Doğruyu söylemek gerekirse Devlet Bahçeli 1 Ekim 2024 tarihinde meclis açılışında DEM Parti grubu ile el sıkışıp akabinde 22 Ekim 2024 tarihinde bildiğimiz tarihi konuşmayı gerçekleştirip ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecini balşattığında CHP’nin bu sürece dahil olacağını pek de düşünmüyordum. Sonrasında ise Suriye’de devrim gerçekleştiğinde ve Şara, Suriye geçici hükümetini kurduğunda ve akabinde Suriye’de 10 Mart Mutabakatı gerçekleştiğinde bir şeyler adına umutlanmıştım. Çünkü soğuk savaş döneminden kalan, modernist felsefe üzerine şekillenen tek tipçi ulus-devletlerin değiştiğini gözlemlemeye başlamıştık. Sonrasında ise SDG yönetimi yanlış stratejiler izleyip süreci masada kaybetmiş olabilir veya Şara ordudaki bazı cihadçı yapılara sözünü geçiremeyip hakim olamamış olabilir.
Bana bu yazıyı yazdıran sebep aslında CHP’nin eski kodlarına nazaran daha cesaretli ve ahlaki bir çizgide, oy derdi olmadan siyaset yapması. Gerek Terörsüz Türkiye sürecinde takındığı tavırlar olsun, gerek mecliste bu süreç için kurulacak komisyonu önerip sonrasında ise tartışmalar içerisinde komisyona katılacağını deklare etmesi olsun gerek ise Suriye’nin kuzeyinde son iki-üç haftalık süreçte yaşanan insanlık dramında tarihin doğru tarafında olması oy amaçlı siyaset yapmadığının göstergesi.
20 Ocak Salı günü Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Özgür Özel, ‘’Gözümüz kulağımız Suriye’de’’ diyerek başladı Suriye ile ilgili olan konuşmasına. Açık konuşmak gerekirse benim hayretle ve duygulanarak dinlediğim bir konuşma oldu çünkü insanlık suçu işlenirken, seküler milliyetçi ve muhalif milliyetçi fikre sahip Türk medya organları bu yaşanan olayları Türk kamuoyunda manipüle ederken ülkemizin en eski, büyük ve kurucu partisinin liderinin bu denli önemli açıklamalar yapıp Suriye’de insanlıktan ve insan haklarından yana tavır aldı.
Dahası Avrupa’daki diğer sosyal demokrat partiler de bu Suriye meselesine dikkat çekmek için paylaşımlar yaptılar, örneğin Alman Sosyal Demokratlaro SPD, İspanya Sosyal Demokratları PSOE gibi partiler Kuzey Suriye’ye yardım edilmesi gerektiğine dikkat çeken paylaşımlar yapmıştı. CHP de siyasi kimliğine ihanet etmeyip bu çizgisini sürdürdü.
Özel konuşmasına devam ederken Kürt eşittir terörist ön yargısının terk edilmesi gerektiğini de dile getirmişti. İktidarın Suriye’de emperyal bir şekilde hareket ettiğini fakat tüm halkların kardeşliği fikrini esas alan bir davranışın herkes için daha yararlı olacağını da vurgulamıştı.
En büyük yanılgılardan biri Kürtler ve SDG’yi eş değer görmek ve bu durumu daha önce de belirttiğim üzre muhalif milliyetçi tabanlı gazeteler veya ulusalcılar çok fazla yapıyorlar ve insanları manipüle ediyorlar. Bir kadının binadan aşağıya atıldığı görüntüler konuşulmamışken ve bölgede yaşayan herkese terörist muamelesi yapılırken Özgür Özel’in bu konuya dikkat çekmesi çok güzel oldu.
Öte yandan benim de yaşadığım bir duruma dikkat çekildi. Suriye’yi tamamen islamcılara ve cihadçılara kurduramayız demeçlerini çok söylerim. Çünkü Suriye’de yeni bir devlet kuruluyor ve bu devlet kurulurken geniş kapsamlı, Suriyeli tüm halkların bu sürecin içerisinde olduğu, geniş kapsamlı bir toplum sözleşmesi oluşturmak çok önemli; laik, demokratik ve çoğulcu bir Suriye tahayyülü kurmak ve bunu öncelemek bölge, bölge hakları açısından da önemli bir durum. Fakat Suriye’de ABD, İsrail ve Türkiye gibi karar alıcılar Suriye’nin bu kendi iç meselesine müdahil olarak kapsamlı bir toplum sözleşmesi oluşmasına müsaade etmiyor. Fakat bunları kim dile getirirse terörü desteklemek ile suçlanabiliyor, arkadaş Suriye’nin kapsayıcı, demokratik, laik ve çoğulcu bir sözleşmeye dayanması çok mu kötü bir şey? Sayın Özel bu sorunu şöyle cevapladı ve yerinde bir cevaplamıştı:
‘’Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden, Atatürk Havalimanı’nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük hasmıdır. İktidar Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır.”
