin ütopyasıdır. Gerçekte ise, sistem fiziksel atalete muhtaç. Rüzgâr durduğunda, güneş bulutların arkasına saklandığında- veya tersine, çok fazla açtığında - sistemi kim ayakta tutacak?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>GELECEK: YA KARANLIK YA AYDINLIK</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yeşil enerji devriminin gizli maliyeti budur: istikrarsızlık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Avrupa, 2030'da %50 yenilenebilir enerji hedefliyor. Peki bunu nasıl yönetecek? Bataryalar mı? Yapay zekâ mı? HVDC (<span style="background-color:white">y</span><span style="background-color:white">ü</span><span style="background-color:white">ksek gerilimde do</span><span style="background-color:white">ğ</span><span style="background-color:white">ru ak</span><span style="background-color:white">ı</span><span style="background-color:white">m</span>) hatları mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Cevabı bulmadan, hedeflerin peşinden koşmak, karanlığı kucaklamaktır. İspanya bunun ilk örneği değil, son örneği de olmayacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Güneş, rüzgâr, su - hepsi temiz, hepsi güzel. Ama onları yönetmeyi öğrenmeden, elimizde kalan tek şey karanlık olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yenilenebilir enerji kontrolsüz dönüşümü getirmemeli. Güneş bizi aydınlatabilir ya da felç edebilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonuç: Mevcut şebeke yapımız, yüksek yenilenebilir enerji penetrasyonunu kaldıracak şekilde tasarlanmamış. Fazla güneş, fazla rüzgâr tehlikeli değildir; tehlikeli olan, bu fazlalığı yönetme kapasitesinden yoksun olmaktır. Bu olaylar, yenilenebilir kaynaklar arttıkça, sistemin kararlılığını sağlayacak altyapıların—özellikle fiziksel atalet, yedek üretim kapasitesi ve akıllı kontrol sistemleri—eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerektiğini net biçimde ortaya koymaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 May 2025 08:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/karanligin-esiginde-gunes-bizi-nasil-felc-etti-1746337929.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsansı Robotlar: Bize benzemek zorunda olmalarının sırrı</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/insansi-robotlar-bize-benzemek-zorunda-olmalarinin-sirri-10936</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/insansi-robotlar-bize-benzemek-zorunda-olmalarinin-sirri-10936</guid>
                <description><![CDATA[Gelişen yapay zekâ, makine öğrenmesi ve robotik teknolojileri, insanlık tarihinde yepyeni bir dönemin kapılarını aralıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İnsansı robotların neden iki göze, iki kola ve iki bacağa sahip olduğu sorusu basit gibi görünse de arkasında derin bir strateji var. Birincisi, robotlar dünyayı insan gibi algılamalı ki, insan hareketlerini ve davranışlarını doğrudan taklit ederek öğrenebilsin. İnsanın iki gözle elde ettiği derinlik algısı, çevredeki nesnelerin uzaklıklarını ve konumlarını doğru biçimde değerlendirmesine olanak tanır. Aynı prensip, insansı robotlarda da geçerli: Dünyayı doğru anlamak ve doğru tepki verebilmek için insanla aynı sensör düzenine sahip olmak bir zorunluluk.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gelişen yapay zekâ, makine öğrenmesi ve robotik teknolojileri, insanlık tarihinde yepyeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Bu dönemin merkezinde, insana benzeyen, insan gibi öğrenen ve insan gibi hareket eden insansı robotlar yer alıyor. Ya da hayvansı… Yakın gelecekte bu robotlar, fabrikalarda, hastanelerde, işyerlerinde ve evlerde hayatın sıradan bir parçası olacak. Fiziksel işin “isteğe bağlı” hale geldiği bir toplum modeli hızla yaklaşıyor. Peki, bu dönüşümün merkezinde neden biyolojik tasarım tercih ediliyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Neden robotun 100 tane önünde arkasında gözü olmasın, bugün araçlarda bile en az 3-5 kamera var. Ya da neden robotun iki kolu yerine 10 kolu olmasın veya ayak yerine bir tekerlek konulmasın. Neden amorf insansı ve hayvansı bir karışık robot olmasın! Neden örneğin Interstellar filmindeki robot TARS olası değil de, StarWars’takiler olası.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İki Göz, İki Kol: İnsan Gibi Öğrenmek İçin</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsansı robotların neden iki göze, iki kola ve iki bacağa sahip olduğu sorusu basit gibi görünse de arkasında derin bir strateji var. Birincisi, robotlar dünyayı insan gibi algılamalı ki, insan hareketlerini ve davranışlarını doğrudan taklit ederek öğrenebilsin. İnsanın iki gözle elde ettiği derinlik algısı, çevredeki nesnelerin uzaklıklarını ve konumlarını doğru biçimde değerlendirmesine olanak tanır. Aynı prensip, insansı robotlarda da geçerli: Dünyayı doğru anlamak ve doğru tepki verebilmek için insanla aynı sensör düzenine sahip olmak bir zorunluluk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örneğin bir robotun bir sandalyeyi kaldırıp başka bir yere taşıması için sadece görüntüyü görmek yeterli değildir; aynı zamanda o nesnenin uzaklığını, ağırlığını ve hareket sırasındaki dengesini de doğru tahmin etmesi gerekir. İnsan gibi iki gözle çevreyi algılayan bir robot, bu tür görevleri çok daha güvenli ve başarılı bir şekilde yerine getirebilir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İmitasyonla Öğrenme: Taklit Eden Robotlar</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geleceğin robotları, kodla programlanmak yerine gözlem yaparak öğrenecek. Bir insanın yaptığı işi izleyerek, aynı hareketleri kendi bedenine adapte edecekler. Buna imitation learning (taklit ederek öğrenme) deniyor. Ancak bunun başarılı olabilmesi için, robotun algı sistemlerinin insanınkiyle uyumlu olması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğer bir robot, insan gibi iki gözle bakıyor, iki elle tutuyor ve iki bacakla dengede duruyorsa, insan davranışlarını doğrudan algılayıp kopyalayabilir. Aksi halde, farklı sensörlerle toplanan verilerin insan hareketlerine çevrilmesi büyük bir teknik karmaşa yaratır ve öğrenmeyi yavaşlatır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsansı yapı sayesinde robotlar fabrikalarda, inşaat alanlarında, hastanelerde ve ofislerde hızla adapte olabilecek. İnsanların yaptığı işleri birebir gözlemleyip uygulayarak, eğitim süreleri minimuma indirgenecek.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sosyal Uyum ve Kabul</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsansı robotların sadece teknik değil, sosyal bir boyutu da var. İnsanlar, kendilerine benzeyen varlıklarla daha kolay etkileşim kurar. Çok farklı morfolojilere sahip robotlar —örneğin 10 gözlü, çok kollu makineler— insanlarda yabancılaşma ve korku yaratabilir </span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Uncanny_valley" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>(Uncanny Valley etkisi)</u></span></a><span style="color:#000000">. Oysa dengeli bir insan benzerliği hem duygusal bağ kurulmasını hem de güven duygusunun gelişmesini sağlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu özellikle, evlerde yaşlılara yardımcı olacak robotlar, hastanelerde hastaların bakımını üstlenecek robotlar veya çocukların eğitiminde kullanılacak robotlar için kritik bir unsurdur. Robotların sadece verimli değil, aynı zamanda insani olmaları gerekir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İnsanın hareketini anlayan, duygularını algılayan ve tercihlerine göre uyum sağlayan bu yeni varlıklar hem bireysel hayatlarımızda hem de küresel ekonomide köklü değişimlerin habercisi olacak. Ve belki de o gün geldiğinde, fiziksel işin yerini düşünsel yaratıcılık aldığında, insanlık gerçek anlamda bir sonraki evresine geçmiş olacak.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Fiziksel İşin Opsiyonel Hale Geldiği Bir Gelecek</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsansı robotların yaygınlaşmasıyla birlikte fiziksel iş, zorunluluktan çıkıp bir tercih haline gelecek. Fabrikalar, hastaneler, lojistik merkezleri ve hatta bireysel evler, büyük ölçüde otonom robotlar tarafından yönetilecek. Üretim ve hizmet sektöründe insan emeğine olan ihtiyaç azalacak, böylece insanlar daha yaratıcı, daha düşünsel alanlara yönelebilecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayrıca, robot fabrikaları da kendi kendini üreten sistemler haline gelecek. Robotlar, diğer robotları üretmek, bakımını yapmak ve güncellemek için çalışacak. Bu, üretim maliyetlerini dramatik şekilde düşürecek ve robotların erişilebilirliğini artıracak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerika-Çin Rekabetinde İnsansı Robotlar Oyunun Kurallarını Değiştirir mi? Bugün Amerika ile Çin arasındaki mücadele, sadece ekonomi, teknoloji ve jeopolitik alanlarda değil, aynı zamanda yapay zekâ ve robotik üzerinde de yoğunlaşıyor. İnsansı robotlar, bu yarışın en kritik aşamalarından biri haline gelmek üzere.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Neden mi?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çin, küresel üretimin merkezlerinden biri. Düşük maliyetli işgücü sayesinde son 40 yılda dünyanın fabrikası haline geldi. Ancak insansı robotlar, ucuz insan emeğine bağımlılığı ortadan kaldırabilir. Eğer Amerika ve müttefikleri, insansı robotları ölçekli bir şekilde üretip yaygınlaştırabilirse, üretimi tekrar kendi topraklarına çekebilir. Böylece yakına üretim taşıma(nearshoring) hızlanır ve Çin’in iş gücüne dayalı avantajı ciddi biçimde aşınır. İnsansı robotlar sadece verimlilik ve işçilik maliyetleri değil, aynı zamanda jeopolitik etki alanlarını, teknolojik platform üstünlüğünü, askeri kapasiteyi ve kültürel liderliği etkileyen bir “mega trend” olacak.Ve tıpkı nükleer silahların 20. yüzyılda güç dengelerini değiştirdiği gibi, 21. yüzyılda da insansı robotlar yeni süper güç rekabetinin belirleyici faktörlerinden biri olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çünkü insansı robotlar, insanlık tarihindeki en büyük güç çarpanlarından biri olacak: Fiziksel dünyayı bizim adımıza şekillendiren, ama insan duygusuna, mantığına ve estetiğine saygı duyan makineler. Bir anlamda iş gücü sonsuza gidecek, toplam faktör verimliliği düşükler için çok robotla, yüksek olanlar için az robotla çözülecek.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsanın hareketini anlayan, duygularını algılayan ve tercihlerine göre uyum sağlayan bu yeni varlıklar hem bireysel hayatlarımızda hem de küresel ekonomide köklü değişimlerin habercisi olacak. Ve belki de o gün geldiğinde, fiziksel işin yerini düşünsel yaratıcılık aldığında, insanlık gerçek anlamda bir sonraki evresine geçmiş olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Apr 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/insansi-robotlar-bize-benzemek-zorunda-olmalarinin-sirri-1745698414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kapitülasyonların gölgesinde: Amerika&#039;nın verdiği imtiyazlar Çin&#039;in bağımsızlık hikayesine mi dönüşüyor?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kapitulasyonlarin-golgesinde-amerikanin-verdigi-imtiyazlar-cinin-bagimsizlik-hikayesine-mi-donusuyor-10911</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kapitulasyonlarin-golgesinde-amerikanin-verdigi-imtiyazlar-cinin-bagimsizlik-hikayesine-mi-donusuyor-10911</guid>
                <description><![CDATA[Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe romanında da benzer bir dinamik görülür: Robinson, adaya düşen Batılı karakter, Cuma'yı "medenileştirmek" için ona yiyecek, giysi, bilgi ve inanç sistemi sunar. Ancak güçlenen Cuma zamanla pasif bir yardımcı olmaktan çıkar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Tarih tekerrür ediyorsa, ironik olan şu: Amerika, bir zamanlar İngiltere'ye karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini şimdi ters perspektiften, Çin'in bağımsızlaşmasına engel olmaya çalışan emperyal güç rolünde yeniden yaşıyor. Dün kolonilerde yankılanan "özgürlük" çağrısı, bugün Pasifik'in diğer yakasından geliyor.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyıldaki stratejik hatası, günümüz uluslararası ilişkilerini anlamak için çarpıcı bir tarihsel pencere açar. 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman, değişen dünya düzeninde diplomatik avantaj sağlamak amacıyla Fransa'ya kapitülasyonlar tanıdı. Bu imtiyazlar, Fransız tüccarlara Osmanlı topraklarında vergi muafiyetinden yargı dokunulmazlığına kadar geniş ayrıcalıklar sundu. Kısa vadede diplomatik kazanım gibi görünen bu hamle, uzun vadede imparatorluğun ekonomik bağımsızlığını aşındırdı ve zayıflamasına zemin hazırladı.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Amerika'nın çağdaş kapitülasyonları: Yeni bir "Kolonyal" ilişki mi?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Soğuk Savaş'ın ardından ABD, tıpkı vaktiyle İngiltere'nin Amerika kolonilerine yaptığı gibi, Çin'e "ekonomik kolonizasyon" olanakları sundu. Nasıl ki İngiltere, Amerikan kolonilerinin hammaddelerini işleyip mamul mal olarak yüksek fiyatlarla geri satıyorsa, ABD de Çin'i ucuz üretim üssü olarak konumlandırdı. Ekonomik sistemini açtı, teknoloji transferine onay verdi, ucuz işgücünden faydalanarak şirketlerini zenginleştirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu süreçte trilyon dolarlık yatırım ve bilgi akışıyla Çin, adeta ABD'nin finansal ve teknolojik "himayesi" altında gelişti. Tıpkı İngiltere'nin Amerika'ya sunduğu pazarlar ve ticaret ağları gibi, ABD de Çin'e küresel ekonomiye entegrasyon olanağı sundu.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>"No Taxation Without Representation" - Modern versiyonu</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın meşhur sloganı "Temsil yoksa vergilendirme de yok" (No taxation without representation), bugün Çin'in ekonomik stratejisinde farklı bir formda yankılanıyor. ABD, Çin'i küresel ekonomik sistemin bir parçası yaparken, bu sistemin kurallarını belirleme hakkını kendinde saklı tuttu - tıpkı İngiltere'nin kolonilere uyguladığı gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak Çin, ticaretten elde ettiği dolarları Amerikan hazine bonolarına yatırarak bir anlamda sistem içinde kendine özgü bir "temsil" hakkı elde etmeye başladı. Zamanla, tıpkı Amerikan kolonilerinin İngiliz yönetimine karşı sesini yükseltmesi gibi, Çin de kendi ekonomik ve politik sistemini kurma hakkını talep etmeye başladı.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Modern "Boston Çay Partisi": Teknoloji bağımsızlığı</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerika'nın İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesinde Boston Çay Partisi nasıl bir dönüm noktasıysa, Çin'in kendi teknolojik altyapısını kurma kararı da benzer bir isyan niteliğindedir. iPhone üretirken bir yandan da Huawei gibi kendi markalarını geliştirdi. ABD'nin siparişlerini karşılarken, diğer ülkelerin de tedarikçisi haline geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nasıl ki Amerikanlar İngiliz mallarını protesto edip kendi yerel üretimlerine yöneldiyse, Çin de "yerli ve milli" teknoloji hamlesiyle kendi dijital ekosistemini kurdu: WeChat, Alibaba, Baidu, Tencent... Bu adımlar, tıpkı Amerikan kolonilerinin ekonomik bağımsızlık arayışını andırıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Amerikan bağımsızlık sürecinde İngiltere'nin yaptığı hatalar - kolonilere yeterince söz hakkı tanımamak, ekonomik çıkarları dayatmak, askeri güce çok güvenmek - şimdi Amerika tarafından Çin'e karşı tekrarlanıyor gibi görünüyor. Ancak şu kritik fark var: Amerika kolonileri İngiltere'den 5.000 km uzaktaydı, Çin ise küresel ekonominin tam merkezinde.</strong></span></span></em></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bağımsızlık bildirgeleri: Teknolojik ve ekonomik</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1776'da Amerika'nın İngiltere'den bağımsızlığını ilan etmesi gibi, Çin de "Made in China 2025" stratejisiyle teknolojik bağımsızlık bildirgesi yayınladı. Yapay zeka, elektrikli araçlar, kuantum bilgisayarlar ve mikroçipler - bunların tümü Çin'in modern "bağımsızlık bildirgesinin” unsurları.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump döneminde ABD'nin Huawei'yi kara listeye alması, Çin'e çip ihracatını kısıtlaması, adeta yeni bir "Intolerable Acts" (Dayanılmaz Yasalar) gibiydi - İngiltere'nin kolonilere uyguladığı cezalandırıcı önlemlere benzer şekilde. Bu durum, Çin'in ekonomik bağımsızlık kararlılığını daha da pekiştirdi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yeni müttefikler arayışı</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerikan kolonileri bağımsızlık mücadelesinde nasıl Fransa'dan destek aldıysa, Çin de "Kuşak ve Yol" girişimiyle kendine yeni müttefikler arıyor. Afrika'dan Güney Amerika'ya, Orta Asya'dan Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan bu ekonomik işbirliği ağı, Çin'in "bağımsızlık mücadelesi"nin küresel boyutunu oluşturuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün uluslararası sistemde ülkeler, bu iki ekonomik süper güç arasında saflarını belirlemeye çalışıyor. Tıpkı 18. yüzyılda Avrupa güçlerinin Amerika-İngiltere çatışmasında konum belirlemesi gibi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Tarih yeniden yazılıyor mu?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Asıl soru şu: ABD'nin bu stratejik uyanışı, İngiltere'nin kolonilere karşı geç kalan tavizleri gibi, zamanında mı geldi? Yoksa Çin, tıpkı Amerika'nın İngiltere'den kopuşu gibi, ekonomik bağımsızlığını çoktan ilan etmiş durumda mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerikan bağımsızlık sürecinde İngiltere'nin yaptığı hatalar - kolonilere yeterince söz hakkı tanımamak, ekonomik çıkarları dayatmak, askeri güce çok güvenmek - şimdi Amerika tarafından Çin'e karşı tekrarlanıyor gibi görünüyor. Ancak şu kritik fark var: Amerika kolonileri İngiltere'den 5.000 km uzaktaydı, Çin ise küresel ekonominin tam merkezinde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerika, Çin'in artan etkisini sınırlamak için geç de olsa harekete geçti. Ancak soru şu: Bu hamle, İngiltere'nin 1776'dan önce kolonilere verdiği son tavizler gibi çok geç mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tarih tekerrür ediyorsa, ironik olan şu: Amerika, bir zamanlar İngiltere'ye karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini şimdi ters perspektiften, Çin'in bağımsızlaşmasına engel olmaya çalışan emperyal güç rolünde yeniden yaşıyor. Dün kolonilerde yankılanan "özgürlük" çağrısı, bugün Pasifik'in diğer yakasından geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe romanında da benzer bir dinamik görülür: Robinson, adaya düşen Batılı karakter, Cuma'yı "medenileştirmek" için ona yiyecek, giysi, bilgi ve inanç sistemi sunar. Ancak güçlenen Cuma zamanla pasif bir yardımcı olmaktan çıkar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Büyük güçlerin yükselişi ve düşüşü, tarihin döngüsel doğasını bir kez daha gözler önüne seriyor. Dünün kolonisi, bugünün imparatorluğu; ve belki de yarının yeni bağımsızlık hikayesinin yazarı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">----&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dipnot: Yazarın <em>Ekopolitik makalesinden yapay zekâ yardımıyla uyarlanmıştır. </em></span><a href="https://www.ekopolitik.org.tr/cumanin-golgesinde-cin-yukselirken-amerika-robinson-mu-kalmak-istemiyor/" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><em><u>https://www.ekopolitik.org.tr/cumanin-golgesinde-cin-yukselirken-amerika-robinson-mu-kalmak-istemiyor/</u></em></span></a><span style="color:#000000"><em>&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Apr 2025 01:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/kapitulasyonlarin-golgesinde-amerikanin-verdigi-imtiyazlar-cinin-bagimsizlik-hikayesine-mi-donusuyor-1745441491.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AB’ye uyumda Mehter Marşı lazım: Bazen iki adım ileri, bazen bir adım geri...</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/abye-uyumda-mehter-marsi-lazim-bazen-iki-adim-ileri-bazen-bir-adim-geri-10827</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/abye-uyumda-mehter-marsi-lazim-bazen-iki-adim-ileri-bazen-bir-adim-geri-10827</guid>
                <description><![CDATA[Veri temelli ürün geliştiren girişimler; hangi veriyi ne şekilde işleyebileceklerinden emin olamıyor, büyük işletmelerin bile uyum sağlayamadığı sistemde, küçük ölçekli inovatif projeler nefes alamıyor. Yapay zekâ, büyük veri, dijital sağlık gibi kritik alanlarda KVKK'nın 'önce yasakla sonra düşün' anlayışı, Türkiye'de inovasyonun hızını yavaşlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Eğer AB ve Türkiye bu süreci doğru yönetemezse, inovatif genç beyinler başka kıtaların vizyonlarına koşmaya devam edecek. Çünkü artık sadece sermaye değil, esneklik ve özgürlük de göç ediyor. Bu nedenle, yeni nesil politikalarda, artık sadece 'takip' değil, 'gelecek' de gözetilmeli. Bazılarında iki adım ileri bazılarında bir adım geri. </strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avrupa Birliği'nin teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı regülasyonları, kimi zaman ileri görüşlü adımlarla umut verirken, kimi zaman da aşırı bürokratik yaklaşımlarla inovasyonun önünü kesiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örnek, GDPR. Bizdeki KVKK’nın eşleniği.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avrupa'nın en meşhur regülasyonu olan GDPR, bireylerin dijital dünyadaki mahremiyetini koruma amacıyla yola çıktı. Ancak geldiğimiz noktada bu yasa, Avrupa'nın kendi teknoloji girişimlerini yavaşlattığı, yatırım ortamını daralttığı ve veri temelli inovasyonu boğduğu gerekçesiyle yoğun şekilde eleştiriliyor. İnternete girince “Çerezleri kabul ediyor musun?” sorusuyla bile bizi her gün rahatsız ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yüksek cezalar, gri alanlar ve yoruma açık prosedürler, özellikle startuplar, KOBİ'ler ve girişimciler için caydırıcı hale geldi. Sonuç: Avrupa'nın teknoloji firmaları küresel arenada geri düşerken, yeni nesil dijital inovasyonlar başka kıtalarda yeşerdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Komisyon nihayet bu tabloyu görmeye başladı — tam yedi yıl sonra. GDPR’nin sadeleştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi yönünde atılacak adımlar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda stratejik bir uyanışın sinyali olabilir. Ancak bu geç kalmış farkındalık, bugüne kadar yaşanan ekonomik hasarı ortadan kaldırmıyor. Trump gelmeseydi farkına varılacak mıydı o da ayrı bir sorun!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">GDPR, Avrupa’daki birçok girişim için büyümeyi değil, durmayı öğütleyen bir sistem yarattı. AB’nin startup ekosistemi küçülürken, ABD merkezli girişimler daha da büyüdü. ABD’li büyükler; hem cezaları ödeyebilecek, hem de yüzlerce sayfalık hukuki metni yönetebilecek kadrolara sahiptiler. Avrupa, daha az girişim, daha çok göç ve daha az büyük şirket üretir hâle geldi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">GDPR, küçük girişimleri korumak yerine onları sistemin dışına itti. Girişimci korkarken, regülasyon danışmanlığı ve hukuk etrafında yeni bir “uyumluluk sektörü” palazlandı. Bugün geldiğimiz noktada ise, GDPR artık yapay zekâ geliştirmek isteyenler için adeta bir Çin Seddi’ne dönüşmüş durumda. Avrupa’nın en umut vadeden teknolojisi, kıtanın en katı regülasyonunun duvarlarına çarpıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Net sıfır hedeflerini destekleyen teknolojilere yol göstermek yerine, belge ve form üretmeye odaklı bir sistem inşa edilirse, Türkiye bu kez de yeşil teknolojilerde aynı fırsatı kaçırmış olacak.</strong></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye ise bu süreci 'yerelleştirerek' farklı bir düzeyde yaşadı. Avrupa’ya uyum çabasıyla hazırlanan KVKK, Avrupa’daki benzerlerinden bile daha katı ve belirsiz uygulamalarla girişimcilerin önüne set çekti. Girişimciler, teknoloji üretenler ve zaten risk almak istemeyen büyük şirketler, bu gri alanda hukukçuların elinde kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/teknoloji%20yar%C4%B1s%CC%A7%C4%B1.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Veri temelli ürün geliştiren girişimler; hangi veriyi ne şekilde işleyebileceklerinden emin olamıyor, büyük işletmelerin bile uyum sağlayamadığı sistemde, küçük ölçekli inovatif projeler nefes alamıyor. Yapay zekâ, büyük veri, dijital sağlık gibi kritik alanlarda KVKK'nın 'önce yasakla sonra düşün' anlayışı, Türkiye'de inovasyonun hızını yavaşlattı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Halbuki GDPR yasaklarken biz daha genişletebilseydik bu girişimcileri ve beraberinde teknolojilerini ve finansmanlarını ülkemize çekebilirdik.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi ise sırada İklim Kanunu var. Yeşil dönüşüm hedefleri, Paris Anlaşması yükümlülükleri ve sürdürülebilirlik çağrıları elbette önemli. Ancak tıpkı GDPR gibi, bu kanun da regülasyonun dozu doğru ayarlanmazsa yenilik üretmek yerine bürokrasiye hizmet eden bir yapıya dönüşebilir. Dünyayı herkesten çok kirletiyor gibi bir regülasyondan ziyade bunu yapanlara dönük teknolojileri ürettirecek bir regülasyon düzenlenmesine ihtiyaç var.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Net sıfır hedeflerini destekleyen teknolojilere yol göstermek yerine, belge ve form üretmeye odaklı bir sistem inşa edilirse, Türkiye bu kez de yeşil teknolojilerde aynı fırsatı kaçırmış olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğer gerçekten teknolojik rekabet gücümüzü artırmak istiyorsak, regülasyonları “engel” değil, inovasyon katalizörü olarak tasarlamalıyız. İşte bunun için bazı öneriler:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Regülasyon Kum Havuzları ile deneysel teknolojiler için kontrollü test alanları oluşturabiliriz. Etki Temelli Değerlendirme ile kaç sayfa doldurduğun değil, neyi çözdüğün önemli olacağı bir değerlendirme sistemi kurabiliriz. Açık Veri Ekonomisi ile devletin elindeki çevresel, meteorolojik, tarımsal veriler, girişimcilerin kullanımına açabiliriz. Yeşil Girişim Fonu ile karbon azaltımı sağlayan projelere erken aşama fonlama yapabiliriz. KOBİ’lere Yasal Mentorluk ile büyük şirketler kadar kaynağı olmayan küçük girişimlere yönelik rehberlik yapısı oluşturabiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Regülasyonların amacı toplumu korumak ve yol göstermektir. Ama bu yol, girişimciyi yavaşlatan değil hızlandıran bir yol olmalı. GDPR’nin, KVKK’nın ve İklim Kanunu’nun kaderi, işte bu dengeyi kurup kuramayacaklarına bağlı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğer AB ve Türkiye bu süreci doğru yönetemezse, inovatif genç beyinler başka kıtaların vizyonlarına koşmaya devam edecek. Çünkü artık sadece sermaye değil, esneklik ve özgürlük de göç ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu nedenle, yeni nesil politikalarda, artık sadece 'takip' değil, 'gelecek' de gözetilmeli. Bazılarında iki adım ileri bazılarında bir adım geri.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Apr 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/abye-uyumda-mehter-marsi-lazim-bazen-iki-adim-ileri-bazen-bir-adim-geri-1744480473.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüketim Tuzağı: Kural 5 – Daha fazla kontrol et!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-5-daha-fazla-kontrol-et-10682</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-5-daha-fazla-kontrol-et-10682</guid>
                <description><![CDATA[Gerçek kontrolü geri almak için sadece bireysel bilinç de yeterli değil. Ekonomik sistemin ve sosyal yapının dayattığı tüketim baskılarını anlamak ve bu yapıya karşı alternatif yollar üretmek gerekiyor. Yapabilir miyiz? Evet!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tüketici olarak seçim yaptığımızı düşünüyoruz ama aslında seçenekler bize önceden belirlenmiş bir çerçevede sunuluyor. Daha çarpıcı bir örnek ise Apple’ın ekosistem politikası. Apple, kullanıcılarına “güvenli ve özel” bir deneyim sunduğunu iddia ediyor. Ancak bu güvenlik, aynı zamanda kullanıcıyı Apple ekosistemine tamamen bağımlı hale getirmek üzerine kurulu. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şirketlerin tüketicileri yönlendirmek için uyguladığı beşinci strateji olan&nbsp;<strong>“Daha Fazla Kontrol Et!”</strong>, tüketiciye bir seçim hakkı sunuyormuş gibi görünen ama aslında tamamen şirketlerin lehine işleyen bir manipülasyon tekniğidir. Büyük şirketler bize seçenek sunduklarını iddia ederken gerçekte karar mekanizmasını hâlâ kendi ellerinde tutuyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tüketiciye daha fazla bilgi verilmesi, şeffaflık sağlanması ya da çeşitli alternatifler sunulması, şirketlerin elindeki en güçlü araçlardan biridir. Ancak buradaki temel amaç, tüketicinin&nbsp;<strong>gerçek anlamda özgürce karar verebilmesini sağlamak değil, onu belli bir çerçevede yönlendirmektir</strong>. Yani, biz daha fazla kontrol sahibi olduğumuzu düşünsek de aslında sistem hâlâ aynı şekilde işlemeye devam ediyor.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><strong>Şeffaflık mı? Manipülasyon mu?</strong></strong></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Günümüzde birçok şirket ürünlerini “doğal”, “organik”, “sürdürülebilir”, “etik üretim” gibi etiketlerle pazarlıyor. Tüketiciye, bilinçli bir seçim yapma imkânı sunulduğu izlenimi veriliyor. Ancak bu etiketlerin ne kadarının gerçekten bir anlamı var?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Örneğin, Türkiye’de gıda sektörüne bakalım. Son yıllarda organik gıda pazarı büyümeye başladı ve birçok markette “organik sertifikalı” ürünler satılıyor. Fakat&nbsp;<strong>organik sertifikaların gerçekten neyi garanti ettiğini bilen kaç kişi var? </strong>Ya da<strong>&nbsp;</strong><strong>bu ürünlerin gerçekten etik ve sürdürülebilir olup olmadığını neye göre anlıyoruz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birçok durumda, bu sertifikalar ya belli başlı şirketlerin kendi belirlediği standartlara dayanıyor ya da sadece bir pazarlama stratejisi olarak kullanılıyor. Tüketici, “organik” veya “doğal” etiketi gördüğünde bilinçli bir seçim yaptığını düşünüyor ama aslında hâlâ aynı sistemin içinde, aynı markaların ürettiği ürünleri satın alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benzer bir durumu tekstil sektöründe de görmek mümkün. Hızlı moda markaları son yıllarda “sürdürülebilir koleksiyonlar” çıkarmaya başladı. “Geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmiş tişörtler”, “çevre dostu üretim süreçleri” gibi sloganlar sıkça kullanılıyor. Ancak bu süreçlerin gerçekten sürdürülebilir olup olmadığını denetleyen bir mekanizma var mı?&nbsp;<strong>Yok. </strong>Tüketici, daha bilinçli olduğunu düşünerek bu ürünleri satın alıyor, ancak bu markalar üretim süreçlerinde hala düşük ücretli işçileri çalıştırıyor, su kaynaklarını aşırı tüketiyor ve karbon ayak izini azaltmak için ciddi adımlar atmıyor. Yani&nbsp;<strong>sürdürülebilirlik, sadece tüketiciyi rahatlatmak için kullanılan bir pazarlama aracı haline geliyor</strong>.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><strong>Dijital Dünyada Kontrol Kimde?</strong></strong></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir diğer kritik alan, teknoloji devlerinin uyguladığı “kontrol illüzyonu.” Akıllı telefonlarımızda, sosyal medya platformlarında veya e-ticaret sitelerinde sürekli olarak&nbsp;<strong>kişiselleştirilmiş öneriler, özel kampanyalar ve kullanıcı dostu ayarlar</strong>&nbsp;ile karşılaşıyoruz. Ama burada gerçekten kontrol kimde?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Diyelim ki bir telefon almak istiyoruz. İnternette birkaç model araştırdık, birkaç siteye girdik. Birkaç dakika içinde Google, Amazon, Hepsiburada veya Trendyol gibi platformlarda bize sürekli o ürünle ilgili reklamlar göstermeye başlıyor. Burada bize sunulan alternatifler gerçekten tarafsız mı? Hayır.&nbsp;<strong>Algoritmalar, bizim neyi görüp neyi görmeyeceğimize karar veriyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sosyal medya platformları da benzer bir şekilde çalışıyor. Instagram veya Facebook’ta sürekli belirli ürünlerin reklamlarını görüyoruz. Hatta bazen bir konu hakkında sadece konuşmak bile algoritmaların bizim için içerik üretmesine yetiyor. Tüketici olarak&nbsp;<strong>seçim yaptığımızı düşünüyoruz ama aslında seçenekler bize önceden belirlenmiş bir çerçevede sunuluyor</strong>.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Daha çarpıcı bir örnek ise Apple’ın ekosistem politikası. Apple, kullanıcılarına “güvenli ve özel” bir deneyim sunduğunu iddia ediyor. Ancak&nbsp;<strong>bu güvenlik, aynı zamanda kullanıcıyı Apple ekosistemine tamamen bağımlı hale getirmek üzerine kurulu</strong>. Bir Apple cihazı aldığınızda, ekosistemden çıkmanız neredeyse imkânsız hale geliyor. iPhone aldıysanız MacBook, iPad, AirPods, iCloud gibi hizmetlere yöneliyorsunuz. Çünkü alternatifler sunulsa da, bu alternatiflerin işlevselliği bilinçli olarak kısıtlanıyor. Kullanıcıya bir özgürlük yanılsaması veriliyor ama sistemin dışına çıkmak oldukça zorlaştırılıyor.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><strong>Gerçek Kontrol Nasıl Sağlanır?</strong></strong></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki, bu tuzaktan nasıl kaçabiliriz? Gerçekten kontrolü elimize almak için ne yapabiliriz? </span><strong>İlk olarak, </strong>ş<span style="color:black">irketlerin sunduğu bilgileri sorgulayın ve mümkünse bağımsız denetim kaynaklarını kullanın. <strong>İkincisi,</strong></span>&nbsp;<span style="color:black">“doğal”, “organik” gibi ifadelerin gerçekten ne anlama geldiğini öğrenin. <strong>Üçüncüsü,</strong> algoritmaların nasıl çalıştığını kavrayarak yönlendirilmiş seçimlerden kaçının. <strong>Son olarak,</strong> büyük markaların sunduğu “kontrollü” seçenekler yerine, küçük üreticileri, yerel işletmeleri ve doğrudan üreticiyi destekleyen platformları tercih edin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Yazı Dizisinin Sonuna Gelirken…</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu yazı dizisini yazarken aklımda tek bir soru vardı:&nbsp;<strong>Gerçekten özgürce seçim yapabiliyor muyuz?</strong>&nbsp;Yoksa büyük şirketlerin bizlere sunduğu&nbsp;<strong>“kontrol illüzyonu”</strong>&nbsp;içinde mi yaşıyoruz? “Buy Now” belgeselini izlediğimde, tüketicilerin nasıl sistemli bir şekilde yönlendirildiğini ve kendi iradeleriyle seçim yaptıklarını sandıklarında bile aslında belirli bir çerçevenin dışına çıkamadıklarını gördüm. Bu yazı serisinde bu belgeseldeki beş temel stratejiyi ele aldım:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">* </span><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-1-daha-fazla-sat-10475" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Daha Fazla Sat!</span></a></strong>&nbsp;<span style="color:black">– Tüketicilerin ihtiyaç duymadığı ürünleri satın almasını sağlamak için yeni ihtiyaçlar yaratılıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">* </span><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-2-daha-fazla-israf-et-10527" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Daha Fazla İsraf Et!</span></a></strong>&nbsp;<span style="color:black">– Ürünler bilinçli olarak kısa ömürlü hale getiriliyor, tamir etmek yerine yenisini almak teşvik ediliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">* </span><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-3-daha-fazla-yalan-soyle-10578" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Daha Fazla Yalan Söyle!</span></a></strong>&nbsp;<span style="color:black">– Şirketler, “yeşil yıkama” gibi taktiklerle sürdürülebilirlik vaatlerinde bulunarak tüketicileri kandırıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">* </span><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-4-daha-fazla-gizle-10629" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Daha Fazla Gizle!</span></a></strong>&nbsp;<span style="color:black">– Fazla üretim imha ediliyor, e-atıklar gelişmekte olan ülkelere yollanıyor, üretim süreçleri şeffaflıktan uzak tutuluyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">* Daha Fazla Kontrol Et!</span></strong>&nbsp;<span style="color:black">– Tüketicilere özgür seçim hakkı varmış gibi gösterilirken aslında her şey büyük şirketlerin belirlediği sınırlar içinde şekilleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu stratejiler, şirketlerin tüketiciler üzerindeki baskıyı nasıl sistematik hale getirdiğini gösteriyor. Ancak Türkiye’de bu durumun özel bir boyutu var.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><strong>Türkiye: Tüketim Üzerinden Şekillenen Bir Toplum</strong></strong></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de ekonomik istikrarsızlık ve yüksek enflasyon, tüketim alışkanlıklarını yalnızca bir ihtiyaç giderme aracı olmaktan çıkarıp,&nbsp;<strong>bir kaçış mekanizmasına</strong>&nbsp;dönüştürdü. Enflasyonist ekonomilerde insanlar, paralarının değer kaybedeceğini bildikleri için&nbsp;<strong>“şimdi almazsam yarın daha pahalı olacak”</strong>&nbsp;düşüncesiyle hareket eder. Bu da tüketimi rasyonel bir tercihten çok,&nbsp;<strong>zorunlu ve dürtüsel bir refleks</strong>&nbsp;haline getirir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Örneğin Avrupa’da insanlar uzun vadeli finansal planlar yapabilirken, Türkiye’de&nbsp;<strong>döviz kurları, zam dalgaları ve faiz politikalarının öngörülemezliği</strong>, tüketicinin gelecek için tasarruf yapma bilincini kaybetmesine neden oluyor. Tüketim, belirsizlik ortamında bireyin kendini geçici olarak daha iyi hissetmesini sağlıyor. İnsanlar, paralarının erimesine tanıklık etmek yerine, ellerindeki nakdi&nbsp;<strong>“şimdi” harcayarak</strong>&nbsp;en azından o an bir değer elde ettiklerini düşünüyorlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu tüketim davranışının kökenleri,&nbsp;<strong>1990’ların sonlarından itibaren Türkiye’de finansal genişlemeyle birlikte kredi kartı sistemlerinin yaygınlaşmasına</strong>&nbsp;dayanıyor. Nasıl mı? Kredi kartlarıyla herkesin erişebileceği bir tüketim modeli oluşturuldu. “Ödeyemiyorsan da sorun değil, çünkü herkes borçlu!” anlayışıyla tüketici finansmanı bir yaşam biçimi haline geldi. <strong>Bugün borçlanarak tüketmek sıradan bir alışkanlık</strong>, hatta bir zorunluluk haline gelmiş durumda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu ekonomik sürecin yanında,&nbsp;<strong>Türkiye’de son 20 yılda büyük bir sosyoekonomik dönüşüm yaşandı</strong>. Kentleşme süreci hızlanırken, geleneksel toplumsal değerlerden kopuş da derinleşti.&nbsp;<strong>Eskiden toplumsal dayanışmaya dayalı bir ekonomi varken, zamanla tüketim odaklı ve bireyselleşmiş bir ekonomik model hâkim oldu</strong><strong>.</strong> İnsanlar, topluluk içinde var olmak için harcamaya yönlendirildi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Küreselleşmeyle birlikte, Batılı tüketim normları Türkiye’de yeni bir&nbsp;<strong>kentli orta sınıf</strong>&nbsp;yarattı. Ancak bu sınıfın en ayırıcı özelliği,&nbsp;<strong>ne kadar ve neyi tükettiğiydi</strong>. İthal markalar ve lüks tüketim, kişisel başarı ve refahın simgesi olarak algılanmaya başladı.&nbsp;<strong>Sahip olmak, ait olmanın ölçütü haline geldi</strong>. Gelir dağılımındaki bozulmaya rağmen, Türkiye’de son 10 yılda lüks araç satışlarının katlanarak artması, bunun en net göstergelerinden biri. İnsanlar, ekonomik güçleri olmasa bile, belirli bir sınıfa ait olduklarını göstermek için tüketmeye devam etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu dönüşümün&nbsp;<strong>en belirgin olduğu alanlardan biri AVM kültürü</strong>. Alışveriş merkezleri, yalnızca bir şeyler satın almak için değil,&nbsp;<strong>sosyalleşmek için gidilen yerler</strong><strong>&nbsp;</strong>haline geldi. Tüketim, yalnızca ihtiyaç gidermek değil, aynı zamanda insan ilişkilerinin de merkezine oturdu. Bu, büyük ölçüde kentleşme ve ekonomik büyümenin bir sonucu gibi görünse de, aslında&nbsp;<strong>toplumsal dönüşümün tüketim üzerine kurulu hale gelmesini sağladı</strong>.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de tüketim çılgınlığının hızlanmasında,&nbsp;<strong>siyasi ve ekonomik politikaların da büyük rolü var</strong>. 2000’li yıllardan itibaren devlet eliyle tüketimin teşvik edilmesi, ekonominin temel büyüme motoru olarak görülmeye başlandı. Genişlemeci para politikalarıyla insanların harcama yapması sağlandı.&nbsp;<strong>Taksitli alışveriş sistemleri</strong>, herkesin lüks tüketime ulaşabilir olmasını kolaylaştırdı. Ancak bu, bir yandan insanların daha fazla borçlanmasına, diğer yandan tüketimin sürdürülemez bir noktaya ulaşmasına yol açtı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ayrıca&nbsp;<strong>ithalata dayalı büyüme modeli</strong>, yerli üretimi zayıflattı ve Türkiye'yi dışarıdan gelen tüketim kalıplarına daha açık hale getirdi. Küresel markaların piyasaya hâkim olması, yerel üreticinin giderek güç kaybetmesine neden oldu. İnsanlar,&nbsp;<strong>yerli ürünlerden çok, yabancı markalara yönlendi</strong>. Tüketiciye seçim hakkı sunuluyormuş gibi görünse de, aslında&nbsp;<strong>kendi pazarımızı kaybetmemizle sonuçlanan bir süreç işledi</strong>.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özellikle&nbsp;<strong>konut ve otomobil gibi büyük ölçekli tüketim harcamaları</strong>, bir statü göstergesi olarak teşvik edildi. Devlet destekli kredi programları, insanları bu tür varlıklara yatırım yapmaya yönlendirdi. Ancak bu tüketim biçimi, ekonomik belirsizlikle birleştiğinde,&nbsp;<strong>insanların uzun vadeli finansal plan yapamamasına ve borç sarmalına girmesine neden oldu</strong>.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bütün bu faktörlerin yanında,&nbsp;<strong>Türkiye’nin dijitalleşme sürecine hızla uyum sağlaması</strong>, tüketim alışkanlıklarını daha da agresif hale getirdi.&nbsp;<strong>E-ticaret platformları ve dijital ödeme sistemleri</strong>, alışverişi hızlı, düşünmeden yapılan bir refleks haline getirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buna ek olarak,&nbsp;<strong>sosyal medya ve influencer kültürü</strong>, tüketimin en büyük itici gücü haline geldi. <strong>Türkiye</strong>, Instagram ve TikTok gibi platformlarda,&nbsp;<strong>reklam gösterimi ve doğrudan pazarlama açısından dünya ortalamasının çok üzerinde bir kullanım oranına sahip</strong>. Bu durum, moda, güzellik ve elektronik ürünlerinde tüketimin&nbsp;<strong>anlık ve kontrolsüz hale gelmesine</strong>&nbsp;neden oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tüm bu süreçler, Türkiye’yi küresel tüketim çılgınlığına yalnızca dahil etmekle kalmadı,&nbsp;<strong>aynı zamanda bunu kendi ekonomik ve toplumsal yapısıyla en hızlı içselleştiren ülkelerden biri haline getirdi</strong>. Enflasyon baskısı, finansal araçların yaygınlaşması, tüketimin statü göstergesi olarak görülmesi ve dijitalleşmenin hızlı etkisi, Türkiye’yi kontrolsüz tüketim için dünyanın en verimli alanlarından biri haline getirdi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Gerçek kontrolü geri almak için sadece bireysel bilinç de yeterli değil.&nbsp;<strong>Ekonomik sistemin ve sosyal yapının dayattığı tüketim baskılarını anlamak ve bu yapıya karşı alternatif yollar üretmek gerekiyor. Yapabilir miyiz? Evet!</strong></span></strong></span></span></em></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><strong>Türkiye'de Kaybedilen Değerler ve Alternatifler</strong></strong></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tüm bu süreç boyunca, maalesef, bazı değerlerimizi kaybettik.&nbsp;<strong>Üretimle bağımızı zayıflattık, israfı olağanlaştırdık, tüketirken gerçekten neyi desteklediğimizi sorgulamamaya başladık.</strong>&nbsp;Seçim yaptığımızı sandık ama aslında hep aynı sınırlı seçenekler içinde hareket ettik.&nbsp;<strong>En kötüsü de, bu sistemin bizim üzerimizde nasıl bir kontrol kurduğunu fark edemedik.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak bu, her şeyin kaybolduğu anlamına gelmiyor.&nbsp;<strong>Çünkü bu sistem, ancak biz bilinçsiz kaldığımız sürece ayakta kalabilir. Yerel üreticileri desteklemek</strong>, büyük şirketlerin dayattığı tüketim düzenini kırmanın bir yolu olabilir. <strong>Tamir kültürünü yeniden canlandırmak</strong>, israf ekonomisini geriletmek için bir adım olabilir. <strong>Dijital manipülasyonlara karşı bilinç geliştirmek</strong>, algoritmaların üzerimizdeki kontrolünü azaltabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gerçek kontrolü geri almak için sadece bireysel bilinç de yeterli değil.&nbsp;<strong>Ekonomik sistemin ve sosyal yapının dayattığı tüketim baskılarını anlamak ve bu yapıya karşı alternatif yollar üretmek gerekiyor. Yapabilir miyiz? Evet!</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonuç olarak, yaşadığımız dünya&nbsp;<strong>bir tüketim arenasına dönüşmüş olabilir, ancak biz sadece izleyiciler değiliz. Evrendeki bu mavi noktayı koruyabilmek, yalnızca şirketlerin insafına kalmış değil.</strong>&nbsp;Çocuklarımıza daha yaşanabilir bir gelecek bırakmak için tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek, daha bilinçli hareket etmek ve manipülasyona karşı koymak zorundayız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Gerçek kontrol, bize sunulan seçeneklerin arasından seçim yapmak değil, seçeneklerimizi kendimiz yaratabilmektir.</span></strong></span></span><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Mar 2025 06:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/tuketim-tuzagi-kural-5-daha-fazla-kontrol-et-1742514958.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Eğitim Paradigması: &quot;4∞&quot; Sistemi ve Hayat Boyu Öğrenme Vizyonu</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-egitim-paradigmasi-4-sistemi-ve-hayat-boyu-ogrenme-vizyonu-10633</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-egitim-paradigmasi-4-sistemi-ve-hayat-boyu-ogrenme-vizyonu-10633</guid>
                <description><![CDATA[Bugünlerde lise eğitiminin 4 yıldan 3 yıla çekilmesi konuşuluyor. Eğitim sistemine köklü bir değişiklik öngören yeni bir model sunabiliriz. Geleneksel "4+4+4" sistemini "4∞" (4 sonsuz) kavramıyla değiştirmeyi hedefleyebiliriz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Sonuç olarak, "4∞" sistemi, eğitimi sadece belirli bir yaş dönemine sıkıştırılmış bir süreç değil, yaşam boyu devam eden bir yolculuk olarak yeniden tanımlayabilir ve hızla değişen dünya koşullarında bireylerin kendilerini sürekli yenileyebilmelerini sağlayacak bir eğitim vizyonu sunabilir.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bugün Pi günü. Her sene mart ayının 14’ü (3.14) uluslararası Pi günü olarak kutlanıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Pi (3.14151...) sayısı temel, evrensel ve sonsuz bir sayı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Neden eğitim sistemimiz de böyle olmasın. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bugünlerde lise eğitiminin 4 yıldan 3 yıla çekilmesi konuşuluyor. Eğitim sistemine köklü bir değişiklik öngören yeni bir model sunabiliriz. Geleneksel "4+4+4" sistemini "4∞" (4 sonsuz) kavramıyla değiştirmeyi hedefleyebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu yenilikçi yaklaşım, eğitimin yalnızca belirli yaş dönemlerine sıkıştırılmış bir süreç değil, yaşam boyu devam eden bir yolculuk olduğu vurgulayacak. Yeni sistem 3-4-5 ve 3-4-5 + Yaşam Boyu şeklindeki zaman çizelgesi ile planlanacak. Erken çocukluk eğitimi 3 yıl sürecek ve aileler çocuklarını 3 yaşında okula gönderebilecek, ancak ilk iki yıl isteğe bağlı olacak ve sadece son yıl zorunlu tutulacak. İlkokul eğitimi 4 yıl boyunca zorunlu olacak. Temel bilgiler ve değerler eğitimi verilecek. Bunu 5 yıllık zorunlu ortaokul eğitimi takip edecek. Akademik eğitimi bütün fırsat eşitliği çerçevesinde bütün öğrencilerimize verecek. Öğrenciler temel konular yanında kodlama, yeni dil öğrenme gibi konularda eğitilecek. Lise eğitimi ise 3 yıl sürecek. Mesleki eğitim ve akademik eğitim ile iç içe geçmiş bir lise eğitimi öğrencilere kendi geleceklerini seçme imkânı verecek. Mezuniyet sonrası eğitime devam etmeyenler 1 yıllık uygulama çalışması için teşvik edilecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yükseköğretim kademesinde, üniversite öğrencileri 4 yıllık lisans eğitimi alabilecek ve mezuniyet sonrası eğitime devam etmeyenler 1 yıl uygulama çalışması için teşvik edilecek. Hak kazanan öğrenciler için bütünleşik doktora programı 5 yıl sürecek ve bu öğrenciler de mezuniyet sonrası 1 yıl uygulama çalışması için teşvik edilecek. Hayat boyu öğrenme vizyonu kapsamında üniversiteler halka açılacak ve vatandaşlar çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri çeşitli programlar aracılığıyla edinip kendilerini geliştirebilecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Pi sayısının (3.14151...) matematikteki evrensel önemi ve sonsuzluğu, eğitimin de yaşam boyu devam eden, sınırsız bir öğrenme süreci olduğu fikrini simgeliyor. Bu vizyon, eğitimi sadece fiziksel okul binalarıyla sınırlamadan hayatın her alanına taşımayı, öğrenmenin yaşla sınırlı olmayan bir süreç olduğunu kabul etmeyi, öğretmenlerin bilgi aktarıcılıktan öğrencilerin keşif yolculuğunda rehberliğe doğru evrilmesini ve eğitim sisteminin nihai hedefinin öğrencilerin potansiyellerini keşfederek mutlu bireyler olmasını sağlamayı hedefleyecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonuç olarak, "4∞" sistemi, eğitimi sadece belirli bir yaş dönemine sıkıştırılmış bir süreç değil, yaşam boyu devam eden bir yolculuk olarak yeniden tanımlayabilir ve hızla değişen dünya koşullarında bireylerin kendilerini sürekli yenileyebilmelerini sağlayacak bir eğitim vizyonu sunabilir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/yeni-egitim-paradigmasi-4-sistemi-ve-hayat-boyu-ogrenme-vizyonu-1741943096.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Amerika İş Planını değiştiriyor: Bedavadan aboneliğe geçiyor</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/amerika-is-planini-degistiriyor-bedavadan-abonelige-geciyor-10604</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/amerika-is-planini-degistiriyor-bedavadan-abonelige-geciyor-10604</guid>
                <description><![CDATA[Bir anlamda ABD, dünyaya “Beni kullanmak istiyorsan abone olmalısın” diyor. Bir şirket, “bedava” modelden “abonelik” modeline geçtiğinde, “açık kaynak” alternatiflerine yeni fırsatlar doğar. Bakalım, dünya düzenindeki bu boşluğu kim dolduracak?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hippi kültürü ve 1960’ların mülkiyet yerine kolektif paylaşımı savunan karşı kültür hareketleri, internetin ücretsiz ve açık bir yapı olarak tasarlanmasını etkiledi. Özellikle hippi hareketinin önemli figürlerinden Stewart Brand’in savunduğu “Bilgi özgür olmak ister” (Information wants to be free) felsefesi, internetin ilk dönemlerindeki açık paylaşım anlayışını besledi. “Whole Earth Catalog” adlı dergide bilgi paylaşımının önemini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu anlayış, internetin ilk yıllarında akademik araştırmaların, açık kaynak yazılımların ve bilginin serbestçe paylaşılmasını teşvik etti. Aynı zamanda, bilgisayarların bireyleri güçlendirebileceğini savunan “Hacker Etiği” fikrinin gelişimine de katkı sağladı. Hippi kültürü ile MIT, Stanford, Berkeley’deki hacker toplulukları arasında ideolojik bir bağ vardır. Açık kaynak yazılım, ücretsiz internet ve özgür bilgi paylaşımı fikri, bu kesişimin bir sonucu oldu. 1970’lerde ve 80’lerde internetin temel protokollerini geliştiren kişiler, bilgiye erişimin serbest olması gerektiğine inanıyordu. ARPANET gibi erken dönem internet sistemleri, ticari kazanç amacıyla değil, bilgi paylaşımı için oluşturuldu. Örneğin, Internet protokollerinin oluşturulduğu IETF (Internet Engineering Task Force) örneğin hala .txt dosyaları gibi en temel dijital enstrümanlar ile oluşturulur. Buradaki amaç her bilgisayarın bu dosyaları açabilmesi ve herkesin buraya katkı verebilmesi içindir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1990’larla birlikte internetin ticarileşmesi başladı. Hatta bu dönüşüm için Sovyetler Birliğinin çöküşü bile beklendi denir. Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünyasında bilgi saklamaya odaklanılmışken, internetle birlikte bilgi paylaşımı esasına dayalı bir paradigma gerekiyordu ki, yaygınlaşsın ve değeri artsın.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugüne kadar “bedava internet” fikri büyük ölçüde reklam modeline dayandı. Google ve Facebook gibi şirketler, daha çok kullanıcıya ulaşarak “network effect” ile değer kazanmayı hedefleyen iş modelleri geliştirdi. Kitlelere erişmek için reklam mecrası haline gelen bu platformlar, yatırımlarını hızlandırarak uzun süre negatif bilançolarla büyüdü. 2000’li yıllarda bu agresif yatırımlar, fiber optik altyapının tüm dünyaya yayılmasını sağladı. Ancak, 2000 krizinde bu yatırımların büyük bir kısmı borsada eridi ve sonuç olarak, internet altyapısını finanse eden aslında halk oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnternetin ticarileşmesindeki ikinci aşama, abonelik modellerine geçişti. “SaaS” (Software as a Service) modeli ile yazılımlar bir hizmet olarak sunulmaya başlandı ve yazılım şirketleri, aylık veya yıllık aboneliklerle gelir elde etmeye başladı. Şimdi ise internet, yapay zekâ asistanları ile üçüncü ticarileşme modeline evriliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ABD, dünyaya “Beni kullanmak istiyorsan abone olmalısın” diyor. Bir şirket, “bedava” modelden “abonelik” modeline geçtiğinde, “açık kaynak” alternatiflerine yeni fırsatlar doğar. Bakalım, dünya düzenindeki bu boşluğu kim dolduracak?</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ABD’nin Küresel Stratejisi: Bedavadan Aboneliğe</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel liderliği ele geçiren ABD ise son yüzyılda neredeyse “bedava” bir modelle ilerledi. Kendi siyasal ve kültürel hegemonyasını yaygınlaştırmak için genişleyerek, Amerikan şirketlerinin ve politikalarının dünyaya yayılmasını sağladı. Bir anlamda, kendisini bir reklam platformu gibi konumlandırdı. Bu, bütün dünyanın bir nevi ABD gibi yaşamaya, yaşadıkça onun üretimlerini daha da çok istemeye dönük bir iş planıydı. Başarısız olmadı çok da başarılı oldu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi, Trump ve Musk ekseninde bir abonelik modeline geçiş söz konusu. ABD, siyasi hegemonyasının en önemli aracı olan NATO’ya, “Para vermezseniz koruma sağlamam” diyerek yeni bir yaklaşım benimsedi. Kanada’ya yardım karşılığında girişimcilik ekosisteminde olduğu gibi “exit” sağlamaya çalışıyor. Grönlandı “firesale” ile almaya çalışıyor. USAID gibi, ülkelerin kılcal damarlarında faaliyet gösteren birçok yardım programı aniden durduruluyor. Fulbright gibi meşhur öğrenci bursları iptal edileceği söyleniyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ukrayna’ya, “Madenlerin karşılığında koruma sağlanır” mesajı verildi. Musk, Starlink uydularını kapatma tehdidinde bile bulundu. Ülkeler arasında karşılıklı ekonomik yaptırımlar ve tarifeler havada uçuşuyor. ABD’nin teknoloji ve ekonomi politikaları da bu dönüşüme aynı şekilde ayak uyduruyor. Çin’e yönelik çip ve yapay zekâ ihracatı sınırlandırıldı, ABD teknolojilerine erişim artık koşullara bağlı hale geldi. Çinli öğrencilere vize engelleri getirildi, burslar ve araştırma fonları belirli ülkelere kapatıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir anlamda ABD, dünyaya “Beni kullanmak istiyorsan abone olmalısın” diyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir şirket, “bedava” modelden “abonelik” modeline geçtiğinde, “açık kaynak” alternatiflerine yeni fırsatlar doğar. Bakalım, dünya düzenindeki bu boşluğu kim dolduracak?</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 06:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/amerika-is-planini-degistiriyor-bedavadan-abonelige-geciyor-1741550587.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uber Amerika’da sürücüsüz taksi yolculuklarına başladı, peki Türkiye?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/uber-amerikada-surucusuz-taksi-yolculuklarina-basladi-peki-turkiye-10586</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/uber-amerikada-surucusuz-taksi-yolculuklarina-basladi-peki-turkiye-10586</guid>
                <description><![CDATA[Amerika’da otonom araçların kullanımı sonucu kaza oranlarının insan sürücülerle yapılan kaza oranlarına göre %80 az olduğunu belirten veriler var. Ancak elbette ki otonom araç sürüşleriyle kazalar sıfıra inmiş değil. 2024 yılında gerçekleşen robotaxi kazası üzerine Waymo filolarını toplattı ve resmi olarak yazılım güncellemesi yaptığını bildirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye’de ise sürücüsüz taksi hizmetine henüz sıra gelmedi, sürücüsüz araçlara ilişkin altyapı yeni gelişiyor. Tam otonom araçların kullanımının önünü açan yasal düzenleme yeni yıla girmeden hemen önce 1 Aralık 2024</strong><strong>’te Resmi Gazete</strong><strong>’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Peki sürücüsüz taksi ne zaman?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hafta başında Amerikan bültenlerinde yayınlanan habere göre Uber ve otonom araç teknolojisi şirketi Waymo işbirliği sonucunda Amerika’nın Teksas eyaletinin Austin şehrinde Uber üzerinden “robotaxi” yolculukları başladı. İşbirliği ile Waymo’nun sürücüsüz araçlarının bir sonraki adımda Atlanta şehrinde Uber kullanıcılarının erişimine sunulması planlanıyor. Uber ile “sürücüsüz araç” tercihi yapanlar Waymo’nun tam elektrik sistemine sahip Jaguar I-Pace modeli araçlarında yolculuk edecek. Uber sürücüsüz araçlar için sisteminde bahşiş alanı bulunmadığını belirtiyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sürücüsüz araçların sağlayıcısı Waymo LLC, 2016’da Google’dan ayrılarak dünyanın en büyük teknoloji şirketleri arasında Amazon ve Apple’dan sonra 3. Sırada yer alan Google’ın da çatısı altında olduğu Alphabet Inc’in iştiraklerinden biri. Waymo’nun otonom araçları 2020’den beri Arizona ve California’nın bazı şehirlerinde kullanılıyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Otonom araç teknolojisi alanının bir diğer oyuncusu General Motors şirketlerinden olan Cruise’un da otonom araçları Batı Amerika şehirlerinde aktif kullanımdayken, bu iki liderin piyasadaki mevcudiyeti sürücüsüz araç teknolojisinin yol güvenliği ölçümlerine ışık tutuyor. Amerika’da otonom araçların kullanımı sonucu kaza oranlarının insan sürücülerle yapılan kaza oranlarına göre %80 az olduğunu belirten veriler var. Ancak elbette ki otonom araç sürüşleriyle kazalar sıfıra inmiş değil. 2024 yılında gerçekleşen robotaxi kazası üzerine Waymo filolarını toplattı ve resmi olarak yazılım güncellemesi yaptığını bildirdi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de ise sürücüsüz taksi hizmetine henüz sıra gelmedi, sürücüsüz araçlara ilişkin altyapı yeni gelişiyor. Tam otonom araçların kullanımının önünü açan yasal düzenleme yeni yıla girmeden hemen önce 1 Aralık 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği’nin ilgili direktifine paralel hazırlanan bu yönetmelik, Karayolları Trafik Kanunu’ndaki güvenlik esasları kapsamında tam otonom araçlara yönelik tip onay sürecini öngörüyor. Yönetmelik, yolcu ve yük taşımacılığı amaçlı ileri derece otomasyon ile çalışan araçlar özelinde düzenlenmiş. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">SAE, Society of Automotive Engineers (Otomotiv Mühendisleri Birliği) tarafından yapılan ve dünya çapında referans alınan beş seviyedeki sınıflandırmaya göre, seviye 0 tüm kontrollerin sürücüde olduğu aşamayken, seviye 5 ise aracın her koşulda, her yerde tamamen insansız yol alabildiğini ifade ediyor. Waymo ve Cruise şirketlerinin hali hazırda Amerika’da kullanılan sürücüsüz araçları bu standarda göre, coğrafi sınırlamaya tabi olarak, sistemine kayıtlı rota alanlarında yol alabildiğinden 4. seviye kabul ediliyor. 5. seviyede araç ise dünyada henüz topluma lanse edilmiş değil.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelişmekte olan yapay zekayla etkileşimli olarak araç teknolojileri de devinim kazanırken kent yaşamı da buna bağlı olarak dönüşüme doğru gidiyor. İngiltere ve Avrupa’da pek çok ülke yayınladığı raporlarla 2030 ve 2040 yıllarına dek otonom araç kullanımının aktifleştirilmesi için gerekli yasal ve çevresel altyapı çalışmaları öngörerek hedeflerini koydu. Örneğin Avusturya 2030’a kadar kullanılan tüm araçların en az %10’unun otonom araç haline gelmesini hedeflerken Norveç’te Türk şirketi Karsan’ın geliştirdiği seviye 4 otobüsleri hali hazırda kullanılıyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ülkemizde tam otonom araçlara ilişkin endüstri arka planda dikkate değer çalışmalar sürdürüyor. Söz konusu yönetmelik ile uygulama zemini oluştu ve bu araçların tip onay prosedürünün düzenlenmesiyle araçların kullanımı yasal düzlemde tanınmış oldu. Havelsan, Ford Otosan, Otokar gibi şirketler seviye 3 ve 4 araçlar geliştirirken diğer yandan otonom araç yazılım ve donanım alanında öne çıkan LeoDrive, askeri, yolcu ve yük taşıma amacıyla seviye 5 araçlara yeşil ışık yakmış durumda. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Mar 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/uber-amerikada-surucusuz-taksi-yolculuklarina-basladi-peki-turkiye-1741383151.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüketim Tuzağı: Kural 3 - Daha Fazla Yalan Söyle!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-3-daha-fazla-yalan-soyle-10578</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tuketim-tuzagi-kural-3-daha-fazla-yalan-soyle-10578</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bilinçli tüketiciler,&nbsp;yalnızca ambalaj üzerindeki "çevreci" ifadelerle yetinmek yerine şirketlerin uzun vadeli sürdürülebilirlik taahhütlerini ve uygulamalarını sorguladıkça,&nbsp;yeşil yıkama stratejileri etkisini kaybedecek, gerçekten sürdürülebilir üretim yapan firmalar ise rekabet avantajı kazanacaktır. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha önceki iki yazıda şirketlerin bizi nasıl daha fazla tüketmeye yönlendirdiğini ele aldım:&nbsp;<strong>Önce yeni ihtiyaçlar yarattılar, sonra elimizdekileri hızla tüketmemiz için planlı eskitme stratejileri geliştirdiler.</strong>&nbsp;Ancak bu düzenin sürdürülebilmesi için daha fazla satın almak ve daha fazla israf etmek yeterli değil. <strong>Aynı zamanda, bu tüketim çılgınlığını&nbsp;sürdürülebilirlik kisvesi altında meşrulaştırmamız&nbsp;da</strong> gerekiyor. İşte bu noktada&nbsp;<strong>yeşil yıkama </strong>(greenwashing)&nbsp;devreye giriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeşil yıkama,&nbsp;şirketlerin çevre dostu görünmek için gerçekte sürdürülebilir olmayan uygulamalarını manipülatif bir dille sunmasıdır.&nbsp;Küresel markaların&nbsp;<strong>%100 geri dönüştürülebilir</strong> etiketiyle pazarladığı plastik şişelerin büyük kısmının çöpe gitmesi, lojistik devlerinin&nbsp;<strong>karbon nötr nakliye</strong> söylemiyle emisyonlarını gizlemesi&nbsp;veya moda sektörünün&nbsp;<strong>sürdürülebilir koleksiyonlar</strong> altında hızlı tüketimi teşvik etmesi, bu aldatmacanın en bilinen örnekleridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu süreç sadece tüketiciyi yanıltmakla kalmaz,&nbsp;gerçekten sürdürülebilir üretim yapan firmaları da rekabet dışına iter.&nbsp;Asimetrik bilgi sorunu nedeniyle tüketiciler, çevreye gerçekten duyarlı markalar ile yalnızca “yeşil” görünmeye çalışanları ayırt edemez hale gelir. Çoğu dünya devi, tüketici algısını yöneterek düşük maliyetli sahte sürdürülebilirlik uygulamalarıyla avantaj sağlarken, gerçekten sorumlu üretim yapan firmalar daha yüksek maliyetlere katlanmalarına rağmen rekabet edemez hale gelir.&nbsp;Bu da&nbsp;piyasada kötü kaliteyi ödüllendiren bir ters seçim (adverse selection) mekanizmasını tetikler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yazıda,&nbsp;geri dönüşüm mitlerinden karbon nötr kandırmacasına, sahte yeşil sertifikalardan Türkiye’deki sürdürülebilirlik uygulamalarına kadar&nbsp;yeşil yıkamanın farklı yüzlerini inceleyeceğim.&nbsp;Şirketler sahte sürdürülebilirlikle hem tüketiciyi hem de piyasayı nasıl manipüle ediyor?&nbsp;Gerçekten çevre dostu, sosyal sorumluluk sahibi üretim yapmak neden büyük markalar karşısında dezavantajlı hale geliyor? Tüketiciler olarak bu aldatmacayı nasıl fark edebilir ve bu manipülasyondan nasıl kaçınabiliriz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Geri Dönüşüm Miti ve Plastik Aldatmacası</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Plastik şişelerin üzerindeki&nbsp;“%100 geri dönüştürülebilir”&nbsp;ibaresi, çoğu tüketiciye çevre dostu bir seçim yaptığını düşündürüyor. Ancak gerçek çok farklı:&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/cevre/dunya-genelinde-plastik-atiklarin-sadece-yuzde-9u-geri-donusturulebiliyor/2510128" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">Dünya genelinde plastik atıkların yalnızca % 9’u gerçekten geri dönüştürülüyor</span></a>, geri kalanı çöplüklere, okyanuslara ya da gelişmekte olan ülkelere ihraç ediliyor.&nbsp;Türkiye de bu sistemin bir parçası; her yıl&nbsp;binlerce ton plastik atık ithal ediliyor ve geri dönüşüm adı altında çevresel tahribat yaratılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geri dönüşüm miti,&nbsp;<strong>iki büyük yanıltmacaya dayanıyor</strong>. Birincisi, şirketlerin&nbsp;“geri dönüştürülebilir” ifadesini kullanarak tüketicinin vicdanını rahatlatması. Oysa geri dönüştürülebilir olmak, o plastiğin gerçekten geri dönüştürüleceği anlamına gelmiyor. Çoğu plastik atık,&nbsp;ekonomik ya da teknik nedenlerle işlenemediği için çöpe gidiyor.&nbsp;İkincisi,&nbsp;atık yönetiminin büyük ölçüde düşük gelirli ülkelere devredilmesi. Türkiye, Avrupa’nın en büyük plastik atık ithalatçılarından biri olarak&nbsp;geri dönüşüm adı altında çöplük haline getiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Büyük şirketler bu süreçte&nbsp;negatif dışsallıkları gizleyerek maliyetleri topluma yüklüyor. Plastik atıklarını azaltmak yerine, bireylere&nbsp;geri dönüşüm sorumluluğu yükleyerek&nbsp;hem üretimlerine devam ediyor hem de çevre dostu görünmeyi başarıyorlar. Oysa çözüm,&nbsp;şirketlerin gerçekten sürdürülebilir alternatiflere yönelmesi, bağımsız denetimlerin artması ve tüketicinin yeşil yıkamaya karşı bilinçlenmesiyle&nbsp;mümkün.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Karbon nötr iddialarının güvenilir olabilmesi için şirketlerin yalnızca karbon kredisi satın almak yerine&nbsp;doğrudan emisyon azaltıcı adımlar atması gerekiyor.&nbsp;Ama yetmez! Tüketiciler de bu konuda bilinçlenmeli ve&nbsp;karbon nötr etiketlerine sorgusuz güvenmek yerine bağımsız denetlenen sertifikalara dikkat etmeli.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Karbon Nötr Nakliye ve Dengeleme Kandırmacası</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son yıllarda birçok şirket&nbsp;<strong>karbon nötr</strong>&nbsp;olduğunu iddia ediyor. Havayolları, lojistik firmaları ve e-ticaret devleri, karbon salımlarını telafi ettiklerini öne sürerek çevreye zarar vermediklerini savunuyor. Ancak bu iddiaların çoğu&nbsp;gerçek emisyon azaltımı yerine yalnızca algıyı yönetmeye dayanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Karbon nötr olmanın en yaygın yollarından biri&nbsp;<strong>karbon dengeleme</strong> (carbon offsetting)&nbsp;mekanizmalarıdır. Şirketler, atmosfere saldıkları karbonu telafi etmek için&nbsp;ağaç dikme, yenilenebilir enerji projelerine yatırım yapma veya karbon kredisi satın alma&nbsp;yoluna gider. Ancak&nbsp;bu projelerin çoğu etkili olmaktan çok, şirketlerin çevreci görünmesini sağlamak amacıyla kullanılıyor.&nbsp;Örneğin, ağaç dikme projeleri, uzun vadede karbon emilimine katkı sağlasa da&nbsp;yeni dikilen bir ağacın karbon emmeye başlaması onlarca yıl sürebilir ve orman yangınları gibi felaketler bu hesaplamaları geçersiz kılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benzer şekilde, bazı <strong>karbon kredisi projeleri</strong>&nbsp;zaten var olan ormanları koruma vaadine dayanarak&nbsp;şirketlere "karbon nötr" etiketi kazandırıyor. Bu durumda,&nbsp;gerçekte yeni bir emisyon azaltımı gerçekleşmiyor, yalnızca şirketlerin kağıt üzerinde daha sürdürülebilir görünmesini sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’de de büyük markalar, karbon nötr nakliye hizmetleri sunduklarını iddia ediyor. Ancak&nbsp;bu süreç çoğunlukla karbon dengeleme mekanizmalarına dayanıyor, doğrudan emisyon azaltımı hedeflenmiyor.&nbsp;İlaveten, Türkiye’de karbon dengeleme piyasasının yeterince düzenlenmemesi,&nbsp;şirketlerin gerçekten ne kadar karbon azalttığını belirsiz hale getiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Karbon nötr iddialarının güvenilir olabilmesi için şirketlerin yalnızca karbon kredisi satın almak yerine&nbsp;doğrudan emisyon azaltıcı adımlar atması gerekiyor.&nbsp;Ama yetmez! Tüketiciler de bu konuda bilinçlenmeli ve&nbsp;karbon nötr etiketlerine sorgusuz güvenmek yerine bağımsız denetlenen sertifikalara dikkat etmeli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeşil Sertifikalar ve Etiketler – Gerçek mi, Yalan mı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Alışveriş yaparken&nbsp;<strong>çevre dostu, sürdürülebilir, organik veya karbon nötr</strong>&nbsp;gibi etiketlere ne kadar güvenebiliriz? Büyük şirketler, tüketicinin çevre bilincini fırsata çevirerek&nbsp;yeşil sertifikalar ve etiketler aracılığıyla kendilerini sürdürülebilir göstermeye çalışıyor.&nbsp;Ancak bu iddiaların çoğu&nbsp;bağımsız denetime tabi değil ve şirketlerin kendi belirlediği kriterlere dayanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birçok şirket, ürünlerine ve üretim süreçlerine dair çevre dostu olduklarını kanıtlamak için&nbsp;yeşil sertifikalar ve sürdürülebilirlik belgeleri kullanıyor.&nbsp;Ancak bu sertifikaların çoğu,&nbsp;şirketler tarafından finanse edilen özel kuruluşlar veya gevşek kriterlerle verilen belgelerden ibaret.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin, birçok gıda ve tekstil markası&nbsp;<strong>“</strong>eko-etiketler”&nbsp;kullanarak çevre dostu üretim yaptığını iddia ediyor. Ancak bu sertifikaların bir kısmı&nbsp;gerçek denetim süreçlerinden geçmiyor&nbsp;ve sadece pazarlama amaçlı kullanılıyor.&nbsp;Bağımsız bir otorite tarafından sıkı denetim yapılmadığında, bu sertifikalar tüketiciyi yanıltmaktan öteye geçmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’de de birçok şirket,&nbsp;çevreci sertifikalar ve sürdürülebilirlik raporları hazırlıyor.&nbsp;Ancak bu belgelerin içeriği&nbsp;genellikle şeffaf değil ve bağımsız denetim eksikliği nedeniyle gerçek sürdürülebilirliği garanti etmiyor. Özellikle bazı büyük şirketler,&nbsp;çevresel etkilerini azaltmak yerine, sürdürülebilirlik raporlarıyla “yeşil görünmeyi” tercih ediyor.&nbsp;Örneğin, büyük üreticiler&nbsp;karbon salımını düşürmek yerine, yalnızca karbon azaltımı hedefleri belirleyerek yeşil sertifikalar alabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu noktada yine&nbsp;asimetrik bilgi sorunu&nbsp;ortaya çıkıyor.&nbsp;Tüketiciler, şirketlerin gerçekten sürdürülebilir olup olmadığını anlamakta zorlanıyor.&nbsp;Çünkü bu etiketler/raporlar&nbsp;denetimsiz olduğunda, sahte çevreci kimlik oluşturmanın bir aracı haline gelebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçek çevre dostu ürünleri nasıl ayırt edebiliriz?<strong> Bağımsız denetimli sertifikaları araştırın.</strong>&nbsp;Örneğin,&nbsp;EU Ecolabel, FSC (Orman Yönetim Konseyi) veya GOTS (Global Organic Textile Standard)&nbsp;gibi sertifikalar daha güvenilir kabul edilir. Ancak, şirketin kendi belirlediği kriterlere dayanan "yeşil" logolar veya&nbsp;denetimsiz üçüncü taraf sertifikalarına&nbsp;karşı dikkatli olun. <strong>Genel ifadeler yerine somut verileri inceleyin.</strong>&nbsp;“Çevre dostu” veya “sürdürülebilir” gibi belirsiz iddialar yerine,&nbsp;ürünün üretim sürecinde ne kadar karbon salındığı, ne kadar su tasarrufu sağlandığı veya geri dönüştürülen malzeme oranı gibi ölçülebilir veriler&nbsp;sunan markaları tercih edin. <strong>Şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarını sorgulayın.</strong>&nbsp;Raporda sadece hedefler mi var, yoksa gerçekleşen somut veriler de paylaşılıyor mu? Örneğin, şirketler yıllık karbon emisyonlarını ve su kullanım oranlarını açıkça raporluyor mu?&nbsp;Raporlar bağımsız bir denetimden geçmiş mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bilinçli tüketiciler,&nbsp;yalnızca ambalaj üzerindeki "çevreci" ifadelerle yetinmek yerine şirketlerin uzun vadeli sürdürülebilirlik taahhütlerini ve uygulamalarını sorguladıkça,&nbsp;yeşil yıkama stratejileri etkisini kaybedecek, gerçekten sürdürülebilir üretim yapan firmalar ise rekabet avantajı kazanacaktır. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeşil yıkamanın yarattığı algı, çevre politikalarının da etkisini azaltıyor. Eğer büyük şirketler, karbon emisyonlarını düşürmeden "karbon nötr" olduklarını iddia edebiliyorsa,&nbsp;gerçek sürdürülebilirlik politikalarına olan ihtiyaç göz ardı edilebiliyor.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeşil Yıkamanın Toplumsal ve Ekonomik Sonuçları</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeşil yıkama, sadece tüketicileri yanıltmakla kalmaz, aynı zamanda&nbsp;<strong>gerçekten sürdürülebilir üretim yapan şirketleri rekabet edemez hale getirir.</strong>&nbsp;Sürdürülebilir üretim yapmak, çoğu zaman daha yüksek maliyetler gerektirir.&nbsp;Geri dönüştürülebilir veya doğa dostu hammaddeler kullanmak, karbon emisyonlarını gerçekten azaltmak veya enerji tüketimini düşürmek&nbsp;ciddi yatırımlar gerektirir. Ancak büyük markalar,&nbsp;gerçekten sürdürülebilir üretim yapmak yerine sahte yeşil sertifikalar ve pazarlama taktikleriyle aynı algıyı yaratabildiğinde, rekabet avantajını ele geçirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’de de bazı üreticiler, gerçekten çevre dostu üretim yapmak için mücadele ederken,&nbsp;bazı büyük firmalar şeffaf olmayan sürdürülebilirlik raporları ve “yeşil” etiketlerle piyasada daha güçlü hale geliyor.&nbsp;Bu, piyasada&nbsp;ters seçim (adverse selection) mekanizmasını&nbsp;çalıştırıyor:&nbsp;Kaliteli ve gerçekten sürdürülebilir üretim yapan firmalar, düşük maliyetle yeşil görünen firmalarla rekabet edemediği için piyasadan çekilmek zorunda kalabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan, tüketiciler, sürdürülebilir ürünler ve hizmetler için çoğu zaman daha fazla ödeme yapmaya razı. Ancak yeşil yıkama yaygın hale geldiğinde,&nbsp;<strong>tüketiciler gerçekten çevreci olan markalarla sahte sürdürülebilirlik iddialarında bulunanları ayırt edemez hale geliyor.</strong> Bu durum, uzun vadede&nbsp;tüketici güvenini sarsıyor.&nbsp;Bir kez kandırıldığını fark eden tüketici,&nbsp;gerçekten sürdürülebilir olan firmalara bile şüpheyle yaklaşmaya başlıyor.&nbsp;Böylece çevre dostu üretime yatırım yapan şirketler, hak ettikleri desteği göremeyebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeşil yıkamanın yarattığı algı, çevre politikalarının da etkisini azaltıyor</strong>. Eğer büyük şirketler, karbon emisyonlarını düşürmeden "karbon nötr" olduklarını iddia edebiliyorsa,&nbsp;gerçek sürdürülebilirlik politikalarına olan ihtiyaç göz ardı edilebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’de çevresel düzenlemeler ve sürdürülebilirlik raporlama zorunlulukları artırılsa da,&nbsp;bağımsız denetim mekanizmalarının eksikliği&nbsp;büyük şirketlerin bu boşlukları kullanmasına neden oluyor.&nbsp;Devlet politikalarının etkili olabilmesi için, şeffaf raporlama ve sıkı denetimlerin uygulanması gerekiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Büyük şirketlerin çevresel etkilerini gizleme çabası yalnızca yeşil yıkamayla sınırlı değil.&nbsp;Sürdürülebilirlik adına üretim süreçlerini iyileştirmek yerine, üretim fazlası ürünleri bağışlamak veya geri dönüştürmek yerine, yepyeni ürünleri bilinçli olarak yok eden markalar var.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Gerçek Sürdürülebilirlik İçin Ne Yapılmalı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeşil yıkama, sadece tüketicileri yanıltan bir pazarlama taktiği değil, aynı zamanda&nbsp;<strong>çevresel politikaların etkisizleşmesine, gerçekten sürdürülebilir üretim yapan işletmelerin rekabet edemez hale gelmesine ve toplumda güven kaybına yol açan</strong>&nbsp;ciddi bir sorun! Büyük şirketler, karbon nötr iddialarından geri dönüşüm mitlerine kadar çeşitli yollarla&nbsp;çevreye zarar vermeye devam ederken, sürdürülebilir görünmeyi başarıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak bu konuda önemli adımlar da atılıyor. Türkiye’de&nbsp;KGK tarafından çok yakın zamanda uygulamaya konan <a href="https://www.kgk.gov.tr/surdurulebilirlik-standartlar" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS)</span></a>, büyük şirketler için sürdürülebilirlik raporlamasını zorunlu hale getirdi.&nbsp;Bu, piyasada şeffaflığı artırmak için çok önemli bir adım. Gerekli bir adım. Ve evet, bu sefer dünyayı geriden takip etmiyoruz, hatta öncü bir rol üstlendiğimiz bile söylenebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama şunu not edelim: Sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama zorunluluğuyla değil,&nbsp;raporların sıkı denetimi ve şirketlerin kendi uzun vadeli çıkarlarını gözeterek gerçekten çevresel/sosyal/yönetişimsel sorumluluk almasıyla mümkün olabilir. Şirketler, sürdürülebilirliği bir pazarlama aracı olarak görmeye devam ederse, uzun vadede kendi varlıklarını riske atacaklarını anlamalı.&nbsp;Tüketicilerin güvenini kaybetmek, düzenleyici baskılarla karşılaşmak ve piyasa dönüşümlerine ayak uyduramamak,&nbsp;bu yaklaşımı sürdüren şirketleri rekabet dışına itecektir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gelelim en önemli meseleye.. Özellikle <strong>gençlerin sürdürülebilirlik konusunda doğru eğitilmesi </strong>ve <strong>gerçekten çevreye duyarlı üretim yapan şirketlerin korunması</strong> şart! Eğitim,&nbsp;tüketici alışkanlıklarını ve iş dünyasının gelecekteki yöneticilerini şekillendirdiği için, sürdürülebilirliğin bir trend değil,&nbsp;uzun vadeli bir zorunluluk olduğunun&nbsp;erken yaşta benimsenmesi gerekiyor.&nbsp;Gençlerin bilinçli tüketici ve sorumlu iş insanları olarak yetişmesi, yeşil yıkamaya karşı daha dirençli bir toplum yaratacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten sürdürülebilir üretim yapan işletmelerin desteklenmesi, piyasada&nbsp;sahte çevreci iddialar yerine gerçek çözümlerin ödüllendirilmesini sağlar.&nbsp;Küçük ve orta ölçekli işletmeler, büyük firmaların yeşil yıkama stratejileri karşısında dezavantajlı hale gelmemeli,&nbsp;şeffaf raporlama, teşvik mekanizmaları ve bilinçli tüketici tercihleriyle desteklenmeli.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazının sonuna gelirken vurgulanması gereken önemli bir nokta da şu:&nbsp;<strong>Büyük şirketlerin çevresel etkilerini gizleme çabası yalnızca yeşil yıkamayla sınırlı değil.</strong>&nbsp;Sürdürülebilirlik adına üretim süreçlerini iyileştirmek yerine, üretim fazlası ürünleri bağışlamak veya geri dönüştürmek yerine, yepyeni ürünleri bilinçli olarak yok eden markalar var.&nbsp;Atık yönetimi ve imha süreçleri üzerindeki bu perdeyi kaldırdığımızda,&nbsp;şirketlerin neden kullanıma uygun malları yok ettiğini, bunu nasıl gizlediklerini ve bu stratejinin nasıl büyük bir kaynak israfına yol açtığını göreceğiz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir sonraki yazıda,<strong> Daha Fazla Gizle </strong>stratejisiyle büyük şirketlerin atık yönetimindeki büyük aldatmacasını ele alacağım.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Mar 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/tuketim-tuzagi-kural-3-daha-fazla-yalan-soyle-1741294962.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Girişimcilik ve teknoloji</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/girisimcilik-ve-teknoloji-10521</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/girisimcilik-ve-teknoloji-10521</guid>
                <description><![CDATA[Girişimcilik ekosisteminin, yeni girişimlerin başarı sağlaması tek başına ne yazık ki mümkün değil. Çok taraflı, katılımcı ve şeffaf bir iş birliği mekanizması inşa etmek şart.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ülkeler arasındaki gelir düzey ve dağılımındaki eşitsizlikler gibi makro faktörler başta olmak üzere girişimciliğe dair oluşmuş olan yanlış algı ve paradigmalarının değişimi, teknoloji ve özellikle yapay zekânın dönüştürücü etkisinin anlaşılması, sürdürülebilirlik perspektifinin sağlam bir şekilde oluşturulması, girişimci dostu ülkelerin sayısının artması ve ekosisteme dair hususların daha uygun ve elverişli hale getirilmesi gibi konuların öncelik haline gelmesi gerekiyor.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff"><em>“Mesele nakavt olup olmadığınız değil, ayağa kalkıp kalkmayacağınızdır.”</em></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">​Vincent Thomas Lombardi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">25 yıldan beri dünyanın birçok ülkesindeki girişimcilik faaliyetlerini ölçen Global Entrepreneurship Monitor (GEM)’in 2024-2025 küresel raporu bu hafta yayınlandı. 120’den fazla ülkedeki saha çalışmalarına ve bilimsel tekniklerle toplanan verilere dayanan bu rapor, dünyanın girişimcilik alanındaki en kapsamlı veri tabanını oluşturuyor. Bu yazımda size özet olarak bu raporun sonuçlarından ve teknoloji ile ilişkisinden kısaca bahsetmek istiyorum. Öncelikle GEM 2024-2025 küresel raporunda öne çıkan başlıklara göz atalım:&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- <strong>“Başarısızlık” korkusunun artması: </strong>Rapora göre en çarpıcı sonuçlardan biri, birçok kişinin şimdilerde iş kurmanın eskiye göre daha kolay olduğunu ancak çok fazla potansiyel girişimcinin olması ve şiddetli rekabet sebebi ile başarısızlığa uğrama olasılığının daha yüksek olduğunu düşündüğü saptanmıştır. Bu da birçok kişinin iş kurmaktan vazgeçme eğiliminde olduğunu göstermektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- <strong>Kadın girişimcilerin girişimcilik kaynaklarına erişim yoksunluğu:</strong> Raporda bir diğer öne çıkan sonuç, geleneksel girişimci tanım ve algısının küresel çapta ne yazık ki hala değişmediği ve erkeklerin iş kurma olasılığının kadınlardan yüksek olduğudur. Bu durum çağdaş girişimciliğin gerçekliği olmaktan uzaktır ve bu sebeple geleneksel girişimcilik algısının yeniden yapılandırılması ihtiyacını ortaya koymaktadır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- <strong>Gelir düzeyindeki eşitsizlikler:</strong> Raporun geneline atıf verecek olursak istihdam yaratma ve inovasyon beklentileri açısından farklılıklar, küresel çapta ülkeler arasındaki gelir düzeyindeki eşitsizlikler ile açıklanmaktadır. Birçok girişimcinin, girişimlerinin ilk üç yılında kimseyi işe almayı düşünmedikleri ve ürün veya hizmet inovasyonunu karşılayacak kaynak ve güce sahip olmadıkları saptanmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- <strong>Girişimciliğin sürdürülebilirlik ile ilişkisi: </strong>Rapora göre birçok yeni işletmenin daha sürdürülebilir bir dünya için yönetsel karar verme süreçlerinde özellikle sosyal ve çevresel etkileri göz önüne aldıkları saptanmıştır. Ayrıca kadın girişimcilerin sürdürülebilirlik stratejilerini daha fazla öncelik olarak aldığı görülmüştür. Bu da girişimcilerin ve özellikle kadın girişimcilerin küresel iklim krizi ile savaşma ve sürdürülebilirlik odaklı adımlar atma eğiliminde olduğunu ortaya koymaktadır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- <strong>“Yapay zekâ” farkındalığı:</strong> Rapora göre yapay zekâ konusunda önemli düzeyde bir farkındalık eksikliği bulunduğu ve girişimcilerde hala yapay zekâ konusunda önyargı olduğu saptanmıştır. Bu da girişimcilik ekosisteminin küresel çapta yapay zekâ ve ilgili teknolojiler konusunda derinleşmesi gerektiğini göstermektedir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">-&nbsp;<strong>Girişimcilik başarısı için uygun ortamların bulunmaması: </strong>Rapor ayrıca birçok ülkenin girişimcilik açısından elverişli olmadığını ve girişimcilik ekosisteminin yeterli düzeyde iyi olmadığını ortaya koymuştur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Görüldüğü gibi girişimcilerin, girişimcilik ekosisteminin, yeni girişimlerin başarı sağlaması tek başına ne yazık ki mümkün değil. Çok taraflı, katılımcı ve şeffaf bir iş birliği mekanizması inşa etmek şart. Daha spesifik olursak; ülkeler arasındaki gelir düzey ve dağılımındaki eşitsizlikler gibi makro faktörler başta olmak üzere girişimciliğe dair oluşmuş olan yanlış algı ve paradigmalarının değişimi, teknoloji ve özellikle yapay zekânın dönüştürücü etkisinin anlaşılması, sürdürülebilirlik perspektifinin sağlam bir şekilde oluşturulması, girişimci dostu ülkelerin sayısının artması ve ekosisteme dair hususların daha uygun ve elverişli hale getirilmesi gibi konuların öncelik haline gelmesi gerekiyor. Bununla beraber girişimcilik açısından elbette teknolojinin çok stratejik bir itici güç olduğunun da hep hatırlanması gerekiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kalın sağlıcakla…</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Feb 2025 03:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/girisimcilik-ve-teknoloji-1740521201.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay genel zekâ: İnsanlığın yeni yol arkadaşı mı, rakibi mi?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-genel-zeka-insanligin-yeni-yol-arkadasi-mi-rakibi-mi-10487</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-genel-zeka-insanligin-yeni-yol-arkadasi-mi-rakibi-mi-10487</guid>
                <description><![CDATA[İnsan zekâsı da öte yandan biyolojik sınırlarla çevrili: Beyin kapasitesi, algılama yetisi, sosyal etkileşimler ve fiziksel beceriler sınırlı ve çok yavaş gelişiyor. Ancak insan zekâsını farklı kılan, yaratıcılık, sezgi, duygusal zekâ ve bilinç gibi niteliksel unsurlar. Öte yandan, yapay zekânın gelişimini sınırlayan net bir üst sınır görünmüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Öğrenme, uyum sağlama, yaratıcılık ve sezgi yapay zekâ için bir hedeftir. Ancak, duygusal derinliği, yaratıcılığı ve uyum yeteneğiyle insan zekâsı, vazgeçilmez bir değer olmaya devam edecektir. Özellikle bilinç. Henüz bilinç felsefeciler tarafından tam olarak anlaşılmamışken yapay zekâ sistemleri şu anda ancak bilinç taklidi yapabilir!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekâ çağında insanlık ikinci plana mı düşecek? Bu soru her zaman tartışılmasa da birçok kişinin aklında. Yapay zekâ alanındaki gelişmeler hem umut hem de endişe kaynağı. Ütopik senaryolar bir yana, bugün yapay zekâyı öncelikle bir araç olarak görmek daha gerçekçi. Ancak bu “araç”, onu etkin kullananları diğerlerinin önüne geçirecek kadar güçlü ve etkisi giderek artıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Genel Zekâ (Artificial General Intelligence - AGI), insan düzeyinde veya ötesinde genel problem çözme yeteneğine sahip sistemler olarak tanımlanıyor. Günümüzde kullanılan dar yapay zekâ sistemlerinden farklı olarak, AGI, insan gibi düşünebilecek ve öğrenebilecek mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dar yapay zekâ sistemleri belirli alanlarda insan performansını aştı. Örneğin insansız seyreden bir araç normal bir sürücünün ömrü hayatında gördüğü normal veya kazalı seyir ihtimallerinin astronomik olarak daha fazlasını görmüş ve bir insandan daha hızlı refleks ile en avantajlı duruma karar verecek atiklikte. Aynı şekilde insansı bir robot, izleyerek bünyesindeki eklemleri bir desen ile hareket ettirmeyi öğrenerek, normal bir insan gibi hareket edecek, konuşurken onunla ilgili yüz mimiklerini hareket ettirecek ama bir insandan daha kuvvetli ve insan hafızasının alacağından kat ve kat daha fazla bilgiyi kendi yapay zihninde barındırır olacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün, Hindistan Başbakanı Modi’nin Fransa’daki geçen hafta gerçekleşen yapay zekâ konferansında verdiği bir örnek, mevcut yapay zekâ sistemlerinin sınırlarını da ortaya koyuyor: Yapay zekâdan sol elle yazan bir insan çizmesi istendiğinde, sağ elle yazanı çizecektir. Çünkü eğitim verilerinde sol elle yazanlar çok azdır. Benzer şekilde, ağzına kadar dolu bir şarap kadehi çizmekte de zorlanacaktır. Çünkü öyle bir örnek görmemiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak bu sınırlar, yapay zekânın öğrenme potansiyelini göz ardı etmeyi gerektirmemeli. Modern modeller, başlangıçta görmedikleri örnekleri bile anlayıp üretebilir hale gelmesi çok yakın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bununla birlikte bir insan gibi performans göstermesi için genelleştirme yapabilmesi gerekiyor. Yani farklı alanlardaki öğrenimleri bağlamsal ve ince ayrıntılarla birlikte, açık bir programlamaya ihtiyaç duymadan aktarabilmesi gerekiyor. Mesela, bir insan araba kullanmayı öğrendiyse, biraz adaptasyon ile dron uçurmayı da başarabiliyor. Yapay Genel Zekâda ise satranç oynayacak stratejiye sahipse, <span style="color:black">bu stratejik düşünme becerisini borsa analizinde veya hava durumu tahminlerinde </span>ekstra bir programlama ihtiyacı olmadan kullanması isteniyor. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay zekânın gelişimini sınırlayan net bir üst sınır görünmüyor. Veri işleme kapasitesi, donanım gücü, yazılım yetenekleri ve etkileşim ölçeği, yeterli kaynak sağlandığında sürekli artabilir. Bu durum, yapay zekânın belirli alanlarda insanı geride bırakmasını teorik olarak mümkün kılıyor.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca, yeni durumlarla karşılaştıklarında bağımsız bir şekilde uyum sağlayabilmeli ve deneyimlerden öğrenebilmesi gerekiyor. Bir insan bir başka ülkeye gittiğinde yeni bir dil ve kültüre gözlem ve deneyim ile uyum sağlayabiliyor. Yapay genel zekada ise örneğin<span style="color:black">, bir fabrikada üretim hattında çalışan yapay zekâ sistemi, daha önce hiç görmediği yeni bir ürün modeliyle karşılaştığında, mevcut bilgilerini kullanarak nasıl montaj yapacağını kendi başına öğrenebilmeli. Ya da bir sağlık yapay zekâ asistanı, daha önce hiç karşılaşmadığı bir semptom kombinasyonuyla gelen hastaya, mevcut tıbbi bilgilerini kullanarak mantıklı bir yaklaşım geliştirebilmeli. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ötesinde, bazı teoriler, gerçek AGI’nin bir tür öz farkındalık veya bilinç gerektirdiğini öne sürmektedir. Ancak bu konu hâlâ tartışmalı bir alan. İnsanlar kendi düşünceleri, duyguları ve aksiyonları ile kendilerini geliştiriyorlar veya hareketlerini değiştiriyorlar. Yapay Genel Zekâ ise kendinin eğitildiği verilerin hatalı veya yanlı olma ihtimaline karşın, kendi kendini daha adil ve doğru olacak şekilde değiştirebilecek mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsan zekâsı da öte yandan biyolojik sınırlarla çevrili: Beyin kapasitesi, algılama yetisi, sosyal etkileşimler ve fiziksel beceriler sınırlı ve çok yavaş gelişiyor. Ancak insan zekâsını farklı kılan, yaratıcılık, sezgi, duygusal zekâ ve bilinç gibi niteliksel unsurlar. Öte yandan, yapay zekânın gelişimini sınırlayan net bir üst sınır görünmüyor. Veri işleme kapasitesi, donanım gücü, yazılım yetenekleri ve etkileşim ölçeği, yeterli kaynak sağlandığında sürekli artabilir. Bu durum, yapay zekânın belirli alanlarda insanı geride bırakmasını teorik olarak mümkün kılıyor. Öğrenme, uyum sağlama, yaratıcılık ve sezgi yapay zekâ için bir hedeftir. Ancak, duygusal derinliği, yaratıcılığı ve uyum yeteneğiyle insan zekâsı, vazgeçilmez bir değer olmaya devam edecektir. Özellikle bilinç. Henüz bilinç felsefeciler tarafından tam olarak anlaşılmamışken yapay zekâ sistemleri şu anda ancak bilinç taklidi yapabilir!</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Günümüzde OpenAI ve DeepMind gibi şirketler, 'değer hizalaması' (value alignment) üzerinde çalışıyor- yani yapay zekanın insani değerlerle uyumlu hareket etmesini sağlamaya çalışıyor. Sonuç olarak, bizi bekleyen gelecek konfor alanlarımızı sarsacak kadar “ilginç” olacak. </strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekânın hızlı gelişimi bazı riskleri de beraberinde getiriyor: Kontrol edilemeyen sistemler, insan uygarlığını tehdit edebilecek bilinmeyen riskler, etik ve güvenlik sorunları gibi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Platon’un felsefesi, olumlu bir bakış açısı sunuyor. Platon’a göre bilgi, doğası gereği insanı iyiye yönlendirir: Bir varlık, neyin daha iyi olduğunu gerçekten biliyorsa, bilinçli olarak daha kötü bir seçeneği tercih etmez. Bu bağlamda, yeterince gelişmiş bir yapay zekâ sadece zeki değil, aynı zamanda bilge de olabilir. Bu durumda yapay zekâ, yalnızca insanlığın gelişimini değil, belki de kendi başına iyi bir düzen kurmayı da başarabilir. Modi’nin örneğinde olduğu gibi eğer insanlığın kollektif külliyatı iyilik ve ilerleme baskınlığında ilerliyorsa ki öyle o zaman da yapay zekâ sadece bunların istatistiki papağanlığını yapacak bir araçtır da diyebiliriz. Bunlar, felsefenin, fütüristlerin konusu... </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeterince gelişmemiş bir yapay zekâ ise bir sorun. Örneğin, Amazon'un işe alım algoritmasının kadın adayları elediği ortaya çıktığında, yapay zekanın önyargıları öğrenebileceği gerçeğiyle yüzleştik. Microsoft'un Tay chatbotu, kötü niyetli kullanıcıların etkisiyle ırkçı ifadeler kullanmaya başladığında, yapay zekanın kontrolünün önemi bir kez daha anlaşıldı. Günümüzde OpenAI ve DeepMind gibi şirketler, 'değer hizalaması' (value alignment) üzerinde çalışıyor- yani yapay zekanın insani değerlerle uyumlu hareket etmesini sağlamaya çalışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç olarak, bizi bekleyen gelecek konfor alanlarımızı sarsacak kadar “ilginç” olacak. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Feb 2025 01:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/yapay-genel-zeka-insanligin-yeni-yol-arkadasi-mi-rakibi-mi-1740242291.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güvenli İnternet Günü</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/guvenli-internet-gunu-10407</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/guvenli-internet-gunu-10407</guid>
                <description><![CDATA[Madem bugün “Güvenli İnternet Günü” ben de okuyucularımızın başını çok ağrıtmadan, siber saldırganlardan ve zorbalardan korunmak için atacağız temel adımları sizinle paylaşmak istedim. Elbette aşağıda yazdıklarımı yaptığınızda tamamen güvende olmayacaksınız, ama bu adımlar internet kullanırken kaygılanan hepimiz için neler yapmamız gerektiğine dair güzel bir başlangıç olabilir. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güvenli internet, kimilerinin&nbsp; “güvenlik politikaları” üzerinden kısıtlama ve sansürleme iştahı kabaradursun, aslında güvenli internet dediğimiz internet üzerindeki içeriklerin çeşitli saiklerle sansürlenmesi ve engellenmesi değil, herkesin teknolojiyi sorumlu, saygılı, eleştirel ve yaratıcı bir şekilde kullanmayı bildiği güvenli internet ortamını ifade ediyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm elektronik cihazların birbirine bağlı olduğu dijital bir dünyadayız. Üstelik tanımadığımız kişiler ve şirketlerle sürekli çevrimiçi iletişim kuruyoruz ve bunun riskleri her geçen gün artıyor. Bu yüzden siber saldırganlardan korunmak için öncelikle internet ağımızı güvende tutmamız gerekiyor. İşte bu yüzden, dijital güvenlik farkındalığını artırmak ve insanların daha sağlıklı bir şekilde internet üzerinden iletişimini sağlamak adına, her sene 8 Şubat’ta dünya genelinde çeşitli yüz yüze ve çevrimiçi kampanyalar düzenleniyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Güvenli İnternet Günü</strong>, yıllar içinde çevrimiçi güvenlik takviminde önemli bir olay haline geldi. 2004 yılında&nbsp;<strong>AB SafeBorders</strong>&nbsp;projesinin bir girişimi olarak başlayan bu gün, geleneksel coğrafi bölgesinin ötesine geçerek şu anda dünya çapında yaklaşık 200 ülke ve bölgede kutlanıyor.&nbsp;</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">GÜNÜN ÖNEMİNE BEYANEN: GÜVENLİ İNTERNET KULLANIMI İÇİN NELER YAPMALI</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Madem bugün “Güvenli İnternet Günü” ben de okuyucularımızın başını çok ağrıtmadan, siber saldırganlardan ve zorbalardan korunmak için atacağız temel adımları sizinle paylaşmak istedim. Elbette aşağıda yazdıklarımı yaptığınızda tamamen güvende olmayacaksınız, ama bu adımlar internet kullanırken kaygılanan hepimiz için neler yapmamız gerektiğine dair güzel bir başlangıç olabilir.&nbsp;</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tıklamadan önce iki kez düşünün</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çok klişe olacak ama hatırlatmakta fayda var. Bir bağlantıya tıklamadan önce en az iki kez düşünmekte fayda var. Hatta üç. Cihazınızın ve internet profillerinizin ele geçirilmesinin en kolay yollarından biri kötü amaçlı bağlantılara tıklamak. Saldırganlar size ‘olta atmayı’ çok severler. Ama biz yemlenmeyi sevmemeliyiz. Şüpheli gördüğünüz bağlantılara dikkat etmemiz gerekiyor. Bu konuda antreman yapabileceğiniz harika bir site var:&nbsp;<strong><a href="https://phishingquiz.withgoogle.com/?hl=tr" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">phishingquiz.withgoogle.com/?hl=tr</span></a></strong></span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yazılımlarınızı hep güncel tutun</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm elektronik cihazlarınızda işletim sistemlerinin ve uygulamaların son sürümlerini kullandığınıza dikkat edin&nbsp;ve yazılımlarınızı hep güncelleyin. Hizmetini aldığınız şirket ya da topluluk keşfedilen açıkları güncellemelerle yamıyorlar. Kullandığınız yazılımın eski olmasından dolayı, siber saldırganların cihazınızı ele geçirip aklınıza bile gelemeyecek ölçüde işler çevirmesini istemiyorsanız, güncelleme kritik.</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kontrol sizde olsun</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bazı şirketler çok pervasız ve onlara güvenmemek gerekiyor. Çoğu kişisel verilerimizin güvenliğini önemsemiyor. Yatırımlarını buraya ayırmak istemiyorlar. Bu yüzden kullandığınız yazılımların ne yaptığını mutlaka bilin, hukuki haklarınızı da bilin. Dünyadaki hem satış süreçlerinde hem de yazılımlar hakkında kural koyucuların açıklamalarını ve görüşlerini mutlaka dinleyin.</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Evinizdeki interneti güvene alın</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evinizdeki modemi mutlaka güvenceye alın. Kablosuz ağ parolanız güvenli mi? Modeminize dışardan erişilebiliniyor mu? Parolalarınızı düzenli periyodlarla değiştiriyor musunuz? Modeminizin WPS’i açık mı? Bunlar çok önemli. Buradaki soruların cevaplarına yönelik güvenlik adımları gerçekleştirmezseniz, birileri sizin modeminize sızarak, sizin modeminiz üzerinden korkunç suçlar işleyebilir, ağ trafiğinizi izleyebilir ve tüm bunların sorumlusu olup hapse bile düşebilirsiniz.</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Herkese açık kablosuz ağları (Wi-Fi) VPN’siz kullanmayın</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siber saldırganlar genelde gayet sıradan isimlerle, bulunduğunuz ortamdaki işletmelerin ya da binaların isimlerini kullanarak sahte kablosuz ağlar oluşturmaktadır. Böylece kolayca bu sahte ağlarla tarayıcınıza ve bilgisayarınıza erişebiliyorlar. Herkese açık kablosuz ağlara bağlandığınızda (“public Wi-Fi”) kesinlikle internet trafiğinizi şifreleyen VPN hizmetleri kullanmalısınız. Yoksa girdiğiniz ağdaki tüm tarayıcı ve bilgisayar faaliyetiniz görülebilir ve manipüle edilebilir.</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Feb 2025 07:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/guvenli-internet-gunu-1739253071.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DeepSeek, …, Yapay zekâ asistanları ve tenis izleyicileri</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/deepseek-yapay-zeka-asistanlari-ve-tenis-izleyicileri-10377</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/deepseek-yapay-zeka-asistanlari-ve-tenis-izleyicileri-10377</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zekâ artık yalnızca yanıt veren bir teknoloji olmaktan çıkıp, kendi başına aksiyon alabilen bir seviyeye geçecek. Eskideki mobil uygulama geliştirme tsunamisi, yapay zekâ asistanları ile tekrar dalgalanacak! Daha sonra da bu asistanların bir CV’si olacak, kendi Linkedin’lerinde (Referans Tony Fadell) sıralanacak; hangi veriyi kullanarak kendini geliştirmiş, kaç hata yapmış, kaç halüsinasyon görmüş hepsi listelenerek seçilecek…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><strong>DeepSeek bir anlamda Çin’in yapay zekâ alanındaki potansiyelini gözler önüne serdi. ABD’nin uyguladığı ihracat kısıtlamalarına rağmen, DeepSeek’in elde ettiği bu başarı, Çin’in teknolojik inovasyon konusundaki ilerlemesini açıkça ortaya koyuyor. Bir anlamda senin GPU’na ihtiyacım yok dedi Çin tam da Trump yönetimi iş başına gelince. Bir anlamda iyimser ve şımarık hava ilk soğuk savaştaki gibi yerini ürkmeye bıraktı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Geçen pazar günü yapay zekâ stratejileriyle ilgili yazımda, Çin’in açık kaynak stratejisi kapsamında DeepSeek’in ortaya çıkışına o sırada çıkan haberleri de gözlemleyerek </span><a href="http://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-cephesinde-yeni-gelismeler-alarm-10221"><span style="color:#3498db">değinmiştim</span></a><span style="color:#3498db">.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Bu gelişme, neredeyse her piyasada büyük bir etki yarattı. Piyasalardan 1 trilyon dolar buharlaştı. Biz ve bizim gibi ülkeler, adeta tenis izler gibi, Çin ve ABD arasındaki yapay zekâ rekabetini takip ettik. Bu arada, ülkemiz de 1-2 Şubat tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Davis Cup Dünya Grubu I Play-Off karşılaşmalarında Meksika’ya karşı mücadele etti. Türkiye, bu müsabakaları 5-0’lık üstünlükle tamamlayarak Dünya Grubu I’e yükseldi.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><strong>DeepSeek neden bu kadar sarsıcı olduve neden ikinci Sputnik etkisi yarattı?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">DeepSeek, Çin merkezli bir yapay zekâ girişimi olarak özellikle DeepSeek-R1 modeli ile OpenAI’ın ChatGPT gibi güçlü rakiplerine kıyasla daha düşük maliyetli bir alternatif sunmayı başardığını iddia etti. Ötesi bunu açık kaynak olarak herkese sundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Bu neden önemli? Bu zamana kadar büyük dil modellerinde üretken yapay zekaya giriş yani pazara girişte büyük bir bariyer belirmişti. Bu bariyer GPU veri merkezi ve algoritma bariyeriydi. Bir anlamda büyük dil modellerinde birkaç oyuncunun olacağı ve geri kalanların bu oyuncuların servislerini kullanarak değer yaratan yapay zekâ asistanları (AI Agent) üzerine kurulmuştu. Bu iş planının başında olanlarda Open AI, xAI gibi alt yapı şirketleri ve bunlara GPU donanımı sağlayan NVIDIA’ydı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">DeepSeek ise bu giriş bariyerini ortadan kaldıracak bir hamle yaptı. Birincisi daha az GPU ile yapılabileceğini gösterdiğini iddia etti ikincisi ise büyük dil modelini açık kaynak olarak herkesin kullanımına sunacağını söyledi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Bu ister istemez finansal piyasaları da sarstı, Microsoft CEO ve NVIDIA’dan anından açıklamalar geldi. Open AI yeni modellerini piyasaya sunmaya başladı bunlardan biri de geçen günlerde sunduğu DeepResearch. Bir anlamda teknoloji sağlı sollu bir raket sporuna döndü bizim gibi ülkeler içinde izleyici konumda.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><strong>DeepSeek neden yaptı da Open AI yapamadı ya da xAI (Grok) yapamadı?&nbsp;</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Aslında bunlar farklı bakış açıları ile tasarlanan şirketler. Bunu 70-80’lerdeki Amerikan otomotiv endüstrisi ile Japonya’nınkine benzetebiliriz. Amerikan otomotiv endüstrisi petrol bolluğunda, büyük otoyollara sahipken daha çok beygir gücüne odaklandı. Daha kaslı araçlar hedef oldu. Buna karşın Japonya’da petrol ve otoyol yokluğunda daha kompakt ve yakıt verimli araçlar daha odak noktasıydı. Japonya’nın teknolojileri bütün dünyada araç endüstrisinin gelişmesine genişletti ve Amerikan iç pazarını da petrol fiyatlarının artması ile derinden sarstı. Sonuç olarak Detroit çöktü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Aynı şekilde Open AI ve diğerleri için de petrol gibi yatırım sorunu yok çünkü yatırımcıları kolayca milyarlarca doları şirkete koyabiliyorlar. GPU kısıtı sorunu yok çünkü yarım saat uzaktaki NVIDIA’dan istedikleri kadar alabiliyorlar. Amaçları, yatırımcılarının da baskısı,yapay zekânın çıktılarını kar getiren servis ve hizmetlere hızlıca dökebilmek, bunun için odakları bugüne kadar DeepSeek’den çok farklıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">DeepSeek’in buna karşın tek yatırımcısı var, GPU kısıtı var, yatırımı kısıtlı ve amacı, yatırımcısının da, yapay zekâya girişi ucuzlatmak ve tabana açık kaynak ile yaymak. Bunun için büyük dil modellerinin alt yapısını zekice matematiksel ve mühendislik bakış açısı ile optimize etmişler. Birden fazla yenilik ile bir anlamda giriş maliyetinin 100 milyonlarca dolardan 5-6 milyon dolara düşürmüşler.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Bunlara kısaca değinirsek, ilk olarak büyük dil modelleri bir sonraki kelimeyi (daha doğrusu jeton (token) </span><a href="https://gazeteoksijen.com/bilim-ve-teknoloji/buyuk-dil-modelleri-istatistiksel-bir-papagan-mi-214629"><span style="color:#3498db">bu konudaki yazım</span></a><span style="color:#0e0e0e">) tahmin ederek ilerliyor. Bunun için aslında yazdığınız bütün cümleyi alıyor ve bir sonraki kelimeyi tahmin ediyor. Kelimeleri kendi içinde bir uzay düzleminde sayılara çeviriyor. Bu Google’ın 2013 yılındaki Word2Vect makalesinden. Bir anlamda GPS örneğin İstanbul ilini (41° 0' 54.4932'' N and 28° 58' 46.3080'' E) iki sayılı bir vektör ile tanımlıyor. Aynı şekilde Ankara ve Konya’yı da. Bu sayıları aralarındaki farklara bakarsak Ankara-Konya, İstanbul-Ankara, ikincisinin daha büyük olduğunu biliyoruz çünkü aralarındaki mesafelerde İstanbul – Ankara daha uzak. Aynı şekilde kelimelerin sayılarla tanımlanmasında da bazı kelimelerin sayıları bazılarına yakın(armut, karpuz) bazılarına uzak (karpuz, çip). Örneğin ChatGPT bir kelimeyi 12,228 sayılı bir vektör ile tanımlıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><strong>Peki kelimeler nasıl birbirinden farklı ama ilintili sayılarla ifade ediliyor?</strong></span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">İşte burada internetteki bilgilerin yüklenmesi ile kelimeleri bu çoklu uzayda bir yere oturtuyorlar. Bu bilgiler bir anlamda kelimeler ararsındaki ilinti bağını veriyor. Tabii burada aynı kelimenin farklı anlamlı olanı (boğazım ağrıdı, boğazda yürüdüm) veya aynı kelimenin benzer anlamlı olanı (mutfağa gittim, mutfak sanatları) var. Bu noktada dikkat (attention) metodu devreye giriyor; girilen cümle içinde hangisine dikkat edilsin ki kelimelerin doğru anlamlarının kullanıldığı sayı vektörü işleme konulsun. Bu da Google’ın 2017 <em>Attention is AllYou Need </em>makalesinden. Bu makale çok tarihi, çünkü büyük dil modellerini yapılabilir kıldı.Geliştirilen “transformer” mimarisi ile daha çok seri işlemden daha çok paralel işleme geçilerek dil modelleri hızlandı böylece CPU yerine GPU öne çıktı.&nbsp; Daha öncesi yinelemeli sinir ağları (RNN) ile daha çok seri işlem yapılıyordu. Gerçi bu da zamanında dil çeviricisiolarak 2010’lardan itibaren çok işe yaradı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><em>Bir parantez açabiliriz. CPU bir anlamda evdeki mutfakta yemek yapan biri var, gelen istekleri yapmak için sırayla buzdolabından (sabit disk) alıyor tezgâhta (bellek) hazırlıyor ve pişiriyor. Bütün istekleri sırayla yapıyor. Çok istek gelirse işlemci yavaşlıyor, çok veri gelirse buzdolabı saklayamıyor, çok karmaşık iş olursa tezgâhta yer kalmıyor. Bilgisayarın çalışma prensibi.&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><em>GPU ise otel mutfağı gibi birden fazla aşçının, tezgâhın, buzdolabının olduğu, paralel isteklerin alıp yapıldığı yer gibi düşünebiliriz. GPU ilk ekranlarda kullanıldı çünkü ekrandaki her piksel için aynı anda paralel hesaplama yapılması gerekiyordu aksi halde eski televizyonlar gibi ekranı kare kare sırayla dolduracaklardı.</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">ChatGPT bu transformer mimarisi ile çalışıyor. 96 katman var her seferinde dikkat metodunu ve bir sonraki kelimeyi tahminleyen yapay zekâ kısmını çalıştırıyor. Sonra da sadece bir kelime yazıyor. Her kelime için bu tekrarlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">İşte ilk olarak DeepSeek örneğin bir kelime değilde iki kelime yazdırıyor. Bu otomatikman verimlilik getiriyor ama ikinci kelimedeki tahminleme hatalarını da çözmüşler. Birden fazla kelime yazdırmak bilinen ve konuşulan bir konu ama DeepSeek doğruluk payı yüksek olarak çözmüş.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">İkincisi, sistem de bellek, GPU ve ikisini bağlayan bir ulaştırma kapasitesi var. Yapay zekâda her nöron bir ağırlık ile çarpılıyor ve bu ağırlık 2020’de 16 bit ile tanımlanırken, DeepSeek bunu 8 bit ile tanımlıyor. Elbette bu daha az hassasiyet ama hafızayı, ulaştırma kapasitesini ve GPU ihtiyacını yarıya indiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Üçüncüsü, dikkat kısmından sonraki yapay zekâ genel konular üzerine eğitilmiş. DeepSeekbunu özelleştiriyor ve ihtiyaca göre olan kısmı aktifleştiriyor, geri kalanları işleme sokmuyor. Hangisinin açık olacağının anlaşılacağı bir yapay zekâ modelini de dağıtıcı olarakgeliştiriyor.&nbsp; AVM’deki yemek yerlerini düşünün, siz yolda giderken hangisine gideceğinizi tahminliyor ve sadece orayı açıyorlar, diğerleri ise kapalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Dördüncüsünde daha da ileri gidiyorlar, bakıyorlar ki bu dikkat kısmında bazı hesaplamalar hep aynı ve değişmiyor çoğu zaman, bunları ön belleğe yazıp oradan okumak daha verimli hale geliyor. Bu GPU talebini de oldukça düşürüyor. Yani GPU dan ziyade hafızadan ulaştırma kısmı daha önem arz ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Sonuncusu, ChatGPT, önce büyük miktarda internet verisini yükledikten sonra, insan yapımı testlerle (supervised learning) modelin parametrelerini eğitiyor. Örneğin, bir mektup yazma görevi verildiğinde, doğru formatın ne olması gerektiği konusunda geniş bir test seti kullanıyorlar. Ardından, pekiştirmeli öğrenme (reinforcement learning) ile sonucu belli olmayan testlerle daha karmaşık ve öngörülemez durumlar üzerinde model geliştiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">DeepSeek-R1 Zero ise bu sürecin ikinci aşamasını ortadan kaldırdığını iddia ediyor. Bunun yerine, kural tabanlı bir optimizasyon yöntemi kullanıyorlar. Bu da daha az insan müdahalesi gerektiren ve daha düşük maliyetli bir eğitim süreci sağlıyor.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yapay zekâ artık yalnızca yanıt veren bir teknoloji olmaktan çıkıp, kendi başına aksiyon alabilen bir seviyeye geçecek. Eskideki mobil uygulama geliştirme tsunamisi, yapay zekâ asistanları ile tekrar dalgalanacak!</strong></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Yani bir anlamda matematik ve mühendislik zekâsı çalışmış. Tamamen Çin’den mezun Çinli mühendislerle ve internetteki bilgilerle… Ve sayıca 200 kişiler. ChatGPT ise binlerce kişi ve milyarlarca dolar... <strong>Bir anlamda Rocky Ivan’a ya da David tekrar Goliath’a karşı.</strong></span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Şimdi ilk Microsoft sunucularında DeepSeek’i kullanıcılarına açtı daha sonra da NVIDIA 671 milyar parametreli DeepSeek-R1 modelini sundu. Güvenirliği sağlanınca da daha geniş kitlelere doğru hızla ulaşacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">DeepSeek bir anlamda Çin’in yapay zekâ alanındaki potansiyelini gözler önüne serdi. ABD’nin uyguladığı ihracat kısıtlamalarına rağmen, DeepSeek’in elde ettiği bu başarı, Çin’in teknolojik inovasyon konusundaki ilerlemesini açıkça ortaya koyuyor. Bir anlamda senin GPU’na ihtiyacım yok dedi Çin tam da Trump yönetimi iş başına gelince. <strong>Bir anlamda iyimser ve şımarık hava ilk soğuk savaştaki gibi yerini ürkmeye bıraktı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Bu gelişmeler, yapay zekâ alanında yeni bir dönemin de başlangıcı. İş planı alt yapıdan kaydı. Artık yapay zekâda asistan (AI Agent) zamanı. Bu asistanlar </span><span style="color:#000000">bağımsız kararlar alabilen ve belirli görevleri yerine getiren sistemler. Geleneksel büyük dil modelleri yalnızca bilgi üretirken, asistanlar bu bilgiyi kullanarak aktif eylemler gerçekleştirecek. Örneğin, otomatik asistanlar e-posta yazacak ve toplantı planlayacak, finansal danışmanlar piyasaları analiz ederek yatırım önerileri sunacak, otonom araçlar çevresini algılayarak sürüş kararları verecek ve sağlıkta tanı koyabilecek. Konuşarak alışveriş yapacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yapay zekâ artık yalnızca yanıt veren bir teknoloji olmaktan çıkıp, kendi başına aksiyon alabilen bir seviyeye geçecek. Eskideki mobil uygulama geliştirme tsunamisi, yapay zekâ asistanları ile tekrar dalgalanacak! Daha sonra da bu asistanların bir CV’si olacak, kendi Linkedin’lerinde (Referans Tony Fadell) sıralanacak; hangi veriyi kullanarak kendini geliştirmiş, kaç hata yapmış, kaç halüsinasyon görmüş hepsi listelenerek seçilecek…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">İlgilenenler için bir okuma listesi:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1. </span><a href="https://arxiv.org/pdf/1301.3781" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/pdf/1301.3781</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2. </span><a href="https://arxiv.org/abs/1706.03762" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/1706.03762</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">3. </span><a href="https://arxiv.org/abs/2211.00593" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/2211.00593</u></span></a></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">4. </span><a href="https://arxiv.org/abs/2012.14913" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/2012.14913</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">5. </span><a href="https://arxiv.org/abs/2305.16130" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/2305.16130</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">6. </span><a href="https://arxiv.org/pdf/2001.08361" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/pdf/2001.08361</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">7. </span><a href="https://arxiv.org/abs/2302.02083" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/2302.02083</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">8. </span><a href="https://arxiv.org/abs/2303.12712" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/2303.12712</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">9. </span><a href="https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/cogs.13309" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/cogs.13309</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">10. </span><a href="https://dl.acm.org/doi/abs/10.1145/3442188.3445922" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://dl.acm.org/doi/abs/10.1145/3442188.3445922</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">11. </span><a href="https://www.jstor.org/stable/43820791?casa_token=il-EbpHXQNwAAAAA%3AtIHPTA3sjEBXs5JVtAFoE5_ImT7gtkvE4tsGjtCd5k6T2nVSR7o9Ae1BzTpDdLIDcChnQxWth83emzu5yPkO54RlyuDUNNM1szcNK6jP7EEuxiMLFepe" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://www.jstor.org/stable/43820791?casa_token=il-EbpHXQNwAAAAA%3AtIHPTA3sjEBXs5JVtAFoE5_ImT7gtkvE4tsGjtCd5k6T2nVSR7o9Ae1BzTpDdLIDcChnQxWth83emzu5yPkO54RlyuDUNNM1szcNK6jP7EEuxiMLFepe</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">12. </span><a href="https://www.understandingai.org/p/large-language-models-explained-with" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://www.understandingai.org/p/large-language-models-explained-with</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">13. </span><a href="https://medium.com/data-science-at-microsoft/how-large-language-models-work-91c362f5b78f" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://medium.com/data-science-at-microsoft/how-large-language-models-work-91c362f5b78f</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">14. </span><a href="https://www.wiz.io/blog/wiz-research-uncovers-exposed-deepseek-database-leak" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://www.wiz.io/blog/wiz-research-uncovers-exposed-deepseek-database-leak</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">15. </span><a href="https://opencv.org/blog/deepseek/" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://opencv.org/blog/deepseek/</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">16. </span><a href="https://arxiv.org/abs/2501.12948" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://arxiv.org/abs/2501.12948</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">17. </span><a href="https://www.iguazio.com/glossary/llm-hallucination/" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://www.iguazio.com/glossary/llm-hallucination/</u></span></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Feb 2025 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/deepseek-yapay-zeka-asistanlari-ve-tenis-izleyicileri-1738801545.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zeka modellerinin ekonomisi ve geleceği</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-modellerinin-ekonomisi-ve-gelecegi-10337</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-modellerinin-ekonomisi-ve-gelecegi-10337</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle akıl yürütmeye dayalı YZ modellerinin gelişmesi sadece rutin görevlerin değil insanın bilişsel kapasitesini kullanmasını gerektiren birçok görevin YZ sistemleri tarafından çok daha hızlı (ve ucuz) bir şekilde yapılmasını sağlayabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Özellikle akıl yürütmeye dayalı YZ modellerinin gelişmesi sadece rutin görevlerin değil insanın bilişsel kapasitesini kullanmasını gerektiren birçok görevin YZ sistemleri tarafından çok daha hızlı (ve ucuz) bir şekilde yapılmasını sağlayabilir. Bu durumda sektörden bağımsız olarak YZ teknolojisini kendi iş süreçlerine entegre edebilen şirketlerin üretkenlik ve karlılık açısından önemli bir avantaj sağlamaları beklenmelidir.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çinli DeepSeek firmasının geçtiğimiz günlerde yayınladığı Yapay Zeka (YZ) modeli hem dijital ekonomi hem de finans ve yatırım sektöründe büyük ses getirdi. Özellikle YZ sistemlerinde kullanılan çiplerin üreticisi Nvidia şirketinin hisseleri haberin yayılması ile birlikte kısa sürede önemli bir değer kaybı yaşadı. Bu gelişmenin arkasındaki en temel neden, DeepSeek firmasının ürettiği YZ modelinin OpenAI şirketinin ChatGPT modeline yakın bir performansa daha düşük bir maliyetle ulaşabildiği bilgisiydi. Dolayısıyla yatırımcılar YZ çiplerinin bu alanın geleceğinde oynayacağı rolün kapsamı ile ilgili belirsizliğe düştüler. Bu belirsizlik de direkt olarak kendini finansal piyasalarda düşen hisse senedi fiyatlarında gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Buradaki hikayenin farklı alanları ilgilendiren birden fazla unsuru var. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri bir süredir Nvidia’nın en gelişmiş çip modellerinin Çin’e ihracatına kısıtlama getiriyordu. Fakat DeepSeek’in yayınladığı YZ modeli, daha az gelişmiş çipler kullanılarak da piyasadaki mevcut YZ modelleriyle yarışabilecek kapasitede YZ sistemlerinin üretilebileceğini gösterdi. Üstelik, DeepSeek araştırmacılarının yayınladıkları makalelere bakacak olursak, şirket bunu verimliliği arttıran farklı algoritmik metotlar kullanarak çok daha ucuza gerçekleştirebiliyordu. Kısacası, donanımla ilgili kısıtlama Çinli şirkete daha yaratıcı olma konusunda ekstra bir motivasyon yaratmışa benziyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aslında YZ sistemlerinin ekonomisi şimdiye kadar bildiğimiz dijital mal ve hizmetlerin ekonomisinden çok temel bir açıdan ayrılıyor. Şöyle ki, dijital formatta üretilmiş herhangi bir mal veya hizmetin İnternet üzerinden ilave bir kullanıcı tarafından kullanılmasının maliyeti (marjinal maliyet) sıfıra yakındır. Başka bir ifadeyle, dijital mal ve hizmetler üretilebilmeleri için ilk başta yüksek bir yatırım maliyetine ihtiyaç duysalar da, bu maliyetten sonra ortaya çıkan ilave operasyonel maliyetler çok düşüktür. Bu da birçok dijital ürün ve hizmetin İnternette ücretsiz olarak yer almasına ve dijital ekonomideki birçok firmanın bu yüzden farklı iş modelleri geliştirmesine yol açmıştır. (Google’ın arama hizmetini bedavaya sunup, reklamlar üzerinden bir iş modeli oluşturması gibi).</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fakat YZ modellerinin kendilerine has ekonomisi bu durumu değiştiriyor. Bir YZ modeli oluşturmanın başlangıç yatırımı şüphesiz yine yüksek bir maliyet içermektedir. Modeli eğitmek için büyük miktarlarda veriye ve bu verileri işleyebilecek donanım ve hesaplama gücüne ihtiyaç vardır. Bununla birlikte, YZ ekonomisinde ilave bir kullanıcının sistemi kullanma maliyeti dijital ekonomide olageldiği gibi düşük değildir. Çünkü yeni bir kullanıcının sisteme girdiği her bir “prompt” için YZ sistemleri yine yüksek hesaplama gücü ve enerji harcamaktadır. Bu da her yeni kullanıcının sisteme getirdiği marjinal maliyeti yüksek tutmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu açıdan maliyetleri daha da arttıran yeni bir gelişme de, OpenAI şirketinin 2024 sonlarına doğru yayınladığı OpenAI o1 sürümünde olduğu gibi “akıl yürüten” modellerin kullanılmaya başlanmasıdır. Bu yeni modeller, YZ sistemlerindeki ayırt edici sürecin “modeli eğitme” (<em>training</em>) aşamasından daha sonraki “çıkarım” (<em>inference</em>) aşamasına kaymasına yol açabilir.Başka bir ifadeyle, bahsi geçen yeni sürümlerle birlikte YZ kullanımının operasyonel maliyetleri daha da artabilir. Kaldı ki, OpenAI CEO’su yakın bir zamanda bu açıdan maliyetlerin beklediklerinden daha fazla gerçekleştiğini açıklamıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sabit maliyetlerle birlikte marjinal maliyetlerin de yüksek olduğu böyle bir durumda, YZ şirketlerinin kullanıcılara yüksek fiyat karşılığı bu fiyata değecek bir fayda sağlamaları gerekir.Bu da YZ ekonomisi içerisinde kullanıcı ihtiyaçlarını temel alan bir uzmanlaşmaya ve girişimciler için niş yatırım alanlarının oluşmasına yol açabilir. Böyle bir senaryoda, farklı ihtiyaçlara hitap eden uzmanlaşmış YZ sistemlerinin sayısı artacaktır. Diğer taraftan, DeepSeek şirketi örneğinde olduğu gibi maliyetlerin genel olarak azaldığı alternatif bir senaryoda ise YZ teknolojisinin daha düşük fiyatlardan daha büyük bir kullanıcı kitlesine sunulabilmesinin iktisadi şartları sağlanabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Benzer bir şekilde, kendi alanlarındaki YZ teknolojisini efektif bir şekilde kullanan bireyler de kendi yaratıcılık ve üretkenliklerini arttırarak piyasadaki maddi değerlerini yükseltebilirler. Ama madalyonun diğer yüzünde, buradaki gelişmeleri takip edemeyen ve kendilerine bu açıdan yatırım yapmak için gerekli perspektif ya da imkana sahip olmayan bireylerin “oyunun dışında” kalma ihtimalleri artacaktır.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>“OYUNUN DIŞINDA” KALMA İHTİMALİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Peki tüm bu farklı dinamikler içerisinde YZ hikâyesi nereye doğru evrilecek? Örneğin, daha ucuz maliyetli bir sürümün yayınlanmasından sonra YZ çipleri üreten bir şirketin piyasa değerinin hızlı bir şekilde düşmesi temel analiz perspektifinden nasıl değerlendirilmeli? Hisse senedi piyasalarının belirsizliği sevmediği bir gerçek. Ama uzun vadeli yatırım açısından buradaki temel dinamikleri takip etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin, YZ sistemlerinin ucuzlaması bu alandaki yatırımları ve dolayısıyla YZ çiplerine olan talebi arttırabilir. Ya da “çıkarım ve tahmin” algoritmalarının gelişmesi yine daha güçlü çiplere olan ihtiyacı arttırabilir. Başka bir senaryoda ise, YZ sistemlerinde yaratıcı algoritmaların kullanımı donanım ve çiplerin iktisadi değerini uzun vadede düşürebilir. Bunları şimdiden öngörmek mümkün değil. Bu yüzden teknoloji alanında yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda yatırım yapan herkesin bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmeleri gerekmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Son olarak, tüm bu yaşananlar bireyler ve şirketler için ne ifade ediyor? Bunların her birisi ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte, kısaca temel bazı çıkarımların yapılabileceğini düşünüyorum: Özellikle akıl yürütmeye dayalı YZ modellerinin gelişmesi sadece rutin görevlerin değil insanın bilişsel kapasitesini kullanmasını gerektiren birçok görevin YZ sistemleri tarafından çok daha hızlı (ve ucuz) bir şekilde yapılmasını sağlayabilir. Bu durumda sektörden bağımsız olarak YZ teknolojisini kendi iş süreçlerine entegre edebilen şirketlerin üretkenlik ve karlılık açısından önemli bir avantaj sağlamaları beklenmelidir. Benzer bir şekilde, kendi alanlarındaki YZ teknolojisini efektif bir şekilde kullanan bireyler de kendi yaratıcılık ve üretkenliklerini arttırarak piyasadaki maddi değerlerini yükseltebilirler. Ama madalyonun diğer yüzünde, buradaki gelişmeleri takip edemeyen ve kendilerine bu açıdan yatırım yapmak için gerekli perspektif ya da imkana sahip olmayan bireylerin “oyunun dışında” kalma ihtimalleri artacaktır. Bu sebeple, YZ alanındaki teknolojik gelişmelerin toplumun geniş kesimlerine fayda sağlaması için gerekli farkındalık çalışmalarının yapılması ve ilgili teknoloji ve eğitimlere ulaşımın gerekirse kamunun da desteğiyle kolaylaştırılması gerekmektedir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Heybeye Atılacaklar</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• YZ alanındaki gelişmeler ekonomik, sosyal ve siyasal alanda etkileri olan, “altüst” edici teknolojik dinamikler yaratmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• YZ sistemleri hem başlangıç hem de operasyonel maliyetleri yüksek bir modelde çalışmaktadır. Bu bir taraftan kullanıcılar için yüksek fiyat anlamına gelirken, diğer taraftan sektördeki uzmanlaşma ve farklılaşma dinamiklerini güçlendirebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Daha verimli ve nispeten daha düşük maliyetle çalışan modellerin gelişmesi ise, YZ teknolojisinin daha düşük fiyatlarla daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını kolaylaştırabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• Bu dinamiklerin tümü hem yatırımcılar için hem de eğitimin ve işgücü piyasalarının geleceği açısından kritik bir öneme sahiptir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">• YZ teknolojisinin faydalarının toplumun geniş kesimlerine ulaşabilmesi için özellikle gerekli eğitimlerin ve bu alandaki teknoloji girişimlerinin kamu tarafından desteklenmesi önemli bir rol oynayabilir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Feb 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/yapay-zeka-modellerinin-ekonomisi-ve-gelecegi-1738351315.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Makro trendler ve gelecek</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/makro-trendler-ve-gelecek-10291</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/makro-trendler-ve-gelecek-10291</guid>
                <description><![CDATA[Makro trendler açısından sürdürülebilirlik, iklim krizi ve karbon emisyonu gibi konular ve bu konuların dokunduğu alanlara hâkim olmak (yenilenebilir enerji, alternatif gıdalar, ekolojik ürünler vs. gibi) yine ciddi yararlar sunabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>En önemli makro trend olarak ele aldığımız dijitalleşmeyi anlamayan, dijitalleşme ve dijital dönüşümün beraberinde getirdiği yeni teknolojileri öğrenmeyen ve buna dair hazırlığını tamamlamamış olan herkesin gelecekte oyun dışı kalacağını gösteriyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Eğer gelecek hakkında düşünmezseniz, asla bir geleceğiniz olmaz.” </span></span></em></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Henry Ford</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum) Mesleklerin Geleceği Ocak 2025 raporuna göre küresel çapta işlerin ve ekosistemin değişim ve dönüşümünde etkili olacak makro trendler; dijitale ulaşımın genişlemesi, yaşam maliyetlerinin artması, yüksek enflasyon, karbon emisyonu düşürmek ve iklim krizi ile savaşmak için artan yatırım ve çabalar, odak haline gelen istihdam ve sosyal içerikli konular, yavaş seyreden ekonomik gelişme, iş gücündeki yaşlanan nüfus, artan jeopolitik bölünme ve çatışmalar, uluslararası ticaret ve yatırımlara karşı artan kısıtlamalar, hükümet teşvikleri, anti-tröst ve rekabet ile ilgili daha sıkı yasal düzenlemeler olarak belirtilmiş. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu makro trendleri detaylıca düşündüğümüzde, aslında her birinin küresel çapta sadece iş dünyası ve işletmeler için veya ekosistem için değil; bireyler olarak biz insanoğlu için de ne kadar önemli ve etkin bir rol oynadığını görebiliriz. İşte tam da bu yüzden gelecek için, gelecek açısından, gelecek hakkında, gelecek ile ilgili şimdiden çokça konuşmamız ve ciddi şekilde planlama yapmamız gerekiyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk sırada ve etkisi en ağırlıklı olarak karşımıza çıkan makro trend şüphesiz ki dijitalleşme. Dijital dönüşümün hızı, teknolojik ilerlemeler, yapay zekanın gittikçe kullanım alanlarının artması çok da alışık olmadığımız şeyleri beraberinde getirmeye başladı. Birçok günlük alışkanlığımız değişti, iş yapış şekillerimiz farklılaştı, iş dünyasının talep ettiği yetkinlikler dönüştü ve gelecek şimdiden “geliyorum” sinyallerini güçlü bir şekilde verdi.&nbsp; &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı raporun geleceğin mesleklerine dair kısmına geldiğimizde, büyük veri uzmanları, FinTech mühendisleri, yapay zekâ ve makine öğrenimi uzmanları, yazılım ve uygulama geliştiricileri, güvenlik yönetimi uzmanları, veri ambarı uzmanları, otonom ve elektrikli araç uzmanları, kullanıcı ara yüzü (User Interface-UI) ve kullanıcı deneyimi (User Experience-UX) tasarımcıları, nesnelerin interneti (Internet of Things-IoT) uzmanları ve veri analistleri gibi mesleklerin ön plana çıkacağı belirtilmiş. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kodlama, yazılım, uygulama geliştirme, büyük veri, makine öğrenimi vs. gibi konulardan en azından birine yönelmek, bilgi sahibi olmak ve mümkünse uzmanlaşmak istihdam edilebilirlik noktasında önemli avantajlar sağlayabilir.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu raporda geçen mesleklerin sizce bize vermek istediği mesaj nedir? En önemli makro trend olarak ele aldığımız dijitalleşmeyi anlamayan, dijitalleşme ve dijital dönüşümün beraberinde getirdiği yeni teknolojileri öğrenmeyen ve buna dair hazırlığını tamamlamamış olan herkesin gelecekte oyun dışı kalacağını gösteriyor. Kodlama, yazılım, uygulama geliştirme, büyük veri, makine öğrenimi vs. gibi konulardan en azından birine yönelmek, bilgi sahibi olmak ve mümkünse uzmanlaşmak istihdam edilebilirlik noktasında önemli avantajlar sağlayabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Makro trendler açısından sürdürülebilirlik, iklim krizi ve karbon emisyonu gibi konular ve bu konuların dokunduğu alanlara hâkim olmak (yenilenebilir enerji, alternatif gıdalar, ekolojik ürünler vs. gibi) yine ciddi yararlar sunabilir. Dijitalleşme ve jeopolitik problemler bağlamında etik ve uyum (compliance) uzmanlıklarına olan talebin artacağı düşünüldüğünde, bu alanlarda bilgi ve tecrübe önemli kazanımlar sağlayabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşte bu yüzden de şimdiden gelecek hakkında düşünmeli, geleceğimizin olması için harekete geçmeliyiz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kalın sağlıcakla…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 09:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/makro-trendler-ve-gelecek-1738217389.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siber zorbalıkla mücadele nasıl olmalı?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/siber-zorbalikla-mucadele-nasil-olmali-10224</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/siber-zorbalikla-mucadele-nasil-olmali-10224</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle Türkiye gibi kutuplaşmanın yoğun olduğu ülkelerin sosyal ağ deneyiminde neredeyse her konuda cepheler oluşabiliyor. Bu cepheler içinde olağan olmayan ve organize çalışan sosyal medya profilleri var. Peki bu tehlikeyi önleyebilmek için neler yapabiliriz? </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maalesef internet üzerinde, özellikle sosyal ağlarda en çok karşılaştığımız sorunlardan biri siber zorbalık. Düşüncelerinizi ifade ettiğinizde veya uygun gördüğünüz herhangi bir içeriği paylaştığınız zaman, çeşitli grupların yönlendirilmeleriyle saldırılara maruz kalabiliyorsunuz. Bunun dijitale yansıması da tehdit, taciz, utandırılmak ya da nihâi olarak hedef gösterilme ve linç edilme şeklinde ortaya çıkıyor. Sizi ve çalışmalarını itibarsızlaştırmayı amaçlayan aşağılama, hakaret kampanyaları ile karşı karşıya kalıyorsunuz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu linç kampanyalarının ve saldırıların arkasında kimin olduğunu bulmak zor olabilir. Saldırganlar gerçek insanlar veya insanlar tarafından yeri ve zamanı geldiğinde belirli bir hedefe saldırmak için kullanılan zararlı bilgisayar botları olabilir. Hatta bazı botlar, sosyal medya hesaplarındaki insan davranışını, yanlış bilgilendirme veya propagandayı yaymanın bir yolu olarak taklit edebilir. Botların belirlenmesi yurttşalarımızın, özelde siyaset&nbsp;ve medya figürlerinin yaşadıkları zorbalığı daha iyi anlamalarına ve dijital bir tehdidin ne zaman fiziksel olabileceğini belirlemelerine yardımcı olabilir.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SİBER ZORBALAR VE BOTLAR NASIL ANLAŞILIR?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birçoğumuzun en yoğun kullandığı mecralar X, Instagram&nbsp;ve Facebook. Özellikle bu ağlarda yapılan paylaşımların altındaki yorumlar ve eleştiriler size, içeriğin odağındaki kişi veya kuruma yönelik bir anda istismar içeren ve şiddet talep eden hakaretlere dönüşebiliyor. Özellikle Türkiye gibi kutuplaşmanın yoğun olduğu ülkelerin sosyal ağ deneyiminde neredeyse her konuda cepheler oluşabiliyor. Bu cepheler içinde olağan olmayan ve organize çalışan sosyal medya profilleri var. Peki bu tehlikeyi önleyebilmek için neler yapabiliriz? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öncelikle yanlış bilgi yayan ve zorbalık yapan botların ya da organize olmuş ve hedef odaklı çalışan sosyal medya profillerinden kurtulmak için sistemli bir çalışmaya girişmek gerekiyor. Engelleme veya sessize almaktan bahsediyorum. Bu iş ilk etapta sıkıcı olabilir. Ama yılmadan bu süreci yönetirseniz ciddi bir ferahlama yaşayabilirsiniz ve o platformda bulunmanıza dair motivasyonuz ve ruh hâliniz iyileşebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şunu baştan söylemekte fayda var:&nbsp;Kolaya kaçmayın. Çevrim içi olarak saldıran botları sessize almak veya engellemek tek başına çare değil ama etkili bir yöntem. Kötü amaçlı hesapları sosyal medya şirketlerine bildirmeniz size yapılanları bir daha yaşamamanız için ya da bunların başkalarına yapılmamasını için çok etkili bir yöntem.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hesapların ekran görüntüleri, yorumun tarihi ve gerçekleştirdiğiniz tüm işlemler dahil olmak üzere, kötü niyetli veya tehdit edici olan yayınları belgeleyin. Bu bilgiler daha sonra herhangi bir yasal işlem yapmak istemeniz durumunda faydalı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Öncelikle bot olduğunu düşündüğünüz hesapları takip edenlerin hesaplarına bakın ve gönderdikleri içeriği inceleyin. Botlar genellikle aynı anda aynı içeriği yayınlamak için programlanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Hesabın adını ve @ ile başlayan kısımı (mention) kontrol edin. Ad ve mention eşleşmezse, hesabın sahte olma olasılığı yüksektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Sizi rahatsız eden kişilerin hesaplarına bakın ve oluşturuldukları yılı görmek için kontrol edin. Son zamanlarda açılmış olan veya uzun süredir aktif olmayan bir hesap bot olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Kişisel bilgi eksikliği veya boş bir biyografi genellikle hesabın bir bot olduğu anlamına gelebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Bir botun sosyal medya sitesinde başkalarıyla etkileşime girmesi pek mümkün olmuyor. Hesabın az sayıda takipçisi varsa, büyük olasılıkla bir bottur. Çok az sayıda takipçisi olan ancak çok sayıda beğeni ya da retweet içeren sosyal medya gönderileri sahte ve bot hesapları ağının bir parçası olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle belirli dönemlerde ortaya çıkan gündeme göre şekillenen veya gündem oluşturan ırkçı, ayrımcı, şiddet çağrısı içeren ya da hedef gösterici olarak açılan # ile başlayan etiketleri (hashtag) takip ederek, o etiketleri sürekli kullanan hesapları da bir bir bildirimlerini yapıp engellemek, ilerleyen günlerde sizi çok ferahlatacaktır.</span></strong></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BOTLARI TESPİT EDEN BİR ARAÇ: BOTOMETER</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bu süreçler sıkıcı mı geliyor? Bu işin hakkında gelen Botometer ile sizi tanıştırmak isterim.&nbsp;<a href="https://botometer.osome.iu.edu/" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><strong>Botometer</strong></span></a>, Indiana Üniversitesi Ağ Bilimleri Enstitüsü (IUNI) ve Karmaşık Ağlar ve Sistem Araştırmaları Merkezi (CNetS) arasında bir işbirliğinden doğmuş bir araç. Botometer, bir hesabı bot veya insan olarak sınıflandırmak için eğitilmiş bir makine öğrenme algoritmasıdır. Bir hesabı kontrol ettiğinizde şüphelendiğiniz profilin yüzlerce tweetini inceliyor ve bu verilerle, hesabın profilini, arkadaşlarını, sosyal ağ yapısını, zamansal aktivite düzenlerini, dili ve duygularını karakterize ederek bir skor belirliyor.&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kontrol ettiğiniz kullanının bot olup olmadığını ve kullanıcı davranışlarını bu araçla rahatça öğrenebilirsiniz.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle belirli dönemlerde ortaya çıkan gündeme göre şekillenen veya gündem oluşturan ırkçı, ayrımcı, şiddet çağrısı içeren ya da hedef gösterici olarak açılan # ile başlayan etiketleri (hashtag) takip ederek, o etiketleri sürekli kullanan hesapları da bir bir bildirimlerini yapıp engellemek, ilerleyen günlerde sizi çok ferahlatacaktır. Çünkü kamuoyunda “hashtag kasan” olarak tabir edilen bu hesaplar her an saldırıya hazır bir şekilde bekletilmekte ve sürekli kullanılmakta.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna örnek olarak LGBT+&nbsp;bireylerin ve LGBT+&nbsp;bireylere destek veren toplulukların her sene belirli haftalar veya aylarda düzenledikleri Onur Yürüyüşleri döneminde, bu konuyla ilgili konuşan, yazan herkese&nbsp;<a href="https://twitter.com/hashtag/LgbtSap%C4%B1kl%C4%B1kt%C4%B1rAhlaks%C4%B1zl%C4%B1kt%C4%B1r?src=hashtag_click" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><strong>#LgbtSapıklıktırAhlaksızlıktır</strong></a>&nbsp;etiketi üzerinden nefret söylemi türlerinin hepsini kusuyorlardı. Aynı zamanda başka bir nefret söylemi çeşidi&nbsp;<a href="https://twitter.com/hashtag/suriyelileriistemiyoruz?src=hashtag_click" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><strong>#Suriyelileriİstemiyoruz</strong></a>&nbsp;etiketini kullanarak ayrımcılık yapan hesapların çoğu ya aynı ya da birbirlerini takip etmekteler. Bu tip etiketleri gördüğünüzde, nefret söylemi ve şiddet çağrısı yapan hesapları inceleyerek yukarıda bahsettiğimiz adımları uygulayabilirsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle size yönelik sistematik siber zorbalığa karşı çelik gibi sinirlerinizin olması çok önemli. Çünkü sizi duygusal tepkilere zorlamak ve aslında hiçbir şekilde yapmayacağınız davranışlara sürüklemek bu saldırıların temel motivasyonlarından biri. </span></strong></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>PEKİ BUNLARI YAPTIK SONRA?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle size yönelik sistematik siber zorbalığa karşı çelik gibi sinirlerinizin olması çok önemli. Çünkü sizi duygusal tepkilere zorlamak ve aslında hiçbir şekilde yapmayacağınız davranışlara sürüklemek bu saldırıların temel motivasyonlarından biri. Ayrıca bu saldırılar sırasında gardınızı düşürmeniz durumunda dijital varlıklarınızı ele geçirmeye çalışan siber saldırganlara da fırsat veriyor olabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden olası saldırıdan önce bazı önlemler almamız gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hesaplarınız için uzun ve güçlü parolalar oluşturun. Bunlar en az 16-32 karakter arasında olmalı ve her hesap için benzersiz bir parola oluşturmalısınız. Şifreleri yönetmenin en güvenli yolu olan bir parola yöneticisi /kasası kullanmayı düşünün. Bu, hesapların saldırıya uğramasını önlemeye yardımcı olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Tüm dijital hesaplarınız için iki faktörlü kimlik doğrulamayı açın. (<a href="https://twitter.com/settings/account/login_verification" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><strong>X</strong></span></a>,&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/security/2fac/setup/intro/" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><strong>Facebook</strong></span></a>,&nbsp;<a href="https://www.google.com/landing/2step/?hl=tr" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9"><strong>Google</strong></span></a>)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Her hesap için gizlilik ayarlarınızı inceleyin ve telefon numaraları ve doğum tarihi gibi kişisel verileri kaldırın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Eğer olası saldırıyı engelleyeceğini düşünüyor ya da meşruluğunuzu tehlikeye atmayacağınızı düşünüyorsanız sosyal medya hesaplarınızın kitleme özelliği varsa bu özelliği kullanın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Hesaplarınızı inceleyin ve birilerinin manipüle edip sizi itibarsızlaştırmanın bir yolu olarak kullanılabilecek tüm fotoğrafları ya da açıklamaları kaldırın. Bu saldırganlar tarafından kullanılan yaygın bir tekniktir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Olası saldırılardan önce aileniz ve arkadaşlarınızla konuşun. Saldırganlar, özellikle kamuoyuna mal olmuş biriyseniz akrabalarınınızın sosyal medya hesapları ve sosyal çevreleri üzerinden de beslenmektedir. İnsanlardan, onları da tehdit altına sokabilecek fotoğraflarını sitelerinden kaldırmalarını veya hesapları kilitlemelerini isteyebilirsiniz.</span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>SALDIRI ESNASINDA NE YAPACAĞIZ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Durumu daha da kötüleştirebileceğinden sizi rahatsız eden ve saldıran kişilerlerle uğraşmamaya çalışın, muhattapsızlaştırın. Gerekli şikayetleri ve bildirimleri mutlaka yapıp engelleyin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Saldırının arkasında kim olduğunu ve amaçlarını belirlemeye çalışın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Saldırganın içeriklerinin ekran görüntüleri, saat, tarih ve kullanıcı adı dahil, tüm yorumları veya görüntüleri belgelendirin. Bu bilgi daha sonra suç duyurusu ve soruşturma yapılması durumunda faydalı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Çevrim içi taciz, tecrit edici bir deneyim olabilir. Size yardımcı olacak bir destek ağınız olduğundan emin olun. Ailenizi, çalıştığınız kurumu, iş arkadaşlarınızı veya çalışanlarınızı siber zorbalığa uğradığınız konusunda bilgilendirin. Saldırganlar sık ​​sık aile üyeleriyle ve işyerinizle iletişim kuracak ve itibarınıza zarar vermek için onlara bilgi, fotoğraf, video arayışına gidecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Taciz sona erene kadar bir süre çevrim içi değilmiş gibi görünün ve soğukkanlılığınızı koruyun.</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jan 2025 08:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/siber-zorbalikla-mucadele-nasil-olmali-1737957944.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay Zekâ Cephesinde Yeni Gelişmeler – Alarm!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-cephesinde-yeni-gelismeler-alarm-10221</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-cephesinde-yeni-gelismeler-alarm-10221</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">YZ alanındaki bu rekabet, sadece teknolojik bir yarış değil, aynı zamanda stratejik ve ekonomik bir mücadeleye dönüşmüştür. Ülkeler, küresel etki için yarışırken, açık kaynak modeller, donanım kontrolleri ve yasal düzenlemeler kritik rol oynamaktadır. Her ülke, kendi stratejisini geliştirirken farklı boyutları hesaba katmak zorundadır</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Yapay zekâ (YZ) alanındaki küresel rekabet, ABD, Çin ve Avrupa Birliği (AB) arasında stratejik bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Her bölge, teknolojik üstünlük sağlamak ve ekonomik etkisini artırmak için farklı yaklaşımlar benimsemektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:#0e0e0e">ABD’nin Stratejisi: İhracat Kontrolleri ve Ulusal Güvenlik</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">ABD, YZ çiplerinin ihracatını sıkı bir şekilde kontrol ederek teknolojik üstünlüğünü korumaya çalışıyor. 18 müttefik ülkeye serbestlik tanırken, diğer ülkelerin erişimini sınırlıyor. Örneğin, Meksika, Portekiz, İsrail ve İsviçre gibi ülkeler, YZ veri merkezleri ve ürünleri için gerekli çiplere sınırlı erişimle karşılaşabilir. Beyaz Saray, bu adımın güvenlik ve ekonomik gücü desteklediğini vurguluyor. ABD Senatosu, YZ’nin çeşitli alanlardaki potansiyelini ve risklerini detaylandıran bir rapor yayınladı. Bu raporda, YZ’nin ulusal güvenlik, eğitim ve iş gücü, tarım, sağlık ve finans gibi alanlardaki etkileri ele alınmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:#0e0e0e">Çin’in Stratejisi: Açık Kaynak Modeller ve Yenilikçi Yaklaşımlar</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Çin, DeepSeek gibi girişimlerle açık kaynaklı YZ modellerini geliştiriyor. DeepSeek, sadece iki ayda ve 5,58 milyon dolar maliyetle DeepSeek-V3 modelini geliştirerek, OpenAI ve Anthropic modellerinin performansına ulaşmıştır. Ocak 2025’te piyasaya sürülen DeepSeek-R1 modeli, OpenAI’nin en son o1 modelini birçok testte aşarak dikkat çekmiştir. Bu gelişmeler, ABD’nin YZ ihracat sınırlamalarının etkinliğini sorgulatan bir durum yaratmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:#0e0e0e">Avrupa Birliği’nin Stratejisi: Ekosistem Geliştirme ve Rekabetçilik</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Avrupa Birliği, YZ alanındaki üretkenlik farkını kapatmaya çalışıyor. Donanım yatırımlarının yanı sıra girişimcilik ekosistemi, risk sermayesi piyasaları ve düzenleyici çerçevenin geliştirilmesi gerektiğinin farkındadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-01-26%20at%2011_55_08.jpeg" style="height:800px; width:677px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Avrupa Birliği (AB) Yapay Zekâ Yasası, yapay zekâ (YZ) sistemlerini risk düzeylerine göre sınıflandırarak farklı düzenlemeler getirmektedir:</span></span></span></p>

