<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Tahmin ediyordum, artık netleşiyor galiba (Transfermarkt, karapara)</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tahmin-ediyordum-artik-netlesiyor-galiba-transfermarkt-karapara-12218</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tahmin-ediyordum-artik-netlesiyor-galiba-transfermarkt-karapara-12218</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye maalesef bir karapara (kara para değil) cehennemi. Bunu asla Fenerbahçe için söylemiyorum. Genel bir trend bu galiba. Piyasa değeri üç milyon avro olan bir futbolcu on milyon avrodan kontrat imzalayabiliyor, zaten pek vergi de vermiyorlar. Kontratın yüksek gösterilmesinin maliyet pek yok, karapara bu arada yıkanmış gibi. transfermarkt da bu kontrat fiyatlarına göre takımın değerini gösteriyor, bu işler de ağırlıklı olarak büyük takımlar için geçerli.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Futbolu çok severim. Çok koyu ama sorgulamasını da muhtemelen bilen bir Fenerbahçeliyim. Sonuçta doğma büyüme, son dokuz sene hariç, Kadıköylüyüm.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Türkiye’de, Avrupa’da hatta kısmen de olsa Güney Amerika’da oynanan futbolun takipçisi olmaya çalışıyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dört, beş senedir Türkiye’de oynanan futbolda bariz bir tuhaflık; öyle “top yuvarlaktır” yuvarlak lafıyla açıklanamayacak bir tuhaflık fark ediyorum, en azından seziyor(d)um.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Almanya’da transfermarkt isminde çok güzel bir internet sitesi var. Başlıktaki kelime, yani transfer market değil, yanlış yazmadım, dünyanın yaklaşık tüm liglerinde oynayan takımların ve futbolculerinin son piyasa değerlerini gösteriyor bu internet sitesi. Bu cümlede 'değer' kelimesi yerine fiyat da diyebilirsiniz. Ama özellikle bizde bu iki kelime aynı anlama geliyor mu; mesele bu zaten.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Son senelerde bende bir alışkanlık oluştu. Bir maç izlemeye başladığımda transfermarkt sitesini açıyorum. Fenerbahçe’nin, başka takımların, yabancı takımların piyasa fiyatlarına bakıyorum. Maçı izlerken aklımın bir yerinde hep bu piyasa fiyatları oluyor ve maçın gidişatını, mücadeleyi ve tabii ki sonucu bu fiyatlara göre değerlendiriyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Galatasaray ile Samsunspor arasında haftasonu çekişmeli bir maç oynandı. Galatasaray’ın piyasa fiyatı 305 milyon avro, Samsunspor’un ise 49 milyon avro. Başka bir ifade ile de Galatasaray en azından altı kat daha yüksek fiyatlı oyuncularla oynuyor. Uzatmalarda Osimen’in güzel bir golüyle GS, üç-iki öne geçiyor ama ancak uzatmalarda. Son dakikada Samsun lehine çok tartışmalı bir penaltı pozisyonunu unutmamak gerekiyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İki takımın piyasa değerleri arasında altı kattan fazla fark var ama bu fark sahaya pek yansımıyor, NEDENSE!!!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Fenerbahçe’nin piyasa değeri (transfermarkt değeri) GS’a çok yakın ve&nbsp;292 milyon avro. Yukarıda yazdım, Samsunspor’un ise 49 milyon avro, başka bir ifade ile de Fenerbahçe ve Samsunspor farkı da yaklaşık altı kat.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Fenerbahçe’nin Samsunspor ile oynadığı son maçlara bakıyorum. 5&nbsp;Ekim 2025'te&nbsp;0-0, 16 Mart 2025' 0-0 (Kadıköy), 20 Ekim 2024'te 2-2, 21 Ocak 2024'te&nbsp;1-1 (Kadıköy).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çok açık konuşalım. Bu sonuç size aralarında altı kat fiyat farkı olan iki takımın durumunu mu veriyor? Bu manzara “top yuvarlaktır” ile açıklanabilir mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Önceki gece (6 Aralık) Fenerbahçe zor bela RAMS Başakşehir ile 1-1 berabere kaldı. Başakşehir’in de transfermarkt fiyatı 74.7 milyon avro, hadi diyelim 75 milyon avro. Maç Fenerbahçe için çok önemli. Kazansak GS ile puan farkı bir olarak kalacak ama beraberlikle fark üçe çıktı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tedesco, “çok kötü oynadık” diyor maç sonrası.&nbsp;Nuri Şahin de Fener’i kaçırdık diyor ama Şahin’in “elimizden kaçırdık” dediği takım,&nbsp; Başakşehir’den tam dört kat daha pahalı. İlginç bir durum değil mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Avrupa kupalarında Fenerbahçe, son olarak Kadıköy’de Macar takımı Ferençvaroş ile karşılaştı. Ferençvaroş’un transfermarkt fiyatı 90 milyon avro yani Fenerbahçe,&nbsp;yaklaşık 3.5 kat daha pahalı. Ama maç 0-0 bitti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trafiğe kapalı bir yerde, bir Audi 8 ile müzelik bir Anadol (hatırlayan kaldı mı?) yarışsa ve yarış kafa kafaya bitse çok şaşırırsınız eminim. Ama neden yukarıda verdiğim maç sonuçlarına bu kadar şaşırmıyorsunuz?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu durumun bir açıklaması olması lazım değil mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Senelerdir bu durumda bir anormallik var diyorum ama tam da noktayı i’nin üzerine koyamıyordum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bahis skandalları dolayısıyla ortalara saçılan büyük pislik benim senelerdir sorduğum bu soruya da kısmi bir yanıt verdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kaç senedir&nbsp;-serde iktisatçılık var-, bu fiyatlarda bir anormallik var diyorum ama fiyatların nasıl bu kadar yanlış olabildiğine, bir gösterge olmaktan çıktığına net açıklama getiremiyor(d)um. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Türkiye maalesef bir karapara (kara para değil) cehennemi. Bunu asla Fenerbahçe için söylemiyorum. Genel bir trend bu galiba. Piyasa değeri üç milyon avro olan bir futbolcu&nbsp;on milyon avrodan kontrat imzalayabiliyor, zaten pek vergi de vermiyorlar. Kontratın yüksek gösterilmesinin maliyet pek yok, karapara bu arada yıkanmış gibi. transfermarkt da bu kontrat fiyatlarına göre takımın değerini gösteriyor, bu işler de ağırlıklı olarak büyük takımlar için geçerli.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Deveye sormuşlar “neden boynun eğri?” diye, deve de "nerem doğru ki" diye yanıtlamış. &nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak, yazıyı şöyle tamamlayalım; önemli olan karaparanın aklanması değil, karaparanın nasıl ortaya çıktığı. Bizde esas tabu da bu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Denizbank’da bir şube müdürünün konusunu herkes biliyor, yargılanıyordu ve yüz yıldan fazla ceza aldı. Acaba kimse bu şube&nbsp;müdürüne, bu&nbsp;paraları getiren futbolculara&nbsp;“bu paraları nereden buldun, gelir beyannamende gösterdin mi?” diye soran oldu mu?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/12/tahmin-ediyordum-artik-netlesiyor-galiba-transfermarkt-karapara-1765119189.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EuroLeague, NBA Europe ve basketbolun endüstrileşme çabası</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/euroleague-nba-europe-ve-basketbolun-endustrilesme-cabasi-12071</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/euroleague-nba-europe-ve-basketbolun-endustrilesme-cabasi-12071</guid>
                <description><![CDATA[Gelgelelim, şimdilerde, EuroLeague’e alternatif bir NBA Europe heyecanı Avrupa’yı savaştan sarmaya başladı. Çıkan haberlere bakınca bu gelişmenin sevinilebilecek bir şey olduğunu düşünmek için pek de bir gerekçe bulamıyorum, zira, öneriler hayli ilginç.  Avrupa basketbolunun en temel sorunu nedir?  Futboldan sonraki en popüler spor olmasına rağmen birçok ülkede esamesinin okunmaması.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Baştan açıkça söyleyeyim, NBA’de oynanan oyunun basketbol olmadığını düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Süperstarların diledikleri gibi oynadıkları, sınırsız top kullandıkları, hatalı yürümelerine falan göz yumulduğu, müdafaanın neredeyse hiç olmadığı oyuna basketbol demek benim içime hiçbir zaman sinmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama Avrupa basketbolunu, özellikle de EuroLeague’i hep çok sevdim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çünkü benim anladığım şekliyle basketbol bir takım oyunudur, EuroLeague böyledir; oysa, NBA bireysel bir gösteridir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelgelelim, şimdilerde, EuroLeague’e alternatif bir NBA Europe heyecanı Avrupa’yı savaştan sarmaya başladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çıkan haberlere bakınca bu gelişmenin sevinilebilecek bir şey olduğunu düşünmek için pek de bir gerekçe bulamıyorum, zira, öneriler hayli ilginç.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Avrupa basketbolunun en temel sorunu nedir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Futboldan sonraki en popüler spor olmasına rağmen birçok ülkede esamesinin okunmaması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Basketbol deyince aslında hangi ülkelerden söz ettiğimize bir bakalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye, Rusya, Almanya, az biraz Polonya, Yunanistan, sonra Portekiz hariç bütün Akdeniz ülkelerini sayabiliriz, yani İsrail, İtalya, Fransa, İspanya, Baltıklarda bir tek Litvanya var, İskandinavya’da Letonya ve Finlandiya belki bir ölçüde listeye dahil edilebilir, onun dışında bir de eski Yugoslavya ülkelerini saymamız şart: Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu sezon olmayacak bir şey oldu ve ciddi bir yatırım yapması karşılığında BAE takımı Dubai Basketbol, EuroLeague’e dahil edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi bir de hangi ülkelerde basketbolun hiç gündeme gelmediğine bakıp mukayese edelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İngiltere, İskoçya, Galler, İrlanda, Hollanda, Belçika, İsviçre, Danimarka, İsveç, Norveç, Çekya, Slovakya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ukrayna…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Görüleceği üzere, Avrupa, daha rekabetçi bir lig kurabilmek için Dubai’ye gitti ama pek çok büyük ülkede basketbol heyecanını sağlayamadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu ülkelerden çıkan tek tük basketbolcu orada kalmayıp derhal Avrupa’nın ya da NBA’in büyük kulüplerine transfer olup kariyerini o ülkede sürdürmeyi tercih ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">NBA Europe Direktörü George Aivazoglou, kalıcı olacak 12 şehri açıklamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu şehirler gerçekten çok tuhaf seçilmiş çünkü içlerinde Londra ve Manchester gibi basketbol kültürünün hiç bulunmadığı şehirler var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hadi diyelim Londra’nın vasat altı takımı London Lions’a yatırım yapılacak ama Manchester’da basketbolun b’si yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gene haberlerde yazdığına göre, o takım Manchester United olacakmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zaten bütün mesele bu; futbol taraftarlarının şişkin pazarına basketbol ürünü de eklemek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu yüzden, Paris Saint Germain’e de teklif götürülmüş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">NBA, ilerleyen günlerde belki başka büyük futbol takımlarına da basketbol şubesi açmaları için bir davette bulunur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benim hiç aklım kesmiyor ama yapılacak reklamları, algoritma oyunlarını, sınırsız pazarlama bütçesini falan düşününce imkansız da diyemiyorum; İngilizler bir-iki sene içinde, meğer biz bir basketbol ülkesiymişiz de bunca yıldır haberimiz yokmuş, diyebilirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aivazoglou, misal, İstanbul ve Atina’dan da “birer takım” olacağını söylemiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İstanbul’un takımı Fenerbahçe ya da Anadolu Efes değil, Galatasaray olacakmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu hesaba göre, Atina’daki takımın da Panathinaikos ya da Olympiacos yerine AEK olması bekleniyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">NBA Europe, Real Madrid ve Barcelona ile de anlaştıklarını açıklarken Partizan, Kızılyıldız, Zalgiris Kaunas gibi basketbol şehirleri kendilerine yer bulamamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Panathinaikos ile Olympiacos’un da NBA Europe’ta olmayacağını varsayarsak, NBA’in amacının futbol kulüplerinin hazır taraftarlarına yeni bir lig kurup pazarlamak olduğunu düşünmemek için hiçbir sebebimiz kalmıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kendi adıma söyleyeyim; Belgrad ya da Kaunas deplasmanlarının olmadığı, basketbol kültürüne sahip takımların pek çoğunun yer almadığı, buna mukabil nevzuhur takımlara büyük paralar harcatılan bir lig beni ancak basketbol izlemekten soğutur.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Nov 2025 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/11/euroleague-nba-europe-ve-basketbolun-endustrilesme-cabasi-1762705578.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trabzonspor ne vadediyor, ne beklemeliyiz?</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trabzonspor-ne-vadediyor-ne-beklemeliyiz-11950</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trabzonspor-ne-vadediyor-ne-beklemeliyiz-11950</guid>
                <description><![CDATA[İşler bu şekilde giderse, yine benzer bir senaryo yaşayabilir miyiz bu sezon? Neden olmasın! Ancak bu sene olmazsa bile, doğru planlamayla ve bu oyuncu yapısıyla önümüzdeki yıldan itibaren gelecek sezonlar için bu takım çok güzel hayaller kurdurtuyor benim gibi realistlere bile.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye Süper Ligi’nde 9. hafta maçları geride kaldı, yani 34 haftalık maratonun kabaca dörtte biri tamamlanmış oldu. Neredeyse dokuz ay süren koca bir sezonda süreç ilerlerken elbette çok şey yaşanabilir, ama dörtte birlik bir periyot bir ön değerlendirme yapmak için iyi bir veri sunar bize. Bu yazı vesilesiyle, Trabzonspor’un sezon başlangıcını ele alıp, takıma ve taraftarlara dair bazı yapısal hususlardan söz etmek istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Geçtiğimiz sezondan bu yana hangi noktadayız?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trabzonspor 2024-25 sezonunu 36 maçta sadece 51 puan toplayarak 7. sırada bitirebilmişti. Toplam 13 galibiyet alabildiği sezonda 58 gol atmasına karşılık, 45 golü kalesinde görmüştü. Bir önceki sezonda ise ligi 100 puan sınırına çıkan iki İstanbul takımının ardından üçüncü sırada bitirmiş ve 38 maçta 67 puan toplamıştı. Demek ki geçtiğimiz sezon maç başına 1,41 puan toplayabilirken, bir önceki sezon maç başına 1,76 puan toplamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sezon ise ilk dokuz hafta itibariyle 20 puan toplayan ve Galatasaray’ın hemen ardından ikinci sırada kendine yer bulan, 2,22 puan ortalamasına çıkan bir Trabzonspor var karşımızda. Takım bu sene henüz 9. haftada 20 puan barajına ulaşırken, geçtiğimiz sezon Şenol Güneş yönetiminde yapılan başlangıçta, 20 puana ancak 19. haftada ulaşabilmişti. 2024-25’te takımın 1 civarındaki puan ortalaması da Fatih Tekke’nin göreve gelmesinden sonraki son 11 haftada yükselişe geçerek 1,41 puan ortalamasına erişebilmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dolayısıyla oldukça kötü başlayan ama sonuna doğru kısmen umut verebilen bir seneyi devraldı Fatih Tekke, oyun olaraksa kötü denebilecek bir noktadaydı Trabzonspor; rekabet seviyesi oldukça düşük, takım savunmasında da hücumda da sorunlu bir malzeme vardı elinde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sezon hazırlığı da çok umut verici başlamadı, transferler istenildiği gibi yetiştirilemedi, sakat ve cezalı isimlere ilaveten, takımın kaptanının satılmak zorunda kalınması, elde genç bir kadro bulunması, yönetimle taraftar arasındaki sorunlar vs. Özetle, bu tablo umut vadetmekten yine uzaktı sezon başı itibariyle.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Fatih Tekke ile yakalanan ivme ve yepyeni bir takım</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sene başında Süper Lig’deki şampiyonluk yarışının son iki sezonda olduğu gibi, kadro değerleri yaptıkları transferlerle 300’er milyon Euro bandına yaklaşan iki İstanbul takımı arasında geçeceği tahminleri yapılıyordu. Trabzonspor ise 100 milyon Euro’yu zor bulan kadro değeriyle sezona başlamıştı. Nitekim henüz sezon başlamadan, Ağustos ayı başında şampiyonluk oranları açıklanırken, Galatasaray için 1.60 oran belirlenirken, Fenerbahçe için 2.25, Beşiktaş’a 8.50 oran biçilmişti. Trabzonspor içinse neredeyse imkânsız bir oran telaffuz ediliyordu; 22.00! Taraftar unutmasın ki sezona böyle başlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak 2025 Ocak ayından beri transfer politikasında önemli bir değişim görülüyor Trabzonspor’da. Kadroya iyi bir planlama ve scouting sonucu eklenen 23 yaş altı yetenekler, bilhassa Felipe Augusto, Danylo Sikan, Kazeem Olaigbe, Christ Oulai, Benjamin Bouchouari, Tim-Jabol Folcarelli, Wgner Pina, Arseniy Batagov gibi isimler transfer politikasının artık tamamen değiştiğini ve geleceğe yatırım vizyonunun ön plana çıktığını gösteriyor. Keza geçtiğimiz sezon U-19 takımının kendi yaş grubunun Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona ile final oynaması da kulüp içindeki değişim ve gelişim vizyonunun sonucuydu. Bu kadrodan A takıma yapılan eklemeler de kulübün geleceği adına umut veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu dikkat çekici genç kadroya Andre Onana, Stefan Saviç, Paul Onuachu gibi oldukça kariyerli isimlerin sahadaki profesyonellikleri ve her hafta sergiledikleri performansla liderlik ve ağabeylik etmeleri de bu kadro planlamasının bir başka boyutu. Üstelik bu dinamik kadronun başına, yine kendileri gibi başarıya aç ve kendini şehre, takıma adamış bir teknik adamın, kulübün efsane ismi Fatih Tekke’nin getirilmesi en isabetli karardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nitekim, tesislerde kalan ve vaktinin büyük çoğunluğunu takımla ve takım için geçiren Tekke’nin bu yoğun mesaisi saha sonuçlarıyla da kendini göstermeye başladı. Ligin ilk dokuz haftasını 6 galibiyet ve 2 beraberlikle geçen, kaybettiği Fenerbahçe maçını da tartışmalı kararlarla kaybeden Trabzonspor, Galatasaray’ın ardından ikinci sırada yer alıyor. Attığı 15 golle Galatasaray’ın ardından ikinci sırada yer alan takım, yediği 7 golle de savunmada güven veriyor ki ligde en az gol yiyen dördüncü ekip durumunda. Geçtiğimiz sezonun bariz şekilde üstüne koyarak gelen takım, şimdiden 2,22 puan ortalamasına ulaşmış durumda ki bu ivmenin sürdürülebilmesi takımı sezon sonunda ilk ikinin içinde tutabilecek potansiyel vadediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve hepsinden ötesi Trabzonspor, artık yeniden taraftarlarına hayal kurduran bir takım haline gelmeye başlıyor. Genç ve potansiyelli oyuncularıyla, teknik kadro planlaması ve gelecek vizyonuyla, genel itibariyle sürdürülebilir mali tablolarıyla yeniden bir kenetlenmeyi sağlayabilir bu takım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yönetim ve taraftar boyutu: Stadyum neden boş?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski başkan Ahmet Ağaoğlu’nun 2021-22 şampiyonluk sezonundan sonra görevden ayrılması (daha doğrusu ayrılmak zorunda kalması) içine hiç sinmeyen taraftarlardan biri de benim. Ertuğrul Doğan yönetiminin şampiyonluk sezonu sonrasındaki performansını çok tatmin edici bulmasam da elbette iyiniyet ve fedakârlıklarından kimsenin şüphesi olamaz. Bütçe ve gelirler açısından yapılan hamleler, Bankalar Birliği kıskacından çıkılmasının sağlanması, Kartal arazisiyle ilgili adımlar ve mali açıdan sürdürülebilir bir sistem kurma vizyonunu kulübün geleceği açısından çok değerli bulanlardanım. Geçtiğimiz sezonlardaki başarısız saha sonuçlarının ardından bu sezon sahada da iyi netice alınarak sezona başlanması, bu çabaların ve vizyonun hayata geçirilebilmesi açısından ilave motivasyon sağlayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak kulübün sportif direktörlük ve medyayla, taraftarla, takımla iletişim konularında ciddi bir eksikliği bulunduğu da gözden kaçmıyor. Genç oyuncuların değerlendirilebileceği Avrupa’da bir takım satın alınması projesi, yurt içinde kiralık gönderilen oyuncuların iyi bir mühendislikle doğru takımlara ve doğru teknik ekiplerin nezaretine gönderilmesinin sağlanması, kriz anlarında kamuoyunu ve şehri teskin edebilecek emniyet supaplarının ihmal edilmemesi vs gibi hususlar yönetişim ve daha iyi “halkla ilişkiler” ve planlama açısından halledilmesi gereken sorunlar olarak önümüzde duruyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ve taraftarlar…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kulübün asıl sahibi ve finansörü olan, sadece sevinçte değil hüzünde ve çöküş anlarında da takıma ve şehre sahip çıkması gereken, bu görevi şimdiye kadar aksayarak da olsa yerine getiren taraftarlara bu noktada büyük iş düşüyor. Bu kadar genç bir kadronun sürekli desteklenmeye ihtiyacı varken, kulübün gerçek efsanesi Fatih Tekke gibi bir ismin bu süreçte şehrin tüm dinamiklerini arkasına alması gerekirken, iç saha maçlarında tribünlerin yarısının bile zorla dolmasının hiçbir izahı yok maalesef. Üstelik saha sonuçları da gayet başarılı seyrederken, bu ivmenin sürdürülebilmesi ve takımın hakkının sahada veya masa başında yenmemesi açısından, tribünlerin dolmasına ve maçların kapalı gişe oynanmasına ihtiyacı var takımın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">***</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu güzel sezon başlangıcında, Trabzonspor’un 9 haftada toplanan 20 puanı geçebildiği son sezon, 2021-22’de şampiyonluğu elde ettiği sezondu. O sezon yine aynı haftada 21 puana ulaşmış, rahat bir şekilde sezonu şampiyon tamamlamıştı takım. İşler bu şekilde giderse, yine benzer bir senaryo yaşayabilir miyiz bu sezon? Neden olmasın! Ancak bu sene olmazsa bile, doğru planlamayla ve bu oyuncu yapısıyla önümüzdeki yıldan itibaren gelecek sezonlar için bu takım çok güzel hayaller kurdurtuyor benim gibi realistlere bile.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/10/trabzonspor-ne-vadediyor-ne-beklemeliyiz-1760963074.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sadettin Saran’ın seçim zaferinin düşündürdükleri</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/sadettin-saranin-secim-zaferinin-dusundurdukleri-11812</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/sadettin-saranin-secim-zaferinin-dusundurdukleri-11812</guid>
