<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Epstein belgeleri üzerinden dinamitlenen gerçeklik ve güven algısı</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/epstein-belgeleri-uzerinden-dinamitlenen-gerceklik-ve-guven-algisi-12709</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/epstein-belgeleri-uzerinden-dinamitlenen-gerceklik-ve-guven-algisi-12709</guid>
                <description><![CDATA[Gazetecilik, mağdurun sesini duyurmak yerine, mağduriyeti bir "skandal izleme keyfine" dönüştürdüğünde etik meşruiyetini yitirir. Ama kimin umrunda?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein belgeleri hakkında vakıf olduğunu iddia ederek veya belgeler hakkında kesin ifadelerle konuşan meslektaşlarımı bir haber kaynağı olarak görmeme kararı aldım. Neden mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein belgelerini hakkında coşkuyla bir haftadır beynimizi eritenlerin yazdıklarının ezici çoğunluğu belgelerde yok, olanlar da çarpıtılmış durumda. Şu ana kadar paylaşılan belgelerin sayfa sayısı 3,5 MİLYON civarında. Hiç uyumadan günde ortalama hızla okusanız 13 yılı aşacak. 180.000 adet fotoğraf var. 2.000'nin üstünde video var. Bunları detaylı inceleme ve izleme sürelerini bahsetmiyorum bile, aylar sürecektir. Yani burada bu belgeler hakkında konuşanlar belgeleri okumadı, başkalarının okuduklarından çıkarsamaları haberleri vs. Bunları teyit etme fırsatları da yok. X postlarını filan okuyup belgeler hakkında konuşuyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Şok haberciliğinin yarattığı tahribat</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sizi, bizleri haberdar etme, bilgilendirme refleksi değil. Kamu yararı da yok. Bu davayı sizlerin dikkatini manipüle edip etkileşim elde ederek para ve etki kazanmak için kullanıyorlar. Bu durum, özellikle dijital çağda gazeteciliğin hakikat bekçiliği rolünün nasıl erozyona uğradığının en somut örneklerinden biri. Epstein davası gibi devasa hacimli, içinde gerçek trajediler barındıran ama aynı zamanda spekülasyona çok açık bir konuda yapılan "şok haberciliği" bu. 3,5 milyon sayfalık veri setinde gerçek suçlular, somut para transferleri ve sistematik bir istismar ağına dair kanıtlar var. Ancak bir "influencer" veya kendisine gazeteci diyen "halkla ilişkiler"ciler, örneğin bağlamından koparılmış tek bir fotoğrafı "flaş gelişme" diye sunduğunda, halkın dikkati sistematik suçtan magazinel figürlere kayıyor. Gerçek suçlular bu gürültü içinde saklanma şansı buluyor; çünkü her şeyin "yalan" veya "komplo" olduğu algısı güçleniyor. Şok haberciliği yapanlar, belgeleri okumak yerine belgelerinden için ünlü isimleri aratıp sonuç ekranının ekran görüntüsünü paylaşıyor. Oysa o isim, belgede sadece bir "iddia" olarak, hatta "orada bulunmadığına dair bir ifade" içinde bile geçiyor olabilir. Okur, daha sonra o ismin suçsuz olduğunu veya belgenin o anlama gelmediğini öğrendiğinde, sadece o kişiye değil, genel olarak "haber" kavramına olan güvenini kaybediyor. Bu durum, toplumun "zaten herkes yalan söylüyor" noktasına gelmesine neden oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein belgelerinin özü, korkunç bir çocuk istismarı ve insan ticareti ağıdır. Şok haberciliği bu trajediyi bir "eğlence içeriği" veya "tık tuzağı" haline getiriyor. Ki bir çok sözde gazetecinin hedefi de bu aslında. Gazetecilik, mağdurun sesini duyurmak yerine, mağduriyeti bir "skandal izleme keyfine" dönüştürdüğünde etik meşruiyetini yitirir. Ama kimin umrunda?</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Etkileşim uğruna güvenin imhası</span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Netice itibarıyla, Epstein belgeleri etrafında koparılan bu dezenformasyon fırtınası, sadece birkaç meslektaşımızın etik kusuru değil; bilginin hızla tüketilip piyasaya sürüldüğü, "doğruluğun" yerini "etkileşime" bıraktığı bir sistemin doğal çıktısı.&nbsp;3,5 milyon sayfalık devasa bir veri seti, sistemsel bir suç ağını ve sermayenin dokunulmazlık zırhını deşifre etmek yerine; bağlamından koparılmış magazinel bir "skandal izleme keyfine" indirgenmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durumun iki ağır bedeli vardır: İlki, <strong>gerçek suçluların bu gürültü perdesinin arkasına saklanmasıdır.</strong> Her şeyin bir "komplo" veya "şok gelişme" olarak pazarlandığı bir ortamda, somut kanıtlar ve hukuki süreçler ciddiyetini yitirir; asıl failler dijital kakofoninin yarattığı sis bulutu içinde izini kaybettirir. Belki de bu isteniyordur ve farkında ya da farkında olmadan buna hizmet ediliyordur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkincisi ise <strong>toplumsal güvenin imhasıdır.</strong> Okur, defalarca yanıltıldığını anladığında sadece o habere değil, bir bütün olarak "gerçeklik" kavramına sırtını döner. Oysa gazeteciliğin asli görevi, sermaye ve güç odaklarının kurduğu bu istismar düzenini magazinleştirmek değil, o düzenin çarklarını toplumun yararına ifşa etmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçek bir gazetecilik refleksi, 3,5 milyon sayfayı okuma sabrını gösterenlerin veya o veriyi namusuyla süzebilenlerin sesini çoğaltmayı gerektirir. Aksi takdirde, mağdurların çığlığı üzerine inşa edilen bu "etkileşim ekonomisi", Epstein’ın kurduğu o karanlık ağdan çok da farklı bir ahlaki zeminde durmayacaktır. Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla "flaş haber" değil; daha fazla fikri takip, daha fazla sabır ve her şeyden önce mesleki haysiyettir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/epstein-belgeleri-uzerinden-dinamitlenen-gerceklik-ve-guven-algisi-1772013398.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2025’te RTÜK yaptırımları eleştirel alanı daraltmaya devam etti</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/2025te-rtuk-yaptirimlari-elestirel-alani-daraltmaya-devam-etti-12348</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/2025te-rtuk-yaptirimlari-elestirel-alani-daraltmaya-devam-etti-12348</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Necdet İpekyüz'ün 2025 raporu, RTÜK'ün düzenleyici rolünü nasıl bir baskı mekanizmasına dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. Oysa düzenleyici kurumların asli görevi, basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı adımları çoğaltmak değil, Dr. İpekyüz'ün ifadesiyle, "toplumsal çeşitliliği görmek ve bu çeşitliliği adil bir denge içinde korumaktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Üyesi <strong>Dr. Necdet İpekyüz</strong>'ün 2025 yılı yaptırım panoramasını ortaya koyan </span><a href="https://t24.com.tr/haber/genis-bir-semsiye-altinda-daralan-alan,1287498" target="_blank"><span style="color:#2980b9">yazısı</span></a>'nı okudum yıl bitmeden. Yazı,<span style="color:#000000">&nbsp;Türkiye'de medya özgürlüğünün içinde bulunduğu duruma dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Veriler, iktidarı eleştiren televizyon kanallarının 2025 yılı boyunca diğer kanallara kıyasla tam <strong>7 kat daha fazla</strong> yaptırıma maruz kaldığını gözler önüne seriyor. Daha da vahimi, uygulanan toplam yaptırımların %87'si, eleştirel yayıncılıklarıyla bilinen sadece 5 kanal üzerinde yoğunlaşmış. Bu tablo, RTÜK'ün anayasal düzenleyici rolünün ötesine geçerek, medya özgürlüğünü daraltan ve toplumsal çoğulculuğu yaralayan bir denetim mekanizmasına dönüştüğüne yönelik tartışmaları harlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/I%CC%87nfografik%201.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Rakamlarla Yaptırım Tablosu: Hedefteki Kanallar ve Orantısız Cezalar</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2025 yılına ait somut veriler, RTÜK yaptırımlarının dağılımındaki derin dengesizliği ve belirli bir yayıncı grubunun nasıl sistematik olarak hedef alındığını net bir şekilde ortaya koymakta. Bu rakamlar, medya özgürlüğüne yönelik eleştirilerin soyut iddialardan ibaret olmadığını, aksine ölçülebilir ve somut bir gerçekliğe dayandığını kanıtlamakta.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yaptırımların Adresi: Eleştirel Yayıncılık Yapan 5 Kanal</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Analiz edilen verilere göre, 2025 yılında uygulanan yaptırımların ezici bir çoğunluğu, iktidara yönelik eleştirel bir yayın çizgisi benimseyen kanallara yöneltilmiştir. Toplam yaptırımların <strong>%87'si</strong>, SZC, TELE 1, HALK TV, NOW ve FLASH HABER olmak üzere sadece beş kanal arasında paylaştırılmış. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/I%CC%87nfografik%202.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu tablo, RTÜK'ün denetim gücünü belirli kanallar üzerinde bir baskı aracına dönüştürdüğüne dair ciddi bir gösterge.</span></span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Mali Baskı ve Ekran Karartma</strong></span></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaptırımların türü incelendiğinde, RTÜK'ün üç temel yöntemle kanallar üzerinde baskı kurduğu görülmektedir. 2025'te uygulanan toplam 70 müeyyidenin <strong>60'ı "İdari Para Cezası"</strong>, <strong>7'si "Program Yayını Durdurma"</strong> ve <strong>3'ü "Yayın Durdurma"</strong> olarak kayıtlara geçmiştir. İdari para cezaları, %86'lık oranla en sık başvurulan yöntem olup yayıncının gelirine oranlanarak hesaplandığı için, özellikle bağımsız medya kuruluşları üzerinde ciddi bir finansal baskı yaratıyor Daha da kritik olan ise en ağır yaptırım türü olan <strong>"Yayın Durdurma"</strong> cezası uygulamaları. 2025'te verilen 3 yayın durdurma cezasının tamamı, yine aynı iktidara yönelik eleştirel yorumların olduğ kanallara yönelik.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Geniş Yorumlanan ve Muğlak Hükümler</strong></span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaptırımların hukuki temeli incelendiğinde, 6112 sayılı Kanun'un belirli maddelerinin nasıl esnetilerek eleştirel yayıncılığı sınırlayan bir araca dönüştürüldüğü ortaya çıkmakta. Özellikle kanunun 8. maddesinde yer alan ve yoruma son derece açık olan hükümler, bu sürecin merkezinde yer almaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/I%CC%87nfografik%203.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Madde 8/1-f: "Milli ve Manevi Değerler" Kalkanı</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dr. Necdet İpekyüz'ün analizine göre, 2025 yılında en sık başvurulan gerekçelerden biri, Madde 8/1-f'de düzenlenen <em>"Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz."</em> hükmü olmuştur. Bu madde, yıl içinde tam <strong>17 kez</strong> yaptırım gerekçesi olarak kullanılmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İpekyüz'ün de tespit ettiği gibi, <em>"kâğıt üzerinde masum ve koruyucu gibi görünen bu ifade, uygulamada son derece geniş, muğlak ve yoruma açık bir alan yaratmaktadır."</em> Bu muğlaklık, maddeyi iktidarı rahatsız eden yayınları cezalandırmak için elverişli bir araca dönüştürmekte ve İpekyüz'ün ifadesiyle, <em>"zorlayıcı ve tartışmalı alanlardan kaçmanın konforlu bir sığınağına"</em> dönüşmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İkili Mekanizma: Madde 8/1-ç ve Madde 8/1-f Kombinasyonu</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaptırım gerekçelerinde dikkat çeken bir diğer nokta, Madde 8/1-ç'nin ("İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz...") Madde 8/1-f ile birlikte sistematik bir şekilde kullanılmasıdır. Madde 8/1-ç, yıl içinde 22 kez kullanılmış ve bu iki madde birlikte toplam yaptırımların <strong>%37,5'ini</strong> oluşturmuştur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İpekyüz'ün analizine göre, eleştirel yayınlar önce 8/1-ç hükmüyle "tartışmalı hale getirilmekte", ardından 8/1-f'nin geniş yorumuyla yaptırıma uğratılmaktadır. Bu durum, <strong>ifade özgürlüğünün iki muğlak hüküm arasında fiilen daraltıldığını</strong> göstermektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/I%CC%87nfografik%204.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Seçici Hassasiyet: Göz Ardı Edilen Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">RTÜK'ün denetim pratiğindeki çifte standart, Kurul'un önceliklerinin sorgulanması açısından kritik bir alan yaratmaktadır. "Milli ve manevi değerler" konusunda gösterilen aşırı hassasiyetin, kanunda açıkça yasaklanan kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konulardaki ihlaller karşısında neden gösterilmediği sorusu, bu çifte standardın en belirgin olduğu alandır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">6112 sayılı Kanun'un 8/1-s bendi, <em>"toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programları"</em> açıkça yasaklamaktadır. Hüküm bu kadar net olmasına rağmen, Dr. İpekyüz'ün de dikkat çektiği gibi, özellikle <em>"gündüz kuşağı programlarında kadınların mahremiyetini zedeleyen, şiddeti ve istismarı sıradanlaştıran içeriklerin büyük ölçüde görmezden gelindiği"</em> görülmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yoruma son derece açık olan 8/1-f bendinin bu kadar sık kullanılırken, kadın haklarını korumaya yönelik açık ve net olan 8/1-s bendinin İpekyüz’ün de aktardığı üzere <em>"istisnai şekilde işletilmesi düşündürücüdür."</em> Bu durum, RTÜK'ün denetim pratiğinde bir <strong>seçici hassasiyet</strong> uyguladığını ve önceliklerinin toplumsal cinsiyet eşitliğini korumak olmadığını dair yorumları pekiştiriyor. Bu seçici yaklaşım, denetim alanının dijital platformlara genişlemesiyle yeni bir boyut kazanmaktadır.</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/I%CC%87nfografik%205.png" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Denetimin Yeni Sınırları: Dijital Platformlar ve YouTube Kanalları</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">RTÜK'ün denetim yetkisini geleneksel yayıncılığın ötesine taşıyarak dijital dünyaya genişletmesi, ifade özgürlüğü için yeni riskler ve belirsizlikler barındırmaktadır. Kurul'un denetim ağı, artık sadece televizyon kanallarıyla sınırlı kalmayıp internet yayıncılığını da kapsayacak şekilde evrilmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2025 verileri, Netflix, Prime Video ve HBO Max gibi uluslararası yayın platformlarının da RTÜK yaptırımlarından muaf olmadığını göstermektedir. Bu platformlara yönelik müeyyidelerde, yine tanıdık bir gerekçe öne çıkmaktadır: <strong>Madde 8.1.f</strong>. Bu madde, dijital platformlara yönelik toplam <strong>10 yaptırımın</strong> gerekçesi olarak kullanılmıştır. Bu durum, "milli ve manevi değerler" gibi muğlak kavramların, evrensel içeriklere de yerel bir denetim merceğinden bakılarak uygulandığını ve sansürün sınırlarının dijital alana taşındığını kanıtlamaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">RTÜK'ün attığı en endişe verici adımlardan biri, internet üzerinden düzenli yayın yapan YouTube kanallarından lisans talep etmeye başlamasıdır. Lisans talep edilen kanallar arasında <strong>FLU TV, Fatih Altaylı, Birgün TV, Cumhuriyet TV, Babala TV, Onlar TV, Basın Kulübü ve Balıkesir Posta</strong> gibi sadece eleştirel ve bağımsız yayın mecraları bulunmakta Lisans alan bu kanallar, artık 6112 sayılı RTÜK Kanunu'ndaki yayın ilkelerine uymak zorunda kalacak ve uymadıkları takdirde müeyyide ile karşılaşacaklar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/I%CC%87nfografik%206.png" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2026'ya Girerken Medya Özgürlüğü ve Demokratik Sorumluluk</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dr. Necdet İpekyüz'ün 2025 raporu, RTÜK'ün düzenleyici rolünü nasıl bir baskı mekanizmasına dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. Oysa düzenleyici kurumların asli görevi, basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı adımları çoğaltmak değil, Dr. İpekyüz'ün ifadesiyle, <strong>"toplumsal çeşitliliği görmek ve bu çeşitliliği adil bir denge içinde korumaktır.</strong></span></span></span></p>

<p><br />
<a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Dec 2025 17:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/12/2025te-rtuk-yaptirimlari-elestirel-alani-daraltmaya-devam-etti-1767193644.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir sevgi–nefret ilişkisi olarak Twitter ve Türkiye</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-sevginefret-iliskisi-olarak-twitter-ve-turkiye-12089</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-sevginefret-iliskisi-olarak-twitter-ve-turkiye-12089</guid>
                <description><![CDATA[Bir zamanlar meydanlardan hedef gösterilen platform, Twitter ile Türkiye’nin, 2013’te başlayan bu gerilimi, yıllar içinde şekil değiştirdi. Elon Musk’ın “İfade özgürlüğü cenneti” vaadi, Türkiye’de karanlık bir tabloya dönüştü. Bir zamanlar sansürle kavga ettiğini iddia eden Twitter, şimdi sansürün sağ kolu...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bir zamanlar sansürle kavga eden kuş, şimdi sessizliğin bekçisi oldu. Türkiye, on bir yıl sonra, yine bir Mart ayında sansürle yüzleşti…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir zamanlar meydanlardan hedef gösterilen platform, Twitter ile Türkiye’nin, 2013’te başlayan bu gerilimi, yıllar içinde şekil değiştirdi. Erişim engelleri, mahkeme kararları ve içerik kaldırma talepleriyle başlayan süreç, bugün artık sansürlerle dolu farklı bir döneme girmiş durumda. Twitter, yeni adıyla X, sadece bir sosyal medya platformu değil; aynı zamanda hükümetlerin taleplerine verdiği yanıtlarla tartışılan bir mecra haline geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Elon Musk, “İfade özgürlüğü cenneti” yapacağını söylemişti. Fakat elde edilen veriler, X’in bir “Sansür cehennemi” olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2013: “Twitter denilen bela”</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sosyal medyanın kamusal hayat üzerindeki etkisi, Türkiye’de belki de en sert şekilde 2013 yılının sıcak Haziran günlerinde tartışmaya açıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gezi Parkı protestolarının devam ettiği 2 Haziran 2013 tarihinde, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Twitter’ı sokak olaylarının artmasına sebep olan bir platform olarak görüyor, photoshopla cesetler yayınlandığını ve halkı galeyana getirdiklerini ifade şöyle ediyordu:</span><a href="https://www.ntv.com.tr/turkiye/erdogan-twitter-denilen-bir-bela-var,nNAKG2OAMUewglwLKFVNfA" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u> "Şu anda Twitter denilen bir bela var, yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey aslında toplumların baş belasıdır."</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu açıklamadan hemen sonra, dönemin CHP milletvekili Özgür Özel’in TBMM'ye sunduğu bir soru önergesinde, Erdoğan'ın 2,7 milyon takipçili Twitter hesabının </span><a href="https://www.sozcu.com.tr/twitter-hesabini-kapatacak-mi-wp309832" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>varlığını sorguladı.</u></span></a><span style="color:#000000"> Sosyal medyayı eleştiren bir liderin bu platformu kullanmasının tutarlı olup olmadığını sordu. Yıllar sonra Özgür Özel, yine bir Mart ayında bu sefer başka bir soruyu direkt Twitter yetkililerine soracaktı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hem de “CHP Genel Başkanı” sıfatıyla…</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2014: Türkiye’de Twitter erişim engeli ve uluslararası tepkiler</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tarihler 11 sene önceyi, yani Mart 2014’ü gösterdiğinde, Türkiye çalkantılı bir siyasi dönemden geçiyordu. FETÖ ile AK Parti Hükûmeti arasındaki kavga, tarafların sözcülerinin de inkâr etmediği bir hâl almıştı; artık taraflar birbirine karşı güç gösterileri yapmaktan çekinmiyordu. 17-25 Aralık, yasa dışı yollarla elde edilen tapeler ve gizli belgeler ülke gündemini sarsarken, bugünlerde sıkça duyduğumuz 'Turpun büyüğü heybede" metaforu da kamuoyu diline yerleşiyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Süleyman Özışık'ın iddiasına göre; 25 Mart'ta, yani seçime günler kala yayınlanacak kaset “</span><a href="https://www.odatv.com/siyaset/o-gun-yayinlanacak-kasetten-sonra-erdogan-koltukta-oturamayacak-54876" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>Türkiye’de kıyametleri koparacak</u></span></a><span style="color:#000000">”tı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">20 Mart 2014 tarihinde, İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla Twitter'a Türkiye'den </span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Twitter%27a_T%C3%BCrkiye%27den_eri%C5%9Fimin_engellenmesi#:~:text=3%20Ayr%C4%B1ca%20bak%C4%B1n%C4%B1z-,Arka%20plan,a%20T%C3%BCrkiye'den%20eri%C5%9Fimin%20engellenmi%C5%9Ftir." style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>erişim engellendi</u></span></a><span style="color:#000000">. Gerekçesiyse kişilik haklarının ihlali ve mahkeme kararlarına uymama. Bu karar, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı buldu. Twitter erişime engellendiği gün, Türkiye’den beş hashtag Dünya trend listesine girdi, erişim engelinin aksine Twitter kullanımı daha da arttı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bahsi geçen tapeler ise </span><a href="https://www.internethaber.com/25-mart-gecesi-neler-yasandi-1226569y.htm" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>hiç yayınlanmadı.</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Twitter'a erişimin Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın "</span><a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-twitterin-kokunu-kaziyacagiz-52603" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>Twitter mivitır hepsinin kökünü kazıyacağız. Uluslararası camia şunu der, hiç beni ilgilendirmiyor”</u></span></a><span style="color:#000000"> sözlerinden bir gün sonra engellenmesi de dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Channel 4 Editörü Paul Mason bu durumu </span><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/03/140321_mason_twitter" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>ilginç</u></span></a><span style="color:#000000"> bir bakış açısıyla yorumladı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>"Bu, Arizona hapishanelerinden Moskova'daki yer altı eylemlerine kadar uzanan küresel kültür savaşının bir parçasıdır. Sosyal medya, sosyal muhafazakarlık ve dindar yapılar için varoluşsal bir tehdide dönüşmüştür."</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sözler, dünya basınının Twitter’ı konumladığı yeri göstermesi açısından çok önemliydi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2018–2021: Artan talepler ve “direniş”</strong></span></span></span></h2>

<h2><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/grafik(1).png" style="height:360px; width:640px" /></h2>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Twitter Şeffaflık Raporlarında Türkiye, EngelliWeb</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">EngelliWeb'in raporuna göre, Türkiye 2018'den itibaren Twitter'a en çok içerik kaldırma talebi gönderen ülkelerden biri oldu. Mahkeme kararları ve idari taleplerle binlerce hesabın kapatılması istendi. Rapor, Twitter bu dönemde hâlâ kısmi bir direnç gösterse de, zamanla daha fazla içeriğin görünmez kılındığını ortaya koyuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yıllar boyunca Türkiye, içerik kaldırma taleplerinde dünya sıralamalarında hep ilk üçte yer aldı. Ancak Twitter'ın resmi olarak uyguladığı kısıtlamalar hep talebin altında kalıyordu.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Musk Dönemi: “Yanlış yerde geziyor bu kuş”</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1 Nisan 2022’de Elon Musk Twitter'ı satın aldı. Platformun adı "X" olarak değişti ve bu değişimin ardından 2024 Eylül'e kadar hiçbir şeffaflık raporu yayımlanmadı. İki yıl boyunca devletlerden gelen taleplerle ilgili kamuoyuna açık hiçbir veri sunulmadı. Bu sessizlik, platformun yönetim felsefesinin değiştiğine dair güçlü sinyaller verdi. Platformun sadece ismi değil, yaklaşımı da açık bir şekilde değişti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Mavinin güveni temsil eden açık tonunun üzerindeki beyaz hür kuşu kaldırdılar, yerine siyah, kırık camların üzerine kazınmış “X” logosunu yerleştirdiler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2024’ün ikinci yarısında yayımlanan ilk raporla birlikte yeni dönemin rakamları ortaya çıktı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">X, dünya genelinde 72.703 içerik kaldırma talebi aldı, %71’ini yerine getirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">18.737 bilgi talebinin %52’sini karşıladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.freewebturkey.com/twitter-seffaflik-raporu-yayimlandi-turkiye-icerik-kaldirma-konusunda-dunya-ikincisi" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>Türkiye, Japonya’nın ardından en çok talepte bulunan ikinci ülke oldu:</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">9.364 içerik kaldırma talebinden 6.332’si karşılandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.evrensel.net/haber/547659/xten-erisime-engellerine-dair-aciklama-mahkeme-kararina-itiraz-ediyoruz" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>X, Türkiye’den gelen taleplerin %86’sına uydu.</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynı yıl, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kişisel hesabı, uluslararası bir dijital diplomasi araştırmasında </span><a href="https://www.trthaber.com/haber/gundem/cumhurbaskani-erdogan-dunyanin-en-guclu-3-twitter-hesabinin-sahibi-oldu-728707.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>Twitter’daki en güçlü üçüncü lider olarak listelendi</u></span></a><span style="color:#000000">. 19 milyonu aşkın takipçiyle, Avrupa’nın en etkili siyasi figürü unvanını da korudu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Twitter ve Türkiye, “Sevgi – nefret ilişkisi” olarak tanımlanan, özellikle duygular yoğun olduğunda kullanılan bir ilişki türüne sahipti artık…&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2025 Mart: Saraçhane buluşmaları ve hızlı erişim engelleri</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">19 Mart 2025’te başlayan sokak protestoları sırasında, olay görüntülerini paylaşan sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri dikkat çekici bir hızda uygulandı. </span><a href="https://ifade.org.tr/engelliweb/sokak-eylemleriyle-ilgili-bilgi-ve-icerik-paylasan-x-hesaplari-erisime-engellendi/" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>Bireysel kullanıcılara,</u></span></a><span style="color:#000000"> yüksek takipçili doğrulanmış hesaplara,</span><a href="https://ifade.org.tr/engelliweb/unlu-oyuncularin-x-hesaplari-erisime-engellendi/" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u> oyunculara,</u></span></a><span style="color:#000000"> derneklere ve haber sayfalarına dakikalar içerisinde erişim engeli geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha önce benzer süreçlerin haftalar sürdüğü düşünüldüğünde, bu yaşananlar yeni bir dönemin habercisi…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">CHP Genel Başkanı Özgür Özel,</span><a href="https://x.com/eczozgurozel/status/1907697326556139915" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u> X hesabından yaptığı paylaşımda</u></span></a><span style="color:#000000"> yetkililere, bir darbe girişiminin en önemli ayağının halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlamak olduğunu belirterek, “Siz bugün antidemokratik uygulamalara alet olursanız, erişim engeli taleplerini uygularsanız bu millet size ne yapar iyi düşünün!” dedi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’de “Dijital Göç” Denemesi</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve tabii ki, her yasak gibi bu yasakta kendi isyancısını doğurdu…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de, “Dijital Göç” kavramı ilk kez bu kadar sesli dillendirilmeye başladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de muhalif sosyal medya kullanıcıları, yaşanan sansür ve erişim engelleriyle birlikte, X’ten alternatif platformlara </span><a href="https://bianet.org/haber/sansur-nedeniyle-x-ten-ayrilan-kullanicilar-bluesky-a-geciyor-306187" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>geçiş yapmaya başladı</u></span></a><span style="color:#000000">. Bu geçişin adresi ise merkeziyetsiz yapısıyla öne çıkan Bluesky oldu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Merkeziyetsiz yapısıyla Bluesky, kullanıcılarına kendi görünürlüğünü kontrol etme, içerik yönetimine dahil olma ve algoritmalar üzerinde söz hakkı tanıma iddiasını taşıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından X’te yaşanan hızlı erişim engelleri ve hesap kapatmaları, bu göçü başlatan etken oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fakat bu dijital göç girişimi de başarılı olmadı…</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Avcı Ne Kadar Hile Bilirse, Tilki O Kadar Yol Bilir</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İfade özgürlüğünün daraldığı bu dijital atmosferde, tek çare göç etmek değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sosyal medyada Basel (@baselkanir) adıyla tanınan fenomen Bekir Aslan, sansür sistemine çoban matı yaptı. Yürüyüşleri yerinde görüntüleyip paylaşan Basel, muhalif hesaplara erişim engeli geldiğini gördüğünde paniğe kapılmadı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hesabının engelleneceğini öngören Bekir Aslan, önce kullanıcı adını değiştirdi. Ardından, bıraktığı eski kullanıcı adıyla yeni bir hesap açtı. Böylece erişim engelini, artık kullanılmayan bir adrese yönlendirmiş oldu. Ana hesabı ise görünürlüğünü korudu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Foto2.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu kurnaz manevra, algoritmaların ve sansürün gölgesinde yaşayan yurttaşların ne kadar yaratıcı olabileceğini bir kez daha gösterdi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Dünyayı sarsan Elon, Türkiye’yi duymadı</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İfade özgürlüğünü savunma iddiasıyla Twitter’ı satın alan Elon Musk, Türkiye’deki gelişmeler karşısında dikkat çekici bir sessizlik içinde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Musk’ın bu sessizliği, geçtiğimiz yıllarda sergilediği politik çıkışlarla tezat oluşturuyor. Geçtiğimiz yaz, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer'ı protestoları bastırma biçimi nedeniyle sert şekilde eleştirmiş, </span><a href="https://www.politico.eu/article/elon-musk-uk-goverment-donald-trump-stalin-politics-labour-tech/" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>İngiltere’yi Sovyetler Birliği ile kıyaslamıştı</u></span></a><span style="color:#000000">. Avrupa Birliği’nin eski dijital işler komiseri Thierry Breton’ı ise “Avrupa'nın tiranı” </span><a href="https://www.brusselstimes.com/1388595/elon-musk-calls-former-eu-digital-chief-breton-tyrant-of-europe-tbtb" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>olarak nitelendirmişti.</u></span></a><span style="color:#000000"> Musk, Fransa’da aşırı sağcı lider Marine Le Pen’i zimmete para geçirmekten suçlu bulan mahkemeye de</span><a href="https://gazeteoksijen.com/dunya/trump-vance-ve-musk-siyasi-yasak-cezasi-alan-marine-le-penin-arkasinda-birlesti-238955" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u> sert tepki göstermişti.</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avrupa siyasetinde yaşanan tüm gelişmelere yorum yapan Musk bu sefer sessiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">X yönetimi ise platformun protesto sürecinde hangi taleplerle karşılaştığı, ne kadar içeriği kaldırdığı ya da kimin erişimini engellediği konusunda net bir açıklama yapmıyor. 23 Mart günü yaptıkları açıklamada, </span><a href="https://www.indyturk.com/node/755742/haber/xten-t%C3%BCrkiyedeki-eri%C5%9Fim-engellerine-ili%C5%9Fkin-a%C3%A7%C4%B1klama-kararlar-hukuka-ayk%C4%B1r%C4%B1" style="text-decoration:none"><span style="color:#467886"><u>mahkeme kararlarına itiraz ettiklerini belirttiler.</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kısacası; Elon Musk’ın “İfade özgürlüğü cenneti” vaadi, Türkiye’de karanlık bir tabloya dönüştü. Bir zamanlar sansürle kavga ettiğini iddia eden Twitter, şimdi sansürün sağ kolu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sıkı bir sosyal medya kullanıcısı olan bir yurttaş olarak, Yüksek Sadakat’in nefis parçasıyla yazımı bitirmek istiyorum:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>Belki üstümüzden bir kuş geçer</em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>Kanadından bir tüy düşer</em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>İner döne döne gökyüzünden</em></span><br />