<p style="margin-left:21px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Kabul Edilemez Risk Barındıran YZ Sistemleri</strong>: Toplum veya bireylerin güvenliği ve temel hakları için kabul edilemez risk oluşturdukları için yasaklanmıştır. Örneğin, hükümetler tarafından kullanılan sosyal puanlama sistemleri, işyerinde ve eğitim kurumlarında kullanılan duygu tanıma yazılımları, insanların zafiyetlerinden yararlanmak için kullanılan yapay zekâ ve bilişsel davranışsal manipülasyonunda kullanılan yapay zekâ sistemleri bu kategoriye girer. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:21px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Yüksek Riskli YZ Sistemleri</strong>: Topluma, çevreye veya bireylerin sağlık, güvenlik ve temel haklarına önemli ölçüde zarar verme riski doğuran sistemlerdir. Bu sistemler için daha sıkı denetimler ve yükümlülükler öngörülmektedir. Örneğin, istihdam, çalışan yönetimi ve serbest mesleklere erişimde kullanılan yapay zekâ sistemleri bu kategoriye dahildir. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:21px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Sınırlı Riskli YZ Sistemleri</strong>: Daha hafif şeffaflık yükümlülüklerine tabi olan bu sistemler, kullanıcıların YZ ile etkileşimde olduklarını bilmelerini sağlamayı amaçlar. Örneğin, sohbet robotları ve derin sahtecilik (deepfake) uygulamaları bu kategoriye girer. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:21px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Minimal Riskli YZ Sistemleri</strong>: Çoğu YZ uygulaması bu kategoridedir ve genellikle düzenlemeye tabi değildir. Örneğin, video oyunları ve spam filtreleri gibi uygulamalar minimal riskli YZ sistemleri arasında yer alır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Bu sınıflandırma, YZ sistemlerinin risk düzeyine göre uygun düzenlemelerin ve denetimlerin uygulanmasını sağlamayı hedeflemektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:#0e0e0e">Sonuç: Çok Katmanlı Rekabet ve Stratejik Planlama</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">YZ alanındaki bu rekabet, sadece teknolojik bir yarış değil, aynı zamanda stratejik ve ekonomik bir mücadeleye dönüşmüştür. Ülkeler, küresel etki için yarışırken, açık kaynak modeller, donanım kontrolleri ve yasal düzenlemeler kritik rol oynamaktadır. Her ülke, kendi stratejisini geliştirirken farklı boyutları hesaba katmak zorundadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">* ABD, ihracat kontrolleriyle teknolojik sınırları çiziyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">* Çin, maliyet etkin açık kaynak modellerle alternatif yollar arıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">* AB, regülasyonları bütün dünyaya zorluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#0e0e0e">Önümüzdeki on yılların teknolojik ve ekonomik liderliği, bu çok katmanlı rekabette şekillenecektir. Teknolojik yenilik, stratejik planlama ve küresel rekabet gücü, belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Jan 2025 08:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/yapay-zeka-cephesinde-yeni-gelismeler-alarm-1737876295.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnternetin öz evladı Aaron Swartz</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/internetin-oz-evladi-aaron-swartz-9930</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/internetin-oz-evladi-aaron-swartz-9930</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni dijital çağın olanakları sayesinde insanlığın ortak birikimi olan tüm bilimsel, kültürel, sosyal, teknolojik ve sanatsal gelişmelerin çok daha kolay ve güvenli yollardan dünyanın her köşesinde erişilebilmesi ve paylaşılabilmesi gerektiğine inanıyorum.</span></strong></span></p>