                <description><![CDATA[Fenerbahçe Başkanlığı, amatörlüğü ve acemiliği kaldırmaz.  Hele de taraftarın sabrı hiç yokken.  Bu hatalar devam ederse baştacı ettiğini alaşağı etmekten de hiç çekinmez. Sadettin Saran, çok başarısız bir kampanyayla büyük bir seçim kazandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black; font-size:16px">Gazetelerin skor yazarları vardır, bilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">88. dakikaya berbat top oynayan takımı yerden yere vuran yazılar döşenir ama son dakikada şansa bir golle 1-0 kazandığında her şeyi unutur bir anda taktiksel dehadan, son âna kadar vazgeçmeyişten falan bahseder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Doğrusu ya, benimki de biraz o hesap oldu çünkü ben Fenerbahçe’deki Başkanlık seçimlerini Ali Koç’un kazanacağından neredeyse emindim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gelgelelim, sandıklar kapandı, oylar sayıldı ve yüzde 50.52 oy alan Sadettin Saran, Fenerbahçe’nin yeni başkanı oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu da beni seçim kampanyasının önemine ve belirleyiciliğine dair düşünmeye sevk etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Zira, Saran’ın seçim kampanyası ilk günden itibaren çok başarısızdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ama büyük bir sürprize imza atarak mevcut başkanı devirmesine bir engel teşkil etmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Söz Fenerbahçe” diye bir slogan bulunmuş, hiç fena değil, evvela akla Ali Koç’un veremediği “şampiyonluk sözünü” getiriyor, Saran’ın adının ilk harfiyle başlıyor, hatta Funda Arar’ın 100. yıl için bestelediği şarkının “sen sen sen Fenerbahçe!” dizesini anımsatıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir başka slogan daha çalışmış: “Fenerbahçe’yi Saran heyecan”.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu da son derece başarılı, “saran” diyerek kulübün içine düştüğü ve belki de birçok başarısızlığın temelinde yatan ayrışmayı çözen kişi olmaya göndermede bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Sloganlar haricindeki kampanya ise baştan sona bir fiyaskoydu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">O kadar büyük hatalar yapıldı ki, Sadettin Saran neredeyse dişe dokunur bir tek vaatte bulunmadan, en büyük projesinden de ertesi gün vazgeçerek seçimi kazanabildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu da bize seçimi aslında Saran’ın kazanmadığını gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ali Koç’a duyulan tepki, “muhtaçlıktan” fazla olduğu an karşı aday seçimi kazandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ali Koç, kendi kibrinde boğuldu ve seçimde esasen kendisine, o elleri cebinde yürüyüşüne, hiçbir somut başarısı olmamasına rağmen burnundan kıl aldırmayan tavrına yenildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ama ben bu yazıyı Saran’ın kampanyasıyla sınırlı tutacağım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Sadettin Saran’ın kampanya süresince yaptığı en doğru iş, Hakan Bilal Kutlualp’in kendisi lehine seçimden çekilmesini sağlamaktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu olduğu için oylar bölünmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Aksi takdirde, muhalefet bloku daha yüksek oy almış olsa da, 31 Mart seçimlerindeki Hatay Büyükşehir Belediyesi ya da Gebze seçimleri geliyor aklıma, seçimi mevcut yönetim kazanacaktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bene göre, Sadettin Saran’ın en tılsımlı kelimesi “denenmemişlik” idi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu kelimenin çevresinde bir birleştiricilik sağlanması gerekirdi diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Niye Ali Koç -ya da Aziz Yıldırım- değil de Saran, çünkü diğerleri denendi ve bir açıdan başarısızlık hali var; oysa, Saran öyle değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ayrıca, Ali Koç, Aziz Yıldırım’a karşı seçim kazanırken Barcelona’yla arasının ne kadar iyi olduğunu anlatıp Puyol’la fotoğraflarını yayınlamıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Böylece, kendisinin vizyonunun Yıldırım’ınkine nazaran ne kadar geniş ve büyük olduğunu göstermek istiyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bunda başarılı da oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Benzer bir hikâye Saran için de Borussia Dortmund üzerinden anlatılabilirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gene de, yapılmayanlar çok önemli değil, yapılanlar ise ciddi şekilde eleştirmeye değer.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir anda, bir kriz oldu ve Sadettin Saran, seçilmesi halinde birlikte çalışacağı teknik direktörü açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ve, kızılca kıyamet koptu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Açıkladığı isim Portekizli Sergio Conceicao’ydu, bu tercihin iyi ya da kötü olması bu aşamada önemli değil çünkü bunu test edebilecek hiçbir veri yok elimizde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ama açıklanış şekli, Saran’ın ne kadar hazırlıksız olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Fenerbahçe Başkanlığına aday olan kişi, çalışmak istediği teknik direktörü, şayet o kişi dünyaca tanınan bir isim değilse, bir sosyal medya mesajıyla açıklayamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Açıklarsa, bu amatör görüntünün altında kalır ve ertesi gün fikrini değiştirdiğini söylerken bulur kendini.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Daha önceki Portekizliler başarılı olamamışlardı; bunların üçü, Vitor Pereira ile Jorge Jesus, Ali Koç döneminde geldi ve olmadı, ikisi de bir sezon ancak dayanabildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir başka Portekizli Jose Mourinho ise daha yeni ayrılmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">O da, ikinci sezonuna başlamış olsa da, daha yolun başında takımdan ayrılmak zorunda kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Portekizlilerin üst üste başarısız olduğu bir takıma, eğer illa bir Portekizli getirecekseniz, öncesinde kamuoyunu oluşturmanız gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Günümüz imkânlarıyla bu çok basit.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Conceicao’nun oynattığı takımlardan birkaç kesidi sosyal medyada döndürürsünüz, o kesitler herkesin önüne çıkmaya başlar, birkaç kişi “Conceicao’nun takımına bak be fişek gibi!” diye paylaşımlar yapar, bir-iki gazeteci de Conceicao’ya dair iki haber hazırlar, neden doğru isim olduğuna dair üç-beş kanalda yorumlar yapılır ve siz de madem bu isme güveniyorsunuz, kamuoyunu da hazırlamışsınız, çıkıp bangır bangır söylersiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">O noktada artık size karşı çıkacak kimse kalmamıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Peki, diyelim hazırlıksız yakalandınız, ne yapacaksınız?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Çok basit: İki hafta sonra seçime gidecek yönetimin herhangi bir teknik direktörle anlaşmasının mümkün olmadığını söyleyeceksiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Burası Fenerbahçe, zaten her maçın favorisi, dolayısıyla iki maça Zeki Murat Göle çıksa dünyanın sonu gelmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ama siz kendi vizyonunuza sahip çıkmak ve onu tartışılmayacak bir şekilde kulübe yerleştirmek istiyorsanız, baştan kesmeniz gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Eski yönetim birini seçerse, ne yapalım, ona da destek veririz,” gibi bir şey söyleyemezsiniz, bunu söylemek sizi edilginleştirir, oysa sizin gücünüz karşı çıkabilmekten ve dediğinizi yaptırabilmekten geçer.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir başka konu da ciddiyetsizlik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kurumsallık, bazı konularda hata kaldırmaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Mesela, Dışişleri Bakanlığı’nın bir evrakında imla hatası olmasını düşünebilir misiniz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Olmaz böyle bir şey, olamaz, masa başında oturan ekip “Fenerbahçe gibi FB TV’de tüm camiamızın…” diye bir metin kaleme alamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Eğer alırsa, aynı saatlerde, kameralara “Adem ne diyecektik la biz?” sözleri yakalanır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Seçim kazanılırsa önemsenmez, ama Adem size yine kameraların duyacağı şekilde “‘bugün Fenerbahçe’nin bayramı, bana güvenin’ diyeceksiniz” diyorsa, bu sizin hazırlığınız olmadığını ifşa eden bir skandaldır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Fenerbahçe Başkanlığı, amatörlüğü ve acemiliği kaldırmaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Hele de taraftarın sabrı hiç yokken.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu hatalar devam ederse baştacı ettiğini alaşağı etmekten de hiç çekinmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Sadettin Saran, çok başarısız bir kampanyayla büyük bir seçim kazandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bence hata yapmaya devam ediyor; Devlet Bahçeli’nin Ali Koç’a açık desteğiyle Chobani sponsorluğunun anlamını falan görmezden geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Saran “seçimi ben kazandım!” rehavetine girerse, korkarım Fenerbahçe Başkanlığındaki günleri sayılı olacak.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Sep 2025 00:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/sadettin-saranin-secim-zaferinin-dusundurdukleri-1758643125.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evet, Göztepe Satılık… Daha Güçlü Olmak İçin…</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/evet-goztepe-satilik-daha-guclu-olmak-icin-11800</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/evet-goztepe-satilik-daha-guclu-olmak-icin-11800</guid>
                <description><![CDATA[Göztepe sermayenin faydalarını somutlaştıran bir örnek olarak bize şunu söylüyor: Kapitalizm doğru uygulandığında yalnızca kulüpleri değil, toplumları da geleceğe taşıyabilecek bir güçtür. Futbolun bu küçük laboratuvarında gördüklerimiz, aslında büyük resimde kapitalizmin iyiliğine dair güçlü bir kanıttır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Futbol sadece 90 dakikalık bir oyun değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyolojik bir laboratuvar. Türkiye’de pek çok kulüp yıllardır mali krizlerle boğuşurken, taraftarından en üst yöneticisine kadar futbolun sadece topun peşinden koşmak olmadığını gördük. Göztepe Spor Kulübü’nün son dönemde yaşadığı değişim ise sermayenin spor camiasında da ne kadar faydalı olabileceğinin çarpıcı bir göstergesi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">1925’te İzmir’de kurulan Göztepe, tarihi başarılarla dolu bir kulüp. Türkiye’den Avrupa kupalarında yarı final oynama başarısı göstermiş ilk takımdır. Ancak yıllar geçtikçe, yanlış yönetimler ve bilinçsizce yapılan harcamalar nedeniyle kulüp amatör kümelere kadar geriledi. Bu süreç, aslında Türkiye’de birçok kulübün ortak hikâyesidir: kötü yönetim, borç batağı ve günü kurtarmaya dönük kararlar. Bugün ise Göztepe, Süper Lig’de hem rakiplerinin çekindiği güçlü bir takım hem de mali açıdan büyüyerek güç kazanan bir kulüp. Bu farkı yaratan temel unsur ise nettir: <strong>sermaye</strong>.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Göztepe’nin yeniden yapılanma süreci özel sermayenin spora kattığı vizyonu gözler önüne seriyor. Profesyonel yönetim, uzun vadeli yatırım planları ve finansal disiplin sayesinde kulüp yalnızca sahada değil, saha dışında da güçleniyor. Devlet destekli ya da popülist yönelimli modellerde sıkça rastladığımız “günü kurtarma” anlayışının yerini, sermayenin getirdiği “yarını inşa etme” vizyonu alıyor. Böylece futbol yalnızca bugünkü maçlara değil, altyapıya, tesisleşmeye ve sürdürülebilirliğe odaklanıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Burada kilit aktörlerden biri <strong>Sport Republic</strong>. Spor ve eğlence sektörüne yatırım yapan bu şirket, İngiltere’nin köklü kulüplerinden Southampton FC’nin %80 hissesine sahip olduğu gibi, Göztepe’nin de %70 hissesini elinde bulunduruyor. Bir şirketin doğası gereği öncelikli amacı kârdır ve Sport Republic’in yaptığı da aslında bundan ibaret. Mehmet Sepil’in vizyoner tavrıyla kulüp hisselerinin devredilmesinden sonra Göztepe’nin büyümesinin ardında da bu mantık yatıyor: kâr amacı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Bu noktada sistem şöyle işliyor: Göztepe başarısız olursa yalnızca taraftar üzülmeyecek, aynı zamanda şirket de para kaybedecek. Dolayısıyla yatırımcı için kulübün başarısızlığı kabul edilemez bir ihtimaldir. Bu model, belediye başkanlarının, inşaat şirketi sahiplerinin ya da “en çok adamı toplayanın” başkan olduğu düzenden tamamen farklıdır. Çünkü burada yapılan harcamalar yatırımın bir parçasıdır; hesapsızca alınan yaşlı futbolcular ya da plansız harcamalar artık gündeme gelemez. Kaybedilen para, bizzat yatırımcının parasına dokunacaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Futbolu küçük bir toplum modeli olarak düşünürsek, kulüplerin sermaye sayesinde güçlenmesi bize kapitalizmin işleyişine dair önemli ipuçları sunuyor. Kapitalizm, rekabeti teşvik ederek yeniliği zorunlu kılıyor, kulüpleri sürekli daha iyi olmaya zorluyor. Aynı zamanda bireylere de alan açıyor: taraftar yalnızca duygusal bir bağ kurmakla kalmıyor, kulübün geleceğine dair güven hissediyor. Sermayenin sağladığı istikrar, özgürlükle birleştiğinde hem kulüp hem de taraftar için kazan-kazan ortamı doğuyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Kapitalizmin sıkça eleştirilen yanlarından biri onun “soğuk” bir sistem olduğu iddiasıdır. Oysa Göztepe örneğinde görüldüğü gibi sermaye, kulübün sıcak taraftar kültürünü yok etmek yerine, tam tersine onu yaşatacak zemini hazırlıyor. Finansal istikrar olmadan ne derbilerdeki coşku ne de tribünlerdeki aidiyet uzun vadede korunabilir. Kapitalizm, kulübün geleceğini güvence altına alarak taraftarın duygusal bağını da güçlendiriyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Elbette bu süreçte Göztepe’ye yöneltilen en sert eleştirilerden biri “satılık” söylemi oldu. Bu ifade, taraftarı en çok sinirlendiren konu. Ancak aslında taraftarın bu kavramı sahiplenmesi gerektiğini düşünüyorum. Evet, Göztepe satılık; çünkü daha iyi bir Göztepe için satılık. Soygun yapan yöneticiler yerine işi profesyonellerin yürütmesi için satılık. Kapitalistler Marx’ın alay amacıyla kullandığı “kapital” kelimesini nasıl benimsediyse, Göztepe taraftarının da “şirketleşme” ve “satılma” fikrini kabullenmesi gerekiyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#000000">Sonuç olarak, Göztepe sermayenin faydalarını somutlaştıran bir örnek olarak bize şunu söylüyor: Kapitalizm doğru uygulandığında yalnızca kulüpleri değil, toplumları da geleceğe taşıyabilecek bir güçtür. Futbolun bu küçük laboratuvarında gördüklerimiz, aslında büyük resimde kapitalizmin iyiliğine dair güçlü bir kanıttır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Sep 2025 00:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/evet-goztepe-satilik-daha-guclu-olmak-icin-1758465261.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uğurcan Çakır bizim neyimiz olur?</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ugurcan-cakir-bizim-neyimiz-olur-11717</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ugurcan-cakir-bizim-neyimiz-olur-11717</guid>
                <description><![CDATA[Canlı yayında TV’ye bağlanıp “Trabzonspor’un kaptanını kimse alamaz” dedikten birkaç gün sonra aynı oyuncuyu satınca, Trabzonspor başkanının sözünün kıymetini yeniden nasıl tesis edebilirsiniz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Trabzonspor ve taraftarlık üzerine notlar</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trabzonspor taraftarları için, 2010-11&nbsp;sezonuna kadar belki de en büyük travma 1995-96 sezonuydu; Fenerbahçe’ye şampiyonluk maçında kendi sahasında 1-2 yenilen Trabzonspor, o maçta liderliği kaybetmiş, sonraki iki hafta galip gelse de o avantajı iyi kullanan Fenerbahçe sezonu şampiyon tamamlamıştı. Şimdi belki 35 seneyi bulan Trabzonspor taraftarlığı geçmişimdeki ilk büyük üzüntüm bu şampiyonluğun dramatik kaybıydı, 13-14 yaşındaydım. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak ondan sonraki bir transfer gelişmesi, o dramatik sezonun anılarını yeniden depreştirmiş, çocuk zihnimde yeni yarılmalara yol açmıştı. Hami Mandıralı, Ünal Karaman, Hamdi Aslan, Ogün Temizkanoğlu, Abdullah Ercan, Arçil-Şota kardeşler, Tolunay Kafkas’lı bu efsane kadroda, bugünün teknik direktörü Fatih Tekke de o sezon 18 yaşında gencecik bir oyuncuydu. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu kadrodaki en iyi oyunculardan, milli takım futbolcuları Abdullah ve Ogün’ün 1999 Mayıs’ında, henüz birkaç sene önce şampiyonluğu kaybettiğimiz Fenerbahçe’ye transfer olduğu günü aradan geçen 26 seneye rağmen çok iyi hatırlıyorum, çocuk aklımla ne kadar üzülüp ihanetle suçladığımı da. Oyunculara ateş püskürüyordum, yönetim zaten haindi, bir daha o takımı tutmayacaktım vs. Mümkün mü bu, taraftarlık zaten irrasyonel bir şeydir, bırakıyorum demekle bırakamazsın ki! Sonradan kongre üyesi olacağım kulüple, daha çok sevinçler ve travmalar yaşayacak, daha çok sevinip üzülecektim. Başarılar, başarısızlıklar, transferler, kaybedilen oyuncular, Avrupa’da boşa geçirilen hazırlıksız sezonlar, kadro zafiyetleri vs vs.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Uğ</strong><strong>urcan </strong><strong>Çakır bizim neyimiz olur? Ya Dozer Cemil? </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Uğurcan Çakır iki gün önce 30 milyon Euro civarında rekor bir bonservis bedeliyle Galatasaray’ın yolunu tuttuğunda tüm bu sahneler bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Şampiyon kadrodan Ogün ve Abdullah 1999’da Fenerbahçe’ye gittiğinde hissettiklerimi düşündüm. Şimdi oğlum İrfan Kemal, çocukken onun şu anki yaşında yaşadığım üzüntüyü yaşıyor mu diye baktım, üzüldü epey ama bonservisin yüksekliği onu da biraz ikna etmiş gibiydi. Neticede lisanslı futbolcu İrfan da; takım aidiyetleri de transferlerin sıklığı ve rutinliği de bu dönemin çocuklarında bizimki kadar altüst oluşlar yaratmıyor olabilir. Kuşak farklarını anlayabiliyorum, zor da olsa kabullenmek gerekiyor bu tür sembolik değerlerin azalıp kayboluşunu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama ben yine üzüldüm, Ogün-Abdullah gittiği dönemki kadar değildi belki ama yine de üzüldüm, o da üzüldü; sonuçta takımın en önemli oyuncusu, milli takımın kalecisi ve bizim “kaptanımız” gitmişti. Herkes 1970’lerdeki o unutulmaz şampiyonluklar yaşayan kadronun efsane kaptanı Dozer Cemil değildi neticede. Trabzonlu ve Trabzonsporluydu Cemil Usta, İkinci Lig’deki kadroda da vardı, 1973’te Birinci Lig’e çıkan kadroda da vardı, sol bekti, takım kaptanlığına getirilmişti, ilk iki şampiyonluktaki kadronun kaptanıydı. 1978-79 sezonu öncesi kulüp kendisiyle yola devam edilmeyeceğini söylediğinde futbol hayatını da o gün bitirmişti. Kendisini transfer etmek isteyen Rizespor başkanına söylediği söz bugün hala dilden dile aktarılır: “Ben Trabzonspor’un kaptanıyım, başka bir kaptanın arkasından sahaya çıkmam.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dozer Cemil sadece 27 yaşındaydı, futbolu bıraktı. Devam edebilir, yeniden Trabzonspor’a dönebilirdi de belki, devam etmedi, ona ağır gelmişti kaptanı olduğu takımdan gönderilmek. Aradan 40 sene geçince bir başka Trabzonspor kaptanı yine aynı sözlerle takıma ve futbola veda edecekti: 2010-11 sezonunda kazanılan ancak tenekesi müzemize girmeyen şampiyonluğun mimarlarından Onur Kıvrak, sıkıntılı geçen sezonların ardından 2018-19 sezonu başlarken kadro dışı bırakılmıştı. “İdman yaptığımız tesislerde Dozer Cemil’in sözü asılıydı” diyecekti o da. “Ben de Trabzonspor’un 6 sene kaptanlığını yaptım, Dozer Cemil gibi ben de bir başka takımın kaptanının arkasında sahaya çıkmam” dedi ve 30 yaşında futbolu bıraktı Onur da. Takımın kaptanıydı, kulüp içi dengelerde olumsuz rolleri de olmuştu ama şimdi o tatsızlıkları kimse hatırlamıyor bile, futbolu neden bıraktığı hatırlanıyor bugün sadece. Doğrusu da bu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dozer Cemil’le Onur Kıvrak’ı aynı cümlede anıyoruz şu an, hep anacağız, biri 28 diğeri 30 yaşında bir aidiyet dersi vererek futbolu bıraktılar. “Ben futbolu sevmiyorum, Trabzonspor’u seviyorum, Türkiye’de futbolun sevilecek bir yanı yok” sözleri de aynı anlayışın devamı aslında. Türkiye’de takım taraftarlığı ve aidiyet biraz da böyle bir şey aslında, ama günümüzde bu çoğunlukla taraftarların neredeyse tamamını, ama futbolcuların çok az bir kısmını kapsıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Geçmişte Çin</strong><strong>’</strong><strong>de, bugünlerde Suudi liginde görü</strong><strong>len anormal </strong><strong>ücretleri karşılamak için bu ülkelerin fonları var; Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>de bu böylesi fonlar ve kulüp gelirleri yokken bu anormal ücretler, bir oyuncuya verilen 80 milyon Euro bonservis bedelleri, yıllık 15-20 milyonluk tek futbolcu ücretleri nasıl ve neyle karşılanacak? Kuvvetle muhtemel borçlanmaya giden kulüpler kendi geleceklerini ipotek altına alıyor, nasılsa başkanlar ve yönetim kurullarının görevi bıraktıktan sonra mali yükümlülükleri kalmıyor kulübe karşı.</strong></span></span></span></em></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">***</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki Uğurcan Çakır olayına nasıl bakmalı? Kaptanı olduğu kulübü, üstelik aldığı yıllık ücrette ciddi bir iyileştirme yapılıp yıllık 3 milyon Euro seviyesine çıkartma teklifi yapılmışken, gitmemesi için herkes seferber olmuşken, daha düşük bir ücrete Galatasaray’a gitmesini nasıl değerlendirmeli? Uğurcan’dan da bir Dozer Cemil veya Onur Kıvrak aidiyet beklemeli miyiz?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bence beklememeliyiz. Şu an çok farklı bir dönemde yaşıyoruz, futbol endüstrisinin ulaştığı seviye ve piyasada dönen paranın baş döndürücü düzeyi, insanların bakışlarını bulanıklaştırıyor haliyle. 50 sene önceki aidiyet numunelerini veya kendisini bir kulübe adama meziyetini herkesten bekleyemeyiz. Baresi, Maldini, Puyol, Totti veya daha yakın çevremizden Dozer Cemil, Bülent Korkmaz, Volkan Demirel örnekleri bu yüzden çok çok nadirdir ve parmakla gösterilir. Uğurcan’dan da bunu beklememiz şart değil, onu da bu baskı altına sokmamıza gerek yok zaten. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaldı ki bu insanların aileleri çocukları vs var ve herkes Trabzon gibi –bize benzersiz gelen ama nihayetinde herkesin sevmeyebileceği- bir şehirde on yıllarca yaşamak zorunda değil. Üstelik Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’nde oynama şansı var bu sene ve yaşı 30’lara yaklaşmışken o sahnede ve o seviyede oynamak Uğurcan’ın da hakkı. Trabzonspor olarak biz maalesef düzgün ve orta vadeli sürdürülebilir bir kadro planlaması yapamadık, bu imkânı veremedik kendi oyucularımıza. Üstelik Abdülkadir Ömür’ün birkaç sene önce Manchester City tarafından istenip de gönderilmediği ve ondan sonra bir daha da kendini toparlayamadığı realitesi ortadayken, birkaç senedir ayrılmak isteyen bir oyuncuyu zorla takımda tutmak riskini almak istemedi yönetim. Bu durumların hepsi anlaşılır şeyler, ama taraftar duygusal olur, bunlara ikna olmak istemez. Dolayısıyla yönetim daha mantıklı bir iletişim stratejisiyle bu tür sıkıntılı süreçleri hasarsız atlatmak zorunda. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İkinci olarak ödenen para, vergiler çıkınca ve bonusla birlikte 30 milyon Euro ki bu rakamın bir kaleciye verilmiş olması bile başlı başına haber değeri taşıyor. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazandırmış, İtalya Milli Takım kalecisi Donnarumma’nın 30 milyona PSG’den Manchester City’ye gittiği, City’nin kalecisi Ederson’un bu rakamın yarısının da altında bir değerle Fenrbahçe’ye geldiğ bir piyasada, Uğurcan’a 30 milyon ödenmesini tuhaf bulanlar var. Ancak Muslera sonrası kaleci bulamayan Galatasaray’ın, Donnarumma ve Ederson’u da alamayınca bu parayı ödemesini de kendi mali dengelerine bırakıyorum. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Uğurcan, milli takımın asıl kalecisi, örneğin Fransa’da doğmuş olsaydı bu yetenekleriyle 30 milyon Euro’yu bulmakta zaten zorlanmazdı. Ancak Türkiye’deki liglerin rekabet seviyesinin düşük olmasından dolayı Avrupa’daki kulüpler bu seviyede bir bonservisi Türk kulüplerine hiç ödemedi, hele bir kaleci için asla ödemeye yanaşmadı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak Trabzonspor açısından asıl sorun, yıllardır aşılamayan kadro kurma zafiyeti. Futbol ekonomisinin geldiği aşamada değerini bulan her futbolcu satılabilir, fakat doğru zamanda ve doğru iletişimle bunu yapmak gerekir. Canlı yayında TV’ye bağlanıp “Trabzonspor’un kaptanını kimse alamaz” dedikten birkaç gün sonra aynı oyuncuyu satınca, Trabzonspor başkanının sözünün kıymetini yeniden nasıl tesis edebilirsiniz? Kaldı ki tüm zorluklara ve tüm transfer sorunlarına rağmen lig başlamışken ve ilk 4 haftada 10 puan toplayıp taraftara yeniden hayaller kurdururken, takımın en iyi oyuncusunu, ligin süperstarını satmayı taraftara izah edebilmek çok güç.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benim gibi Dozer Cemilleri, Onurların futbolu bırakma hikâyelerini bilenler yaşayanlar bile futbolun ekonomisini düşünerek bir noktaya kadar bu tür astronomik bedelli satışları sineye çekebilir. Ancak Uğurcan’ın yerini dolduramayınca ve bunun maliyetini yarın sahada kaybedilen puanlarla ödemeye başlayınca taraftarı teskin etmek zorlaşır, Fatih Tekke gibi bu kulübün efsanelerinin bile altından kalkamayacağı olumsuz bir atmosfer yaratabilir. Şenol Güneş gibi gerçek bir tecrübe abidesi ve efsane dahi geçen sezon benzer bir kırılmayı yönetemediği için erken bırakmak zorunda kaldı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türk futbol ekonomisi nereye koşuyor? İ</strong><strong>flasa?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öte yandan burada Türk futbolu açısından alarm zillerini çaldıran başka bir büyük problem söz konusu. Geçen seneden beri Türk kulüpleri inanılmaz derecede yüksek rakamlarla transferler yapmaya başladı. Böyle bir ekonomisi var mı Türk futbolunun, bu rakamları kazanabiliyor mu kulüpler de bu kadar rahat harcayabiliyor? Borçla alım yapılıyorsa bu borçları kim ödeyecek ve kulüpler bu çarkı nasıl çevirebilecek? Uğurcan için 36 milyon Euro harcanan bir piyasada her oyuncunun değeri de otomatikman artacak ve bu maliyetler katlanarak gidecek? </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki Türk futbolu bu büyüklükte mi ekonomik olarak, yayın gelirleri ve diğer kupa katılım gelirleri bırakın bonservisleri karşılamayı, oyuncuların yıllık ücretlerini bile zor karşılayabiliyor. Geçmişte Çin’de, bugünlerde Suudi liginde görülen anormal ücretleri karşılamak için bu ülkelerin fonları var; Türkiye’de böylesi fonlar ve kulüp gelirleri yokken, bu anormal ücretler, bir oyuncuya verilen 80 milyon Euro bonservis bedeli, yıllık 15-20 milyonluk futbolcu ücretleri nasıl ve neyle karşılanacak? Kuvvetle muhtemel borçlanmaya giden kulüpler kendi geleceklerini ipotek altına alıyor, nasılsa başkanlar ve yönetim kurullarının görevi bıraktıktan sonra mali yükümlülükleri kalmıyor kulübe karşı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki bu borçlar sürdürülebilir mi? Bu balon patlayacaksa ne zaman ve hangi noktada patlayacak? Kendi tabii sürecinde ilerlemeyen bu sürecin vereceği zararı birileri düşünüyor ve önünü almaya çalışıyor mu?</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Sep 2025 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/ugurcan-cakir-bizim-neyimiz-olur-1757156096.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Futbolda 28 Ağustos Depremi: Futbol asla futbol değildir</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/futbolda-28-agustos-depremi-futbol-asla-futbol-degildir-11677</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/futbolda-28-agustos-depremi-futbol-asla-futbol-degildir-11677</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’yi dönüştürme amacı güden AKP’nin futbolu da dönüştürmek istemesi şaşırtıcı değil; aksine, anlaşılması gereken bir durumdur. Kurulu düzeni tüm imkânlarıyla kullanarak iktidara gelen ve ardından geldiği yolu hafriyatla doldurmaya çalışan bu siyasi anlayış  futbolu da yeniden tanzim etmek isteyecektir. Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin bu yeni nizam içinde savrulmaları, kendi yanlış tercihlerinin bir sonucu olsa da, kelebeğin kanat çırpışının bile okyanusları etkilediği bir dünyada, olan biteni siyasetten bağımsız okumak saflık olur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türkiye’yi dönüştürme amacı güden AKP’nin futbolu da dönüştürmek istemesi şaşırtıcı değil; aksine, anlaşılması gereken bir durumdur. Kurulu düzeni tüm imkânlarıyla kullanarak iktidara gelen ve ardından geldiği yolu hafriyatla doldurmaya çalışan bu siyasi anlayış&nbsp; futbolu da yeniden tanzim etmek isteyecektir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:right"><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#0f1419">"Hayat futbola fena halde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir; ama aslında toplu oynanan yani insanların bir tamilde oynadıkları bir oyundur. </span></span></span></span></em></p>