<span style="color:#000000"><em>Hiçbir yüz güzel değil senin yüzünden</em></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Nov 2025 00:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/11/bir-sevgi-nefret-iliskisi-olarak-twitter-ve-turkiye-1763034414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RTÜK neden Youtube kanallarına gözünü dikiyor?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/rtuk-neden-youtube-kanallarina-gozunu-dikiyor-11713</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/rtuk-neden-youtube-kanallarina-gozunu-dikiyor-11713</guid>
                <description><![CDATA[RTÜK'ün YouTube kanallarına yönelik bu uygulaması, mevcut yasalarla çeliştiğini düşündüğüm ve adil olmayan bir yaklaşım sergilediği gerekçesiyle, ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdit ve hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelenmesi olarak değerlendirilmeli ve buna yönelik siyasi adımlar atılmalıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Geleneksel yayıncılık için tasarlanmış lisanslama modelinin YouTube gibi dijital platformlara uygulanması, mevcut yayıncılık ekosistemin işleyişine uygun değil.</strong></span></span><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK), bazı YouTube kanallarından yayın lisansı talep etmesi, ifade özgürlüğü ve yayıncılık ilkeleri açısından ciddi sorunlar içeriyor. Özellikle son günlerde FLU TV ve Birgün TV adlı Youtube platformu üzerinden yayın yapan çevrimiçi kanallara yönelik lisans talebinin yarattığı çeşitli sorunlar var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">YouTube, kişilerin ve kurumların kendi içeriklerini üreterek geniş kitlelere ulaşabildiği bir platform. RTÜK'ün bu kanallardan lisans talep etmesi, yayıncılık için mali ve bürokratik engeller oluşturuyor ve özellikle küçük ve bağımsız içerik üreticilerinin seslerini duyurmasını zorlaştıracak bir adım. Lisans almak, belirli bir ücreti ve çeşitli bürokratik süreçleri gerektiriyor. Bu ücretler neye göre belirleniyor? Bu lisans talebi hangi koşullara göre çerçevelenmiş belirsiz. Küçük bütçelerle çalışan bağımsız YouTube kanalları için bu maliyetler büyük bir engel teşkil edebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca lisanslama süreci, RTÜK'e içerik üzerinde denetim yetkisi veriyor, ki bu durum özellikle eleştirel veya muhalif içerikler üreten kanalların lisans alamaması veya mevcut lisanslarının iptal edilmesi riskini doğuruyor. Yukarıda Flu TV ve Birgün TV haricinde geçtiğimiz aylarda bazı kanallara yönelik lisans talepleri de bu önermemle paralel. Bu durum dijital alanda bir sansür mekanizması oluşturarak çoğulculuğu ve farklı seslerin varlığını tehdit ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TARTIŞMAYI KENDİ LEHİNE BÜKMEK</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şunu da unutmamakta fayda var, YouTube gibi platformlar, geleneksel televizyon ve radyo yayıncılığından farklı bir doğaya sahiptir. Geleneksel yayıncılıkta izleyiciye ulaşmak için frekanslar ve sınırlı yayın hakları kullanılırken, internet yayıncılığında böyle bir sınırlama yoktur. Geleneksel yayıncılık için tasarlanmış lisanslama modelinin YouTube gibi dijital platformlara uygulanması, mevcut yayıncılık ekosistemin işleyişine uygun değil. Tabi bu tespit kendi içinde de bazı tehlikeler barındırıyor. Esasen bu farklı doğa, geleneksel yayınların mevzuatına uygun bir şekilde düzenlenmeye çalışılıyor. Buna gerek var mı? Ya da bu soruyu şöyle açalım mevcut RTÜK yaptırımları halihazırdaki yayıncılık sürecinde fazlaca bilgi, haberleşme ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir nitelikteyken bu yapısını internet yayıncılığına doğru genişletmek izleyicinin lehine bir tutum mu sağlayacaktır? Belki de RTÜK bu belirsiz ve keyfi görünen bazı Youtube kanallarına yönelik lisans talepleriyle internet yayıncılığınına yönelik bir regülasyon iklimi yaratmaya çalışıyordur. Yani bu aslında "kontrol edilemeyen" alanları gerici, baskıcı, sansürcü bir zihniyetle kapsama arayışında emsaller yaratmaktır belki de amaç. Bunu gözetmekte fayda var. RTÜK'ün interneti de kapsamaya çalışmasına yönelik tümden bir karşı politika&nbsp;ve siyasi basınç üretilmeli ve bu açıdan meseleye yaklaşılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye'de internet ortamındaki içerikleri düzenleyen temel yasa, 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"dur. Bu yasa, suç teşkil eden içeriklere (örneğin intihara yönlendirme, cinsel istismar) erişim engeli getirilmesi gibi konuları düzenler. Ancak RTÜK'ün lisans talebi, bu yasanın kapsamı dışına çıkarak, radyo ve televizyon yayıncılığı için tasarlanmış olan 6112 sayılı RTÜK Kanunu'nun internete uyarlanması çabasıdır. Bu durum, hangi kurumun hangi yetkiye sahip olduğu konusunda bir karmaşa yaratıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">RTÜK, YouTube'a lisans zorunluluğunu "Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik" aracılığıyla getirdi. Ancak anladığım kadarıyla bu yönetmelik, yasa ile düzenlenmesi gereken bir konuyu idari bir kararla düzenlediği için hukuken tartışmalı duruyor. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) gibi kuruluşların açtığı davalar, bu yönetmeliğin hukuka aykırı olduğunu savunmaktadır. Danıştay'da yıllardır süren bu davalar, yargının dahi bu konuda net bir karar veremediğini göstermekte.<br />
<br />
<strong>BİR SANSÜR MEKANİZMASI OLARAK&nbsp;"KEYFİ UYGULAMA"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki yukarıda neden "keyfi görünen" ifadesini kullandım?&nbsp;Bunu biraz açayım.&nbsp;"Keyfi uygulama", kuralların nesnel ve eşit bir şekilde değil, idarenin takdirine ve belirli hedeflere göre seçilerek uygulanması anlamına gelir. RTÜK'ün YouTube kanallarına yönelik uygulaması da bu eleştirilerin odağındadır. Türkiye'de on binlerce YouTube kanalı olmasına rağmen, RTÜK'ün lisans başvurusu talep ettiği kanallar genellikle BirGün TV, Cumhuriyet TV ve Fatih Altaylı gibi eleştirel yayın yapan, muhalif veya bağımsız gazetecilik yapan kanallar olmaktadır. RTÜK'ün bazı üyeleri bu durumu "seç beğen lisansa zorla" olarak nitelendirerek, uygulamanın amacının tüm internet yayıncılığını denetlemekten ziyade, eleştirel sesleri susturmak olduğunu dile getirmekte. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lisans dayatması, sadece idari bir prosedür değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik yük. RTÜK,&nbsp;2025 yılı itibarıyla on yıllık yayın lisans ücreti 926.000 TL olarak belirlenmiş.&nbsp;Ayrıca, yayıncıların yıllık gelirlerinin yüzde 1.5'ini de katılım payı olarak ödemesi gerekiyor.&nbsp;Bu yüksek maliyetler, küçük bütçelerle ayakta duran bağımsız gazeteciler ve yeni kurulan kanallar için büyük bir engel teşkil ediyor. Hadi bu ödemeyi kabul ettiniz diyelim, bu sefer de lisans alan kanalların içerikleri, RTÜK'ün yayın ilkelerine göre denetlenecek. Ancak bu ilkelerin YouTube gibi dinamik ve kişisel bir platforma nasıl uygulanacağı belirsiz.&nbsp;Bu belirsizlik, RTÜK'e herhangi bir videoya para cezası verme veya kaldırma yetkisi vererek, idareye geniş ve keyfi bir müdahale alanı sunuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç olarak, RTÜK'ün YouTube kanallarına yönelik bu uygulaması, mevcut yasalarla çeliştiğini düşündüğüm&nbsp;ve adil olmayan bir yaklaşım sergilediği gerekçesiyle, ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdit ve hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelenmesi olarak değerlendirilmeli ve buna yönelik siyasi adımlar atılmalı.</span></span><br />
<br />
<a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Sep 2025 00:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/09/rtuk-neden-youtube-kanallarina-gozunu-dikiyor-1757029571.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genç bir gazeteci gözünden duayene veda</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/genc-bir-gazeteci-gozunden-duayene-veda-11449</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/genc-bir-gazeteci-gozunden-duayene-veda-11449</guid>
                <description><![CDATA[Popülizmle arasına mesafe koydu. Günlük alkışlar yerine uzun vadeli kazanımları önceledi. Bu da onu, özellikle demokrasi ve özgürlükler söz konusu olduğunda farklı bir konuma yerleştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O artık aramızda değil. Ama yazdığı her yazı, söylediği her söz, taşıdığı o duruş… &nbsp;Hepsi bir karakter mirası olarak kaldı. Günümüzde en çok da bu eksiliyor: Karakter. Herkesin bir fikri, bir tarafı var ama duruş sahibi olmak ayrı bir meziyet.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zamanın akışında bazı insanlar, sadece yaşadıkları dönemle sınırlı kalmaz; onun ötesine geçen bir iz bırakırlar. Altan Öymen onlardan biriydi. Onu tanıyan herkesin belleğinde ortak birkaç kelime var: zarif, ağırbaşlı, beyefendi. Bu tanımlar belki de bir meslekten ya da siyasi görevden çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü Öymen, yaşarken yalnızca olaylara değil, o olaylara karşı gösterilen tavra da örnek oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1932 doğumlu Altan Öymen’in meslek yolculuğu, gazetecilikle başladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olarak sahaya adım attığında, Türkiye henüz demokratik yapıyı yeni yeni tanıyordu. Öymen’in gazeteciliği, sadece haber aktaran bir meslekten ibaret değildi; yazdıklarıyla kamuoyunu yönlendiren, dış politikadan iç siyasete kadar geniş bir yelpazede fikir üreten bir zihindi o.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kalemini hiçbir zaman otoritenin gölgesine teslim etmedi. Çıkar hesaplarıyla değil, vicdan terazisiyle yazdı. Bu yüzden kalıcı oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Altan Öymen, yalnızca bir gazeteci değildi. Siyasete atıldığı andan itibaren de çizgisinideğiştirmeyen bir siyasetçi oldu.&nbsp;1999’da CHP Genel Başkanlığı görevine geldi.&nbsp;Belki kısa sürdü liderliği, ama yarattığı etki zamana meydan okudu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Popülizmle arasına mesafe koydu. Günlük alkışlar yerine uzun vadeli kazanımları önceledi. Bu da onu, özellikle demokrasi ve özgürlükler söz konusu olduğunda farklı bir konuma yerleştirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan neredeyse her kırılma anında Öymen’in kaleminden dökülen cümleler vardı. Bir manşetin ardında ya da bir kürsü konuşmasında yankılanan ses olarak tarihe tanıklık etti. Herkesin sustuğu anlarda bile yazmayı, anlatmayı sürdürdü. Sessizliğin gücüne inandı ama asla sessiz kalmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsan ilişkilerinde zarafetin adıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siyaset ve gazetecilik gibi sert zeminlerde bile nezaketini kaybetmeyen, insan ilişkilerine özen gösteren bir duruş sergiledi. Onu tanıyanlar, çoğunlukla “zarif bir insandı” diyerek başlıyor anlatmaya.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Altan Öymen’le denk geldiğimizde mutlaka birkaç kelime eder, sohbet ederdik. Bir seferinde Gazeteciler Cemiyeti’ndeydik, elinde çantası vardı. Yardım etmek istedim, almak için uzandım. Ama ne yaptıysa o çantayı bana taşıttırmadı. “Hanımefendilere çanta taşıttırmayız,” dedi gülümseyerek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Espiriliydi.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O artık aramızda değil. Ama yazdığı her yazı, söylediği her söz, taşıdığı o duruş…&nbsp;Hepsi bir karakter mirası olarak kaldı. Günümüzde en çok da bu eksiliyor: Karakter.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Herkesin bir fikri, bir tarafı var ama duruş sahibi olmak ayrı bir meziyet. Altan Öymen bu meziyeti, hayatının her evresinde taşıyan isimlerden biriydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onu anlatmak, aslında bir dönemin özlemini dile getirmek demek. Çünkü bazı insanlar, sadece kendilerini değil, ait oldukları kültürü de temsil eder. Altan Öymen de gazeteciliğin, siyasetin ve en önemlisi insan olmanın onurlu temsilcilerindendi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size:medium">Ölümünden sonra gazeteci, siyasetçi dostları, çalışma arkadaşları onunla ilgili bol bol yazacaklar. Bu yazımla ben de kendisine&nbsp;g</span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">enç bir gazeteci olarak veda ediyorum. Mesleğin artık bizim omuzlarımızda...</span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Jul 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/genc-bir-gazeteci-gozunden-duayene-veda-1753010575.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir hafıza ve direniş ritüeli olarak Fatih Altaylı’nın koltuğu</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-hafiza-ve-direnis-ritueli-olarak-fatih-altaylinin-koltugu-11436</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-hafiza-ve-direnis-ritueli-olarak-fatih-altaylinin-koltugu-11436</guid>
                <description><![CDATA[Bugün, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalında ondan boş kalan koltuğa her gün bir başkasının oturması, tam da bu “boş alan”ın politik karşılığına dönüşmüş durumda.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:#222222">Altaylı’nın ardından boş kalan bu yer, o kalıtsal anlamı bozuyor. O koltuk, kimsenin sahiplenmediği ama herkesin sırayla ve gönüllü olarak yer aldığı bir alana dönüşüyor. Artık kalıcı olan kişi değil, o yere oturma niyetidir. Süreklilik ise bir bedende değil; gelip giden bedenlerin birlikte kurduğu bellekte yaşar. Koltuğun anlamı böylece tersine çevrilir: güç değil, devinim; sahiplenme değil, paylaşım; kalıcılık değil, hatırlama alanı hâline gelir.</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">20. yüzyılın en etkili tiyatro düşünürlerinden biri olarak kabul edilen İngiliz yönetmen ve yazar Peter Brook, Boş Alan adlı tiyatro manifestosunda şöyle der: “Bir adam bir boş alandan geçerken bir diğeri onu izliyorsa, tiyatro başlamıştır.” Brook’a göre tiyatro, dekor ya da mekân değil; niyet ve eylemdir. Sadeleşmiş bir sahnede yalnızca bir bedenin varlığı bile seyircide anlam yaratmaya yeter.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Bugün, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalında ondan boş kalan koltuğa her gün bir başkasının oturması, tam da bu “boş alan”ın politik karşılığına dönüşmüş durumda. Yer sade, ama anlamı yoğun; sahne boş, ama etki derin. Her gelen konuk, Altaylı’nın susturulmuş sesinin yerini almakla kalmıyor, varlığıyla o alanın diri tutulmasını sağlıyor. Gündemin tüm karmaşası içinde bu sade ritüel, medya tarihine kolektif bir direnç gösterisi olarak geçecek nitelikte. Bu eylem, yalnızca bir dayanışma biçimi değil; bedenin politik performansı, hafızanın mekânla ilişkisi ve tiyatrodan ilhamla sahnelenen bir direniş pratiği olarak ele alınabilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:#222222">Performatif Bedenin Politik Gücü</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Judith Butler, Notes Toward a Performative Theory of Assembly adlı eserinde, kamusal mekânda bir araya gelen bedenlerin bizzat varlıklarıyla bir söylem ürettiklerini savunur. Sözün bastırıldığı yerlerde, bedenin kendisi söze dönüşür. Altaylı’nın koltuğuna sırayla oturan bedenler de bu bağlamda yalnızca fiziki bir alanı doldurmaz, aynı zamanda susturulanın söylemini yeniden dolaşıma sokma işlevini üstlenir. Bu aynı zamanda kolektif bir hatırlama ve direnme biçimidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Her konukla birlikte anlam yeniden kurulurken, bedenin orada oluşu, tek başına bir protestoya değil, bir tanıklığa dönüşür. Susturulmuş olana “yalnız değilsin” denilirken; izleyene ise “bu iş burada kalmaz” mesajı verilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Bu yaklaşımı Hannah Arendt’in eylem felsefesiyle birlikte düşündüğümüzde, sahnede çoğullukla belirlenen bir politik varoluş alanı belirginleşir. Arendt’e göre, özgürlük ancak birlikte hareket edildiğinde, görünür olunduğunda mümkün olur. Eylem, yalnızca bir kişinin değil, başkalarıyla birlikte kamusal alana çıkma cesaretinin ürünüdür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Altaylı’nın koltuğuna her gün bir başka kişinin oturması da bu çoklu görünürlüğün, birbirine eklemlenen bedenlerin ve ortak bir bellek içinde sürdürülen direnişin örneğidir. Bir zincirin halkaları gibi, geçici ama birbirine bağlı bir süreklilik kurulur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:#222222">Hafıza Mekânı Olarak Koltuk</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Fransız tarihçi Pierre Nora, modern toplumlarda hafızanın kendiliğinden bir süreç olmaktan çıktığını, bazı mekânlara tutunarak ayakta kaldığını öne sürer. Ona göre artık doğal hafızamız yoktur. Yerine, simgesel yük taşıyan yerler, nesneler ve tekrarlar geçmiştir. Nora, bu yerlere lieux de mémoire —hafıza mekânları— adını verir. Bu mekânlar yalnızca geçmişi hatırlatmaz; hatırlanması için özellikle kurulur, korunur ve çoğaltılır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Fatih Altaylı’nın kanalında her gün tekrar edilen bu eylem, böyle bir hafıza alanının oluşmasını sağlar. Kameranın kadrajına giren tek bir koltuk, bir hatırlama pratiğinin sahnesine dönüşür. Orada söylenen her söz, hatta zaman zaman yalnızca görüntüde duran boş koltuk bile, o mekânı daha kalıcı, daha kolektif bir anlamla yükler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Nora’ya göre hafıza mekânları kendiliğinden oluşmaz; tekrarlarla kurulur, ritüellerle inşa edilir. Bu nedenle dijital bir platformda, izleyicinin göz hizasında her gün aynı yerde yeniden kurulan bu görüntü, yalnızca bir yayın değil, kamusal belleğin sürekliliğini sağlayan bir eylemdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:#222222">Artık orası yalnızca bir gazetecinin değil; susturulanların, hatırlayanların ve sözünü paylaşanların alanıdır. Her gün yeniden kurulan bu küçük sahnede, kalıcı olan şey ne beden ne de sestir. Sadece ve sadece hatırlamanın direncidir.</span></strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:#222222">Godot’dan Ders: Beklemek de Bir Eylemdir</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">20. yüzyılın en etkili absürd tiyatro yazarlarından biri olan İrlandalı yazar ve Nobel ödüllü Samuel Beckett, Godot’yu Beklerken adlı oyununda, sahnede neredeyse hiçbir şeyin olmadığı ama çok şeyin hissedildiği bir dünyanın kapılarını aralar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Bu oyunda iki adam bekler, konuşur, susar, yeniden bekler. Ama o neredeyse boş sahnede zaman ağırlaşır; anlam, sabır ve gerilim birikir. Seyirciye hiçbir şey tam olarak açıklanmaz, ama bir şeyin sürdüğü, inatla devam ettiği hissedilir. Bekleyiş, oyunun kendisi olur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Fatih Altaylı’nın ardından boş kalan alan da böyle bir sürekliliği barındırır. Fakat burada sahne sessiz değildir; tam tersine, her gelen konuşur. Yorum yapar, düşünce üretir, eleştirir. Ancak bu konuşmalar, kendi başlarına değil; bir sessizliğe karşı konuşuldukları için anlam kazanır. Susturulmuş bir sese doğru söylenir her söz; onun boşluğuna temas ederek güçlenir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Beckett’in oyunundaki gibi burada da zaman geçer, ritüel tekrarlanır, gelen kişi gider, yerine bir başkası gelir. Ama bu döngü umutsuzluk değil; bir inat biçimidir. Sesin geri dönmesi değilse bile, yokluğunun unutulmaması için sürdürülen kolektif bir hatırlama pratiğidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:#222222">Dönüşen Bir Koltuğun Hatırlattıkları</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Türkiye’de “koltuk”, yalnızca oturulan bir nesne değil; genellikle bırakılmayan, devredilmeyen, uğruna her şeyin göze alındığı bir iktidar alanını simgeler. Koltuklara yapışılır. Koltuklar korunur. Ve bir kez oturuldu mu, kalkılmak istenmez.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Ama Altaylı’nın ardından boş kalan bu yer, o kalıtsal anlamı bozuyor. O koltuk, kimsenin sahiplenmediği ama herkesin sırayla ve gönüllü olarak yer aldığı bir alana dönüşüyor. Artık kalıcı olan kişi değil, o yere oturma niyetidir. Süreklilik ise bir bedende değil; gelip giden bedenlerin birlikte kurduğu bellekte yaşar. Koltuğun anlamı böylece tersine çevrilir: güç değil, devinim; sahiplenme değil, paylaşım; kalıcılık değil, hatırlama alanı hâline gelir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Bu tersine çevrilmiş anlam, eylemin etkisini de derinleştirir. Koltuk artık iktidarın değil, hafızanın taşıyıcısıdır. Sözün bastırıldığı yerde, sözün geri çağrıldığı bir ritüelin mekânına dönüşür. Her gelenin farklı bir tonda konuştuğu, ama aynı yokluğa temas ettiği bir sahne kurulur her gün. Bu sahne sade ama etkili; sıradan ama dönüştürücüdür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Artık orası yalnızca bir gazetecinin değil; susturulanların, hatırlayanların ve sözünü paylaşanların alanıdır. Her gün yeniden kurulan bu küçük sahnede, kalıcı olan şey ne beden ne de sestir. Sadece ve sadece hatırlamanın direncidir.</span></span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Jul 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/bir-hafiza-ve-direnis-ritueli-olarak-fatih-altaylinin-koltugu-1752870494.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toplumsala bakışta görünenle dijitalin savaşı </title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/toplumsala-bakista-gorunenle-dijitalin-savasi-11302</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/toplumsala-bakista-gorunenle-dijitalin-savasi-11302</guid>
                <description><![CDATA[İnsan fizyolojisi ve nörobilimsel olarak da gözle görünen ve somutun daha gerçek algılanıyor olması, görüntülü ve hatta bireylerin bizzat gözlemlerinin dil ile aktarılması olarak yansıyan sosyal medya nedeniyle gerçeklik algımızın daha da bulanıklaşmasına neden olmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Gerçek kişilerin deneyim olarak aktarımının görüntülerden farkı, o olaya yol açan neden sonuç dizgesini de dil ile aktarabiliyor olmasıdır. Keza görüntü neden sonuç dizgesini, yeteri kadar temellendirerek ve ikna edecek şekilde temsil etmeyebilir. Buradan hareketle, günümüzde gerçekte var olmayan neden sonuç ilişkileriyle ortaya çıkan çarpıtılmış gerçekler üzerine düşünme ve hatta yeni gerçeklikler inşa etmek adeta doğallaşmıştır.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Her birimiz içine doğduğumuz aile, ailemizin ait olduğu sosyal gruplar ve sosyal statü, o sosyal statüyü tanımlayan eğitim, kültür, gelenek ve ahlak kodları eliyle toplumsallaşır. Kapitalist düzenin getirdiği devlet biçimi ve politikalarının el verdiğince bireysel olarak da toplumsallaşma sürecimizi yaşam boyu inşa ederiz. Sosyal olayların analiz biçimi de tarih boyunca felsefi ve bilimsel ilerlemelerin klavuzluğunda sürekli bir değişime uğramıştır. Uyguladığımız metot ne olursa olsun, toplumsala dair olana; Sosyal olaylara, sosyal, ekonomik, kültürel şartların evrilmesiyle insan topluluklarının yaşam biçimlerinde oluşan değişimlere, devletler arası düzlemde yaşananların belli bir toplumdaki yansımalarına bakmak için görüneni ele alarak analize başlarız.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yazıda, yeni medyanın ortaya çıkışıyla birlikte görünenin, önceki görünenden veya önceki sosyal fenomenlerden nasıl farklılaştığına bunun da sosyal bilimler pratiğine nasıl yansıdığına dair bir tartışma başlatmayı düşünmekteyim. Yalnızca sosyal bilim pratiği yapanlar için değil, sosyal olanı izleyip eleştirel sorular klavuzluğunda aktarması beklenen gazeteciler ve hatta sıradan tüm vatandaşlar için de görünenle gerçek arasındaki uçurum yeni medyanın, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla gittikçe büyümüştür.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsanla ve insan topluluklarının yaşamlarıyla ilgili her olay, her deneyim, elbette önce dilin kullanımı, sonra felsefe ilerledikçe özgül kavramların kullanımı aracılığıyla dolayımlanmıştır. Ancak önce anolog sonra yeni medyanın yaygınlaşması olanların, olayların varlığının niteliklerini ve varlıklarının dışsal koşullarını birebir yansıtmaktan daha da uzak hale gelmiştir. Kullandığımız dil ve gündelik kelime dağarcığımızın çok ötesinde bir indirgeme ve bazen de bulanıklaştırma filtrelerinden bahsediyor gibiyiz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsan fizyolojisi ve nörobilimsel olarak da gözle görünen ve somutun daha gerçek algılanıyor olması, görüntülü ve hatta bireylerin bizzat gözlemlerinin dil ile aktarılması olarak yansıyan sosyal medya nedeniyle gerçeklik algımızın daha da bulanıklaşmasına neden olmaktadır. Böylelikle mantıken o ana kadarki kişisel ve sosyalleşme deneyimimizle mümkün olmayacağı sonucuna varabileceğimiz bir olay, bazen gerçek kişilerin ağzından duyduğumuz veya gerçek görüntüleri gördüğümüz varsayımıyla gerçek kabul edilir. Gerçek kişilerin deneyim olarak aktarımının görüntülerden farkı, o olaya yol açan neden sonuç dizgesini de dil ile aktarabiliyor olmasıdır. Keza görüntü neden sonuç dizgesini, yeteri kadar temellendirerek ve ikna edecek şekilde temsil etmeyebilir. Buradan hareketle, günümüzde gerçekte var olmayan neden sonuç ilişkileriyle ortaya çıkan çarpıtılmış gerçekler üzerine düşünme ve hatta yeni gerçeklikler inşa etmek adeta doğallaşmıştır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Önümüzdeki gizem, sosyal medya içeriklerinin ne zaman toplumsal gerçekliğin ayrılmaz bir parçası olduğu, ne zaman gerçek olayları aktarırken bulandıran bir aracı olduğudur. Sosyal bilimci, gazeteci veya toplumun her hangi bir ferdi olarak yapmamız gereken, gerçekliğin bu iki görünümünü birbirinden ayırt etmeye çalışmaktır. Böyle bir durumda kaçınılmaz olarak, günümüzde herhangi bir sosyal olayı, bireylerin kitlesel yayınlarından ayrı olarak kavramak yerine, ne kadar ilgisiz görünürse görünsün, sosyal ortamda mevcut tüm olay, durum ve gelişmelere dair anlam oluşturmanın ayrılmaz parçası olarak düşünebileceğimiz sosyal medya içeriklerini bir başka deyişle kişilerin kitlesel yayınları da hesaba katarak takip etmemiz gerekmektedir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Başka yazılarımda da ayrıntısıyla işlemeyi düşündüğüm bir konu, sosyal medya kullanımı ile yaratılan toplumsala dair güncel anlam ağlarının ne ölçüde toplumsal olanın geneline etki edebildiğini sosyal analizlerimize katmak durumda oluşumuzdur. Ancak, sosyal medya içeriklerinin çoğunun da kişilere ait kitlesel yayın üretme mekanizması olarak, tek tek kişilerden bağımsız ekonomik, kültürel bir sistem olarak toplumun da yansımaları olduğunu kabul etmektir. Yine konunun önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yönü, tek tek bireylerin yeni medyayla yarattığı anlamların, medyanın ilk günlerinden itibaren toplumla etkileşim düzeylerinin de analizidir. Sonraki yazılarımda bu konularla yeniden buluşmak dileğiyle.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Jun 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/toplumsala-bakista-gorunenle-dijitalin-savasi-1750913638.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni iletişim çağında otoriter popülizm </title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-iletisim-caginda-otoriter-populizm-11289</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-iletisim-caginda-otoriter-populizm-11289</guid>