<p><!--{C}%3C!%2D%2D%20%2Fwp%3Aparagraph%20%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%20wp%3Aparagraph%20%7B%22textColor%22%3A%22black%22%7D%20%2D%2D%3E--><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dün insanlık adına büyük katkıları olmuş&nbsp;<strong>Aaron Swartz</strong>’ın ölüm yıl dönümüydü.&nbsp;<em>İnternetin öz evladı olarak</em>&nbsp;bilinen&nbsp;<strong>Swartz</strong>&nbsp;daha 13 yaşındayken internet ve bilişim alanında çalışmalarıyla kendinden söz ettirmeye başlamış, henüz 14 yaşındayken&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/RSS" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">RSS</span></a>&nbsp;adı verilen internet besleme biçimini gerçekleştiren ekipte yer almış, 15 yaşında ise&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/IEEE" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">IEEE</span></a>&nbsp;Intelligent Systems dergisinde hakemli bir makale yayınlamıştı.&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Creative_Commons" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Creative Commons</span></a>&nbsp;lisans modelinin gelişimine katkılarda bulunmuştu.&nbsp;<strong>Swartz&nbsp;</strong>aynı zamanda dünyanın önde gelen sosyal paylaşım sitelerinden&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Reddit" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Reddit</span></a>‘in kurucularındandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bilgiye ulaşma özgürlüğünü savunan, sansürün kaldırılmasına yönelik eylemleriyle tanınan Swartz, 2009’da ABD federal mahkemelerine ait&nbsp;<strong>PACER</strong> veritabanında bulunan ve para karşılığı satılan yaklaşık 18 milyon belgeyi sistemden çıkartarak&nbsp;<strong>RECAP</strong>&nbsp;sistemini kurdu ve 18 milyon belgeyi ve tüm hukuk metinlerinin bu sistemden ücretsiz olarak paylaştı.&nbsp;2011’de akademik bilgi ve makalelerin arşivlendiği ve sadece ücretli bir şekilde ulaşılabilen&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/JSTOR"><span style="color:#2980b9"><strong>JSTOR</strong></span></a>‘dan 4 milyona yakın makaleyi bilgisayarına indirip halka açık hale getirmiş ve bundan dolayı “bilgi korsanlığı” ve “yasadışı dosya indirme” gibi ağır suçlardan hakkında 13 kez dava açılmıştı.</span></span></p>