<p style="text-align:right"><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#0f1419">Hayat da öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli ol, iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet kaybedersin" </span></span></span></span></em></p>

<p style="text-align:right"><span style="color:#0f1419; font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Dar Alanda Kısa Paslaşmalar</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">28 Ağustos 2025, Türk futbolunda tarihsel bir kırılma günü oldu. Manchester United’da art arda görev yapmış Mourinho ve Solskjaer, Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan neredeyse eş zamanlı olarak kovuldu. Manchester United’ın da krizde olması, bu günün anlamını daha da derinleştirdi. Türkiye’de futbolun üç büyüğünden ikisi, başarısız sonuçların faturasını dünya futbolunda marka olmuş iki teknik adama kesti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Diğer büyük Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi’nde iddialı fikstürüyle kaostaki rakiplerine adeta selam çakıyor.VAR kameralarıyla futbolun giderek daha demokratik bir hale geldiği bu çağda, eskiden olduğu gibi faturayı hakemlere ya da “derin güçlere” kesmek mümkün olmuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türk insanının, özellikle Avrupalıdan en önemli farklarından biri hobilerinin sınırlı oluşudur. Türkiye’de esnafın dükkânı neredeyse hiç kapanmaz; pazar günleri bile açıktır. &nbsp;Kadınların ev gezmeleri, erkeklerin ise futbol tutkusu, hobi ihtiyacını büyük ölçüde karşılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette, yeni sosyolojik değişimler ve dijital dünyanın etkileri yadsınamaz. Ancak futbol, açık ara en büyük eğlence kaynağı olma rolünü sürdürmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">AKP döneminde, Türkiye’deki müesses nizamı hedef alan eleştirilerden futbol da nasibini almıştır. Futbol, kimi zaman 3 Temmuz süreci gibi komplolarla itibarsızlaştırılıp halktan soğutulmaya çalışılmış, kimi zaman ise iktidar destekli belediye kulüpleriyle mevcut yapı hedef alınmıştır. 3 Temmuz süreci, 15 Temmuz’dan bağımsız ele alınamayacak bir karanlık olarak öne çıkar. Ancak, kırılgan futbol kulüplerinin bağımlılık ilişkileri ve baskın siyasi güç, bu karanlığın sorgulanmasını şimdilik belirsiz bir geleceğe ertelemiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan, Türkiye’de futbol denince akla gelen “Üç Büyükler”in tahtını sarsmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kaynaklarının kullanıldığını unutmamak gerek. İBB bünyesinde kurulan ve AKP ile organik bağlarını gizlemeyen bir futbol kulübü, Türkiye’nin futbol iklimine en tepeden giriş yapmıştır. Bugün pek hatırlanmasa da, &nbsp;&nbsp;Galatasaray’ın “yenilmez” hocası, İBB’nin futbol takımıyla şampiyonluk yaşamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’de futbol tarihçiliğine aşina olanlar, İBB’nin futbol kulübünü, Atatürk döneminin “Ateş-Güneş” takımlarıyla kıyaslar. İBB’nin kulübü, para kazanan ve kazandıran bir nakit üretim makinesi olarak belediyeden koparıldı ve AKP’yle yoğun bağları olan ellere emanet edildi</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin bu yeni nizam içinde savrulmaları, kendi yanlış tercihlerinin bir sonucu olsa da, kelebeğin kanat çırpışının bile okyanusları etkilediği bir dünyada, olan biteni siyasetten bağımsız okumak saflık olur</strong>.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekonomik gücün belirleyiciliği, İBB-Başakşehir örneğinde olduğu gibi kendini daha fazla öne çıkarıyor. Türkiye gibi bir ülkede futbolun iktisadi değerinin düşük olması beklenemez. Futbolun para kazanması, kazandırması ve yüksek bütçelerle oynanması şaşırtıcı değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">AKP’nin futbolda hâkimiyet kurmaya çalışması ve bunu profesyonel bir futbol kulübünün arkasında durarak yapması, zamanın ruhuna uygun bir hamleydi. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair sandık çıkış anketine bakıldığında, AKP’nin oy tabanının ana ekseninde futbola en uzak kesim olan ev kadınlarının yer aldığı görülür. Bu kesimle AKP arasındaki bağ, 2018 seçimlerinde zirveye<a href="https://www.ipsos.com/sites/default/files/ct/news/documents/2018-07/Ipsos-SandikSonrasiArastirmasi-CnnTurk-2Temmuz2018.pdf"> ulaşmıştı</a>.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Bu bağlamda, AKP’nin İstanbul’un kaynaklarını kullanarak bir futbol takımı yaratması, anlamlı bir siyasi duruştu.Gezi Parkı protestoları sırasında Üç Büyükler’in muhalefetten yana tavır alması ve “İstanbul United” logosu altında Taksim’i, Gezi Parkı’nı savunması, bu duruşun bedellerinden biri oldu.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">İstanbul takımlarına karşı belediye sponsorluğunda rekabet üretimini &nbsp;Ekrem İmamoğlu da eleştirmişti. İmamoğlu, bu tavrını hiç gizlemedi. Üç Büyükler’in İstanbul’u aşan taraftar profili, esasen Türkiye’yi tek tip bir anlayışa taşımaya çalışan AKP zihniyetinin futboldaki izdüşümüne karşı durmaya çalışıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’yi dönüştürme amacı güden AKP’nin futbolu da dönüştürmek istemesi şaşırtıcı değil; aksine, anlaşılması gereken bir durumdur. Kurulu düzeni tüm imkânlarıyla kullanarak iktidara gelen ve ardından geldiği yolu hafriyatla doldurmaya çalışan bu siyasi anlayış&nbsp; futbolu da yeniden tanzim etmek isteyecektir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin bu yeni nizam içinde savrulmaları, kendi yanlış tercihlerinin bir sonucu olsa da, kelebeğin kanat çırpışının bile okyanusları etkilediği bir dünyada, olan biteni siyasetten bağımsız okumak saflık olur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Aug 2025 11:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/futbolda-28-agustos-depremi-futbol-asla-futbol-degildir-1756541071.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>David Hume ve Epikuros Türkiye Futbol Ligi’ni izleseydi…</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/david-hume-ve-epikuros-turkiye-futbol-ligini-izleseydi-11346</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/david-hume-ve-epikuros-turkiye-futbol-ligini-izleseydi-11346</guid>
                <description><![CDATA[Epikuros’un Tanrı ve Kötülük Paradoksunu felsefeyle ilgilenen herkes bilecektir. Sonrasında David Hume tarafından sistemleştirilen bu görüşten esinlenerek ben de Futbolda Yapı Paradoksu oluşturdum. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Epikuros’a göre haz, insan yaşamının temel amacıdır. Ancak burada sözünü ettiği haz, ölçülü ve uzun vadeli bir hazdır. Türk futbolunda da yöneticiler ve taraftarlar, sıklıkla kısa vadeli hazlar (bir galibiyet, bir transfer, bir manşet) uğruna uzun vadeli düşünmezler. Hume’a göre de, insanlar çoğu zaman <em>“neden-sonuç”</em> ilişkilerini akılla değil, alışkanlıkla kurar. Bir olay tekrarlandıkça, onun gelecekte de aynı şekilde gerçekleşeceğine inanırız. Oysa bu, büyük bir yanılsamadır. Bu tür beklentiler, gerçek bir rasyonel temele değil, geçmiş deneyimlere dayalı bir alışkanlığa dayanır.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Acısıyla tatlısıyla bir futbol sezonu daha geride kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geçen sezona damga vuran tartışmaların başında “YAPI” meselesi geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türk futbolunda gerçekten bir <em>‘‘yapı’’</em> var mı? Öncelikle bu soruya cevap verelim: Evet, kesinlikle bir <em>yapı</em> var!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Peki nedir, kimdir bu <em>yapı</em>? Hiçbir kulüp başkanının açıkça dile getiremediği bu yapıyı, gelin ben sizin için açıklayayım.</span><br />
<span style="color:#000000">Türk futbolundaki en önemli <em>‘‘yapı’’</em>; hizipleşme, yolsuzluk, eğitimsizlik, siyasetin yoğun etkisi, kulüplerdeki tek adam rejimleri, yapısal sorunlar ve kurumsal yetersizliklerden oluşan yapıdır. Bir başka deyişle, Türk futbolundaki en büyük yapı sorunu, profesyonellikten ve kurumsallıktan uzak bir yapının bizzat kendisidir.</span><br />
<span style="color:#000000">Hakemlerimiz kötü mü? Evet. Hakemlerimizin kötü performans sergilediğini kimse inkâr edemez. Bunu ben de kabul ediyorum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Peki, mesela kulüp başkanlarımız ne kadar iyi? Kulüplerdeki profesyonel yöneticilerimiz ne kadar yetkin? Antrenörlerimiz, futbolcularımız gerçekten çok mu iyi? Kulüplerimiz ne kadar iyi yönetiliyor? Altyapılarımız, futbol eğitim sistemimiz, bu eğitimleri veren eğitmenlerimiz ne kadar yeterli? Federasyonumuz ne kadar işlevsel? Milli takımlarımız ne kadar başarılı? Futbolda bugüne kadar dünya çapında ne kazandık ki, hakemlerimizin dünya standartlarında olmasını bekliyoruz? Hiçbir şeyin tam anlamıyla iyi işlemediği bir futbol ortamında, hakemlerden tam performans beklemek ne kadar gerçekçi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dolayısıyla evet, futbolumuzda bir <em>‘‘yapı’’</em> var ve bu <em>‘‘yapı’’ </em>futbolumuzda kolektif kalite artmadan asla düzelmeyecek! Bir başka deyişle; topta toptan değişim olmadan, bu <em>‘‘yapı’’</em>değişmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine de gelecek sezonlarda <em>‘‘yapı’’</em>, <em>‘‘dış güçler’’</em>, <em>‘‘bizi engellediler’’</em> gibi bahanelerin arkasına sığınanlar olursa bu toprakların yetiştirdiği Epikuros’a dönüp kulak vermelerini dilerim…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Epikuros’un Tanrı ve Kötülük Paradoksunu felsefeyle ilgilenen herkes bilecektir. Sonrasında David Hume tarafından sistemleştirilen bu görüşten esinlenerek ben de <strong>Futbolda Yapı Paradoksu</strong> oluşturdum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hangi kulüp olursa olsun fark etmez, eğer bir başkan <em>“yapı”</em> adı verilen ve yıllardır değişmeyen bir düzenden şikayet ediyorsa şu dört durumdan biri mutlaka geçerlidir ve kendisi paradoksa düşmüştür:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Başkan bu yapıyı kaldırmak istiyor ama gücü yetmiyor mu? O hâlde güçsüz bir başkandır. Değişmelidir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gücü yetiyor ama kaldırmak istemiyor mu? O hâlde kötü bir başkandır. Değişmelidir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hem istemiyor hem gücü yetmiyorsa? O hâlde yanlış seçilmiş bir başkandır. Değişmelidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gücü yetiyor ve kaldırmak istiyor mu? O zaman bu yapı neden hâlâ var?!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">David Hume ve Epikuros, Türkiye futbol ligini izleseydi, ligin Hume’un <em>“rasyonel yanılsaması”</em> ile Epikuros’un <em>“hazcılığı”</em> arasında sıkışıp kaldığını fark ederlerdi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Epikuros’a göre haz, insan yaşamının temel amacıdır. Ancak burada sözünü ettiği haz, ölçülü ve uzun vadeli bir hazdır. Ne var ki, günümüzde hazcılık kavramı genellikle popüler biçimiyle, anlık mutluluklar peşinde koşmak şeklinde anlaşılır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türk futbolunda da yöneticiler ve taraftarlar, sıklıkla kısa vadeli hazlar (bir galibiyet, bir transfer, bir manşet) uğruna uzun vadeli düşünmezler. Altyapı, organizasyon, sürdürülebilir başarı gibi <em>“gecikmeli hazları”</em> göze almazlar. Adeta <em>“hap şeklinde alınabilecek”</em> anlık hazlara ihtiyaç duyulur. Dr. Futbol, Türkiye’nin en iyi psikiyatrıdır. Bir transfer hapıyla veya 90 dakikalık bir seansla bütün dertlerinizi, zihinsel yüklerinizi anında unutturur.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hume’a göre insanlar çoğu zaman <em>“neden-sonuç”</em> ilişkilerini akılla değil, alışkanlıkla kurar. Bir olay tekrarlandıkça, onun gelecekte de aynı şekilde gerçekleşeceğine inanırız. Oysa bu, büyük bir yanılsamadır. Bu tür beklentiler, gerçek bir rasyonel temele değil, geçmiş deneyimlere dayalı bir alışkanlığa dayanır. David Hume’un ifadesiyle <em>‘‘Akıl, tutkuların kölesidir’’ </em>Türk futbolunda olan şey tam olarak budur: En akıllı adamlar bile, tutkuları uğruna en akılsızca işleri yapabilirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türk futbolunda da çoğu kulüp yöneticisi ve taraftar, aynı futbol aklıyla, aynı transfer politikasıyla başarı geleceğine <em>“alıştığı”</em> için, rasyonel görünen ama aslında oldukça irrasyonel kararlar verir. Örneğin, yıllardır her sezon teknik direktör değiştiren bir kulüp, aynı yöntemle hâlâ şampiyonluk bekler. Veya 20 ayrı kulübü gezmiş bir teknik direktörü yine <em>“kurtarıcı”</em> olarak göreve getirir… Yetiştirmek yerine transfer şovlarıyla kalıcı başarı geleceğini düşünürler. Çünkü tüm bunlar bir alışkanlık yanılsamasıdır. Falanca rakibin, falanca yılda öyle yaparak başarı elde ettiğini gördükleri için, başarının tek yolunun bu olduğunu sanırlar. Dolayısıyla, stratejiye, farklılaşmaya, eğitime, yetiştirmeye ve uzun vadeli rekabet avantajı yaratmaya yeterince değer verilmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Jul 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/david-hume-ve-epikuros-turkiye-futbol-ligini-izleseydi-1751397301.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yolda olmak: Türkiye’den İsveç’e bisikletin sosyolojisi</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yolda-olmak-turkiyeden-isvece-bisikletin-sosyolojisi-11325</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yolda-olmak-turkiyeden-isvece-bisikletin-sosyolojisi-11325</guid>
                <description><![CDATA[Bisiklet, pedalların ritmiyle sadece yolları değil, hayatı da kat eden bir araçtır. Türkiye’nin “Otomobil Cumhuriyeti”nde, arabalara, önyargılara ve eksik altyapıya rağmen bisiklet sürmek, bir direniş ve özgürlük arayışıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bisiklet, pedalların ritmiyle sadece yolları değil, hayatı da kat eden bir araçtır. Türkiye’nin “Otomobil Cumhuriyeti”nde, arabalara, önyargılara ve eksik altyapıya rağmen bisiklet sürmek, bir direniş ve özgürlük arayışıdır. Öte yanda, İsveç’in Vätternrundan yarışında 23 bin kişinin pedal çevirdiği bir dünyada, bisiklet eşitlik ve dayanışmanın sembolüdür.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bisiklet sürmenin insanın ulaşımla ilişkisinde eşsiz bir derinliği vardır. Yürümeyi hariç tutarsak, insanın kendi enerjisiyle bir yerden başka bir yere gitmesini sağlayan ve başka hiçbir canlı veya cansız enerji kaynağına ihtiyaç duymayan tek ulaşım aracı bisiklettir. Yürüyerek kat edilebilecek mesafenin 3-4 katını bisikletle alabilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çalışır durumda bir bisiklet, teorik olarak sizi dünyanın her noktasına götürebilir. Bunun için tek yapmanız gereken, zaten yaptığınız iki şeyi sürdürmektir: yemek yemek ve su içmek. İki pedal, tekerlek, dişliler ve zincir... İnsanlık tarihinin erken evrelerinde keşfedilmiş bu buluşların birleşimiyle ortaya çıkan bisiklet, oldukça yalın bir alettir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Teknolojinin gelişimiyle konfor, hız ve güvenlik boyutları oldukça ilerlese de bisikletin özü değişmemiştir: Pedal çevirmezsen düşersin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye gibi bir ülkede 12 yıldır yetişkin modunda bisiklet sürüyorum. Malum, Türkiye standartlarında bisiklet, sünnet hediyesi ya da çocuklukta kullanılan bir oyuncak olarak görülür. Arabalara ezilmeden, köpeklere yem olmadan, hırsızlara kaptırmadan ve “Taytla gezilir mi efendi?” ötekileştirmelerine takılmadan, Türkiye’nin “Otomobil Cumhuriyeti”nde var olmaya çalışıyoruz. Bisiklet yolu olmayan ülkemizde elektrikli bisikletler ve fat bike’lar ise zengin eğlencesi olarak alıcı buluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bisiklet üzerine çok konuşabilirim, nitekim daha önce de konuştum. (*) Ancak bisikletin merkezde olduğu bir İsveç filmini izledikten sonra, bisiklet sürmenin sosyolojisi üzerine yazmayı uygun gördüm:</span><br />
<span style="color:#000000">[Netflix bağlantısı: </span><a href="https://www.netflix.com/title/81735101%255D" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://www.netflix.com/title/81735101]</u></span></a></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bisiklet sürmenin dünyaya doğru bakmayla kesinlikle ilgisi var.</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">(Filmin Türkçe adı, her zamanki gibi uydurma: Soğuk Rekabet 2. Bu bir devam filmi olsa da orijinal adında “2” yok. İsveççe bir deyim olan Ute och cyklar’ın bu şekilde alakasız bir isme çevrilmesi oldukça saçma. Türk ithalatçılar bu tür adlandırmalarda ısrarcı olsa da, İsveççe’de “Dışarıda bisiklet sürüyor” deyimi, bir konuda yanlış bilgilenmiş kişiyi ifade ediyor. Bizdeki karşılığı, içerik olarak “Beni bir sen anladın, sen de yanlış anladın” gibi bir şey. Kesinlikle Soğuk Rekabet değil.)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Filmin merkezinde, İsveç’in ikonik Vättern Gölü etrafındaki 315 kilometrelik bisiklet yarışı yer alıyor. Peki, 315 kilometre bisiklet ne kadar sürede sürülür? Fıkradaki gibi, önce sürücünün performansına bakmak lazım. Kendinizi bilirsiniz: Eğer 315 kilometreyi 24 saatte bitirecekseniz, yarışa erken başlarsınız. Saatte 40 kilometre hızla uçan bir yol canavarıysanız, son grupta yer alırsınız. Herkesin neredeyse aynı anda bitirmesini sağlayan bu eşitlikçi yarışta amaç kazanmak değil. Daha doğrusu, kazanmaktan kasıt diğerlerini geçmek değil, yola devam etmektir. 20 binden fazla kişinin katıldığı bu yarış, 1966’dan beri her yıl Haziran ayında düzenleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Film, iki erkek kardeşin dünyasına odaklanıyor. Kardeşlerden biri evli, diğeri evlenmek üzere. Evli çift, adeta “metal yorgunluğu” yaşıyor; en çok yan yanayken birbirlerinden uzaklar. Evlilikleri çatırdıyor, boşanma çanları çalıyor. Bisiklet meraklısı olan evin beyi, üstelik en üst kategori için ter döküyor. Her şeye rağmen birbirlerinden kopamayan çift, evliliklerini kurtarmak için bir terapiste başvuruyor. Terapistin önerisi, birlikte bir şeyler yapmaları. Böylece adam, karısını yarışa katılmaya ikna ediyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bisiklet, pedalların ritmiyle sadece yolları değil, hayatı da kat eden bir araçtır. Türkiye’nin “Otomobil Cumhuriyeti”nde, arabalara, önyargılara ve eksik altyapıya rağmen bisiklet sürmek, bir direniş ve özgürlük arayışıdır.</strong></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Diğer çift ise ilk evliliklerinde aradıklarını bulamamış. Birlikte mutlular, ama kafaları hâlâ karışık. Kadının geçmişinde alkol sorunları ve dağınık bir hayat var. Daha dengeli olan erkek ise bir polis memuru; en iyi sırdaşı ise Ortadoğu kökenli kadın meslektaşı. Burada yarışçı olan, sporla kötü alışkanlıklarını aşmaya çalışan kadın.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hikâye, evli çiftin çocuklarını bakıcı bulamadıkları için 85 yaşındaki dedeye emanet etmenin riskleri, nişanlı çiftin güven bunalımları, eski eşler ve ayrı ebeveynlerle hayata tutunmaya çalışan çocuklar gibi detaylarla zenginleşiyor. İlişki sorunlarıyla birbirlerini yarı yolda bırakmanın eşiğine gelen karakterler, filmin son bölümünde 315 kilometrelik bisiklet macerasıyla yüzleşiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hayat ve bisiklet macerası, birbirinden rol çalarak ilerliyor. Pedal kesmek bisikleti durdurduğu gibi, insan ilişkileri de çabasız kalırsa duruyor. Yarışın sembolü haline gelmiş, 1966’dan beri tura katılan yaşlı ve sevimli bir İsveçli, önemli olanın yarışta olmak ve pedal çevirmek olduğunu hatırlatıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Filmin tamamını anlatmaya gerek yok; Netflix’teki içeriğe kolayca ulaşabilirsiniz. Beni asıl etkileyen, insan ilişkilerindeki –özellikle kadın-erkek ilişkilerindeki– sorunları bizlerden pek de farklı olmayan İsveçlilerin&nbsp; bunları nasıl çözümlediği ve yüzleştiği oldu. Gerilim ne kadar yükselirse yükselsin, ilişkilerde şiddete dair en ufak bir iz yok. İnsanlar, karşılarındakini anlamaya çalışırken, işlerin çözülemeyeceğini anladıkları anda sadece vedalaşıyor. Kimse “Ya benimsin ya toprağın” demiyor. Kimse “çok sevdiği” için öldürmeye kalkmıyor. Kimse diğerinin geçmişine takılmıyor. Dertleri “an”da olmak; bugün hissedilenler önemli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bisiklet, pedalların ritmiyle sadece yolları değil, hayatı da kat eden bir araçtır. Türkiye’nin “Otomobil Cumhuriyeti”nde, arabalara, önyargılara ve eksik altyapıya rağmen bisiklet sürmek, bir direniş ve özgürlük arayışıdır. Öte yanda, İsveç’in Vätternrundan yarışında 23 bin kişinin pedal çevirdiği bir dünyada, bisiklet eşitlik ve dayanışmanın sembolüdür. Ute och cyklar filmi, bu iki dünyayı birleştiriyor: Pedal kesildiğinde düşen bisiklet gibi, insan ilişkileri de çaba olmadan durur. Filmdeki çiftlerin 315 kilometrelik yolda birbirlerini ve kendilerini yeniden keşfetmesi, bisikletin dönüştürücü gücünü gösteriyor. Türkiye’de bisiklet sürmek, yola rağmen yola devam etmekse; İsveç’te bu, birlikte yol almanın sevincini kutlamaktır. Her iki bağlamda da bisiklet, dünyaya doğru bakmayı öğretir: Kendi gücünle ilerlerken, çevrendeki insanlara ve doğaya saygı duymayı. Çünkü bisiklet, sadece bir araç değil; hayatın yokuşlarında, inişlerinde ve düzlüklerinde pedal çevirmeye devam etme cesaretinin ta kendisidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">23 bin kişinin 315 kilometre bisiklet sürmeye cüret ettiği ülkede kadın erkek ilişkileri de sorunsuz değil ama kesinlikle vukuatsız ilerliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bisiklet sürmenin dünyaya doğru bakmayla kesinlikle ilgisi var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">(*) Bisiklete meraklılar için daha önce yazdığım bisikletli yazılar</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1.&nbsp;<a href="https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2021/04/is-hayatinda-basariya-dair.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2021/04/is-hayatinda-basariya-dair.html</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2.&nbsp;</span></span><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2022/08/bisiklet-surmezlerse-bisikletliler.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2022/08/bisiklet-surmezlerse-bisikletliler.html</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3.&nbsp;<a href="https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2021/04/hayatin-ve-yollarin-yokuslarina-dair.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2021/04/hayatin-ve-yollarin-yokuslarina-dair.html</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">4.&nbsp;<a href="https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2021/10/doping-sadece-sporda-mi-olur.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2021/10/doping-sadece-sporda-mi-olur.html</u></span></a></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Jun 2025 01:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/yolda-olmak-turkiyeden-isvece-bisikletin-sosyolojisi-1751133458.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>A Milli Kadın Voleybol Takımının yaz macerası </title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/a-milli-kadin-voleybol-takiminin-yaz-macerasi-11270</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/a-milli-kadin-voleybol-takiminin-yaz-macerasi-11270</guid>
                <description><![CDATA[Geniş kadrosu toplamda 30 oyuncu olan Filenin Sultanlarında bu sezon İtalyan antrenör Santarelli değişiklik yaparak yeni isimler ekledi. Bu isimlerden Romanya Bükreş’li Aleksia Carutasu öne çıkıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Birlikte başarma duygusunu, emeğin sonucunu alma hissini yaşadık ve sportmenlik, disiplin gibi kazanımlar edindik. Bugün hala spora duyduğum ilgi sürüyor, bir şekilde her dönemde hayatımda tutmaya çalışıyorum ve milli takım maçlarını sevsem de kadın voleybolundaki bu yükselişe ayrı bir sevinç duyduğumu itiraf etmeliyim.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geçtiğimiz Çarşamba akşamı A Milli Kadın Voleybol takımımızın Voleybol Milletler Ligi turnuvasının İstanbul’da oynanan etabındaki Dominik Cumhuriyet maçını izlemek için Sinan Erdem Spor Salonu’ndaydım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Üst düzey kadın milli takımların katıldığı ve uluslararası bir turnuva olan Voleybol Milletler Ligi (bilinen İngilizce kısaltması ile VNL) 2017’den beri düzenleniyor. VNL’in en başarılı takımı, 2018’de düzenlenen ilk turnuva finalinde Türkiye’yi yenerek birinci olan ve toplam üç şampiyonluğu bulunan Amerika oldu. Bizim bu sıralamadaki yerimiz ise dördüncü sıra, şimdilik.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">22 Haziran Pazar gününe dek İstanbul Ataköy’deki Sinan Erdem spor salonunda oynanacak 2. etabın devamında üçüncü etap Hollanda’da oynanacak turnuva Temmuz ortasında bitiyor. Umarım bu kez Türkiye yine şampiyon olur. Hatırlarsak “Filenin Sultanları” Amerika’nın Teksas eyaletinde 2023 yazında oynanan VNL’de şampiyon olmuştu ve iki senedir de yükselen bir başarı grafiği ile ilerliyor. 2023’te sadece VNL değil Avrupa Şampiyonu da oldu ve ardından Olimpiyat Eleme turnuvasından da katılım bileti ile çıktı. Geçen yaz Paris’te yapılan 2024 Olimpiyat Oyunlarını dördüncü sırada tamamlamış olsa da Filenin Sultanları sayesinde ilk kez Türk kadın voleybolunda Olimpiyat yarı finali görülmüş oldu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ben böyle şampiyonluklarda gözleri dolarak sevinen ve çok gururlanan biriyim. Ortaokul yıllarımda lisanslı olarak Mercedes Benz yıldız takımında ve aynı zamanda okul takımında voleybol oynadım. Haftada üç - dört gün antrenman yapıyorduk. Bugün hala Hadımköy’de Mercedes Benz fabrika binası içinde yer alan spor tesisinin kendine has kokusunu da hatırlıyorum. Bizim takım -2002 yılında olmalı-&nbsp; İstanbul birincisi olmuştu. Birlikte başarma duygusunu, emeğin sonucunu alma hissini yaşadık ve sportmenlik, disiplin gibi kazanımlar edindik. Bugün hala spora duyduğum ilgi sürüyor, bir şekilde her dönemde hayatımda tutmaya çalışıyorum ve milli takım maçlarını sevsem de kadın voleybolundaki bu yükselişe ayrı bir sevinç duyduğumu itiraf etmeliyim.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geniş kadrosu toplamda 30 oyuncu olan Filenin Sultanlarında bu sezon İtalyan antrenör Santarelli değişiklik yaparak yeni isimler ekledi. Bu isimlerden Romanya Bükreş’li Aleksia Carutasu öne çıkıyor. Star devşirmemiz Melisa Vargas’a alternatif olarak görülen ve Türk vatandaşlığın geçen Aleksia milli takımın yeni transferi olarak VNL’in geçen hafta Çin’deki ilk etabında oynadı.&nbsp; Turnuvanın bu hafta İstanbul’da oynanan ikinci etabında ise devşirme oyuncu kısıtlaması sebebiyle bu kez as oyunculardan Vargas oynuyor. Ayrıca turnuvada ana kadrodan takım kaptanı Eda Erdem de oynamıyor. Erdem, Fenerbahçe’de geçirdiği yoğun sezon ardından bu yaz dinlenmek üzere federasyondan izin istemişti. Federasyon ise bu yaz sonunda Tayland’da düzenlenecek Dünya Şampiyonasında bulunması ricasıyla kaptanın VNL boyunca dinlenmesine izin verdi.&nbsp; Libero Simge Aköz şuan için kaptanlığı üstleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim de salondan canlı izlediğim Dominik Cumhuriyeti’ne karşı oynanan VNL ikinci etap ilk maçını 3-0 bizim kızlar aldı. Oyun esasen başa baş ilerledi desek daha doğru olur. Bizim takımın üstünlüğünde ilerleyen İlk iki sette puanlar arasındaki fark 3-4 sayıyı geçmedi. Son sette Dominik bir ara seti alacak, maç uzayacak diyordum, -ki son sayılara kadar süren beraberlik neyse ki bizimkilerin galibiyetiyle bitti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ardından Perşembe akşamı bu kez bloklarıyla iddialı Kanada maçı da Dominik maçı gibi 3-0 bizimkilerin galibiyetiyle bitti. Yine ilk iki set üstünlüğümüzle geçti ve son sette 23-23 puanında eşitlikte gidiyorken Ebrar Karakurt atakları işi bitirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Voleybol duraksama olmadan dinamik ve hızlı akan bir oyun. Gelişmiş reflekslerle, koordineli otomatik beden hareketleriyle topa odaklı oyuncular kısa bir süreliğine oyunun skor takibinden kopabiliyor ve puanlar farkında olmadan hızlıca 3-4 sayı fark edebiliyor. Salonda maçı canlı izlerken bu sinerjiyi daha net gözlemleyebiliyorsunuz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maçı salondan canlı izlemenin tabii ki bir diğer güzelliği de tezahürat! Salonda spikerin direktifleriyle tribünün dört ayrı kenarı Meksika dalgası eşliğinde takıma destek sloganları attık. Kırmızı – beyaz – şampiyon – Türkiye</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Jun 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/a-milli-kadin-voleybol-takiminin-yaz-macerasi-1750439186.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beşiktaş&#039;ta Yarım Asır: Süleyman Seba</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/besiktasta-yarim-asir-suleyman-seba-11269</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/besiktasta-yarim-asir-suleyman-seba-11269</guid>