                <description><![CDATA[İletişim üzerinde çalışanların, demokratik toplumun olmazsa olmazı sivil toplumu oluşturacak,  farklı kesimleri, farklı talepleri, farklı haberleri  ortak bir platformda birleştirecek dayanışmayı yapmaları zorunlu gibi geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Otoriterleşen yönetimlerin, algı yönetimiyle ya da devlet medyası&nbsp; oluşturarak rıza üretmesinin mümkün olup olamayacağı belli değil. Hele, Türkiye gibi çeşitlenmiş ve iyi kötü demokrasi konusunda&nbsp; bilgi sahibi olmuş bir toplumda sadece&nbsp; algı yönetimiyle rıza üretmenin mümkün olamayacağı da açık.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yeni teknolojilerin toplumda çok boyutlu&nbsp; değişimleri tetiklediğini biliyoruz. Sosyal bilimcilerin bir işi de&nbsp; teknolojik değişimin üretim ilişkilerini, toplumsal tabakalaşmayı, toplumdaki güç ilişkilerini ve diğer alanları nasıl etkilediğini açıklamaya ve anlamaya çalışmaktır. Günümüzdeki&nbsp;yeni teknolojinin etkilerini anlamak için de yeni arayışlar ve yaratıcı düşünceler gereklidir.&nbsp;Günümüzde gerçekleşen teknolojik değişimin sadece üretim alanında değil, ulaşım ve iletişim&nbsp; alanlarında da yaygın etki yapması,&nbsp; durumun yakın geçmişten&nbsp; çok farklı&nbsp; olduğunu&nbsp; akla getirmektedir. İletişim ve ulaşımdaki&nbsp; ucuzlamanın özellikle, mal, para ve imajın yanı sıra &nbsp; sıradan insanları hareketlendirmeye başlaması bu anlamda önemlidir.&nbsp;Yeni teknolojilerin tetiklediği&nbsp; kitlesel göçler ilgi alanıma girdiğinden bu konudaki gelişmelerden ve tartışmalardan belli ölçüde de olsa haberdarım.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;Küreselleşme araştırmaları yeni teknolojilerin farklı yerellerde, hemen her alanda farklı değişimleri tetiklediğini göstermektedir. Ben de Türkiye’de farklı alanlardaki değişimin ipuçlarını ulusal&nbsp; medyayı izleyerek bulmaya çalışıyorum. Son dönemlerde, önemli başvuru kaynağım olan medyanın, artık alıştığım “güvenilir” haber ortamı&nbsp; olmadığını&nbsp; fark etmeye başladım. Toplumdaki değişimin işaret fişeği olan “güvenilir”&nbsp; haberleri nasıl izleyeceğim konusunda artık eskisi kadar rahat değilim ve “güvenilir” habere ulaşmak için eskisine göre daha çok zaman&nbsp; harcamam gerekiyor. Bu arada, haber ararken çoğu zaman yoruma muhatap olmak işimi&nbsp; daha da zorlaştırıyor. Habercilerin ve medyatik akademisyenlerin kutuplaşmış siyasetin yorumcuları haline dönüşmeleri aktardıklarından hangisinin “güvenilir bilgi”, hangisinin&nbsp; “siyasal mesaj” ya da hangisinin&nbsp; “güvenilir haber” olduğunu anlamamı güçleştiriyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Anladığım kadarıyla, bilimsel bulguların kamuoyu ve güç sahibi &nbsp; yöneticilerle paylaşılmasındaki etik kurallar artık belirsizleşmiş..&nbsp; Aynı şekilde,&nbsp; artık “akademi/medya/siyaset”&nbsp; ilişkilerini de anlamak pek mümkün değil. Deprem vesilesiyle, Yeni Arayış’a&nbsp; yazdığım bir yazıda “Medya çağında bilim etiği nasıl korunur?” sorusunu tartışmaya çalışmıştım. O yazıda, esas olarak, yeni medya çağında, görünür olmak isteyen ya da kendi bilgisini fazla önemseyen&nbsp; bilim insanlarını eleştirmiştim. Bilim insanlarının&nbsp; düşüncelerini “doğru” bilgi olarak medyada dikte etmesinin toplumda zaten var olmayan&nbsp; bilime güveni daha da sarsacağı kanısındayım.&nbsp; Özellikle siyaset konusunda çalışan akademisyenlerin medyada dikte ettikleri mesajların sadece bilime değil aynı zamanda siyasete olan güveni de sarsacağını düşünüyorum. Nitekim bu&nbsp; tür yayınlar&nbsp; kamuoyunda&nbsp; da bir süredir “algı yönetimi” olarak tanımlanmaya başladı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bugün genel kabul gören&nbsp; “medya etiği” kavramı, otoriter medya sonrası&nbsp; demokratik toplumun oluşması ve sürmesi için gerekli görülen kuralları ifade eder. Modern&nbsp; dönemlerde önemsenen&nbsp; yalan haberi önleme ve&nbsp; farklı toplumsal gruplara ait haberleri duyurma düşüncesi bu ilkelerin oluşumunda etkili olmuştur.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>MEDYA ETİĞİNİN ÖNEMİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bütün yöneticilerin hatta en&nbsp; zorbalarının&nbsp; bile, toplumda çoğunluğu etkileyerek&nbsp; “meşruiyet” sağlamayı ya da rıza üretmeyi&nbsp; hedefledikleri bilinir. Otoriter rejimlerde haberleşmenin&nbsp; denetimi&nbsp; toplumdaki düzenin&nbsp; sürmesi açısından her zaman çok önemliydi. Nitekim, otoriter devlet medyası ürettiği hayali bir dünya ile bu meşruiyetin sürdürülmesinde önemli bir rol oynamıştır. Neyse ki, otoriter yönetimlerde yaşayanlar, tarih boyunca, tekçi ve didaktik haberleşme&nbsp; ağına karşı kendilerine özel enformel iletişim yolları bulmuşlardır. Otoriter toplumlarda&nbsp; yaygın olarak kullanılan fısıltı gazetesi ya da sözlü aktarma yolu aslında sivil haberleşme ağının öncüleridir. Bu bağlamda, geleneksel toplumlardaki erkek egemen sivil haberleşmede&nbsp; kahveler çok önemli iletişim&nbsp; alanlarıydı. Buna karşılık,&nbsp; otoriter&nbsp; devlet yöneticilerinin bile,&nbsp; toplumdaki rızanın devam edip etmediğini anlamak için bu kahvelerde konuşulanları gizlice izlemeye çalıştıkları da bilinir. Anlatılara konu olan “tebdili kıyafetle dolaşan Sultan” menkıbelerinin yanı sıra, sosyal antropologların araştırmaları bize bu konuda önemli bilgiler sunar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün genel kabul gören “medya etiği” kavramı, otoriter medya sonrası&nbsp; demokratik toplumun oluşması ve sürmesi için gerekli görülen kuralları ifade eder. Modern&nbsp; dönemlerde önemsenen&nbsp; yalan haberi önleme ve&nbsp; farklı toplumsal gruplara ait haberleri duyurma düşüncesi bu ilkelerin oluşumunda etkili olmuştur. Demokratik yaşamı destekleyen toplumlarda, hem iktidarın denetlenmesi, hem de&nbsp; farklı&nbsp; toplumsal grupların toplumsal taleplerinin duyurulması için güvenilir haber önemsenir. Yürütme, yasama ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edilen “modern medya” çalışanların liyakatinden,&nbsp; kullanılacak dil, imaja&nbsp; ve medyanın&nbsp; finansmanına &nbsp; kadar her konuda&nbsp; özel olarak düzenlenmiştir.&nbsp; Medya etiği aynı zamanda&nbsp; haber bildiriminde öznelliğin önlenmesi,&nbsp; gerçekliğin ve güvenirliğin sağlanmasında habercinin izleyeceği ilkeleri de belirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye gibi demokrasi deneyimi kısıtlı toplumlardaki otoriter yönetimlerin toplumsal meşruiyetlerini popülist uygulamalarla sağladıklarını biliyoruz. Bu popülist uygulamaların denetimi bugüne kadar esas olarak,&nbsp; aksak da olsa,&nbsp; kurumsal siyasal partiler ve kurumsal medya aracılığıyla sürdürülürdü. Kolayca ulaşılabilir iletişim kanallarının yaygınlaşması, bu tür kurumsal medyanın sahip olduğu sınırlı denetim olanağını da ortadan kaldırmaya başladı. Yeni dönemde, yeni teknolojiler&nbsp; kurumsal siyasetin gücü elinde tutan kesimine algı yönetimini arttırıcı yeni olanaklar sağlamış, kurumsal siyasete giremeyen muhalefetin de elindeki tek mecra olan fısıltı iletişimini kahve köşelerinden çıkarıp cep telefonlarına taşıyarak kurumsal medya düzenini sarsmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öte yandan, otoriter popülist yönetimler, yeni iletişim çağının teknolojilerini,&nbsp; kendi meşruiyetini sağlamak ve güçlendirmek amacıyla kullanarak “algı yönetiminin” yeni aracı olarak&nbsp; kullanmayı becermiştir. Otoriter yönetim, aynı aracı muhalefetin&nbsp; kullanmaması için kurumsal medyada var olmaya çalışan muhaliflerini tasfiye etmeye çalışmıştır. Son dönemlerde kurumsal medyanın ve orada çalışanların&nbsp; başlarına gelenler yerleşik kurumsal medya döneminin bittiğini yenisinin ise henüz tam kurulamadığını gösteriyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İletişim&nbsp;üzerinde çalışanların, demokratik toplumun olmazsa olmazı sivil toplumu oluşturacak,&nbsp; farklı kesimleri, farklı talepleri, farklı haberleri&nbsp; ortak bir platformda birleştirecek dayanışmayı yapmaları zorunlu gibi geliyor. Kısaca, toplumsal muhalefet,&nbsp; yeni iletişim çağında güvenilir medya için yeni ilkelerin oluşmasını bekliyor…</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>GÜVENİLİR MEDYA ŞARTI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Son dönemlerde, yeni nesil popülizm diye adlandırdığım otoriter popülist rejim için “algı yönetimi” neredeyse&nbsp; toplumsal rıza üretmenin tek yolu olarak kabul edilmeye başlamıştır. Eskiden kullandığı popülist araçları kullanma olanağını tükettiğinden artık meşruiyetini yitirmeye başlayan yönetim, bir süre sonra&nbsp; siyasal muhalefetin kurumsal “medya” olanaklarını hukuk yoluyla elinden almış ve Türkiye gibi çeşitlenmiş bir toplumdaki&nbsp; çok parçalı muhalefeti yeni iletişim olanaklarının&nbsp; “gayya kuyusuna” itmiştir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu “gayya kuyusu” metaforunu niçin kullandığımı burada Cumhuriyet Gazetesinde geçen gün yapılan bir röportaj sayesinde kendisini tanıdığım entelektüel Rapçi Çağrı Sinci’nin sözleriyle anlatmaya çalışayım. Çağrı Sinci&nbsp; 2013 yılında gerçekleştirdiği&nbsp; “Sivil İtaatsiz” adlı performansında&nbsp; izleyicilerine “…<em>artık sebeplerle ilgilen, tek sonuçla değil, majör medyayla bilgilenme, senin bir beynin var/ başkaldır</em>…” diyor. Çağrı Şinci’nin, belki de hepimizden önce fark edip bu performansta dile getirdiği sözler açıkça&nbsp; kurumsal medyanın artık toplumla ilişkisinin koptuğunu anlatıyor. Sinci belki de hepimizden önce toplumdaki sivil muhalefetin&nbsp; derdini, öfkesini, sevincini, duygusunu ya da başına gelenleri anlatmak isteyenlerin elindeki tek mecranın sanal dünya olduğunu yine o dünyadan duyuruyor. Ama bu çağrıyı kimlerin, ne zaman duyduğu, bu çağrıdan kimlerin ne anladığı da belirsiz.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tekrar medya/siyaset ilişkisiyle ilgili tartışmalara dönecek olursak, otoriterleşen yönetimlerin, algı yönetimiyle ya da devlet medyası&nbsp; oluşturarak rıza üretmesinin mümkün olup olamayacağı belli değil. Hele, Türkiye gibi çeşitlenmiş ve iyi kötü demokrasi konusunda&nbsp; bilgi sahibi olmuş bir toplumda sadece&nbsp; algı yönetimiyle rıza üretmenin mümkün olamayacağı da açık. Bu durumda asıl sorun,&nbsp; bu toplumdaki çeşitlenmiş toplumsal talepleri derleyebilecek yeni tür alternatif medyanın nasıl üretilebileceğinde düğümleniyor.&nbsp; Sanal ortamda oluşan sanal kahvelerin çeşitliliği ve sayılarının çokluğu bireyselliği arttırıyor olabilir.&nbsp; Ama bu derecede parçalanmış ve bireyselleşmiş hatta&nbsp; kakafonik bir çoğulluğun toplumsal etkisinin de çok az olacağını söylemek için müneccim olmak gerekmez. Bu nedenle, iletişim&nbsp; üzerinde çalışanların, demokratik toplumun olmazsa olmazı sivil toplumu oluşturacak,&nbsp; farklı kesimleri, farklı talepleri, farklı haberleri&nbsp; ortak bir platformda birleştirecek dayanışmayı yapmaları zorunlu gibi geliyor. Kısaca, toplumsal muhalefet, yeni iletişim çağında güvenilir medya için yeni ilkelerin oluşmasını bekliyor…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Jun 2025 08:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/yeni-iletisim-caginda-otoriter-populizm-1750698645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yayımlanmayacak bir gazetede yazar olmak</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yayimlanmayacak-bir-gazetede-yazar-olmak-11262</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yayimlanmayacak-bir-gazetede-yazar-olmak-11262</guid>
                <description><![CDATA[Gerçek ne kadar gerçek? Kimin gerçekliği anlatılıyor? Okura ne veriliyor, okur ne istiyor, neye inanması gerekiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">Onun gizemli ölümü, “YARIN”ın işlevini ve inşa ettiği, provasını yaptığı yarınları da bir anda anlamsızlaştırır. Peki, burada önemli olan gazetenin çıkmaması mı yoksa “yarın kurgusunun” ilkeleri, değerlerinin kolaylıkla boşa çıkabileceği mi?</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Umberto Eco, <em>Sıfır Sayı</em> adlı kısa romanında ana akım medya, manipülasyon, gerçeklik algısı ve modern toplumun zihinsel tembelliği üzerine derin bir eleştiri sunar. Roman, hiçbir zaman yayımlanmayacak olan bir gazete olan “YARIN”ın, kuruluş süreci ve amacı üzerinden gazeteciliğin nasıl kurgulanabildiği, nasıl yönlendirilebileceği ve toplumun nasıl şekillendirilebileceğini anlatılır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">YARIN’ın Ekibi</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Sıfır sayı” yani prova baskı gazetenin ilginç bir kadrosu vardır. Ekibin başında Simei yer alır. Almanca çevirilerden para kazanamayan başarısız bir yazar olan Colonna, dahil olur. Diğer yazarlar ise hastane morglarında sansasyonel haber kovalayan Cambria, magazin için asılsız haberlerle görevli Maia, komplo teorileriyle yaşayan skandal açıklamalar peşinde Romano, bulmaca uzmanı Palatino ve matbaa geçmişi olan Costanza bulunur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Tüm ekip aslında birbirine tamamen yabancı, hayatta çeşitli konularda hep “kaybetmiş” bireylerden oluşmaktadır. Bu yönüyle, Colonna, ekibi San Luis Rey Köprüsü alegorisiyle benzeştirir: Köprüde yaşanan kazada ölenlerin bir araya gelişi tesadüfi değil, anlamlı bir bağlantının göstergesidir. Kazaya şahit olan Rahip Juniper’in düşüncesi bu yöndedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">Peki “YARIN” Kime Ne Anlatacaktı?</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Hedef kitle güçlü bir okuyucu kitlesi değildi. Bilinçli bir şekilde seçilmiş hedef kitlesi vardı: gündemi sorgulamayan, magazin meraklısı, düşünmeyi ve okumayı pek tercih etmeyen, burçlar, ölüm, kaza ve felaket haberleriyle ilgilenen, “merak” ve “şok” duygularına aşina olmuş, hep daha fazlasını isteyen tüketicilerdir. Günlük olarak yayınlanması planlanan prova gazete okurlarına “yarını” anlatmaya çalışacaktı.</span> <span style="color:black">Ama buradaki asıl amaç, bu insanların zihin yapılarına uygun içeriklerle onları yönlendirmek, dikkatlerini istenen yöne çevirmektir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Eco, burada aslında medya etiğini de sorgular: Gerçek ne kadar gerçek? Kimin gerçekliği anlatılıyor? Okura ne veriliyor, okur ne istiyor, neye inanması gerekiyor? Mesela Mao, Stalin ya da Hitler kadar insan öldüren ama pek bilinmeyen aktörler neden gündem olmaz, neden gözler görmezden gelir?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Benzer durumların yaşandığı günümüzde de ilgi, trajedinin büyüklüğüyle ve ilgiyi tetikleyen şey her neyse onunla ilgilidir. İnsanlar küçük sayılara bakmaz, büyük felaketlere değer verir. Mesela kaç kişinin öldüğü, neden öldüğünden ya da alınabilecek önlemlerden daha etkili haber olabilmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">İlgi önemlidir ve tam burada Emile Ajar’dan bir alıntı yapmak istiyorum. “Onca Yoksulluk Varken” adlı romanında beni etkileyen bir paragrafı vardı. Şöyle: <em>“Dünyadaki ilgisizliklerin içinde en çok hangisi hoşunuza gidiyorsa onu seçmek zorundasınız, insanlar hep bu tip şeylerin arasında en iyi en pahalı ne varsa onu seçerler, milyonlara mal olan Naziler ya da Vietnam gibi. İnsanın ilgisini çekmek için milyonlar gerekir, milyonlar, onlara da içerlememeliyiz, çünkü sayılar küçüldükçe verilen değer de o denli azalır…”</em></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">Romano’nun Ölümü ve YARIN’ın Sonu</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Yarın’ın ekibinde en ilginç karakterlerden biri, komplo teorilerine saplanmış, sürekli “olayların perde arkasını” araştıran ve ortaya çıkarmaya çalışan Romano’dur. Mitomani (yalan söyleme alışkanlığı) olduğu düşünülen Romano Braggadocia’nin öldürülmesiyle aslında çok şey değişiyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Onun gizemli ölümü, “YARIN”ın işlevini ve inşa ettiği, provasını yaptığı yarınları da bir anda anlamsızlaştırır. Peki, burada önemli olan gazetenin çıkmaması mı yoksa “yarın kurgusunun” ilkeleri, değerlerinin kolaylıkla boşa çıkabileceği mi?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">Toplumsal ve Kültürel Eleştiri</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Umberto Eco, bu kitabı yazmakla neyi kastetmiş olabilir sorusunun cevabını asla net bir şekilde yanıtlayamacağız belki ama bana çağrıştırdığı şeyler çok ilginç. Roman ya da planlanan yarınlar bir medya eleştirisinden çok daha fazlasıdır diyebiliriz. Günümüzde bireylerin önceden belirlenen gündemlerle uyuşan, magazinle zamanı geçiren, dijital telaşlar dünyasında kaybolmuş yaşamlarına bir bakış sunar. İnsanların düşünmesine imkân tanımadan direkt olarak “sunulan hikâyelerle” tatmin olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Netflix'ten haber bültenlerine kadar her şey bir “hikâye anlatımı”na dönmüştür. Bu hikâyeler aracılığıyla insanlar yönlendirilir, pasifleştirilir, hatta düşünmekten vazgeçirilir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Burada “yarınlar önce anlatılır, sonra yaşanır” gerçeğine dikkat çekmek istiyorum. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bunu da yazdım kenara.</span></span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 04:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/yayimlanmayacak-bir-gazetede-yazar-olmak-1750381995.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medya çağında bilim etiği nasıl korunur?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-caginda-bilim-etigi-nasil-korunur-10974</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-caginda-bilim-etigi-nasil-korunur-10974</guid>
                <description><![CDATA[Bilime güvenin olmadığı bir toplumda geleceğe dönük, bazıları kehanet izlenimi veren farklı tahminlerin ve medyadaki reytingi yüksek tartışmaların, sadece bilime değil, aynı zamanda topluma etkilerini bu uzmanların önce kendi aralarında tartışmaları gerekir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Toplumun güvenilir bilgi elde etme hakkını “bilim etiği” mi, “medya etiği mi” yoksa Kuçuradi’nin yıllardır anlatmaya çalıştığı “bireysel etik” mi koruyabilir? Bu bağlamda, akademiden ve özellikle Bilim Akademisi gibi bu konudaki bilim ilkelerini izleyen kurumların fen bilimleri ve tıp gibi insan hayatını doğrudan etkileyen alanlarda çalışanların akademi/medya/kamuoyu ilişkisinin nasıl kurulması gerektiği hakkında tartışma yaparak kamuoyunu bilgilendirmesini umuyorum.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yazıda son otuz yıldır her deprem sonrası medyada deprem uzmanlarının yaptığı tartışmaları izlerken kafamda dolaşıp duran ancak bir türlü cevaplayamadığım bazı soruları sormak istiyorum. Bilime zaten güven duymayan bir toplumda liyakatlerinden şüphe duymadığım bu uzmanların devleti uyarmak isterken toplumda yaratacağı etkiyi önemsememeleri doğrusu beni şaşırtıyor. Bu da bana belki de bugünkü koşullarda sizlere naif gelecek şu soruyu sorduruyor: “Kamuoyunun doğru bilgi edinme hakkını “bilim etiği” mi yoksa “medya etiği” mi koruyabilir?”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu sorunun cevabını kimin vereceğini, bu konuda çalışan bilim felsefecilerinden haberdar olmadığımdan, bilmiyorum. Genel olarak, “etik” konusunda Sevgili İoanna Kuçuradi’nin bazı konuşmalarını dinledim, yazılarını da okudum. Belki de bu sorunun ilk cevabı esas olarak Kuçuradi’nin anlatageldiği bireysel etik konusuyla ilişkilidir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Diğer taraftan özellikle toplumsal ya da bireysel yaşamı doğrudan ilgilendiren bazı alanlarda günümüze kadar yaşanmış olan tecrübeler sonucunda Hipokrat Yemini ile başlayan “mesleki etik”, “bilim etiği” ve “medya etiği” gibi konularda somut kuralların oluşturulması çabasının sürdüğünü ve bu konuların ayrı birer bilim dalı haline geldiğini de biliyoruz. Bu çalışmalar sonucunda her meslek grubuna özgü etik ilkeleri süreç içinde belirlenmiş ve hatta bazıları yasal olarak da kodlanmış duruma gelmiştir. Türkiye’de de Meslek Odaları zaman zaman bu ilkeler doğrultusunda üyelerinin çalışmalarını denetim altına almaya çalışıyorlar ve bu konuyu da gündeme getiriyorlar.&nbsp; Medya etiği konusunda da aynı şekilde medya çalışanlarının örgütleri ve medyanın duayenleri ombudsmanlık görevi yapmaya çalışıyorlar. Ancak, maalesef bir yandan siyasal kutuplaşmanın diğer taraftan medya çağının yarattığı “rating” baskısının hem meslek etiğini hem de medya etiğini zorladığı günleri yaşıyoruz. Bu zorlama, maalesef farklı alanlarda uzman olan ya da hiçbir uzmanlığı olmayan ve “seyirci” konumunda olan biz sıradan fanileri çok şiddetli bir biçimde etkiliyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ben de uzmanı olmadığım konuları genellikle medyadan ya da sosyal medyadan izlemeye çalışanlardanım. Bu vesileyle özellikle “ünvanlı akademisyenler” tarafından medyada yapılan tartışmaların etkisiyle nasıl baş edebileceğimiz konusunu, kendi bakışımla, gündeme getirmek istiyorum. Kişisel olarak kendi ilgi duyduğum alandaki sosyal bilimcileri dinlediğimde her birinin hangi ekolden olduğunu, hangi kuramsal yaklaşımla konulara baktığını ve yaptığı araştırmalarla konuşmaları arasındaki tutarlılığı tahmin edebiliyorum. Sosyal bilimcileri izlerken dikkatimi çeken noktalardan biri, bazı akademisyenlerin her güncel konuya hızla cevap verebilme alışkanlığına sahip olmaları. Belagat ve hızlı yanıt özellikle siyasetçiler için çok önemli bir meziyet olabilir ama bir akademisyenin her yeni konuyu kesin yargılarla anında açıklaması tartışmaya açık bir konu. Nitekim yapılan tartışmalarda akademik etik kaygısı olan “bağzı” akademisyenlerin buna dikkat ettiklerini ve kesin yargıda bulunmadan dikkatlice yorum yaptıklarını hemen fark edebiliyoruz, ama rating meraklısı medya yapımcıları için bu akademisyenler çok da makbul değiller.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bilim etiği tartışmalarında akademik dünyadaki bilgi birikiminin kamuoyu ve medyaya hangi ilkeler doğrultusunda paylaşılacağı konusu pek açık değildir. “Güvenirlik” ve “Dürüstlük” ilkeleri her araştırmacının kendi konusunda çalışan diğer akademisyenlere araştırmanın bütün aşamalarının ayrıntısını tartışmaya ve eleştiriye açmasını ifade eder.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="color:#000000; font-family:Tahoma, Geneva, sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>BİLİM ETİĞİNİ TANIMLAMAK, AMA NASIL?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bilim etiğini tam nasıl tarif edebileceğimi sorgularken Türkiye’deki “bağımsız” bilim adamlarının kurduğu Bilim Akademisi’nin internet sayfasından yararlandım. Bilim Akademisi’nin sayfasında Akademi, kendi etik ilkelerini: “Liyakat, Özgürlük ve Dürüstlük” olarak tanımlıyor. Aynı sayfada, Akademinin bu konudaki ulusal/uluslararası kaynaklarıizlediğini ve kendi düşüncelerini paylaştıklarını ifade ediyorlar. Bilim Akademisi’nin kendi prensiplerinde esas olarak son dönemlerde Türkiye’deki akademisyenlerde yaygın olarak gözlemlenen “liyakatsizliklere” işaret edildiği, yeni ve özgün araştırma yapabilmek için “özgürlük” ortamına ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Bu ilkeler, aslında, bir ülkedeki akademinin özgün bilgi üretmesi için gerekli asgari koşulları tanımlıyor. Diğer taraftan Bilim Akademisi, bilim insanlarının yeni bilgi üretecek araştırmalarında uymaları gereken prensipleri ALLEA (All European Academies) tarafından yayınlanmış olan “Araştırmalarda dürüstlük konusunda Avrupa davranış kodu” adlı metne dayandırıyor. Bu metinde araştırmada bilim etiğinin gerçekleşmesi için “Güvenirlik”, “Dürüstlük”, “Topluma, Çalışanlara, Kültürel Mirasa ve Çevreye Saygı” ve “Şeffaflık ve Hesap Verilebilirlik” ilkelerine uyulması gerektiği ifade edilmektedir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’deki araştırmalarda ALLEA’nın prensiplerinin uygulanıp uygulanmadığını ve uygulanıyorsa bu ilkelerin nasıl yorumlandığını bilmiyoruz. Üniversitelerde yapılan araştırmaların “bilim etiğine” uyup olmadığı genel olarak akademinin, her bilim dalına göre değişen, kendi iç kuralları tarafından belirlenir. Aslında, akademinin verdiği her unvanın o akademisyenin ürettiklerinin en azından “yerel” olarak kabul edilmiş akademik etik ilkelerine uygun olduğunun onanması anlamına gelir. Türkiye’deki akademik dünyada en çok gündeme gelen konunun, maalesef, “intihal” ya da başkasına ait fikri kaynak belirtmeden benimseme olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda, medya ve kamuoyu da bu unvanların sahiplerine bu prensiplere uygun özgün bilgi ürettikleri varsayımıyla güven duyar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akademik dünyanın kendi bilgi birikimini topluma aktarması da oldukça önemli bir sorumluluktur. Bunun bir yolu öğrenci ve genç akademisyen yetiştirmek, akademik dünyayla tartışmak üzere yayın yapmak, diğer bir yolu ise, akademik dünyanın ilkelerine uygun üretilmiş bilginin kamuya açık toplantılarda ya da medyada yapılacak konuşmalarla topluma aktarılmasıdır. Ancak, bilim etiği tartışmalarında akademik dünyadaki bilgi birikiminin kamuoyu ve medyaya hangi ilkeler doğrultusunda paylaşılacağı konusu pek açık değildir. “Güvenilirlik” ve “Dürüstlük” ilkeleri her araştırmacının kendi konusunda çalışan diğer akademisyenlere araştırmanın bütün aşamalarının ayrıntısını tartışmaya ve eleştiriye açmasını ifade eder. Bilimsel bilginin her zaman sorgulamaya açık olması ve yeni araştırmalarla yeni bulgulara ulaşılabilmesi için bu zorunludur. İlke olarak yeni araştırma bilgileri önce akademik dünya içinde tartışılır ve bu tartışmalar sonrasında ortak kabule dayanan bulgular kamuoyunun bilgisine sunulur.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bilime güvenin olmadığı bir toplumda geleceğe dönük, bazıları kehanet izlenimi veren farklı tahminlerin ve medyadaki reytingi yüksek tartışmaların, sadece bilime değil, aynı zamanda topluma etkilerini bu uzmanların önce kendi aralarında tartışmaları gerekir.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KİME GÜVENECEĞİZ?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de sosyal bilimcilerin medyada yaptığı tartışmalarda genel olarak farklı ekollerin kavram ve metodolojilerinden gelen farklılıkları izlemek mümkün oluyor. Ancak, toplumsal dinamiklerin çok boyutlu oluşu nedeniyle bu tartışmaların geleceği öngörmekten çok, mevcut olguların yorumu üzerinden yapıldığını görüyoruz. Bütün bunlar bir bakıma akademisyenlerin “liyakatli” olması durumunda yorumlarının tartışılması için de uygun bir ortamın oluşmasını sağlar. Özgür bir ortam olduğu zaman her türlü yaklaşımın tartışılması demokratik bir topluma özgü bir akademik ortamın varlığına da işaret eder.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim burada sosyal bilimleri izleyen bir araştırmacı olarak soracağım soru, tıp, jeoloji, meteoroloji, çevre bilimi gibi alanlarındaki araştırma bulgularının kamuoyuna medya aracılığıyla yansıtılmasıyla ilgili olacak. Bu soruyu, medyada zaman zaman, sadece deprem değil, tıp alanında yapılan tartışmaları ya da bilgilendirmeleri dinlediğimde de sıkça soruyorum. Ancak, özellikle toplumdaki bireylerin tümünü hayati olarak ilgilendiren deprem konusundaki tartışmaların çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Her depremden sonra konuşan her “unvanlı” akademisyenin “liyakatlerinden” şüphemiz olmasa da araştırma bulgularının geleceği öngörme konusunda ne kadar “güvenilir” olduğu konusunda bilgi sahibi değilim.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bence, bilime güvenin olmadığı bir toplumda geleceğe dönük, bazıları kehanet izlenimi veren farklı tahminlerin ve medyadaki reytingi yüksek tartışmaların, sadece bilime değil, aynı zamanda topluma etkilerini bu uzmanların önce kendi aralarında tartışmaları gerekir. Özellikle inşaat ekonomisini doğrudan ilgilendiren bu alanda, devleti uyarmak isterken,toplumda yaratılan bu korkunun yarattığı yaygın etkinin sorumluluğunu onlar mı, medya mı üstlenebilir mi, hiçbiri değilse kim üstlenebilir? Toplumun güvenilir bilgi elde etme hakkını “bilim etiği” mi, “medya etiği mi” yoksa Kuçuradi’nin yıllardır anlatmaya çalıştığı “bireysel etik” mi koruyabilir? Bu bağlamda, akademiden ve özellikle Bilim Akademisi gibi bu konudaki bilim ilkelerini izleyen kurumların fen bilimleri ve tıp gibi insan hayatını doğrudan etkileyen alanlarda çalışanların akademi/medya/kamuoyu ilişkisinin nasıl kurulması gerektiği hakkında tartışma yaparak kamuoyunu bilgilendirmesini umuyorum.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 May 2025 06:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/medya-caginda-bilim-etigi-nasil-korunur-1746195233.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Modernite, iletişim araçları, demokrasi ve ifade hakkı</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/modernite-iletisim-araclari-demokrasi-ve-ifade-hakki-10920</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/modernite-iletisim-araclari-demokrasi-ve-ifade-hakki-10920</guid>
                <description><![CDATA[Modernleşme karşıtı hareket ve fikirler bile kendilerini modern stratejileri adapte ederken bulabilirler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Baskı altındaki politik düşünce, yaklaşım ve/veya bireyler genellikle egemen siyasal iktidarın karşısında yer alanlardır. Görünüşte demokratik sistemin ve anayasal sistemin kendilerine tanımış olduğu düşünceyi ifade etme özgürlüğünden doğan haklarıyla eleştiri, savunu ve taleplerini dile getirmek ve yaymak için iletişim araçlarını kullanırlar.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu yazıda temas etmek istediğim konu tüm iktidar özne ve sujelerinin ve var olan her şeyin modern koşulların ürünü olduğudur. Geleneksele özlem duyan ve/veya korumak isteyen özneler ve grupların bile modern koşulların etkisi altında şekillendiğidir. Biraz daha açıklık getirecek olursak, modernlik ve modernite günlük dilde, yenilik ve ilerlemeyle eş anlamlı kullanılıyor olmakla beraber kapsamı çok daha geniştir. İnsana dair kimi özellikleri, kaynağı belli olmayan doğaüstü güçlerden üstün tutmakla, insan onuruna layık, parlak bir gelecek ve toplumsal sistem için gerekli olan pek çok değişimle özdeşleştirilir. Bu büyük oranda doğrudur, zira modern gelişimlerin ve değerlerin git gide hakim olduğu toplumsal ortamda pek az şey modern olanın dışında kalabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Modernleşme karşıtı hareket ve fikirler bile kendilerini modern stratejileri adapte ederken bulabilirler. Modernleşmenin toplumsal ortamda daha doğrusu aynı tarihsel dönemi paylaşan tüm toplumlarda az veya çok hakim olduğu yaşam alanları bulunmaktadır. Bir başka deyişle insanlığın en büyük gerçeği iletişim ve temassa bir toplumun yaşadığı tüm değişim ve gelişimin bir diğeri tarafından olumlu veya olumsuz bir reaksiyona sebep olmaması düşünülemez. Bununla beraber, günümüz dünyasında batıya özgü değerler olarak görülmeye başlanan demokrasi, vatandaşlık hakları ve teknolojik gelişmelerin ilk adımları tüm dünyada o veya bu şekilde yankılara ve hatta benzeri değişimlere sebep olmuştur. Bu yüzdendir ki modernleşme batılılaşma olarak da adlandırıla gelmiştir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim işaret etmek istediğim nokta, toplumun batılılaşma veya modernleşme karşıtlarının bile modern değer ve özellikle teknolojik gelişmeleri kullanmaktan geri durmadıklarıdır. Geçmiş, eski değer, gelenek ve yerleşik manevi değeleri korumak adına modernleşmenin kimi uygulama biçimlerine karşı olanlar bile, kendi fikirlerini ifade özgürlüğü tanımı kapsamının içinde olarak yayabilirler. İnsan aklının kavrayışının dışında herhangi bir şeyi kabul etmeyen modernliğin tanıdığı insan hakları, modern argümanlara karşı olanlar için bile elzem hale gelmiştir. Günümüzde kuşkusuz ki egemen iktidar ve karşı iktidar unsurları için kitle iletişim araçları özellikle de digital teknik özellikleriyle ön plana geçen sosyal medya mecraları büyük önem taşımaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Modernliğin getirilerinden biri olarak temsili demokrasilerde siyasi partiler oyları mobilize etmek ve seçmenleri kendi lehlerine siyasi eylemlilik içine sokmak için çeşitli stratejiler benimserler. Aslında strateji olarak değerlendirilebilecek aksiyon, söylem ve politikalar bütünü, sosyal, siyasal bağlam dikkate alınarak oluşturulur. Siyasal partilerin liderleri, sözcüleri, önceki dönemlerde de seçim mücadelesine girerek belli bir destekçi varlığı elde etmiş adayları, kamusal görevler için seçilmişleri partiye mal edilecek, fikir ve eleştirileri seçmen kararlarını etkilemek ve hatta seçim döneminden önce de seçmenlerin kendilerine dair perspektiflerini ve yargılarını değiştirmek amacıyla yaymak isterler.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Baskı altındaki politik düşünce, yaklaşım ve/veya bireyler genellikle egemen siyasal iktidarın karşısında yer alanlardır. Görünüşte demokratik sistemin ve anayasal sistemin kendilerine tanımış olduğu düşünceyi ifade etme özgürlüğünden doğan haklarıyla eleştiri, savunu ve taleplerini dile getirmek ve yaymak için iletişim araçlarını kullanırlar. Birbiriyle çelişik görünen politik görüşler ve yaşam tarzları da toplumda varlıklarını sürdürmek ve taleplerini hayata geçirmek için siyasal iktidar olma yolunda mücadele ederken iletişim araçlarını kullanacaklardır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Araçların ortaya çıkmasını sağlayan tarihsel koşulları, hakları, özgürlükleri eleştirmeyi amaçlayanlar bile bu araçlara ihtiyaç duyacaklardır. Oldukça çelişkili görünen bu durum, bizi baskı görenler adına bir umuda götürecektir: kağıt üzerinde herkese, her akıl sahibine ve dolayısıyla her toplum ferdine tanınan demokratik hakların-ki ortaya çıkışı günümüzdeki şekliyle demokratik sistemlerin oluşmasıyla mümkün olmuştur- gücü elinde bulunduranlarca tahrip edilmesi o siyasal gücün destekçileri için bile tutarsız görünecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 06:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/modernite-iletisim-araclari-demokrasi-ve-ifade-hakki-1745526489.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ah medya!</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ah-medya-10505</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ah-medya-10505</guid>