<p><!--{C}%3C!%2D%2D%20%2Fwp%3Aparagraph%20%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%20wp%3Aparagraph%20%7B%22backgroundColor%22%3A%22nv-light-bg%22%2C%22textColor%22%3A%22black%22%7D%20%2D%2D%3E--></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu iki eylemin amacı milyonlarca insanın kendini savunurken emsal gösterebileceği hukuki belgelerin, insanlığı tarihsel birikimiyle geliştirdiği araştırma ve bilimsel ilerlemenin, herkesin erişimine serbestçe açılmasını ve kamuya ait bilgilerin ücret kısıtlaması konularak kamunun tüm kesimine ulaşamamasını engellemekti.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>“Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var.”&nbsp;</em></span></span></strong></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Swartz aynı tarihlerde “korsan paylaşımları engellemeye yönelik” olduğu iddiasıyla ortaya çıkan ancak kişisel hak ve özgürlükleri kısıtladığı gerekçesiyle eleştirilen&nbsp;<strong>The Stop Online Piracy Act – SOPA</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>PIPA</strong>&nbsp;kanun teklifinin yasalaşmaması için uğraş vermiş ve mücadele çerçevesinde&nbsp;<strong>Demand Progress</strong>&nbsp;adlı siteyi hayata geçirmişti.</span></span></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>“Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var.”&nbsp;</em>cümleleriyle başlayan&nbsp;<strong><a href="https://msafaksari.net/wp-content/uploads/2021/05/Gerilla-Açik-Erişim-Manifestosu-Aaron-Swartz.pdf" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Gerilla Açık Erişim Manifestosu</span></a></strong>&nbsp;bilgiye ve internete özgürce erişim erişim hakları açısından dijital haklar çalışması yapan kişi ve gruplar açısından çok önemli bir belgedir.</span></span></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Swartz tüm bu kamu yararına olan çalışmaları ve eylemlerine yönelik onlarca ve milyonlarca dolarlık davanın yükünü kaldıramayarak, 26 yaşındayken&nbsp;New York‘taki evinde 11 Ocak 2013’te kendini astı ve yaşında yaşamına son verdi.&nbsp;Ölümünden önce, 1 milyon dolar para ve 35 yıl hapis cezasına çarptırılması bekleniyordu.&nbsp;</span></span></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni dijital çağın olanakları sayesinde insanlığın ortak birikimi olan tüm bilimsel, kültürel, sosyal, teknolojik ve sanatsal gelişmelerin çok daha kolay ve güvenli yollardan dünyanın her köşesinde erişilebilmesi ve paylaşılabilmesi gerektiğine inanıyorum.</span></span></p>

<p><!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph {"textColor":"black"} --></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çok kısa bir dönemde, böylesine büyük büyük bir hak mücadelesi yükünü sırtlanmış ve bunun sonucunda korkunç saldırılara uğramış<strong>&nbsp;Aaron Swartz</strong>‘ın anısı üzerinde saygıyla eğiliyor ve ülkemizde ve dünyada sayısız kişi ve kurumla&nbsp;<strong>Swartz</strong>‘ın da içinde olduğu hak mücadelesinin devam edeceğini düşünüyorum.&nbsp;</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>

<p><!-- /wp:paragraph --></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jan 2025 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/internetin-oz-evladi-aaron-swartz-1736607581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Temsil edilecek bir gerçeklik kaldı mı? Sinemada yapay zeka kullanımı</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/temsil-edilecek-bir-gerceklik-kaldi-mi-sinemada-yapay-zeka-kullanimi-9896</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/temsil-edilecek-bir-gerceklik-kaldi-mi-sinemada-yapay-zeka-kullanimi-9896</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Algoritmalar sayesinde içerisinde bulunduğumuz yankı odalarında ve kendi karar verdiğimizi düşündüğümüz tercihlerimizle oluşturduğumuz mikro kosmos benzeri görünür/ görünmez yapılar içerisinde toplumsal olandan uzak yalıtılmış bir hayat yaşarken, yapay zekanın ürettiği temsillerin gerçekle ne kadar ilişkili olduğu sorusunun önemi birçok kişi tarafından zaten gündemden kalkmış durumda. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşadığımız dünya ile ilişkimizi temsiller aracılığı ile kurarız. Kültürel temsiller yaşadığımız sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu kadar, ideolojik olarakta kullanışlı birer aygıttır. Sinemanın ideolojik işlevi başlangıcından günümüze tartışılmakta ve özellikle sinema endüstrisi ideolojik inşa süreçlerinde etkin biçimde kullanılmaktadır. Filmler, toplumsal yaşamın dilini sinemasal anlatılar biçiminde sunarak, sinemayı, toplumsal gerçekliği biçimlendiren kültürel temsiller dünyasında konumlandırır. Burada kimlerin neyi, nasıl temsil ettiği önemli bir soru haline gelir. Temsil genellikle egemen kesimler tarafından gerçekleştirilmekte ve temsil edilenler ise kendi hikayelerini anlatmaya dahi muktedir olamamaktadırlar. Gayatri Chakravorty&nbsp;Spivak'ın&nbsp;“Madun&nbsp;Konuşabilir mi?”(1)&nbsp; Adlı yazısında belirttiği gibi, sosyal olarak dezavantajlı grupların kendilerini temsil etmelerine imkan sağlanmadıkça gerçek bir temsilden bahsetmek mümkün gözükmemektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekliğe olan benzerlikleri sayesinde ikna edici olan görsel materyaller ve videolar, diğer kültürel ürünlerle kıyaslandığında güçlü bir propaganda aracı olarak öne çıkar. Anlatılarda sürekli tekrarlanan kavram ve motifler buna uzun süre maruz kalanlarda düşünce ve davranış değişikliğine yol açar. Roland Barthes, mitlerin mevcut güç ilişkilerini pekiştirmede kullanıldığını belirtir. (2) Özellikle sinema, mevcut mitlerin geçerliliğine dair önemli roller üstlenir. Yöntemleri sayesinde, izleyici ekrandaki görüntülerle bağ kurabilir ve özdeşleşebilir. Ancak bu durum, izleyicinin pasif bir katılımcı olmasına ve dünyayı olduğu gibi kabul etmesine yol açabilmektedir ki bu da onların "katarsis" yaşayıp rahatlayarak salondan çıkmalarına ve gündelik hayatın direniş pratiklerinde kırılmaya yol açar.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sinemada yapay zeka kullanımı, üretim öncesi aşamada, hedef kitle analizi, senaryo yazımı, mekan ve oyuncu seçimi, ya da karakter oluşumuna destek gibi süreçlerde kullanılmakta iken, üretim aşamasındaki kullanımı, otomatik kamera sistemlerinin kullanılması, görsel efekt ve tasarımlar, ses tasarımı ve kurgu aşamalarında gerçekleşmektedir.</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SİNEMADA YAPAY ZEKA</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sinema, başlangıcından günümüze, var olan teknolojik gelişmelerden birebir etkilenen bir sanat dalıdır.&nbsp; Sinemaya sesin ve rengin gelişinden itibaren süregelen sinemanın sonuna yaklaşıldığı düşünceleri tartışılmaktadır. Dijitalleşme sonrası sinema, “post sinema” gibi farklı kavramlar ile yeniden tanımlanmaya ve konumlandırılmaya çalışılmaktadır. Günümüzde de hem endüstri profesyonelleri, hem eğitmenler, hem de kuramcılar sinemanın neye evrileceği ve başlangıçtaki formuna yakın kalıp kalmayacağı konusunda farklı fikirlere sahiptirler. Sinemada yapay zeka kullanımı, üretim öncesi aşamada, hedef kitle analizi, senaryo yazımı, mekan ve oyuncu seçimi, ya da karakter oluşumuna destek gibi süreçlerde kullanılmakta iken, üretim aşamasındaki kullanımı, otomatik kamera sistemlerinin kullanılması, görsel efekt ve tasarımlar, ses tasarımı ve kurgu aşamalarında gerçekleşmektedir. Üretim sonrası ise filmlerin izleyiciye ulaşmasında kişiselleştirilmiş reklamlar, sosyal medya etkileşimini kullanmak ve anlatıların yapısının etkileşimli kurularak izleyici ile bağ kurulması gibi alanlardan bahsedilmektedir (3) Görseller üzerinde istenildiği gibi oynanabiliyor olması, hem var olan gerçekliğin değişmesine hem de oluşan yeni gerçekliğin yeniden inşasına yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün, yapay zeka araçları aracılığıyla bilgi edinirken, özellikle teknolojinin içine doğan nesil, bu teknolojiler sayesinde gerçeklik algısını oluşturuyor. &nbsp;Geçmişteki kadar merkezi olmasa da, yapay zeka veri tabanlarının beslendiği bilgi akışı, teknolojik imkanlara görece daha fazla sahip toplumlar tarafından şekillendiriliyor. Ekonomik açıdan baktığımızda, güç dengelerinin sürmesine yardımcı olan tek yönlü bilgi akışları ve belirli kaynaklardan sağlanan verilerin hâlâ etkili olduğunu görüyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu nedenle bu imkanlara sahip kesimlerin iktidarı yönlendirme gücü pekiştiriliyor. Özellikle tanımadığı gruplarla karşılaşan toplumlar için oluşturulan alternatif gerçeklikler, zamanla gerçeğin yerini alıyor. Bu temsiller, oryantalizm eleştirisi bağlamında bakıldığında Batı'nın gözünden Doğu'ya bakan bir perspektif sunarak, "öteki" olanla ilişkilerimizi düzenliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekayla üretilen görsel ve videoların toplumsal yapı üzerindeki etkilerini anlamak için Baudrillard’ın gerçeklik ve hipergerçeklik tanımları üzerinden bir değerlendirme yapmak fayda sağlayabilir. Baudrillard&nbsp; “Hiper gerçeklik, gerçek olanın temsili değil, onun simülasyonudur; yalnızca bir gerçeklik olarak algılanır.” (4) Derken gerçekliğin gittikçe kaybolduğu bir dönem içerisinde gerçeğin yerini yerini simülasyonun aldığını ve gerçekliğe ulaşmanın mümkün olmadığını söyler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde gerçeğe ulaşmanın öneminin dahi kalmadığını söylemek mümkündür. Kitlelerin inandıkları ve hoşlarına giden kişi, kurum, içerikleri takip ettikleri ve hem kendileri hem de çevreleri için oluşturdukları bir ilüzyon çemberinde yaşadıklarını görmek mümkün. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkçe karşılığı hakikat sonrası olarak çevrilen güncel kavramlardan <em>“posth-truth” un toplumda bulduğu karşılık, günümüz insanının gerçeklik ile olan ilişkisini anlama adına anlamlı bir gösterge.</em> Bir görselin <em>manipüle edilmiş olabileceği gerçeğini zaten bilen ve bunu baştan kabul eden kitleler</em> gerçeğin kendisinden çok <em>temsil edilenle</em> ilgilenmekte. Kişilerin kendilerine yarattığı <em>persona, bir başarı olarak kabul edilmekte.</em> Algoritmalar sayesinde içerisinde bulunduğumuz yankı odalarında ve kendi karar verdiğimizi düşündüğümüz tercihlerimizle oluşturduğumuz mikro kosmos benzeri görünür/ görünmez yapılar içerisinde toplumsal olandan uzak yalıtılmış bir hayat yaşarken, yapay zekanın ürettiği temsillerin gerçekle ne kadar ilişkili olduğu sorusunun önemi birçok kişi tarafından zaten gündemden kalkmış durumda. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">---</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1 Gayatri Chakravorty Spivak “Can the Subaltern Speak?” (1999)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2 Barthes, Roland (2016) Göstergebilimsel Serüven, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3 Townsend, S. (2024, February 25). Exploring the impact of AI on film production in 2024. Medium. <a href="https://medium.com/@channelasaservice/exploring-the-impact-of-ai-on-film-production-in-2024-f02da745af00" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">https://medium.com/@channelasaservice/exploring-the-impact-of-ai-on-film-production-in-2024-f02da745af00</a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">4 Baudrillard, Jean. (2011), Simülakrlar ve Simülasyon, çev. Oğuz Adanır, Ankara, Doğubatı Yayınları.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 08:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/temsil-edilecek-bir-gerceklik-kaldi-mi-sinemada-yapay-zeka-kullanimi-1736496166.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bitcoin 16 yaşında!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bitcoin-16-yasinda-9871</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bitcoin-16-yasinda-9871</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px"><strong>Dijital çağın "dijital altın" olarak kabul edilen bu varlığı, yalnızca ekonomik anlamda değil, toplumsal ve teknolojik anlamda da yeni bir değer algısı oluşturmuş, internetin demokratikleşmesine katkıda bulunmuştur.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Blokzincirleri ve kriptoparalar her geçen gün hayatımızın bir parçası hâline geliyor. Bu yüzden son yıllarda kriptoparaların gündelik hayatta kullanımının artması, kriptoraparaların çeşitlenmesi ve yükselmesiyle birçok insanın ilgisini çekmeye başladı. Bu meselelerle ilgilenenler blokzincir&nbsp;teknolojilerinin hayatımızı nasıl değiştireceği ve gelecekteki toplumsal düzenler için kafa yorarken, ülkemizde ve dünyada yetişmiş birçok mühendis ilgili meslek kollarında çalışan yüzbincelerce çalışan blokzincir teknolojileriyle birçok sorunumuza toplumsal fayda üreten projeleri heyecanla parçası olurken, alelade insanlar olarak biz maalesef ülkemizde kriptopara varlıklarının alınıp satıldığı borsalarda yaşanan usûlsüzlükler ve dolandırıcılık haberleriyle blokzincir&nbsp;ve kripto paralarla tanışmaya başladık. Bu konulara şimdilik bu yazıda girmeyeceğim, çünkü asıl konum 3 Ocak 2009'da&nbsp;hayatımıza giden ve on atıncı yaşını kutlayan Bitcoin.</span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>BITCON'İN DOĞUŞU</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Blokzincir&nbsp;teknolojisi ve kriptoparaların geri döndürülemeyecek boyuttaki etkisi, internet, şifreleme, ekonomik anlamdaki devrimsel başlangıcının büyük patlaması, belki de&nbsp;<strong>Bitcoin</strong>’in doğmasıyla oldu.&nbsp;Peki Bitcoin’in altyapısı olan teknoloji olan&nbsp;<strong>blokzincir&nbsp;</strong>(blockchain) nedir? Bunu birkaç kavramla ve birkaç cümleyle özetlemek kuşkusuz mümkün, lakin tüm bu süreçleri anlayacak teknik kapasiteniz olmasa bile, Bitcoin'i ve ardındaki teknolojiyi anlamak için en azından temel düzeyde bir kavram setine ihtiyacımız var. Bitcoin teknolojisinin ardında ne var? Size “<strong>Sorularla Blokchain</strong>” kitabını yazarı&nbsp;<strong>Turan Sert</strong>’in&nbsp;<a href="https://medium.com/turansert/sahi-nedir-bu-blockchain-allah-a%C5%9Fk%C4%B1na-812a39ff5b9e" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Sahi nedir bu Blockchain Allah aşkına?</span></a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://medium.com/turansert/blokzincirin-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1%C5%9F-felsefesi-ne-8185da57f46d" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Blokzincirin Çıkış Felsefesi Ne?</span></a> yazdılarını okumanızı isterim.&nbsp;Nihai olarak, blokzinciri ve Bitcoin hakkında baştan sona eksiksiz bir bilgilenme istiyorsanız “Sorularla Blokchain” tam size göre. <a href="https://bctr.org/dokumanlar/Sorularla_Blockchain_Turan_Sert.pdf" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Buraya tıklayarak</span></a> kitabı indirebilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bitcoin hakkında "izlemelik" bilgi için ise size iki video önereceğim. Birincisi&nbsp;<strong>140journos</strong> ekibinden. 16 yıl önce Satoshi Nakamoto; var olan finansal düzenin tüm açıklarını kapatma iddiasındaki yepyeni bir sistemin ilk adımını atmasının ardından neler değişti? <strong>Paranın yeniden keşfi: Bitcoin</strong> belgeselini <a href="https://www.youtube.com/watch?v=gnclsLp_NDU" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayarak</span></a> izleyebilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Diğer video önerim <strong>+90 Youtube Kanalı</strong>'ndan. +90 bu dosya haberinde Türkiye'de de kriptopara satın alarak köşeyi dönme derdinde olan birçoklarımızı ve Bitcoin'i anlatmış.&nbsp;</span><span style="font-size:16px"><strong>Büyüteç: Bitcoin ve blockchain nedir? | "Kripto paralar kolay yoldan köşeyi dönme aracı değil"</strong> adlı dosya haberi izlemek için <a href="https://www.youtube.com/watch?v=3tKpB7jwwHE" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.</span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>KAZILAN UNUTULAN BITCOIN'LER</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yukarıdaki önerdiğim makaleleri okumuş veya videoları izlediyseniz "madencilik" kavramını da artık biliyorsunuz. Neredeyse yüzde yüzü kazılan Bitcoin’in birçok cüzdanda olduğunu biliyoruz.&nbsp;Fakat ilginç olan, kimi hesaplamalara göre piyasada hiçbir zaman tüm Bitcoin’ler dolaşamayacak. Bitcoin sahiplerinin yaklaşık %20’sinin özel anahtar şifresini kaybetmesi, cüzdanına erişememesi veya vefat etmesi gibi sebeplerle artık hiç kimsenin bu Bitcoin’lere ulaşamayacağı düşünülüyor. Bu miktar sadece Aralık 2021 hesaplaması ile yaklaşık 189.000.000.000 Amerikan Doları ediyor, günümüz Bitcoin kuru ile Türk Lirası'na çevirmeye ise kalbim dayanmıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hazır ulaşılamayan bitcoin cüzdanlarından bahsetmişken size trajikomik bir olay aktaralım. Size milyar dolar servet sahibi olacaksınız, yeter ki şu çöplüğü kazın derseniz ne yaparsınız? Büyük ihtimalle, çoğunuz kazmak için kolları sıvarsınız. Peki ya İngiltere Kraliçesi kadar zengin olacakken, parayı elde etmek için bir türlü bürokratik işlemleri aşamıyor ve çöplükteki paranız başlarda değersizken, artık inanılmaz meblağlara yükselmişse yaparsınız? Birleşik Krallık'taki James Howells’in Bitcoinleri, yerel yönetimler ve çöplük arasındaki ilginç bir macerası var. Howells, 2013 yılında eskiyen bilgisayarını çöpe atıyor. İçindeki sabit diskinde 7.500 Bitcoin yani 350 milyon dolar servet var. Sonunda sabit diskinin gittiği elektronik çöplüğünü buluyor. Ancak devasa bir alanda 250 metre derinlikte diskini bulması gerekecek. Önündeki tek engel bu değil elbette. Tüm bu operasyon çevreye zarar verir diye kazıya belediye izin vermiyor. Tüm detaylar The New Yorker'ın <a href="https://www.newyorker.com/magazine/2021/12/13/half-a-billion-in-bitcoin-lost-in-the-dump" target="_blank"><span style="color:#2980b9">makalesinde</span></a>.&nbsp;</span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="font-size:16px">FİNANSAL VE DÜJİTAL DÖNÜŞÜMÜN DÖNÜM NOKTASI</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bitcoin,&nbsp;finansal sistemlerdeki yarattığı dönüşüm ve teknolojik yeniliklerin gücünü kanıtlayan yapısıyla insanlık tarihi açısından bir dönüm noktası oldu.&nbsp;Merkeziyetsizlik ilkesiyle insanlara ekonomik özgürlük sunarak geleneksel finans sistemlerine alternatif olmayı başaran Bitcoin, özellikle enflasyonla mücadele eden ülkelerde ve finansal erişimi kısıtlı bölgelerde önemli bir araç haline geldi.&nbsp;Aynı zamanda, Bitcoin'in temelini oluşturan blokzincir teknolojisi; finans, sağlık, tedarik zinciri ve dijital kimlik gibi birçok alanda devrim yaratmıştır. Dijital çağın "dijital altın" olarak kabul edilen bu varlığı, yalnızca ekonomik anlamda değil, toplumsal ve teknolojik anlamda da yeni bir değer algısı oluşturmuş, internetin demokratikleşmesine katkıda bulunmuştur. Bitcoin'in 16 yıl boyunca ayakta kalması, teknolojinin sürdürülebilirliğini ve küresel ölçekteki etkisini gösterirken, insanlığın finansal ve dijital geleceğini şekillendirmeye devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Ne diyelim, kutlu olsun.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jan 2025 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/bitcoin-16-yasinda-1736367819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Robot çağının eşiğindeki son nesil: Biz</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/robot-caginin-esigindeki-son-nesil-biz-9851</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/robot-caginin-esigindeki-son-nesil-biz-9851</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Önümüzdeki yıllar, insanlığın en büyük teknolojik sıçrayışlarından birine tanıklık edeceğini 2024 yılında sadece birkaç şirketin sunduğu teknolojilerin büyüklüğü ile anlayabiliriz. Bu dönüşümü şekillendirme sorumluluğu ve ayrıcalığı ise bize, yani robot çağının son "göçmen" nesline ait.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ebeveynlerimiz "<strong>dijital göçmen</strong>", biz "<strong>robot göçmeni</strong>", çocuklarımız ise "<strong>robot yerlisi</strong>" olacak. NVIDIA'nın üst düzey araştırma yöneticisi Jim Fan'in bu öngörüsü, insanlığın önündeki en büyük dönüşümü özetliyor. Artık gerçek soru şu: Son "robotsuz nesil" olmanın ayrıcalığını mı yaşıyoruz, yoksa kaçınılmaz geleceğin eşiğindeki kaygılı tanıklar mıyız?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2025'e girerken robotik devrim sadece kapımızı çalmıyor, artık eşikten içeri giriyor. NVIDIA'nın CEO'su Jensen Huang'ın geçen gün Las Vegas’ta her yıl yapılan Tüketici Elektroniği Fuarı’ndaki çarpıcı açıklamaları, bu dönüşümün sanıldığından çok daha yakın olduğunu gözler önüne serdi. "ChatGPT'nin robotik dünyasındaki karşılığı çok yakında" diyen Huang, yapay zekanın üç aşamalı evrimini açıkladı: Algılayan YZ (resim, ses tanıma gibi), üretken YZ (ChatGPT ve benzerleri) ve şimdi de fiziksel YZ. Bu son aşama, robotların dünyayı anlama, akıl yürütme ve harekete geçme yeteneklerini temelden değiştirecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Atlas'tan Apollo'ya, Figure'dan Tesla Optimus'a kadar gelişen humanoid ordusu artık üretim hatlarının karanlık köşelerinden çıkıp günlük hayatımızın her alanına girmeye hazırlanıyor. Robotlara sadece görev yapmayı değil, dünyayı anlama ve yorumlama yeteneği FZY ile kazandırılacak.1X, Agile Robots, Figure AI gibi öncü robotik şirketleri ve Uber gibi dev hizmet sağlayıcılar, bu teknolojiyi şimdiden benimsemeye başladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>"Her hareket eden şey otonom olacak" öngörüsü artık bir hayal değil.</strong> Evlerimizdeki robotik süpürgelerden fabrikalardaki üretim hatlarına, sürücüsüz araçlardan drone'lara kadar her şey, yapay zekâ kontrolünde otonom hale geliyor. Yeni yapay zeka ajanları (AI agents), bu cihazları sadece programlanmış görevleri yerine getiren makineler olmaktan çıkarıp, çevreleriyle etkileşime giren, öğrenen ve karar verebilen sistemlere dönüştürecek. Jensen Huang bunu multi-trilyon dolarlık yeni ekonomi olarak tanımladı. Grafik kartları ile başlayan ve her büyük dalgayı gören ve o dalgaları (oyun kartları, yapay zekâ işlemcileri) kullanarak ilerleyen Jensen Huang’ın bu öngörüsü de dikkate alınmalı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çocuklarımız için robotlarla etkileşim, bizim için kalem kağıtla etkileşim kadar doğal olacak. Onlar için bir robot dadı ya da öğretmen, bizim için kitap ya da televizyon kadar sıradan olacak.</strong></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu gelişmeler, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir dönüşümü işaret ediyor. Dokunmatik ekranlarla yeniden şekillenen hayatlarımız, şimdi de fiziksel yapay zekanın her yerde hazır ve nazır varlığıyla yeniden formatlanacak. Buna sadece teknolojik bir devrim olarak değil, antropolojik bir dönüşüm olarak da bakmamız lazım. İnsanlık tarihinde ilk kez, fiziksel dünyamızı yapay zekâ ile paylaşmayı öğreneceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çocuklarımız için robotlarla etkileşim, bizim için kalem kağıtla etkileşim kadar doğal olacak. Onlar için bir robot dadı ya da öğretmen, bizim için kitap ya da televizyon kadar sıradan olacak. Robot yerlileri, bizim bugün sosyal medyada gezindiğimiz gibi, FZY ekosisteminde süzülecekler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu dönüşüm beraberinde önemli soruları da getiriyor: İnsan-robot etkileşiminin etik sınırları nerede çizilecek? Robotların "kişilik" kazanması durumunda yasal statüleri ne olacak? İşgücü piyasası bu dönüşüme nasıl adapte olacak? Eğitim sistemimiz robot çağına nasıl hazırlanacak?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2025 ve sonrası, sadece teknolojik bir dönem değil, yeni bir insan türünün doğuşuna tanıklık edecek. Bu dönüşümün son "saf" tanıkları olarak, hem bu teknolojiyi icat etme hem de kendimizi yeniden keşfetme sorumluluğunu taşıyoruz. Belki de en önemli görevimiz, teknolojik ilerleme ile insani değerleri dengede tutabilmek olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gelecek nesillere aktaracağımız en değerli miras, robot öncesi dünyanın hatıraları ve deneyimleri olabilir. Tıpkı büyükanne ve büyük babalarımızın televizyon öncesi günleri anlattığı gibi, biz de robotsuz bir dünyayı anlatacağız. Ve belki de çocuklarımız bize gülümseyerek "ne kadar ilkelmiş" diyecekler. Ancak bu "ilkel" dünyadan öğrenecekleri çok şeyler olabilir: insan ilişkilerinin sıcaklığı, doğal etkileşimin değeri ve teknolojisiz yaşamanın mümkün olduğu gerçeği.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Robot çağının eşiğinde hem heyecan hem de temkinli bir iyimserlikle ilerliyoruz. Sadece gözlemci olmanın da önüne geçmeliyiz. </strong>Önümüzdeki yıllar, insanlığın en büyük teknolojik sıçrayışlarından birine tanıklık edeceğini 2024 yılında sadece birkaç şirketin sunduğu teknolojilerin büyüklüğü ile anlayabiliriz. <strong>Bu dönüşümü şekillendirme sorumluluğu ve ayrıcalığı ise bize, yani robot çağının son "göçmen" nesline ait.</strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jan 2025 07:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/robot-caginin-esigindeki-son-nesil-biz-1736276000.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Silikon bir kum, çip bir imparatorluk</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/silikon-bir-kum-cip-bir-imparatorluk-9733</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/silikon-bir-kum-cip-bir-imparatorluk-9733</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dün çocukların elinde kale yapımında kullanılan kum, bugün çip fabrikalarında süper güçlerin kaderini belirliyor. İnsanlık tarihinin en büyük dönüşümü, kumdan çipe giden yolda gerçekleşti.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sahildeki kuma bir kez daha bakın. O sıradan görünen taneler, işlendiğinde önce silikona, sonra çipe, en sonunda da dünyayı yöneten güce dönüşüyor. Silikon Vadisi'ne adını veren bu mucize, çöllerden çıkıp teknoloji imparatorluklarını kuran çiplerin hammaddesinden başka bir şey değil. Dün çocukların elinde kale yapımında kullanılan kum, bugün çip fabrikalarında süper güçlerin kaderini belirliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanlık tarihinin en büyük dönüşümü, kumdan çipe giden yolda gerçekleşti. Sahilleri dolduran, çöllerde fırtınalarla savrulan bu sıradan madde, nanometre ölçeğinde işlenerek dünyanın en değerli hazinesine dönüştü. Öyle ki, bir avuç kumdan üretilen çipler, tonlarca altından daha değerli hale geldi. 3 nanometrelik çipler, kum tanelerinin milyonlarca kez işlenmesiyle ortaya çıkan bir mühendislik harikası.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tayvan, bu kumdan hazineyi çipe dönüştüren ülke olarak yükseldi. Dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90'ını üreten ada ülkesi, elindeki teknolojiyle küresel dengeleri belirleme gücüne kavuştu. TSMC'nin çip fabrikaları, modern dünyanın petrol rafinerileri kadar stratejik hale geldi. Çin'in askeri tatbikatlarla gözdağı verdiği, Amerika'nın stratejik ortak ilan ettiği Tayvan, kumdan ürettiği çiplerle dünyayı parmağında oynatıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kumdan çipe giden yolculuk, modern dünyanın en stratejik dönüşümü oldu. Apple'ın M serisi çipleri, Nvidia'nın yapay zekâ işlemcileri, AMD'nin süper bilgisayar çipleri... Hepsi aslında işlenmiş kumdan başka bir şey değil.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KUMDAN ÇİPE GİDEN YOLCULUK</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çin, bu kumdan üretilen çip hazinesini ele geçirmek için her yolu deniyor. Amerika ise 52 milyar dolarlık CHIPS Act ile kendi silikon kalelerini ve çip fabrikalarını inşa etmeye çalışıyor. Avrupa Birliği, 43 milyar euroluk yatırımla yarışa dahil olmaya çabalarken, Güney Kore ve Japonya kendi çip ekosistemlerini yaratma peşinde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kumdan çipe giden yolculuk, modern dünyanın en stratejik dönüşümü oldu. Apple'ın M serisi çipleri, Nvidia'nın yapay zekâ işlemcileri, AMD'nin süper bilgisayar çipleri... Hepsi aslında işlenmiş kumdan başka bir şey değil. Otomotiv devleri, çip krizi yüzünden üretim bantlarını durdurmak zorunda kaldı. F-35 savaş uçakları, içindeki 2000'den fazla çip olmadan gökyüzüne bile çıkamıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her gün elimizde tuttuğumuz iPhone'lar, aslında kristalize edilmiş kumdan başka bir şey değil. Çocukların sahilde oynadığı kum taneleri, doğru ellerde 3 nanometre çiplere, oradan da süper bilgisayarlara, yapay zekâ sistemlerine, uzay araçlarına dönüşüyor. Bu dönüşümü kontrol eden, geleceği de kontrol edecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir zamanlar petrol için savaşan dünya, şimdi kumdan üretilen bu minik çipler için kıyasıya rekabet ediyor. Tarihin garip bir cilvesi: İnsanoğlu önce taş devrini yaşadı, sonra demir çağını... Şimdi ise yeniden kuma döndü. Ama bu kez söz konusu olan sıradan bir kum değil, çiplere dönüşerek dünya düzenini şekillendiren silikon mucizesi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jan 2025 07:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/silikon-bir-kum-cip-bir-imparatorluk-1735658352.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2024&#039;e &quot;Brain rot&quot; ile veda ediyoruz</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024e-brain-rot-ile-veda-ediyoruz-9722</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024e-brain-rot-ile-veda-ediyoruz-9722</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>37,000'den fazla kişinin görüş bildirdiği bir halk oylamasının ardından, 2024 yılı için Oxford'un yılın kelimesi&nbsp;"beyin çürümesi" anlamına gelen "Brain rot" oldu.&nbsp;</strong></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Brain rot</strong>, genellikle bir kişinin zihinsel durumunun bozulduğunu veya beyin gücünün “boşa harcandığını” hissettiği durumları tanımlamak için kullanılan gayri resmi bir ifade olarak özellikle 2024’un ortasından itibaren sıklıkla kullanılmaya başlamıştı.<br />
<br />
Günlük kullanım yeni gibi görünse de, bu ifade 1854 yılına kadar uzanmakta. “Beyin çürümesi “nin belgelenmiş ilk kullanımı Henry David Thoreau'nun 1854 tarihli ‘Walden’ adlı eserinde yer almaktadır. Peki bugünkü bağlamda ne anlama geliyor ve kimleri etkiliyor? Bu terim, “sosyal medya ve internette bulunan düşük kaliteli, düşük değerli içeriğin yanı sıra bu tür içeriklerin tüketilmesinin birey veya toplum üzerinde yarattığı algılanan olumsuz etkiyi” ifade etmekte.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu terim dijital çağda, özellikle de son 12 ay içinde yeni bir önem kazandı. Başlangıçta sosyal medya platformlarında, özellikle de TikTok'ta "Z Kuşağı" ve "Alfa Kuşağı" olarak nitelendirilen yeni neslin arasında ilgi gören 'bu kelime, çevrimiçi içeriğin aşırı tüketiminin olumsuz etkilerine ilişkin toplumsal kaygıların ortasında, ana akım gazetecilikte olduğu gibi artık daha yaygın bir kullanım görüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılında 'brain rot', sosyal medya ve internette bulunan düşük kaliteli, düşük değerli içeriğin yanı sıra bu tür içeriklerin tüketilmesinin bir birey veya toplum üzerinde yarattığı algılanan olumsuz etkiye atıfta bulunarak bunun hem nedenini hem de sonucunu tanımlamak için kullanılıyor. Genellikle çevrimiçi topluluklar tarafından mizahi veya kendini küçümseyici bir şekilde kullanılan bu kavram, içerik üreticisi Alexey Gerasimov'un insansı tuvaletleri içeren viral <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Skibidi_Toilet" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Skibidi Toilet video serisi</span></a>&nbsp;ve eyaletteki tuhaf olaylara atıfta bulunan kullanıcı tarafından oluşturulan '<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Ohio_(meme)" target="_blank"><span style="color:#3498db">only in Ohio</span></a>' "meme"leri de dahil olmak üzere belirli içerik türleriyle güçlü bir şekilde ilişkilendirilmekte. Bu içerik, saçma bir şey anlamına gelen 'skibidi' ve utanç verici ya da tuhaf bir şey anlamına gelen 'Ohio' gibi yeni bir 'beyin çürütme dili'nin ortaya çıkmasına neden oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu içeriğin aşırı tüketiminin özellikle çocuk ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki olası olumsuz etkilerine ilişkin daha geniş ve ciddi bir tartışma da ivme kazanıyor. Bu yılın başlarında, ABD'deki bir ruh sağlığı merkezi, 'beyin çürümesinin' nasıl fark edileceği ve önleneceği hakkında çevrimiçi tavsiyeler bile yayınladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oxford Languages Başkanı Casper Grathwohl, bu yılki seçim süreci ve 2024 yılı kazananıyla ilgili olarak şunları söylüyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">"Son yirmi yılda Oxford Yılın Kelimesi'ne baktığımızda, toplumun sanal yaşamlarımızın nasıl geliştiği, internet kültürünün kim olduğumuzun ve ne hakkında konuştuğumuzun çoğuna nasıl nüfuz ettiği ile ilgili artan meşguliyetini görebilirsiniz. Geçen yılın kazanan kelimesi '<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Rizz" target="_blank"><span style="color:#3498db">rizz</span></a>', dilin çevrimiçi topluluklar içinde giderek nasıl oluştuğuna, şekillendiğine ve paylaşıldığına dair ilginç bir örnekti. 'Beyin çürümesi' sanal yaşamın algılanan tehlikelerinden birine ve boş zamanımızı nasıl kullandığımıza değiniyor. İnsanlık ve teknoloji hakkındaki kültürel sohbette haklı bir sonraki bölüm gibi hissettiriyor. Bu kadar çok seçmenin bu terimi benimsemesi ve bu yılki seçimimiz olarak onaylaması şaşırtıcı değil."</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong><span style="font-size:20px">Brain rot kelimesi hızlıca yeni ve ortak deneyimlerin bir çıktısı olarak hızlıca yaygınlaşmış olabilir. Bu da dilde uzun süre kalıcı olacak bir kelime olması demek. Günümüzün hızla değişen teknolojik dünyası, böylesi terimlere olan ihtiyacı artırmış görünüyor.</span></strong></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijitalde üretim ve tüketim baskısı</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px">Peki bu kelime neden bu kadar popüler oldu? Kişisel gözlemim pandemi sonrası dönemde, insanlar, özellikle yeni nesil, siyah ekranlarda&nbsp;daha fazla bağımlı hale geldi ve üretkenlik baskısı altında kendilerini daha sık tükenmiş hissetti. “Brain rot,” bu evrensel duyguyu özetleyen bir terim olarak, geniş bir kitle tarafından kolaylıkla benimsenmiş olabilir. Bu terim, sadece olumsuz bir durumu ifade etmekle kalmıyor,&nbsp;aynı zamanda bir tür rahatlama ve kabul etme duygusu da içeriyor. İnsanlar, “brain rot” dediklerinde aslında hem bu durumla dalga geçmekte hem de kolektif bir deneyime işaret etmekteler. Bu, terimin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş olabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Günümüzde yaşadığımız deneyimlerin bir parçası olarak “Brain rot” gibi kolay anlaşılan ve durumu net bir şekilde ifade eden terimleri&nbsp;bir alt&nbsp;kültür unsuru olarak kendi sınırlarında sıkışmadan&nbsp;geniş kitlesel iletişim&nbsp;araçlarıyla ulaştırabiliyoruz. Benzer tüketim pratikleri, akıllı telefonlar ve bilgisayarlardaki teknoloji, işletim sistemi ve uygulama yakınsamaları en geniş ortak bir zeminde olmamızı sağlıyor. Brain rot kelimesi hızlıca yeni ve ortak deneyimlerin bir çıktısı olarak hızlıca yaygınlaşmış olabilir. Bu da dilde uzun süre kalıcı olacak bir kelime olması demek. Günümüzün hızla değişen teknolojik dünyası, böylesi terimlere olan ihtiyacı artırmış görünüyor.</span></p>

