<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Seda Demiralp: Seçmen “Muhalefetten somut vizyon bekliyor. Yani bana asgari ücreti arttıracağım deme, paranın nereden geleceğini anlat” diyor</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/seda-demiralp-secmen-muhalefetten-somut-vizyon-bekliyor-yani-bana-asgari-ucreti-arttiracagim-deme-paranin-nereden-gelecegini-anlat-diyor-13017</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/seda-demiralp-secmen-muhalefetten-somut-vizyon-bekliyor-yani-bana-asgari-ucreti-arttiracagim-deme-paranin-nereden-gelecegini-anlat-diyor-13017</guid>
                <description><![CDATA[Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seda Demiralp ile Türkiye'de seçmen davranışını, siyasi apatiyi ve muhalefetin önündeki yapısal engelleri konuştuk.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sunuş</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seda Demiralp ile Türkiye'de seçmen davranışını, siyasi apatiyi ve muhalefetin önündeki yapısal engelleri konuştuk. Demiralp, mavi yakalı seçmenlerin yaklaşık yüzde elliye tekabül eden kısmının neden bir yandan ekonomik durumlarından şikayet ederken diğer yandan iktidara destek vermeyi sürdürdüklerini, ev kadınlarında yahut emeklilerde gözlemlenen oy kaymasının neden mavi yakalı seçmenlerde aynı oranda gözlemlenmediğini, kararsız ve geçişken seçmenlerin seçim kaderini nasıl belirlediğini ve gençlerdeki umutsuzluğun apatiye nasıl dönüştüğünü ve bunun neden dikkatle izlenmesi gereken bir durum olduğunu araştırmaları üzerinden anlattı. Özellikle mavi yakalı seçmenlere odaklanan son araştırmasına göre ise, bu seçmenlerin muhalefete mesajı netti: "Bana asgari ücret artışını değil, paranın nereden geleceğini anlat."</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kamuoyu araştırmalarında CHP'nin AK Parti ile oy farkının az olması sıkça eleştiriliyor. Bu haklı bir eleştiri mi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben CHP'nin içinde olduğu koşulları düşündüğümde oy oranını başarılı buluyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Neye göre?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yerel seçimlerine göre. CHP burada kendini 1. Parti yapan oy oranını koruyor. Maruz kaldığı ağır baskı ortamında bu önemli bir başarı. Yüzde 30’lar CHP'nin yeni normali oldu. Bu büyük bir başarı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir de şunu ekleyeyim: Bu tür araştırmalara sadece aldığı oy yüzdesi üzerinden değil, alt kırılımlardan bakmak gerekiyor. Hangi gruplardan ne kadar oy alabiliyor? 2024 başarısı hangi gruplardaki kaymayla gerçekleşti, o gruptakiler hala CHP’ye destek veriyor mu? Ya da oy değiştirmeyenler neden değiştirmedi, neden daha dirençli çıktı? Bu soruların üzerine gitmek çok daha aydınlatıcı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son dönemde kararsızlar ya da "hiçbirisi" seçeneği araştırmalarda ilk sıraya çıkıyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülkede kararsızların ve hiçbir partiyi beğenmeyenlerin olması normal bir şey. Zaten bu son yirmi yılın hikayesi. İnsanların siyasetten yılması, ana akım partilerin popülerliğini kaybetmesi, sistem dışı aktörlerin, partilerin öne çıkması... Mesela AK Parti'nin çıkışı da bir anlamda böyleydi. Mevcut partilerden yılmış seçmenlerin desteğiyle iktidara gelmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aradan uzun zaman geçti ve son yıllarda insanlar yeniden bir alternatif aramaya başladı. İktidara vaktiyle destek vermiş ama artık memnun olmayan bir grup var. Bu memnuniyetsizliğin başında ekonomi geliyor. Son zamanlarda buna adalet de eklendi. Bu insanların bir kısmı 2024'te CHP'ye bir şans verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu başarının ardından yerel yönetimlere yolsuzluk üzerinden operasyonlar geldi, İBB Davası açıldı...</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada ilginç bir durum var. İktidarın CHP yerel yönetimlerini yolsuzluk iddiaları ile yıpratmaya çalışması, muhalefete karşı kampanyasını daha önce kendisinin sık sık eleştiri aldığı bir konu olan yolsuzluk kavramı üzerinden yürütmesinin önemli bir sonucu var. Bu durum, seçmen gözünde yolsuzluğun apolitikleşmesi ve normalleşmesi ile sonuçlanıyor. Böylece yolsuzluk siyasetin normali haline getiriliyor. Asıl tehlikeli olan bu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekonomik adaletsizliklerle, hakkaniyetsizliklerle ilgili şikayeti olan insanlar bu durumda "diğer tarafın da çok farkı yokmuş" duygusuna kapılıyor. Bundan ötürü, CHP'nin bilhassa yolsuzluk üzerinden yıpratılmaya çalışılmasının tesadüfi olmadığını düşünüyorum. Yani geçmişte yolsuzlukla ciddi biçimde suçlanmış, en büyük eleştirileri yolsuzluk üzerinden almış bir partinin rakibini yolsuzlukla suçlaması üzerinde durmak lazım. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Neden bunu yapıyor sizce?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aslında şunu demiş oluyor: "Yolsuzluk konusu artık siyaset dışı kalsın. Kimse kimseyi yolsuzlukla yıpratamasın. Seçmende 'hepsi birbiriyle aynı' duygusu hakim olsun." Mesela ABD'ye bakalım. Kendisi en çok ahlaki konular üzerinden eleştiri alan Trump’ın dönüp muhalefeti ahlak konusunda eleştirmesini kimileri “bu ne saçmalık, ahlaki üstünlük Trump’a mı kaldı” diye kestirip atıyor, anlamsız buluyor. Trump’ın buradan bir sonuç elde edebileceğini düşünmüyor. Oysa atladıkları nokta şu. Trump bunu yaparken, ahlaki üstünlük elde etmeye çalışmıyor. Kendisini ahlak konusunda eleştirilemez bir hale getirmeye çalışıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve bütün bu gelişmeler "hiçbirisi" partisini büyütüyor. Kararsızların ve geçişkenliklerin artması tesadüf değil. İnsanlar bir noktadan sonra şöyle düşünüyor: "Kimi seçersem seçeyim, daha iyisini yapamayacak. Benim hayatımda bir değişiklik de olmayacak."</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>APATİ OTOKRATLARIN KULAĞINA MÜZİK GİBİ GELİR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu durum sizin üzerinde çalıştığınız apati kavramıyla nasıl bağlantılı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hem de çok doğrudan bağlantılı. Apatinin en temel sebeplerinden birisi bireyin şu duyguyu kaybetmesidir: "Siyasetle ilgileneyim, elimden gelen en iyi tercihi yapayım, gidip oyumu vereyim, daha iyi bir sayfa açılmasına katkıda bulunmuş olayım." Birey bu duyguyu kaybettiği noktada siyasetten geri çekiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Birey bu duyguyu nasıl kaybediyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birincisi, "benim hiçbir gücüm yok, sözümü kimse dinlemiyor" duygusu. Demokrasi ortadan kalkmışsa, oy vermek istediğin parti lideri tutuklanmışsa, partisi kapatılmışsa vs. birey kendini etkisiz hisseder. İkincisi ise "zaten partilerin birbirinin hiçbir farkı yok" duygusu. Her ikisi de apatiye zemin hazırlıyor. Apatinin artması bazı kesimlerin işine geliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kimlerin?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut statükodan beslenenlerin. Siyasi dengeyi değiştirebilecek ciddi bir toplumsal kesim otomatik olarak siyaset dışı kalmış oluyor. Biz hep şöyle deriz: "Apati otokratların kulağına müzik gibi gelir." Ne kadar az insan siyasetle ilgilenirse o kadar az kişiyi ikna etmek zorunda kalırsın. Çünkü otokratların da bir yere kadar rıza, ikna ile uğraşması lazım. Tamamen baskıyla iktidarda kalmak çok maliyetli. O rızayı bazen ekonomik faydalar, transferler, para dağıtarak elde edersin. Bazen dezenformasyon ve propagandayla ikna etmeye çalışırsın. Ne kadar az kişinin rızasını almak gerekiyorsa o kadar iyi, diğerleri zaten çekilmişler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>NEDEN OY TERCİHLERİNİ DEĞİŞTİRMİYORLAR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Seçmen grupları arasındaki oy hareketlerini biraz açar mısınız? Kimlerin hareket etmesi siyaseten önemli sonuçlar doğurur?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İki gruptan bahsedebiliriz: Apatisi yüksek olduğu için siyasete çekmekte zorlandığımız gruplar ve başka sebeplerden ötürü değişime dirençli gruplar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gençlerden başlayalım. Gençlerde apati çok yüksek. Ama gençler demokratik siyasete aslında açıklar. Yani gençliğin getirdiği entelektüel esneklik bu anlamda çok kıymetli. Esneklikle kastım şu. Ne kadar erken bir tercihe yerleşirsen bir sonraki seçimde de aynı tercihi yapma ihtimalin artıyor. Üç kere A partisine oy vermişsen dördüncüde B'ye geçmeye yöneldiğinde iç sistemin "niye değişiklik yapıyorsun ki, önceki yaptıkların yanlış mıydı?" diyor. Biz buna "path dependency" diyoruz. Bir yola girdiysem o yoldan gideyim artık. Bu esneklik kaybı demek. Gençlerde bu eğilim daha zayıf çünkü daha az geçmiş tercihleri var. Bu bir esneklik, bir avantaj.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama dezavantaj olan şu: Gençlerde gördüğümüz apati hali. Onlar aradıklarını bulamıyorlar, çok daha umutsuzlar, çok daha yılgınlar. Farklı sebepleri var bunun — post-truth dünya, ortak gerçeklik algısının, gerçeğe ulaşma umudunun erozyona uğraması bunların bir kısmı. Siyasette aradıklarını bulamamaları, daha iyi bir dünya için siyasi değişim umutlarının zayıf olması diğer bir kısmı. Sonuç olarak diyebiliriz ki gençlerde umutsuzluk çok yüksek ve bu umutsuzluktan gelen acıyı bastırmak için kendilerini koruma refleksiyle siyaset dışı bir pozisyon alıyorlar. Yani umurlarında olmadığı için değil, bir anlamda kendilerini korumak için siyasetten çıkıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hem ekonomik açıdan hem siyasi açıdan önlerini çok karanlık hissediyorlar. Diğer jenerasyonlarda geçmişte daha iyi şeyler görmüş olmak insanı biraz tutuyor. Ama gençler için durum bazı açılardan daha karanlık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Mavi yakalı seçmenlerin iktidardan kopmaması araştırmalarınızda nasıl görünüyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Normal şartlarda ekonomik anlamda en dezavantajlı grupların, mevcut ekonomik durumdan en çok şikayetçi olduğunu ve oy değiştirmeye en yatkın olduklarını bekleyebilirsiniz. "Ekonomik oy verme" teorisinin en kaba uyarlaması bu. O zaman mevcut ekonomik durumdan kim memnun değil? Herhalde sosyoekonomik hiyerarşinin en altındakiler, örneğin mavi yakalı çalışanlar. Ve 2024'te bir oy kayması yaşandığını biliyoruz. Daha önce iktidara oy vermiş bazı grupların başka ekonomi olmak üzere mevcut sistemle ilgili şikayetlerinden ötürü 2024’te ya sandığa gitmediğini ya başka partilere oy verdiğini biliyoruz. Bazı seçmen grupları, örneğin emeklikler ve ev hanımları gibi, bu grupların başını çekti. Diğer yandan, mavi yakalı çalışanlar için durum pek böyle değildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu ilginç bir durumdu ve neticede bizim için bir araştırma sorusu oldu oldu. Bu konuyu Işık Üniversitesi’nde siyasette duyguların rolünü araştırdığımız Emotics Lab’de, hem kantitatif hem kalitatif olarak çalıştık. Kantitatif çalışma bu grupta kaymanın beklendiği kadar olmadığını doğruluyordu. Kalitatif çalışma, yani odak grup görüşmeleri ise, bize bunun neden böyle olduğu konusunda daha fazla içgörü sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Görüyoruz ki, şöyle bir durum var: Evet bu grup piramitte en aşağıda. Evet şartları kötü. Ama ekonomi konusunda umutsuz olsalar da başka konularda umutlular. Mesela dış politika. Türkiye'nin dış politika ve güvenlik alanında güçlü bir marka olduğu söylemi bu grubun kırılganlığına iyi geliyor. Bunu iyi görmek lazım: Sosyoekonomik kırılganlığı çok yüksek olan bu grupta, güç özleminin de çok yüksek olduğunu görmek lazım. Bu grubun bir yere tutunmaya, kendini güçlü hissetmeye çok ihtiyacı var. Güçlü adam siyaseti, dış politikada belki “kabadayı” diyebileceğimiz bir duruş bu gruba duygusal olarak çok iyi geliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu algı doğrudan siyasi söylemlerle mi, dizilerle mi, sosyal medyadaki bazı içeriklerle mi oluşuyor, bu tartışılabilir. Ama dış politika ve güvenlik konusunda Türkiye'nin güçlü bir marka olduğu algısının iktidar seçmeni mavi yakalı çalışanlarda ciddi bir karşılık bulduğunu gördük.</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-05%20at%2021_39_22.jpeg" style="height:522px; width:500px" /></p>

<p><strong>Prof. Dr. Seda Demiralp</strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bunu nasıl açıklıyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şöyle diyeyim, kantitatif çalışmamızda iktidar seçmeni içinde umudu en yüksek ölçtüğümüz grup vasıfsız mavi yakalılar idi. Yüz yüze görüşmelerde sorduğumuzda o umudun ekonomiden değil, ama dış politika ve güvenlikten geldiğini gördük. Bu katılımcılar, "Soframda yemeğim varsın az olsun ama başım dik dursun" diyorlar. Ya da araştırma raporuna taşıdığım bir alıntıda olduğu gibi: "Muhalefet isterse yemeğimden altın çıkarsın. Drone üretimimizi durduracaksa, dış politikada attığımız adımları geriye alacaksa istemem" diyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çünkü dünyanın çok güvensiz olduğu algısı bu grupta çok kuvvetli. Ve bu güvensizlik kaygısını en çok mevcut güçlü adam siyasetinin giderebileceğine dair kanı güçlü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fakat hepsi bu da değil. Bunlardan da belki daha önemli olan şu: İktidar seçmeni mavi yakalılar, kendilerine mevcut şartlar içerisinde verilebileceğinin en fazlasının verildiğini düşünüyor. Belki dışarıdan bakanların anlamakta en zorlandığı kısım bu. "Asgari ücret çok düşük" diyebilirsiniz. Bu kesim biliyor ki, ya da inanıyor ki mevcut şartlarda asgari ücret daha yüksek olamazdı. Para olsaydı, kaynak olsaydı verilirdi diyor. Üstelik "daha fazla asgari ücret olsa benim başka masraflarım da artardı" diyolar ki bu konuda çok da haksız değiller.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neticede asgari ücret artışı ne yoksullukla mücadele politikası ne de enflasyonla mücadele politikası yerine geçemez. Enflasyonla mücadelenin yolu başka, yoksullukla mücadelenin yolu başka. Ama biz çok uzun süredir kamusal tartışmalarda bu kesime önerebilecek olanın en fazlası “yeterli” bir asgari ücret artışıymış gibi konuşmaya alıştık. Oysa bu kesim aslında popülizmin sınırlarına gelindiğinin son derece farkında ve artık bundan fazlasını duymak istiyor. "Bana daha iyi bir seçenek sun, daha fazla asgari ücret artışı değil, başka şeyler söyle, ötesini söyle" diyor. "Nereden kaynak yaratılacak?" sorusunu soruyor. Farklı cümlelerle aslında şunu söylüyor: "Bana kalkınma vizyonu sun. Ülkenin nasıl zenginleşebileceğini söyle." Çünkü biliyor ki ülke zenginleşmeden kendi durumu iyiye gitmeyecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki emeklilerle bu grup arasındaki fark nereden geliyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu güzel bir soru. 2024'te emeklilerde iktidardan muhalefete ciddi bir kayma gördük, mavi yakalılarda aynı oranda bir kayma göremedik. Ekonomik açından bazı benzer şikayetlere sahip olan bu iki grup niye farklı siyasi davranış sergiledi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cevaplardan bir tanesi şu: Mavi yakalılar kendilerini hala pazarlık masasında hissediyor. Asgari ücretleri uzun süre, diğer maaşlardan daha yüksek oranda arttı. Bu yüzden, onlarda "Ben masadayım, benimle pazarlık yapılıyor" duygusu var. Emekliler ise masada hissetmiyor kendilerini. Gözden çıkarılmış hissediyorlar. Bu ayrım siyasi davranışı doğrudan etkiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki ev kadınlarında ne değişiyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ev kadınları uzun süre mavi yakalılar gibi iktidarın en sadık seçmen gruplarından biriydi. Ama artık bunun değişmeye başladığını görüyoruz, 2024'ten bu yana gözlemlenen ciddi oy kaymaları var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kesimin geçmişte oy değiştirmeye olan direncinde de mavi yakalılarda olduğu gibi, kırılganlık konusu önemliydi. Sosyo ekonomik kırılganlık bizi riskten kaçıngan bir pozisyona itebiliyor. Dolayısıyla aslında ekonomik oy verme teorisini çok basit bir şekilde, şikayeti olan oyunu değiştirir gibi okumamak lazım. Kırılganlıklar devreye girdiğinde, eğer elinde avucunda az bir şey varsa onu korumak konusunda kaygılı ve muhafazakâr oluyorsun. Çok ince bir dala sarılmış gibisin. Sana bırak o dalı, o dal çok ince diyorlar. Sen ise başka tutunduğun bir şey olmadığı için ve o dalın zayıflığı yüzünden hep düşme korkusuyla yaşadığın için, iyice hareketsizleşiyorsun. O dalı bırakmak için emin olman gerekiyor. Dolayısıyla kırılgan grupların pozisyon değiştirmeleri için ya o dalın tümüyle kırılması lazım, ya da tutunacak başka bir dalın varlığından emin olmaları.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yani güvenebilecekleri bir dal istiyorlar…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mesela işini kaybetmekle maaşının biraz azalması tam da bu sebeple çok farklı siyasi davranışlar doğuruyor. Maaşın biraz azaldıysa bu seni daha da muhafazakâr yapabilir. Ama işini kaybettiysen artık kaybedecek bir şeyin yok, o zaman cesaret gösterme ihtimalin, pozisyon değiştirme ihtimalin birden artıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ev kadınlarının bu eşiği aşmalarını sağlayan birkaç faktör görünüyor Birincisi çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygı — gençlerdeki o yoğun karamsarlık, mutsuzluk annelerde tepki ve kopuş yaratıyor. İkincisi suçla mücadele konusu, özellikle kadın cinayetleri. Bu grup için çok önemli bir başlık. Ev kadınlarında sınıfsal bilinç yüksek, yani kadınlarla ilgili konular gündemlerinde en üst sıralarda. Kadın cinayetleri iktidardan uzaklaşmada önemli etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Uyuşturucu, okullarda zorbalık, okulların gençlere sunduğu olanakların daralması da gündemlerinde oldukça yukarıda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhalefet belediyelerinin kadınlara yönelik somut hizmetlerinin de önemi burada ortaya çıkıyor. Kreşler mesela. Bunlar artık bir vaat olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü. "O ince dalı bırakmak için tutunabileceğim başka bir şey var" duygusunu yarattı. Bu ev kadınlarının oy desteğini almada önemli bir etken oldu diye düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KAPSAMLI BİR ÇÖZÜM PROGRAMI GEREKLİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu tabloda muhalefetin öncelikle yapması gereken ne?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Araştırmalarımızda konuştuğumuz kişiler bunu çok net söylüyor: </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onlar muhalefetten, soyut değil, somut bir umut istiyorlar. Bir kalkınma modeli istiyorlar. Muhalefet iktidara gelirse ne yapacak, nereden kaynak yaratacak? Doğal kaynak mı bulacak? Katma değeri yüksek bir şey mi üretecek? Aslında ifade etmeye çalıştıkları farklı cümlelerle bu: bir kalkınma vizyonu. Ülkenin nasıl zenginleşeceğinin, kendi refahlarının nasıl artacağının somut ve ikna edici olarak anlatılması.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir de şu önemli: Bu kesim ileriye dönük bakıyor, geriye dönük değil. "Bu parti bugün beni mutsuz ediyor o halde onu, cezalandırayım" deyip gidip hemen ötekine vermiyor. Öncelikle, "gelecekte beni ekonomik olarak hangisi daha iyi yapar?" diye düşünüyor. Ve bunu tahmin etmek için dönüp geçmişe bakıyor. Ve orada bazen diyor ki, evet şu an kötü ama geçmişte memnun etmişti, yine yapabilir diyor. İktidar seçmeni çoğu zaman böyle diyor. Öte yandan muhalefet hakkında kafasında belirsizlik var. Neticede aynı partinin uzun bir iktidar dönemi oldu. Siz ise iktidardan ne kadar uzak kalmışsanız, seçmen için o kadar belirsizlik kaynağı olabiliyorsunuz. Elindeki bir kuş çalıdaki iki kuştan iyidir diyebiliyor seçmen. Bu öyle ya da böyle bildiği bir seçenek, ötekisiz belki güzel sözler söylüyor ama yapabilir mi, emin olamıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O yüzden somutluk çok kritik. 2023 seçimlerini hatırlayalım. Binlerce sayfalık bir mutabakat metni vardı. Muhakkak ki çok çalışılmıştı üzerinde. Ama yoldan geçen birine "muhalefet gelince ne yapacak, üç tanesini say" deseniz, pek sayamıyordu. İşin gerçeği, çok sofistike ama seçmene iletilmemiş bir vizyon yerine, kolay anlaşılan, sık tekrarlanan, etkisi kısa vadede görülebilecek olan bir program daha işe yarıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu programın ne zaman açıklanması gerekiyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bana göre çok erken diye bir şey yok. İktidar iktidara geldiği günden itibaren bir sonraki seçimin kampanyasını yapıyor aslında, yaptıklarıyla, sözleriyle. "Ben seçim vakti devreye girerim" derseniz oldukça geç kalmış olabiliyorsunuz. Zaten medya asimetrisinde sesini duyurman çok zorken beklemek riski iyice büyütüyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bana göre, temel yönelimin başından beri net olması lazım. Özelleştirme taraftarı mısınız, kamulaştırma taraftarı mısınız? Eğitimle ilgili pozisyonunuz ne, dış politikayla ilgili pozisyonunuz ne? Bunların seçmeni en çok ilgilendiren boyutlarının, seçmen gözünde kristal berraklığında olması gerekiyor. Bazı en çarpıcı vaatlerinizi daha sonraya, kampanya sürecine saklamayı seçebilirsiniz, ama ana çerçevenin erkenden netleşmesi önemlidir. Bazen fikirlerinin kopyalanmasından endişe edebiliyor partiler ama bana kalırsa fikrinizi ne kadar erken söylerseniz, o fikri o kadar erken sahiplenmeye başlayabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>19 MART APATİYİ AZALTTI</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Apati konusunu ilk derinlemesine araştırdığınızda 2023 seçimleri yeni bitmişti. O günden bugüne siyasi ilgide ne değişti?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 seçimlerine daha az seçmen gitti. 2023 sonrasında ölçtüğümüz apatiyi 2024'te bizzat doğrulamış olduk böylece. Ama 2024 sonrasında siyaset alanında bir canlanma da gördük. 2023 sonrası muhalefet seçmenindeki gönül kırıklığının bir sebebi şuydu: "Ne yapsam partim seçim kazanamıyor. Ayrıca bırak iktidarı, kendi partimin yönetimini bile değiştiremiyorum." 2024 sonrasında ise hem CHP seçim kazandı hem de parti içinde bir yönetim değişikliği oldu. Bu ikisi birden muhalif enerjiyi canlandırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Derken 19 Mart oldu. 19 Mart bir şok yarattı ve kısa vadeli etkisi siyasi ilgiyi canlandırmak şeklinde oldu. Kararsızlar o dönem en düşük orana geriledi. Hem iktidar hem muhalefet lehine ama daha çok muhalefet lehine geriledi. Adeta bir seçim atmosferi yarattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Odak gruplarımızda tutuklamaların siyasi olduğuna dair genel bir kanı olduğunu hem iktidar hem muhalefet seçmeninde gördük. Bu önemli. İktidar seçmeninin bir kısmı da tutuklamaları siyasi buluyor. "Bu operasyonlar siyasi değil, o yüzden iktidara oy veriyorum" değil; "iktidara oy vermeye devam ediyorum ama tutuklamaların siyasi olduğunu da düşünüyorum" şeklinde bir pozisyon alan önemli bir grup var — ki bu çok kritik. Yargının siyasallaştığına dair bu yaygın görüş kararsızların da neden daha çok muhalefete kaydığını açıklıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün o dönemin mobilize edici etkisi biraz geriledi. Kararsızlar yeniden eski yerlerine doğru bir hareket içinde gibiler. Bu hareketleri izlemek lazım. Bir de asıl şuna dikkat etmek lazım. Bu kadar ağır bir siyasi baskının uzun vadeli etkisi kalıcı bir apatiye de dönüşebilir. 19 Mart sonrası pek çok kişi "Türkiye Rusya mı olacak?" diye sormaya başlamıştı. Elbette iki ülke birbirinden çok farklı. Ama korkunun yönünü göstermesi açısından dikkat çeken bir karşılaştırmaydı bu. Rusya aynı zamanda yüksek apati modeli demek. Türkiye’de bu ölçüde bir siyasi kopuş hiç gerçekleşmedi, umarım da gerçekleşmez. Ama bu tür şokların kısa ve uzun vadeli etkileri farklı olabiliyor. Periyodik ölçmek önemli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KARARSIZLAR SEÇİMİN KADERİNİ BELİRLİYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kararsız seçmenle apatik seçmen arasında bir fark var mı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, kararsızların içinde farklı gruplar var. Kronik apatikler — artık tamamen siyaset dışına kaymışlar, hiçbirini beğenmiyorum ya da siyasete katılmaya gerek yok diyenler. Bir kısmı ise henüz karar vermemiş, iktidara da muhalefete de eşit sayılacak bir mesafede duran seçmenler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye gibi kutuplaşmış bir ülkede partizan seçmenler yerinden oynamıyor. Seçimin kaderini en çok bu geçişken, kararsız, apatik kesim belirliyor. Bu grupları farklı şekillerde tanımlamak ve ölçmek mümkün olduğu için rakamsallaştırmak zor ama kabaca %20-25 gibi bir gruptan söz etmek yanlış olmaz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu grubun son kararını ne belirliyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu gruplarda entelektüel esneklik yüksek — sabit fikirli değiller, yeniden düşünmeye açıklar. Bu bir fazilettir. Ama aynı zamanda entelektüel apati de yüksek —yani işi enine boyuna düşünmek, en doğrusunu öğrenmek için bilişsel çaba harcamak konusunda isteksizler. Hızlı karar vermek istiyorlar, çok fazla kurcalamak istemiyorlar. Bu onları dezenformasyon açısından da daha savunmasız kılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son olarak…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Genel olarak şunu gözlemliyorum: Hepimiz daha dürtüsel, daha duygusal karar vericiler haline geldik. Odaklanmak zorlaştı, bilgi bombardımanı altındayız. Duygudan gelen bilgi çok çabasız geliyor. Bakıyorsunuz, sevdim sevmedim, güvendim güvenmedim şeklinde saniyeler içinde tutum alabiliyor seçmenler. Bu geçişken seçmende biraz daha yüksek ama açıkçası artan dürtüsellik, kararlarımızda duyguya yaslanma durumu hepimizi etkiliyor. Siyasette duyguların rolüne daha yakından bakma ve Emotics Lab’ı kurma kararımız da aslında tam da bu yüzdendi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/seda-demiralp-secmen-muhalefetten-somut-vizyon-bekliyor-yani-bana-asgari-ucreti-arttiracagim-deme-paranin-nereden-gelecegini-anlat-diyor-1775424089.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa’nın etik krizi ve hümanist direnişi</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/avrupanin-etik-krizi-ve-humanist-direnisi-12831</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/avrupanin-etik-krizi-ve-humanist-direnisi-12831</guid>
                <description><![CDATA[Liberal demokrasinin etik temelleri aşınıyor mu? Avrupa Birliği bir yön krizi mi yaşıyor? Göç, sosyal demokrasi ve yeni dünya düzeni tartışmaları Avrupa siyasetinin merkezine yerleşmiş durumda. Ali Kılıç, bütün bu soru başlıklarını Almanya’nın eski kültür bakanlarından ve çağımızın önemli filozoflarından Prof. Dr. Julian Nida - Rumelin ile konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sunuş</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Prof. Dr. Julian Nida - Rumelin,&nbsp; Almanya Kültür Bakanlığı (1998-2002),&nbsp; 2020 yılına kadar Münih Ludwig-Maximilians Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset teorisi profesörlüğü yaptı, 2022’den bu yana Berlin Hümanist Üniversitesi’nin rektörlüğünü yürütüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ hareketler, göç ve göçmen meselesi ile Avrupa Birliği’nin ve hümanist değerlerin geleceği, bugün kıtanın en hararetli tartışma başlıkları arasında yer alıyor. Bu tartışmaların tam merkezinde duran isimlerden biri ise hem siyasetçi hem de akademisyen kimliğiyle masanın iki tarafını da yakından tanıyan Julian Nida-Rümelin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yıllar sonra bu meseleleri konuşmak üzere kapısını çaldığımda, yoğun programına rağmen söyleşi önerimi hiç tereddüt etmeden kabul etti. Avrupa’nın bugününü ve yarınını ilgilendiren bu başlıkları, düşünce ile deneyimin kesiştiği bir zeminde kendisi ile konuşma fırsatı buldum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nida-Rümelin ile liberal demokrasinin etik temellerinden göç politikalarına, Avrupa Birliği’nin yön krizi tartışmalarından sosyal demokrasinin geleceğine ve yeni dünya düzenine kadar uzanan kapsamlı bir söyleşi yapmaya çalıştım.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Liberal demokrasiyi yalnızca bir yönetim biçimi olarak değil, aynı zamanda etik bir düzen olarak tanımlıyorsunuz. Almanya’da ve Avrupa’da sağ popülist ve aşırı sağ partilerin yükselişi, bu etik temelin aşındığını mı gösteriyor? Bu gelişmeyi demokrasinin bir krizi olarak mı görüyorsunuz, yoksa demokrasinin kendi içinden doğan bir tepki olarak mı? Hümanist bir demokrasi kimlik ve korku siyasetine nasıl cevap vermelidir?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten de demokrasi yalnızca belirli aralıklarla yurttaşların parlamentoların oluşumuna karar verdiği bir devlet biçiminden ibaret değildir. Demokrasi; feodal, otokratik, diktatoryal, totaliter ve teokratik devlet biçimlerine karşı bir alternatiftir. Yalnızca demokraside siyasal meşruiyet, kendilerini özgür, eşit ve akıl sahibi olarak gören yurttaşların onayından doğar. Ancak bu onay, tek tek siyasi kararlara değil, görüş oluşturma ve karar alma sürecinin biçimine yöneliktir; bu bakımdan bir tür meta-konsensüs söz konusudur. Bu konsensüs, bireysel hakların hukuk devleti tarafından güvence altına alınması olmaksızın ortaya çıkamaz — liberal demokrasiyi belirleyen unsur da budur. Bu uzlaşma aynı zamanda sosyal kapsayıcılığı gerektirir — bu da demokrasiyi sosyal demokrasiye dönüştürür. Dolayısıyla hukuk devleti ve sosyal devlet, demokrasinin doğru bir anlayışının kurucu unsurlarıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun ötesinde demokratik pratik, köken, cinsiyet, din veya ten rengi fark etmeksizin saygı ve tanınmaya dayalı bir sivil kültür gerektirir. Günümüzdeki demokrasi krizi, her şeyden önce bu sivil kültürün ve aynı zamanda sosyal kapsayıcılığın aşınmasının sonucudur. İnsan hakları ile demokrasi arasında hümanist normlar ve değerler tarafından kurulan bir bağ vardır. Bu nedenle mevcut demokrasi krizine verilecek yanıtın, benim görüşüme göre, sivil kültürün güçlendirilmesi, onun hümanist temellerinin netleştirilmesi ve sosyal ve kültürel kapsayıcılığa dayalı bir siyasi pratik olması gerekir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Demokrasi yalnızca kurumlar veya seçim mekanizmalarıyla değil, etik ve toplumsal bir düzenle yaşar. Kriz, sivil kültür ve kapsayıcılığın aşınmasından kaynaklanıyor. Yurttaşlığı etnik değil, normatif ve anayasal temelli bir aidiyet olarak anlıyorsunuz. Bu bağlamda Almanya’da göçün hâlâ ağırlıklı olarak güvenlik ve entegrasyon perspektifinden tartışılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Göçmenler Almanya’nın kurucu ve kalıcı bir parçası olabilir mi? Eğer olabilirlerse, hangi siyasi, kültürel ve ahlaki koşullar altında?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yetersiz entegrasyon politikalarına rağmen, 1955’ten itibaren Güney Avrupa ülkeleri ve Türkiye’den Almanya’ya gelen ve kalan insanlar, büyük ölçüde ülkenin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Almanya, kültürel olarak daha çeşitli ve dünyaya açık bir ülke olmuş; refahının önemli bir kısmını bu göçe borçludur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün nüfusun yaklaşık üçte birinin göçmen kökeni vardır; birçok okulda göçmen çocuklar çoğunluktadır. Başarılı entegrasyon, her iki tarafın da çabasını gerektirir: tolerans, saygı ve tanınmaya dayalı hümanist bir yaklaşım gereklidir. Göç siyasi olarak kontrol edilebilir kalmalıdır; açık sınırlar politikası hem kabul eden hem göç veren toplumları aşırı zorlar.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa Birliği öncelikle bir değerler topluluğu olarak mı yoksa daha çok ekonomik bir entegrasyon projesi olarak mı anlaşılmalıdır? Avrupa’nın vizyoner siyasi projelerden yoksun olduğu yönünde giderek artan eleştiriler var. AB’nin bir yönelim krizinde olduğu görüşünü paylaşıyor musunuz? Avrupa’nın hangi siyasi perspektife ihtiyacı var: daha güçlü bir federal entegrasyon mu, yoksa egemen ulus devletler arasında yeni bir denge mi?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">AB, kozmopolit bir proje olup ulusüstü yasama yetkisine sahiptir. Ancak ciddi bir demokrasi açığı vardır; yasama hükümetlerin temsilcileri tarafından yürütülür, Parlamento yeterince denetleyemez ve veto hakları kararları tıkar. AB, subsidiarite ilkesi doğrultusunda yetkileri üye devletlere geri vermeli, ancak özellikle dış politika gibi alanlarda merkezî olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hümanist bir güvenlik politikasının normatif temelleri ne olmalıdır? Güç dengesi mi yoksa evrensel değerler mi? Özellikle son Münih Güvenlik Konferansı bağlamında Amerikan temsilcilerinin sert tonu tartışmalara yol açtı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa stratejik özerklik aramalı mı, yoksa transatlantik bağımlılık kaçınılmaz mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa, ABD’ye olan tek taraflı bağımlılığını azaltmalıydı. Irak savaşı, Rusya ile çatışma ve Çin’e karşı stratejilerde ABD maceralarına sürüklendi. Avrupa, ABD yardımı olmadan da yeterli ekonomik güce sahiptir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sosyal demokrasi tarihsel olarak özgürlük ile eşitliği birleştiren bir siyasi güç olarak görülüyordu. Günümüzde sosyal demokrat partilerin toplumsal umut üretmesi neden bu kadar zor? Bu yalnızca ekonomik dönüşümlerin sonucu mu, yoksa daha derin bir temsil ve kimlik krizi mi yaşıyoruz? Hümanist bir şekilde yenilenmiş bir sosyal demokrasi yeniden ikna edici bir alternatif olabilir mi?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa sosyal demokrasisi, kendi sosyal politika başarılarının bir sonucu olarak tükenmiştir. Tarihte kısa süreli bir dönemde ekonomik akıl ile sosyal demokrat dayanışma bir araya gelmişti; Clinton, Blair ve Schröder bunu temsil ediyordu. Neoliberal dönemin aşırılıkları ve sendikaların muhalefeti bu projeyi zayıflattı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">(Burada araya girerek Julian Nida-Rümelin’in işaret ettiği tartışma, Avrupa sosyal demokrasisinin 1990’larda benimsediği ve çoğu zaman “Third Way politics” olarak adlandırılan stratejiyle yakından ilişkilidir. Bu yaklaşım, piyasa ekonomisinin dinamizmini sosyal devlet politikalarıyla uzlaştırmayı amaçlamış; Bill Clinton, Tony Blair ve Gerhard Schröder gibi liderler tarafından temsil edilmiştir. Ancak neoliberal küreselleşmenin yarattığı eşitsizliklerin derinleşmesi, sendikaların ve sol içi eleştirilerin artması ve özellikle 2008 krizi sonrasında sosyal demokrasinin bu sentezi ciddi biçimde sorgulanmaya başlandığını ifade edeyim.)</span></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ulus-devlet modern demokrasinin vazgeçilmez çerçevesi olmaya devam ediyor mu? Avrupa’da aynı anda hem milliyetçi hareketlerin hem de mikro-milliyetçi veya bölgesel akımların güçlenmesini nasıl açıklıyorsunuz? Evrensel insan hakları ile ulusal egemenlik arasında sürdürülebilir bir denge mümkün müdür?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Devlet yapılarının bölgeselleşme veya süper devletleşmeye yönelik deneylerine sıcak bakmıyorum. Ulus devletler farklı sosyal dayanışmalar üretmiştir ve entegrasyon uzun sürede gerçekleşmiştir. Bu geri alınmamalıdır. Demokrasi evrensel normlara dayanır ve birbirleriyle savaşmaz; bunu Kant 1795’te öngörmüştür.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Devlet yapılarına yönelik bölgeselleşme veya süper devletleşme deneylerine eleştirel bakıyorsunuz sanırım….</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, ulus devletler, farklı sosyal dayanışmalar ve toplumsal entegrasyon biçimleri geliştirmiştir; bunların geri alınması mümkün olmamalıdır. Demokrasi, evrensel normlara dayanır ve uluslar birbirleriyle savaşmaz; bu yaklaşımın temelini ise Immanuel Kant 1795’te ortaya koyduğu “ebedi barış” fikri oluşturur, ki modern uluslararası ilişkilerde hâlâ temel bir referans olarak kabul edilebilir.</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/getimage.jpg" style="height:464px; width:300px" /></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Humanismus als Leitkultur” adlı kitabınızda hümanizmi yön verici bir kültürel fikir olarak geliştiriyorsunuz. Popülizm, dijitalleşme ve küresel krizler bağlamında bugün bu kavramı yeniden düşünürseniz hangi sonuçlara varırsınız? Hümanizm bugün somut bir siyasi rehber olabilir mi?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hümanist yaklaşımı hem felsefemde hem siyasi pratiğimde derinleştirdim. Dijital Hümanizm, dijital dönüşümün insan onuru, özgürlük ve demokrasi değerleriyle uyumlu olmasını hedefler. Demokrasi krizini aşmak için bu yönelime her zamankinden fazla ihtiyaç vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Julian Nida-Rümelin’in işaret ettiği “Dijital Hümanizm”, teknolojik dönüşümün insan onuru, özgürlük, demokrasi ve etik değerlerle uyumlu biçimde şekillendirilmesini savunuyor. Günümüzde dijitalleşmenin toplumsal, siyasal ve kültürel alanlarda yarattığı krizler ve değer erozyonları düşünüldüğünde, bu yaklaşım, insan merkezli bir teknoloji vizyonu geliştirmek ve demokratik normları korumak için her zamankinden daha önemli hâle geldiği de açıktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son olarak: Avrupa’nın geleceği açısından sizi en çok endişelendiren şey nedir ve size umut veren nedir? Bir hümanist olarak önümüzdeki siyasi gelişmelerden hangi temel beklentiye sahipsiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Umut ediyorum ki dünya aklın yoluna döner; ABD’nin neokonservatif gündemi sona erer; Rusya’nın bölgesel emperyalizmi devam etmez. Büyük güçler eşit düzeyde kabul edilir; orta büyüklükteki devletler ağlar kurarak dengeyi sağlar. Tek kutuplu dünya düzeni sona erdi; yeni düzenin nasıl olacağı henüz belirlenmedi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa, tarih boyunca krizlerden yalnızca ekonomik veya siyasi reflekslerle değil, aynı zamanda etik ve toplumsal bilinçle de çıkmayı başarmıştır. Julian Nida-Rümelin’in vurguladığı gibi, liberal demokrasinin sürdürülebilirliği yalnızca kurumsal mekanizmalarla sağlanamaz; yurttaşların etik yönelimi, sivil kültürü ve ortak aklı, demokrasiye ruh kazandırır. Sosyal kapsayıcılık ve hümanist normlar merkezde tutulmadıkça Avrupa, tarihsel deneyimlerinden aldığı dersleri yeterince geleceğe taşımış sayılmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün, insan hakları, adalet ve özgürlük gibi evrensel değerleri yeniden merkeze koymak, kıtanın sadece krizleri aşmasını değil, aynı zamanda küresel sahnede güçlü, öngörülü ve etik bir aktör olarak yeniden şekillenmesini mümkün kılacaktır. Nida-Rümelin’in sözleri, Avrupa için bir hatırlatma ve çağrı niteliği taşır: Geçmişin birikimini, çağın zorluklarıyla birleştirecek bir vizyon geliştirmek, yalnızca akademik bir görev değil; aynı zamanda kıtanın demokratik ve hümanist geleceğini güvence altına alacak stratejik bir sorumluluktur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/avrupanin-etik-krizi-ve-humanist-direnisi-1773405397.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mehmet Akif Koç ile İran’da Mevcut Durum ve Bölgesel Gelecek Analizi</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/mehmet-akif-koc-ile-iranda-mevcut-durum-ve-bolgesel-gelecek-analizi-12819</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/mehmet-akif-koc-ile-iranda-mevcut-durum-ve-bolgesel-gelecek-analizi-12819</guid>
                <description><![CDATA[İran'a yönelik süren ABD-İsrail saldırısının amaçlarını ve savaşın geleceğini Murat Aksoy youtube kanalımızda Mehmet Akif Koç ile konuştu. O  programın değerlendirme ve analizini sizlerle paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aşağıda analizini bulacağınız <a href="https://www.youtube.com/watch?v=hkBlQfBzybA"><span style="color:#2980b9">yayını</span></a><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span>Yeni Arayış <a href="https://www.youtube.com/@YeniAray%C4%B1%C5%9F"><span style="color:#2980b9">youtube kanalımızda</span></a> izleyebilirsiniz.</span></span></strong></p>

<h1><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1. Giriş: Orta Doğu’da Soğuk Savaş Kalıntılarının Tasfiyesi</span></span></strong></h1>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orta Doğu’nun jeopolitik haritası, Soğuk Savaş döneminden miras kalan ve Batı sistemine entegre olmayı reddeden rejimlerin sistematik olarak tasfiye edildiği bir yeniden yapılandırma sürecinden geçmektedir. Bu süreç, sadece yerel bir çatışma dizisi değil, bölgedeki "pürüzlerin" giderilerek Amerika-İsrail eksenli yeni bir bölgesel mimarinin inşasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tarihsel kronoloji incelendiğinde; 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin, 2011’de Libya’da Muammer Kaddafi ve Aralık 2024 projeksiyonuyla Suriye’deki Baas rejiminin devrilmesi, bölgedeki geleneksel "direniş" odaklarını büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Bu tasfiye zincirinin ardından, 1979 Devrimi’nin kurumsal mirasını taşıyan İran İslam Cumhuriyeti, bölgedeki son büyük "aykırı güç" ve dolayısıyla stratejik planlamanın nihai hedefi haline gelmiştir. Süreç, tarihsel bir hesaplaşmanın askeri ve hibrit aşamalara evrildiği final safhasına girmiştir.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2. Çatışmanın Anatomisi: "Fazlar" ve İstikrarsızlaştırma Stratejisi</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD ve İsrail’in İran stratejisi, tek bir vuruşla sonuç almaktan ziyade, sistemi felç edene kadar farklı dozlarda uygulanan bir "fazlar" teorisine dayanmaktadır. "Düşürene kadar vurma" mantığıyla kurgulanan bu yaklaşım, askeri harekatı ekonomik çöküş ve toplumsal patlamalarla senkronize etmeyi amaçlamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu ana kadar uygulanan stratejik fazlar şu şekildedir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>1. Faz (Haziran):</strong> Müzakere masası hala devredeyken başlatılan ve 12 gün süren yoğun askeri çatışma süreci.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2. Faz (Ocak):</strong> Ekonomik krizin derinleşmesiyle eş zamanlı olarak, ülkenin batı bölgelerinde etnik ve mezhepsel dinamiklerin kullanıldığı silahlı bir kalkışma girişimi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>3. Faz (Şubat - Güncel):</strong> Şubat sonunda başlayan ve çok daha yoğun bir askeri angajman içeren mevcut savaş hali. Dikkat çekici olan, bu aşamada Donald Trump’ın İran halkına ve ordusuna defalarca "isyan ve saf değiştirme" çağrısında bulunmasına rağmen, henüz sistem içerisinde kurumsal bir çözülme veya defeksiyonun yaşanmamış olmasıdır.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3. ABD’nin Beş Şartı ve Stratejik Dayatmalar</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD ve İsrail’in (Steve Witkoff ve Pete Hegseth gibi isimler aracılığıyla) İran’dan talep ettiği şartlar, bir uzlaşı metni değil, İran’ın bölgesel bir aktör olarak varlığına son verecek bir "teslimiyet belgesi" niteliğindedir. Bu taleplerin merkezinde İran’ın egemenliğini ve savunma doktrinini imha etme gayesi yatmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle balistik füzelerin 300 km ile sınırlandırılması talebi, basit bir silah kontrolü değil, coğrafi bir imha planıdır. Tahran ile Tel Aviv arasındaki mesafenin 1600 km, Tahran ile Irak sınırının ise 700 km olduğu düşünüldüğünde; 300 km menzil sınırı İran’ın kendi kalbinden hiçbir stratejik hedefi vuramaması ve İsrail karşısında tam bir savunmasızlığa mahkûm edilmesi demektir.</span></span></p>

<table border="1">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Talep</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Stratejik Amaç</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran İçin Sonuç</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Uranyum zenginleştirmenin sıfırlanması</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nükleer eşik kapasitesini tamamen yok etmek.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teknolojik ve stratejik geri adım.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Müttefik güçlere (Hizbullah, Ensarullah vb.) desteğin kesilmesi</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">"Direniş Ekseni" denilen bölgesel nüfuz ağını çökertmek.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Jeopolitik kuşatılmışlık ve yalnızlaşma.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Amerikan şirketlerinin yatırımına izin verilmesi</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran ekonomisini Batı sermayesiyle kontrol altına almak.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rejim güvenliğinin ekonomik erozyonu.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Balistik füzelerin 300 km ile sınırlandırılması</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bölgesel vuruş ve caydırıcılık kapasitesini imha etmek.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savunma sisteminin felç olması (Tahran-Tel Aviv mesafesi 1600 km).</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İran petrol ve enerji kaynaklarına el konulması</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın en büyük enerji rezervlerini kontrol etmek.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tam ekonomik bağımlılık ve mali çöküş.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">4. Küresel Güç Dengesi: Rusya ve Çin’in "Kağıttan Kaplan" Paradoksu</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut kriz, "çok kutupluluk" iddialarının sahadaki gerçekliğini sert bir şekilde sorgulatmaktadır. Dimitri Trenin’in teorik çerçevesine göre; Rusya Orta Doğu sahnesine 1956 Süveyş Krizi ile süper güç olarak girmiş, Afganistan işgalindeki başarısızlıkla bu sahneden inmiştir. Bugün Rusya ve Çin, müttefikleri olan Suriye, Venezuela ve Libya örneklerinde olduğu gibi, İran konusunda da ABD’nin pervasızlığına karşı koyabilecek bir irade sergileyememektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD’nin bölgede dilediği lideri etkisiz hale getirebildiği bir ortamda, Rusya ve Çin’in yardımları sembolik açıklamalar veya "Google üzerinden dahi ulaşılabilecek" basit istihbarat paylaşımlarıyla sınırlı kalmaktadır. Bir güç, krizi başlatma, durdurma veya çözme kapasitesine sahip değilse, süper güç sıfatı "temenniden" öteye geçemez. Bu durum, küresel sistemin hala tek bir merkez etrafında döndüğünü teyit etmektedir.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">5. Savaşın Geleceği: Süreyi Belirleyecek Beş Kritik Parametre</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaşın seyrini ve olası bir ateşkesin zamanlamasını belirleyecek beş temel değişken bulunmaktadır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İran’ın Dayanıklılığı:</strong> Tahran’ın silah stoklarını ne kadar verimli kullanacağı ve devlet-toplum ilişkisini baskı altında ne kadar sürdürebileceği.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ABD İç Siyaseti ve Trump:</strong> Kongre onayı almadan savaşı başlatan Trump’ın, %30'lar seviyesindeki düşük görev onayı ve içerideki sert muhalefet karşısındaki direnci.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İsrail’in Hasar Kapasitesi:</strong> 1948’den bu yana en ağır yaraları alan İsrail’in, kendi topraklarına düşen füzeler karşısında toplumsal ve askeri dayanıklılığı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bölge Ülkelerinin Baskısı:</strong> Körfez ülkelerinin (BAE, Suudi Arabistan, Katar), ABD’nin önceliğinin sadece İsrail’i korumak olduğunu fark etmeleriyle oluşacak baskı. 2026 Mart projeksiyonu, bu ülkelerin "bizi koruyamıyorsunuz" bilinciyle ateşkese zorlayıcı bir rol oynayabileceğini göstermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Uluslararası Sistemin Rolü:</strong> AB, Rusya ve Çin’in sınırlı da olsa meşruiyet ve ateşkes süreçlerindeki diplomatik etkisi.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">6. Türkiye ve Azerbaycan Hattı: Tehdit Algısı ve Bölgesel Riskler</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran, mevcut konjonktürde kendisini dört koldan kuşatılmış hissetmektedir: Batı’da Irak, Güney’de Körfez, Doğu’da istikrarsızlık ve Kuzey’de Azerbaycan/Zengezur hattı. İsrail’in Azerbaycan’daki etkinliği ve Zengezur Koridoru, Tahran tarafından "dibine kadar sokulmuş bir tehdit" olarak okunmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye açısından bakıldığında, 1940’lardan beri süregelen NATO müttefikliği ve Batı sistemine olan entegrasyonu nedeniyle "sıranın Türkiye’ye gelmesi" teorisi rasyonel değildir. Türkiye, bölgedeki güç gösterilerini izledikten sonra adeta "kulaklığını tekrar takarak" Batı sistemiyle frekansını uyumlu hale getirmiştir. Ancak İran'daki bir çöküş, Türkiye için yönetilemez riskler doğuracaktır.</span></span></p>

<table border="1">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Doğrudan Riskler</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekonomik Riskler</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sınır Güvenliği:</strong> 530 kilometrelik dağlık sınırın kontrolünde yaşanacak zafiyet.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Enerji Arzı:</strong> 2019'da sıfırlanan petrol ithalatının ardından kalan enerji bağlarının kopması.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Mülteci Akını:</strong> 95 milyonluk bir ülkeden gelecek göçün, Suriye'nin 5 katı büyüklüğünde bir kriz yaratması.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ticaretin Çöküşü:</strong> 20 milyar dolardan 6 milyar dolara gerileyen ticaret hacminin tamamen durması.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">7. İran’ın İç Yapısı: Anayasal Kriz ve Sosyolojik Yarılmalar</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran'daki yapısal krizin temelinde "Velayet-i Fakih" sistemi ile demokratik kurumlar arasındaki dikotomi yatmaktadır. Halkın seçtiği cumhurbaşkanının (Pezşkiyan gibi ılımlıların bile) müesses nizam karşısında hiçbir hükmünün olmaması, seçmen katılımını %30'ların altına indirmiş ve sistemi meşruiyet krizine sokmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mücteba Hamaney’in yükselişi ve Devrim Muhafızları’nın (Pasdaran) idareyi tamamen ele almasıyla İran, daha otoriter bir yapıya evrilmektedir. 2018-2019 döneminde müttefiklerin (Türkiye dahil) İran petrolünden çekilmesiyle Çin’in tek alıcı haline gelmesi, ekonomik bağımlılığı derinleştirmiştir. Enflasyon ve işsizlikle birleşen bu tablo, İran’da her 24 ayda bir yeni bir toplumsal patlamanın yaşanmasını sosyolojik olarak kaçınılmaz kılmaktadır.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">8. Sonuç: Düşük Yoğunluklu Savaş ve Sürekli Kriz Hali</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut savaş hali bir ateşkesle sonuçlansa dahi, stratejik makas kapanmadığı sürece bu durum kalıcı bir barışa evrilmeyecektir. İran, hem anayasal yapısı hem de jeopolitik konumu nedeniyle sürekli kriz üretmeye meyilli bir "hareketli barut fıçısı" profilindedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye için 530 kilometrelik sınırın ötesinde yaşanan bu sarsıntılar, sadece bir dış politika tercihi değil, doğrudan bir beka meselesidir. Bölgesel aktörlerin İran’ı "düşürene kadar vurma" stratejisi, önümüzdeki on yılı düşük yoğunluklu savaşlar ve hibrit fazlarla şekillendirmeye devam edecektir. Bu süreçte Türkiye’nin geliştirmesi gereken temel refleks, stratejik ihtiyat ve sınır ötesindeki bu büyük istikrarsızlık potansiyeline karşı geliştirilecek savunma derinliği olmalıdır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/mehmet-akif-koc-ile-iranda-mevcut-durum-ve-bolgesel-gelecek-analizi-1773305966.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hasan Bülent Kahraman ile Yeni Dünya Düzensizliği ve Demokrasinin Krizi</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hasan-bulent-kahraman-ile-yeni-dunya-duzensizligi-ve-demokrasinin-krizi-12818</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hasan-bulent-kahraman-ile-yeni-dunya-duzensizligi-ve-demokrasinin-krizi-12818</guid>
                <description><![CDATA[Yakın zamanda başladığımız Yeni Arayış youtube kanalında yorumlara ve yazarlarımız ve uzman konukların yer aldığı programlara başladık. Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ile yaptığımız yayının özetini paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Aşağıda analizini bulacağınız&nbsp;<a href="http://Programın yayını için https://www.youtube.com/watch?v=JNU3DZ1SxGo&amp;t=1s"> <span style="color:#2980b9">yayını</span></a> Yeni Arayış <a href="https://www.youtube.com/@YeniAray%C4%B1%C5%9F"><span style="color:#2980b9">youtube kanalında</span></a> izleyebilrirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>1. Giriş: Küresel Paradigma Değişimi ve Hayal Kırıklığı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut küresel konjonktür, bir "düzen" arayışından ziyade, ontolojik bir "Yeni Dünya Düzensizliği" evresine evrilmiştir. 1980 sonrası neoliberal paradigmanın vaat ettiği küresel refah ve liberal demokratik istikrar senaryosu, 2025 projeksiyonunda yerini yapısal bir istikrarsızlığa bırakmıştır. Profesör Hasan Bülent Kahraman’ın "hayal ettiğimiz dünya bu değildi" tespiti, sadece entelektüel bir melankoliyi değil, 1945 sonrası inşa edilen "Sosyal Demokrat Proje"nin 1979’dan itibaren sistematik olarak tasfiye edilmesinin yarattığı küresel sarsıntıyı ifade eder. Solun ve sosyal devlet modelinin küresel güç denkleminden dışlanması, bugün karşı karşıya kaldığımız sistemik tıkanıklığın temel nedenidir; zira solun yokluğu, küresel ekonomi-politik dengede telafisi imkansız bir matematiksel boşluk yaratmıştır. Bu hayal kırıklığının kökenindeki yapısal çöküşleri kavramak için neoliberalizmin retoriği ile "başarılı" kıldığı kaosun dinamiklerini deşifre etmek elzemdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2. Neoliberalizmin Üç Yanılgısı ve "Başarılı" Kaosun Anatomisi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neoliberal politikalar 1979’dan bu yana devleti küçültme ve piyasaları rasyonelleştirme iddiasıyla hareket etmiş olsa da, gelinen noktada bu iddiaların tamamı yapısal olarak kadük kalmıştır. Ancak stratejik bir perspektifle bakıldığında, bu "düzensizlik" sermaye sınıfları için bir başarısızlık değil, aksine planlanmış bir başarı hikayesidir. Termodinamiğin ikinci yasası olan entropi uyarınca, evrende asıl olan düzensizliktir ve sermaye, sosyal demokrasinin kısıtlarından kurtulmak için bu düzensizliği/kaosu bir kaldıraç olarak kullanmıştır. Kaotik ortam, sermayeye denetimsiz bir parasal genişleme ve tarihte eşi benzeri görülmemiş bir servet konsantrasyonu imkanı tanımıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Neoliberal Paradigmada İddia-Gerçeklik ve Sermaye Etkisi</strong></span></span></p>