                <description><![CDATA[Kabataş'ta okurken bir taraftan da okul takımında oynamaya başlar. Bu maçlardan  birinde Beşiktaş'ın genç oyuncuları (Nazım Özbay ve Hasan Polat) tarafından da izlenir. Süleyman'ı çok beğenirler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Unutulmayacak sözler miydi yoksa onun sözleri mi unutulmazdı, anlamazdık. Sık değiştirmediği kahverengi ceketinin üst cebindeki mendili hep biz kirletirdik. Ya akan burnumuzu ya da kaçan gollerin ardında döktüğümüz gözyaşlarımızı silerdi o mendil. Çocuktuk işte…&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir Galatasaray'lı olarak Beşiktaş başkanlığı yapmış birisinin üzerine yazmam garip gelebilir. Ya da kökenlerimizde ortak bir nokta (Çerkezlik) olması nedeni ile kimi için normaldir. Ama beni yazmaya iten duygu, belki yakın arkadaşlarım arasında çok sayıda Siyah Beyaza gönül verenin olması belki de bir çok kişinin O'nu halen hatırlamasına neden olan yönettiği takıma yaşattığı sportif başarıların yanında düzgün kişiliği... Ki böyle kişilerin genelde oldukları dönemde değil de, sonrasında daha da farklı anlaşılır değerleri. Tıpkı O'nun örneğindeki gibi.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Süleyman Seba'nın aile büyükleri Osmanlı Rus Savaşı sonrası Anadolu'ya göç eden çerkez gruplarından birisidir. Yurdun dört bir yanına yayılan çerkezlerden, içerisinde Seba ailesinin de bulunduğu 76 sülale, Sakarya'nın Hendek ilçesine yerleşen grupta yer alır. Seba'nın babası olan Rıza Bey de 2. kuşak arasında sivrilmiş ve Galatasaray Sultanisi'ni bitirmiştir. Kısa bir memurluk hayatından sonra doğup büyüdüğü topraklara, Sakarya'ya dönmeyi tercih eder. Ancak ailede İstanbul'da kalmaya devam edenler olacaktır. Bunlardan birisi de Rıza Bey'in kızkardeşi olan Fatma Ferisan Hanımdır. Hatta Seba'nın halası olan bu hanım Osmanlı Sarayında V. Murad'ın oğlu Şehzade Süleyman ile evlendirilmiş, bu evliliklerinden çocukları olmayınca boşanmışlar, sonrasında halası İstanbul'da yaşamaya devam etmiştir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rıza Bey çerkez geleneklerine bağlı, aldığı eğitim ile Hendek'te 500 dönümü bulan arazileri içerisinde modern üretim tekniklerini de devreye sokarak takdirle izlenen bir tüccar olur. Giyimindeki özen ve kalkık bıyıkları ile daha sonra Seba'nın da tarzına yansıyacak olan İstanbul Beyefendisi görünümündedir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Süleyman Seba böyle bir aile ve ortamda 5 Nisan 1926 da dünyaya gelir. Adını da muhtemelen şehzade olan eniştelerine atfen Süleyman koyar ailesi. Çocukluğu boyunca görece sakin huylu ve az konuşan birisidir. Ancak 1932 yılında iri bir çoban köpeği kolunu ısırır. Doktor yaptığı muayene sonrasında ne olur ne olmaz diyerek tedavi için İstanbul'a gidilmesi gerektiğini söyler. İşte bundan sonra bir çocuğun kaderi değişirken; İstanbul'da da bir klübün unutulmazları arasına gireceği süreç de başlayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tedavi döneminde konaklamak için Bebek'te yaşayan halalarında kalırlar. Tüm bu zaman boyunca Süleyman'nın evde olmasından yalnız yaşayan halası son derece hoşnuttur. Tedavi biteceği zaman Fatma Hanım babası Rıza Bey'e o kader sorusunu sorar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">''Süleyman'ı köyde mi okutacaksın?''</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aslında babası da oğlunun iyi bir eğitim almasını istemektedir. Ve Süleyman'ın halasının yanında İstanbul'da okula başlamasına izin verir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Okul dönemi geldiğinde halası, Süleyman'nın Beşiktaş sevgisinin de yeşereceği Akaretlere taşınarak orada bulunan bir ilkokula yazdırır. Güzel geçen bu okul döneminin belki de tek hüzünlü anı Atatürk'ün vefat ettiği 10 Kasım günü yaşanır. Dolmabahçe Sarayına en yakın okul onlarınkidir ve Ata'nın naaşını görmek için Saraya giderler. O tarihten sonra da Atatürk sevgisini içinde hep taşıyacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Okul dönemi boyunca O'nda başlayan bir başka sevgi daha vardır. Kendi ifadesi ile ''fitbol'' sevgisidir bu. O zamanlar semtin boş arsalarında arkadaşları ile beraber bu oyunu oynamaktan büyük keyif alır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İlkokul biteceği zaman artık ortaokul için karar vermek gerekecektir. Babası O'nun da kendisi gibi Galatasaray'da okumasını ister. Süleyman'ın aklı ise arkadaşlarından duyduğu Kabataş Lisesi’ndedir. Annesi oğlunun isteğini dinlese bile, babasının dediği olacak ve Süleyman Galatasaray Lisesi'ne başlayacaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>Kabataş'ta okurken bir taraftan da okul takımında oynamaya başlar. Bu maçlardan&nbsp; birinde Beşiktaş'ın genç oyuncuları (Nazım Özbay ve Hasan Polat) tarafından da izlenir. Süleyman'ı çok beğenirler. Maç bitince Beşiktaş'ın bir başka efsanesi olan Hakkı Yeten ve Sadri Usoğlu'na kendisinden bahsederler. Ve Süleyman Seba'nın Beşiktaş macerası 1943 yılında şimdiki Çırağan Sarayı’nın bahçesi olan boğaz kenarındaki Şeref Stadı’nda başlar.&nbsp;</em></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O dönem Kabataş'ın hemen yanında olan bu okula başlasa da kendi deyimi ile aklı topta ve Kabataş'ta kalır. İlk yılın sonunda babasının da inadını kırarak isteğine kavuşacak, eğitimine Kabataş Lisesi'nde devam edecektir. Burada aynı zamanda Beşiktaş sevgisini de doyasıya yaşayacaktır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aslında Beşiktaş Kulübü ile Kabataş Lisesi arasında ki bağ o kadar kuvvetlidir ki, kulübün bugün de halen geçerli olan 61. maddesine göre BJK'nın feshedilmesi durumunda bütün taşınır ve taşınmaz malları Kabataş Lisesi'ne devrolacaktır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Süleyman okul sonrası vaktini kimi zaman boş arazilerin olduğu Ihlamur'da kimi zamanda&nbsp; bugün BJK Plazaları’nın bulunduğu alanda futbol oynayarak geçirir. O dönem bu alanın çevresinde 2 katlı evler vardır ve ilk aşkını da bu evlerden birisine misafirliğe gelen Nihal adında bir genç kızda bulur. O'nun da kendisinden hoşlandığını öğrenince Üsküdar'da okuduğu liseye gitmeye başlar ve sık sık buluşurlar. Bu arkadaşlıkları 8 yıl boyunca sürse de aslında karakterleri birbirlerine çok da uygun değildir. Süleyman ne kadar ağırbaşlı şekilde davranmaya alışkınsa, Nihal de içi içine sığmayan, hayatı ve dünyayı tanımaya çalışan bir genç kızdır. Birgün Nihal, o günlerde genç bir diplomat olan Haluk Özbudun ile tanışır. Sonrasında New York'a gidecek olan Haluk'un evlilik teklifini, istediği hayatı yaşayacağı umudu ile kabul ederek evlenirler. Ancak ilerleyen yıllarda boşanacaklar ve Nihal halen Süleyman'ı anacaktır hatıralarında.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonrasında Süleyman'ın hayatına başka kızlar da girer, hatta aralarında evlenmek istediği de olur. Ancak ailesi çerkez kökenli olmaması nedeni ile bu adayları kabul etmez. O da inatçı kişiliği ile uyumlu şekilde eğer istediği kız ile evlenemeyecek ise bir daha hiç evlenmeyeceğini belirterek bekar hayatını seçer.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kabataş'ta okurken bir taraftan da okul takımında oynamaya başlar. Bu maçlardan&nbsp; birinde Beşiktaş'ın genç oyuncuları (Nazım Özbay ve Hasan Polat) tarafından da izlenir. Süleyman'ı çok beğenirler. Maç bitince Beşiktaş'ın bir başka efsanesi olan Hakkı Yeten ve Sadri Usoğlu'na kendisinden bahsederler. Ve Süleyman Seba'nın Beşiktaş macerası 1943 yılında şimdiki Çırağan Sarayı’nın bahçesi olan boğaz kenarındaki Şeref Stadı’nda başlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İlk maçında sağ açık - forvet mevkinde gösterdiği performans ile takıma seçilir. Lise bittiğinde halen genç takımda oynar. Ancak babası O'nun okul kariyerine devam etmesini istemektedir. O da babasının isteğini yerine getirmiş olmak için şimdinin Mimar Sinan Üniversitesi Fransız Filolojisi'ne kayıt yaptırsa da aklının Beşiktaş ve futbolda kalması nedeni ile üniversiteyi bitirme imkanı bulamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1945 yılına gelindiğinde artık A takımı ile antrenmanlara çıkar ve Beşiktaş'ın tarihine geçecek anlara adını yazdırmaya başlar. Öyle ki 1947 yılında yapımı tamamlanan İnönü Stadı'nda İsveç'in AIK takımı ile yapılan maçta takımının bu stattaki ilk golünü atar. Sonrasında 1948 sezonunda da çok başarılı maçlar çıkarır. Onu seyredenler hırslı ve hızlı bir oyun şekli olmasına karşın rakiplerine hiç bir zaman kasti faul yapmadığını ve centilmen bir şekilde maçları tamamladığını belirtir. Bütün bu gelişmeler olurken aslında futbol oynamasını istemeyen babası da gizli gizli maçlara gelmeye ve oğlunu izlemeye başlamıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1949-50 sezonu ise Beşiktaş ve Süleyman Seba için başka bir maceranın başlangıcı olacaktır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2. Dünya Savaşı'ndan galipler arasında çıkan Amerika, Türkiye ile ilişkileri daha da geliştirmenin peşindedir. Sporun, kamuoyu oluşturmak adına iyi bir alan olması nedeni ile o sezon İstanbul Şampiyonu olan Beşiktaş'a Amerika'dan bir telgraf gelir ve turne için yeni kıtaya davet alırlar. Bu gezi aslında o dönemde öyle ulaşılmaz bir şeydir ki aynı yıl Brezilya'da düzenlenen Dünya Kupasına Futbol Milli Takımımız maddi imkansızlıklar nedeni ile katılamaz iken Beşiktaş Amerika'ya çeşitli kulüpler ile oynamak için davet edilmektedir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Beşiktaş bu turnede o kadar başarılı maçlar çıkarır ki oynadığı 6 maçtan 5'ini kazanır 1'i ise berabere sonuçlanır. Hatta Amerika'yı Dünya Kupasında temsil edecek ''All Stars'' takımını da&nbsp; 5-0 gibi Amerikalıları da şaşkına uğratan bir skor ile yenerler. Amerikan milli takım kaptanı olan Walter Bahr yıllar sonra verdiği bir röportaj da, Savaştan sonra kendilerini her alanda dünyanın en iyi sporcuları olarak gördüklerini ama Beşiktaş ile yapılan mücadelede çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını, kendisinin bile o maçtan sonra futboldan soğuduğunu itiraf eder.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Beşiktaş bu yurtdışı turnesinde ayrıca Manchester United ile oynama şansını da yakalar. Maçı 2-1 kaybetmelerine karşın iyi bir oyun çıkaran Süleyman Seba'yı İngilizler takımlarına transfer etmek isterler. O zamanlar bu konularda futbolculara fazla söz hakkı tanınmaz ve İngilizlerin ısrarına rağmen takım yöneticisi Sadri Usoğlu bu transfere izin vermeyeceğini söyler. Bu şekilde Seba da yurt dışına giden ilk futbolcumuz olma sıfatını bir yöneticinin kişisel kararı ile kaybeder.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Durumu öğrenen Süleyman Seba, kendi fikrinin alınmamasına ve transferine izin verilmemesine çok içerler ve Sadri Usoğlu ile aralarında bir daha düzelmeyecek bir kırgınlık oluşur. Hatta o kadar ki yurda dönüşlerinde de bu kırgınlık devam edecek, bir sonraki sezon Beşiktaş ve Seba çok güzel bir sezon geçirmesine karşın sezon biterken kendi isteği ile askere gidecektir. Bu kararının onu aktif futboldan uzaklaştıracak bir dönemin başlangıcı olduğunu da bilemeden...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ordu Milli takımı ile yaptığı maçlardan birinde rakibinden dizine bir tekme alır ve yere yığılır. Sonrasında yapılan tedaviler ve dinlenmeler işe yaramaz. Menisküs olmuştur ve artık futbol hayatı sonlanmıştır. 1954 yılında henüz 28 yaşında iken her şeyini verdiği futboldan uzaklaşmak durumunda kalır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sivil hayata döndüğünde ise geçimini sağlamak adına Et Balık Kurumunda memur olarak çalışmaya başlar. Bir gün çocukluk arkadaşı olan Mesut Arda O'na, istihbarat için çalışma teklifini sunar. Teşkilat-ı Mahsusa'nın kurucusu&nbsp; Süleyman Askeri Bey'den başlayarak istihbarat dünyasında çerkezlerin ayrı bir yeri olmuştur. Süleyman Seba'da arkadaşının bu teklifini kabul eder ve 1956 yılında ''Daire''de göreve başlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1957 yılında ise Beşiktaş'a üye olur ve sevdiği klübe bu şekilde hizmet etmenin yollarını arar. Öncelikle arkadaşları ile beraber çevredekilerin ''İdealist Grup'' diye andıkları bir grup oluştururlar. O yıllarda pek de iyi gitmeyen takımı hal yoluna sokacak çareler aramaya başlarlar. 1963'te de ilk kez Yönetim Kuruluna seçilir. 1979 yılında ise kendisine belki de başkanlık yolunu açacak olan Genel Kaptanlık görevine gelir. Bu aynı zamanda Seba'nın uçak korkusunun da başlangıcı olan bir dönemdir. Sezonun ilk maçı için Rize'ye uçak ile gittiklerinde oluşan türbulans nedeni ile Seba tedirgin olur ve bu seyahatten sonra uçak korkusunu bir daha atamaz üzerinden.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>Seba'nın beyefendiliği ve duruşuna ilişkin çok örnek vardır sayılan. Ancak sahalarda nadir görülen bir başka örnekte 86-87 sezonunda yaşanır. O sezon ligi 1 puan fark ile yine 2. bitirecek olan Beşiktaş, Ankaragücü ile oynanan maçta ceza sahası içinde hakeme (Ahmet Akçay) çarpan top gol olur ve Beşiktaş bu gol ile mağlup olur. Sonrasında tüm basının hakemin üzerine gitmesine karşın, Süleyman Seba hakemi telefon ile arayarak, ''Üzülmemesini, kendisinin iyi niyetinden şüphe etmediklerini ve hakemlik mesleğine devam etmesi gerektiğini'' belirten bir görüşme gerçekleştirir.</em></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O yıllarda ülkenin kargaşa hali Beşiktaş'a da yansımış ve yönetim bir türlü istikrara kavuşamamıştır. Nihayet 1981'de başkan olan Mehmet Üstünkaya döneminde 66-67 sezonundan beri farklı kupalar kazansa da ligde şampiyonluğu yakalayamayan klüp, 81-82 sezonunun şampiyonu olur. Sonrasında yine şampiyonluğa uzak kalan Beşiktaş'ta 1984 yılında yeniden başkanlık seçimi yapılır ve bu sefer Süleyman Seba mevcut başkanın yerine az farkla da olsa başkan seçilmeyi başarır. Başkanlığı kazanmasında bugün BJK Plazalarının yükseldiği alanın tapusunu kendisini destekleyenlerin de yardımı ile alarak kulübe bağışlamasının delegeler üzerindeki etkisi büyük olacaktır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonrası ise benim yaşımda olanların ve özellikle siyah beyazlı formaya gönül verenlerin malumu. 2000 yılına kadar devam eden 16 yıllık başkanlık dönemi boyunca sportif ve tesisleşme olarak birçok başarılara imza atılır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">5'i lig ve 4'dü de Türkiye Kupası Şampiyonluğu olmak üzere toplamda 21 kupa kazanılır. Şampiyon olunamayan yılların ise 8'inde ligi ikinci bitirerek 4 büyükler içerisinde de fark atar Siyah Beyazlı klüp. Yani aslında 16 yılın 13'ün de ya şampiyon ya da 2. olmuşlardır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu 2.'liklerden birisi de Galatasaray'ın Ankaragücü'nü son maçta 8-0 yenerek averaj ile şampiyon olduğu ve Seba'nın da ''şerefli ikincilik '' sözünü söylediği 92-93 sezonudur. Bu dönemlerde kendi yöneticileri de dahil saha dışında dönen oyunların içerisinde Beşiktaş'ın da yer alması gerektiğini söyleyenlere O, ''Bu kapıdan içeri haram kupa giremez'' diyerek karşılık verir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Seba'nın beyefendiliği ve duruşuna ilişkin çok örnek vardır sayılan. Ancak sahalarda nadir görülen bir başka örnekte 86-87 sezonunda yaşanır. O sezon ligi 1 puan fark ile yine 2. bitirecek olan Beşiktaş, Ankaragücü ile oynanan maçta ceza sahası içinde hakeme (Ahmet Akçay) çarpan top gol olur ve Beşiktaş bu gol ile mağlup olur. Sonrasında tüm basının hakemin üzerine gitmesine karşın, Süleyman Seba hakemi telefon ile arayarak, ''Üzülmemesini, kendisinin iyi niyetinden şüphe etmediklerini ve hakemlik mesleğine devam etmesi gerektiğini'' belirten bir görüşme gerçekleştirir. Bugünün ifade biçimlerine bakılınca ancak film sahnesinde olabilecek bir diyalog gibi gelir insana.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2000 yılına gelindiğinde O'nun başkanlığı dönemince Fenerbahçe 8, Galatasaray ise 4 başkan değiştirmiştir. Lige yine Galatasaray'ın ambargo koyduğu bu son dönemde önceki yıllarda kendisini destekleyenler de dahil artık gitmesi gerektiğini - kimi zaman O'nun beyefendi duruşuna hiç uygun olmayan şekilde -&nbsp; dile getirirler.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve dünyanın yeni bir milenyuma girdiği yılın Şubat ayında, yapılan eleştirilere biraz da kırgın bir şekilde yarım asırdır hizmet ettiği, yeri geldiğinde tek varlığı olan evini de lehine ipotek ettirdiği kulübü başkanlığından ayrılır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonrasında Yönetime gelenlerden bazıları, zamanında Seba'nın bin bir zorlukla kazandırdığı varlıkları yeri gelir bir likit gazın ateşi ile yakarlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak o zaman aslında olanın kıymeti anlaşılır. 2014 yılının bir Ağustos sıcağında binlerce seveni O'nu son yolculuğuna uğurlarken, zamanında O'nun değerini tam olarak bilemeyenlerin sözleri gibidir Feyyaz'ın kendisine yazdığı son mektup.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>''Ayda, yılda bir gelirdi. Yeter de artardı bu geliş. Hepimizi karşısına alır, lafını ortaya söylerdi.&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Unutulmayacak sözler miydi yoksa onun sözleri mi unutulmazdı, anlamazdık. Sık değiştirmediği kahverengi ceketinin üst cebindeki mendili hep biz kirletirdik. Ya akan burnumuzu ya da kaçan gollerin ardında döktüğümüz gözyaşlarımızı silerdi o mendil. Çocuktuk işte…&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Ama büyük başkan bizi adam yerine koyar, o şanlı formayı ısrarla bize giydirirdi. Adalelerimiz gözüksün diye kısa tuttuğumuz şortumuzu ve malzemeci Ahmet abimizden “ne eeedecen” deyip verdiği tozlukları giyip, çivili kramponlarımızı da yandan bağladığımızda hakikaten koca adamlar gibi dururduk. Aslında bizi adam yapan o formaydı.&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>“Şeyini şey yaptınız” dediğinde biz neyi kastettiğini bilirdik. Lafını kısa keser, söylediğini de unutmazdı. Belki de hiçbir şeyi unutmadığı için unutulmaz olacak Sayın Seba. Ekranı da pek sevmezdi. Ne önünü, ne de arkasını.&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Onu yazmak o kadar zor ki… niye ki bu çabam? Onu altın harflerle yazan tarihten daha iyi anlatamam ki…&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Ben, Metin-Ali’nin Feyyaz’ı, Rıza’nın ön direk takipçisi, Şifo’nun pas duvarı, Les Ferdinand’ın çapraz koşucusu, Samet abinin kibarı ben…&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Seni o aramıza giren herkesten çok seviyorum ve biliyorum ki sen de bu başına buyruk, inatçı evladını seviyorsun…&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Gitme büyük başkan sakın gitme…&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Çünkü ben sana gelemedim…''</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bilinir ki;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O güzel insanlar, o güzel atlara binip giderler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kalanlar,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tüm renkler kirlenirken, beyazı birinci seçerler.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sayısal dipnotlar:&nbsp;</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Seba döneminde futbolda kazanılan başarılar ve rekorlar halen hatırlanır. Bir kıyaslama yapıldığında 16 yılın sonunda Beşiktaş toplamda 1083 puan toplamışken, peşinden gelen takım 1078 puan ile 1996 yılından sonra Türkiye ligine damgasını vuran Galatasaray'dır.&nbsp; Yine bu yıllarda 4 büyükler içerisinde averajı en iyi olan takım 667 gol ile Beşiktaş olup en yakın rakibi olan Galatasaray'ın averajı ise 617 didir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye liglerinde halen de devam eden 48 maçlık yenilmezlik rekoru yine O'nun döneminde kazanılmıştır. 1990-91 sezonunun 26. Haftasında Gençlerbirliği'ne 2-0 yenilen Beşiktaş, devamındaki sezonu namağlup şampiyon tamamladıktan sonra 1992-93 sezonun 13. haftasında Galatasaray'a mağlup olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine Lig'in en farklı skoru, Beşiktaş'ın 1989-90 sezonunda Adana Demirspor ile karşılaşarak 10-0 galip geldikleri&nbsp; maçtır. Ali'nin 4, Metin ve Feyyaz'ın 3'er gol attıkları maç, hem bu unutulmaz 3'lünün hem de o yıl peş peşe gelecek şampiyonlukların habercisidir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sportif başarıların yanında takımın şimdiki çalışma yeri olan 145 dönümlük Ümraniye tesislerinin kazandırılması, Akaretler BJK Plazaları, Fulya Tesisleri, BJK Koleji, İnönü Stadının 49 yıllığına kiralanması ve tesisleşme alanında daha birçokları yine hep O'nun zamanında gerçekleşir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Jun 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/besiktasta-yarim-asir-suleyman-seba-1750438150.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1988-89 En Güzel Futbol Sezonu(muz) (2): Başka türlü bir şey</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/1988-89-en-guzel-futbol-sezonumuz-2-baska-turlu-bir-sey-11225</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/1988-89-en-guzel-futbol-sezonumuz-2-baska-turlu-bir-sey-11225</guid>
                <description><![CDATA[Takımda olan arkadaşların hepsinin ayrı bir meziyeti vardı. Unutulmayan ise takımda oyun tarzı olarak benim de en iyi anlaştığım arkadaşımın oyun şekli idi. Hatta kendi stili ile attığı bir gol çeşidi vardı ki  bunu futbol sahalarında halen de görmedim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>O sezon Beşiktaş'ın ve Fenerbahçe'nin yanında Avrupa'daki maçları ile Galatasaray'ın tattırdığı heyecanların üzerine kendi başarımızın hazzını yaşıyor, sırtımızda Arjantin formaları ile kendi dünyamızın şampiyonu oluyorduk. Aslında gelişen tarihi olaylar ülke olarak sadece bizle de sınırlı değildi. Sonrasında o yıl Almanlar da kendi aralarındaki Berlin Duvarını yıkacak, birleşen Almanya bir yıl sonra oynanacak Dünya Kupasında bu sefer finalde Arjantin'i yenerek kupayı alacaktı.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>“Evvel zaman içinde dostlar, </em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>Ağaçlara ev kurardık. </em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>Tatlı bir düş içinde, </em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>Bir yere bir göğe bakardık”</em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>Günebakan - Yeni Türkü</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaklaşık 40 yıl önce bir grup öğrenci, hepimiz açısından unutulmaz anılar biriktireceğimiz okulda hazırlık sınıfında karşılaştık. Bir çok yetenekleri olduğunu düşündüğüm sınıftaki arkadaşlarımın arasında erkekler olarak genel ortak noktamız ise futbol idi. Tüm okulun belki, kendi dönemimizin ise kesin en tutkulu futbol severleri idik. Okulda bulduğumuz her boş vakti futbol oynayarak geçirir, hatta beden derslerinde erkek sayımızın azlığından dolayı bazen sınıfta futbola meraklı kız arkadaşlarımıza da takımda yer verir ve maçlar yapardık.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Okulumuzun bahar döneminde başlayan 2 ana spor turnuvası olurdu. Bunlardan birisi basketbol, diğeri ise doğal olarak futboldu. Henüz fiziksel olarak büyüme çağını tamamlamayan öğrencilerin nispeten eşit şartlarda mücadele etmesi için turnuvalar hazırlık sınıfları, ortaokul ve lise olmak üzere 3 ayrı grupta oynanırdı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Belki ilk turnuva maçımız olması belki de maçta attığım 2 kafa golü nedeni ile - ki pek kafa golüm olmadı sonrasında da- hazırlık sınıfındaki ilk maçımızı D Şubesi ile oynadığımızı ve kazandığımızı hatırlıyorum. 2. maç aynı zamanda final anlamına geliyordu ve aslında bizim dönemin en yetenekli oyuncularını barındıdan C Şubesi ile&nbsp; oynamıştık. Skoru hatırlayamasam da yenildiğimizi hatırlıyorum. Bizler ne kadar futbolu seversek sevelim sonraki yıllarda da C Şubesi bizim hep en büyük rakibimiz olmaya devam edecekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ortaokul döneminde oynadığımız hiç bir maç kalmadı aklımda. Ama sanırım yine ne kadar ilerlersek ilerleyelim hep C Şubesi çıkardı karşımıza.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine de bizlerin oyun iştahı hiçbir zaman durmadı. Öyleki okul çıkışlarında kalır, gece hava kararıncaya dek oynar, hafta sonları tekrar buluşur devam ederdik. Hatta bir defasında ortaokul yılları kış döneminde hava kirliliği nedeni ile okullar tatil edildiğinde, bizler yine futbol oynamak için okula giderek ciğerlerimizi valilikçe onaylı olmayan hava ile doldurmuştuk. O dönem farkında olmasak da hedefimiz oynarken beraberce keyif almak,&nbsp; gollerin değil, güzel pasların sahibi olmaktı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Takımda olan arkadaşların hepsinin ayrı bir meziyeti vardı. Unutulmayan ise takımda oyun tarzı olarak benim de en iyi anlaştığım arkadaşımın oyun şekli idi. Hatta kendi stili ile attığı bir gol çeşidi vardı ki&nbsp; bunu futbol sahalarında halen de görmedim. Ceza sahası önüne doğru yerden bir iki karış yüksekte gelen topa doğru koşarken birden havada hafifçe zıplayarak kendi kalesine doğru ters döner ve topuğu ile topu rakip ağlara gönderirdi. Zavallı kaleciler ise arkadaşın ne yapmak istediğini anlamaya çalışmaktan topun ağlara gidişini göremezdi.