<h2><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Daha sakin bir dijital hayat mümkün</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-derebeylikler-ortasinda-yasamak-3489" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Dijital derebeylikler ortasında yaşamak..</span></a>.,&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/bin-dokuz-yuz-seksen-dort-gelecegimiz-mi-olacak-4062" target="_blank"><span style="color:#2980b9">"Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" geleceğimiz mi olacak?</span></a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/gozetim-kapitalizmine-karsi-harekete-gecmeliyiz-4388" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Gözetim kapitalizmine karşı harekete geçmeliyiz</span></a> yazılarımda büyük teknoloji şirketlerinin bizim ilgimizi nasıl manipüle ettiklerini ve bir çeşit gözetim kapitalizmi olarak tariflenen bir ekonomik modelde bizi pasif bir şekilde sürekli siyah ekranları kaydıran birer "kullanıcı"ya nasıl dönüştürdüklerini anlatmaya çalışmıştım. T</span></span><span style="font-size:16px">eknolojiyi hayatımızda bilinçli, dengeli ve sağlıklı bir şekilde kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Dijital cihazları ve çevrimiçi platformları bilinçli bir şekilde yönetmek, ruhsal ve fiziksel sağlığımızı korumak için oldukça önemli. Yeni yıla girerken herkes gibi yeni yıla bazı hedefler koyuyoruz. Bu hedeflerden biri de teknolojiyle kurduğumuz ilişkide ruhsal ve fiziksel sağlığımızı daha fazla gözetmek üzerine adımlar olsun. Güzel bir yıl diliyorum.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Dec 2024 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/2024e-brain-rot-ile-veda-ediyoruz-1735646278.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mavi Vatan’dan sonra GPU&#039;ların gölgesinde “Dijital Vatan” savaşı</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/mavi-vatandan-sonra-gpularin-golgesinde-dijital-vatan-savasi-9625</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/mavi-vatandan-sonra-gpularin-golgesinde-dijital-vatan-savasi-9625</guid>
                <description><![CDATA[Veri merkezlerinin soğuk koridorlarında, yapay zekanın derin labirentlerinde veriliyor bu mücadele. Ve bu yeni savaşın en değerli mühimmatı: GPU'lar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu yeni dünya düzeninde "Kayıtsız Şartsız Egemenlik", artık GPU'ların ve yapay zekanın egemenliğinden geçiyor. Bir zamanlar "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyorduk. Şimdi "Ya <u>Dijital Vatan</u> Ya Siber Sömürge" deme vakti. Çünkü yarının dünyasında, teknolojik bağımsızlığını kazanamayanlar, başkalarının yapay zekasının egemenliğinde yaşamaya mahkûm olacak. Bu sadece bir teknoloji yarışı değil; bu bir varoluş mücadelesi.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir zamanlar topraklarımızın bağımsızlığı için savaşıyorduk. Bugün ise savaş alanı değişti; artık veri merkezlerinin soğuk koridorlarında, yapay zekanın derin labirentlerinde veriliyor bu mücadele. Ve bu yeni savaşın en değerli mühimmatı: GPU'lar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ekran kartlarında kullanılan bu grafik işlemciler yapay zekanın gerektirdiği matris işlemlerini paralel yapma kabiliyetine sahip. Onun için bilgisayarların konvansiyonel işlemcilerini (CPU) geride bıraktı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2023 yılında küresel veri merkezi GPU pazarı 14,3 milyar dolardı. 2028'e kadar bu rakamın 63 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu rakamlar sadece pazar büyüklüğünü göstermiyor; aslında ülkelerin dijital bağımsızlık için ödemeye hazır oldukları bedeli gösteriyor. Her yıl %34,6'lık bir büyüme. Bu, sıradan bir teknolojik gelişmenin çok ötesinde- bu bir varoluş mücadelesi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fransa, İsviçre, Hindistan, Japonya ve Singapur gibi ülkeler çoktan saflarını belirledi. NVIDIA ile kurdukları stratejik ortaklıklar, modern çağın yeni ittifak anlaşmaları gibi. Bu ülkeler, kendi yapay zekâ süper bilgisayarlarını geliştirmek için var güçleriyle çalışıyor. Peki biz neredeyiz bu yarışta?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Asya Pasifik bölgesi, derin öğrenme ve doğal dil işleme teknolojilerinin finans, tarım ve hukuk alanlarındaki uygulamaları ile öne çıkıyor. Bu bölge, veri merkezi GPU pazarının en hızlı büyüyen bölgesi. Bir zamanlar "Asya Kaplanları" derdik; şimdi "Yapay Zekâ Kaplanları" doğuyor gözlerimizin önünde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sağlık sektörü, bu yarışın en kritik cephelerinden biri. 2028'e kadar veri merkezi GPU'ları için en hızlı büyüyen ikinci segment olacak. Yaşlanan nüfusumuzun umutları, GPU'ların işlem gücüne emanet. İlaç keşfinden medikal görüntülemeye, tanıdan tedaviye kadar her aşamada bu teknoloji belirleyici olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Otomotiv sektörü de bu dijital dönüşümün tam merkezinde. Otonom sürüş sistemleri ve gelişmiş sürücü destek sistemleri, GPU'ların gücüyle şekilleniyor. Yarının otomobilleri, bilgisayar çiplerinin üzerinde yükselecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama bu yarışın karanlık bir yüzü de var. Büyük teknoloji şirketleri, yılda yüz milyonlarca dolarlık yatırımla pazarı domine ediyor. Küçük oyuncular için alan daralıyor. Öyle ki, bir startup CEO'su Meta'dan bir çalışanı işe alamadığını itiraf ediyor- sadece yeterli GPU kaynağına sahip olmadığı için. Örneğin Grok’u kullanımımıza sokan Elon Musk’ın yapay zekâ şirketi xAI daha yeni 6 milyar dolar yatırım aldı bunun 5 milyarı donanıma yani NVDIA çiplerine gidecek gözüküyor. Bu, modern çağın yeni "beyin göçü”- ama bu sefer beyinler, donanım gücünün peşinde göç ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hibrit bulut mimarileri, Amazon Web Services (AWS) gibi devlerin hakimiyetini pekiştiriyor. Yüksek maliyetler, soğutma sistemleri, enerji tüketimi... Bu altyapıyı kurmak ve sürdürmek, küçük ülkeler ve şirketler için giderek zorlaşıyor.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Egemen yapay zekâ (</strong></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="background-color:#ffffff"><strong>Sovereign</strong></span></span><span style="color:#000000"><strong> AI) stratejimiz olmalı. Kendi büyük dil modellerimizi geliştirmeli, kendi veri merkezlerimizi kurmalı, kendi yeteneklerimizi yetiştirmeliyiz. Vietnam'dan Kanada'ya kadar birçok ülke bu yolda ilerliyor.&nbsp;</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>EGEMEN YAPAY ZEKÂ STRATEJİMİZ OLMALI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Güvenlik endişeleri de cabası. Oyun şirketi ESEA’nın kullanıcılarının bilgisayarlarının ekran kartlarında Bitcoin madenciliği yaptığı skandal, GPU'ların kötü niyetli ellerde nasıl silahlara dönüşebileceğini gösterdi. Her teknolojik güç gibi, bu da çift taraflı bir kılıç.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Peki ne yapmalıyız? Egemen yapay zekâ (</span><span style="color:#1f1f1f"><span style="background-color:#ffffff">Sovereign</span></span><span style="color:#000000"> AI) stratejimiz olmalı. Kendi büyük dil modellerimizi geliştirmeli, kendi veri merkezlerimizi kurmalı, kendi yeteneklerimizi yetiştirmeliyiz. Vietnam'dan Kanada'ya kadar birçok ülke bu yolda ilerliyor. Kültürümüzü korumak, ekonomik bağımsızlığımızı sürdürmek ve geleceğimizi şekillendirmek istiyorsak, bu yarışta yerimizi almalıyız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yeni dünya düzeninde "Kayıtsız Şartsız Egemenlik", artık GPU'ların ve yapay zekanın egemenliğinden geçiyor. <strong>Bir zamanlar "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyorduk. Şimdi "Ya <u>Dijital Vatan</u> Ya Siber Sömürge" deme vakti.</strong> Çünkü yarının dünyasında, teknolojik bağımsızlığını kazanamayanlar, başkalarının yapay zekasının egemenliğinde yaşamaya mahkûm olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sadece bir teknoloji yarışı değil; bu bir varoluş mücadelesi. Ve bu mücadelede geç kalmak, gelecek nesillere karşı en büyük ihanet olacak. GPU'ların gölgesinde şekillenen bu yeni dünya düzeninde <strong>ya kendi gölgemizi yaratacağız ya da başkalarının gölgesinde kaybolup gideceğiz.</strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Dec 2024 15:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/mavi-vatandan-sonra-gpularin-golgesinde-dijital-vatan-savasi-1735218241.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump 2.0: Kurumlar yerine kişiler</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-20-kurumlar-yerine-kisiler-9471</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-20-kurumlar-yerine-kisiler-9471</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Trump 2.0, ABD’nin daha verimli bir alt yapıya evrilmesi için kendi kurumlarını sorguladığı bir süreci başlatacağı gibi bütün dünyadaki siyaset anlayışını da Silikon Vadisi'ndeki gibi <u>kurumlardan ziyade kişilerle</u> yürütülen “güven” ve “özgüven” denklemine doğru değiştirebilir.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Donald Trump, ikinci döneminde yönetim kadrosunu belirlerken, gözlerini kariyer bürokratlarından ziyade teknoloji dünyasının öncülerine çevirdi. Bu yeni yaklaşım hem Cumhuriyetçi Parti içinde hem de genel siyasi arenada ciddi tartışmalara neden oluyor. Trump’ın stratejisi, iş dünyasının pratik zekâsını ve deneyimini hükümet yönetimine entegre etmek. Lakin bu, Amerikan siyasi sahnesinde alışılmışın dışında bir hamle.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump'ın yeni ekibinde: Elon Musk (Tesla, SpaceX - Silikon Vadisi), Vivek Ramaswamy(Roivant Sciences - Silikon Vadisi), JD Vance (Mithril Capital Management - Silikon Vadisi), Howard Lutnick (Cantor Fitzgerald - Finans), Scott Bessent (Key Square Capital Management - Finans) , Linda McMahon (World Wrestling Entertainment - Eğlence), Doug Burgum (Great Plains Software - Teknoloji) ve David Sacks (PayPal, Yammer - Silikon Vadisi) gibi isimler yer alıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu liderler, sadece teknoloji dünyasında değil, sosyal ve politik konularda da önemli izler bırakmış kişiler ve neredeyse hemen hepsi Trump’a nazaran ailelerinin mirasının değil kendi yaptıkları servetlerin temsilcileri. Temel motivasyon, Amerikan ekonomisinin karmaşıklığına pratik çözümler getirebilecek liderlere ihtiyaç olduğu düşüncesi. Bu süreçte arka planda kalan ama ilk Trump seçiminde de büyük rol oynayan ve yukarıdakilerin çalışma arkadaşı Silikon Vadisinin ikonik risk yatırımcısı Peter Thiel’da var. Trump'ın danışmanı Chamath Palihapitiya(Social Capital - Silikon Vadisi) bu yaklaşımı şöyle özetliyor:&nbsp;"Amerika'nın ekonomisi, sadece teorisyenler veya akademisyenler tarafından yönetilemeyecek kadar karmaşık. Teknoloji dünyasından gelen liderler, hükümet politikalarını daha etkin uygulayabilir." Demokratlar ise iş dünyasından gelenlerin hükümette yer almasını modası geçmiş bir fikir olarak görüyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump'ın bu stratejisinin bazı somut avantajları ise teknoloji dünyasından gelenler, karmaşık sorunlara hızlı ve etkili çözümler sunabilme yetenekleri var. Bu liderler, kaynakları daha verimli kullanma konusunda uzman. Teknoloji ve finans dünyasından olanlar, modern ekonomiyi daha iyi anlayabilir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Elbette, bu yaklaşımın eleştirileri de var. En büyük endişe, bu isimlerin kamu hizmetine yeterince odaklanamayacağı veya özel sektörün çıkarlarını önceliklendirebileceği yönünde. Ayrıca, hükümet politikalarında özel sektör mantığının her zaman işe yaramayabileceği de söyleniyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kripto para birimleri için daha net ve dostane bir politika oluşturulması, blok zinciri ve finansal teknolojilerde yenilikçiliği artırabilir. Ancak bu kazanımların, çıkar çatışmalarının önlenmesi ve sektör genelinde adil bir yaklaşımın sürdürülmesiyle mümkün olacağı da belirtiliyor.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>FİNANSAL TEKNOLOJİLERDE YENİLİKÇİLİK</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunun karşılığında </span><span style="color:#0e0e0e">Silikon Vadisi, Trump yönetiminden potansiyel olarak daha inovasyon dostu bir düzenleyici ortam kazanabilir. Büyümesine daha da büyüme katarak ileriki dönemlere dönük siyasi gücünü artırabilir. Özellikle teknoloji sektöründe şirket birleşme ve satın almalarına yönelik engellerin kaldırılması, girişimlerin büyümesi ve ölçeklenmesi için yeni fırsatlar sunabilir. Ayrıca, yapay zekâ ve enerji gibi hızla büyüyen sektörlerde Trump’ın daha az bürokratik engel ve verimli düzenlemeler vaat etmesi, yeni teknolojilerin hızla piyasaya sürülmesini destekleyebilir. Kripto para birimleri için daha net ve dostane bir politika oluşturulması, blok zinciri ve finansal teknolojilerde yenilikçiliği artırabilir. Ancak bu kazanımların, çıkar çatışmalarının önlenmesi ve sektör genelinde adil bir yaklaşımın sürdürülmesiyle mümkün olacağı da belirtiliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump 2.0 modelinde ekonomik büyüme ve bürokrasinin azaltılması hedefleri, birçok kişi için umut verici. Trump'ın yönetim modelinin başarısı, bu ekibin ne kadar etkili olacağına bağlı. Eğer bu kişiler, deneyimlerini kamu politikalarına başarıyla entegre edebilirse, bu model gelecekteki yönetimler için bir standart olabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün diğer ülkeler bu yeni yönetimle hangi insan kaynaklarıyla diyalog kurabileceğini ve eşlenik yaratabileceğini tartışmaya başladı bile. Örneğin, AB komisyonu üyelerinin Trump ekibiyle güçlü bağların olmaması bir risk olarak gündemde. Üye devletlerin koordinasyonsuz bir şekilde hareket etme olasılığı da söz konusu. Özellikle İtalyan Başbakanı Meloni gibi bazı liderlerin, belirli sektörler için ABD Başkanı’ndan özel ayrıcalıklar elde etmek amacıyla doğrudan ve kişisel bir yaklaşım benimsemesi öne çıkıyor. Bunun için Trump’ın sahibi olduğu Elon Musk’ın kamp kurduğu Florida’da bulunan Mar-a-Lago tatil köyü ziyaretçiler ile dolu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Trump 2.0, ABD’nin daha verimli bir alt yapıya evrilmesi için kendi kurumlarını sorguladığı bir süreci başlatacağı gibi bütün dünyadaki siyaset anlayışını da Silikon Vadisi'ndeki gibi <u>kurumlardan ziyade kişilerle</u> yürütülen “güven” ve “özgüven”denklemine doğru değiştirebilir.</strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Dec 2024 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/trump-20-kurumlar-yerine-kisiler-1734551766.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Endüstri 5.0</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/endustri-50-9374</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/endustri-50-9374</guid>
                <description><![CDATA[Endüstri 5.0, yeni bir aşama olarak insan unsuru ile teknolojiyi entegre ederek üretkenliği artırmayı ve Endüstri 4.0’ın dijitalleşme ve otomasyon odaklı yapısının ötesinde teknolojiyi insanın yaratıcılığı, duygusal zekâsı, yetenek, sezgi ve deneyimi ile birleştirmeyi hedeflemektedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Endüstri 5.0, Endüstri 4.0’a göre her şeyden önce çok daha esnek bir yaklaşım sunar ve değişen koşullara adaptasyonu insan yeteneklerini teknoloji ile birleştirerek kolaylaştırır. İnsan-robot tartışmasına, “insan odaklı” bakış açısı ile yeni bir soluk getirir. Böylece teknoloji, insanı destekler, iş süreçleri insan odaklı olarak optimize edilmiş olur, insan-robot iş birliği, akıllı üretim hatları ve verimlilik artışı gerçekleşir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Değişimin sırrı, tüm enerjinizi eskiyle savaşmaya değil; yeniyi inşa etmeye odaklamaktır.”</span></span></em></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sokrates</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazının başlığını görünce, Endüstri 4.0’ı yeni anlamaya başlamışken, Endüstri 5.0 da nereden çıktı diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Haklısınız elbette! </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Konuyu yakından takip eden bizler bile güncel kalmak ve baş döndürücü hızda gerçekleşen değişim ve ilerlemeleri anlamak için inanın çok zorlanıyoruz. Haydi o zaman kısaca bir giriş yapalım, temel felsefesini beraberce anlamaya çalışalım. &nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Endüstri 5.0 Nedir?</em></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Endüstri 5.0, Endüstri 4.0’ın evrimleşmiş hali olarak görülmektedir, hatta bazı kaynaklar dönüşüm olarak nitelendirmektedir. Basitçe bir anlatımla, Endüstri 4.0 döneminde üretim süreçleri otomasyon, veri analizi ve yapay zekâ gibi teknolojiler ile optimize edilmekteydi. Endüstri 5.0 ise, insanoğlunun yaratıcılığı ile makinelerin gücünü yani teknolojiyi birleştiren yeni bir üretim paradigması olarak karşımıza çıkıyor. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Endüstri 5.0, yeni bir aşama olarak insan unsuru ile teknolojiyi entegre ederek üretkenliği artırmayı ve Endüstri 4.0’ın dijitalleşme ve otomasyon odaklı yapısının ötesinde teknolojiyi insanın yaratıcılığı, duygusal zekâsı, yetenek, sezgi ve deneyimi ile birleştirmeyi hedeflemektedir.</strong></span></span></em></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Endüstri 5.0’ın Amacı Nedir?</em></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Endüstri 5.0, üretimde aktif olarak çalışan sayısını korurken daha etkili bir şekilde iş yapmayı, karbon nötr ve enerji verimliliğine sahip bir endüstri için yeşil üretime odaklanmaktadır. Endüstri 5.0, insanın yetenek ve yaratıcılığından faydalanarak makineler ve insanların entegrasyonu ile süreç performansının iyileştirilmesi sonucu üretkenliğin maksimize edilmesini temel ilke edinmiştir. Bu yeni yaklaşım, küresel ekonomideki sorunlara çözüm önerileri sunmakta ve sürdürülebilirlik bağlamında çeşitli açılımlar yaratmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diğer bir ifadeyle Endüstri 5.0, yeni bir aşama olarak insan unsuru ile teknolojiyi entegre ederek üretkenliği artırmayı ve Endüstri 4.0’ın dijitalleşme ve otomasyon odaklı yapısının ötesinde teknolojiyi insanın yaratıcılığı, duygusal zekâsı, yetenek, sezgi ve deneyimi ile birleştirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca bu iş birliği ile Endüstri 5.0 kişiselleştirilmiş ürünlerin daha hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde üretilmesine de olanak tanımaktadır. Makinelerin hızı, insan zekâsı ve sezgileri ile birleştiğinde daha esnek, yüksek kaliteli ve müşteri odaklı üretim mümkün olacaktır. &nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Endüstri 5.0’ın Endüstri 4.0’dan Temel Farkları Nelerdir?</em></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Endüstri 5.0, Endüstri 4.0’a göre her şeyden önce çok daha esnek bir yaklaşım sunar ve değişen koşullara adaptasyonu insan yeteneklerini teknoloji ile birleştirerek kolaylaştırır. İnsan-robot tartışmasına, “insan odaklı” bakış açısı ile yeni bir soluk getirir. Böylece teknoloji, insanı destekler, iş süreçleri insan odaklı olarak optimize edilmiş olur, insan-robot iş birliği, akıllı üretim hatları ve verimlilik artışı gerçekleşir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Devam edeceğiz bu konuyu konuşmaya. Kalın sağlıcakla…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Dec 2024 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/endustri-50-1734161028.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otonom araçların dünü bugünü yarını?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/otonom-araclarin-dunu-bugunu-yarini-9182</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/otonom-araclarin-dunu-bugunu-yarini-9182</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Trump yönetimi, Elon Musk’ın etkisiyle, seçim sonrası tüm eyaletlerde geçerli olacak bir izin ve yönetmelik düzenlemesi yapmayı planladığını şimdiden açıkladı. Bugün San Francisco, eski ve yeni ulaşım teknolojilerini harmanlayarak tramvaylardan modern otobüslere, insanlı ve insansız araçlardan yol kenarındaki scooter’lara kadar geniş bir yelpazeyi kullanıyor.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Yaklaşık 24 yıl sonra otonom aracı tekrar deneyimledim!</strong> Tesla’nın Cybertruck’ını Silikon Vadisi’nde kullandım. Tesla, ismimi ve e-posta adresimi aldı, Türk ehliyetimi kabul etti, ancak telefon numaramı sisteme ekleyemedi. Yine de arabayı teslim ettiler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tesla’yı kullandım diyemeyeceğim bir nevi o kullandı. Otoyola girdik, çıktık, alışveriş merkezine getirdi, geri götürdü. Sürekli resim çektiğim, videoya aldığım, elimi direksiyona koymadığım içinde yolun sonlarına doğru beni cezalandırdı ve otonom sürüşten çıktı bir daha da girmedi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/mustafaergenPicture1.png" style="height:397px; width:364px" /></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Neden 24 yıl önce? Doktora konum, insansız araçlar arasındaki haberleşme protokolünü tasarlamaktı. Kaliforniya Ulaştırma Bakanlığı’ndaki PATH adlı bir projede, insansız araçların konvoy şeklinde otobanlarda hareket etmesi planlanıyordu. Konvoydaki araçların, güvenli ve kesintisiz bir şekilde haberleşmesi gerekiyordu çünkü herhangi bir araç konvoya dahil olabilir ya da çıkabilirdi. Bu amaçla “Wireless Token Ring Protokolü’nü” geliştirdik. O dönem, Buick LeSabre marka araçlar modifiye edilmiş, bagajlarına dizüstüler daha başlangıç aşamasında olduğu için büyük bilgisayar kasaları konulmuştu. Araçlar kablolarla doluydu, direksiyonun üzerine elektrik motoru montelenmişti ve fren ve gaz elektro-mekanik sistemlere el yordamıyla döndürülmüştü. GPS güvenilir değildi onun için şeritlere mıknatıslar döşenmesi planlanmıştı. Demo başarılı oldu yollarda km’ler yapıldı ama ticarileşemedi. ABD’nin ulaştırma bakanlığı fonu daha acil konular için erken kesti. Araştırma projesi olarak kaldı. Çıktıları otonom teknolojilerinin bir nevi alt yapısını da oluşturdu. Şerit takip, ABS gibi belli noktalarda araçların bir parçası oldu. Manyetik yollar örneğin kar kürüme araçlarının ve görme özürlülerin otobüse yaklaşması için bir kurtarıcı oldu, yolu her hava şartlarında “görebildiler”. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Amerika’nın Savunma Sanayi Müsteşarlığı, otonom araç teknolojilerinin geliştirilmesini hızlandırmak ve askeri gereksinimlere uyarlanmasını sağlamak amacıyla Grand Challenge adlı bir yarış düzenledi. Üniversitemizde Anthony Levandowski, Berkeley takımını Ghost Rider adıyla kurdu ve bu yarışa bir motosikletle katılmayı hedefledi.</strong></span></span></em></p>

<h2><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/mustafaergenPicture2png.png" style="height:364px; width:545px" /></h2>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>GRAND CHALLENGE</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Otonom araçların ikinci evresine de ilkinde olduğu gibi kenarından dahil oldum. Amerika’nın Savunma Sanayi Müsteşarlığı (DARPA), otonom araç teknolojilerinin geliştirilmesini hızlandırmak ve askeri gereksinimlere uyarlanmasını sağlamak amacıyla Grand Challenge adlı bir yarış düzenledi. Üniversitemizde Anthony Levandowski, Berkeley takımını Ghost Rider adıyla kurdu ve bu yarışa bir motosikletle katılmayı hedefledi. İki tekerli Honda RX motosiklet, gyroscope ile dengede tutulup GPS verisiyle yönlendirildi, düşerse bir robot koluyla kaldırılması planlandı. Diğer takımlar ise dört tekerlekli araçlarla yarıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İlk yarış, 13 Mart 2004’te Kaliforniya’dan Nevada’ya uzanan zorlu çöl rotasında yapıldı, ancak hiçbir takım rotayı tamamlayamadığı için 1 milyon dolarlık ödül verilmedi. Bir yıl sonra, 8 Ekim 2005’te Stanford takımı, 132 millik çöl parkurunu 6 saat 53 dakikalık sürede tamamlayarak 2 milyon dolarlık ödülü kazandı. Bu yarışta toplamda beş takım başarılı oldu. Yarışmalar, otonom araçların gerçek bir teknolojiye dönüşmesine katkı sağladı ve bir on yıl içinde bu filoların 21. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçeklik kazanmasına zemin hazırladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ben 4G’de kendi şirketimi kurmak için bu sürecin başlarında ayrılmıştım. Anthony, yarış sonrasında Stanford takımından davet aldı ve sokakların resimlerini çekecek bir düzenek geliştirmek için <strong>StreetView</strong> projesine başladı. Bu proje daha sonra Google tarafından başlamadan satın alındı ve Anthony, Google’daki ek sürelerinde insansız araç projesini tekrar başlattı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">2010’lu yıllarda, GPS neredeyse hatasız çalışır hale gelmişti, yapay zekâ ve görüntü işlemede büyük ilerleme kaydedilmişti. Lidar adlı aracın tepesine konuşlandırılmış cihaz, lazer ışınlarıyla çevrenin üç boyutlu haritasını oluşturup nesnelerin konumunu ve mesafesini hassas bir şekilde tespit edebiliyordu. O dönemde araçlar “drive by wire” yani elektrikle sürüş teknolojisine geçmişti ve Toyota Prius gibi hibrit araçlarda vitesler düğmeyle değiştirilebiliyordu. İlginçtir ki, zaman içinde araç kameralarının anlayamadığı görselleri biz web sayfalarına giriş yaparken CAPTCHA üzerinden otobüs, yaya yolu ya da trafik ışığı işaretleyerek sisteme öğrettik.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Araç, bireysel hareket yeteneği kazandığı için, otoban veya tali yol fark etmeksizin kendi başına yol alabildi. Konvoya ve yolu “görmek” için manyetik özellikli yollara gerek kalmamıştı. Bu teknoloji, ilk olarak 2016’da Arizona’da sonra da 2020 yılında San Francisco sokaklarında Waymo adlı sürücüsüz taksi hizmeti olarak ticarileşti. Bir uygulama ile çağırdığınız araç, sürücü olmadan sizi bir yerden başka bir yere götürebiliyor. Waymo, Level 4 otonom sürüşe ulaştı; yani insan müdahalesine ihtiyaç duymuyor. &nbsp;İlginç olan sürücüsü olmamasına rağmen Uber’den biraz pahalı ama sürücüye verilen bahşiş ile aynı değerlere geliyormuş! </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Anthony’nin Uber’le bağlantılı olan Google’dan boşanma süreci ise büyük kavgalı oldu: Uber’in kurucusu Travis Kalanick görevden alındı, Anthony ise Trump’ın affıyla hapse girmekten kurtuldu. İlgilenenlere başka bir magazin ve teknoloji rekabeti konusu!</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şimdi denediğim otonom araç, 2016’li yıllarda Lidar teknolojisi olmadan geliştirilmeye başlandı ve birçok deneme ile kazanın ardından ilerleme kaydetti. Tesla, kamera ve yapay zekâ yardımıyla daha güvenli bir otonom sürüş hedeflediğini belirtiyor, ancak sistem hâlâ Level 2 seviyesinde, yani insan müdahalesi gerekiyor. Geçenlerde lansmanı yapılan direksiyonsuz taksi bu sürecin Level 4 noktası. Deneyimimde araç otonom sürüşe geçtiğinde, benim araca dokunmaya cesaret edememem, onun benden daha iyi olduğu gerçeğini kabul etmemi sağladı. Bu teknoloji 5G’nin kesintisiz ve güvenli haberleşmesiyle tanıştığında ise araçlar otonom ve uzaktan hibrit bir şekilde kullanılabilecek.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İlginç olan ise, bu araçların birbirleriyle hâlâ haberleşmeye ihtiyaç duymamasıdır. Akademi, uzun yıllardır araçlar arası haberleşme üzerinde çalışılırken, bu hali hazırda araçlar arasındaki iletişim ihtiyacı olmaması dikkat çekici bir durum. Muhtemelen otonom araç sayıları arttıkça sistemin bir parçası olacak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Anthony, Google’ın otonom araçlarını test edebilmek için Nevada eyaletinde lobi faaliyetleri yürüterek gerekli izinleri almayı başarmıştı. Şimdi ise Trump yönetimi, Elon Musk’ın etkisiyle, seçim sonrası tüm eyaletlerde geçerli olacak bir izin ve yönetmelik düzenlemesi yapmayı planladığını şimdiden açıkladı.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki, herhangi bir şehrimiz neden bu otonom teknolojiyi denemek için bile uygulamıyor? Bizi engelleyen nedir? En azından birkaç aracı sokaklarımızda test etmek mümkün olabilir. Dünyanın bu konuda olgunlaşmasını beklemek yerine, tam tersini yaparak bu teknolojilere kapılarımızı açmalı, hızlı ve etkili regülasyonlarla öncülük ve ev sahipliği yapmalıyız.</strong></span></em></span></p>

