Yeni yıla girerken kamuoyuna yansıtılan Abdullah Öcalan’ın 2026 yılbaşı mesajının neye hizmet ettiği ya da neyin amaçlandığı sorusuyla ele alınması bir zorunluluktur. Yeni sürecin ve Türk siyasetinin niteliği nedeniyle çok farklı tartışmalara ve analizlere yol açması bir ölçüde normaldir.
Süreç karşıtları silahlarını kuşandı. Klavyelerden, görsel medyada ağızlardan kan damlamaya başladı. Adını anmaya gerek olmayan iktidar taraftarı bir gazete, mesajı; IŞİD’in Yalova katliamını ve 2013-2015 çözüm sürecinin bitirilişinin işaret fişeklerinden biri olan Urfa Ceylanpınar’da sabaha karşı uykuda iki polisin öldürülmesi senaryosunu hatırlatan manşetle verdi.
Türkiye’de güvenlik politikaları, bölgesel gelişmeler ve Kürt meselesinin siyasal çözümü Suriye bağlamında tartışılmaya devam etmektedir. Bu bağlamda mesaj, siyasal çatışma–çözüm arayışı ile siyaset dengesi açısından anlamlandırılmalıdır.
Bir yıldır DEM Parti heyeti aracılığıyla ihtiyaç duyduğu mesajları gönderen Öcalan, bu kez devlet temsilcisi ya da temsilcileri aracılığıyla, hiç gündemde olmayan bir mesajı adeta acil olarak iletmiş oldu.
Tam da burada “neden şimdi?”, “devletin ya da iktidarın yararı nedir?”, “mesajın arka planında ne var?”, “iktidar ile Öcalan arasında ne tür bir ortaklık oluşmuş olabilir?” gibi bir dizi soru doğdu.
Yeni süreçte Abdullah Öcalan ile yürütülen müzakerenin anlaşma noktaları, onun adına kamuoyuna yapılan açıklamalardan çok, sahadaki gelişmeler neticesinde daha açık biçimde anlaşılmaktadır. Bu kez de böyle olması doğaldır. Doğal olmayan ise mesajın içeriğinde ilk kez açık ifadelerin yer alması ve bunun kafaları karıştırmasıdır.
Türkiye içinde süreç yavaş da olsa ilerlerken, Suriye’deki gelişmeler süreci yavaşlatmış, son bir iki aydır yerinde saymasına neden olmuştur. Bunun açıkça gözlemlendiği bir gerçektir. “Neden şimdi?” sorusunun yanıtı bu anlamda, sürecin sonuna doğru Suriye’de gelinen aşamada aranmalıdır. Yerinde sayan Suriye entegrasyon meselesinde kilidin kırılması sorunu , Türkiye’de çatışma çözümü için iç ve dış siyasal dengeler ve gelişmeler nedeniyle elzem bir noktaya ulaşmıştır.
Bu bakımdan mesaj metni, Şam ile Doğu ve Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında süren entegrasyon arayışlarına bir müdahale ve yeni bir çatışma çözüm sürecini ileriye doğru iteleme çabası olarak okunmalıdır. Bu yönüyle Öcalan’ın mesajı, siyasi ve ideolojik bir pozisyon belgesi niteliği taşımaktadır.
Mesajın genel çerçevesine bakıldığında, ilk dikkat çeken unsur; son bir yıldır adına yapılan açıklamalarda olduğu gibi barış ve demokrasi kavramlarını kullanarak sürecin sürekliliğini sağlama çabasının merkeze alınmasıdır.
Diyalog, ortak gelecek ve siyasal çözüm vurguları, geçmiş yıllardaki benzer metinlerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu durum, söylemde bir yenilikten ziyade sürekliliğe işaret etmektedir.
Ancak burada kritik olan nokta şudur: Söylem yumuşarken, içerik gerçekten değişiyor mu? Yoksa yalnızca dil mi dönüşüyor?