<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; width:100.0%">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Temel İddia</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Vaat Edilen</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekleşen Mevcut Durum</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sermaye Açısından Stratejik Etki</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Devletin Rolü</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Devletin küçülmesi ve bürokrasinin minimizasyonu.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Devlet küçülmemiş; otoriter ve piyasa yapıcı müdahaleci bir aygıta dönüşmüştür.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sermaye, devletin korumacı şemsiyesi altında risklerini kamusallaştırmıştır.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Piyasa Mekanizması</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kusursuz işleyen, kendi kendini dengeleyen rasyonel piyasa.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kırılgan, spekülasyona dayalı ve katastrofik risklere açık kaotik piyasa.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaos ve belirsizlik, sermaye lehine olağanüstü bir parasal genişleme alanı yaratmıştır.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Demokrasinin Yayılımı</strong></span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekonomik serbestleşmenin doğrudan demokrasi getirmesi.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Demokrasinin niteliksel kaybı ve "Demokrasisiz Demokrasi"nin yükselişi.</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siyasal denetimin zayıflamasıyla sermaye, sosyal sorumluluklardan muaf tutulmuştur.</span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekonomik modelin bu denli sert uygulanması, siyasal düzlemde "Demokrasisiz Demokrasi" olarak tanımlanan, niteliğin niceliğe feda edildiği yeni bir yönetim biçimini doğurmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>3. "Demokrasisiz Demokrasi" ve Neo-Demokrasi Kavramı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde demokrasinin sadece sandığa ve periyodik seçim ritüellerine indirgenmesi, sistemin yapısal bir nitelik kaybı yaşamasına yol açmıştır. Literatürde "Neo-demokrasi" olarak sunulan mevcut durum, aslında demokrasinin gelişimini değil, "Paleo-demokrasi" (demokrasi öncesi/ilkel demokrasi) seviyesine, yani demokrasinin sıfır noktasının dahi altına, "eksi puanlara" gerilediğimizi göstermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Demokrasinin Krizine Dair Stratejik Çıkarımlar:</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Çoğunluk Tiranlığı:</strong> Alexis de Tocqueville’in iki asır önce uyardığı üzere, demokrasinin sadece sayısal çoğunluğun tahakkümüne dönüşmesi, toplumsal rıza ve sözleşme zeminini dinamitlemektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Fren ve Denge (Checks and Balances) Erozyonu:</strong> Anglo-Sakson modelinde dahi kurumların birbirini denetleme kapasitesi yapısal olarak felç edilmiş, iktidarın denetimsizliği kurumsallaşmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Rıza Demokrasisinden Kopuş:</strong> Katılımcı ve çoğulcu modellerin yerini alan "Rıza Demokrasisi", kitlelerin karar süreçlerinden dışlandığı, sadece figürleri onayladığı bir illüzyona dönüşmüştür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siyasal katılımın bu denli zayıflamasının ardındaki en somut engel, teorik tartışmaların ötesinde, derinleşen ekonomik uçurumdur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>4. Eşitsizliğin Anatomisi: Demokrasinin Niteliksel Krizi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gelir dağılımındaki uçurum, demokrasi için teknik bir aksaklık değil, sistemin sürdürülebilirliğini tehdit eden "ölümcül" bir patolojidir. Ekonomik adalet tesis edilmeden kurgulanan demokrasi, otoriter figürlerin elinde kolayca şekillendirilebilen "plastik bir malzeme"ye dönüşür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daron Acemoğlu’nun "zenginlik için demokrasi" tezi önemli bir perspektif sunsa da, tarihsel gerçeklik (Roma, Osmanlı ve 19. yüzyıl imparatorlukları) zenginleşmenin pekala tiranlıklar ve otoriter yapılar eliyle de gerçekleşebildiğini kanıtlamaktadır. Bu durum, demokrasinin ekonomik refah için bir "tercih" değil, refahın adil bölüşümü için bir "zorunluluk" olduğunu gösterir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ABD ve Küresel Örneklem Üzerinden Değerlendirme:</strong> 1989-2020 yılları arasındaki veriler, en üst gelir grubu ile en alt segment arasındaki makasın yapısal olarak açıldığını belgelemektedir. Bu derin eşitsizlik, kitlelerin sistem dışı arayışlara yönelmesine ve ABD'de Trumpizm, Arjantin'de Milei gibi "sıradışı" ve popülist siyasal savrulmaların zemin bulmasına yol açmaktadır. Toplumun geniş kesimleri ekonomik denklemin dışına itildikçe, demokrasi sadece elitlerin kendi arasındaki bir temsil oyununa indirgenmektedir. Bu kriz, toplumsal alanın dilini ve kavramsal çerçevesini de dönüştürmeyi zorunlu kılmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>5. Kavramsal Dönüşüm: "Kamusal"dan "Toplumsal" Alana Geçiş</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Demokrasinin yeniden inşası, dildeki bir paradigma değişimiyle başlamalıdır. Türkiye gibi siyasal kültürlerde sıkça kullanılan "Kamusal Alan" (Public Space) kavramı, etimolojik ve siyasal olarak "Kamu"ya yani "Devlet"e işaret eden bir tuzaktır. Oysa demokrasinin nefes alması gereken yer devletin tahakkümündeki alan değil, sivil ve özgür olan "Toplumsal Alan"dır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Mekansal Demokrasi ve "Lio Space":</strong> Demokrasi sadece bir sandık ilişkisi değil, bir mekan ilişkisidir. "Üçüncü Alan" (Lio Space) olarak tanımlanan kafeler, kütüphaneler, sinemalar ve sosyal klüpler, "Mekansal Demokrasi"nin tecelli ettiği yerlerdir. Bu toplumsal alanların daralması, bireyin siyasal özneleşme sürecini felç etmektedir. Kavramsal netlik sağlandıktan sonra, asıl mesele bu toplumsal dinamikleri yeni bir mutabakata dönüştürmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>6. Gelecek Vizyonu: Yapay Zeka ve Yeni Toplum Sözleşmesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yapay Zeka (AI), sadece teknolojik bir inovasyon değil, toplumsal ilişkileri, iş gücü piyasalarını ve egemenlik modellerini radikal bir biçimde sarsacak "kaçınılmaz bir dayatma" ve "çığ" etkisidir. İnsanlık henüz bu dönüşümün büyüklüğünü idrak etme konusunda direnç gösterse de, AI eski toplum sözleşmelerini geçersiz kılacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Stratejik Değerlendirme:</strong> Yeni bir toplum sözleşmesi inşa etmek artık entelektüel bir lüks değil, teknolojik bir mecburiyettir. "Kristof Kolomb'un Yumurtası" analojisinde olduğu gibi; statükoyu ve eski sözleşmenin tabanını kırmadan (radikalizm) yumurtayı dik tutmak, yani krizi çözmek mümkün değildir. Bu yeni sözleşmede, 1979’dan beri dışlanan eşitlikçi, dayanışmacı ve katılımcı "sol politika"nın denkleme yeniden dahil edilmesi şarttır. AI'nın emeği ve toplumsal yapıyı dönüştürdüğü bir dünyada, sosyal demokrat bir dengeleyici unsur olmaksızın demokrasinin hayatta kalması imkansızdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>7. Sonuç: Çapraşık Yollar ve Radikal Çözüm İhtiyacı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünya, ideolojik körlükler ve sınıfsal tercihler nedeniyle, daha rasyonel ve kısa yollarla çözebileceği sorunları bilinçli olarak "çapraşık ve dolambaçlı" yollardan çözmeye çalışarak süreci uzatmaktadır. Demokrasinin krizi, esasen bir bölüşüm, temsil ve mekan krizidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçek bir demokratik restorasyon için;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Gelir adaletinin merkezi bir strateji olarak benimsenmesi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Dilin "kamu/devlet" ekseninden kurtarılıp "toplum/sivil" eksenine taşınması,</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Siyasetin toplumu dizayn etmesi değil, toplumsal dinamiklerin siyaseti biçimlendirdiği bir yapının kurulması zorunludur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın "kısaltabileceği halde uzattığı" bu yolda, entelektüel farkındalık ve AI çağının gerçeklerine uygun yeni bir toplumsal sözleşme inşa etmek, insanlığın hayatta kalma stratejisidir. Düzenin entropiye yenik düştüğü bu dönemde, yeni bir dil ve radikal bir irade yegane çıkış yoludur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/hasan-bulent-kagraman-ile-yeni-dunya-duzensizligi-ve-demokrasinin-krizi-1773305537.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nuray Mert: “DEM Partililerin CHP eleştirisini son derece hakkaniyetsiz buluyorum”</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/nuray-mert-dem-partililerin-chp-elestirisini-son-derece-hakkaniyetsiz-buluyorum-12380</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/nuray-mert-dem-partililerin-chp-elestirisini-son-derece-hakkaniyetsiz-buluyorum-12380</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#3498db"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siyaset Bilimci Nuray Mert ile çözüm sürecini ve tarihsel bağlamda Kürt sorununu konuştuk. Mert, CHP’nin&nbsp; süreçteki tutumu ile ilgili soruya verdiği cevapta; “CHP’nin İmralı’ya giden heyete katılmama kararlarının anlayışla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Süreç dışı tutulmanın ötesinde, CHP’ye genel olarak siyaset yapma özgürlüğü dahi tanınmayan bir ortamda, DEM partililerin CHP eleştirisini son derece hakkaniyetsiz buluyorum.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sunuş</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin her dönem kadim sorunları oldu. Bunların başında Kürt sorunu var. İktidar bloku “Kürt sorunu yok” diyor. CHP lideri; “Bir Kürt vatandaş benim sorunum var diyorsa, o sorun vardır” diyor mealen. Bir yıldan faza bir zamandır “terörsüz Türkiye” sürecin tartışıyoruz, tartışmaya da devam edeceğiz. Biz de bu sorunu ve başka konuları gündeme taşımaya çalışacağız. Bugün Prof. Dr. Nuray Mert ile konuştuk. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>“Terörsüz Türkiye” süreci belli bir aşamaya gelmiş görünüyor. Ancak bu süreçte en az konuştuğumuz konu, Kürt sorunu. Yok mu Kürt sorunu, siz sorunu nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir sorunun var olup olmadığı ve sorunun ne olduğunun cevabı bakış açısına göre değişir. Türkiye, uzun bir süre Kürtlerin varlığını kabul etmek istemedi. Bu durumun kendisi bir sorun haline geldi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diğer taraftan, devlet nezninde bir Kürt sorunu vardı. Türkiye Cumhuriyeti, bir ulus devlet olarak kuruldu ve devamında bir ulus devlet inşası söz konusuydu. Bu açıdan, Kürtlerin diğer etnisite, dil ve kültür grupları gibi Türklük tanımı içinde erimeyi reddetmesi devlet için bir ‘sorun’ olarak tanımlandı ve ulus devlete tehdit olan bir güvenlik sorunu olarak görüldü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kimlikler de tıpkı milletler gibi modern siyasal kurgular, yani&nbsp; ‘hayali cemaatler’dir. Bu tamamen yapay oldukları anlamına gelmez ama bir etnisite, dil, din topluluğu siyasi tanım kazandığı zaman kimlik haline gelir. Modern Kürt kimliği de tarihsel süreç içinde siyasi mahiyet kazandı. İmparatorluk devrinde, Sünni Kürtler, millet sistemi çerçevesinde birinci sınıf teba idi. Bu açıdan mezhep farklılıkları da, etnisitenin doğal olarak önünde yer alıyordu. Nitekim, Yavuz Sultan Selim’in İdrisi Bitlisi işbirliği bu zeminde Anadolu Alevileri aleyhine bir ittifaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki ya Cumhuriyet döneminde?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cumhuriyet seküler bir ulus devlet olarak tanımlanmasına karşın, kuruluş sürecinde Anadolu’nun Müslüman, hatta öncelikle Sünni Müslüman nüfusunu temel almıştır. Milli mücadele, dış güçler tarafından işgal ve bunların uzantısı olarak sayılan gayrimüslim unsura karşı verildi. Anadolu gayrimüslimleri, Müdafayı Hukuk Cemiyetleri’nin dışında tutuldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaten pek çoğu, ayrılıkçı hareketlere meyletmişti, ama tümü değil, buna rağmen İmparatorluğun çözülme ve savaş döneminde yaşananlar gayrimüslimlerin tehdit olarak görülmesine temel teşkil etti. İmparatorluk döneminde ‘millet’ dini unsurları tanımlıyordu, Tanzimat döneminden itibaren eşit vatandaşlık anlayışı gelişmeye başladı ancak bu proje başarılı olamadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Seküler cumhuriyet de, bu zeminden hareketle ‘Türklüğü’ Müslümanlık ile özdeş olarak tanımladı. Tam da bu nedenle, ‘azınlık’ lar dini fark temelinde tanımlanmıştı. Bu manada, Anadolu’nun ‘müslümanlaşması’ cumhuriyet döneminde gerçekleşti. İlk bakışta çelişki gibi görülse de, aslında ulus kimlikleri çoğunlukla açık veya örtük dini kimlikleri barındırır, hiçbir ulus bir günde sekülerleşmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ ÖCALAN İLE TEMSİL KAZANDI</span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Uzun bir tarihsellikten bahsediyoruz...</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuşkusuz. Ama bunları hatırlatma ihtiyacı duymamın nedeni, zaman içinde bu gerçeğin tüm taraflar tarafından unutulması ve/veya unutturulmasıdır. Kürtler Anadolu Müslümanları olarak Milli Mücadele’ye katıldılar ve aynı zamanda Anadolu’nun İslamlaştırılmasında oynadıkları rol çerçevesinde, gayrimüslim emlakının el değiştirmesi gibi konularda,&nbsp; bu süreçten istifade ettiler. Erken cumhuriyet döneminde, Kürt isyanları merkezi devlet kurgusuna karşı dini ve feodal mahiyette isyanlardı. Kürt milliyetçiliği zayıf bir damardı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nasıl ve ne zaman güçlendi bu damar?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kürt kimliğinin modern, seküler siyasal bir temsil kazanması Öcalan’ın başlattığı isyan hareketi çerçevesinde gerçekleşti. Cumhuriyet sonrası kırılamayan feodal yapılara karşı sol bir itirazı ifade ediyordu. Aynı zamanda modern siyasal bir Kürt kimliği temsili arayışının sonucuydu. Bu hareket silahlı mücadeleye girişti ve devlet açısından ‘terör’ sorunu olarak tanımlandı. Tüm devletler silahlı kalkışmaları bu şekilde tanımlar. Ancak, geniş kitleler nezninde Kürtlerin siyasal kimliği ve temsili bu hareket çerçevesinde gelişti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün söz konusu olan bu siyasal temsilin, demokratik siyasete entegre olması çabasıdır. İki taraf için de, gelinen nokta budur. Günümüzde, silahlı hareketlerin sonunun geldiğini kabul etmek gerekir. Diğer taraftan devlet açısından da milyonlarca insanın gönül verdiği bir hareketin, hem güvenlik hem de toplumsal barış açısından müzakere yoluyla meşru siyasi çerçeve içine çekilmesi gerekiyor. Son süreçte bunu gerçekleştirmeye yönelik olarak başladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kürt sorunu ile demokrasi arasında nasıl bir ilişki var bu durumda?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uzun zamandır, Kürt siyaseti ile Türkiye’de demokratikleşmenin yollarının ayrıldığını söylüyorum. Kürt siyaseti, Kürt sorununun çözümü zaten doğrudan demokratikleşme demektir diyor. Bence öyle değil, silahlı bir hareketin sonlanıp, meşru demokratik zemine taşınması başka, zaman içinde Türkiye’nin demokratikleşmesi başka şeyler haline geldi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tam da bu nedenle, başta ana muhalefet partisine yönelik baskılar ve kutuplaştırıcı söylemler bu süreçten müspet manada hiç etkilenmedi. Medyaya, ifade özgürlüğüne yönelik tutumlar da aynen devam ediyor. Bu koşullar altında demokratikleşmeden söz edilemez, ancak Kürt siyaseti meşru siyaset çerçevesine girebilir. Zaten süreç bu yönde ilerliyor, toplumsal barış adına bu da önemli bir şeydir, ama daha fazla hayale kapılmamak lazım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">KÜRT SİYASETİ DEMOKRATİKLEŞME DEĞİL KENDİ SİYASİ TEMSİLLERİNİ İSTİYOR</span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Komisyon çalışma sürecini 2 ay uzattı. Komisyona sunulan raporlara baktığımızda iktidar ile muhalefetin çok başka şeyler önerdiklerini görüyoruz. İktidar sadece negatif barışa odaklanmış, muhalefet ise pozitif barış için de adımlar öneriyor. Nasıl bir uzlaşma bulunacak?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Negatif/pozitif barış tabirleri muğlaklığını koruyor, o nedenle daha açık konuşalım. İktidar, silahlı hareketin kesinlikle sonlanmasına çalışıyor, Kürt siyaseti bu konuda attığı adımlara karşılık bazı taleplerde bulunuyor. Ancak bu talepler de Türkiye’nin toptan demokratikleşmesinden ziyade Kürt siyasi temsiline ilişkin. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">AK Partisi döneminde Kürtlerin varlığını inkar siyasetinin sonu geldi, o açıdan normalleşme sağlandı. Diğer taraftan, Türkiye’de siyaset, bu ölçekte merkezde toplanmışken, yerel yönetime ilişkin taleplerin karşılanacağını beklemek anlamlı değil. Kürtçe eğitime ilişkin talepler de halen somut bir mahiyet kazanmış değil. Anayasa değişikliği gerektirecek talepler konusu da öyle.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki yeni anayasa...</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni bir anayasadan Kürtler adına beklenenin ne olduğu açıkça tartışılmıyor. Madem bir sürece girmişler, bu koşullar altında nasıl bir uzlaşma bulunacağına taraflar karar verecek, böyle konularda hazır reçeteler yok.&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TEK ADAM SİYASETİ YANLIŞ </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>DEM Parti’nin gerek iktidar gerek muhalefetle ilişkini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">DEM Parti’nin işi nereden bakarsanız bakın zor. DEM’li arkadaşlarımızın samimi çabaları ortada. Ancak tüm Kürt siyasetinin bu denli Öcalan merkezli olması hem tabii, hem de yadırgatıcı. Biz ‘tek adam’ siyasetini eleştiriyoruz, o cenahta da aynı durum söz konusu. Dahası, Öcalan’ın özgürlüğü konusuna odaklanmış vaziyette oldukları için Kürtler adına talepleri de bu alana sıkışmış vaziyette. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Demokrasiyi bir yana bıraktık, Kürtlerin hak ve özgürlükleri talepleri de bu öncelik ile belirleniyor. Hareketin liderini önemsemek başka, tüm siyaseti o lidere kitlemek başka şeyler olmalı diye düşünüyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lidere fanatik bağlılığı makul bulacaksak, fanatik AK Parti destekleyicileri nasıl eleştiririz? Sonuçta, Erdoğan da, sıradan bir siyasetçi değil, belli bir kesimin mağduriyetlerine karşı başarılı bir mücadele vermiş birisi. Mesela, başörtülü kadınların toplumsal hayattan kovulduğu bir ülkede bu konu tam bir özgürlüğe kavuştu, başörtülü bir cumhurbaşkanı eşi, duygusal, sembolik anlamda çok önemli. Hal böyle diye iktidarı eleştirmekten geri durmuyoruz ve durmamalıyız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP’NİN SİYASET YAPMA HAKKI YOK SAYILIYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bütün bu sürece CHP’nin bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP’nin sürece bakışı açısından içindeki gruplar arasında fark olduğunu biliyoruz. CHP uzunca bir zaman Kürt meselesi hakkında belli bir yaklaşım geliştirmedi, benim de aralarında bulunduğum bir sivil toplum grubunu (Özgürlükçü Anayasa Grubu) temsilen, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret edip bu açıdan bir adım atılması yönünde talepte bulunduk, ama her ikisi de geçiştirmeyi tercih etti. Zaten, kendi görüşleri bir yana,&nbsp; CHP içindeki ulusalcıları dönüştürebilecek güçte liderler değildiler.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özgür Özel liderliği dönemi bir imkan olabilirdi, ancak iktidar ittifakı çözüm sürecini CHP’yi düşmanlaştırmak üzerine kurdu. DEM parti de bu çerçeveye uyum sağlamak durumunda kaldı. Bu şartlar altında CHP, ne kadar gayret gösterirse göstersin, müzakereye katılması engellenen ancak sorumluluğu paylaşması beklenen garip bir talep ile boğuşmak zorunda kalıyor. Bu açıdan ben, İmralı’ya giden heyete katılmama kararlarının anlayışla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Süreç dışı tutulmanın ötesinde, CHP’ye genel olarak siyaset yapma özgürlüğü dahi tanınmayan bir ortamda, DEM partililerin CHP eleştirisini son derece hakkaniyetsiz buluyorum. CHP içindeki ulusalcıların etkisi kırılsa bile CHP- DEM ilişkisi ‘imkansız bir aşk’ olarak kalmaya mahkum olurdu, baba kızını ağaya vermeye karar vermiş bir kere. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son olarak, sürecin sonuna ilişkin beklentiniz nedir?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim süreçten beklentim, Kürt siyasetinin meşru siyaset çerçevesine entegrasyonu. Bu çerçevede, genel siyasi af ve özel düzenlemeler.&nbsp; Diğer taraftan, resmi zeminde ‘Türk’ yerine ‘Türkiye/Türkiyeli’ tabirlerinin benimsenmesi, sadece Kürtler açısından değil, etnik millet tanımından uzaklaşmak açısından da önemli. Mevcut etnik farklılıklar bir yana, milyonlarca Suriyeli ülkemize yerleşti, vatandaşlık aldı, bu insanlara da ‘Türk’lüğü dayatmanın alemi yok.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tür çözüm süreçleri hiçbir durumda ideal hedefleri gerçekleştiremiyor. Britanya’da IRA süreci, barış ve adalet arasında tercih yapma zarureti doğurdu. Şöyle ki, çatışmalı süreçte, IRA tarafından zarar görenlere adalet askıya alınmak durumunda kalınarak, af ve entegrasyon düzenlemeleri yapıldı. Bu konu hala tartışılıyor. ‘Kürt sorununun çözümü’ne yönelik süreçlerde ‘benzer’ örneklere sürekli gönderme yapılıyor, ancak beylik laflar dışında bu süreçlerin nasıl yaşandığı söz konusu edilmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Aslında bu süreçler birbirlerine benzediklerinden çok ayrışır, bunu teslim etmek gerek. Benzerlik aranacaksa, ideal çözüm olmadığını kavramak açısından, özel düzenlemeler gerekliliği açısından öğretici olabilir. Ayrıca, bu örneklerden söz edenlerin çoğunun bu süreçlere ve sonuçlarına dair bilgisi de yok. Mesela, Mandela’nın kahramanlaştırılması hangi uluslararası koşullarda oldu, partisi Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) iktidar tecrübesi nasıl seyretti, kaç kişi biliyor veya merak ediyor? Ben bu konuların tartışıldığına hiç şahit olmadım. Oysa, bu süreçler ardından yeni tartışmalar da çıktı, bunlar da yol gösterici olabilir.&nbsp; Mesela, ‘tarihle yüzleşme/hakikat komisyonu’ yönteminin tarihi yaraları deşmek olduğunu, geçmişi geride bırakmanın daha yapıcı olduğunu söyleyenler oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>DEVLET HALA “DÖRT PARÇANIN BİRLEŞMESİ” ENDİŞESİ TAŞIYOR </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu süreci belirleyecek olan ise Suriye’de Şam-SDG ilişkisi. Türkiye neden SDG’ye Şara’ya gösterdiği siyasi ilgiyi SDG’ye göstermiyor? </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Suriye boyutunun, bu sürecin en önemli kalemlerinden biri olduğunu biliyoruz. İktidar bu konuda katı bir tavır içinde. Öcalan’ın çağrısının SDG’yi de kapsaması gerektiği ileri sürülüyor, ancak karşı taraf da bu konuda taviz verecek gibi görünmüyor. Bir açıdan baktığımızda, Suriye’nin kuzeyinde bir nevi Kürt otonom yönetiminin kabulü Türkiye’nin dış siyaseti açısından da olumlu bir adım olur diye düşünebiliriz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca, bu konuda Türkiye yegane karar verici değil ve olamayacak. Devletin baktığı açıdan ise, sınırları boyunca genişleyen bir Kürt siyasi varlığı, Birinci Dünya Savaşı sonrası statükosunu açısından radikal bir değişim ve bir güvenlik meselesi olarak görülüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TÜRKİYE’DEN ÇOK SURİYE’YE ODAKLANMAK HATALI </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu Kürtlere güvenmemek mi SDG’ye güvenmemekle mi ilgili?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">SDG’ye güvenip güvenmemekten ziyade, bu tür bir gelişmenin ‘dört parçada Kürdistan’ hayalini güçlendireceği endişesi söz konusu. Diğer taraftan, Kürt siyasetinin Suriye’ye yoğun ilgisinin devamında, Suriye’yi iç siyasetin daimi bir unsuru haline getireceği öngörülüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki DEM Parti’ni Suriye ve özellikle Rojova ve SDG’ye bakışı konusunda ne söylersiniz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kürt siyasetinin Suriye-SDG meselesine odaklı siyasetin sorunlu tarafları var. İlkesel olarak, Suriye’de bir tür Kürt otonomisini tanımak yanlısıyım. Ancak, bundan sonra Türkiye’de siyasetin bir cenahının Suriye’ye odaklı olması, demokrasi tartışmasını da etkileyen karmaşık bir konu haline geliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Biliyorsunuz, ben açık konuşmayı seven biriyim, bugüne kadar Kürt meselesinin askeri operasyonlar ve güvenlikçi politikalarla çözülmesi anlayışına karşı çıktım. Diğer taraftan, bir savaş karşıtı olarak bölgesel müdahalelere de karşıyım. Bu çerçevede, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine operasyon planına karşıyım. Buna rağmen, mesela bu konuda bir grup tarafından yazılan dilekçeye imza vermedim. Çünkü, söz konusu metin, askeri operasyona itiraz gerekçeleri arasında, Kürtlerin Suriye Kürtleri ile ‘soy, aile, aşiret’ ilişkilerine gönderme yapıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugüne kadar Türk milliyetçilerinin ‘soydaş’, İslamcıların, ‘ümmet’ merkezli siyasetlerine destek vermedim. Ulus devletleri mutlak kabul etmeyeceksek, alternatifi dindaşlık, soydaşlık, kan bağı gibi bağlantıları öne çıkarmak olmamalı diye düşünüyorum.&nbsp; Oysa, Kürt siyasetinin giderek bu yöne evrildiğini görüyoruz. Halihazırda Suriye Kürtleri ile ilişkiler, Türkiye’de demokrasi taleplerinin önüne geçmiş vaziyette, bu durumun devamını öngörmek durumundayız. Ben Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkilerinin Türklük zemininde şekillenmesinden rahatsız olan biriyim, bu nedenle, bölgesel ilişkilerin Kürtlük ekseninde şekillenmesini desteklemek aklıma yatmıyor. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/01/nurat-mert-dem-partililerin-chp-elestirisini-son-derece-hakkaniyetsiz-buluyorum-1767645714.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Yargı sorunu geçmişten günümüze süregelen bir kriz</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-yargi-sorunu-gecmisten-gunumuze-suregelen-bir-kriz-11527</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-yargi-sorunu-gecmisten-gunumuze-suregelen-bir-kriz-11527</guid>
                <description><![CDATA[Bugün yargı alanında yaşadığımız sorunlar sadece bugün ortaya çıkmış değil. Yani geçmişte de yargıyla ilgili sorunlar vardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#c0392b"><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white">Yargının en büyük sorununun sistemsizlik olduğunu ifade eden Ramazan Arıtürk; “</span>Yargı, Türkiye’nin temel yapısal sorunlarından biridir ama bunu bir hâkimin ya da savcının kişisel kusuru gibi görmek yanlış olur. Sistemi kuramadığınız sürece bireysel gayretler sonuç vermez<span style="background-color:white">” dedi ve ekledi; “</span>Bugün karşılaştığımız yargı problemleri geçmişte de vardı. Toplumun büyük çoğunluğu, adaletin ya hiç tecelli etmediğini ya da çok geç geldiğini düşünüyor. Bu da kurumsal anlamda yargıya olan güvenin zayıf olmasına neden oluyor.”</span></span></strong></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff"><strong>Sunuş</strong></span></span></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Türkiye’nin en önemli sorunu nedir sorusuna verilen cevaplarda ekonomi uzunca bir süredir ilk sırada. Son dönemde yargı da listede yukarıya doğru tırmanıyor. Sadece 19 Mart sonrası değil öncesinde de yargı ülkenin temel sorunlarından biri olarak hep var oldu.&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Geçtiğimiz günlerde okuduğum kitabı (Yargının Yeniden Yapılandırılması, Seçkin Yayınevi) sonrasında Avukat ve akademisyen Doç. Dr. Ramazan Arıtürk ile yargının durumunu ve sorunların kaynağını konuştuk.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff"><strong><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/so%CC%88yles%CC%A7i%20ramazan%20ar%C4%B1tu%CC%88rk.png" style="height:450px; width:800px" /></strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><strong>Türkiye</strong>’<strong>nin pek çok sorunu var ama son dönemde ekonomi ile birlikte en çok yargıyı konuşuyoruz. Neden?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye bugünlerde en çok ekonomiyi ve yargıyı konuşuyor. Ancak yargı alanındaki sorunlar sadece bugünün meselesi değil. Bu mesele tarihsel bir bağlam içinde ele alınmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye’de yargıya dair sorunların kökeni çok eskiye, hatta 1700’lü yıllara kadar uzanıyor. Bugün karşılaştığımız yargı problemleri geçmişte de vardı. Toplumun büyük çoğunluğu, adaletin ya hiç tecelli etmediğini ya da çok geç geldiğini düşünüyor. Bu da kurumsal anlamda yargıya olan güvenin zayıf olmasına neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">1960’larda dönemin başbakanı ve bakanlarının idamı, 1970’lerde gençlerin idam edilmesi, 1980 Darbesi sonrası yargı kararları, 28 Şubat sürecindeki uygulamalar ve daha önceki Menderes dönemi… Tüm bu örnekler, yargının çoğu zaman siyasi iktidarın etkisiyle hareket ettiğini gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Yargının Siyasallaşması ve Kurumsallaşamama Sorunu</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><strong>Peki neden?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye’de yargının işleyişi kurumsal temellere değil, kişilere bağlı. Adalet Bakanı’nın ya da devlet başkanının kim olduğu, yargının nasıl işleyeceği üzerinde belirleyici oluyor. Oysa olması gereken, yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız şekilde çalışması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Avrupa’da 1789 Fransız Devrimi sonrası başlayan kuvvetler ayrılığı bizde ancak 1876 Anayasası ile tanımlanmaya başlanmış; 1924 Anayasası ile kuvvetler ayrılığı ilkesel olarak kabul edilmiş. Ancak bu anlayış hiçbir zaman tam anlamıyla kurumsallaşmamıştır. Türkiye’de her dönem yargı, iktidarların siyasal ve toplumsal muhalefeti kontrol etmek için kullandığı bir araç olmuştur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">HAKİM VE SAVCILARIN GELECEK KAYGISI</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Bağımsızlık şartı nedir?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Yargının bağımsız işlemesi için en temel unsur, hâkim ve savcıların kendilerini güvende hissetmeleri. Ancak bugün Türkiye’de birçok hâkim, vereceği karardan ötürü başına bir şey gelip gelmeyeceğini düşünmek zorunda kalıyor. Bu ortamda adalet sağlamak mümkün değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Kurumsallaşmış bir yargı sisteminde, siyasi iklimden etkilenmeden karar veren hâkimler olur. Bunun için en önemli yapı taşlarından biri kariyer planlamasıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><strong>Ne demek kariyer planlaması</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye’de hâkimler ve savcılar farklı alanlarda görev değişikliğine tabi tutuluyor: Ceza mahkemesinden ticaret mahkemesine, hukuk mahkemesinden ağır ceza mahkemesine… Oysa her hukuk alanı kendi içinde uzmanlık gerektirir. Ticaret hukukunda uzman olmayan birinin ceza davalarına, ceza hukukunda deneyimi olmayan birinin ticari davalara bakması doğru kararların önüne geçiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Kariyer planlaması ile hâkim ve savcıların uzmanlık alanlarına göre yükselmeleri sağlanmalı. Örneğin:</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Göreve sulh ceza mahkemelerinde başlayıp 5 yıl orada çalışmalı,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Ardından asliye cezada 5 yıl,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Sonra ağır ceza, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay gibi kademeler izlenmeli.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Bu sistem, hâkimlerin uzmanlaşmasını ve karar kalitesini artırır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">KÜRSÜ GÜVENCESİ VE DOĞAL HÂKİM İLKESİ</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><strong>Kürsü güvencesi gibi, doğal hakim ilkesi de yok sanırım Türkiye</strong>’<strong>de...</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye’de hâkimlerin “kürsü güvencesi” yok. Yani görev yaptığı mahkemede ne kadar süre kalacağını bilmiyor. Bu güvencenin olmaması, hâkimin siyasi baskılara açık hale gelmesine neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Ayrıca “doğal hâkim ilkesi” de işletilmiyor. Yani bir davaya bakan hâkim değiştirilebiliyor. Oysa bir davanın başladığı hâkimle tamamlanması esastır. Bu ilkenin yokluğu davaların uzamasına ve adaletsizlik algısının artmasına neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">YARGI REFORMU AVUKATLARI DA KAPSAMALI</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Avukatlar da bu sistemin bir parçası değil mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Yalnızca hâkim ve savcılar değil, avukatlar da kariyer planlaması içine alınmalı. Avukatlık mesleğine yeni başlayan bir kişi, doğrudan ağır ceza mahkemesinde görev almamalı. Uzmanlaşma süreci burada da teşvik edilmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Yargı Bağımsızlığı Neden Sağlanamıyor?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye’de kuvvetler ayrılığı zayıf, yürürlükte olan sistem kuvvetler birliğine daha yakın. Bu yapı içinde yargının bağımsız olmasını beklemek gerçekçi değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Sorunun kaynağı yalnızca Anayasa değil. Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da büyük sorunların başında geliyor. Bugün milletvekillerini halk doğrudan seçmiyor; parti liderlerinin belirlediği isimlere oy veriyoruz. Bu da parlamentoyu halktan koparıyor ve yasama organını zayıflatıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Seçim sistemi değiştirilmeden, siyasi partiler demokratikleştirilmeden, parti içi demokrasi sağlanmadan, yargının bağımsızlığı sağlanamaz. Dar bölge ya da daraltılmış bölge sistemine geçilerek seçmenin vekilini tanıması sağlanmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Yargı Reformu Yalnızca İktidar Değişimiyle Mümkün Değil</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Peki değişim nasıl mümkün?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Bugün muhalefetin yargıdaki sorunları dile getirmesi, genellikle iktidara karşı olmasından kaynaklanıyor. Ancak muhalefet iktidara geldiğinde bu sorunlar otomatik olarak çözülmeyecek. Çünkü siyaset, geçmişte uğradığı haksızlıkları yargı üzerinden düzeltme eğiliminde olabilir. Yani yargıyı intikam aracı olarak görebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Bu yüzden önce siyaset kurumu değişmeli. Partiler, adaylarını demokratik yollarla belirlemeli. Sonra ancak yargı reformu mümkün olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Kamu İdaresi ve Hukuk Eğitimi de Reform Gerektiriyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">Nasıl olabilir bu?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Yalnızca yargı değil, kamu idaresi de liyakate dayalı bir kariyer planlamasına kavuşmalı. Bununla birlikte hukuk eğitimi de revizyon gerektiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Türkiye’de hukuk eğitimi, 1800’lerde oluşmuş bir anlayışla devam ediyor ve günümüzün ihtiyaçlarını karşılamıyor. Oysa bugün dört yıllık lisans eğitimi yalnızca bir temel olabilir. Üzerine 2-3 yıllık uzmanlık eğitimi şart.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Örneğin bilişim hukuku konusunda karar verecek bir yargı mensubunun bilişim teknolojilerine dair temel bilgiye sahip olması gerekir. Bugün hukuk eğitimi bu tür uzmanlıkları sağlamıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Gelişmiş ülkelerde farklı lisans programlarından mezun olanlar, daha sonra hukuk eğitimi alarak uzmanlaşabiliyor. Türkiye’de de benzer bir sistem kurulmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><strong>Peki ahlak bütün bu tartışmanın neresinde? Mesele Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın yaşadıkları, ona yaşatılanlar…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’a yönelik tutuklama süreciyle birlikte, tutuklu ve hükümlülere yapılan muamelenin adalet ve vicdan yönü bir kez daha gündeme geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Buradaki sorun, yalnızca bir belediye başkanının özel durumu değil, sistemin bütününe dair. Ailesi Ankara’da olan birinin Edirne’de, Diyarbakır’da tutuklu olması hukuki olduğu kadar vicdani olarak da sorunludur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Bu tür uygulamaların önüne geçmek için sistemli bir yargı denetimi, iyi kurgulanmış bir kariyer planlaması ve üst mahkemelerin aktif rolü olmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:#313131">MESELE YARGI DEĞİL, SİSTEM</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><strong>Yani o zaman daha büyük fotoğrafta büyük bir sistem sorunu var...</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Yargı, Türkiye’nin temel yapısal sorunlarından biridir ama bunu bir hâkimin ya da savcının kişisel kusuru gibi görmek yanlış olur. Türkiye’de yargı alanında çok çalışkan, özverili hukukçular var. Ancak bir sistemi kuramadığınız sürece bireysel gayretler sonuç vermez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#313131">Nasıl ki en iyi futbolcularla kurulu ama taktiği olmayan bir takım her maçta başarısız oluyorsa, yargıda da sistem kurulmadıkça başarı mümkün olmaz. Türkiye’nin bugün acil olarak ihtiyaç duyduğu şey, bir yargı sistemi inşa etmektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Not: Bu sabah sehven söyleşinin taslak versiyonunu kullanmışız. Düzletir, Satın Arıtürk ve okuyuculamızdan özür dileriz</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Aug 2025 05:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/yarginin-sil-bastan-yenilenmesi-gerekiyor-1754228630.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kıbrıs’ta son söz Kıbrıslılar&#039;da olmalı</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kibrista-son-soz-kibrislilarda-olmali-11294</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kibrista-son-soz-kibrislilarda-olmali-11294</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Ekim ayında KKTC'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde bağımsız aday olduğunu açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Zaman zaman sitemizi akademik kimliği ile katkı sunan Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, ekimde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde bağımsız aday olduğunu açıkladı. Kendisi ile adaylığını ve Kıbrısı Konuştuk. Hasgüler; “Toplumumuz “UBP mi CTP mi?” ve “Türkiye yanlısı mı karşıtı mı” gibi yanlış, vakit kaybettirici, verimsiz ikilemlerle uğraşmasın, önünde üçüncü bir seçenek olduğunu görsün diye de çıkıyorum yola. Kıbrıs özelinde son söz Kıbrıslı Türklerde olmalıdır. Buranın kararlarını biz almalıyız, Ankara da bu kararlara destek vermelidir.” diyor</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Önce şuradan başlayalım. Kıbrıs bir bütün olarak son yıllardaki uluslararası gelişmelerde lojistik ve siyasi olarak tartışılan, konuşulan bir ülke. Güney Kıbrıs’ın Katar ve İsraille ilişkileri, ambargonun kalkması; Kuzey ve Güney arasında yeni bir çözüm süreci vs. Önce bir genel tablo çizebilir misiniz, ne oluyor Kıbrıs’ta?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2010’da Gazze’ye yardım götürürken İsrail tarafından vurulan Mavi Marmara gemisi olayı sonrası Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail yakın ilişki kurdu. Sonrasında Doğu Akdeniz’de keşfedilen petrol ve doğalgaz yatakları ile iki ülke daimî müttefik haline geldi. Bu ittifaka Katar, Yunanistan ve Mısır’ı da dahil etmek mümkündür. Bu durum klasik Kıbrıs uyuşmazlığındaki tarafların pozisyonlarını da değiştirdi ve enerji meselesi, çözümsüzlüğün bir parametresi haline geldi. Türkiye ile İsrail ilişkileri 2010’daki Mavi Marmara olayı öncesindeki seviyede olsaydı ya da Kıbrıs uyuşmazlığı bir biçimde çözülmüş olsaydı bugünkü bloklaşmalar yerine başka bir kompozisyonu konuşabilirdik. Çünkü Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale ettiği 1974’ten 2010’lara kadar İsrail BM’de ve başka uluslararası platformlarda Türkiye’nin Kıbrıs tezlerini savunuyor ve destekliyordu. İki ülke ilişkilerinde 2010’larda baş gösteren gerilimler sonrası İsrail bu kez Yunan tezlerine sahip çıkmaya başladı. Türkiye ve KKTC’nin son beş yıldır sürdürdükleri Kıbrıs’ta iki devletlilik siyaseti de enerji meselesi etrafında oluşan bloklaşmaları, dolayısıyla da İsrail-Kıbrıs Cumhuriyeti ittifakını kalıcı hale getirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu durumda Türkiye ne yapabilir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki bloklaşmayı boşa çıkarmak için yapabileceği şeylerin başında Kıbrıs sorununun çözümünde inisiyatif alması geliyor. Kıbrıs’ta çözüm, İsrail’in Kıbrıs üzerindeki etkisini zayıflatacağı gibi Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin seyrini de değiştirebilir. Ancak geldiğimiz nokta pek ümit verici değil. Mevcut KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve ekibi egemen eşitlik lafları ve iki devletlilik salvolarıyla gemiyi batırmış durumda. Ekim ayında KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçimi var. Ersin Tatar bir kez daha Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) adayı. Rakibi de Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) adayı Tufan Erhürman. Ancak bu süreçte Erhürman da iyi sınav veremedi. Bırakın Tatar’a alternatif siyaset geliştirmeyip, olup biteni sadece seyretti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çözüm için ne yapılabilirdİ?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iki yol var. Birincisi Birleşmiş Milletler müktesebatına uygun çözüm için çaba sarfetmek. İkincisi ise iki devletlilik gibi daha “sertlik yanlısı” bir yol, ki BM bunu hiçbir şekilde kabul etmiyor. Türkiye AKP iktidarı döneminde önce birinci yolu izledi, sonrasında ise keskin bir biçimde ikinci yola geçti. Ancak ikinci yolu izleyecekseniz bunun ekonomik, siyasi, hukuki şartlarını oluşturmanız gerekir. Bu anlamda bir hazırlık yapılmadığını Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki ülkelerin Kıbrıs Cumhuriyeti’nde büyükelçilik açmalarından anlıyoruz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kıbrıslı Türkler açısından bakıldığında çözümün ilk şartı Kıbrıs Türk toplumu liderinin, yani cumhurbaşkanının irade sahibi olmasıdır. Mevcut Cumhurbaşkanı Tatar maalesef bu konuda da sınıfta kaldı. Bunun en önemli kanıtı da Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in Tatar’ı devreden çıkarması ve Ankara’yla doğrudan görüşmesidir. Bu bile kendi başına çok büyük bir sorun aslında. Bunda Tatar’ın bireysel eksiklikleri kadar Ankara’nın Kıbrıs’la ilgili kararları Kıbrıslılara bırakmak istememesinin de payı var elbette ama öncelikle irade sahibi bir lider seçmemiz gerekiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ve o yüzden Ekim ayındaki seçimlerde siz de bağımsız cumhurbaşkanı adayısınız, öyle mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Evet, ilk kez buradan duyurmuş olayım. İlerleyen günlerde yapacağım basın açıklamasıyla adaylığımı açıklayacağım. Kıbrıs Türkü hiç zaman alternatifsiz değildir. Alternatif de Kıbrıs Türkünün kendisidir ve ben de bunu temsil etmeye adayım. Yıllardır yazdığım yazılarda, yaptığım konuşmalarda KKTC siyasetinin Ulusal Birlik Partisi (UBP)-Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) arasına sıkıştığını ve bir üçüncü seçeneğe ihtiyaç olduğunu söylüyorum. Çünkü toplumda bu yönde bir beklenti ve arayış var.&nbsp; UBP çizgisinde olup UBP adayına oy vermek istemeyen, CTP çizgisinde olup CTP adayına oy vermek istemeyen çok sayıda insan var. Ayrıca merkezde yer alıp bu iki partinin adayına oy vermek istemeyenler var sonra elbette kararsızlar var. Bunların çoğu alternatif olmadığı için içleri kan ağlayarak mecburen bu insanlara oy veriyorlar. Daha kötüsü de UBP ve CTP de bu gidişten memnun çünkü alternatifsiz olduklarını ve istedikleri gibi at oynatabileceklerini düşünüyorlar. Ahaliyi sıkıştırıldığı bu iki parti cenderesinden ve çaresizlik hissinden kurtarmak gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benzer bir sıkışma Türkiye ve Kuzey Kıbrıs arasında da var. Kimileri Ankara’dan tamamen kopuş gerektiğini, kimileri ise Ankara’ya koşulsuz itaat etmesi gerektiğini düşünüyor. Halbuki bu iki ilişki biçiminin Türkiye’ye de KKTC’ye de bir faydası yok. Ülkemizin ihtiyacının bu iki uca savrulmayan bir siyaset olduğunu düşünüyor ve üçüncü seçenek olarak “birlikte yol yürümeyi” öneriyorum. Yani iki taraftan birinin önde diğerinin arkada olmasına gerek yok. Kopmaya da gerek yok. Beraber yan yana yürüyebiliriz. Sonuçta toplumumuz “UBP mi CTP mi?” ve “Türkiye yanlısı mı karşıtı mı” gibi yanlış, vakit kaybettirici, verimsiz ikilemlerle uğraşmasın, önünde üçüncü bir seçenek olduğunu görsün diye de çıkıyorum yola. Kıbrıs özelinde son söz Kıbrıslı Türklerde olmalıdır. Buranın kararlarını biz almalıyız, Ankara da bu kararlara destek vermelidir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kıbrıs’ı Kıbrıslıların iradesi yönetmeli…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynen. Kıbrıs meselesine yaklaşım konusunda da geçmiş ezberleri unutmak ve güvenlikçi bakış açısını terk etmek zorundayız. Biz bunun yerine, Kıbrıs’ın iki toplumuna da seslenen, insan haklarını temel alan eşitlikçi ve adil bir perspektif sunacağız. Bakış açımızın merkezinde tekrarlana tekrarlana bıkkınlık vermiş altı boş sloganlar değil, tarihimizden süzülerek gelen insani duyarlılığımız olacak.&nbsp; Örneğin, mülkleriyle ilgili başvuru yapan tüm Maraşlı mülk sahiplerini yerlerine dönmeye davet edip Maraş’ı sivilleştireceğiz ve BM denetimine devredeceğiz. Maraş açılımımızı insan hakları sorunlarımızın başına yerleştiriyoruz. Bunun karşılığı olarak da Mağusa Limanı’nın uluslararası seferlere açılmasını ve Ercan Havaalanı’nın doğrudan uçuşlara açık hale gelmesini sağlamalıyız. Bu karşılıklı adımlar kurulacak ortaklık devletinin iki ayağının da sağlam basmasına doğrudan katkı yapacaktır. Elbette bunlar olurken Kıbrıs Cumhuriyeti otoritelerinden kuzeyde yaşayanların yurttaşlıkları konusundaki bürokratik ve insan haklarına aykırı yaklaşımlardan uzaklaşmasını da bekleyeceğiz. Nihai hedefimiz ülkemizi tek vatan toprağı olarak birleştirmek ve tüm Kıbrıslı yurttaşlarımızın sorunlarını çözmektir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Senelerdir uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir akademisyen olarak Kıbrıs sorununu nasıl çözeceğimi çok iyi biliyorum ve seçim kampanyası döneminde bunu kapı kapı dolaşarak herkese anlatacağım.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KKTC siyasetinde UBP-CTP çizgisine alternatif yollar arayanlar oldu ama pek başarılı oldukları pek söylenemez. Sizin farkınız nedir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dediğiniz gibi dönem dönem üçüncü seçenek olma iddiasıyla ortaya çıkanlar oldu ama nihayetinde onlar da zaman içinde iki taraftan birinin yanında saf tuttu; ortaya toplumu ikna edebilecek bir perspektif koyamadılar. Yani bu bir temenni olarak kaldı tatbikata geçmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir kere şunu görmek lazım. KKTC kurulduğundan itibaren yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hepimizin kafasında ortak bir şeması vardı. İşte, UBP’nin adayları Ankara’ya daha bağımlı olurlar, Ankara da bunları destekler. CTP’nin adayları ise daha bağımsız görünürler, yeri geldiğinde Ankara’ya mesafeli durabilirler. Bu seçimlerde ise UBP’nin adayı Tatar da CTP’nin adayı Erhürman da Ankara’nın adayı gibi bir görüntü çiziyorlar. Tatar zaten geçen seçimde yaşananlar yüzünden seçilmiş değil atanmış muamelesi görüyor. Diğer yandan hepimiz o koltuğa Erhürman sayesinde oturduğunu biliyoruz. Çünkü Tatar’ın birinci çıktığı seçimde Erhürman aday olmasaydı, Ankara’ya mesafeli olan önceki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı kazanacak, Tatar kaybedecekti. Ama Erhürman aday olup Akıncı’nın önünü kesmeyi tercih etti ve cumhurbaşkanlığı makamını Tatar’a ve tabii Ankara’ya gümüş tepside sundu. Tatar cumhurbaşkanlığı makamını toplum liderliği statüsünden daire memuriyetine düşürdü ve ben bunu hep eleştirdim. Ama bunda en büyük pay sahibinin Erhürman olduğunu da unutmayalım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>O zaman Ankara olası iki adaydan memnun. Sizi neden istesin o zaman?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yani Ankara Tatar kadar Erhürman’ın da performansından memnun. Dolayısıyla bu iki adaydan hangisi kazanırsa kazansın her durumda kazanan Ankara olacak. Bense yıllardır Türkiye ile ilişkilerimizin, karşılıklı saygıya ve bağımsızlığa dayanması gerektiğini savundum. Biat etmeye, boyun eğmeye değil Türkiye ile birlikte yürümek gerektiğine inanıyorum. Üçüncü seçenek olma iddiamın temelinde de bu duruşum yatıyor zaten. Herkesin şunu çok iyi görmesi gerekiyor: Kıbrıs Türkü’nün politik otonomisini zayıflarsa bu hem Türkiye’nin hem de Kıbrıs’ın zararınadır. Dolayısıyla Kıbrıs Türkü’nün son yıllarda zayıflayan ve silikleşen politik otonomisini yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayrıca şunun altını çizmek lazım. Bölgemizde son yaşananları gördükten sonra Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin yeni bir değerlendirme yapma ihtiyacı doğmuştur. Türkiye demokrasisi ve ekonomisiyle ne kadar güçlü olursa Kıbrıs Türkü de o kadar güçlü olur. Bizler bunun bilincindeyiz.&nbsp; Bizim karşı çıktığımız, KKTC’deki bir grup basiretsiz siyasetçinin Ankara’dan bazı çevrelerle suistimal şebekesi kurması ve şahsi menfaat peşinde koşmasıdır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">KKTC’de problemli olmayan hiçbir alanımız yok. Sistemin zengin ettiği küçük bir azınlık dışında mutlu olan kimse de yok. Kıbrıs Türk toplumu esasen tarihsel olarak eşitlikçi bir toplumdu. Buradan sadece küçük bir imtiyazlı zümrenin mutlu olduğu bir noktaya geldik maalesef.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KKTC’nin en hayati ve bir an önce çözülmesi gereken sorunu nedir sizce?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sorunlarla ilgili bir öncelik sıralaması yapmak bence doğru olmaz. Köyde yaşayan çiftçiler için en önemli sorun başkadır, sokaklarında mafyanın cirit attığı kentlerimizde yaşayanlar için başkadır. Zaten birçok sorunumuz birbiriyle bağlantılıdır ve hangi sırayla ilerlerseniz ilerleyin bir problemi çözdüğünüzde diğerlerinin de çözümünü kolaylaştırmış olursunuz. Ama bunca meselemiz arasında benim içimi en çok yakan, gençlerimizin geleceğe dair umutlarını kaybetmiş olmalarıdır. Her gün daha fazla yetenekli beyin ülkeyi terk ediyor, bunun acısını ilerleyen yıllarda hepimiz çekeceğiz. Benim de lise öğrencisi bir evladım var, onun kuşağı bile gelecek kaygısı hissediyor artık. Bu yüzden çok endişeliyim ve “ülkenin en önemli sorunu nedir?” sorusuna mutlaka cevap vermem gerekirse, gençlerin gelecekten umutsuz olmalarıdır derim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tabii bunlar KKTC halkının sorunları. Bir de Kıbrıslı Türklerin ve Rumların ortak sorunları var. Ortadoğu epey zamandır yangın yeri. Biz de bu çatışmalara, örneğin İsrail’in Gazze’ye ya da İran’a saldırmasına, topraklarımızdaki İngiliz askeri üsleri vasıtasıyla taraf oluyoruz ve bölünmüş bir ada olarak büyük risk alıyoruz. Dolayısıyla sorunu aramızda çözerken, adanın “üs ada” olmasının önüne geçmenin de ele alınması gerekiyor. Bölgemizdeki savaşlardan adamızın kurtulması ve tarafsız bir barış adası olmasını sağlamak zorundayız. Bu konuda Rumlar ve Türkler ortak mesuliyetimiz açısından önümüzde duran en büyük idealimiz bu olmalıdır. Bu, ülkemize ve insanımıza borcumuzdur. Her hal ve şartta bu tür savaşlarda ülkemizin tarafsız statüsünü korumalıyız.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu arada Kıbrıs, Türkiye gündemine son yıllarda kara para aklama, yasa dışı bahis ile gündemde. Bu konulara bakışınız nedir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir kere KKTC’yi Türkiye dışında hiçbir ülke tanımıyor. Yani biz uluslararası hukukun dışındayız. Kara para aklamak için bundan daha iyi bir yer bulamazsınız. Aslında kara para aklama işi uzun yıllar adanın hem kuzeyinde hem güneyinde yapıldı. Ancak tabii Rumlar AB’ye girdi ve AB hukuku güneydeki kara para trafiğini önemli ölçüde azalttı. Güneyde kara para işiyle uğraşanların şimdilerde faaliyetlerini KKTC’deki casinolar üzerinden sürdürdüklerini okuyoruz. Her iki tarafın kara paracılarının bu düzenin böyle devam etmesini istediklerini ve Kıbrıs’ta çözüme karşı olduklarını da varsayabiliriz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ne yazık ki KKTC son yıllarda casinolar ve kara para bağlantılı pek çok organize suç faaliyetiyle birlikte anılır hale geldi. KKTC halkı bu işlere yabancıdır ve ülkelerinin mafyayla birlikte anılmasından son derece rahatsızdır. Şunu da söylemek lazım. KKTC’de iç güvenlik 1985 Anayasası’nın verdiği yetkiyle doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlıdır. Yani bahsi geçen yasadışı faaliyetlerin engellenmesinden KKTC makamları değil, Türkiye sorumludur. Bu manzaranın dışarıdan görünümü hiç iç açıcı değil. Nitekim bazı Batılı analizciler&nbsp; “Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin onay vermediği hiçbir faaliyet yapılamaz” diyerek mafya faaliyetlerinden Türkiye’yi sorumlu tutuyor. Bu durum ileride Türkiye’nin birçok ithamla karşılaşmasına sebep olacak. Bunu engelleyebilmek için KKTC’nin iç güvenliğini Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlayan anayasa maddesinden kurtulmamız gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Jun 2025 06:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/kibrista-son-soz-kibrislilarda-olmali-1750753232.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şirin: Bu kitabı alamayacak babalara ücretsiz ulaştırmak istiyorum</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/sirin-bu-kitabi-alamayacak-babalara-ucretsiz-ulastirmak-istiyorum-11235</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/sirin-bu-kitabi-alamayacak-babalara-ucretsiz-ulastirmak-istiyorum-11235</guid>
                <description><![CDATA[Şirin’in “Yetişin Babalar” kitabı bana “baba” olmayı, “babalık” kavramını büyümekte olan çocuklarım üzerinden yeniden düşünmeye itti. Kitap, baba adaylarından ergenlik çağındaki çocuklara kadar tüm babalar için bir anlamda pratik bir rehber.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün Babalar Günü. Tüm babaların gününü kutluyorum. Bu özel gün vesilesiyle New York Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selçuk Şirin ile yeni çıkan “Yetişin Babalar” kitabını konuştuk.&nbsp;</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şirin’in ile kişisel hukukumuz 2010’un sonuna kadar gidiyor. Şirin sadece bir akademisyen değil bana göre aynı zamanda bir sivil toplum aktivisti de sayılabilir. Fiziki olarak Türkiye’den çok uzak olsa da, ben aklının sürekli burada olduğunu özellikle kitaplarından biliyorum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nitekim Türkiye’nin geleceğine ilişkin ilk kitabını 2015’de yayınladı: “Yol Ayrımındaki Türkiye”. Türkiye’yi dert edinen kitapları “Bir Türkiye Hayali” ve “Ya Adalet Ya Sefalet” izledi. Ve kitapların her biri Türkiye hayali olanların okumalarında yarar olan kitaplar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şirin sadece Türkiye ve siyasete ilişkin değil kendi alanında da önemli çalışmalara imza attı. Yeni doğan çocuklar için “Bir Milyon Kitap” kampanyası ile Şirin, Türkiye genelinde yüzbinlerce eve belki de ilk defa kitap girmesinin yolunu açtı. Çünkü kitaplı bir ev ile kitapsız bir evde büyüyen çocuğun ülkesine olan katkısının anlamını çok iyi biliyordu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kendisi ile son kitabını konuşurken onun daha önce yayınlanan “Yetişin Çocuklar” ve “Yetişin Gençler” kitaplarına da yeniden baktım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak itiraf etmeliyim ki, Şirin’in “Yetişin Babalar” kitabı bana “baba” olmayı, “babalık” kavramını büyümekte olan çocuklarım üzerinden yeniden düşünmeye itti. Kitap, baba adaylarından ergenlik çağındaki çocuklara kadar tüm babalar için bir anlamda pratik bir rehber. Bu döneme ilişkin babalığın tüm evrelerini paylaşıyor. Ve tabi bu dönemleri ilişkin kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin farklı babalık deneyimlerini de okuyoruz kitapta. Bu açıdan bir anlamda babalık rehberi olarak da okunabilir kitap. Açıkçası kitabı okuduğumda anne kadar babalığın, çocukların hayatındaki önemi ve baba olmanın sorumluluğunu ve bu konudaki toplumsal ezberleri düşünmeye etti beni.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Babalar Günü için Şirin ile kitabı üzerinden babalığa dair söyleşiyi ilginize sunuyorum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Geçtiğimiz günlerde katıldığınız bir yayında, “Yetişin Babalar” kitabınızın herkes tarafından okunmasını ve bunun için ücretsiz dağıtımını sağlamaya çalıştığınızı ifade ettiniz. Bu kitap neden bu kadar önemli?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu kitap, daha evvel çıkan Yetişin Çocuklar ve Yetişin Gençler serisinin son ve final halkası. Bu üç kitapta çocuk gelişimini hamilelik döneminden ergenlik dönemine kadar ilmek ilmek işledim. Her birini yazmak yıllarımı aldı. Ama açık söyleyeyim, ilk iki kitaba göre Yetişin Babaları yazmak en zor olanıydı benim için. Defalarca başladım bitiremedim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Neden?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çünkü biliyorum ki babalar, babalık konusunda genelde kitap okumuyor. O nedenle öyle bir kitap yazmalıydım ki hem rahat okunsun, hem tüm sorulara pratik ve somut yanıt versin, hem de bilimsel prensiplerden ödün vermesin. Bu üç farklı amacı 200 sayfalık tek bir kitapta toplamak dediğim gibi kolay olmadı. O yüzden bunca emekle ortaya çıkan bu kitabın maddi sıkıntısı olan, kitaba kolayca ulaşamayan babalara da bir şekilde ulaşmasını çok istiyorum. Bunun için farklı yollar arıyorum. Geçmişte 1 milyon bebek kitabını ücretsiz olarak dağıttım. Farklı projelerde yazdığım kitapları ücretsiz olarak dağıtmaya devam ediyorum. Şimdilik kitabı okuyanlardan kitabı başkalarına ödünç vermelerini rica ettim. Bunu kitabın önsözünde yazdım. Ama bu yeterli değil, başka yollar bulmalıyım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kitapta geçen “Geleneksel Babalar Fotoğrafta Yok” tespiti çok çarpıcı. Bu ne anlama geliyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tam da verilerden çıkan bir gözlem bu. Yapılan farklı saha çalışmalarından biliyoruz ki özellikle erken yaşlarda çocuk bakımında baba neredeyse hiç yok. Çocuğun altını değiştiren, banyosunu yapan, tırnağını kesen babalar çok küçük bir azınlık. Sonraki yaşlarda da durum değişmiyor. Girin instagrama bakın, aile albümlerini inceleyin. Çocuğun doğum günü, ilk karnesi, okul müsameresi... Bu fotoğraflarda kim var?&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sadece anne mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Genelde anne. Çünkü baba ya işte ya trafikte ya da “evde ama değil”. Ama mesele sadece fiziksel olarak orada olmak değil. Duygusal ve zihinsel olarak da çocukla “orada” olmak. Bugünün çocukları sadece ekmek getiren değil, göz teması kuran, duygusunu paylaşan, sarılan, gerektiğinde çocuğuyla ağlayıp onunla gülen bir oyun arkadaşı olarak da bir baba istiyor. Çekirdek ailede babaları fotoğraftan çıkartınca genelde çocukların dünyasında tek yetişkin olarak anne kalıyor ve anneler çocukların artan ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha çok yetersiz kalıyor. O nedenle babaların aile fotoğrafında asli bir unsur olarak yerini alması artık bir seçenek değil, bir zorunluluk.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-06-14%20at%2014_39_25.jpeg" style="height:415px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Babalık yeni yeni tanımaya başladığımız bir kavram mı gerçekten?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ne yazık ki evet. Bu bize has bir durum değil. Çocuk gelişimi bu yüzyıla kadar annelere ve geniş aileye bırakılmış bir işti. Eskiden köyde, mahallede çocuklar zaten komünel bir ortamda yetiştiği için anne ve babadan ziyade dede, nene, hala, teyze, dayı amca gibi geniş ailedeki diğer yetişkinlerin de desteğiyle yetişiyordu. 20. Yüzyılda sanayileşmeyle birlikte çekirdek aileye geçince annelik çocuk bakımın ve yetiştirmesi noktasında çok ön plana çıktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tüm gelişim teorilerinde anne-çocuk ilişkisi çalışıldı. Ebeveynlik denince annelik üzerinde duruldu. Ancak 21. Yüzyıl ile birlikte odak babaya kaydı. Modern dünyada babalık son çeyrek asırda ciddi bir dönüşüm yaşadı. Türkiye’de babalık hâlâ büyük ölçüde geleneksel normlarda devam ediyor ama bizde de bu dönüşüm kaçınılmaz olarak başladı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>O zaman bir hedefi var…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Evet, Yetişin Babalar kitabı bu dönüşümü başlatmak ve çoğaltmak için yazıldı. Amacım doğum öncesinden ergenliğe giden dönemin her bir aşamasında babaların çocuklarının gelişimine nasıl en etkili bir şekilde katkıda bulunacağını herkesin anlayacağı bir şekilde pratik ve somut önerilerle anlatmak. Bu amaca ne kadar ulaştığıma okurlar karar verecek.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye anne-kız ilişkilerinin daha görünür ama baba-kız ilişkilerinin daha derin yaşandığı bir toplum mu sizce?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu tarz genellemelerin bilimsel bir temeli yok. Gündelik sohbetlerde anektodal olarak böyle ifadelerin kullanıldığını biliyorum ama her çocuğun ayrı bir mizacı var, her ebeveynin ayrı bir mizacı var. Her ailenin farklı bir ortamı var. Ailelerin geldikleri kültürlerin farklı davranış kodları var. Bütün bunları göz önüne aldığımızda ortaya üstün körü genellemelerle geçiştirilemeyecek bir tablo çıkıyor. Yeter ki siz derin ilişki için gerekli adımları erken yaşta atın ve o adımları atmak için gerekli emeği verin. Gerisi sizin ya da çocuğunuzun cinsiyetinden bağımsız olarak gelir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Soru: Babalık, kurumsal olarak çocuk yetiştirmenin neresinde?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İşte bu noktada ciddi bir boşluk var. Bugün kreşten üniversiteye kadar tüm sistem anneleri varsayıyor ama babaları yok sayıyor. Okullarda annelerle WhatsApp grupları var ama babalar sistemin kenarında. Kitapta da sordum: "Neden okulda hep anneleri görüyoruz? "</span><br />
<span style="color:#000000">Çünkü sistem hâlâ babayı geçim kaynağı olarak görüyor; gelişim kaynağı olarak değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Oysa babalar okul sürecine, gündelik bakım süreçlerine, duygusal gelişim süreçlerine dahil olduğunda çocuğun başarı, özgüven ve sosyal beceri düzeyi artıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türk babalarını, diğer ülke ve kültürlerdeki babalarla kıyasladığınızda nasıl bir tablo çıkıyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dediğim gibi burada olaya kültürel değil, kırdan kente göç yani kalkınma (sanayileşme ve modernleşme) çerçevesinde bakmakta fayda var. Türkiye, Şili, Meksika gibi ülkelerde olduğu gibi, kadınların istihdama giderek artan oranda katıldığı, kadınlarla erkekler arasındaki makasın hızla kapandığı bir ülke. Hal böyle olunca annelik gibi babalık da hızla değişiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Her ne kadar babaların üçte ikisi hala kendisini farklı seviyelerde geleneksel olarak tarif ediyor olsa da, sıradışı ya da modern babalık önümüzdeki dönemde bizde de hızla artacak. Sosyal medya ve global dijital networkların etkinliği bu bakımdan Türkiye’de babalığı hızla gelişmiş ülkelerdeki babalık normlarına yaklaştıracak. İster istemez, “mesafeli babalık” bizde de tarih olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir kuşak sonra bizde de İskandinav ülkelerinde olduğu gibi babalar doğumdan itibaren bakım süreçlerine aktif olarak katılıyor olacak. Yetişin Babalar’a daha çıktığı ilk hafta gösterilen yoğun ilgi de bunu gösteriyor. Yeni kuşak babalar, babalarından daha farklı bir babalık yolu bulmak için oldukça hevesli. Yeter ki önlerini açalım, rol modeller sunalım, destekleyici bir kültür oluşturalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’de doğum oranları 1.48’e kadar düştü. Bu gelişme, anne ve baba rollerinin dönüşümüyle ilgili olabilir mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Doğum oranlarını belirleyen çok faktör var. Bunlardan ilki yetişkinlik yaşının giderek 30lara dayanması. Bunu kitapta ‘beliren yetişkinlik’ dönemi olarak anlattım. Eskiden üniversiteyi bitirir iş gün sahibi olup kendi aileni kurmak için düğmeye basardın. Artık öyle bir dünya yok. 18-30 yaş arası bir geçiş dönemi icad edildi. Adına şimdilik emerging adulthood yani beliren ergenlik diyoruz. Bu dönemde gençler ne işte, ne okulda ne de başka bir uğraşta.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yani ev gençleri…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Evet bizde bunlara ev genci de deniyor. Ama okulda olanlar da artık master, yüksek lisans, ikinci üniversite ya da kurs peşinde yıllarını harcıyor. O nedenle hem evlenme yaşı hem çocuk yapma yaşı hızla 30lu yaşlara kaymış durumda. Bunun yanında kadınlar çocuk bakımından tek başlarına sorumlu olmak istemiyor artık. Bunun en somut örneğini gelişmişlik seviyelerine göre kadınların konumu bakımından son derece berbat bir durumda olan G. Kore ve Japonya’daki doğum oranlarında görmek mümkün. Ama bu sadece bir sebep.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonuçta onca devlet desteğine rağmen İskandinav ülkelerinde de durum öyle çok parlak değil. Bütün bu global perspektifle Türkiye’ye baktığımızda bizdeki hızlı düşüşün bir kısmının yaşadığımız çağdan kaynaklandığını söyleyebiliriz ama bu yetersiz kalır. Çünkü bizdeki son 5 yıldaki düşük yukarıda saydığım hiç bir ülkede olmadı. O nedenle bizde başka bir kriz de yaşanıyor diyebiliriz. İşte bu noktada ekonomik kriz ve Türkiye’de kadının konumu ve özellikle kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın özel bir yeri olduğu aşikar. Şu ortama bakan gençlerin "<em>Ben bu çocuğu nasıl büyüteceğim? Bu yükü kimle paylaşacağım?</em>" demesi kadar doğal bir şey olamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Jun 2025 02:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/sirin-bu-kitabi-alamayacak-babalara-ucretsiz-ulastirmak-istiyorum-1749936710.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kent rantının önünü kestiğim için hedef seçildim</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kent-rantinin-onunu-kestigim-icin-hedef-secildim-10956</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kent-rantinin-onunu-kestigim-icin-hedef-secildim-10956</guid>
                <description><![CDATA[Başkanımızın önce alelacele diplomasının iptali, sonrasında İBB operasyonu elbette kötücül bir aklın milyonların iradesine, haksız, hukuksuz bir biçimde müdahalesi demek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İmamoğlu ile birlikte tutuklanan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şehir Plancı Gürkan Akgün, avukatı aracılığıyla sorularımızı cevapladı. </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akgün; “Geçmiş dönemdeki sadece 130 projeyi incelediğimizde, yapılan imar planı değişiklikleri, verilen ayrıcalıklı imar hakları ile 85 milyar dolarlık bir imar rantının oluştuğunu ve paylaştırıldığını tespit ettik. Dolayısıyla tutuklanmamız şayet siyasi ise elbetteki engel olduğumuz kentsel rantın da bunda payı vardır diye düşünüyorum.” dedi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Silivri’de 39 günü geride bıraktınız. Neden tutuklu olduğunuz biliyor musunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hukuki açıdan soruyorsanız gerçekten bilmiyorum. Hakkımda bir suçlama, delil, bilgi, belge vs hiçbir şey yok. Devlet memuriyetimde 10. yılı, mesleğimde 20. yılı geride bırakıyorum. Belediyeciliğin her kademesinde, basamak basamak yükselerek görev yaptım. Bugüne kadar yapılmış olan tüm teftişlerden alnımın akıyla çıktım. Bunca yıldır tek bir disiplin işlemim bile olmadı. Ve görev yaptığım her yerde bilirler ki asla kamu yararına aykırı bir işlemde bulunmadım, bulunmam. Daha önce de zaman zaman türlü haksızlıklarla karşı karşıya kaldım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dönemin eski Beylikdüzü Belediyesi, açıkça farklı görüşlerde olduğumuzu beyan ederek beni işten çıkarmıştı. Dava açtım, kazandım, işime döndüm. Ve başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediyesi’ni kazanmasıyla birlikte yolculuğumuz başladı. Bu yüzden yol arkadaşlarımın olduğu gibi benim de tutukluluğumun sebebinin hukuki değil, siyasi olduğu tüm kamuoyunun takdirindedir sanırım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yani tutukluğunuzun İmamoğlu ile bağlantısı var…&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Başkanımızın önce alelacele diplomasının iptali, sonrasında İBB operasyonu elbette kötücül bir aklın milyonların iradesine, haksız, hukuksuz bir biçimde müdahalesi demek. Ancak şunu gördük ki, o milyonlar iradesine; gençler de geleceklerine sahip çıktılar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Geçtiğimiz günlerde sizin engel olduğunuz ciddi kent rantı yaratacak projeler gündeme geldi. Bunlara engel olduğunuz için mi hedef seçildiniz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Açıkçası 2019'da göreve geldiğimizden bu yana İstanbul'un muhafızlığını yapıyoruz. Bir yandan Merkezi İdarenin, Bakanlıkların kamu yararına aykırı, birilerine ayrıcalıklı imar hakkı veren imar planlarına karşı mücadele verdik. Diğer taraftan da şeffaf, katılımcı, adil bir imar düzeni getirdik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Eski düzeni bozulan bir avuç insan elbette bundan etkilendi. Geçmiş dönemdeki sadece 130 projeyi incelediğimizde, yapılan imar planı değişiklikleri, verilen ayrıcalıklı imar hakları ile 85 milyar dolarlık bir imar rantının oluştuğunu ve paylaştırıldığını tespit ettik. Dolayısıyla tutuklanmamız şayet siyasi ise elbetteki engel olduğumuz kentsel rantın da bunda payı vardır diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Görev sürenizde ne kadarlık kent ranta engel oldunuz ve bunu nasıl yaptınız?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunu tespit edebilmek güç. Belki bir gün titizlikle çalışıp bunu da kamuoyuyla paylaşırız.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak şunu söyleyebilirim, kamu görevini kişilere ya da belirli bir zümreye çıkar sağlamak için değil, halkın gerçek sorunlarını çözmek; özellikle de yoksulun, emeklinin, ezilenin, garibanın dertlerine derman olmak için yaparsanız bu ranta engel olursunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sizi tutukladıklarında bu rant mekanizmasının yolu açılmış mı olacak?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Belediyecilik bir kadro işidir. İBB’de görevinin başında binlerce İstanbul Muhafızı var. 2019 yerel seçimleri basit bir iktidar değişikliği değil, yerel yönetimlerde bütünlüklü bir anlayış değişikliğidir. Kreş, Kanal’ı yenmiştir. Ama görüyoruz ki son bir ayda bile Kanal İstanbul çevresinde on binlerce konutun ÇED onayı ve ihalesi yapıldı, i̇nşaatları başladı. İklim krizinin ortasında iken, Sazlıdere Barajı'nı, İstanbul'un suyunu yok etmek nasıl bir anlayıştır? İstanbul halkı bu rant düzenine geçit vermeyecektir. Çünkü bedelini 16 milyon İstanbullu öderken, rantına bir avuç insan çökecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sizi gözaltı ve sorgu süresince en etkileyen şey ne oldu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Moral ve motivasyonum bir an bile düşmedi. Elbette ki özellikle baştaki belirsizlik ve koşullar çok güzel anılacak zamanlar değil. Ama ne zaman ki insanların bu haksızlığa karşı sokaklara çıktığını, gençlerin meydanları doldurduğunu öğrendim, işte o zaman içim gerçekten umut doldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki son olarak Silivri</strong>’<strong>ye alıştınız mı, bir gününüz nasıl geçiyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çok da alışmak istemem tabii ki. Ama insan düzenini kuruyor. Mümkün olduğunca okumaya, yazmaya, üretmeye çalışıyorum. İş yoğunluğundan dolayı uzun zamandır müzikten uzak kalmıştım. Gitarın gelmesiyle biraz pas atmaya başladım. Heyecanım yüksek. Bir an önce görevimin başına dönüp kaldığım yerden devam etmeyi bekliyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/kent-rantinin-onunu-kestigim-icin-hedef-secildim-1746021466.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’nin olup bitene itiraz etmekle yetinmeyip, toplumun önüne inandırıcı, kapsayıcı ve umut veren bir alternatif koymalı</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-olup-bitene-itiraz-etmekle-yetinmeyip-toplumun-onune-inandirici-kapsayici-ve-umut-veren-bir-alternatif-koymali-10915</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-olup-bitene-itiraz-etmekle-yetinmeyip-toplumun-onune-inandirici-kapsayici-ve-umut-veren-bir-alternatif-koymali-10915</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#d35400"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Siyaset Bilimci Edgar Şar CHP’nin yol haritası konusunda; “Bu muhalefetin yalnızca olup bitene itiraz etmekle yetinmeyip, aynı zamanda toplumun önüne inandırıcı, kapsayıcı ve umut veren bir alternatif koyması gerekir. Haklılığı, moral üstünlüğü ve toplumsal çoğunluktan aldığı enerjiyle muhalefetin asıl odaklanması gereken nokta budur. Türkiye’nin bu gidişattan tek çıkış yolu budur.” dedi</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a><span style="color:#2980b9">.</span></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP’</strong><strong>nin 19 Mart sonrası süreçteki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP, 19 Mart’ı, Türkiye’nin siyasal rejiminde demokrasiye dair kalan son unsurlara yönelik kapsamlı bir saldırı olarak doğru şekilde değerlendirdi ve ilk andan itibaren bu farkındalıkla hareket etti. Bu tutum, uzun süredir ülkenin gidişatından rahatsız olan toplumsal muhalefet ile siyasal muhalefet arasında belki de ilk kez bu düzeyde bir uyum ve ortaklaşmayı mümkün kıldı. Sonuç olarak, 19 Mart sonrası giderek artan otoriter baskıya karşı orantılı bir toplumsal ve siyasal direnç ortaya çıktı. Türkiye’nin bir gün yeniden demokrasiye dönüşü mümkün olacaksa, bu dönemde sergilenen bu direncin kilit bir rol oynayacağını düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart’tan bu yana yaşanan gelişmeler karşısında rahatsızlık duyan kesimlerin tepkilerini çok çeşitli biçimlerde ortaya koyduklarını görüyoruz. Toplumsal ve siyasal muhalefetin, AK Parti iktidarında emsali görülmemiş bir uyumla hareket etmesi sayesinde protestolar, mitingler, ön seçim, boykot ve imza kampanyası gibi farklı araçlarla güçlü bir toplumsal itiraz örgütlenebildi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tüm bunların, otoriter baskının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor olması, korku eşiğinin aşılmakta olduğunu gösteriyor. Her ne kadar toplumsal kutuplaşma, 19 Mart sonrası gelişmelere dair tartışmaların tüm kesimlere eşit biçimde ulaşmasını zorlaştırsa da, yapılan araştırmalar Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve tutuklanması konularında toplumsal fay hatlarını aşan bir rahatsızlık oluştuğuna işaret ediyor. Bu durum, verilen toplumsal tepkinin meşruiyeti açısından son derece önemli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu tüm Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>de bunu nasıl değerlendiriyoruz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her ne kadar artık klişe bir tespit haline gelmiş olsa da altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor: <strong>Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir kuşak, önceki kuşaklara kıyasla daha kötü yaşam koşullarına mahkû</strong><strong>m olma riskiyle karşı karşıya. Yürüttüğümüz araştırmalarda gençlere Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>nin en büyük sorununun ne olduğunu sorduğumuzda, artık yalnızca ekonomik kriz ya da ona bağlı yan sorunlardan değil, tüm bunları kapsayan ve çözüm konusunda ciddi bir umutsuzluğu da içeren derin bir </strong><strong>“</strong><strong>geleceksizlik sendromu” ile karşılaşıyoruz. </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu durumun, 18-30 yaş aralığındaki gençler dışında kalan kesimler tarafından tam anlamıyla kavranmasının kolay olmadığını düşünüyorum. Otoriter baskı ortamı bu kadar yoğunlaşmışken, 19 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin polis barikatını aşmalarını ya da liselilerin tüm engellemelere rağmen gerçekleştirdiği protestoları, bu bağlamda anlamlandırmak gerekir. İktidar, gençlerin tepkisini Gezi olayları travması üzerinden kriminalize etmek için kullansa da, burada aslında Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren gerçek bir beka meselesiyle karşı karşıyayız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Her hafta yapılacak ilçe/il mitingler bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart’tan bu yana siyasal ve toplumsal muhalefet, tepkisini oldukça gür bir sesle ortaya koydu. Ancak bu tepkiyi aynı kararlılıkla sürdürmek, muhalefet açısından ciddi bir sınav niteliğinde. Bu nedenle, tepkilerin yalnızca belirli bölgelerde sınırlı kalmaması, ülke geneline ve özellikle sembolik açıdan kritik öneme sahip İstanbul geneline yayılması, bu canlılığın korunması açısından isabetli bir strateji olarak öne çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdiye dek Şişli ve Beylikdüzü’nde düzenlenen mitingler, toplumsal itirazın sürdürülebilirliğini ortaya koyarken; Samsun ve Yozgat gibi Cumhur İttifakı’nın güçlü olduğu kentlerde yapılan mitingler ise, sanılanın aksine bu bölgelerdeki seçmenlerin de CHP’nin mesajına kulak vermeye açık olduğunu gösterdi. Bu açıdan bakıldığında, önümüzdeki dönemde İstanbul’daki AK Parti yönetimindeki ilçelerde ve genel olarak Cumhur İttifakı'nın kaleleri olarak görülen bölgelerde düzenlenecek mitingler, CHP’ye mesafeli toplumsal kesimlere ulaşmak ve onlara hitap etmek için bir fırsat olarak görülmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Eğer 19 Mart süreci yaşanmamış olsaydı, Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı 23 Mart’ta kesinleşecek ve Nisan ayı itibarıyla uzun soluklu bir kampanya süreci başlatılacaktı. Ancak mevcut koşullarda, 19 Mart’ta yaşananlara karşı gösterilen toplumsal tepkinin örgütlenmesi bir öncelik haline geldi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kamuoyu araştırmaları bu sürecin CHP’ye bir ivme kazandırdığını ortaya koysa da, partinin bununla yetinmeyip, İmamoğlu dışardaymış gibi kampanyasını başlatması gerektiğini düşünüyorum. Bu strateji, CHP’yi yeni bir adaylık tartışmasına sürüklenmekten koruyacağı gibi, mevcut desteği konsolide etmenin ve daha geniş bir seçmen kitlesini bu kadroların ülkeyi mevcut iktidardan daha iyi yöneteceğine ikna etmenin de bir yolu olabilir diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de normal koşullarda, seçim takviminden uzak dönemlerde yapılan kamuoyu araştırmalarında kararsız seçmen oranı genellikle yüksektir. Ancak 19 Mart’tan bu yana ülkede adeta seçim atmosferi oluşmuş, toplumsal kutuplaşma derinleşmiş ve farklı toplumsal kesimler siyasi pozisyonlarını netleştirmiş gibi görünüyor. Bu nedenle muhalefet seçmeni içinde CHP etrafında bir kenetlenme gözlemlenmesi son derece doğal. Bununla birlikte, iktidar karşıtlığının gölgesinde kalsa da, muhalefet içindeki fay hatlarının tamamen ortadan kalkmadığını belirtmek gerekir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu bağlamda, CHP’nin çevresinde yer alan ve aralarında ciddi mesafe bulunan iki farklı bloğun — İYİ Parti ve Zafer Partisi’nin temsil ettiği seküler milliyetçiler ile DEM’in temsil ettiği Kürt seçmenlerin — aynı muhalif eksende bir araya gelmesi CHP’nin bundan sonraki stratejik tercihleri açısından önemli bir dinamik olmaya devam edecek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öte yandan, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile Selahattin Demirtaş ve Ümit Özdağ’ın aynı dönemde cezaevinde olması, muhalefetin çok geniş bir yelpazesini temsil eden üç farklı figürün aynı baskıya maruz kalması açısından son derece sembolik. Bu durum, iktidarın muhalefeti zayıflatmak amacıyla uyguladığı baskının, ironik biçimde geniş tabanlı bir çoğunluk bloğunun oluşmasına nasıl katkı sunduğunu da gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart 2025, 1950’den bu yana tüm kusurlarına rağmen ayakta kalmayı başarmış olan Türkiye’nin demokratik siyasal rejimini, eşi benzeri görülmemiş bir sivil otokratikleşme sürecine sokan bir dönüm noktası olarak hatırlanacak. Türkiye’nin, Rusya veya Venezuela örneklerinde olduğu gibi hızla hegemonik bir otoriter rejime dönüşmesini engelleyen bazı yapısal dinamikler mevcut olsa da, iktidarın yöneldiği bu dönüşüm ancak güçlü bir siyasal ve toplumsal muhalefetle durdurulabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu muhalefetin yalnızca olup bitene itiraz etmekle yetinmeyip, aynı zamanda toplumun önüne inandırıcı, kapsayıcı ve umut veren bir alternatif koyması gerekir. Haklılığı, moral üstünlüğü ve toplumsal çoğunluktan aldığı enerjiyle muhalefetin asıl odaklanması gereken nokta budur. Türkiye’nin bu gidişattan tek çıkış yolu budur.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a><span style="color:#2980b9">.</span></em></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Apr 2025 01:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/chpnin-olup-bitene-itiraz-etmekle-yetinmeyip-toplumun-onune-inandirici-kapsayici-ve-umut-veren-bir-alternatif-koymali-1745447790.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP için asıl soru, mağduriyetin nasıl temsil edildiğidir</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/chp-icin-asil-soru-magduriyetin-nasil-temsil-edildigidir-10914</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/chp-icin-asil-soru-magduriyetin-nasil-temsil-edildigidir-10914</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;<strong><span style="color:#d35400"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun ile CHP’nin yol haritasını konuştuk. Girasun yeni dönem için bazı önemli soruları ortaya koyuyor. Girasun, “Tarihi mağdurların yürüyüşü olarak okumak kolaydır. Ama asıl soru, o mağduriyetin nasıl temsil edildiğidir. Eğer mağduriyetin taşıdığı enerji, kurucu bir eyleme dönüşmezse; yalnızca yıkıcı ve çözücü bir öfkeye dönüşür.” tespitini yapıyor. </span></span></span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#d35400"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">19 Mart’ın kamuoyu araştırmaların nasıl yansıdığı konusunda ise; “Araştırmalarda kanaat oylarının azaldığı, tercihlerin ise daha görünür hale geldiği görülüyor. Muhalefetin küçük partileri erirken, büyük partiye yönelim belirginleşiyor. Ancak bu konsolidasyon, her zaman CHP’nin işine gelmeyebilir. Aşırı konsolidasyon kültür savaşlarını tetikleyebilir.” uyarısını yapıyor.&nbsp;</span></span></span></strong>&nbsp;&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a><span style="color:#2980b9">.</span></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP</strong><strong>’</strong><strong>nin 19 Mart sonrasındaki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP uzun süre kurumsal muhalefetin liderliğini üstlendi. Kılıçdaroğlu döneminde altılı masanın moderasyonu üzerinden yürüyen siyaset, CHP’yi toplumsal muhalefetten bir ölçüde uzaklaştırdı ama kurumsal muhalefet içinde merkezde tutan bir denge kurdu. CHP’nin son gelen seçimlerdeki başarısı da aslında biraz buradan ileri geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bugün ise tablo farklı. CHP artık kurumsal muhalefetin moderatörlüğünden çıkıp, toplumsal muhalefetin sözcülüğüne yönelmiş durumda. Bu değişim sadece stratejiyle değil, toplumun değişen ruh haliyle de ilgili. Halkın büyük kısmı, sandıkla kazanılmış bir hakkın tehdit altında olduğunu hissediyor. CHP bu duyguya temas ettiği ölçüde siyaseten yeniden etkinleşiyor. Toplumun haklı tepkisini sadece izleyen değil, onu kurumsal bir dile taşıyan ve siyasal bir hatta çeviren aktöre dönüşüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Yaşanlar insanların mağdur edilmesi. Peki buradan bir mağduriyet hikayesi çıkarmak ne kadar doğru?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ortada bir mağduriyet olduğu doğru. Ancak bu mağduriyetin siyasal bir kazanca dönüşeceğine dair kesin inanç, siyasal ve toplumsal muhalefette bir rehavet yaratabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tarihi mağdurların yürüyüşü olarak okumak kolaydır. Ama asıl soru, o mağduriyetin nasıl temsil edildiğidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Eğer mağduriyetin taşıdığı enerji, kurucu bir eyleme dönüşmezse; yalnızca yıkıcı ve çözücü bir öfkeye dönüşür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ve bu noktada siyaset, siyasi sonuç üretme yetisini yitirir; yerini ya mesiyanik bir bekleyişe ya da toplumsal nihilizme bırakır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ahlaki üstünlük de benzer bir risk taşır: Bu üstünlük, muhalefete moral üstünlük sağlasa da, agresifleştiğinde toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilir. Toplumsal muhalefet ile iktidar tabanını doğrudan karşı karşıya getiren bir gerilim üretmemek gerekir. Bu çizgiyi korumak zor ama gereklidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tepki, yalnızca politik değil; aynı zamanda duygusal ve etik bir zemine oturuyor. Bu defa toplum, kanaat önderlerini sokağa çekiyor. Normalde siyaset ve medya dünyasının yönlendirdiği bir hareket beklenirdi; bu kez tersi oldu. Tepki o kadar yaygın ve güçlü ki, sessiz kalan her aktör meşruiyetini sorgulatıyor. Bu da toplumsal muhalefete ciddi bir ahlaki üstünlük kazandırıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak bu enerjiyi doğru yönetmek şart. Tepkiyi soğurmayacak ama onu agresifleştirmeyecek bir dil gerekiyor. Haklılık, sabır ve stratejiyle birlikte ilerlediğinde ancak siyasal karşılık bulabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ARTIK SESSİZ KUŞAK SAHNEDE </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tepkinin liselere kadar inmiş olması, iktidarın uzun zamandır kontrol etmeye çalıştığı sessiz kuşağın artık sahnede olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak CHP açısından burada hassas bir denge var. Genç enerjiyi küçümsememek gerekiyor ama aynı zamanda ona tamamen teslim olmak da CHP’nin kurumsal ağırlığını zedeler. Partinin uzun süredir taşıdığı “devleti yönetebilir” imajı, bu enerjiye fazlaca duygusal ya da kontrolsüz yaklaşılırsa zarar görebilir. O yüzden gençlerin ritmini anlayan ama siyaset yapma aklını da koruyan bir denge kurulmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP’nin en az aktivizm kadar ciddiyete ihtiyacı var. Bu dengeyi koruyabilen bir dil, hem gençlerle bağ kurmayı hem de kurumsal ağırlığını sürdürmeyi mümkün kılar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Her hafta yapılacak ilçe/il mitingleri bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mitingler tek başına bir çözüm değil ama süreci diri tutmak için bir araç olabilir. Burada önemli olan, mitingin biçimi ve dili.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP geçmişte mitinglerle büyük kalabalıklar topladı ama örneğin 2018’deki Muharrem İnce kampanyasında olduğu gibi, bu kalabalıklar sandıkta istenen karşılığı üretmedi. Buna karşılık 2019’da İmamoğlu’nun çarşı pazar gezerek kurduğu birebir temaslar, seçimi kazandıran stratejiydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yani CHP için büyük gösteriler değil, güven veren ilişkiler daha sonuç alıcı oldu. Bu yüzden bugünkü mitingler gösteri değil, kararlılık ve kapsayıcılık mesajı taşımalı. Mesele sadece kalabalık olmak değil, o kalabalığı doğru temsil etmek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ayrıca unutulmamalı ki CHP’nin uzun süredir sokaktan çekilme stratejisi, geçmiş deneyimlerinden çıkardığı derslerin bir sonucuydu. Bugün sokak yeniden önemli hale geliyor. Ancak o dersleri tamamen unutmadan, dikkatli ve stratejik bir dil geliştirmek gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>AKP VE CHP YÜKSELİYOR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP’nin önünde iki risk var: Ya mevcut tepkiyi pasif bırakır, sistem içine yedirir ve toplumsal enerjiyi düşürür; ya da bu tepkiyi fazla sahiplenerek kendi kurumsal dengesini kaybeder. Her iki uç da sorunlu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP bugün, bu enerjiyi dönüştürecek aklı ve dili üretmek zorunda. Ahlaki üstünlüğü politik güce çevirmek, sokağın haklılığını sandığın meşruiyetiyle buluşturmak gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Parti sokağı sadece izleyen değil, yönlendiren bir pozisyon almalı ama bu yönlendirme; bastıran değil, çerçeveleyen bir çizgide olmalı. Gençlerin temposuna uyum sağlayan ama siyasetin zeminini de kaybetmeyen bir stratejiye ihtiyaç var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart sonrasında gördüğümüz araştırmalar, hem iktidar hem de muhalefette yeni bir tablo ortaya koyuyor. İktidar partisi, genel seçimlerden bu yana en yüksek oy oranına ulaşmış görünüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP de aynı şekilde İYİ Parti’yi büyük oranda yutmuş, muhalefetin diğer parçalarından oy aldığı görülmekte ve yükselişini sürdürüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Seçmen davranışında kanaat değil, sonuç belirleyici olmaya başladı; duygusal ya da tepkisel tercihler zayıflarken, kazanma ihtimali yüksek aktörler güçleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Araştırmalarda kanaat oylarının azaldığı, tercihlerin ise daha görünür hale geldiği görülüyor. Muhalefetin küçük partileri erirken, büyük partiye yönelim belirginleşiyor. Ancak bu konsolidasyon, her zaman CHP’nin işine gelmeyebilir. Aşırı konsolidasyon kültür savaşlarını tetikleyebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Örneğin boykot gibi eylemler, mikro alanlara yayıldıkça, farklı tabanları karşı karşıya getiren kriz alanları yaratıyor. Bu da yönetimi zorlaştırıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>MUHALEFET HALA PARÇALI </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Muhalefet hâlâ parçalı. Yan yana görünseler de ayrık ve buruklar. Altılı Masa’nın dağılması sonrası ortaya çıkan tablo, ortaklık görüntüsünü sürdürüyor ama fiili bir bütünlük yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buna rağmen CHP artık o büyük gövdeyi kendi içinde taşıyor gibi. Toplumsal enerjiyi çekebilen, sokaktan gelen refleksi kurumsal dile çevirebilen tek aktör hâline gelmiş durumda. Bu hem bir avantaj hem de büyük bir yük. CHP doğal merkez haline geldi, ama bu pozisyon kalıcı hale gelmeden önce, diğer muhalefet unsurlarıyla yeni bir eşgüdüm oluşturması şart. Aksi takdirde, toplumsal muhalefet bu dağınıklığın ötesine geçip kendi yeni yolunu aramaya başlayabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu süreç Türkiye’de yeni bir siyasi saflaşmanın eşiği olabilir. Ama bu saflaşma eğer sertleşirse, kültür savaşına dönüşebilir ve iktidarın konsolidasyonunu yeniden sağlayabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP ve genel olarak muhalefetin yapması gereken şey, bu enerjiyi kutuplaşmaya değil kazanıma yönlendirmek. Bu, yalnızca bir “tepkisellik” değil, yeni bir siyaset yapma biçimi üretme meselesi. Sokağın haklılığını, siyasetin aklıyla birleştirmek gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><em>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.</em></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Apr 2025 01:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/chp-icin-asil-soru-magduriyetin-nasil-temsil-edildigidir-1745526858.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Erken seçim” talebinin iktidar üzerinde bir baskıya dönüşmesi için daha fazla ve yaratıcı hamleye ihtiyaç var</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/erken-secim-talebinin-iktidar-uzerinde-bir-baskiya-donusmesi-icin-daha-fazla-ve-yaratici-hamleye-ihtiyac-var-10905</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/erken-secim-talebinin-iktidar-uzerinde-bir-baskiya-donusmesi-icin-daha-fazla-ve-yaratici-hamleye-ihtiyac-var-10905</guid>
                <description><![CDATA[19 Mart sonrasında, tıpkı 2024 yerel seçiminde olduğu gibi seçmenin ve muhalefet kamuoyunun, gücü sonuç alıcı biçimde merkeze doğru toplama tercihine döndüğü görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#d35400"><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP’nin yol haritasını konuştuğumuz Kemal Can, “erken seçim” talebinin iktidar üzerinde bir baskıya dönüşmesi için daha fazla ve yaratıcı hamleye ihtiyaç olduğunu ifade ederken; “Ekrem İmamoğlu’nun hücresinden yaptığı Kanal İstanbul çağrısına etkili bir eylemlilikle katılmak için yaratıcı ve etkili eylemler yapılması önemli. Çünkü Kanal İstanbul hem iktidarın inat sembolü hem CHP’nin cumhurbaşkanı adayının verdiği engelleme vaadi açısından hayati” olduğunu söyledi </span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong><br />
<em>CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.<br />
<strong>---</strong></em></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP’nin 19 Mart sonrası süreçteki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konudaki en kısa ve en hakkaniyetli cevap: İyi. Zaten bu konuda muhalefet kamuoyuyla sınırlı olmayan çevrede geniş bir mutabakat var. Üstelik daha önce şimdi yapılanların yanlış olacağı konusunda ısrarlı uyarılar yapanlar bile, şimdi yapılanların çok isabetli olduğunu söylüyorlar. “Aman ha bizi sokağa çağırıyorlar, bu oyuna gelmemek lazım” ekibi, “sokak siyasetinin” faziletini keşfediyor, “anayasal hak” olduğunu teslim ediyor. Aslında karşımızdaki durum da, CHP’nin etraflı bir çalışmayla yepyeni bir strateji geliştirmesinin sonucu gibi durmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özgür Özel ve CHP üst yönetimi, önlerine gelen pası veya koşulların yarattığı zorunlulukları iyi kullandılar. En önemlisi yaptıkları hataları yapmayarak bu iyi sonuca ulaştılar. Daha önce hep yapıldığı gibi, itiraz potansiyelini yumuşatmak, yatıştırmak veya engellemek yerine kulak vermeyi hatta toplumun verdiği ritme uymayı tercih ettiler. Kendi ayaklarına bağladıkları veya boyunlarına asılı ağırlıklardan kurtulup, aşağıdan gelen siyaset talebine bu sefer uydular. Açıkçası bu başarılı sonucun, hadisenin hazırlanılmış bir strateji olmasıyla da ilişkisi var. Elbette iktidarın ölçüsüz, zamansız ve dayanaksız hamlelerinin olağanüstü katkısını da unutmamak gerek. Bu hesapsızlık ve fütursuzluk, “milli irade” silahının CHP’nin eline geçmesini sağladı. CHP, “ayrıcalıklı küçük azınlık”, “cunta”, “dış icazetli darbe” gibi sol popülist söylem enstrümanları edindi ve kullanmaktan kaçınmadı.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aslında senelerdir kendini hep göstermeye hevesli toplumsal itiraz ve öfke, ilk defa önü kesilerek, gelecek bir zamana -sandığa- gönderilmek yerine, bulunduğu her noktadan kendini duyurmak için bir zemin kazandı. Bu noktada özellikle İ.Ü öğrencilerinin Beyazıt’taki polis barikatını aşan hamlesi ve daha sonra Yozgatlı çiftçilerin traktör eylemi çok önemli eşikler. Bu iklime denk gelen önseçim, yine toplumdan kendiliğinden gelen beklenmedik “destek sandıklarıyla” CHP’ye şimdiye kadar pazarlık ve ittifaklarda aradığı kitlesel potansiyelin başka bir kanalını haber verdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP’nin doğal ve biraz da insiyaki tutumu, çok farklı itiraz potansiyelini, herkesin kendini parçası sayabileceği bir hak, hukuk, adalet ortak zeminine çağırdı. Özel ve CHP gelişen muhalefet dinamizmiyle cesaret kazandı, toplumsal ve kurumsal muhalefet başka tür bir siyasi ilişki kurdu ve birbirini geri çekmek yerine cesaretlendirmeye devam etti. Şimdi toplumsal muhalefetle kurumsal muhalefetin birbirlerini “korkma arkanda ben varım” diye desteklediği bir teşvik söz konusu.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu tüm Türkiye’de bunu nasıl değerlendiriyoruz?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ülkenin içinde bulunduğu -ağırlıklı olarak ekonomik- koşulların, gençlerin artık bir varlık sorunu saydığı “geleceksizlik” algısının, tahammül sınırlarını zorlayan ölçüsüz dayatmaların bu yaşananlarda çok büyük payı var. Ancak bazılarının kısa bir süre önce küçümsedikleri toplumsal muhalefet, “asıl gündem” sayılan ekonomik sıkıntılar nedeniyle sokağa dökülmedi. Binlerce insan, mutfak tenceresi veya cepteki cüzdanla ilgili olsa bile, “soyut” sayılan hak ve adalet isteğiyle harekete geçti. Alan açamadığı veya beklemesi söylendiği için biriktirdiği her şeyi, “hak, hukuk, adalet” talebiyle ilişkilendirdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaba çıkarlarının peşinde görünmek yerine, “ahlaki” pozisyon göstermeyi daha etkili veya kapsayıcı saydı. Ancak bunun sadece İmamoğlu’nun mağduriyetiyle ilişkilendirilmesi mümkün değil. Kendine ifade alanı bulan, doğrudan özne olarak öne çıkan ve sokak dahil yasaklanmış her alanı kendi çabasıyla siyasete açan toplumsal muhalefet, her bulduğu imkandan ve kürsüden itirazını haykırıyor. Her meselesini bu zemine taşıyarak büyük toplama katıyor. Liselilerden Yozgat köylülerine üniversitelerden stadyumlara uzanan hareketlilik, böyle bir dinamiğin varlığını ve aslında inadını gösteriyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her hafta yapılacak ilçe/il mitingler bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Saraçhane mitinglerinin ilk gününden itibaren, hemen herkesin -kiminin sevinçle, kiminin kaygıyla- beklediği, zaman içinde kalabalıkların azalması, mitinglerin havasının sönmesiydi. Gerçekten her gün aynı eylemi tekrar ederek itiraz potansiyelinin kalıcı bir dinamizm kazanması çok zordu. Ancak Saraçhane protestolarının her biri önceki günden daha fazla kalabalık topladı. Eylemler başka illere yayıldı. Maltepe’deki dev mitingi, şaşırtıcı Yozgat izledi. Ancak rutine bağlanmış mitingler hala bu dinamizmi taşımak ve süreklileştirmek için yeterli ve doğru araçlar gibi durmuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mitingler bölgesel dinamikleri ve örgütlenme canlılığını artırmak için elbette yararlı olabilir (bu yüzden sürdürülmesi gerekebilir) ama “erken seçim” talebinin iktidar üzerinde bir baskıya dönüşmesi için daha fazla ve yaratıcı hamleye ihtiyaç var. Kararlılık ve güç gösterisini ve en önemlisi eylemlerde bulunma (parçası olma) hevesini ülke sathına yayma çabası devam ettirilse bile yanına yeni eylemler eklenmeli. İktidarın ve bazı çevrelerin hemen reaksiyon göstermesiyle ne kadar etkili olduğu görülen boykot gibi eylemler. Siyasi-ideolojik kimlik aidiyeti duvarlarını hatta değişmez sanılan siyaset coğrafyasını aşan dinleyici imkanı da iyi değerlendirilmeli. Yine onlara hapsedildikleri siyasi kimlik kalıplarına sıkışarak konuşulmamalı.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özgün Özel, “gençler sevmiyor” diyerek, başarılı bir iletişim stratejisi yürütüyor, miting dememeye, eylem demeye gayret ediyor. Ancak bu sözün arkası sahiden eylem içeriğinin canlı tutulmasını gerektiriyor. Her hafta tematik bir atak bulmak kolay olmayabilir ama böyle bir strateji üretilmesine ihtiyaç var. Planlı mitingler dışında CHP kadro ve teşkilatlarının başka alanlarda kendiliğinden gelişen her türlü itiraz eyleminde daha aktif yer alması, destek olması, hep eksik sayılan alan-sokak siyasetinin daha aktif ve görünür hale getirilmesi önemli. Mesela “adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum” imza kampanyasının bütün CHP teşkilatları için aktif-etkili mahalle çalışmalarına dönüştürülmesi, ön seçim sırasındaki üye kampanyasının hızlandırılması, bu yeni iklimin yarattığı fırsatları değerlendirmek açısından kullanılabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine mesela, Ekrem İmamoğlu’nun hücresinden yaptığı Kanal İstanbul çağrısına etkili bir eylemlilikle katılmak için yaratıcı ve etkili eylemler yapılması önemli. Çünkü Kanal İstanbul hem iktidarın inat sembolü hem CHP’nin cumhurbaşkanı adayının verdiği engelleme vaadi açısından hayati. Bütün bunlardan daha önemli olan, CHP’nin toplumun kendisine kulak kabartmış olmasını iyi değerlendirerek, itirazlarının yanında vaatlerindeki farkı da anlatmaya başlaması gerek. Ucu hafifçe gösterilen “sistem” eleştirisi daha anlamlı bir içerik kazanmalı, yaşanan her şeyle ilgili neden-sonuç bağlamı yeniden kurulmalı.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart sonrasında, tıpkı 2024 yerel seçiminde olduğu gibi seçmenin ve muhalefet kamuoyunun, gücü sonuç alıcı biçimde merkeze doğru toplama tercihine döndüğü görülüyor. İlk araştırmalar, CHP’nin -sadece yerel seçime has olmasından korkulan- yüzde 35 barajını aşma trendinin geri geldiği işaretlerini veriyor. Zaten CHP dışındaki muhalefet partilerinin siyasi etkinlik ve faaliyet anlamında çok hareketli olmadığını görüyoruz. Neredeyse bütün muhalefet partilerinin Saraçhane hareketliliği karşısında kayıtsız kalamamaları, CHP’nin öne çıkmasını destekledi. İYİP ve Zafer Partisi’nin, iktidara ve özellikle de “süreç” meselesine kuvvetli milliyetçi itiraz ve yüksek hamaset dışında alternatif bir ivme yaratamadıklarını görüyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Saraçhanede sahneye çıkan bozkurt işareti yapan veya milliyetçi dövizler taşıyan gençlerin siyasi mensubiyet ya da parti yönlendirmesinden bağımsız hareket ettikleri düşünülebilir. Zaten güdük kalmış Saadet, DEVA ve Gelecek dışında YRP’nin de havası kaçmış gibi. 19 Mart sürecindeki eylemlerde, DEM ise bu konjonktürde ivme kaybetmiş “süreç” konsantrasyonu yüzünden pasif kalsa bile tamamen gündemin dışına düşmedi. Özel ve İmamoğlu’nun DEM’i iktidar cephesine itmekten kaçınan tutumu da gayet önemli. Dolayısıyla, eğer CHP 19 Mart ile başlayan toplumsal muhalefet dalgasını sürüklemeye devam ederse, özel pazarlıklara ihtiyaç duymaksızın muhalefet partilerinin tabanı için doğal çekim noktası olabilir. </span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bahçeli’nin son çıkışlarının Erdoğan ile bir soruna dönüşüp dönüşmeyeceği tartışılıyor. Özel ve İmamoğlu Bahçeli’yi Erdoğan’ı desteklemekten caydırmaya dönük çağrılar yapıyor. İktidar içindeki bir çatlamanın dengeyi nasıl etkileyeceğine dair tartışmaların nereye varacağını kestirmek zor. Ancak 19 Mart hamlesinin böylesi gerilimleri tetiklediği veya görünür hale getirdiği, özellikle “süreç” gündemi bakımından sıkıntıların arttığı rahatlıkla söylenebilir. Fakat iktidar içindeki çatlaklar -geliştirilecek stratejilerde hesaba katılmakla birlikte- olası bir iktidar değişimi için asıl güvence ve belirleyici çare olarak ele alınmamalı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine güncel tartışmalarda iktidarın, özellikle de Erdoğan’ın önünde iki yol olduğundan da bahsediliyor. 1- Taktik veya stratejik geri adımlarla bir reform ve yumuşama politikasına dönmek. 2- İstediği sonuçları alamamanın ve kontrol kaybının dengelenmesi için daha kuvvetli baskı siyasetine devam. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birinci seçenek Erdoğan için “yolun sonunu gördüğü” bir çıkış planı anlamına geleceği için, kendisi ve yakın çevresi için pek mümkün görünmüyor. Belki taktik hamlelerle bu ihtimali canlı tutmayı deneyebilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İkinci seçenek daha güçlü ama açıkçası baskının daha fazlasının Erdoğan için daha iyi sonuç vereceğinin hiçbir garantisi yok. Siyaset geri gelme baskısını sürdürürse, siyaset dışı araçların gücü ve etkisi azalacaktır. Dolayısıyla 19 Mart, seçeneklerini artırmak için acele bir hamleye kalkışan Erdoğan’ın seçeneklerini iyice azalttığı ortada. Seçenekleri artmış olanların bunları ne kadar değerlendirebileceği ise hala cevapsız soru.</span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.</em></span></span><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Apr 2025 03:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/erken-secim-talebinin-iktidar-uzerinde-bir-baskiya-donusmesi-icin-daha-fazla-ve-yaratici-hamleye-ihtiyac-var-1745369847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>19 Mart’ın bir yolsuzluk operasyonu olduğuna toplumu ikna etmeleri mümkün olmayacaktır</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/19-martin-bir-yolsuzluk-operasyonu-olduguna-toplumu-ikna-etmeleri-mumkun-olmayacaktir-10898</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/19-martin-bir-yolsuzluk-operasyonu-olduguna-toplumu-ikna-etmeleri-mumkun-olmayacaktir-10898</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="color:#d35400"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP’nin izleyeceği yol haritası üzerine konuştuğumuz araştırmacı İbrahim Uslu; “19 Mart’ın bir yolsuzluk operasyonu olduğuna toplumu ikna etmeleri mümkün olmayacaktır. İktidar uzun zamandır hem r</strong><strong>ıza hem de ikna üretme konusunda sıkıntı yaşıyor. İnsanların sokağa çıkmasının ardında da bu gerçeklik yatıyor zaten. Dolayısıyla neticede mahkumiyet kararları </strong><strong>bile çıksa, toplumun çoğunluğu bunu hep bir siyasi operasyon olarak görecektir.” dedi</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong><br />