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1988-89 sezonu bizim de liseye geçiş dönemimizdi. Hayatımızın belki de her açıdan en heyecanlı, hayata ve kendimize dair keşifler yaptığımız zamanlardı. Biz yine futbol tutkunu olarak okul sonrası hafta içi, hafta sonu demeden buluşur ve maçlar yapardık. Özellikle cuma günleri tüm enerjimizi harcadığımız ve nerede ise artık adım atamaz hale geldiğimiz zamanlarda Ankara Kızılay'da YKM önününde ki büfede bulunan masaj aletine jetonu atıp üzerine nerede ise tüm takımca çıkarak kaslarımızı biraz olsun rahatlatmaya çalıştığımız anlar, acıkan karnımızı doyurmak için Kebabistan isimli restoranda kurulan sofralar yine o zamanların akılda kalan hoş hatıraları.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O yıl 3 büyükler de taraftarlarını mutlu ediyor ve bizlere de futbola olan oyun aşkımız için motivasyon sağlıyordu. Uzun yıllardır beraber oynayan bir takım olarak da hepimiz artık birbirimizin neler yapabileceğimizi iyice öğrenmiş, bunu da oyunu ile sahada gösterir hale gelmiştik. Öyle ki hafta sonları okula sabahtan gider ve akşama kadar gelen birçok farklı okul dışı takım ile maç yapar ve hepsini&nbsp; sırası ile yenerdik. Aralarında üniversite öğrencilerinin bile olduğu bu rakipler önce bizleri fiziken yetersiz görseler de maçın sonunda hiçbir takım artık her karışını ezberlediğimiz o saha da bize karşı oynarken yenilmekten kurtulamazdı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Derken yine bahar dönemi gelmiş ve futbol için turnuvalar başlamak üzere idi. Oynadığı oyunu keyif olarak gören bizler için bunu daha da ileri götürmek adına farklı bir şeyler yapmak istemiştik. Okuldaki turnuvalarda takımların birbirinden ayrılması için iki ayrı renkte yelek dağıtılır ve maçlar oynanırdı. Biz ise kendimize ayrı bir forma oluşturmak için bir okul çıkışında o günlerin alışveriş merkezi sayılan Onur Pasajına gittik ve forma araştırmaya başladık. O yıllarda böyle şeylerin zaten çok alternatifi bulunmazdı. Gezerken tesadüfen son dünya şampiyonu olan Arjantin'in ''Mavi Beyaz'' kalın çubuklu formasını gördük. Hepimiz ısındık ve ''Tamam bu olsun'' dedik. Altına da yine aynı renk olmamız adına siyah bir eşofman belirledik. Hatta daha da esprili olsun diye zafer işareti olan arma seçerek hepimiz eşofman ceplerimize bunu diktirdik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Artık uzun zamandan beri beraber oynayan arkadaşlar görsel olarak da uyumlu şekilde turnuvaya hazırdık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İlk maçımız lise son sınıfları ile idi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Lise son sınıflar hem okuldaki ağırlıkları hem de fiziki farkları nedeni ile her daim maçların favorisi olurdu. O maça da o güvenle çıktıklarını hatırlıyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maç başladıktan sonra ise ne onlar ne de bizler tam olarak oyuna bir hakimiyet kuramamıştık. Derken bir penaltı kazandık. Arkadaşlar atışı bana bıraktı, topun başına geçtim ama benimle beraber nerede ise maçı izleyen tüm okul da hemen ceza sahasının tüm çevresini kaleye kadar kapatmıştı. Maçları yönetmek için görevlendirilen hakemler öğrenciler arasından seçilirdi ve maalesef o kalabalığı dağıtacak bir otoriteleri de olmazdı. Mecburen atışı bu şekilde kullandım ama kaçırdım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öne geçme fırsatını değerlendiremesek de oyundan düşmedik. Derken kaçırdığım penaltıyı bir gol atarak telafi ettim. Ama sonrasında onlar da beraberliği yakaladılar. Maçın nasıl biteceğini merak edenlere ise cevabı o tekniği müthiş arkadaşım verdi ve 1 gol daha atarak bizden büyük ağabeylerin ne olduğunu anlamadığı dakikaların sonunda maçı kazandık.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir sonraki maçımız lise 2. sınıflar ile idi. Ancak bu rakip okulda kabadayı hareketleri ile bilinen ve bizle oynayacağı maçı her şekilde kazanma hedefinde olan kişilerdi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Derken o gün geldi ve maç başladı. Bizler bu sefer artık turnuvaya daha bir alışmış ve kendinden emin idik. Maçta dakikalar ilerledikçe gollerimiz de gelmeye başladı. 1,2,3 derken 4. golü bulduk. Hızla gelen bu goller sonrasın rakibimizin hareketleri sporun normallerinden çıkmaya başladı. Aslen bir öğrenci olan hakem ise bu oyun şekline karşı bir şey yapamıyor, nerede ise ancak faul dışındaki konularda düdüğünü çalabiliyordu. Rakibin sertleşen oyun tarzına karşı biz de birşey yapamıyorduk ve goller yemeye başladık. Skor 4-2 ye geldiğinde ise ortam iyice gerilmişti. Yükselen tansiyon sonrasında maçı bir öğrencinin idare edemeyeceğini anlayan okulun spor hocası devreye girmiş ve hakemliği öğrenci arkadaşımızdan devralmıştı. Ancak rakip takımdaki arkadaşları hocanın varlığının bile durdurma imkanı yoktu. Derken rakip takımdan biri ile ikili mücadeleye girdiğimde rakip yere düştü. Muhtemelen hoca onlar lehine faul verecekti. Ancak rakip oyuncu hızını alamadı, onu yerden kaldırmak için yanına geldiğim esnada karnıma doğru bir tekme yedim. Tabii şiddetin bu noktaya gelmesi sonrasında ortalık karıştı ve hoca da artık çığrından çıkmak üzere olan maçı lehimize olacak şekilde tatil etti. Sonunu göremediğimiz maçı da bu şekilde 4-2 kazandık ve finale kaldık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rakip ise yıllardır yenemediğimiz aynı dönemden C şubesi olmuştu. Okul tarihinde bir ilk olarak lise finalini iki lise 1 sınıfı oynayacaktı ve yıl 1989 da ne olursa olsun şampiyon 1. sınıflar arasından çıkacaktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maçın olduğu gün geldiğinde kendi aramızda C şubesinin diğerlerinden farklı olduğunu, maçı kaybedebileceğimizi ama kaybetsek bile aslında şu ana kadar yaptıklarımızın bizim için yeterli olduğunu dile getiriyorduk. Bir nevi yenilmek bizim açımızdan üzüntü verse bile inanılmaz olmayacaktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak maç başlayınca inanılmazlar oldu. O yıla kadar tutkulu bir şekilde oynadığımız maçlar kendisini gösteriyor ve ezeli rakibimiz bize saha da yetişemiyordu. Maç 5-0'a geldiğinde herkes gibi bizler de şaşkındık. Sonrasında elbette biraz rahatladık. Onların bulduğu bir gol ile maç 5-1 le sonuçlandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O sezon Beşiktaş'ın ve Fenerbahçe'nin yanında Avrupa'daki maçları ile Galatasaray'ın tattırdığı heyecanların üzerine kendi başarımızın hazzını yaşıyor, sırtımızda Arjantin formaları ile kendi dünyamızın şampiyonu oluyorduk. Aslında gelişen tarihi olaylar ülke olarak sadece bizle de sınırlı değildi. Sonrasında o yıl Almanlar da kendi aralarındaki Berlin Duvarını yıkacak, birleşen Almanya bir yıl sonra oynanacak Dünya Kupasında bu sefer finalde Arjantin'i yenerek kupayı alacaktı. Bizler için ise Arjantin'in yeri her zaman farklı olacaktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Not:</strong> O sezon ki anılarımızı zenginleştiren bir diğer şey ise yayınladıkları ''Yeşilmişik'' albümü ile hayatımıza giren Yeni Türkü olmuştu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Müziği kadar sözleri de çok etkilemişti bizleri. Yağmurun küçük ellerini, bir soluk gibi geçen kısa ömürleri, çemberde yerini belirleyemeyenlerin kederlerini, sevdikçe konuşmaya başlayan resimleri onlar ile tanıdık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nice anılarımıza eşlik eden şarkılar arasında favorim ise Can Yücel sözleri olan ''Başka Türlü Bir Şey'' idi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Not 2:</strong> O futbol takımımızın maalesef topluca bir fotoğrafı yok, ya da en azından ben de yok. Belki bu yazı vesile olur ve yenileri ortaya çıkar.&nbsp; Şimdilik takımımızın kalecisi arkadaşımızın (Yiğit) yegane resmi bu anıların görselini canlı tutuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Jun 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/1988-89-en-guzel-futbol-sezonumuz-2-baska-turlu-bir-sey-1749833326.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1988-89 En Güzel Futbol Sezonu(muz) 1. Bölüm</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/1988-89-en-guzel-futbol-sezonumuz-1-bolum-11150</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/1988-89-en-guzel-futbol-sezonumuz-1-bolum-11150</guid>
                <description><![CDATA[2 hafta sonra İzmir de oynanacak rövanş maçı için ümit ile hayal etmek arası duygular yaşanır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="font-size:18px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>1988-89 sezonunda üç büyüklerin hepsi için unutulmaz zamanlar yaşanır. O yıl liseye adım atan, aklı ve bedeni futbol ile yaşayan biz gençler için ise bahar ayları geldiğinde sezonun bir başka anlamı başlamak üzeredir.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Futbol uzun süredir ilgilendiğim bir konu değil. Tuttuğum takım Galatasaray da dahil olmak üzere kulüplerin oynadıkları maçlar ve mevcut kadroları hakkında uzun süredir nerede ise hiç fikrim yok. Bu yazıyı ilk kez kurguladığım 2021-2022 sezonunda 3 büyüklerin&nbsp; 46 yıl sonra ilk kez aynı yıl içinde antrenör değişikliğine gittiğine gittiğini bir yerlerde okumuştum. İşler onlar adına pek de iyi gitmemişti o yıl. Yine bu şekilde antrenör değişikliklerinin yaşandığı 1975-1976 sezonunda olduğu gibi o yıl da Trabzonspor şampiyonluğu kazanmıştı. İşte o zaman ben de <strong>''Üç Büyükler''</strong>&nbsp;olarak anılan takımların topluca hayal kırıklığı yaşadığı o sezon yerine her üçünün de mutlu olduğu bir sezonu yazmaya karar vermiştim.<strong> 1988-1989 Futbol Sezonu!</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O sezon Üç Büyüklerin tümü için de unutulmaz idi. Liseye ve gençlik çağına adım atan bizler için ise anlamı daha da başka idi. Önce 3 büyükler sonra da bizim hikayemiz ile devam edelim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anlatmaya Türkiye'nin en fazla taraftara sahip değilse bile en fazla sempati duyulanı olduğuna inanılan Beşiktaş ile başlayalım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir önceki sezon, yani 1987-1988 döneminde, Galatasaray'ın ardından ligi 2. sırada tamamlayan Beşiktaş 88-89 sezonuna da iddialı girer. Halihazırda oturmuş bir takım olan ve beraber oynamaya alışarak Beşiktaş tarihinde unutulmaz bir 3'lü olarak adlarını yazdıracak Metin, Ali, Feyyaz hücum gücüne yine taraftarların yıllar boyunca unutamayacağı 2 isim daha eklenir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlki Kahramanmaraşspor'dan transfer edilen ve oyun stili ile yaşıt oldukları Belçikalı Enzo Scifo'ya benzetilen Mehmet Özdilek olur. Şifo Mehmet, devam eden yıllarda Beşiktaş kulübü ve taraftarı için o kadar vazgeçilmez olur ki, 2001 yılında Milan ile yapılan jübile maçına kadar Beşiktaş'ta kalır ve 386 maç ve 130 gollük bir tarih bırakır gerisinde.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Beşiktaş'ın bir diğer unutulmaz transferi ise&nbsp;o yıl İngiltere'nin Queens Park Rangers takımından henüz 22 yaşında iken tecrübe kazanması amacı ile Beşiktaş'a 1 sezon kiralık olarak gelen Les Ferdinand olur. Beşiktaş taraftarlarının haricinde tüm futbol severlerin beğenisini kazanan bu oyuncu özellikle Fenerbahçe maçlarında attığı goller ile hafızalara kazınır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Takıma dönecek olursak, Beşiktaş lige iyi başlayarak ve sezonun ilk yarısında Fenerbahçe'yi de yenerek puan cetvelini ilk sırada tamamlar. Ancak ligin ikinci yarısında Fenerbahçe'nin gittikçe artan ivmesine ayak uyduramaz ve ligi onun ardından ikinci sırada bitirir. Ama futbolun bir diğer&nbsp; büyük organizasyonu olan o zamanki adı ile Federasyon Kupası'nı bu sefer Fenerbahçe'yi her iki maçta da yenerek alır. Hatta Fenerbahçe stadında oynanan ilk maçta Ferdinand, kimilerinin ''yılın golü idi'' dedikleri, kendisinin ise futbolu bıraktıktan sonra verdiği bir röportajda kariyerinin ilk 3'ünde olduğunu söylediği unutulmaz golünü atarak takımının 1-0 kazanmasını sağlar. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sezonun son döneminde gelen bu güzel gol aslında kiralık geldiği takıma ve taraftarlara da vedasıdır Ferdinand'ın. Tıpkı yıllar sonra Galatasaray'a gelen Frank Ribery'nin taraftar ve futbolseverlerin damağında bıraktığı tada benzer bir iz bırakarak Beşiktaş'tan ayrılır. Böylece ne Beşiktaş'ın bir yıl sonra başlayan şampiyonluk serilerine ne de gittiği takımlarda şampiyonluklara şahit olur. Beşiktaş taraftarı ise o sezon ligde şampiyonluğu göremese de Federasyon kupasını almanın mutluluğunu yaşar ve gelecek yıllarda efsane olacak takımının doğuşuna şahit olurlar.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Takıma kiralık olarak gelen ve harika işler çıkaran Hasan ise attığı birbirinden güzel 3 gol ile futbol tarihindeki bu önemli maçın kahramanları arasında yer alır. Fenerbahçe sonrasında kupa finalinde Beşiktaş'a yenilse bile o sezonu rekorlar kırarak Beşiktaş'ın 10 puan önünde açık ara ligde şampiyon olur.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve geçelim Fenerbahçe'ye, o dönemlerde kullanılan ifade ile nam-ı diğer "Sarı Kanaryalara"...</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1988-1989 sezonunda Fenerbahçe Türk futbolunda halen de kırılamayan rekorlara imza atarken kendileri için de unutulmaz bir yıl yaşar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir sezon öncesinde ligi 8. sırada tamamlayarak taraftarını üzen kulüp bu sefer iddialı hazırlanmak adına önemli transferler yapar. En çok ses getireni ise aslında transferi sonrası yaşı ve Almanya liginde yediği gol sayısı ile dönemin efsane mizah dergisi Gırgır'a bile malzeme olduğunu hatırladığım, ancak maçlar başladığında kalitesini herkese gösterecek olan Toni Schumaher'dir. Diğer unutulmaz transferler ise yine bir sezon öncesinde ligde ve kupada Fenerbahçe'ye kabuslar yaşatan Sakaryaspor'un 4 ası Oğuz, Aykut, Turan ve Serdar'dır. Fenerbahçe o sezon 1'i kiralık olmak üzere toplamda 13 transfer yaparak takımı nerede ise tümü ile yeniler.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fenerbahçe sezonun ilk maçını deplasmanda Rizespor ile oynar. Zaman ilerledikçe oynadığı futbolun daha da açılacağını ve gole doyulan bir yıl olacağını bu maç ile gösterir. İlk yarısı&nbsp; başabaş geçen hatta Rizespor'un önemli pozisyonlar kaçırdığı maçta, oyuna 2. yarıda giren yeni transferlerden biri hem kendisini hem de sezonu Fenerbahçe'nin unutulmazları arasına sokacaktır. Bu oyuncu maçta peş peşe 4 gol atan ve yılın sonunda 29 gol ile gol kralı olan Aykut Kocaman'dır. Sanırım lig tarihi boyunca yeni takımı ile ilk maçında 4 gol atan, dahası bunu sadece tek yarıda yapan başka bir oyuncu halen de yok.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fenerbahçe devam eden haftalarda da güzel sonuçlar alır ancak tek mağlubiyetini o sezon iyi bir oyun sergileyen Beşiktaş karşısında alarak ligin ilk yarısını Beşiktaş'ın arkasından 2. sırada bitirir. Sezonun ilk yarısında Rizespor'un etkili futbolcusu Hasan Vezir'i kiralık olarak alan ve O'nun da artan performansı ile 2. yarıda adeta fırtına gibi esen Fenerbahçe, sezonun ilk yarısında 44 gol atmışken, 2. yarısında 59 gol atar ve sezon sonunda toplam 103 gole ulaşarak halen de kırılamayan bir rekorun sahibi olur.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bunların yanında yine yılın en unutulmaz maçlarından birisi Federasyon Kupasında yaşanır. İlk maçta kendi sahasında Galatasaray ile 2-2&nbsp;berabere kalan Fenerbahçe, 3 Mayıs 1989 da Ali Sami Yen'de oynanan rövanş maçında da ilk yarıda 3-0 geriye düşer. O yıl Avrupa başarılarının sarhoşluğunu yaşayan ve skor tabelasına göre artık turu geçtiğine inanan Galatasaray'a unutulmayacak bir hüsran yaşatırlar. Maçta 2. yarının hemen başında, yıllar sonra bile izleyenlerin topun o dar açıda nereden geçtiğini halen anlayamadığı Aykut'un golü gelir. Takıma kiralık olarak gelen ve harika işler çıkaran Hasan ise attığı birbirinden güzel 3 gol ile futbol tarihindeki bu önemli maçın kahramanları arasında yer alır. Fenerbahçe sonrasında kupa finalinde Beşiktaş'a yenilse bile o sezonu rekorlar kırarak Beşiktaş'ın 10 puan önünde açık ara ligde şampiyon olur.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2 hafta sonra İzmir de oynanacak rövan</strong><strong>ş maçı için ümit ile hayal etmek arası duygular yaşanır. Tanju ve Uğur'dan yoksun takım maçta ilk yarıda 1-0 öne geçse de devamını getiremez ve yediğ</strong><strong>i gol ile maçtan 1-1 berabere ayrılarak turnuvaya veda eder. Ancak herkesin kabul ettiği şey o sezon Galatasaray'ın bir Türk takımı olarak izleyenlere tattırdığı heyecan ve futbol doyumudur.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve gelelim Galatasaray'a ve onun Avrupa macerasına...</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önceki 2 sezonda yıllardır ulaşamadığı lig şampiyonluklarına ulaşan ve santraforu olan Tanju Çolak'ın yine ligde halen de kırılamayan 39 gollük rekoru ile Avrupa'da Altın Ayakkabı ödülüne layık görülerek adını duyurduğu Galatasaray, bu sefer de Avrupa'da adını takım olarak duyurmayı hedeflemektedir. 2 sezondur oturmuş kadrosu, kalesinde güven veren isim Simoviç ve gol yollarındaki becerisini kanıtlamış oyuncular ile buna cesaret edecek güçte olduğunu düşünür.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birinci turda Avusturya şampiyonu olan Rapid Wien ile karşılaşırlar. İlk maç Viyana'dadır. Türkiye liglerinde oynanan maçlarda gündüz vakti oynamaya alışkın futbolcular bundan mıdır bilenmez ama o dönem gece oynanan Avrupa maçlarında hep zorlanırlar. Bu maç da gece oynanır ve ilk yarısını Galatasaray 1-0 yenik kapatır. Takım 2. yarıda 1 gol daha yer ve 2-0 geriye düşer. Artık mutlaka bir gole ihtiyacı olduğunu düşünen Mustafa Denizli oyuna Büyük Savaş olarak bilinen Savaş Demiral'ı alır. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oyunun son 10 dakikasına girildiğinde o yıl Galatasaray'ın yine unutulmazları arasına girecek olan Prekazi topu sol kanattan ceza sahasının hemen önünde duran Büyük Savaş'a doğru gönderir. Büyük Savaş'ın top yere inmeden vurduğu şut ve ağlara giden golü bir çok taraftar gibi benim de halen aklımda. Galatasaray bu avantajlı skor ile yurda döner. İstanbul'da oynanan 2. maçta ise Galatasaray ilk yarıda bir çok gol pozisyonu yakalasa da gölü bulamaz. 2. yarıda yine atak bir futbol sergiler. Önceki sezonun Avrupa gol kralı Tanju ve kaptan ünvanını her yönüyle hak eden Cüneyt'in golleri ile maçı 2-0 kazanır. Bu maçta golleri atanların dışında alkışlanacak birileri var ise başta kalede bir çok mutlak gölü önleyen Simoviç ile maçı objektif bir şekilde yöneterek bitiren hakemlerdir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Galatasaray'ın 2. turdaki rakibi ise yine bir başka Orta Avrupa ülkesi temsilcisi olan İsviçre'nin Neuchatel Xamax takımıdır. İsviçre'de oynanan ilk maçta, 1. devre Galatasaray'ın mücadeleci futbolu nedeni ile Neuchatel golü bulamaz. 2. yarıda bir gol bulsalar da uzun süre devamı gelmez. Ancak özellikle o yıllarda takımlarımızın deplasmanlarda yaşadığı bir başka sorun, maçları bir nevi propaganda zemini olarak gören örgütlerin sahaya girerek pankart açmasıdır. Nitekim bu maçta da 2. devre bu yaşanır ve maç uzun bir süre bu yüzden durur. Galatasaray ceza sahası içerisinde ve Simoviç'in çevresinde cereyan eden olaylar takımın ahengini ve maça olan kontsantrasyonunu bozar. Oyun başladıktan sonra 90. dakikada 2. gol yenir. Maç bununla bitecek derken uzayan süre sonunda 96. dakikada 3. gol yenir ve maç bu skor ile biter.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Soyunma odasına giren takım sonuçtan dolayı üzgün olsa da turu geçmek konusunda ümitsiz değildir. Nitekim Mustafa Denizli o günden başlayarak rövanş maçına kadar her fırsatta 4 yada 5 gol atarak turu geçeceklerini söyler.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk maç bir bayram öncesi 28 Ekim'de oynanmış ve tersi bir duygu ile sonlanmıştır. 2. maç ise bu sefer milli bir hüzün öncesi 9 Kasım'da oynanacak ve yine tersi bir duygu yaşanacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ali Sami Yen'de maç başlarken stad o güne kadar hiç olmadığı kadar dolmuş ve seyirciler arasına Galatasaray taraftarının haricinde başka takım taraftarları da maçı izlemek ve desteklemek için gelmiştir. Maçı tribünden izleyen kişiler arasında bu tarihi güne taraftarı ile yan yana tanıklık edecek olan Mustafa Denizli de vardır çünkü ilk maçta yaşanan olaylardan dolayı ceza almış ve takımın başında sahaya çıkamamıştır. O günlerde deplasman maçları televizyonda yayınlansa bile Türkiye'de oynanan maçlar seyirci sayısı endişesi nedeni ile televizyondan naklen verilmez, maçı canlı izleyecek kişiler ancak radyodan dinleyebilirlerdi. Birçok kişi gibi ben de o gün maçı radyodan dinlemek için hazırlanmıştım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Unutmak mümkün değil, maçta ilk yarıyı Uğur'un attığı gol ile Galatasaray 1-0 önde kapatır. 2. yarıda en az 2 gol gerekir. Derken maç tekrar başladığında ise turu getirecek ve maçı taraftarların hafızasında ölümsüzleştirecek goller peşpeşe gelir. Kanımca en unutulmazı ise Tanju'nun ceza sahası solundan plase ile attığı goldür. Tanju yaptığı falsolu vuruşun gol olduğundan o kadar emindir ki, topun ağlar ile buluşmasını beklemeden Mustafa Denizli'nin olduğu tribünlere doğru koşarak golü kutlar. Maç 5-0 bitince herkes 2 hafta önce ertelenen bayram coşkusu içindedir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak sevinç uzun sürmez. Çünkü Neuchatel maç sonunda yaşanan olaylar nedeni ile UEFA'ya itiraz eder ve yapılan ilk değerlendirme sonrası UEFA da maçın iptal edilerek tarafsız bir saha da yeniden oynanmasına&nbsp; karar verir. Türkiye ayağa kalkar ve ülke yönetimi ile tüm futbolseverlerin bir bütün olarak mücadele ruhu içerisinde olduğu nadir dönemlerden birisi yaşanır. Gösterilen bu yoğun tepki nedeni ile UEFA da geri adım atar ve üst kurul bu sefer maçı geçerli sayar ancak Galatasaray'ın bir sonraki turda kendi sahası yerine maçı tarafsız bir ülkede oynamasını, eğer o turu da geçerse o maçın Türkiye'de İstanbul dışında oynamasını karara bağlar. Taraftarlar açısından bu karar adil olmasa bile yine de çeyrek finale çıkmanın sevincini gölgelemez.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Derken kış döneminde Avrupa maçlarına ara verilir. Çeyrek finalde ki rakip şimdilerde İngiliz Futbolunu değiştiren 3 yabancıdan biri diye anılan Arsene Wenger'in yönetimindeki Fransa şampiyonu&nbsp; Monaco'dur. Tarihin garip cilvesi deplasmanda oynanacak ilk maç öncesi 1 Şubat tarihinde Galatasaray'ın yıldızı Tanju Çolak bir önceki sezonun Avrupa'da en fazla gol atan futbolcusu olarak yine Monaco'da düzenlenen ödül törenine katılır. 1 Martta tekrar Monaco'ya çeyrek final maçı için gelen Tanju, aldığı ödülü hakkettiğini gösterecek ve attığı kafa gölü ile maçı 1-0 Galatasaray kazanacaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maçtan önce Monaco'yu kesin favori gören herkes ve hatta yurtiçi basın bile alınan galibiyet sonrası hem şaşkınlık hem de büyük bir sevinç içindedir. 2 hafta sonra bu sefer Köln'de oynanan maçta sahneye unutulmaz vuruşu ile Prekazi çıkacak ve Fransızların bile hayran kalacağı serbest vuruştan attığı gol ile Galatasaray'ı öne geçirecektir. Sonrasında Monaco'nun yıldızlarından Weah bir gol atsa da maç berabere sona erer ve Galatasaray yarı finale yükselir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Galatasaray artık Milan, Real Madrid ve Steau Bükreş ile beraber Avrupa'nın en büyük ilk 4 takımı arasına girmiş, o zamanlar Batı seviyesinde bir medeniyet kurma hayalindeki ülkenin futbol olarak bunu başarmakta olduğuna herkesi inandırmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eşleşmeler için yapılan kurada Mustafa Denizli'nin gönlünden Real Madrid geçse de Galatasaray'ın rakibi Steau Bükreş olur. Ve ilk maç yine deplasmandadır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maç, Steau'nun hızlı oyunu ile başlar ve ilk yarının başında 1-0 öne geçerler. Ancak Galatasaray'ın karşısında sadece Romen rakibin olmadığı, o dönem Romanya'nın lideri Çavuşesku tarafından özel olarak ağırlandığı iddia edilen Portekizli hakemin de zorlu bir rakip olacağı daha maçın ilk yarısında Galatasaray aleyhine verdiği tartışmalı penaltı ile kendini gösterir. Penaltıyı sonraki yıllarda yine Galatasaray ile unutulmaz başka Avrupa başarılarına imza atacak olan Hagi kullanır ve golünü atar. İlk yarı bu skor ile biter. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2. yarıya Galatasaray yine ümitli başlar ve Tanju ile gölünü de bulur. Ama Portekizli hakem bu sefer de ofsayt iddiası ile nizami golü geçersiz sayar ve karara itiraz eden Tanju ve Uğur'a sarı kartları göstererek bir sonraki maçta da cezalı duruma düşmelerine neden olur. Galatasaray bundan sonra oyundan kopar ve 4-0 yenilerek Romanya'dan ayrılır. 2 hafta sonra İzmir de oynanacak rövanş maçı için ümit ile hayal etmek arası duygular yaşanır. Tanju ve Uğur'dan yoksun takım maçta ilk yarıda 1-0 öne geçse de devamını getiremez ve yediği gol ile maçtan 1-1 berabere ayrılarak turnuvaya veda eder. Ancak herkesin kabul ettiği şey o sezon Galatasaray'ın bir Türk takımı olarak izleyenlere tattırdığı heyecan ve futbol doyumudur.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet 1988-89 sezonunda üç büyüklerin hepsi için unutulmaz zamanlar yaşanır. O yıl liseye adım atan, aklı ve bedeni futbol ile yaşayan biz gençler için ise bahar ayları geldiğinde sezonun bir başka anlamı başlamak üzeredir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">''Günebakan'' çocukların hikayesi bir sonraki yazıda...</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Not:</strong> Bu yazıyı yazarken genelde Spotify'dan "Top Hits of 1989" listesini dinledim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Listeyi dinlerken o yılın sadece futbol için değil, müzik için de unutulmaz bir yıl olduğunu gördüm. Parçaların bazıları şöyle idi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">The Cure'den "Lovesong", Bon Jovi'den "Born To be My Baby",&nbsp; Phil Collins'den "Another Day in Paradise", Madonna'dan "Like a Prayer",&nbsp; Marc Almond, Gene Pitney'den "Somethin's Gotten Hold My Heart".</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Listeye adını veren şarkı ise bu yazının başlığında da adı bulunan Tina Turner'dan "The Best" idi.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp;</span></span></span><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="display:none">&nbsp;</span><span style="display:none">&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 May 2025 06:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/1988-89-en-guzel-futbol-sezonumuz-1-bolum-1748641277.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fenerbahçe, Türkiye&#039;nin Özetidir</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/fenerbahce-turkiyenin-ozetidir-8695</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/fenerbahce-turkiyenin-ozetidir-8695</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teknik direktör iki kelimeden oluşuyor: Teknik ve direktör: İşin teknik yanı kadar yöneticilik anlamındaki direktörlük yanı da önemli. Mourinho’nun teknik yönünü tartışamam, adamın başarıları ortada ama yöneticiliğini tartışırım çünkü farklı alanlarda olsa da yaşamım yöneticilikle geçti. Mourinho’nun yöneticiliği tam anlamıyla berbat: Sürekli ceza aldığı için maçların bir bölümünde sahada değil tribünde oturuyor, takımı başsız bırakıyor.&nbsp;</span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"> </span></span></strong></p>