Türk medyası bir taraftan SDG ve Abdi’ye terörist diyerek öte taraftan Şara IŞİD’ci olarak lanse edileren Suriye’de yaşananları daha tırmandırmakta. Çünkü ne Şara, Abdi’ye terörist diyip onunla müzakere etmemezlik yapıyor, ne de Abdi, Şara’ya cihadçı terörist diyerek SDG ile müzakere koşullarını oluşturmaktan vazgeçiyor. Kaldı ki Şara’ya IŞİD’çi demek de tarihi yanılgılardan bir tanesi olur çünkü Şara’nın da eskiden içerisinde bulunduğu El-Nusra örgütü bölgede IŞİD ile savaşlar verdi. Yine de bu durum Suriye’deki cihadçı grupların Suriye Ordusu’na entegre edildiği gerçeğini değiştirmez. Bu yüzden SDG’nin dahil olmadığı bir toplumsal uzlaşı çoğulculuk ve demokratik ilkeler bakımından muhakkak noksan olacaktır.
22 Ocak Perşembe akşamı ise Sayın Özel Karar TV’nin konuğuydu. Oradaki konuşmasında da Suriye meselesine ilişkin konuşmalar yapmıştı. Bölgedeki halklar ile kardeş olunduğunu ve sınırların bu kardeşliğe mani omadığına vurgu yapmıştı. Şöyle dile getirmişti:
"Cumhuriyet döneminde bir takım göçler oldu, yer değiştirmeler oldu. Gerçekten ben söylerken, oradakiler kardeşim, kendimi Türkiye’deki bir Türk olarak Suriye’deki Türkmenlerin de akrabası olarak görüyorum, Türkiye’deki Kürtlerin akrabasıyım, Türkiye’deki Kürtlerle akrabaysam Suriye’deki Kürtlerle de akrabayım. Çünkü tarih içinde sınırların nereden çizildiğinin, kardeşliğe engel olacak bir tarafı yok. Bayramlarda birbirine, normal zamanlarda gidip gelmelerden falan. Aslında bunu en çok söylemesi gerekenler, bir anda bir nefret söylemi, bir çirkin dile büründüler. Onu dedim. Herkes söylediği söze dikkat etsin. İkincisi, ya düne kadar hani biz Ortadoğu’yu doğru okuyorduk? Türklerle Kürtlerin birlikteliği çok önemliydi. Suriye’nin üniter devlet yapısını koruması, o yapının içinde Kürtlerin, Türkmenlerin, Araplar, Dürzilerin, Alevilerin anayasal haklarının olması. Anayasal güvence altında birlikte üniter bir devlet olarak bulunmaları. Bizim onlarla ilişki içerisinde olmamız ve bir anda Türkiye ve Suriye birlikte kazanacaktı. Ne oldu şimdi?’’
Evet Suriyeli Türkler de kardeşimiz Türkiyeli Kürtler de. Arada sınırların olması bizim insan olmadığımız anlamına gelmez. Türkiyeli Kürt’e kardeşim diyip de Suriyeli Kürt’ü hor görmek ile de bölgeye maalesef barış gelmez. Dil ve söylem nesnelliği inşaa eder, o yüzden dili nasıl kullandığımız da çok önemlidir.
Önceki gün yani 26 Ocak günü CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’in Suriye’ye yardım koridoru açılması gerekiyor çıkışı, bugün de Özel’in DEM Parti heyetinin ziyareti sonrası basın açıklamasında da bu çıkışın temasını doğrulamış oldu. CHP, bölgeye belediyeler aracılığı ile yardım göndermek istiyor ve bu konuda somut adımlar atmak istiyor. Siyaseti ve bölgedeki durumu gerçekti olan bu diyip müdahalesizlik takip etmek yerine elini taşın altına koymak istiyor. Bizlere de inisiyatif almak ne imiş bunu gösteriyor. Barış ve demokrasi dileğiyle…


























Yorum Yazın