<em>CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.<br />
<strong>---</strong></em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP</strong><strong>’</strong><strong>nin 19 Mart sonrası süreçteki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP aslında esas stratejik hamlelerini 19 Mart’tan çok önce belirlemiş ve uygulamaya koymuştu. Esenyurt’la birlikte başlayan süreçte önce bocaladı ama kısa bir süre sonra maçın hep kendi kalesi önünde oynandığını ve bu durumun değişmemesi halinde hem partinin hem de ülkenin büyük zarar göreceğini fark etti. Ama şunu da biliyordu, böylesine bir gücü elinde bulunduran iktidarla tek başına mücadele edemezdi. Büyük bir güç dengesizliği söz konusuydu. Ve en gerçekçi kararı vererek, milletle birlikte bu sürece karşı koyabilmek için gerekli adımları atmaya başladı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öncelikle “erken seçim” kartını çekti ve İmamoğlu’nun il mitingleri üzerinden toplumu mobilize etmeye başladı. Toplum CHP’nin bu hamlesine çok olumlu tepkiler verdi, İmamoğlu gittiği her ilde büyük bir heyecan dalgası yaratmayı başardı. Kastamonu gibi ülkemizin en sakin illerinden birinde bile bütün engellemelere rağmen çoşkulu bir toplantı yapıldı. 19 Mart hadisesi yaşandığında il toplantıları tamamlanmış, geriye sadece İstanbul buluşması kalmıştı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Önce diplomanın iptali arkasından da tutuklama furyası üzerine CHP yine en büyük güce yani millete yöneldi. Türkiye’nin neredeyse bütün üniversitelerinde ve 70’i aşkın ilinde protesto gösterileri yapıldı. Ama tüm süreç boyunca yapılan hamlelerin en iyisi bence Dayanışma Sandıkları idi. Bu fikir sayesinde muhtemelen siyasi tarihimiz boyunca seçimler dışındaki en büyük siyasal katılma eylemi gerçekleştirildi. Yapılan ön seçimin bütün halkın katılımına açılması CHP ile toplum arasında bugüne kadar kurulamamış güçlü bağların tesis edilebilmesinin önünü açtı. Halihazırda yürütülmekte olan imza kampanyası da bu bağın pekişmesine katkıda bulunuyor. Bu değerlendirmeyi sadece kişisel gözlemlerimden hareketle söylediğim lütfen düşünülmesin. Hem hala devam etmekte olan mitinglere olan katılım ve bunların coşku seviyesi hem de yapılan bütün güvenilir kamuoyu araştırmaları bu durumu teyit ediyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>BU PROTESTOLAR GEÇMİŞTEN ÇOK FARKLI </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">AKP döneminde daha önce de iktidara yönelik olarak gerçekleştirilen protesto eylemleriyle zaman zaman karşılaştık. Fakat bu sefer yaşananlar gerçekten çok daha başka. Bundan öncekilerde spesifik bir konu üzerinden iktidar protesto edilirken, toplum ilk kez demokrasiyi, hukuk devletini ve milletin egemenliğini korumak amacıyla sokaklara çıktı. Toplum dünyada da ülkemizde de demokrasinin büyük bir tehdit altında olduğunu, hızla otokrasiye sürüklendiğimizi ve artık hiç kimsenin hukuk güvenliğinin kalmadığını düşünmeye başladı. Tehdidin büyüklüğü karşısında insanların cesareti de büyüdü. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bundan önceki protestolarda görmeye pek alışkın olmadığımız dikkat çekici bir yön daha vardı. Emekli amcalar ve teyzelerle üniversite öğrencileri aynı eyleme katıldılar. Anne babalarla çocukları, dedeler ve ninelerle torunları birlikte yürüdüler. Yaşananlar demokrasinin korunması ve otokrasinin engellenmesi için birlikte mücadele edilmesi gerektiği konusunda toplumsal bir bilincin oluşmasına vesile oldu. “Kurtuluş yok tek başına” sloganı kollektif bir inanca dönüştü. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla sorun iki siyasetçi veya iki siyasi parti arasındaki bir gerilim olmaktan tamamen çıktı ve toplumsallaştı. Bundan sonra CHP’ye yönelik yargısal operasyonlar veya siyaset mühendisliği üzerinden iktidarın siyasal hedeflerini realize etme şansı kalmadı. Her adımında toplumla da mücadele etmesi gerekecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu tüm Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>de bunu nasıl değerlendiriyoruz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Otokrasi siyasal süreçlere seçmenlerin dahil olmasına imkan verilmeyen rejimlerin adıdır. Seçmenlerin ülkeyi ve siyaseti ilgilendiren herhangi bir konuda söz söyleme hakları olmadığı gibi, kanaat belirtmeleri bile hoş karşılanmaz. Sadece “itaat” görevleri vardır. İktidar böyle bir siyasal sistem arzusuyla sert hamleler yaparken farkında olmadan siyasetin sosyolojisini dönüştüren bir süreci tetikledi. Ekonomik koşullar nedeniyle iktidardan çok şikayetçi olan emekliler ve çiftçiler aktif birer politik gruba dönüşüyorlar. Ne çiftçilerin ne de emeklilerin bu seviyede siyasallaştıklarına hiç şahit olmamıştık.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gezi’den bu yana siyasete ilgisini minimize etmiş gençler 19 Mart sürecinin esas kahramanları haline geldi. Üniversiteli abilerinin tutumları ve cesaretleri liseli kardeşlerine de örnek oldu ve son günlerde liseli eylemlerini yaşıyoruz. 12 Eylül öncesinden bu yana liselilerin siyasallaşması hiç tanık olmadığımız bir durumdu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Daha önce de ifade ettiğim gibi muhalefet artık sadece iktidarda olmayan siyasi partilerin görevi pozisyonu olmaktan çıktı ve toplumsallaştı. Türkiye’de artık gerçek bir “toplumsal muhalefet”ten bahsedebiliriz. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Burada zikretmeden geçemeyeceğim bir durum ve umut ışığı da söz konusu. İktidar uzun yıllardır ülkeyi Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırmaya ve kendi tabirleriyle “dindar” bir toplum yaratmaya çalışırken insanların sekülerleşmesini ve laikliğe daha fazla inanmasını sağladılar. Şimdi de ülkeyi otoriterleştirmeye ve itaatkar bir halk üretmeye çalışırken demokrasi duyarlılığının artmasına ve aktivist bir muhalefetin ortaya çıkmasına vesile oldular.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">360 DERECE İLETİŞİM YAKLAŞIMI BENİMSENMELİ </span></span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Her hafta yapılacak ilçe/il mitingler bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Miting, yürüyüş, imza toplama gibi aktivist faaliyetler önemli işleve sahipler ve önümüzdeki süreç boyunca da kullanılmalılar. Ama burada esas kritik faktör demokrasimizin, haklarımızın, özgürlüklerimizin ve millet egemenliğinin tehdit altında olduğu gerçeğinin unutulmamasını sağlamaktır. Çünkü insanların sokaklara çıkmasını ve birer aktiviste dönüşmesini sağlayan şey mitinglere katılma arzusu değil, demokrasinin elden gittiğine dair kaygılarıydı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aslında CHP şu ana kadar siyasal iletişim yöntemlerinin sadece bir kısmını kullandı. Önümüzdeki süreçte 360 derece iletişim yaklaşımı ile iletişim süreçlerini planlaması ve yönetmesi daha doğru olacaktır. Neleri kastediyorum?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesela şu ana kadar sanatın siyasal iletişime sağlayabileceği imkanlardan hiç yararlanmadılar. Oysa ki sinemanın, şiirin, müziğin, karikatürün, mizahın, fotoğrafın bu süreçte önemli işlevleri olabilir. Şu ana kadar sosyal medyada viral olan ve insanların izlerken sarsıldığı tek bir video bile üretilmemiş olması önemli bir eksiklik.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fiziksel olarak insanları buluşturan aktiviteler daha öncede ifade ettiğim gibi elbette ki önemli ama milyonlarca insanın katılım sağlayabileceği sosyal medya kampanyaları da mutlaka çok işe yarayacaktır. Sosyal medyada gündem çalışması, trend topic oluşturma gibi ilk anda akla gelebilecek aktiviteler bile şu ana kadar takip edebildiğim kadarıyla kullanılmadı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu tür zamanlarda kampanyanın yüzü olan toplumsal figürlerin varlığı da önemlidir, çünkü bunlar rol model olurlar. 19 Mart sürecinde Berkay ve Yozgatlı Çiftçi kendiliklerinden rol model haline geldiler, ama yenilerine hala ihtiyaç var. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özetle daha yapılabilecek çok şeyler var ve sandık gününe kadar hepsinin bir stratejik planlama ile hayata geçirilmesi gerekir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplumsal muhalefetin bütünleşme ve dayanışma eğilimi yüksekken, muhalefet partileri arasında tersine bir eğilimin daha güçlü olduğunu gözlemliyorum. Süreç içerisinde muhalefet partilerinin atomize olması ve muhalefet havuzunun birden fazla parçaya ayrılması olasılığından bahsediyorum. 2017 Referandumundan bu yana Kürt siyasi hareketi, iktidar dışı muhafazakarlar, Türk milliyetçileri ve sosyal demokratlar iktidarın siyasal bir tekel oluşturma girişimlerine birlikte direndiler. Ama adı konmamış çözüm süreci vesilesiyle bir yandan DEM Parti iktidar ile güçlü bir diyalog geliştirirken, öte yandan sürece karşı çıkan Türk milliyetçileri çözümü destekleyen CHP’den çizgi olarak uzaklaşmaya başladılar. 19 Mart süreci yaşanmamış olsaydı muhalefet havuzu kısa süre içinde 3 ayrı parçaya bölünürdü. Yaşanan gelişmeler bu süreci yavaşlattı ama durduramadı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TOPLUMSAL MUHALEFET BÜYÜMEYE DEVAM EDECEKTİR </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nihai olarak nasıl şekilleneceğini öngörmek oldukça zor, çünkü süreci sadece iç dinamikler şekillendirmiyor. Dünyada demokrasinin hangi yöne gideceği de Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek faktörlerin başında geliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama öngörebildiğimiz bazı hususlar da var elbette ki. Her şeyden önce iktidar devlet gücünü kullanarak önümüzdeki süreçte muhalefet üzerindeki baskısını iyice artıracaktır. Çünkü geri adım atmasının kendisine iktidarı ve dolayısıyla sahip olduğu tüm gücü kaybettireceğine inanıyorlar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İkincisi, 19 Mart’ın bir yolsuzluk operasyonu olduğuna toplumu ikna etmeleri mümkün olmayacaktır. İktidar uzun zamandır hem rıza hem de ikna üretme konusunda sıkıntı yaşıyor. İnsanların sokağa çıkmasının ardında da bu gerçeklik yatıyor zaten. Dolayısıyla neticede mahkumiyet kararları bile çıksa, toplumun çoğunluğu bunu hep bir siyasi operasyon olarak görecektir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üçüncüsü, iktidarın atacağı her yeni adım toplumsal muhalefeti hem nitelik hem de nicelik olarak büyütecektir. Partilerin tutumu her ne olursa olsun, toplumsal muhalefetin iktidar ile uzlaşması ya da bir noktada itaati tercih etmesi mümkün görünmemektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dördüncüsü, iktidarın başarılı olmayı çok arzu ettiği ekonomi alanında hedeflerini gerçekleştirmesi bugünkü verili koşullar altında mümkün değildir. Önümüzdeki süreçte arzu ettiği ekonomik rahatlamayı gerçekleştiremeyeceği gibi koşulların daha kötüleşme olasılığı da söz konusu. 19 Mart’ı takip eden birkaç günde yaşanan türbülansın etkileri daha uzun dönem devam edecek. Artan döviz kurları ve yükseltilmek zorunda kalınan faiz oranları ekonomi yönetiminin iki yıllık çabalarının boşa çıkmasına neden oldu. Yapılacak her yeni siyasi hamlenin marjinal maliyeti önceki adımlardan daha yüksek olacaktır.</span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.</em></span></span><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Apr 2025 06:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/19-martin-bir-yolsuzluk-operasyonu-olduguna-toplumu-ikna-etmeleri-mumkun-olmayacaktir-1745273706.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin ‘rövanş’a değil bir ‘geçiş süreci’ne ihtiyacı var</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyenin-rovansa-degil-bir-gecis-surecine-ihtiyaci-var-10896</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyenin-rovansa-degil-bir-gecis-surecine-ihtiyaci-var-10896</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#d35400"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP’nin yol haritası ne olmalı dosyamız için sorularımızı cevaplayan Prof. Dr. İhsan Dağı; “Gençlerin tepkisi, AKP iktidarının ‘</strong><strong>geç</strong><strong>icili</strong><strong>ği</strong><strong>’</strong><strong>ni gösteriyor; iktidar partisine </strong><strong>‘</strong><strong>kendi çocukları’ itiraz ediyor. 2002’den bu yana AKP aynı ailenin üç kuşağından oy alabilen bir partiydi. Hem ailenin dedesi, hem babası, hem çocuğu AKP seçmeni olabiliyordu. İktidar partisi şimdi ailenin dedelerini de çocuklarını da kaybetti büyük ölçüde. Yaşlıları hala geri kazanabilir, ama gençleri kazanmaları neredeyse imkansız.” olduğunu söyledi ve ekledi; "Türkiye’nin ‘rövanş’a değil bir ‘geçiş süreci’ne ihtiyacı var."</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.</span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP</strong><strong>’</strong><strong>nin 19 Mart sonrası süreçteki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP, yönetimi ve tabanıyla uyumlu ve kararlı bir siyasal örgüt gibi davrandı. Kendi seçmenini konsolide etti, liderliği pekiştirdi, gençlerle ilişkisini güçlendirdi ve diğer muhalefet partilerinin tabanlarıyla 31 Mart sonrası yeniden temas sağladı. Toplumsal muhalefetin siyasal temsilcisi görüntüsünü yaratarak iktidar karşıtlığının çekim merkezi olduğunu gösterdi. Ancak, kitleselleşen bir muhalefetin ve bu muhalefetin kamuoyuna yansıyan yüzlerinin ‘karşı tarafta’ yarattığı duygu ve tepkiyi de CHP’nin hesaba katması gerek. Seçim kazanmak için CHP sadece kendi oyunu artırmaya bakmamalı, iktidar blokunun oyunu nasıl azaltırım sorusuna da odaklanmalı. Tam da bu nedenle, yaptıklarının ‘karşı taraf’ta nasıl bir sonuç yarattığını da gözlemek zorunda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP yeni keşfetti belki ama, bu ülkenin merkez siyasetinde, atanmışlara karşı seçilmişleri üstün gören derin bir siyasal gelenek var. Askeri darbeler bu kültürü daha da yerleştirdi. AKP de iktidara merkezin ve merkez sağın bu refleksini harekete geçirerek geldi. Hükümet deviren, meclisi fesheden, parti kapatan siyaset dışı güçlere karşı seçilmişlerin üstünlüğü fikri ahlaki ve demokratik bir söylem. 19 Mart sonrası oluşantoplumsal tepkide böyle bir boyut da var. Türkiye’de halk her ne kadar siyasetçilere yönelik negatif anlatılara eğilimli de olsa, siyasetçiye hesabı kendisi sormak istiyor. İstanbul Belediye Başkanını halk seçti. Hesabını yine halk soracak. Halk, yargının veya bürokrasinin bu işe, yani kendi işine karışmasına itiraz ediyor. İmamoğlu’nun diplomasını iptal eden üniversite yönetimine, onu tutuklayan yargıya, ‘siyasete karşıma,’ diyor. Bu söylem AKP seçmenine de ulaşıyor, çünkü onlar da yıllarca ‘siyaset dışı aktörler’in siyaseti dizayn etmesine itiraz ettiler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla, iktidar kendi seçmeninin önemli bir kısmına da 19 Mart’ta olanları anlatmakta zorlanıyor. Seçilmiş veya seçilecek bir aktörün siyaset dışı yollarla devre dışı bırakılması insanlarda ‘kendi kaderlerini tayin hakkı’nın ellerinden alındığı hissi yaratıyor. Bu, diğer bütün adaletsizlik duygularından büyük ve derin, çünkü seçmenin iradesini ortadan kaldırıyor, seçmeni bir siyasal varlık olmaktan çıkarıyor, hiçleştiriyor. Soyut bir ‘milli irade’ meselesi değil bu, seçmen bunu ‘kişisel’ algılıyor; bireysel iradesine bir müdahale olarak görüyor. Bir insanın kaybetmeyi göze alabileceği son şeydir iradesi; onu da kaybeden köleleşir. Seçmen adaletsizliklere itiraz ediyor, iradesinin yok sayılmasına direnç gösteriyor ve ‘özne’ olma ısrarını sürdürüyor. Hem muhalefetin hem iktidarın toplumsal tepkideki ‘özne’ olma iradesini görmesi gerek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TÜRKİYE’NİN ‘RÖVANŞ’A DEĞİL BİR ‘GEÇİŞ STRATEJİSİ’NE İHTİYACI VAR </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu tüm Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>de.Bunu nasıl değerlendiriyoruz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">AKP, kendi iktidarı döneminde yetişen neslin gerisinde kalmış durumda. Onların ne sorunlarını ne de beklentilerini anlıyor. ‘Yeni Türkiye’ inşa ettiklerini iddia edenlerin aslında yeni bir iktidar merkezi yaratmaktan başka bir şey yapmadıkları anlaşılıyor. Üstelik, biyolojik olarak ‘geçici’ bir iktidar bu. Arkasında ne bir kültür, ne bir ideoloji, ne de toplumsal bir tahayyül var kalıcılığı üretecek. Gençlerin tepkisi, AKP iktidarının ‘geçiciliği’ni gösteriyor; iktidar partisine ‘kendi çocukları’ itiraz ediyor. 2002’den bu yana AKP aynı ailenin üç kuşağından oy alabilen bir partiydi. Hem ailenin dedesi, hem babası, hem çocuğu AKP seçmeni olabiliyordu. İktidar partisi şimdi ailenin dedelerini de çocuklarını da kaybetti büyük ölçüde. Yaşlıları hala geri kazanabilir, ama gençleri kazanmaları neredeyse imkansız. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu tarihsel kaçınılmazlığı görüp iktidarın yumuşaması, uzlaşı araması gerek, barış içinde bir ‘geçiş planı’ yapması, gelecek nesillerine de yaşayabilecekleri bir Türkiye bırakma çabasına girmesi beklenir. Başka bir ifadeyle, ‘AKP sonrası bir Türkiye’de dindarlar, muhafazakarlar nasıl yaşayacaklar?’ sorusuna iktidar bugünden bir cevap üretmeli. Gençlerin itirazları bu anlamda aslında bir işaret fişeği. İktidar ebedi değil, ama hayat devam edecek. AKP biyolojik sınırına gelip dayanmışken CHP dahil muhalefet için siyaset yapacak çok geniş bir demografik alan var. CHP, gençlik hareketlerinin radikalleşmesine fırsat vermeden ‘barışcıl bir geçiş süreci’nin koşullarını oluşturabilir. Bu, AKP için de bir çıkış yolu aslında. Türkiye’nin ‘rövanş’a değil bir ‘çıkış stratejisi’ne, bir ‘geçiş süreci’ne ihtiyacı var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Her hafta yapılacak ilçe/il mitingler bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplumsal tepkinin sürekliliğini sağlamak hiç kolay değil. Seçimlere normal koşullarda daha üç yıl var. AKP’nin Kasım2027’den önce seçime gitme olasılığı bence yok. İktidar partisi 2023’de aldığı yönetim yetkisini sonuna kadar kullanmak isteyecektir. Ufukta henüz seçim gözükmezken toplumsal tepkiyi yüksek bir kitlesellikle sürdürebilmek zor. Toplumsal muhalefetin mobilizasyonu için farklı protesto modelleri geliştirilebilir ama. Büyük mitingler, büyük gövde gösterileri değil; topluma, tabana, köye, mahalleye, sokağa inen bir siyaset, yani ‘derinden giden’ bir toplumsal muhalefet örgütlenebilir. Kitleselliği, tabanda çok geniş alanlara yayılan bir ‘mikro’ siyasetin ağlarını örmek için kullanmak daha etkili bir yöntem olabilir kalıcılığı sağlamak ve seçimleri kazanmak için. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP</strong><strong>’</strong><strong>NİN İKİLİ BİR SİYASET STRATEJİSNE GEREKSİNİMİ VAR </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP ‘dip dalgası’ yaratmalı kazanmak için, tozu dumana katan bir fırtına değil. AKP seçmenini korkutmadan, tahrik etmeden, konsolide etmeden siyaset yapmanın yolunu düşünmeli ve bulmalı. ‘Yeter artık, muhafazakarların hassasiyetlerinden,’ diyerek, bunu söyleyenleri linç ederek başarılı olamazmuhalefet. 14 Mayıs’ta gördük bunu. Futbolda olduğu gibi siyasette de mücadelenizi sadece kendinize kendi gücünüze, oyuncularınızın özelliklerinize bakarak yürütemezsiniz. Kazanmanın en önemli unsurlarından birisi rakibinizi anlamak, onun özelliklerini, gücünü, zayıflığını tespit etmektir. Rakibi analiz etmeyen kimse mücadelesini kazanamaz. CHP’nin zayıf kaldığı nokta bu. Cumhur İttifakını lideri, örgütü ve tabanıyla bir bütün olarak analiz etmek, anlamak ve oyunu ona göre kurmakgerekir onları ‘yenebilmek’ için. Ahlaki veya entelektüel üstünlük iddialarıyla seçim kazanılmaz. Rakibi ‘hor’ görerek onu yenemezsiniz. İktidara üstenci bakış muhalefetin, tavandan tabana yayılan en büyük yanlışlarından birisi. Bu, iktidar blokunun gücünün gerçekçi bir analizini yapmalarını engelliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP’nin kendisine bakarsak… Son yerel seçimlerden bu yana CHP oylarının %34-%36 civarlarında doyum noktasına ulaştığını düşünüyorum. Parti oyunu daha yukarı çekmek çok zor. DEM Parti %10’a tutunur, İYİ Parti ve ZP birlikte %10’a yaklaşırsa CHP kimden oy alarak büyüyecek? Dolayısıyla, CHP daha da büyüyerek değil, rakibini küçülterek seçimi kazanabilir, cumhurbaşkanı adayını kazandırabilir. Bunun için CHP, AKP ve MHP seçmeninin konsolide olmasını engelleyecek bir strateji geliştirmeli. İktidar blokuna oy vermiş ama şimdilerde memnuniyetsiz, kararsızlara geçmiş, ekonomik durumdan şikayetçi vs kitlenin partilerine geri dönüşünü önleyecek bir siyaset ‘tekniği’ kullanmalı. Bence bunun yolu da gürültüyle, bangır bangır iktidara geliyoruz muhalefeti değil derinden giden, hesaplaşmayı değil barışmayı amaçlayan bir iktidar yürüyüşüne hem kendi kitlesini hem de iktidar tabanını ikna etmek. Kısaca, CHP seçimi kazanmak için rakibin oyunu azaltmanın yolları üzerinde de düşünmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her durumda, <strong>CHP’</strong><strong>nin ikili bir siyaset stratejisine gereksinimi var; önümüzdeki birbiriyle bağlantılı, ama yanı zamanda birbirinden ayrı iki siyasal hedef var. Birisi partinin performansı, başarısı. Diğeri, adayının cumhurbaşkanı seçilmesi. Bu ikisi aynı ş</strong><strong>ey de</strong><strong>ğil.</strong> Milletvekili seçimleri ayrı, cumhurbaşkanı seçimi ayrı bir süreç. Her biri farklı bir siyaset planı, iletişim biçimi, koalisyon modeli gerektirir. Öncelik ne? Parti mi, cumhurbaşkanı aday mı? Bu ikisi arasında eşgüdüm nasıl sağlanabilir? Bu sorulara CHP’nin biran önce cevap üretmesi gerek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Muhalefet parlamenter sisteme dönüşten yana olabilir, ama gelecek seçimin bir parlamenter sistem seçimi olduğunu varsayarak siyaset yapmak ağır yanlış olur. Şunu kabul etmek zorundalar: mevcut sistem bir başkanlık rejimi ve artık esas seçim icracı cumhurbaşkanı makamı için. Bu gerçekle yüzleşmeden gidilecek bir seçimi muhalefet yeniden kaybeder. Ülkeyi yönetmeye CHP mi talip, yoksa, yönetebilecek bir cumhurbaşkanı adayı mı çıkaracak? Bu konuda netleşmek gerek. AKP’de parti ile liderin (cumhurbaşkanının) özdeşliği bu ‘sistemsel’ sorunun aşılmasına imkan veriyor, ama muhalefetin ve CHP’nin konumu net değil. Bu, seçimlerde ‘ülkeyi kim yönetecek? Parti mi, aday mı?’ karmaşasına neden oluyor.Seçmen partiye mi, adaya mı oy veriyor? Partiniz kendi adayını seçecek çoğunluğa sahip değilse, diğer parti seçmenlerinden de oy bekliyorsanız bu sorunu çözmelisiniz.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">‘ÇÖZÜME DİRENEN MUHALEFET’ İMAJINDAN ÇIKILMALI</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Muhalefetin CHP kanadı endişe ile aşırı özgüven arasında gidip geliyor. Endişe baskın olduğunda muhalefet içine çekiliyor, dinamizmini ve aktörlüğünü kaybediyor. Aşırı özgüvene savrulduğunda ise kendi tarafında olmayanları tedirgin ediyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">19 Mart sonrası biraz daha görünür olduğu üzere milliyetçi muhalefet büyüyor ve sertleşiyor. Yeni çözüm sürecine tepkilerle daha da sertleşecek bir muhalefet kesimi bu. Ancak, çözüm karşıtı milliyetçi muhalefetin görünürlüğünü artırması DEM Parti’yi muhalefetten uzaklaştırabilir. Dahası, ‘çözüme direnen muhalefet’ imajı AKP’yi içerde ve dışarda yeniden ‘reformist’ bir parti konumuna taşıyabilir. Dolayısıyla, milliyetçi muhalefetin öne çıkması muhalefeti bölen bir sonuç yaratır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu bağlamda, DEM Parti’nin pozisyonu da belli değil henüz. Yeni çözüm sürecinin sonunda (veya akışı içinde) muhalefette konumlanmaya mı devam edecek, yoksa iktidar blokuna mı yaklaşacak? Sürecin bir kısım başarılarla devam etmesi DEM Parti’yi iktidarla muhalefet arasında ‘nötr’ bir bölgeye çekebilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hakkındaki iddialar veya deliller ne olursa olsun İmamoğlu’nun seçimden önce salıverileceğini sanmak iyimserlik, hatta naiflik olur. Bunun olabilmesinin belki de tek yolu, Cumhur İttifakı’nın dağılmasıdır, ki o da gerçekçi değil. Dolayısıyla, muhalefetin bir bütün olarak cumhurbaşkanı adaylığı meselesini çok daha dikkatlice yönetmesi gerekecek. İmamoğlu’nun tutuklanması muhalefetin cumhurbaşkanı adayı pozisyonunu bozdu. İmamoğlu aday olabilecek mi, olamayacak mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu belirsizlik CHP’yi ‘parti siyaseti’ne sıkıştırıyor. İmamoğlu’nun icraatlarıyla ve halka dokunuşuyla görünürlüğünü kaybetmesi, Yavaş’ın biraz kenarda durması CHP’nin muhalefetin ‘toplanma yeri’ olma özelliğini zayıflatıyor. Geniş bir muhalefet cephesinin cumhurbaşkanı adayını çıkarma konumu CHP’nin güç unsurlarından birisi. İmamoğlu’nun tutuklanması ve Yavaş’ın geri çekilmesi CHP’yi parti siyasetine hapsederek başkanlık sisteminin gerektirdiği parti dışındaki kesimlerle koalisyonlar kurma siyasetini olumsuz etkileyecek. Ancak, İmamoğlu seçimlerden önce bir şekilde özgürlüğüne kavuşursa bütün muhalefeti arkasına alan çok büyük bir rüzgar estirebilir siyasette. Buna fırsat verilir mi?</span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a><span style="color:#2980b9">.</span></em></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Apr 2025 07:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/genclerin-tepkisi-akp-iktidarinin-geciciligini-gosteriyor-1745273442.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>19 Mart operasyonları terörsüz Türkiye sürecini ve ekonomiyi riske etmiştir</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/19-mart-operasyonlari-terorsuz-turkiye-surecini-ve-ekonomiyi-riske-etmistir-10890</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/19-mart-operasyonlari-terorsuz-turkiye-surecini-ve-ekonomiyi-riske-etmistir-10890</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#d35400"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Dosyamızın ikinci konuğu Tarık Çelenk.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong></span></span><br />
<em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.<br />
<strong>---</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP’nin 19 Mart sonrası süreçteki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP kendi koşullarında kendi tabanını konsolide edebilmeyi başardı. Ancak bunun sadece duygusal motivasyona mı bağlı yoksa geri dönüşü olmayacak bir kararlılığa bağlı olup olmadığı belirsizdir. Şimdilik bunu sokakta ancak yapabildi. Sorun evde de bu motivasyonu sağlayabilmekte. Bunun için yeni kapsayıcı fikir inşası başka bir değişle Yarının Türkiye’si vizyonu inşa etmek zorunda. Şu anki kapasitesi kararsız seçmen için umut vermemekte. Sokağı tamamlayıcı opsiyon CHP için sineyi millet gibi daha radikal bir seçenekte gözükebilir. Ama bu koşullara rağmen Özgür Özel’in uzlaşma elastikiyetini devam ettirmesi de güzel. Ancak ne kadar radikalleşirseniz sonuçta normal hayat için rasyonel inandırıcı bir vizyon gözükmesi gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Toplumda sokaklarda huzursuzluk hep var. 19 Mart sebep oldu. Ancak Cumhur İttifakının kitlesini bu gelişmeler ilgilendirmiyor tersine&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">muhalefetin öfkesi artarken mahallelinin de öfkesi artıyor. Mahalleli bilinç altındanİmamoğlu’nu Erdoğan tarzı iletişim becerisi ile kendine tehdit görmekte. Bu konuda öfkesini dolaylı dışa vurmakta. İmamoğlu’nun tasfiyesi mahallelinin bir kısmı için siyasal bir mücadelenin gerekliliği. Makyavel bakışı ile varoluş mücadelesinde kural tartışılmaz. Mahalleli ahlak ve felsefeyi düşünürler yapsın siyaseti ise güçlüler yapsın tarzında düşünme eğiliminde. Bu işin teolojik, psikolojik ve ezoterikboyutları var. Satırlara sığmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu tüm Türkiye’de bunu nasıl değerlendiriyoruz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Liselerde var. Ergenlik yaşı dijital çağda düştü. Ancak bu gençlerin bir fikri yok duygusal tepkileri var yarınki durum belirsiz. Muhalefetin umudu liselilere kaldıysa sorun var demektir. Şu an gençlik dijital düşünüyor birden radikalleşebilir de. Ancak sorumluluk yaşları gelince aidiyetleri kalmayacak ya teslim olacaklar ya da yurtdışında gelecek arayacaklardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Her hafta yapılacak ilçe/il mitingler bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP kendi kitlesi içinse bu soru evet. Ancak kararsız geçişler içinse bir noktadan sonra bıktırıcı olabilir. Bu bıktırıcılık iktidar içinde geçerli olabilir. Belki iktidar bu bıktırıcılıkla bir uzlaşma opsiyonunu açabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CHP’nin yeni kadroları da fikirsizlikleri ve beceriklilikleri konusunda hiç güven vermemekteler. CHP tüm muhalefetin benimseyebileceği bir fikri inşa edebilmeli. CHP’nin yukarıda ifade ettiğim gibi yarına dair ne söylediği de belirsiz ayrıca.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhalefetin durumu 2023 koşullarından çok kötü ve umutsuz görüyorum. Toplumsal umutsuzluk ve hoşnutsuzluk muhalefetten daha güçlü. Ancak sokağın muhalefeti CHP imiş gibi gözükmekte.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">19 Mart süreci Ekrem İmamoğlu’nun orta vadede artık siyaseten tasfiye etmiştir. Hukuk tartışmaları dışında siyaseten Erdoğan, Baykal gibi veya Bahçeli inisiyatifi destek verilmezse İmamoğlu artık 2028 denklemine dahil değildir. Bunu görmek gerekiyor. Ancak 19 Mart tartışılabilir özü ile değil tarzı ve yaklaşımı ile terörsüz Türkiye sürecini ve ekonomiyi riske etmiştir. Belki terörün tasfiyesi ve ekonominin normalleşmesi gerekliliği İmamoğlu’nun tahliyesini gündeme getirebilecektir. Ancak bu durum İmamoğlu’nu denkleme almaya yetmeyecektir. Bütün bu gelişme ve tartışmalar İmamoğlu-kitle ilişkilerinde de motivasyon kaybına neden olabilecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.</span></span></em><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 02:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/19-mart-operasyonlari-terorsuz-turkiye-surecini-ve-ekonomiyi-riske-etmistir-1745192725.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iktidar-milli-iradeyi-tapulu-arazisi-sandigi-icin-buyuk-bir-bedel-odeyecek-10889</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iktidar-milli-iradeyi-tapulu-arazisi-sandigi-icin-buyuk-bir-bedel-odeyecek-10889</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#d35400"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px"><strong>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Dosyamızın ilk konuğu 28. Dönem Milletvekili Prof. Dr. Yüksel Taşkın.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>---</strong><br />
<em>CHP’nin yol haritası ne olmalı? dosyasındaki tüm yazı ve söyleşileri&nbsp;okumak için <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a><span style="color:#2980b9">.</span><br />
<strong>---</strong></em></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">CHP</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">’</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">nin 19 Mart sonrası süreçteki siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Partimiz 19 Mart darbe girişiminin siyasi tarihimiz ve geleceğimiz açısından nasıl bir kırı</span><span style="font-size:12.0pt">lma an</span><span style="font-size:12.0pt">ı olduğunu çok iyi kavrayarak ciddi bir toplumsal tepkiyi örgütlemeye, önünü açmaya gayret etti. Diğer otoriter rejimlerdeki muhalefet tecrübesinden de yararlanarak yaratıcı eylemlilikler ortaya koydu. Şimdiden siyasi tarihimize geçen Saraç</span><span style="font-size:12.0pt">hane direni</span><span style="font-size:12.0pt">şi, Maltepe Mitingi, 15.5 milyon yurttaşımızın CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin önseçimine katılarak İmamoğlu şahsında milli iradeye yapılan darbeye itirazlarını ortaya koymaları, gençlik eylemlilikleri, yine ilk kez boykotlarla tüketimden gelen gücümüzün devreye sokulması ve bu alandaki potansiyelin fark edilmesi, yine devam eden mitingler ve imza kampanyası, son derece etkili müdahalelerdi. Şu ana kadar toplumsal destek ve enerji muhafaza edilebildi. &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Toplumun makul çoğunluğunun, en değerli kazanımlarından birisi olan seçme ve seçilme haklarının tehdit altında olduğunu kavrayarak sahaya inmeleri de elbette CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin süreci toplumsallaştırmasını kolaylaştırdı. Deyim yerindeyse </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">asıl hakemin” sahaya inmesi ve itirazını farklı şekillerde ortaya koyması ç</span><span style="font-size:12.0pt">ok de</span><span style="font-size:12.0pt">ğerliydi. Ortaya çıkan toplumsal enerjinin son mitinglerde de muhafaza edilmiş olması ayrıca önemli. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Bu süreç başarılı olacaksa toplumun kritik anlarda devreye girmesi hayati önemde. Siyaset, profesyonel siyasetçilere bırakılmaması gereken son derece yaşamsal bir faaliyet. Son süreçte toplum, sahaya inerek kendi gücünü fark etti. Belirleyici olabileceğini hissetti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Kendilerini dev aynasında gören muktedirler elbette afalladılar. Fakat bu süreç</span><span style="font-size:12.0pt">ten ders </span><span style="font-size:12.0pt">çıkardılar mı? Bana kalırsa başladıkları darbeyi daha da ileri taşımak adına fırsat kollayan bir akıl ve vicdan tutulması yaşıyorlar. Milletle inatlaşıyorlar. O nedenle önümüzdeki süreçte de toplumsal itiraz ve baskıyı yoğun biçimde örgütlemek ve diri tutmak hayati öneme sahip olacak. Bu bir iki yılda ülkemizin demokratik geleceğinin belirleneceğini aklımızda tutmalıyız. Ya demokrasi ya otokrasi ikileminde kritik bir dö</span><span style="font-size:12.0pt">neme</span><span style="font-size:12.0pt">çteyiz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Liselere kadar inen bir tepkisellik oluştu tüm Türkiye</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">’</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">de bunu nasıl değerlendiriyoruz?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Uzun süredir gençlik çalışan ve gençlik çalışmalarını izleyen birisi olarak, üniversite öğrencilerinin ve lise öğrencilerinin sahaya inmelerine çok şaşı</span><span style="font-size:12.0pt">rmad</span><span style="font-size:12.0pt">ım. Özellikle İstanbul </span><span style="font-size:12.0pt">Ü</span><span style="font-size:12.0pt">niversitesi öğrencilerinin barikatları aşarak Saraçhane</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">ye gelmeleri, Saraç</span><span style="font-size:12.0pt">hane direni</span><span style="font-size:12.0pt">şinin başarısına ciddi katkı verdi. </span><span style="font-size:12.0pt">Ü</span><span style="font-size:12.0pt">niversiteliler sadece kendilerinin katıldığı 15 bin kişilik mitingler yaptılar. Şimdiden tarihe geçtiler. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Gençler, yaşadıkları sorunlarla Tek Adam Rejimi arasındaki ilişkiyi giderek daha net görüyorlardı. Umutsuzluk ve öfke duyguları çok yoğundu. Bir de sağda ve solda hep onlar adına konuşanlardan da bıkmışlardı. Neredeyse yüzde 75</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">i Erdoğan</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">a olumsuz bakan bir gençlikten söz ediyoruz. &nbsp;Sahaya inerek güçlerini fark ettiler. Birbirlerini güçlendirdiler. Ceberrut devlet zihniyetinin gençliğe bakışındaki </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">potansiyel tehdit” algısını da fark ettiler. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Gençlerin ısrarla vurguladıkları bir nokta da </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">sahaya sadece Ekrem İmamoğlu için inmedikleri” vurgusudur. Onlar yaşananların bir otoriter rejimden çıkış veya otoriterliğin derinleşmesi bakımından bir kader anı olduğunun farkı</span><span style="font-size:12.0pt">ndad</span><span style="font-size:12.0pt">ırlar ki bu onların gelecek umutlarını da çok yakından ilgilendirmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Elbette toplumsal mücadelelerin yoğunlaştığı anlar, hızlı öğrenme süreçleridir de. &nbsp;Kı</span><span style="font-size:12.0pt">sacas</span><span style="font-size:12.0pt">ı bu iktidar gençliği anlayamamakta, sorunlarını çözememekte ve bu çağ</span><span style="font-size:12.0pt">da art</span><span style="font-size:12.0pt">ık yeri kalmayan çok basit bir pedagojiyle onları devşirebileceğini sanmaktadır. Önümüzdeki seçimlerde gençliğin enerjisi iktidar için çok ciddi bir handikap oluşturacaktır, tıpkı önceki seçimler gibi ama öncekilerden çok daha yoğun.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Gençliğin 19 Mart sonrasındaki siyasal değişimlerini de iyi çalışmak şarttır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Her hafta yapılacak ilçe/il mitingler bu toplumsal tepkiyi canlı tutar mı</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Şu ana kadar İstanbul Gece Mitingleri ve Samsun Mitingi</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nde toplumsal enerjinin halen yüksek seyrettiğini gözlemledik. Sahaya inenler sonuç istiyor. CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">ye ve İBB</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">ye kayyum atanması hesapları boşa çıkarılmış gibi görünüyor. Bunlar elbette önemli kazanımlar ama bu süreçte aktifleşenler, İmamoğlu ve arkadaşları adına bir kazanımın olmasını çok istiyorlar. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Erdoğan, Putin</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">in Rusya</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">da yaptığı gibi bir hamleyi deniyor. En güçlü muhalifini hapse atıp toplumsal tepkiyi göğüsleyebileceğini, zamanla sönümlendirebileceğini ve ekonomideki bazı “kazanımlarla” ve Barış Sürecinin yarattığı iklimle seçimleri alabileceğini hesaplıyordu. Şu ana kadar işlerin istediği gibi gitmediği açıktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">İmamoğlu</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nun artan popülaritesi, yargı sürecinin geçmişteki kumpas davalarının benzeri olduğuna dair güçlü algı, toplumsal rüzgarı arkasına alan CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin yakaladığı güçlü </span><span style="font-size:12.0pt">ivme, di</span><span style="font-size:12.0pt">ğer siyasi aktörlerin sürece dair eleş</span><span style="font-size:12.0pt">tirelli</span><span style="font-size:12.0pt">ği (Elbette bu noktada MHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin tutumu çok önemlidir) ve muhtemelen AKP içerisindeki bazı rahatsızlıklar Erdoğan’ı düşündürmekte. Erdoğan’ın hamlesini bu aşamada tutması, geri adım atması veya hamlesini daha da derinleştirmeye yönelmesi mümkündür. Bu üç durumda da toplumsal muhalefet İmamoğlu şahsında seçme ve seçilme hakkına açılan bu saldırıyı asla kabul etmemelidir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Elbette izinli mitingler belli bir rutinleşme riski barındırır. Süreci ciddi bir enerji ve kararlılıkla götüren Genel Başkanımız Özgür Özel de mitingleri </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">eylem” olarak nitelendirerek, yer yer açık hava oylamaları yaparak ve boykotla ilişkili süreçleri değerlendirerek sıradan miting görüntüsünü aşmaya gayret etmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Aslında siyaseten en değerli faaliyet, sabırla yüz yüze ilişkiler kurmak ve meseleleri gündelik hayat rutininde insanlarla paylaşmaktır. Milletin içinde olmak her zamankinden çok daha değerlidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">CHP farklı olarak ne yapabilir ve neler yapmalı</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin şu anda en fazla öncelik vermesi gereken husus İmamoğlu</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nun adaylaşması ve erken seçim için başlattığı imza kampanyasını güçlendirmektir. Parti örgütüyle gönüllülerin yan yana gelebilmeleri çok daha iyi olurdu. Gönüllüler biraz da kendi inisiyatifleriyle imza topluyorlar ve çok inanılmaz bir katkı veriyorlar ama kamusal alanlarda daha görünür olmaları daha etkili olabilir. Son günlerde Parti Örgütü tarafından imza kampanyasına çok daha büyük bir enerji verildiğini görüyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Yine İstanbul mitingleri ve Türkiye mitingleri devam etmeli. 23 Nisan ve 19 Mayıs’ın sembolik anlamlarıyla milyonların sokağa akacağı anlar yaşanacaktır. İki tarih de çok ama çok ciddi sembolik öneme sahiptir. Birisi Milli İradeyle diğeri gençlikle ilişkili iki gün çok ciddi mesajlar verilebilecek anmalara dönüşebilir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Meclis zemininde CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin nöbet sistemine geçmesi yerinde olacaktır. Meclis</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">te sadece 30 nöbetçi vekil bırakılması, diğer vekillerin sahada yaşanan süreci topluma anlatmaları, toplumsal gösterilere katkı sunmaları çok daha önemlidir. Ne olursa olsun anlatmaktan vazgeçemeyeceğimiz husus, otoriter rejimin ekonomiye verdiği hasardır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Yine boykot sürecinin çok daha derli toplu olmasında da yarar vardır. Bana kalı</span><span style="font-size:12.0pt">rsa </span><span style="font-size:12.0pt">önce medya boykotuyla başlanmalıydı</span><span style="font-size:12.0pt">. Miting enerjisi d</span><span style="font-size:12.0pt">üştüğünde, etkili ve sonuç getirici boykotlar yapmak, toplumsal enerjiyi diri tutmak adına çok daha olumlu olabilirdi. </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">Sekü</span><span style="font-size:12.0pt">ler cenah</span><span style="font-size:12.0pt">” tüketici olarak sırtından geçinenlerin en temel haklarına saygısız oldukları algısını sahiplendi. Tüketimden gelen gücümüzü daha konsantre ve etkili kullanmayı öğrenmeliyiz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">AKP lideri ve yöneticileri, etkileri sarsıcı olmaya aday tarihi bir hata yapmışlardır. Diploma iptali ve İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmaları, yakın siyasi tarihimizi şekillendirecek çok büyük bir kırı</span><span style="font-size:12.0pt">lma an</span><span style="font-size:12.0pt">ıdır. Siyasetçiler, her hamlelerini on sene sonra bunların nası</span><span style="font-size:12.0pt">l alg</span><span style="font-size:12.0pt">ılanacağı sorusu üzerinden yapmalıdırlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Son hamleyle ne öğrendik? Erdoğan’ı</span><span style="font-size:12.0pt">n en g</span><span style="font-size:12.0pt">üçlü rakibinin seçime girmesinden endişe ettiğini gördük. Bunu Millet de gördü. Atanmışların seçilmişleri sınırlamak istediği vesayetçi refleksler yine devrede ve toplum bunu geçmiş</span><span style="font-size:12.0pt">te de p</span><span style="font-size:12.0pt">üskürttü. AKP seçkinleri, tarih açısından bakıldığında nasıl bir tutarsızlık içine sürüklenlendiklerini göremiyorlar mı? Toplumsal rıza statik bir algı değildir, dinamiktir ve her gün verilen mücadelelerle yeniden şekillenir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">AKP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">liler kendilerini halen </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">Sessiz Çoğunluğun” temsilcisi olarak görüyorlarsa ciddi olarak yanılıyorlar. Onlar artık bürokratik vesayetin ve ceberrut devlet zihniyetinin sahipleridir. Demek ki geçen yerel seçimlerin mesajını tam kavrayamamışlar. Yine Ekrem İmamoğlu</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">na atanmışlar üzerinden yaptıkları olanca baskıya rağmen son seçimde oylarını daha da arttırmasıyla Millet</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">in verdiği mesajı hiç anlamamışlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">Ne yaparsak yapalım Millet bizimledir” yanılgısı, iktidarı kibre ve kine yöneltti. Düşündükleri kadar güçlü değiller. Millet bu darbenin hesabını sormak için sadece sabı</span><span style="font-size:12.0pt">rla sand</span><span style="font-size:12.0pt">ığı beklemeyi de tercih etmedi. Bu kabul edilemez darbenin neticelerinin hızla giderilmesi arzusunu açık biçimde gösterdi ve göstermeye devam ediyor. İktidar CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">lileri marjinal göstermeye çalışarak bu işten sıyrılacağını sanıyor anlaşılan ama bu </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">yabancılaşma tezleri” de tarihsel miadını doldurdu ve iş görmüyor. Milletle CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin bağları yıllardır güçlenmekteydi. CHP ülkenin en eski ve kurucu partisidir ve Millet, kendisiyle demokrasisi ve refahı arasında takoz olmayı seçen AKP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">ye karşı CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">ye yönelmekte hiç de tutuk davranmayacaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Muhalefete bir bütün olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Yukarıda vurguladığım gibi bu tarihsel kırılma ve utanç anına karşı MHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin tavrı önem taşımaktadır. On yıl sonra bu darbenin yanında konumlanmak ister mi MHP liderliği? Buna kendileri karar verecekler. Bazı itirazlar dile getirmekle beraber henüz toplum tarafından anlaşılır netlikte bir tutumları olmadı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Bahçeli</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin yürüttüğü “Terörsüz Türkiye” veya daha doğru bir ifadeyle Barış Süreci, 19 Mart Darbesinin gölgesinde nasıl başarılı olacak? CHP</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">yi Kent Uzlaşısı üzerinden terörle ilişkilendirenler, DEM Parti</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">ye çok daha ağır soruşturmalarla yüklenebilirler. CHP dışlanarak ve toplumsal gü</span><span style="font-size:12.0pt">ven in</span><span style="font-size:12.0pt">şasını sarsıcı adımlar atarak bir barış sürecini başarılı kılmak ne kadar mümkündü</span><span style="font-size:12.0pt">r?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Genel olarak DEM Parti</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin İmamoğlu ve arkadaşlarına yönelik operasyonlara ilkesel bir itiraz dillendirdikleri söylenebilir. Bu itiraz sahaya çok yansımamış olabilir. Ama DEM Parti ve CHP seçmenlerinin mevcut iktidara yönelik tepkisellikleri ve demokratik değerler bakımından benzerlikleri de asla küçümsenmemelidir çünkü bu değerler oy verme davranışını da etkiler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">İYİ Parti ve Zafer Partisi</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin muhalefete çok daha proaktif destek verdiklerini, Altılı Masa</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nı</span><span style="font-size:12.0pt">n di</span><span style="font-size:12.0pt">ğer aktörlerinin desteklerinin söylemsel düzeyde kaldığını görebiliriz. Yine de destek destektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">19 Mart süreciyle ilgili beklentiniz nedir?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Bu süreç şu ana kadar Darbecilerin ummadıkları güçlü bir itiraz ü</span><span style="font-size:12.0pt">retti. </span><span style="font-size:12.0pt">İmza kampanyasının hemen ardından, bir yandan mitingleri/eylemleri Türkiye</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">nin her köşesine taşırken, bir kazanım elde etmeden rutinleşmeye asla izin verilmemelidir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Bu anlamda tüketimden ve üretimden gelen güçlerimizi çok daha etkili kullanmayı denememiz gerekebilir. Yukarıda TBMM</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">de rutin işleyişi fazlaca önemsemenin Darbeyi unutturma etkisi olabileceğini vurgulamıştım. Nöbetçi vekiller dışımdaki tüm vekiller ülkeyi adım adım gezmelidir. Ana mesaj, </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">Hürriyet yoksa ekmek de yok!” olmalıdır. Tek Adam rejiminin mağdurları artık makul çoğunluktur. Bu özgüvenle siyaset yapmalıyız.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Yine asla kabul görmeyen diploma iptaline dair hukuki süreci tüm topluma açmamız elzemdir. Bu asla kabul edilemez bir rezalettir ve bumerang gibi Erdoğan iktidarına çarpma potansiyeli vardır. Bu rezaleti hergün bıkmadan anımsatmakta yarar vardır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Yaptığımız her eylemin bir anlamlı siyasi hedefi olmalıdır. Hedefleme olmazsa veya yanlış olursa toplumsal rıza üretimi zorlaşır. Şu anda Yozgatlı da Kadıköylü de yaşananları vicdanen kabul etmemektedir ve bu güç karşısında hiç kimse duramaz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:13pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Son olarak İmamoğlu ve arkadaşlarının beraat etmeleri ve İmamoğlu şahsında Milletin seçme ve seçilme hakkının geri iade edilmesi başarının asıl çıtasıdır. Bunun altındaki kazanımları asla yeterli bulmayız, bulmamalıyız…</span></span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/DOSYA%20-%20CHPNINYOLHARITASI.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>19 Mart’tan sonra Türkiye’de sadece siyaset değil toplum da başka bir evreye geçti. CHP sokağa inmedi ama sokakla, toplumla siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.&nbsp;Peki bundan sonra ne olacak, CHP ne yapmalı? Toplumun farklı kesimlerinden akademisyen ve yazarlara birbirine benzer sorular sorduk. Bazıları doğrudan sorulara cevap verdi bazıları konu bağlamında müstakil yazılar yazdılar. Yazıları ve söyleşileri okumak için yukarıdaki görsele ya da&nbsp;<a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/chpnin-yol-haritasi-ne-olmali-10891" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a><span style="color:#2980b9">.</span></em></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 02:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/iktidar-milli-iradeyi-tapulu-arazisi-sandigi-icin-buyuk-bir-bedel-odeyecek-1745191987.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Resul Emrah Şahan: Bu ülke İran olmadı, Rusya da olmaz</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/resul-emrah-sahan-bu-ulke-iran-olmadi-rusya-da-olmaz-10835</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/resul-emrah-sahan-bu-ulke-iran-olmadi-rusya-da-olmaz-10835</guid>
                <description><![CDATA[Mesajım net. Şişli kendi iradesine sahip çıkar. Şişli kayyuma olan tepkisini benim için değil kendi için “ben seni seçmedim” dediği bir hattan her koşulda koymalı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Silivri’de tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, yaşananları ve tepkileri “Millet bu ülkeden “İran olmaz” dedi zamanında, şimdide </strong><strong>“</strong><strong>Rusya olmaz” demektedir” şeklinde değerlendirdi ve ekledi; “Tüm siyasal iktidar yöneticilerinin bunu görmesi gerekmektedir. Bu dar patikanın çıkışı yok, Samsun</strong><strong>’</strong><strong>dan çıkarız, köy köy, kahve kahve, ilmek ilmek, öre öre geliriz anlatırız”.</strong></span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/soylesi" target="_blank"><img src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/so%CC%88ylesiler.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Son günlerde Türkiye’de siyasetin en canlı olduğu yerler Silivri ve miting meydanları. Silivri’ye giden parti genel başkanları, milletvekilleri, avukatlar yaptıkları ziyaretlerle ilgili açıklamaları cezaevi önünden yapıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">CHP’nin Saraçhane’den sonra Maltepe Mitingi bayram sonrasında yeniden başladı. İlk iki miting Atatürk’ün 106 yıl önce Kurtuluş Savaşı’nı başladığı hatta Şişli’den Samsun’a uzandı. Hafta içi Çarşamba akşamı Şişli’deydi bugün de Samsun’da yapılacak. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İlk mitingin ev sahibi ve yerine kayyum atanan seçilmiş Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, avukatları aracılığıyla sorularımızı yanıtladı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Hakkınızda ileri sürülen Kent Uzlaşısı üzerinden terör örgütüne yardım suçlaması hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gizli tanıklar, yalan beyanlar ve tıpkı FETÖ kumpasları gibi süreçler. Konu aslında basit. Bu iktidarın derdi toplumsal rızayı almak için sokakta çalışan, yerelde ürettiği projelerle çoklu krizlerde yurttaşın yanında olan ve üreten sosyal demokrat akılla. Ve bunu yaparken siyaset üretemediği, kadının, gencin, çocuğun, yaş almışın rızasını alamadığı yerde elindeki yargı ve bürokrasi ile bu boşluğu doldurup bizleri bu tip operasyonlarla sindirmek. Ama inanın çok başarısız ve hiç hesap etmediği bir millet desteği olarak bize geri dönüyor. Millet olup biteni gün gibi görüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Sizin yardım etmekle suçlandığınız örgüt bildiğimiz kadar hukuki olarak yasaklı değil. Nasıl sizi yasak olmayan bir yapıya yardımla suçlayabiliyorlar?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konuda sayısız örnek var. Hatta İzmir’de kesinleşmiş bir yargı kararı var HDK’nın örgüt olmadığına dair. Ama süren konu bir rasyonel akılla izah edeceğimiz bir noktada değil. Yalan beyanların, gizli tanıkların olduğu ve bunları gerekçe göstererek sizi tutuklayan aklın olduğu yerde “izah” ve savunma hepimizi şaşırtacak gerçekler ve somutluklarla dolu. Fakat konu ne HDK ve başka bir şey. Konu gelmekte olan milletin değişim iradesi ve otokratik rejime karşı mücadele alanı.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ATANMIŞ BİR ZAMAN KAYBIDIR</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Yüzde 70</strong><strong>’</strong><strong>yakın oyla seçildiniz Şişli</strong><strong>’</strong><strong>de. Şimdi kayyum var ve öğrenebildiğimiz kadarıyla AKP</strong><strong>’</strong><strong>li il</strong><strong>çe belediyelerinden yönetici aranıyormuş, görevlendirilmek üzere. Bu yaklaşımla yönetilebilir mi Şiş</strong><strong>li?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şişli gibi bir ilçede bunun nasıl bir hata olduğunu anlayacaklar. Şişli halkının kendi seçtiği “beni bu yönetsin” dediği ve her 10 seçmenden 7’sinin hem fikir olduğu iradesi elinden alınmıştır. Konu benden ötedir. Şişli’nin ve Şişlilinin kendisidir. Yerel yönetim masa başı evrakla, bürokratları sıkıştırarak, öyle şahin Ak Parti anlayışıyla yönetilmez. Gönülden yapacaksın. İçinde “birine” yaranmak değil millete yaranmak duygusu olacak. O nedenle atanmış bir zaman kaybıdır, atanmış bir utançtır. Bana oy versin vermesin sandığa giden tüm seçmenin hakkını yemektir. Kul hakkı yenmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Tutuklanmanızda, başkan olduğunuz andan itibaren sürdüğünüz rant projelerinin –özellikle belediyenin arkasında ve karşısında olan Taş Yapı inşaatları- etkisi olabilir mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konuyu, adaylık sürecimden bu yana büyük bir dikkatle ve kararlılıkla takip ediyorum. Şişli’de bu projenin hayata geçirilemeyeceğini en başından açıkça ifade ettim. Bakanlık düzeyinde görüşmeler gerçekleştirdim, teknik ve hukuki tüm girişimlerimi zamanında yaptım. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Beni yalnızca bir yere göndermekle bu süreci durdurabileceklerini sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Nerede olursam olayım, bu projeye karşı gerekli tüm adımları attık ve süreci çok yakından izlemeye devam edeceğim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kayyum yönetimi bu konuda herhangi bir adım atarsa, yalnızca hukuki değil, vicdani olarak da büyük bir sorumlulukla karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle buradan açık ve ciddi bir uyarıda bulunuyorum: Şişli bu sürece sahip çıkmalı, hep birlikte kamu yararını korumaya devam etmeliyiz. Çünkü mesele sadece bir proje değil, Şişli’nin kimliğine, kamusal yaşam alanlarına ve geleceğine sahip çıkma meselesidir. Şişli’nin Kanal İstanbul’udur konu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ŞİŞLİLİ</strong><strong>LER OLUP B</strong><strong>İ</strong><strong>TEN</strong><strong>İ BANA AKTARIYOR </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Kayyum uygulamaları ile size bilgi geliyordur. Bu konuda ne söylerdiniz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şişli halkının iradesine rağmen makamda oturan kayyum, herkesin emeğini, hakkını ve geleceğini ilgilendiren kararlara imza atarken çok dikkatli olması gerekiyor. Bir imzasını bile çıkınca boşta bırakmayacağım. Hepsini şeffaflıkla sorgulayacak, hesabını hukuk, yargı ve tüm araçlarla soracağım. Şişlilinin hakkına, kazandığımız, çalıştığımız emeğin üstünde bir emanetçi. Bunu bilerek imza atsın isterim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Buradan açıkça söylüyorum: Bir kişinin bile haksız yere işten çıkarılması, halkın hizmetine dair bir uygulamanın sekteye uğratılması</strong><strong>, at</strong><strong>ılan her adıma dair sorumluluk doğurur. Şeffaflıkla takip ediyorum ve gerektiğinde bu süreçleri hem kamuoyuyla hem hukuk yollarıyla paylaşacağım.</strong> Temizlik hizmetlerindeki ve Kara Kış Destek Paketi gibi sosyal desteklerimizdeki aksamalar, cenaze araçlarının verilmemesi gibi birçok sorun bana ulaşıyor. Çünkü Şişlililer olup biteni görüyor, not ediyor ve bana doğrudan aktarıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Çarşamba akşamı Şişli</strong><strong>’</strong><strong>de miting vard</strong><strong>ı. Pazar günü de Samsun</strong><strong>’</strong><strong>da olacak. Şişli</strong><strong>’</strong><strong>den Samsun</strong><strong>’</strong><strong>a Atatürk’ün başladığı yolculuğun izinde sanki. Ne dersiniz? </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gerçekten yeni başlıyoruz. Millet ben buradayım demiştir. Millet bana rağmen yapamazsın yemiştir. Millet bu ülkeden “İran olmaz” dedi zamanında, şimdide “Rusya olmaz” demektedir. Tüm siyasal iktidar yöneticilerinin bunu görmesi gerekmektedir. Bu dar patikanın çıkışı yok, Samsun’dan çıkarız, köy köy, kahve kahve, ilmek ilmek, öre öre geliriz anlatırız. Yozgat’ın köyündeki Ahmet Amcanın vicdanı bu ülkeyi bu uçurumdan aşağıya yuvarlamak isteyen akla dur der. Cumhuriyet; Ak Parti’den DEM’e, MHP’den İYİ Parti’ye, hepimize, çoluğumuza çocuğumuza geleceğimizin tek garantisidir. Bu krizden tek çıkış vardır, demokrasiye inanan milletin sesini duymak. Samsun’da çıkıyoruz. Şişli’den başladık. Tıpkı Milli Mücadele yılları gibi. Tıpkı Atam gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu bir memleket meselesidir. Parti, kişi değil. Bu toprakların bütünlüğü, birliği, kardeşliği meselesidir. “Anadolu irfanı” bu gerçeği görmektir.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ŞİŞLİ İRADESİNE SAHİP ÇIKACAKTIR </span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Peki, Silivri</strong><strong>’</strong><strong>de günler nasıl geçiyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çok yoğun çalışıyorum. Yazıyorum, okuyorum. Burası İmamoğlu ve kadrosu için bir çalışma kampı. Biz burayı artarak, çalışarak, üreterek geçeriz. Çok iyiyiz. Ekrem Başkan çok iyi. Vekiller, avukatlar, gelen destek mesajları inanılmaz güç veriyor hepimize.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Son olarak Şişlililere ve Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>ye mesajını</strong><strong>z var m</strong><strong>ı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesajım net. Şişli kendi iradesine sahip çıkar. Şişli kayyuma olan tepkisini benim için değil kendi için “ben seni seçmedim” dediği bir hattan her koşulda koymalı. Bunu çocukla, kadınla, gençle yaratıcı, Şişli’ye yakışan demokratik ve Şişli’nin farklılığını ortaya koyan bir yerden yapacaktır. Şişli sanatın, finansın merkezi. Şişli Milli Mücadelenin kalbi. Şişli İstanbul’un kalbi. Bizler millete emanetiz. Millet kendi hakkına, geleceğine şimdiye kadar olduğu gibi sahip çıkacaktır. Çok az zaman sonra yeniden Şişli’de kaybettiğimiz zamanı telafi edeceğiz. Ve tabii ki Cumhurbaşkanı Adayımız ve geleceğin Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu ile İstanbul’un ve Türkiye’nin kaybettiği vakti telafi edeceğiz.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Apr 2025 07:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/bu-ulke-iran-olmadi-rusya-da-olmaz-1744501415.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Orada gazetecilerden oluşan ve tüm devletlerle derdi olan başka bir ulus vardı”</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/orada-gazetecilerden-olusan-ve-tum-devletlerle-derdi-olan-baska-bir-ulus-vardi-10131</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/orada-gazetecilerden-olusan-ve-tum-devletlerle-derdi-olan-baska-bir-ulus-vardi-10131</guid>
                <description><![CDATA[2023 Küresel Araştırmacı Gazetecilik Konferansı’na 132 ülkeden 2 bin 138 kişi katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İsveç’in Göteborg kenti, dünyadan 2000 gazeteciyi bir araya getiren bir konferansa ev sahipliği yaptı. Türkiye’den de gazeteciler konferansa katılarak küresel meslektaşlarıyla buluştu ve kendi deneyimlerini burada paylaşma şansı yakaladı.&nbsp;</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2023 Küresel Araştırmacı </span><a href="https://gijc2023.org/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">Gazetecilik Konferansı</span></a><span style="color:#000000">’na 132 ülkeden 2 bin 138 kişi katıldı. 19-22 Eylül’deki konferansta 200’e yakın atölye yapılırken, panellerde alanında uzman 300’den fazla konuşmacı söz aldı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Konferansa katılan gazetecilerden Berza Şimşek (BBC Türkçe), Celine Pierre Magnani (Le Monde) ve akademisyen ve GIJN Türkçe editörü Pınar Dağ ile konferansı ve 2 bin meslektaşla aynı çatı altında olma deneyimini konuştum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><strong><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Pulitzer ve diğer önemli ödüllerin sahipleri, veri gazeteciliğinin öncüleri, güvenlik ve hukuk uzmanları, öğretmenler, eğitmenler, yolsuzluğu ve suistimalleri açığa çıkaran cesur araştırmacılar…” GIJC23 misafirlerini böyle tanımlıyordu.</span></span></span></strong></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’de gazetecilerin gündemi davalar, adliyeler ve felaketlere adeta sıkışmış durumda. Ortak sohbetlerde gazetecilerin birbirlerine, “bu mesleğin öldüğü”, zorlukları ve genellikle negatif yönleri anlatılarak, bir moralsizlik akımı hâkim oluyor. Dünyadan gazetecilerin gündemi ne? Meslek daha çok hangi boyutları ile ele alındı? Moral farkları var mı Türkiyeli meslektaşları ile?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Celine Pierre Magnani: </strong>Kapsamlı bir konferanstı ve kısa süre içinde oturumları ve temas edeceğin kişileri bulmakta seçici davranıyorsun. Ben, benimle aynı konularda çalışan Fransızca ve Türkçe konuşan katılımcılarla görüşmeler yaptım. Bu da Afrika’dan Kanada’ya yaygın bir ağda görüşmeler demek. Evet, Türkiye çalışıyorum ama Fransa’dan gelen gazetecilerle görüştüm. Onlar arasında çok büyük bir gerilim vardı çünkü </span><a href="https://www.occrp.org/en/daily/18062-french-journalist-detained-over-investigation-exposing-state-secrets" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>Fransız araştırmacı gazeteci </u><span style="background-color:#ffffff"><u>Ariane Lavrilleux</u></span></span></a><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff"> Fransa’daki evinde gözaltına alınmıştı. Fransa-Mısır arasında gizli bir işbirliğini çalışan gazetecinin gözaltına alınması, Fransa’da son zamanlarda buna benzer olayların artması moral bozucuydu. İşin ilginci Ariane’nin gözaltına alınması, haberinin daha fazla duyulması ve konuşulmasına neden oldu.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff"><strong>Yani moral ve gündem olarak Türkiye’deki meslektaşlarına biraz daha yakın bir kitle vardı…&nbsp;</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Evet, diğer yandan gazetecilerin rahatlık seviyesi tamamen statüye bağlı. Fransa’dan gelenler arasında kadrolu ve sözleşmeli olanlar vardı, freelance gazeteciler vardı, moral ve rahatlık tamamen bu koşullara bağlı olarak değişiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Pınar Dağ, “Neler konuşuldu?” sorumuza başlıklardan derlenen bir bulut kümesiyle yanıt veriyor.<img alt="Görüntü" src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfzlR7MbgdaSFrxr9DnI-acyPgAnU8Qz_ijR-si25Su7p6chjLnkla4z91JpU8kvuOoWk8OPrbpE93nSRaVOEsnlPnJeI4taQCWA6PJJj8ybiTrLX7bRANr5nPoIandkbvuDr0mSHOX0UKGVF8kXw?key=IbDLbgjDUWkice-k1tugZ0In" style="height:298px; width:601px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hazırlayan: Pınar Dağ</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Pınar Dağ: </strong>Program ağırlıklı olarak araştırmacı gazetecilik odağında; yapay zekâ, veri gazeteciliği, programlama dilleri, sınır ötesi gazetecilik, araştırma yöntemleri, dijital güvenlik ve ağ oturumlarıyla gerçekleşti. Küresel Araştırmacı Gazetecilik Ağı (GIJN) </span><a href="https://gijn.org/tr/gijn-20-yilini-kutluyor/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>20 yıldır </u></span></a><span style="color:#000000">gazetecilerin araştırma becerilerini güçlendirmek için oldukça titiz yürütülen konferans oturumları hazırlıyor ve bunu mesleğin ihtiyaçlarını görerek tasarlıyor. Gazetecilerin gündemi, konferans oturumlarının gündemiyle örtüşüyor. İyi araştırma yöntemlerini öğrenmek, veriyle etkin çalışma becerisi kazanmak, açık kaynakları tanımak, küçük haber odaları için yapay zekânın yapabilecekleri ve dünya örnekleri gibi detaylar gazetecilerin oldukça ilgi gösterdiği konulardı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Nasıl bir etkileşim oldu? Savaş halinde ülkelerden gazeteciler de bu konferansta mıydı? Aralarında ortaklaştırıcı başlıklar gündemde miydi? Kritik pozisyondaki ülkeler ile gazetecileri bir araya gelebildi mi?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Celine: </strong>Bir sürü ülkeden gelenler var ve böyle bir çatı altında aslında hangi ülkeden geldiğiniz çok fark etmiyor. Çünkü hepimiz zaten devleti ve güç ağlarını sorgulayan bir gazetecilik yapıyoruz. Eleştirel bir yerden çalışıyoruz. <strong>Orada kapıldığım hissiyat çok net: Biz başka bir ulus oluşturuyoruz. Ben Fransa’yı eleştiriyorum, sen Türkiye eleştiriyorsun, biz aslında aynı noktada buluşuyoruz ve bizi bağlayan şey bu. Orada gazetecilerden oluşan ve tüm devletlerle derdi olan başka bir ulus vardı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Pınar Dağ:</strong> Rusya’dan ve Ukrayna’dan gazeteciler de konferansa katıldılar. Her iki ülkenin de ağ oturumları vardı. Bölgeye ilgi duyan gazetecilerin meslektaşlarını yakından tanıması ve iş birliğini geliştirmeleri için düzenlenen oturumlardı. Ukrayna ağ oturumuna katılma şansım oldu, oldukça verimli geçti. Çoğunlukta savaş bölgesinden gazeteciler hangi alanlarda çalışma yürüttüklerini, iş birliği yapmak istedikleri alanları ve ne tür becerileri olduklarını paylaştı. Ayrıca savaş suçlarını araştırma odaklı </span><a href="https://gijn.org/the-power-of-documenting-war-crimes-and-how-to-do-it/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>oturum</u></span></a><span style="color:#000000"> da düzenlendi ve GIJN’in yakın tarihte tamamlanan </span><a href="https://gijn.org/project/war-crimes/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>Savaş Suçlarını Araştırma Rehberi</u></span></a><span style="color:#000000"> de Nobel Barış Ödülü sahibi Nadia Murad’ın etkili </span><a href="https://gijn.org/reporters-guide-to-investigating-war-crimes-preface-by-nobel-peace-prize-winner-nadia-murad/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>giriş yazıyla </u></span></a><span style="color:#000000">konferansta paylaşıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Uluslararası bir basın ağında habercilik yapıyorsun, dolayısıyla bu konferans aslında sana çok uzak olan bir deneyime ulaşmıyordu ancak yine de ufuk açıcı olacağından şüphem yok. Bir adım geriye çekilip Türkiye medyasına baktığında, bu konferanstan sonra bir çıkarım sunmanı istesem bu ne olurdu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Berza Şimşek: </strong>Gazeteciler olarak duyulması istenmeyen fakat duyulması kamunun yararına olan gerçekleri haberleştirmek gibi bir sorumluluğumuz var. Bunun için de araştırmacı gazeteciliğe çok daha fazla ihtiyacımız var. Günümüzde sadece araştırmak ve bulguları haberleştirmek de yetmiyor. Okuyucuların ve izleyicilerin dikkat süresinin çok düştüğü ve çok fazla içerikle karşılaştıkları bir ortamda, haberleri yaratıcı bir şekilde aktarmak da gerekiyor. Haberlerdeki verileri görselleştirmek için artık çok fazla imkân ve araç var, tabii ki bunun kaynak aktarımı gerektirdiğini yadsımıyorum. Türkiye’de gazetecilerin araştırma yapmalarına ve bunları insanların ilgisini çekecek şekilde ortaya koymalarına imkân sağlanmasına çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Gazetecilerin coğrafyalarına göre, konulara eğilim farkları var mıydı?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Celine: </strong>Elbette farklar vardı. Beni en çok etkileyen Latin Amerika’dan gelen gazeteciler oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dünyadaki durumu şöyle özetleyebiliriz: Batılı ülkelerde yargı sopası kullanılıyor, güneyde ve kuzeyde ise (Rusya gibi) öldürülme. Bizdeki adı yargı sopası, dünyada; “Slapp Procedure=Strategic Lawsuit Against Public Participation” deniyor. Yani, sistematik bir şekilde gazetecilere ve araştırmacılara karşı onları caydırmak için yargı yoluyla dava açma durumu, bunu yapan kurumlar da olabiliyor devletler de.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">En rahat olanlar, en basit işi yapanlar; onların güvenceleri ve koşulları yerinde… En sert, en tehlikeli, uzun ve cesaret isteyen işlerde habercilik yapanlar Güney Amerikalılar ve Afrikalılar. Onlara hayran kaldım, bambaşka bir enerji geliyordu, onlardan… Uğraştıkları şeyler belli değil yani bazı ülkelerde işte devlet-mafya el ele ve daha belirgin hatlar ve mekanizmalar var. Orada ise uyuşturucu kartelleri var. Kadın gidiyor, kartellerin kadınları üzerine bir kitap yazıyor. Böyle en tehlikeli yerler ve çok kolay bir şekilde öldürüyorlar çünkü cezası yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Güney Amerikalılar doğrudan ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. Nijerya’dan gelen bir ekip vardı. Onlar da zaten çok net bir şekilde bambaşka bir şeyle ulaşıyorlar. Örneğin altın üretimi konusunda çalışan gazeteciler çok üretkenler ve çok daha az güvence ve legal merciye sahipler. Kendi imkânlarıyla yaşayan araştırmacılar bunlar. Kendi çaplarında ve bölgesel bir araştırmacı gazeteci dernekleri var. Mesela ben daha çok onlarla vakit geçirdim. Hepsi Frankofon oldukları için rahat konuşabiliyoruz ve bambaşka durumlar var Senegal’de, Fildişi’nde, Burkina Faso’da, Gana’da, Kamerun’da, Kongo’da. Bu deneyimler bizlerin deneyimlerinden çok daha farklı ve zorlu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Pınar Dağ:</strong></span><span style="color:#000000"> </span><a href="https://gijn.org/tr/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>GIJN Türkçe</u></span></a><span style="color:#000000"> olarak ağ oturumu düzenledik gazeteci </span><a href="https://uk.linkedin.com/in/cagil-m-kasapoglu-a006603" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>Çağıl Kasapoğlu</u></span></a><span style="color:#000000"> ile ve beklediğimizden çok daha fazla katılım oldu. Oturum süresi çok uzun olmadığı için ağırlıklı olarak gazeteciler kendilerini tanıtıp, iş birliği kültürünü nasıl geliştirdikleri ya da geliştirebilecekleri yönünde sohbet ettiler. Oturumda sadece Türkiye’den değil Kuzey Kıbrıs’tan, Azerbaycan’dan ve Türkiye’den bir dönem çalışmış Türkçe bilen farklı ülkelerden gazeteciler de vardı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>Gazetecinin araştırma teknikleri, devletlerin izleme araçları genişliyor</em></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yüzlerce ülkeden binlerce gazeteci geldi neler konuşuldu? Meslek nereye gidiyor?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Berza: </strong>Küresel Araştırmacı Gazetecilik Konferansı’nda (GIJN) konuşulan en önemli konulardan biri yapay zekânın gazeteciliği nasıl şekillendireceğiydi. Haber merkezleri için yapay zekanın bir yandan fırsatlar doğurduğunu, diğer yandan ise yeni zorluklar getirdiğini söylemek mümkün.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bazı haber merkezleri haber taramak, veri toplamak ve onları analiz etmek için yapay zekâyı kullanmaya başlamış bile. Öte yandan yapay zekâ ile hazırlanmış sahte içeriklerin yayılması ile gittikçe daha sık karşılaşmamız olası. Örneğin, bu yazı hakkında konuştuğumuz sırada önüme BBC Küresel Dezenformasyon Ekibi’nin hazırladığı bir haber geldi. İsimsiz bir hesap, <em>TikTok</em> üzerinden, Sudan’ın eski lideri Ömer El Beşir’e ait olduğunu öne sürerek düzinelerce ses kaydı yayımlamış ve bunlar yüzbinlerce görüntülenmiş. Fakat yapay zekâ ile hazırlanan bu ses kayıtları sahte. Bu gibi haberlerle gittikçe daha sık karşılaşacağımızı düşünüyorum ve dolayısıyla bu tür içerikleri doğrulamak işimizin önemli bir parçası haline gelecek. Haber merkezlerinin doğrulama ekiplerine ihtiyacı olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Konferansta gündeme gelen diğer önemli bir konu ise, casus yazılımlarla gazetecilerin akıllı telefonlar gibi yanından ayırmadığı cihazlarla izlenmesinin kolaylaşmış olması. Otoriter hükümetlerin bu yazılımlarla muhalif olarak gördükleri gazetecileri dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar tehdit edebilir bir hale gelmesi ve bu tür izleme teknikleriyle gazetecilerin kaynaklarını korumalarını zorlaştırması, mesleğin geleceğini tehdit eden bir durum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Devletler ve araştırmacı gazeteciler arasında yıllara dayanan mücadelede gazeteciler açısından daha iyi örgütlenme ağlarına ihtiyaç ve potansiyel var.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Celine: </strong>Konferansın benim için bir diğer önemli yanı, sivil toplum kurumlarının aktif katılımıydı. Gazeteciler ve sivil toplum işbirliğinin ve ağlarının nasıl daha genişlediğini görmek olumlu. Çünkü özellikle araştırmacı gazetecilik için alan açan yapılar var. Bir sürü insan istihdam ediliyor ve işbirliği çoğu zaman gazeteciliğe yeni mevziler açıyor. Kimi insan hakları için, kimi ifade özgürlüğü için, kimi daha çok doğrudan gazetecilere destek vermek için, kimi gerçekten araştırmacı gazeteciliği desteklemek için faaliyet gösteren kurumlar. Bu çok ilgimi çekti. Zira fark ettim ki zannettiğimden daha fazla kaynak ve yardımcı destek var. Örneğin <span style="background-color:#ffffff">Forbidden Stories, tehdit altındaki gazetecilerin desteklenmesi ve mesleklerini sürdürebilmesi için çok önemli bir çatı. Bunlar üzerindeki tehdit her geçen gün artan gazeteciler için önemli oluşumlar ve bir araya gelişler. Çünkü erklerden gelen tehdit artarken güvencesizlik yaygınlaşıyor. Bu tarz ağların varlığı bana daha iyi hissettirdi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Konferanstan çıktığında, “Ben kendim için şu noktaları geliştirmeliyim?” dediğin yerler neler oldu. Genç gazeteciler için de ışık tutacak bir yanıt olabilir aynı zamanda.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Berza: </strong>Konferansta hem çeşitli konularda uzmanların katılımıyla oturumlar, hem araştırmacı gazetecilikte kullanılabilecek araçlarla ilgili atölyeler hem de birlikte proje geliştirmeyi hedefleyen tanışma etkinlikleri düzenlendi. Ben daha çok OSINT (Open Source Intelligence) olarak bilinen yani açık kaynaklardan araştırma yapmayı sağlayan tekniklerle ilgili atölyelere katıldım. Bu tekniklerle ilgili hem GIJN’in internet sayfasında hem de internetteki başka kaynaklarda çok sayıda içerik bulmak mümkün.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Pınar Dağ, gazetecilere açık kaynak araçları öğrenmelerini tavsiye ederek ekliyor: “GIJN’in </span><a href="https://gijn.org/gijn/resource/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>geriye dönük ve mevcut kaynaklarını</u></span></a><span style="color:#000000"> didiklemelerini öneririm. Örneğin </span><a href="https://gijn.org/gijn/resource/?gijn_topic=data-journalism" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>veriyle çalışmak </u></span></a><span style="color:#000000">sizi çok daha iyi bir gazeteci yapar, savaş suçlarını araştırıyorsanız etkin araştırma yöntemlerini anlamanız ve bu konuda bir yol çizmeniz size zaman kazandırır. Yeni teknikleri öğrenmekten korkmamak gerekiyor, ben hep şöyle derim: Paraşütle içine dalın! Ama çok daha basit&nbsp;ve yapması kolay bir öneri belirtmek isterim: Lütfen yaptığınız işleri paylaştığınız ve sizi iyi tanıtan basit bir blog adresi açınız! Biliyorum sıradan bir öneri ancak dünyadan meslektaşlarınızın size erişebilmesi için ya da işlerinizi gösterebilmesi için bu en etkili ilk adımla başlamak gerekiyor. İki genç gazetecinin profilinden örnek vermek istiyorum:&nbsp;</span><a href="https://dogueroglu.com/bio/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>Doğu Eroğlu</u></span></a><span style="color:#000000">’nun profili incelenebilir, bir de Türkiye’de serbest çalışan başka bir genç gazeteci </span><a href="https://mathildewarda.wordpress.com/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>Mathilde Warda</u></span></a><span style="color:#000000">’nin profili. Yaptığınız işi görünür kılmakla başlamalısınız!”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yapay zekâ gibi dünyanın en güncel meselesinin bu konferansta önemli yer tuttuğuna eminim ama buna nazaran aynı çatı altında en ilkel ama süren gündemler nelerdi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Celine: </strong>Kara para aklama, insan ticareti, göç bunlar hiçbir zaman bitmiyor. Bu ilkel gündemlerle yapay zekâ ve dijital teknolojiler araştırıldığında ise anlatımı daha etkili işler yapılabiliyor. Göç ve mafya üzerine bir oturumda bize bu araştırmaları nasıl yaptıklarını ve nasıl sunduklarını anlattılar. Örneğin <span style="background-color:#ffffff">Forensic Architecture, dünya çapında devlet şiddeti ve insan hakları ihlallerini araştırmak için mimari teknikleri ve teknolojileri kullanan bir araştırma grubu; örneğin Tahir Elçi cinayeti üzerine de araştırma yaptılar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İlgimi en çok çeken yapay zekâ üzerine oturumlarıydı. Teknik anlamda kendimize yatırım yapmamız gereken bir dönem. “Teyit mekanizmalar”ına dönük önemli şeyler öğrendim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim bu süreçte anladığım, artık teknik işleri kolaylıkla teknolojik araçlara bırakacağız; hantal, sıkıcı işleri makina yapacak ama bizlerin çok daha iyi olması gereken bir dönem olacak bu; daha zeki, daha felsefi, daha politik, daha analitik düşünen, daha donanımlı olmamız gerekecek. Yani mühendislik işler otomatize olacak ama insanın algı ve kabiliyetleri ile esas farkı yaratıcılık olacak. Dün matematik zekâya sahip olmak önemli iken artık matematik zekâ elimizin altında olacak, özellikle gazetecilikte. Dolayısıyla önemli olan yaratıcılık ve sosyal zekâ olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Pınar:</strong> 2017 yılından beridir GIJN’in konferans dönemlerinde veri eğitimleri bölümü için eğitimler veriyorum ve son 2,5 yıldır ise </span><a href="https://gijn.org/staff-member/pinar-dag/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>GIJN Türkçe ağını geliştirmek </u></span></a><span style="color:#000000">gibi bir sorumluluğum var. Şunu belirtebilirim her konferans birbirinden verimli ve etkili geçiyor. Konferansın planlama algoritması sorunları gören, anlayan çok iyi niyetli bir motivasyonla hareket ediyor, bu da bir çırpıda anlaşılıyor. Yani gazetecilerin ihtiyaçlarını çok ciddiye alan, oldukça dinamik, kusursuza yakın bir konferanstı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dağ: “</span><a href="https://www.kitapyurdu.com/kitap/arilarin-bildikleri-ve-dunyamizdaki-yasam-icin-onemleri/562178.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000"><u>Arıların Bildikleri</u></span></a><span style="color:#000000"> (Thor Hanson)” adlı bir kitap okuyorum ve işbirliği kültürünün nesiller yaratmakla ilgili olduğunu söylüyor. GIJN'in böyle bir nesli olduğunu düşünüyorum ve bu çok etkileyici!”</span></span></em></span></strong><strong><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></em></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Küresel Konferans, her iki yılda bir düzenlenmektedir. GIJC, 2001 yılında Kopenhag’da düzenlenen ilk toplantıdan bu yana 140 ülkeden 10 binden fazla gazeteciyi bir araya getirdi. Daha sonra Kopenhag (2003), Amsterdam (2005), Toronto (2007), Lillehammer (2008), Cenevre (2010), Kiev (2011) ve Rio de Janeiro’da (2013) konferanslar düzenlendi. Rio, 8. GIJC oldu ve güney yarım kürede ilk oldu ve ardından Lillehammer’a (2015) dönüş, ardından Afrika’daki ilk GIJC’miz Johannesburg (2017) ve ardından Hamburg (2019) geldi. Kasım 2021’de GIJC çevrimiçi olarak düzenlendi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">GIJC 2021: 144 ülkeden 1668 kişinin katılımı ile gerçekleşmişti. Gelişmekte olan 99 ülkeden gazeteciye ayrılan burs toplam 358 gazeteciye verildi. 17 bin 700 kişinin katıldığı oturumlar 9 dilde gerçekleşti. Konferansı “son derece faydalı” veya “çok faydalı” olarak derecelendiren anket katılımcılarının yüzdesi 98’e ulaşmıştı.</span></span></em></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 13:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/orada-gazetecilerden-olusan-ve-tum-devletlerle-derdi-olan-baska-bir-ulus-vardi-1737541440.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kayyım düzenlemesini AYM önüne götürmenin bir yolu daha var</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kayyim-duzenlemesini-aym-onune-goturmenin-bir-yolu-daha-var-9398</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kayyim-duzenlemesini-aym-onune-goturmenin-bir-yolu-daha-var-9398</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong><span style="font-size:18px">Kayyım uygulamalarının hukuki dayanaklarını ve uygulama pratiklerini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Volkan Aslan ile konuştuk. Aslan, uygulamanın dayanağı olan düzenlemenin Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesinin bir yolu olduğunu söyledi. Bunun da “Anayasamızın 152. maddesi uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak kanun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” şeklindeki, somut norm denetimine dair hükmün işletilmesi yoluyla olabileceğini belirtti.</span></strong></span><br />
&nbsp;<br />
<a href="https://www.yeniarayis.com/soylesi" target="_blank"><img src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/so%CC%88ylesiler.png" /></a></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Türkiye bir süredir kayyım konusunu tartışıyor. İsterseniz kayyım meselesinin hukuk sistemine girişinden başlayalı</em></strong><strong><em>m?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45. maddesinde, belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanmasının sağlanması öngörülerek belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkanın; başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekilinin seçilmesi öngörülmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Yani kayyım uygulaması yoktu…</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Evet, kayyım uygulaması olağanüstü hâl devam ederken 2016 yılında maddeye eklenen fıkra ile öngörülmüştür. Bu çerçevede fıkrada, "belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle" görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılması öngörülmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Görüldüğü üzere, görevden uzaklaştırmaya sebebiyet veren soruşturma veya kovuşturmanın terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle olması durumunda görevden uzaklaştırılan belediye başkanı yerine belediye meclisi seçim yapamamakta; belediye başkanlığına İçişleri Bakanlığı veya valilerce görevlendirme yapılmaktadır. "Kayyım" olarak nitelendirilen uygulama da bu şekilde meydana gelmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Bu değişiklik siyasi partiler tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmedi değil mi?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Kayyım" olarak nitelendirilen uygulamanın dayanağı olan düzenleme 674 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2016 yılının ağustos ayında Belediye Kanunu’na eklendi. Anayasamızın 148. maddesi, olağanüstü hâl kararnamelerine karşı şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırı oldukları iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağını öngördüğünden bu düzenlemeye karşı ilk başta dava açılması mümkün olmamıştır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Ancak kararname ile getirilen bu düzenleme birkaç ay sonra, Kasım 2016’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından aynen kabul edilerek kanunlaştırılmıştır. Anayasamız uyarınca, kanunlaştırmadan sonra söz konusu hüküm için Anayasa Mahkemesine başvurulması mümkün hale gelmesine rağmen bu hüküm Mahkeme önüne getirilmemiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Anayasamızın 150. maddesi uyarınca, kanunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidar partisinden beklenmese de TBMM’deki ikinci büyük parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin yahut en az 120 milletvekilinin kayyım uygulamasının dayanağı olan düzenlemeyi Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün içinde Anayasa Mahkemesi önüne götürmesi mümkündü. Ancak bu gerçekleşmedi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Peki götürselerdi sonuç alabilirler miydi?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Birazdan değineceğim gerekçelerle söz konusu düzenlemelerin bariz bir biçimde Anayasaya aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin bu düzenlemeleri büyük ihtimalle iptal etmesi söz konusu olurdu. OHAL kararnamesi ile getirilen düzenlemenin kanunlaştırılmasından günümüze 8 yılın geçtiği göz önüne alınırsa bu süre içerisinde kesinlikle bir karar çıkardı şimdiye kadar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>2019 sonrasında uygulanan kayyım atamaları bildiğimiz kadarıyla mahkemelere götürüldü. Hukuki bir sonuç alındı mı bugüne kadar?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Tam bir kesinlikle belirtmem mümkün değil ancak belediye başkanlarının görevden alınması ve yerlerine yapılan atamalarla ilgili açılan davalarla ilgili olumlu sonuç alınan bir karar duymadım. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Kayyım uygulamasının Anayasaya aykırı olduğunu söylediniz, hangi açılardan aykırı</em></strong><strong><em>?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">1982 Anayasası'nın 127. maddesi uyarınca, "(...) görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir." Görüldüğü üzere maddede görevden uzaklaştırma "geçici bir tedbir" olarak öngörülmekte, görevden uzaklaştırılan organ veya üyelerin yerine kimlerin görevlendirileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak görevlendirmeye ilişkin yapılacak kanuni düzenlemelerin ve uygulamaların merkezi idare ve mahalli idareler arasındaki ayrımı koruyacak şekilde olması gerekmektedir. Oysa ne Belediye Kanunu'nun ilgili düzenlemeleri ne de uygulama Anayasa'ya uygun nitelikte değildir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Belirtmek gerekir ki bu düzenleme gerekli güvenceleri (süre, atanacak kişiye ilişkin ayrıntılı özellikler vb.) içermemesi suretiyle Anayasamızın merkezi idare ve mahalli idareler arasında ayrım olmasını gerektiren düzenlemelerine aykırıdır. Zira geçici uzaklaştırma, uygulamada geçici olmaktan çıkmakta; seçilen belediye başkanları görevlerine dönünceye kadar bir sonraki mahalli idare seçimleri yapılmaktadır. Ayrıca uygulamada, uzaklaştırılan belediye başkanlarının yerine merkezi idarede yer alan kaymakamların, vali yardımcılarının ve valilerin atanması ilgili belediye sınırlarında merkezi idare ile mahalli idareler arasında olması gereken ayrımı ortadan kaldırmakta; mahalli idarelerin karar organlarının seçmenler tarafından seçilerek oluşturulması yolundaki anayasal kuralın içini boşaltmaktadır. Öte yandan Belediye Kanunu'nun 45. maddesinde "kayyım atanan" belediyelerde belediye meclisinin, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamayacağı düzenlenmektedir. Diğer bir deyişle başkan hakkında yürütülen soruşturma veya kovuşturma sebebiyle belediye meclis üyelerinin de fiilen görevden uzaklaştırılması söz konusudur. Bu düzenleme ve bu düzenleme çerçevesinde belediye meclislerinin etkisiz kılınması da Anayasa ve ilgili mevzuatın yanında hukukun en temel ilkelerine dahi aykırı niteliktedir. Anayasa Mahkemesi benzer nitelikte düzenlemeleri 1988 yılında iptal etmişti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Bu dönem şimdilik 2</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>si CHP olmak üzere 8 kayyım atandı, hukuki olarak seçmenler, seçilen meclis üyeleri dava açabilirler mi? Evetse bu sonuç verebilir mi?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Hiç şüphe yok ki görevden uzaklaştırılan belediye başkanları ile başında oldukları belediyelerdeki meclis üyeleri ilgili kararlara karşı idari yargıda dava açabilirler. Belediye başkanları zaten görevden uzaklaştırma kararının doğrudan muhatabı oldukları için dava açmalarında bir sorun bulunmamaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Kayyım uygulamasının dayanağı olan Belediye Kanunu’nun 45. maddesinin ilgili hükmü kayyım atanan belediyelerde belediye meclisinin, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamayacağını; meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkilerinin encümen üyeleri tarafından yürütüleceğini düzenlediğinden, belediye başkanı yerine yapılan atama belediye meclisi üyelerinin de görevini fiili olarak sona erdirmektedir. Bu bakımdan belediye meclis üyelerinin de dava açması mümkün. Ancak bu davalar açılırken usul kurallarına ve özellikle dava açma süresine dikkat edilmesi gerekiyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Söz konusu davalarda görevden uzaklaştırma işlemleri, görevden uzaklaştırılan kişiler yerine yapılan atama işlemleri ve görevlendirilen kişilerin yaptıkları işlemler dava konusu olacaktır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bitirirken şunu ifade edeyim. “Kayyım” uygulamasına karşı davaların açılması önemli ancak bu sorunun toptan çözümü için OHAL kararnamesi ile getirildikten sonra kanunlaştırılan ve Anayasaya açık bir şekilde aykırı olan düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırılması gerekiyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Bugünkü koşullarda bu mümkün mü? Bu gerçekleşmediği durumda ne yapılmalı?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bunun gerçekleşmemesi halinde kayyım uygulamasının dayanağı olan düzenlemenin Anayasa Mahkemesi önüne götürülerek iptali için uğraşılması gerekiyor. Belirttiğim gibi, 2016 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nin yahut en az 120 milletvekilinin kayyım uygulamasının dayanağı olan düzenlemeyi Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün içinde Anayasa Mahkemesi önüne götürmesi mümkündü ancak bu gerçekleşmedi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Bunun somut yolları nelerdir? Siyasiler, vatandaşlar olarak ne yapabiliriz?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Günümüzde söz konusu düzenlemenin Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesinin bir yolu daha var. Anayasamızın 152. maddesi uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak kanun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Somut norm denetimi de dediğimiz bu usul uyarınca, görevden uzaklaştırma ve ilgili işlemlerin iptali talep edilirken kayyım atama ve ilgili işlemlere karşı idari yargıda açılan davalarda dayanak olan düzenlemenin Anayasamıza aykırı olduğu ileri sürülmeli ve somut norm denetimi yoluyla ilgili düzenlemenin Anayasa Mahkemesi önüne taşınması da talep edilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Mevcut kayyım uygulamalarına baktığınız zaman, bunlar siyasi tasarruflar mıdır?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bir hukukçu olarak bu soruya yanıt vermek istemezdim. Ancak 2017 anayasa değişiklikleri ile birlikte ülkemizde kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı daha fazla zedelendi. Ayrıca kamu kurumlarının tarafsız bir şekilde işleyişi bakımından çokça sorun var. Bu durum ister istemez birçok hukuki işlemin arkasında siyasi bir motif olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. İçişleri Bakanlığının siyasi bir kurum olduğunu ve belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması işlemi için soruşturma açılmasının yeterli olduğunu göz önüne alırsak kayyım uygulamalarının siyasi boyutu olmadığını iddia etmek zor. Uzun yıllar geçmesine rağmen bu konuda tatmin edici yargı kararlarının çıkmamış olması, bir diğer deyişle “yargının çekingenliği” de bu ihtimali güçlü kılıyor maalesef.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong><em>Kayyım uygulamalarının bir hedefinin de İBB Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olduğu ifade ediliyor. Böyle bir adım mümkün olabilir mi?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Umarım olmaz; kayyım uygulamalarının sadece Ekrem Bey’i değil kimseyi hedef almaması gerekiyor. Ancak olağanüstü hâl koşullarında kabul edilmiş olan bir düzenlemenin kanunlaştırılmak suretiyle olağan hukuk düzeninin bir parçası haline getirilmiş olması ve mevcut uygulamalar olağan bir durumun söz konusu olmadığını da gösteriyor. Az önce belirttiğim gibi, “kayyım” uygulamasının gerçekleştirilebilmesi bakımından belediye başkanının terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle açılan bir soruşturmadan görevden uzaklaştırılması&nbsp;yeterli oluyor. Diğer bir deyişle süreç sonunda beraat edecek olsa dahi bir belediye başkanı hakkında söz konusu suçları işlediği iddiasıyla soruşturma açılması “kayyım” atanması bakımından yeterli olabiliyor. Böyle bir düzenleme ve mevcut uygulamalar göz önüne aldığında tüm belediyeler bakımından aynı riskin söz konusu olduğu söylenebilir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Dec 2024 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/kayyim-duzenlemesini-aym-onune-goturmenin-bir-yolu-daha-var-1734203571.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Değerlerin yerini algı ve beklentiler alıyor</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/degerlerin-yerini-algi-ve-beklentiler-aliyor-9107</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/degerlerin-yerini-algi-ve-beklentiler-aliyor-9107</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#2980b9"><strong>Bekir Ağırdır Oksijen Gazetesi'ndeki köşesinde uzun süredir toplum her katmana değiştiğini ve katmanlaştığını yazıyor. Ağırdır, toplumun da bir canlı bir organizma olduğunu ve sürekli değişim içinde olduğunu söyledi. Bireyler, gruplar, toplumsal kesimler değişiyor. Oy tercihleri belki iktidar değiştirmiyor ama bu değişim gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ve bu değişimde değerlerin yerini algı ve beklentiler alıyor diyor.</strong></span></span></span></p>

