Aşağı yukarı 7 Ocak 2026 tarihinde Şam Ordusu’nun Halep’te başlattığı çatışmalar ve insanlık suçunun üzerinden yaklaşık yirmi gün geçtikten sonra 30 Ocak gibi Şam yönetimi ve SDG arasında bir mütabakata varıldı.
Dün Suriye Devlet Televizyonu Şam yönetimi ve Suriye Demokratik Güçleri arasında ateşkese varıldığını ve kademeli entegrasyonu öngören yeni bir mütabakata varıldığını duyurdu.
Bu mütabakata bakıldığında 10 Mart mütabakatından özü itibari ile çok da farklı olmayan bir mütabakat. Anlaşma; ateşkesin sağlanmasını, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonunu ve Kürt halkının medeni ile eğitim haklarının düzenlenmesini kapsıyor. Mutabakata göre, askeri güçler temas hatlarından çekilecek ve Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri Haseke ile Kamışlı şehir merkezlerine girecek.
Ahmet Şara daha öncesinde de Suriye’deki farklı etnik grupların bireysel haklarının da yanında bazı grup haklarının tahsis edileceğini de açıklamıştı. Suriyeli Kürtlerin Kuzey Suriye’de yaşanan son gelişmelerden sonra umutsuz olduğunu ve aidiyet bağlarının da iyice zayıfladığını kabul etmemek imkansız fakat Esad Suriye’sinde vatandaşlık gibi bireysel hakları bile tahsis edilmeyen Kürtlerin, Rojava Devrimi sonrası Şara yönetiminde (en azından kağıt üzerinde) elde edeceği grup hakları, bu devrimin meyvelerinin işaretleridir. Bu yüzden Kürtler Rojava Devrimi tarihe mi karışacak yoksa çoktan karıştı mı gibi söylemler üzerinden asla umutsuzluğa kapılmamalılar. Çünkü Kürtlerin kimlik, kültür ve eğitim gibi grup hakları garanti altına alındı.
Bence dün imzalanan antlaşmanın en önemli maddelerinden bir tanesi özellikle de bölge halkları ve bizim için, IŞİD’li mahkumların kontrolünün hala SDG kontrolü altında sürmesi olacaktır. Bu maddeye bakınca SDG varlığını sürdürecek mi sorusu akıllara gelebilir ki doğaldır.
SDG, Suriye Ordusu’na entegre edilecek fakat bu entegrasyon merkeze direkt olarak olmayacak bu yüzden de SDG kimliğini kaybetmeden orduya entegre olmuş olacak. SDG güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehirlerinden, mutabık kalınan askerî kışlalara çekilecek; buna karşılık Suriye ordusunun derhal Haseke’nin güneyindeki Şeddadi kasabasına çekilecek. Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Haseke ili için bir askerî tümen kurulacak ve SDG güçlerinin üç tugay halinde bu yapıya entegre edilecek. Kobani’deki askerî gücün, Halep ilindeki bir askerî tümen bünyesine bağlı bir tugay olarak entegre edilecek.
Dahası Haseke Valisi, SDG’nin önerisi ile atanacak ve Savunma Bakan Yardımcısı da SDG önerisi ile atanmış olacak. Bu duruma bakıldığında SDG her ne kadar yok oluyormuş gibi gözükse bile aslında kültürel olarak varlığını ordu içerisinde sürdürmüş de olacak. Özetle Suriye’de Kürtlerin statüsü resmileşmiş olacak ve özellikle Esad yönetimine kıyasla Kürtler, Suriye’de birçok kazanım elde etmiş bir pozisyonda olacaklar.
Peki Suriye’deki bu yeni akit ülkemize nasıl yansıyacak önemli merak konularından bir tanesi. Türkiye’de bir süredir ‘’Terörsüz Türkiye’’ adı altında yürütülen ikinci barış süreci sekteye uğramış gözüküyordu. Bu duraksamada Şam yönetimi ve SDG arasındaki çatışmaların başlaması büyük rol oynuyordu. Özellikle DEM Parti ve Cumhur İttifakı arasındaki gerilim bi an Türkiye toplumunda umutsuzluk yaratmış olabilir.
Muhakkak bu duraksama ve gerilim sürecinde Özgür Özel ve Cumhuriyet Halk Partisi en ihtiyatlı tavrı takınan taraflardan bir tanesi ki bu duruma bi önceki yazımda detaylı bi şekilde değinmiştim. Bi önceki yazımdan sonra CHP, İstanbul’da 30-31 Ocak tarihlerinde Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı düzenliyor olacak.
Daha önce de bahsettiğim üzere Cumhuriyetin kurucu partisinin ve Türkiye’nin en büyük partisinin Türkiye’nin böylesine yapısal bi sorununu sahiplenip çözümünde aktör olması sürecin sürdürülebilirliği bakımından elzemdi.
Ancak defalarca kez yinelediğim ve tekrardan değinmek istediğim bi husus var ki o da sürecin sürdürülebilirliği ve çözüme ulaşabilmesi adına toplumun geniş kesimlerinin de bu süreci benimsiyor olabilmesi. Özellikle bu hususta CHP ve MHP’ye büyük bi sorumluluk düşüyor çünkü bu partilerin tabanları çoğunlukla Terörsüz Türkiye sürecini benimseyebilmiş ve haliyle sahiplenebilmiş değil.
CHP’nin organize ettiği ve Ekrem İmamoğlu’nun da Silivri’den gönderdiği yapay zeka temelli videosunun da olduğu Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı da bunun için önemli adımlardan bir tanesi olmuş olabilir.
Daha da ötesinde son birkaç gündür süregelen Özgür Özel’in açıklamaları ve Ekrem İmamoğlu’nun videosu ise ki sosyal medya ve muhalif milliyetçi medyanın linçlerine rağmen bu sürecin ne kadar benimsendiğinin de bi göstergesidir.
Milliyetçi Hareket Partisi bu hususta üniversitelerde kendi akademisyenleri aracılığıyla özellikle de liselere de hakimken bu sürecin önemini anlatan konferanslar düzenleyebilir. Yeni genç kuşakta filizlenen ve batıdan devşirilmiş tamamen ırkçılığa dayanan acımasızca bir milliyetçilik varken hele çok çok önemli.
Sonuç olarak dün Suriye’de önemli bir eşik atlatıldı. Ülkemizde yürütülen sürecin devamlılığının sağlanması açısından da çok önemliydi. Umarım daha güzel günler de görüyor olacağız.

































Yorum Yazın