                <description><![CDATA[Sık sık ekranlara çıkacak başka adam mı yok diyoruz. Aslında anlıyoruz tabii ekranlarda gördüğümüz yüzlerin “sağ” olsun, “sol” olsun en ziyade müsaadeye mazhar tipler olduklarını. Biliyoruz arada bir ettikleri “eleştirel” cümlelerin müsamerenin bir parçası olduğunu. Karşımızda” makul” muhalife de iktidar yanlılarına da milyonlar kazandıran bir sistem var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Konut kredisi taksiti 10.000 liraya düştü manşetini gördüğünüzde bunun 4 ya da 5 kişi için “paylaşımlı kredi” abukluğu olduğunu öğrenince ne hissedersiniz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uzunca bir zamandır en sık duyduğumuz yakınmalardan biri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumlarının tahrip olduğudur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kurumları tek tek saymaya gerek olduğunu sanmıyorum. Fakat yıpranan yahut “Devlet Kurumu” olmak ciddiyetiyle birlikte çöken kurumlar, bu çöküntüyü bazı özellikleri ile hissettirirler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çöken yahut çökmekte olan kurumların en temel ortak özellikleri, sayesinde var oldukları kendi vatandaşlarını aşağılamak, onları aptal yerine koymak ve dahası bu yollarla onlarla alay etmektir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Dolarını satmayanlar ağlayacak!”, “Yılın ikinci yarısında enflasyonu kontrol altına alacağız” diyen bir ekonomi bakanı halka yalan söyler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Bir yılda evsiz depremzede kalmayacak!” diyen İmar Bakanı yalan söylemektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Bu halka aya dört şeritli yol yapacağız desek inanırlar!” diyen bakan ise halkla alay etmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uçak Gemisi yapmadık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Altay tankı yapmadık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Deprem konutlarını söylediğimiz zamanda yapmadık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaan daha senelerce kendisine yüklenen işlevi yerine getiremeyecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İha ve Siha’lar savaş uçaklarının yerini tutamaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her sene “düşen” enflasyonu düşüremedik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evsiz hayvanları koruyacağız dedik, onun yerine öldürmek daha kolay geldi ama vicdanı da kimseye bırakmadık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Büyük ve küçük şehirlerimizde güvenliği sağlayacağız dedik her sokakta bir mafya türedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail’e yaptığı soykırım nedeniyle çok kızgınız dedik öyle olmadığı ortaya çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız dedik, sonra İsrail’e bu ülkeyi işgal etmesinde yardımcı olan bir terörist yapının Şam’ı ele geçirip kendisini devletin sahibi ilan etmesini alkışladık. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Resmi kayıtlarımızda terörist ilan ettiğimiz “insanları”, başkentimizde ağırlayarak meşrulaştırılmalarına destek verdik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülkemizin milyonlarca vatandaşına ölüm, toplu katliam çağrıları yapıldığında üç maymunu oynadık, sonra da hiçbir şey olmamış gibi kürsülere çıkıp onlar bizim kardeşimiz diyerek “kardeş” sözcüğünü “tehlike altında olanlar” kılığına soktuk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tweet atanı hapse atarken cinayet işleyenleri iki üç ayda serbest bırakıp Türkiye’nin bir “Hukuk Devleti” olduğunu beşuş bir çehreyle iddia edebildik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anayasa ihlalinin büyük ve dehşetli bir suç olduğunu söylerken defalarca Anayasayı ihlal ettik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır” diyerek Hukuk Devleti’nin tabutuna çivi çaktık. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunları sıralamak sadece hafızamızı tazeler, çünkü unutkan bir devlet olduk. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bütün bunlar olurken medyamız ne yapıyordu? Daha doğrusu güvenilir bir medyamız var mıdır?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hemen her medyayı yakından izlerim. İnternet medyasını da sosyal medyayı da yazılı medyayı da. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Halkla alay etmenin şampiyonluğu kesinlikle medyaya verilmelidir. Yukarıda saydığım her yalanı gerçek gibi göstermenin yahut meşrulaştırmanın medya aracılığıyla yapıldığını gözlemlemek için çok uğraşmak gerekmez. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sık sık ekranlara çıkacak başka adam mı yok diyoruz. Aslında anlıyoruz tabii ekranlarda gördüğümüz yüzlerin “sağ” olsun, “sol” olsun en ziyade müsaadeye mazhar tipler olduklarını. Biliyoruz arada bir ettikleri “eleştirel” cümlelerin müsamerenin bir parçası olduğunu. Karşımızda” makul” muhalife de iktidar yanlılarına da milyonlar kazandıran bir sistem var. </strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;“Ev almak kolaylaştı!” manşetini gördüğünüzde ne düşünürsünüz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Faizler düştü krediye hücum” manşetini?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“400.000 TL’ye otomobil” manşeti atıp sonra haberi okuduğunuzda bu fiyatın Çin malı bir arabanın Euro üzerinden olan fiyatı olduğunu, aynı otomobilin ülkemizde ancak bir milyon liraya satılabileceğini okuduğunuzda ne düşünürsünüz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">600000 tl’ye otomobil yazan manşet görüp bunun engelli vatandaşlara satılan ÖTV’siz araç olduğunu anladığınızda güler misiniz? Ağlar mısınız?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Konut kredisi taksidi 10000 liraya düştü manşetini gördüğünüzde bunun 4 ya da 5 kişi için “paylaşımlı kredi” abukluğu olduğunu öğrenince ne hissedersiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Konut tanıtımlarından, otomobil reklamlarından ibaret “haberler” size haber olarak anlatıldığında ve aslında bu “haberlerden” saygıdeğer medyamız reklam ücretleri aldığında ne hissedersiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medyamızın yüzde doksanının Dünya Haberlerini “unuttuğunu” fark ediyor musunuz? Öyle ki eskiden dünya haberciliği yapan TRT’nin 3.sayfa haberlerinden öteye geçemediğini gördüğünüzde bu kuruma verdiğiniz milyarlarca liralık vergiyi helal edebilir misiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birkaç “Freelancer” gazetecinin çabaları dışında güvendiğimiz, güvenebileceğimiz medya kalmadı. Onlar elbette medyanın onurudur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün ekranlardan seyrettiğimiz iktidar yanlısı yahut muhalefet yanlısı olduğunu düşündüğümüz gazetecilerin, paralı siyasetçilerin lüks seyahat misafirleri, bedava Hac yahut umre dindarları olduklarını görüyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sık sık ekranlara çıkacak başka adam mı yok diyoruz. Aslında anlıyoruz tabii ekranlarda gördüğümüz yüzlerin “sağ” olsun, “sol” olsun en ziyade müsaadeye mazhar tipler olduklarını. Biliyoruz arada bir ettikleri “eleştirel” cümlelerin müsamerenin bir parçası olduğunu. Karşımızda” makul” muhalife de iktidar yanlılarına da milyonlar kazandıran bir sistem var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onlar “dükkânı” açık tutuyorlar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tıpkı dükkânı açık tutmaktan başka bir işlevi olmayan muhalefet partileri gibi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin bir umudu olacaksa eğer bu, mahalle temelinde örgütlenecek siyasi yapılardan geçecektir. Şen şakrak, güvenli sokaklar istiyorsak, hayat dolu mahalleler kurmak zorundayız. Sokakta yoksanız yoksunuz, o kadar basit.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 06:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/ah-medya-1740383914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir gazeteci hangi refleksle haber yapar?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-gazeteci-hangi-refleksle-haber-yapar-10342</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-gazeteci-hangi-refleksle-haber-yapar-10342</guid>
                <description><![CDATA[Gelin hep birlikte gazetecilik etik tartışmalarına güncel olan Halk TV’nin bilirkişi haberinden bakmaya çalışalım. Öncelikle şunu belirtmeliyim; eğer bir habere dair gazetecilik yapım biçimi ve mesleki etik açısından bir eleştiri varsa onun zamanı bu haberi yapan gazeteciler gözaltında veya tutuklu oldukları an değildir. Özgürlüklerine kavuştuklarında ve cevap haklarını kullanabildiklerinde yapılır bu tartışmalar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bir gazeteci sadece “gerçeklerden” yana taraftır, sadece gerçek olguyu ortaya koymakla yükümlüdür, kimin doğrusunun veya yanlışının ne olduğu sadece gerçeği ortaya koyan bir gazeteci için önemli değildir, yaptığı gerçek bir haberin kimleri rahatsız ettiği veya mutlu ettiği bir gazeteciyi ilgilendirmez, gazeteci haber yaparken sadece “kamu yararı” ilkesini gözetir, yaptığı haberin gerçekliğini savunabileceği için de hakkında herhangi bir soruşturma veya dava açılması bir gazetecinin korktuğu bir şey değildir çünkü sadece gerçekleri ortaya koymuştur. Son tahlilde; bu iklimde gazetecilik “Türkiye şartlarına göre” yapılmaz, Türkiye şartlarına rağmen yapılır…</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bir süredir kendisini iktidara muhalif olarak konumlandıran ve eleştirel bakan pek çok siyasi yelpazeden ve ideolojiden gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik yargı sopasıyla soruşturma, gözaltına alma ve tutuklama trendi yükselerek devam ediyor. Şunu söylemek gerek; istisnalar olsa da bu tarz baskılar genel olarak gazetecileri yolundan saptıramaz çünkü bu mesleği seçmiş olanlar ilk günden bu yana hapis tehlikesini ve minimum maddi kazançla maksimum riski almayı göze almış kişilerdir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Gazetecilik bir kamu görevidir, kamu adına tüm siyasi ve diğer güç odaklarını denetlemek gazetecilerin işidir. Dünyada gazetecilikten başka hiçbir mesleğe yasama-yürütme-yargıdan sonra dördüncü erk payesi verilmemiştir. Dolayısıyla bir gazetecinin hesap vermekle yükümlü olduğu ve sırtını dayadığı tek güç halktır. Demokrasi kuramı içerisinde tüm odakları denetleme işlevine sahip olan gazetecilik mesleğini ne yargı sopası ne yürütme baskısı ne de yasama tahakkümü sınırlandıramaz, çerçeve çizemez ve neyin haber yapılıp neyin haber yapılmayacağına müdahalede bulunamaz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Günümüzde Türkiye’de en çok erozyona uğrayan ve güven kaybı yaşayan mesleklerin başında şüphesiz gazetecilik geliyor. Gazeteciler “Haber Değeri” olgusuna göre haberlerini yapıp yayınlarlar ancak günümüzde neyin haber olup olmadığı, haber yapma ilkelerinin ne olduğu, hangi tutumun mesleki etik ilkeleri ihlal edip hangisinin etmediği gibi konularda gazetecilerin arasında bir fikir birliği bulunmuyor. Siyasetin basına etkisi, yargının Demokles’in kılıcı gibi muhalif gazetecilerin tepesinde sallandırılması, medyanın sahiplik yapısının iktidar eliyle değişmiş olması, gazeteciler arasında derin kutuplaşma yaşanması, haberin bir ticari meta ve “kullanışlı bir operasyonel unsur” haline dönüşmüş olması gibi etkenler şüphesiz mesleğin etik bağlamındaki ekolojisini değiştirmiş durumda. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Gelin hep birlikte gazetecilik etik tartışmalarına güncel olan Halk TV’nin bilirkişi haberinden bakmaya çalışalım. Öncelikle şunu belirtmeliyim; eğer bir habere dair gazetecilik yapım biçimi ve mesleki etik açısından bir eleştiri varsa onun zamanı bu haberi yapan gazeteciler gözaltında veya tutuklu oldukları an değildir. Özgürlüklerine kavuştuklarında ve cevap haklarını kullanabildiklerinde yapılır bu tartışmalar. Bir gazetecinin başka bir gazeteci meslektaşı gözaltına alınırken, sorgulanırken ve tutuklanmışken ve cevap hakkını kullanamıyorken habere dair kendi konfor alanından suçlayıcı yorumlar yapması ahlaki değildir ve mesleki etik ihlalidir, yakışıksız bir tutumdur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, davalarına sürekli aynı bilirkişinin atanmasına dair önemli açıklamalarda bulundu ve bu bilirkişinin adını da deşifre etti, yani bizzat kamuya mal etti. Bunun üzerine Halk TV’den Barış Pehlivan bu şahsı arayarak hakkındaki iddiaları sordu ve Program Koordinatörü Kürşad Oğuz’un da bulunduğu bir ortamda görüşme kayda alındı ve Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’la yapılan istişareler sonrasında ses kaydı haber olarak yayınlandı. Önce Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne bu konuda bir göz atalım:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Sahibinin izni dışında belge, fotoğraf, ses veya görüntü, <strong>ancak doğrudan kamu yararı bulunması ve başka hiçbir şekilde elde edilmeyeceğine kesin kanaat getirilmesi halinde</strong> <strong>alınabilir</strong>.</span></span></em><span style="color:black"> <em><span style="background-color:white">Fotoğraflarda yansıtılan gerçekliği deforme edecek ekleme, çıkarma, kolaj veya montaj yapılmamalıdır. Fotoğraf çekilemeyen özel durumlarda animasyon, illüstrasyon, montaj, canlandırma, dijital oynamalarla üretilmiş fotoğraf ve görsellerin bu niteliği ile güncel olup olmadığı okur/izleyicilerin rahatlıkla fark edebileceği şekilde belirtilmelidir. Kamusal kimliği olmayan kişilerin fotoğraf ve görüntüleri, etkinlik, olay, panel, konser gibi kamuya açık alandaki faaliyetler dışında kamu yararı ve haber değeri söz konusu olmadığı müddetçe izinsiz çekilmemelidir. Bu kişilerin dijital ortamlardaki fotoğrafları da izinsiz kullanılmamalıdır.”</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:black">Söz konusu bilirkişiyle yapılan konuşmaya bakıldığında; haberi yapan gazeteci kendisini tanıtıyor, Halk TV’den aradığını söylüyor, hakkındaki iddialara dair sorularını soruyor, kişisel herhangi bir alana girmiyor. Bilirkişi telefonu o anda kapatabilecekken ve basınla konuşmak istemediğini söyleyebilecekken bunu yapmıyor, konuya dair bazı açıklamalarda bulunuyor ve hatta espriler yapıyor. Yani burada bilirkişinin bu görüşmeye “zımni olarak” rızası olduğu çok aşikâr. </span></span></strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:black">BİLİRKİŞİNİN “ZİMNİ OLARAK” RIZASI OLDUĞU AŞİKAR</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Haberdeki en büyük tartışmalardan biri bilirkişinin “izni olmadan” ses kaydının alındığı ve yayınlandığı yönündeydi. Söz konusu bilirkişiyle yapılan konuşmaya bakıldığında; haberi yapan gazeteci kendisini tanıtıyor, Halk TV’den aradığını söylüyor, hakkındaki iddialara dair sorularını soruyor, bilirkişinin kişisel herhangi bir alanına girmiyor. Bilirkişi telefonu o anda kapatabilecekken ve basınla konuşmak istemediğini söyleyebilecekken bunu yapmıyor, konuya dair bazı açıklamalarda bulunuyor, eleştiriler yapıyor ve hatta espriler yapıyor. Yani burada bilirkişinin bu görüşmeye “zımni olarak” rızası olduğu çok aşikâr. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Var sayalım ki bilirkişinin bu görüşmenin kayda alınmasına yönelik rızası yoktu; o halde haberi yapan gazetecinin ve editoryal ekibin <strong>“<em>doğrudan kamu yararı bulunması ve başka hiçbir şekilde elde edilmeyeceğine kesin kanaat getirilmesi”</em></strong><em> </em>halinde ses kaydını alıp yayınlaması mesleki etik ihlali değildir. Eğer Türkiye’nin en büyük ilinin belediye başkanı ve potansiyel cumhurbaşkanı adayı olan bir isim bir bilirkişi hakkında böylesi iddialarda bulunuyorsa bu bilirkişiye mikrofon uzatmakta kesinlikle ve tartışmasız olarak kamu yararı vardır. Öte taraftan, benim gibi muhabirlikten gelen gazeteciler haberin herkesten önce hızla paylaşılma refleksini gayet iyi bilirler. Dolayısıyla; hakkında böylesi iddialar olan bir bilirkişinin yanıtlarının o anda kendisine ulaşılabilmişken <strong><em>“başka hiçbir şekilde elde edilmeyeceği” </em>açık</strong> olduğundan ses kaydı almak ve yayınlamak mesleki etik ihlali değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Diğer yandan; ses kaydında herhangi bir kesme ve montaj yapılmadığı anlaşılıyor ve Halk TV editoryal ekibi ses kaydına herhangi bir müdahalede bulunmadan aynen yayınlıyor. Dolayısıyla burada da bir mesleki etik ihlali yapılmamış.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Basın hürdür, engellenemez, sansürlenemez, basını sınırlayan ve haber yapmasını engelleyen yasalar çıkarılamaz. Elbette gazetecilik layüsel ve sorgulanamaz değildir, gazetecilik bir suç işleme aparatı değildir ancak hangi haberin “suç” olup olmadığına da dönemin egemenleri karar veremez. Gazetecilik öyle alelade bir yapı değildir, yüzyıllar içinde oluşmuş etik gelenekleri olan, mesleki etik ve ahlak kuralları olan, okulu ve bilimi olan bir meslektir. Günümüzde gazetecilik mesleğinin dejenere edilmiş olması bu gerçekleri değiştirmez.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Gazeteciliğin ulusal ve evrensel olarak kabul edilmiş çok sıkı mesleki etik kodları ve yasaları vardır. Örneğin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi Türkiye’de gazetecilik yapanlar için bir kuralar bildirgesidir ve şu olguları içerir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="background-color:white"><span style="color:black">“Gazeteci; basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüstçe kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve oto sansürle mücadele eder. Gazeteci, önce halka ve gerçeğe karşı sorumludur. Bu sorumluluk kamu otoriteleri ve işverenine olan sorumluluklarından önce gelir. Bilgi ve haber ile özgür düşünce, herhangi bir ticari mal ve hizmetten farklı olarak toplumsal nitelik taşır. Gazeteci, ilettiği haber ve bilginin sorumluluğunu üstlenir. Gazetecinin özgürlüğünün içeriğini ve sınırlarını, öncelikle sorumlulukları ile meslek ilkeleri belirler. Gazeteci; doğruluğuna, tarafsızlığına ve nesnelliğine inanmadığı bir görüşü savunmaya veya meslek ilkelerine aykırı bir iş yapmaya zorlanmamalıdır. Gazeteci; halkın bilgi edinme hakkı uyarınca, haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüğünü kullanırken kendi açısından sonuçları ne olursa olsun, gerçekleri çarpıtmadan aktarmak zorundadır. Gazeteci; şiddeti haklı gösterici, özendirici ve savaşı kışkırtıcı yayın yapamaz. Gazeteci, kaynağını bilmediği bilgi ve haberleri yayınlamaz; kaynak açık olmadığında, yayınlamaya karar verdiği durumlarda da kamuoyuna gerekli uyarılarda bulunur. Gazeteci; bilgiyi yok edemez, görmezlikten gelemez, metinler ve belgeleri değiştiremez. Gazeteci; halkın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için izin verilmedikçe kimsenin özel yaşamın gizliliğini ihlal edemez.”</span></span></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bir gazeteci şunu bilir; eğer yalan haber ve gerçeğe aykırı bilgiler paylaşırsa kitleler nazarındaki güvenirliliğini yitirir ve bir daha mesleğini yapamaz. Dolayısıyla; bir gazeteci sadece “gerçeklerden” yana taraftır, sadece gerçek olguyu ortaya koymakla yükümlüdür, kimin doğrusunun veya yanlışının ne olduğu sadece gerçeği ortaya koyan bir gazeteci için önemli değildir, yaptığı gerçek bir haberin kimleri rahatsız ettiği veya mutlu ettiği bir gazeteciyi ilgilendirmez, gazeteci haber yaparken sadece “kamu yararı” ilkesini gözetir, yaptığı haberin gerçekliğini savunabileceği için de hakkında herhangi bir soruşturma veya dava açılması bir gazetecinin korktuğu bir şey değildir çünkü sadece gerçekleri ortaya koymuştur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Son tahlilde; bu iklimde gazetecilik “Türkiye şartlarına göre” yapılmaz, Türkiye şartlarına rağmen yapılır…</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Feb 2025 09:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/bir-gazeteci-hangi-refleksle-haber-yapar-1738474259.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medya çerçevelemesi ve ideolojik yönelimler: Magdeburg Noel pazarı saldırısı örneği</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-cercevelemesi-ve-ideolojik-yonelimler-magdeburg-noel-pazari-saldirisi-ornegi-9585</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-cercevelemesi-ve-ideolojik-yonelimler-magdeburg-noel-pazari-saldirisi-ornegi-9585</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Magdeburg saldırısında, saldırganın İslam karşıtı söylemlerinin göz ardı edilmesi, hâkim güç ilişkilerinin sorgulanmasını engellemiştir. Müslüman saldırganlar söz konusu olduğunda medya, İslamofobik söylemleri güçlendiren bir dil kullanabilir. Ancak ateist bir saldırganın bireyselleştirilmesi, bu söylemlerin ideolojik bağlantısını sorgulama riskini azaltır. Medya, bu tür olaylarla toplumda belirli gerçekliklerin inşasına katkıda bulunur.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">20 Aralık 2024’te Almanya’nın Magdeburg kentindeki Noel pazarında meydana gelen ve beş kişinin hayatını kaybettiği, 200’den fazla kişinin yaralandığı saldırı, Batı medyasının olayları nasıl çerçevelediğine dair çarpıcı bir örnek sundu. Saldırının, Suudi Arabistanlı bir doktor, ateist ve İslam karşıtı birey tarafından gerçekleştirilmesi, medyada alışıldık söylemlerin dışına çıkılarak farklı bir bakış açısıyla ele alındı. Bu durum, medyanın saldırganın kimliğini ideolojik bağlamda nasıl kullandığını ve kamuoyu algısını nasıl şekillendirdiğini anlamak açısından önemli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Haber Çerçeveleme: Saldırganın Kimliği ve İdeolojisi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya, bir olayın nasıl sunulacağını belirlerken saldırganın kimliğini ve ideolojisini temel bir araç olarak kullanır. Eğer saldırıyı gerçekleştiren bir Müslüman olsaydı, Batı medyasında sıklıkla gözlemlenen “radikal İslam” ve “cihat” söylemleri öne çıkabilir, olay “İslamcı terör saldırısı” olarak etiketlenebilirdi. Ancak Magdeburg saldırısında durum farklıydı. Müslüman bir saldırgan söz konusu olduğunda kullanılan “cihatçı şiddet”, “İslamcı tehdit” gibi kavramlar, bu olayda yerini saldırganın bireysel psikolojik sorunları ve ateist kimliğine dair tartışmalara bıraktı. Müslüman saldırganlar genellikle kolektif bir tehdit olarak kodlanırken, ateist bir saldırganın bireysel motivasyonları ve ideolojik yönelimi öne çıkarıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müslüman saldırganların kimliği, göç ve entegrasyon politikalarına yönelik eleştirilerin odak noktası olurken, Magdeburg saldırısında bu tür tartışmalar yerine ideolojik bir çözümleme yapıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Handelsblatt, saldırganın AfD (Almanya için Alternatif) partisine sempati duyduğunu ve İslam karşıtı paylaşımlar yaptığını vurguladı. Bu, medyanın olayın ideolojik boyutlarına odaklanarak saldırganı bireysel bir düzlemde değerlendirdiğini gösteriyor.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Hegemonya ve Medya Söylemi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramına göre medya, hâkim ideolojiyi güçlendirmek için olayları belirli bir çerçevede sunar. Magdeburg saldırısı örneğinde bu, saldırganın kimliği ve ideolojisinin farklı bir bağlamda ele alınmasıyla görüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Handelsblatt, saldırganın AfD (Almanya için Alternatif) partisine sempati duyduğunu ve İslam karşıtı paylaşımlar yaptığını vurguladı. Bu, medyanın olayın ideolojik boyutlarına odaklanarak saldırganı bireysel bir düzlemde değerlendirdiğini gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Die Welt, saldırganın nefret söylemi yasalarına karşı eleştirilerini ve sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajları ön plana çıkardı. Bu, saldırganın motivasyonlarını analiz ederken ideolojik bağlamı nasıl şekillendirdiğine işaret ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kültürel Kodlar ve Haber Değerleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Stuart Hall’un kültürel kodlar teorisi, medyanın okuyucunun mevcut değerleri ve algılarına hitap ederek olayları anlamlandırdığını belirtir. Müslüman bir saldırgan genellikle “tehdit” olarak kodlanırken, ateist bir saldırganın bireysel hikâyesi ve ideolojik tercihleri vurgulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Frankfurter Allgemeine Zeitung, saldırganın kendisini “tarihin en agresif İslam eleştirmeni” olarak tanımladığına dikkat çekti. Bu tür bir anlatım, saldırganın bireysel özelliklerine odaklanarak daha nötr bir çerçeve oluşturmayı amaçladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">BBC News, olayın İslam karşıtı bir birey tarafından gerçekleştirilmesinin İslamofobi tartışmalarını yeniden alevlendirdiğini belirtti. Ancak haberlerde, Müslüman bir saldırgan olması durumunda kullanılan toplu suçlama söylemlerine rastlanmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Teorik Çerçeve: Medyanın Olayları Çerçeveleme Biçimi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Magdeburg saldırısının haberleştirilmesi, medyanın olayları ideolojik bir bağlamda nasıl çerçevelediğini anlamak için çeşitli teorik yaklaşımlarla analiz edilebilir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1. Haber Çerçeveleme Teorisi: Medyanın, olayları belirli bir perspektifle sunarak okuyucunun algısını şekillendirme süreci, bu saldırıda açıkça görüldü. Müslüman saldırganlar genellikle kolektif bir tehdit olarak sunulurken, ateist saldırganlar bireysel özellikleriyle öne çıkarıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2. Haber Değerleri Teorisi: Saldırganın kimliğinin, olayın haber değeri kazanmasında etkili olduğunu gösterir. Müslüman olmayan bir saldırganın gerçekleştirdiği bu tür bir saldırı, norm dışı bir durum olarak vurgulanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3. Hegemonya ve İdeolojik Söylem: Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, medyanın hâkim ideolojiyi pekiştirmek için olayları belirli bir bağlamda sunma eğilimini açıklar. İslamofobik bir saldırganın ideolojisinin daha az görünür olması, bu eğilimin bir yansımasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">4. Kültürel Kodlar: Stuart Hall’un kültürel kodlar teorisi, Müslüman saldırgan figürünün genellikle “tehdit” koduyla sunulduğunu, buna karşın ateist saldırganın bireyselleştirilerek farklı bir anlam kazandığını ortaya koyar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">5. Sosyal İnşacılık: Medyanın saldırganın kimliğini kolektif kimlik veya “öteki” algısını inşa etmek için kullanabileceği görülür. Magdeburg saldırısında bu durum, saldırganın bireysel hikâyesine odaklanılarak daha az belirgin hale getirilmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Magdeburg’daki saldırı, medyanın saldırgan kimliğini ve ideolojisini nasıl çerçevelediğini anlamak için önemli bir vaka örneği. Medyanın saldırganın kimliğine ve ideolojisine dayalı çerçeveleme biçimi, toplumun olayları nasıl algıladığını ve tartıştığını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Medyanın Güç Dinamikleri ve Toplumsal Algı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Michel Foucault’nun güç ve bilgi ilişkisi teorisi, medyanın saldırganın kimliği üzerinden toplumsal kontrol mekanizmaları oluşturabileceğini savunur. Magdeburg saldırısında, saldırganın İslam karşıtı söylemlerinin göz ardı edilmesi, hâkim güç ilişkilerinin sorgulanmasını engellemiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müslüman saldırganlar söz konusu olduğunda medya, İslamofobik söylemleri güçlendiren bir dil kullanabilir. Ancak ateist bir saldırganın bireyselleştirilmesi, bu söylemlerin ideolojik bağlantısını sorgulama riskini azaltır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya, bu tür olaylarla toplumda belirli gerçekliklerin inşasına katkıda bulunur. Müslüman saldırganlar genellikle kolektif kimlik tehditleriyle ilişkilendirilirken, ateist bir saldırganın bireysel hikâyesi daha masum bir çerçeve sunar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Magdeburg’daki saldırı, medyanın saldırgan kimliğini ve ideolojisini nasıl çerçevelediğini anlamak için önemli bir vaka örneği. Medyanın saldırganın kimliğine ve ideolojisine dayalı çerçeveleme biçimi, toplumun olayları nasıl algıladığını ve tartıştığını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Magdeburg saldırısı, bu asimetrik yaklaşımın toplumsal etkilerini anlamak için bir örnek teşkil ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç olarak, medya okuryazarlığı ve eleştirel medya çalışmaları, bu tür olayların temsilinde ortaya çıkan ideolojik eğilimleri ve asimetrileri anlamada olmazsa olmazlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Magdeburg saldırısı, medya söyleminin toplumsal algıları ve değerleri şekillendirme aracı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, medyanın çerçeveleme stratejileri üzerindeki eleştirel düşünce geliştirilmesi, toplumsal adalet ve eşitlik için elzemdir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2024 07:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/medya-cercevelemesi-ve-ideolojik-yonelimler-magdeburg-noel-pazari-saldirisi-ornegi-1735104567.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazetecilere yönelik baskılar</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gazetecilere-yonelik-baskilar-9566</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gazetecilere-yonelik-baskilar-9566</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Takdir edersiniz ki anayasalı ve parlamentolu bir idarenin hâkim kılınması, devlet yönetimindeki tabakanın hoşuna gitmeyecekti. Çünkü elindeki gücü anayasa ile teminat altına aldığı parlamento ile paylaşmak pek işine gelmeyecekti. Bu noktada padişah başta olmak üzere devleti yöneten zümreyle gazeteciler arasındaki ilk sürtüşmeler başlamıştı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de gazetecilere yönelik baskıların tarihi epey eskilere dayanır. Osmanlı döneminden beri devleti yöneten zümre, gazetecilerle her daim çatışma yaşamıştır. Bunun miladı da Tanzimat Fermanı’dır. Osmanlı Devleti, imparatorluk gemisinin her yerden su aldığını fark edince <em>“bu gemiyi nasıl yüzdürebiliriz?” </em>diye kendi kendisine sormaya başladı. Aradığı cevabı Tanzimat’ta buldu. Tanzimat, eğitim ve hukuk başta olmak üzere bir dizi değişim hamlesiyle devleti kurtaracak bir aydın nesli yetiştirmeyi amaçlamıştı. 