<p><a href="https://www.yeniarayis.com/soylesi" target="_blank"><img src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/so%CC%88ylesiler.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Siz ağustos ayında yazdığınız iki yazıda özellikle muhafazakar kesimin değişimini analiz ettiniz. Bunlar bana önemli geldi. Ve siz sadece muhafazakârların değil tüm toplumun değişim ve katmanlaşma içinde olduğunu ifade ettiniz. Bu değişimiz konuşabilir miyiz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her şeyden önce toplum dediğimiz organizmanın canlı, değişen, öğrenen ve bunları toplumsal belleğe kaydettiğini unutmamak gerekiyor. Ne yazık ki, bu gerçek çok fazla kabullenilmek istenmiyor. Özellikle de siyasal tercihlere bakıldığında. Ne yazık ki siyasiler, siyasi tercihlerde değişimler olmadığında toplumsal değişim olmuyor sanıyor ama öyle değil. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesela ülkede yolsuzluk var, keyfilik var, adaletsizlik var. AK Parti hala bu kadar oy aldığına göre oy verenler bunları fark etmiyor diye bir ezber var. Bu ezber, toplumunun derininde olan gerçek değişimi görmemizi engelliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama şunu da görmek gerekiyor; yüz kişilik seçmen grubundan 90 kişinin sandığa gittiğinde AK Parti bir dönem 45 oy oluyordu. Son seçimde bu sayı 27-28’de düştü. Bu değişim değilse nedir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>İktidar değişmediği için değişim yok sanıyoruz…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Evet, siyasette rol dağılımı değişmediği için yani iktidar iktidarda muhalefet muhalefette kaldığı için değişmemiş gibi bir tablo ortaya çıksa da toplum değişiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Pekiş nasıl bir değişim var ve bunun dinamikleri neler?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu değişimi üreten dinamiklerden bir tanesi hala süren toplumsal hareketlilik yani göç. Kasabaların bir kısmı devasa ilçelere, ilçeler kocaman şehirlere, bazı şehirler de metropollere dönüşmüş durumda. Bu hareketlilik gündelik hayatta büyük bir değişim üretiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir kere ilişki formatı değişiyor. Komşuluk, akrabalık yok, hemşericilik yok, mahalle baskısı yok, mahalle kavramı yok, meydan yok, sokak yok vs. Bu yeni durum zihniyetimizi de, dayanışma ilişkilerini de, kimliğimizi de, kültürel aidiyetlerimizin ana referanslarında da değiştiriyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İkinci olarak, ülkece son 7 yıldır ciddi bir ekonomik tufan yaşıyoruz. Bu tufan, gündelik hayatımızı zorlaştırıyor. Bu zorluk hanelerde de, gündelik hayatta da ilişkileri değiştiriyor. İnsanların algılarını, tercihlerini değiştiriyor. Yine 2017’den beri yeni sistem içindeyiz. Bu sistem merkezilik, keyfilik, liyakatsızlık, partizanlık temeline dayanıyor büyük ölçüde. Son günlerde muhalif belediyeleri çalıştırmama, kayyumlarla ele geçirme durumu var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplum bunları görüyor, görmüyor değil. Ve bütün yaşananlara karşı tepkiler veriyor, siyasi tercihi de, hayatla kurduğu ilişki de değişiyor. </span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>FARKLI TOPLUMSAL KESİ</strong><strong>MLER BİRBİRİ İ</strong><strong>LE TEMAS ETMEYE BAŞ</strong><strong>LADI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Nasıl bir değişim bu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplumsal kesimler arasında benzeş alanlar, melez alanlar çoğalıyor. Yeme içme, giyim kuşam, tatil, tüketim alışkanlıkları değişiyor. Kılık kıyafetteki renk seçimi, davranış biçimi, hafta sonu ailecek yapılan etkinliklerde değişim var ve bunlarda toplumda genel bir benzerlik oluyor. Hatta çocuk sayısında bile bunu görüyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de orta sınıf zayıflıyor, eriyor. Bu durumdan en çok etkilenen sekülerler. Bu mekanda (Akmerkez Divan Cafe) olanlar belki 7 yıl önce üç harfli marketlere gitmiyordu ama şimdi gidiyor olabilirler. Bu şu demek, farklı toplumsal kesimler birbiri ile temas etmeye başladı. Temasın başlaması temasta olanların karşılıklı değişmesi demek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hayat tarzında da, toplumsal cinsiyet eşitliği, çevre duyarlılığı gibi kültürel aidiyetler, sınıfsal aidiyetler bile değişiyor. Her insanın, her kümenin muhafazakâr olsun, seküler olsun ciddi bir değişim var. Değişim yaşandıkça hibrit alanlar, gri alanlar, melez alanlar çoğalıyor. Ve bu alanlarda benzeşmeler yaşanıyor. Zihni bir değişim yaşanıyor ama bu siyasi sonuç üretmiyor şimdilik. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Neden üretmiyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu değişimin bir yansımasının da siyasette olmasını beklemek normal ama bu değişim şimdilik oy verme eylemine dönüşemiyor. Oy verme pratiğinde sonuç verici bir değişim yaşanmıyor ama geleceğe dair kaygı ve endişe konusunda muhafazakârlarla sekülerler ya da Türklerle Kürtler ya da sunilerle aleviler ya da AK Parti’ye oy verenlerle CHP’ye oy verenler arasında ciddi bir benzeşme var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesela eğitim konusunda duyulan kaygıda büyük bir ortaklaşma var. Çocuğunun eğitimi diye baktığınız zaman muhafazakar veya seküler her aile kaygılı ve bu duygusunda ortak. Sadece eğitim değil beş sene sonraki ülkede karşılaşacağı hayattan emin değil. Bu gibi alanlardaki ortaklaşma ve benzeşme yaşanıyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bütün bunlara rağmen bu değişimin siyasal tabloyu değiştirecek kadar etkili olmamasının nedeni ortak bir kamusallığın olmaması. Büyük metropollerde kuleler apartmanlarda sosyal etkileşimi arttıracak imkanların sınırlılığı bu ortaklaşmayı önlüyor. Şunu da ekleyelim…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Buyrun…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Son altı ayda ya da bir senede yayınlanan bütün araştırmalarda, araştırmacı arkadaşlar diyor ki, kararsızların sayısı çok büyüyor, karasızlar en büyük parti. Evet kararsızlar büyüyor çünkü yaşadıkları değişimi siyasette temsil eden bir siyasi hat yok. Siyasilerin bunu düşünmesinde yarar var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Toplum değişmekle birlikte farklılaşıyor da…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aynen hem farklılaşıyor hem de benzeşiyor gibi bir yandan farklılaşıyor gibi farklılaşıyor ve benzeşiyor olanların ne olduğuna bakmak lazım. Bir kere pratiklerde benzeşiyor. Değer dediğimiz yani soyut anlamda iyi doğru güzel diye kabul ettiğimiz konularda bir benzeşme hali var. Yani demin dediğim gibi toplumsal cinsiyet eşitliği gibi çevre duyarlılığı gibi iklim değişikliğinin ürettiği risklere karşı yan yana olmak gibi. İklim değişikliğine karşı ülkenin yüzde 80’i kendini kırılgan hissediyor ya da büyük bir olası felaketten mahvolur bu deprem olabilir başka şey olabilir yani güvende ve bu konuda endişem yok ben kendimi kurtarırım bu beladan çekip çıkarırım diyenler beşte birlere kadar gerilemiş durumda. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplumun yüzde 80’i AK Partili veya CHP’li, Kürt veya Türk fark etmiyor hepsi endişeli, çünkü mevcut koşul ve sistemde hepsi kendisini zayıf hissediyor. Bu kesimin ülkenin gidişatı ve kendi hayatına dair beklentisi karamsar. Ve bu kişilerin tüketim tercihinden yatırım tercihine her şeyi etkiliyor. Bugün hayatı nasıl algıladığımız ve yarına dair beklentimizin ne olduğu gündelik hayattaki temel tutum ve davranışı açıklayıcı unsurlardan birisi haline geldi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu açıdan bireyler, gruplar, toplumsal kesimler değişiyor. Oy tercihleri belki iktidar değiştirmiyor ama bu değişim gerçeğini ortadan kaldırmıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bu değişim merkezde, ortalamada bir arayışı ifade ediyor mu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Büyük ölçüde evet. İnsanlar ortalamada buluşma istiyor. Sorun toplumun bu değişimine cevap verecek bir siyasetin olmaması. O yüzden araştırmalarda var olan kararsızların büyük kısmı alternatif arayanlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kendisine inanacağı bir geceler sunan siyasetin parçası olmaya hazır bu insanlar. Ama bu olmayınca insanlar bu farklılaşmayı eylemliliğe dökemiyor. Bir şey yapması gerektiğini fark ediyor ama bunu eylemliğe dökemiyor. Biz de o sessizliğe bakarak diyoruz ki bu kitleler hiç bir şey yapmıyorlar diyoruz. </span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>MUHALEFET KİMLİK SİYASETİ TUZAĞINDAN UZAK DURMALI </strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Buradan son dönemde konuşulan adına şimdilik yeni çözüm süreci diyelim, o tartışmaya gelelim. Siz nasıl bakıyorsunuz yaşananlara?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ben bu tartışmaya da yine toplumsal değişim bağlamında bakmak istiyorum. Siyasi tercihi ne olursa olsun Kürtler arasında da bir benzeşme var. Kürtler de, ekonomik sorunu, eğitim sorununu, adalet sorununu ortak yaşıyor. Kimlik politikası yerine gerçek hayattaki sorunlar üzerine odaklanmak, o sorunlar üzerinden ortak siyaset üretmek bir seçenek olabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama bizde ne yazık ki siyaset hala kimlikler üzerinden yürüyor ve iktidar bunu bile isteye yapıyor, muhalefette de bunun dışına çıkamıyor bir türlü. Şu andaki fotoğrafa baktığın zaman umutsuzluk gösteriyor gibi olabilir ama bir yandan da bu başka bir fırsat alanı da üretiyor olabilir. Bunu kullanmak gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ben sıkça şunu ifade ediyorum, toplum ortak bir hayale inansa sıçrayacak bence. Ama bu ortak hayali bulamıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu toplumda dayanışma, geleneksel kodlar var, ahilik geleneği, kooperatifçilik geleneği gibi bir sürü şey var ama aynı şey hak arama söz konusu olunca işlemiyor. Dayanışma için örgütlenmeyi bilen, informal yollarla bile bu tür iş bölümlerini bilen bir toplum; hak arama konusunda neden çekingen bunu sorgulamak gerek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ÇÖZ</strong><strong>ÜM İÇİN ORTAK KAYGILARI Gİ</strong><strong>DERECEK Bİ</strong><strong>R SÖ</strong><strong>YLEM GEREKLİ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Sizin buna bir açıklamanı</strong><strong>z var mı</strong><strong>?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu durum toplumun ırkıyla, DNA’sıyla ilgili değil toplumsal belleğiyle ilgisi, yaşanmışlıklar ve acı deneyimlerle ilgili. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ki, Kürt meselesinde bu toplumsal bellek devrede. Bir yandan biz şimdiye kadar hep Kürtlerin mağduriyetini, Kürtlerin ihtiyaç ve taleplerini, bunların önündeki engelleri vs. konuştuk, bunu anlatmaya çalıştık. Ama bir yandan da şunu da ıskalamayalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Neyi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türklerde var olan direncin nedenini. Az ya da çok bu konuda bir direnç var. Peki bunun kökeni ne? Bunun nedeni, ki bu Türk kimliğinin ana unsurlarından birisi olan güvenlik ihtiyacı, güvenlik arayışı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonuçta bu topraklara sığının insanlar imparatorluğun çöküşü ile buraya göç etmiş, geride geçmişini bırakmışlar. Balkanlarda, Kafkaslardan gelmiş, toprağını kaybetmenin, vatanını kaybetmenin acısını kültürel kod olarak taşıyan insanlar var. Güvenlik korkusu kuşaklar boyunca bellekten belleğe sürmüş. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu açıdan yaşananları sadece Kürtlerin hakları üzerinden değil Türklerin korkularını da dikkate alan bir dile ihtiyaç var. Ve çözün için başlangıç noktasını çatışma çözümü üzerinden değil yarınki yaşama, ortak kadere, ortak geleceğe, ortak kaygıları giderecek bir söylemden, etkileşimden başlatmak gerek. Ortak geleceğimizi nasıl inşa edeceğimden konuşsak belki daha mesafe alacağız. Çözümü konuşmaya gerilim üzerinden başladığımız için belki de çok adım atamıyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bizim yaptığımız araştırmaların en önemli sonucu daha önce de ifade ettiğim gibi, Türkiye’de değerler bağlamında çok belirleyici, bütün toplumu kapsayan bir açıklama modeli üretmek mümkün değil. Çünkü değerler de siyasileşmiş durumda. Geçen başka bir yerde paylaştım onu bir kez daha ifade edeyim. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yeni bir açılım süreci konuşuyoruz. Bu süreç gündeme gelmeden önce&nbsp;&nbsp; “Türkiye toplumu ne kadar otoriter, ne kadar demokrat?” diye sorsak ve Kürt meselesine bakışı da oradan açıklamaya çalışsaydık çok muhtemelen AK Parti seçmeni daha otoriter, CHP seçmeni biraz daha demokrat çıkacaktı. Ama süreçle birlikte bunda bir değişim olacaktır. Çünkü Kürt meselesi doğal olarak herkesin etkiliyor. Sonuç olarak bugün Türkiye’yi açıklamak için en anlamlı ölçü değerlerden çok algı ve beklentiler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Diğer yandan toplumun sürece ilgisiz görünüyor ne dersiniz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Evet. Biz 2013’de başlayan çözüm süreci konusunda yaptığımız araştırmalarda toplumsal destek yüzde 30’lardan başladı yüzde 60’a kadar çıktı, sonra düşmeye başladı. Düşme nedeni, gelinen eşiğin aşılmaması. O eşik de, çözümün ortak paydasının ne olduğu, topluma nasıl anlatılacağının belirsizleşmesi. Herkesin başka şeyden bahsetmesi. Ülkeyi bölecekler diyenden senin hakkını alıp diğerlerine vereceklere kadar geniş yelpazede farklı söylemler çıkmasında. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Diğer yandan son gelişmelerde olumlu bir durum var. Bahçeli çıtayı o kadar yüksek yere koydu ki yani Öcalan gelsin Mecliste konuşsun dedi ve buna tepki çok güçlü gelmedi toplumdan. Çok olumsuz algılanmadı yani. Tabi sessizce bekleyenler ne yapılacağını görmek de istiyor. Bu bir şans. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu çıkış aynı zamanda iktidarın ve tüm ortaklarının Türkiye iç kamuoyundan daha çok dünya kamuoyuna söylenmiş bir söz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>İKTİDAR BU ÇIKIŞLA DÜNYAYA DA MESAJ VERMEK İSTEMİŞ OLABİLİR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Açar mısınız bunu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu meselenin sahibi biziz demek istiyorlar sanki. Egemen devletlere, Ortadoğu’da ne oyun yapacaksanız, ne planlı senaryonuz varsa yapın ama beni dahil etmeyin ya da bizi de dikkate alın demek de olabili. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dahası bu süreç belli ki üzerinde çalışılmış, hazırlanmış. Ama ben meseleyi sadece teröre, PKK’nın silah bırakmasına indirgemek de eksik kalır. Burada yapılması gelecek ortaka bir gelecek tahayyülü ortaya koymak da olmalıdır. Toplumu da bu sürece katmak önemli olacaktır. Gündemi sadece çatışma çözme ya da PKK’nın silah bırakmasından daha geniş ülkenin ortak kaderi üzerinde yeni bir hikayeye çevirebilir miyiz diye bir toplumla müzakere sürecine çevirmek için gayret göstermeliyiz. Oyun kurucuların etkin aktörlerin kendi senaryoları oyun planları ne olursa olsun bu süreci yeniden bir kez daha toplumla müzakere etmeye gayret göstermek gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sadece Kürt meselesi, sadece çatışma, sadece terör için değil hemen her konuda toplum sürece dahil edilmelidir. Muhalefet siyasetini toplum üzerinden kurmalı, alternatif Türkiye vizyonu varsa onu toplumla geliştirmeli ve güçlendirmelidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplum buna hazır, toplum kendisiyle konuşulmasını istiyor. Toplum demokratik bir Türkiye hikayesini almaya hazır. Tüm araştırmalar bunu söylüyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Dec 2024 08:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/degerlerin-yerini-algi-ve-beklentiler-aliyor-1733031301.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ufuk Uras: “Sıra Öcalan’ın barış çağrısını yapabileceği zeminini oluşturmakta”</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ufuk-uras-sira-ocalanin-baris-cagrisini-yapabilecegi-zeminini-olusturmakta-8970</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ufuk-uras-sira-ocalanin-baris-cagrisini-yapabilecegi-zeminini-olusturmakta-8970</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#3498db"><span style="background-color:white"><strong>Ufuk Uras'a Bahçeli’nin "biz adım attık şimdi sıra Erdoğan ve AKP’de" sözünün anlamını sordum ve&nbsp;hangi adımın atılmasını bekleniyor diye ekledim. Uras&nbsp;“… şu anda Bahçeli’nin beklediği sanırım Öcalan’ın barış çağrısını yapabileceği bir iklim ve zeminini oluşturmak” diyerek karşılık verdi.</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Bahçeli’nin çıkışı toplumun çeşitli kesimlerinde tartışılmaya devam ediyor. Bunun la birlikte Bahçeli sadece Meclis’te ısrarını sürdürmekte kalmıyor, bu konuda kendisi ile görüşmek isteyenlerle görüyor. Kendisi bazı siyasilerle görüşüyor.&nbsp;Çıkışı sonrasında eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner ile görüştü. Son olarak eski BDP Milletvekili Ufuk Uras ile görüştü. Hafta başında da sanırım kayyum atanarak görevden alınan Ahmet Türk ile görüşmesi bekleniyor. Peki bu görüşmelerden ne bekliyor Bahçeli?&nbsp;Düşüncelerini daha geniş toplum kesimlerine ulaştırmak mı yoksa geniş bir toplumsal mutabakat mı sağlamak istiyor?&nbsp;Kendisi ile son görüşmeyi yapan Ufuk Uras ile konuştum.&nbsp;&nbsp;Sorumlarım ve Uras’ın cevapları aşağıda. </em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sizi Bahçeliye görüşmeye iten ne oldu?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Barış ihtimali. Ben Bahçeli’nin yaptığı çıkışı anlamlı buldum. Özellikle böylesine ağır bir sorunun çözülmesi konusunda ilk adım ve çağrının MHP liderinden gelmesi çok anlamlı. Bahçeli düşüncelerinde ısrarlı olmasını önemsedim ve kendisiyle görüşmek istedim. Ve randevu istedim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Süreç nasıl işledi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kendisi ile aynı dönem Meclis’te bulundum. Randevu istedim ve olumlu geri dönüş oldu ve kendisi ile yaklaşık 30 dakikalık bir görüşme yaptım ve gündem de kendinin yaptığı çıkış oldu. Görüşme bir gazeteci kimliğiyle, soru soran bir gazeteci kimliğimle gitmedim. Görüşme amacım, yaptığı çağrıya bir katkım olabilir miydi idi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kendisine süreçte katkıya hazır olduğumu ifade ettim. Kendisi de benim katıldığım programlardaki duruşumu olumlu bulduğunu ifade etti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kaynağı nedir bu çıkışın sizce?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Sanırım kendisinin Erdoğan ile yaptığı bir görüşmede; “Bu meseleyi küresel güçler üzerinden değil, içeride, baş başa çözelim’ mealinde bir diyalog geçmiş. Bahçeli de bunun sonrasında Meclis açılışında DEM grubuna giderek el sıkışmış ve gelişmeler böyle başlamış. Benim anladığım kadarıyla bu kez içerde bir barış hedefleniyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Erdoğan ile de bu konuda bir mutabakat var görünüyor. Ben açıkçası bu gelişmelerde bir devlet aklı olduğunu düşünüyorum. Tarih boyunca zaman zaman gördüğümüz “devlet akılsızlığı” olacağına devlet aklı olması daha iyidir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Size sadece muhalefetten değil AKP içinden de tepkiler oldu. Ne dersiniz?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Sırtında yumurta küfesi olmayanlar eleştirebilirler. Benim siyasetten bir beklentim yok. Vekillik dönemimde de bu sorunun çözülmesi için çabaladık. Şimdi çabam da bunun için. Yapabileceğim bir şey varsa yapmak isterim. Sadece ben değil, pek çok insan her türlü katkıya hazır. Beni eleştirenler belli ki barış ihtimalinden rahatsız olmuşlar. Diğer taraftan ben toplumdan çok olumlu dönüşler aldım. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Ben beni eleştirenlerden alternatif bir görüş, öneri duymak isterim. Bunu yapıyorlar mı, sanmam.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Beni eleştirenlere baktığımda şunu çıkarıyorum. Saraydaki danışmanlar ile AKP elitleri arasında bu konuda bir uyum ve temas yok. Dahası bu çıkış nedeniyle AKP de, MHP de oy kaybediyor. Bunu da dikkate almak gerek.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong>Bu çıkışı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesine, yeni anayasaya bağlayanlar var. Yani samimi bulunmuyor. Ne dersiniz?</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Ben bu gelişmelerin sadece buna indirgenmesini doğru bulmuyorum. Bence barış umudu varsa, anneler ağlamayacaksa böyle bir risk alınmalıdır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bahçeli, biz elimizde gelen ilk adımı attık. Meclis’te vekil sayımız belli. Bundan sonra adım atması gereken AKP ve Erdoğan olacaktır: </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong>Ne gibi bir adım bekliyor Bahçeli AKP ve Erdoğan’dan?</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bunun bir dökümünü ya da takvimlendirmesini yapmadı. Ama şu anda Bahçeli’nin beklediği sanırım Öcalan’ın barış çağrısını yapabileceği bir iklim ve zeminini oluşturmak. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong>Bu süreçte muhalefet nerede duruyor?</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Ben bu sürece CHP lideri Özgür Özel’in de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun olumsuz baktığını düşünmüyorum. Elbette kaygıları olabilir, soruları olabilir, bunlar da normal. Ama ben bu durumu açıkçası bir şans ve tarihi bir fırsat. Tabi bu süreçte önemli olan bu tartışma bağlamında bir diyaloğun olması. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Tabi aynı şekilde DEM parti ile de bir diyaloğun olması gerekiyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black"><strong>Öcalan’a altı ay avukat yasağı konuldu. Kayyum politikası sürüyor. Bu ortamda bu diyalog mümkün olur mu? </strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bütün bunlar sürecin ne kadar gelgitli, zor geçeceğinin işareti. Islahat, reform ve ıslah etmek anlamına geliyor. Bu konuda yapılması gereken yapısal reformların zamanıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bundan sonra hangi takvimde adımlar gelir?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Erdoğan buzdolabına koyduğu bir meseleyi yeninde ele alıyor. Buzdolabından çıkan malzemenin bozulmaması için hızlı adım atmak gerekiyor. Sanırım Ortadoğu’daki denklem bunu gerekli kılıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son sözünüz…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bahçeli “kırk yıldır kavga ediyoruz, artık bunu bitirelim&nbsp;&nbsp; diyince, ben de “tamam” dedim. Kavgaya devam diyecek halim yoktu. Açıkçası barışı savunan biri olarak gücüm ölçüsünde süreci hızlandırmak istiyorum. Elbette sürece olumsuz bakanlar da var, bunu da görüyorum. Dahası başlayan sürecin barışla sonuçlanacağına dair bir garanti de yok. Ama barış için bu riski almaya değer ve ben alıyorum. Hiçbir şey yapmayanların hiçbir günahı da olmaz zaten. Ben açıkçası elimden geleni yapmaya devam edeceğim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuçta diyalog, monologdan iyidir. Uzlaşma da zaaf değil kazanç olarak görmek gerekir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.yeniarayis.com/soylesi" target="_blank"><img src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/so%CC%88ylesiler.png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Nov 2024 07:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/ufuk-uras-sira-ocalanin-baris-cagrisini-yapabilecegi-zeminini-olusturmakta-1732429553.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye karşıtı bir ABD yönetimi ile karşı karşıyayız</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiye-karsiti-bir-abd-yonetimi-ile-karsi-karsiyayiz-8967</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiye-karsiti-bir-abd-yonetimi-ile-karsi-karsiyayiz-8967</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#3498db"><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın ABD seçimini kazanmasının pek çok sonucu olacak. Sadece Türkiye-ABD ilişkileri açısından değil, demokrasinin kurumsal olarak yıpranması açısından da riskli bir dönme girdik. Bu konu başlıklarını Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ile konuştuk. Kalaycıoğlu Trump’ın dış politika tercihleri Türkiye’yi bölgede daha yalnız bırakabileceğini ifade ederek; “Türkiye karşıtı güçlü bir ABD yönetimi olduğu açık. Türkiye için en olumsuz durum bu. Bu açıkçası yönetilmesi zor bir durum” dedi.</span></span></strong></span></p>