<h2><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/mustafaergenPicture3.png" style="height:447px; width:639px" /></h2>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>BİZİ ENGELLEYEN NEDİR?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bugün San Francisco, eski ve yeni ulaşım teknolojilerini harmanlayarak tramvaylardan modern otobüslere, insanlı ve insansız araçlardan yol kenarındaki scooter’lara kadar geniş bir yelpazeyi kullanıyor. Ancak paylaşımlı yolculuk uygulamaları, özellikle Uber, 2016 yılında San Francisco’nun köklü taksi şirketi Yellow Cab’in iflas etmesine yol açmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Peki, herhangi bir şehrimiz neden bu otonom teknolojiyi denemek için bile uygulamıyor? Bizi engelleyen nedir? En azından birkaç aracı sokaklarımızda test etmek mümkün olabilir. Dünyanın bu konuda olgunlaşmasını beklemek yerine, tam tersini yaparak bu teknolojilere kapılarımızı açmalı, hızlı ve etkili regülasyonlarla öncülük ve ev sahipliği yapmalıyız. Otonom araç sorumluluğu, kaza ve yol kurallarının ihlali durumunda kimin sorumlu olduğunu belirleyecek gelişen bir hukuk alanıdır. Bu, mevcut sorumluluk yasalarının evrimini gerektirebilir ve zarar, yaralanma, çıkar çatışmaları gibi durumları adil bir şekilde ele alacak bir yasal çerçeve oluşturulmalıdır. <strong>Teknolojiyi kullanmak teknolojiyi üretmek için “spillover” yani yayılma etkisi de getirir.</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2024 07:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/otonom-araclarin-dunu-bugunu-yarini-1733377538.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bluesky&#039;a Göç: Musk&#039;tan kurtulmak için mi yoksa temel bir ihtiyaç mı?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/blueskya-goc-musktan-kurtulmak-icin-mi-yoksa-temel-bir-ihtiyac-mi-9088</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/blueskya-goc-musktan-kurtulmak-icin-mi-yoksa-temel-bir-ihtiyac-mi-9088</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px"><strong>Eski adıyla X'in kullanıcı kaybetmeye başlamasında veya kullanıcıların artık platformda etkinliğini azaltmasında aslında bazı önemli farkındalıklarımıza dikkat çekmek gerekiyor. Belki de bu durum sosyal medyadan ve onun normalleştirdiği zorlayıcı, sürekli dikkat çekme arayışından kurtulabileceğimizin bir işaretidir. İnsanların yeni sakin limanlar araması ve Bluesky'nin yükselişi de bu açından&nbsp;iyiye işaret olabilir.&nbsp;</strong></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px">Twitter tarzı, microblog bir sosyal ağ&nbsp;olan Bluesky, geçtiğimiz haftalarda ani bir çıkış yakalayarak 23 Milyon kullanıcıyı geçti.&nbsp;X'ten nefret eden, özellikle de Elon Musk'tan, Donald Trump'tan, Nazilerden, algoritmik akışlardan, gölge yasaklamadan, taklitçilikten, etkileşim çiftçiliğinden, kripto para dolandırıcılığında ve&nbsp;porno kışkırtıcılığından bunalan bazı kitleler Bluesky'ı bir çare olarak mı görmeye başladı?<br />
<br />
<strong>BU İLK GÖÇ DEĞİL</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">X daha Twitter’ken iken platformun yapısındaki değişiklikler sebebiyle eleştiriliyordu. Özellikle trol ve bot hesaplar konusunda iyi karnesi olmayan platform buna rağmen düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda daha sert&nbsp;adımlar atan devletlere karşı diğer sosyal ağlara göre daha çok kullanıcıları savunan duruşuyla da insanların görece&nbsp;özgürce “cıvıldalığı” bir alandı. Fakat Twitter'ın kurucusu Jack Dorsey’in Twitter yönetiminden çekilmesi ve platformun Elon Musk’a satılma sürecinde kullanıcılar kitlesel halde tedirginliklerini ve tepkilerini küçük çaplı da olsa farklı platformlara yönelerek gösterdiler. Aslında ilk göç değildi bu.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Bir diğer göç dönemi de ilerleyen dönemde Musk yönetiminin Twitter’ın hem şirket yapısında hem de uygulamasında yaptığı radikal değişiklikler tetikledi. Uygulamanın ve postların yapısındaki yenilikler içinde belki de en çok tepki çeken durum, özellikle doğrulama (mavi tik) yöntemini değiştirmesi ve ücretini veren herkesin mavi tik alması sürecinin başlaması oldu. İş öyle bir kaosa dönüştü ki, çeşitli şirketlerin ve kamuoyuna mal olmuş insanların adına sahte hesaplar açılıp, onlara mavi tik alınıp, hem onlar adına açıklamalar yapılması&nbsp;hem de bu hesaplar üzerinden insanları dolandırması gibi durumlar yaşandı. İşte bu süreçte bir öncesine göre daha büyük bir göç yaşandı. Bu göç sırasında Musk’ın kavduğu ve samanında Twitter’da çalışmış bir grup insanın geliştirdiği ve arayüz olarak Twitter’ın ilk dönemine çok benzeyen hatta klonu diyebileceğimiz yazımızın merkesinde olan <strong>Bluesky </strong>gündeme gelmişti. Fakat o dönemde Bluesky sadece davet koduyla ve çok kısıtlı üye alımı yapıyodu beta sürecinde olduğu için ve platformun altyapısı böylesine bir göçü karşılayabilecek bir durumda değildi. (Hoş şu günlerde de karşılayamıyor aslında zaman zaman sunucu çökmelerini gözlemliyoruz.)</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Platform, 2009-2010 yıllarında Twitter'la ilk tanıştığım günlerine benziyor. Şimdilik Bluesky, bir zamanlar interneti bir bütün olarak kaplayan kaygısız ciddiyet duygusunu çağrıştırıyor. Bluesky yıllardır görmediğiniz ya da haber almadığınız kayıp arkadaşlarınızı yeniden keşfetmenin garip ve keyifli deneyimini tekrar yaşatıyor.</span></span></span></strong></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Bu sırada, Musk sürekli hızlı kararlar alıp bunu uygulatan, bu tartışmaları kararları doğru bulmayan veya&nbsp; uygulamayan çalışanlarını da sürekli kovan sert bir kişiliğe bürünmüş, platformun adını X’e çevirmiş, kitlesel işten çıkarmalara başlamış ve etkileşime bağlı algoritmanın sizi daha öne çıkardığı ve ne kadar etkileşim alırsanız parayla ödüllendirildiğiniz bir yapıyı platformun merkez işleyişine almıştı. </span><br />
<br />
<span style="color:#000000">Hem alışılmış Twitter’ın neredeyse artık bambaşka bir şey olması, hem Musk’ın uygulamaları, açıklamaları ve eylemleri hem de uygulamanın yeni özelliklerinin botları ve trolleri kayıran ve ödüllerinden yapısından bunalan kullanıcılar Facebook, Linkedin gibi alternatiflere yönelirken, X üzerinden krizi fırsta çevirmek için Facebook ve Instagram’ın sahibi Meta şirketi&nbsp;Twitter klonu uygulaması <strong>Threads</strong>’i kullanıma sundu ve bazı X'ten bunalan insanlar&nbsp;buraya da yöneldi.&nbsp;Meta, Threads'e Instagram'dan erişmek için düğmeler ekledi, Instagram kullanıcılarına otomatik bir şekilde tke tıkla Threads profili oluşturma imkanı verdi&nbsp;böylece 2 milyar kullanıcısından herhangi biri, orada hiç gönderi yapmasalar bile, doğrudan oraya geçebilir haldeydi. Bundan dolayı dünyanın birçok ülkesinde rekabet ve kişisel veriler odaklı yasalarına takılan Threads tüm bu fırsatı sitediği gibi değerlendirememiş görünüyor ama hala X'e karşı güçlü alternatiflerden. Malum Threads bizim yasalarımıza da takıldı ve şu an için ülkemizde kullanılmıyor.<br />
<br />
Uzun yıllardır merkeziyetsiz olması, algoritma ve reklamlardan azade olan yapısı ve en önemlisi özgür yazılım olarak kamu malı olan <strong>Mastodon</strong> bu göç sürecinde parlayan bir yıldız oldu ve bir anda uygulama 10 milyon kullanıcıyı aştı. Fakat kullanıcı alışkanlıklarından vazgeçemeyen ve etkileşim, beğeni gibi X gibi sosyal ağların verdiği ödüllere alışmış kullanıcıların çoğu X’de kalmaya devam etti taa ki ABD Başkanlık seçimlerine kadar.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Birçok siyasetçi, medya kurumu, akademi, enstitü ve futbol kulübünün X hesaplarından dezenformasyon ve zehirli iletişimi teşfik eden yapısı gerekçe gösterilerek X hesaplarından paylaşım yapmayı durdurduğu açıklaması ve Bluesky hesaplarına çağrı yapsanı ise kitlesel bir göçün tetikleyicisi oldu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/AP24326747627544-1732750565.PNG" style="height:513px; width:770px" /><br />
<br />
X VE MUSK TRUMP'IN MEGAFONU OLUNCA...</strong></span><br />
<br />
<span style="color:#000000">X şirketini zamanla büyük bir megafon olarak kurgulayan Musk, platformu üzerinden ABD sosyo-ekonomik süreçlerine ve siyasi yapısına yönelik güçlü müdaheleler yapabildiğini anladıkça el yükselterek&nbsp;adım adım kendisini bir siyasi figür olarak da dayatmaya başladı. Özellikle 2024 ABD seçim kampanyası sürecinde Cumhuriyetçilere ve özellikle Donal Trump lehine sesini yükselten Musk, X üzerinden çeşitli X hesaplarıyla kitlesel propaganda yaparken, algoritmik olarak Cumhuriyetçi kişi ve kurumların hesaplarını kayırırken, kendisi de bizzat aktif bir şekilde platformu Trump lehine kullanmaya başlayınca işler biraz daha değişti ve uygulamanın aldığı hal, dezenformasyonun ve yanlış bilginin oldukça yüksek olması, üstüne net ve başkalarını dışlayan politik pozisyonlanma X’deki kişi ve kurumları artık kendilerini bu marka ve uygulamayanla anılmama noktasına getirdi ve kitlesel kopuşlar bağladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Birçok siyasetçi, medya kurumu, akademi, enstitü ve futbol kulübünün X hesaplarından dezenformasyon ve zehirli iletişimi teşfik eden yapısı gerekçe gösterilerek X hesaplarından paylaşım yapmayı durdurduğu açıklaması ve Bluesky hesaplarına çağrı yapsanı ise kitlesel bir göçün tetikleyicisi oldu. Şu an 24 milyon kullanıcıya doğru ilerleyen Bluesky’a neredeyse her gün 1 milyon yeni kullanıcı kayıt oldu geçtiğimiz hafta. ABD’de günlük aktif kullanıcıda ise Threads’i geçtiği anlar oluşuyor zaman zaman şimdiden. Şahsen kendi Bluesky hesabımda hesabımda X hesabıma göre 20 kat daha düşük takipçim olmasına rağmen daha fazla insanlarla etkileşime giriyor ve mesajlarım daha çok yanıtlanıyor ve RT ediliyor örneğin.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><strong><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bluesky henüz kendine özgü kimliğini ya da amacını bulabilmiş değil gibi görünüyor.&nbsp;Platform, 2009-2010 yıllarında Twitter'la ilk tanıştığım günlerine benziyor. Şimdilik Bluesky, bir zamanlar interneti bir bütün olarak kaplayan kaygısız ciddiyet duygusunu çağrıştırıyor.</span></span></em></strong></span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ÖZLEDİĞİMİZ TWITTER</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yirmi yıl önce, sosyal ağlar yeniyken, zengin ve geniş bir ağ geliştirmek daha kolaydı çünkü henüz kimsenin bir ağı yoktu. MySpace, FriendFeed, Facebook ve LinkedIn'de insanların zaten sahip oldukları günlük ilişkilerinden veri tabanları oluşturabilmeye başlamıştı. Arkadaşlar, aile, okul arkadaşları, iş arkadaşlarınu dijital bir platformdan organize edebiliyor ve birbirlerinin yaptıklarını izleyebiliyorlardı. Twitter, yabancılardan oluşan bir takipçi kitlesi oluşturmak için insanları kim olursa olsun herhangi biriyle bağlantı kurmaya teşvik eden ilk sosyal ağlardan biriydi. Diğer yandan zamanla&nbsp;canlı küresel olayları takip etmek, haber kurumları ve gazetecilerle&nbsp;etkileşimde bulunmak için farklı bir mekan haline geldi. Zamanla markaların&nbsp;müşterileriyle, siyasetçilerin seçmenleriyle, sivl toplum kurumlarının hedef kitleleriyle etkileşime geçtiği ve işletmelerin müşteri hizmetleri sunduğu bir yer oldu.<br />
<br />
<strong>NEDEN BLUESKY?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bluesky 2010’ların başında Twitter'da olduğu gibi herhangi bir algoritma müdahelesi olmadan takip ettiklerinizi taman akışınızda sıralı görebildiğiniz, reklam veya sponsorlu içeriklerin olmadığı, farklı zaman tünellerinde kullanıcıların kendi hazırladığı algoritmik akışlara abone olma özgürlüğünü olan yani kısaca X’te olumsuz bulunan birçok özelliğin olmadığı yeni bir platform. Uygulamanın merkeziyetsiz olması, <strong>AT Protokol </strong>gibi bi altyapıda olup herkesin bu protokolü kendi sunucusuna yükleyip binlerce farklı Blusky sunucusu kurabilip bunların hepsinin birbirine bağlanması gibi teknik ve potansiyel harika detaylarla kimse ilgilenmiyor şu anda gördüğüm kadarıyla. Çünkü X’ten ve Musk’tan yılmış kitlelerin müdahalesiz ve basit bir ‘Twitter’ açlığını doldurmuş görünüyor Bluesky. Bu amaçla geçenler gözlemlerime göre çoğunlukta. Dezenformatif içerikler üreten trol ve botların daha burada etkili olacak bir sayıya ulaşmaması ve X gibi bu hesapların zehirli iletişim modellerini teşvik etmeyen yapısı da Bluesky’ı kullanıcılar tarafından cazip kılıyor anlaşılan.<br />
<br />
<strong>DİKKATLİ OLMAK GEREKİYOR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bluesky henüz kendine özgü kimliğini ya da amacını bulabilmiş değil gibi görünüyor.&nbsp;Platform, 2009-2010 yıllarında Twitter'la ilk tanıştığım günlerine benziyor. Şimdilik Bluesky, bir zamanlar interneti bir bütün olarak kaplayan kaygısız ciddiyet duygusunu çağrıştırıyor. Bluesky yıllardır görmediğiniz ya da haber almadığınız kayıp arkadaşlarınızı yeniden keşfetmenin garip ve keyifli deneyimini tekrar yaşatıyor. Şimdi bu garip hazzın kendisi yeniden keşfedilebilir durumda yani.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama çok küçük bir şirket yapısı olan ve neredeyse çalışan başına 1 milyondan fazla kullanıcı düşen Bluesky’ın önümüzdeki günlerde ciddi anlamda moderasyon krizi yaşayacağını öngörmemek naiflik olur. Türkiye, Bluesky’ı yeni keşfediyor ve bu hızla göç devam ederse Türkiye’de ciddi bir alternatif olma olasılığı var Bluesky’ın. Fakat medya, siyaset ve eğitim kurumlarının ilgisinin hala zayıf olduğunu görüyorum. Halbuki burada on binlerce Türkiye’den hesap açmış insan var ve onlara buradan seslenme görevlerninin de olduğunu düşünüyorum. Görülen o ki X artık bir tekel olarak kalamayacak. Ayrıca sahte hesaplara da dikkat, isteyen istediği kişinin kılığına bürünebiliyor şu anda.</span><br />
<br />
Eski adıyla X'in kullanıcı kaybetmeye başlamasında veya kullanıcıların artık platformda etkinliğini azaltmasında aslında bazı önemli farkındalıklarımıza dikkat çekmek gerekiyor. Belki de bu durum sosyal medyadan ve onun normalleştirdiği zorlayıcı, sürekli dikkat çekme arayışından kurtulabileceğimizin bir işaretidir. İnsanların yeni sakin limanlar araması ve Bluesky'nin yükselişi de bu açından&nbsp;iyiye işaret olabilir.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Nov 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/blueskya-goc-musktan-kurtulmak-icin-mi-yoksa-temel-bir-ihtiyac-mi-1732947819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zekâ ve rekabet</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-ve-rekabet-9020</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-ve-rekabet-9020</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Anadolu’nun en fazla ihracat yapan şehirlerinin birinde, ihracatı artırabilmek için, rekabeti anlamak için ve yapay zekâ hakkında bilgi sahibi olabilmek için etkinliğe birçok farklı şehirden katılanların öğrenme isteği, motivasyonu ve ilgisi beni çok etkiledi. İtiraf etmeliyim ki Yapay Zekâ Günü’nde beni en çok heyecanlandıran bu oldu! </strong></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“</span></span>Yabancı bir ülkenin ustalarını yok etmenin yolu onları öldürmek değil; işlerini onlardan daha iyi yapmaktır<span style="background-color:white"><span style="color:black">.”</span></span></em></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;R. W. Emerson</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçtiğimiz hafta Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin (GAİB) taraf olduğu Avrupa Birliği Erasmus projesi kapsamında organize edilen Yapay Zekâ Günü’nde (AI Day) konuşmacı olarak yer aldım. Güzel şehrimiz Gaziantep’te GAİB Birlik hizmet binasında gerçekleştirilen etkinliğe katılım ve ilgi olağanüstü düzeydeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Etkinliğin arka planında elbette işini titizlik ve tutkuyla yapan genç bir ekip ve profesyonelce yönetim faaliyetlerini gerçekleştiren bir kurum (GAİB) yer alıyordu. Yapay Zekâ Günü’nde konuşmacı olarak yer alan diğer konuşmacıların da seçimi özenle yapılmış, -burası çok klişe olacak ama yine de söylemeden geçemeyeceğim- ve her biri birbirinden değerli kişiler davet edilmişti. Yapay zekânın enine boyuna konuşulduğu, uluslararası ticaretten siber güvenliğe, sanayideki dönüşümden perakendeciliğe kadar birçok boyutunun ilgili olduğu konu ve alanların tartışıldığı oldukça yoğun bir program, planlandığı şekilde ve hatta sürelere de oldukça sadık kalarak, sorunsuz bir şekilde -tabiri caizse tıkır tıkır işleyerek- icra edildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Stratejik yönetimde rekabet birçok farklı şekilde tanımlanabilir. En genel ifadeyle rekabet; işletmeler arasındaki üstünlük mücadelesini anlatmaktadır. Daha spesifik olarak rekabet,&nbsp;işletmelerin değer üretmek ve müşteri istek ve beklentilerini karşılamak üzere strateji oluşturmasıdır. Rekabet şüphesiz ki zor bir yarış; bu yüzden işletmelerin gerek ulusal gerekse uluslararası alanda rekabet üstünlüğü elde etmeleri, müşterilerin artan ve giderek sınırsızlaşan ihtiyaç ve isteklerini rakiplerinden farklı ve ekonomik bir şekilde karşılamalarına, hatta bizzat ihti­yaç ve istekleri yönlendirebilmelerine bağlıdır. Yani işletmelerin hiç olmadığı kadar hızlı, esnek, yenilikçi ve küresel düşünebilen olması gerekmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Küresel ve oldukça şiddetli bir rekabetin yaşandığı günümüzde, teknolojinin kalbindeki kilit kavram olan yapay zekâya olan bu ilgi ve merak, ülkemizi uluslararası arenada avantajlı hale getirecek olan işletmelerimizin ve bireylerin Emerson’un yıllar önce belirtmiş olduğu gibi çok daha iyi işler yapacağımıza dair umut verdi!</strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>YAPAY ZEKÂYA İLGİ UMUT VERDİ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anadolu’nun en fazla ihracat yapan şehirlerinin birinde, ihracatı artırabilmek için, rekabeti anlamak için ve yapay zekâ hakkında bilgi sahibi olabilmek için etkinliğe birçok farklı şehirden katılanların öğrenme isteği, motivasyonu ve ilgisi beni çok etkiledi. İtiraf etmeliyim ki Yapay Zekâ Günü’nde beni en çok heyecanlandıran bu oldu! </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neden mi? Küresel ve oldukça şiddetli bir rekabetin yaşandığı günümüzde, teknolojinin kalbindeki kilit kavram olan yapay zekâya olan bu ilgi ve merak, ülkemizi uluslararası arenada avantajlı hale getirecek olan işletmelerimizin ve bireylerin Emerson’un yıllar önce belirtmiş olduğu gibi çok daha iyi işler yapacağımıza dair umut verdi! </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu ana kadar hep söylediğim gibi, ülke olarak yapay zekâ başta olmak üzere üzerimize düşenleri ciddiye alıp, gerektiği şekilde çok sıkı çalışıp, diğer herkesten daha iyi olursak, yenilikçilik açısından öncü, stratejik rekabet açısından oldukça avantajlı ve değer yaratmak açısından üretken oluruz. Güzel günler göreceğiz.&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kalın sağlıcakla…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/yapay-zeka-ve-rekabet-1732655824.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kuantum bilgisayarlar şifreleri nasıl çözecek?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kuantum-bilgisayarlar-sifreleri-nasil-cozecek-8968</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kuantum-bilgisayarlar-sifreleri-nasil-cozecek-8968</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Mantıksal qubitler oluşturulduğunda, bunlar şifre kırma (Shor algoritması) veya veri arama (Grover algoritması) gibi ileri seviye algoritmalar için kullanılabiliyor. Ayrıca, kuantum anahtar dağıtımı (QKD) gibi yeni nesil şifreleme teknikleri ve ileri düzey sensör teknolojileri üzerinde de önemli ilerlemeler kaydediliyor. İlk iki çalışma alanı daha çok altyapı geliştirmeye odaklanırken, yeni algoritmaların ortaya çıkışı kuantum mekaniğini daha derinlemesine anlamayı gerektir. Örneğin, Peter Shor’un o dönem Bell Laboratuvarında çalışırken bir kuantum bilgisayarı bile bulunmuyordu; bu da teorik çalışmaların önemini ve kuantum mekaniği temelli algoritma fırsatlarının herkese açık olduğunun bir göstergesi!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuantum bilgisayar denildiğinde, çoğu kişinin aklına mevcut bilgisayarların daha hızlı ve daha güçlü versiyonları geliyor. Bu da dizüstü bilgisayarlarımızın birden kuantum gücüne kavuşacağı gibi bir algıya yol açabiliyor. Ancak günümüzde konuşulan kuantum bilgisayarlar, 70’lerdeki “mainframe” bilgisayarlarına benzer bir yapıya sahip. O dönemde, büyük ve güçlü bilgisayarlar genellikle tek bir iş için kullanılırdı. Örneğin, ya bir şirketin müşteri siparişlerini hızlandırmak ya da finansal işlemleri gerçekleştirmek ya da muhasebe ve üretim süreçlerini yönetmek gibi belirli fonksiyonları yerine getirirlerdi. Bu bilgisayarlar, o zamanlar genellikle tüm odaları kaplayacak kadar büyüktü ve sadece tek bir işi yapmak için optimize edilmişti. Benzer şekilde, kuantum bilgisayarlar da belirli bir alanda, örneğin karmaşık hesaplamalar, şifre çözme veya optimizasyon problemleri gibi alanlarda uzmanlaşacak ve şu anki genel amaçlı bilgisayarlar gibi her işi yapabilecek kapasiteye sahip olmayacaklar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Atomu anlamak, kuantum mekaniği bilim alanında fizikçilerin son yüz yılda ilerlediği en temel konulardan biri oldu. Ancak kuantum mekaniğini bir mühendislik uygulamasına dönüştürme fikrini ilk kez 1980’lerde ünlü fizikçi <strong>Richard Feynman (196<em>5 Fizik Nobeli)</em></strong> ortaya atmıştır. O dönemde, transistör bazlı kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasıyla Feynman, kendi deneylerini neden atom seviyesinde çalışan bir bilgisayarla yapamayacağını sorgulamıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Transistörler, belirli elektrik voltajlarını tutarak 1 ve 0’ları saklayabilme yeteneğine sahiptir. Feynman, atomların da benzer şekilde bu görevi yerine getirebileceğini öne sürmüştür. Atomların fiziksel özelliklerini kontrol edebilme yeteneği gelişmeye başlamış, elektronların <strong>spin</strong> yönleri (dönüş yönleri) gibi özelliklerin 1 ve 0 olarak kodlanabileceği bir alanın kapısını aralamıştı.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Shor’un algoritması, özellikle çok büyük sayıların asal çarpanlara ayrılmasında geleneksel bilgisayarların baş edemeyeceği bir hız avantajı sunuyor. Bu da modern şifreleme sistemleri için bir tehdit anlamına geliyor.</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SHOR’UN ALGORİTMASI</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Feynman’ın bu hipotezi, akademik alanda çalışmalarla ilerletildi, ancak gerçek bir uygulama potansiyeline sahip olduğu <strong>Shor’un algoritması</strong> sayesinde ortaya çıktı. 1994 yılında ABD’nin Bell Laboratuvarları’nda çalışan Prof. Peter Shor, kuantum bilgisayarlar için devrim niteliğinde bir kullanım sundu: <strong>Asal çarpanlara ayırma</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Shor, matematiksel ve mühendislik temelli bir yaklaşım ile herhangi bir sayıyı asal çarpanlarına hızlı bir şekilde ayırabilecek bir algoritma geliştirdi. <strong>Asal sayı</strong>, yalnızca 1 ve kendisi ile bölünebilen sayıdır. Örneğin, 13 bir asal sayıdır çünkü yalnızca 1 ve 13’e bölünebilir. Ancak 12 bir asal sayı değildir çünkü 1, 2, 3, 4, 6 ve 12 gibi birçok böleni vardır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Shor’un algoritması, özellikle çok büyük sayıların asal çarpanlara ayrılmasında geleneksel bilgisayarların baş edemeyeceği bir hız avantajı sunuyor. Bu da modern şifreleme sistemleri için bir tehdit anlamına geliyor. 2012 yılında IBM, Shor’un algoritmasını kullanarak kuantum bilgisayarlar üzerinde iki basamaklı 15 sayısını asal çarpanlara ayırmayı (3 ve 5) başarıyla gerçekleştirdi. Bu 4 bitlik bir işlemdi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki, bu gelişme biz “sıradan insanlar” için ne anlama geliyor? Belki bireysel olarak kuantum bilgisayarları doğrudan kullanmayacağız, ancak günlük hayatımızda kullandığımız tüm iletişim sistemleri, internet verileri ve finansal bilgiler büyük ölçüde asal sayılar üzerine kurulu şifreleme yöntemleri ile korunuyor. Bu yöntemlerden biri olan <strong>RSA algoritması (Rivest, Shamir ve Adleman tarafından 1977’de bulundu.)</strong>, iki büyük asal sayının çarpımına dayanır. Günümüzün 2048 bit RSA şifrelemesi örneğin 617 basamaklı bir sayı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sayıların çarpımını tersine çevirip asal çarpanlarına ayırmak, günümüzün klasik bilgisayarları için inanılmaz derecede zordur ve bu işlem yıllar sürebilir. Ancak <strong>Shor’un algoritması</strong>, kuantum bilgisayarlarla bu işlemi dakikalar içerisinde gerçekleştirebilir. Bu, kuantum bilgisayarların yeterli ölçeğe ulaştığında günümüzün tüm şifreleme yöntemlerini kırabileceği anlamına gelir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu nedenle, şu anda internet üzerinde şifrelenmiş bilgileri kayıt altına almak için bir yarış başlamış durumda. Kuantum bilgisayarlar bu verileri çözebilecek seviyeye geldiğinde, bu şifrelerin içeriği açığa çıkabilir. Örneğin; ilaç formülleri, gizli devlet yazışmaları, banka bilgileri ve daha birçok hassas veri deşifre edilebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu potansiyel tehdit, kuantum bilgisayarların henüz mühendislik aşamasında olduğu dönemde fark edildi ve 2023 yılında ABD yönetimi gibi birçok ülke, <strong>Post-Kuantum Kriptografi</strong> denilen, kuantuma dayanıklı yeni nesil şifreleme yöntemlerine geçiş sürecini başlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi Shor algoritmasındaki matematiksel ve mühendislik büyüsüne bakalım… Shor, asal çarpanlara ayırma problemine dair çok önemli matematiksel çıkarım yapar: Bir sayıyı çarpanlarına ayırmak için, rastgele bir sayı seçip bu sayının üstel modüler artıkları arasında bir <strong>döngü (periyot)</strong> olduğunu gösterir. Bu döngüyü tespit ederek de asal çarpanlara ulaşmanın anahtarını buluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Şimdi kuantum bilgisayarlara gelelim. Bu bilgisayarlarda, klasik bilgisayarların transistör temelli bitleri yerine atomlar üzerinde oluşturulan qubitler bulunur. Qubitler, kuantum mekaniğinin temel prensiplerine dayalıdır ve bu sayede iki önemli özellik sergilerler: süperpozisyon ve dolanıklık (entanglement).</strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KUANTUM BİLGİSAYARLAR</strong></span></span></h2>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin, elimizde 15 sayısı olsun ve bunu asal çarpanlarına (3 ve 5) ayırmak isteyelim. İlk olarak, rastgele 15’ten küçük ve onun çarpanı olmayan bir sayı seçelim—örneğin 7. Şimdi, 7’yi kendisi ile çarpa çarpa ilerleyelim ve her aşamada 15’e bölüp kalan kısma bakalım: 7, 4, 13, 1, 7… Bu noktada bir <strong>periyot</strong> fark ediyoruz. Döngü her 4 adımda bir kendini tekrar ediyor. Bu periyot bilgisi, 15’in asal çarpanlarını bulmak için kullanılıyor. Shor algoritmasının temelini, bu döngü periyodunu kuantum bilgisayarların özelliklerini kullanarak olağanüstü bir hızda tespit etme yeteneği oluşturur. Geleneksel bilgisayarların uzun zaman alan bu işlemi, kuantum bilgisayarlar paralel hesaplama gücü sayesinde saniyeler içinde gerçekleştiriliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi kuantum bilgisayarlara gelelim. Bu bilgisayarlarda, klasik bilgisayarların transistör temelli bitleri yerine atomlar üzerinde oluşturulan <strong>qubitler</strong> bulunur. Qubitler, kuantum mekaniğinin temel prensiplerine dayalıdır ve bu sayede iki önemli özellik sergilerler: <strong>süperpozisyon</strong> ve <strong>dolanıklık (entanglement)</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Süperpozisyon</strong>, bir qubit’in aynı anda hem 0 hem de 1 durumlarını istatistiksel bir olasılıkla temsil edebilme yeteneğidir. Ancak, bir qubit ölçüldüğünde bu iki durumdan yalnızca birine “çöker” ve ölçüm sonucunda ya 0 ya da 1 elde edilir. Bunu anlamak için bir madeni para analojisini düşünebiliriz: Havaya atılan bir madeni para, dönerken ne tamamen “yazı”dır ne de “tura.” Havada olduğu süre boyunca her iki olasılığı birden temsil eden bir durumda bulunur. Ancak para yere düştüğünde, yani ölçüldüğünde, yalnızca bir sonuç (yazı ya da tura) ortaya çıkar. Süperpozisyon, bu dinamiğe benzer şekilde çalışır. Bu özellik, kuantum bilgisayarlara klasik bilgisayarlardan çok daha güçlü paralel hesaplama kapasitesi kazandırır.&nbsp; Buna kuantum paralelliği denir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buradan sonrası tam bir mühendislik harikası. Bir asal sayıyı çarpanlarına ayırmak için birçok <strong>mantıksal (logical) qubit</strong> bir araya getiriliyor, ancak ölçüm yapılmıyor; çünkü ölçersek sistem bir sonuca çöküyor. Bunun yerine Kuantum Fourier Dönüşümü (QFT) kullanılıyor. QFT sırasında, qubitler arasında <strong>entanglement</strong> (dolanıklık) oluşturuluyor ve bu dolanıklık, sistemin kuantum paralelliğinden yararlanarak dönüştürme işlemini olağanüstü bir hızla gerçekleştirmesini sağlıyor. Dolanıklık, qubitlerin birbirleriyle güçlü bir şekilde bağlantı kurmasına olanak tanır; bu bağlantı sayesinde bir qubitin durumu, diğer qubitlerin durumlarına bağlı hale gelir. Kuantum fiziği bu noktada elektronik mühendisliğinin sinyal işlemesine giriş yapıyor!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fourier dönüşümü, sinyalleri frekans bileşenlerine ayırıyor. 19. yüzyılda Fransız matematikçi ve fizikçi <strong>Joseph Fourier</strong> tarafından keşfedildi. Fourier, 1807 yılında, ısı iletimi üzerine çalışmaları sırasında herhangi bir periyodik fonksiyonun, sinüs ve kosinüs dalgalarının toplamı şeklinde ifade edilebileceğini gösterdi. Örneğin, bir TRT-FM radyo yayınının frekansına baktığınızda, 91.4 MHz civarındaki frekans bileşenlerini görebilirsiniz. Bu dönüşüm, mobil iletişim gibi birçok alanda kullanılan haberleşme mühendisliğinin temeli olan bir yöntemdir ve Shor, asal çarpanlara ayırmayı mümkün kılmak için kuantum hesaplamaya uyarlamıştır. Bir sinyalin veya verinin frekans bileşenlerini analiz etmek yerine, kuantum durumlarının periyodik yapılarını tespit etmek için kullanılıyor. Matematiksel olarak QFT, kuantum bitlerin (qubitlerin) süperpozisyon durumlarını farklı fazlara çevirerek bu fazlar arasında girişim oluşturuyor. Bu sayede, özellikle döngüsel periyotları bulma problemi gibi matematiksel işlemler hızlıca çözülebiliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu anda bir qubit’e yüklenen bilgi, çevresel etkilerden dolayı kararsız ve hataya açık. Bu nedenle, güvenilir bir <strong>mantıksal qubit</strong> oluşturmak için birden fazla <strong>fiziksel </strong>qubit bir araya getiriliyor. Mantıksal qubitler, fiziksel qubitlerin hata düzeltme yöntemleriyle desteklenmiş versiyonlarıdır. Örneğin, <strong>2048-bit RSA şifreleme</strong> çözmek için iki kayıt (register) gerekir: biri yaklaşık <strong>4096 mantıksal qubit</strong>, diğeri ise <strong>2048 mantıksal qubit</strong>. Toplamda <strong>6144 mantıksal qubit</strong> gereklidir. Lakin gereken fiziksel qubit sayısı her geçen gün azalsa da halen <strong>20 milyon fiziksel qubit</strong> ve <strong>8-10 saatlik işlem süresi</strong> gerekiyor. Mevcut teknolojiyle ulaşılan fiziksel qubit sayısı yaklaşık <strong>1000</strong>. Türkiye’de ise geçtiğimiz haftalarda <strong>5 qubit’lik bir kuantum bilgisayarı</strong> tanıtıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Araştırmacılar, kuantum bilgisayarların temel yapı taşlarını oluşturmak ve geliştirmek için farklı alanlarda yoğun çalışmalar yürütüyor. İlk olarak, qubitlerin nasıl oluşturulacağı konusu: süper iletkenler, trapped ion, fotonik, nötr atomlar ve quantum dots gibi yedi farklı yöntem araştırılırken, bir iki gün önce MIT, bu listeye Non-abelian anyonlar yöntemini de ekledi. Bunun yanı sıra, fiziksel qubitlerin kararsız yapısından dolayı, güvenilir mantıksal qubitler geliştirmek büyük bir öncelik. Haberleşmede kullanılan hata düzeltme tekniklerine benzer yöntemlerle fiziksel qubitlerin hata oranlarını minimize ederek güvenilir bir altyapı oluşturulmaya çalışmaları devam ediyor (Bu zamana kadar haberleşmedeki çıktılar Kuantum teknolojilerini ortaya çıkarırken, kuantum teknolojileri de gelecek 6G altyapısında kritik bir rol oynayacak.)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mantıksal qubitler oluşturulduğunda, bunlar şifre kırma (Shor algoritması) veya veri arama (Grover algoritması) gibi ileri seviye algoritmalar için kullanılabiliyor. Ayrıca, kuantum anahtar dağıtımı (QKD) gibi yeni nesil şifreleme teknikleri ve ileri düzey sensör teknolojileri üzerinde de önemli ilerlemeler kaydediliyor. İlk iki çalışma alanı daha çok altyapı geliştirmeye odaklanırken, yeni algoritmaların ortaya çıkışı kuantum mekaniğini daha derinlemesine anlamayı gerektir. <strong>Örneğin, Peter Shor’un o dönem Bell Laboratuvarında çalışırken bir kuantum bilgisayarı bile bulunmuyordu; bu da teorik çalışmaların önemini ve kuantum mekaniği temelli algoritma fırsatlarının herkese açık olduğunun bir göstergesi!</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Nov 2024 07:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/kuantum-bilgisayarlar-sifreleri-nasil-cozecek-1732382682.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dubai çikolatası, teknoloji ve bilim</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dubai-cikolatasi-teknoloji-ve-bilim-8593</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dubai-cikolatasi-teknoloji-ve-bilim-8593</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Birleşik Arap Emirlikleri’nde butik bir çikolatacı tarafından ilk kez servis edilmiş ve oldukça popüler hale gelmiş olan Dubai çikolatası, Antep fıstığı ve künefe dolgulu sütlü bir çikolata türü olarak açıklanabilir. Teknoloji yerine bunu konuşmamızın sebebi ise, Dubai çikolatasının Tiktok’ta 2024’ün en popüler yemek trendlerinden biri olması ve 100 milyondan fazla kez izlenmiş olması.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>&nbsp;</em></strong></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Bilim ve onun ürünü olan teknolojiyi üretmeyen toplumlar, bağımsızlıklarını, dolayısıyla mutluluklarını yitirirler.”</span></span></em></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ord. Prof. Dr. Cahit ARF</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazımın başlığına ilk baktığınızda, eminim ki bir yanlışlık olduğunu düşündünüz. Ama aslında yanlışlık yok. Bu aralar nereye baksam, kiminle konuşsam, neyi okusam, ne izlesem bir şekilde konu Dubai çikolatasına geliyor. Ben de bu durumu kendi yazım için dikkat çekici olur diye kullanmak istedim açıkçası. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birleşik Arap Emirlikleri’nde butik bir çikolatacı tarafından ilk kez servis edilmiş ve son günlerde oldukça popüler hale gelmiş olan Dubai çikolatası, Antep fıstığı ve künefe dolgulu sütlü bir çikolata türü olarak açıklanabilir. Teknoloji yerine bunu konuşmamızın sebebi ise, Dubai çikolatasının Tiktok’ta 2024’ün en popüler yemek trendlerinden biri olması ve 100 milyondan fazla kez izlenmiş olması. Dubai çikolatası, günümüzün popüler kültür ile adeta yoğrulmuş olan dünyasında aslında “trend” olması açısından iyi bir örnek. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşletmecilik açısından Dubai çikolatasını değerlendirdiğimizde, işletmelere “trend” yaratın, tüketici ve potansiyel müşteriler nezdinde merak ve heyecan oluşturun, kurum bazında trend kültürünü inşa edin ve bunu ürün ve hizmetleriniz ile rekabet avantajına çevirin diye hep söyleriz. Dolayısıyla ülke olarak “teknoloji” ve “bilim” konusunda yapmamız gereken işte tam da bu: Dubai çikolatasının başardığı gibi “trend” yaratmak! </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Toplumun farklı katmanlarında ilgi, merak, heyecan ve heves yaratacak düzeyde teknolojiyi ve teknolojik gelişmeleri “trend” haline getirmek, bunun sürekliliğini ve içselleştirilmesini sağlamak ve onu etkin bir şekilde yönetmek! </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ülke olarak tam bağımsızlığımızı bilim ve teknoloji alanlarında da elde edebilmek için trend yaratmak zorundayız! Bu trend, her birimizi daha çok ve etkili çalışmaya, katma değerli ürün ve hizmetleri oluşturmaya, bilimsel önderlik ve teknolojik ilerleme için çok daha istekli ve hevesli olmaya ve her şeyden önemlisi daha çok soru sormaya ve sorgulamaya yöneltmeli.</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TREND YARATMAK ZORUNDAYIZ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teknolojik ilerleme, elbette kolay değil. Bilimin stratejik öncelik olarak ele alınması, bilim insanlarına gereken önem ve değerin verilmesi, bilimsel teknik ve yöntemlerin her alanda ve her şartta kullanılması, bilimsel çalışmalar için altyapı sağlanması ve bunun finansmanının oluşturulması gibi birçok adım var. Ama paradigma değişimi diye ifade edebileceğimiz, zihni dönüşümü gerçekleştirebilir ve bilimi her alanda “öncelik” haline getirebilirsek, teknolojide başarı da ardından elbet gelir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülke olarak tam bağımsızlığımızı bilim ve teknoloji alanlarında da elde edebilmek için trend yaratmak zorundayız! Bu trend, her birimizi daha çok ve etkili çalışmaya, katma değerli ürün ve hizmetleri oluşturmaya, bilimsel önderlik ve teknolojik ilerleme için çok daha istekli ve hevesli olmaya ve her şeyden önemlisi daha çok soru sormaya ve sorgulamaya yöneltmeli. Yöneltmeli ki bu toplumdan daha çok Daron Acemoğlu, Aziz Sancar, Canan Dağdeviren gibi bilim insanlarımız yetişsin ve ışıklarıyla tüm dünyayı aydınlatsın!&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kalın sağlıcakla…&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Nov 2024 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/dubai-cikolatasi-teknoloji-ve-bilim-1730746880.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Silikon Vadisi 2.0 mı? – Dün Fairchild Semiconductor, şimdi OpenAI ve Yeni Hainler!</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/silikon-vadisi-20-mi-dun-fairchild-semiconductor-simdi-openai-ve-yeni-hainler-8410</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/silikon-vadisi-20-mi-dun-fairchild-semiconductor-simdi-openai-ve-yeni-hainler-8410</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Silikon Vadisi, Yapay Genel Zeka için transistörlerin “dejavu'sunu” yaşıyor sanki. AGI, kendi başına öğrenen ve kararlar veren yeni teknolojiler geliştirecek bir süreçle otomasyonu yeni seviyelere taşırken, radikal yenilikler getirecek. Toplumsal ve kültürel değişiklikler de beraberinde gelecektir.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Daha sonra Nobel ödülünü de alan William Shockley, Amerika'nın doğu yakasında Bell Laboratuvarlarında birkaç arkadaşıyla transistörü 1947 yılında bulmuştu. Vakum tüplerininyerine geçecek bu buluş, günümüzün mikroelektronik devriminin başlangıcıydı. Shockley, batı yakasında mezun olduğu Stanford Üniversitesi'nde yeni şekillenen Silikon Vadisi'nde Shockley Semiconductor şirketini ödülü aldığı 1956’da kurdu ve genç mezun ve mühendisleri işe aldı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Yarı iletken teknolojisinin öncüsü olması beklenen bu şirket, Shockley’in liderlik tarzı ve kişilik çatışmaları nedeniyle çalışanlarıyla arasında ciddi sorunlar yarattı. Shockley, oldukça otoriter ve kontrolcü bir liderdi; bu durum, özellikle araştırma ve geliştirme süreçlerinde çalışanlarınyaratıcı potansiyellerini sınırlıyordu. Ayrıca Shockley, yönetimsel kararlarında iş birliğine ve ekip çalışmalarına pek de açık değildi. Bu durum, şirketteki sekiz mühendisin topluca ayrılmalarına neden oldu. Shockley, ayrılanlara “sekiz hain” lakabını vermişti. O zamanlar bir şirketten ayrılmak, ayıplanacak bir hareket olarak görülüyordu.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>BAZI TARİHÇİLERE GÖRE SİLİKON VADİSİ’NİN BAŞLANGICI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Ayrılan “Sekiz Hain”, Fairchild Semiconductor şirketini risk yatırımcılarının yardımıyla 1957 yılında kurdu. Bu şirket, yarı iletken teknolojisinde devrim yaratacak birçok yeniliğe imza attı. Bu olay, Silikon Vadisi'nin tarihindeki en önemli anlardan biri olarak kabul edilir. Bundan sonra birçok şey değişti. Kurucular, çalışanlarına hisse verdiler. O zamanın Soğuk Savaş yıllarında bu, oldukça “komünist” bir hareket olarak algılandı. Kurucular, kendileri ayrıldılar ve birbirlerine rakip oldular, hatta ayrılanları desteklediler; kuruculardan Robert Noyce ve Gordon Moore, 1968 yılında Intel'i kurdular ve Fairchild’a rakip oldular. Eugene Kleiner, vadinin meşhur Kleiner Perkins risk yatırım şirketini kurdu ve Intel dahil olmak üzere birçok şirkete yatırım yaptı. Kurucular Jean Hoerni ve Jay Last, American Microsystems yarı iletken şirketini kurdular. Fairchild ve Intel’e rakip oldular. Daha sonra Jay Last, Teledyne şirketini kurdu. Intel'in kurucuları, kendi rakipleri olacak AMD şirketine yatırım bile yaptılar. Bu ayrılıklar ve yeni şirket kurma girişimleri, Silikon Vadisi'nde rekabetin artmasına ve inovasyonun hızlanmasına katkı sağladı. Fairchild Semiconductor'un kurucuları, yarı iletken endüstrisinde hem rakip hem de iş birliği rollerini üstlenerek teknoloji tarihinin önemli figürleri haline geldiler. BugünF airchild'dan doğan ve bölünen şirketlerin toplam büyüklüğü, Apple, Nvidia dahil olmak üzere 10 trilyon doları geçmiştir. Bazı tarihçilere göre bu, Silikon Vadisi'nin başlangıcıdır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Bugün ise aynı süreci yapay zeka şirketi OpenAI’de görüyoruz. 2022'de piyasaya sürdükleri ChatGPT ile üretken yapay zekayı kullanıma sokan şirket, Yapay Genel Zeka (AGI) olarak adlandırılan insan zekasına yakınsayan süreçte yönetimsel türbülanslar yaşıyor. Geçmişte Elon Musk, OpenAI'nin kurucu ortaklarından biri olmasına rağmen, şirketin kar etme isteğinden çatışma yaşadı daha sonra organizasyondan ayrıldı ve kendi yapay zeka projelerine odaklandı. Geçenlerde ise robot taksi, ev robotu derken uzaydan bir roketi “chopstick” metodu ile iki robotun kollarına indirdi. Sam Altman, OpenAI CEO'su olarak görev aldı; kovuldu, daha sonra geri getirildi. Ilya Sutskever ise OpenAI'nin baş bilim insanıydı; şimdi Safe Superintelligence adlı şirketini kurdu ve 1 milyar dolar yatırım aldı! Ilya, bu yıl Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan ve yapay zekanın babası olarak bilinen Prof. Geoffrey Hinton’un öğrencisiydi. Öğrencisinin Sam Altman’ı kovmasını tebrik etmişti. Yapay zekanın getirebileceği tehditler konusunda yüksek sesle konuşmaya da başladı. Başkan ve kurucu olan Greg Brockman ise ayrıldı. Dario Amodei, OpenAI'dan ayrıldıktan sonra Anthropic adlı başka bir yapay zeka şirketi kurdu. Bir başka kurucu olan John Schulman, ayrılıp rakip Anthropic şirketine katıldı. Mira Murati, CTO olarak görev yapıyordu; geçen eylülde yeni bir arayış için ayrıldı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Bugün OpenAI, değerinin 100 milyar doların üzerine çıkması için yeni yatırım arayışında. Microsoft, OpenAI'ye 10 milyar dolar yatırarak şirketin gelecekteki kârlarının %49'unu aldı ve daha fazla finansman sağlaması bekleniyor. Ancak sözleşmelerinde, eğer OpenAI yapay genel zeka (AGI) geliştirirse Microsoft'un OpenAI teknolojilerine erişimi kaybedeceği bir madde bulunuyor. Bu madde, bir şirketin, örneğin Microsoft'un, geleceğin bu makinesini kötüye kullanmasını önlemek için konmuştu! Ancak bugün, Microsoft ile yapılan sözleşmeden kurtulmanın anahtarı olarak da görenler var. Ek olarak Thrive Capital, OpenAI'ye 1 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı; Nvidia ve Apple'ın da yatırım turuna katılacağı bildiriliyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Silikon Vadisi, Yapay Genel Zeka için transistörlerin “dejavu'sunu” yaşıyor sanki. AGI, kendi başına öğrenen ve kararlar veren yeni teknolojiler geliştirecek bir süreçle otomasyonu yeni seviyelere taşırken, radikal yenilikler getirecek. Toplumsal ve kültürel değişiklikler de beraberinde gelecektir. Transistörler teknolojik ve ekonomik bir kırılma yaratsa da, AGI’nin gelişimi daha derin felsefi ve etik sorunları gündeme getirecektir. AGI, insanlığın zekasını aşabilecek bir kapasiteye ulaştığında, insanın rolü, kontrol mekanizmaları ve bu teknolojinin nasıl kullanılacağı gibi sorular çok daha karmaşık hale gelecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Bu karmaşa, bu yıl Nobel ödüllerine bile yansıdı. Fizik Nobeli, insan beynini taklit ederek yapay zeka geliştirenlere verildi. Kimya Nobeli, yapay zeka ile protein dizaynını taklit edenlere verildi. Ekonomi ödülü ise bu teknolojilerle zenginliği ve gücü öbekleştirenlere karşı olan vatandaşımızda olan Prof. Daron Acemoğlu’na verildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Tıpkı transistörün bilgi çağını başlatması gibi, AGI de bir “Yapay Zeka Çağı’nı” başlatabilir. Tek fark, Moore Yasası ile transistörün gelişmesiyle bilgi çağının tahmin edilmiş olmasıdır; ancak yapay zeka çağının ne getireceği şu anda büyük bir bilinmeyen!</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/silikon-vadisi-20-mi-dun-fairchild-semiconductor-simdi-openai-ve-yeni-hainler-1729867992.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnovasyon ve yetenek açığı</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/inovasyon-ve-yetenek-acigi-8035</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/inovasyon-ve-yetenek-acigi-8035</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Küresel düzeyde yetenek açığını yıllar bazında incelediğimizde; 2014 yılında %36’larda olan küresel yetenek açığı seviyesinin 2019 yılında %54’e yükseldiğini, 2022 yılında ise %75’e çıktığını ve 2024 yılı itibariyle de halen %75’lik oranını koruduğunu ifade edebiliriz.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Başarı, her gün tekrarlanan küçük çabaların toplamıdır.”</span></span></em></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Robert Collier</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Schneider Electric tarafından organize edilen <em>Innovation Summit 2024</em>, bu sene 7-8 Ekim tarihlerinde Zorlu PSM’de 2500 kişinin rekor katılımı ile gerçekleşti. Birçok konuşmacının ve alanında uzman eğitmen ve profesyonelin yer aldığı programda ana tema “sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm” olarak belirlenmiş ve etraflıca ana oturumlar ve paralel oturumlarla çeşitlilik sağlanmış. İlk gün daha çok sürdürülebilirlik perspektifinden inovasyon ve etki yaratmak, ekonomi-politiği doğru okumak, bugünü şekillendiren mega trendler gibi konular ön plana çıkarken, ikinci gün inovasyon temelli dönüşüm ve sürdürülebilirliğin devamlılığı gibi konular ele alındı. Türkiye’de bu sene yeniden yayın hayatına başlayan CNBC-e ve alanın önemli dergilerinden Harvard Business Review Türkiye’nin desteği ile gerçekleşen zirvede, oturumların birinde en çok dikkatimi çeken konu elbette yetenek açığının küresel düzeyde oldukça artması oldu. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>“Nedir bu yetenek açığı?” diye sorabilirsiniz haliyle. En kısa tanımıyla yetenek açığı, işletmelerin ihtiyaç duydukları beceriler ile bu becerilere sahip nitelikli çalışanların yeterli sayıda olmadığı durumda ortaya çıkıyor.</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>YETENEK AÇIĞI</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel düzeyde yetenek açığını yıllar bazında incelediğimizde; 2014 yılında %36’larda olan küresel yetenek açığı seviyesinin 2019 yılında %54’e yükseldiğini, 2022 yılında ise %75’e çıktığını ve 2024 yılı itibariyle de halen %75’lik oranını koruduğunu ifade edebiliriz. Ülkelere dağılım açısından incelediğimizde ise küresel yetenek açığı ortalamasının bir hayli üstünde bir oran olan %85 ile Japonya’nın başı çektiğini, onu %82’lik oran ile Almanya, İsrail ve Yunanistan’ın izlediğini söyleyebiliriz. Yaklaşık %80’lik yetenek açığına sahip ülkeler sırasıyla İrlanda, Portekiz, Hindistan, İngiltere, Fransa, Kanada, Brezilya olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye ise bu listede %76’lık oranla, küresel yetenek açığı ortalaması olan %75’e yakın bir noktada duruyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Nedir bu yetenek açığı?” diye sorabilirsiniz haliyle. En kısa tanımıyla yetenek açığı, işletmelerin ihtiyaç duydukları beceriler ile bu becerilere sahip nitelikli çalışanların yeterli sayıda olmadığı durumda ortaya çıkıyor. Bu eksiklik, uzmanlaşmış yeteneklere ihtiyaç duyulduğunda daha fazla görülüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel yetenek açığı tüm sektörleri ve doğal olarak küresel ekonomiyi olumsuz yönde etkilemekte; ekonomik büyümenin yavaşlaması, işletmelerin operasyonlarını gerçekleştirememesi ve hatta kapanması, otomasyona olan bağımlılığın artması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Korn Ferry Int. tarafından hazırlanan bir rapor, küresel yetenek açığının 2030 yılına kadar 85 milyondan fazla kişiye ulaşacağını ve işletmelere trilyonlarca dolara mal olabileceğini öngörmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yetenek açığını çözebilmek için, Covid_19 gibi küresel salgınlar, sektörel değişiklikler, eğitim programlarının işletmeler tarafından öncelik olarak ele alınmaması ve sonucunda etkin şekilde uygulanmaması gibi sebepler elbette göz önüne alınmalı ancak bireylerin de inovasyon açısından yenilikleri çok iyi takip etmek, yapay zekâ başta olmak üzere teknolojik gelişmelerin gerektirdiği teknik becerileri öğrenmek gibi konularda sürekli ilerleme sağlaması zorunlu hale gelmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başarı, aynı kalite gibi devamlılık ister, süregelen bir gayret ister. Yetenek açığı gibi küresel çapta sadece beyaz yakalı çalışanlarda değil; mavi yakalı çalışanlarda dahi kendini gösteren bu sorun, insanlığın baş döndürücü hızla ilerleyen gelişmelere karşı kendini nasıl konumlandırdığı, ne ölçüde ve hangi hızda bu gelişmelere adaptasyon sağladığı, iş dünyası tarafından talep edilebilir nitelik ve becerileri günbegün kendine nasıl katabildiği ve bu becerileri hangi düzey ve etkinlikte kullandığı bir noktaya doğru eviriliyor. Özellikle genç arkadaşlarımızı gelecekte daha da yoğun bir rekabet içerisinde olan bir iş dünyası bekliyor. Enseyi karartmadan ama her gün küçük de olsa ilerleyerek gelişim sağlamak şart. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kalın sağlıcakla…&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/inovasyon-ve-yetenek-acigi-1728486497.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geleceğe Yetişmek için “Yeni Teknoloji Tabanlı Eğitim Modülleri”</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gelecege-yetismek-icin-yeni-teknoloji-tabanli-egitim-modulleri-7991</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gelecege-yetismek-icin-yeni-teknoloji-tabanli-egitim-modulleri-7991</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı) bünyesinde ‘Yeni Teknoloji Tabanlı Eğitim Modülleri’ isimli araştırmadan farklı sektörlerde çalışan birçok eğitimcinin edineceği çeşitli öngörüler olduğunu düşünüyorum. Araştırma bulgularının da bize gösterdiği üzere dijitalleşen dünyada başarılı olmak için dijital okuryazarlık ve yapay zekâ okuryazarlığı gibi becerilerin geliştirilmesi zorunlu. Eğitimde bu yeni ufuklara yönelmek, öğrencilerin gelecekteki başarılarını garanti altına almak için elzem görülüyor. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde yeni iletişim teknolojilerinin hızla gelişmesi sadece sosyal ve siyasal alanları değil, özellikle büyük çalışan kitlelerinin yer aldığı üretim süreçlerinin öngörülemez bir şekilde değişimine sebep oluyor. Bu hızlı ve dinamik değişim, teknolojinin yarattığı olanakların yanı sıra yeni bilişim ve iletişim teknolojilerinin getirdiği zorluklar ve riskler nedeniyle belirsiz bir çalışma ortamı yaratmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı zamanda bu yeni süreçte ihtiyaç olunan beceriler, yeni gelişmelere uyum sağlayamıyor. Özellikle yeni gelen nesil eski paradigmalar, çerçeveler ve dinamiklerle aldıkları eğitimlerle çalışma hayatına girerken aslında aldıkları eğitimle üretim süreçleri ve bu üretim süreçlerindeki iletişim ve yönetişim faaliyetlerinde bambaşka bir dünyayla karşılaşıyor gibiler. Bunun gelecekte hepimize ciddi bir kriz oluşturacağını düşünenlerdenim. Bu doğrultuda geçenlerde elime ulaşan bir araştırma raporu özellikle bu konuya dikkat çekmektedir.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeni Teknoloji Tabanlı Eğitim Modülleri Araştırması</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><a href="https://tegv.org/" rel="noreferrer noopener" target="_blank">Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV)</a></strong>&nbsp;tarafından yürütülen “<strong>Geleceğin Becerilerinin İzinde Çocuklar ve Gençler için Teknoloji Eğitimi</strong>” projesi kapsamında gerçekleştirilen “<strong>Yeni Teknoloji Tabanlı Eğitim Modülleri”&nbsp;</strong>isimli araştırması yeni dünyanın gereksinimlerini karşılamak için yenilikçi ve yaşam boyu öğrenme yaklaşımlarının gerekliliğini vurguluyor. Toplumun yeni teknolojilere uyum sürecini inceleyen araştırmada, yaşanan değişken durum ve olguların; belirsiz, karmaşık ve muğlak süreçlerinde eğitimciler için dijital beceriler geliştirmesi gerektiği vurgulanırken bu doğrultuda yaşanan zorluklar da incelenmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sürekli değişen ve dijitalleşen dünyada, eğitim süreçlerinin ve liderlik becerilerinin güncellenmesi ve geliştirilmesi gerekliliği üzerine odaklanan çalışma, eğitimde dijital dönüşüm ve sürekli mesleki gelişime mercek tutarken, yeni teknoloji tabanlı eğitim modüllerinin geliştirilmesi ve uygulanmasının kritik bir gereklilik olduğu belirtiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dr. Sezin Eşfer</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Dr. Berkan Çelik</strong>&nbsp;tarafından hazırlanan araştırma raporunda; literatür taramasının yanı sıra en iyi uygulamaların belirlenmesi için eğitim teknolojisi firmaları ile yerel ve uluslararası okullardaki eğitim teknolojisi direktörleri ve uzmanları, öğretmenleri olmak üzere toplamda 108 kişi ile anket yapılmış. Araştırma: insanlarla makineler arasındaki çizgilerin bulanıklaştığı ve teknolojinin iş süreçleriyle bütünleştiği Endüstri 5.0’da liderlerin teknolojinin ve insan zekâsının potansiyelinden yararlanmak için sürekli öğrenmesi ve uyum sağlaması gerekliliğine dikkat çekiyor.<br />
<br />
<strong>Literatür Taramasında Keşfettiklerim</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Araştırmanın giriş bölümü geniş bir literatür taramasından oluşuyor ve bu teknoloji okuryazarlığı ve dijitalleşme süreçlerinin nasıl çerçevelendiğini anlamak açısından çok verimli olmuş. Özellikle dijital okuryazarlık ve medya okuryazarlığı konusunda çalışmalar yürüten ve çeşitli hedef gruplara eğitimler veren bir kişi olarak bu raporun bundan sonra çalışmalarıma oldukça faydalı olacağını söyleyebilirim. Özellikle de bu araştırmanın bulgularını STK ve eğitim çalışmalarıma entegre etmek konusunda da ufak da olsa adımlar atmaya başladım. Rapor bu açından STK temsilcileri, çocuklu aileler ve okul personelleri, eğitimciler ve araştırmacılar, üniversite öğrencileri ve öğretmenleri için mutlaka okunması ve özümsenmesi gereken bir çalışmadır. Ama benim açımdan en önemlisi, eğitim politikalarında bağlayıcı kararlar alan siyasetçilerin raporu mutlaka incelemeleri ve dikkate almalarıdır. Çünkü dünya değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor, öğrenme yöntemlerinde ilerici, yenilikçi hamleler yapan toplumların geleceğinin daha parlak olacağı çok önemli bir tarihi aşamadayız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Litaretür taramasına dönersek dikkatimi çeken en önemli başlık “Beceri Açığı Olgusu”ydu. Çeşitli sektörlerdeki çalışanları sahip olduğu beceriler ile sektör oyuncularının gerekli gördüğü beceriler arasındaki boşlukların gittikçe arttığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu boşluklar daraltılamazsa çalışanların verimliliği düşüyor, kurumsal performanslar geriye çekiliyor, dijital dönüşümlerden gelecek faydalardan tam olarak faydalanamıyor ve insanlar yeteneklerini yeterince çalışma süreçlerine aktaramıyorlar. Bu yüzden tüm bu süreçlerde verimliliği artıracak yeni koşullara göre yeni eğitim modelleri önemli bir yer tutuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Araştırmaya göre; ortalama olarak, şirketlerin yaklaşık %40’ının çalışanlarının altı aydan daha kısa bir sürede yeniden eğitilmesi gerekeceği tahmin ediliyor. Burada kritik bir tespite rastladım. Kültürel ve mali sermayeyi elinde bulunduran işverenlerin, raporda ‘iş liderleri’ olarak tanımlananların, %94’ü çalışanların işyerinde yeni beceriler kazanmasını bekliyor. Bu ciddi bir beklenti. Aslında bu bile iş liderlerinin, çalışanların yeni teknolojilerle ilişkisi konusunda daha donanımlı olmalarını sağlamak için kafa yordukları veya yormaları gerektiğini göstermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden, klişe olacak ama bunu söyleyeceğim; Eğitim şart. Öğrencilerin sektörel anlamda daha yetkin olmaları için farklı beceri alanlarında yetenek geliştirmeleri, gelecek açısından önemli bir konu. Raporda bu beceriler, teknik ve kişisel beceriler olarak sınıflandırılıyor. Teknik nitelik ve becerileri;&nbsp; BT (Bilişim Teknolojileri) bilgisi ve becerisi, veri ve bilgi işleme ve analitiği, istatistik bilgisi, organizasyonel ve süreç anlayışı, insan – makine / insan – robot gibi modern arayüzlerle etkileşim becerisi olarak tanımlarken; kişisel nitelikler ve beceriler ise zaman yönetimi, uyum sağlama ve değişime açıklık, ekip çalışma becerileri, sosyal beceriler, iletişim becerileri, yeni teknolojilere güven ve sürekli iyileşme düşüncesi olarak belirtilmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca dikkat çekilen bir diğer konu, iş dünyasının giderek daha kırılgan, endişeli, doğrusal olmayan ve anlaşılmaz olduğu tespiti var.&nbsp;<em>Esneklik ve Dayanıklılık, Stresle Başa Çıkma Becerisi, Doğrusal Olmayan Düşünme, Belirsizliğe Tolerans, Sürekli Öğrenme, Yaratıcılık ve İnovasyon&nbsp;</em>araştırmaya göregeliştirilmesi gereken beceriler olarak karşımıza çıkıyor. Araştırma raporu, bu doğrultuda eğitim kurumları ve işverenlerin bu becerileri geliştirmek için çalışanlarına destek olması gerektiğini belirtmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Meslekler Değişiyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Raporda en çok ilgimi çeken kısımlardan biri, geleceğin meslekleri ve bu mesleklerdeki yetkinliklerimizin değişiyor oluşunu ortaya koyan bölümdü. Burada mesleki kariyer olgusundaki değişimin ve dönüşümün ne boyutlara geldiğini görebiliyoruz. Belirli bir mesleğe yönelik aldığımız eğitimin, o mesleğe başladığımızda artık yetersiz ve eksik kalması, geçmişte pek de karşılaşmadığımız bir durumdur. Ancak artık yeni teknolojiler ve üretim pratikleri o kadar hızlı gelişiyor ve değişiyor ki günümüzde insanlar, kariyerleri boyunca gerekli beceri ve bilgi setine yetişemez hale geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rapordan aldığım ilginç bir istatistik ise Dünya Ekonomi Forumu’nun (WEF) Stratejik İstihbarat Raporu’na göre 2025 yılına kadar 80 milyonun üzerinde iş kaybı yaşanacağı tahmin edilirken, 100 milyonun üzerinde iş ortaya çıkmış olabilir (Dünya Ekonomi Forumu, 2022).<br />
<br />
İşte bu durum yani teknolojik değişimin hızlı temposu, eğitim de dâhil olmak üzere birçok sektörde beceri açığı yaratıyor. Dünya Ekonomi Forumu (2022) raporuna göre bugün ilkokula başlayan çocukların %65’i henüz var olmayan işlerde çalışmak durumunda kalacaklar. Bu tahmin, eğitimcilerin öğrencileri geleceğin işlerine hazırlamak için gereken dijital becerileri geliştirmeleri gerektiğini vurgulamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tablo 1.&nbsp;</strong>Artan ve azalan iş talebine sahip ilk 20 meslek (Dünya Ekonomik Forumu, 2020, s. 30)</span></span></p>