1800’lü yılların ilk yarısı geride bırakıldığında Tanzimat meyvelerini vermeye başlamıştı. Namık Kemal, Ali Suavi ve Şinasi gibi aydınlar yetişmiş, her yerinden su alan ve hatta neredeyse batmak üzere olan imparatorluk gemisini tekrar yüzdürebilecek bir program ortaya koymaya başlamışlardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ortak noktaları gazetecilik olan Ali Suavi, Namık Kemal ve Şinasi gibi aydınların devleti kurtarmaya muktedir projesi, anayasalı ve parlamentolu bir yönetime geçiş üzerinde toplanıyordu. Takdir edersiniz ki anayasalı ve parlamentolu bir idarenin hâkim kılınması,devlet yönetimindeki tabakanın hoşuna gitmeyecekti. Çünkü elindeki gücü anayasa ile teminat altına aldığı parlamento ile paylaşmak pek işine gelmeyecekti. Bu noktada padişah başta olmak üzere devleti yöneten zümreyle gazeteciler arasındaki ilk sürtüşmeler başlamıştı. Osmanlı Devleti, gazeteci aydınların projelendirdiği programa sırtını dönmüştü. Gazetecileri sindirmek için elinden geleni yapıyordu. Hatta Abdülhamit döneminde, ağır baskı koşulları arşa çıkmıştı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ancak gelinen noktada siyasî iktidar sadece elindeki devlet gücünü paylaşmamak değil, dış politika ve uluslararası ilişkiler dengesinde stratejik adımlar atacağında gazeteci aydınlara yönelik baskıları şiddetlendiriyor.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>GELİNEN NOKTA</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tabi deyim yerindeyse <em>“Big Bang’e”</em> kadar geri gidip devlet yöneticileriyle gazeteciler arasındaki bütün tarihsel gerilimleri burada deşmek pek mümkün değil. Gelelim bu meselenin günümüze ayna tutan boyutuna, artık tarihsel bir olguya dönüşen iktidarlarla gazeteci aydınların çatışması hâli kabuk değiştirmiş durumda. Tarihsel olarak iktidarlar elindeki gücü paylaşmak istemediği için gazetecileri bastırmaya çalışıyordu. Ancak gelinen noktada siyasî iktidar sadece elindeki devlet gücünü paylaşmamak değil, dış politika ve uluslararası ilişkiler dengesinde stratejik adımlar atacağında gazeteci aydınlara yönelik baskıları şiddetlendiriyor. Suriye’deki son gelişmeler, Trump’ın <em>“sırt sıvazlayan” </em>konuşmaları ve Türkiye’nin verdiği mesajlar dış politikadaki yeni adımları sinyalliyor gibi duruyor. Türkiye son yıllarda dış politikada stratejik bakımdan fazla derinlere daldığı için olsa gerek genelde bu işler sarpa sarıyor. Son zamanlarda Nevşin Mengü, Özlem Gürses ve Nasuh Mahruki gibi isimlerin üzerine gidilmesini buna bağlıyorum. Kanımca siyasî iktidar, gene dış politikada biz fanilerin anlamayacağı ya da anlayamayacağı ölçekte stratejik açıdan derinlere dalacağından bu konuların pek üstüne konuşulmasın istiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de tarihsel olarak iktidarlar, gazeteci aydınların üzerine giderken elde bir avuç yetişmiş beşeri sermaye olduğu için ihtiyatlı davranmıştı. Aydınlar, topyekûn sistemin dışına atılmıyordu. Ancak gelinen noktada, o kadar ağır baskı koşulları meydana geliyor ki kişisel günlüğünde iktidar eleştirisi yapanlar dahi yargılanıyor. Gecenin bir yarısı evlere giriliyor, otellerinden alınanlar oluyor. Oysa bu isimlerin çoğu sabit ikametgâh sahibi, çağırıldığında kolaylıkla ifade vermeye gidebilecek, kamuoyunun gözünün önündeki kişiler. Üstelik tutuklama gibi yaptırımlar, -hukukçu değilim ama bildiğim kadarıyla- delil karartma durumlarında uygulanıyor. Gazetecilerin haberlerinden dolayı evlerinden veya otellerinden alınıp tutuklandığını göz önünde bulundurursak, yayınlanmış haberlerin karartılması mümkün değildir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın Demokrat Parti’si, günümüze benzer şekilde muhalif gazetecilerin üzerine gidiyordu. Ama bir farkla, Menderes ve Bayar’ın tek korkusu altlarındaki iktidar koltuğunun muhalefetin eline geçmesiydi. Stratejik açıdan çok derinlere daldığı için yapmıyordu. Demokratların yönetimindeki Türkiye’de muhalif olup da cezaevi görmeyen gazeteci neredeyse kalmamıştı.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>DP, GÜNÜMÜZE BENZER ŞEKİLDE GAZETECİLERİN ÜZERİNE GİDİYORDU</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aslında Türkiye’nin basın özgürlüğü ve gazetecilik konusunda nereden nereye geldiğinin en can alıcı örneğini bize Demokrat Parti dönemi teşkil ediyor. Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın Demokrat Parti’si, günümüze benzer şekilde muhalif gazetecilerin üzerine gidiyordu. Ama bir farkla, Menderes ve Bayar’ın tek korkusu altlarındaki iktidar koltuğunun muhalefetin eline geçmesiydi. Stratejik açıdan çok derinlere daldığı için yapmıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Demokratların yönetimindeki Türkiye’de muhalif olup da cezaevi görmeyen gazeteci neredeyse kalmamıştı. Ancak 1950’lerde gazeteci aydınlar, siyasallaşan yargı tarafından içeri atılmasına rağmen bir <em>“hoşgörü”</em> de vardı. Desteklediğim için ya da öyle olması gerektiğini düşündüğüm için söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Benim için her şeyden önce hukuk ve demokrasi gelir. Kimsenin söylediği sözden veya yaptığı haberden dolayı baskılara göğüs germek durumunda kalmasını istemem. Gazetecinin haberinde bir yanlışlık varsa, tekzip yayınlanır olur biter. Bakın, bunu Demokrat Parti dönemindeki örnek olaylar bağlamında inceleyelim istiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ahmet Emin Yalman, liberal eğilimleriyle bilinen bir gazeteciydi. Demokrat Parti’yi kuruluşunda destekliyordu. Yalman’a göre Demokratlar iktidara gelince Türkiye’nin hukuk ve demokrasi karnesi çok daha iyiye gidecekti. Baktı ve gördü ki işler beklediği gibi gitmedi. Türkiye’nin ilerlemesi bir yana çok daha gerilediğini gördü. Bu nedenle 1950’lerin ortalarına doğru gelindiğinde muhalif saflara geçti. Geçiş o geçiş, hemen yıldırımları üzerine çekti. Amerikan gazetelerinde Türkiye’de demokrasinin yokuş aşağı gittiğini belirten bir makale yayınlanmıştı. Yalman, söz konusu yazıyı biraz yumuşatarak tercüme etmişti. Vatan’da yayınladı diye hapse mahkûm edilmişti. Ama öyle evine apar topar girilip götürülmedi. Yalman, hapis cezası olmasına karşın yurt dışına çıkmıştı. Dönüşünde havaalanında polisler tarafından karşılanmıştı. Havaalanındaki polisler Yalman’ı tutuklamadı. Yalman, kendisi gidip cezaevine teslim olmuştu.</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/1(6).png" style="height:360px; width:640px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">​Demokrat Parti döneminde Yalman gibi ağır baskı koşullarına uğrayan gazetecilerden bir diğeri de Metin Toker’di. Toker, Akis dergisini çıkarıyordu. Başlarda pek muhalif sayılamazdı fakat sonraları bir bakanın da içinde bulunduğu yolsuzluğu haberleştirdiği için baskılara maruz kalmıştı. Bir de İsmet İnönü’nün kızıyla evlenince Demokratların şimşeklerini iyice üstüne çekti. Gene Yalman’a benzer şekilde yayınladığı bir haberinden ötürü cezaevine girmesi durumu ortaya çıktı. Ve sıkı durun; Toker, cezaevine girmeden önce evinde ve ofisinde gazetelere röportajlar verdi. Hapishanede hangi kitapları okuyacağını anlattı. Ailesiyle pozlar verdi. Cezaevi önünde tekrar röportaj verdi. Türkiye’de basın özgürlüğünün önemine değindi. Cezaevine de bizzat gidip teslim oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/2(4).png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Toker ve Yalman ile aynı yoldan yürüyen gazetecilerden birisi de Şahap Balcıoğlu’ydu. Ünlü karikatürist Semih Balcıoğlu’nun kardeşi olan Şahap Balcıoğlu, Kim dergisindeki bir haberden dolayı cezaevine girecekti. Cezaevine girmesi kesinleşmeden önce de bir yıldan fazla yargılandı. Bu süre zarfında evi basılmadı, gece otelden alınmadı, tutuklanmadı. Mahkeme, 16 ay hapis cezası verdi, Balcıoğlu itiraz etti. Dava, temyizde görüşülürken gene bir tutuklama olmadı. Ne zaman ki itirazı kabul görmedi, cezaevine gireceği kesinleşti, gitti kendisi teslim oldu. Aynı Toker gibi evinde ve ofisinde röportajlar verdi. Cezaevinde neler yapacağını ve nasıl vakit geçireceğini anlattı. Cezaevi önünde basın özgürlüğünün ve demokrasinin öneminden bahsetti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/3(4).png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örnekler çoğaltılabilir. Buyurun bir örnek de Kurtul Altuğ’dur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/4(2).png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Misaller çoğaltılabilir dediğim gibi. Demokratların gadrine uğrayan gazeteciler, genelde bu şekilde cezaevine girerdi. Çıktığında da içeride neler yaptığından falan bahsederdi. Bu örnekler bile Türkiye’de basın özgürlüğünün nereden nereye geldiğini gözler önüne seriyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/gazetecilere-yonelik-baskilar-1734973565.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kimlik, politika ve medya</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kimlik-politika-ve-medya-9449</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kimlik-politika-ve-medya-9449</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Günümüzde özellikle sosyal medya bireylerin kimlik özelliklerini, günlük hayatları, gündelik olaylara tepkileri ve politik duruşlarının ipuçlarıyla sergiledikleri bir alana dönüşmüştür. Ancak farklı zaman ve mekan özellikleri nedeniyle ve yüz yüze iletişimi içermediği için birebir gerçekliği yansıtıp yansıtmadığı tartışılabilir.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birer toplumsal varlık olarak insanı, bir topluluğun parçası olarak kavrayabiliriz. Ancak insanın, bireysel özgüllükleriyle, toplumsallığı arasında her zaman belirgin bir sınır yoktur. Özellikle post modernist bakış açısının yaygınlaştığı toplumlarda toplum ve/veya topluluk tarafından kazandırılmış kimi özellikler bireysel hassasiyet sınırlarının içerisinde yer alır. Paradoks gibi görünse de böyle bir bakış açısı aslında hiç bir zaman keskin kalıplara sığmayacak olan, akışkan gerçekliğe belki de en sağlıklı yaklaşım biçimidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Entelektüel tarihimiz boyunca insanlık olarak, insana ve toplumsala özgü olan şeylerin asla bir kimyasal tepkime ya da yer kürenin yapısı gibi gözlemlenerek kesin, değişmez yasalarla tanımlanamayacağı görülmüştür. Zira şeylerin ve olayların gidişatını da önceden tahmin etmek pek mümkün olmaz. Sosyal bilimlerde ilk önce doğa bilimlerinin hakim bilimsel yaklaşımı adapte edilmeye başlanmıştı. İlk sosyal bilim çalışmalarında olgucu, gözlem ve deneye dayalı genellemelere ulaşarak hipotezlerin doğrulanması veya yalnışlanması hedefleniyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üzerinde durulan toplumsal soru ve sorunlar, sitematik gözlem ve deneyle anlamlandırılmaya çalışılıyordu. Özellikle sosyolojinin kurucusu sayılan August Comte gibi bilim insanlarının toplumu ele alış biçimi adeta canlı bir organizma üzerine yapılan biyolojik çalışmaların gözlem ve sonuca ulaşma metodolojisinin ilkelerine göre belirlenmişti. O anki, mevcut tarihsel koşulların eşsizliği veya çeşitli olasılıklara yol açabileceği hiç hesaba katılmaksızın tüm toplumsal yapıların benzerliği üzerine kurulmuş sosyal bilimler yaklaşımı tüm toplumsal fenomenleri açıklamakta oldukça yetersiz kalacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde hem psikoloji hem sosyoloji hem de iletişim bilimleri tarihi bize göstermiştir ki sosyal veya bireysel fenomenler sabit modellemeyle açıklanamaz. Oluşturulan modellerin dışardan benzer görünen her fenomende benzer bir gidişat ve sonuca yol açmadığı defalarca görülmüş işte bu yüzden öznelliğin ve özgüllüğün çnemi vurgulanır olmuştur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öyle ki araştırmacı, bilim insanı da belli toplumsallık süreçlerinden geçmiş olduğu için birbirlerinden farklı yaklaşımlara ve analiz biçimlerine sahip olabilmektedir, bu özelliklerinden arınarak tamamen nesnel bir şekilde analiz nesnesine yaklaşamayacağı kabul edilmeye başlanmıştır. Gözlem ve deneye dayalı metodu doğa bilimlerinin dışında sosyal bilimlere de uygulanması analizde gedik bırakmaktadır. Bunun nedeni, sosyal ya da insana dair durumlarda, birbirine benzer koşulların farklı sonuçlara yol açabilmesi ve farklı anlamlarının olabilmesidir. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İçinde bulunmadığımız koşullardaki birey ve toplulukları genellikle anaakım ve/veya sosyal medya içerikleriyle anlamlandırmaya, onlara dair kanı oluşturmaya başladığımız için parçalı da olsa kimlik özelliklerine ve bu kimliklerin politik taleplerine ilişkin fikirlerimizi oluşturduktan sonra politik tercihlerimize az veya çok yansıtırız.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Modernizm eleştirileriyle sosyal bilimlerde daha öznel ve çeşitli olasılıklara imkan veren, mikro ölçekteki farklılıkları da genellemelere kurban vermeden analiz etme yaklaşımı yayılmaya başlamıştır. Bu süreçte, herhangi bir toplumun, coğrafi sınırlar ve devlet hakimiyetiyle oluşmuş isimlendirilmesi olsa da yeknesak ve homojen bir yapı arz etmeyişi de kabullenilmiştir. Bireyler belli topluluklarla özdeşleşerek ve kişisel deneyimlerinin de katkısıyla kimlik edinirler. Günümüzde özellikle sosyal medya bireylerin kimlik özelliklerini, günlük hayatları, gündelik olaylara tepkileri ve politik duruşlarının ipuçlarıyla sergiledikleri bir alana dönüşmüştür. Ancak farklı zaman ve mekan özellikleri nedeniyle ve yüz yüze iletişimi içermediği için birebir gerçekliği yansıtıp yansıtmadığı tartışılabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bununla beraber, içinde bulunmadığımız koşullardaki birey ve toplulukları genellikle anaakım ve/veya sosyal medya içerikleriyle anlamlandırmaya, onlara dair kanı oluşturmaya başladığımız için parçalı da olsa kimlik özelliklerine ve bu kimliklerin politik taleplerine ilişkin fikirlerimizi oluşturduktan sonra politik tercihlerimize az veya çok yansıtırız. Burada dikkat edilmesi gereken husus, toplumsal ortamda politik olanın, farklı özellikteki birey ve toplulukların her türlü çıkarlarını ve özellikle kimliklerini ifade etmesiyle tanımlanabileceğidir. Politik mücadelenin de medyanın da eşlik ettiği, kimlik ifadeleri ve çıkar taleplerinin karşı karşıya gelmesi anlamına geldiği bu konunun en önemli unsurudur. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Dec 2024 07:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/kimlik-politika-ve-medya-1734502574.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fetih çılgınlığı sardı medyayı</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/fetih-cilginligi-sardi-medyayi-9357</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/fetih-cilginligi-sardi-medyayi-9357</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne yazık ki, gazetecilik, Suriye iç savaşının başında görevini yerine getirmemişti şimdi de öyle. Başkasının savaşında taraf olmanın Türkiye’ye getirdiği ağır bedelden hiç ders çıkarmamış görünüyorlar. Parti yandaşlığı, yurtseverliğin önüne geçince barışı savunmak akıllarına gelmedi.</span></span></strong><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Galiba yaygın medya alemi kör, sağır sanıyor; hep beraber ahali kandırmaca oyunu oynuyorlar. Türkiye’nin, HTŞ ve Suriye Millî Ordusu’nun saldırılarında hiç payı yokmuş, onlar tamamen bağımsız hareket ediyorlarmış gibi anlattılar Suriye’de iç savaşın alevlenmesini.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fakat öte yandan haritadaki değişimi ve Halep kalesine Türk bayrağı asılmasını ülkemiz adına kazanç saydılar. Soğukkanlılığını yitirmiş ve -M. Ali Güller’in deyimiyle- “fetih çılgınlığına” kapılmış bir gazetecilik yürüttüler. 12 Yıl önce Türkiye’nin, Suriye’deki iç savaşa müdahil olmasını sorgusuz destekleyen medya gücü, yine çizmelerini kuşandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Akşam gazetesi, Mehter marşıyla Halep’e yürümeye başladı bile. “Mehter marşıyla Tel Rıfat’a” manşetinin altında “Halep Kalesi’ne ay yıldız” fotoğrafını yayımlayıp, üzerine de “En son 1948’de Türkiye’ye katılmak isteyen Halepliler, kaleye Türk bayrağı çekmişti” diye yazdı. &nbsp;MHP’nin gazetesi Türkgün de “Halep aslına dönecek” dedi bayrak fotoğrafının üstünde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah yazarı Hilal Kaplan ise “Türk bayrağı Halep kalesine çok yakıştı” başlıklı yazı yazdı. Akşam yazarı Turgay Güler sevincini “Halep Kalesi’nde dalgalanan o bayrak” yazısında satırlara döktü. Türkiye gazetesinde Yılmaz Bilgen de “Haleplilerin TL’ye geçmek istediğini” öne sürdü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tam da iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, Halep kalesine Türk bayrağı asılmasını “Halep iliklerine kadar Türk ve Müslüman’dır” diye&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/haber/gundem/devlet-bahceli-halep-iliklerine-kadar-turk-ve-muslumandir-890397.html" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">savunmasına</span></a>&nbsp;denk düşen bir gazetecilik. Ama bir ülkenin bayrağının başka bir ülkenin kalesine asılmasının anlamı bellidir. Böyle bir durumda gazetecilerin bayrak asılmasının nedenini, niçinini sorgulamak yerine desteklemeleri, savaş çığırtkanlığının ne denli çığırından çıktığının göstergesi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İktidar medyasının bu tutumu, yayınlarda kullandıkları dile de yansıdı. Türkiye’nin organize ettiği Suriye Millî Ordusu’nun birlikte hareket ettiği HTŞ (Heyet Tahrir eş-Şam) de “muhalifler” tanımına alındı. Hatta Habertürk’teki Hülya Hökenek gibi bazı isimler de “devrimciler” demeyi yeğledi. Oysa HTŞ, Türkiye’nin de terör örgütü kabul ettiği Selefi bir cihat örgütü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne yazık ki, gazetecilik, Suriye iç savaşının başında görevini yerine getirmemişti şimdi de öyle. Başkasının savaşında taraf olmanın Türkiye’ye getirdiği ağır bedelden hiç ders çıkarmamış görünüyorlar. Parti yandaşlığı, yurtseverliğin önüne geçince barışı savunmak akıllarına gelmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O yüzden de HTŞ, Esad rejimini devirdiğinde “Gereğini Türkiye yaptı” manşetleri atabildiler.&nbsp; Savaş kazanmış gibi sevinç çığlıkları atıyorlar. Elbette Suriye’nin kanlı Esad yönetiminden kurtulması olumlu bir değişim ama fetih çılgınlığı yeni faturalar getirebilir ülkemize.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülkesini, insanını ve barışı gözeten gazeteciliğin tam zamanı…</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Patron alkışçısı futbol medyası</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Beşiktaş’taki yönetim karmaşası, editoryal bağımsızlığın futbol yazarlığındaki önemini gözler önüne serdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yıldırım Demirören’in, Beşiktaş’ta yaşananlar hakkındaki görüşleri Fanatik, Hürriyet, Milliyet ve Posta gazetelerinde yayımlandı. Dördü de Demirören’in sahibi olduğu gazeteler. Patron olarak,&nbsp;<a href="https://www.fanatik.com.tr/besiktas/yildirim-demiroren-besiktas-sahipsiz-degil-2565589" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">çağırmış</span></a>&nbsp;gazetelerinin yönetici ve spor müdürlerini, anlatmış onlar da yazmış…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama patron ile söyleşi olunca sorulması gereken sorular sorulmamış. Sanki Yıldırım Demirören, Beşiktaş’ta çok başarılı bir başkanlık dönemi geçirmiş gibi, yine başkan olmak istediğini duyuran bir muhabbet olmuş. Ancak talimat o kadarla sınırlı olmasa gerek ki, Fanatik, Hürriyet, Milliyet ve Posta, tam sayfa haberlerle sürdürdüler patronlarının kampanyasını.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Demiroren_01.jpg" style="height:453px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski Başkanlardan Fikret Orman da Ekol TV’de konuşmuş, karşısındaki de Candaş Tolga Işık. O da -akademisyen ve spor yazarı Hülya Coşkun’un dikkat çektiği gibi- Fikret Orman döneminde Beşiktaş’ın yönetim kurulu üyesiydi. Aralarında böyle bir bağ varken, bu söyleşinin de eleştirel bir söyleşi olması mümkün değildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her şeyden önce bir gazetecinin profesyonel bir spor kulübünde yönetici olması meslek etiğine aykırı. O ilkeyi çiğneyip bir de sanki bağımsız gazetecilik yapıyor gibi, eski başkanını karşısına alıp program sunmak da başka bir yanlış.</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ölmüş kadına cevap hakkı!</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O gün ikisi jinekolog olmak üzere dört doktor vardı Now TV’deki&nbsp;<a href="https://www.youtube.com/watch?v=TmjjS5A_CwY" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">programda</span></a>. Çağla Şıkel, doktorların önünde “101 yaşında doğum yapan bir kadının hikâyesi var” diye başladı sözlerine:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“İtalyan kendisi, Anatolia Verdatella. 101 yaşında sperm donörü yoluyla doğum yaparak dünyanın en yaşlı doğum yapan kadını oldu. Yumurtalık nakli de Türkiye’de yapıldı.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonra bir an durdu. “Bu gerçek mi sizce? Biz bu kadını nasıl kaçırdık? 101 yaşında böyle bir şey yapılması doğru mu?” diye sordu. Doktorlar, “Hayır böyle bir şey olamaz, olmamıştır” diye itiraz etmediler; “Emin misiniz” diye de sormadılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onlar şaşkınlıklarını ifade ederken Çağla Şıkel, “Doğurduğuna emin olamadım ama bütün haber sitelerinde vs çıkmış” diye sürdürdü konuşmasını. O sırada reji kulaklıktan uyarmış olsa gerek ki, “Tabii ki yüzde 100 kesinliği yok” dedi. Sonra da “Tabii hâlâ hayattaysa cevap hakkı her zaman var” diye sürdürdü sözlerini.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Cagla_04.jpg" style="height:453px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çağla Şıkel’in neden “cevap hakkı” tanıdığını anlayamadım ama internette doğru düzgün bir tarama yapsa sözünü ettiği haberin uydurma olduğunu anlar, programda hiç konuşmazdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üç yıl kadar önce dolaşıma giren “101 yaşında doğum” haberlerini o zaman&nbsp;<a href="https://teyit.org/analiz/fotografin-100-yasin-uzerinde-dogum-yapan-bir-kadini-gosterdigi-iddiasi" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Teyit</span></a>,&nbsp;<a href="https://www.dogrulukpayi.com/etiket/101-yasinda-anne" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Doğruluk Payı</span></a><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span>ve AFP de incelemiş, tamamen palavra olduğunu saptamışlardı. Fotoğrafta görünen kadın İtalyan değil, Amerikalı Rosa Camfield’di; 101 yaşındayken doğum yapmamış, sadece torununu kucağına almıştı. 2015 yılında o fotoğraf çekildikten bir hafta sonra da ölmüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sırf güzel ve ünlü bir manken diye medya okur yazarlığı bile olmayan birine program yaptırırsanız böyle çuvallamalar yaşanması kaçınılmaz. Onun her gördüğüne inanması kendi sorunu ama o programı izleyen kimbilir kaç kişi inanmıştır 101 yaşında doğum palavrasına…</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Narin ve Yenidoğan davası hâkimleri&nbsp;</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diyarbakır’daki Narin Güran davasında hâkim ve savcıların isimlerinin yazılmamasını eleştirmiştim. “Hâkim cübbesini bile çıkardı” haberinde dahi hâkimin ismi aktarılmamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı şekilde İstanbul’daki “Yenidoğan çetesi” davası haberlerinde de hâkimlerin ismi yazılmadı. Hürriyet, BirGün, Milliyet, Karar ve Türkiye’nin, “Mahkeme başkanı sanıklara tepki gösterdi” haberlerinde ve hemen tüm medyadaki duruşma haberlerinde hâkimin adı yoktu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Halbuki isim olmayınca haberin öznesi belirsizleşiyor. Haberciliğin temel kuralı olan 5N1K’nın “Kim” sorusunun yanıtı eksik kalıyor haberde. Yargılama tamamen açık, mahkeme heyetinin isimleri de tutanaklara açıkça yazılırken hâkimin ismini gizlemenin anlamı yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hâkim ve savcıların isimlerini yazmanın yasal açıdan da sakıncası olamaz. Terörle Mücadele Yasası’nın 6. Maddesindeki “terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerinin açıklanması” meselesi, terör davalarındaki hâkim ve savcıları kapsayabilir. Ama ne Narin Güran ne de “Yenidoğan çetesi” davasının terörle ilgisi yok. Zaten bazı haberlerde “Yenidoğan” davası savcısının adının Kadir Kocakaya olarak yazıldığını gördüm.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaldı ki, böylesine büyük davalarda avukatlar öne çıkmaya çalışırsa, davaya bakan hâkim ve savcılar da isimlerinin bilinmesini, tanınmayı isterler herhalde. O nedenle de ben yazayım; Narin Güran davasının savcıları Ahmet Kuşak ve Özge Nida Polat, mahkeme başkanı Ramazan Dündar. “Yenidoğan çetesi”nin savcısı Kadir Kocakaya, başkan da Olgun Düzgün.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">12 Eylül dönemindeki askerî mahkemelerde bile hâkim ve savcıların isimleri açık açık yazılıyordu. Otosansür uygulayıp da o günlerden daha geriye düşmeyelim.</span></span></p>

<h4><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tek cümleyle:</strong></span></span></h4>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* RTÜK’ün 21 Kasım’da Ankara’da düzenlediği “Uluslararası Yapay Zekâ Çağında Medya Zirvesi”ne, Türk Telekom ve Halkbank’ın yanısıra RTÜK’ün denetlemekle görevli olduğu dijital platformlar Amazon Prime, Netflix, GAİN ve Exxen&nbsp;<a href="https://x.com/anasponsortr/status/1858849185761517820" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">sponsor</span></a>.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Daha önce araba ve gıda takviyesi gibi markalar için video çekerek gazeteciliği reklam için kullanan Nevşin Mengü, bu kez “Ankara’da eksponansiyel büyüdüğünü” söylediği sağlık malzemeleri üreten bir şirket için reklam söyleşisi yaparak sosyal medyada paylaştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* com.tr, asgari ücret için rakam ve kulis vermeyen, Tespit Komisyonu’nun formalite olduğunu söyleyen BirGün yazarı Aziz Çelik’in sözlerini “Aziz Çelik rakam verdi! Bomba asgari ücret kulisi” diye çarpıttı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Türkiye, “Terör suçlusunu koordinatör yaptı” haberinde mahkûm olduğu bilgisi bulunmayan S. Orçun Masatçı’yı sadece üç yıl önce gözaltına alınmış olmasına dayanarak suçlu ilan etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* THY, Sydney’e başlayan ilk sefer vesilesiyle gazeteciler Osman Ateşli (Haber7), Uğur Cebeci (Hürriyet), Fulya Soybaş (Hürriyet), Özay Şendir (Milliyet), Bedir Acar (Akşam), Ömer Karahan (Sabah) ve Şirin Sever’i de (Posta) Avustralya’ya davetli götürdü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Hürriyet, Nâzım Hikmet’in “Kuvayi Milliye Destanı” kitabının kütüphanelerde yasaklanması haberinde, Nuri Kurtcebe’nin çizdiği çıplak kadın bedenini gazetede alt yazı baloncuğuyla, internette de fotoğrafın altını keserek sansürledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Sözcü, İnternethaber, ABC Haber ve Akşam, “Kadın polis memuru milyarder işadamını dolandırdığı iddiasıyla tutuklandı” haberini T24’ü kaynak göstermeden alıntıladılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Boğaziçi Üniversitesi ve Anadolu Ajansı’nın düzenlediği “Haberin telifi ve medyada yapay zekâ sempozyumu”na Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve meslek örgütleri çağrılmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Sabah, Milliyet ve Yeni Şafak, “Dünya Madenciler Günü”nde, madenciler yerine madencilik şirketlerinin görüş ve beklentilerini üç sayfa halinde ve sponsorlu olarak yayımladılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Cumhuriyet’in 3 Aralık sayısında Suriye’deki çatışmalarla ilgili araç konvoyunun göründüğü fotoğrafın nerede çekildiği, kimin çektiği ve içeriği hakkında en ufak bir bilgi yoktu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Korkusuz, intiharların bulaşıcı olduğu bilinmesine rağmen bir doktorun intiharını “Bunalım geçiren genç doktorun hazin sonu” başlığı altında intihar yöntemini de belirterek yayımladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Akşam, kendisinden ayrılarak başka biriyle birlikte yaşayan kadını öldürmesini “Eşinin yasak aşkını sokakta katletti” diye gerekçelendiren bir başlıkla haber yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Karar’ın, “Irak liderinin sekreterine Fatih’te saldırı” haberinde bıçaklayan kişinin adı önce Fikret D. olarak yazıldı, birkaç cümle sonra soyadı bu kez Demir olarak açıkça belirtildi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 07:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/fetih-cilginligi-sardi-medyayi-1734086899.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suriye’deki “naklen savaşı” seyrederken ilk anda düşündüklerim</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/suriyedeki-naklen-savasi-seyrederken-ilk-anda-dusunduklerim-9349</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/suriyedeki-naklen-savasi-seyrederken-ilk-anda-dusunduklerim-9349</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Irak Savaşı’nın ilk günlerinde ne o savaşta ölenler, ne oralarda yaşayan sıradan insanların başlarına gelenler, ne oraları terk eden insanlar ne de doğaya yapılan tahribat gündeme gelmişti. 7 Aralık gecesi Suriye’deki “darbeyle” sonuçlanan “canlı savaş” yayını sırasında o geceyi ve sonrasını tekrar hatırladım; tekrar derin bir karamsarlığa kapılmama bu sebep oldu. Bunu bir yeni nesil darbe olarak bile yorumladım.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son bir aydır medyayı izlerken yerelin “güçlü” siyasetçilerinin onların “iliştirilmiş” habercilerinin ve diğer destekçilerinin bize yakınlarda bazı şeylerin değişeceğini anlatmaya çalıştıklarını fark etmeye başlamıştık. Bunun anlamını ise nihayet 7 Aralık gecesi televizyonlardaki naklen savaş yayınında kavrayabildik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O gece televizyonlarda harita önünde tartışan gazetecileri, emekli kurmay askerleri, emekli diplomatları ve uluslararası ilişkiler uzmanlarını gördükçe ve tartışmalarını dinledikçe doğrusu büyük bir karamsarlığa kapıldım. Benzeri bir duyguyu daha önce de Irak Savaşı’nı televizyondan naklen izlerken yaşamıştım. O dönemde ilk olan bu kanlı “canlı savaş” yayınının etkisi herkesi dehşete düşürerek ekrana bağlamıştı. İlk kez “iliştirilmiş” gazeteciler diye tanımlanan kadrolu gazeteciler grubuyla da o zaman tanışmıştım. Onlar göstermek istediklerini başarıyla gösteriyor ve bazılarına korku, bazılarına müjde veriyorlardı. Olaylar sonrasında, tıpkı bugün olduğu gibi ekranlarda yine, aynı ekip, yani emekli askerler, güvenlik uzmanları, dış haberciler ve uluslararası ilişkiler disiplininin “realist” yorumcuları yoğun tartışmalara girerek, gelecekle ilgili tahminler yapıyorlardı. Kimileri bu operasyonları başarılı kimileri başarısız buluyor; dünyayı yöneten güçlü ülkelerden hangisinin kazandığını, hangisinin kaybettiğini tahmin ediyor; komplo teorisyenleri ise, tuttukları tarafa göre değişen biçimde, bu gelişmelerin Türkiye’ye muhtemel, etkilerini tartışıyorlardı. Irak Savaşı’nın ilk günlerinde ne o savaşta ölenler, ne oralarda yaşayan sıradan insanların başlarına gelenler, ne oraları terk eden insanlar ne de doğaya yapılan tahribat gündeme gelmişti. O dönemde de, bugünkü gibi, bu insani sorunlar “yüksek politika” uzmanlarının ilgisi dahilinde değildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">7 Aralık gecesi Suriye’deki “darbeyle” sonuçlanan “canlı savaş” yayını sırasında o geceyi ve sonrasını tekrar hatırladım; tekrar derin bir karamsarlığa kapılmama bu sebep oldu. Bunu bir yeni nesil darbe olarak bile yorumladım. Canlı yayınlanan savaşı, sıradan insanlar ve hatta benim gibi kendini uzman zannedenler o gece evlerindeki televizyondan izledi. O gece, kendimi, önce distopik bir Güney Kore dizisi izliyor zannettim. Bir süre önce, iflah olmaz bir merakla ve sıkıntıyla izlediğim “Squid Game”’ adlı dizide güçsüzler ve yoksullar kendi aralarında acımasız bir yarışa isteyerek katılıyorlardı. Bu yarışı düzenleyenler ve bu oyunun yapımına katkıda bulunanlar ise kendilerine tahsis edilmiş özel localarda hırsla karışık bir heyecanla o insanları zorlu ve acılı yarışlarını izliyorlardı. Bu çağrışımla, savaş yayınını izlerken zihnimde, Suriye’deki operasyonu güvenli odalarında yeni teknolojilerin verdiği imkanla izleyen darbe yapımcıları ve onların heyecanı belirdi. Aynı şekilde, o gece nerelerin, kim tarafından ve hangi zamanda ele geçirileceği ya da Esat’ın kaçıp kaçmayacağı konusunda bahis sitelerinin açılıp açılmadığını bile düşündüm. Diğer taraftan, bu senaryoyu yazanların ve bu senaryodan daha önce haberdar olmuş olanların, o gece bizden çok heyecanlandığını da tahmin ettim. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sıradan insanların erkekleri için o gece Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi ve sonrasında tartışma programları, kadınları için ise her türlü hayat dersini alacakları diziler mevcuttu. Savaşı televizyondan izlemek ise biz “endişeli modernlere” kalmıştı.</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SAVAŞI TELEVİZYONDAN İZLEMEK ‘ENDİŞELİ MODERNLERE’ KALMIŞTI</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neyse ki, ironik bir biçimde, 7 Aralık gecesi, “çoğulcu” medya, savaşla ilgilenmeyenler için Suriye Savaşının naklen yayınına alternatif yayınlar sunuyordu. &nbsp;Batıcı/laikler, muhtemelen Notre Dame Kilisesinin açılış törenini, bu seremoniye katılan dünya liderlerini, eşlerini, ünlüleri ve muhteşem orgun yenilenme hikayesini ve koroyu dinlediler. Sıradan insanların erkekleri için o gece Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi ve sonrasında tartışma programları, kadınları için ise her türlü hayat dersini alacakları diziler mevcuttu. Savaşı televizyondan izlemek ise biz “endişeli modernlere” kalmıştı. Tayfun Atay, sağ olsun, eminim bu medya yorumlarını benden çok daha iyi yapar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’ de yaşayan, olayın arka planından habersiz olan benim gibi yerel sosyal bilimciler için durumu anlamak çok kolay değildi. Eminim televizyondaki “emekli” askerler ve diplomatlar için de, hem savaş teknolojisindeki hem de küresel siyasetteki hızlı değişim nedeniyle, bu yeni dönemi anlamak da, anlatmak da çok zor olmalıydı. O gece ve öncesinde olanları belki gelecek nesiller, yine başka bir yeni savaş vesilesiyle Suriye darbesinde görevli olan emekli kurmaylardan, siyasetçilerden ve diplomatlardan öğrenecekler.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim gibi yerel uzmanların olanların anlamını yorumlamamız için -kendilerini demokrat olarak tanımlayan-&nbsp; “Kuzey” ülkelerinin sosyal bilimcilerinin araştırmalarını beklememiz gerekiyor. Nitekim çoğu zaman, bugünü hatta geçmişi anlamak için bile Kuzey’in araştırmacılarına başvurmak zorunda kalıyoruz. Ben zorunlu göçlerle ilgilenen bir sosyal bilimci olarak, kendi adıma bu yeni nesil darbenin ya da savaşın daha öncekilerle benzerliklerini ve bütün bunların sıradan “yerel” insanlara ve özellikle göçmenlere yapacağı dolaylı ama önemli, maalesef yüksek siyaset için “minör” tahribatı anlamaya çalışıyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş bölgelerindeki toplumsal yapının yerel dinamiklerini anlamak eski emperyal devletlerin uzmanları için bize göre çok daha kolay. Bu ülkelerin ilgi duyduğu coğrafya gibi ülkelerindeki araştırmacıların ilgi alanı da çok geniş bir alana yayılıyor. Bu geniş ilgi alanının geliştirdiği bilgi birikimi, eski emperyal güçlerin sadece yöneticileri için değil aynı zamanda sayısı hızla artan küresel firmaları için de önemli bir kaynak anlamına geliyor. Yıllar önce bir Fransız mobilya firmasının Türkiye’deki üst orta sınıf muhafazakar ailelerin mobilya tercihini anlamak için “sahaya” gönderdikleri genç bir antropologla tanışınca çok şaşırmıştım. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuzey ülkelerinin yöneticileri için ilgi duydukları ya da denetim altına almak istedikleri toplumların yerel dinamikleri kadar yaptıkları müdahalelerin sonuçlarını izlemek ve tartışmak da büyük önem taşır. Onlar için kritik önem taşıyan askeri, sivil ya da ekonomik operasyonların “başarısı”, o operasyonları düzenleyen ve &nbsp;&nbsp;tasarlayan yöneticilerin yeteneği kadar, danışmanlarının birikimine de bağlıdır. Bu nedenle, yakın çevremizde, hatta kendi yaşadığımız toplumda olan biteni de biz de ancak, çok sonradan, o ülkelerin bölge uzmanları olan tarihçilerden, antropologlardan ya da sosyologlardan öğrenebiliyoruz. Bize kalan ise genellikle bu operasyonların içinde yaşadığımız “yereldeki” etkilerini yaşamak, kalıntılarını, dolaylı/dolaysız etkilerini kavramak ve anlamak. Bu nedenle, ben, kendi öğrencilerime yıllardır, benzeri etki altında yaşamış toplumları sorgulayan, Latin Amerika, Asya, Afrika&nbsp; gibi Küresel Güney ‘de yaşayan sosyal bilimcilerin bulgularını da izlemelerini tavsiye ediyordum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bizim de bu bağlamda hem eski usul hem de yeni usul dış müdahalelerin toplumsal dinamiklere etkileriyle ilgili çok önemli bilgi birikimine sahip olduğumuz açık, iş ki bu birikimin değerini kavrayalım. Suriye ile olan tarihsel bağlar da, her ne kadar uzun zamandır ihmal etmiş olsak da, bu coğrafyada yaşayan farklı cemaatler konusunda bilgi edinmemizi kolaylaştırabilir. İskan kurumu vesilesiyle yaptığım araştırma sırasında bu bölgenin zorunlu göç hikayesi ile ilgili kısıtlı da olsa bilgi sahibi olmuştum. Osmanlı yönetiminin uyguladığı geleneksel iskan siyaseti bu bölgeyi, duruma göre birbirlerini kimi zaman dost kimi zaman düşman kabul eden farklı etnik ve dinsel cemaatlerin yaşadığı çatışmalara açık bir alan haline getirmişti. Suriye’deki “vatandaşlık” anlayışının bireyin haklarına öncelik veren “modern” tekli hukuktan çok, sivil hayatı cemaatlere ve cemaat üyeliğine bırakan geleneksel çoklu hukuk uygulaması belki de bu durumun sürmesinde etkili oldu. Neyse, bu önemli konu belki bir başka yazıda ele alınabilir. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>11 Eylül’den bu yana yaşananlar, Kuzey ülkelerine, büyük bir değişim geçiren yeni küresel dünyayı eski usul “geleneksel” emperyal yöntemlerle yönetemeyeceklerini gösterdi. Uzun zamandır yönetebildikleri mal, para ve insan akımlarını artık eski zor kullanma yöntemleriyle denetleyemeyeceklerini belki Suriye’deki bu yeni nesil darbe gösterir. </strong></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>YENİ NESİL DARBE</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç olarak, Türkiye’de yaşayan sosyal bilimciler olarak, dışardan yapılan açık ya da gizli müdahalelerin etkilerini &nbsp;&nbsp;hem kendi deneyimlerimiz hem de komşu ülkelerden buraya kaçarak gelen göçmenler vesilesiyle öğrendik. Bunlardan birincisi, bu müdahalelerin yereldeki dinamiklerle etkileşimine bağlı olarak farklı sonuçlar vermesi oldu. Yeşil kuşak projesinden bu yana olanları izleyen bizler ikinci olarak, müdahalelerin biçiminin “zamanın ve yerin ruhuna” göre değişse de hiçbir zaman tasarlanan sonuca ulaşmadığını anladık. Bu deneyimlerden kalkarak, tıpkı diğer toplumsal mühendislik uygulamaları gibi yeni nesil müdahalelerin de, çok büyük tahribatlar yapacağını ancak tasarlanan sonuçları veremeyeceğini tahmin edebiliriz. 11 Eylül’den bu yana yaşananlar, Kuzey ülkelerine, büyük bir değişim geçiren yeni küresel dünyayı eski usul “geleneksel” emperyal yöntemlerle yönetemeyeceklerini gösterdi. Uzun zamandır yönetebildikleri mal, para ve insan akımlarını artık eski zor kullanma yöntemleriyle denetleyemeyeceklerini belki Suriye’deki bu yeni nesil darbe gösterir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada, özellikle dikkati çekmek istediğim nokta eski nesil kurmayların ve uluslararası ilişkilerin “realist” uzmanlarının henüz yeni göç hareketlerini fazla önemsememeleri olacak. Suriye’deki son operasyonun göreli olarak, şimdilik, kansız sürmesinde, kanlı müdahalelerin yarattığı göçten kaynaklanan “göçmen karşıtlığı” olduğunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Yeni müdahale denemesi, belki de, göçlerin artık eski usullerle denetlenemeyeceğinin fark edilmesinin bir sonucudur. Bu deneme belki “Suriyelilerin” göçünün yönünü Avrupa’dan ve Türkiye’den Suriye’ye yöneltir. Belki, Suriye’de konuşlanan İslamofobi’nin ürettiği, Batı’ya yönelik düşmanlık, iç düşmanlara yöneltilerek kısa bir süre için sönümlendirebilir. Ancak, insan haklarını tanımayan cemaatçi otoriter anlayışın sürmesi halinde “yeni” düşmanlar, belki de daha kısa sürede yaratılacaktır. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 07:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/suriyedeki-naklen-savasi-seyrederken-ilk-anda-dusunduklerim-1734039515.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Basın ağaları üzerine (Ayrıcalık Üzerine 4)</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/basin-agalari-uzerine-ayricalik-uzerine-4-9322</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/basin-agalari-uzerine-ayricalik-uzerine-4-9322</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sanki bir haber programı izlemiyorum da kahvede birbiriyle muhabbet etmekte olan birkaç arkadaşın şakalaşmaları, övgüleri, sitemleri, dertlenmelerini izliyorum. Yazık bu ülkeye…Bir kanat artık habercilik yapmıyor. Toplumun bir kesimi haber alma hakkı çerçevesinde diğer kanallara yöneliyor.&nbsp; Oradan alabildiğimiz haber de bu… Adeta devlet memurluğu mesaisi…Dört saatlik program… Dört saatlik programı doldurmak için türlü sübjektif değerlendirmeler…Muhalif basın buysa, iktidar basınına diyecek bir şey yok… Basın ağalığı bu…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haber alma hakkı düşünce özgürlüğünün önemli bir bileşenidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haber, yani bilgi almaksızın düşünceleri geliştirmek zordur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haber alma hakkının muhataplarından en önemlisi, demokrasilerde “<em>dördüncü kuvvet</em>” olarak adlandırılan basındır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Basının “<em>yandaş medya</em>” olarak adlandırılan bölümü üzerine söylenecek çok fazla söz yok…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onlar kendilerine iktidarın icraatlarını övmek gibi bir görev edinmiş durumdalar…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Basının bir bölümünün siyasal iktidarın sözcüsü haline gelmiş olması basın özgürlüğünü anlamsız kılıyor ama ülke gerçeği bu…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç itibarıyla anayasal bir hakkımızı kullanamaz hale geldik, ama yapacak bir şey yok…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden “<em>haber</em>” alamayacağıma inandığımdan bu nitelikte gördüğüm yazılı ve görsel basın araçlarını takip etmiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geriye “<em>muhalif basın</em>” olarak bilinen kanat kalıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onlar da ayrıcalıklı hale gelmiş olmaları nedeniyle uzun zamandır “<em>yandaş medyayı</em>” aratmaz oldular.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden haber alma hakkımı kullanamamaktayım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunu göstermek için bir 4 saatlik bir TV programı için “<em>boşuna</em>” harcadığım 90 dakikamı anlatacağım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Program için 21.00-01.00 saatleri ayrılmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada alttan önemli dolandırıcılık vakalarına ait spotlar geçiyor ve “<em>birazdan</em>” bunların ayrıntılı olarak açıklanacağı belirtiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önce programa katılan habercilerden birinin yetişemediğine vurgu yapılıyor, boş sandalyesi gösteriliyor ve sonra haberci kravatını düzelterek zafer edasıyla endamını gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk birkaç dakika kendilerinden, hastalıklarından, ne kadar çalıştıklarından söz ediyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Arkasından programın formatına uygun olmamasına rağmen, güncel olduğu gerekçesiyle Suriye meselesine değinileceği belirtiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada ben beklentisi içinde olduğum dosyanın açılmasını bekliyorum ve programın beni ilgilendiren, haber almayı umduğum kısmı muhtemelen 10-15 dakikalık bir bölümü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önce bölgeye giden bir muhabirle uzun bir muhabbet yapılıyor, aynı sorular tekrar tekrar soruluyor; muhabire cevabını henüz kimsenin bilemeyeceği çok sayıda soru soruluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhabir çoğu sübjektif olan kişisel yargılarını aktarıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada daha asıl program başlamamışken birinci reklam giriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Reklamdan sonra ilk olayın ayrıntılarına giriliyor ve sürekli tekrarlarla vakit geçiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir soruşturma dosyasının içindeki birkaç iddia aktarılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diğer muhabirler başlarından geçen benzer olayları hatırlatıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu haberleri kimseyi karalamak için yapmadıklarını ve sadece çürük elmaların ayıklanması için çabaladıklarını söylüyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama anlattıkları olay polisiye bir adli vakanın daha ötesinde değil ve dosyada ileri sürülen iddiaları aşamıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada yeniden bir reklam…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni bir dosyayı açmak için büyük ekranın başına geçiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Grafikler, rakamlar, yorumlar için uzun bir süre harcanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anlatılan şey şu: Bütçenin rakamları çok büyük ve giderlerin önemli bir kısmı faize ayrılıyor; gelirler ise daha çok dolaylı vergilerden sağlanıyor. Bütçenin bir kısmı asgari ücrette anlamlı bir artış için ayrılabilirdi. Faize kaynak ayırmak yerine asgari ücret artışına daha fazla kaynak ayrılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben bir izleyici olarak “<em>yeni</em>” hiçbir şey öğrenemiyorum; bu konu uzun zamandır işleniyor zaten.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aslında bir ara bu konuda ümitleniyorum: haberci beyefendi baskı harcamalarının son üç yılda nasıl keskin biçimde arttığını açıklıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun bir nedeni olmalı diye düşünerek bir “<em>haber</em>” beklentisi içine giriyorum: Muhtemelen birilerine kaynak aktarıldığına ilişkin bir bulgu aktaracaklar diye bekliyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama onun yerine bu grafiği hazırlayan kişinin adı zikredilerek ona teşekkür edilmekle yetiniliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir ara bu kişinin sitemi aktarılıyor. Programdaki habercilerden birini aramış ama o telefonunu açmamış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ardından diğer muhabirlerin benzer sitemleri dile getiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Konu birdenbire kişisel bir hal alıyor; <em>acaba birbirinizle bir araya gelerek bu sorunu çözemez miydiniz? Ben niye ortak edildim bu sorununuza</em>, anlayamadım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada ekonomiye ilişkin genel eleştiriler, çözümler dile getiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama söylenen her cümle en az birkaç kez tekrar ediliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ardından yeni bir reklam…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neyse buna da katlanayım, ilgilendiğim dosya artık açıklanacak diye beklerken…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O da ne…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni bir gelişme olmuş…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">HGS bilgileri hacklenmiş ve program unutulup bu konu gündeme oturuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haberci muhterem “<em>yüksek mevkide</em>” tanıdıkları olduğunu ima ediyor ve hemen telefonuna sarılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Canlı yayın sürerken karşı tarafla görüşmeye başlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıcalığın ve özgüvenin bu kadarı artık fazla diye geçiriyorum içimden.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neyse ki sunucu duruma müdahale ederek konuşan muhabirin sesinin gelmemesi için mikrofonunun sesinin kısılması talimatı veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Programda birden bire konu değişiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhtemelen “<em>4 saatin bir kısmını daha doldurabileceğiz</em>” sevinci içinde konu üzerinde yorumlar başlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada asıl dosyayı anlatacak sayın haberci “<em>harita</em>”nın önünde hazır vaziyette bekliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ardından haber kanalı muhteşem bir başarıya imza atıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Henüz diğer kanallarda yayınlanmadan ulaştırma bakanlığının üst düzey yetkilisinden alınan iddianın tam olarak doğruyu yansıtmadığına ama bir girişim olduğuna ilişkin bilgi aktarılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu olay üzerine haberci beyefendinin ne kadar güçlü olduğunu da gözlerimizle tanık olmuş oluyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir telefonla başka hiçbir kanalın alamadığı bilgiyi onlardan önce bize sunmuş oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada alt yazıda kanalın bu büyük başarısına ilişkin haber akmaya başlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bakanlığın kısa zaman içinde diğer kanallar için de açıklama yapacağı belirtiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama asıl olan olmuştur; haber, güçlü muhabirimiz sayesinde kamuoyunun bilgisine sunulmuştur bile…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bundan sonrası teferruattır…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu bilgi ulaştırılmasaydı halimiz ne olurdu acaba?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Düşünmek bile istemem…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık bu kadar büyük bir haberden sonra reklam olmaz mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tabii ki yine “<em>kısa bir reklam</em>.”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bir harita açılmış, birkaç il kırmızıyla gösterilmiş. Tabi ya! Haritasız program mı olur?</strong></span></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Harita olmazsa gerçekler anlatılabilir mi? Ben artık müzik programlarında bile harita istiyorum. Hatta yemek programlarının bir köşesine harita konsa ve yemeğin yöresi gösterilse fena mı olur?</strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>YEMEK PROGRAMLARININ BİR KÖŞESİNE HARİTA KONSA</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neyse, kaçışları kalmadı bu defa olay kesin anlatılacak diye bekliyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten bu defa olay aktarılmaya başlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir harita açılmış, birkaç il kırmızıyla gösterilmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tabi ya! haritasız program mı olur?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Harita olmazsa gerçekler anlatılabilir mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben artık müzik programlarında bile harita istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hatta yemek programlarının bir köşesine harita konsa ve yemeğin yöresi gösterilse fena mı olur?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haritayı görmeyince pek TV seyretmemiş gibi oluyorum, ne yalan söyliyim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Detaylar anlatılmaya başlanıyor…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olayda adı geçenlerin adları ve birbirleriyle tahmini ilişkileri anlatılıyor…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olay İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına Ankara’daki evinde yapılan bir suikast girişimi…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şahısların iller arasındaki hareketlerinden ve birçok defa yakalanmalarına rağmen serbest bırakılmalarından söz ediliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama ben o illerin konumuz açısından anlamını bir türlü kavrayamıyorum. Olay, A ilinde değil de B ilinde olsaydı olayın özünün nasıl değişeceğini anlamlandıramıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç, bir başsavcıya bir suikast girişimi olmuş…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olayın arkasında kimin olduğuna ve neden yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi yok…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu olayın “<em>çok önemli</em>” olduğuna ilişkin yüzlerce defa beyanda bulunuluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama neden önemli olduğuna ilişkin hiçbir bulgu yok…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada müthiş spekülasyonlar: “<em>Ben savcının olayın neden yapıldığı bilgisine sahip olduğunu düşünüyorum</em>” diyor habercilerden biri…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çağırıp sorsak mı diye düşünmeden edemiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Polisiye bir romanda gibiyim: “<em>Hmmm….Savcı da olayı bildiğine ve sır gibi sakladığına göre azmettiren kişi ona zarar vermek istemeyen amcasının oğlu olabilir mi acaba?</em>”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“<em>Evet bu gerçekten çok mantıklı</em>…” diyorum kendi kendime.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">En iyisi hemen telefon açıp bu sırrı paylaşayım diyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama ben üst düzey görevli değilim, öyle kolay ulaşamam bu zatı muhteremlere…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Heyecan dorukta olduğundan yeni bir “<em>reklam arası</em>”…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim kalbim ancak bu kadar dayanabiliyor…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üzüldüğüm şey tam 90 dakikamı hiçbir şey öğrenemediğim bir yayına ayırmış olmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onlar için de kolay değil, tam dört saati doldurmak zorundalar; hadi diyelim bunun bir saati reklam olsun; üç saat de az değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama onlar üç-dört saatlik mesailerini dolduracaklar diye çok sayıda insanın zamanının heba edilmesine ne diyeceğiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Abartmasız söylüyorum: izlediğim 90 dakikada aktarılan bilginin tümü 5-10 dakika içinde verilebilirdi ve hatta bu bilgilerin verilmesine de gerek yoktu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üstelik sunucunun youtube kanalı üzerinden yayınlanmış ve haftalık ülke gündemini mizahi bir dille anlatan muhteşem başarılı videoloarı var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orada 15-30 dakika arasında ülkedeki bütün olayları son derece başarılı biçimde seyirciye aktarırken, sunuculuğu yaptığı programda 4 saati heba etmesini anlayamıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Açın bakın önemli yabancı TV kanalarına…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Memur türü basın mensuplarının yer aldığı 4 saatlik haber programları yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir haber programı genellikle 30-60 dakikayı geçmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Programlar bütün ve özet halinde olmak üzere sürekli yayınlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dolayısıyla ilgilendiğim bir haber programının özetini izledikten sonra ayrıntısını da izleme şansım var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlgilendiğim 15 dakikalık bir haberi izlemek için 4 saat harcamak zorunda değilim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özeti ya da bütünü kaçırırsam hiç sorun değil, çünkü tekrarlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haberi izlemişsem yeniden gördüğümde kanalı değiştiriyorum ya da kapatıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Odak, TV kanallarına ayrıcalık yaratmak olmayıp haber alma hakkının kullanılması olduğundan, izleyici olarak seçici davranıp istediğim haberleri ya da özetlerini seçip alma imkanım var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oysa sözünü ettiğim programın herhangi bir kesitiyle ilgileniyorsam bütün programı izlemek ya da o kesiti de izlemekten vazgeçmem gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun temel nedeni benim haber alma hakkı olan bir vatandaş olarak değil, reklam izletilmesi gereken bir tüketici olarak görülmem.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben reklam izledikçe kanalın gelirleri artıyor ve habercilere daha yüksek maaşlar ödenebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O yüzden haberciler de kendileriyle çelişkiye düşerek eleştirdiklerinin aynısını fazlasıyla yapıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sanki bir haber programı izlemiyorum da kahvede birbiriyle muhabbet etmekte olan birkaç arkadaşın şakalaşmaları, övgüleri, sitemleri, dertlenmelerini izliyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazık bu ülkeye…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir kanat artık habercilik yapmıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Toplumun bir kesimi haber alma hakkı çerçevesinde diğer kanallara yöneliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oradan alabildiğimiz haber de bu…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adeta devlet memurluğu mesaisi…Dört saatlik program… Dört saatlik programı doldurmak için türlü sübjektif değerlendirmeler…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhalif basın buysa, iktidar basınına diyecek bir şey yok…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Basın ağalığı bu…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O da ayrıcalıklarla donatılmış ve ayrıcalıklarını genişletmek için mücadele ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Düşünceye katkı yapacak değil ya…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Keşke yemek programlarını izleyebilme yeteneğim olsaydı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 07:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/basin-agalari-uzerine-ayricalik-uzerine-4-1733983794.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ödül enflasyonuna gazetecilerin katkısı</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/odul-enflasyonuna-gazetecilerin-katkisi-9205</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/odul-enflasyonuna-gazetecilerin-katkisi-9205</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde meslek etiği açısından dikkate değer bir “ödül” tartışması yaşanıyor bir süredir.</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Genel Merkez, Bursa Şubesi’nin “bir özel üniversiteye ödül vermesinin ÇGD’nin ilkelerine ve geleneklerine aykırı” olduğu </span><a href="https://x.com/cgdgenelmerkez/status/1861058624438558929" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc">açıklaması</span></a><span style="color:#222222"> yaptı. Açıklamada, “Alanının dışında bir konu olan ‘eğitim’ ile ilgili bir kuruma, gazetecilikle ilgili herhangi bir sebep gösterilmeksizin ödül verilmesi de anlamlı değildir” denildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Bursa Şube Başkanı Yüksel Baysal da buna “vesayet” ve “cürmünüz” gibi sözcüklerle bezeli sert bir </span><a href="https://www.ogaste.com/yazarlar/yuksel-baysal-5/bir-odul-uzerine-kopartilan-firtina-38977" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc">yazıyla</span></a><span style="color:#222222"> karşılık verdi. Mudanya Üniversitesi’nin ödülden feragat ettiğini de yazdı. Bursa Şubesi’nin </span><a href="https://tele16haber.com/odul-tartismasi-cgd-bursa-subesinden-aciklama/" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc">açıklamasında</span></a><span style="color:#222222"> da “Genel Merkez, Bursa Şubesi’ni hem demokratik kamuoyu önünde zor durumda bırakmış hem de Bursa’da yıllardır mücadele ettiği karanlık zihniyete malzeme etmiştir” görüşü savunuldu.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222"><strong>ÇGD Eskişehir de vermişti</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Ödül listesine baktım, gazeteciler dışındaki kişi ve kuruluşlar da yer alıyor. Türkiye Briç Kadın Millî Takımı, spor ödülüne, LÖSEV Doğa Köy Enstitüsü, eğitim ödülüne, İnegöl’de altın madenine direnen köylüler çevre ödülüne ve İSİAS davasında hak arayan depremzedeler de hukuk ödülüne değer görülmüş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Daha önce de ÇGD Eskişehir Şubesi, A Millî Kadın Voleybol takımı, Naci Görür, Sami Selçuk, İbrahim Kaboğlu, Rezan Epözdemir, Aras Bulut İynemli, Gürer Aykal gibi isimlere ödül vermişti; o zaman da </span><a href="https://www.farukbildirici.com/2024/02/05/localarda-viski-esliginde-mac-izleyen-yazarlar/" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc">yazmıştım</span></a><span style="color:#222222"> bu konuyu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Maalesef bu ödüllendirmeler, Türkiye’deki ödül enflasyonuna ÇGD’nin katkıda bulunmasından öte bir anlam taşımıyor; hem de ödüllerin değerini azaltıyor. Ödüller, plaket düzeyine indirgeniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Her yıl hem ÇGD Genel Merkezi hem de şubeler ayrı ayrı ödüller dağıtır onu da anlayamıyorum doğrusu. Bu kadar çok ödüle gerek duyulmasının nedeni salt gazetecilikle ilgili mesleki kaygılar mı? Ya da bu ödüllendirmelerin mesleğimize nasıl bir katkısı var? Bu soruların yanıtlarının da tartışılması gerek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Elbette sadece ÇGD ve şubeleri de değil, sayısını bilemediğimiz onlarca meslek örgütü de her yıl gazetecilik ödülü dağıtıp duruyor. Bu kadar çok ödül dağıtılınca ödüllerin değeri de azalıyor maalesef.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Ağırlıklı, gazetecinin kariyerine katkıda bulunan, alınca gazeteciyi sevinçten havalara uçuran ödül sayısı üçü beşi geçmiyor.&nbsp;Bütün gazetecilik örgütlerinin ödül sistemini gözden geçirmesinde yarar var artık.