<p><span style="color:#3498db"><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.yeniarayis.com/soylesi" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/so%CC%88ylesiler.png" style="height:150px; width:800px" /></a> </span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump’un nasıl seçildiğine gelmeden önce, seçim sonuçlarının bizi nasıl etkileyeceğini konuşalım isterseniz yani Türkiye-ABD ilişkilerine. Beklentiniz nedir bu konuda? </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İki ülke arasındaki ilişkiler konusunda Türkiye için en dezavantajlı durum, devletlerarası kurumsal ilişkileri kişisel baza indirmek olacaktır. Böyle bir durum Türkiye için en yüksek rizikolu durum olur. Çünkü güçlü olan kurumlardır, kişiler değil. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şunu unutmayalım ki, İstiklal Savaşı TBMM tarafından yönetilmiştir. Atatürk bütün hayatı boyunca kurumların önemini vurguladı, kendisi dahil kişilerin değil. Sonuç olarak kurumsal işleyiş şeffaflığa dayanıyor, kişisel ilişkiler ise gizlik içinde oluyor. Ve sonuçlarını da bilmiyoruz, çok geç oluncaya kadar da farkına varamıyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaldı ki, bu konuda geçmişte talihsiz bir anımız var, Rahip Brunson vakası. Erdoğan, bu can bu bedende olduğu sürece Bronson gidemez açıklaması yapmıştı. Fakat Trump gayet ağır, diplomatik bir dili olmayan, tehdit içeren bir mektup yazdı. Sonuç, Bronson tahliye edildi ve ABD’ye döndü. Trump’ın açıklamalarında bu süreçte Türkiye’deki mahkemelerin rol oynamadığı, bire bir kişisel siyasal ilişki ile bu sonuca ulaşıldığını öğrendik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bakın şunu da ifade edelim, ikili ilişkilerde Türkiye, ABD karşısında ekonomi başta olmak üzere çok zayıf. Bu açıdan ilişkiler ikili ilişkilere indirgenirse, kaybımız çok olur. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaldı ki, Tulsi Gabbard gibi Türkiye karşıtı isimler Trump ekibinde güçlü. Trump herhangi bir şekilde, bir konuda Türkiye karşıtı bir istekte bulunursa, bunu ABD içinden frenleyecek bir lobi veya güç yok. Bu açıdan yeni dönemde Türkiye için zor bir dönemin başladığını söyleyebiliriz. O yüzden ilişkileri kişisel değil, eğer bu aşamada mümkün olabilirse, kurumsal düzleme taşımak, demokrasi ve hukuk devletinin şeffalığında seçmenin de katılabileceği süreçlerle karar almak ve sürdürmek Türkiye için en iyi olacak seçenektir. </span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>DIŞ POLİTİKADA BİZİ ZOR GÜNLER BEKLİYOR OLABİLİR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump ekibi Ortadoğu konusunda da, Türkiye’den farklı yerde duruyor. Bu da bizim için bir risk midir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bana öyle geliyor ki Trump da, İsrail ile ilişkilerde Arap ülkelerini ve özellikle Suudi Arabistan’ı da zamanla dahil etmek suretiyle barış içerisinde yaşanmasını sağlayacak adımları atma hedefi vardı. Ki, İbrahim Anlaşmaları bu yaklaşımın sonucu idi. Bu gelişmeler 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı ile bir anlamda askıya alınmış durumda. Ama Trump’ın Netanyahu’ya sahip çıkması gerçeği var. Nitekim </span>Trump’ın<span style="color:black"> İsrail Büyükelçisi olarak atadığı eski Arkansas Valisi Mike Huckabee bayağı köktenci fikirleri olan birisi. Ona göre Filistin diye bir şey yok, Batı Şeria diye bir şey </span>yer<span style="color:black"> diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Burada şunu da unutmamak gerekiyor, belli başlı Arap devletlerinin ve liderlerinin çoğu Hamas’a mesafeli. ABD Katar’a baskı yaparak Hamas’ın ülkeden çıkmasını istiyor. Onların Türkiye’ye gelme olasılıkları medyada yazılıyor. Türkiye Hamas’ı terör örgütü kabul etmezken, ABD ve İsrail için terör örgütü, üstelik Mısır ve hatta Suudi Arabistan da benzer bir tutum içinde. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu tabloya Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’yi tamamen kontrol ettiğini, Kongre’de Türkiye yanlısı grupların olmadığını ekleyelim. Ayrıca Pentagon’un içinde de Türkiye’ye iyi gözle bakmayan kuvvetli yapıların olduğunu görüyoruz. Bu açıdan Türkiye karşıtı güçlü bir ABD yönetimi olduğu açık. Türkiye için en olumsuz durum bu. Bu açıkçası yönetilmesi zor bir durum. </span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TRUMP TEK BAŞINA ASKER ÇEKEMEZ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Aynı şey YPG için de söz konusu değil mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Evet, bu açıdan da Türkiye için dezavantajlı bir durum söz konusu. Suriye’nin kuzeyinde oluşmuş bir yapı var. Türkiye bu gücü terör örgütü sayarken, ABD o gücü İŞİD’e karşı yardımcı güç saydı ve sahiplendi. Bu açıdan tamamen zıt pozisyonlardayız. Bu konular, birebir oturup konuşulduğunda nasıl halledilecek onu bilmiyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaldı ki, Trump’ın ilk döneminde Suriye’den çekiliyoruz dendi ama sonuçta tam tersi oldu ve Amerika’nın oradaki askeri varlığı artırıldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Peki bu nasıl oldu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Amerika’nın savunma politikasında üç ayak var; Başkan, Pentagon&nbsp; ve savunma sanayi. Bu üçünden ikisi uzlaşırsa, karar üretmek kolay oluyor. Başkanın bu çıkışına Pentagon ve savunma sanayi temsilcileri anında biz bu fikirde değiliz diye açıkladıklarında belliydi zaten ne olacağı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aradan geçen zaman sonrasında</span> Trump’ın<span style="color:black"> Suriye’den çekilmesi ne kadar kolay bilemiyorum. Dediğim gibi bu konuda Pentegon ve savunma sanayi temsilcilerini ikna etmesi gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD’nin savunma ve dış politikadaki önceliği Çin. Çin ile olan ilişkileri istedikleri boyuta getirebilmek için Ukrayna gibi Ortadoğu gibi birtakım ayak bağlarından kurtulmak istiyorlar. Ama bunların hepsinin maliyeti var. Ukrayna’dan ani çekilmenin Ukrayna’nın Rusya’nın egemenliğine girmesinin Çin-Amerikan ilişkileri üzerine muazzam etkisi olacağı açıktır. Emekli </span>Amerikalı<span style="color:black"><span style="color:red"> </span>askerlerin yazılarını, katıldıkları TV programlarında söylediklerine baktığımızda Ukrayna’dan çekilmenin yanlış mesaj olacağını ve Çin karşısında zayıf duruma düşüleceğini söylüyorlar. Çin ABD’nin desteklediği devletlerin arkasında durmakta ısrarcı </span>olmadığına ve yeterince baskı altında kalırsa desteğini çekeceğine inanırsa, Tayvan’ı kendi topraklarına katmak üzere askeri harekata <span style="color:black">geçmek için acaba ne kadar bekleyecektir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD dış politikasına Çin gözlüğüyle bakanlar Ukrayna Savaşı başta olmak üzere buralarda yürütülecek olan süreçleri daha dikkatli değerlendiriyorlar ve buralardaki değişmelerin kolay olacağını gösteren hiçbir kanıt yok. </span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ÇİN VE RUSYA KARŞISINDA ZAYIF GÖRÜNMEK İSTEMEZ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>O zaman Ukrayna’dan çekilmesi kolay değil…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Değil. Eski NATO Komutanı Rum asıllı General S</span>tavridis CNN International’a verdi<span style="color:black">ği söyleşide şunu ifade etti. Ukrayna’da Kuzey Kore-Güney Kore modeli uygulanması öneriliyormuş Amerika’daki savunma ve güvenlik düzeni tarafından. Yani Doğu Ukrayna-Batı Ukrayna olarak ülkenin ikiye bölünmesi. Batı Ukrayna AB ve NATO üyesi haline gelir. Doğu Ukrayna’da Doğu Almanya gibi başka bir görünürde bağımsız ama Rusya ile çok iyi ilişkiler içinde olan bir yapıya dönüşebilir diyor. Bunu Rusya kabul etmiyor. Yani böyle bir ayrım olsa da geri kalan Ukrayna’nın NATO’ya ve AB’ye girmesini kabul etmiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaldı ki, bu konuda Rusya’ya güvenmek de kolay değil. Neden mi, çünkü, ortada 1994’te imzalanan Budapeşte Antlaşması var. Bu antlaşmaya göre, Rusya Ukrayna<span style="color:red">’nın</span> elindeki nükleer silahları alma <span style="color:red">karşılığında</span>, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü koruma taahhüdünde bulundu. Sonuç, önce Kırım’ı ilhak etti, sonra&nbsp; Donbas ve Luhansk bölgelerini işgal etti. Bu attığı imzanın arkasında durmayan, ahde vefa göstermediği kanıtlanan Rusya’ya Ukrayna veya Avrupa Birliği ülkeleri ne kadar güvenir? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buna karşı bir tek güvencesi var devletlerin, NATO üyesi olmak. Onun için İsveç ve Finlandiya Rusya 24 Şubat 2022’de saldırıya geçer geçmez anında NATO üyesi olmak için girişimde bulundular. Yoksa onlar NATO’ya girmeyi düşünen devletler değildi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu açıdan, ABD’nin birliklerini Suriye’den çekebileceğinin kolay olduğunu düşünmüyorum. Tabii burada Rusya faktörünü de dikkate almak gerek. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye’nin NATO’daki gelişmelerden etkilenmesi nasıl oluyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şuradan başlayalım, 15 Nisan 2019’da The MoscowTimes’da Vladimir Frolov imzasıyla yayınlana bir makalenin başlığı “Our Man in NATO: Why Putin Lucked Out With Recep Erdogan” (NATO’daki adamımız: Putin neden Recep Erdoğan ile Şanslı oldu?) diye soruyor. Makale diyor ki Putin müthiş bir stratejist. Türkiye’ye 2.5 milyar dolar alarak S 400 sattı. Bir tek kurşun atmadan, tek bir tankı yola çıkartmadan, bir tek uçak uçurtmadan NATO’yu içinden Türkiye’yi kullanarak böldü, işe yaramaz hale getirdi diyor. Türkiye bizim şu anda NATO’da kullandığımız etkili üye, NATO’daki adamımız, NATO bundan sonra bizim aleyhimize hiçbir karar alamaz diyor. Makale özetle bu fikre dayanıyor. </span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>PUTİN RUSYA RÜYASINI GERÇEKLEŞTİRMİŞ OLABİLİR </strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Ancak başka bir gerçek de, Trump’ın pek çok konuda Putin’i örnek alması değil mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Putin yıllardır, demokrasinin gereksizliğini ifade ediyor. Seçim olmasını demokrasi için yeterli sayıyor. Putin’in temel hedefi, Avrupa ve Kuzey Amerika demokrasilerinin esas itibarıyla Rusya’dakinden farklı olmadığını göstermekti. Bizde de seçim var, onlarda da var. Onların seçimleri de hakça, adil ve serbest değil, bizimkiler de değil. Onların liderleri de bizim gibi görevlerini çeşitli ihlallerle sürdürüyorlar, biz de aynısını yapıyoruz. Aramızda bir fark yok. Böylece Rusya demokrasi değil sözünün doğru olmadığını ispata çalışıyor. Trump’la da buna daha yaklaşacaklar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu açıdan Trump’ın kazanması Putin’in de kazanması gibi oldu…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nitekim Kruşçev’in Amerika’da yaşayan kızı 2016 seçimleri sonrasında New York Times’a verdiği söyleşide “Putin bir Sovyet Rüyasını gerçekleştirdi” dedi. Putin’in hedefi kendi gibi birini ABD başkanı yapmaktı ve onu başardı. Bu Rusya’nın temel hedefiydi. O başarıldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Buradan Türkiye’ye gelebiliriz o zaman. Türkiye’de benzer bir durum söz konusu değil mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye Amerika’nın girmiş olduğu yola çok uzun süre önce girmiş ve o yolda devam etmekte olan bir ülke. 2010 Anayasa referandumundan bugüne adım adım buraya geldik. 2017’de bir melez rejime geçtik. Sultanizm. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sultanizmi yerleştirmek kökleştirmek bir daha demokrasiye geri dönmemek için gerekli adımları atma endişesiyle girişimler yapılıyor. Bugün Türkiye’nin temel sorunu, bu gidişi durdurulabilecek mi, yoksa durduramayacak mı? Türkiye, demokrasiye doğru yönelebilecek mi, yoksa otoriter rejimle devam mı edecek? O soruyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin temel sorusu veya tercihi bu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Cumhur İttifakı, Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olması için anayasayı değiştirmeye çalışacaklar. Beceremezlerse ne olacak onu hep beraber yaşayıp göreceğiz. Çünkü öngörülebilecek bir örnek yok önümüzde öyle bir dönemdeyiz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bu durumda muhalefetin önceliği ne olmalı sizce?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Olabildiğince kendisini seçmene iyi anlatabilecek bir çalışma sürecine girmesi gerekiyor benim görebildiğim kadarıyla. Bu parti başkanı ve yakınındakilerin günlük açıklamalarından çok, her mahallede etkili çalışan bir teşkilata sahip olmakla olur. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bunun bir örneğini İ. Doğan Subaşı’nın kitabı var; <em>Mahalle Deyip Geçme</em> diye orada görüyoruz. Beylikdüzü’nde neler yaptığını, nasıl yaptığını ve CHP oyunun&nbsp; yüzde 9-10 seviyesinden yüzde 30 küsura çıktığını, üçe-dörde katlandığını anlatıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yapılması gereken gidip her bir mahallede etkili bir şekilde mahalle düzeyinde güven sağlayacak ilişkileri kurabilmek. Yani muhalefetin üzerine bir suç <span style="color:red">atma</span>, iftira kara çalma yaklaşımı söz konusu olduğunda buna yanıt verecek kişilerin o mahallede olması lazım, parti başkanının çıkıp TV kanallarından konuşabilmesinin fazla bir etkinliği olmuyor. Zaten o kanalları Cumhur İttifakı seçmeninin birçoğu seyretmiyor; öbür kanallar da bu açıklamaları vermiyor. Sosyal medya da o kadar etkili değil Türkiye’de. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mahalle teşkilatlarının çok düzgün bir şekilde düzeltilip, en ufak yerleşim biriminde etkili çalışacak biçimde düzenlenmesi ve hazırlanması şart; bütün muhalefet için söylüyorum, bir parti için değil. Gidip mahallelerde kendilerini kabul ettirmeleri gerekiyor. Burada güvenilir insanlarla çalışmaları ve söylenenlerin yani kendilerinin düşman olmadığı, halkın fikirlerine, değerlerine aykırı bir şeyler yapma peşinde olmadıklarını anlatabilmeleri gerekiyor ki o konuda dezenformasyona varan yayınların etkilerini sınırlayabilsinler. Onun için esas önemli olan o geniş ve toplumun her yanına nüfuz eden teşkilatlanma ve seçimlerin güvenliğini ön plana getirmek de elzem. Kağıt pusula, parmaklara mürekkep, seçmen listelerinin etkili kontrolü vs. <span style="color:red">muhalefetin</span> bu konularda da dikkatli ve takipçi olması gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ne yazık ki, muhalefette süren adaylık tartışması olumlu değil. Hedef Sultanizme cumhurbaşkanı mı seçmek, Türkiye’yi demokrasiye götürecek bir başkan/lider mi seçmek? Bu arada önemli bir konu da Meclis’te olabildiği ölçüde çok sandalye kazanmak. Çünkü Meclis çoğunluğunu elde <span style="color:red">edebilirseniz,</span> ağırlıklı çoğunluğu, o zaman çok büyük bir etki sahibi olabiliyorsunuz; anayasayı değiştirebiliyorsunuz, Cumhurbaşkanı ve Bakanlarından hesap sorabiliyorsunuz, hatta suçlu bulu<span style="color:red">nurlarsa</span> azledilmelerini bile sağlayabiliyorsunuz. Onun için en önemli yapı hala Meclis’tir; O’nun kontrolünü kazanmak en önemli başarıdır.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>DEMOKRATLARIN HATALARI SEÇİMİ KAYBETTİRDİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump seçimi büyük farkla kazandı, önce burada başlayalım. Siz bunu bekliyor muydunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Anketlerde bıçaksırtı idi oysa. Yakın zamana kadar bazen Harris, bazen Trump önde gibi görünüyordu kamuoyu yoklamlarında ama seçim Trump’ın zaferiyle sonuçlandı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bunu neye bağlıyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ben bunu daha çok demokratların hatalarına bağlıyorum. Bunu şöyle açayım, 6 Ocak 2021’de seçilmiş başkana karşı o zamanki Başkan Trump’ın yüreklendirmesiyle bir ayaklanma oldu. Soruturma, ardından dava açıldı; aradan yaklaşık 4 yıl geçmesine rağmen bu dava sonuçlanmadı. Düşünün Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen isimleri, mesela Kevin McCarthy, Temsilciler Meclisi çoğunluk grubu lideri ve Mitch McConnell, Senato azınlık grubu lideri buna ayaklanma dediler o tarihte. Bir çok başka soruşturma ve dava da <span style="color:red">var </span>Trump hakkında, NewYork’ta görülen vergi kaçırma ile ilgili bir davada ise Jüri oybirliğiyle suçlu buldu Trump’ı, ama yargıç kararın açıklanmasını seçim sonrasına erteledi. Bu anlaşılmaz bir yavaşlıkla devam eden bir süreç oldu; böylece mücrim durumda olan bir Başkan adayı, suçu mahkemede juri kararıyla sabit bulunmuş olduğu halde, Başkan koltuğuna oturacak. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Davayı mahkeme sürdürüyor, demokratlar buna nasıl müdahale edebilir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">6 Ocak 2021 ayaklanması hakkındaki soruşturmayı yürütecek bağımsız özel savcıyı, Adalet Bakanlığı Ocak 2021’den 2022’nin Kasım ayına, eski Başkan Donald Trump 2024 seçimleri için adaylığını açıkladıktan üç gün sonra atayarak soruşturmayı başlattı, tam bir yıl on ay sonra. Bu Adalet Bakanlığı ve Biden kabinesindeki bakan Merrick Garland’ın tasarrufu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Peki davalar sonuçlansa ve suçlu bulunsaydı o zaman Trump’ın aday olma imkanı da ortadan kalkar mıydı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konuda ABD mevzuatına tam hakim değilim ama bu kadar kolay aday olabileceğini zannetmiyorum. Suçlu bulunup, ceza almış ve hapiste tutuklu olan birine kendi partisi de mesafe alırdı diye düşünenlerdenim. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump başkan seçildi, davalar şu an otomatik durduruluyor değil mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Görevde bulunan bir başkan hakkında yargılama yapamıyorsunuz bildiğim kadarıyla. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>KENDİSİNİ DİNLEYECEK BAKANLAR ATIYOR </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Gelelim Trump’ın atadığı bakanlara. Bunu nasıl okuyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump birinci döneminde yani 2016-2020 arasında nispeten Cumhuriyetçi Parti geleneğinden gelen kendi dallarında başarılı olmuş olan askerler, enerji sektöründe çalışan CEO’lar gibi şahsiyetleri bakan olarak kabinesine alarak çalıştı ve bu süreçte mutlu olmadı. Çünkü onlar Trump’ın her düşüncesine evet demediler. Onun uygulanması sorunlu olabilecek olan önerilerine direndiler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi Trump, geçmişte yaşadığı bu deneyimden hareketle genellikle kendisine direnemeyecek, kendisine hayran, kendisinin her dediğini yapacak isimleri tercih ediyor kabinesine ve danışmanları olarak. Seçilen birçok bakanın Trump’ın dışında savunabilecekleri fikirleri, kendi düşünceleri, fikirleri yok veya bunları kolayca değiştirebildikleri görülüyor. Bunun için Trump onları tercih ediyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu bize bir de şunu söylüyor; Trump ülkeyi tek başına yönetmek istiyor. Bakanlar var olacaklar ama siyasete, kararlara <span style="color:red">pek de etkileri</span> olmayacak. İstediği buymuş gibi duruyor şimdilik. Tabii 20 Ocak 2025’te yemin edip göreve başladığında tam olarak anlayacağız. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump bu tercihi bize tanıdık geliyor sanki…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Evet. Trump da, Putin’in Orban’ın yolundan gidiyor. Ki bu liderler arasında böyle bir iletişim var. Ki bu konuda yazılmış çeşitli raporlar, kitaplar var; otoriter rejim nasıl kurulur, nasıl yönetilir vs. diye. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bütün bu liderlerin hemen hemen hepsinin hareket noktası üç aşağı beş yukarı aynı. Bunun temelinde demokrasi karşıtlığı var. Ve demokrasiyi halkın çoğunluğu için zararlı görüyor, topluma uzak görüyor; daha doğrusu oynanan demokrasi oyununu varsıl ve güçlü bir üst sınıfın çıkarına, yoksul ve geniş bir seçmen kitlesinin aleyhine çalışan bir içerikte görüyor veya öyle takdim ediyor. Bunun dışında hukuk ve yargının kurumsal yapılarını, yasa ve kurallarını, normalarını kendilerine ayak bağı gibi <span style="color:red">görüyorlar</span>. Onları silip geçmek, üzerinden silindir gibi geçmek istiyorlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>VAATLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMESİ KOLAY OLMAYABİLİR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Peki Trump, vaat ettiği bazı kritik adımları atabilir mi? Mesela göçmenlerin geri gönderilmesi konusu. Bunu gerçekleştirmek kolay mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump 10 milyon civarı belgelenmemiş sığınmacının geri gönderileceğini söylüyor. Bunlar bir şekilde göçmen. Peki bunu gerçekleştirmek kolay mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konuda çalışan bilim insanlarının yazdıklarına, uzmanların açıklamalarına baktığımızda bunun yapılmasının pek de kolay olmadığını görüyoruz. <span style="color:red">Mesela</span> bunların bir kısmı ABD’ye çocukken gelmiş, şimdi 65-70 yaşında olan anneanne, babaanne, <span style="color:red">dede</span> olan, yıllarca vergi vermiş, çalışmış insanlar var. Bunları geri göndermek o kadar kolay olmaz. Kaldı ki, Cumhuriyetçi Parti’den de bazı siyasiler herkesin değil, sadece suça karışmış, ülkeye katkısı olmayan göçmenlerin geri gönderilmesini öneriyorlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sadece bu değil, mesela bazı şehirlerde örneğin Denver, Colarado’daki belediye başkanı, bize böyle bir taleple gelinirse, bizim kendilerine yardımımız olmayacak mealinde açıklama yaptı. Yani buna direneceğiz diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>İklim değişikliği bir başka konu tartışmalı olan…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim değişikliği konusunda Trump’ın katı ve karşıt tutumu malum. Washington Eyaleti Valisi, “biz 24 eyalet iklim değişikliği konusunda ciddi yatırım yaptık. Bunun getirisi de var, bunlara sahip çıkacağız. Federal hükümet ne karar alırsa alsın bunları ellettirmeyiz” diye medyaya bir açıklama yaptı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tahmin ediyorum başka konularda var. Bu açıdan Trump vaatlerini gerçekleştirmesi kolay olmayacak. Bazı konuların ülkede kutuplaşmayı daha da arttırma rizikosu var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Yani ülkenin içinde de potansiyel kriz var bu alanlarda…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Evet, iş uygulamaya girdiği anda neyle karşılaşacağını kestirebilmek bu kadar kolay değil bu alanlarda. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Nov 2024 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/turkiye-karsiti-bir-abd-yonetimi-ile-karsi-karsiyayiz-1732382629.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Bayramoğlu: Adım atma sırası Cumhurbaşkanı&#039;nda </title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ali-bayramoglu-adim-atma-sirasi-cumhurbaskaninda-8424</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ali-bayramoglu-adim-atma-sirasi-cumhurbaskaninda-8424</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bahçeli’nin Öcalan çıkışı ile başlayan süreci, Kürt sorununun yakından takip eden&nbsp;ve çatışma çözümleri alanında çalışan Ali Bayramoğlu ile konuştuk. Ali Bayramoğlu, Bahçeli’nin çıkışına Öcalan; “Koşullar oluşursa siyasete geçilmesi ve şiddetin bitmesi için üstüme düşeni yaparım bu güce sahibim” açıklaması yapmış. Şimdi sıra Cumhurbaşkanında. Öcalan’a önce umut hakkı mı tanınacak, yoksa bu çağrıyla eş zamanlı mı olacak göreceğiz.” dedi.</strong></span></span></span></p>