<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Transfermarkt adlı futbol sitesindeki bilgilere göre Fenerbahçe 226,1 milyon, AZ Alkmaar 73,6 milyon Euro değerinde. Bir başka ifadeyle AZ Alkmaar, Fenerbahçe’nin üçte biri değere sahip oyunculardan kurulu. Fenerbahçe’nin yaş ortalaması 28, AZ Alkmaar’ın yaş ortalaması 23,6. Stadyumların tamamen dolu olduğunu varsayarsak Fenerbahçe maçlarını 50 bin seyirciyle, AZ Alkmaar ise 19.500 seyirciyle oynuyor. AZ Alkmaar 27 yıldır Hollanda Eredivise Liginde, Fenerbahçe 67 yıldır Süper Lig’de (ligin adı zaman içinde değişmiş bulunuyor.) &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fenerbahçe’nin teknik direktörü Jose Mourinho, Portekiz, İspanya, İtalya ve İngiltere’de yönettiği takımlarla lig ve kupa şampiyonlukları yaşamış, ayrıca çeşitli takımlarla iki kez UEFA şampiyonlar şampiyonluğu, iki kez UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğu, bir kez UEFA Konferans ligi şampiyonluğu kazanmış. AZ Alkmaar’ın teknik direktörü Maarten Martens’in herhangi bir kupa başarısı yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maç başlamadan önce bu iki takıma bakıldığında “Fenerbahçe bu maçı rahat kazanır” diye düşünülürdü herhalde. Bu düşüncede olan kişinin zihnini kurcalayacak tek mesele olsa olsa iki takım arasındaki yaş farkı olabilirdi.&nbsp; AZ Alkmaar’ın genç bir takım olduğu için çok koşacak ve mücadele edecek olmasına karşılık Fenerbahçe’nin deneyimli oyunculardan kurulu olması bu kuşkuları da dağıtırdı. &nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öyle olmadı. AZ Alkmaar’ın o deneyimsiz teknik direktörü Fenerbahçe’nin deneyimli teknik direktörünü ikinci yarıda mat etti. Mourinho’nun birçok hatası var. Bu hataları yalnızca bu maçta yapmadı hep yapıyor. Mesela bu maçta İsmail’i oyundan çıkarması ölümcül bir hataydı. İsmail orta sahayı tutan tek oyuncuydu, o çıkınca AZ Alkmaar rahatlıkla Fenerbahçe kalesine indi ve golleri buldu. Aslına bakarsanız bu yıla başlarken yapılan en büyük hata İsmail Kartal’ı yollayıp yerine artık emeklilik bekleyen ve muhtemelen “Fenerbahçe’ye git oradan harika bir tazminat alır emekliliğinin keyfini sürersin” diyenleri dinleyerek buraya gelmeye niyetlenen Mourinho’yu getirmekti. Bunu söyleyince tabii bir grup “Mourinho gibi bir başarı abidesini eleştirmek senin ne haddine” diyecek biliyorum. Kusura bakmayın ama ben oynanan oyuna bakarım. Mourinho geldiğinden beri ben Fenerbahçe’nin bir maç boyunca iyi futbol oynadığını hiç görmedim. Kopuk kopuk parlamalar olsa da takım, maçın tamamını son derecede kötü oynuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eleştirmek kolaydır, zor olanı çözüm önermek. 3 Haziran 2019 tarihinde bu blogda yayınladığım aynı başlıklı yazımı kısaltarak buraya alıyorum, sanırım o zaman önerdiğim çözümler bugün için de geçerli:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Geçen yıl yapılan seçimleri kazanarak işbaşına geldiğinizde çıkardığınız finansal tablolar ve özellikle de borç durumu Fenerbahçe’nin sürdürülemez bir finansal yapı içinde olduğunu açık biçimde ortaya koyuyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sizin göreve geldiğinizde yaptığınız açıklamalardan benim anladığım buydu. Bunun üzerine sizin bu düzeni değiştireceğinizi ve bundan böyle bu tür pahalı futbolcular almak yerine genç oyunculara önem vereceğinizi ve takımı, kulübün yetiştireceği oyunculardan oluşturacağınızı, belki bu takıma bir veya iki deneyimli oyuncuyu transfer edip katarak, finansal açıdan tutarlı yeni bir düzen kuracağınızı tahmin etmiştim. Böyle bir takım muhtemelen birkaç yıl şampiyon olamayacak, hatta üst sıralarda bile yer alamayacaktı ama bu yaklaşım kulübün finansal açıdan toparlanmasını sağlayacak ve Türk futbolunun geleceğini kurtaracak bir modele öncülük etmiş olacaktı. Üstelik çok büyük bir destekle göreve geldiğiniz için kimse de size bu kararınızdan dolayı ses çıkarmayacaktı.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yanılmışım. Siz de kulübü finansal açıdan çökerten önceki yönetimlerin eleştirdiğiniz uygulamasını aynen devam ettirdiniz. Birçok oyuncu transfer edip dünyanın parasını ödediniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir benzetme yapacak olursak sağdan soldan derlenmiş bir lejyoner ordusuyla savaş kazanılmaz. Bu en bilinen kurallardan birisidir. Bir savaşın kazanılması için ordunun bütün askerlerinin birlikte, birbirini kollar biçimde savaşması gerekir. Oysa Fenerbahçe bu sezonda takım olamadı. Takım, sanki bütün takımların en kötü oyuncularının transfer edilip monte edilmesiyle kurulmuş gibiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özetle söylemem gerekirse önceki döneme ilişkin eleştirilerinize karşın o dönemin mantığıyla hareket edip birçok oyuncu transfer ederek hem kulübün finansal sorunlarını arttırdınız hem de başarılı olamadınız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşam hatalarla doludur. Bu hatalardan ders çıkarılırsa zararı az olur, ders çıkarılmazsa hatalar artarak devam eder ve zararı da giderek yükselir. Görebildiğim kadarıyla bu yıl da aynı yaklaşımı devam ettirecek ve Euro ile pahalı transferler yapacaksınız. Sonra Euro değerlendikçe giderler geometrik hızla artarken TL ile olan gelirler aritmetik hızla artmaya ve dolayısıyla kulübün mali durumu bozulmaya devam edecek. Einstein’in dediği gibi ‘aynı şeyi tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek en büyük hatadır.’</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu uygulamadan vazgeçerek altyapıdan yetişmiş, gençlerden kurulu bir takım kurmanızı öneririm. Bu takıma bir iki de deneyimli oyuncu ekleyin. Zararı yok başarısız olun. Tersini yaparak da başarılı olamadınız zaten.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sezon bu dediğimi yapmak geçen sezona göre çok daha zor. Bunu biliyorum. Çünkü Fenerbahçe taraftarı artık sabrını kaybetti ve şampiyonluk bekliyor. Ama ne olursa olsun bugün de yapılması gereken şey yine aynı. Aksi takdirde bu gidişin sürdürülebilirliği bulunmuyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben bu mektubu yazalı 5 yıldan fazla zaman geçmiş, Fenerbahçe, aynı hatada ısrarla devam etmiş ve her geçen yıl daha fazla para harcayıp daha kötü bir takım kurmuş. Öte yandan teknik direktör de sorunlu. Teknik direktör iki kelimeden oluşuyor: Teknik ve direktör: İşin teknik yanı kadar yöneticilik anlamındaki direktörlük yanı da önemli. Mourinho’nun teknik yönünü tartışamam, adamın başarıları ortada ama yöneticiliğini tartışırım çünkü farklı alanlarda olsa da yaşamım yöneticilikle geçti. Mourinho’nun yöneticiliği tam anlamıyla berbat: Sürekli ceza aldığı için maçların bir bölümünde sahada değil tribünde oturuyor, takımı başsız bırakıyor.&nbsp; TFF veya UEFA ceza veriyor, Fenerbahçe vermiyor. Çünkü sözleşmeler hep tek taraflı. Bir teknik direktör, şampiyonluktan prim alacaksa başarısızlıktan ve bu şekilde atılmaktan da ceza almalı. O zaman gelmez buraya diyeceksiniz. Eh gelmezse de gelmesin. İsmail Kartal ile çok daha iyi olurdu Fenerbahçe.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Beş yılın sonunda geldiğimiz noktanın aynı olması hatalardan ders çıkarılmadığını ve aynı hataların tekrarlandığını gösteriyor. Fenerbahçe, tıpkı yapısal reformları yapmamakta ve aynı politika hatalarını tekrarlamakta ısrar eden Türkiye gibi gidiyor ve işler kötü gittiğinde hemen dış güçler söylemine dalıyor. İşin en ilginç yanı buraya gelen yabancılar da aynı söyleme abone oluyor. Mesela Mourinho, her puan kaybından sonra dış güçleri sorumlu tutmaya başladı. Oysa hatayı kendisinde arasa çözümü de bulacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sanırım yirmi yıl kadar önce ilk kez bir Ekodiyalog programında söylemiştim bu sözü, ne kadar doğru olduğunu şimdi daha iyi görüyorum: “Fenerbahçe, Türkiye’nin özetidir.”</span></span></p>
</div>