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222"><strong>Ödül almayalım vermeyelim de</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Burada asıl üzerinde durulması gereken, bir gazetecilik meslek örgütünün gazetecilik dışındaki kişi ve kuruluşlara ödül vermesi! Gazetecilik örgütlerinin, mesleki alanımız dışındaki kişi ve kuruluşlara ödül vermesi, etik ve uygulama açısından sorunlu. Her şeyden önce gazetecilik dışındaki kişi ve kuruluşlar bizlerin haber kaynağı durumunda. Ayrıca onların faaliyetlerini değerlendirmek, başka bir deyişle başarı puanı belirlemek gazetecilere düşmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Aynı gerekçelerle gazetecilerin, gazetecilik dışındaki kuruluşlardan da ödül almaması gerek. O kuruluşlar da bizim gazeteciliğimizi değerlendiremez, bize not veremez. Olsa olsa onların verdiği de teşekkür ya da dayanışma plaketi olur, o kadar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#222222">Ödül enflasyonuna katkıda bulunmayalım; gazetecilik dışındaki kişi ve kuruluşlardan ne ödül alalım ne de ödül verelim…</span></span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Dec 2024 07:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/odul-enflasyonuna-gazetecilerin-katkisi-1733433055.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uğur Dündar’a babalık davası ve linç gazeteciliği</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ugur-dundara-babalik-davasi-ve-linc-gazeteciligi-9067</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ugur-dundara-babalik-davasi-ve-linc-gazeteciligi-9067</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hatırlarsınız, Uğur Dündar hakkında açılan babalık davası, yedi ay kadar önce sürekli Sabah gazetesinin sürmanşetindeydi. Ama şimdi mahkeme karar verip, davayı reddedince haber bile yapmadılar.</span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Belli ki, mahkemenin kararını beğenmemişlerdi. Nitekim karardan hoşnutsuzluklarını babalık davası açan Dilara Gülatan ve kız kardeşi Duygu Nebioğlu’nun karar aleyhine sözlerini mutlak doğrularmış gibi haber yaparak gösterdiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">22 Kasım’da, “Ablam gerekirse AİHM’e kadar&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/yazarlar/gunaydin/tuba-kalcik/2024/11/22/ablam-gerekirse-avrupa-insan-haklari-mahkemesine-kadar-gidecek" rel="noopener" target="_blank">gidecek</a>”, &nbsp;25 Kasım’da “Dündar’ın DNA testi usule uygun&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/yazarlar/gunaydin/tuba-kalcik/2024/11/25/ugur-dundarin-korkusu-yoksa-neden-koc-universitesine-rapor-hazirlatti" rel="noopener" target="_blank">yapılmadı</a>” ve 26 Kasım’da da “Dündar alaycı ve&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/yazarlar/gunaydin/tuba-kalcik/2024/11/26/dundar-annemi-ve-beni-kucuk-dusurmeye-calisiyor-calisiyor" rel="noopener" target="_blank">saygısız</a>” haberiyle salvoya başladılar. &nbsp;Bugün de “Bu neyin telaşı” başlıklı bir&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/trend/galeri/magazin/ugur-dundar-saldiriya-gecip-agzini-bozdu-bu-neyin-telasi-iste-ugur-dundarin-cevap-vermesi-gereken-sorular" rel="noopener" target="_blank">haber</a>&nbsp;vardı Sabah’ta. Muhtemelen daha da sürecek bu yayınlar…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecilik, yargılama haberlerinde suçlamalar kadar, savunmayı da dengeli biçimde yayımlamayı, adil, tarafsız ve önyargısız olmayı gerektirir. Haberini yaptığınız davayı izler, mahkemenin verdiği kararı da yayımlar, okurlarınızı eksiksiz bilgilendirirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah ve aynı gruptaki Takvim gazetesi, baştan itibaren bu davayı Uğur Dündar aleyhine kampanyaya dönüştürdü; ilk günden itibaren de tek yanlı, suçlayıcı ve hüküm içeren haberler yayımlamayı yeğlediler.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah ve Takvim’in kampanyası</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aslında bu dava 2022’de açılmıştı ama Sabah, Duygu Nebioğlu’nun sanatçı Metin Akpınar’ın kızı olduğunun ortaya çıkmasının ardından ablası Dilara Gülatan’ın da Uğur Dündar’a dava açtığını fark etti. Sabah’ın, Uğur Dündar’a babalık davası açıldığına ilişkin ilk haberi 16 Nisan’da yayımlandı. O günden itibaren de karşı görüşe hiç yer vermeden sürdürdüler yayınlarını.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uğur Dündar’ın, anne Suphiye Orancı’yı tanımadığı ve “Adli Tıp raporunun Dilara Gülatan’ın babası olmadığını kanıtladığı” yolundaki açıklamalarına rağmen haberlerin ardı kesilmedi. Sabah’ın ilk sayfasından anons edilen haberlere, Günaydın ekinde ve Takvim gazetesinde geniş yer ayrılmaya devam etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah ve Takvim gazetelerini tarayarak Sabah grubunun bu davaya yaklaşımını inceledim. Geçen nisan ayı içinde Uğur Dündar hakkında Sabah’ta 11 haber, Takvim’de 13 haber kullanılmıştı. Başlıkları da şöyleydi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/ugur_dundar_sabah.jpg"><img alt="" src="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/ugur_dundar_sabah.jpg" style="height:580px; width:1024px" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sabah (15 günde 11 haber)&nbsp;</strong>Uğur Dündar’a babalık davası (16 Nisan), İşte Uğur Dündar’a babalık davası açan Dilara (17 Nisan), Annem ‘Baban Uğur Dündar’ dedi (18 Nisan), Yeni DNA testi istiyoruz (19 Nisan), DNA testinde 5 kural ihlal edildi (20 Nisan), Uğur Dündar’ın pişkin tavrı tepki çekti (21 Nisan), Araştırmacı gazetecilik basına yasak getirmek mi? (22 Nisan), Uğur Dündar’la Çınar Otel’de görüştüler (23 Nisan), Basın yasağı bu kadar kolay verilmemeli (24 Nisan), Büyük korkusunu yıllar önce itiraf etti (25 Nisan), Uğur Dündar’ın verdiği röportaj delil oldu (26 Nisan).</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/ugur_dundar_takvim.jpg"><img alt="" src="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/ugur_dundar_takvim.jpg" style="height:580px; width:1024px" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Takvim (15 günde 13 haber)&nbsp;</strong>Kim bu gazeteci? (16 Nisan), DNA raporu sahte mi? (18 Nisan), DNA testine inanmıyorum (19 Nisan), Tarihi skandal (20 Nisan), Kapak geliyor kapak (21 Nisan), Gerçeklerin zamanı gelince gün yüzüne çıkma huyu vardır (22 Nisan), Çınar Otel’de birlikteydi (23 Nisan), Sakin ol koca Çınar (24 Nisan), Vay babasını (25 Nisan), Daha neler var neler (26 Nisan), Duygusal çağrı (27 Nisan), Allah haklı olduğumu biliyor (29 Nisan), Seksend The City (30 Nisan).</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başlıklardan da anlaşılacağı gibi, haberleri sürdürmek için özel çaba harcanmıştı. Hemen her gün Uğur Dündar aleyhine yeni bir veri aranmış; bulunamazsa da özellikle Takvim’de “Vay babasını”, “Sakin ol koca Çınar”, “Seksend The City” gibi başlıklar atılarak düzey iyice düşürülmüş, magazinleştirilmişti. Uğur Dündar’ın yıllar önce verdiği bir demeç bile bu davayla ilgili kanıt olarak sunulmuştu.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kararı Uğur Dündar duyurdu</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mahkeme sonucunu beklemeye mi karar verdiler bilemiyorum ama Sabah ve Takvim, geçen mayıs ayından itibaren Uğur Dündar haberlerine ara verdi. Arada kaçırdığım bir haber yoksa, sadece Takvim’de 8 Mayıs’ta “Duygusal ses” başlıklı bir haber kullanıldı. Ondan sonra beş ay kadar kesildi bu haberler, ta ki 14 Ekim’e kadar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O gün Sabah’ın sürmanşetinde kullanılan haberde “Kritik duruşma perşembe günü: Babalık davasında düğüm çözülüyor” başlığı yer alıyordu. Fakat bu kadar önem atfettikleri duruşmanın haberini kullanmadı Sabah. 18 Ekim’de bu konuda hiçbir haber yoktu! “Kritik duruşma” Sabah’ın beklediği gibi gitmemişti anlaşılan.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Davanın sonucuyla ilgili haber de günlerce sürmanşetten yayın yapan Sabah ve Takvim’den değil, Uğur Dündar’dan geldi. 20 Kasım’da yaptığı&nbsp;<a href="https://x.com/ugurdundarsozcu/status/1859096115011793031" rel="noopener" target="_blank">paylaşıma</a>&nbsp;“Gereksiz dava reddedildi” başlığını koymuştu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“D.G. adlı kişi tarafından şahsıma açılan ‘babalık davası’nda Adli Tıp Kurumu DNA incelemesi yapmış ve biyolojik babalık iddiasını kesin olarak reddetmişti. Dün de mahkeme kararını verdi ve bu gereksiz davayı reddetti.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah, Uğur Dündar’ın bu paylaşımından sonra aleyhte ve tek yanlı yayına tekrar başladı. Isparta 3. Aile Mahkemesi’nin 19 Kasım’da verdiği ret kararının içeriği ve Uğur Dündar’ın açıklamaları hakkında okurlarına bilgi vermeden üç gündür devam ediyorlar iki kız kardeşin suçlamalarını yayımlamaya. Belki dava istinafta, sonra Yargıtay’da kesinleşene kadar da devam edecekler.</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Erişim engeline çifte standart</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu süreçte gazetecilik açısından dikkat çeken bir gelişme de Uğur Dündar’ın haberlerle ilgili erişim engeli kararı aldırmasına Sabah ve yazarlarının gösterdiği tepkiydi. Erişim engelini “basına yasak” ve “haber alma özgürlüğüne engel” olarak niteleyen Sabah, “Basın yasağı bu kadar kolay verilmemeli” haberi yaptı o günlerde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, bence de bir gazetecinin erişim engeli için başvurması tartışılabilir. Ancak yukarıda da belirttiğim haberlerin niteliği de ortada. Üstelik Sabah gazetesi ve yazarları, bugüne değin özellikle iktidar ve yakınlarının getirttiği on binlerce erişim engellemesine itiraz etmediler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hatta Sabah yazarı Hilal Kaplan evlilik haberlerine, Turkuvaz Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanvekili Serhat Albayrak da BirGün ve Cumhuriyet’teki haberlere&nbsp;<a href="https://farukbildirici.com/albayrak-kardesler-ve-hakkin-kotuye-kullanimi/" rel="noopener" target="_blank">erişim engeli</a>&nbsp;kararı aldırmıştı. O zaman bu engellemelere karşı çıkmadılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tam bir çifte standart içinde yaklaştılar erişim engellerine…</span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İtibar linci</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah grubunun Uğur Dündar hakkındaki bu haberleri, önyargı ve düşmanlık duygularının gazeteciliği nasıl zehirlediğini kanıtlıyor. Zira Sabah ve Takvim’in Uğur Dündar’ın babalık davasıyla ilgili haberleri, baştan aşağı önyargı ve düşmanlık kokuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böyle bir yayın salt habercilik kaygısıyla yapılsa ilk haberden sonra babalık davasındaki gelişmeleri izler; somut verileri ve mahkeme sonucunu da ayrıntılı olarak okurlarına iletir; onları yanlış ve eksik bilgilendirmezlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette 54 yıllık televizyon habercisi ve yazar Uğur Dündar’ın gazeteciliğini beğenmeyebilir, kişisel duruşundan, politik tavrından da hoşlanmayabilirler. Ama haberler, nesnelliği yok eden duygularından arınmalı; somut veriler ve mesleki kurallar üzerinden ilerlemeliydi. Oysa Sabah ve Takvim, bu davayı tek yanlı ve önyargılı yaklaşımla Uğur Dündar aleyhine itibar lincine dönüştürdü.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Uğur Dündar’ın son paylaşımı</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tabii Uğur Dündar’ın son&nbsp;<a href="https://x.com/ugurdundarsozcu/status/1860930861413044436" rel="noopener" target="_blank">paylaşımı</a>&nbsp;da etik açıdan sorunlu. “D.G ‘nin hayatımda hiç tanımadığım annesi Suphiye (Sofi) Orancı hakkında ARENA’ya ulaşan yüz kızartıcı belgeleri yayınlamaya başlayabiliriz. Bunlar arasında öyleleri var ki ekrana getirdiğimizde içinizden tükürme duygusu geçecek” yazdı bu paylaşımında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sözünü ettiği gibi davayla ilgili yeni belgeler bulduysa Uğur Dündar onları mahkemeye sunmalıydı; dava bittikten sonra ekrana getirmesi, haberciliği, kişisel sorunu için kullanması anlamına gelir. Doğal olarak böyle bir yayında da nesnellik olamaz, duygular devreye girer; “kamusal yarar”dan söz edilemez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu eleştirimi, yazımı yayına vermeden önce Uğur Dündar’a da ilettim, bir kez daha düşünmesini önerdim. Kendisi de eleştirime hak verdi ve sözünü ettiği yayından vazgeçti. Ortak noktada buluşmuş olmaktan dolayı sevindim doğrusu. Hem böylesi gazetecilik açısından daha doğru oldu.&nbsp;</span></span></p>

<p><em>----</em><br />
<em>Bu yazı, yazarın izni ile&nbsp;<a href="https://farukbildirici.com/" rel="noopener" target="_blank">www.farukbildirici.com</a>'dan alınmıştır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Nov 2024 07:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/ugur-dundara-babalik-davasi-ve-linc-gazeteciligi-1732869658.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toplumsal kurumların denetleyicisi olarak sosyal medya</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/toplumsal-kurumlarin-denetleyicisi-olarak-sosyal-medya-8880</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/toplumsal-kurumlarin-denetleyicisi-olarak-sosyal-medya-8880</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medya kullanıcılarının ortak politik tutum ve tepkilerinin halkın bir kısmının tepkisi olarak görülebilmesi için, ortak çıkar grubu şeklinde örgütlenmeleri daha isabetli sonuçlar doğurabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sosyal medyanın günümüzde siyasal mücadele alanında hiç etkinliğinin olmadığını söylemek doğru olmaz. Mevcut bir duruma ilişkin kullanıcıların tepkilerini bireyler olarak dile getirmesi de değerlidir. Ne var ki aktif olarak kullanan vatandaş sayısı kısıtlı olduğundan ve bireysel girişimle sınırlı kaldığından ideal demokratik sistemlerde geleneksel medyadan beklenen siyasal iktidarı denetleme işlevlerini yerine getirmesi oldukça zordur.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medyanın 4. kuvvet olduğuna ilişkin ifadeyi çoğumuz duymuşuzdur. Bu cümlenin arka planı liberal temsili demokrasiyle yönetilen toplumlarda, kuvvetler ayrılığı prensibine gönderme yapmaktadır. İdeal temsili demokrasilerde yasama, yargı, yürütme prensip olarak, birbirinin yetki sahasına müdahale etmeyen toplumsal kurumlar olarak tasarlanmıştır. Kuvvetler ayrılığı prensibi, bu kuvvetleri hayata geçiren kurumların hem birbirlerine göre özerk olmasını hem de birbirlerini denetleyebilmelerini sağlar. Bu anlamda siyasi otorite yürütme görevini sürdürürken olası yetki ihlallerinin diğer kuvvetler tarafından denetlenmesi sağlanır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böyle bir demokratik sistemde medya vatandaşları bilgilendirme, bilgi sahibi olan vatandaşların vatandaşlık haklarını kullanmaları ve karar alma mekanizmalarına katılmalarını sağlamakta oldukça önemli bir yer teşkil eder. Medya siyasi kararların tartışılabildiği yayıldığı, siyasi otoritenin icraatlerinin sonuçları hakkında bilgilerin yayıldığı kamusal alanın en önemli unsurlarından biridir. Bu noktada adeta yasama veya yürütme yetkisini doğrudan elinde bulundurmayan ancak bilgi edinme haklarına sahip olan vatandaşlar medya yoluyla siyasi otoriteyi veya diğer kuvvetleri bilgi edinme yoluyla denetleme şansına sahip olabilirler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geleneksel medyanın bu ideal işlevi, günümüzde yeni medyanın dolayısıyla sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla daha bireysel ve interaktif bir şekle bürünmüş gibidir. Ancak mevcut gelişmelere toplumsal bir tepki geliştirebilmek ve/veya konsolide edebilmek için sosyal medya sınırlı imkanlar sunar. Bunun nedeni sosyal medyanın toplumun her bir bireyinin hesapları dolayısıyla kişisel fikirlerini ifade edebilmelerine olanak sağlamış olmasına rağmen, bu fikirlerin ses getirebilmesi ve geniş insan gruplarınca yankı bulabilmesi çok kolay değildir. Siyasal alan içinde vatandaşların da bulunduğu bir mücadele alanı olarak kavranırsa, iktidar sahiplerinin eleştirilmesi, denetlenmesi için de kolektif politik tepkilerin kamuaoyunda yankı bulması gerekmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kamusal alan devleti, medya kurumlarını, eğitim kurumlarını ve vatandaşları içeren siyasal kararların alınması ve uygulanmasına zemin hazırlayan siyasi bir zemin gibi düşünülürse, etki grubu haline gelmek kolektif bir varoluş gerektirir. Temel olarak bireysel kullanımı esas alan sosyal medya ortamı, birlikte, tutarlı ve bütünsel bir tepki ve talep geliştirmekte sivil toplum kuruluşlarından daha bile zor olabilir. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sosyal medya kullanıcılarının ortak politik tutum ve tepkilerinin halkın bir kısmının tepkisi olarak görülebilmesi için, ortak çıkar grubu şeklinde örgütlenmeleri daha isabetli sonuçlar doğurabilir.</strong></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sosyal medyanın bireysel girişimlere yer vermek, çift yönlü mesaj akışı, zaman mekan sınırlarını ortadan kaldırmak gibi hususlarda geleneksel medyadan oldukça farklıdır. Bu bakımdan iletişim kanalı olarak teoride siyasal icraatlara ilişkin, ortak bir tutumun dille ifadesinde bireylere fırsat vermektedir. Ancak politik tepkilerin organize bir şekilde ifade edilip mobilize edilmesi ve böylece siyasal iktidar üzerinde baskı unsuru olabilmesi oldukça zordur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Organize politik tepkilerin siyasal karar mekanizmalarında baskı unsuru olabilmesi sivil toplum örgütlerinin tüzel kişilik yapısında daha mümkün görünmektedir. Sosyal medya kullanıcılarının ortak politik tutum ve tepkilerinin halkın bir kısmının tepkisi olarak görülebilmesi için, ortak çıkar grubu şeklinde örgütlenmeleri daha isabetli sonuçlar doğurabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siyaset kavramının bizzat kendisi halkın farklı kesimlerinin kendi hak ve çıkarlarını öncelikle ifade etmek ve sonrasında savunmak için mücadele yürütülen bir arenayı temsil etmektedir. Somut kurum ve kanunların etknlik gösterdiği bu alanda varlık gösterebilmek için ortak çıkarlara ve/veya kimliklere sahip halk kesimlerinin örgütlenmesi gerekir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun yanısıra sosyal medyanın günümüzde siyasal mücadele alanında hiç etkinliğinin olmadığını söylemek de doğru olmaz. Mevcut bir duruma ilişkin kullanıcıların tepkilerini bireyler olarak dile getirmesi de değerlidir. Ne var ki aktif olarak kullanan vatandaş sayısı kısıtlı olduğundan ve bireysel girişimle sınırlı kaldığından ideal demokratik sistemlerde geleneksel medyadan beklenen siyasal iktidarı denetleme veya vatandaşların bilgi hakkını yerine getirme işlevlerini yerine getirmesi oldukça zordur. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 07:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/toplumsal-kurumlarin-denetleyicisi-olarak-sosyal-medya-1732078526.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile boyu cinayetler de bulaşıcı mı?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/aile-boyu-cinayetler-de-bulasici-mi-8766</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/aile-boyu-cinayetler-de-bulasici-mi-8766</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aile boyu cinayet ve ardından intihar haberlerinin bulaştırıcı niteliğini gözetmek zorundayız. İntihar haberleri gibi bu vahşetin haberlerini de yayımlamasak ne kaybederiz ki? Onun yerine nedenlerini araştırmalı, bu cinayet ve intiharların ortadan kaldırılmasına odaklanmalıyız.</span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Gerçekten bir artış var mı emin olamıyorum, elimde sayısal bir veri yok. Ama yakınlarını öldürdükten sonra intihar eden erkekler hakkındaki haberlerle son günlerde sık karşılaşıyorum:</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Bakırköy’de eşini öldürüp intihar etti”, “Üç çocuğunun gözü önünde dehşet saçtı: Eşini öldürüp sonra intihar etti”, “Batman’da oğlu ve eşini tabancayla ateş ederek öldürdükten sonra aynı silahla yaşamına son verdi”, “Göl kıyısında önce sevgilisini öldürdü ardından intihar etti”, “Gaziantep’te aile katliamı! Eşi ve dört çocuğunu öldüren baba intihar etti”.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunlar, gazeteler ve haber sitelerinde son bir ayda gördüğüm aile boyu cinayet ve intihar haberlerinden bazıları. Üç beş yıl öncesine kadar, intihar eden erkeklerin, kadınların, eşlerinin ve çocuklarının da yaşamına son verdiği olaylara rastlanmıyordu. Hangi nedenle olursa olsun intihar eden erkekler, genellikle çevrelerindeki insanlara zarar vermeden veda ediyordu yaşama. Nereden başladıysa son yıllarda intihar edenlerin aile boyu cinayet işledikleri olaylarla karşılaşmaya başladık. Hem de giderek artıyor bu vakalar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette aile boyu cinayet ve ardından gelen intiharların tümünün kişisel vakalar olduğu söylenemez; toplumsal, siyasal ve ekonomik nedenleri de olabilir. Bu başlı başına araştırılması ve çıkacak sonuçlara göre önlem alınması gereken bir konu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama her aile boyu cinayet ve intihar haberini gördüğümde düşünmekten kendimi alamadığım bir soru var; Acaba biz gazetecilerin de bu vakaların artmasında rolü var mı? Zira bu vakaların bir yanı cinayet ise öbür yanı da intihar. Bulaşıcı olması ve başkalarına da örnek oluşturması nedeniyle de -istisnai haller dışında- intiharların haberleştirilmemesi gerekli. Evrensel gazetecilik deneyiminin bizleri ulaştırdığı aşama bu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maalesef Türkiye’de medya, özellikle de dijital mecralarda yayın yapanlar, intiharların haber yapılmaması kuralına özen göstermez oldu. Kriminal, siyasal, sosyal nedeni olmayan ve ünlü ya da siyasal kişilikler dışındaki intiharları da intihar yöntemlerini de içerecek şekilde ayrıntılı haber yapıyorlar. Bu intiharların artmasına neden olabilecek bir gazetecilik yanlışı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aile boyu cinayet ve ardından intihar vakalarına dair haberlerin de intihara yeltenecek erkeklere örnek teşkil ediyor olması mümkün. Belki de bu haberler intihara karar veren erkeklere önce yakınlarını öldürmenin olabilirliğini gösteriyor; cinayeti normalleştiriyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aile boyu cinayet ve ardından intihar haberlerinin bulaştırıcı niteliğini gözetmek zorundayız. İntihar haberleri gibi bu vahşetin haberlerini de yayımlamasak ne kaybederiz ki? Onun yerine nedenlerini araştırmalı, bu cinayet ve intiharların ortadan kaldırılmasına odaklanmalıyız.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Haber kanallarının reytingleri düşüşte</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">CNN Türk, eylül ayında olduğu gibi ekim ayında da tüm reyting kategorilerinde “en çok izlenen haber kanalı” olduğunu ilan etti. Demirören Medya’da yayımlanan bu haberlerin doğruluğunu merak edip inceledim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/reyting_01.jpg"><img alt="" src="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/reyting_01.jpg" style="height:1308px; width:1920px" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten de ekim ayı ortalamalarına göre, tüm kategorilerde CNN Türk birinci durumda. Tüm gün ortalamasında CNN Türk 2.36 reyting oranı ile ilk sırada. Onu TRT Haber (1.96), Halk TV (1.66), A Haber (1.59), Sözcü TV (0.95), Habertürk (0.96) ve NTV (0.77) izliyor. AB ve ABC gruplarında önemli bir farklılık, Halk TV ve Sözcü TV’nin reytinglerinin tüm gün ortalamasından çok daha yüksek olması. Halk TV, AB ve ABC gruplarında ikinci en çok izlenen kanal. TRT Haber ve A Haber’in izlenme oranları ise AB ve ABC gruplarında düşüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen yıl da haber kanallarının izlenme oranlarını incelemiştim. O zaman tüm gün kategorisinde TRT Haber birinci, CNN Türk ikinci, Halk TV üçüncü, A Haber dördüncü durumdaydı. Bu yılki sıralamada TRT Haber ve A Haber’in gerilediği görülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aslına bakarsanız haber kanallarının tümünün izlenme oranlarında geçen yıla göre genel düşüş söz konusu. TRT Haber’in reytingi tam gün ortalamasında 3.10’dan 1.96’ya, CNN Türk’ün 2.81’den 2.36’ya, Halk TV’nin 2.79’dan 1.66’ya, A Haber’in 2.15’den 0.95’e, Sözcü TV’nin 1.53’ten 0.95’e, Habertürk’ün ise 1.30’dan 0.96’ya düşmüş durumda. Bu veri, haber kanalları izleyicilerinin haberden ve tartışma programlarından bir miktar kaçtığını gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle akşam yayınlarında CNN Türk dışında 2 ve üzeri reyting alan kanal yok. CNN Türk ve Halk TV’nin ortalamalarını sabah yayını yükseltiyor. Öğle saatlerinde ise haber kanallarının neredeyse tümünün izlenme oranları neredeyse sıfıra yaklaşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tabii bu reyting ölçümlerinin güvenilirliği de tartışmalı. Örneğin, “ölü saatler” denilen gece 02.00 ile 07.00 arasında her nasılsa A Haber, CNN Türk ve TRT Haber gibi iktidar kanalları bazen 6-10 gibi yüksek reytingler alırken, muhalif kanalların reytingleri 0 ile 2 arasında kalıyor. Bu da iktidar kanallarının ortalama izlenme oranını yüksek gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak izlenme oranlarını anlayabilmek için elimizde başkaca veri yok. Bu verilerin ana ekseni, izleyicinin haber aktarma yöntemlerinden ve “konuşan kafa” programlarından sıkıldığını söylüyor. Anlaşılan haber kanallarında değişim vakti gelmiş, izleyici alarm veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haber kanalları yöneticileri bu alarmın kapılarının önünde çaldığını duyuyorlar mı acaba?</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Devletin siyasal yararı ne ki?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İki yıl önce “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu icat etmeleri yetmedi, şimdi de “devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararı aleyhine faaliyet” suçu yaratmaya çalışıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adına bu kez “etki ajanlığı” demeden Türk Ceza Yasası’nın “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümüne ek yapıyorlar. “Devlet güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler”e hapis öngörüyor bu madde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İyi de devletin güvenliğine, iç ve dış siyasal yararına kim karar verecek? Tabii ki devleti yönetenler! AKP iktidarı, böyle muğlak, sınırları belirsiz ifadelere dayanarak eleştirel gazetecileri hapse attırabilmek için yeni bir yasal dayanak elde etmiş olacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Etki ajanlığı” yasa önerisinin TBMM Genel Kurulu’na getirilmesi beklenirken MHP’den muhalif medyaya karşı yeni bir atak geldi. MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, “yabancı vakıf ve derneklerden fon alan medya kuruluşlarının RTÜK lisanslarının iptali”ni öngören bir yasa önerisini Meclis Başkanlığı’na verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">10Haber muhabiri Furkan Karabay’ın, sırf yazdığı haber ve paylaşımı nedeniyle tutuklanması iktidarın cendereyi daha da sıkılaştırmayı amaçladığının habercisi. “Halkı yanıltıcı bilgi” maddesini pervasızca kullanan iktidar, bu yasalar çıktıktan sonra kimbilir nasıl saldıracak?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecilik meslek örgütleri altı ay önce hep birlikte karşı çıkarak, iktidarın “etki ajanlığı” yasasında geri adım atmasını sağlamıştı. Hep birlikte itiraz yine zorunlu…</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Adil yargılanma hakkı</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">14. Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nin bu yıl “Adil yargılanma hakkı” temasını işlemesi yerinde bir seçim. Maalesef “adil yargılanma hakkı”nın ihlal edildiği algısı çok arttı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette yok yere doğmuyor bu algı. Düşünebiliyor musunuz, mahkeme kanıtlar için “bu aşamada tartışmalı olmakla birlikte” ifadesi kullanıyor ama buna rağmen CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutukluluğuna itirazı reddediyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Narin Güran cinayeti ile ilgili davada Hürriyet gazetesi “Müebbetlik dört yalancı” manşeti atarak, kendisini mahkemenin yerine koydu. Yargılanan dört kişinin de suçlu olduğu kararını verip manşetten ilan etti! Milliyet, sanık Nevzat Bahtiyar’ın doğruluğu kanıtlanmış gibi “Mahkemede iki itiraf” başlığı atarken bu kişinin ifadesinin daha önceki “itiraf”ları ile çeliştiğinden söz etmedi! Sabah da aynı şekilde “Narin’i amcası Salim boğdu” başlığı attı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Duruşma akşamları CNN Türk, A Haber ve Habertürk’te “mahkeme” kurulup, duruşmada olanlara ilişkin hüküm kuruldu. En garibi de eski Ekonomi Bakanı Masum Türker’in, CNN Türk’te dava hakkında “uzman” gibi konuşturulmasıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya, Narin Güran davasında gazetecilik şüpheciliğini, yargılamaya adil ve dengeli yaklaşımı iyice elden bıraktı; hüküm ilan ederek mahkemeyi de baskı altına alıyor. Peki, annenin, kardeşin ve amcanın “adil yargılanma hakkı” yok mu? Biz gazeteciler, herkesin ama herkesin adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin tavizsiz savunucuları olmalıyız.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Fehmi Koru’nun serzenişi</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bizim medyanın, Batı medyasının tersine Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusuna pek ilgi göstermediğini yazmıştım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu eleştirime, Fehmi Koru’dan “Ombudsman Karar gazetesini izlemiyor galiba” serzenişi geldi. Koru, BRICS zirvesi konusundaki “Devletler oyun oynuyor… Türkiye’nin de bir oyunu var&nbsp;<a href="https://fehmikoru.com/devletler-oyun-oynuyor-turkiyenin-de-bir-oyunu-var-ama/"><span style="color:#2980b9">ama</span></a>” ve “Yeni hedef: Dış politikada imkansızı&nbsp;<a href="https://fehmikoru.com/yeni-hedef-dis-politikada-imkansizi-basarmak/"><span style="color:#2980b9">başarmak</span></a>” başlıklı yazılarını da gönderdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca dostlardan gelen öbür serzenişlerin de hakkını teslim edip; BirGün’de Hayri Kozanoğlu’nun, Cumhuriyet’te M. Ali Güller’in, Evrensel’de Bülent Falakaoğlu’nun, T24’te Barçın Yinanç, Hakan Aksay ve Namık Tan’ın, Ekonomim’de Zeynep Gürcanlı’nın, Sol Haber’de Korkut Boratav’ın “BRICS zirvesi” hakkında geniş yazılar hazırladıklarını kayda geçirip eksikliğimi gidermeye çalışayım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Muhtemelen gözden kaçırdığım başka yazılar da olabilir. Ama yine de Türkiye’nin yüzünü Batı’dan Doğu’ya döndüğü değerlendirmelerine neden olan BRICS’e üyelik başvurusu ve sonuçlarının çok daha fazla ilgiyi hak ettiği eleştirim baki.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tek cümleyle:</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- İhlas Holding’in Kırgızistan’da hidroelektrik ve doğalgaz çevrim santrali ihalesini almasını aynı gruptaki Türkiye gazetesi manşetten, TGRT de aynı görüntüleri defalarca tekrarlayarak 5 dakika boyunca yayımlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/ihlas_holding_00.jpg"><img alt="" src="https://www.farukbildirici.com/wp-content/uploads/2024/11/ihlas_holding_00.jpg" style="height:582px; width:1024px" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da Brezilya gezisine devletin özel uçağıyla gitti ve bir grup gazeteciyi de beraberinde davetli götürdü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Akşam, Cumhuriyet ve Karar, “Hemşireler uyudu bebek boğuldu” haberinde özel hastanenin adını gizlerken, İHA ve Türkiye gazetesi ise Memorial Diyarbakır Hastanesi adını verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Cumhuriyet internet ve Medyaradar sitesindeki “Bahar’ın Rengin’i Ecem Özkaya kendisine gelen mesajları ifşaladı” başlığındaki gibi “ifşaladı” diye bir fiil yok; “ifşa etti” olmalıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- İktidar sözcülerinin her önüne gelene “terörist” denildiği yetmezmiş gibi Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül, “siyasi terörizm” diye bir kavram türeterek hedefi daha da büyüttü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Hürriyet Spor’da “2026 Dünya Kupası ülkemizi tek yürek yapacak” başlıklı yarım sayfa metinde bir içecek markasının tanıtımı yapılıyordu ama paralı yayın uyarısı konulmamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Muhalif medya, CHP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin konserlere yüksek ücretler ödediği haberlerine ilgi göstermedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Hürriyet’in “Trump zaman yolcusu mu?” haberinde komplo teorisinin kaynağı belirsizdi.</span></span></p>