<p>***</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye 1 Ekim’den itibaren çok hızlı bir siyasi tartışmanın içine girdi. Ve Bahçeli herkesi şaşırtan bir çağrı yaptı. Nasıl okumalı kısa sürede olanları, bir çerçeve çizmek mümkün mü?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tam ne olduğunu bilmiyoruz sadece açıklamalar ve yaşananlarla ilgili duyumlarımız var. Biraz deneyimler, biraz sezgiler ve gözlemler ile anlamaya çalışıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir şeyler olduğunu sanırım önce Amberin Zaman’ın yazısıyla öğrendik. Amberin, devlet-Öcalan görüşmesi yapıldığı, Öcalan’ın Kandil’le temas ettirilerek silah bırakmayı önerdiğini, ama tam anlaşamadıklarını yazdı. Devamında da senin söylediğin gibi sonrasında gelişmeler oldu ve Bahçeli’nin çıkışı geldi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kimse beklemiyordu…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öyle…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Nasıl okumalı bu çağrıyı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bahçeli çağrısında üç şey söylüyordu; Öcalan örgütü lav etsin, buna karşılık Öcalan’ın tahliye umudu ışığı, imkanı olsun ve bununla ilgili bir düzenleme yapalım. Üçüncü söylediği de terör şiddet sayfası kapansın siyasi yol açılsındı. Bahçeli’nin bu çıkışının arkasından Cumhurbaşkanı da bunları tasdik eder tarz bir açıklama yaptı. Bu durum, Bahçeli’nin çıkışının iktidar-devlet bir çözüm projesinin uygulanmakta olduğunu akla getirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Öyle mi sizce?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öyle olduğu düşünüyorum.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:#000000">KONUYU ERDOĞAN’IN YENİDEN SEÇİLMESİNE İNDİRGEMEK DOĞRU OLMAZ</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki neden şimdi bu proje uygulamaya konuldu, gerekçe güvenlik mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu konuda çeşitli tartışmalar, iddialar var. Bunlardan en gerçekçi olanı devletin yeni stratejik ihtiyaçlarına uygun olarak güney sınırlarının ötesinde ve Türkiye’de silahtan arındırılmış bir Kürt hareketine kapı açmak. Bunu bir güvenlik stratejisi olarak ifade edenler var. Bende önemli ölçüde bu kanaatteyim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örgütün hem Türkiye’de hem de Irak ve Suriye bölgesinde silah bırakıp siyaset aşamasına geçmesi ve Türkiye’nin sağlamak istediği sınır ötesi kontrolün başka bir biçimi olarak okunabilir. Bunda Ortadoğu’daki denge değişiminin etkisi var elbette. İran’ın İsrail karşısında geri plana itilmesi, Barzani PKK ayrışması, Türkiye İran meselesi, Hizbullah ve İran’ın kendisine yeni alanlar aramak zorunda kalacak olması, PKK’nın bu koşullardan istifade imkanı gibi bir dizi belirsiz duruma karşı alınan karşı tedbir olarak okunabilir Türkiye’nin bu hamlesi. Özetle bu kadar otoriter iktidarın, Türkiye’de Kürt sorununu boğmuş, Kürt taleplerini adeta yer altına itmiş bir siyasi iktidarın böyle bir dönemde böyle bir hamle yapmasının nedenini önce güvenlik ihtiyaçları ve Türkiye’nin stratejileri değerlendirmekte fayda var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu hamle iktidarın işine nasıl yarar?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu tartışma bağlamında iktidarın sürece fayda amaçlı baktığı ve yeni bir anayasanın hazırlanmasına DEM Parti milletvekilleri yardımcı olmasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesini hedeflediği gibi iddialar oldu. Ben buna katılmıyorum, konuyu bu açıdan değerlendirmek çok doğru olmaz. Bunlar elbette devrede olabilir. Ama iktidar ve devletin böyle bir küçük iç fayda varsayımıyla böyle bir süreci başlattığını düşünmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Şunu unutmayalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Neyi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İktidar sadece iki partiden oluşmuyor, büyük bir ittifaka dayanıyor. İçinde devlet var, ulusalcılar var, milliyetçiler var, muhafazakârlar var. Yani ortak aklın ürettiği bir adımla karşı karşıyayız.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki süreç bundan sonra nasıl ilerler?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Birden çok çatışma çözümü modeli var. Bunların en bilineni bizde de kısmen gerçekleşmiş olan açık müzakere. Yani taraflar arasında konuşulması, taleplerin dile getirilmesi, alışveriş ve etkileşim sonucunda bir anlaşmaya varılması,&nbsp; bu çerçevede silahların bırakılması, toplumsal entegrasyon ve bazı taleplerin karşılanması, hakların verilmesiyle devam eder.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Şu an başlayan süreçte bu yöntem mi uygulanıyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sanmıyorum. Bizim ki de bir çatışma çözümü hamlesi, ancak daha çok tek yönlü, devletin kontrolü altında, silah bıraktırmayı hedef alan bir çatışma çözümü girişimi. Dizayn olarak da baktığımız devletin bu süreçte Öcalan’ı tercih ettiğini ve örgütü dışarıda bıraktığını görüyoruz. Öcalan’ın örgüt üzerinde hala etkili olduğunu varsayarak onu silah bırakma çağrısını yapmaya çağırıyor. Bunu da siyasi olarak DEM Parti üzerinden yapmasını istiyor. Örgütle teması tümüyle dışlıyor.</span></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">ÖRGÜT YALNIZLAŞTIRILMAK İSTENİYOR&nbsp;</span></span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu örgütü yalnızlaştırmaya dönük bir hamle olarak okunabilir mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öyle sanki. O yönde bir hamle olduğunu tahmin ediyoruz. Ama bu ne kadar başarılı olur bunu zaman gösterecek. Uzunca süredir Öcalan’a uygulanan tecrit kalktı ve ailesinden bir DEM Milletvekili kendisi ile görüştü. Öcalan, Ömer Öcalan’a yaptığı bir açıklamada “koşullar oluşursa siyasete geçilmesi ve şiddetin bitmesi için üstüme düşeni yaparım bu güce sahibim” açıklaması yapmış. Şimdi sıra Cumhurbaşkanında. Öcalan’a önce umut hakkı mı tanınacak, yoksa bu çağrıyla eş zamanlı mı olacak göreceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Böyle bir çağrıya örgütün tepkisi ne olur? Bazı isimlerin açıklaması bu konuda soru işaretleri olduğunu söylüyor…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bahçeli’nin çağrısından bir gün sonra Ankara’da bir terör saldırısı oldu. PKK bunu üstlendi. Ancak süreçle ilgisi yok önceden planlanmıştı açıklamasıyla. Buna rağmen ben PKK’nın, “biz aynı zamanda savaştayız” mesajıyla bir güç gösterisi yaptığını düşünüyorum. Yine geçtiğimiz günlerde Murat Karayılan’ın Türkiye’ de yasaklı olan bir gazetede uzun bir söyleşisi çıktı. O söyleşide özetle, “süreci tabi destekleriz diyerek olumlu cevap varken aynı zamanda devletin tuzağına da düşmeyiz” diyor. Benim okuduğum kadarıyla hem kapıları kapamıyor hem de bir direncin varlığı da seziliyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Şimdi hangi aşamadayız?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Cumhurbaşkanı yol verdiği andan itibaren Öcalan’ın Kürt hareketine ne oranda etkili olduğunu göreceğiz. Ama burada bu sürecin işlemesinin kritik bir koşulu var.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">KÜRT SİYASİ HAREKETİNE NE VAAT EDİLDİĞİ ÖNEMLİ&nbsp;</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Nedir o?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Devletin Kürt hareketine siyasi alanda vaat edecekleri. İki tür vaat olabilir. Bir tanesi bazı hakların verilmesi şeklinde bir vaat olabilir. Bu modelde bunun yasal düzenlemelerle hemen gerçekleşeceğini sanmıyorum. Çünkü o zaman devletin en istemediği şey olan, pazarlık görüntüsü ortaya çıkar ki. Ama bir söz ve takvim verebilir. Kürtler bunu ilan edilmeden, kabul edebilirler. İkincisi biraz daha muğlak olanı yani siyasetin yolunun açılması kararı verilebilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ne demek siyasetin yolunun açılması?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu silahın bırakılması ve Kürt hareketinin tümüyle siyasi aktörler üzerinden varlığını sürdürmesi demek. Ama bunun bazı gerekleri var. Bunlardan biri Kandil’dekilerin hakkı hukuku ve toplumsal entegrasyonu sorunu. İkincisi DEM gibi bir siyasi parti bunu taşıyacaksa siyaseten ve demokratik olarak önünün açık olması gerekir. Yani üzerindeki baskılar, tutukluluk durumları, DEM’in söyleyemediği sözler konusunda siyaseten önünün açılması demek. Her şey yolunda giderse, işin en dikenli faslı burası olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>DEM Parti’nin siyaseten önünün açılması, Türkiye’de belli ölçüde demokratikleşmesi demek olmaz mı, yani demokratikleşmeyi zorunlu kılmaz mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ben de onu söylüyorum. Süreç devlet kontrolünde bir mekanizma olarak ilerlese de bir yerden sonra Kürtlere imkan ve alan tanımak zorunda. Haklısınız bu bir noktadan sonra böyle bir adımı zorunlu kılıyor. Bu alan tanındıktan itibaren hem Kürt hareketi içinde hem Kürt hareketi ile devlet arasında bir dizi dengenin de yeniden öne çıkacağının ve masada olacağını dikkate almamız gerekir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">AMACI NE OLURSA OLSUN ÇIKIŞ DEĞERLİ&nbsp;</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Şimdi soru şu; bu iktidar bloğu ile bu mümkün mü?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Son çıkış bence son derece önemli. 9 yıl sonra koşullar ne olursa olsun, niyet ne olursa olsun böyle bir çıkış bence değerli. Şunu unutmayalım Kürt sorunu Türkiye’nin önündeki en önemli meseledir. Türk demokrasisinin önünü tıkayan en önemli mesele. Bırakın Kürtlerin meselesi olmayı herkesin tek tek meselesi. Bütün antidemokratik düzenlemelerin ana gerekçesi, milliyetçiliğin ana besleyeni. Bunun ortadan kalkması kolay olmamakla birlikte ortadan kalkma yoluna girmesi Türkiye’nin yolunu açacaktır. Buna hiç şüphe yok. Bakın bu çıkışın etkilerini CHP’de görmeye başladık.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Nasıl yani?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">CHP bir süredir, hatta Kılıçdaroğlu döneminden bu yana Kürtlerin yaşadığı zorluklara karşı onların yanında durmaya çalışıyor. Fakat bu duruş, zaman zaman biraz sembolik hal alıyordu. Yani cezaevi ziyaretleri, bölge ziyaretleriyle sınırlı. Bunlar önemli ve değerli ama aynı CHP’nin Kürt sorunu konusunda 22 soru başlıklı metin dışında bir pozisyon metni, politika önerisi yok. CHP’ye göre, Kürt sorunu var mı? Var. Peki çözüm için bir yol haritası, yeni bir toplumsal sözleşme önerisi var mı? Yok. Ya da Özel’in son konuşmasında ifade ettiği, Türkiye nasıl Kürtlerin de ülkesi olacak? Bununla ilgili hiçbir ipucu yok. Bunun nedenleri olabilir. Parti üstünde kuvvetli bir milliyetçi baskı olduğu için olabilir. Bu kesimi küstürmemek için olabilir. Ama devletin attığı adımla CHP’nin üzerinde bu yük kalkmıştır. Artık daha cesur olabilir CHP. Dolayısıyla bu tür süreçler, bu tür bir demokratik, özgürlükçü iklimin yeşermesini sağlayabilir. Hele Bahçeli gibi bu işin en uç, radikal kısmını temsil eden bir kişi tarafından bir çıkış yapılmışsa tüm partiler bu konuda daha rahat ve özgürlükçü olabilirler.&nbsp; Ama hemen şu şerhi düşeyim; Osmanlı-Türk topraklarında ne olacağı belli olmaz. Koşan atlar bir anda durur ya da bir anda duran atlar hızla koşmaya başlayabilir. Temkinli bir şekilde izlemek desteklemek ve analiz etmek gerekir diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜ AÇILABİLİR&nbsp;</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ben biraz önce sorduğum demokratikleşme konusuna yeniden dönmek istiyorum. Bugünkü siyasi iklimde siyaset, ülke nasıl demokratikleşebilir?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Zor soru, elbette tam olarak bilmiyoruz. Ama yukarıda da ifade ettim, bu sorun konusunda en radikal çıkış yapıldı. Burada elde edilecek kazanımlar, demokratikleşmenin de yolunu açabilir.&nbsp; Sonuçta şiddetin bitmesi, siyasetin önünün açılması demek. Kürt siyasi hareketinin silah gölgesinden kurtulması onları da daha özgür kılacaktır. Demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülebilir mi? Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşebilir mi? Düğüm bu. Pek çok ülkede, zamanında Güney Afrika’da olduğu gibi, açılımlar otoriter rejimlerle başlayıp, onları değiştirebilir.&nbsp; Türkiye’nin önünü tıkayan bu sorunun çözülmesi Türkiye’nin demokratikleşmesi demek. Bunun olabilmesi için de Türkiye’nin bir miktar demokratikleşmesi lazım ki, çözüm istikametinde ilerlensin ve asıl paradoks bu. Bu paradoks bu iktidarla nasıl aşılır hep beraber göreceğiz ama biz şu an başlangıcı analiz e diyoruz ve başlangıcı alkışlıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Gelelim örgüte. Artık büyük ölçüde Suriye’nin kuzeyindeler ve otonom bir yapıları var. Öcalan’ın çağrısı bu otonom yapıyı lağvetmeleri mi demek? Bunu yaparlar mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir kere örgüt silahlı ve kendince bir bedel ödemiş. Ve Suriye’nin kuzeyinde Rojova’da YPG-PKK ikilisi son derece kuvvetli. Ki bu güçlenme hali, birinci çözüm sürecinin bitiş nedeniydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Burası, Kürtlere bir gelecek umudu, belki bir devlet umudu, özgür alan umudu verdiği oranda Türkiye’yi de endişelendirmiş ve süreç bitmişti. Şimdi o alanı kontrol eden bir örgüt, burayı bırakmayı kabul eder mi? Silahları bırakarak, Türkiye’nin kendisine vereceği bir vaatle, bir sözle o bölgede özerk olabileceği Esat’la Erdoğan arasında sözlerle ayakta durabileceğini düşünür mü? Daha fazla garanti istemez mi? gibi sorular var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Onun dışında örgütün bizzat kendisi, makinesi var, dağ kadroları var vs. Bütün bunları içine alan bir hamle yapılmadan örgüt, Öcalan’dan da gelse içinde olmadığı, parçası olmadığı böyle bir çağrıya açıkçası mesafeli durur diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">DEMİRTAŞ SİYASETEN ŞEYTANLAŞTIRILDI&nbsp;</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bütün bu denklemde Demirtaş nerede duruyor?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Demirtaş kim ne derse desin Kürt siyasi hareketi içinde önemli bir aktör. Şu an hapishanede ve başka türlü bir liderlik yapıyor. O uzunca bir zamandır silahın bırakılması, siyasetin başlamasının çok önemli olduğunu söylüyor, hatta liderliğini de yapıyor. Bahçeli’nin çağrısı Demirtaş’ı dışlasa da bu gerçeği kabul etmek gerek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama devlet tarafından dışlanıyor bu da bir gerçek. Bunun birçok açıklaması olabilir devlet, iktidar açısından. İlki, Demirtaş’ın özellikle çözüm sürecinin bitmesinden sonra Türkiye’de şeytanlaştırılan birkaç aktörden biri olduğunu görmek gerekir. Bu şeytanlaştırma iktidarın ideolojik tarihi açıklaması etrafında da bir yere oturan bir kurguya dayanıyor. &nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kürtlerin 2014’te Türkiye’de ayaklanması, bunun temel aktörünün Demirtaş olduğu, asayiş politikalarının da bu nedenle hayata geçirildiği iktidarın iddiası ve otoriterliği doğrulaması. Demirtaş’a mesafeli bakmalarının ilk nedeni muhtemelen budur. İkincisi devlet süreci Öcalan merkezli bir hamle üstünden yürütmek istiyor. Ayrıca CHP-Edirne ilişkileri CHP-Demirtaş ilişkilerin ide dikkate almış olabilirler. Demirtaş tam kontrol altında değil. Kamuoyuna çok rahat açıklama yapabiliyor. Bunu da gözetmişlerdir muhtemelen.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Son olarak Türkiye içerdeki Kürtlerden çok özellikle Suriye’deki otonom bölgeyi, yapıyı kendisi için risk gördüğü için ve sınırı güvene almak için bu adımı atıyor gibi. Türkiye Kürt sorunu çözse diğer Kürtler için de bir çekim merkezi olmaz mı? Neden illa güvenlikçi bakış, onlardan kaygı duyan bir bakış hakim devlet ve iktidarda?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İstikamete bağlı olarak değişir bu durum. Çatışma iklimi devam edecekse, Türkiye’de baskılar devam edecekse, Türkiye’deki Kürtler bazı taleplerine yönelik hakları istedikleri gibi elde edemezlerse, çatışmalar ve baskı sürerse o zaman dışarda Kürt hareketi devam eder. PKK olarak ya da başka adla. Türkiye’de şu anda çatışma modeli içinde olduğu için dışarıdaki her oluşumu tehdit olarak görüyor doğal olarak. Ama doğru olan bu değil.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">HEDEF KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ OLMALI&nbsp;</span></span></strong></span></h2>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Nedir doğru olan?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Doğru olan Türkiye içinde bu sorunun gerçek anlamında çözülmesi. Özel’in söylediği gibi yeni bir toplumsal sözleşme yapmak ve Türkiye’nin huzura kavuşması. Bu sadece Kürtlerin değil herkesin sorununun çözülmesi demek olur. O zaman Türkiye dışardaki Kürtler için de başkaları içinde çekim merkezi olur ve güçlü olur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Böyle olduğu zaman Türkiye dışardaki Kürtler için demokratik bir hami ilişkisi kurabilir. Bu en doğru modeldir. Bu da ancak demokratik bir bakışla, uzun vadede çözümle, barışla mümkün olan bir şey.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin demokrasiden, demokratikleşmeden başka bir panzehiri yoktur. Kolay mıdır, değildir ama bu istikamete yönelik bir bakışla çok şey çözülebilir diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Burada şu tartışmaya girmek istemiyorum; Türkiye demokratikleşirse Kürt sorunu çözülür. Pekala tersi de olabilir. Yani Kürt sorununun çözümü ülkede demokratikleşmenin yolunu da açabilir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Oct 2024 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/ali-bayramoglu-adim-atma-sirasi-cumhurbaskaninda-1730015722.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Demet Lüküslü: Gençlerde hayal kırıklığı ve özgüven eksikliğine dikkat</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/prof-dr-demet-lukuslu-genclerde-hayal-kirikligi-ve-ozguven-eksikligine-dikkat-8259</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/prof-dr-demet-lukuslu-genclerde-hayal-kirikligi-ve-ozguven-eksikligine-dikkat-8259</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Akademik hayatının büyük kısmını gençlik üzerine yapan Prof Dr. Demet Lüküslü ile son dönemde merkezinde gençlerin olduğu tartışmaları konuştuk. Lüküslü, gençlerin gündelik hayatta yaşadıkları nedeniyle hayal kırıklı ve özgüven kaybı yaşadıklarını ifade ederek, “dünyanın, yaşadığı toplumun ve kendisinin geleceği konusunda kaygıları olan bir gençlik ile karşı karşıyayız” diyor.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Son dönemde gençler ve gençlerin içinde olduğu şiddet gündemde. Bu bir tesadüf mü, yoksa konjonktürel bir durum mu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ben izninizle konuya biraz daha geniş açıdan bakmayı önereceğim ve son yaşadığımız olayları da genel gençlik sorunlarının farklı tezahürleri olarak görmenin daha anlamlı olduğunu savunacağım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sebeple biraz uzun bir yanıt olacak sanırım. Aslında gençlerin bir tehdit olarak algılanması, tehlikeli bir kategori olarak görülmesinin tarihçesi oldukça eski. Bir yandan modern ulus devletler ideal bir gençlik yaratmaya çabalarken bu ideal gençlik tanımına uymayan gençleri tehdit olarak görüp tehlikeli bir kitle olarak tanımladılar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yüzden de gençlerin başının boş bırakılmaması gerektiği yoksa tehlike arz edebilecekleri düşüncesi de bunun yaşandığı örneklerin geçmişi de var. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan gençlik sosyolojisi alanında da suç ve sapkınlık konusu hep bir başat konu oldu. Uzun lafın kısası gençler ve şiddet, suç, ya da tehlikeli gençler tartışmaları yeni değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki bugünün farkı ne?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak bugün gençlerin karşı karşıya kaldığı durum gençlik tarihi açısından da baktığımızda yeni bir duruma işaret ediyor. Çoklu krizler çağı olarak adlandırılan pek çok belirsizlikle beraber yaşamak zorunda olunan günümüzde gençler, modern tarih içinde ilk defa kendilerinin ve dünyanın bir geleceği olup olmadığını, ebeveynlerinden daha iyi bir yaşam sürüp süremeyeceklerini sorguluyorlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Küresel iklim krizi, ekonomik kriz, siyasal krizler ve Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, Gazze’de olanlar ve Filistin halkının yaşadıkları gibi konuları üst üste koyunca olağanüstü bir süreçten geçmekte olduğumuzu söyleyebiliriz. Pek çok kişi buna benzer olağanüstü durumların hep yaşandığını düşünebilir ama bu olaylar yaşanırken hissedilen büyük hayal kırıklığı ilk defa yaşanmasa bile gençlerin kendi hayatlarını ve dünyayı değiştirme gücünü kendilerinde bulamamaları ve bu açıdan da özgüven kaybı içinde olması yeni diyebiliriz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Örneğin, 1960’lı yıllarda gençleri düşünürsek İkinci Dünya Savaşı ardından Soğuk Savaş ortamında yaşayan gençlerin de yaşananlardan dolayı hayal kırıklıkları vardı ancak aynı zamanda toplumu değiştirme gücünü kendilerinde hissediyorlar, kendilerinin de toplumda söz sahibi olduklarını hissedebiliyorlardı. Bugün ise gençler ne kendi geleceklerini ne de ülkelerinin ya da dünyanın geleceğini etkileyemeyeceklerini düşünüyor, kendilerini çok güçsüz ve değersiz hissediyorlar. Tabii bu açıdan 1960’lı yıllardan bugüne eğitimi/diplomalı sayısının artmış olduğunu, eğitimin eskiden olduğu gibi iyi bir gelecek vaat etmediğini, iş bulabilmenin zorlaştığını, bulunan işlerin güvencesiz işler olduğunu, günümüzde çalışma hayatının prekar bir hal aldığını belirtmeden bu özgüven kaybını anlayamayız.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">YABANCILAR GÜNAH KEÇİSİ İLAN EDİLİYOR</span></span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>O zaman karşımızda çok boyutlu bir sorun var…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün gençlerin bu hayal kırıklığını ve özgüven kaybını nereye kanalize edeceği önemli bir tartışma konusu. Son dönemlerde Avrupa’da son seçimlerle daha da görünür hale gelen aşırı sağın yükselişi ile gençler arasındaki ilişki önemli bir konu olarak tartışılıyor, araştırmacılar tarafından araştırılıyor. Tüm bu yaşananların sorumlusu olarak “ülkedeki yabancıların” gösterilmesi ve adeta günah keçisi olarak seçilmesi en azından bazı gençler tarafından benimseniyor, popülerleşiyor olduğunu gözlemliyoruz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Tam da bu sebeplerle Türkiye’de olup bitenleri anlamaya çalışırken daha geniş bir perspektiften bakmanın ve hem küresel ölçekte hem de Türkiye’de neler olup bittiğini anlamaya çalışmanın daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de ek olarak ise sınıfsal eşitsizliklerin giderek artması, gençleri destekleyici gençlik politikalarının olmaması, gençleri hor görmeye meyilli bir kültürel ortam olması, siyasal alanda gençlerin kendilerini ifade edebilmelerinin ve yer almalarının zor olması gibi sebeplerle genç olmanın zorluklarının daha da katmerlendiğini belirtebiliriz sanırım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayrıca Türkiye’de gençler arasında ülkede bir şeylerin değişebileceğine dair inancın çok düşük olması, siyasal partilere ve siyasetçilere güvenin düşük olması gibi sebeplerle de gençlerin geleceğe umutla bakması zorlaşıyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ÇOKLU KRİZ ÇAĞINDAYIZ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu durumda yaşadıklarımız bir dışavurum mu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün küresel anlamda çoklu krizler ortamında gençliğini yaşayan ve dünyanın, yaşadığı toplumun ve kendisinin geleceği konusunda kaygıları olan bir gençlik ile karşı karşıyayız. Bu sorunlar ve kaygılarla baş etmeye çalışırken ise çoğunlukla tek başına hissettiği, başarısız hissettiği ve bu başarısızlığın kendi başarısızlığı olduğunun sürekli vurgulandığı toplumlarda yaşıyorlar. Üstelik kendilerinden çok daha imtiyazlı, şatafatlı, “başarı” olarak sunulan hayatları da sosyal medyadan sürekli olarak izliyor, kendi hayatları ile imtiyazlı olanların hayatları arasındaki uçurumu daha net olarak görüyorlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaşanılan hayal kırıklığı, özgüven eksikliği öfke ile birleşiyor. Bugün tartışmamız gereken asıl konu bu hayal kırıklığı ve öfkenin nereye kanalize edileceği konusu. Pek tabii ki farklı gençlikler var ve hepsi de tek bir şekilde bu hayal kırıklığını ve öfkeyi yaşamıyor ve yönlendirmiyorlar. Ben son 1 yılda iki farklı konu üzerine araştırma yaptım biliyorsunuz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Paylaşır mısınız onlar lütfen…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunlardan bir tanesi İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi’nde yaptığımız genç intiharları araştırması idi. Diğeri ise Mercator İstanbul Politikalar Merkezi araştırma bursu ile yaptığım genç yetişkinlerin yurtdışına göçü idi. Her ikisi de aslında yaşanılan hayal kırıklığının ve umutsuzluğun farklı şekillerde dışavurumu olarak okunabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Açabilir miyiz biraz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Genç intiharları üzerine yaptığımız araştırmada gençlerin ruh sağlığı konusunun genel bir gençlerin iyi olma hali başlığı altında ele alınmasının önemine ve son dönemlerde yükselişte olduğunu resmi istatistiklerde de gördüğümüz genç intiharlarına dikkat çekmeye çalıştık. Araştırma raporunu ve oluşturduğumuz politika önerilerini ilgilenenler İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi’nin web sitesinden ulaşabilirler. TÜİK intihar istatistiklerinden yola çıkarak genç intiharlarındaki artışı gösterirken, kamuoyunda son dönemde çok tartışılan genç intihar vakaları üzerinden intiharların sebeplerini anlamaya çalıştık. Araştırmada intiharın asla bireysel bir mesele olmadığını ve bireyin ruh sağlığı sorunlarına indirgenemeyeceğinden yola çıkıldı. Bu sebeple de konunun sadece psikologlar ya da psikiyatristler tarafından değil, aynı zamanda sosyologlar ve siyaset bilimciler tarafından da araştırılması ve tartışılması gerektiğini savunuyoruz. Araştırma bize çoklu krizler çağında Türkiye’de genç ve genç yetişkin olmanın çeşitli zorlukları olduğunu ve bu zorlukların çoğunlukla iç içe geçmiş ve katmerlenmiş olduğunu gösteriyor. Ekonomik zorluklar ve geleceksizlik; gençlerin ve genç yetişkinlerin üstlerinde ağır bir yük olarak hissettikleri sosyal baskılar ve kendini bir özne olarak var edememek, genç ve genç yetişkinleri çok ağır bir şekilde etkileyen sorunlar olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim Mercator İstanbul Politikalar Merkezi bünyesinde yaptığım diğer bireysel araştırmada ise gençlerin yurtdışında yaşama arzusunu çalıştım. Konuyu Türkiye’den göç etmeyi planlayanlar ve son dönemde Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş gençler ve genç yetişkinlerle görüşmeler yaparak çalıştım. Bu araştırma da Türkiye’de bir gelecek hayal etmenin zorlaştığını ve gençlik anketlerinde karşımıza çıkan yurtdışında yaşama arzusunun bu kadar yüksek olmasının arkasında aslında sorunlarını çözmüş bir ülkede yaşama arzusu olduğunu görüyorum.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ŞİDDET GÜÇLÜ OLMA GÖSTERGESİ OLUYOR&nbsp;</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sizce tartıştığımız gençlerin temel sorunları neler?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Tabii benim bu son yaşanılan iki olay üzerine çok da ayrıntılı bir bilgiye sahip olmadığım için konuşmam çok doğru olmaz. Ayrıca bu tür konularda yorumlar alırken farklı disiplinlerden uzmanların fikrinin alınması çok önemli. Ancak bir sosyolog olarak yaşanan bu kahredici şiddet olaylarının fail olan gençlerin sadece bireysel sorunlara sahip olan, psikolojik sorunlar yaşayan gençler olarak tartışılması değil de yaşadıkları sorunların sosyal boyutuna, yaşadığımız toplumsal sorunlarla olan ilişkisine ve içinde yaşanılan iklimin buna imkan verdiğine dikkat çekmek sorunlara çözüm bulmaya bizi yönelteceği için daha anlamlı olacaktır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Gençlik sosyolojisi alanında yapılan bazı çalışmaların ışığında öfkenin şiddet ile dışa vurulduğu erkeklik üzerinden güç gösterisi yapıldığı örnekler için sanırım şunu söyleyebiliriz: Gençlerin eşitsizlikleri ağır bir şekilde yaşadığı ve kendisini değersiz hissettiği bir dünyada erkeklik ve şiddet kendilerini “güçlü” hissetmelerini sağlayan bir araç halini alıyor. Ve maalesef son örneklerde gördüğümüz gibi amaç sadece güç kazanmak değil aynı zamanda görünmek ve de yaptıkları şiddet eylemleri ile kendini görünür olmak ün/şan kazanmak da olabiliyor. Bu eylemlerin adeta bir performans şeklinde sokağa taşınması bunu akla getiriyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yine konuştuğumuz konulardan birisi de “incel”ler konusu. Türkiye’de böyle bir grup, böyle bir topluluk var mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu konu epey süredir Avrupa’da tartışılıyor ve konu üzerine çalışma yapan isimler var. Konu öyle bir konu ki gençlik araştırmaları, erkeklik çalışmaları ve sosyal medya üzerinden etkileşimde kalındığı ve örgütlendiği için iletişim alanını harmanlayarak anlayabilir ve çalışabilirsiniz. Türkiye’deki inceller üzerine çalışan ve konu hakkında uzman olan ve yorumlar yapmaları benim yapmamdan çok daha anlamlı olacak kişiler var. Ancak daha önce yaptığımız yorumlar eşliğinde hayal kırıklıklarının sebebini kadınlarda gören, kendilerini mağdur hisseden ve tüm öfkelerini kadınlara yöneltmiş olan, her şeyin suçunu kadınlarda (özellikle de feminist kadınlarda) gören erkeklerden bahsettiğimizi söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sebeple de ahlaki paniklere kapılmak ya da bazı grupları şeytanlaştırarak onlarla mücadele etmeyi seçmek yerine, içinde yaşanılan eşitsizlikleri gidermek, gençlere kendilerinin de bir parçası olabilecekleri ve değişimi gerçekleştirebilecekleri alternatifler sunmak, gençlik politikaları ile gençleri güçlendirmek, bir gelecekleri olduğunu ve geleceğin bugünden daha iyi olabileceğine dair umut verici, gençlerin hayatına dokunan katkılar sunmanın çözüm için daha anlamlı katkılar sunacağını düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir de tabii bu grupların günah keçisi olarak seçtikleri gruplara karşı da duyarlı olmak çok önemli. Tam da bu sebeple hedef alınan genç kadınlara ve diğer gruplara ne yanlış ne de yalnız olduklarını hatırlatmak ve onlara karşı yapılan her türlü saldırıya karşı koşulsuz bir şekilde karşı çıkılan bir kamuoyu ve iklim oluşturmak çok önemli.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>BASKI AZALTILMALI&nbsp;</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bütün bu tablo karşısında ailelere ve okullara düşen sorumluluk neler?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Yanıt vermesi zor bir soru… Ancak tabii aile de okullar da gençlerin hayatlarında çok önemli kurumlar ve bu sebeple de gençlerin esenliği söz konusu olduğunda başat rol oynayabiliyorlar. Ailelerin ve okulların yaşanan dönemin ve bu çağda genç olmanın zorluklarını anlaması ve ona göre hareket etmesi ve gençlerin üzerindeki baskıyı elden geldiğince azaltması çok önemli. Hayatta başarı deyince tek bir kıstas olmadığını, farklı başarı kıstasları olduğunu göstermenin, farklı başarı öyküleri ve bu başarı öykülerinin de kendi içinde nasıl düşüşler ve başarısızlıklar yaşadığını gençlerle buluşturmanın da önemli olduğunu düşünüyorum. Benzer şekilde günah keçisi olarak gösterilen gruplara dair bir farkındalık yaratılması ve de onların düşman olarak görülmesini önleyici buluşmalar yaratmak da çok değerli. Ayrıca rekabete dayalı bakış açısından biraz olsun çıkabilir dayanışma eksenli bir bakış açısını öne çıkarabilirsek&nbsp; rekabetin kazananları ve kaybedenleri bakış açısından da bir adım da olsa çıkabiliriz. Böylece kazanan ve kaybedenlerin olduğu değil, herkesin kazanabildiği, dayanışarak herkesin kendisine yarar sağladığı bir sistem oluşturmak da mümkün olabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>DAYANIŞMA VE ÖRGÜTLENMEYE İHTİYAÇ VAR&nbsp;</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki ya bizatihi kamuya?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Genç intiharları üzerine çalışırken eleştirel intihar araştırmaları bize ilham vermişti. Bu literatür bize sorunların varlığından çok, sorunları çözüp çözemediğiniz, sorunları çözme becerisinin önemine dikkat çekiyor. Bu önemli psikolojik araştırmalar, intiharların arkasında yatan en önemli sebebin sorunların çözümüne dair umutsuzluk ve çaresizlik olduğunun altını çiziyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Gençler bugün tek başlarına çözemeyecekleri devasa sorunlarla karşı karşıyalar. Bu sorunlara çözüm üretmek ise kesinlikle sadece onların sorunu değil, pek tabii ki toplumsal bir meseledir, öyle olmalıdır. Dolayısıyla bu tür toplumsal sorunların varlığından çok, bunların çözümü için neler önerdiğimiz, var olan sisteme nasıl alternatifler oluşturduğumuz önem kazanıyor. Raporu şu cümlelerle bitirmiştik ve de burada da tekrarlamak isterim:&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">“Hiç şüphesiz gençlerin yaşadıkları sorunların çözümü sadece bireylerin (gençler ve genç yetişkinlerin) omuzlarına yüklenecek ve onların bireysel olarak çözmelerinin bekleneceği konular değil. Yapılması gereken; alternatifler sunmak, gündelik hayata dokunan, bireylerin varoluş koşullarını iyileştirmeyi hedefleyen ve gençlerle birlikte üretilen bir gündelik hayat siyasetinin önünü açmaktır. Gençlerin esenliğini sağlamak ve güçlendirmek ve zorluklarla baş etme becerilerini geliştirmek için dayanışma ve örgütlenme mekanizmalarına olan ihtiyaç her zamankinden çok daha fazladır.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Oct 2024 07:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/prof-dr-demet-lukuslu-genclerde-hayal-kirikligi-ve-ozguven-eksikligine-dikkat-1729371279.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peyk iftiharla sunar: Hamiyet Müzikali</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/peyk-iftiharla-sunar-hamiyet-muzikali-8105</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/peyk-iftiharla-sunar-hamiyet-muzikali-8105</guid>
                <description><![CDATA[2024 yılında hala yaşamakta olduğumuz şiddet kaosunda, iktidar ve muhalefetteki politik çalkantılar içinde, ülkeye ve dünyaya dair her alanda kırıklıkların, yılgınlıkların ve umutsuzluğun zirve yaptığı bir dönemde, toplumsal hafızamıza kazınacak usul usul büyüyen görkemli bir hikayeye tanık olduk: HAMİYET ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px"><strong><span style="color:#000000">Hamiyet Müzikali; Türkiye’nin köklü gruplarından Peyk müzik grubunun ilk müzikali. Grubun solisti İrfan Alış’ın çocukluğunda yer etmiş, aile dostları Hamiyet'in sıra dışı hikayesini 80’lerdeki bir işçi mahallesinden günümüze taşıyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px"><strong>* Bu söyleşi ilk olarak 13.10.2024 tarihinde yayımlandı. İrfan Alış'ın bugün kaybını derin bir üzüntüyle karşıladık. Söyleşiyi tekrar yayımlıyoruz.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği müzikalin senaryosu Deniz Madanoğlu imzalı. Aslı İnandık’ın Hamiyet karakterini canlandırdığı müzikalde ayrıca Sermet Yeşil, Esra Kızıldoğan, Sabahattin Yakut, Ezgi Çelik, Uygar Özçelik, Bilgesu Kural ve Cansu Bahadır rol alıyor. Müzikal boyunca Peyk de şarkılarıyla sahnede oyunculara eşlik ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Prömiyerini geçtiğimiz yıl <a href="https://tiyatro.iksv.org/tr/yirmiyedinci-istanbul-tiyatro-festivali-2023/hamiyet">27. İstanbul Tiyatro Festivali</a>&nbsp;kapsamında İstanbul’da yapan “Hamiyet” müzikali, bir seneden az sürede Haziran’da İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’ndaydı.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000">Hamiyet: Kulaklarımla gördüm, gözlerimle duydum</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Hamiyet Müzikali’nden ilk kez hakkında yazılan yazılar sayesinde haberdar oldum. Zaten Peyk dinlemeyi seven biri olduğum için daha da dikkatimi çekti.&nbsp;Şubat’ta MEB Şura salonunda izlediğim Hamiyet beni hem sarstı hem de satır aralarıyla yıllar içinde neleri kaybettiğimizi hatırlattı. Öyle çarpıcı cümleleri vardı ki tüm duyuları ayrı ayrı harekete geçirerek tüm duygularımı canlandırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Elbette bir eleştirmen ya da bir oyunu değerlendirecek biri değilim ancak Hamiyet oyunculuklarıyla, müziklerleriyle oldukça güçlü bir oyun. Müzikal insanı uzun süre etkisi altına alıyor, öyle ki söyleşi için İrfan Alış’la görüşmeye giderken oyunu baştan sona yeniden zihnimde yeniden canlandıracak kadar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">İrfan Alış’la söyleşimizi 8 Mayıs’taki Ankara temsili öncesinde yapmıştık. Söyleşinin üzerine Hamiyet, İstanbul’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’da oynadı hem de ilk temsilin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemişken.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Peki Hamiyet kim, insanlar neden Hamiyet’le tanışmalı, Hamiyet bizi nereye götürüyor? Biz bu müzikali neden görmeliyiz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Gelin İrfan Alış’ın çocukluk kahramanı "Hamiyet"i kendisinden dinleyelim. </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">***</span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000">Hamiyet gibi "müzikal"&nbsp;de zorlu yollardan geçti</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong>Hamiyet'in sizin çocukluğunuzdan bir karakter olduğunu biliyoruz. Herkesin bu oyuna gelmeden önce ilk olarak kendine sorduğu sorudan başlayalım: Hamiyet kim? Hamiyetle nasıl karşılaştınız? Peyk nasıl karşılaştı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Peyk’ten kimse Hamiyet’i tanımıyor. Sadece benim çocukluğumdan kalan bir figür. Ama ekibin içinde bir sürü Hamiyet benzeri kadın var. Bu provalar sırasında ortaya çıkan bir şey oldu ben de bilmiyordum. Yaklaşık altı yıl önce başlayan bir serüven Hamiyet. Peyk olarak biz Hamiyet’i bir şarkı yapmayı planlıyorduk. Ben Hamiyet’i hatırlamaya ve anlatmaya başladım. Buradan büyük bir hikaye çıkartmak istiyorduk. Şimdiye kadar yazdığımız, söylediğimiz şarkılardan farklı; 3-5 dakika olmayan, daha derin ve uzun bir şarkı istiyorduk. Belki 30 belki 40 dakika neyse o kadar. Ve bunun hazırlığına giriştik, müzikal fikri aklımızda yoktu, geçen sene müzikale evrildi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><span style="color:#2980b9"><em><strong>Oyunun çıkması gereken festivale 10 gün kala tüm rejiyi yeniden kurduk. Son 10 gün hepimiz için bir inat hikayesi oldu. Her gün sabahladık, çok uğraştık.&nbsp;O ara ben çok kilo kaybettim, delilik sınırındaydım, hamiyetleşmeye başladık. Yani ekipte bir Hamiyet tecrübesi yaşandı.&nbsp;Yani insanlar nasıl deliriyor? Onu anladım.</strong></em></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/HAMIYET1-scaled.jpg" style="height:361px; width:640px" /></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong>Peki süreç müzikale nasıl evrildi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Geçtiğimiz sene Şubat ya da Mart ayıydı Işıl hoca (</span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/I%C5%9F%C4%B1l_Kasapo%C4%9Flu" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Işıl Kasapoğlu - Tiyatro oyuncusu, yönetmen, sanat yönetmeni</u></span></a><span style="color:#000000">) “Bunu neden müzikal yapmıyorsunuz, müzikal yapsanıza” dedi. O sırada Işıl Hoca İKSV Tiyatro festivalinde küratör olarak görev yapıyordu, ilk temsil için uygun olacağını söyledi. Biz “yaparız” dedik ama ne yapacağız, nasıl yapacağız, neye bulaştık hiçbir fikrimiz yok. Tiyatroya dair de bir fikrimiz yok, ne yapacağız ne edeceğiz, hiçbir şey bilmiyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Ben kabataslak bir metin yazmaya başladım. Kendimce sahneler oluşturuyorum, o sırada Peyk sever Barış arkadaşımızın desteği ile bir şekilde bir metin oluşturdum ama istediğimiz gibi olmadı, bir türlü içimize sinmedi, oldukça zayıf kaldı. Çünkü böyle bir şeye hazır değildim, üstüne tiyatrocu da değilim, istediğim gibi olmadı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Bir yandan da sahnelere uygun şarkı yazmaya çalışıyoruz. Pek çok sahne için yeni şarkı yazdık, oyundaki sinema sahnesi onlardan birisi, bunları tek tek çalıştık. Bunlar yaşanırken pek çok farklı insanla çalışma fikrindeydik ancak kimisi oldu kimisi olmadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Haziran, Temmuz oldu ama henüz ortaya bir şey çıkartamamıştık. Ortada cast yok, senaryo yok, kısaca ortada hiçbir şey yok yani. Senaryo için biriyle çalışmaya başladık ama adam başka projeye gitmek zorunda kaldı.&nbsp;O noktada, </span></span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz_Madano%C4%9Flu" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Deniz Madanoğlu</u></span></a><span style="color:#000000">'nun beni Instagram üzerinden takip ettiğini gördüm. Şansımı denedim, konuştuk. Çok yoğundu, 15 gün sonra Ağustos ayında “Bize senaryo lazım, bir text lazım” dedim, hikayeyi anlattım. O da bir Peyksever, kabul etti ve yazarım dedi.&nbsp;Eylül ayında senaryo elimize geldi, hemen sonrasında teknik ekip, oyuncu kadrosu da oluşmaya başladı ve provalara geçtik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Provalarda bambaşka problemler yaşandı ama onlara değinmek istemiyorum, bunun bir önemi kalmadı artık. Oyunun çıkması gereken festivale 10 gün kala tüm rejiyi yeniden kurdu Işıl Hoca. Son 10 gün hepimiz için bir inat hikayesi oldu. Her gün sabahladık, çok uğraştık ve bir şekilde atlattık. İşte Işıl hoca burada devreye girdi, hepimizi toparlayıp ayağa kaldırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">O ara ben çok kilo kaybettim, delilik sınırındaydım, hepimiz biraz 'hamiyetleşmeye' başladık. Yani tüm ekip küçük bir Hamiyet tecrübesi yaşandı. "İnsanlar nasıl deliriyor"&nbsp; tecrübe ettik, anladık yani.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><span style="color:#3498db"><em><strong>Bizde Messi yok, bir ünlünün oyunu götürdüğü bir oyun değil, biz Almanya'ya gibiyiz. Paslı oynuyoruz ama şampiyon oluyoruz her oyunda. Ben öyle düşünüyorum. Ben hayatımda hiç müzikale gitmedim. Bu benim ilk müzikalim yani gerçi yandan seyrediyorum.</strong></em></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong>Hamiyet'i mümkün olduğunca sık ve pek çok yerde oynamaya çalışıyorsunuz, daha fazla insan gösterebilmek için Hamiyet'in bir filmini yapmayı ya da Hamiyet'i müzikal haliyle kayıt altına almayı ve yayınlamayı düşünüyor musunuz? Ya da Hamiyet’in bir albümünü görebilir miyiz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Bilemiyorum film belki çok daha ileride olabilir. Ben filmden önce gerçekten oturmuş bir oyunun yıllarca oynanıp insanlara geçmesini istiyorum. Belediyelerle konuşuyoruz, salonların boş günlerini kovalıyoruz; Pazartesi, Salı bizim için farketmiyor. Bu işin görülmesini, izlenmesini istiyoruz; kâr zarar gözetmiyoruz, mesela bugün doldu mu, dolmadı mı, bilmiyorum. Belki bugün 100.000 lira zarar edeceğiz. Öbür oyunda da zarar edeceğiz belki ama bu umurumuzda değil, oynamaya, mümkün olduğunca oynamaya devam edeceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Batabiliriz evet. Batsak ne kadar batarız, nedir yani? Zaten tiyatro ayrı bir kurtlar sofrası herkes yaşama derdinde onu da görüyoruz ama biz de şöyle bir rahatlık var; Hamiyet için bir plak yapacağız, Peyk belki 2 yıl sonra yapardı o plağı ama şimdi ihtiyacımız var. Bu plaktan 1000 tane satacağız, 1001 olmayacak, oyun için 1000 tane yetiyor. Bu bir satış ürünü olmayacak, cebimize koymayacağız, bunu da açıkça deklare ediyorum: Hamiyet’i yaşatmak için plağını yapacağız, sanatsal işlere harcayacağız, müzik yapacağız, kayıt yapacağız. Sonuçta kültür dediğin şey böyledir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000">Bizde Messi yok, Almanya gibiyiz paslı oynuyor her oyunda şampiyon oluyoruz</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong>Oyunu izlemiş ve Aslı İnandık’ın performansından oldukça etkilenmiş biri olacak da ayrıca merak ediyorum; Hamiyet’e yeniden hayat veren Aslı İnandık ile Hamiyet’in yolu nasıl kesişti? Aslı hanımın tiyatro geçmişine rağmen; onu Türkiye’de geniş kitlelere tanıtan sosyal medyada yaptığı komik tiplemeler olmuştu? Aslı hanım Hamiyet’i nasıl değiştirdi?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Aslı'nın çok ters köşe işleri de var. Aslı çok büyük bir oyuncu. Ben Aslı'yı büyük bir aktris olarak tanıdım. Hamiyet'i bir oynadı. Siz izlediniz o yüzden rahatlıkla söylüyorum son sahnede sesçisinden, ışıkçısına kadar ekipte hiç kimse sağ çıkamadı. Ağladık hepimiz, bizi mahvetti, hala mahvediyor. Çünkü onun da hayatında bir Hamiyetler var ve onun da kendisinden ortaya koyduğu şeyler var. Sadece Aslı değil, onun dışında, ekipteki diğer karakterler de oldukça başarılı. Feride karakterinde Ezgi (<strong>Ezgi Çelik</strong>) mesela ya da Seher'de Esra (<strong>Esra Kızıldoğan</strong>)... Aslında oyunda yan karakter yok. Herkes kendi köşesinde inanılmaz. Mesela erkeklerimiz, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik, Sabahattin Yakut. Oyuncularımız oldukça başarılı; Sabahattin (<strong>Sabahattin Yakut</strong>)&nbsp;orda o ustabaşı Hasan rolünde harika.&nbsp;<strong>Sermet Yeşil</strong> ise Mürsel karakterinini canlandırıyor ve&nbsp;karakterden gerçekten nefret ediyorsunuz. Cemil rolünde <strong>Uygar Özçelik</strong> ve küçük kızları canlandıran <strong>Bilgesu Kural</strong> ve <strong>Cansu Bahadır</strong> gerçekten izlemeye değer.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Ben hayatımda hiç müzikale gitmedim. Bu benim ilk müzikalim, her temsili yandan seyrediyorum ve şöyle düşünüyorum: Biz tiyatroyu onlardan öğreniyoruz, onlarda müziği bizden öğreniyor. Bizde Messi yok, bir ünlünün oyunu götürdüğü bir oyun değil, biz Almanya'ya gibiyiz. Paslı oynuyoruz ama şampiyon oluyoruz her oyunda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Hamiyet_Muzikal_Tiyatro.jpg" style="height:417px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><span style="color:#3498db"><strong>Benim burada kendi adıma duyduğum övünç bu; Hamiyet belki de kendi adıyla müzikal yapılmış tek kadın.&nbsp;Hiçbir kadın onun kadar şanslı değil bu konuda.&nbsp;Ama ben bunu yaptığında ona borcumu ödemiş oluyorum. Aslında toplum olarak da toplum oraya doğru iş yanlışın özrünü diliyoruz.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Peki bu tiyatral deneyimden sonra Peyk'in konserleri, sahneleri nasıl oldu, Siz de grupta değişen bir şey var mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Mutlaka vardır tabi, artık ben seyirciye başka türlü yaklaşıyorum. Mesela sahnede oturuyorum bazen. Diyorum ki; "Niye ben devamlı ayakta duruyorum, biraz oturayım şöyle sakin sakin”. Mesela bazı şarkılarda bir köşeye çekilip oturuyorum. Daha efektif oldu, sahnemize de yaradığını düşünüyorum. Peyk'i var eden sahne zaten, bu açıdan diğer gruplardan biraz daha farklı olduğumuzu düşünüyorum. Ekşi Sözlüğe birisi şöyle bir yorum yazmış “iki geyiğin öpüşmesi gibi havada” bu bir daha olmayacak bir şey.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Müzikali henüz izlemeyenlere spoiler vermek istemem ama finali&nbsp; izledikten sonra Hamiyet ölmüş gibi bir hisse kapıldım ama final bunu hiç kesin bir şekilde vermedi bize, Hamiyet’e ne oldu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Gerçek Hamiyet’le bizim yarattığımız Hamiyet çok farklı. Gerçek Hamiyet'in hikayesi anlatılmayacak kadar kötü. Hamiyet’i o haliyle hayatını anlatmış olsaydık; şiddeti olduğu gibi göstermiş olacaktık. Ben acıyı manipüle etmeye karşıyım. Sadece acı da değil mesele; evet hepimiz birgün öleceğiz ama onun ölümü gerçekten korkunç.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Korkunç bir hayatı oldu, hayat ona hiçbir şekilde acımadı. Çok daha kötü şeyler yaşadı ama biz oraya girmedik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/31f3fd666eb93a48e843a38694f940e8.jpg" style="height:449px; width:640px" /></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Zaten finalde Aslı hanımla yaptığınız konuşmada buraya da biraz değiniyorsunuz, "Benim tutunacak bir indie rock grubum bile yoktu" diyor Hamiyet. Ve biz Hamiyet'in yaşadıklarını, acısını, bir fotoğrafı bile olmamasından anlıyoruz, hissediyoruz.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Benim burada kendi adıma duyduğum övünç bu; Hamiyet belki de kendi adıyla müzikal yapılmış tek kadın. Hiçbir kadın onun kadar şanslı değil bu konuda. Ama ben bunu yaptığımda ona borcumu ödemiş oluyorum. Aslında toplum olarak da toplum oraya doğru iş yanlışın özrünü diliyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Bu Hamiyet için bir işe yaradı mı, hayır. Hamiyetin hayatını değiştirmedi. Ama hiçlik de olabilirdi. Türkiye'de Hamiyet aslında yer kaplaması gerekirken, kimler gündemimizde yer tutuyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><strong><span style="color:#000000">Pazaryeri Sinekleri ve PEYK</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong>Oyunda Hamiyet'in sözlerini yazdığı bir indie rock grubu vardı. Pazaryeri Sinekleri, Peyk buradan mı doğdu?&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">O bizim ilk ismimiz, Pazaryeri Sinekleri. Serdal ve benim olduğum gerçek bir ekipti. Peyk'e dönüşmek için başka kişilere de ihtiyaç vardı. Peyk olurken katılanlar o ismi kabul etmedi. Pazaryeri sinekleri olmaz dediler. Şimdi olsa olur belki, o zaman yok işte. Düşün 1990'lı yıllardan bahsediyoruz. İkinci Yeni grupları yok, sıfırıncı yeni bile yok.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Ama Pazaryeri Sinekleri’nin bir anlamı var bizim için. Böyle Buyurdu Zerdüş'te yalnızlığa kaç dostum diye başlayan bir bölüm vardı. Orada Pazaryeri Sinekleri'nden bahseder. Oradan geliyorlar yani biz anlamlı bir şey yapmaya çalıştık ama o zaman olmamıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><strong>Peki Peyk nasıl oldu, oldu mu?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Albüm çıkacak 2 hafta kala artık isim bulmamız lazım. Ertan getirdi, bizde tamam dedik. Zaten çok vakitte kalmamıştı, albüm basılacaktı, kartonet bekliyordu. Yani biraz da mecburiyetten oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/GND_VnlWUAARgCw.jpeg" style="height:480px; width:640px" /></span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><strong><span style="color:#000000">"Sendika olsaydı iyiydi…"</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Mehmet Şafak Sarı: Aslında Acı hikayesine geri dönmek isterim, oyunda anlattığınız pek çok şeyle biz izleyici olarak çok rahat kendi hayatımızdan özdeşlik kurabiliyoruz. Grev süreçleri, işten atılmalar...</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Zaten hikayeler o unutulmuş, unutturulmuş tarihten geliyor. Mesela "sendika olsaydı iyiydi" diyor. Deniz Madanoğlu'nun güzel lafları var, Deniz Madanoğlu bence çok müthiş bir kalem. Kapı koklamak Deniz Madanoğlu'nun fikri. Başkalarının kapısını koklamak, çocukluğumda ben çok koklardım, "aaa yan tarafta balık yapıyorlar." Yanda güzel yemek var, ya sen de yoksa?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Hamiyet'in ayda iki defa tavuk pişiriyor olması, çok güzel bir ayrıntıydı. Hakikaten senelerce pek çoğumuz bu şekilde yaşadık... Haftada biri sucuklu yumurta vardı, annem herkesin payına düşeni çatalla çizerdi. Bu senin tarafın, şu senin tarafın kavga etmeden yiyin diyerek. Şimdi çocukların peşinde koşuyorlar, oğlum ya da kızım ye lütfen, hadi önündekini bitir lütfen. Anlattığımız hikaye hala şimdi de başka yerlerde yine yaşanıyor o da yok değil.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Bu ülkede, görünmeyeni görme hikayesi artık sinemada görebildiğimiz bir şey değil. Bunu söyleyeceğim artık. İsmini söylemeyeceğim; bir belediyeye bu oyunu satmaya kalktım ama “oyun çok politik” dediler. Hayat politik. Hayat dediğin ben 12.500 lira&nbsp; emekli maaşı alıyorum. Ama siz tutarsızca para harcıyorsunuz. Sizin yüzünüzden biz battık.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Ben hayatım boyunca çalıştım ve ne yaptıysam Peyk, konserler vs. ne yaptıysak, ne kazandıysak onu hep sanata harcadık. Benim müzikten gelen bir param yok. Zaten mimliyiz, bir tane üniversite konserimiz yok. Ben açık söylüyorum şu ülkenin cumhurbaşkanları dahil gelmiş geçmiş bir Aşık Veysel etmez, edemez, net söylüyorum. Onlar gelip geçici, hepsi geçiyor. Bütün cumhurbaşkanlarını da sayıyorum, benim için hiç fark etmiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/peyk.jpg" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:#3498db"><em><span style="font-size:20px">Bu ülke çok zengin bir ülke her şeyin yetiştiği bir ülke ve sen&nbsp; domatesi 50 liraya alıyorsun. 50 liraya domates yiyorsun ve güzel değil. Tadı bile yok. Niye, neden çünkü atalık tohumunu satmak yasak bir ülkede.&nbsp;Peki bunun sanatla ne ilgisi var diyeceksiniz çok ilgisi var. Hamiyet'in hikayesini anlatırken orada et anlatıyorsun, domates anlatıyorsun. Ayda iki kere tavuk pişirebilen bir ailenin hikayesini anlatıyor, “önceden iyiydi” diyor. Önceden iyiydi. Şimdi olmadı. Düzen bozuldu.</span></em></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Burada sadece Atatürk'ü ayırırım; o cumhurbaşkanından başka bir şey. Atatürk olmasaydı olmazdı kadınların durumu içler acısıydı. Ben bir kadın olsam Atatürk'e başka türlü bakardım. O yüzden onu ayırıyorum ama ondan sonrakileri toplasan bir tane Aşık Veysel etmez. Büyük ihtimal aynı dönemde yaşasalar Aşık Veysel'i de başının&nbsp;üstünde tutardı Atatürk. Sanatçıyı sevip saymak lazım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Yani sanatı topluma üsten, zorla ne kadar verebiliriz ki? Bir hikaye var hep anlatılır; Ağrı'ya opera gelmiş, Ağrı Ağrı olalı böyle eziyet görmemiş diye. Ama öyle değil işte, maalesef o operayı anlayabilecek bir Ağrı olsaydı; şu anda Ağrı daha yeşil olurdu. Böyle bambaşka turizmin olduğu daha zengin bir kültürün olduğu, daha zengin olurdu. Birbirini vurmazdı insanlar namus davası için daha rahat olurdu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Benim memleketim Giresun da aynı. Büyük bölümü yeniliklere kapalıdır. Benim Giresun'da bir yerim var. Yaşadım yani gelip bakıyorum diyorum ki “lan biz olmasaydık burada isviçrelliler olsaydı burası dünyanın en iyi turizm alanı olurdu”. Krater gölü var kar var, kayak da olurdu. Her şey olurdu burada. Ama oraya senin o insanları getirmen lazım. Bakış açısı geliştirmen lazım. Ben aslımı inkar etmiyorum ki. Beni yaşadığım bu şeyler beni buraya, bu hikayeleri anlatmaya getiriyor. Bu memleketin hiçbir zaman sanata kötü yaklaşması ve ona üstten bakarak yaklaşmaması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Sıfırdan bir oyun yazmışsın. Bir ekip kurmuşsun ve devletten bir kuruş almamışsın ozaman. Gelip kendin tak koymuşsun.&nbsp;</span></span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Ama aynı devlet çok saçma sapan işlere milyonlar milyarlar dökebiliyor. Bu devletin onu istemesi çok normal. E ben sendika hikayesi anlatıyorum onlar sendikayı yasaklıyorlar. Oysa sendikaları olmazsa sınıfların kendi haklarını savunma ihtimali yok. Emekliler 12.500 lira maaşa bir şey diyebiliyor mu? Bir birliktelik yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Türkiye'desin, bu ülkede yaşıyorsun. Bu ülke çok zengin bir ülke her şeyin yetiştiği bir ülke ve sen&nbsp; domatesi 50 liraya alıyorsun. 50 liraya domates yiyorsun ve güzel değil. Tadı bile yok. Niye, neden çünkü atalık tohumunu satmak yasak bir ülkede.&nbsp;</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Peki bunun sanatla ne ilgisi var diyeceksiniz çok ilgisi var. Hamiyet'in hikayesini anlatırken orada et anlatıyorsun, domates anlatıyorsun. Ayda iki kere tavuk pişirebilen bir ailenin hikayesini anlatıyor, “önceden iyiydi” diyor. Önceden iyiydi. Şimdi olmadı. Düzen bozuldu. Sorun o düzenin o zamanlarda bozulması. Bugün yaşadıklarımız tamamen 80'li yıllarda sendikaların kapatılıp taşeron sistemine geçilmesi ve işçinin savunmasız bırakılması. Bu bir solcu derneğin söylemi değil. Bu ben sanatçı olarak bunu anlatıyorum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Ben şöyle bakıyorum sanata; ideolojiler, partiler sanatın üstünde şeyler değildir.&nbsp; Örneğin ben bir komünistim komünist parti iktidar oldu. Ne yapacağım o gün eleştirmeyi bırakacak mıyım, olay bitti mi? İnsan olan her yerde gelişim olması için bize, sanata ihtiyaç var. Ben kendimi bir tek ideolojinin altında hissettiğim gün kendimi bloke etmiş olduğumu düşünüyorum.&nbsp;Tabii ki dünyaya sol pencereden bakabilirsin ama sendikacıların içinde en aşağılık sağcıların bile yapmayacağı şeyleri yapan insanlar yok mudur, var. Ve o hatalar bizi bugüne getirmemiş mi, getirmiş.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Ama şu önemli bir şey: "Sendika lazım" fikrinin halka anlatılması sadece bir partinin görevi değil.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-size:20px">"Parti propagandası yapmadık"</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Hamiyet’te dram kadar bir sınıf mücadelesi de anlatılıyor bu konuda bir eleştiri aldınız mı? Özelliklle sol kesimden bu hippi adamların ne işi var bir sınıf dramasıyla diyenler oldu mu?&nbsp;&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Tabii tabii olmaz mı, derinlikli, incelikli anlatmıyorsun gibi eleştiriler aldık. Soldan da geldi sağdan zaten geliyor. Sağ zaten bize salonlarını bile vermiyor zaten. Oyunun yayılmasına engel oluyor. Ama bunlar bence önemli şeyler değil. Ben üretirken bağımsız mıyım, bu oyunu yaparken bağımsız mı düşünüyordum, korktum mu, sansür uyguladım mı kendime, hayır. Şiddeti öne çıkarmadım, parti propagandasına çevirmedim. Çünkü Hamiyet'in hikayesi çok daha önemliydi, bu bir kadının yok oluş, yok ediliş hikayesi. Sadece bir kadınının, Hamiyet’inde de değil, aslında çok büyük bir toplumsal kesimin yok edilmesi. Ben sadece Hamiyet karakterinden çıkan bir hikayede bir oyuncuyum, bir parçayım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Bu ülkenin en önemli gündemi şu anda kadınlar. Çünkü kadınların hiç sayı hiçe sayıldığı bir çağda yaşıyoruz. Oyunda bu yüzden kadın vurgusu çok önemli. Ekibin hem sahnede hem de sahne arkasında çok büyük bir kısmı kadın; senaristi kadın, oyuncuların neredeyse tamamı kadın. Biz ajitasyona kaçmadık, bu hikaye ancak böyle anlatılabilirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Sadece siyasi eleştiri almadık tiyatro tarafından da gelen çok eleştiri vardı. Biz tiyatronun genel kalıplarıyla müziği geri plana atmadık. Hamiyet’te müziği öne koyduk, müziğin oyununu yaptık yani. Bu tiyatrocular için özellikle klişe düşünen tiyatro eleştirmenleri için iyi bir şey değil. Orada o müziğin gücünü değil de senaryoyu görmek istiyor, tekniğine bakıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Bu konuda herkese saygılıyım, beğenir, beğenmez, uygun olmadığını düşünebilir, hepsi olabilir. Genelde bizim baktığımız, salonlarda izleyene, halka geçiyor mu, bu. Ve oyun bittikten sonra birkaç hafta o insanın beyninde Hamiyet dönüyor mu, onun için kalıcı olmuş mu? Açık ve net söyleyeyim; bir festivalde oynanıp birkaç insanın bayılacağı bir oyun olsun istemezdim. Hani insanların duygulanması, duygularının yükselmesi, gözyaşlarıyla oradan ayrılması, duygularını yaşaması, dillendirmesi benim için daha önemli. Alkış da aldık çok alkış aldık. Ben buna daha çok bakıyorum.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Tabii ki oyunun bir sürü eksiği var, bu da oyun zamanla oturacaktır. O ilk günlerde bizim kan, ter gözyaşıyla, her şeyin dağıldığı, uçuştuğu ortamdan, türlü zorluklardan geçerek yapılmış bir oyundu. Hatalarımız hala oluyor ama zamanla ve yavaş yavaş onları düzeltiyoruz. Daha çok&nbsp; ayrıntılara dikkat ediyoruz. Hamiyetle olan ilişkimiz artık en baştaki halinden daha düzenli ve daha artık köşe başları net. Bir oyun bence zaten bir yıldan önce oturmaz gibi geliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:20px"><em><span style="color:#3498db"><strong>Bir işi yaptığım için&nbsp;bu kadar mutlu olduğum başka bir şey bilmiyorum ve hakikaten öyle hissediyorum. Bundan başka da bir şey söyleyemem. Hamiyeti yaptığımız için yani Peyk ailesi olarak hepimiz gururluyuz.&nbsp;Bir şey var ettik arkamızda firma, prodüksiyon ya da sponsor yok.&nbsp;&nbsp;</strong></span></em></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000">"Biz oradaydık, sen de oradaydın ve bir şey paylaştık"</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><strong>Son bir kaç senedir özellikle herkes kültür sanat işlerinin çok pahalı olduğunu işte eskiden daha ulaşılabilir olduğunu dile getiriyor. Yani burada herkes maddi karşılığına takılıyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Yani bu oyunu var etmek için hepimiz her şeyi yapıyoruz. Oyunu yaşatmak için de izlenmesi gerekiyor.&nbsp; Bizim işimiz seyirciye kalmış, bilet kestiğimiz sürece varız. Çünkü bizim masrafımız öyle normal bir oyunun en az 5-10 katı. Bizim Ankara'ya gelmemiz korkunç paralara mal oluyor. Yani 500 biletle zarar eden bir oyun.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Ama genel olarak baktığımızda da düşünmüyorum çünkü kimi insan vardır 10 milyona bir araba alır ve onunla gezer, turlar. Peyk bunun için belki bir yıl beleş konser yapacak, belki de 2 yıl yani para kazanacak ama Hamiyet’in borcuna gidecek o.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Hamiyet'i yapmış olmak bu grup için başka bir şey.&nbsp; Bunun prodüksiyonunu Peyk yaptı. Peyk ailesi yaptı. Peyk’in 5 kişisinden bahsetmiyorum. Peyk çok büyük bir aile; bunun içinde genel prodüksiyon sorumlusu&nbsp;<strong>Ozan Murat</strong>&nbsp;ve ses müdürümüz&nbsp;<strong>Gürkem Erdem</strong> var. Gürkan Erdem, biz daha ne yaptığımızı bilmezken, tamamen suda yüzerken, onlar "biz buradayız, yaparız" dedi.<strong> Deniz Madanoğlu</strong>, <strong>Işıl (Kasapoğlu) Hoca </strong>büyük destek verdi.&nbsp;Hamiyet’i imece ile yaptık biz. Hepimiz bir ekibiz yani. Ekonomik zarar umurumuzda olmadı çünkü ürettiğimiz şey değerli. Ve bu değeri insanlara "bak bu iş değerli" demek yerine mümkün olduğunca çok oynayarak göstermeye çalışıyoruz. Sen seyrettiğin için artık sana bu değerli dememe gerek yok. Şimdi değerli dediğimde kafanı sallıyorsun çünkü oyunu seyrettin, artık sana anlatacak bir şeyim yok, zaten oradaydın sen. Biz de oradaydık ve sonuçta bir şeyi paylaştık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Hamiyeti yaparken, hem müziklerinde hem üretim sürecindeyiz hem de prodüksiyonu yapıyoruz. Ama bir işi yaptığım için bu kadar mutlu olduğum başka bir şey bilmiyorum ve hakikaten öyle hissediyorum. Bundan başka da bir şey söyleyemem. Hamiyeti yaptığımız için yani Peyk ailesi olarak hepimiz gururluyuz.&nbsp;</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Bir şey var ettik arkamızda firma, prodüksiyon ya da sponsor yok. Bir tek makyaj sponsorumuz var. O da tiyatro sever bir firma. Onun dışında yok. Bu iş para için zaten yapılamaz. Aklı başında bir insan bunu para için yapmaz. İnanılmaz bir ekip çalışması, herkes gönlünü bu koydu bu işe. Zaten bu herkes için başka bir şey oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/1025653804.jpeg" style="height:426px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Şimdiden 30.000'e yakın&nbsp;kişi izledi ama devam edebilirsek oyunun Anadolu'da ve her yerde oynasın, insanlara ulaşsın istiyoruz. Tiyatro seyircisine ulaşsın istiyoruz. O yüzden hakkımız olan desteği de almak istiyoruz. Belediyelere başvuruyoruz çünkü bu öylesine bir oyun değil, değerli bir şey bu. Yakın zamanda Bursa Belediyesi'nde oynadık yaklaşık 2000 kişi vardı ve insanlar&nbsp; oyundan ağlayarak çıktı.&nbsp;</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Herkes bir şekilde etkilendi. Çünkü unutulanlar canlanıyor, her birimiz kendi Hamiyetlerimize dokunuyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Sevgili İrfan Alış’la bir süre daha Hıdırellez’den, ODTÜ’deki yapılamayan şenliklerden, Küçükçiftlik Park’tan, emeklilerden ve çokça da&nbsp;yaşatmaya&nbsp;ve büyütmeye&nbsp;uğraştıkları Hamiyet’ten konuştuk. Alış sohbetimizin her yerinde samimiyetle andığı Hamiyet'i var eden oyunculara, tüm set ekibine ve Hamiyet'le dayanışan herkese ve tüm izleyenlere bir kez daha teşekkür etti.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Son olarak; Hamiyet yeni sezon temsillerine hazırlanırken, plak için sipariş alınmaya devam ediyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px">Hamiyet Müzikali’nin güncel temsilleri için takip etmeyi unutmayın.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Hamiyet Müzikali: </span><a href="https://www.instagram.com/hamiyetmuzikaltiyatro/" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>https://www.instagram.com/hamiyetmuzikaltiyatro/</u></span></a><span style="color:#000000">&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">Peyk: </span><a href="https://www.instagram.com/p/C_lHAr0oeDB/" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>https://www.instagram.com/p/C_lHAr0oeDB/</u></span></a><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://x.com/peyk_band" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>https://x.com/peyk_band</u></span></a><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000">---</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/hamiyet-afis.jpg" style="height:640px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Yönetmen: </em><strong>Işıl Kasapoğlu</strong><br />
<em>Yazar: </em><strong>Deniz Madanoğlu</strong><br />
<em>Oyuncular:</em><strong>&nbsp;Aslı İnandık, Bilgesu Kural, Cansu Bahadır, Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik</strong>&nbsp;ve<strong>&nbsp;Peyk (Barış Tokgöz, Ertan Çalışkan, İrfan Alış, Özgür Ulusoy, Serdal Ersoy)</strong></span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Yardımcı Oyuncular:</em><strong>&nbsp;Caner Coşkun, Eslem Sena Işın, Güney Marlen, Peydayurtsever, Ümitcan Kaya</strong><br />
<em>Hikaye ve Şarkı Sözleri:</em><strong>&nbsp;İrfan Alış</strong><br />
<em>Müzik:</em><strong>&nbsp;Peyk</strong><br />
<em>Yapım:</em><strong>&nbsp;Peyk ve Mom</strong><br />
<em>Yürütücü Yapımcı:</em><strong>&nbsp;Müge Orkun</strong><br />
<em>Dekor Tasarımı:</em><strong>&nbsp;Tomris Kuzu</strong><br />
<em>Kostüm Tasarımı:</em><strong>&nbsp;Selin Ölçen</strong><br />
<em>Işık Tasarımı:</em><strong>&nbsp;Cem Yılmazer</strong><br />
<em>Hareket Düzeni:</em><strong>&nbsp;Gizem Bilgen</strong><br />
<em>Ses Tasarımı ve Tonmaister</em>:<strong>&nbsp;A. Ozan Murat, Gürkan Erdem</strong><br />
<em>Saç Ve Makyaj:</em><strong>&nbsp;Didem Çobanbaş, Sümeyra İstekli</strong><br />
<em>Afiş Tasarım ve Sanat Yönetmeni:</em><strong>&nbsp;Serdar Güngör, Tuvana Artun</strong><br />
<em>Afiş Fotoğrafı:</em><strong>&nbsp;Sema Arslan</strong><br />
<em>İllüstrasyon ve Grafik Tasarım:</em><strong>&nbsp;Pınar Yatarkalkmaz</strong><br />
<em>Proje Yöneticisi:</em><strong>&nbsp;Deniz Aksoy</strong><br />
<em>Kast Direktörü:</em><strong>&nbsp;Songül Karaarslan</strong><br />
<em>Sosyal Medya Yöneticisi ve Prodüksiyon Sorumlusu:</em><strong>&nbsp;Rena Amargianitaki</strong><br />
<em>Kurumsal İletişim Danışmanı:</em><strong>&nbsp;Selda Yavuz</strong><br />
<em>Teknik Prodüksiyon:</em><strong>&nbsp;Prodon</strong><br />
<em>Ses Ekibi:</em><strong>&nbsp;Emre Gülbuz, Göktuğ Bora Soylamış, Türküsu Turhan</strong><br />
<em>Teknik Prodüksiyon Asistanı:</em><strong>&nbsp;Yağız Başar Yavuz</strong><br />
<em>Yapım Asistanı:</em><strong>&nbsp;İlke Tuhta</strong><br />
<em>Sahne Ressamı:</em><strong>&nbsp;Şenol Demir</strong><br />
<em>Lojistik ve Teknik Destek:</em><strong>&nbsp;Okan Tunca</strong><br />
<em>Sahne Marangozu:</em><strong>&nbsp;Sedat Ağdaş</strong><br />
<em>Kostüm Üretimi:</em><strong>&nbsp;Jun Onlıne Dikim Atölyesi</strong><br />
<em>Maskot / Prova Kedisi:</em><strong>&nbsp;Kedi Hamiyet</strong><br />
<em>Prova Mekanı:</em><strong>&nbsp;Mustafa Saffet Kültür Merkezi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Teşekkürler:</em></span><strong><span style="color:#000000">&nbsp;Adem Özelma, Akkaya Ses, Alıx Avıen, Ataşehir Belediyesi, Barış Yücedağ, Bilgesu Kasapoğlu, Emirhan Akbulut, Emre Kahraman, Erinç Durlanık, Gökhan Aslan, Hakan Dura, İlke Kutlay, La Sound, Mert Erşahin, Metin Kiraz, Orhan Alış, Özlem Altunok, Özlem Atabaş, Raif İyilik, Serdar Güngör, Serkan Ağırgöl, Sidenur Töre, Sinan Kahyaoğlu, Solid Technıcal Solutıons, Tbwa, Teoman, Toygun Yılmazer, Trıdea Productıon, Şevket Yakupoğlu, Veysel Kumru</span><br />
<br />
----</strong></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-size:16px">Söyleşi: </span></strong><span style="font-size:16px">Ismahan Simge Sarı</span><br />
<strong><span style="font-size:16px">Editör: </span></strong><span style="font-size:16px">Mehmet Şafak Sarı</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Nov 2024 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/irfan-alis-sendika-olsaydi-iyiydi-diyenleri-anlatiyor-hamiyet-1728760961.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Buğra Gökçe: İstanbul tüm sorunların en ağır yaşandığı il</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dr-bugra-gokce-istanbul-tum-sorunlarin-en-agir-yasandigi-il-8104</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dr-bugra-gokce-istanbul-tum-sorunlarin-en-agir-yasandigi-il-8104</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Son dönemde İstanbul Planlama Ajansı (İPA) gündelik hayata ilişkin çok önemli veriler açıklıyor. Ekonomik sorunlardan eğitimde azalan gençlere kadar pek çok konuda kamuoyuna önemli veriler sunuyor İPA. Başkanı Dr. Buğra Gökçe ile yeni dönem çalışmalarını ve bazı verileri konuştuk. Gökçe, “Ülkenin yaşadığı sorunları en ağır yaşayan il İstanbul. Bu yüzden İstanbul’un verileri tüm Türkiye için bir örnek niteliğinde” diyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İPA bildiğim kadarıyla 2020’de kuruldu. Kurucu başkanı Emrah Şahan şu an&nbsp; Şişli Belediye Başkanı. Yeni dönemde İPA, İBB için nasıl bir fonksiyon üstlenecek?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">İPA İstanbul’a veri toplayan, bilgi üreten, bu bilgileri bilimsel çalışmalarla politika önerilerine dönüştüren, bunlara uygun stratejiler geliştiren bir merkez. Bu fonksiyonunu sürdürmeye devam edecek. Bunun dışında bazı çalışmalar da yapıyoruz. Bunlardan birisi yeni dönemde İstanbul’un mekânsal stratejik planını hazırlamak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Önümüzdeki aralık ayı içinde Sayın Ekrem İmamoğlu İstanbul’un 100 bin ölçekli mekânsal planının hazırlanma sürecini kamuoyu ile paylaşacak. Bu, İstanbul’da üniversitelerinin planlama bölümlerinin aktif katıldığı, ortak akılla yürütülecek ve yaklaşık bir yıl sürecek bir çalışma. Bunun içinde depreme hazırlık, kentsel dönüşüm, otopark, ulaşım, iklim krizi gibi pek çok konuda eylem planları yer alacak. İstanbul’un daha fazla büyümesine değil rehabilitasyonuna ilişkin bir vizyon ortaya koyacak.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bunun dışında…</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunun dışında elbette İPA’nın önemli görevleri var. Kuracağımız bir birimle İstanbul’daki belediyelerimizi izleyeceğiz. Belediyelerimizin hem 6 aylık hem de yıllık performanslarını ölçmeyi hedefliyoruz.&nbsp; Hizmet verimliliğini arttırmak için belediyelerimize katkı sunacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Belediye başkanlarımızın seçim sürecindeki vaatleri ne kadar yerine geldi, vatandaş şikayetlerine ne kadar hızlı dönülüyor, hangileri çözülüyor, hangileri çözülemiyor, ilçede kişi başına düşen yeşil alan miktarı arttı mı, ilçede yaşam kalitesi yükseliyor mu, bütçe kullanımı verileri gibi pek çok konu hazırlayacağımız çalışmada yer alacak. Amacımız ilçelerin iyi yönetilmesine katkı sunmak. Bu çalışmaları Başkanımız Sayın İmamoğlu başta olmak üzere seçilmiş yöneticilere ileteceğiz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Son dönemde sık sık çeşitli veriler paylaşıyorsunuz. Ve bunlar çoğunlukla da yoksulluk merkezli. Bu çalışmalar İPA’nın neresinde duruyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Karar alıcıların politika geliştirmelerine katkı sunmak, toplumu da sağlıklı, güvenli, ulaşılabilir veriye kavuşturmak için sürdürdüğümüz bir çalışma.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Özellikle İstanbul’da sosyo-ekonomik koşulları ölçüyoruz. Türkiye’ye de referans olan veriler sunuyoruz. Mesela, asgari ücret ülkenin her yerinde aynı ama 17 bin 2 lira ile İstanbul’da yaşamak başka Bingöl’de başka. Kira farklı, hayat pahalılığı farklı. Bu açıdan yoksulluğun en ağır yaşandığı şehir İstanbul demek yanlış olmaz. Bazı veriler paylaşayım.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Elbette…</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">İstanbul’da Eylül ayında maddi yetersizlik nedeniyle tercih ettiği gıdalardan mahrum kaldığını söyleyenlerin oranı yüzde 46. Bu çok acı bir veri. İstanbul’daki her 2 kişiden biri ne yazık ki geçen sene sepetine koyduğu gıdayı artık alamıyor. Daha az gıda ile beslenmek, daha az gıda ile yaşamak zorunda kalıyor. Çok üzülerek söylüyorum çocuklarımız da bu durumdan ağır şekilde etkileniyor. Birçok çocuğumuz yetersiz beslenmek, okula aç gitmek zorunda kalıyor. Bu nedenle İBB bu yıl 900 bin çocuğumuza okul beslenme paketi dağıtımına başladı. Türkiye çapında her okulda 1 öğün ücretsiz okul yemeği verilmesini öneriyoruz, bu yönde adım atılmasını bekliyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Halkın yaşadığı yoksullaşma ve gelir sıkıntısını gösteren veriler de var.&nbsp; Yaklaşık her 5 kişiden biri kredi kartı borcunun asgari tutarını bile ödeyemiyor. Halkın yüzde 43,2'si çocuklarının eğitim masrafını tamamıyla karşılayamıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ankette halka geçim durumunu soruyoruz. Her 10 kişiden 8’i kıt kanaat geçinebildiğini veya geçinemediğini ifade ediyor. Bu durumun sosyolojik, politik, ekonomik ağır sonuçları var. Halkın geleceğe olan umudu azalıyor. Ekonominin daha iyiye gideceğine inananların oranı sadece yüzde 18,4.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çok ağır değil mi bu tablo?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ne yazık ki ekonomik krizin ağır faturasını emeğiyle çalışanlar, emekliler, memurlar ve çocuklar ödüyor. Aileler çocuklarının eğitim harcamalarını karşılarken zorlanıyor, gıdadan kısıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Gençler umudunu kaybederek çözümü yurtdışına göç etmekte arıyor, belli yaşın üstündekiler ise gerçekten psikolojik olarak ağır etkileniyor. Emeklilerimiz geçinemiyor. Konut ve gıda fiyatlarındaki artış emeklilerimizi çok yakıcı bir şekilde vuruyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Emeklilerin durumu hiç iyi değil…</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">En fazla emeklinin olduğu şehir İstanbul. Emeklilerin durumu özel incelenmesi gereken bir durum. Emeklinin bu şehirde yaşama şansı, nefes alma şansı kalmamış halde. Bunların hepsine ilişkin raporlar hazırlıyoruz. Bununla bağlantılı bir başka çalışmamız da israf konusu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>31 Mart’ta seçim sloganlarından biriydi…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Evet. İsraf sadece istanbul’un değil Türkiye’nin de en büyük sorunu. Açıkça ifade edelim ki, kamu kaynakları emekliye, asgari ücretliye, çalışana aktarılmıyor. Peki nereye gidiyor? KKM’ye, faize, Kamu-Özel İşbirliği projelerine… Hazırladığımız İsraf Raporu bunu bize gösteriyor. Ozan Bingöl ile Vergi Raporu hazırlıyoruz. Orada da görüyoruz ki, çalışan, emekçi vergi öderken vergi vermeyen, vergisi silinen şirketler kamu maliyesi üzerinde ağır bir yük yaratıyor. Oysa hakça vergi sistemi kurmak zorundayız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Özetle bütün bu sorunların en ağır yaşandığı şehir İstanbul. İşte bütün bu alanlarda politikalar üretmeye çalışıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yoksulluk sorunu çok açık. Sizin dikkat çektiğiniz önemli bir konu da, eğitim. Araştırmalarınızda ne görüyorsunuz eğitim konusunda?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Biz her ay ölçüm yapıyoruz. İstanbul’un gündemi ne, sorunlar neler gibi. Okullar açıldı ve son iki ayda doğal olarak en çok konuşulan konu eğitim. İki çocuklu bir ailenin Eylül ayında okula başlangıç masrafı 26 bin lira oldu. Ailenin cebine iki asgari ücret girdiğini düşünün yani 34 bin lira, bunun 26 bin lirası okula başlangıç masrafı. Bu aile kira ödeyecek, elektrik, su, iletişim masrafları var. Daha önemlisi temel gıda ihtiyaçları var. Bu yoksulluk değilse nedir?</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Tablo1(1).png" style="height:360px; width:640px" /></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğitimde yaşadığımız başka bir sorun da, çocukları özel okula giden aileler. Onlar da çocuklarının aldıkları eğitimden memnun değiller. Bunu üniversite sınav sonuçlarından ölçebiliyoruz. Eğitimde tablo çok ağır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Açabilir misiniz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Mesela geçen yıldan bu yana yaklaşık bir milyon orta öğretim öğrencisi okulu bırakmış. Peki bunlar nereye gitmiş? 15-17 çocuk işçi rakamına bakıyorsunuz 850 bin çocuk işçi çalışıyor, bu resmi rakamlar. Resmi olmayan rakamlar 2 milyonun üstünde diyor. Yani okulu bırakan gençler işe başlamışlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Tablo2.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Çocuklarımızın önemli bir kısmı da ne okulda ne işte. Peki bunlar nerede? İnternetin karanlık dehlizlerine sürükleniyor, başka alışkanlıklara itiliyorlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">22 yıllık iktidar döneminde AKP, defalarca eğitim sistemini değiştirdi. Verilere göre Türkiye’de eğitimde ileriye değil geriye gidiş var. Oysa eğitim çok önemli ve kaybettiğimiz yılları geri alma şansımız yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Neden eğitim önemli?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Çünkü eğitimde geri dönüş yok. Çocuklarımız aldığı eğitimle hayata katılıyor ve ülkenin geleceğine yön veriyor. Çocuklar eğitimi niteliksiz alırsa hayatları etkileniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Mesela sağlık öyle değil. Olası bir iktidar değişikliğinde sağlık sisteminde değişiklikle bir süre sonra normalleştirebilirsiniz ama eğitim öyle değil. En az 1-2 kuşağı kaybetmişsinizdir. 25-30 yaşında hayata atıldığında aynı eğitimi bir daha verme imkanınız olmayacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ne yazık ki, Türkiye insan sermayesine yaptığı yatırımı sistematik olarak eksiltiyor. Yurt dışına giden her gencimiz, Türkiye’nin fakirleşmesidir. İyi eğitim alanların ülkeyi terk ettiğini biliyoruz. 2023 yılında 291 bin kişi ülkeyi terk etmiş. Bunun yüzde 49’u genç nüfus yani 20-44 yaş arasında ve bunların çoğu üniversite mezunu. “Giderlerse gitsinler” anlayışının sonucu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Pek çok sebep&nbsp;var gitmek için sanki…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ülkede özgürlük yoksa, yaşam tarzına müdahale endişesi varsa, yani gençler kendilerini kendi ülkelerinde özgür ve güvenli hissedemezse, o gençler yurt dışına gitmek ister. Biz altın gibi gençlerimizi kaybediyoruz. Başka ülkeler onların enerjisini, gücünü, yaratıcı yeteneklerini kazanıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ara eleman yetiştirmeyen bir eğitim sistemimiz var. Apartman dairelerinden bozma üniversiteler açıldı, çocukların hepsi üniversite bitiriyor bunları beden işçisi ya da ara eleman olarak çalıştırma zamanını kaçırmış oluyorsunuz.&nbsp; Ara eleman ihtiyacını Afganlı, Suriyeli ile gidermeye çalışıyoruz. O yüzden Anadolu’da pek çok işveren ‘yabancılar gitmesin’ diyor ve yasadışı göçü bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Eğitimden göçmenlere geçiyoruz…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Çünkü her şey birbirine bağlı. Ekonomiyi nasıl yönettiğiniz, eğitime ilişkin politikanızın ne olduğu, dış politikada ne yaptığınız vs. her biri birbirine bağlı.&nbsp; Bunlardan birini görmediğinizde sistemi tamamlayamıyorsunuz. İPA olarak biz de çalışmalarımızı bu gerçeğe uygun yapmaya çalışıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Kabul etmeliyiz ki, Türkiye’de iktidarın temel sorunu şu; ortaya çıkan sorunun peşinden gitmeleri. Bu yüzden hiçbir sorun çözülemiyor. Gündem değiştikçe, yasaklarla sorunun çözüldüğü zannediliyor. Yani Discord kapatmakla gençlerin içine düştüğü sorunları çözemezsiniz. Bu sorunun peşinden gitmek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ne yapılmalı?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Sorunların kaynağına inmemiz ve çözümün peşinden gitmemiz lazım. Türkiye’de yapılmayan bu. İnternet güvenliğini sadece yasaklarla ele alırsanız onu yasakladığınızda gençler başka yolunu bulur. Siz gençlerin neden bu yola girdiğini araştırın. Bu çocuklar okullarında nitelikli eğitim alıyorlar mı, aileleri içerisinde bunları buna zorlayan ekonomik ya da sosyal koşullar neler? Siz bunun üzerine düşünmez, bu alanlardaki sorunları çözmezseniz sorun çözülmez, büyür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğitimi de kreşlerden başlayarak rehabilite etmemiz şart. Burada sorun eğitim sisteminizi nasıl kurduğunuz. Geleceği düşünerek mi, yoksa 22 yılda onlarca kez sistem ve müfredat değiştirerek mi gelecek hedefliyorsunuz? Türkiye’de ne yazık ki, her şey palyatif tedbirlerle çözülmeye çalışıyor ama biliyoruz ki, sorunlar çözülmüyor sadece erteleniyor ve büyüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Özetle İPA olarak sorunları tespit ediyor, bunlara ilişkin verilerden hareketle çözümler üretiyor ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. Elbette her konuda çözüm üretebilecek bir merkez değiliz. İmkanlarımız ölçüsünde yapmaya çalışıyoruz ve paylaşıyoruz. Bu konuda da medya yani sizler bizim tek iletişim kaynağımızsınız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye açık biçimde fakirleşiyor. Bakın size bazı veriler vereyim. Gelir adaletsizliği bakımından Avrupa'da en kötü durumdaki ülkeyiz. Türkiye’de en zengin yüzde 5'lik kesim her 100 liranın 23,3'ünü alıyor! Halkın en zengin yüzde 10'luk kesiminin aldığı pay toplam gelirin üçte birini geçip 33,4'e ulaşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Halkın yarısının toplam gelirden aldığı pay yalnızca yüzde 22,8. Yani halkımızın yarısı en zengin yüzde 5'lik kesim kadar gelirden pay alamıyor. Son 5 yılda zengin daha zengin oldu. Yoksullar ise gelir kaybına uğradı. 2019'da en düşük gelire sahip yüzde 50'lik kesimin toplam gelirden aldığı pay yüzde 24,5 iken, 2023'te bu pay 22,8’e düştü. En zengin yüzde 25'lik kesimin toplam gelirden aldığı pay yüzde 54,4. Bir başka ifadeyle her 100 liranın 54,4 lirasını 25 kişi alırken, kalan parayı 75 kişi bölüşüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Gelir dağılımı eşitsizliği gini katsayısı ile ölçülüyor. Türkiye'de gini katsayısı 0,420. Gelir dağılımı bakımından Avrupa'daki en eşitsiz ülke Türkiye. Gini katsayısı bakımından AB ortalaması 0,296, Rusya'da 0,36, Almanya'da 0,32, Japonya'da 0,31.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Gelir adaletsizliği artıyor, yoksulluk yaygınlaşıyor, aileler eğitime kaynak aktarmakta zorlanıyor, vatandaş gıda harcamalarından bile kısıyor, gençler Türkiye’de umut bulamadığı için yurtdışına göç etmek zorunda kalıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir ülke için en büyük felaket deprem değildir, tsunami değildir, hortum değildir. En büyük felaket milletin ülkeye ve geleceğe olan inancını kaybetmesidir. Doğu Almanya kendi insanları kaçmasın diye Berlin Duvarı’nı inşa etti. Duvarlar insanları içeride tutmaya yetmedi. Bir ülke kendi insanlarını kaybediyorsa en büyük zenginliğini, en büyük gücünü kaybediyor demektir. Bizi bu tablo ile karşı karşıya bırakan tüm sorunları gerçekçi şekilde görmek ve çözüm üretmek zorundayız. Cevabını bilmediğimiz bir soru yok. Bakın size bir veri daha sunayım.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Buyrun…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Her 5 kişiden biri evin ısınma ihtiyacını karşılayamıyor. Her 3 vatandaşımızdan biri sofrasına iki günde bir et, tavuk, balık koyamıyor. Türkiye'de yoksulluk hem yayılıyor hem de derinleşiyor. Konut ve borç masrafları dışında vatandaşımız artık günlük giderlerini karşılama gücünü de kaybediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bakın bizim değil TÜİK verilerine göre;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye'de halkın yüzde 36,2'si 2 günde bir et, tavuk, balık içeren yemek masrafını karşılayamıyor. Medyan geliri yüzde 60'ın altında olan&nbsp; 16 milyon 960 bin vatandaşımızın yüzde 67,5'u bu masrafı karşılama imkanına sahip değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Nüfusumuzun yüzde 19,5'u, yani her 5 kişiden 1'i, evin ısınma ihtiyacını karşılayamıyor. Medyan geliri yüzde 60 ve altında olanlarda bu oran yüzde 43,2'ye çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaklaşık her 3 kişiden biri beklenmedik harcamaları karşılayamazken, halkın yüzde 58,8'i evden uzakta 1 hafta tatil masrafını karşılayamıyor, yüzde 64,2'si yıpranmış veya eskimiş mobilyalarını değiştiremiyor. Medyan geliri yüzde 60'ın altında olanlar için bu oranlar daha da acı bir tablo ortaya koyuyor. Yüzde 58,1'i beklenmedik harcamaları karşılayamazken, yüzde 86,5'i evden uzakta 1 hafta tatil yapamıyor, yüzde 88'i eskimiş mobilyalarını yenileyemiyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Özetle…</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">1923’te çok daha ağır şartlar altında biz dünyaya örnek olacak bir cevap ürettik. Özgürlüğe, adalete, milletin egemenliğine adanmış, bilhassa kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyet dedik. Bugün 21’inci yüzyıl koşullarında yeniden özgürlüğe, adalete, milli egemenliğin en doğru şekli olan demokrasiye dönmemiz gerekiyor. Hukuk devleti gelirse, demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla işlemeye başlarsa, kamu yöneticileri devletin sahibi olduğunu değil, halka hizmet etmekle yükümlü memur olduğunu idrak edip hareket ederse, devletin malı deniz yemeyen domuz zihniyeti yerine nasıl milletimizin bir ekmeğini iki ekmek yaparız diyenler iş başına gelirse Türkiye sorunlarını çözer, dünyaya da birkez daha örnek olur. Bunu başaracağımıza inanıyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Sizin de ifade ettiğiniz gibi İstanbul Türkiye’nin bir prototipi. Bu açıdan hazırladığınız veriler merkezi hükümet için büyük Türkiye fotoğrafı sunduğunu düşünüyor musunuz?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynen öyle. Sadece veriler değil uygulamalar da tüm Türkiye’ye örnek oluyor. Kent Lokantaları yaygınlaşıyor. Bizim plana, akla ve bilime değer veren anlayışımız yurt sathında büyüyor, talep görüyor. Sosyal demokrat belediyeciliğin rakiplerinden çok üstün, çok daha başarılı olduğu artık tartışmasız bir gerçek. Zaten milletimiz de 31 Mart’ta bunu tasdik etti, sosyal demokrat belediyelerin sayısı çok önemli oranda arttı. Halk hizmet istiyor, halk iyi yönetim istiyor, kaynaklarının doğru kullanılmasını talep ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Önümüzdeki dönemde İstanbul örneğinin sadece Türkiye’ye değil tüm Avrupa ve gelişmiş ülkelere de bir model olmaya başlayacağını düşünüyorum. İstanbul’da uygulanan yerel yönetim anlayışı ve geliştirilen projeler birçok batı ülkesinin çok ilerisinde çözümlere sahip. Onların da bilmediği yerel yönetim teknolojileri geliştiriyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Merkezi hükümet açısından bazı hususların feyz alınacağını umuyorum. Liyakata önem vermenin, katılımcı, şeffaf süreçlerle, ortak akla saygı göstererek yönetme ilkesinin değerini gördük, yaşıyoruz. Merkezi hükümet de bunu uygularsa Türkiye kazançlı çıkar.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Oct 2024 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/dr-bugra-gokce-istanbul-tum-sorunlarin-en-agir-yasandigi-il-1728760713.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İhmal edilmiş ilçenin kaderini değiştirmek istiyoruz | Konuk: Mahir Polat</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ihmal-edilmis-ilcenin-kaderini-degistirmek-istiyoruz-konuk-mahir-polat-2978</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ihmal-edilmis-ilcenin-kaderini-degistirmek-istiyoruz-konuk-mahir-polat-2978</guid>
                <description><![CDATA[İhmal edilmiş ilçenin kaderini değiştirmek istiyoruz | Konuk: Mahir Polat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP’nin Fatih Belediye Başkan Adayı Mahir Polat, zengin tarihsel ve kültürel zenginliklerine rağmen Fatih’in bir anlamda kaderine terk edilmiş, çöküntü halinde olduğunu ifade ederek; ilçenin kaderini değiştirmek istediğini söyledi. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin tarihi ve kültürel mirasıyla en önemli ilçelerinden birisi Fatih. Buraya İstanbul’da tarihi ve kültürel varlıkların yeniden ortaya çıkarılmasında öncü rol oynayan Mahir Polat aday oldu. Polat ile Fatih’i, sorunları ve çözümleri konuştuk. &nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Fatih gibi kazanılması zor bir ilçeye aday oldunuz. Neden Fatih?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fatih her şeyden önce bir ilçeden çok daha fazlası… Burası gerçekten Türkiye’nin özeti olan bir yer. Burası hem kentleşme hem şehircilik hem insan anlamında Türkiye’nin güncel durumunun bir özeti. Fatih’in sadece son 25-30 yılda anlaşılmaması onun tarihsel derinliği medeniyetimizin 570 yıllık bir abidesi olması ve bunu yansıtan bir merkez olması çok önemli. Biz, bizim medeniyetimizin vitrini olan bir yerin, şu an çöküntü haline gelmiş olmasını içine sindiremeyen, buna karşı bir şeyler yapmamız gerektiğinin bilinciyle hareket eden insanlarız. O yüzden İBB yönetimimiz boyunca en fazla özeni, en fazla projeyi Fatih’te gerçekleştirdik. Şimdi hedef büyüttük ve yerel belediyeyi alarak, büyükşehir işbirliği ile Fatih’i çöküntü halinden kurtarmayı amaçlıyoruz. Fatih medeniyetimizin bir abidesi, bir gözdesi. İlçeyi ülkemizin vitrini olacak bu yeri, hem tarihe olan saygımız hem de bugün yaşayan İstanbul’un merkezi olma konumunu tekrar kazanması; yani Fatih’in ayağa kaldırmak için göreve talip oldum. Fatih Türkiye’nin en önemli merkezi. Hem bugünü hem de geçmişiyle düşündüğümüzde Fatih, geçmişten gelen tarihselliği ve bugünün enerjisi ile geleceğe model olacak bir ilçe.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Fatih’in tarihsel birikimi ne yazık ki son otuz yılda hayli çökmüş durumda. Bizim hedefimiz bu çöküntüyü ortadan kaldırarak, Fatih’i tarihsel olarak hak ettiği yere çıkarmak. Burası tarihsel olarak çok değerli bir geçmişe sahip.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>FATİH HER AÇIDAN ÇÖKÜNTÜ HALDE</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nasıl bir çöküntü var Fatih’te?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fatih’in tarihsel birikimi ne yazık ki son otuz yılda hayli çökmüş durumda. Bizim hedefimiz bu çöküntüyü ortadan kaldırarak, Fatih’i tarihsel olarak hak ettiği yere çıkarmak. Burası tarihsel olarak çok değerli bir geçmişe sahip. Ne yazık ki bu özelliğine yeterince sahip çıkılmamış. Fatih’i sadece Türkiye’nin en önemli noktası olarak görmek de yanlış olur. 2500 yıllık yerleşim tarihi, bu süre içinde üç büyük imparatorluğun merkezi ve başkenti olma özelliği, bu açıdan ilçeyi aynı zamanda Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Anadolu için önemli hale getiriyor. Bu bakımdan bugünkü Türkiye’nin en azından beş katı genişlikteki bir coğrafyaya merkez olmuş bir kentten, ilçeden bahsediyoruz. Bu açıdan Fatih potansiyeli güçlü olan ama bunu şimdiye kadar yansıtamamış tarihsel bir ilçe. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki, Fatih</strong><strong>’</strong><strong>in en temel sorunları nelerdir?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fatih birçok sorunla boğuşuyor. Şu an en temel sorunları; başta semtin değer kaybetmesi. Ki bu diğer sorunların toplamından oluşan bir sorun ve final çıktı. Fatih biraz önce anlattığım tarihteki değerinden, tarihsel prestijinden ne yazık ki geri düşmüş durumda. Bu da hemen hemen her şeye yansıyor. Bunun dışında Fatih, depremsellik açısından risk altında. 1999 depreminin üzerinden geçen 25 yılda tek bir çivi bile çakılmadığı için binalar eskimiş durumda. Bu açıdan ilçenin acil bir kentsel dönüşüme ihtiyacı var. Buranın şu açıdan fay hattına yakın ilçelerden mesela Avcılardan farkı var. Avcılar Fatih ile kıyaslandığında yerleşim tarihselliği daha yeni. Dolayısıyla ev yapımında kullanılan teknoloji de, malzemeler de, mimari teknikler de daha yeni. Oysa Fatih tarihi bir ilçe olduğu için evler daha eski ve depreme dayanıklılığı daha düşük. Yine tarihsel doku içinde olan çok sayıda eski yapı var.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu açıdan Fatih depremsellik ve bina yaşları durumundan depreme karşı en dayanıksız ilçemiz durumunda.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Bugün otuzun üstünde ülkeden yerleşimci var Fatih’te: Bu durum, insan ilişkilerini, komşuluk ve güven ilişkisini ortadan kaldırdı. Bu doğal olarak bir güvenlik problemini ortaya çıkarıyor. Fatih’te son on senede her dört kişiden birisinin ilçeden ayrılmış ve göçmen nüfusu yüz binleri aşmış durumda.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>GÖÇLE BİRLİKTE GÜVENLİK SORUNU ÇOK ARTMIŞ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu konuda gerçekten hiç mi bir şey yapılmamış?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne yazık ki evet... Aradan geçen 25 yılda, son beş yıl büyükşehir hariç iktidar ve yerel yönetim aynı partide olmasına rağmen bir türlü yol alınamamış, bir çalışma yapılmamış olması. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Başka ne gibi sorunlar var?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fatih’te güvenlik de önemli bir sorun. Özellikle son on yılda göçmen ve belki de tanımsız nüfusla beraber bir çeşit işgalci nüfus var bölgede. Bu sadece Suriye’de yaşanan savaşının yol açtığı bir göçmenlik değil. Bugün otuzun üstünde ülkeden yerleşimci var Fatih’te: Bu durum, insan ilişkilerini, komşuluk ve güven ilişkisini ortadan kaldırdı. Bu doğal olarak bir güvenlik problemini ortaya çıkarıyor. Fatih’te son on senede her dört kişiden birisinin ilçeden ayrılmış ve göçmen nüfusun yüz binleri aşmış durumda. Bir başka sorun otopark. Bunun dışında Fatih’te sosyal alan ve kültür yaşamı çökmüş durumda. Fatih’in gençleri ve sosyal yaşam arayışında olan insanlar semt dışına çıkmak durumunda kalıyor. Eskiden bütün kentin sosyal yaşamın merkezi olan Fâtihi, bugün sosyal yaşamında en ufak bir kültürel etkinliğin bile yapılamadığı duruma gelmiş durum da. Bu haliyle ilçe, gençler için çekim merkezi olmaktan uzak. Bunun değişmesi lazım. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu kadar tarihsel bir ilçe için bu şanssızlık…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kesinlikle. Fatih’ in tarihsel ve kültürel olarak çok zengin ama bunu sosyal alan olarak, sosyalleşme olarak dışa yansıtamıyor. Tarihselliği ile kültürelliğin arasında makas çok açık. Bunun dışında başka bir önemli sorun da yoksulluğun derinleşmiş olması. Fatih’te her dört aileden bir tanesi derin yoksulluk yaşıyor ve açlık sınırının altında bir hayat yaşıyor. Biz bunu İBB olarak yapılan yardım başvurularından biliyoruz. Kadın ve gençlerin yoksulluğu ve çaresizliği göze çarpıyor. Fatih bir turizm bölgesi olmasına rağmen fakir ve yoksul kalmış. Karagümrük, Ayvansaray, Balat, Cibali gibi noktalardaki gençliğin oradaki nüfusun bu ekonomiden faydalanamaması en büyük trajedilerden bir tanesi. Çocuklar için yaşam alanının oldukça sınırlı olduğu bu ilçede çocuk ve yoksullukla buluştuğunda bu da bir trajedi haline dönüşüyor. Yine Fatih’te farklı mahalleler, farklı bir sosyolojik gruplar arasında bir gerilim var. Türkiye iktidarın izlediği kutuplaşma siyasetinin etkisini burada mahaller arasında, farklı sosyolojik gruplar arasında görüyoruz. Seçim çalışmamız boyunca bunun gibi pek çok sorunu tespit ettik. Bu tablonun doğal sonucu şu; geleceğe karamsar bakmak. Vatandaşlar Fatih’in geleceğini iyi görmüyor. Oysa bu bir kader değil, tercih… İzlenen siyasetin sonuçların hepsi. Yerelde izlenen bu politika değişmezse sorunlar büyüyecek, Fatih daha da çökecek. Fatih yüksek turizm potansiyeliyle, kültürel geçmişi ve zenginliği ile bu çöküntüyü, bu yoksulluğu hak etmiyor. Biz bu kaderi değiştirmek istiyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>Her şeyden önce Fatih’in yüksek potansiyeline sahip çıkacak vizyoner bir yerel yönetime ihtiyaç var. Yerel yönetim, buradaki insan ilişkilerine, toplam yapısına yakından bakmalı ve siyasetin konusu olan toplumu ayrıştıran bölen partizanlığa varan uygulamalara bir an önce son vermeli.</em> </strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>FATİH’İN POTANSİYELİNİ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İlçede o kadar sorun var ki… Eminin sayamadıklarınız da vardır. Bunların hepsine çözümünüz var mı?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her şeyden önce Fatih’in yüksek potansiyeline sahip çıkacak vizyoner bir yerel yönetime ihtiyaç var. Yerel yönetim, buradaki insan ilişkilerine, toplam yapısına yakından bakmalı ve siyasetin konusu olan toplumu ayrıştıran bölen partizanlığa varan uygulamalara bir an önce son vermeli. İlçenin bütün potansiyelini vatandaşı ile beraber el birliği ile beraber hayata geçirmeli. Fatih yüksek bir ekonomi potansiyeline sahip. Eminönü bölgesinin ekonomisinin Fatih halkına dönük olarak uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Fatih’teki imkânlardan Fatihlilerin faydalanması gerekiyor ki, bu semti daha fazla benimseyip, bu alanları korumaya ve yaşamı burada savunmaya dönük bir yerel irade gelişsin. Kentsel çözümlerde, prestij caddelerinde Ordu Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi yine Fevzi Paşa Caddesi gibi yerlerin nitelik kazanmasını özellikle turizm ekonomisiyle buluşmasını sağlayacağız. Buralardaki esnafın daha iyi kazanacağı ve terk etmek durumunda kalmayacağı bir ekonomiye kavuşmasını, sonuçta semtin bundan faydalanmasını önemsiyoruz. Bunun dışında kentsel dönüşüm için Konut A.Ş.’yi kurmayı taahhütt ettik. Çünkü şu an belediyenin kentsel dönüşüm işini öngördüğü ve yönlendirdiği bir mekanizma yok. Bu mekanizmanın bir an önce kurulması ve yerel yönetimin vatandaşa dönüşümde bizzat yanında olması zorunlu. Vatandaşa zorluk çıkaracak değil kolaylaştıracak bir anlayışla onların yanında olmalı. Tarihi yarımada dönüşürken kaliteli mimarlık ve tasarımla kente değer katacak bu dönüşüm sürece izleyeceğiz. Bu bakımdan kuracağımız Konut A.Ş. ve diğer kentsel dönüşümdeki birimlerle vatandaşın yanında olacak ve kentsel dönüşümü hızlandırıp vatandaşa güven veren bir yönetim modelini ortaya koymuş olacağız. Kentsel ve sosyal yaşam alanlarında projelerimiz var. Yedikule Gazhanesi, Ayakapı Hamamı’nın kurtarılması ve buraların kültürel yaşam merkezine dönüştürülmesi var. Bunların dışında kent için yeni sosyal, kültürel alanlar üretilecek. Şekerci Han’ın restore edilerek hem yok olmaktan kurtarılması hem de Fatih’teki 12 bin tarihi yapının restore edilmesi var. İBB Miras’taki deneyimimizi Fatih’e yansıtarak buradaki gençlere yeni bir istihdam alanı yaratacağız. Yoksulluğun giderilmesi için sosyal belediyecilik çok önemli. İnsan odaklı bir yerel yönetim izleyeceğiz. Yoksulluğun derinleştiği bir yerde kimseyi ötekileştirmeden sahip çıkmamız önemli. Sosyal yardımlarla değil, gelecek ve iş bulma hedefiyle insanlara dokunacağız. İlçede 92 bin işletme var. Buralarda başta kadınlar olmak üzere Fatihlilerin istihdamının yolunu açacağız. Fatih’in potansiyeli çok yüksek… Biz bunu açığa çıkarmak ve Fatihlilerle buluşturmak istiyoruz. Göç ve yol açtığı güvenlik sorununu da ilgili kamu kurumlarıyla işbirliği içinde çözeceğiz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki, sahada ilgi nasıl?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanlar kendilerine sahip çıkıldığını, kendilerine değer verildiğini fark ettiklerinde anda sizle yakın ilişki kuruyorlar. En azından sizi dinleme başlıyorlar. Biz bunu başlardık. Kazanmak için yola çıktık ve kazanacağız da…</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>2029’da yatırımların yapıldığı, tarihi alanlarda yepyeni arayışların olduğu, turizmin ekonomisinin semtin farklı noktalarına yayıldığı, Fatihli genç ve kadınların yaşama daha aktif katıldığı, kültür sanatın ve yaşam sevincinin yükseldiği bir ilçe olacak.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>HEDEFİM MUTLU BİR FATİH</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son olarak 2029</strong>’<strong>da nasıl bir Fatih hedefiniz var?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Az önce ifade ettiğim sorunları çözmüş olmak, çözümü daha uzun olanlar konusunda da mesafe almış olmayı hedefliyorum. 2029’da yatırımların yapıldığı, tarihi alanlarda yepyeni arayışların olduğu, turizmin ekonomisinin semtin farklı noktalarına yayıldığı, Fatihli genç ve kadınların yaşama daha aktif katıldığı, kültür sanatın ve yaşam sevincinin yükseldiği bir ilçe olacak. Bütün bu imkânlarla beraber biz Fatih’in tarihsel potansiyelinin daha gerginliğinin düştüğü toplumsal uyumun toplumsal huzurun arttığı ve insanların birbirleriyle daha güçlü komşuluk ilişkileri kurduğu bir ilçe olmasını umut ediyoruz. &nbsp;&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Mar 2024 05:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/mahir-polat-soylesi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul’un seçim sonucunu 200 mahalle belirleyecek</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/istanbulun-secim-sonucunu-200-mahalle-belirleyecek-2953</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/istanbulun-secim-sonucunu-200-mahalle-belirleyecek-2953</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’un seçim sonucunu 200 mahalle belirleyecek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Uzun yıllardır Türkiye’deki seçim sonuçlarının verisel analizini yapan Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezinde Misafir Araştırmacı Murat Güvenç ile yaptığı çalışmalardan hareketle İstanbul seçimini konuştuk. Güvenç; <em>“İstanbul seçim sonuçlarını büyük ölçüde 3.2 milyon yaşadığı yaklaşık 200 mahalle belirleyecek. Seçimi kazanmak isteyen bu mahallerde çalışmalı”</em> dedi.</strong> <strong>İki hafta sonra yerel seçim var. Seçim sonuçları ile coğrafi arasındaki ilişkisi üzerime konuşalım isterseniz. Çünkü herkes seçimin ekonomi-güvenlik ekseninde bir tercih olduğunu söylüyor. Siz ne dersiniz?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öncelikle bu soruların ima ettiği alanda çalışmadığımı bu soruları yanıtlamanın un apayrı bir uzmanlık alanı olduğunu teslim etmeliyim. Çalışmaların çok daha mütevazi bir alanda yerel siyasi tercih profillerininin şekillendirdiği örüntüler üzerinde yoğunlaşıyor… Bu nedenle coğrafyadan bahsetmek haritaların “belagatine” başvurmam gerekir. Tabi coğrafyadan bahsederken ilk akla gelen coğrafi belirleyicilik (kader) olmamalı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Coğrafyanın oy davranışıyla ilişkilerini kurmak için siyaset bilim alanında çığır açıcı bir katkı olan Michigan Modeli’nin mekânsal bağlamda tahayyül etmek yaralı bir başlangıç olabilir. Model oy davranışının iki aşamada uzun ve kısa vadede şekillendiğini vurgular. İlk olarak partilerle kurduğumuz ilişki özdeşleşme ailede ve arkadaş çevresinde sosyalleşme sürecinde şekillenir ve uçucu olmayan izler bırakır. Yani biz nasıl bilinçli bir kararla Beşiktaşlı veya GS’li veya FB’li veya başka takımla özdeşleşmiyorsak parti kimliğimiz de büyük ölçüde çocuklukta sosyalleşme sürecinde şekilleniyor. Bu yüzden bu kimlik ve tercih uçucu geçici izler bırakmaz. Kısa vadeli kampanyalar, sloganlar şarkılar kolay kolay değişmiyor… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İngilizce tüyleri benzer [kuşlar]birlikte tüner) tekerlemesi dikkate alındığında bu önerme dolaylı olarak coğrafyanın önemini vurgulamış olur. Bu bizde de aynen geçerli… Bizde göç ve hareketliliğin karıştırıcı etlilerine rağmen kent sakinlerini çok boyutlu süreçlerle yeniden dağıtıyor. Bu çok boyutlu kümeleyip istifleme okunaklı kentsel toplumsal coğrafyalar birliktelikler şekillendiriyor. Birleri farkında olmadan yeniden konuşlandıran bu süreç ayırt edici yerel siyasi kimlik oluşumlarına yol açıyor. Seçim coğrafyaları işte bu bağlamda kararlılık kazanıp ancak yavaş ve tedricen değişebiliyor Özetle siyasi kimlikler yerel bağlamlarda şekillenip yeniden üretiliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu konuda <a href="https://map.kent95.org/istanbul"><span style="color:#2980b9">harita.kent95.org</span> </a>veya <a href="http://www.morharitam.istanbul"><span style="color:#2980b9">morharitam.istanbul</span></a> veya <a href="http://www.morharitam.istanbul"><span style="color:#2980b9">morharitam,eskisehir.bel.tr </span></a>&nbsp;bağlantıları zengin görsel örnekler sağlar. <strong>Peki kısa vadeli olan…</strong> Tabi bu model, adayın politika önermelerinin ve grup çıkarlarının etkilerini göz ardı etmez. Ancak bu tür kısa erimde bağlam bağımlı ve çok ayrıntılı etkilerin izlenmesi apayrı bir uzmanlık konusudur. Yerel hatta antropolojik çalışmaların konusu olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Prof. Hasan Kirmanoğlu ve ben on beş yıl önce 1950’den günümüze tüm genel seçim sonuçlarını incelerken siyasi partilerdeki lider, program değişmelerine, darbelere, göç ve nüfus artırtışına, sanayileşme ve moderleşmeye rağmen ilginç bir şekilde seçim coğrafyasının siyasi ayrımların (cleavages) fay hatlarının kendilerini yeniden üretebildiklerini gördük.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SEÇİM COĞRAFYASININ FAY HATLARI KENDİLERİNİ YENİDEN ÜRETEBİLİYOR</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki sizin uzun süredir üzerinde çalıştığınız seçim atlası üzerine konuşalım biraz…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Prof. Hasan Kirmanoğlu ve ben on beş yıl önce 1950’den günümüze tüm genel seçim sonuçlarını incelerken siyasi partilerdeki lider, program değişmelerine, darbelere, göç ve nüfus artırtışına sanayileşme ve modernleşmeye rağmen ilginç bir şekilde seçim coğrafyasının siyasi ayrımların (cleavages) fay hatlarının kendilerini yeniden üretebildiklerini gördük. Uzun vadeli kimlikler özdeşleşmeler sanıldığından çok daha az uçucuydu…. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ne demek bu?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunu İstanbul üzerinden örneklemeye çalışayım. Bakın İstanbul’da da 1950’den bu yana çok şey değişti. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nüfus en az 16 kat 1980’den sonra 5 kat artıyor. Yoğun göç ve hareketliliğe rağmen İstanbul’un seçim Coğrafyasının ayırt edici sınırları fazla değişmedi. Bu nasıl oluyor? Bu ancak hareketliği toplumsal eleme ve istifleme süreçlerinin kontrol eden doğrudan gözlenmesi olanaklı olmayan örtük mekanizmalar ile mümkün oluyor. İstanbul’da kent içi hareketliliği izlerken Kadıköy’den taşınanların ağırlıkla&nbsp;Kadıköy’de başka bir mahalleye veya Beşiktaş’a veya Şişli’ye ya da Adalar’a gittiğin saptadık. Gidenin yerini onun profiline uyumlu (congruent) bir yenisi geliyor, bu da örtük biçimde yerel yaşam tarzını ve yeniden üretiyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KONTROLLÜ GÖÇ</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nasıl yani, ne demek kontrollü göç</strong><strong>?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şöyle, normal zamanlarda göç ve hareketlilik ince ve örtük toplumsal süreci kontrollü bir mekanizma olmasa yoğun göç ve hareketlilik seçim coğrafyasını kökten değiştirirdi. Burada şunu ifade edeyim. Kent orta ve vadede aslında bir eleme sıralana sınıflama ve istifleme aygıtı gibi çalışır. İstanbul’da kent içi hareketliliği izlerken Kadıköy’den taşınanların <em>ağırlıkla</em> Kadıköy’de başka bir mahalleye veya Beşiktaş’a veya Şişli’ye ya da Adalar’a gittiğin saptadık. Gidenin yerini onun profiline uyumlu (congruent) bir yenisi geliyor, bu da örtük biçimde yerel yaşam tarzını ve yeniden üretiyordu. Yanlış anlaşılmak istemem bu birçok yer için geçerli, sadece seküler yaşam tarzına özgü değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Açar mısınız bunu…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mesela bugün CHP’nin <em>kaleleri</em> diye bahsettiğimiz ilçeler 1980’lerde ANAP’ın <em>kaleleriydi</em>. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ANAP tasfiye olunca, AKP’ye değil alternatif kimlik olarak CHP’ye oy verildi. On yıllardır CHP’ye oy vermemiş mahalleler birden bire “laik-sosyal demokrat” görünüm kazandı. Bu durumda; seçim coğrafyası aslında ideolojik seçmelerin yanısıra belki omlardan çok yerel kimliklerin, yaşam tarzı farklarını yansıtan bir alan. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>O zaman seçmen davranışı benzeşiyor mu?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bizim 2010’da bulduğumuz bulgular 2024’te aynen devam ediyor. Nasıl oluyor bu diye baktığımızda gördüğümüz şey şu; “kontrollü bir göç” var. Nasıl işliyor diye baktığımız da; insanlar göç etmeye karar verdiklerinde, nereye gidecekleri aslında dolaylı olarak belirlenmiş oluyor. . Yakın tarihlerde bir Türkiye göç araştırması bitirdim. Buna göre Türkiye’de “göç alanı” (migration field) oluşumu var. Bu alanda çeşitli varış noktaları (destination) bölgesel çıkış noktalarıyla ilişkili. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve göçler zaman içinde kültürel, toplumsal, ekonomik açıdan bir habitus ün şekillendirdiği güzergâhlar üzerinde gerçekleşiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Şunu; insanlar bir yere göç etmeye karar verirken kültürel, siyasal, yaşam tarzı olarak kendisinin uyum sağlayabileceği yere göç ediyor veya taşınıyor. Buralarda sosyal dayanışma ağları ve köprü başları var. Dönenin yerine benzeri ikame olduğundan siyasi tercih yapısının fay hatları kararlı kalıyor.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TÜRKİYE’DE DÖRT GÖÇ ALANI VAR</strong> </span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nereler bu göç alanları?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye genelinde dört tane büyük göç destinasyonu varış noktası var. Bunlar bizim dört büyük şehrimize tekabül ediyor. İstanbul, Ankara, diğerleri de İzmir ve Adana. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki sırayla gidelim, İstanbul nereden göç alıyor?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trakya’nın Bulgaristan sınırından Hopa’ya kadar Karadeniz’e sahil iller ve bu illere güneyden mücavir illerden oluşan bir banttan. Bu bölge Türkiye’deki toplam göç akımlarının yüzde 25’ini üretiyor. Ama İstanbul’da sonlanan akımların yüzde 65’i bu bölgeden. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İzmir ve Ankara’ya?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İzmir’e göç, ise çoğunlukla iç Ege’den Konya’ya uzanan bir koridordan oluyor. Ankara ise ağırlıkla kendi komşusu Çankırı, Çorum ve Yozgat’tan göç alıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son olarak Adana nerden göç alıyor?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adana ise Çukurova havzasından ve bütün güneydoğudan, oranın tüm illerinden göç alıyor. Daha da önemlisi göç eden sonsuza kadar İstanbul’da kalmıyor. Burada göçle iş pazarı arasında çok ilginç bir bağlantı var.; İş pazarının üç bileşenli bir yapısı var. İlk kademede olan yüksek uzmanlık gerektiren alanlar. Göz doktorluğu, cerrahlık, finans danışmanlığı, mühendislik, avukatlık gibi yüksek giriş engelleriyle korunan işler. Bu işkollarının çalışanları metropoliten ortamlarda “üretiliyor”. Bunlar emeklilik dönemlerini İstanbul, Ankara ve İzmir’de beyaz yakalı kesimlerinde ya da Ege veya Akdeniz sahillerinde geçirebiliyorlar. İkinci kademede Fazla entelektüel kapasite gerektirmeden kentsel büyümeden, kentsel rantlardan iyi pay alma imkanı sağlayan “iyi” işler var. Minibüs hattı veya taksi plakası sahipliği, emlakçılık, müteahhitlik vb işler. Bu işlerde bütün metropoller kendi <strong><em>memleketlilerin</em></strong>i kayırıyorlar. Bu işler İstanbul’da ağırlıksa Karadenizlilerin, İzmir’de İç ve kıyı egeden göç edenlerin Adana’da Çukurovalıların denetiminde… . Bu kategoridekiler yaşlandıklarında metropollerde kalmak yerine kendi memleketlerine gidiyorlar. Yerlerini yeni gelenler alıyor. Bu yolla çıkış bölgeleri yaşlanırken Metropoller demografik açıdan demografik fırsat penceresi kimliklerini yeniden üretebiliyorlar. Zorunlu olmayanın yapmak istemeyeceği inşaat işçiliği, hamallık, amelelik vb zor zahmetli işler, üçüncü kategoride. Bunları da bütün metropollerde güneydoğudan gelenler, son zamanlarda ise göçmenler yapıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu tablo bize ne anlatıyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şunu; insanlar bir yere göç etmeye karar verirken kültürel, siyasal, yaşam tarzı olarak kendisinin uyum sağlayabileceği yere göç ediyor veya taşınıyor. Buralarda sosyal dayanışma ağları ve köprü başları var. Dönenin yerine benzeri ikame olduğundan siyasi tercih yapısının fay hatları kararlı kalıyor. Kadıköylü Beşiktaş’a veya Kadıköy’e uyumlu bir profile taşınıyor. Bu Şişli’de oturanlar için de geçerli. Benzer eğilimler Ankara ve İzmir’de de var. Bu durumda yerel siyasal kimlikler bizler çok ta farkında olmadan kendini yeniden üretmiş oluyor. O yüzden Beşiktaş, Şişli, Kadıköy, Bakırköy çoğunlukla beyaz yakalı olduğu için CHP 1. Parti oluyor. AKP yoğun bölgeden yoğun göç almayan İzmir son yıllarda CHP’nin kalesine güneydoğudan yoğun göç alan Dilovası DEM partisinin ‘kalesine’ dönüşüyor. Bu büyük resim bize 1950’den bu yana makro düzeyde seçim coğrafyasının ardındaki ilginç kararlılığın nedenleri artık seçilebiliyor. Seçim coğrafyasını kararlılığı kendini yeniden üreten toplumsal-ekonomik kontrol mekanizmalarıyla ilişkili olmalı. Üzerinde çok çalışmak gerek ancak anlattıklarım sınanabilir irdelenebilir araştırma sorularına tercüme edilebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki bu büyük tablodan İstanbul</strong><strong>’</strong><strong>a baktığımızda ne görüyorsunuz?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yakın zamanda tüm Türkiye’yi kapsayan ve bugüne kadar hiç yapılmamış bir seçim araştırmasını bitirdik. Bu çalışmanın en önemli özelliği çok yüksek çözünürlükte ve ayrıntılı olması... Tüm Türkiye’deki sonuçlarının mahalle ve köy düzeyinde izleme olanağı sunan bire harita. Haritayı ilk kez 18 Mart’ta kamuyla paylaşacağız. 14 Mayıs’ta İstanbul’da şekillenen özgünlükler Türkiye genelinde çalışıldığında daha iyi ortaya çıkıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>CHP’nin Etiler, Akatlar, Acıbadem’de propaganda yapması stratejik önem taşımıyor, çalışılması gereken yerler o kritik mahalleler. Seçimi kazanmak için propagandanın “siklet merkezi” buralar olmalı. Farklı kesimden hanelerin ev alıp taşındıkları bu yerlerin henüz hakim bir toplumsal profili yok. Oyun henüz ortada.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SON DÜZLÜKTE SONUÇLARI SEÇMENİN YÜZDE 23’Ü BELİRLEYECEK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yani b</strong><strong>enze</strong><strong>şiyorlar…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet öyle… CHP’nin büyük çoğunlukla itibarıyla aldığı yerler var. Buralarda CHP çok yüksek, diğerleri çok az oy almış. Ya da tersi; AKP’nin çok az alıp diğerlerinin düşük oy aldığı yerleşmeler…. Tabi CHP’yle birlikte TİP’in, YSP (Dem Parti)’nin başarılı olduğu yerler var. AKP ile birlikle MHP’nin de oy aldığı yerler… &nbsp;Bunları herkes bilir. … Ancak YSP hariç tüm partilerin başarılı olduğu yerler var. Bu küme o kadar iyi bilinmiyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu seçim çevreleri, toplam seçmenin yüzde 23’si var. Seçim sonuçları “son düzlükte” buralarda belirlenecek. Bunların listelemeyi ve haritalamayı başardık. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İstanbul’da ne kadar var bu seçim çevresinden?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İstanbul’da bu nitelikte 290 tane mahalle var. Toplam mahalle sayısı yaklaşık bin. Yani üçte biri... Bunların kendi içlerinde üç kategori oluşturuyorlar İlk grupta kentin merkezinde l yoksulluğun çok yoğun olduğu Beyoğlu'nun arka sokaklarındaki, Fatih’in arka sokaklarındaki seçmen sayısı 500’ü geçmeyen çok küçük mahalleler… Bunların sayısı 40 kadar. İkinci bir grup, metropolün çeperindeki köyler yani kentsel gelişmenin henüz gerçekleşmediği seçim çevreleri. Bunların sayısı da yaklaşık 40. Bunlar desantralizasyonla eski köyler.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>200 MAHALLE KRİTİK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki son grup?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son grupta yaklaşık 200 mahalle var… Bu 200 mahallede toplamda 3 milyon 200 bin seçmen var. Yani seçimin anahtarı kentin çeperlerindeki bu mahallelerde.&nbsp;Kadıköy, Şişli, Beşiktaş, Bakırköy ve Bağcılar’da böyle mahalleler yok. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Neden oralar?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çünkü buraları toplu konutlarla yeni imara açılıyor, çok yoğun. Son 15-20 yıldır verilen ucuz kredi ile her kesimden hane halkları buralardan ev almış. Birbirine benzemeyen hane halkları birlikte yaşıyor. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O bölgelere yerleşmeye giden insanlar Fatih’ten de çıkmış Kadıköy’den de, Beşiktaş’tan veya Zeytinburnu’ndan geliyor olabilirler. &nbsp;Bunlar görece genç yeni hane halkları ve yeni hayatlarına orada başlıyorlar. Kiradan kurtulup ev almışlar. Yaşam döngüsündeki konumları kent araştırmalarındaki kavramla örtüşüyor. Seçimin kaderini belirleyen bu bölgeler. Buralar kime oy verirse, orası bir tık yukarıya doğru çıkıyor. 2019 seçimlerinde bu bölgeler İmamoğlu’nu destekledi. Bu sefer destekler mi, desteklemez mi bakmak lazım. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Y</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ani CHP’nin Etiler, Akatlar, Acıbadem’de propaganda yapması stratejik önem taşımıyor asıl buralarda çalışmak gerek. Seçimi kazanmak için propagandanın “siklet merkezi” buralar olmalı. Farklı kesimden hanelerin ev alıp taşındıkları bu yerlerin henüz hakim bir toplumsal profili yok. Oyun henüz ortada. Tabii sonucun ortada olduğu bu tür yerler İstanbul’ a özgü değil. İzmir, Ankara Bursa’da da benzerleri var. Ancak en ağırlıklı oluşumlar İstanbul’da. Buralarda oy kayması sağlayabilenler avantaj sağlayabilirler. Seçimin büyük ölçüde işte bu çeperlerde, toplu konut alanlarında belirlenecek.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Mar 2024 21:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/soylesi-murat-guvenc.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rant için insansızlaştırmaya dur diyeceğiz | Konuk: Aykut Erdoğdu</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/rant-icin-insansizlastirmaya-dur-diyecegiz-konuk-aykut-erdogdu-2934</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/rant-icin-insansizlastirmaya-dur-diyecegiz-konuk-aykut-erdogdu-2934</guid>
                <description><![CDATA[Rant için insansızlaştırmaya dur diyeceğiz | Konuk: Aykut Erdoğdu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İnsansızlaştırma, güvencesizleştirme, sürgün ve cumhuriyet vatandaşı olmanın haysiyetini taşımak için gerek koşul olan kendine yetebilmeyi çiğnemeye çalışan zihniyettir sorun. Ümraniye öfkesi ayağa kalktı, değişim zamanı. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onu uzun yıllar boyunca CHP’nin en üst düzeylerinde gördük. Adı açıklandığında en azından ben şaşırdım. Ümraniye gibi zor bir ilçeye aday olan Aykut Erdoğdu ile adaylığını ve ilçe sorunlarını konuştum. Erdoğdu, “Rant için insansızlaştırılan ilçenin kaderini değiştireceğiz” diyor </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Siyasete ara verdiğinizi düşünürken, birden üstelik beklenmedik, zor bir ilçeden, Ümraniye’den belediye başkanı oldunuz. Nasıl oldu?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">En çok merak edilen konu bu sanırım. Ümraniye’de yani sahada da en çok yanıtladığım soru da bu. Aslına bakarsanız bu soruya muhatap olmak beni gururlandırıyor, müktesebatımla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani insanlar hem eğitimimde hem devlet bürokrasisinde hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nde ulaştığım konumlara bakarak, Ümraniye’den aday olmamı şaşırtıcı buluyor olmalı ki sıkça bu soruyla karşılaşıyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>O kadar üst düzey görevden sonra…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sanırım Ümraniye’den aday olmamı “tenzili rütbe” olarak görüyor uzaktan bakanlar. Hem müktesebatımla uyumlu bir tercih olmadığını hem de “AK Parti’nin kalesi” yanlış tabirine teslim olarak zor bir işe kalkıştığımı düşünüyorlar, daha kolay olabileceğini varsaydıkları başka ilçelere nispetle. Oysa ben hem müktesebatım zorunlu kıldığı hem “Ak Parti kalesi” hiçbir yer olmadığını hem de coğrafyanın kader olmadığını gösterebilmek için fazlasıyla kendi evimde hissettiğim Ümraniye’den, ülkeme ve insanlarıma umut olmak istiyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Müktesebatım zorunlu kılıyor çünkü beni cumhuriyet yetiştirdi ve bu millete borçluyum. Erzurum’da ilkokul okuyup ABD’nin sayılı üniversitelerinden Carnegie Mellon’dan dereceyle mezun olabilecek bir imkân zincirini bana sağlayan milletime borçlu hissettim, hissediyorum.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BU MİLLETE BORÇLUYUM</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>O yüzden mi aday oldunuz?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müktesebatım zorunlu kılıyor çünkü beni cumhuriyet yetiştirdi ve bu millete borçluyum. Erzurum’da ilkokul okuyup ABD’nin sayılı üniversitelerinden Carnegie Mellon’dan dereceyle mezun olabilecek bir imkân zincirini bana sağlayan milletime borçlu hissettim, hissediyorum. Bu hissiyat beni hep kararlı kıldı. ABD’de büyük şirketlerde çalışıp bireysel konforumun peşinde koşmayı hiç düşünmedim. Ülkeme dönüp devletime hizmet ettim. Siyasete atılmadım, milletim için siyaset yapmayı seçtim. Bugün de İstanbul’un orta yerinde bir yanı Newyork öbür yanı Erzurum ki, ilkokulu okuduğum mahalleye benzeyen, sınıfsal çelişkinin zirveye ulaştığı hatta zulme dönüştüğü Ümraniye’nin bu halinin kader değil kötü yönetim olduğunu, Türkiye’ye örnek bir “Ümran Diyarı” olabileceğini gösterebilmek için kolları sıvadım. Siyasete atılmadığım gibi Ümraniye’yi de seçtim. Şayet değerli bir müktesebatım varsa, bunun faydalı olabileceği yer Ümraniye’dir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Neden?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yoksullukla varsıllığın kalın duvarlarla ayrıldığı, Finanskentin fildişi kuleleriyle Topağacı gecekonduları arasında geçilmez uçurumların oluştuğu Ümraniye’yi bölen duvarları yıkmak, geçilmez uçurumlara köprüler kurmak için Ümraniye’deyim. Bu keskin kontrastı görüp duyarsız kalmak, mülksüzleştirilmiş insanlarımın mücadelesine kayıtsız kalmak mümkün mü? Ancak gözlerimizi yumarak mümkün ve ben göz yummadığım için Ümraniye’deyim. Saraylardan görünmeyen Kazım Karabekir mahallesindeki derin yoksulluğa isyan için Ümraniye’deyim. Kahvaltı yapamadan okullarına gelen aç biilaç dersini anlamaya çalışan çocuklar için Ümraniye’deyim.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Geliri adil dağıtılmadığı için yoksulluğu kadermiş gibi sunulan… Coğrafya kader değildir. Kader tercihlerimizdir ve tercihimizi değiştirme iradesidir Ümraniye. Hiçbir despotun ne kalesi ne de arka bahçesidir…</strong></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kadın emeğini EK GELİR görüp sömüren zihniyete karşı, kadın emeğini TEK GELİR gören bir devrim için Ümraniye’deyim. Yoksulluğu, suçun insan kaynağına dönüştürmüş zihniyete karşı, gençlere omuz vermek, ayağa kaldırmak için Ümraniye’deyim. “Gençliğini vermiş telafisiz çocuklarız” çığlığı duyulmayan gençlerin telafisi için Ümraniye’deyim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Zor sorunlar hepsi..</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bakın bunlar teknik sorunlar değil. Yol, kaldırım, inşaat, mega proje değil. Çiğnen insan onuru, ezilen baba, çaresiz anne, fukaralık cehennemine itilmiş çocuklar… Bunlar teknik meseleler değil. Gözlerimizin önünde akan bunca drama göz yumacak mıyız yummayacak mıyız; insan mıyız değil miyiz sorusunun yanıtı. İnsan kalmak için Ümraniye’deyim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bize Ümraniye anlatın desem?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir yanım Anadolu, öbür yanım Manhattan. Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe… Böyle olmaz. Bu kader olamaz ki değil de. Kötücül ve köhne bir yönetimin sonuçları. Dolayısıyla Ümranlığına el koymuş bir despotluğa isyan Ümraniye. Bir Ümraniye öfkesi var. Beni de kuşatan ve fildişi kulelerden görülmeyen. Görünmeyen demiyorum, gizli saklı değil çünkü. Görülmeyen, göz yumulmuş bir Ümraniye… Geliri adil dağıtılmadığı için yoksulluğu kadermiş gibi sunulan… Coğrafya kader değildir. Kader tercihlerimizdir ve tercihimizi değiştirme iradesidir Ümraniye. Hiçbir despotun ne kalesi ne de arka bahçesidir… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sahada tepkiler nasıl, kazanabilecek misiniz?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sahada özellikle AK Parti seçmeni bu seçimi bizim kazanacağımızı söylüyor. Mevcut yönetim Ümraniyelileri çok yormuş. Çok bıktırmış.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Rant için insanlık mefhumunun takasa sunulduğu trajedidir temel sorun. İstanbul’un en değerli arazisi üzerindeki yoksulluktur sorun. Hafsalaya sığmayacak çelişkidir sorun.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TEMEL SORUN İNSANSIZLAŞTIRMA </strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İlçenin en temel sorunu ya da sorunları nelerdir?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsansızlaştırma sorunudur en başta. Rant için insanlık mefhumunun takasa sunulduğu trajedidir temel sorun. İstanbul’un en değerli arazisi üzerindeki yoksulluktur sorun. Hafsalaya sığmayacak çelişkidir sorun. Sürdürülebilir yoksullukta tutsak edilmiş, günü geldiğinde topraklarından sürülebilir kılınmış mülksüzlük, güvencesizlik, hukuksuzluk, adaletsizlik, vicdansızlık, zulümdür sorun… Diğerleri teknik sorun. Tıpkı atasözümüz gibi “aman cana gelmesin, mala gelsin zarar” deriz ya, her şekilde telafisi vardır, biliriz, inanırız ya… İşte Ümraniye’de asıl sorun “cana gelmiş zarardır” hem de mal, mülk rant uğruna. İnsansızlaştırma, güvencesizleştirme, sürgün ve cumhuriyet vatandaşı olmanın haysiyetini taşımak için gerek koşul olan kendine yetebilmeyi çiğnemeye çalışan zihniyettir sorun. Ümraniye öfkesi ayağa kalktı, değişim zamanı. Müstekbirlerin saltanatı bitiyor, bitecek çünkü Ümraniye öfkesi bu zülme sessiz kalmayacak, rıza göstermeyecek. Kuvayı milliye geleneğinden gelen bu milletin evlatları hiçbir işgale boyun eğmedi, azgın ekabire: “in oradan aşağı” demesini de bilir.<strong><em>&nbsp;</em></strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki çözüm önerileriniz var mı?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsandan yana olmak. Ezileni ayağa kaldırmaktan yana olmak. Zulme rıza göstermemek, adaletten ayrılmamak. Adalet, Allah’ın bir sıfatıdır, adaletten ayrılmayarak. Hak Allah’ın bir sıfatıdır, hukuktan ayrılmayarak. Zulümle abat olunmaz demiş atalarımız. Zulmün içinde abat olacağımızın propagandasını yapan zihniyet “gençliğini tüketmiş telafisiz çocuklar” diyarı kıldı Ümraniye’yi. Önce gençleri telafi edeceğiz onlar da geleceğimizi… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son olarak 2029’da nasıl bir ilçe hedefiniz var?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ümraniye, adı gibi Ümran diyarı olacak. İnsan onuruna yaraşır bir kent olacak. Bayramların bayram olduğu bir kent. Emekli dedelerin, ninelerin çaresiz kalmayıp, torunlarıyla bayramı bayram ettikleri bir Ümraniye. Özenilecek bir Ümraniye… &nbsp;&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 21:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Aykut-Erdogdu-soylesi-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu ilçeye borcumu ödemek için adayım | Konuk: Tekin Aras</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bu-ilceye-borcumu-odemek-icin-adayim-konuk-tekin-aras-2882</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bu-ilceye-borcumu-odemek-icin-adayim-konuk-tekin-aras-2882</guid>
                <description><![CDATA[Bu ilçeye borcumu ödemek için adayım | Konuk: Tekin Aras]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bir ilçenin ihtiyaçlarını en iyi bilen kişi, oranın tozunu yutan, sokağında bilye süren, misket oynayan, top koşturandır. Biz yola çıkarken çocukluk yıllarımızın ge</strong><strong>çtiği mahallelerin yıllardır gördüğümüz eksikliklerini tam etmeyi amaç edindik. Okumuş insanın halkına borcu olur.’</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İstanbul’da son seçimlerde az farklı AKP’nin kazandığı ilçelerin kazanmaya en güçlü adayı olan CHP’li adayları ile söyleşi dizisi başlattık. Bugün ise CHP’nin alması zor görünen ilçelerden bir olan Arnavutköy’ün adayı Tekin Aras konuğumuz. Saha çalışması ve kültürel kimliği ile ilçede hayali ilgi gören Aras ile çalışmalarını konuştuk. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Arnavutköy CHP</strong><strong>’</strong><strong>nin kazanması zor olan ilçelerden biri. Neden aday oldunuz buradan?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir ilçenin ihtiyaçlarını en iyi bilen kişi, oranın tozunu yutan, sokağında bilye süren, misket oynayan, top koşturandır. Biz yola çıkarken çocukluk yıllarımızın geçtiği mahallelerin yıllardır gördüğümüz eksikliklerini tam etmeyi amaç edindik. Okumuş insanın halkına borcu olur. Şükür ki cumhuriyet, derdi olan bir vatandaşın kendi ilçesine hizmet edebilme fırsatını sunuyor. Bu sayede göreve talip olduk. Derdimiz ve hedefimiz, ilçemize bir kimlik kazandırmak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Biraz kendinizden bahseder misiniz, bir Arnavutköylü olarak?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bingöl'de doğdum. Anadolu İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldum ve imam olarak göreve başladım. Sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Kamu Yönetimi okudum. Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlık Dairesi Başkanlığı’nda cenaze imamı olarak göreve başladım. Şimdi de Arnavutköy’e daha iyi hizmet getirmek için adayım. Sahada gördüğümüz ilgi ve teveccüh bu şansı yakalayacağımızı gösteriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nasıl bir demografisi var ilç</strong><strong>enin?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Arnavutköy’ü tanımlarken 7 bölge 1 ilçe ifadesini doğru olur. 81 ilimizden de vatandaşımızın, gerek ikamet ettiği gerekse çalıştığı bir bölge. Yaklaşık 330bin nufuslu ve ağırlık genç yaş grubunun bulunduğu ve sürekli kontrolsüz göç alan bir yeni ilçe olarak da tanımlayabiliriz.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>&nbsp;</strong><strong>Sahada sürekli her vatandaşımı dinleyen, taleplerini not alan, tavsiyeleri dinleyen kalabalık bir ekibimiz var. Gülen ve heyecanlı yüzleri görmek, ne kadar doğru bir yol takip ettiğimizi gösteriyor. Yapılan anketler de bu hizmet yarışını önde bitireceğimizi gösteriyor.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>‘</strong><strong>ANKETLER </strong><strong>ÖNDE BİTİRECEĞİMİZİ GÖ</strong><strong>STER</strong><strong>İYOR</strong><strong>’</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Seçmenlerin ilgisi nası</strong><strong>l size?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çok mutluyuz ve umutluyuz. Sahada sürekli her vatandaşımı dinleyen, taleplerini not alan, tavsiyeleri dinleyen kalabalık bir ekibimiz var. Gülen ve heyecanlı yüzleri görmek, ne kadar doğru bir yol takip ettiğimizi gösteriyor. Yapılan anketler de bu hizmet yarışını önde bitireceğimizi gösteriyor. Amacımız, mümkün olduğunca çok hemşerimizin desteğiyle güçlü bir oy ile kazanmak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki Arnavutköy’ü nasıl tanımlarsını</strong><strong>z?</strong>&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Genel anlamda kendine yetemeyen bir ilçeden söz ediyoruz. 7 belde belediyesinin birleşmesi ile oluşup tüm ihtiyaçları için tek bir merkeze toplanmak zorunda kalan vatandaşlar düşünün. Beraberinde oluşacak trafik, eğitim, sağlık ve sosyal ihtiyaçların tümünü aynı zaman diliminde gerçekleştirmek zorunda kalıyorsunuz. 9 farklı imar uygulaması ile dikey-yatay, estetik olmayan ve kimliksiz bir ilçe. Diğer ilçelerin sahipsiz sokak canlılarının terkedildiği, hafriyat çöplüğüne dönmüş ve kimsenin sağlık, turizm ya da eğitim amacıyla yolunu bile kullanmadığı bir coğrafya. Havalimanı ile çok büyük insan hareketliliğine sahip olmasına rağmen, neredeyse hiç kimsenin sosyal ya da kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için üzerinden bile geçmediği bir ilçeden söz ediyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Hayli geniş coğrafi olarak da…</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öyle. Denizi, gölü, dereleri, ormanları olan doğa harikası bir ilçeyiz. Fakat turizm amaçlı bir tane bile tesis yok. Ulusal ya da uluslararası bir tane sesini duyurabildiği projesi ya da etkinliği yok. Bununla birlikte bizim için her zaman öncelik, insana yatırımdır. Hemşerilerimiz daha mutlu ve yaşanabilir Arnavutköy’e ihtiyacı var. Bunun yolu, kaliteli bir eğitim hizmeti, işleyen sağlık sistemi, ulaşabilir ve diğer ilçelerce takip edilen, örnek bir Arnavutköy oluşturmaktan geçer. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu sorunların çözümü için önerileriniz nelerdir?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çözüm için birçok projemiz bulunmaktadır. Fakat projelerimizin bir kısmını genel anlamda birkaç başlıkta toplayabiliriz. Eğitim projelerimiz</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Okul sayısının arttırılarak, sınıf başına düşen öğrenci sayısının azaltılması</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Öğretmenevi yapılması</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- E-Arnavutköy okulu ile online eğitimler</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Meslek kursları ile nitelikli personeller yetiştirilmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Okul-sanayi iş birliği</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Çocuk üniversitesi projesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Vakıf üniversitesi kurulması</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İmar projelerimiz</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Çeşitli imar uygulamalarının düzenlenmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- İmara açılan, açılacak olan dere yataklarının imar düzenlemeleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Kamuya ait, terkedilmiş imar alanlarının planlarına uygun değerlendirilmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Estetik bir imar planlaması</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Afetlere dayanıksız konut ve işyerlerinin dönüşümü</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sağlık-spor-kültür-sanat projelerimiz</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Her mahalleye ihtiyacı kadar semt polikliniği</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Sağlık taramaları</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Evde sağlık hizmetleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- ‘Biliyorum, hastalanmıyorum’ mottosu sağlık eğitimleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Her yaş için spor projeleri (semt statları, kapalı-açık spor salonları, fitness salonları)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Engelli vatandaşlar için spor merkezleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Açık ve kapalı kültür sanat atölyeleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Festival-panayır günleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşanabilir bir Arnavutköy için diğer projelerimiz</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Ulaşım sorunlarının çözümü için; alt-üst geçitler, ilçe içi ring hatlar, trafiğe neden olan hizmet ihtiyaçlarının tüm ilçeye yayılması, dengeli nüfus dağılımı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Sosyal ve turistik tesislerin kurulması</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Belediye hizmetlerinin tüm vatandaşlara ulaştırılması için aktif bir belediyecilik hizmeti</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Ben ve ekibim yola kısa vadeli planlar yaparak çıkmadık. Birinci, ikinci ve üçüncü öncelikli projeler hazırladık. 2029 yılına geldiğimizde vatandaşlarımızın haklarını ve oylarını helal ettikleri bir yönetim olarak anılmak istiyoruz. Yaşanabilir ve mutlu insanlar kenti olan bir Arnavutköy ilçeyi hayal ediyoruz.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>‘</strong><strong>VATANDAŞ</strong><strong>LARIMIZIN OYLARINI HELAL ETT</strong><strong>İ</strong><strong>KLER</strong><strong>İ Bİ</strong><strong>R Y</strong><strong>Ö</strong><strong>NET</strong><strong>İM</strong><strong>’</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2029 için nasıl bir Arnavutköy hedefiniz var?</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben ve ekibim yola kısa vadeli planlar yaparak çıkmadık. Birinci, ikinci ve üçüncü öncelikli projeler hazırladık. 2029 yılına geldiğimizde vatandaşlarımızın haklarını ve oylarını helal ettikleri bir yönetim olarak anılmak istiyoruz. Yaşanabilir ve mutlu insanlar kenti olan bir Arnavutköy ilçeyi hayal ediyoruz. Günü geldiğinde değişen, yenilenmiş ve şeffaf belediyecilik ile yeni bir 5 yıl daha talep edeceğiz. 2029 yılı Arnavutköy’ün, eğitim, sağlık, ulaşım, spor, kültür, sanat gibi birçok alanda örnek alındığı bir yıl olacak. Bir derdimiz var; derdi olan hemşerimizin kalmaması. &nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 08:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/tekin-aras-soylesi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurduğumuz samimi ilişki bize kazandıracak | Konuk: Tonguç Çoban</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurdugumuz-samimi-iliski-bize-kazandiracak-konuk-tonguc-coban-2774</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurdugumuz-samimi-iliski-bize-kazandiracak-konuk-tonguc-coban-2774</guid>
                <description><![CDATA[Kurduğumuz samimi ilişki bize kazandıracak | Konuk: Tonguç Çoban]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong>İstanbul’da son seçimlerde az farklı AKP’nin kazandığı ilçelerin kazanmaya en güçlü adayı olan CHP’li adayları ile söyleşi dizimiz devam ediyor. Bugün Kağıthane Belediye Başkan adayı Tonguç Çoban ile olan söyleşimiz var. Çoban, ithal değil yerli aday olduğunu ifade ederek “vatandaşın samimi ilgisi 33 yıl sonra Kağıthane’yi alma iddiamızı güçlendiriyor” dedi.</strong></span></p>