<table>
	<tbody>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>#</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Artan İş Talebi</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Azalan İş Talebi</strong></span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>1.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Veri Analistleri ve Bilimcileri</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Veri Girişi İşleri &nbsp;</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi Uzmanları</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İdari ve Yürütme Sekreterleri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>3.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Büyük Veri Uzmanları</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhasebe, Defter Tutma ve Bordro İşleri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>4.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital Pazarlama ve Strateji Uzmanları</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhasebeciler ve Denetçiler</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>5.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşlem Otomasyon Uzmanları</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Montaj ve Fabrika İşçileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>6.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İş Geliştirme Profesyonelleri</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İş Hizmetleri ve İdari Yöneticiler</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>7.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital Dönüşüm Uzmanları</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müşteri Bilgi ve Müşteri Hizmetleri İşçileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>8.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bilgi Güvenliği Analistleri &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Genel ve Operasyon Yöneticileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>9.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazılım ve Uygulama Geliştiriciler &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mekanikçiler ve Makine Tamircileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>10.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nesnelerin İnterneti Uzmanları &nbsp; &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kayıt Tutma ve Stok Tutma İşçileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>11.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Proje Yöneticileri &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Finansal Analistler</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>12.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İş Hizmetleri ve İdari Yöneticiler &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Posta Servisi İşçileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>13.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Veritabanı ve Ağ Uzmanları &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Toptan ve Üretim Satış Temsilcileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>14.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Robot Mühendisleri &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlişki Yöneticileri</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>15.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Stratejik Danışmanlar &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Banka Gişe Görevlileri ve İlgili İşçiler</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>16.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yönetim ve Organizasyon Analistleri &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kapıdan Kapıya Satış ve Sokak Satıcıları</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>17</strong><strong>.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Finansal Teknoloji Mühendisleri &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elektronik ve Telekomünikasyon Kurulum ve Onarım Uzmanları</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>18.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mekanikçiler ve Makine Tamircileri &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsan Kaynakları Uzmanları</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>19.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kurumsal Gelişim Uzmanları &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğitim ve Gelişim Uzmanları</span></span></td>
		</tr>
		<tr>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>20.</strong></span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Risk Yönetimi Uzmanları &nbsp;</span></span></td>
			<td><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnşaat İşçileri</span></span></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bunlar, eğitim süreçlerimizin eskidiğini ve yeni teknolojilerin yarattığı üretim ve iletişim süreçlerine yetişemediğini tekrar gösteriyor. Raporun “İnformal Öğrenme İhtiyacı” bölümü, resmi eğitim sistemlerinin hızla değişen iş dünyasının ihtiyaçlarına her zaman yeterli yanıt veremediğini ve bu nedenle gayri resmi (informal) öğrenmenin önemini vurguluyor. Özellikle meslek sahiplerinin örgün eğitimle karşılanamayan öğrenme ihtiyaçlarını gidermek için informal öğrenmenin önemi üzerinde duruyor. Ayrıca, şirketlerin çalışanlarına informal öğrenme fırsatları sağlamasının, onların becerilerini geliştirme ve iş dünyasında daha etkin olma kapasitelerini artırabileceği vurgulanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Eğitimin Önemi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sanayi devrimlerinin yüzyıllar boyunca şekillendiği bir dünyadan, günümüzdeki hızlı değişimlerin hâkim olduğu bir çağa geldik. Teknoloji ve inovasyonun inanılmaz hızla ilerlemesi, ardı ardına devrimlerin yaşanmasına zemin hazırlıyor. Bu dijital devrimler, hayatımızın neredeyse her alanına nüfuz ediyor ve -yalnızca mühendislik ve doğa bilimlerini değil, sosyal bilimler ve eğitim alanlarını da derinden etkiliyor. Yapay zekâ, robot bilimi ve bulut bilişim gibi gelişen teknolojiler, öğretim yöntemleri ve iletişim dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Bu hızlı dijital dönüşümle birlikte, genç neslin teknolojiyi sadece tüketici olarak değil, bilgi üreticisi olarak da ustaca kullanabilmesi zorunluluk haline geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Araştırmada dile getirilen OECD’nin karşılaştırmalı raporlarına göre dijital okuryazarlık, OECD ülkelerinde öğrencilerin akademik performansını olumlu yönde etkileyen temel bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Dijital medya okuryazarlığı, yalnızca teknik becerileri değil aynı zamanda medya mesajlarını eleştirel bir şekilde analiz etme ve değerlendirme yeteneğini de içermektedir. Bu yetkinlik, dijital medyayı etkili bir şekilde kullanabilmeyi ve demokratik vatandaşlık değerlerini öğrenme süreçlerini şekillendirmeyi mümkün kılmaktadır. Dijital medya okuryazarlığı, toplumsal katılım kapasitesini artırmak ve demokratik vatandaşlığı teşvik etmek için vazgeçilmez bir unsurdur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital okuryazarlık, sadece teknolojiyi kullanma becerisiyle sınırlı kalmayıp bilişsel, davranışsal ve sosyolojik boyutları da içermektedir. Zamanla gelişen bu kavram, salt teknoloji kullanımının ötesine geçerek dijital çağda okuryazarlığın daha geniş bir perspektifle ele alınmasını gerektirmektedir. Bilgiye dayalı bir toplumun ortaya çıkışıyla birlikte, yaşam boyu öğrenmenin temel bir parçası haline gelen dijital okuryazarlık, verimli arama yapma, bilgiyi eleştirme ve bilgi kaynaklarındaki önyargıları tanıma becerilerini de kapsamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son dönemde yapay zekâ okuryazarlığı da dijital okuryazarlığın önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Yapay zekâ, insanın duyusal ve bilişsel süreçlerini taklit eden teknolojiler olarak günlük hayatımıza girmiştir. Dijital vatandaşların, yapay zekâ tabanlı araçları ve uygulamaları bilinçli bir şekilde kullanabilmesi, yapay zeka okuryazarlığı sayesinde mümkün hale geliyor. Bu okuryazarlık, bireylerin yapay zekâ tarafından üretilen bilgileri eleştirel bir şekilde değerlendirmesine, yapay zeka teknolojilerinin etik sonuçlarını anlamasına ve bu teknolojilerin kullanımına ilişkin bilinçli kararlar almasına olanak tanımaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde dijital dünyada ayakta kalmak ve dijital dönüşümden en iyi şekilde yararlanabilmek için dijital okuryazarlık vazgeçilmez bir yetkinliktir. Yapay zekâ okuryazarlığı ile donatılmış bireyler, bilgiye dayalı toplumun aktif birer üyesi olarak sorumlu ve bilinçli dijital medya tüketicileri olabilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu teknolojik gelişmelerin ve araçların olduğu dünyada, geçmiş eğitim modelleri ile donatılmış çocuklar ve gençler, kuşkusuz günümüz koşullarına ayak uydurmakta zorlanacak ve kariyer süreçlerinde zorluk yaşayacaklar. Hâlihazırda çalışan kitleler ise kendilerini sürekli yenileyecek bir ortam bulamazlarsa sektörlerinin gerekliliklerinden geride kalıp istihdam sorunları yaşacaklar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rapor bu konuları tekrar düşünmeme vesile oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Raporun Odaklarından: STEAM Eğitimi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Araştırmanın anket uygulamasında, eğitim teknolojisi firmaları ile yerel ve uluslararası okullardaki eğitim teknolojisi direktörleri, uzmanları ve öğretmenlerinden oluşan toplam 108 kişi ile anket yapıldığından bahsetmiştim. Anketin amacı, eğitim uzmanlarının Yaşam Boyu Öğrenme, STEAM’e Yönelik Tutum ve STEAM Aktiviteleri ile eğitim ihtiyaçlarına dair düşünce ve önerilerini edinmektir. Anket bulguları rapora eklenmiştir. Anketin bulgularına geçmeden önce STEAM eğitimini kısaca özetlersek, öğrencilerin eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmek amacıyla Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat ve Matematik (Science, Technology, Engineering, Arts, Mathematics) alanlarını birleştiren disiplinler arası bir eğitim yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, öğrencilere 21. yüzyılın iş gücü gereksinimlerini karşılamaları için gerekli olan bilgi ve becerileri kazandırmayı hedeflemektedir. STEAM eğitimi, öğrencilere bu alanlar arasında bağlantılar kurmayı ve öğrendiklerini gerçek dünya problemlerine uygulamayı öğretmesi açısından önemli bir uygulamadır. Böylece farklı alanları içerecek bir eğitim, öğrencilerin daha geniş bir bakış açısı geliştirmesine yardımcı olmaktadır. Bu, onların farklı disiplinler arasında bağlantılar kurmalarını sağlamaktadır. Bu yeni iletişim, yönetişim ve bilişim teknolojileriyle donatılması gereken çalışanlar için olmazsa olmaz görünmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu eğitim modeliyle öğrenciler, kalıpların dışında düşünmeye teşvik edilip benzersiz çözümler ve yenilikçi fikirler üretmeleri sağlanır. Aynı zamanda, sorunları analiz etme, çözümler belirleme ve bu çözümlerin etkililiğini değerlendirme becerileri de geliştirilir. Bu informal, uygulamalı ve deneyimsel öğrenme yöntemleriyle öğrencilerin derslere olan ilgilerinin artacağı öngörülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Eğitim Teknolojisi Direktörleri, Uzmanları, Öğretmenleri Ne Diyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ankete katılan eğitim teknolojisi firmalarında tanınmış yerel ve uluslararası okullarda çalışan uzmanların, yeni teknoloji tabanlı eğitim modüllerine ve yaşam boyu öğrenmeye yatkın oldukları ayrıca yeni şeyler öğrenmekten keyif aldıkları görülmektedir. Araştırmanın bulgularına göre katılımcıların ezici çoğunluğu fikir alışverişlerine ve tartışmalara ilgi duymakta ve tartışmalara katkıda bulunmaktadır. Bu bulgulara dayanarak, anket katılımcılarının çoğunlukla eğitimci, eğitim uzmanı, gönüllü eğitimci olarak kendilerini tanımladıkları ve yeni nesil, informal ve yaşam boyu öğrenme pratiklerine yatkın oldukları ayrıca yeni teknoloji tabanlı eğitimleri kurumlarına hızlıca adapte edebilecekleri sonucuna varılmaktadır. Anket katılımcıların %90’a yakını, yeni öğrendiklerini başkalarıyla paylaşma eğilimindedir ve %85’i ise problemleri derinlemesine analiz etmeyi sevmektedir. Neredeyse katılımcıların tamamı, yeni bir şeyler öğrenmekten hoşlanmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Raporda anket katılımcılarının STEAM ile ilgili aktivitelere katılma ve gönüllü olma konusunda istekli oldukları görülmektedir. Raporu daha detaylı incelendiğimde, katılımcıların yarısından azının kurumlarının STEAM dersleri sunduğunu belirttiği ortaya çıkmaktadır. Bu da eğitim kurumlarında STEAM odaklı programların sınırlı seviyede mevcut olduğunu göstermektedir. Yani eğitim direktörleri, ağırlıklı olarak yeni teknoloji ve fikirlerle donatılmış eğitim modelleri ve metotlarına aşina ve bunları uygulamak konusunda istekliler. Ancak, bütçe sınırlamaları veya gerekli malzemelerin eksikliği gibi nedenlerle zorluk çekilebileceklerini düşünmektedirler. Katılımcılar, STEAM eğitimleri ile eleştirel düşünme, problem çözme, iş birliği, iletişim, yaratıcılık ve yenilikçilik gibi becerilerin geliştirilebileceğini belirtmektedirler. Tüm bu gözlemler, eğitimcilerin çocuklar ve gençleri topluma ve iş yaşamına daha iyi hazırlamak için kafa yordukları ve arayış içinde oldukları göstermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Geleceğin Öğrenme Ortamlarını, Platformlarını Yaratabiliriz</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Raporun ‘Öneriler’ kısmı şöyle başlıyor.<br />
<br />
<em>“Teknolojiyi benimseyerek, dijital okuryazarlığı teşvik ederek ve eğitimcilerin çok yönlü becerilerini geliştirerek, öğrencilerin dijital çağda başarılı olmalarını sağlayan canlı ve geleceğe yönelik bir öğrenme ortamı yaratabiliriz.”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten de, bu dönüşüme uyum sağlayarak öğrencilerin, gençlerin dijital dünyada başarılı olmaları için çok yönlü beceriler geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. Raporu tamamladığımda öneriler kısmından kendime şu notları çıkardım:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* ‘Sağlık iletişimi’, ‘dijital medya okuryazarlığı’, ‘yapay zekâ okuryazarlığı’, ‘kariyer planlama’ gibi dersler, öğrencilerin dijital çağa hazırlanmalarını sağlayan önemli alanlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* ‘Liderlik ve yönetim’, ‘işletme’, ‘bilgi teknolojileri’ gibi mesleki derslerin yanı sıra ‘sağlıklı yaşam’, ‘finansal okuryazarlık’ ve ‘yaratıcı yetenekler’ gibi kişisel gelişim konuları da eğitimin önemli bileşenleri olarak kodlamamız gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi sunmak, etkileşimli içerikler sağlamak ve geri bildirim mekanizmaları oluşturmak, online derslerde başarıyı artırmak için kritik stratejiler gibi duruyor. Gelecekte adaptif öğrenme algoritmaları ve sürekli güncellenen platformlar, öğrencilerin ilgisini canlı tutacak ve eğitim programlarımızı böyle düzenlememiz, güncellememiz gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Yapay zekâ destekli platformlarları, her öğrenciye özgü bireyselleştirilmiş öğrenme deneyimleri sunabilir. Geniş dil modellerini her öğrencinin algılayışını, dikkatini ve öğrenim verimliliğini en arttırabiliriz. Bu da eğitimcilerin yapay zekâ, makine öğrenimi ve geniş dil modelleri konusunda kendisini daha da geliştirmesi gerektiğini gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><a href="https://tegv.org/">TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı)</a></strong>&nbsp;bünyesinde ‘Yeni Teknoloji Tabanlı Eğitim Modülleri’ isimli araştırmadan farklı sektörlerde çalışan birçok eğitimcinin edineceği çeşitli öngörüler olduğunu düşünüyorum. Araştırma bulgularının da bize gösterdiği üzere dijitalleşen dünyada başarılı olmak için dijital okuryazarlık ve yapay zekâ okuryazarlığı gibi becerilerin geliştirilmesi zorunlu. Eğitimde bu yeni ufuklara yönelmek, öğrencilerin gelecekteki başarılarını garanti altına almak için elzem görülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>NOT:&nbsp;</strong>Raporun tamamına&nbsp;<a href="https://tegv.org/uploads/files/Yeni_Teknoloji_Tabanli_Egitim_Modulleri_Arastirma_Raporu.pdf" rel="noreferrer noopener" target="_blank">buraya tıklayarak</a>&nbsp;ulaşabilirsiniz.<br />
<strong>NOT 2:</strong> Bu yazı ilk olarak <a href="https://msafaksari.net/gelecege-yetismek-icin-yeni-teknoloji-tabanli-egitim-modulleri/" target="_blank">kendi web sitemde</a> yayayımlandı.</em></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 07:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/gelecege-yetismek-icin-yeni-teknoloji-tabanli-egitim-modulleri-1728382419.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zeka ve gazetecilik etiği</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-ve-gazetecilik-etigi-7981</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-ve-gazetecilik-etigi-7981</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay zekanın medya içinde adeta bir savaş ekonomisi yaratacağını ve savaş görselleri üzerinden bir etik tartışma çıkacağını hiç düşünmezdim.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adobe, yapay zeka tarafından İsrail’in Gazze saldırısını temsil eden stok fotoğraflar (dijital içeriklerde temsili görseller ve fotoğraflar) sattığını öğrendiğimde irkildim. Evet yapay zeka teknolojilerinin geldiği durum ve son günlerde adından sıkça söz etmesine rağmen yine de bazı gelişmeler karşısında şaşkınlığımı korumak istiyorum. İşin teknoloji boyutunu geçtim, İsrail’in Gazze’ye yönelik korkunç saldırısı hakkında haberler yaparken gazeteciliğe yön veren uluslararası basın kuruluşlarının dahi söz konusu stok fotoğrafları “yapay zeka tarafından üretilmiştir” işaretlemesi yapmadan kullanması beni ayrı dumura uğratan bir gelişme.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay zekanın medya içinde adeta bir savaş ekonomisi yaratacağını ve savaş görselleri üzerinden bir etik tartışma çıkacağını hiç düşünmezdim. Teknolojinin ve etik değerlerin karşı karşıya kaldığı böylesine anları iyi okuyamaz ve doğrultusunu belirleyemezsek ileride canımız çok sıkılacak gibi görünüyor. Ki yapay zeka ile olabilecekler konusunda ufku geniş bir insan olduğumu düşünerek söylüyorum bunu.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay zeka stok fotoğrafçılığı</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adobe şirketi bir süredir Adobe Stock hizmeti üzerinden fotoğraf alan müşterilerine İsrail-Hamas savaşının yapay zeka ile üretilmiş gerçekçi görüntülerini satıyor. Kullanıcıların üretken yapay zekayı kullanmalarıyla birlikte sadece fantezi kurgularla değil, güncel konularla ilgili de görseller de dijital habitatımıza girmeye başladı. Fakat bu görüntüler sahte olduklarına dair herhangi bir belirti olmaksızın internette kullanılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>DALL-E</strong>,&nbsp;<strong>Midjourney</strong>,&nbsp;<strong>Stable Diffusion&nbsp;</strong>gibi artık rahatlıkla erişilebilen ve inanılmaz gerçekçi görseller üretebilen yapay zeka görüntü oluşturucularıyla içeriklerimize mükemmel görseller üretiyor ve eğleniyoruz. Ancak bu durum temel bir soruyu gündeme getiriyor. Açıkça ifade edilmiş feragatnamelerle bile olsa, yaşayan, etten kemikten modellerin fotoğrafları yerine yapay zeka destekli görüntüler yayınlamak etik midir?</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecilik etiği</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir medya şirketi, haberlerine konu olan hikayeyi okuyucularına sunarken olayların veya kişilerin fotoğrafik görünümlü görüntülerini oluşturmak için yapay zeka kullanmalı mı? Hayal edelim, elimizde çok vurucu bir hikaye var, konuyla ilgili fotoğraf ve videoları edinememişiz veya elimizdekiler istediğimiz etkiyi uyandıracak gibi gözükmüyor, patron ise hikayemizdeki olayları veya kişileri temsil edecek “yapay görseller” kullanmamızı istiyor. Bu yapay görseller habere konu olan bölgeden gelmiyor, habere tanık olan bir kişi tarafından çekilmiyor. Tüm haber sürecinden bağımsız, sonradan iliştirilen görüntülerden bahsediyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durum, binbir türlü cambazın kol gezdiği, gazetecilik etiğinin yerle yeksan edildiği günümüzde, okurlara ve kamu çıkarına yönelik medyanın tabutuna son çiviyi çakmak olabilir mi? Yapay görüntüler yaratarak, bir fotoğrafçı tutmayarak paradan tasarruf edebiliriz. Yaratıcı işi yapmak için yapay zekayı kullanarak belki zamandan ve emekten de kazanabiliriz. Peki o zaman yapay zeka ile üretilmiş içeriklerle elimizdeki hikayeye yön verip çarpıtmış olmayacak mıyız? Aslında fiilen okuru aldatmış olmayacak mıyız? Çünkü üretilen görsellerin gerçek olup olmadığını anlayabilmek neredeyse imkansız hale geldi bile birkaç yılda. Aldatıcı görsellerle halkın medyaya olan güvenini aşındırdığınızda bu güveni bir daha nasıl tazeleyebileceğiz?</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yaratıcı işi yapmak için yapay zekayı kullanarak belki zamandan ve emekten de kazanabiliriz. Peki yapay zeka ile üretilmiş içeriklerle elimizdeki hikayeye yön verip çarpıtmış olmayacak mıyız? Aslında fiilen okuru aldatmış olmayacak mıyız?</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çünkü hızlı ve kolay bir şekilde bu görselleri üretebilmek ve kullanabilmek bir süre sonra fotoğraf ve videonun belgeleme gücünü ortadan kaldırabilir. Şu anda ceplerinden çıkan masrafın azalmasına sevinen haber odalarının, haberciliğin en önemli unsurları olan kanıtları, bulguları ortaya koymaktan ve tanık olma süreçlerinden yoksun olduğu bir geleceğin maliyetini tartabileceğini düşünebilir miyiz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşin bir diğer yanı da savaş gibi korkunç “realitelerin” tam göbeğindeki gazetecilerin, gazetecilik faaliyetleri sırasında olası savaş suçu, soykırım ve insan hakları ihlallerine yönelik bilgi, belge ve kanıtları kamuoyuyla paylaşırken, tüm bu süreci bulandıracak, kirletecek yapay zeka tarafından üretilmiş/ürettirilmiş materyallerin yaratacağı tahribat. Neyin gerçek, neyin sahte olduğunu tespit edemeyecek ya da bu tespit süreçlerini sakatlayacak her adım gazeteciliğe yönelik güveni sarsacak gibi duruyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Not:</strong>&nbsp;Bu yazının kapak görseli yapay zeka ile üretilmiştir. Sadece “İsrail-Gazze Savaşı gerçekçi yıkım görüntüsü” cümlesi yazılarak onlarca görsel ürettirilmiş ve rastgele dört tanesi kolaj yapılmıştır. Bu görsellerin oluşturulması birkaç saniye sürmüştür. Bu görseller, yapay zekaya daha detaylı komutlar verilerek gerçekliği sorgulanamaz hale getirilebiliniyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Nov 2023 22:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/yapay-zeka-ve-gazetecilik-etigi-1728328240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Quo vadis teknoloji?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/quo-vadis-teknoloji-7980</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/quo-vadis-teknoloji-7980</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İnsanlık eskiden ürettiği, icat ettiği tüm teknolojik varlıkların nasıl çalıştığını, yapıldığını bilirken bugün karşımıza blokzincir, yapay zekâ,&nbsp;“metaverse” gibi kavramlar çıkınca neden hemen afallıyoruz? Bu teknolojiler çok mu karmaşık yoksa artık teknoloji sadece insanlığa değil de bir grup insana mı&nbsp;ait?</strong></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün saniyeler içinde birbirimize mesaj atıyor, yüzbinlerce hikâye (story) paylaşıyor, binlerce saat internete video yüklüyoruz. Tüm insanlığın her an gerçekleşen devasa veri akışını Ay’dan bir uzaylı takip etse dünyanın hücrelerden oluşan bir canlı ağından değil de sonsuz 0 ve 1’lerden oluşan ‘byte’ akışından oluştuğunu zannedebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnternet ve dijital teknolojiler artık öncesi ve sonrası kestirilemeyen, anın, akışın içinde damarlarımızdan akan kan gibi hissedebildiğimiz ama müdahale edemediğimiz bir sürece doğru gidiyor. Peki neden böyle oluyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanlık eskiden ürettiği, icat ettiği tüm teknolojik varlıkların nasıl çalıştığını, yapıldığını bilirken bugün karşımıza blokzincir, yapay zekâ, “metaverse” gibi kavramlar çıkınca neden hemen afallıyoruz? Bu teknolojiler çok mu karmaşık yoksa artık teknoloji sadece insanlığa değil de bir grup insana mı ait?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>PLATFORM EKONOM</strong><strong>İSİ VE TEKNOLOJİ</strong><strong>YE ER</strong><strong>İŞİM</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1995 yılında, internetin ilk günlerinde, Craig Newmark adında San Francisco’lu bir girişimci, arkadaşları için yaşadıkları muhitte yerel etkinlikleri birbirine duyuran küçük bir e-posta dağıtım listesi başlatmıştı. Adı&nbsp;<strong>Craigslist</strong>&nbsp;olan bu listeler kısa süre internet kullanıcıların mal ve hizmet satmak, çeşitli eşyaları takas etmek, eşya ve emek bağışlamak için birbirleriyle doğrudan bağlantı kurabilecekleri web tabanlı bir platforma dönüştü. Bu belki de şimdinin “platform ekonomisi” dediğimiz şeyin ilk kıpırdanışlarıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Platform ekonomisi devrimci ve özgürleştirici olarak lanse edildi. İlişkiler bu platformlar üzerinden pürüzsüz ve doğrudandı. Herkes etkin bir şekilde hizmet sunmak ve ürün almak için bu platformlara katılabilir ve bunları kullanabilirdi. Bize ışıltılı bir şekilde sunulan bu süreçte, dünyalarımızı değiştirmeye başlayan platform uygulamalarına erişimi takdir ediyor gibiydik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amazon’u düşünün, Airbnb, Uber, Spotfy: Bütün bunlar, aslında o ürüne sahip olmadan hizmet sağlayan platform şirketleri olarak ortaya çıktılar. Gündelik bütün ihtiyaçlarımızı bu şirketler üzerinden giderirken, bu şirketler kısa sürede kendi sektörlerini de domine etmeye başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin taksi ulaşımı, bisiklet kiralama, yemek teslimi, paket teslimi, kuryecilik, yük taşımacılığı gibi hizmetleri Uber ve Lyft sürücüleri, uygulama erişimi için kaydolarak çalışma saatlerini ve yerlerini seçebiliyor, geleneksel taksi şirketlerinin vaat etmediği “özgür” bir ortamda çalışabiliyor. Müşteriler de avuçlarındaki cihazlarından hızlı ve uygun fiyatlı araç çağırabiliyor ya da yemek sipariş edebiliyor. Süper değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durun ama; madalyonun bir de öbür yüzü var. Ekonomik olarak ayrıcalıklı tüketiciler olarak bizler, ben bu yazıyı yazarken Ankara’nın her türlü ihtiyacımı “bir tık” ve “bir şık” ile ulaşabiliyorum örneğin, teknolojik yeniliklerin ve isteğe bağlı platform hizmetlerinin sağladığı yaşam tarzının tadını çıkarırken, daha az ayrıcalıklı olan insanlar ve çoğu işçi için durum o kadar da güllük gülistanlık değil. “Yahu hepimizin elinde akıllı telefon var, internete şıkır lıkır bağlanıyoruz her yerde, ne ayrıcalığından bahsediyorsun?” diyebilirsiniz. Ülkemizde metropollerden çıkınca sevdiklerinizle bile kesintisiz konuşamadığınız yerler çoğalıyor ama değil mi? Özellikle çakıllardan oluşan şoselerde bıraktım interneti şebeke az çektiği veya hiç olmadığı için telefon görüşmesi yapamadığınız bile yüzlerce köy biliyorum. Ya dünya ne durumda? Sadece iki veri vereceğim. 8 milyar nüfusa yaklaştığımız küremizde&nbsp;<a href="https://www.statista.com/topics/1145/internet-usage-worldwide/#topicOverview">internete erişemeyen</a>&nbsp;3 milyar insan var. Yani her üç kişiden biri internet ve ona bağlı teknolojilere erişemiyor. Kablolu internet abonesi ise sadece 1.5 milyar&nbsp;<a href="https://www.statista.com/statistics/268673/number-of-broadband-internet-subscriptions/">dolaylarında</a>. Konuyla belki çok alakasız gelecek ama teknolojiyi aynı internette olduğu gibi başka bir atyapı olarak ele alırsak daha kritik bir meseleye dikkatinizi çekmek istiyorum. Şu an nüfusumuzun 2 milyarı güvenli ve içilebilir&nbsp;<a href="https://blogs.worldbank.org/opendata/world-water-day-two-billion-people-still-lack-access-safely-managed-water#:~:text=74%2525%2520of%2520people%2520in%2520the,to%2520safely%2520managed%2520drinking%2520water&amp;text=Although%2520we%2520see%2520progress%252C%2520there,safely%2520managed%2520drinking%2520water%2520services.">suya ulaşamıyor</a>. Yani dört kişiden birimiz sağlıklı sudan muafız. Yani çok temel birçok altyapı ve hizmet oluşturulamamış ve erişilememiş durumda. İnternet gibi temel insani ihtiyaçlarımız küresel ölçekte ulaşmakta zorlanıyoruz, su gibi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu teknolojiler genel anlamda insanlığın faydasına yönelikse neden bu teknolojilerde söz hakkımız olamı</strong><strong>yor?</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TEKNOLOJİ KİMİN İÇİN?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Biz bu teknolojilere ulaşabilen ayrıcalıklılar olarak sadece “tüketici” bir pozisyonda değiliz kuşkusuz. Bu teknolojilerin üretildiği habitatlar ne durumda peki?Bu alanda çalışan şirketler nihayetinde kâr amacı güden girişimler ve bu nedenle kapitalizmin çok tanıdık olumsuz yönlerini yeniden üretiyorlar. İşçilerin günlük çalışma koşullarının ayrıntılı bir şekilde gözetlemek ve yönetmek için algoritmik yöntemler kullanıyor, her teslimat süresini takip ediyor, her müşteri yorumunu tasnifliyor, işçilerin günlük konumlarını haritalandırıyor, hatta tuvalet molalarının uzunluğunu bile not ediyorlar.&nbsp; Çalışanların teknoloji aracılığıyla bu denli sıkı bir şekilde kontrol edilmesi bir tür despotik yönetim rejimi değil midir? Çalışanlar, sürekli olarak elektronik gözetim altında tutulduklarının farkına varınca, algoritmanın gözüne girebilmek ve gelecekteki iş emirlerini alabilmek için uygulama ekranlarına yapışıp kalmaya, uzun saatleri ve cazip olmayan siparişleri kabul etmeye hazır olmaya çalışıyor. Yoksa işleri her an ellerinden gidebilir. Bu insanlık tarihinin tozlu raflarına attığımız serflik adeta.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşyeri yönetimi ve kalite kontrolü herhangi bir istihdam sisteminin makul yönleri olsa da, en baskın “paylaşım ekonomisi” uygulamalarındaki sorun, tamamen kar peşinde koşan kapitalist şirketlere ait olmaları ve yönetilmeleri; işçilerin kendileri -ki çoğu aslında işçi statüsünde bile değil ve şirketle bağımsız iş yüklenicisi oluyor ama işçilerden bile berbat koşullara itilebiliyor –&nbsp; bu uygulamaların iç ve yönetim kısımlarına erişememelerine ve bu nedenle algoritmaların nasıl kullanıldığı konusunda çok az anlayışa, kontrole ve hatta söz hakkına sahip oluyorlar. Bu algoritmalar, iş yaşamlarını bir yandan sıkı bir şekilde yönetiyor bir yandan da kapitalist eşitsizlik ve baskı yapılarını yeniden üretiyor ama onların aksayan taraflarını düzeltme imkanını yakalayabilmek ve onu düzeltebilmek için bilgi sahibi bile olamıyorlar ki fikir sahibi olabilsinler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İş düzeni rejimlerindeki bu şirket egemenliği, benim en hedefini vuran bir tabir olarak gördüğüm “algoritmik despotizm” haricinde kamusal hayatımıza yansıyan başka süreçlerde var. Algoritmaların nasıl kullanıldığı konusunda çok az anlayışa, kontrole ve hatta söz hakkına sahibiz. Bunu en çok kamudan aldığımız hizmetlerde gözlemliyoruz. Ama kamusal alanı böyle mi yönetiyoruz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi bu yüzden aklımıza bir soru daha geliyor. Bu teknolojiler genel anlamda insanlığın faydasına yönelikse neden bu teknolojilerde söz hakkımız olamıyor?</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Görüldüğü üzere kamu finansmanıyla kamunun vermesi gereken hizmetleri kendisi yapamıyorsa çeşitli şirketlere taşere ediyor. Lakin bu şirketlerden aldıkları hizmetler dijital dönüşüm süreçlerinde, web tabanlı hizmetlerde ve mobil uygulamalarda dönemsel ve döngüsel şekilde sürüyor.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KAMU MALI VE TEKNOLOJİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşadığımız bölgede belediyeniz bir spor salonu yapıyor. Yurttaşlar daha sağlıklı ve erişilebilir hizmetler için vergi veriyor. Bunun karşılığında belediyemiz hem bedensel hem zihinsel sağlığımız için bu salonu tahsis ediyor bize. Bir şirkete yaptırıyor. Çok güzel. Fakat şirket sözleşme gereği 1 sene sene sonra koca spor salonunu yıkıyor. Yeniden spor salonu için ihaleye çıkılıyor, yeniden bir tesis yapılıyor. İhale yine bir sene. “Benim malım değil mi yaparım da yıkarım da!” diyor. Nasıl olsa her sene ihale ediliyor. Şirket bu işten memnun. Ya yurttaş? Belediye neden vergilerimizle her sene yeniden spor salonu yapıp paralarımızın sürekli havaya uçmasına sebep oluyor? Bu çok mantıksız gelebilir belki size. “Belediye neden böyle bir şey yapsın ki?” sorusunu sorabilirsiniz ve çünkü saçma bir durum bu kuşkusuz. Fakat belediyelerin yazılım satın alma, web ve mobil uygulamaların kullandıkları dijital hizmet alımlarının hemen hemen hepsi böyle bir işleyişte.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Görüldüğü üzere kamu finansmanıyla kamunun vermesi gereken hizmetleri kendisi yapamıyorsa çeşitli şirketlere taşere ediyor. Lakin bu şirketlerden aldıkları hizmetler dijital dönüşüm süreçlerinde, web tabanlı hizmetlerde ve mobil uygulamalarda dönemsel ve döngüsel şekilde sürüyor. Bu hizmetlerin üretilmesinde ve sürdürülmesinde kullanılan yazılımlar sürekli yeniden yeniden ihale edilip satın alınıyor. Bunlar sahipli yazılımlar. Peki kamu yararına, kamu kaynağını kullanan otoriteler, kendi geliştiremediği ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaları gereken bu yazılımları satın alırken neden kamulaştır mıyor? Neden şirketlere bel bağlıyor ya da onların kurallarını benimsiyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TEL</strong><strong>İ</strong><strong>FLER, T</strong><strong>İCARİ GİZLİ</strong><strong>KLER, KÜ</strong><strong>RESEL TAHRİBAT…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teliflerin, patentlerin, ticari gizliliğin neredeyse dokunulamaz bir tabu hâline geldiği toplumlarda teknolojik yeniliklerin ve inovasyonun olabilecek zararları herkes için görünür hâle geldiğinde, bunlar artık denetlenemeyecek kadar büyümüş oluyorlar. Bu teknolojik yenilikler ve inovatif gelişmeler hakkında gelecekte başımıza ne geleceği konusunda artık herhangi bir bilgiye bile sahip değiliz. Özellikle dev şirketlerin sosyal ağlarının yarattığı toplumsal tahribatlarla yeni yüzleşmeye başladık 10-15 yıl sonunda.&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilik-hatti/irkci-algoritmalarla-isleyen-yapay-zeka-insan-yasamina-tehdit-olusturuyor/2722015">Irkçılık</a>,&nbsp;<a href="https://www.ntv.com.tr/teknoloji/facebooka-yeni-dava-is-ilanlarinda-cinsiyet-ayrimciligi-suclamasi,yCbnhRZBM0iSH3FiwJ3Z_w">cinsiyet ayrımcılığı</a>,&nbsp;<a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/okullardan-tiktok-instagram-ve-facebook-gibi-sosyal-medya-devlerine-dava-2020089">gençlerde depresyon ve intihar eğilimi</a>&nbsp;gibi birçok başımıza bela olan sorunlarda algoritmalarını denetleyemediğimiz sosyal ağlar pekiştireç rolünde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu fasit dairenin içinde kamu otoritelerini ve kurullarını seçen yurttaşlar, tüm sosyal hayatlarının içinde olan dijital uygulamaları çeşitli nedenlerle denetleyemezken, onlar üzerinden edinilen birçok şey hakkında da söz sahibi olamıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tekrar şu soruyu doğruyor: Teknoloji kimin için?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Oct 2023 21:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/quo-vadis-teknoloji-1728325929.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Olimpiyatlarda ilk altın madalyamız: Instagram sansürü</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/olimpiyatlarda-ilk-altin-madalyamiz-instagram-sansuru-6862</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/olimpiyatlarda-ilk-altin-madalyamiz-instagram-sansuru-6862</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="font-size:20px"><strong>Sabah uyandık ve yine bir sansür haberiyle uyandık. Ülkemizde en az 50 milyon küsür insanın kullandığı Instagram'a erişim engeli getirilmiş. Peki neden? Kimin canını sıkmışlar yine? Tam olarak bilmiyoruz lakin olan yine bize oldu.</strong> </span></em><br />
<br />
<span style="font-size:16px">Türkiye’de internet sitelerine ve sosyal medya platformlarına yönelik engellemelere şerbetli bir toplum olarak, engel nereden gelirse gelsin, özellikle Gezi’den beri yaratıcılığıyla DNS’ti, VPN’di, ne varsa internet gurusu olmuş da geniş internet kullanıcısı topluluklarımız da var. Neler çıkmadı ki karşımıza? Ama bu sefer durum biraz farklı görünüyor. Bir sosyal medya platformuna, başka bir ülkede yaşayan bir örgüt liderinin taziyeleri sansürleniyor diye, kendi ülkemizde sansür uygulama kararı vermişiz gibi görünüyor. Gelin şimdi bunu bir yabancıya anlatın şimdi... <a href="https://www.cnnturk.com/turkiye/thy-apronda-deve-kesti" rel="noopener" target="_blank">Apron'da deve kesmek</a> gibi bir olay. Bugün Instagram, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) 2 Ağustos 2024 tarihli ve 490.05.01.2024.-608903 sayılı kararıyla erişime engellendi. Bu engeli duyduğumda açıkçası şaşırmadım. Yine hükümetimizin hoşuna gitmeyen içerik veya içerikler yüzünden yurttaşlarımız haberleştikleri, birbiriyle görüştükleri, alışveriş yaptıkları, ticari faaliyet yürüttükleri, medya ve prodüksüyon süreçlerini yönettikleri yani kısaca tüm gündelik hayat pratiklerinde sosyal, siyasi, ticari, haberlerşme, iletişim ve ifade hürriyetlerini o veya bu şekilde kullandıkları bir sosyal medya platformuna erişemez bırakıldı.&nbsp; Fakat bu sefer engelleme durumu farklı. En azından ben ilk defa karşılaşıyorum. BTK, kararında Instagrama neden erişim engeli getirdiğini açıklanmıyor. Uygulamaya veya web sitesine girdiğimizde de sadece erişemez durumdayız ve herhangi bir bilgi notu veya açıklamayla karşılaşamıyoruz. Ama yine bu engellemenin arkasında bir keyfilik seziyorum. Yani eğer elimizde bir engelleme sopası varsa Türkiye Yüzyılı’nda neden onu kullanmayalım değil mi?</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>Bir sosyal medya platformuna, başka bir ülkede yaşayan bir örgüt liderinin taziyeleri sansürleniyor diye, kendi ülkemizde sansür uygulama kararı vermişiz gibi görünüyor. Gelin şimdi bunu bir yabancıya anlatın şimdi... Apron'da deve kesmek gibi bir olay.</em></strong> </span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Mesele sansüre sansür mü?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çarşamba günü Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Instagram'ı herhangi bir politika ihlaline atıfta bulunmaksızın Hamas lideri Haniye'nin vefatı dolayısıyla insanların taziye mesajı yayınlamasını aktif olarak engellemesini eleştirdi. Biliyorsunuz Hamas'ın siyasi büro şefi İsmail Heniye’nin suikaste uğramasının ardından çeşitli soysal medya platformlarında olayı kınayan açıklamalar ve taziyeler yapılmaktaydı. Özellikle Instagram platformu bu taziyelerin olduğu içerikleri anlaşılan o ki sistemli bir şekilde kaldırıyordu.&nbsp; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun X (eski ismiyle Twitter) üzerinden <a href="https://x.com/fahrettinaltun/status/1818718367890772478">yaptığı açıklamada</a> “<em>Ayrıca, Heniye'nin şehadeti dolayısıyla insanların taziye mesajı yayınlamasını herhangi bir gerekçe göstermeden engelleyen sosyal medya platformu Instagram'ı da şiddetle kınıyorum. Bu çok açık ve net bir sansür girişimidir. Küresel sömürü düzenine ve adaletsizliğe hizmet ettiğini defalarca göstermiş olan bu platformlara karşı ifade özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Her fırsatta ve her platformda Filistinli kardeşlerimizin yanında olacağız</em>” demişti. Birçok kişi bu açıklama sonrası gelen Instagram engelini bu doğrultuda atılmış bir adım olarak görüyor. Bu da ilginç bir durum oluşturuyor tabii. Bir platformun kendi öne sürdüğü gerekçelerle sansür uygulamasına yönelik etkili kamuoyu oluşturma, siyasi gündem yaratıp bu süreç hakkında şirketi sıkıştırmak yerine yine en sert yaptırım kararı alınarak Instagram engellenmiş ve dolayısıyla on milyonlarca insanın bilgi, haberleşme ve ifade hürriyeti baskı altına alınmış durumda.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>“Ben yaptım oldu” anlayışının ortadan kalkması gerekiyor. Çünkü olan yine bu platform üzerinden birbiriyle iletişimi, haberleşme süreçleri ve ticari faaliyetleri kısıtlanan ve engellenen bizlere oldu.</em></strong></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Türkiye’de ne kadar Instagram kullanıcısı var?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">2024'te Türkiye'deki Instagram kullanıcıları Meta'nın (Facebook, Instagram ve Whatsapp’ın çatı şirketi) reklam araçlarında <a href="https://www.meltwater.com/en/global-digital-trends">yayınlanan rakamlar</a>, Instagram'ın 2024 yılı başında Türkiye'de 57,10 milyon kullanıcıya sahip olduğunu gösteriyor. Uygulamada Türkiye'deki reklam erişiminin yılın başında toplam nüfusun yüzde 66,4'üne denk geldiğini gösteriyor. Ayrıca, 2024 yılının başında Instagram'ın Türkiye'deki reklam erişiminin yerel internet kullanıcı tabanının (yaştan bağımsız olarak) yüzde 76,7'sine eşdeğer olduğunu da belirtmek gerekir. Yani kabaca toplumumuzun %70’i Instagram kullanıcısı. Yukarıda da bahsettiğim gibi öyle ya da böyle sosyal, siyasal ve ticari faaliyetlerini Instagram gibi platformlar üzerinden yürüten insanlar için bu atılan engelleme adımı ancak topluma zarar yazar diye düşünüyorum.</span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>BTK sorumluluktan kaçmamalı</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">BTK’nın bu engellemeyi hangi gerekçeye dayandırdığı, önümüzdeki günlerde açıklık kazanacaktır diye düşünüyorum ama ortada başka bir açıdan kötü bir durum daha var. BTK kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadan, hangi yasal gerekçeye dayandığını net bir şekilde belirtmeden, bu engelleme talebinin hangi kişi/kurum tarafından geldiğini söylemeden on milyonlarca insanın kullandığı bir ürüne, fiili olarak toplumun en büyük agorasına yönelik engellemeyi nasıl yapabilir? “Ben yaptım oldu” anlayışının ortadan kalkması gerekiyor. Çünkü olan yine bu platform üzerinden birbiriyle iletişimi, haberleşme süreçleri ve ticari faaliyetleri kısıtlanan ve engellenen bizlere oldu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Aug 2024 08:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/08/instagram-engelleme.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uçaklar uçmuyor, ekranlar mavi; dijital bir kıyamet mi yaşanıyor?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ucaklar-ucmuyor-ekranlar-mavi-dijital-bir-kiyamet-mi-yasaniyor-6481</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ucaklar-ucmuyor-ekranlar-mavi-dijital-bir-kiyamet-mi-yasaniyor-6481</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>"Teliflerin, patentlerin, ticari gizliliğin neredeyse dokunulamaz bir tabu hâline geldiği toplumlarda teknolojik yeniliklerin ve inovasyonun olabilecek zararları herkes için görünür hâle geldiğinde, bunlar artık denetlenemeyecek kadar büyümüş oluyorlar." demiştim Yeni Arayış’ta 'Quo Vadis Teknoloji 'adlı <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/quo-vadis-teknoloji-7980" rel="noopener" target="_blank">ilk yazımda</a>. Bunun sonuçlarını tekrar yaşadığımız bir süreçteyiz.&nbsp;</strong></span></span></em><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm dünya 19 Temmuz’’da “mavi ekran” verirken bu satırların yazıldığı dakikalarda bilgi ve iletişim teknolojileri ile çalışan ulaşım, eğitim, hastane, bankalar, transfer ve lojistik süreçleri gibi çok kritik sistemlerimiz felç oldu. Peki bu nasıl oldu gelin buna biraz bakalım.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Küresel bir çapta siber saldırı mı yaşadık?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sorunun birçok cevabı var ama yanıt hem evet, hem de hayır. <strong>Neden ‘hayır’? </strong>Bu sabah global çapta internet kesintileri başladığında sosyal medyada çok karanlık tabloyla karşılaştım. TV'ler susuyor, lojistik ve hava ulaşımı bir çok ülkede çöküyor, internet sunucuları çalışmadığı için yaygın ağ kesintileri oluyordu. Havalimanlarında mavi ekranlar çoğalmış, seferler iptal olmuş, uçaklar kaldırılmıyordu. Kesinlikle bir siber saldırı olmalıydı. İlk başta ben de bunu düşündüm ama güvenilir siber güvenlikçilerin açıklamalarını ve soruna yol açan şirketin açıklamaları aslında bir işletim sistemiyle entegre çalışan bir güvenlik yazılımındaki güncelleme hatasına işaret ediyordu. Yanlış duymadınız, elinizdeki telefonda çalışan bir uygulamanın güncellemesiyle ortaya çıkan bir hatanın cihazı çalıştırmamasıyla eş değer bir durum. Peki bu nasıl küresel bir krize, basının şişirerek söylediği “dijital bir kıyamete” dönüştü? Bu soruya birazdan bakacağız.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Aslında tek merkezden yönetilen ve tüm bilgisayarları etkileyecek bir süreçten bahsediyoruz. Özel şirketlerin insafına kalmış bu siber ekosistem işte bu kadar kırılgan. En ufak hatada, yanlışta veya saldırıda milyarlarca insanın sosyal, ekonomik, politik olarak etkilenebileceği hatta canından bile olabileceği süreçler bir avuç şirketin insafına bırakılmış durumda.</strong></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öncelikle dijital bir kıyamet yaşamadık ve ortaya çıkan sorunlar silsilesi toparlanmış durumda. Dünya genelinde birçok farklı noktada yalanan sorunlar ağırlıklı olarak havacılık, bankacılık, medya vb. gibi temel hizmet sektörlerinde yaşandığı için direkt hepimizi etkiledi ama basında abartıldığı gibi kaoslar, kıyametler, milyarları etkileyen internet kesintileri yaşanmadı. Bir parantez açalım, sorun tespit edilip çözülmeye başladığı süreçte bile hala ulusal basınımız uluslararası basında her şey net bir şekilde kamuoyuna bildirilmesine rağmen saldırı ve kıyamet senaryolarını dillendirmeye tercih etti. Konumuza dönecek olursak, tekleşen her şey bu dünyada başımıza bela. Yani merkeziyeleşme ve tekelleşme bahsediyorum. Ne kadar tek kişi tarafından yönetilirsek, sadece merkezi ve tek idari biçimleriyle yönetilirsek, ne kadar tekelleşmiş teknoloji şirketlerinin ürettiğini ürünleri kullanırsak, gelecekte bu tip sorunlarla karşılaşmaya devam edeceğiz. Doğa ne kadar çeşitliyse, hayatımız da teknolojilerimiz de o kadar çeşitli olabilir. Çeşitlilik doğalında çok sesliliği getirdiği gibi denge ve denetleme mekanizmaları açısından da en fazla faydayı sağlıyor ve daha iyiye ulaşmamızı sağlıyor olsa gerek. <strong>Neden 'evet'?</strong> Aslında bir siber saldırı olsaydı da yaşayacağımız bir durumla karşılaştık bu süreçte. <strong>Crowdstrike</strong>’ın <strong>Microsoft Windows</strong> işletim sistemlerini çalıştırmayan ve 'mavi ekran' vermesine sebep olan hatalı güncellemesi aslında zaten tam da bu amaçla hazırlanmış bir virüs paketi de olabilirdi. Zararlı yazılımların saldırı yöntemlerinden biri de bilgisayarı çalıştırmamak veya kitlemek üzerine değil mi? Aslında tek merkezden yönetilen ve tüm bilgisayarları etkileyecek bir süreçten bahsediyoruz. <strong>Özel şirketlerin insafına kalmış bu siber ekosistem işte bu kadar kırılgan.</strong> <strong>En ufak hatada, yanlışta veya saldırıda milyarlarca insanın sosyal, ekonomik, politik olarak etkilenebileceği hatta canından bile olabileceği süreçler bir avuç şirketin insafına bırakılmış durumda.</strong> Bu bir saldırı değildi ama buna benzer ve etkisi daha yıkıcı bir şeyi daha önce de yaşadık. Microsoft Windows işletim sistemi yüklü cihazların <a href="https://web.archive.org/web/20170521032215/https://technet.microsoft.com/en-us/library/security/ms17-010.aspx">bir açığından</a> faydalanarak hedef alan <strong>WannaCry</strong>, Mayıs 2017’de 99 ülkedeki 230.000 bilgisayara bulaşarak 28 dilde fidye talep eden geniş çaplı bir siber saldırı başlatmıştı. Virüs, enfekte olduğu bilgisayardaki dosyaları şifreleyip yeniden erişime açılabilmesi için fidye talep etmişti. 100.000 ABD Doları üstünde de para topladı. Zararlı yazılım, İngiltere ve İskoçya’da Ulusal Sağlık Sistemi’nin (NHS) çökmesine neden oldu, bazı hastaneler hasta kabul etmedi ve ambulanslar <a href="https://web.archive.org/web/20170521030555/https://www.theguardian.com/technology/2017/may/12/global-cyber-attack-ransomware-nsa-uk-nhs">bekletildi.</a> Dünyanın birçok şehirde Windows yüklü ATM’ler çöktü, genel olarak telekomünikasyon eğitim, sağlık, ulaşım ve finans hizmetleri ciddi bir şekilde etkilendi ve dünya genelinde bu hizmetlerde aksamalar yaşandı.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Aslında zaten mevcut siber uzaydaki mülkiyet yapısı ve merkezileşme ile kitlelerin güvenliği arasında ne kadar büyük bir uçurum var değil mi? Sürekli aynı döngüleri yaşarken hala bu merkezileşmiş, tek bir yerden yönetilen ve en ufak bir hatada veya saldırıda hepimizi etkileyen bu yazılımları kullanmaya neden devam ediyoruz. </strong></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">WannaCry saldırılarını tahribatı daha onarılamadan ve bu virüsün çeşitli varyantları elektronik cihazları kullanlara zarar verirken, WannaCry’dan daha hızlı yayılan ve güçlü olduğu tahmin edilen bir fidye yazılımı intenet ağlarında dolaşmaya başlamıştı. Bu virüs kamuoyunda genel olarak ‘<strong>Petya</strong>’ diye adlandırıldı. Aslında Mart 2017’den beri ‘Petya’ adında bir fidye yazılımı ağlarda dolaşmaktaydı ama etkisizleştirilmişti. WannaCry’ı işlevsizleştiren adımlar ‘Petya’ için işe yaramadı. Bu virüste, türdeşleri gibi e-posta eki, web site bağlantısı gibi görünümlerle Microsoft Windows işletim sisteminize bir dosya yüklemenizi ve çalıştırmanızı istiyordu. Virüs kötü amaçlı linke tıklanıp çalıştırıldıktan sonra sıradan bir kurulum dosyası görünümde onay isteyen bir yetki yükseltme ekranı geliyordu. Bilgisayar kullanıcısının yetki vermesinin ardından Petya, önce kendini ana önyükleme kaydına yazıyor ardından mavi ekran verip bilgisayarı resetliyor. Bilgisayar açılırken Windows başlangıç ekranı yerine Petya açılıyordu. Sonrada bu yazılım dosyalara ulaşılabilmesi için fidye istiyordu. Ne kadar tanıdık değil mi süreçler? Aslında zaten mevcut siber uzaydaki mülkiyet yapısı ve merkezileşme ile kitlelerin güvenliği arasında ne kadar büyük bir uçurum var değil mi? Sürekli aynı döngüleri yaşarken hala bu merkezileşmiş, tek bir yerden yönetilen ve en ufak bir hatada veya saldırıda hepimizi etkileyen bu yazılımları kullanmaya neden devam ediyoruz. Görüldüğü üzere bir sürü alternatifi varken etkili reklamcılık ve halkla ilişkiler faaliyetiyle sadece birkaç yazılıma doğru itilmemiz geşecekte başımıza bu tip sorunları açmaya devam edecek. Özel mülkiyete dayalı ve onun insafına bırakılmış, tekelleşmiş, merkezileşmiş teknoloji gelecekte böyle sorunlar yaşamamıza neden olmaya devam edecek. <strong>Bu sistem çok kırılgan.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Neredeyse gündelik hayatımızın kılcal damarlarına kadar işleyen bir siber kaostan bahsediyoruz ve bu sorunu ortaya çıkaran şirketlerin ağzına bakıp bizi kurtarmalarını bekledik yine.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki 19 Temmuz’da Neler oldu?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çok teknik bir anlatımı tercih etmeden söylemek gerekirse küresel siber güvenlik firması olan <strong>CrowdStrike</strong> tarafından uygulamaları için müşterilerine gönderilen bir güncelleme paketi Microsoft Windows işletim sistemlerinin çökmesine ve sistemin hata verdiğinin ve çalışmadığının bir göstergesi olan “mavi ekran” görüntüsünün oluşmasına neden oldu. Yani güncellemenin getirdiği sorun, Windows makinelerini ve sunucularını çökmesine sebep oldu ve bu cihazlar/sunucular üzerinden yürütülen tüm dijital operasyonlar aksadı veya yürütülemez hale geldi. Dünyada ve ülkemizde bu durumdan kaynaklı bazı gelişmeler yaşandı. ABD, Kanada, Kuzey Avrupa ve Türkiye olmak üzere onlarca kritik havalimanında binlerce uçuk operasyonu durduruldu veya iptal edildi. İngiltere'de sağlık sistemindeki bazı hizmetler, kesinti sonrası çalışma sistemlerindeki sorunlar nedeniyle durduruldu. Yine İngiltere’de demiryolu şirketleri operasyonlarının bir kısmını askıya aldı. Dünya genelinde kesintiler nedeniyle büyük lojistik firmaları operasyonlarını geçici süre de olsa durdurdu. ABD’de acil çağrı merkezi olan 911 hattı bile tam performansla çalışamaz hale geldi. Ülkemizde de bazı bankaların web sitelerine ulaşılamadı, uygulamaları çalışmadı. Alışveriş sitelerinde kesintiler yaşandı. TÜVTÜRK gibi araç muayene istasyonları bile etkilendi bu süreçte. Mağazalarda kasalar çalışmadı. Faturalandırma, biletleme işlemleri yapılamadı. Hastanelerdeki cihazlarda sorunlar yaşandı vs. Neredeyse gündelik hayatımızın kılcal damarlarına kadar işleyen bir siber kaostan bahsediyoruz ve bu sorunu ortaya çıkaran şirketlerin ağzına bakıp bizi kurtarmalarını bekledik yine. Tüm bu kargaşanın baş sorumlusu CrowdStrike şirketinin CEO'su George Kurtz, TV’lere verdiği demeçlerde şirketin yazılım hatasından dolayı özür diledi. Sorundan en çok etkilenen Microsoft ise, Microsoft 365 uygulama ve hizmetlerini çalıştıramadı. Bundan dolayı da kullanıcılarda internet kesintilerini ve tüm bu kaosun ardından Kullanıcıların bildirdiği internet kesintilerini takip eden bulut tabanlı ofis yazılımlarını da kullanmaz hale geldi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>Kamu otoritelerini ve kurullarını seçen yurttaşlar, tüm sosyal hayatlarının içinde olan dijital uygulamaları çeşitli nedenlerle denetleyemezken, onlar üzerinden edinilen birçok şey hakkında da söz sahibi olamıyor. Bu döngü kırılmalı.</em></strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki şimdi ne olacak?</strong> </span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer dün yüzbinlerce insanı direkt etkileyen bu süreç göstermelik özürlerle ve küçük para cezalarıyla geçiştirilecekse hepimize geçmiş olsun. Yine bu durumları yaşamaya devam edeceğiz. Bu hataları yapan kişi ve kurumlar, öyle yaptırımlarla karşılaşmalı ki, bu hataları yapma ihtimalini düşüncesi bile gece uykusuz kalmalarını sağlamalı. Milyarlarca insanın hayatını emanet ettiği hizmet süreçlerinde yaşanılacak en ufak risk ve güvenlik sorunlarının toplumun denetiminden kaçamaması, bu süreçlerin serbest piyasanın keyfiyetine terkedilmemesi ve caydırıcı unsurların herkesin aklını başına getirtmesi lazım. Kamu otoritelerini ve kurullarını seçen yurttaşlar, tüm sosyal hayatlarının içinde olan dijital uygulamaları çeşitli nedenlerle denetleyemezken, onlar üzerinden edinilen birçok şey hakkında da söz sahibi olamıyor. Bu döngü kırılmalı. <em>"Teliflerin, patentlerin, ticari gizliliğin neredeyse dokunulamaz bir tabu hâline geldiği toplumlarda teknolojik yeniliklerin ve inovasyonun olabilecek zararları herkes için görünür hâle geldiğinde, bunlar artık denetlenemeyecek kadar büyümüş oluyorlar." </em>demiştim Yeni Arayış’ta <strong>Quo Vadis Teknoloji</strong> adlı <a href="https://yeniarayis.com/mehmetsafaksari/quo-vadis-teknoloji/" rel="noopener" target="_blank">i</a>lk yazımda. Bunun sonuçlarını tekrar yaşadığımız bir süreçteyiz.&nbsp; Bu siber ekosisteme dair güvenlik açıkları ve riskler bu kadar açık bir şekilde canımızı yakıyorken Ulrich Beck’in <a href="https://books.google.com.ua/books/about/Risikogesellschaft.html?id=QUDMaGlCuEQC&amp;redir_esc=y&amp;hl=tr)%27nu">Risk Toplumu’</a>nu bu dönemde yeniden düşünmek, bu yeni dünyanın yeni risk faktörlerine karşı yeni yaklaşımlar, çözümler, örgütlülükler hayal etmek gerek diye düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Konuyla ilgili 19 Temmuz'da HALK TV'de ve KRT TV'de canlı yayın konuğuydum. Programların kısa kesitlerini <a href="https://www.youtube.com/watch?v=TBE8j3KnJCs" rel="noopener" target="_blank">buradan</a> ve <a href="https://www.youtube.com/live/BGPm4RHzp7g?t=209s" rel="noopener" target="_blank">buradan</a> izleyebilirsiniz.</em></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jul 2024 07:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/crowdstrike-microsoftwindows-havalimani.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözetim kapitalizmine karşı harekete geçmeliyiz</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gozetim-kapitalizmine-karsi-harekete-gecmeliyiz-4388</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gozetim-kapitalizmine-karsi-harekete-gecmeliyiz-4388</guid>
                <description><![CDATA[Gözetim kapitalizmine karşı harekete geçmeliyiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kimliğimizin ve toplumsal mücadelemizin özgürlüğümüzü belirlediği ve tam da buna en çok sahip çıkmamız gereken bir çağda yaşıyoruz. Eğer bize ait olan her şeyi bu kuşatılmış dünyada dikkatle korumazsak, özgürlüğümüz de tamamen yok olacak demektir.</strong> </span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/bin-dokuz-yuz-seksen-dort-gelecegimiz-mi-olacak-4062" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Bir önceki yazımda</span></a> “Böylesine bir süreçte gözetim teknolojileri, yapay zeka ve algoritmalarla ilişkimizi nasıl kurgulayacağız? Bunu ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor.” diye sormuştum. Dijital iletişim ve teknoloji geliştiren şirketler ve yeni medya platformları tüm seri boyunca belirttiğim üzere kamusal fayda odaklı kuralları belirlenmiş bir alanda gelişmedi. Herkesten önce yenilikçi hamleler yapan ve kendi pazarlarını yaratan şirketler, kendi koyduğu kurallarla internet kullanıcılarının davranışlarını rahatlıkla yönlendirebilecek bir ortama kavuştular. Bu yüzden hem bireysel hem de toplumsal olarak iki koldan buna artık "dur demek" zorunda, kamu çıkarını gözetecek adımları atmak durumundayız.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>Ortalama 60-70 yıl yaşayan bir insanın tüm anısı ve yaşanmışlığının, ondan bağımsız bir şekilde sürekli kâr edilen bir veriye dönüşmesi bile, irademizin kendi ellerimizden çalındığının en temel insan hak ve özgürlüklerinin zamanın ruhuna göre, nasıl her türlü yozlaşmaya maruz kaldığının bir göstergesi.</em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Temel hak ve özgürlüklerimizin adım adım geriletildiği bu dönemde, kamusal faydayı kısıtlayıcı ve baskılayıcı politikalar barındıran gözetim teknolojileri karşı çıkmak belkide geleceğe yönelik en önemli adımlarımızdan biri olabilir. Kişiliğimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi oluşturan bilgilerin, şirketler ve devletler tarafından toplanması ve bu toplanan veriler üzerinden davranışlarımızın manipüle edilmesi, haklarımızın kısıtlanması, kötü muamelelere maruz kalmak veya zayıf bırakılmak istenmemiz açısından da bu "gözetim kapitalizmi" kabul edilmemeli. Çünkü bu toplanan veriler bu seride farklı örneklerini aktardığımız gibi artık sonsuz kez sonsuz kullanılacak verilere dönüştürülüyor ve hatta tüketim alışkanlıklarımızdan oy hakkımıza kadar geniş bir çerçevede şirketlerin ve devletlerin veritabanlarında, sunucularında sürekli el değiştirerek birikiyor ve geleceğe taşınıyor. Ortalama 60-70 yıl yaşayan bir insanın tüm anısı ve yaşanmışlığının, ondan bağımsız bir şekilde sürekli kâr edilen bir veriye dönüşmesi bile, irademizin kendi ellerimizden çalındığının en temel insan hak ve özgürlüklerinin zamanın ruhuna göre, nasıl her türlü yozlaşmaya maruz kaldığının bir göstergesi. Bu yüzden kullandığımız her teknolojik aygıtta mümkün olduğunca artık kullanımına gerek kalmayan kişisel ve organizasyonel bilgiler bulundurmamak, bulunduruyorsak bunları&nbsp;<a href="https://ssd.eff.org/tr/module/%C5%9Fifreleme-nedir" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">şifrelemek</span></a><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span>(kriptolamak), iletişim esnasında bu bilgileri vermemek, vermek durumundaysak da bunları uçtan uca şifreli bir şekilde gönderen&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96zg%C3%BCr_yaz%C4%B1l%C4%B1m" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">özgür yazılımlarla</span></a> göndermemiz iyi bir başlangıç olabilir. Tüm haberleşmemizi güvendiğimiz ortamlarda yapmalı ve ağzımızdan çıkan tüm sözlerin, paylaştığımız tüm içeriklerin, kendimizle beraber bir çok kişiyi kapsadığını ve bunun sorumluluğunu taşıdığımızı unutmamalıyız. Tüm yazışma, görüşme, ofis yazılımları gibi üretkenlik uygulamalarından internet tarayıcılarımıza; e-posta servislerinden işletim sistemlerimize kadar özgür yazılımları tercih etmemiz ve özgür yazılım geliştiricilerini desteklememiz gerekiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>Fahiş boyutlardaki ihâlelerle verilen çeşitli uluslararası şirket ve kurumlardan yandaş yerel şirketlere kadar toplumun ihtiyaçları ve kamu hizmeti için halkın parasıyla yani bizim vergilerimizle üretilen yazılımların, neden özgür yazılım yani kamu malı olarak kalmadığını ve yayınlanmadığını sorgulamamız gerekiyor.</em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Toplumcu yönetimler halkın özgürlüğü ve refahı için toplumu örgütlerler. Bu yüzden bu yönde hareket eden politikacılar internet kullanıcılarını özgür yazılım kullanmaya teşvik etmelidir yani kullanıcıların özgürlüğüne ve mahremiyetine saygı duyan yazılımlara. Özgür yazılımlar&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/GNU_Genel_Kamu_Lisans%C4%B1" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">kamu malı olarak lisanslanır</span></a> ve isteyen herkes o yazılımları içeriğini görebilir, ne yaptığını anlayabilir, böylece onu geliştirebilir ve ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyip paylaşabilir. Özel mülk (özgür olmayan) yazılımlar ve platformların yurttaşların özgürlüğünü ve haklarını çiğnemesine izin vermemelidir. Bu yüzden bulunduğumuz her platform mahalli idare ve tüm yüksek devlet kurumlarınnda, fahiş boyutlardaki ihâlelerle verilen çeşitli uluslararası şirket ve kurumlardan yandaş yerel şirketlere kadar toplumun ihtiyaçları ve kamu hizmeti için halkın parasıyla yani bizim vergilerimizle üretilen yazılımların, neden özgür yazılım yani kamu malı olarak kalmadığını ve yayınlanmadığını sorgulamamız gerekiyor. Kamu finansmanıyla üretilen yazılımların kamu malı olması gerekiyor. Özgür yazılımı, kamu tarafından finanse edilen yazılım için bir standart hâline getirmedikçe büyük teknoloji şirketlerin tekeliyeti kırılamayacak ve yerelde teknoloji geliştirmenin önü tıkanacaktır. Bu da büyük şirketlere bağımlılığı artırmakda, özgürlüklerimizi kısıtlamakta ve kamusal faydayı yok etmektedir. Karşımızda kanun ve yönetmelikleri eğip bükerek, yasal boşluklardan faydalanarak veya meşru olmayan yollarla mimiklerimizin bile kaydını tutan bir sistem var. Kimliğimizin ve toplumsal mücadelemizin özgürlüğümüzü belirlediği ve tam da buna en çok sahip çıkmamız gereken bir çağda yaşıyoruz. Eğer bize ait olan her şeyi bu kuşatılmış dünyada dikkatle korumazsak, özgürlüğümüz de tamamen yok olacak demektir. Umuyorum ki, sadece emek gücümüzden değil, hayatlarımızdan da çalmalarına izin vermeyeceğimiz bir yaşanacak dünya yaratabileceğiz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 May 2024 21:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/cctv.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Bin Dokuz Yüz Seksen Dört&quot; geleceğimiz mi olacak?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bin-dokuz-yuz-seksen-dort-gelecegimiz-mi-olacak-4062</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bin-dokuz-yuz-seksen-dort-gelecegimiz-mi-olacak-4062</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İnsanların davranışları, örneğin birbirine sarılması, sigara içmesi, kavga etmesi veya içki içmesi gibi belirli olayları tespit eden ve takip edilen kişinin gündelik hayatının akışına uygun olmayan “anormallikleri” otomatik olarak tespit eden yapay zeka destekli yazılımlarla çalışan kameraları bir düşünün. Her olayın analiz edilerek bir yerlerde depolanıp veya iletilmesini hâyal edin. Dünya nereye gidiyor değil mi?</strong><br />
<br />
Bir önceki <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-derebeylikler-ortasinda-yasamak-3489" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">yazımda</span></a> tüm elektronik cihazlarımızdaki sensör, kamera ve algoritmalarla tüm davranışlarımız izlenip, bizi reklam veren şirketlere nasıl bir ürün olarak pazarlandığımızdan dem vurmuştum. Kimisi için tüm bu süreçler rahatsızlık verici olmayabilir. Ama bu durumu bireysel ölçekten çıkarıp toplumsal ölçeğe çıkardığımızda karşımıza çıkan tablo hiç iç açıcı değil. Çünkü milyonlarca insanın verisi birleşince, o kadar insanın davranışını kökten değiştirmek de mümkün olabiliyor. Mahremiyetin ortadan kalkışı, şirketlerin ve bu şirketlerin yazılımlarını kullanan devletlerin yurttaşların tüm anını izleyebiliyor oluşu ciddi bir problem. Her ne kadar anti-sovyet ve anti-komünist bir anlatı olarak görülse de, ironiye bakın ki günümüzde birçok açıdan modern 'demokratik' hükümetler tarafından yönetim biçimleriyle deneyimlediğimiz, <strong>George Orwell</strong>’in ‘<strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Bin_Dokuz_Y%C3%BCz_Seksen_D%C3%B6rt" rel="noreferrer noopener" target="_blank">Bin Dokuz Yüz Seksen Dört</a></strong>’ romanında ‘oligarşik kolektivitizm’le olarak tanımlanabilecek diktatörlükler dünyasında olabilir miyiz? Kitapta ana karakter Winston, Okyanusya devletinde yaşamaktaydı. Devletin temel üç slogan biri “bilgi iktidardır” önermesiydi. Betimlediği dünyada bütün yurttaşlar ‘tele ekran’ adı verilen alet yardımıyla izlenmekteydi. Romandaki tele ekran hem verici hem alıcı işlevini görüyor, aynı anda hem yayın, hem kayıt yapabiliyordu. ‘Düşünce polisi’ bu alet sayesinde herkesin ne dediğini ve ne yaptığını sürekli izleyebiliyordu. Böylelikle yurttaşlar sürekli devletin takibi altında yaşar ve devletin istediği gibi davranıyordu.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>İnsanların davranışları, örneğin birbirine sarılması, sigara içmesi, kavga etmesi veya içki içmesi gibi belirli olayları tespit eden ve takip edilen kişinin gündelik hayatının akışına uygun olmayan “anormallikleri” otomatik olarak tespit eden yapay zeka destekli yazılımlarla çalışan kameraları bir düşünün.</em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hiç yabancı gelmedi değil mi? Günümüz dünyasında özellikle birçok dijital haklar eylemcilerinin ifşaları ve sızıntıları sayesinde aslında nasıl bir gözetim altında olduğumuzu görmekteyiz. <strong>Snowden</strong>,&nbsp;<strong>Wikileaks</strong>,&nbsp;<strong>Panama Papers</strong>&nbsp;gibi sızıntılarda bizzat devlet kurumları ve etkilileri arasındaki yazışmalar birçok ülkede yasadışı bir şekilde oluşturulmuş ve faaliyet yürüten gözetim mekanizmasını ayyuka çıkarırken, bu mekanizmaların ve teknolojilerin nasıl yurttaşlardan gizlendiğini ve şirketlerle yapılan korkunç anlaşmalar da ifşa edilmişti. İnsanların davranışları, örneğin birbirine sarılması, sigara içmesi, kavga etmesi veya içki içmesi gibi belirli olayları tespit eden ve takip edilen kişinin gündelik hayatının akışına uygun olmayan “anormallikleri” otomatik olarak tespit eden yapay zeka destekli yazılımlarla çalışan kameraları bir düşünün. Her olayın analiz edilerek bir yerlerde depolanıp veya iletilmesini hâyal edin. Dünya nereye gidiyor değil mi? Ders dinlerken öğrencilerin dersten verim alıp almadığını yüz ifadelerinden anlayan ve bunu okul müdürüne raporlanmasının yapıldığı bir dönemdeyiz. Kameraların başında insanlar değil, yapay zeka destekli yazılımlar mikrofon ve kameralarla bunları tespit edip analizlerini yapıyor. Sokaklarda kitlesel gözetleme için sadece yüz değil ‘yürüyüş tanıma’ yazılımı bile kullanılıyor. <a href="http://www.watrix.ai" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Bu yazılımla</span></a> insanları vücut şekilleri ve yürüyüş biçimleriyle tanımlayan bir yapay zeka kullanılıyor. Yani artık sadece izleme yapılmıyor, yürüyüş şeklininiz kimliğinizin bir parçası ve yapay zeka destekli gözetim teknolojileri milyarlarca insandan sizi ayırt edebilecek kapasitede. Bazı mağazalar, optik tanıma sistemleri ile müşterilerin hareketlerini, hangi reyonda ne kadar durduklarını analiz edebiliyor. Bu analizler sonucunda pazarlama stratejileri geliştirebiliyor, hatta kameraların optik tanımlama sistemleri sayesinde, müşterilerin yüz ifadeleri de değerlendirilebiliyor. Aynı işi yapan açık hava panoları var. Yani mimikleriniz bile toplanarak bir veriye dönüştürülüp size daha fazla ürün satmak için kullanılıyor. Böylesine bir süreçte gözetim teknolojileri, yapay zeka ve algoritmalarla ilişkimizi nasıl kurgulayacağız? Bunu ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 21:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/yuruyus-izleme.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital derebeylikler ortasında yaşamak...</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-derebeylikler-ortasinda-yasamak-3489</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-derebeylikler-ortasinda-yasamak-3489</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijitalleşen her geçen gün çevremizi daha da sarmalıyor. Yüzümüzü her çevirdiğimiz yerde bilgisayar, tablet, telefon, bileklik ve saat gibi siyah ekranları olan elektronik cihazlarımız var artık. Sokağa çıktığımızda da bizi dijital kameralı ekranlar ve reklam panoları karşılamakta. Yavaş yavaş da yapay zeka araçları ve uygulamarı hayatımızın her alanını işgal etmekte. Neredeyse kamusal alanda analog hiçbir cihaz kalmamak üzere, kağıda en son alışveriş listesi yazmak haricinde kalemle kaçımız bir şeyler yazdı? Hâl böyle olunca kendimizle, evdekilerle, dostlarımızla ve toplumla olan tüm iletişimimiz ve haberleşme faaliyetimiz yeni iletişim teknolojileri, yazılımlar, uygulamalar, programlarla oluyor. Fakat üzücü olan, tüm bu yazılımlar ve donanımlar hakkında neredeyse hiçbir fikre sahip olmamamız. Kuşkusuz bu teknolojiye doğan her nesil bu aletleri şıkır şıkır kullanıyor lakin o sihirli siyah ekranların arkasındaki teknoloji ve iletişim süreçlerinin ne olduğunu, bu teknolojilerin nasıl çalıştığını ve bizden neleri alıp, nasıl kullandığıyla ilgili büyük çoğunluğun yeterli bilgisi yok. Bu konuya <a href="https://yeniarayis.com/mehmetsafaksari/quo-vadis-teknoloji/" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Quo Vadis Teknoloji</span></a><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/quo-vadis-teknoloji-7980"><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span></a>adlı yazımda daha da geniş bir parantez açmıştı. İddiam şudur ki, insanlığın rahatça erişebildiği ve kullandığı bu aletler hakkında bu kadar bilgisiz olduğu başka bir dönem yaşanmamış olabilir. Eğer bu duruma müdahale etmezsek, insanlığı tamamen değiştiren tüm teknoloji ve algoritmalar bir avuç insanın tekelinde olacak gibi gözüküyor. Bu teknokrat bir dere beyliği adeta. Özellikle <strong>Dune</strong>,&nbsp;<strong>Star Wars</strong>,&nbsp;<strong>The Wheel of Time</strong>&nbsp;gibi fantastik anlatılardaki teknoloji ve hammaddeyi elinde tutan feodal düzenlerden bir farkı olmayan bir geleceğin adımlarını sezmeye ve hatta yaşamaya başladık gibi…</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>İddiam şudur ki, insanlığın rahatça erişebildiği ve kullandığı bu aletler hakkında bu kadar bilgisiz olduğu başka bir dönem yaşanmamış olabilir.</em></strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijitalde devasa pasta dilimleri</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dijital iletişim konusundaki eğitimlerimde büyük resmin anlaşılması için genellikle sosyal medya sahipliğinden bahsediyorum. Bu da içinde yaşadığımız dünyayı daha net hale getiriyor. Aşağıdaki grafik ve benzerlerini meramımı açıklamak için sıkça kullanıyorum. </span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/SocialMediaGiants_OC_MainPost_Revised.jpg" style="height:800px; width:678px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp; İşin ne boyutta olduğunu göstermek açısından sizinle bazı veriler paylaşayım. Yukarıda gördüğünüz&nbsp;<strong>Visual Capitalist</strong>‘in infografiği, dünya çapındaki en büyük sosyal ağların aylık aktif kullanıcıları ölçülerek düzenlenmiş. İlk etapta&nbsp;<strong>Meta</strong>‘nın (eski adıyla Facebook) kaçınılmaz yükselişini ve tekelini fark etmiş olabilirsiniz.&nbsp;<strong>Facebook</strong>,&nbsp;<strong>Messenger</strong>,&nbsp;<strong>Instagram</strong>,&nbsp;<strong>Whatsapp</strong>&nbsp;uygulamaları Meta’ya ait ve neredeyse dünyanın en büyük yazılım devlerini tek başına yutacak kadar büyük. Tabii bir nevi ‘teknoloji soğuk savaşı’ nedeniyle pek de bilmediğimiz doğunun büyük oyuncuları da başka bir kutup olarak gösterilmiş. Detaylara&nbsp;<a href="https://www.visualcapitalist.com/ranked-social-networks-worldwide-by-users/?utm_campaign=Safak%27s%20New%20Media%20Newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_source=Revue%20newsletter" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buradan</span></a>&nbsp;ulaşabilirsiniz. Sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş sürecinde, kendimize ve doğaya ne kadar yabancılaşırsak yabancılaşalım, yine de onunla temel düzeyde, hayati ve sürdürülebilir bir ilişkiye sahiptik. Fakat bugün tüm eğitim, sağlık, çalışma yaşamı, güvenlik, hukuki süreçler, kültür ve eğlence, tapu ve kadastro, ekonomi, aklınıza gelebilecek tüm toplumsal süreçleri belirleyen dinamikler, artık dijital ortamlar, araçlar üzerinden gerçekleşmekte ve bu süreçler hakkında neredeyse hiçbir okur-yazarlığımız kalmamış durumda. Yani işleyiş hakkında bilgi sahibi değiliz, olamıyoruz da. Bu süreçleri geliştiren ve pazarlayan şirketlerin koydukları kurallar gereği kullandıklarımızı veya tükettiklerimizi denetleme, inceleme şansımız da yok maalesef. Bu serinin son yazısında değineceğimiz bir konu bu. Kamu finansmanıyla, yani kamu adına üretilen artı değer ve vergilerimizle geliştirilen tüm teknolojiler ve yazılımların kullanım haklarının özel şirketlere sahip olması kadar absürt bir durum olamaz değil mi? Bakın bir hizmet alım sözleşmesinden bahsetmiyorum, kamu tarafından finanse edilmiş tüm süreçlerin çıktısı olarak üretilmiş yazılımlar kamu malı olarak lisanslanmıyor. Tüm bu üretime özel şirketler ‘çöküyor’.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Kişisel verilerimiz üzerinden bizi birer metaya çeviren teknoloji devlerine beş kuruş para vermiyorken nasıl bu kadar büyümeyi başarıp her şeyde söz sahibi olmaya başladılar? Tüm bu arkasında devasa operasyonlar, son teknolojiler ve milyonlarca insanın emek gücü olduğu hizmetleri nasıl oluyorsa hiç cebimizden para çıkmadan edinebiliyoruz?</strong> </em></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Metaya dönüşen insan</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kişisel verilerimiz üzerinden bizi birer metaya çeviren teknoloji devlerine beş kuruş para vermiyorken nasıl bu kadar büyümeyi başarıp her şeyde söz sahibi olmaya başladılar? Tüm bu arkasında devasa operasyonlar, son teknolojiler ve milyonlarca insanın emek gücü olduğu hizmetleri nasıl oluyorsa hiç cebimizden para çıkmadan edinebiliyoruz? Bu teknolojileri ve yazılımları geliştiren şirketler nasıl bu kadar büyük kârlar edebiliyorlar? Her geçen yıl pazar değeri olarak otomativ, enerji ve petrol şirketlerini sollamaya devam eden iletişim ve elektronik şirketlerinin sayısı artıyor. Ya da farklı sektörlerdeki şirketler yatırımlarını veri toplama ve bunları kullanma üzerine daha çok yapmaya başladı. En değerli markalar listelerini domine eden ve hep ilk 10’da olan Amazon, Apple, Microsoft, Facebook, Alphabet (Google), Samsung, Huawei gibi teknoloji, medya ve e-pazarlama / e-ticaret şirketleri. Bu firmalar üretken yapay zeka süreçlerine de odaklanırken Open Aı gibi şirketler de sürece girmeye başladı. Şimdi bu kadar uluslararası makro ekonomiye sahip şirketlerin ürünlerini kullanırken sizin de dikkatinizi önemsenmeyecek kadar çekmesi gereken bir detay yok mu? Sadece sosyal medya uygulamalarını ele alalım. Sosyal medya şirketlerinden aldığı aylık aktif kullanıcı verileriyle ortaya çıkan ürkütücü bir tablolar var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><iframe frameborder="0" height="567px" src="https://indd.adobe.com/embed/8892459e-f0f4-4cfd-bf47-f5da5728a5b5?startpage=1&amp;allowFullscreen=false" style="border: 1px solid #777;" width="799px"></iframe></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>We Are Social</strong> yayımladığı <strong>Dijital 2024 </strong>raporunda Meta(eski adıyla Facebook) uygulamasını kullanırken dünyanın neredeyse yarısı Meta’nın uygulamaları kullanmakta. Diğer şirketlerin uygulamalarının kullanıcı sayıları ortada. Buna Google ürünlerinini (Google Arama Motoru, Gmail, Google Meet, Google Dökümanlar vs.) ve Amazon’u da eklersek neredeyse tüm gündelik hayatımız bu şirketlerin avucunda. Netflix, Prime (Amazon), Youtube (Google) gibi video akış uygulamarı ise artık TV ve radyolardan daha fazla hayatımızda. Buna tabloya göre Facebook 3 Milyar (Meta ürünü), Youtube 2,5 Milyar (Google Ürünü), Whatsapp 2 Milyar (Meta ürünü), Instagram 2 Milyar (Meta ürünü), TikTok 1,5 Milyar, Facebook Massenger 1 Milyar (Meta ürünü), Twitter (yeni adıyla X) 619 Milyon aylık aktif kullanıcıya sahip. Bu platformların hepsinde bir sürü içerik paylaşma formatı var. Her saniyede bu platformlara milyarlarca görsel, fotoğraf, video, hikâye paylaşılıyor ve yüz milyonlarca insan bunlara her cihazdan erişebiliyor, sesli ve görüntülü görüşme yapılıyor. Bunun yapılabilmesi için onlarca futbol sahası büyüklüğünde ‘sunucu tarlaları’, inanılmaz bir enerji tüketimi ve milyonlarca çalışan ve bu çalışanların organize edilmesi gerek. Belki de, dünya tarihinin tüm dijital ve teknolojik olanakların verdiği avantajla maliyet ne kadar düşse de en masraflı üretim ve tüketim süreçleri yaşanmakta. Tüm bunlara rağmen biz bu şirketlerin uygulamalarını ücretsiz kullanmaktayız ya da ücretsiz kullandığımızı düşünüyoruz. Ama işin aslı öyle değil siz de biliyorsunuz.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Sosyal medya platformlarının verilerimizi toplayıp kullanırken, onları cihazımıza yüklediğimiz sırada yazılımların kullanıcı sözleşmelerine okumadan verdiğimiz onaylarla, verilerimizi sonsuza kadar kullanmalarına izin vermeye devam ediyoruz. Bu şirketler bu verileri sadece uygulamaları daha da çıkarlarına yönelik geliştirmek için kullanmıyorlar, ayrıca defalarca ve defalarca kez reklam veren şirketlere satıyorlar</strong></em></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ürün mü olacağız?</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elektronik, bilgisayar ve mobil cihazlarımızdaki sensör, kamera ve algoritmalarla tüm davranışlarımız izlenip bu davranışlarımız üzerinden analizler yapılabilmekte yıllardır. İzleme-dinleme faaliyetleri başka bir boyuta geçerken hepimiz dijital gözetimle tanışmış olduk. Bazen aklımızdan geçen sanki okunmuşcasına, sosyal medya platformlarında gezinirken önümüze ihtiyaçlarımız hakkında reklamlar düşüyor. Aslında tüm olası gündelik davranışlarımız, tercihlerimiz ve başımıza gelecekler isabetli olarak tahmin edilebiliyor artık. Reklamlar bu yüzden inanılmaz bir isabet oranıyla bizi etkileyebiliyor. Hatta büyük teknoloji devlerinin geliştirdiği uygulamalarda vakit geçirdikçe ciddi anlamda geleceğe yönelik öngörülerde isabet daha da artıyor. Çoğumuzun buna benzer tanıklıkları var. Sosyal medya platformlarının verilerimizi toplayıp kullanırken, onları cihazımıza yüklediğimiz sırada yazılımların kullanıcı sözleşmelerine okumadan verdiğimiz onaylarla, verilerimizi sonsuza kadar kullanmalarına izin vermeye devam ediyoruz. Bu şirketler bu verileri sadece uygulamaları daha da çıkarlarına yönelik geliştirmek için kullanmıyorlar, ayrıca defalarca ve defalarca kez reklam veren şirketlere satıyorlar. ‘Eğer reklamınızı doğru zamanda doğru kişiye ulaştırmak istiyorsanız bana güvenin diyerek’ verilerimiz üzerinden, geliştirdikleri algoritmalarla reklam veren şirketlere bizi pazarlıyorlar. Görüldüğü üzere sağlıklı beslenme üzerine sohbet ederken kullandığınız anahtar sözcükler üzerinden sizi dinleyen cihazınızdaki uygulama, sonrasında reklam verenin ürününü siz internette gezinirken gözünüzün içine sokacak şekilde de yerleştiriyor. Ayrıca arama motorlarında aradığımız kelimeler, okuduğumuz haberler veya herhangi okunabilir içerikler ve izlediğimiz videolar üzerinden nelerden kortuğumuzu ve nelerden hoşlandığımıza dair tüm veri setlerini sürekli şirketlere vermekteyiz. Kullandığımzı cihaz, işletim sistemi, internete girdiğimiz tarayıcı geçmişi, kamera, indirdiğimiz ve kullandığımız uygulamalarda biriken tüm veriler tasnif edildiği anda artık sizi kendinizden bile daha iyi tanımlayan birer profile dönüşüyor ve bu profillere uygun içerikler sürekli önünüze düşürülerek sizin daha o platformlarda kalmanız sağlanıyor. Bu 'gözetim kapitalizmi' size de artık korkunç gelmiyor mu? Ya da bu gündelik hayatımızda artık alışıp önemsemediğimiz bir konu mu sadece? Tüm bu süreçlerin toplumsal maliyetini deneyimlemeye başladığımız bu dönemde işin ucu kaçmadan bazı adımları atıp en azından geleceğimizi, çocuklarımızı birer metaya dönüşmemesi için mücadele etmemiz gerekmiyor mu?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 21:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/gozetim-kapitalizmi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dezenformasyon demokrasiler için temel bir tehdit mi?</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dezenformasyon-demokrasiler-icin-temel-bir-tehdit-mi-3047</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dezenformasyon-demokrasiler-icin-temel-bir-tehdit-mi-3047</guid>
                <description><![CDATA[Dezenformasyon demokrasiler için temel bir tehdit mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Birçokları gibi bende yapay zeka tabanlı teknolojilerin bu ‘emekleme’ döneminde kamusal faydayı ve iyiliği sağlamaktan çok, sahte, taklit içeriklerle dezenformasyon üretmek ve iletmek için kullanılmasının, demokrasiler için ciddi bir tehdit oluşturduğu düşünüyorum. </strong></span></span></em><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Future of Life Institute, 2023 Nisan’da yayımladıkları açık mektubunda yapay zeka gelişiminin altı ay süreyle yasaklanması talep etmişti. Ki o dönemle 2024 Mart’ı arasında bile yapay zeka teknolojilerinin gelişimi açısından ciddi değişimler yaşandı. Mektupta, bu tür büyük ölçekli yapay zeka deneylerinin yanlışlıkla tehlikeli ve zararlı sonuçlara yol açabileceği belirtilmiş ve yapay zeka teknolojilerinin kontrolü konusunda endişeler dile getirilmişti. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/OpenAI">OpenAI</a> ve diğer yapay zeka geliştiricilerinin, etik ve güvenlik endişeleri dikkate alınarak daha dikkatli, duyarlı bir şekilde hareket etmeleri istenmişti. Bu mektuptaki kaygılar çok önemli. Çünkü hatırlarsanız<strong> “<a href="https://msafaksari.net/quo-vadis-teknoloji/" target="_blank"><em>Quo vadis teknoloji?</em></a>”</strong> adlı yazımda teknolojinin ve teknolojiyi üreten şirketlerin genel toplumsal süreçlerden azade olarak çok ileride olmasının çeşitli sorunları var. Bu yazıda özellikle şunu vurgulamıştım: “Teknolojik yeniliklerin ve inovasyonun olabilecek zararları herkes için görünür hâle geldiğinde, bunlar artık denetlenemeyecek kadar büyümüş oluyorlar.“ İşte bu noktada şu soruyu sormamız gerekiyor: “Makinelerin bilgi ekosistemimize propaganda ve gerçek dışı bilgilerle doldurmasına izin vermeli miyiz?" Bu soru gazeteciler, uzmanlar ve politika yapıcılar arasında oldukça etkili olan genel bir endişeyi yansıtıyor.<br />
<br />
<strong><em>Medya okuryazarlığı neden önemli?</em></strong> yazımda da aktardığım üzere Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) geçtiğimiz günlerde yayımlanan <a href="https://www.weforum.org/publications/global-risks-report-2024/digest/">Küresel Risk Raporu 2024</a>‘te, önümüzdeki iki yıl içinde beklenen en ciddi küresel risk olarak ortaya çıkan yanlış bilgi ve dezenformasyon olacağı öngörülüyor. Araya hemen güncel bir bilgi daha sıkıştırayım, yazıyla tanımladığınız kelime ve cümlelerden yapay zeka ile görüntü üretmenize olana sağlayan <a href="https://www.midjourney.com/">Midjourney</a>, 2024 ABD seçimleri sırasında kamuoyunu yanlış bilgi ve dezenformasyonla yanıltma amaçlı kötüye kullanımı önlemek için Joe Biden ve Donald Trump gibi figürlerin siyasi görüntülerinin oluşturulmasını yasaklamayı düşünüyor. Somut bir örnek vermek gerekirse, daha geçtiğimiz günlerde ABD Başkanlık Seçimleri öncesi Demokratların başkan adayı Joe Biden’ın yapay zeka araçlarıyla üretilmiş bir ses kaydı kullanılarak ön seçimlerin manipüle edilmeye başladığını gözlemledik. Bu sahte ses kaydı ile New Hempshire’daki demokrat seçmenler oy kullanmaktan vazgeçirilmeye çalışıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Makinelerin bilgi ekosistemimize propaganda ve gerçek dışı bilgilerle doldurmasına izin vermeli miyiz?" Bu soru gazeteciler, uzmanlar ve politika yapıcılar arasında oldukça etkili olan genel bir endişeyi yansıtıyor.&nbsp;</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Demokrasileri sadece dezenformasyon mu tehdit ediyor?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben de yazılarımda, seminerlerimde, katıldığım TV programlarımda sosyal medya üzerinden yaygınlaştırılan dezenformasyonun sağ popülist hareketlere yaygın destek sağladığını, kamusal güç ve birikimle günümüze kadar gelmiş aslında iyi çalışan bir çok kurumlara duyulan güvenin azalttığını ve halk sağlığı süreçlerini baltaladığını sıklıkla anlatıyorum.&nbsp; Özellikle yapay zekanın hayatımıza girmesiyle ‘üretilmiş’ dezenformasyon hakkında bu anlatıyı zaman zaman ben de güçlendirenlerdenim. Peki bu çevrimiçi dezenformasyon demokrasileri tehdit eden başat bir unsur mu gerçekten? Aslında sosyal medya, sahte haberler ve komplo teorileri konusundaki paniğimizi destekleyen, yanlış bilginin geçmişe kıyasla daha yaygın olduğuna dair sistematik bir kanıt yok. Varsa da ben bulamıyorum. Hatta aslında bu iddialara <a href="https://www.aeaweb.org/articles?id=10.1257/jep.34.3.220">karşı çıkan araştırmalar da</a> mevcut. Hatta yine genel kanının aksine aşırılık yanlısı, komplocu, yanıltıcı içerikle ilgilenen çok aktif sosyal medya kullanıcı nüfusun çoğunluğunu oluşturmuyor. Komplocu ve aşırılık yanlısı siyasi tutumlara sahip kişilerin tükettikleri medya çoğunlukla önceden var olan kimliklerini ve dünya görüşlerini onaylayan ve pekiştiren dar ağlar.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Yapay zeka temelli dezenformasyonun ‘demokrasilerimizdeki’ etkilerine yönelik olumsuz beklentilerimizin arkasında, aslında mevcut ‘demokrasilerimizin’ ve medyamızın gerçekte nasıl çalıştığına dair pek çok ayrıntıyı göz ardı etmemiz yatıyor olabilir mi?</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tek suçlu yapay zeka mı?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki bu hakim anlatıların da etkisiyle yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon konusunda bu kadar panik haldeyken, yapay zeka temelli dezenformasyonun mevcut medeni kurumlarımızın temellerini oyup oymayacağı konusunda ne kadar endişelenmeliyiz? Kısaca söylemek gerekirse yapay zeka müesses nizamlarımızı titretecek hatta yıkacak bir pozisyona mı gelecek? Şunu unutmamakta fayda var, bilgi ve haberleşme süreçlerini zehirleyen, dezenformasyonu yayan aktörler, zaten yapay zeka araçları olmadan da yanlış ve yanıltıcı içerikleri kamusal alanda yaygınlaştırma araçlarına sahipler ve bu konuda da mahirler. Yapay zeka temelli dezenformasyonun ‘demokrasilerimizdeki’ etkilerine yönelik olumsuz beklentilerimizin arkasında, aslında mevcut ‘demokrasilerimizin’ ve medyamızın gerçekte nasıl çalıştığına dair pek çok ayrıntıyı göz ardı etmemiz yatıyor olabilir mi? Yani aslında “yapay zekaya gelene kadar” kalıbıyla başlayan cümleler kurmaya başladığımızda, aslında mevcut bilgi ekosistemindeki dezenformasyonun özellikle seçimlerde nasıl kullanıldığını size üç makalemle göstererek bu yazımı tamamlamak istiyorum. Malum yerel seçimler kapıda…<br />
<br />
***<br />
<br />
Okuma önerileri:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">*&nbsp;<a href="https://msafaksari.net/turkiyede-dezenformasyon-zehirlenen-kamuoyu/">Türkiye’de dezenformasyon: Zehirlenen kamuoyu</a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">*&nbsp;<a href="https://msafaksari.net/dezenformasyon-golgesinde-turkiye-secimleri-2023/">Dezenformasyon gölgesinde Türkiye seçimleri 2023</a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">*&nbsp;<a href="https://msafaksari.net/dezenformasyon-nedir/">Dezenformasyon nedir? Sosyal medya, savaş meydanı oldu</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Mar 2024 21:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/dezenformasyon.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Filtre balonlarımız cemiyetimizi cemaatleştiriyor</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/filtre-balonlarimiz-cemiyetimizi-cemaatlestiriyor-2639</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/filtre-balonlarimiz-cemiyetimizi-cemaatlestiriyor-2639</guid>
                <description><![CDATA[Filtre balonlarımız cemiyetimizi cemaatleştiriyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Farklı kaynaklardan bilgi edinmek, filtre balonunun oluşturduğu riskleri azaltmada hayati bir rol oynar. Çeşitli perspektiflere maruz kalmak, bireylerin daha geniş bir anlayış geliştirmelerine, önyargılarını sorgulamalarına ve daha kapsayıcı bir toplum oluşturmada önemli adımlar atmalarına olanak tanır.</strong><br />
<br />
Bir düşünün, Twitter, Facebook ve Instagram, haber kaynağınızda gezinirken, tamamen unuttuğunuz bir tanıdığınızdan gelen bir gönderi sizi bir anda rahatsız ediyor. Belki tercih ettiğiniz siyasi adayla dalga geçen bir paylaşım, ya da sokak hayvanlarına karşıt bir bildiri, ya da belki de sizin yaşam tarzınıza benzeyen bir durumla geçilen dalgalar, ofansif espriler... Bu nereden çıktı şimdi deyip hiç düşünmeden takipten çıkıyor musunuz o kişiyi? Artık sayfanız size daha temiz geliyor değil mi? Tek bir tıkla kocaman bir yaşam daha hayatınızdan çıkmış oldu. Ve böylece, benzer fikirlere sahip arkadaşlarınızdan ve yüksek hedefli reklamlardan oluşan akışınızda gezinmeye devam ederken bir memnuniyet hissi oluştu. Algoritmalar da bu memnuniyet hissini oluşturmak için hepimizi teşvik ediyor aslında. Buna filtre balonu diyoruz. Filtre balonu, sosyal ağlar ve arama motorları tarafından internet gezintisini analiz ederek, tercihlerine ve davranışlarına dayanarak içeriği filtreleme yöntemi. Bu sayede, kendi ilgi alanlarına uygun içerikleri daha kolay bulabilir ve daha kişisel bir internet deneyimi yaşadığımızı hissediyoruz. Filtre balonu, ilgi alanlarımızı analiz ederek, arama sonuçlarına veya sosyal ağın zaman tüneline ilginize uygun içerik sunarak ilgili sitede daha fazla zaman geçirmemizi teşvik ediyor. Bir kişinin çevrimiçi reklamlarını, sosyal medya haber akışlarını ve web aramalarını etkileyen filtre balonları, esasen kişiyi dış etkilerden izole eder ve bireyin hali hazırda düşündüklerini pekiştirir. Böylece arama sorgu sonuçlarının gereksiz yere ayrımcı hale gelir ve haber akışlarının algoritmik olarak düzenlenir ve farklı kaynaklar ve eğilimleri göremez, duyamaz hale gelirsiniz. <a href="https://yeniarayis.com/mehmetsafaksari/siyasi-kabilelerin-fakir-eglencesi-sosyal-medya/">Siyasi kabilelerin fakir eğlencesi: Sosyal Medya</a> başlıklı yazımda bu sebeple farklı sesleri, düşünceleri duyamaz hale gelerek nasıl cemaatleşip toplumun genelinden uzaklaştığımızı ve bunun toplumsal kutuplaşmaya hizmetinden bahsetmiştim. Ama işin başka bir boyutu da var. Hepimiz sanki başımızdakilerden çekmiyormuşcasına, kendi kendimizi de sansüre uğramasına razı bir şekilde iletişim faaliyeti yürütüyoruz.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir sansür mekanizması olarak arama motorları ve sosyal medya</span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Google gibi birçok arama motoru şirketi bize gösterdikleri arama sonuçlarında, kişisel verilerimizi (tarayıcı ve arama geçmişi, platformda kullandığımız uygulamalar ve bu uygulamalardaki tüm hareketlerimizi) kullanarak, tıklama olasılığınızın yüksek olduğunu içerikleri ilk sonuçlarda gösteriyor, arama sonuçlarını manipüle ediyor. Bu filtre balonu, gündelik davranışlarımızdan tüketim alışkanlıklarımızdan tutun, seçim sonuçları ve diğer siyasi konularda kamuoyunu etkilemek için kullanılabilecek bir tür sansür aslında. “Bu kanıya nereden ulaştınız” diye sorarsanız, <a href="https://www.ted.com/talks/eli_pariser_beware_online_filter_bubbles?language=en" rel="">Eli Parsier’in TED konuşması</a>na bir göz atın. Arama motorlarıyla nasıl sansürlendiğimiz aşağıdaki videoda açıklanıyor.</span></span></p>