<div>
<div>
<div style="text-align:start">---&nbsp;</div>

<div style="text-align:start">Bu yazı, yazarın izniyle&nbsp;<a href="https://www.mahfiegilmez.com/"><span style="color:#2980b9">https://www.mahfiegilmez.com/ </span></a>adresinden alınmıştır.&nbsp;</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Nov 2024 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/fenerbahce-turkiyenin-ozetidir-1731178989.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trabzonspor’un 2023-24 sezon değerlendirmesi</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trabzonsporun-2023-24-sezon-degerlendirmesi-5122</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trabzonsporun-2023-24-sezon-degerlendirmesi-5122</guid>
                <description><![CDATA[Trabzonspor’un 2023-24 sezon değerlendirmesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>35 yıldır taraftarı olduğum Trabzonspor açısından sezonun geneline baktığımızda, genel anlamda başarısız bir sezonun geride bırakıldığını söylemek haksızlık olmayacak. Sezona Hırvat teknik adam Nenad Bjelica ile başlayan Trabzonspor, henüz 8. haftada Adana Demirspor deplasmanında alınan mağlubiyetin ardından hocayla yolları ayırdı. Bjelica döneminde 8 maçta 4 galibiyet 4 mağlubiyet alan takım bariz şekilde başarısızdı.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Futbolda baş döndürücü bir sezonu geride bıraktık. Son dakikaya kadar heyecan içinde geçen, zaman zaman kirlendiğini ve çirkinleştiğini gördüğümüz, zaman zaman Türkiye’nin genel gidişatı gibi karamsar bir sahne arzeden bir dönem daha geride kaldı. Bu yazıda 203-24 futbol sezonunu temelde Trabzonspor’un performansı üzerinden ele almak istiyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-38 haftalık maraton sonunda Galatasaray 102 puana ulaştı ve 99 puanla ikinci sırada yer alan Fenerbahçe’nin önünde 24. şampiyonluğunu elde etti. 100 puan bandına ulaşan her iki takımı da tebrik ediyorum, rekabetin seviyesini iyice yükselttiler ve bir daha kolay kolay ulaşılamayacağını düşündüğüm 100 puan bandına çıkabilmeyi başardılar. % 87’lik galibiyet yüzdesine ulaşan Galatasaray, maç başına 2.68 puan ortalamasıyla yine ulaşılması güç bir rekor kırmayı başardı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Ancak hem Galatasaray hem de Fenerbahçe’nin, kurdukları pahalı kadrolar ve sahip oldukları kariyerli isimlerle Avrupa’da katıldıkları turnuvalarda daha başarılı olmalarını bir taraftar olarak arzu ederdim. Zira Türkiye’de şampiyon olmanın, ekonomik getirisi itibariyle Avrupa kupalarında başarı elde etmeyle mukayese edildiğinde kayda değer bir başarı olmadığı ortada. Dolayısıyla kulüplerin ekonomik sürdürülebilirlik açısından da Avrupa’da grup aşamaları ve ötesindeki eleme turlarında ilkbahar aylarını görmelerinin mutlak bir zorunluluk olduğunun altını çizmekte fayda var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Futbolcu olarak da çok başarılı bir kariyere imza atan Okan Buruk, Başakşehir’le 2019-20 sezonunda yaşadığı şampiyonluğun ardından Galatasaray’ı üst üste son iki sezonda da şampiyon yapabilmeyi başardı. Kuşkusuz kurulan pahalı kadronun bunda rolü büyükse de Buruk’un antrenörlük becerisi ve kadroyu uyum içinde oynatabilme yeteneği gözardıedilmemeli. Umuyorum yakın zamanda, Avrupa’da büyük başarılar yakalayan eski futbolcu-yeni genç antrenör kuşağının (Guardiola, Arteta, Xabi Alonso, Gerrard, Xavi, Thiago Motta, Inzaghi vd) önemli bir halkası olarak Avrupa arenasında da büyük bir takımda kendini gösterebilme şansı bulur.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">*** </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-35 yıldır taraftarı olduğum Trabzonspor açısından sezonun geneline baktığımızda, genel anlamda başarısız bir sezonun geride bırakıldığını söylemek haksızlık olmayacak. Sezona Hırvat teknik adam Nenad Bjelica ile başlayan Trabzonspor, henüz 8. haftada Adana Demirspor deplasmanında alınan mağlubiyetin ardından hocayla yolları ayırdı. Bjelicadöneminde 8 maçta 4 galibiyet 4 mağlubiyet alan takım bariz şekilde başarısızdı, zirvenin çok uzağına düşmüştü ve 12 puanla 7. sıradaydı. Bjelica’nın ardından 9. haftada takımın başına getirilen Abdullah Avcı döneminde ise 37 resmi maçta 23 galibiyet, 4 beraberlik, 10 mağlubiyet alındı ve takım sezonu 67 puanla, tarihi bir sezon yaşayan Galatasaray ve Fenerbahçe’nin gerisinde 3. sırada bitirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Unutmamak gerekir ki Trabzonspor sadece iki sezon önce, 2021-22’de bu ligi 81 puanla ve bitime üç hafta kala rakipsiz olduğunu ilan ederek şampiyon tamamlamıştı. Birkaç yıllık periyoda bakınca, şampiyon olunan sezonun hemen ertesinde altıncı sıraya düşülmesi, bir sonraki sezonda ligin üçüncü bitirilmesini başarı olarak sunmak elbette mümkün değil.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İKİ SEZON ÖNCE, BİTİME ÜÇ HAFTA KALA RAKİPSİZ OLDUĞUNU İLAN EDEREK ŞAMPİYON OLMUŞTU</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Bjelica döneminde maç başına puan ortalaması 1.50 olurken, Abdullah Avcı ile birlikte takım 1.97 puan ortalamasına kavuştu ki bu performans sayesinde lig üçüncü sırada tamamlanabildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Yani Trabzonspor, alışılmadık performanslara imza atan ve başka bir seviyede oynayan bu iki takımı bir tarafa koyunca, geriye kalan 18 takım arasında birinci olabilmeyi başardı. Bir önceki sezon elde edilen 57 puan ve altıncı sırada kalınarak Avrupa kupalarına gidilememesini düşününce, bunun kısmi bir başarı olduğunu söyleyebilmek de mümkün. Ancak unutmamak gerekir ki Trabzonspor sadece iki sezon önce, 2021-22’de bu ligi 81 puanla ve bitime üç hafta kala rakipsiz olduğunu ilan ederek şampiyon tamamlamıştı. Birkaç yıllık periyoda bakınca, şampiyon olunan sezonun hemen ertesinde altıncı sıraya düşülmesi, bir sonraki sezonda ligin üçüncü bitirilmesini başarı olarak sunmak elbette mümkün değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Bununla birlikte takımın üzerindeki ağır borç yükünü ve İstanbul takımlarıyla aradaki ekonomik makasın hızla açıldığını göz önünde bulundurunca, ligi ilk üç içerisinde bitirmenin başarısızlık sayılmayacağını savunanlara da hak veriyorum. Trabzonspor için önceliklerin; ligi ilk iki sırada bitirebilmek, Avrupa’da her sezon gruplara kalarak eleme turlarını görebilecek bir performansa imza atmak ve Türkiye Kupası’nda final oynamak olması, mevcut ekonomik şartlarda en makul ve gerçekçi hedefler olarak önümüzde duruyor. Bunu yaparken altyapıdan oyuncu yetiştirip Avrupa’nın büyük kulüplerine yüksek bonservis bedelleriyle ihraç edebilmek, yeni sponsorlarla mevcut ağır borçları mümkün olduğunca azaltmak ve Trabzonspor markasını şampiyonluk için yarışan seviyeden aşağıya düşürmemek diğer hedefler olmalı.&nbsp; Aksi takdirde günlük kısır tartışmaların ve taraftar/şehir baskısının altında yapılacak aceleci ve büyük maliyetli transferlerle ligin ilk haftalarında havlu atılan sezonların tekrarlanması, kulübü geri döndürülemez bir girdaba sokabilir ki bundan mevcut yönetimin mümkün oldukça uzak duruğunu memnuniyetle gözlemliyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Geride bıraktığımız sezonda Abdullah Avcı’nın takımın başına yeniden getirilmesinin “zararın neresinden dönülse kârdır” anlayışının yansıması olduğunu söylemeye gerek yok. İyi bir planlamayla önümüzdeki sezon ligde ilk iki için yarışabilecek bir kadro kurulmasının yanında, pozitif ve hücum futboluyla Avrupa kupalarında gruplara kalıp gruptan çıkabilmek büyük başarı olacak.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>POZİTİF VE HÜCUM FUTBOLUYLA AVRUPA KUPALARINA KALIP KUPADAN ÇIKABİLMEK BÜYÜK BAŞARI OLACAK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-2023-24 sezonunda ligin üçüncü bitirilmesini büyük bir başarısızlık olarak sunmak doğru değilse de Türkiye Kupası finaline çıktıktan sonra kötü bir oyunla kupanın kaybedilmesi net bir başarısızlıktır. Ligi üçüncü bitirmenin getirdiği motivasyonla kupanın da alınması takıma ayrı bir özgüven getirebilirdi ki bu şanstan faydalanılamamış oldu. Ayrıca bu kaybedilen final, Avrupa sezonunu birkaç hafta daha erken açmak ve iki alt eleme turundan başlamak gibi bir yükü de takımın sırtına yüklemiş oldu. Takımın seri başı olarak katılacağı ikinci ön eleme turunun ardından, üçüncü tur ve play-off turunda başarılı olması halinde grup aşamasına katılabileceğini de eklemekte fayda var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Geride bıraktığımız sezonda Abdullah Avcı’nın takımın başına yeniden getirilmesinin “zararın neresinden dönülse kârdır” anlayışının yansıması olduğunu söylemeye gerek yok. İyi bir planlamayla önümüzdeki sezon ligde ilk iki için yarışabilecek bir kadro kurulmasının yanında, pozitif ve hücum futboluyla Avrupa kupalarında gruplara kalıp gruptan çıkabilmek büyük başarı olacak. Bu noktada taraftarın da gerçekçi bir beklentiyle hareket etmesi ve yönetimi ilave ağır borç yükü altına sokmayacak şekilde rasyonel davranması büyük önem taşıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Bireyse performanslarda ise Meunier, Visca, Enis Destan, Mendy ve Onuachu gibi isimler ön plana çıkıyor. Devre arasında transfer edilen ve 1 gol 7 asistle takıma kısa sürede büyük katkı veren Belçikalı sağbek Thomas Meunier, devre arası transferinin nasıl yapılması gerektiğinin de somut bir dersi oldu camia açısından. Bu performansıyla Belçika milli takımıyla Avrupa Şampiyonası’nda da boy gösterecek Meunier. 7 gol ve 17 asistle oynayan Visca ve kiralık olarak takıma katılmasına rağmen 25 maçta 17 gol ve 4 asistle oynayan Onuchu takımın en iyileri olarak ön plana çıktı. Yeni sezonda Onuachu’nun uygun bir formülle yeniden takımda tutulmasının çok önemli olduğu açık, takımın istikrarı adına da kritik olacak bu hamle. Burada bir parantez de Enis Destan’a açmak gerekiyor. Ümit milli takımın da santrforu olan Enis, 38 maçta 1730 dakikada 12 gol ve 5 asist üretti. Beşiktaş’ın genç oyuncusu Semih Kılıçsoy ise 35 maçta 2086 dakikada 12 gol ve 4 asistle oynadı. Tüm spor kamuoyunun haklı olarak övdüğü ve performansıyla A milli takıma seçilme başarısı gösteren Semih’ten daha başarılı olan Enis ise milli takım kadrosunda kendisine yer bulamadı, ulusal spor basınında da hak ettiği ilgiyi göremedi. Bu çifte standardı da bu vesileyle kayda geçirmek isterim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Trabzonspor, şampiyon olduğu 2021-22 sezonunda sezon başı transferleri henüz Haziranayında büyük oranda tamamlayıp, devre arasında Visca gibi çok kaliteli bir takviyeyle başarılı olmuştu. Bu sezon da 2024 Haziran ayı içerisinde takımın ana iskeletinin belirlenme hedefi bulunuyor ki 25 Temmuz’da başlayacak Avrupa kupaları eleme aşaması serüveninden önce takımın kadro planlamasının büyük ölçüde bitirilmesi büyük önem taşıyor. Şampiyonluk sezonunu hatırlatan bu tür bir başarılı planlama hamlesinin, yapılacak kaliteli ve uygun transferlerle camiaya ve kadroya da büyük bir özgüven aşılayacağı aşikâr. Ağustos ayında başlayacak yeni futbol sezonunun şimdiden tüm takımlara başarılar getirmesini diliyor, bilhassa A milli takımımızın Avrupa Şampiyonası’nda, ligi ilk beş sıra içinde bitiren takımlarımızın ise Avrupa kupalarında başarılı sonuçlar alıp göğsümüzü kabartmasını yürekten temenni ediyorum.&nbsp; Trabzonspor’dan en büyük beklentim ise, üç yıl aradan sonra cefakâr taraftarına bir şampiyonluk daha hediye etmesi ve UEFA Avrupa Ligi’nde önce gruplara kalıp, sonra gruplardan bir üst tura çıkmayı başarması.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">*** </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu noktada birkaç cümleyle Trabzonspor’un “spor kulübü” vasfına da değinmek istiyorum. Hâlihazırda futbolun yanında voleybol, hentbol, judo, atıcılık, atletizm, masa tenisi ve boks dallarında da faaliyet gösteren Trabzonspor açısından bu sene yapılan en güzel işlerden biri de basketbol şubesinin kulübün resmi çatısı altında yeniden aktif hale getirilmesi oldu. Bir dönem kulüp çatısı altında olmadan “Trabzonspor” markasıyla Basketbol Süper Ligi’nde mücadele eden ve Avrupa’da da başarı kazanıp 2015’te [Avrupa’nın üçüncü önemli turnuvasında] EuroChallenge Cup finalinde Fransız Nanterre’e son saniye basketiyle 64-63 mağlup olarak kupayı kaybeden Trabzonspor, bu dramatik finalin ardında kısa süre sonra ekonomik nedenlerle kapanmıştı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aradan geçen altı yılın ardından 202 Şubat ayından itibaren Erkekler Bölgesel Basketbol Ligi’nde başarılı olan kulüp çatısı altındaki takım, önümüzdeki günlerde Basketbol İkinci Ligi’ne yükselmek için final grubu maçlarına çıkacak. Trabzonspor’un yeniden Süper Lig ve Avrupa’da temsil edilmesi açısından bu hamleyi önemli ve gerekli buluyorum. Aynı şekilde kadınlarda da futbol ve basketbol takımlarına yapılan yatırımların artırılmasını şehrin “spor kültürü” açısından önemsiyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Not: Bunu söylerken Okan Buruk’un şampiyonluk kutlamalarındaki küfürlü tezahürata katılmasını kınadığımı ve bunun yeterince çirkin olduğunu söylemek isterim. Bu çirkinlik için açıkça özür dilemesi gerekir. Sportif başarısını bu çiğ hareketle gölgelemesi yine bizim toplumuza has amatörlüklerden biri olsa gerek.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 May 2024 04:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Trabzonspor.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süper Kupa ve her taşın altında Cumhurbaşkanı’nı aramak</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/super-kupa-ve-her-tasin-altinda-cumhurbaskanini-aramak-963</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/super-kupa-ve-her-tasin-altinda-cumhurbaskanini-aramak-963</guid>
                <description><![CDATA[Süper Kupa ve her taşın altında Cumhurbaşkanı’nı aramak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Açıp bakıyorsunuz; kim kimi haksız çıkarmış, kabahat kimde? Ali Koç’ta mı, federasyonda mı, Suudilerde mi? Kulüplerin tavrından, Erdoğan’ın taşlanmasından keyif alıyorsunuz. Bu yazıyı geçin öyleyse. Çünkü yaşananlara soğukkanlı bakmayı öneriyorum.</strong>

Neden Suudi Arabistan’da oynanıyor abi? Başka yer yok muydu? Çoğunuz bu soru soruları soruyorsunuz ama cevabını aramıyorsunuz, farkındayım. Zira olayın üstünden beş gün geçti, bilen bilmeyen herkesin bir tavrı oluştu.

Evvela kupa krizi nereden çıktı, mevzu nasıl buraya geldi, 14 Kasım’daki yazımda tafsilatıyla anlatmıştım, tane tane... Onu tekrar buraya bırakıyorum, gerçekten merak edenler istifade etsinler. Bazı konuları anlamak için kronolojisine bakmak yeterli...
<h3><strong>ÜÇ </strong><strong>BEŞ KURUŞ DEĞİL, BAYAĞ</strong><strong>I PARA! </strong></h3>
Baştan söyleyeyim, ben burada “üç kuruş para için” lafları etmeyeceğim, mevzuya endüstriyel futboldan girmeyeceğim. Süper Kupa’nın Suudi Arabistan’da oynanmasını ne savunuyorum, ne de buna karşıyım. Sadece olguları ortaya koyuyorum.

Sosyal medyamda dediğim gibi, iki kulüp de Suudi Arabistan'a para için gitmeye gönüllüydü. Son dakika gösterdikleri tavır zevahiri kurtarmak içindir. Suudiler, o küçük şova izin vermeyince sahaya çıkmamaktan başka çareleri kalmadı. Muhalif kamuoyunun baskısı olmasaydı, bu maç o gece her şeye rağmen oynanırdı. Yani ben Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin Galatasaray’ı ve Fenerbahçe’yi peşinden sürüklediğini düşünmüyorum. Kendisinin öyle bir gücü yok zaten.

Futbolu iyi takip ediyorsanız, Türkiye’de kulüplerin borç batağında olduğunu, gelirlerinin temlikli olduğunu, bankalarla anlaşmak zorunda kaldıklarını, transfer yasağı ve puan silme cezaları aldıklarını, bilhassa yayın pastasından payını alamayanların düştüğü durumu da bilirsiniz.

Yayıncı kuruluşun ödemeleri aksattığını, aradaki farkın Spor Toto Teşkilatı eliyle devletin cebinden ödendiğini bilirsiniz. Fenerbahçe’nin neden Bankalar Birliği anlaşmasını imzaladığını ve sonra neden çekilmeye çalıştığını da... Suudiler TFF’nin şampiyonluk ödülü olarak verdiği paranın iki katını veriyor, bir maçta! Hiç öyle “üç kuruş için” değil yani. Kulüplerimizin bu paraya ihtiyacı vardı, önce bunu bir bilelim…

Ha bu kulüplerin kötü yönetildikleri söyleyebilirsiniz, öyle ki Arap’ın parasına tamah edecek duruma düştüler diyebilirsiniz. Peki İspanyollar ve İtalyanlar neden Süper Kupa’larını Arabistan’da oynuyorlar? 10 gün sonra Real Madrid ve Atletico Madrid de Riyad’da olacaklar misal. Dünyanın en güçlü spor kulübü olan Real Madrid’in paraya ihtiyacı var mı? Tabii ki, her zaman var! Kulüpler futbolun rekabetçi ortamında gelirlerini her geçen gün artırmak zorundadırlar. Real oraya giderse sen de gitmek istersin, bunu da bilelim…

Hülasa, bana göre kulüpleri suçlamaya hakkınız yok. Süper Kupa pekâlâ Suudi Arabistan'da oynanabilirdi. Bu kupanın adı "Cumhuriyet Kupası" değil, "Atatürk Kupası" değil, neden orada oynanamasın? Galatasaray ve Fenerbahçe cumhuriyetten eskidirler. İkisinin de cumhuriyete ve Atatürk'e borçları yoktur. Yarın Allah korusun saltanata geri dönülse, bu iki köklü kulüp yine var olacaklardır. Bunu birinin söylemesi gerekiyor.

Ama yanlış anlaşılmasın, ben şunu söylüyorum sadece. Bunlar her şeyden evvel birer spor kulübüdür. Çok şey beklemeyin bunlardan. Öyle siyasi bir tavır sergilemeye mecbur değiller.

Şunu da ekleyeyim, gerçek taraftarlar maçın Suudi Arabistan’da oynanması fikrinden çok rahatsız olmamışlardı. Takımlarının sahaya çıkmayıp ülkeye geri dönmesinden de memnunlar tabii ki. Çünkü gerçek taraftar evvela kulübünü düşünür ve sahiplenir her zaman. Yangını başlatanlar, büyütenler onlar değil. Ben de bir Galatasaray taraftarı olarak itiraz etmiyorum Arabistan’ın terkedilmesine…
<blockquote><strong>Kulüpler ise cumhuriyetin 100. yılı dolayısıyla muhalif kesimlerden gelen tepkileri yumuşatmak için ikircikli, hatta tabiri caizse riyakâr bir tutum gösterdiler. Divan kurullarında Suudi Arabistan</strong><strong>’</strong><strong>a gidilmemesi yönünde kararlar çıkarıp kamuoyuyla paylaştılar ama yönetim kurulları maçın orada oynanmaması için federasyon nezdinde doğru düzgün bir girişimde bulunmadı…</strong></blockquote>
<h3><strong>ONLAR DAVET ETTİ</strong><strong>LER, ÇÜ</strong><strong>NKÜ…</strong></h3>
Şimdi gelelim TFF’nin maçı Arabistan’a götürmesine… Bakıyorum da Mehmet Büyükekşi’nin işgüzarlığına gayretkeşliğine verip veriştiriliyor. Ama teklifin Suudilerden geldiği belli, bunu kimse görmüyor galiba.

Malum Süper Kupa finali genelde yaz sonunda oynanırdı. Bu yıl finalistlerin Avrupa’daki maçları nedeniyle, yani takvimdeki sıkışıklıktan dolayı sezon ortasına, kış dönemine ertelendi. Hâlbuki normalden 10 gün önce, yani temmuzda oynanabilirdi. Bunun bir sebep değil, bahane olduğunu anlamak kolay. Çünkü dediğim gibi, İspanyollar ve İtalyanlar da Süper Kupa maçlarını Suudi Arabistan’da oynuyorlar. Ve onların maçları da kışın oynanıyor tabii. Arabistan’ın sıcak ikliminde yazın top oynamak zor tabii, ondan…

Büyükekşi bu maçı önce uygun bir nedenle erteletti; sonra milli maç arasında, milletin gözü kulağı milli meseleye çevrilmişken bir fırsatını bulup yurt dışında oynatılacağını açıkladı; ondan sonra da ‘Almanya’ya İngiltere’ye götüremedim, onlar istemediler’ deyip, sanki başka yer bulunamıyormuş gibi Suudilere teslim etti. Ülkedeki siyasi atmosferi ve olası tepkileri göz ardı etti. Süreci yönetmektense ‘oldu-bitti’ye getirmeye çalıştı.

Kulüpler ise cumhuriyetin 100. yılı dolayısıyla muhalif kesimlerden gelen tepkileri yumuşatmak için ikircikli, hatta tabiri caizse riyakâr bir tutum gösterdiler. Divan kurullarında Suudi Arabistan’a gidilmemesi yönünde kararlar çıkarıp kamuoyuyla paylaştılar ama yönetim kurulları maçın orada oynanmaması için federasyon nezdinde doğru düzgün bir girişimde bulunmadı…

Özetle ben Suudilerle TFF arasındaki anlaşmanın, sonradan kâğıda dökülse de yaz döneminde yapıldığı kanaatindeyim. Yukarıda “TFF Başkanı Büyükekşi’nin Galatasaray’ı ve Fenerbahçe’yi peşinden sürüklediğini düşünmüyorum, kendisinin öyle bir gücü yok zaten” demiştim. Ama Erdoğan’ın o gücü var. Peki bu taşın altından da Tayyip mi çıkacak? Tabii başka kim çıkacak, öyle değil mi? Taşı toprağı Araplara satan adam, Galatasaray’ı ve Fenerbahçe’yi de satmıştır kesin, diyorsunuz. Ben sizin gibi düşünmüyorum, kusura bakmayın.

Önceki yazımdan alıntı yapacağım:

<strong>“Suudi Arabistan 2034 Dünya Kupası’na ev sahibi olmak iç</strong><strong>in FIFA</strong><strong>’ya başvurdu. Suudiler Arap Yarı</strong><strong>madası’nı bir futbol diyarına dönüştürmek için kesenin ağzını açıyorlar. İtalya ve İspanya</strong><strong>’dan sonra Türkiye</strong><strong>’ye getirdikleri teklif, Erdoğan</strong><strong>’la dostluk ilişkilerinden ziyade, kötü siyasi sicillerini sporla aklamak, olumsuz imajlarını düzeltmek için uyguladıkları daha geniş bir planın parçası…</strong><strong>"</strong>

İtalya ve İspanya’nın yanında Türkiye’nin Süper Kupa’sı da sofradaki yemeğin yanındaki küçük çerez tabağı olacaktı. Bu yüzden çok para verip Riyad’a çağırdıkları takımlarımıza taviz vermediler, protokol dediler, yönetmelik dediler; aslında parayı veren düdüğü çalar dediler, yani canları istemedi.

Yani ben krizin Suudi yöneticilerin Atatürk antipatisiyle alakalı olduğunu da sanmıyorum. Konu sizin sandığınızdan daha basit bana göre. Ali Koç’un aklına maça üç gün kala Atatürk pankartıyla sahaya çıkmak geldi. Dursun Özbek de ondan geri kalmamak için ben de futbolcularıma Atatürk tişörtü giydireyim öyleyse dedi. Suudiler protokolü gerekçe gösterip reddettiler. Bu arada TFF’nin araya girip olayı tatlıya bağlaması gerekiyordu ama yapamadılar.
<blockquote><strong>Organizasyonu federasyon gerçekleştirdiği takdirde ev sahibi TFF olur. Forma ve pankartla çıkma hususlarında TFF dışında kimse müdahale edemez. TFF FIFA üyesi olduğu için muhatap ev sahibi ülke değildir. Arapların arkasına sığındıkları o sebep yalan…</strong></blockquote>
<h3><strong>SUUDİ</strong><strong>LERİN ULUSLARARASI YÖ</strong><strong>NETMELİK YALANI</strong></h3>
Maç günü aradaki ihtilaf medyaya sızdırıldı. Neredeyse sönmüş bir tartışma sosyal medyada alevlendirildi. Peki bunun sebebi neydi öyleyse?

Ali Koç’un Atatürkçü tavrının doğruluğunu yanlışlığını kenara bırakarak bir şey söylemek istiyorum. Biz sahaya Atatürk’le çıkacağız dedikten sonra, eğer Araplar buna engel oluyorlarsa, sen de bunu sineye çekiyorsan, o günkü geri adımın duyulur, duyurulur. İki başkan da tarihe kötü bir şekilde geçmek istemediler. Nitekim maç ertelendi bakın ama iptal edilmedi. Tahminim o ki, Erdoğan devreye girer, sorun çözülür ve maç ileri bir tarihte, aynı yerde ve Atatürk’ün tartışılmayacağı bir şekilde oynanır.

Son olarak Suudi tarafından o gece geç saatlerde yapılan açıklamayı da çürütmek gerekiyor. Ne yazık ki buna inananlar olmuş. Adamlar FIFA yönetmeliklerini hatırlatarak uluslararası maçlarda siyasi sembollere, mesajlara izin veremeyeceklerini söylemişler. Halbuki TFF Süper Kupası uluslararası maç değil. Ve FIFA’nın organizasyon sahibiyle ilgili yönetmeliği çok açık.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun ilgili maddesine göre, organizasyonu federasyon gerçekleştirdiği takdirde ev sahibi TFF olur. Yabancı sahalarda oynanan böyle maçlarda bile yetki Türkiye Futbol Federasyonu’nda olur. Forma ve pankartla çıkma hususlarında TFF dışında kimse müdahale edemez. TFF FIFA üyesi olduğu için muhatap ev sahibi ülke değildir.