<h3><strong>&nbsp;</strong><strong>Neden Kağıthane?&nbsp;</strong></h3>

<p>Son beş yıldır Ekrem İmamoğlu'nun siyasi-teknik danışmanı olarak 39 ilçe belediyesi ile İBB arasındaki koordinasyonu sağlıyorum. İBB'nin 39 ilçedeki tüm yatırım projelerini bire bir takip ettim, tamamlanmasına katkıda bulundum. Dolayısıyla belediyeciliğin siyasi ve diplomatik yönü dışında icraat yönündeki deneyimim de oldukça arttı. Ekrem Başkan, 14 yıldır oturduğum, gelişimini ve değişimini yakından gözlediğim, yaşadığım Kağıthane'de belediye başkan adayı olarak beni CHP yönetimine önermeyi teklif ettiğinde, tereddüt etmeden evet dedim. Bunu bir görev bildim, ona göre de aktif şekilde çalışıyorum.</p>

<h3><strong>Yani yabancı ya da ithal aday değilsiniz…</strong></h3>

<p>Evet değilim, buralıyım. Kağıthane İstanbul'un merkezinde çok önemli bir ilçe ve CHP 33 yıldır burayı kazanamamış. 2019'da CHP nasıl İstanbul’u 25 yıl sonra kazanılabildiyse, 33 yıl sonra Kağıthane’yi kazanılabiliriz. Biz buna adayız ve bu çok heyecan verici bir iddia. Zor ama başarılamaz değil. Ben, zorluklar aşmak için mücadele eden bir hayat felsefesiyle geldim bugüne kadar. Kağıthane'ye de bu gözle bakıyorum</p>

<h3><strong>Aday olduğunuz Kağıthane’yi nasıl tanımlarsını</strong><strong>z?</strong></h3>

<p>Kağıthane, İstanbul'un ticaret ve ulaşım ağlarının merkezinde, çevresinde güçlü metro ve metrobüs bağlantıları olan önemli bir lokasyonda yer alıyor. 15 km2 bir alan içinde 445 bin nüfus barındıran Kağıthane ilçemizde kent içi ulaşım sorunları, yeşil alanların yetersizliği, sosyal donatı eksikliği, plansız yapılaşma ve tabii geçim sıkıntısı gibi ciddi sorunlar var. Bunlar aslında İstanbul'un hemen hemen bütün ilçelerinde olan ortak sorunlar. Ama ben Kağıthane'de sorunlardan çok fırsatlarına bakıyorum.</p>

<p><em><strong>‘Kağıthane'nin en güçlü yanı köklü, güçlü aile bağları ve komşuluk ilişkileri. Siyasi düşünceleri, yöreleri ne olursa olsun, yıllar içinde çok güçlü komşuluk ilişkileri oluşmuş, bu da barışçıl ve demokratik bir ortam sağlamış. Kağıthane'de ticaret ve esnaf da çok canlı.’</strong></em></p>

<p><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105604" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/DSC03382-scaled.jpeg" style="height:1439px; width:2560px" /></p>

<h2><strong>FIRSATLAR BİZİ ÖNE ÇIKARACAK </strong></h2>

<h3><strong>Nedir onlar?&nbsp;</strong></h3>

<p>Kağıthane'nin en güçlü yanı köklü, güçlü aile bağları ve komşuluk ilişkileri derim. Siyasi düşünceleri, yöreleri ne olursa olsun, yıllar içinde çok güçlü komşuluk ilişkileri oluşmuş, bu da barışçıl ve demokratik bir ortam sağlamış. Öte yandan Kağıthane'de ticaret ve esnaf da çok canlı. İstanbul'da cadde alışverişinin en güzel örnekleri Kağıthane'de geliştirilebilir. Bana “vatandaşla çok yakın ve samimi bir iletişim kuruyorsunuz” diyorlar; inanın ben bu sıcaklığı vatandaşlardan almasam tek yanlı olarak bunu yapamam. Ben Kağıthaneli hemşehrilerimden aldığım samimi ve sıcak enerjiyi onlara yansıtıyorum. Bugüne kadar bir tek negatif tutum görmedim.</p>

<h3><strong>Peki</strong><strong> il</strong><strong>çenin en temel sorun/ları nelerdir?</strong></h3>

<p>Kağıthane ilçemizde kent içi ulaşım sorunları, yeşil alanların yetersizliği, sosyal donatı eksikliği, plansız yapılaşma ve tabii geçim sıkıntısı gibi ciddi sorunlar var. Bunlar aslında İstanbul'un hemen hemen bütün ilçelerinde olan ortak sorunlar.</p>

<h3><strong>Bunları çözmek için önerileriniz nedir?</strong></h3>

<p>Son beş yıldır Ekrem İmamoğlu'nun siyasi-teknik danışmanı olarak 39 ilçe belediyesi ile İBB arasındaki koordinasyonu sağladığımdan teknik çözümler konusunda neler yapılması gerektiğini ve nasıl yapılacağını iyi biliyorum. CHP Kağıthane Belediye Başkan Adayı olduğum andan itibaren Kağıthane'nin bütün mahallelerinde, sokaklarında, tüm toplumsal kesimlerle yakın işbirliği ve iletişim içinde sorunlara çözümler de geliştiriyoruz. Tabii, bu çözümlerde ilçe belediyesi olarak kendi yapacaklarımız var, İBB ile birlikte yapacaklarımız da var. Örneğin, İBB Kağıthane'yi de içine alan İTÜ-Maslak-Ayazağa-Cendere-Kağıthane metrosu gibi yeni raylı sistem hatlarını projelendirip hayata geçirecek, Kağıthane Belediyesi olarak biz de <u>1 Nisan</u>'da göreve geldiğimiz andan itibaren mahallelerimizden metro ve metrobüs duraklarına ring seferleri düzenleyeceğiz.</p>

<p><em><strong>‘İBB'nin kentsel dönüşüm seferberliğinin bir ayağını Kağıthane'de biz kuracağız. Vatandaşımızla müteahhitler arasında kamusal bir güvence sistemi oluşturacağız; onları müteahhitlerle tek başına karşı karşıya bırakmayan bir dönüşüm sürecini belediye olarak biz planlayacağız.’</strong></em></p>