Metinde kullanılan kavramlar soyut ve kapsayıcı görünmekle birlikte, somut adımlar konusunda belirgin bir çerçeve sunmamaktadır. Bu da metnin, pratik bir yol haritasından çok retorik bir pozisyon alma çabası olduğunu düşündürmektedir.
Bir diğer dikkat çekici unsur, hedef kitlenin çok katmanlı olmasıdır. Mesaj; aynı anda örgüt tabanına moral vermeyi, siyasal aktörlere “müzakere” sinyali göndermeyi ve uluslararası kamuoyunda bir meşruiyet algısı oluşturmayı amaçlamaktadır.
Bu sinyal, Suriye’de işlerin Ankara’nın “beka” bahanesi arkasına gizlenerek düşlediği gibi kolay ve basit olmayacağına işaret etmektedir. Abdullah Öcalan, yeni çatışma çözüm süreci başladıktan bu yana Suriye konusunda iktidarı ve Türkiye’yi doğrudan dahil ettiği bir değerlendirme yapmamıştı. Bu kez ilk kez, üstü örtük de olsa Ankara’ya şu mesajı vermiştir: “Türkiye’nin bu süreçte kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyaloğa açık bir rol üstlenmesi hayati önemdedir.”
Bu Ankara ile yürütülen müzakerede çözüm üretilemeyen alana işaret etmektedir. Şam yönetimi ile Doğu ve Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin entegrasyonu sorununda izlenecek yolun; Suriye’de çoğulcu ve bir biçimiyle adem-i merkeziyetçi bir modelin geliştirilmesi, bunun yanı sıra demokratik değişim ve dönüşümü içeren bir rejime dair görüş ve önerileri kapsadığı anlaşılmaktadır.
Öcalan’ın 2026 yılbaşı mesajı, bir tercih olmaktan öte, bölgesel gelişmelerin tarihsel bir zorunluluğu olarak ifade ettiğini ileri sürdüğü “Barış ve Demokratik Toplum” perspektifinin yeni bir kırılmaya dönüşmemesi için sürece nasıl müdahil olduğunu göstermektedir. Bunun önümüzdeki günlerde sahadaki yansımalar ve gelişmelerle daha net anlaşılması beklenmektedir.
Öcalan, silahlı çatışmadan yerine siyaset ve diyalog sürecinin öne çıkarılmasını önermektedir. Bunu tarihsel bir zorunluluk olarak formüle etmeye ve savunmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Geriye, Ankara’nın nasıl bir yol izleyeceği; mesajda ifade edildiği gibi kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyalogcu bir yöntemi mi benimseyeceği, yoksa “beka” bahanesiyle güvenlikçi siyasetin ipini sıkı sıkıya tutup tutmayacağı sorusu kalmaktadır. Suriye’de tıkanıklığı açacak olan da Ankara’nın tutum ve yaklaşım değişikliği olacaktır.
Bir anlamda Öcalan, söylemsel ve siyasal bir süreklilik göstermektedir. Çatışmacı olmayan görece yumuşatılmış ve normatif bir dil ve yaklaşımla “barış”, “demokratik toplum” ve “ortak gelecek” gibi kavramlar etrafında yeni bir yol ve yöntem önerdiği görülüyor. Müzakere çağrısını yenilemekte; geçmişteki radikal söylemin ciddi ölçüde azaldığı, siyasal çözüm dilinin öne çıktığı ve sıkça tekrarlandığı anlaşılmaktadır.
Bu mesaj, müzakerenin yeni bir aşamaya geçmesinin zorunluluğuna ya da zamanının geldiğine işaret etmektedir: Siyasal çatışmanın Türkiye’de ve Suriye’de siyaset ve yasal zeminlere çekilmesi gerekliliğine.
https://www.demparti.org.tr/tr/yeni-yil-savasin-degil-barisin-yili-olsun/22442/






















Yorum Yazın