2006’da Frankfurt’ta oynanan Süper Kupa maçında tribünlerde açılan büyükçe bir Atatürk resminin görseli de sosyal medyaya düştü zaten, bulup bakabilirsiniz. FIFA uluslararası maçları siyasetten arındırmak istiyor, hır çıksın istemiyorlar ama burada öyle bir şey yok ki. Galatasaray ve Fenerbahçe kendi aralarında anlaşmışlarsa, aynı mesajı veriyorlarsa, TFF’nin ve Suudi tarafının da buna bir itirazı yoksa FIFA ceza meza kesmezdi. Arapların arkasına sığındıkları o sebep yalan…

TFF bu maçı 29 Aralık 2023'te değil de mesela 2024'ün ilk haftasında oynatacağını söyleseydi, 100. yıl dolayısıyla gösterilen tepkiden de kurtulurdu belki ama Araplar en uygun tarihleri İspanyollara (10-14 Ocak) ve İtalyanlara (18-22 Ocak) verdi. Hiç kimse bundan bahsetmiyor. İlla birine fatura kesmek gerekirse federasyon başkanına kesilebilir belki. Zaten hakem Halil Umut Meler’in darp edilmesi olayını da göz önünde bulundurursak sorunları daha fazla büyümeden çözme kabiliyeti zayıf olan Büyükekşi’nin o koltukta uzun süre oturması pek de mümkün görünmüyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jan 2024 04:30:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Firefly-football-and-money-66850.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadıköy’de şutsuz gece…</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kadikoyde-sutsuz-gece-811</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kadikoyde-sutsuz-gece-811</guid>
                <description><![CDATA[Kadıköy’de şutsuz gece…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>TFF Başkanı Büyükekşi Suudileri iyi kazıklamış. Kim para verip izliyorsa yazık. Allah’tan kaçak izliyoruz yani…</strong>

Kadıköy’de gelenek bozulmadı… Fenerbahçe bu sezon da evinde Galatasaray derbisini kazanamadı. Buna rağmen liderliğini sürdürdü ama ikili averajı rakibine kaptırdı…

Halbuki Galatasaray’ı önce ligde, sonra kupada, beş gün arayla yenip şampiyonluk meşalesini yakabilirdi. İsmail Kartal çekingenliği ve tercihleriyle Galatasaray’a istediğini vermiş oldu…

Galatasaray’da Kaan Ayhan’ın, Fenerbahçe’de İsmail Yüksek’in kulübede oturması beklenmiyordu. İsmail hoca, Fred’in yokluğunda İrfan Can Kahveci’ye “8 numara”yı vermiş. Maç sonu basın toplantısında beklendiği gibi Fred’in eksikliğine sığındı. Ama taraftarları da şimdi haklı olarak şunu soruyor: “Topu Galatasaray’a bırakacaksan İrfan’ın orada ne işi var?”

Sarı-Lacivertliler ilk 5-10 dakika fena değil gibiydi. Ama 10. dakikadan sonra, bu sezon stres seviyesi yüksek maçlar oynamış Galatasaray’ın rahatlığını izledik. 45’te İsmail’in oyuna girişiyle Galatasaray bir nebze geri çekildi. İsmail’in kazandığı toplar, Fenerbahçe’nin topu geri kazanma süresini kısalttı.
<blockquote><strong>“Yüzyılın en silik derbisiydi… Vole’deki yayınında Metin Tekin’in de dediği gibi, anlatılması çok kolay, çünkü hiçbir şey yok…”</strong></blockquote>
Fakat maç boyunca iki tarafın da "gol beklentisi" çok düşüktü... Atak vardı, şut yoktu... Şut vardı, isabet yoktu... Faul vardı, kart yoktu… TFF Başkanı Büyükekşi Suudileri iyi kazıklamış. Kim para verip izliyorsa yazık. Allah’tan çoğumuz kaçak izliyoruz yani… Tabii ben öyle bir şey yapmıyorum, hiç yapar mıyım? :)

Vole’de Metin Tekin’in yorumunu dinledim. Onun da harika tespit ettiği gibi, anlatılması çok kolay bir maçtı, çünkü hiçbir şey yoktu…

Süper Lig’de faul rekoru kırılan derbi maç olarak tarihe geçti. Onca faule rağmen bunca az sarı kart, inanılır gibi değil! İrfan sahada agresifliğiyle Emre Belözoğlu’na dönüşürken, hakem Arda Kardeşler’in de eyyamcılığıyla Cüneyt Çakır’a dönüştüğü maç olarak akıllarda kalacak.

Ayrıca “Icardi’nin gol atamadığı derbi” olarak akıllarda kalacak. Tabii Icardi-Dzeko tartışmasıyla da akıllarda kalacak. Fakat bilhassa Suudiler çabuk unuturlar umarım…]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Dec 2023 05:26:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/Dzeko.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Superman Spiderman’le Batman’e karşı</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/superman-spidermanle-batmane-karsi-565</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/superman-spidermanle-batmane-karsi-565</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px"><strong>Bağış Erten’in bir yazısı üzerine çeşitlemeler: Maviler ve Yeşiller yalnız değildi. Beyaz’lar da vardı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><span style="color:#000000">Bağış Erten’in </span><a href="http://gazeteoksijen.com/yazarlar/bagis-erten/biri-spiderman-digeri-batman-biri-salata-gibi-digeri-turlu-223367"><span style="color:#3498db">Oksijen’de</span></a><span style="color:#000000"> Fener-Galatasaray derbisinin ağır havasını dağıtmak için yazdığı yazıyı keyifle okudum. Kendisini yıllardır takdirle izlerim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:12pt">Fenerbahçe ve Galatasaray birer futbol takımı değil de başka kavramlar olsa ne olurdu </span></span><a href="https://gazeteoksijen.com/yazarlar/bagis-erten/biri-spiderman-digeri-batman-biri-salata-gibi-digeri-turlu-223367" style="text-decoration:none"><span style="color:#3498db"><span style="font-size:12pt"><u>diye sormuş.</u></span></span></a></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Fenerbahçe’yi Cumhuriyet’e Galatasaray’ı Saltanat’a benzetip açılışı yapmış. Oradan dizi dünyasına geçip Ezel-Kurtlar Vadisi, Succession-Game of Thrones Kızıl Goncalar-Kızılcık Şerbeti kutuplarını işaretlemiş. Oğuz Atay’ın kitabı olsalar biri Tutunamayanlar diğeri Tehlikeli Oyunlar olurdu diyerek devam etmiş. Fener 90’ların popu Galatasaray 80’lerin nostaljisi iken sofrada birincisi salata ikincisi türlü olarak yer almadaymış. Futbolun efsaneleri arasında ilkini Messi’ye ikincisini Maradona’ya yakıştırmış. Çizgi karakter olsa ilki Örümcek Adam rakibiyse Batman olurmuş. Tarihsel figürlerden biri 8. Henry’ye özenirken diğeri Napolyon’a benziyormuş. İçki olsa rakıyla viski karşıtlığında, strateji klasiği olsa Prens’le Savaş Sanatı rekabetinde imiş. Sonunda İlki Topkapı Sarayının geçmiş hayallerinde ikincisi Dolmabahçe’nin modernitesinde diyerek yazıyı kapatıyor Bağış Erten.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Bu eğlenceli ve entelektüel yazınsal denemeyi okuyunca insanın aklına ister istemez, bu ikiliyi burjuvazi ve aristokrasi olarak tanımlarken Beşiktaş’ı proleterya sıfatıyla tabloya ekleyen meşhur Saruhan hoca analizi akla geliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><em><strong>Fenerbahçe demokratik ve otoriter bir cumhuriyet, Galatasaray saltanat temsili ise Beşiktaş Anadolu’yu şekillendiren Beylikler döneminden çıkmış diyebiliriz.&nbsp; Kendi bölgesine sadık, merkezi tahakküm altına alma peşindeki rakiplerine kayıtsız, bildiği yolda yürüyen bir Anadolu Beyliği.</strong></em></span></span></span></p>

<h2><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><strong>CUMHURİYET, SALTANAT, BEYLİK</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Daha sosyolojik temelli bu retro bakış bugünün endüstriyel futbolunda anlamını yitirmeye yüz tutsa da benzetme yapacaksak Beşiktaş’ı es geçmemeli ve başlangıç noktamızı bu sınıfsal duruşa yerleştirmeliyiz.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Fenerbahçe demokratik ve otoriter bir cumhuriyet, Galatasaray saltanat temsili ise Beşiktaş Anadolu’yu şekillendiren Beylikler döneminden çıkmış diyebiliriz.&nbsp; Kendi bölgesine sadık, merkezi tahakküm altına alma peşindeki rakiplerine kayıtsız, bildiği yolda yürüyen bir Anadolu Beyliği. Belki Karamanoğlu Belki Candaroğlu.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Ramiz Dayı’nın Ezel’i gibi son sözü söyleyen ya da Kurtlar Vadisi gibi birbirinin kuyusunu kazanların yanında Beşiktaş kesinlikle Bir Başkadır.&nbsp;Derdi son sözü söylemek ya da diğerini bitirmekten çok en çok ben sevdim diyebilmektir. Ferdi Özbeğen’in dediği gibi gündüzü gecesi hep aşkla dolu olmaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Yabancı dizilerden Succession’un entrikaları ve Game of Thrones’un şiddeti arasında Beşiktaş Optik Başkan’dan Süleyman Seba’ya hep ölenlerinin ardından ağlayan bir Six Feet Under havasındadır. Beşiktaş yaşamla ölümü ayıran çizginin sevenleri ayıramayacağını iyi bilir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Kızıl Goncalar Kızılcık Şerbeti topuna girmez Beşiktaş. Hatırla Sevgili’nin çizgisini Gezi’de ispat etmiştir. İçi rahattır. İlla siyaset olacaksa o yüreğin solda attığı siyasettir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Oğuz Atay’ın en çok bilinen iki yapıtını parsellemiş Bağış Erten. Ama öyle olmasa da ben yine de Oyunlarla Yaşayanlar’ı tercih ederdim. Bir oyun gibidir Beşiktaş için rekabet. Şerefli ikincilikle avunur. 10. luğa düşmüş takıma kapalı gişe muamelesi yapar. Coşkun Ermiş’in oyunla yaşamı ayıran çizgisi kadar muğlaktır Beşiktaş’ın taraftarının aklı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Konu müzikse 80’ler ve 90’ları renklilere bırakmada tereddüt duymaz. Hep 70’lerin unutulmayanlarıdır dillerde dolaşan eski ve yeni İnönü’de. İstersen donatır dört bir yanı bayraklarla.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Salatanın soğukluğu türlünün yapışkanlığından uzak hep güzel ve çekici kokan ocak başının parçasıdır Beşiktaş. Hep sıcak yemek, hep lezzeti tavanda olsun diye bekler. Şans verir. Mangalın kokusu en kötü parçaya siner ya ondan bile bir tad almaya bakar. Nartallo ile Q7’yi gerekirse aynı tabağa koyar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Messi ve Maradona’nın karşısında tabii ki Zidane’dır. En çok kupayı almamıştır ama en güzellerini almıştır. İsyancıdır ve biraz da yerleşik yabancıdır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Çizgi kahramanlar arasındaki yeri Örümcek Adam ve Batman’a karşı Süperman’dır tabii ki. Hem bizdendir hem de uzaylı. Hem güçlüdür hem güçsüz. Gücünü kaybeder sıradanlaşır ama sonra tekrar enerjisini toplar ve karşınıza gelir. Çebi Clark Kent’dir. Arat Süper Kahraman.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Henry ve Napolyon arasında Büyük Konstantin’dir. Yıkılanı toparlar. Kurucu olarak yerini alır. Roma’yı arkasında bırakmaktan çekinmez ve işe sıfırdan başlar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><em><strong>İlla bir yaşam stratejisi olacaksa ne Prens’in oportünizmi ne Savaş Sanatı’nın indirgemeciliğidir. Gramsci’den Hapishaneden Notları okur Beşiktaş. Hep bir toplanma toparlanma amacının peşindedir. Sivil Toplumun kıymetini bilendir. Semtini ne olursa olsun terk etmez.</strong></em></span></span></span></p>

<h2><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><strong>SEMTİNİ TERK ETMEZ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Beşiktaş tabii ki ne rakı ne de viski olacak “Ağaçlı yol”da gezinen bir şişe bira olacaktır. Her daim içilebilir bir yol arkadaşı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">İlla bir yaşam stratejisi olacaksa ne Prens’in oportünizmi ne Savaş Sanatı’nın indirgemeciliğidir. Gramsci’den Hapishaneden Notları okur Beşiktaş. Hep bir toplanma toparlanma amacının peşindedir. Sivil Toplumun kıymetini bilendir. Semtini ne olursa olsun terk etmez.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Stadı Dolmabahçe’ye karşı olsa da illa bir yerde oturacaksa; Beşiktaş’a Akaretler’deki sıra evler kafi gelir. Bugün soylulaşıp kimliği dönüşse de Beşiktaş için hep ayaklarını zemine yakın tutmak, kapıyı açınca sokağa çıkmak kıymetli olmuştur. Arabası kapıda durmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Bağış Erten’in örneklerinin dışına çıkmadan yazının sonuna geldim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Bir Beşiktaşlı olarak renkli rakiplere karşı yerimiz belli olsun istedim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Maviler ve Yeşiller yalnız değildi. Beyaz’lar da vardı. Bunu da buraya not düşelim.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 07:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/superman-spidermanle-batmana-karsi-1727250661.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeniden ait olduğu yerde, Trabzonspor’da: Hoşgeldin Şenol Güneş!</title>
                <category>SPOR</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeniden-ait-oldugu-yerde-trabzonsporda-hosgeldin-senol-gunes-491</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeniden-ait-oldugu-yerde-trabzonsporda-hosgeldin-senol-gunes-491</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Saha sonuçları geldikçe bu kenetlenme daha da kuvvet kazanacaktır, Şenol Güneş de saha sonuçları konusunda ülkenin sayılı teknik direktörlerinden biri zaten. Dolayısıyla ümitvar olmak için yeterince nedenimiz var.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.yeniarayis.com/makale/trabzonspor-icin-senol-gunes-mi-fatih-tekke-mi-bundan-sonra-ne-olacak-299" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Bir önceki yazıyı yazdığım sırada,</u></span></a><span style="color:#000000"> Abdullah Avcı’nın görevde ayrılması sonrası Trabzonspor’un başına geçecek teknik adam henüz netleşmemiş ama Şenol Güneş ismi ağırlık kazanmıştı. Yazıyı bitirirken temennim şuydu: “…Ama hepsinden önce yapılması gereken; hoca kim olursa olsun evvela onun etrafında kenetlenip, ilk iç saha maçında tribünleri doldurma, kötü sonuçlar da alınsa sabırla ve bıkmadan takımı destekleme ve şehrin bütünlüğünü yeniden tesis etme olmalı şimdi…”&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>CAMİANIN YENİDEN BÜTÜNLEŞMESİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şenol Güneş’li Trabzonspor yeni dönemdeki ilk maçına, ligin diri ve formda takımı Beşiktaş önünde çıktı. Yaklaşık on gün önce takımın başına geçen Güneş, henüz ilk günden yaptığı açıklamalarla taraftarın gönlünü alacağının, son on yılda camiayla arasına giren kırgınlıkları gidereceğinin mesajını açıkça vermişti. Nitekim yankısı gittikçe azalan birkaç çatlak ses dışında, camia tamamen hocasına sahip çıktı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunun en somut göstergesi, takımın ilk iç saha maçında Beşiktaş karşısına 40 bin kişi önünde ve coşkulu bir taraftar desteğiyle çıkması oldu. Müsabaka öncesinde Güneş’in yıllar sonra yeniden Trabzonspor’un başında sahaya çıkıp taraftarı selamlaması, tribünlerden aldığı yoğun alkış ve gülen yüzler bence maçın çok daha önündeydi. Çünkü maçı kazanıp kaybetmek ikinci planda geliyor bu aşamada, ama takımla şehrin ve tribünlerin yeniden kenetlenmesi gelecek adına daha önemli. Saha sonuçları geldikçe bu kenetlenme daha da kuvvet kazanacaktır, Şenol Güneş de saha sonuçları konusunda ülkenin sayılı teknik direktörlerinden biri zaten. Dolayısıyla ümitvar olmak için yeterince nedenimiz var.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Trabzonspor bu maçta, taraftarının büyük desteği ve Şenol Güneş’in takım savunmasındaki hamleleriyle bir puanı kazanmayı bildi ki hak edilen bir puan oldu bu. Böylece Şenol Hoca Trabzonspor’daki beşinci dönemine de kaybetmeden başlamış oldu.</strong>&nbsp;</span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>BEŞİKTAŞ KARŞISINDA ALINAN BİR PUAN BAŞARISIZLIK DEĞİL</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maça gelecek olursak; Beşiktaş bu ligin halihazırda en dinamik ve ofansif alanda güçlü takımlarının başında geliyor. Bu sezon üç kulvarda oynadığı toplam 6 maçın 5’ini kazanmış ve sadece deplasmanda UEFA Avrupa Ligi play-off turunda Lugano ile 3-3 berabere kalmış bir takımdan bahsediyoruz. Geçtiğimiz sezonun şampiyonu Galatasaray’ı 5-0 yenip Süper Kupa’yı aldığını, Avrupa’da yoluna devam edip lig aşamasına kaldığını not etmek lazım. Keza ligde üç maçını da kazanarak Trabzon’a geldi Beşiktaş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Buna karşılık Trabzonspor’un durumu ise Beşiktaş’ın tam aksine; Avrupa’dan kötü bir oyunla elenmiş, ligde iki maçta da zorla berabere kalabilmiş, gol bile atamayan bir takım devralınmıştı önceki dönemden.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maç öncesi herkes Beşiktaş’ı favori görüyordu doğal olarak, ama “bir şampiyonun yüreğini asla küçümseme!” Bu takım sadece iki sene önce bu ligi şampiyon bitirdi, Şenol Güneş ise hem oyuncu hem teknik direktör olarak bu ligin şampiyon hocalarının başında geliyor. Dolayısıyla bir sürpriz yapabileceğini bekleyenler hiç de az değildi. Yaptı da. Trabzonspor önde çok hızlı başladı, hocanın geldiği gün camiaya söz verdiği “dikine futbol” sahadaydı. Bu takımın el freni olmayınca ileride koşan, pres yapan ve pozisyon bulan bir takım olduğunu, “geri pas – yan pas” tuhaflığına mahkum olmadığını taraftar yeniden anlamış oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Visca’nın muhtemelen aşırı motivasyondan kaynaklanan kontrolsüz hareketi, o tecrübedeki bir oyuncuya yakışmadı. Her ne kadar kırmızı karttan sonra Trabzonspor duran toptan golü bulsa da, uzatmalarla birlikte yaklaşık 90 dakika boyunca bir kişi eksik oynamak, zaten fizik kondisyon olarak kötü durumdaki takımı çok zorladı. Takım geriye yaslanmak ve rakibi defansta beklemek zorunda kaldı. 11’e 11 oyunda dahi önceki haftalarda rakiplerine karşı zorlanan bir takımın 10 kişi kalınca oyunun içinde kalmasını beklemek çok iyimserlik olurdu. Ancak hakemler kararlarında ve bilhassa kartlarında adaleti sağlayamazlarsa, önümüzdeki haftalarda daha fazla tartışma konusu olmaya devam edecekler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trabzonspor bu maçta, taraftarının büyük desteği ve Şenol Güneş’in takım savunmasındaki hamleleriyle bir puanı kazanmayı bildi ki hak edilen bir puan oldu bu. Böylece Şenol Hoca Trabzonspor’daki beşinci dönemine de kaybetmeden başlamış oldu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Beşiktaş maçında 6 ciddi kurtarış yapan Uğurcan, bu sezon ligde kalesine gelen 18 şutun sadece birini kurtaramadı ve %94’lük bir kurtarış oranı yakaladı. Kendisi adına çok iyi bir istatistik olsa da, takımın orta saha ve savunmada çok ciddi sorunlar yaşadığının da bir göstergesi bu rakamlar.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>UĞUNCAN’IN OLAĞANÜSTÜ PERFORMANSI TAKIM İÇİN İYİ BİR GÖSTERGE DEĞİL</strong></span></span></span><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maça dair birkaç gözlemimi de kayda geçirmek isterim:</span></span></span></h2>

<ul>
	<li>
	<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Topla oynama oranlarındaki %75 - %25 dengesizliği normal, ama Beşiktaş gibi gol yollarında becerikli bir takımın toplam 22 denemede (7’si çerçeveyi buldu) sadece bir gol bulabilmesi, Trabzonspor’un takım savunmasındaki başarısına işaret ediyor. Burada Abdullah Avcı’nın da hakkını vermek gerekir; onun döneminde takım gol atamıyordu mamafih ama yemiyordu da.</span></span></span></h2>
	</li>
	<li>
	<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Trabzonspor’un oynadığı toplam dokuz resmi maçta da, takımın en iyi oyuncusunun kaleci Uğurcan Çakır olması mutlu olunacak bir gelişme değil. Beşiktaş maçında 6 ciddi kurtarış yapan Uğurcan, bu sezon ligde kalesine gelen 18 şutun sadece birini kurtaramadı ve %94’lük bir kurtarış oranı yakaladı. Kendisi adına çok iyi bir istatistik olsa da, takımın orta saha ve savunmada çok ciddi sorunlar yaşadığının da bir göstergesi bu rakamlar.</span></span></span></h2>
	</li>
	<li>
	<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İyi oyuncular ilk maçlarında kalitelerinin sinyallerini kolaylıkla verir. Braga’dan transfer edilen Simon Banza da henüz ilk maçında, hazır olmadan ve Beşiktaş karşısına çıkmasına rağmen, çok iyi sinyaller verdi. Bilhassa azmi, enerjisi, prese katkısı, rakip defansla fiziksel temastan kaçmaması gibi özellikleriyle gelecek haftalar için çok daha iyi şeyler hayalettiriyor. Onuachu gibi ikonik bir santrafordan sonra onun yerine oynamak zordur ama Banza’nın takıma ciddi katkı vermesini bekliyorum bu sezon.</span></span></span></h2>
	</li>
	<li>
	<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kaleci Uğurcan ve Banza dışında, defansta Saviç ve Pedro Malheiro ile Mendy ve Okay Yokuşlu iyi performans gösterdi. Bu altılı omurgaya üç oyuncunun daha eklenmesi durumunda takım oyunun daha da oturabileceği aşikâr. Muhammed Cham, Draguş, Cihan ve Eren ise bu maçta bekleneni veremedi.&nbsp;</span></span></span></h2>
	</li>
	<li>
	<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kurt hoca Şenol Güneş son dakikalarda Draguş üzerinden tüm takıma ciddi bir mesaj verdi, maç sonrası röportajında da bunu vurguladı: Takımda koşmayan ve mücadele etmeyen oyuncuya sahada tolerans yok! İkinci yarının başında oyuna aldığı Draguş’u son dakikalarda oyundan çıkarması şaşırtıcı ama mesaj dolu bir uyarıydı, hocanın öğretmen kimliğine de fazlasıyla yakıştı. Şenol Güneş’in hocası olan Özkan Sümer’in de Trabzonspor’da buna benzer oyun içi hamleleri olurdu, bu açıdan da devamlılık görmek sevindirici.</span></span></span></h2>
	</li>
</ul>

<h2 style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Takımın birlikte oynama alışkanlığı arttıkça, Şenol hocanın tecrübesiyle aradaki boşlukları kapatarak Trabzonspor’u zirveden kopmayan bir takım haline getireceğini düşünüyorum.</strong></span></span></em></span></h2>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>GELECEK ADINA UMUT VAR MI?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Her ne kadar, büyük bölümü eksik götürülen 90 dakikalık ilk müsabaka üzerinden yorum yapmak erken olsa da, kişisel olarak takımın özellikle ilk 20 dakikadaki oyununu ve iştahını beğendim. Takımın birlikte oynama alışkanlığı arttıkça, Şenol hocanın tecrübesiyle aradaki boşlukları kapatarak Trabzonspor’u zirveden kopmayan bir takım haline getireceğini düşünüyorum. Bu yolda ikinci imtihan, hafta içinde Perşembe günü yine Trabzon’da oynanacak Kayserispor maçı olacak. Bu maçta oynanacak güzel oyun ve alınacak üç puanın, Beşiktaş maçındaki iyi sinyalleri somut bir umuda dönüştüreceği açık.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak çok kısa süre önce 13 yeni futbolcunun geldiği, 27 futbolcunun ayrıldığı böylesi bir futbolcu grubuna (henüz “takım” demek için erken) taraftarın sabretmesi ve desteğini esirgememesi bu sezonki en büyük transfer olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir de Şenol Güneş’in maç sonundaki tatlı-sert sitemi hatırlanacak bu ilk haftadan: “…Trabzon'da futbolcuya ilgi sevgi çok önemli, ama zaman zaman kontrol kaybedilebiliyor, o hırs ve sevgi bazen sevdiği insanı boğabiliyor.” Boğmadan sevmeyi ve sahiplenmeyi de öğrenecek bu şehir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Sep 2024 07:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/yeniden-ait-oldugu-yerde-trabzonsporda-hosgeldin-senol-gunes-1726571789.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