<p><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105605" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/DSC04206-scaled.jpeg" style="height:1439px; width:2560px" /></p>

<h2><strong>KENTSEL DÖNÜŞÜM SEFERBERLİĞİ BAŞLAYACAK </strong></h2>

<h3><strong>Peki deprem risk ve kentsel dönüşüm konusu…</strong></h3>

<p>İBB'nin kentsel dönüşüm seferberliğinin bir ayağını Kağıthane'de biz kuracağız. Vatandaşımızla müteahhitler arasında kamusal bir güvence sistemi oluşturacağız; mahallelerde kentsel dönüşüm ofisleri kurarak vatandaşlara haklarını anlatacak, onlarla anlaşacak, onları müteahhitlerle tek başına karşı karşıya bırakmayan bir dönüşüm sürecini belediye olarak biz planlayacağız. Engellilerden, kadınlara, gençlerden büyüklerimize kadar tüm toplumsal kesimler için İBB ile işbirliği halinde adaleti, refahı, dayanışmayı arttıran çözümlerimiz var. Bunların detaylarını yakında Kağıthaneli hemşehrilerimizle paylaşacağız. Seçilmem durumunda ilk işimiz, başta muhtarlarımız olmak üzere, Kağıthaneli vatandaşlarımızın gözü, kulağı ve sesi olan STK'lar, hemşehri dernekleri, meslek kuruluşları gibi temsili nitelikteki yapılarla güçlü bir Kent Meclisi kurmak olacak. Bir belediye başkanı kendi başına ve kadrosuyla sahadaki tüm konuları bilemeyebilir, ama bu konuları nereden ve nasıl alacağını bilmelidir. Kağıthane Kent Konseyi'ni demokratik ve katılımcı yönden geliştirerek işler hale getireceğiz ve burada Kağıthane'nin en önemli sorunlarından başlamak üzere hızlı çözümler geliştireceğiz.</p>

<h3><strong>İkinci olarak…</strong></h3>

<p>Beş yıllık stratejik planımızı hazırlayacağız. Katılımcı ve iyi planlanmış bir süreçle gelecek 5 yılda hangi konulara ve alanlara ne tür yatırımlar yapacağımızı yine hemşehrilerimizle beraber karar vereceğiz. Tabii ki eksikliği çok hissedilen kreşler, parklar, otoparklar, yaşam merkezleri gibi sosyal donatılar için hemen çalışmaya başlayacak ve örneğin, ilk 3 yıl içinde kreş sayısını 10'a çıkaracak planlamayı hiç gecikmeden başlatacağız. <img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105606" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/DSC04350-scaled.jpeg" style="height:1439px; width:2560px" /></p>

<h2><strong>HEDEFİM PLANLI BIR İLÇE BIRAKMAK</strong></h2>

<h3><strong>Son olarak 2029</strong><strong>’</strong><strong>da nasıl bir ilçe hedefiniz var?</strong></h3>

<p><u>1 Nisan</u>'da belediye başkanı seçilmemizden sonra ilk beş yıl içindeki çalışmalarımız sonunda, görmek istediğim Kağıthane; planlı gelişmesini büyük ölçüde tamamlamış, ada bazında ve yerinde kentsel dönüşüm sonucu parklar, yeşil alanlar, otoparklar, rahat ulaşım yolları gibi yeni donatılar elde etmiş; kreşlerinde çocukların mutlu olduğu, yayaların ve engellilerin kaldırımlarında rahatça yürüyebildiği, toplu ulaşım noktalarına herkesin kolayca ulaşabildiği, gençlerin kendilerine sağladığımız yaşam merkezlerinde özgürce diledikleri eğitsel, kültürel, sanatsal, sportif etkinliklere katılabildikleri, emeklilerin çaya-kahveye ne kadar para ödeyeceğim kaygısı duymadan bir araya gelebilecekleri mekanların olduğu, engelli çocuklarımıza eğitim imkanlarının arttığı, sokaklardaki can dostlarımızın&nbsp;kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde&nbsp;bakımının yapıldığı, kadınların daha da geliştirdiğimiz meslek kurslarıyla eğitime ve istihdama katılımlarının arttığı, esnafımızın ve girişimcilerimizin desteklendiği; bunların hepsini muhtarlarımız, STK'larımız ile birlikte işler hale getireceğimiz Kent Konseyi'nde katılımcı ve demokratik şekilde planladığımız örnek bir ilçe. Bunu yapabiliriz; İstanbul başardı, Kağıthane de başarabilir. Buna yürekten inanıyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Mar 2024 21:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/tonguc-coban-soylesi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ranttan değil halktan yana politika izleyeceğiz | Konuk: Dr. Mithat Bülent Özmen</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ranttan-degil-halktan-yana-politika-izleyecegiz-konuk-dr-mithat-bulent-ozmen-2714</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ranttan-degil-halktan-yana-politika-izleyecegiz-konuk-dr-mithat-bulent-ozmen-2714</guid>
                <description><![CDATA[Ranttan değil halktan yana politika izleyeceğiz | Konuk: Dr. Mithat Bülent Özmen]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugünkü konuğumuz Eyüpsultan Belediye Başkan Adayı Dr. Mithat Bülent Özmen. Eyüpsultan da geçtiğimiz seçimlerde az farkla kaybedilen ilçelerden birisi. Özmen ilçenin sonunlarının çözümü konusunda; “Halkçı politikalar ile çözeceğiz. Yani tercihlerimizi ranttan yana değil, Eyüpsultanlılardan yana kullanarak çözeceğiz” diyor. </strong></p>

<h3><strong>Neden Eyüpsultan?</strong></h3>

<p>Bu soruya vereceğim cevap; İyi ki Eyüpsultan! Çünkü ben 20 yıldır Eyüpsultan’da yaşıyorum, yıllarca da burada çalıştım. İGDAŞ’ta Genel Müdürlük yaptığım sırada İstanbul’un her yerine gidiyordum ama genel merkezimiz de Eyüpsultan’da olduğu için Eyüpsultan’ın her bir sokağını, trafikle dolu caddelerini, atıl durumdaki parklarını, kentsel dönüşüm/imar sorunları olan mahalleleri, sosyal hayattan uzak insanları yakından görüyordum.</p>

<h3><strong>Yani sorunları içeriden biliyorsunuz…</strong></h3>

<p>Biliyorum. Dahası Eyüpsultan kadim bir ilçe ama hak ettiği değerin çok altında kalmış bir ilçemiz. Eyüpsultan’ın ekonomisinin canlandırılmasına, yaşayan bir ilçe haline getirilmesine; Eyüpsultanlıların yaşam kalitesinin artmasına, refah seviyelerinin yükseltilmesine ihtiyaç var. Bunun için Eyüpsultan’ın kaynakları, imkanları var. Ama tercihlerini Eyüpsultan’dan ve Eyüpsultanlılardan yana yapacak bir yönetim vizyonuna ihtiyaç var. Ben de hem eğitimim hem de profesyoneel hayat tecrübemle bunu başarabileceğime inandığım için Eyüpsultan’dan aday olmak istedim.</p>

<p><em><strong>‘En temel sorun potansiyelinin çok altında kalmış bir ilçe olması. En büyük sebebi bugüne kadar doğru bir vizyon ile planlama yapılmamış olması. Yerel ekonominin canlandırılması, Eyüpsultanlıların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi, refah seviyelerinin artırılması üzerine hiç çalışılmamış. Halen kentsel dönüşüm, imar, ulaşım gibi yaşamsal sorunları olan bir ilçe.’</strong></em></p>

<p><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105379" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/Mithat-Bulent-Ozmen-1.jpeg" style="height:900px; width:1600px" /></p>

<h2><strong>KADİM VE İHMAL EDİLMİŞ BİR İLÇE</strong></h2>

<h3><strong>Kadim ama ihmal edilmiş bir ilçeyi ayağa kaldırmak için adaysınız o zaman. </strong></h3>

<p>Kesinlikle. Evet, Eyüpsultan her şeyden önce çok kadim bir şehir. Maneviyatıyla, tarihiyle, içinde barındırdığı kültür mozaiği ile Eyüpsultan gerçek anlamda İstanbul’un kalbi. Tarihi alanları, Haliç’e kıyısı olması, Karadeniz’e kıyısı olup aynı zamanda İstanbul’un akciğerlerine de sahip olması Eyüpsultan’ı çok farklı bir noktaya koyuyor. Eyüpsultan büyük bir potansiyele sahip olan ama adeta unutulmuş bir ilçe. Bugün Eyüpsultan yaşam kalitesi bakımından kendinden sonra kurulmuş bir çok ilçeden çok daha geri kalmış durumda. Hak ettiği değeri bulamamış diyoruz ya işte kastettiğimiz tam da bu. Eyüpsultan’da yaşamak bir şans olarak algılanması gerekiyor. Tam da bu nedenlerden aday oldum. Bu algının da bu kaderin de değişmesi için sorumluluk almaya hazırım.</p>

<h3><strong>Peki ilçenin en temel sorunları nelerdir? </strong></h3>

<p>En temel sorun, potansiyelinin çok altında kalmış bir ilçe olması. Bu sorunların en büyük sebebi bugüne kadar doğru bir vizyon ile planlama yapılmamış olması. Yerel ekonominin canlandırılması, Eyüpsultanlıların yaşam kaitelerinin yükseltilmesi, refah seviyelerinin artırılması üzerine hiç çalışılmamış. Halen kentsel dönüşüm, imar, ulaşım gibi yaşamsal sorunları olan bir ilçe. Sosyal politikalar yok denecek kadar az. Düşünebiliyor musunuz koca ilçede sadece bir adet belediye kreşi var. Katılımcılık yok denebilir. Sosyal yaşam çok zayıf. Eyüpsultanlıların uygun şartlarda gidebilecekleri sosyal tesisleri, sosyal donatı alanları, spor tesisleri yok denecek kadar az. Yani maalesef nereye baksak bir çok problemi olan bir ilçe ama aslında istendiği takdirde, doğru bir irade konulduğu takdirde sorunların kolaylıkla çözebileceğiniz bir ilçe.</p>

<p><em><strong>‘İlçenin sorunların hepsini halkçı politikalar ile çözeceğiz. Yani tercihlerimizi ranttan yana değil, Eyüpsultanlılardan yana kullanarak çözeceğiz. Ama bir yandan da refah artırıcı porjelerimizi uygulamaya ihtiyacımız var. Bunun için de Eyüpsultan’ı ilk kez sosyal politikalar ile tanıştıracağız.’</strong></em></p>

<p><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105380" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/Mithat-Bulent-Ozmen-2.jpeg" style="height:1067px; width:1600px" /></p>

<h2><strong>İLÇENİN EKONOMİSİNİ GÜÇLENDİRECEĞİZ</strong></h2>

<h3><strong>Bu sorunları çözmek için planlarınız hazır mı?</strong></h3>

<p>Öncelikle doğru bir vizyonla kısa-orta ve uzun dönemli planlamalar yapmak gerekiyor. Eyüpsultan’ın ekonomisini doğru yönetmek, büyütmek gerekiyor. Ekonomisinin doğru yönetilmesi ne demek? Hem belediyenin bütçesini, kaynakları doğru yönetmek hem de Eyüpsultan’a gelir artışı sağlamak için doğru politikaların uygulanması demek. Öncelikle bütçe yönetimini doğru yapacağız. Bu en kolay. Hem bankacılık/finans üzerine aldığım eğitim/yaptığım doktora hem de uzun seneler ulusal ve uluslararası bankacılık, finans ve reel sektör tecrübelerimle en iyi bildiğim işlerden biri doğru bütçe yönetimi yapmak. Diğer yandan gelirleri artırmak gerekiyor. Örneğin turizm gelirlerini artıracağız. Tarım ve hayvancılığı destekleyen, kooperatifçilik girişimcilik projelerini destekleyen uygulamalarımızı hayata geçirerek gelir artışı sağlayacağız. Ayrıca, Eyüpsultan’ın kentsel dönüşüm, imar, ulaşım gibi yaşamsal sorunları var. Bu sorunların hepsini halkçı politikalar ile çözeceğiz. Yani tercihlerimizi ranttan yana değil, Eyüpsultanlılardan yana kullanarak çözeceğiz. Ama bir yandan da refah artırıcı porjelerimizi uygulamaya ihtiyacımız var. Bunun için de Eyüpsultan’ı ilk kez sosyal politikalar ile tanıştıracağız. Kreşlerden, bakım merkezlerimize, öğrencilerimize eğitim – gıda destek paketlerinden sosyal tesislere uzun bir listemiz var. Son olarak da katılımcı bir Eyüpsultan&nbsp; görmemiz gerekiyor. Eyüpsultan’da bir ortak akıl yaratmamız ve halkı karar alma mekanizmalarına sokmamız gerekiyor.<strong>&nbsp;</strong> <img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105382" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/Mithat-Bulent-Ozmen-3.jpeg" style="height:1067px; width:1600px" /></p>

<h2><strong>HEDEFİMİZ MUTLU BİR EYÜPSULTAN </strong></h2>

<h3><strong>2029’da nasıl bir ilçe hedefiniz var?</strong></h3>

<p>2029 yılında 10 yıllık işi 5 yılda yapacağız önce onu söyleyeyim. Bu yüzden 2029 yılında Eyüpsultan’ı yerel ekonomi projeleri ile ekonomisi büyümüş, sosyal hayatı projelerle güçlendirmiş ve Eyüpsultan’ı yaşayan bir hale gelmiş, yaşam kalitesi yükselmiş, refahı artmış, katılımcı bir ilçe olarak görme hedefimiz var. Eyüpsultan’ın Eyüpsultanlıların güvenli, huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşayacakları bir ilçe haline gelmesi. Hedefimiz bu ve bu hedefi gerçekleştireceğimize dair en ufak şüphem yok. Günün sonunda konu şuraya geliyor aslında… 2029 yılında gülümsemesi eksik olmayan, mutlu ve sosyal insanlar görme hedefimiz var. Tüm yapacaklarımızın asıl amacı da bu zaten. Eyüpsultan’a ve Eyüpsultanlılara hak ettikleri değeri kazandırarak yüzlerini güldürmek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 21:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Mithat-Bulent-Ozmen-soylesi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hedefimiz iyi ve halkçı bir belediye | Konuk: İnan Güney</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hedefimiz-iyi-ve-halkci-bir-belediye-konuk-inan-guney-2667</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hedefimiz-iyi-ve-halkci-bir-belediye-konuk-inan-guney-2667</guid>
                <description><![CDATA[Hedefimiz iyi ve halkçı bir belediye | Konuk: İnan Güney]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>&nbsp;</strong><strong>‘Ülkemizde ilk belediye Beyoğlu'nda kurulmuştur. İlk metro buradadır, tarihteki ilk kentsel dönüşüm süreçleri Beyoğlu’nda yaşanmıştır… Yüzyıl sonra hala temel belediyecilik hizmetlerinin yapılamıyor olmasını konuşmak hepimiz için çok üzücü.’</strong> İstanbul’da bazı ilçeler son seçimlerde az farkla AKP tarafından kazanıldı. Bu kader 31 Mart’ta değişebilecek mi? Bu amaçla bu ilçelerde kazanmaya en yakın parti olan CHP’li adaylarla konuştum. İlk söyleşiyi CHP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı İnan Güney ile yaptım. Güney Beyoğlu’nun kimliksizleştiğine dikkat çekerek hedeflerinin iyi ve halkçı belediye olduğunu söyledi <strong>Neden </strong><strong>Beyoğlu?</strong> Çünkü Beyoğlu’nu çok seviyorum. 46 yıllık ömrümün tamamı burada geçti. Beyoğlu’nda Örnektepe’de doğdum, büyüdüm, eşimle burada tanıştım, yuvamı burada kurdum, siyasete burada başladım. 2011-2014 yılları arasında CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı yaptım. Beyoğlu’nun 45 mahallesini bilirim, esnafını tanırım, sorunlarının içinde büyüdüğüm için ihtiyaçlarını, eksiklerini bilirim. Her zaman Beyoğlu’nun daha güzel bir yer olması için uğraştım. Yıllarca daha güzel bir Beyoğlu’nun hayalini kurdum. Şimdi profesyonel bir ekip ve planlama yaparak Beyoğlu’nun daha güzel bir yer olması için çalışacağım. <strong>Beyoğlu’nu nasıl tanımlarsını</strong><strong>z?</strong> Beyoğlu benim için dünyanın merkezi, dünyanın en güzel yerlerinden biri. Tarih kokan, yaşanmışlıklarla dolu bir ilçe ama çok yorgun. Yıllardır çözülemeyen sorunları var. Böylesine güzel bir kent ihmal edilmiş, ötelenmiş. Burada yaşamayan burayı İstiklal Caddesi ve çevresinden ibaret sanıyor oysa ki Piyalepaşa’dan Sütlüce’ye, Hasköy’den Gümüşsuyu’na 225 bin nüfusu olan bir ilçe. <strong><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105192" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/inan-guney5.jpeg" style="height:1067px; width:1600px" /></strong></p>

<h2><strong>KENTSEL DÖNÜŞÜM ÖNCELİKLİ SORUN</strong></h2>

<p><strong>Ötelemiş bu ilçenin en temel sorun/ları nelerdir?</strong> Kentsel dönüşüm ve sağlıklı bir binada yaşamak, deprem kaygısı yaşayan her yerde olduğu gibi bu ilçenin de en öncelikli konusu. Yurttaşlar 30 yıldır duydukları kentsel dönüşüm masalları nedeniyle evlerini yenileyemiyor bile, yıkılacak diye kapısını, penceresini değiştiremiyor. Sokak sokak mahalle mahalle geziyorum ve hangi mahalleye gidersem gideyim en büyük ihtiyacın otopark olduğunu görüyorum. Temel belediyecilik hizmetleri bile işlemiyor. Cihangir’e gidiyorum, “Bize hizmet gelmiyor, Kasımpaşa’ya yapıyorlar” diyorlar. Kasımpaşa’ya gidiyorum, “Cihangir’den oy alırız beklentisiyle Cihangir’e hizmet yapıyorlar. Bize bakılmıyor” diyorlar. Oysa ki hizmet kimseye ulaşmıyor. Yollar her mahallede kötü, yıllardır bakılmamış. Temizlik hizmetleri düzensizlik ve programsızlık nedeniyle aksıyor, her yerde çöp şikayeti var. Sosyal hizmetler deseniz çağımızın çok gerisinde. Kreş deseniz bırakın arttırmayı mevcut sayı ve kapasite düşürülmüş. Bu kadar iş imkanının ortasında gençler işsiz. Uyuşturucu problemi ailelerin gündemine oturmuş. Emekliyi de kadını da önceleyen politikalar yok.</p>

<p><em><strong>&nbsp;</strong><strong>‘Beyoğlu hafıza mekanlarını, neşesini kaybetti. Kültür ve sanatla anılan Beyoğlu’ndan eser yok. İnsanlar sosyal hayatları için başka ilçelere; Beşiktaş’a, Kadıköy’e gidiyor. Esnaf mutsuz, yaşayan mutsuz. Beyoğlu ne yazık ki hak ettiğinin çok gerisinde.’</strong></em></p>

<h2><strong>BEYOĞLU KİMLİKSİZLEŞİYOR</strong></h2>

<p><strong>Pek çok alanda sorun var anlaşılan…</strong> Dahası neresinden tutarsanız tutun iyi bir politika göremiyorsunuz. En önemli sorun da Beyoğlu kimliksizleştirilmesi. Beyoğlu hafıza mekanlarını, neşesini kaybetti. Kültür ve sanatla anılan Beyoğlu’ndan eser yok. İnsanlar sosyal hayatları için başka ilçelere; Beşiktaş’a, Kadıköy’e gidiyor. Esnaf mutsuz, yaşayan mutsuz. Beyoğlu ne yazık ki hak ettiğinin çok gerisinde. Özetle Beyoğlu'nun en büyük sorunu yönetme becerisi ve temel kent hizmetlerinin yerine getirilememesi sorunudur. Halbuki Beyoğlu modern kentsel hizmetlerin ilk verildiği yerdir. Ülkemizde ilk belediye Beyoğlu'nda kurulmuştur. İlk metro buradadır, tarihteki ilk kentsel dönüşüm süreçleri Beyoğlu’nda yaşanmıştır… Yüzyıl sonra hala temel belediyecilik hizmetlerinin yapılamıyor olmasını konuşmak hepimiz için çok üzücü. İşte bu nedenle adayım ve yönetim sorununu çözmek için geliyoruz. Beyoğlu'nun yerel yönetim anlayışını değiştirmek için geliyoruz.</p>

<p><em><strong>&nbsp;</strong><strong>‘Müteahhit belediyeciliğini yapmaz da toplumun ihtiyaçlarını gözetirseniz bunları çözersiniz. Ranta odaklanırsanız bugünkü manzara çıkar ortaya; insanlar evlerinden sürülür, Kasımpaşa sahilinde rezidanslar yükselir.’</strong></em></p>

<p><strong>Bütün bu sorunları çözmek için hazır mısınız?</strong> Adaylığımın çok daha öncesinde başlayan bir planlama süreci var. Şehir plancıları, mimarlar, hukukçulardan oluşan bir ekiple kentin yeniden planlanması üzerine çalıştık. Kimseyi yerinden etmeden, hak kaybına uğratmadan bir kentsel dönüşüm mümkün diyoruz. Müteahhit belediyeciliğini yapmaz da toplumun ihtiyaçlarını gözetirseniz bunları çözersiniz. Ranta odaklanırsanız bugünkü manzara çıkar ortaya; insanlar evlerinden sürülür, Kasımpaşa sahilinde rezidanslar yükselir. Çok yerde gördük bunun örneklerini. Mevcut iktidarın kentsel dönüşüm karnesinin ne olduğu ortada. Biz bu sorunu İBB’nin KİPTAŞ’ın, kamu ve özel sektörün iş birliği ile çözeceğiz. Belediyenin şu ana kadar işlevsiz olan Dönüşüm A.Ş. kurumunu işlevlendirip müteahhitle vatandaş arasında köprü olacağız, danışmanlık vereceğiz, kimsenin hakkını yedirmeyeceğiz. Kent mirasına sahip çıkmak için Kent Tamir programını oluşturduk. Tıpkı İBB Mirasın İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter’de yaptığı gibi. Tarihi değeri olan binalarımızı belediye eliyle yenileyeceğiz, aslına uygun bir şekilde restore edip, fonksiyonlaştırıp, kent mirasına dahil edeceğiz. Yapacağımız otoparkları İBB’nin Piyalepaşa’da yaptığı gibi yeraltı otoparkı, kapalı pazar yeri ve üstü çocuk oyun alanı ve sosyal donatı alanları olacak şekilde tasarlayacağız.</p>

<p><em><strong>&nbsp;</strong><strong>‘Biz Beyoğlu’nun kimliğini geri kazandıracağız. Farklılıklarıyla öne çıkan, renkli, canlı ve mutlu Beyoğlu’nu yeniden inşa edeceğiz. Sanatçıların, esnafın, öğrencinin mutlu olduğu, gidenlerin geri döndüğü bir adres yapacağız. Beyoğlu’nda yaşayan da gezmeye gelen de buradan mutlu ve huzurlu ayrılacak.’</strong></em></p>

<h2><strong><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105193" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/inan-guney2.jpeg" style="height:1067px; width:1600px" /></strong></h2>

<h2><strong>HEDEFİMİZ MUTLU VE HUZULU BİR BEYOĞLU</strong></h2>

<p><strong>Sosyal politika önerileriniz…</strong> Planlama adımlarımızın yanı sıra sosyal politikalara yönelik de çok fazla projemiz var. Çocuklarımız beslenemiyor, beslenme çantası boş diye teneffüste arkadaşından kaçıyor. Bunu bir araştırmamızda gördük. Dar gelirli ailelerimizin çocuklarına, bir elin yaptığı yardımı diğer el görmeyecek şekilde, beslenme çantası uygulaması yapacağız. Beslenme paketlerini evlere akşamdan göndereceğiz, bu süreci kimseyi rencide etmeden yürüteceğiz. Emeklilerimiz büyük bir ekonomik darboğazda. Artık dışarıda çay bile içmiyorlar. Biz açacağımız emekli evleri ile hem sosyalleşmelerine destek olacağız hem de ucuza arkadaşlarıyla çay içmelerini sağlayacağız. Şehir içi ve dışı gezilerle emekliliklerinin keyfini çıkarmalarını sağlayacağız. Kreş yetersizliği, çalışan ve çalışmak isteyen kadınların önündeki en büyük engel. Biz her mahalleye bir kreş yapmak istiyoruz ki anneler ve babalar çocuklarını gönül rahatlığıyla bize teslim edip işlerine gidebilsinler. Gençlerimizin içinde bulunduğu işsizlik sarmalı da çözmek istediğimiz konular arasında. Bir yanda Türkiye’nin en önemli firmaları, turizm şirketleri var, bir yanda da iş arayan gençler. “Biz Beyoğlu’nun iki yakasını bir araya getireceğiz” diyoruz. Nitelikli işgücü arayan işverenle, iş arayan gençleri istihdam ofisleri ve meslek edindirme programlarıyla denkleştireceğiz. Gastronomi, restorasyon, turizm ve inşaat alanlarında nitelikli, aranan, yabancı dil bilen gençler yetiştireceğiz. <strong>Peki 2029</strong><strong>’</strong><strong>da nasıl bir ilçe hedefiniz var?</strong> Beyoğlu farklılıklarıyla güzel bir ilçeydi, toplumun her kesimi burada kendinden bir şey bulurdu. Biz Beyoğlu’nun kimliğini geri kazandıracağız. Farklılıklarıyla öne çıkan, renkli, canlı ve mutlu Beyoğlu’nu yeniden inşa edeceğiz. Sanatçıların, esnafın, öğrencinin mutlu olduğu, gidenlerin geri döndüğü bir adres yapacağız. Beyoğlu’nda yaşayan da gezmeye gelen de buradan mutlu ve huzurlu ayrılacak. 30 yıldır kentsel dönüşüm vaatleriyle kandırılmış yurttaşlarımız, hayatlarını daha fazla ertelemeden, yeni ve sağlıklı konutlarına ulaşacak. Yeni sanat ve sosyal mekanlarıyla, imkanlarıyla, Beyoğlu’nu huzurla yaşanabilir bir ilçeye dönüştüreceğiz. Ben 2029’da Beyoğlu’nda “İyi ki halkçı bir belediyeyle tanıştık, keşke bu tercihi daha önce yapsaydık” dedirteceğim, iddiam budur.</p>

<h2><img alt="" class="alignnone size-full wp-image-105194" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/IMG_9998-scaled.jpg" style="height:1707px; width:2560px" /></h2>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Mar 2024 21:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Inan-Guney-soylesi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hepimiz bir parça yalnızız</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hepimiz-bir-parca-yalniziz-2374</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hepimiz-bir-parca-yalniziz-2374</guid>
                <description><![CDATA[Hepimiz bir parça yalnızız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Bugün köşemi genç bir yazara Serra Alona Saltık’a ayırıyorum. Henüz 17 yaşında ama yazdığı novella onun daha büyük olduğunu söylüyor bize. Saltık ile edebiyatı, yazma serüvenini ve kitabı konuştuk. Saltık, edebiyat gibi gerçeğin de özünde yalnızlık olduğunu; “Hepimiz bir parça yalnızız.” diyerek açıklıyor.</strong>

<strong>Öncelikle tebrikler. Genç yaşına rağmen başarılı bir kitap yazmışsın. Şuradan başlayayım; romanı okuduğumda bana söyleselerdi </strong><strong>“Bu kitabı 16-17 yaşında biri yazmış.”, inanmazdım. Çünkü, roman bu yaşa göre hayli ağır bana kalırsa; ne dersin?</strong>

Çok uzun zamandır yazıyorum. Amatör başladı, şimdi bir tık daha ilerideyim. Ve konu olarak da çoğunlukla ağır sayılabilecek şeyler yazdım.

<strong>Neden?</strong>

Çünkü iç dünyam, duygu dünyam ağır. Ve hissettiklerimi de yazıyorum. Yazarak sanki iç dünyama ayna tutuyormuş gibi hissediyorum. Üzüldüğüm, umutsuzluğa kapıldığım zamanlarda ya da sinirli olduğumda yazıyorum. Böyle zamanlarda daha iyi işler çıkarıyorum. Bunun sonucu olsa gerek yazdığım konular böyle karamsarlık, ölüm, ayrılıkla alakalı oluyor. O konularda yazmakta kendimi daha özgür hissediyorum. Huzurlu ve mutluyken yazmam mesela.

<strong>Bu kitap da bu ağır duygu durumunda yazılmış gibi…</strong>

Evet.

<strong>Yazdığın zaman tam olarak duygu durumun nasıldı</strong><strong>r?</strong>

Özel hayatımda zor dönemler geçiriyordum, biten arkadaşlıklarım vardı yani mutsuzdum ve öyle yazmaya başladım. Yazdıkça arkası geldi zaten. Ki, yazmaya başlarken kitabın sonu da belliydi.

<strong>Bu yaşta seni bu kadar kötümserliğe, mutsuzluğ</strong><strong>a iten ne?</strong>

Ülkenin içinde bulunduğu durum sanırım beni etkiliyor. Sosyal Bilimler lisesinde okuyorum. Biz okulda ağırlıklı olarak politika üzerine çalışıyoruz. Doğal olarak derslerimizde her hafta dünyada ve Türkiye’de olanları, haberleri tartışıyoruz. İnsan ülke ve dünyada olanları duydukça daha da karamsarlığa sürükleniyor. Bununla birlikte benim gerçekten doğuştan gelen bir melankolim var. Her ne kadar hayattan zevk almaya çalışsam da belli bir yere kadar başarabiliyorum. Şunu düşünüyorum mutluluk anlık bir şey ve bitecek. Sonra her şey eskiye, hüzne dönecek. Bu ruh hâli benim yazma sürecimi kolaylaştırıyor.

<strong>O zaman yazmaya devam ettikçe çoğunlukla melankolik şeyler mi yazılacak?</strong>

Evet. Bazen kendimi zorluyorum farklı bir şey yazmak için ama çok başarılı olduğumu söylenemez. O yüzden yine aynı noktaya dönüyorum. Farklı şeyler ancak kafamın daha sakin olduğu dönemlerde ortaya çıkıyor. Daha boş düşünebileceğim; endişeleneceğim, kaygılanacağım bir şey olmadığı zamanlarda yazabiliyorum.
<h3><strong>ENDİŞE VE KAYGI ÇOK BELİRLEYİCİ</strong></h3>
<strong>Bu endişe ve kaygı gelecekle ilgili mi?</strong>

Büyük ölçüde. Kendim için, ailem için, çevrem için, ülke için endişelenip kaygılanıyorum. Bu yüzden olsa gerek kişinin kendine yetebilmesini, yalnızlığıyla mutlu olmasının çok önemli olduğuna inanıyorum. Onun için benim kendim için de amacım bu. Yani tek başıma ayaklarımın üzerinde durabilmek ve duygusal anlamda kendime yetebilmek. Başkalarına yaslanmak zorunda kalmamak. Her ikili ilişkinin ayrılığı beraberinde getirdiğine inanıyorum.

Geleceğe dair umutlarım tabii ki var. Onlar gerçekleşir ya da gerçekleşmez orasını bilemiyorum ama hayal ettiklerim de zaten daha çok yine kendime yönelik. Bilmem kimle arkadaşlığım sürsün ya da ileride geniş bir çevrem olsun ya da birine âşık olayım, evleneyim gibi değil.

Açıkçası ikili ilişkiler üzerine genelde hayal kurmuyorum ya da çok düşünmüyorum. Dedim ya her ilişki biter. Devam eden ikili bir ilişki içindeyseniz demek ki sonuna gelmemişsinizdir. Kitaplardaki mutlu son hep evliliktir ama benim için orası son olmuyor. Evlilikten sonra bir ayrılık olduğunu biliyorum ve onu beklemeye başlıyorum bu sefer. Kendi ikili ilişkilerimde de öyle. Yani genel anlamda da herkes için böyle düşünüyorum.

<strong>“Başlayan her şeyin sonu vardır”ı en başından kabul ediyorsun…</strong>

Aynen.

<strong>Peki edebiyat ne senin iç</strong><strong>in?</strong>

Basit biçimde anlatmak gerekirse edebiyat benim için, okumak, yazmak ve anlatmak. Okumayı da yazmayı da çok seviyorum. Kendimi bildim bileli de okuyorum zaten. Sonuçta yazmak için de gerekli bir şey okumak.

Eskiden çok abartıldığını düşünürdüm bunun ama büyüdükçe daha iyi anlıyorum. Ve okumak bana gerçekten keyif veren bir şey. Yazarken de okuduklarımdan etkileniyorum.

<strong>Ne zaman başladın yazmaya?</strong>

İlkokul öğretmenim, güzel yazdığımı söylemişti. Açıkçası onaylanmak, övülmek beni çok mutlu etti ve o günden sonra da daha çok yazmaya başladım ve hiç durmadım. Evet daha iyi yazdıklarım oldu, daha amatörce yazdıklarım oldu ama bir şey öğrendim. O işin pratiğini yapmadan yani yazmadan gerçekten iyi olmak mümkün değil. Her ne kadar hoşuma gitmese de gerçek bu.

<strong>Kimleri okuyorsun ya da seviyorsun yazar olarak?</strong>

Stefan Zweig’ı seviyor ve okuyorum. Bunun dışında Türkçede Peyami Safa okumayı çok seviyorum, son zamanlarda Adalet Ağaoğlu okumaya başladım. Konu olarak da dil olarak da beğeniyorum onun yazdıklarını. Şiir okumayı da seviyorum; Behçet Necatigil’i okuyorum.
<h3><strong>HER KARAKTER FARKLI YALNIZLIK İÇİNDE </strong></h3>
<strong>Biraz kitaptan, konudan ve karakterlerden bahsetsen…</strong>

Kitap da biraz yalnızlık üstüne. Baş karakter Alçin. Yakın arkadaşı doğum sırasında ölünce doğan çocuğu evlat ediniyor. Ailesinin imkanlarına rağmen kendi kazandığıyla bir yayınevi kuruyor ve çok çalışıyor. Alçin’de kendimden çok şey var.

Oktay var bir zamanlar Alçin ile ilişkisi olmuş ama onu terk etmiş ve yurtdışına gitmiş. Alçin’i, unutmamış. Bir de Ege var tabii Alçin’in evlat edindiği.

Alçin biraz bana benziyor. Ben de ileride başarılı ve yalnız olacağımı düşünüyorum. Bu yalnızlık çevremin olmasından ziyade içsel bir yalnızlık olacak. Alçin’in içinde bulunduğu durum gibi.

Oktay da yalnız. Hayatta bir şeyler başarmış, iyi bir işi ve çevresi var ama içsel olarak yalnız. Ben çevremizde böyle çok insan olduğunu düşünüyorum. Bana öyle geliyor ki, bence hepimiz bir parça yalnızız.

<strong>Nedir bu yalnızlı</strong><strong>k? </strong>

Kalabalığın içinde yalnız olmak var. Bir de yaş ilerledikçe yalnız yaşamak. Bu ikisi arasında fark var. Bir tanesinde zorunlu olarak bir ailenin parçasısın ama yalnızlığı tercih diyorsun. Diğerinde ise yaş alıp, kendi ayaklarının üzerinde durunca tercih edilmiş bir yalnızlık.

Kitapta Ege, söyle düşünüyordu; gün bitse de tek başıma kalsam. Ben bunun gerekli olduğuna inanıyorum. Ben de her zaman geniş bir çevrem olsa dahi, yalnızlığı tercih eden bir taraftayım. Kendi başıma kaldığımda daha mutlu ve huzurlu hissediyorum. Ama kalabalığın içinde tercih edilmiş bir yalnızlık gerçekten de can yakan bir şey.

<strong>Nasıl başladın kitabı yazmaya?</strong>

Bu tek bir kadının, dört farklı kişiliğe bölünse ve baskın özelliklerini dört farklı karaktere aktarsam nasıl hayatları olurdu diye düşünerek başladığım bir kitaptı.

İlk karakter Alçin’di. Alçin’n de diğer karakterlerin de hayatlarına hakim bir yalnızlık var. Alçin çevresinde pek çok insan olmasına rağmen yalnız. Ve ölürken de öyle, yalnız. Yalnızlığıyla da mutlu olmuş biri.

<strong>Oktay ve Ege</strong><strong>’nin yalnızlığını nasıl açıklarsı</strong><strong>n?</strong>

Oktay ve Ege ruhen yalnız hissediyorlar fakat bu yalnızlıktan hoşlanmadıkları için çevrelerini geniş tutarak yalnızlıklarından kaçmaya çalışıyorlar.
<h3><strong>GELECEĞİ DAHİ KONTROL ETMEK İSTİYOR</strong></h3>
<strong>Bir de Alçin vasiyetini belli aralıklarla gözden geç</strong><strong>irip değişiklik yapıyor, neden?</strong>

Alçin mal varlığı olan bir insan. Vasiyetinin sürekli gözden geçirme istediği, gerektiğinde değiştirme isteği ölümünden sonra da her şeyi kontrol etme isteğinden kaynaklanıyor. Sadece yaşarken değil ölümünden sonra da bunu istiyor.

Karışmak istemediği tek nokta öldükten sonra mezar taşında ne yazılacağı. Onun da öldükten sonra hatırlanmak konusunda korkuları var. Nasıl hatırlanacağına ya da hatırlanıp, hatırlanmayacağına dair.

<strong>Kitabın ismi nerden geliyor?</strong>

Karakterime isim ararken gördüm Alçin’i. Ama anlamı bilmiyordum. Araştırınca küçük kırmızı kuş olduğunu gördüm ve kitabın adı oldu. Yani kitabın adı, kitaptaki karakter.

Ve kitaba Alçin ölünce dahil oluyor, pencereden içeri giriyor, bir anlamda Alçin’in ruhunu o evde yaşatıyor. Ege, mesela eve iş getirdiği zaman kağıtları dağıtması, bir anlamda onun iyiliğini gözetmesi gibi. Ki, Ege de kuşa Alçin adını veriyor. Ege bir anlamda Alçin’i yaşatıyor.

<strong>Kitapla ilgili sana gelen tepkiler nası</strong><strong>l?</strong>

Birkaç tane teknik yorum aldım. Şurası şöyle mi olsaydı acaba şeklinde. Bunların hepsi ciddiye aldığım öneriler ve gelen yorumlara göre bendeki halinde değişiklikler de yapıyorum. En büyük hayalim beni tanımayan birilerinin kitabımı okumasıydı ki sanırım bunu da başardım. Umarım ileride daha da geniş kitlelere ulaşabilirim.

<img class="alignnone size-full wp-image-104037" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/kucuk-kirmizi-kus.jpeg" alt="" width="800" height="1176" />]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Feb 2024 21:45:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/soylesi-Serra-Alona-Saltik.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Değişimin ilk adımı atılmasaydı 31 Mart başarısı gelmezdi | Konuk: Necati Özkan</title>
                <category>SÖYLEŞİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/degisimin-ilk-adimi-atilmasaydi-31-mart-basarisi-gelmezdi-konuk-necati-ozkan-236</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/degisimin-ilk-adimi-atilmasaydi-31-mart-basarisi-gelmezdi-konuk-necati-ozkan-236</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Parti yönetimi ve lider değişimi 29 Mayıs’ta dile getirilen değişim ilk aşaması olduğunu ifade eden Necati Özkan; “Bu değişim, yaşanmasaydı, 31 Mart başarısı gelmezdi” dedi ve ekledi; “Değişim başlamasaydı, Türkiye muhalefetsiz ve CHP’siz kalabilirdi.”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Yeni dönemde TÜSES, peş peşe önemli toplantılar yaptı. Bunlardan biri de Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyasının yürüten Necati Özkan’ın sunumu oldu. Özkan’ın anlattıkları bir kez daha seçim kazanmanın göründüğü kadar kolay olmadığını gösterdi. Ben de kendisiyle hem kampanyayı hem de CHP’deki değişimi konuştum.</em><strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP içindeki “değişim”le başlayıp sonra İstanbul seçimini konuşmak istiyorum sizinle. En başa dönelim, değişim videosuna nasıl karar verildi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Değişim tarihi bir zorunluluk olarak ve Türkiye’nin kendine özgü siyasi koşullarından çıktı diyebiliriz. 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedildikten sonra İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve küçük bir grup ekip arkadaşlarımızla Ankara’dan İstanbul’a dönüyoruz. Sanırım sabaha doğru 02.00 veya 03.00 sıraları. Herkes çok mutsuz. Altılı Masa etrafında buluşmuş olan muhalefet bileşenleri tarafından topluma anlatılanların tersine seçim kaybedilmiş; ülkenin ve demokrasinin geleceği belirsiz. Seçim boyunca rejimin ve iktidarın değitirileceğine inandırılmış ve umutla sandığa gitmiş milyonlar 14 Mayıs gecesinden itibaren şaşkın. İkinci turun da kaybedilmesiyle milyonlarca insanın demokrasiye ve seçimlere inancını kaybetme riski çok yüksek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O kısa yolculukta oldukça analitik bir siyasi durum değerlendirmesi yaptık. Ve birileri bir şey yapmazsa Türkiye’nin muhalefetsiz ve CHP’siz kalacağı sonucuna vardık. Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve adil bir devlet isteyen on milyonlarca muhalif vatandaşın, muhalefet partilerinin ve CHP’nin yeniden oyuna dahil edilmesi için değişimin şart olduğu noktasına geldik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ve…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve bu tartışmanın sonunda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu “değişim” sürecini başlatan adımı atmaya karar verdi. Hem de hemen, o sabah başlatmak istedi. Ekrem başkanın talebiyle hazırlanan&nbsp;<a href="https://youtu.be/DvZMJNavaA0?si=cEXVAL2gKUHBvBJJ"><span style="color:#2980b9">video</span></a>&nbsp;yine sabah erken saatte yayınlandı. Sonrasını biliyorsunuz.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>UMUDU DİRİ TUTMA ÇAĞRISIYDI</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>O video yeniden ayağa kalkma çağrısı mıydı</strong><strong>?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">29 Mayıs 2024 sabahı yayınlanan o videodaki çağrı, toplumun umutlarını tümden yitirdiği bir anda anda umudu yeniden inşa etme çabasıdır. Gençlere, kadınlara, çocuklara, erkeklere ve tüm topluma çağrı videosudur. Yine hatırlayalım, video yayınlandığı andan itibaren hem CHP içinde hem de dışında önemli bir etki yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İmamoğlu’nu aceleci bulanlar oldu o günlerde değil mi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, biz de zamanlamasını tartışmıştık o yolculukta. Ama Ekrem Bey Karadenizli bir siyasetçi. Pek çok meselede olduğu gibi burada da kararını verdi ve vakit kaybetmeden adımını attı. Aslında acele etmekte de çok haklıydı. Çünkü yerel seçimlere sadece 10 ay kalmıştı ve yapılacak çok iş vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı akşam İstanbul’un Fetih yıldönümü vardı. Fetih kutlamasında Ekrem Bey’in yaptığı konuşmanın ana konusu da, o sabah yayınlanan videodaki temaydı: Umudun, demokratik direnişin, muhalefetin ve kazanma azminin yeniden inşası… Tüm toplumu tarihi yolculuğa ve geleceği birlikte kurmaya davet ediyordu…</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>“Toplumun nerdeyse yüzde yüzünün uzlaştığı en önemli mesaj&nbsp;</strong>“<strong>Kılıçdaroğlu gitsin” şeklindeydi. Yerine Ahmet, Mehmet gelsin demiyor; sadece “Kılıçdaroğlu gitsin” diyor. Toplumun aynı oranda uzlaştığı ikinci mesaj ise “Ne yaparsanız yapın, ama İstanbul</strong>’</em><strong><em>u bırakmayın. İstanbul bizim son kalemiz” şeklindeydi.”</em></strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İKİ TALEP ÖNE ÇIKTI</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki neydi değiş</strong><strong>im?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Değişim, Türkiye’nin daha özgür, daha demokrat ve daha adil bir ülkeye dönüşebilmesi için CHP’nin aktif ve seçim kazanan bir parti haline getirilmesi stratejiydi. CHP’yi, muhalefeti ve en önemlisi de halkı yeniden oyuna dahil etme adına atılan ilk adımdı.Akabinde&nbsp;<a href="https://iktidaricindegisim.org/"><span style="color:#2980b9"><strong>“İktidar İçin Değişim”</strong></span></a>&nbsp;adlı bir web sitesi kuruldu. Ardından beklentilerimizin çok üzerinde bir şey bir şey oldu; 45 günde bir milyonu aşkın insan siteyi ziyaret etti, yüzbini aşkın vatandaşımız web sitesine görüş ve öneri bildirdi. Websitesine yüklenen görüşler o kadar çok ve uzundu ki, bir akademisyen gruba yazılanları tasnif ettirip vatandaş iradesinin özetini almak istedik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Neler vardı bu raporda?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Vatandaşın toplamda 9 başlıkta çağrı ve öneride buluştuğu anlaşıldı. Hepsini değil ama ilk ikisini sizle paylaşayım. Toplumun nerdeyse yüzde yüzünün uzlaştığı en önemli mesaj “Kılıçdaroğlu gitsin” şeklindeydi. Yerine Ahmet, Mehmet gelsin demiyor; sadece “Kılıçdaroğlu gitsin” diyor. Toplumun aynı oranda uzlaştığı ikinci mesaj ise “Ne yaparsanız yapın, ama İstanbul’u bırakmayın. İstanbul bizim son kalemiz” şeklindeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bilmiyorum Türkiye tarihinde vatandaşın doğrudan siyasete çağrıda bulunduğu bu büyüklükte başka bir örnek var mıdır? Ama “İktidar İçin Değişim” web sitesi sayesinde değişimin yol haritası vatandaş tarafından çizilmiş oldu. Ve bu yol haritasının bir sonucu olarak Ekrem Bey 15 Ağustos 2023 günü yaptığı basın toplantısıyla İstanbul’a yeniden aday adayı olma iradesini açıkladı. Hatta o toplantıda, vatandaşın sesini dinlediğini, o nedenle bu kararı aldığını ifade ederek “Anladım ki benim kaderim İstanbul’la mühürlü.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık o saatten sonra değişime bir başka siyasinin liderlik etmesi gerekiyordu. Partinin o tarihteki güçlü isimleri Sn. Özgür Özel’in&nbsp; liderliğinde mutabakata vardı.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">KILIÇDAROĞLU İKNA EDİLMEYE ÇALIŞILDI</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu süreçle ilgili olarak Kılıçdaroğlu</strong>’<strong>yla konuşma, onu ikna etme konusunda bir girişim oldu mu?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olmaz mı, hem de defalarca. Seçimden hemen sonra Ekrem İmamoğlu kendisini 3 veya 4 defa ziyaret etti. Değişime liderlik etmesini istedi. Başka başka insanlar da benzeri insiyatifler kullandılar. Ama çabalar netice vermedi. Sonuçta da bildiğiniz gibi 4 Kasım’daki CHP kurultayında değişimin ilk önemli sonucu alındı. Sadece CHP tarihinde değil, Türkiye tarihinde ilk yaşandı ve bir genel başkan görevdeyken partinin en büyük organı olan Kurultay tarafından değiştirildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer bu değişim olmasaydı CHP ne İstanbul’u yeniden alabilirdi ne de Türkiye’de bu kadar büyük başarı elde edilebilirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>“Ekrem Bey’in İstanbul’a yeniden aday olma iradesini ilan ettiği Ağustos ortasında biz de, üç buçuk katmanlı bir kampanya planlaması yaptık. İlk katman “İstanbul Başardı” dediğimiz başarı hikayeleri anlatımı aşaması, ikinci katman “Tam Yol İleri” dediğimiz vizyon anlatımı aşaması, üçüncü katman “100 Büyük Çözüm” projeleler anlatımı aşaması ve buçukuncu katman dediğimiz de; seçmeni sandığa taşıyacak dugusal motivasyon katmanıydı.”</strong><strong>&nbsp;</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İSTANBUL İÇİN ÜÇ BUÇUK KATMANLI KAMPANYA PLANLADIK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Gelelim İstanbul seçimine, nasıl hazırlandınız?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İstanbul kampanyasında uyguladığımız strateji “savunma”dır.Neden savunma stratejisi? Çünkü Ekrem bey, 2019 seçimlerini kazandığından itibaren İstanbul siyasetinin açık ara “Pazar lideri”ydi. Seçmen zihninde çok büyük bir güvene sahipti. Stratejik açıdan bir kalenin sahibiydi. Yapılması gereken o kaleyi korumaktı, yani, savunma stratejisi uygulamaktı. Savunma stratejisini sadece pazar liderleri uygulayabilir. Biz de bunu yaptık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ama rakip sadece iktidar blokunun adayı değildi. Altılı Masa’da olan partiler de aday çıkardılar…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaten 28 Mayıs’tan sonra Altılı Masa’dan eser kalmamıştı. Altılı Masa partileri dahil her seçimlere grime hakkı olan hemen her parti İBB başkanlığı için kendi adayını çıkardı. Ekrem İmamoğlu, kendi pozisyonunu iktidar blokuna karşı savunmayı planlamışken, mücadele cephesi büyümüştü. Başkan tüm cephelerde savaşacak; Dem Parti dahil her partinin adayına karşı mücadele edecekti. Gerçekten de YSK, Ekrem İmamoğlu’nun bağımsızlar dahil toplamda 48 resmi adaya karşı yarışacağını ilan etti. Bu nedenle de biz yürüteceğimiz savunma savaşını her cephede saldırı şeklinde tanımladık.<strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki kampanyanız nasıldı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekrem Bey’in İstanbul’a yeniden aday olma iradesini ilan ettiği Ağustos ortasında biz de, üç buçuk katmanlı bir kampanya planlaması yaptık. İlk katman “İstanbul Başardı” dediğimiz başarı hikayeleri anlatımı aşaması, ikinci katman “Tam Yol İleri” dediğimiz vizyon anlatımı aşaması, üçüncü katman “100 Büyük Çözüm” projeleler anlatımı aşaması ve buçukuncu katman dediğimiz de; seçmeni sandığa taşıyacak dugusal motivasyon katmanıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan kampanyanın yönetimi için olabildiğince katılımcı bir “Kampanya Makinası” kurduk. Pek çok alanı arkadaşlarımıza delege ettik, ama kontrolü de elden bırakmadık. Her hafta benim başkanlığımda profesyonellerin katıldığı, Ekrem başkanın başkanlığında ise siyasilerin de katıldığı en az 4-5 toplantıda bir araya geldik. Böylelikle her hafta performansımızı değerlendirdik, rakibin adımlarını analiz ettik ve nerede olduğumuzu ekipteki herkesin anlamasını sağladık. İl başkanlığı, ilçe başkanlıkları, adaylar ve adayların kampanya ekipleri sürece dahil oldular.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Umudun, seçmenin, muhalefetin ve örgütlerin yeniden inşasında daha fazla doğru, daha az hata yaparak ilerledik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tabi burada anmam gereken önemli bir grup daha var: İstanbul Gönüllüleri. 2019’da olduğu gibi bu seçimde de kampanyaya büyük katkı sağlayan İstanbul Gönülüleri bizim için İstanbul İttifakı’nın ta kendisi oldu.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>HER ADIMI ÖLÇÜMLERLE ATTIK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki haftalık hedefleri nasıl belirleyip, nasıl ölçtünüz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu süreçte araştırmacı bir arkadaşımızın yönetiminde Türkiye’deki pek çok araştırma şirketiyle birlikte çalıştık. Kampanyanın gidişatını etkileyeceği anlaşılan her önemli konuda kalitatif ve kantitatif araştırmalar sipariş ederek, her bir ilçedeki her bir aday adayı için kamuoyu yoklamaları yaparak, en doğru aday adayına, en doğru söyleme, en doğru mekanizmalara karar verecek bir system kullandık. Her adımda veri odaklı çalıştık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kampanya başlangıcında sizin için en önemli problem neydi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2019 seçimlerinden itibaren beş yıl boyunca devam eden İmamoğlu karşıtı algı kampanyaları. Bildiğiniz gibi her Allah’ın günü onlarca TV kanalı, haber portalı ve gazetede Ekrem İmamoğlu iktidarın tek hedefi haline getirilmiş ve olumsuz kampanyalar bombardımanına tabi tutulmuştu. Uzman, gazeteci veya akademisyen görünümle onlarca “propaganda elemanı” bu kanallarda “Ekrem İmamoğlu’nun ne kadar başarısız olduğunu, sürekli tatile, kayağa gittiğini, başka hedeflere odaklandığını, İstanbul’u başıboş bıraktığını, vs” dile getiriyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Biz ise vatandaşın bu hakikat ötesi kampanyadan etkilenmeyeceğini düşünüyor ve Erdoğan medyasının çabalarına gülüp geçiyorduk. Çünkü İmamoğlu döneminde yapılan atılımlar ortada ve vatandaş bunları görür diye düşünüyorduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fakat Ağustos ayında yaptırdığımız araştırmalar tablonun bizim düşündüğümüzden çok daha ciddi olduğunu gösterdi. Kurulu medya bir beyin iğfal şebekesi gibi çalışmıştı.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">BAŞA BAŞ BAŞLADIK</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nasıl bir sonuç çıktı bu araştırmada?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İstanbul’da yaşayan seçmenlerin yüzde 44’ü iktidar medyasının anlattıklarına inanmıştı. Bu büyük küme Ekrem İmamoğlu’nun başarısız olduğunu, İstanbul’a hizmet etmediğini düşünüyordu. Yaklaşık yüzde 15’inin ise kafası karışıktı. Dolayısıyla neredeyse %60’a varan oranda İstanbullular o sistemli ve gerçek dışı propagandadan etkilenmişti.Kampanyanın iletişim ekibi olarak bizim görevimiz ikna mekanizmalarını kullanarak, seçmene hakikati göstermek ve 5 yıl boyunca yapılan negatif propagandanın izlerini silmekti. Kampanyayı işte bu ihtiyaca göre tasarladık. Önce o negatif algıyı silecek ve yalanların yerine doğruları gösterecektik.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>“Kreşler, yurtlar, burslar, anne kart, Kent Lokantaları gibi 20 farklı alandaki hizmetleri, o hizmetlerden yararlanan bir vatandaşın gözünden ve tanıklığından millete gösterdik. Bu filmlerin hiçbirinde metin yazılmadı, hiçbirinde profesyonel oyuncu oynamadı. Gerçek vatandaşlar, gerçek hizmet ve projeleri, gerçek tanıklıklarıyla Türkiye’yle paylaştılar.”&nbsp;</strong><strong>&nbsp;</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>‘HİÇBİRİNDE PROFESYONEL OYUNCU KULLANILMADI’</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Nasıl yaptınız bunu?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim adına&nbsp;<strong>“Hakikatin iletişimi”</strong>&nbsp;dediğim bir yolla. İmamoğlu&nbsp; döneminde İstanbul’da farklı alanlarda yapılan halkçı uygulamaları halka göstererek. Yerel yönetimler tarihimizde daha önce hiç yapılmamış olan işler başta olmak üzere elde edilen başarıları İstanbullulara ve Türkiye vatandaşlarına göstererek. Böylelikle hem İstanbulluların hakikati görmesini sağlayacaktık, hem de Türkiye’nin başka türlü bir belediyeciliğin var olduğunu görmesine vesile olacaktık.Buradaki en önemli konu şudur: Tarif ettiğim bu işi yaparken asla reklamcılık yapmadık. Kreşler, yurtlar, burslar, anne kart, Kent Lokantaları gibi 20 farklı alandaki hizmetleri, o hizmetlerden yararlanan bir vatandaşın gözünden ve tanıklığından millete gösterdik. Bu filmlerin hiçbirinde metin yazılmadı, hiçbirinde profesyonel oyuncu oynamadı.&nbsp;<a href="https://youtu.be/xGiMRhJtvsA?si=BfZrKBUSzEiznFcU"><span style="color:#2980b9">Gerçek vatandaşlar</span></a>, gerçek hizmet ve projeleri,&nbsp;<a href="https://youtu.be/rWLHQmev-MU?si=hsr1s73VZu7IVaQ7"><span style="color:#2980b9">gerçek tanıklıklarıyla</span></a>&nbsp;Türkiye’yle paylaştılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlave olarak bu filmlerin hiç birinde tek bir kelime bile olsa siyaset yoktur, tek bir kelimeyle dahi olsa Ekrem İmamoğlu’na veya CHP’ye oy talep edilmez. Tam tersine yerel yönetimlerin yapmakla yükümlü olduğu işlerin nasıl yapıldığı gösterilir. Filmeler İBB’nin bu dönemde ne yaptığını ve nasıl yaptını anlatır. Çünkü, ne yaptığınız kadar nasıl yaptığınız da demokraside önemlidir. Filmler, kentte yaşayan vatandaşların, kentli olmaktan doğan haklarının kendilerine nasıl ve hangi çerçevede verildiğini anlatır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özetle kampanyamızın bu ilk aşaması, siyasi bir kampanya değildi. Kamu hizmetlerinin vatandaşa vatandaş tarafından tanıtıldığı bir kampanyadır. Amacı da, Erdoğan medyasının yıllara sari ve örgütlü biçimde kirlettiği zihinleri hakikatin gücüyle temizlemektir.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">HERKESTEN OY ALMAYA İHTİYACIMIZ VARDI</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>O zaman yapılanları anlatarak kararsızları ikna etmeye çalıştınız…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, ama sadece kararsızları değil. AKP, MHP başta olmak üzere Cumhur İttifakı seçmenlerini ve muhalefet parti seçmenlerini de ikna etmekti amaç. Mesela, İmamoğlu döneminin en önemli işlerinden biri uzun yıllar ihmal edilmiş ve tam bir kangrene dönüşmüş olan trafik ve ulaşım konusundaki yatırımlardır. Dünya tarihinde hiçbir belediye aynı anda 12 metro hattının inşaatı gibi devasa bir yükün altına girmez, giremez! Bu denli büyük finanasman gerektiğin fiziki dev proje işlerini zamana yayarlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekrem İmamoğlu 2019’da yönetime geldiğinde bu büyük atılımı başlattı, çünkü İstanbul trafiği durma noktasına gelmişti. Geride bıraktığımız 5 yıl içinde de bu hatlardan 5 tanesi açıldı, diğerlerinin yapımı devam ediyor. Bir kısım ilçeler için de yenileri planlanıyor. Metro hatları konusunda İmamoğlu yönetiminin kararı öylesine stratejiktir ki, İBB bütçesinin yüzde 65’i bu alanda kullanılmıştır.Bütün bu devasa işer İBB bütçesinde israfa son verildiği için başarılmıştır. Metro inşaatları yerin altında yapıldığı için, onları da kimse göremediği için biz de yerin altında çekimler yaptık. Yer altında devam eden inşaatları ve orada çalışan 15 bin kişilik ekibin çabalarını Türkiye’ye gösterdik. Özetle kampanyanın ilk aşamasının mesaji bu bakış açısından çıktı çıktı: “İsrafı bitirdik. Hizmeti Getirdik. İstanbul Başardı.</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kampayanın medya planında neler yapıldı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bildiğiniz gibi Erdoğan medyasının bir kısmı paralı reklamlarımızı bile kabul etmiyordu. Bizde doğallıkla dijitale odaklandık. Dijitalde hedeflemeli, her segmentteki seçmene ayrı ayrı içerik gösteren kampanyalar yaptık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Peki araştırma başladığında Kurum ile İmamoğlu oranları nasıldı?&nbsp; Kampanya ile ne zaman değişmeye başladı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Altılı Masa darmadağın olduğu ve hatta her biri İmamoğlu’na karşı aday çıkardığı için başlarken başa baş bir noktadaydık. Pek çok araştırma şirketi 1-2 puan Ekrem İmamoğlu’nu, 1-2 puan Murat Kurum’u&nbsp; önde gösteriyordu. “İstanbul Başardı” aşamasının da etkisiyle Ocak başına geldiğimizde durum Ekrem Bey lehine değişmeye başladı.Ocak ayında kampanyanın ikinci aşamasına geçtik. Bu aşama bizim için vizyon anlatımı aşasıydı ve “Tam Yol İleri” sloganı ekseninde yapıldı. Bu aşama Ekrem Beyin adaylık lansmanıyla start aldı. Kampanya boyunca tek bir mesaj, tek bir fotoğraf ve tek aydınlık tek bir grafik tasarım kullandık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kampanyanın üçüncü aşaması, “İstanbul’a 100 Büyük Çözüm” dediğimiz yeni projeler anlatımı aşamasıydı. Neredeyse her hafta Çarşamba günü Ekrem bey seçmenin karşısına çıkarak 10 ayrı tema altındaki projelerini anlattı. Biz de o projeleri animatik filmlerle vatandaşların izlemesini sağladık.Kampanyanın buçukuncu aşaması, özellikle muhalif seçmenleri ve daha çok ta kadınları hedefleyen duygusal sandığa çağrı aşası oldu. Çünkü katılımın artması bizim lehimizeydi ve her seçmen grubunda bunu sağlamak için planladık ve uyguladık. Ekrem Bey çeşitli mitinglerde ilçe/mahalle halkına hitap ederken konuşmasının bazı bölümlerini profesyonelce çektik ve yayınladık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Finalde ise adına&nbsp;<a href="https://youtu.be/UD6TEmh6ajY?si=IDkw58lETJVSaWiJ"><span style="color:#2980b9">“Doğmamış Çocuk”</span></a>&nbsp;dediğimiz ve tüm kampanya boyunca profesyonel oyuncuları kullandığımız filmi kullandık. Sonradan yaptırdığımız kalitatif araştırmalar ve sosyal medya analitikleri bu videoların oldukça etkili olduğunu gösterdi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>“Ekrem Başkan çeşitli ittifak masaları kurdu ve o masalarda eski “Altılı Masa” partileri başta olmak üzere ilçe ilçe çeşitli yerel insiyatifler geliştirdi. Biz de bu süreçte farklı ekiplerle Cumhur İttifakı partilerinin seçmenlerini de dikkate alan ve onların kalbine gidecek mesajları ve uygulamaları geliştirdik.”</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>‘CUMHUR İTTİFAKI SEÇMENİNİN KALBİNE GİDECEK MESAJLARI GELİŞTİRDİK’</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Diğer partilerin seçmenlerini nasıl kazandınız?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ekrem Başkan çeşitli ittifak masaları kurdu ve o masalarda eski “Altılı Masa” partileri başta olmak üzere ilçe ilçe çeşitli yerel insiyatifler geliştirdi. Biz de bu süreçte farklı ekiplerle Cumhur İttifakı partilerinin seçmenlerini de dikkate alan ve onların kalbine gidecek mesajları ve uygulamaları geliştirdik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sonucu nasıl özetliyorsunuz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Biz geride kalan 5 yıl boyunca İstanbul’da yapılanları ve bundan sonraki süreçte yapılacakları doğru ve etkili bir kampanya ile seçmene anlattık; farklı gruplardan vatandaşa dokunacak projeleri iletişimde kullandık. Üstüne basa basa tekrar etmek isterim; hakikat ötesi bu çağda biz hakikatin iletişimini yaptık. Hakikatten daha güçlü bir şey olamayacağı için de kazandık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yolculuktaki püf noktası şudur: Çünkü strateji her şeydir, ve tüm hayatı değiştiren tek ana konudur. Stratejide hata yaparsanız, yaptığınız tüm kampanya kuru gürültüden ibaret olur. Ne kadar bütçe harcarsanız harcayın amaca hizmet etmez ve kaybedersiniz. Özetle CHP’de değişim olmasaydı burada anlattığım hikayenin gerçek olması mümkün olmayacaktı.Bu kampanya bize doğru bir strateji ile yola çıkıldığında “yüzde 60-70’i sağcı bize oy vermez” denen Türkiye seçmeninin rahatlıkla tercihini değiştirebileceğini; daha iyi bir alternatife oy verebileceğini gösterdi.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">DOĞRU ADIMLAR ATILIRSA ÜÇ DÖNEMLİK İKTİDARIN ÖNÜNDEYİZ</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bundan sonra ne olabilir sizce?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yine hatırlarsanız sonucu seçim gecesi “Tsunami” diye tarif etmiştim. Gerçekten de 50 yıldır olmayan bir şey oldu ve CHP yüzde 38.8 oyla siyasi pazarın lideri oldu.Türkiye siyasi tarihi, bu sonuçla üç dönemlik CHP iktidarının mümkün olabileceğini söylüyor. Neden? Çünkü tarihimizde böyle bir patern var. Bu denli büyük bir dalga ile seçim kazanarak birinci olan siyasi partiler hep 3 dönem iktidar ettiler. 1923, 1938, 1950, 1963, 1981 ve 2002 tarihlerinde bu paterni görürsünüz. Bu paternin tek istisnası AK Parti iktidarıdır. Aslında AK Parti iktidarları için patern 7 Haziran 2015’te dolmuştu. Gerçekten de 7 Haziran 2015 seçimlerinde Ak Parti iktidar olacak orana ulaşamadı. Ama “oyunun kuralları değiştirilerek” ve hatta sürece kan bulaştırılarak zor kullanılarak o patern değitirildi ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde Ak Parti cebren iktidar oldu. Bu yüzden de AK Parti iktidarı da aslında bir istisna değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bahsettiğim paterne uygun olarak 3 dönemlik CHP iktidarının mümkün olup olamayacağı 31 Mart’ta seçilen siyasetçilerin bundan sonraki dönemi nasıl yöneteceklerine bağlı olacak. Eğer seçildikleri yöreleri doğru ve etkin yönetebilirlerse 2028 sonrasında üç dönemlik bir CHP iktidarı mümkün olabilir; Türkiye’yi yeniden inşa edebilir ve Türkiye’nin normalleşmesini, demokratik ve özgür bir ülke olmasını sağlayabilir.Umudun ve beklentim bu yönde.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">DEĞİŞİMİN BAŞINDAYIZ YOLUMUZ UZUN</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sizce CHP’de değişim tamamlandı mı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Değişimin ilk aşaması 4 Kasım 20233te ve ardından 31 Mart 2024 seçimlerinde tamamlandı ve partinin zirvesi değişti. Ama bence CHP’de değişimin daha çok uzun bir yolu var.Herşeyden önce partinin yeni bir Türkiye ve dünya okuması yaparak yeni bir vizyon ortaya koyması gerekiyor. Keza partinin demokratik değerlerinin, işleyişinin, programının ve tüzüğünün katılımcı bir süreçle yenilenmesi gerekiyor. Tam da bu nedenle, Eylül başındaki Tüzük Kurultayı çok önemli bir fırsat olacak. Ardından da partinin kapısının ve pencerelerinin sonuna kadar vatandaşa açılması üye sayısının bir kaç katına çıkarılması gerekir. Bu yol ve yöntemlerle CHP ve millet daha güçlü bir şekilde birleşebilirse işte ancak o zaman değişim tamamlandı diyebiliriz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Jun 2024 16:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/degisimin-ilk-adimi-atilmasaydi-31-mart-basarisi-gelmezdi-konuk-necati-ozkan-1732380631.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