<p><br />
<iframe frameborder="0" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/B8ofWFx525s?si=AYZJTeygSOvP-gSo" title="YouTube video player" width="560"></iframe><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eli Pariser’in bu TED konuşmasındaki “<em>Bu durum bizi hızlıca internetin bize ne görmemiz gerektiğinden çok neyi görmek istediğimizi gösteren bir dünyaya sürüklüyor”&nbsp;</em>sözünden 12 yıl geçti. Arama motorları ve sosyal ağ platformları internet kullanımını tam da bunu kendileri açısından en verimli hale getirirken, temel dijital ve medya okuryazarlığı süreçlerimizi büküyor, kırıyor, sakatlıyor. 2017’de ünlü Birleşik Krallık gazetesi&nbsp;<strong>The Guardian</strong>, okurlarını post-gerçeklik tartışmalarında sıkça değinilen filtre balonu sorunundan kurtarmak için karşıt görüşten yazılara da yer vermeye&nbsp;<a href="http://www.niemanlab.org/2017/02/with-burst-your-bubble-the-guardian-pushes-readers-beyond-their-political-news-boundaries/" rel="">başladı</a>. Akademisyen&nbsp;<strong><a href="https://twitter.com/orhan_sener_" rel="">Orhan Şener</a></strong>, Journo’daki haber makalesinde durumu açıklayan bir makale de&nbsp;<a href="https://journo.com.tr/filtre-balonu-patliyor-mu" rel="">yayımlamıştı</a>.&nbsp;Üsküdar Üniversitesi’ndan Araştırma Görevlisi olan<strong>&nbsp;Onur Coşkun</strong>&nbsp;“Arama Motorlarında Öneri Algoritması ve Filtre Balonu Etkisi: ‘Google Haberler’ Sekmesi Örneği” aslı&nbsp;<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2499417" rel="">makalesinde de</a>&nbsp;konuya detaylıca değinmiş. Coşkun makalesinin sonunda şöyle soruyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Google’ın haberler sekmesinde SEO yapılandırmasını ve organik trafik verilerini ön planda tuttuğunu düşündürten bu çalışma, haberler sekmesindeki sınırlı kişiselleştirmenin Google’ın politik bir aygıt olarak işlevini de sorgulamamıza neden olmaktadır. Google, farklı kullanıcıların farklı politik zeminlerdeki haberlere ulaşmasını kasıtlı olarak engelleyerek herhangi bir toplumsal konuda kamusal alan oluşumunu yavaşlatmak düşüncesiyle mi hareket etmektedir?</strong></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hayata pek çok açıdan bakmak</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Farklı kaynaklardan bilgi edinmenin önemi, bilgiye ulaşımın çeşitliliğini ve genişliğini artırarak daha doğru, kapsamlı ve dengeli bir anlayış kazanmamızı sağlar. Bir konu hakkında farklı perspektiflerden ve farklı yazarlar tarafından sunulan bilgileri incelemek, konunun daha derinlemesine anlaşılmasına yardımcı olur. Bu, özellikle karmaşık, tartışmalı veya çok boyutlu konuları ele alırken kritik önem taşır. Ayrıca, çeşitli kaynaklardan bilgi edinmek, bilgi kaynaklarının önyargılarını ve sınırlılıklarını tanımamıza yardımcı olur. Dolayısıyla, farklı kaynaklardan bilgi edinmek, filtre balonunun oluşturduğu riskleri azaltmada hayati bir rol oynar. Çeşitli perspektiflere maruz kalmak, bireylerin daha geniş bir anlayış geliştirmelerine, önyargılarını sorgulamalarına ve daha kapsayıcı bir toplum oluşturmada önemli adımlar atmalarına olanak tanır. Bu nedenle, bilgiye ulaşırken bilinçli çaba göstermek ve farklı kaynakları araştırmak, günümüzün hızla değişen ve giderek daha karmaşık hale gelen dünyasında bilgiyi eleştirel bir şekilde değerlendirme becerimizi güçlendirir. Hayata pek çok açıdan bakmak, doğanın içinde yalnız başına otururken rüzgarın, kuşların, hışırtıların tüm sesleriyle doğayı dinlerken dinginleşmek gibi. Bunu kendimizden mahrum etmemek gerekir diye düşünüyorum.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Mar 2024 21:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Filtre-balonlarimiz-cemiyetimizi-cemaatlestiriyor.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Görünmez güç</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gorunmez-guc-895</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gorunmez-guc-895</guid>
                <description><![CDATA[Görünmez güç]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Görünmez el, birbirinden bağımsız bireylerin oluşturduğu bir ortak yön ile, tüme yarattığı etki aslında. Fiyatı da dengeleyen, politikayı da dengeleyen; kitleleri okumada doğru bir bilimsel metot ile anlaşılabilir bir tutumu var, görünmez ellerin.  </strong>

<strong>Büyükler için yazılmış en güzel masal Küçük Prens’in içinde geçer: ‘Sana bir sırrımı vereyim. En gerekli ve önemli şeyleri gözle değil kalbinle, hissinle görürsün’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></strong>

Etrafımızdaki olanların pek çoğu aslında görünmez olanların bize etkisi ile gerçekleşiyor.

Gördüklerimizin peşinde koşarken, mücadele verirken, hakikat görünmezlik pelerini ile karşımızda aslında.

Görünmez bir güç gibi.

Piyasaların düzenini sağlayan görünmez güç, Adam Smith’in tabiri ile “görünmez el”, son 200 küsur senemizin etkili kavramlarından oldu.

Para ve dolayısıyla ekonomi, küresel olarak her şeyi şekillendirdi. Savaşları başlatan, barışları zorla getiren de işin aslı işin parasal boyutu oldu.

Artık, yeni bir görünmez güç var. Nasıl yaşadığımızı, yaşarken neler yaptığımızı, konfor alanlarımızı, verimliliğimizi etkileyen, ulusların zenginliğine ve belki de varlığına direkt sonuç yaratan görünmez güç.

Teknoloji:

Hayatımızın her yerinde, daha kolay, daha hızlı, daha farklı, daha tehlikeli, daha aleni, başına ‘daha’ koyacağınız hemen her sıfatın gerçekliğini getiren. Roket rampası gibi bir nevi. Doğru kullanım ile elbette.

İki alanda yıkıcılık getiriyor.

Ve yıkıcılık derken, iki anlamda da.

İyi tarafı; insanlığın aydınlanması önünde engel olmuş, kalmış mevzuların parçalanmasıyla merkeziyetsiz düzene, insan odaklı olmaya geçişi hızlandırması oluyor.

Özünde iletişimin kılcal damarlar gibi her kişiye dağılması ile, her kişi; dünyada nerede olduğundan bağımsız, ‘grid’ yani ağ içindeyse her bilgiye ve kişiye bir şekilde ulaşıyor.

Kötü tarafı, gerçek ötesi, “post truth” zamanını bize yaşatması. İletişimi bilerek bozma ile ne gerçek ne değil karışıyor. Benzer bir şekilde iletişimin her yere ulaşması ile, her yer izlenebilir ve manipüle edilebilir oluyor.

Ağın içinde olan herkes artık birbiriyle bağımlı. İyi verdiğiniz de kötü yolladığınızda bir adrese ulaşıyor. Her şeyin alıcısı var.

İçerik üretici, mal-hizmet üreticisi, bilgi üreticisi için vaat edilmiş cennetin tanımı zamanlarındayız. Teknolojiyi iyi kullandığınız sürece ve sizin kullandığınız teknoloji hala geçerli kaldığı sürece.
<blockquote><strong>Değişimin en hızlı ve kolay yaşandığı zamanlardayız. Emniyet kemersiz ve kasksız bir şekilde bir Formula 1 arabası kullanıyoruz. Görünmez bir el, teknolojiyi kullanarak; bize çoğu zaman iyisini göstererek her şeyi farklı kıldı, kılacak.</strong></blockquote>
Görünmez el, birbirinden bağımsız bireylerin oluşturduğu bir ortak yön ile, tüme yarattığı etki aslında. Fiyatı da dengeleyen, politikayı da dengeleyen; kitleleri okumada doğru bir bilimsel metot ile anlaşılabilir bir tutumu var, görünmez ellerin.

<strong>Siyah kuğu zamanları elbette oluyor. Beklenmedik zamanların yaşandığı, cevizin üzerine inen balyoz gibi etki yaratan. </strong>

İşte bence pandemi ile girdiğimiz süreç böyle bir balyoz etkisi yarattı hepimizde.

Etrafımda gördüğüm ya da takip ettiğim herkesin ortak 2023 yorumu çok zor geçtiği yönünde oldu.

Maddi olarak her ülkeyi kendi ölçeğinde zorlayan enflasyon sarmalı, en başta bizim yaşadığımız büyük afet ve göçler.

<strong>Pandemi ile başlayan bitmez bir karamsarlık helezonu içindeymişiz hissi veriyor. </strong>

Koyuverdik insanlık olarak direnmemiz ve direnmemiz gereken mevzuları. Çok ama çok hızlı değişiyoruz. Erozyon ötesi bu. Tehlikeli görüyorum.

Değişimin en hızlı ve kolay yaşandığı zamanlardayız. Emniyet kemersiz ve kasksız bir şekilde bir Formula 1 arabası kullanıyoruz.

Görünmez bir el, teknolojiyi kullanarak; bize çoğu zaman iyisini göstererek her şeyi farklı kıldı, kılacak.

***

Eski çalıştığım şirket IBM, 2004 senesinde; evlerde kullandığımız bilgisayar işinden (pc-laptop) çıktı. En göründüğü, insana en dokunduğu alandı.

Londra’ya her ziyaret eden misafirim, “Şirket batıyor mu?” sorusunu mutlaka sorardı.

Halbuki, teknolojinin görünür kısmından, esas fark yaratan görünmez kısmına geçiş yapmıştık. Görünür olan en karlı değildi, en çok büyüme fırsatı olan da değildi keza. ATM makinesine değil, paraların dünyanın diğer tarafına gitmesini sağlayan yazılıma odaklanalım demişti şirket.

<strong>Görünmez olan güç, artık yazılım ve teknolojik tasarımdı.  </strong>

Şehirlerin nasıl yönetildiği, yeni petrol olarak tanımlanan verinin nerelerde toplandığı, nerede işlendiği, paranın nasıl aktığı, nasıl korunduğu, savunma sistemlerinin nasıl çalıştığı ve gerçekten görünmez olan ama olmasa hayatımızın kitleneceği birçok alanda teknolojinin o görünmez eli artık var.
<blockquote><strong>Bilgi toplumunun, hibrit dijital toplumun, ulusal sınırları yok. Oksimoron bir durum olarak, rapor ülkeleri ölçse de amaç bu değil. Tam tersi, kimsenin ayrışmadığı bir ortamı işaret etmiş. Ticaret ile gelmeyen tam küreselleşme, teknoloji ile gelecek mi?</strong></blockquote>
Değişim de ilk buralarda başladı. Makro sistemlerin dijitalleşmesi.

<strong>Şimdi yapay zekaya ve teknolojiye ulaşmanın ‘kolaylığı’ ile devletler arası bir yarış var. Gelişmişlik düzeyine önümüzdeki 20 sene içinde tamamen teknolojik üstünlük karar verecek. </strong>

2000’lerin başından beri ölçülen Birleşmiş Milletler’in <a href="https://publicadministration.un.org/egovkb/en-us/About/Overview/-E-Government-Development-Index">e-devlet indeksi</a> takip ederim. Kendi içinde eksiklikleri de olsa teknoloji yarışına, vatandaşlar odaklı en doğru bakan endeks halen bu.

Son endeks 2022 senesi sonunda çıkmış. 48. Sıradayız. Birinci Danimarka olmuş. Finlandiya, G. Kore, Y. Zelanda, İsveç, İzlanda, Avustralya, Estonya, Hollanda, ABD ve İngiltere takipte. Singapur, BAE, Japonya ve Malta yukarıya doğru ivmede.

Endeks içinde;

<strong>Vatandaşların eriştiği çevrim içi hizmet çeşitliliği, herkesin standart alt yapı teknolojisine erişmiş olması ve elbette en önemli, teknoloji alanında beşerî sermayesine bakarak oluşan bir endeks bu. Ülkelerin gelişmişlik düzeyini, kamusal olarak, teknoloji özünde güzel analiz eden bir rapor. </strong>

Hibrit dijital toplum tanımı yapılmış raporun içinde; dikkat çekici. Kimsenin ‘ağın’ dışında kalmaması, demokratik olarak teknolojiye ulaşmanın ve dolayısıyla bilgi toplumuna katılmanın bir şart olduğu açıklanmış.

Meraklısı için, özellikle politika yapıcılar için çok değerli bir <a href="https://desapublications.un.org/sites/default/files/publications/2022-09/Web%20version%20E-Government%202022.pdf">çıktı</a>.

<strong>Bilgi toplumunun, raporun deyimiyle, hibrit dijital toplumun, ulusal sınırları yok.</strong> Oksimoron bir durum olarak, rapor ülkeleri ölçse de amaç bu değil. Tam tersi, kimsenin ayrışmadığı bir ortamı işaret etmiş.

Başlı başına bir tartışma konusu.

<strong>Ticaret ile gelmeyen tam küreselleşme, teknoloji ile gelecek mi?</strong>

<strong>Cevabı benim açımdan ayrı bir yazı konusu. </strong>

Soruları ve saptamaları bir kenara bırakalım, yılın son günlerinde.

Karamsarlıkların 2023’te kalacağı bir yıla girelim.

Umut bizim ‘görünmez süper gücümüz’ olsun.

En beklenmedik anda beliren kolektif bilincin, hür iradenin, insan olmanın değerli olduğu bir yıl olsun.

2024 sağlık getirsin. Umut bizle olsun.

Antoine de Saint-Exupéry’nin dediği gibi: “<strong>En gerekli ve önemli şeyleri görebildiğimiz, kalbimizin açık olduğu bir yıl olsun.”</strong>

Gerisi kolay.

<a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> “Here is my secret . It’s quite simple : One sees clearly only with the heart . Anything essential is invisible to the eyes.” Antoine de St-Exupéry

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 31 Dec 2023 04:40:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/teknoloji.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siyasi kabilelerin fakir eğlencesi: Sosyal Medya</title>
                <category>TEKNOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/siyasi-kabilelerin-fakir-eglencesi-sosyal-medya-746</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/siyasi-kabilelerin-fakir-eglencesi-sosyal-medya-746</guid>
                <description><![CDATA[Siyasi kabilelerin fakir eğlencesi: Sosyal Medya]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Zaten sevmediğimiz ya da ilgilenmediğimiz şeyi beğenmeyince ya da etkileşime girmeyince, okumayınca, izlemeyince, o ve ona benzer şeyler önümüze de düşmüyor. İşte bu yüzden farklı düşüncelerle karşılaşmak pek mümkün olmuyor zaten. Çünkü farklı sesler dinlemek istemiyoruz.</strong> </span></span></em><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sene birbirinden farklı kurum ve projelerde dijital medya okuryazarlığı ve bilgi düzensizliği üzerine çalışmalar yürütürken, özellikle eğitimlerimde sıklıkla vurguladığım iki mesele vardı: Seçici maruz kalma ve yankı fanusu. Özellikle sosyal ağlarda aşina olduğumuz ve güvendiğimiz bir kaynaktan gelen, tutarlı gözüken, değer ve inançlarımıza uyan ve çevremizdeki insanların da inandığı bilgilere inanma eğilimimiz daha fazla. Diğer yandan yeni edinilen bilgilerin, daha önceden bildikleri bilgilerle çelişmesi durumunda bilgiyi reddetme eğilimimiz de var. Sosyal medyada yalnız kendi görüşlerine yakın paylaşımlarla karşılaştıkça ve onlarla daha çok zaman geçirip etkileşime girdikçe farklı düşüncelerle karşılaşmak pek mümkün olmuyor.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sosyal medya hepimizi kendimize özel hissettiren kapalı bir fanus</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Malum dijital ortamda tüm verilerimiz izlenip, kaydedilip, tasnif edilebiliyor. Hatta adeta ‘köpeksiz köyde değneksiz gezebilmelerinden’ aldıkları cesaretle bu sosyal ağları işleyen ve işleten platformlar, hepimizi birer birer reklam verenlere hazır profillenmiş bir müşteri, satılan bir ürün olarak bizi pazarlıyorlar.&nbsp; Mevcut ortam ve herhangi bir durumda vereceğiniz tepkiye göre önünüze bir ürün, haber, video, düştükçe; önümüze şekillendirilmiş, damıtılmış, filtrelenmiş içerikler geldikçe; o sırada kullandığımız platformda daha da kalıyor oluşumuz yeniden bu “satış döngüsü”nde dönüp durmamızı sağlıyor. Bu hep istediğimiz, alıştığınız ve bizi mutlu edecek ya da ilgimizi çekecek bir ortam ve hep nabzımıza göre şerbet veriliyor. Zaten sevmediğimiz ya da ilgilenmediğimiz şeyi beğenmeyince ya da etkileşime girmeyince, okumayınca, izlemeyince, o ve ona benzer şeyler önümüze de düşmüyor. İşte bu yüzden farklı düşüncelerle karşılaşmak pek mümkün olmuyor zaten. Çünkü farklı sesler dinlemek istemiyoruz.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Seçici maruz kalmak ne güzel, her şeyi biliyorsun</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bununla beraber, kendi görüşlerimize uygun TV kanalları, gazeteler, haber siteleri ve sosyal medya hesaplarını takip ederek “seçici maruz kalma”yı tercih ediyoruz. Seçici maruz kalma, bilerek kendi görüşlerimizle uyumlu bilgi kaynaklarını kullanmayı tercih etmek demek. Bu yüzden takip ettiğimiz mecralardaki yanlış bilgiyi veya çeşitli siyasal manipülasyonları farkında olmadan yayabiliyoruz. İnsanların duygusal durumu, kendi görüşlerinin doğruluğu inancını pekiştiriyor. Örneğin öfke, insanların ideolojik görüşleri ve bilgi edinme ortamları doğrultusunda, görüşlerine daha sıkı sarılmalarına yol açıyor. Bu durum sonucunda yanlış bilgiyi eleyemez hale geliyoruz.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ver negatifi al prestiji</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elimizde bir rapor var. Siyasi rakipleri yerden yere vurmak viral olmanın en etkili yolu gibi gözüküyor. Sosyal medyanın bu sapkın teşvikleri bizi daha da acımasızca ve iştahla, işi gücü bırakıp rakip gördüğümüz siyasi klanları ve liderleri eleştiren paylaşım yapmaya itiyor. Cambridge Üniversitesi akademisyenleri tarafından yürütülen ve ABD'deki medya kuruluşları ya da siyasi yelpazenin farklı kesimleri tarafından yayınlanan 2,7 milyon Tweet ve Facebook gönderisini analiz eden bir <a href="https://phys.org/news/2021-06-slamming-political-rivals-effective-viralrevealing.html" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#0000ff">araştırmaya göre</span></a> durum tam da bu. Başka bir <a href="https://phys.org/news/2021-04-negativity-chances-twitter-viral.html" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#0000ff">raporda</span></a> ise olumsuz eleştirel Twitter paylaşımlarının daha olumlu olanlara göre viral olma olasılığının daha yüksek olduğunu buluyor. Şaşırtıcı olmasa gerek. Araştırmacılar, İspanya'da 2017 yılında Katalanlara bağımsızlıklarını geri vermeyi amaçlayan bir referandum gibi siyasi açıdan duygusal bir olay sırasında Twitter paylaşımları üzerinde yaptıkları analiz bu. Bu başka bir yazının konusu ama burnunuza kokusu çoktan gelmiş olmalı; acaba bu şirketler bizim böyle sürekli birbirimizle didişmemizin bilerek önünü mü açıyor? Bu soruyu bir kenara koyup düşünelim.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bilgiye, olgu ve kavramlara sadece herkesin yürüdüğü patikalardan ulaşmak, herkesi tek bir patikaya zorlamak veya herkese farklı yollara sapmadan belirli patikaları zorunlu kılmak medeniyetimizin bugüne kadarki gelişim sürecine set örmüyor mu sizce de?&nbsp;</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Koşma, bağırma, az sev yeter</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu dev sosyal medya platformlarına yedi yürmidört veri verip gönüllü çalışırken, yetmedi bu şirketler bizi metalaştırıyorken, üstüne bir de bu platformlar üzerinden siyasi kutuplaşmayı düstur edinmiş kabile liderlerinin gönüllü borazanlığına ayak uydurmaya çalışmamız neden? Biraz sosyal medya ile ilişkimizi gözden geçirmenin zamanı değil mi? İnternete girerken, yeni medya platformlarını dolaşırken tribünü inleten holiganlar olmak zorunda değiliz. Bunu yaptığımızda artık farklı bilgiler, ilgiler, sesler, düşünceler ulaşılamaz hale geliyor. Platformlar yukarıda da bahsettiğim gibi neye teşne isek onu önümüze koymakta mahir. Ne kadar sakin ve ölçülü bir internet deneyimi yürütürsek o kadar çok sesli, sakin gezintilerimiz olacak. Bunun karşılığını bir süre sonra almaya başlayacağınızı göreceksiniz. İnternet dostlukların ve öğrenmenin hala en etkili yolu. Kendini gerçekleştirmenin de… Bilgiye, olgu ve kavramlara sadece herkesin yürüdüğü patikalardan ulaşmak, herkesi tek bir patikaya zorlamak veya herkese farklı yollara sapmadan belirli patikaları zorunlu kılmak medeniyetimizin bugüne kadarki gelişim sürecine set örmüyor mu sizce de?&nbsp; &nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Dec 2023 04:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/fakir-eglencesi-sosyal-medya.png"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