<p><em>----</em><br />
<em>Bu yazı, yazarın izni ile&nbsp;<a href="https://farukbildirici.com/" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">www.farukbildirici.com</span></a>'dan alınmıştır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Nov 2024 07:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/aile-boyu-cinayetler-de-bulasici-mi-1731531254.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yargılayan gazetecilik ve masumiyet karinesi</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yargilayan-gazetecilik-ve-masumiyet-karinesi-8592</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yargilayan-gazetecilik-ve-masumiyet-karinesi-8592</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ahmet Özer hakkında iktidar medyasındaki yayınlarda bu ilkeler açıkça, bile isteye ihlâl edildi, ediliyor. “Masumiyet ilkesi”ni yok sayanların yaptığı gazetecilik değil, tıpkı Ergenekon ve Balyoz kumpasları sürecinde olduğu gibi, operasyon gazeteciliği…</span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cumhuriyet Başsavcılığı açıklaması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasıyla hakkında “mahkûmiyet” hükmü ilan edildiğinde Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer henüz gözaltındaydı. Daha ifade bile vermemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İktidar yanlısı medya da destek verdi yargısız infaza. Gözaltı haberinin duyulduğu ilk saatlerden itibaren haber siteleri ve televizyonlarda, Ahmet Özer’in terör örgütü ile ilişkisi olduğuna dair yayınlar başladı. Özer’in telefon konuşmalarının deşifreleri AHaber ekranındaydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Polisin, Özer’i adliyeye götürmesinden sonra da&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/trend/galeri/gundem/son-dakika-haberleri-chpli-ahmet-ozerin-gozaltina-alinmasi-sonrasi-flas-gelisme" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Sabah</span></a>, Elips Haber ve TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik, “Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atandığı” haberini geçti. Henüz Özer hakkında tutuklama kararı verilmemişti bu yayınlar başladığında. Sonradan ismin yanlış olduğu anlaşıldı ama İçişleri Bakanlığı’nın mahkeme kararını beklemeden kayyum hazırlıklarını tamamladığı doğruydu. Beyoğlu Kaymakamı Can Aksoy, bir gecede önce İstanbul Vali Yardımcısı yapılmış, oradan da Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="photo-2024-11-03-13-24-26.jpg" src="https://cdn.gazetepencere.com/other/2024/11/04/photo-2024-11-03-13-24-26.jpg" style="height:580px; width:1024px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İktidar medyası, kayyum atanmasını ertesi sabah güle oynaya duyurmakla kalmadı. Ahmet Özer’i suçlu gösteren başlıklar attılar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“PKK’nın bombacıları ile ne işi vardı? (Ahaber), “10 yıldır PKK ile bağlantılı” (CNN Türk), “PKK’lılardan CHP’ye oy istemiş” (Akşam), “Ahmet Özer PKK’lı Remzi Kartal’la 14 kez görüşmüş” (Aydınlık), “PKK/KCK’lı isme para göndermiş” (Sabah), “PKK ile irtibatta” (Türkgün), Esenyurt’tan Kandil’e kırmızı hat kurmuş” (Türkiye), “CHP, Kandil’i Esenyurt’a taşımış” (Yeni Akit).</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonra da CHP’nin düzenlediği mitingi ve eleştirilerini aktarmak yerine, DEM ile işbirliğini ve gelmeyen belediye başkanlarını öne çıkararak aleyhte propagandaya çevirdiler eylemleri.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tekrar olacak ama anımsatmak durumundayım. Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde, “Yargı kararı kesinleşmedikçe, şüpheli ya da sanık suçlu ilan edilmemelidir” ilkesine yer veriliyor. Ayrıca soruşturmayı etkileyecek yayınlardan kaçınılması, iddia ve suçlamalara ilişkin bilgilerin adil ve dengeli biçimde yayımlanması isteniyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ahmet Özer hakkında iktidar medyasındaki yayınlarda bu ilkeler açıkça, bile isteye ihlâl edildi, ediliyor. “Masumiyet ilkesi”ni yok sayanların yaptığı gazetecilik değil, tıpkı Ergenekon ve Balyoz kumpasları sürecinde olduğu gibi, operasyon gazeteciliği…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Gazeteciye şiddet ve taraftarlık</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="photo-2024-11-03-13-24-25.jpg" src="https://cdn.gazetepencere.com/other/2024/11/04/photo-2024-11-03-13-24-25.jpg" style="height:580px; width:1024px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Galatasaray-Beşiktaş maçından sonra A Spor muhabiri Emre Kaplan’ı yumruklayan Beşiktaş Başkanı Hasan Arat’ın şoförü Sezgin Gülnar tutuklandı, üç gün hapiste kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama Galatasaray’dan gazeteciye yönelik şiddete tepki gelirken, Beşiktaş, tam tersine yumruklayanın tutuklanmasına itiraz etti. Çünkü Beşiktaş, Emre Kaplan’ı gazeteci değil “fanatik taraftar” olarak değerlendirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Meseleyi anlamak için Emre Kaplan’ın sosyal medya profiline baktım. Profiline Galatasaray formalı bir fotoğraf koymuş; saldırının yaşandığı maçtan sonra da “Geçmiş olsun Hasan Arat, geçmiş olsun Hüseyin Yücel. Acil şifalar dilerim” yazarak Beşiktaş ile alay etmiş. Bir gazeteci olarak böyle yapmamalı, taraftar gibi davranmamalıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecinin izlediği takımla içli dışlı olması mesleki&nbsp;<a href="https://cpijournalism.org/ethical-considerations-sports/" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">kodlarımıza</span></a>&nbsp;aykırı. Taraftar gazetecinin haberleri nesnel ve dengeli olamaz; güvenilirliği kalmaz. Ayrıca izlediği takım ve öbür takımların taraftar ve yöneticileri ile ilişkisi de gazetecilik sınırları dışına çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette onun gazetecilik kurallarına aykırı davranması, asla şiddete gerekçe olamaz. Beşiktaş yönetiminin de gerekçe göstermeden şiddete karşı çıkması beklenirdi. Umarım taraftar muhabirliğin yanlış sonuçlara yol açabildiğini Emre Kaplan ve A Spor yöneticileri de kabul eder.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bize niye reklam vermedin?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Odatv’nin, “Ali Koç’un Odatv&nbsp;<a href="https://www.odatv.com/guncel/ali-kocun-odatv-hazimsizligi-120069843" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">hazımsızlığı</span></a>” ve “29 Ekim’de Cumhuriyet karşıtlarına reklam: Atatürk sözüne&nbsp;<a href="https://www.odatv.com/guncel/29-ekimde-cumhuriyet-karsitlarina-reklam-ataturk-sozune-sansur-120069636" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">sansür</span></a>” başlıklı haberlerinin ortak özelliği, kendi sitelerine reklam vermeyen Koç Holding, CHP’li Maltepe Belediyesi ve İş Bankası’nın hedef alınmasıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk haberde, “Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Ali Koç’un Yönetim Kurulu Başkan Vekili olduğu Koç Holding, 29 Ekim dolayısıyla liberal haber sitelerine reklam verirken daha çok takipçisi olan etkili haber sitesi Odatv’yi görmezden geldi” deniliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkinci haberde ise Maltepe Belediyesi ile CHP’li belediyeler, “cumhuriyete alerjisi olan” ve “liberal” haber sitelerine reklam vermekle suçlanıyordu. Haberin sonunda İş Bankası’nın da bu sitelere Cumhuriyet Bayramı reklamı verdiği vurgulanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Odatv’nin, kendilerine reklam vermediği için İş Bankası’nı hedef alması yeni değil. Odatv’de geçen temmuzda “Atatürkçülerden para topluyor bol keseden dağıtıyor: İş Bankası’nın liboş sevdası” başlıklı bir&nbsp;<a href="https://www.odatv.com/guncel/ataturkculerden-para-topluyor-bol-keseden-dagitiyor-is-bankasinin-libos-sevdasi-120050890" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">metin</span></a>&nbsp;yayımlanmıştı. Bir yıl önce de “CHP’nin temsil ettiği İş Bankası… Millilere yok, liboşlara çok. Reklam paraları nereye gidiyor” başlıklı&nbsp;<a href="https://www.odatv.com/guncel/chpnin-temsil-ettigi-is-bankasi-millilere-yok-liboslara-cok-reklam-paralari-nerelere-gidiyor-120005669" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">metin</span></a>&nbsp;kullanılmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hemen belirteyim, Odatv’nin bu haberlerinde, Koç Holding, CHP’li belediyeler ve İş Bankası’nın nereye ne kadar reklam verdiğine dair somut veri yok; suçlanan muhatapların görüşleri de yok. Sırf Odatv’ye reklam vermedikleri için bu kuruluşlar ile onların reklam verdiği haber siteleri karalamaya maruz kalıyor. Üstelik de baktım, hedef alınan bu belediyeler, şirketler ve kuruluşlarla ilgili haberler tümden kesilmiş; Odatv’de onlarla ilgili haber yapılmamış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Odatv’nin bu tavrı, gazeteciliğin reklam almak için silah olarak kullanılması anlamına geliyor. Haberler de bilgi vermek yerine o silahın mermisi olarak işlev görüyor. Gazetecilikle bağdaşmayan işler bunlar…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>“Ulusal çıkar” ve yanlı gazetecilik</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin BRICS ile ilişkileri geliştirmesini batı basını dikkatle izliyor; birbiri ardına haberler, yorumlar yayımlanıyor. NATO üyesi Türkiye’nin yüzünü Batı’dan Doğu’ya dönüp dönmediğini anlamaya, anlatmaya çalışıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fakat sanki Türkiye’yi ilgilendirmiyormuş gibi bizim medya ilgisiz bu konuya. Öyle ki, Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusunda bulunduğunu ülkemizin yetkilileri değil, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov&nbsp;<a href="https://anlatilaninotesi.com.tr/20240902/turkiyenin-bricse-uyelik-basvurusu-yaptigi-iddia-edilmisti-kremlinden-aciklama-geldi-1087552699.html" rel="nofollow" target="_blank">açıkladı</a>; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ondan iki gün sonra Anadolu Ajansı’na doğruladı. Ama medyamız bu yöntemi sorgulamadığı gibi, BRICS başvurusu ve olası sonuçları üzerinde -Hürriyet’ten Sedat Ergin ve Hande Fırat dışında- neredeyse hiç durmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kazan’daki zirvede Türkiye’nin üyeliğe kabul edilmemesi, onun yerine “ortak devlet” gibi ikincil statüye alınması da medyamızın dikkatini çekmedi. Öyle ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Kazan’a giden gazeteciler, bu olumsuz gelişmeyi oradan hüzünlü ayrılan Erdoğan’a uçakta&nbsp;<a href="https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/cumhurbaskani-erdogan-tataristan-ziyaretinin-ardindan-ucakta-gazetecilerin-sorularini-yanitladi" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">sormadılar</span></a>&nbsp;bile… Sadece Erdoğan’ın BRICS’in önemine dair sözlerini dinlemekle yetindiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oysa BRICS’te Türkiye’ye öngörülen, Avrupa Birliği’nde tam üyelik yerine “ekonomik alan” önerilmesinden farklı değil. Buna rağmen iktidar yanlısı medyadan BRICS’e itiraz gelmiyor; bu gelişmeler sorgulanmıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecinin temel kaygısı topluma bilgi vermek, aydınlatmaktır. Ama AKP iktidarının çıkarı söz konusu olunca iktidar yanlısı medya, “Ulusal çıkar” ve “Ulusal güvenlik” kavramlarını bile es geçebiliyor. BRICS meselesinde de öyle oldu.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Armatör kardeşlerin kavgası</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="photo-2024-11-03-13-24-27.jpg" src="https://cdn.gazetepencere.com/other/2024/11/04/photo-2024-11-03-13-24-27.jpg" style="height:580px; width:1024px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Ünlü armatöre kardeş kumpası: İşadamını öldürtmeye çalışan kişi kardeşi çıktı”. Sabah’taki bu&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/galeri/yasam/son-dakika-unlu-armator-erol-demirbasa-kardes-kumpasi-oldurtmeye-calistigi-holding-patronu-sikayetci-oldu/2" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">başlık</span></a>, Türkiye’nin en büyük tarama gemisi Kanuni’yi ve Marmaray Projesinin ana operasyon dubası Armarin’i bünyesinde barındıran Es Group’un ortaklarından Şenol Demirbaş’ın kardeşi Erol Demirbaş’ı öldürtmeye çalışmaktan mahkûm olduğu izlenimi veriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oysa haber hiç de öyle bir bilgi içermiyordu. Haberde “Ünlü armatör Erol Demirbaş’ın, ölüm tehditleri aldığı gerekçesiyle kardeşi hakkında suç duyurusunda bulunduğu”, polisin bir operasyonla kardeşi Şenol Demirbaş ve iki kişiyi gözaltına alıp adliyeye sevk ettiği bilgisi veriliyordu. Fotoğrafın üzerinde de “Kardeşim ölüm timi kurdu iddiası” yazıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Demek ki, yargı kararı değil, bir kardeşin diğeri hakkında suç duyurusu söz konusu. Nitekim 10Haber’in, Sabah’tan bir ay kadar önce yayımladığı&nbsp;<a href="https://10haber.net/gundem/229-milyonluk-sirkette-agabey-kardes-krizi-savciligin-onunde-kaza-susu-vererek-oldurmeyi-planladi-iddiasi-508355/" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">haberde</span></a>, Erol Demirbaş’ın şikâyeti, “Dev şirkette kardeşlerin taht kavgası cinayet girişimi iddiasına kadar uzandı” başlığıyla haber olmuştu. Ayrıca Şenol Demirbaş’ın başvurusu üzerine iki şirkete kayyum atanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İki kardeş arasındaki kavgada birinin suç duyurusunu kesin bilgi olarak kabul edip, yargı kararıymış gibi başlığa taşımak yanlış. “Adliyeye sevk edildi” diye yazdıktan sonra takip edip, serbest bırakılıp bırakılmadıklarını aktarmamak da büyük eksiklik, yanıltıcı…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tek cümleyle:</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Düzeltilmesine ve yalanlayan açıklamaların da yayımlanmasına rağmen “Yenidoğan çetesi soruşturmasını yürüten savcının görevden alındığı” haberi gerekçe gösterilerek Halk TV'den Dinçer Gökçe ve Gazete Pencere'den Nilay Can gözaltına alındı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- İHA, iki gencin cami yakınındaki merdivenlerde öpüşmesini “Kocatepe Camisi’nin gölgesinde ahlaka aykırı görüntüler” diye&nbsp;<a href="https://www.iha.com.tr/ankara-haberleri/kocatepe-camisinin-golgesinde-ahlaka-aykiri-goruntuler-136088087" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">haber</span></a>&nbsp;yaparak ahlak bekçiliğine soyundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- RTÜK, Açık Radyo’nun lisansını iptal ederek, radyonun İsrail’in Gazze'deki katliamlarına karşı yeni bir&nbsp;<a href="https://www.birgun.net/makale/bertrand-russell-taksi-duragi-570876" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">“Russell Mahkemesi”</span></a>&nbsp;(Vicdan Mahkemesi) kurulması girişimini de durdurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- ATV, Akşam, DHA, İHA ve Kanal D, “Yanlış tedavi canımızı aldı” haberinde suçlamalara yanıtına yer vermesine rağmen Bursa’daki özel hastanenin ismini gizledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Hürriyet, The&nbsp;<a href="https://www.theguardian.com/football/2024/oct/24/fenerbahce-manchester-united-europa-league-match-report" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Guardian’ın</span></a>&nbsp;haberini yapay zekâ çevirisiyle “Mourinho’nun penaltı ricaları kulak ardı edilmeseydi durum daha da kötü olabilirdi” diye garip bir Türkçeyle yayımladı; bir editör kontrol etse “penaltı ricası” değil “penaltı itirazı” olarak düzeltirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Sözcü, “Ceza değil tacize teşvik” haberinde ceza alan tacizci okul müdürünün değil, tacize uğrayan kadının fotoğrafını, üstelik de iyice buzlamadan kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- İntihar haberlerinin bulaştırıcı etkisine rağmen Hürriyet ve Sözcü, “Çocuğa çarptı kendini kesti”, Türkiye de “İstanbul Havalimanı’nda kadın polis canına kıydı” haberi yayımladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- ATV ve A Haber, “Önce darbedildi sonra bıçaklandı” haberinde erkek katile “platonik aşık” diyerek cinayete mazeret üretmiş oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Sabah’ın. “Alman turist tırmanış yaparken kayalıktan düştü” başlığında “tırmanırken” yerine “tırmanış yaparken” denilmesi Türkçe’nin kötü kullanımı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Akşam, Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak’ın “Teröristin ağabeyi Çiğli Belediyesi’nde güvenlik amiri çıktı” ve “Bir kardeşi daha belediye çalışanı çıktı” haberleri suçların kişiselliği ilkesine aykırı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Gerçek Gündem, TUSAŞ haberinde ve Evrensel de Diyarbakır Cezaevi haberinde “personeller”, Cumhuriyet ise nakit ödeme sınırı haberinde “esnaflar” diye yazdı ama bu sözcükler zaten çoğul olduğu için “personel” ve “esnaf” demek yeterliydi.</span></span></p>

<p><em>----</em><br />
<em>Bu yazı, yazarın izni ile&nbsp;<a href="https://farukbildirici.com/" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">www.farukbildirici.com</span></a>'dan alınmıştır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Nov 2024 07:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/yargilayan-gazetecilik-ve-masumiyet-karinesi-1730746490.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haberlerde ahlaki panik</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/haberlerde-ahlaki-panik-8345</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/haberlerde-ahlaki-panik-8345</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haber üreticilerinin hikayeleştirme yoluyla duygu ve düşünce oluşturma, dahası ileriye dönük merak ve ilgimizi canlı tutacak şekilde şoka uğratma için başvurduğu yollardan birinin “ahlaki panik” yaratma olduğunu söyleyebiliriz.</span></span></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son zamanlarda şiddet, cinayet, intihar haberleriyle sıklıkla karşılaştığımız, gündelik yaşamımızı oldukça doğal ve aynı zamanda medya mesaj içerikleriyle de şekillendirilmiş korku, acı ve panik içinde sürdürdüğümüz bir dönemden geçiyoruz. Her ne kadar uyandırdığı şok ve acı duyguları yoğun olsa da, bu vahşi cinayet ve intihar olaylarının ele alınış biçimi üzerinde düşünmek ve analiz yapmak mümkündür. Ben de her medya içerikleri tüketicisi gibi, kendi biyolojik özelliklerim, öz yaşamım, deneyimlerim, tarihsel arka planım ve bilgi yapılarım dahilinde hem refleks olarak duygulanıp, buna rağmen konuların ele alınış biçimi hakkında olabildiğince objektif analizler yapma eğiliminde oldum. Bu süreçte en çok aklıma gelen kavram “ahlaki panik” oldu. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haber üreticilerinin hikayeleştirme yoluyla duygu ve düşünce oluşturma, dahası ileriye dönük merak ve ilgimizi canlı tutacak şekilde şoka uğratma için başvurduğu yollardan birinin “ahlaki panik” yaratma olduğunu söyleyebiliriz. Ahlaki panik oluşturma, ilk bakışta tekil olaylar gibi gözüken kriminal olayların aslında çok yaygın olduğu, bundan sonra giderek artan bir sıklıkla karşımıza çıkacağı anlamını yaratmaktır. Böylece okuyucu/alımlayıcıların kendi yaşamlarında ve çevrelerinde de her an bu olaylarla karşılaşacakları duygusu uyandırılır. Olayın yarattığı panik genelleştirilerek toplumun tüm alanlarında karşılaşabilceği çağrışımı yaratılır. Sosyal medya kullanıcılarının da iştirakiyle günümüzde bu tür olayların yarattığı panik, dehşet duyguları daha da yoğun ve kolaylıkla yayılmaya başlamıştır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Haber ve sosyal medya içeriklerinde vahşet olaylarının “ahlaki panik” yaratacak ve gitgide yayacak şekilde aktarılmasının tek sebebi, medya içeriklerine olan ilgiyi şok yaratarak sürekli kılmanın dışında, bazı egemen değerlerin güçlenmesi ve yeniden üretilmesidir.</strong></span></em></span></span></p>

<h2><span style="color:#000000"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BAZI EGEMEN DEĞERLERİN YENİDEN ÜRETİLMESİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaratılan bu, toplumun değerler sisteminin gittikçe bozulduğu, ahlaki değerlerimizi muhafaza edebilseydik tüm bu vahşet olaylarının gerçekleşmeyeceği anlamı, her şeyin kontrol edilebilecek olduğu hissini de yaratarak belli ölçüde güvensizlik hislerini de beraberinde getirmektedir. Öte yandan, kaynağı, gündelik hayatlarımızda devlet eliyle korunma imkanı varsa nasıl korunabilceği, söz konusu kriminal olayların ekonomik, sosyal ve kültürel sebeplerinin tartışmaya açılmaması nedeniyle, haberlerin ve sosyal mdeya içeriklerinin tek yaptığı şey daha ziyade bireysel duygu dünyamızı sarsmakla sınırlı kalır. Bir başka deyişle, olası çözümlerin ve ortaya çıkış sebeplerinin tartışılmadığı içerikler adeta bir kurgusal içerik gibi ne kadar yoğun olursa olsun geçici dehşet duyguları yaratmaktan ileriye gidemez. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böyle bir durumda her bir toplum ferdi kendi hassasiyetleri doğrultusunda bir takım sebep- sonuç ilişkileri de kurabilir ki aslında bu sebep sonuç ilişkisi için gerekli zemin mesaj içerikleri tarafından kurulmuş olur. Bir örnekle açıklamak gerekirse, psikoloji ve psikiyatrinin bu güne kadar sağlamış olduğu bilimsel veriler ışığında, bu tür vahşet olaylarının olası nedenlerine ilişkin yeterli düzeyde bilgi verilmediği için, dini inançları kuvvetli biri, dini değerlere yeterince önem verilmemesinden dolayı, sapkın inançlara kapılmanın bu tür vahşet olaylarının yegane nedeni olduğuna dair bir kanaat geliştirebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ortalama bir toplum ferdinin bu kanaatini oluştururken, görece daha yaygın dolayısıyla daha meşru ve normal gözüken mesnevi bir dini inanışın üstünlüğünü vurguluyor olması olasılığıdır. Oysa olayların oluş nedenlerinin mümkün olduğunca objektif şartlarda ve bakış açısıyla değerlendirilmesi, ideolojik olarak çarpıtılması tehlikesini ortadan kaldırmaya bir nebze de olsa katkıda bulunabilecektir. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bu gözlemler ışığında şunu iddia edebiliriz ki, haber ve sosyal medya içeriklerinde vahşet olaylarının “ahlaki panik” yaratacak ve gitgide yayacak şekilde aktarılmasının tek sebebi, medya içeriklerine olan ilgiyi şok yaratarak sürekli kılmanın dışında, bazı egemen değerlerin güçlenmesi ve yeniden üretilmesidir. Bu egemen değerler kültürel, sosyal ve gelenekseldir. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Oct 2024 07:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/haberlerde-ahlaki-panik-1729605879.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mizah efsanesinin yağmalanan arşivi</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/mizah-efsanesinin-yagmalanan-arsivi-8334</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/mizah-efsanesinin-yagmalanan-arsivi-8334</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Mizah yazarı Erdinç Utku, isyanını bir süredir sosyal medyadan sürdürüyor.&nbsp; Orada yazdıklarını bana da gönderdi. “Gırgır’da yayınlanmış karikatürleri üzerindeki imzaları silerek yayınlanmasını Sözcü’ye yakıştıramıyorum” diyordu.</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1971’de yayına başlayan mizah efsanesi Gırgır dergisinin ek haline gelmesi başlı başına üzücü bir vaziyet. Oğuz Aral’ın </span><a href="https://t24.com.tr/yazarlar/asli-atasoy/bir-mizah-efsanesi-girgir,44968" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Gırgır’ı</u></span></a><span style="color:#000000">, haftalık tirajı 500 bini aşan bir karikatür okuluydu, hem de politik karikatürün okulu. Akbaba’lardan gelen karikatür geleneğini zirveye taşımıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gırgır efsanesinin sonunu getiren Haldun Simavi’nin, 1989’da Oğuz Aral ile yaşadığı </span><a href="https://gazeteoksijen.com/yazarlar/zeynep-mirac/her-derde-devaydi-girgir-41958" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>anlaşmazlık</u></span></a><span style="color:#000000"> oldu. Simavi, Oğuz Aral ve ayrılan karikatüristlerin çekmecelerini boşaltmalarına bile fırsat vermeden derginin arşivine el koydu; dergiyi Ertuğrul Akbay’a devretti. O tarihten itibaren Gırgır, aralıklarla 2017’ye kadar yayımlansa da bir daha o eski mizah dergisi olamadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gırgır şimdi de Ertuğrul Akbay’ın oğlu Burak Akbay’ın sahibi olduğu Sözcü gazetesinin eki olarak yayımlanıyor ama eski halinden eser yok. Erdinç Utku’nun yakınması da son derece haklı. Karikatüristlerin güncel çizgileriyle donanmış bir mizah dergisi yerine eski Gırgır’daki karikatürlerin tekrarlanmasıyla yetiniliyor. Nedense politik olmayanlar seçiliyor bir de…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sözcü’nün Yazı İşleri’nin mutlaka bir açıklaması vardır. Ancak eski karikatürlerdeki imzaların silinerek yayımlanmasının ahlaki bir açıklaması olamaz. Gırgır’ın telif haklarının Sözcü’de olması, sanatçıların imzalarının silinmesini haklı göstermez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örnek vermek gerekirse, “İpsiz Osman”, Orhan Alev ve Ergün Gündüz’ün yarattığı bir karikatür serisi. Sözcü, bir kenarına “Gırgır nostalji” yazarak aynen yeniden basıyor her hafta ama yazar ve çizerinin imzası, ismi yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sadece “İpsiz Osman” bandında değil, sekiz sayfalık Gırgır ekindeki karikatürlerin büyük çoğunluğunda imza yok. Sanırım bir tek ekin kapağı güncel, onda Sözcü’nün karikatüristi Ergin Asyalı’nın çizimi ve imzası var. Onun dışına bir tek “Hasbi Tembeler” bandında Mort Walker imzası göze çarpıyor; muhtemelen o da yabancı bir çizer olduğu için…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hatta bazı karikatür bantlarının üzerinde karakterin ya da öykünün adı da yok. Karikatürlerin daha önce ne zaman yayımlandığı bile belli değil. Hiçbirine orijinal tarihi konulmamış. Savruk ve gelişigüzel hazırlanmış bir ek görünümü veriyor bu haliyle.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gırgır’ı bu şekliyle yayımlamak o mizah efsanesine hakaret. Karikatüristlerin imzalarının çıkarılması da etik açıdan sorunlu bir davranış. Sanatçıyı kendi yaratısından, yaratısını da bağlamından koparmış oluyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Telif haklarının sahibi olması Sözcü’ye, derginin yayın haklarını vermiş olabilir ama bu onlara sanatsal ürünlerde değişiklik yapma ve sanatçıyı eserinden koparma hakkı vermez.</span></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İyi ki gazeteciler hâlâ var</span></span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tarım ve Orman Bakanlığı, 3 Ekim’de gıdada sahtekarlık yapan firmaları açıkladığında medyadaki haberlerin çoğu eksikti. Milliyet dışındaki gazetelerde firmaların isimleri yazılmayarak, “ürünlerinde taklit ve tağşiş yapan firmalar” korundu. Gazetelerin tersine haber sitelerinin çoğunda yaygın markaların adları yazılarak tüketiciyi korumaya öncelik verildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/FB%202.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Asıl gazetecilik çalışması, Tarımdan Haber sitesi yazarı Sadettin İnan’dan geldi. İnan, bakanlığın, taklit ve tağşiş ürünler listesini 32 ay beklettikten sonra açıklamasını eleştirdi. TV5 </span><a href="https://www.tarimdanhaber.com/urunlerinde-domuz-eti-cikan-meshur-firma-ve-gida-dedektifi" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>yayınında</u></span></a><span style="color:#000000"> da “ünlü bir köfte zincirinin ürünlerinde domuz eti tespit edildi ama firma mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı aldırarak listede adına yer verilmesini engelledi” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köftecinin adını o vermedi ama şüpheler Köfteci Yusuf’un üzerinde toplandı. İki gün sonra sosyal medyada TT oldu, ardından da haber siteleri devreye girdi. Şirketin avukatı Ali Uslu’nun, Gazete </span><a href="https://www.gazetepencere.com/gundem/urunlerinden-domuz-eti-cikan-firma-kofteci-yusuf-mu-634197h" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Pencere</u></span></a><span style="color:#000000">’nin sorusuna “bilgisi olmadığı, açıklama yapamayacağı ve iddialara cevap veremeyeceği” yanıtını vermesi, dolaylı da olsa ilk doğrulamaydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine de gazete ve televizyonlar, haberlerinde Köfteci Yusuf’un adını gizlemeyi sürdürdü. Fakat T24’ün, şubat ve mart aylarında iki şubede tutulan raporları bulup, 9 Ekim’de </span><a href="https://www.t24.com.tr/haber/iste-belgesi-kofteci-yusuf-la-ilgili-domuz-eti-tespiti-subat-ve-mart-aylarindaki-iki-raporla-yapilmis,1188743" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>yayımlaması</u></span></a><span style="color:#000000"> söz edilen “ünlü köfteci zinciri”nin Köfteci Yusuf olduğunu netleştirdi. Raporlar ortaya çıkınca beş gün boyunca susan Köfteci Yusuf da açıklama yaptı; “komplo” diyerek suçlamayı reddetti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İş bu raddeye gelince Tarım ve Orman Bakanlığı da dayanamadı; Köfteci Yusuf’u da taklit ve tağşiş ürünler listesine aldı. O güne değin neden listeye alınmamıştı? Mahkemeden yeni bir karar alındığı fısıldansa da öyle bir karar ortaya çıkarılamadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha da enteresanı o güne kadar olayın üzerine gitmeyen Sabah, Sözcü ve Yeni Akit gibi gazetelerin aniden Köfteci Yusuf’u savunmaya girişmesiydi. En keskin manevrayı da 10 Ekim’de “Domuzluğun hesabı sorulsun” manşetiyle çıkan ama 11 Ekim’de “Mafya domuzla tehdit etmiş” haberi yayınlayan ve iki yazarı Köfteci Yusuf’u savunan Yeni Akit yaptı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İyi ki gazeteciler ve sosyal medya var! Uzman gazeteci Sadettin İnan, bu olayı gündeme getirmese, sosyal medya ayağa kalkmasa, haber siteleri üzerine gitmese ve T24 de o raporları bulmasa, Köfteci Yusuf’un köftelerinde domuz eti çıktığını bilemezdik, kapanıp giderdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir de eleştiri. Sadettin İnan’ın, en başta Köfteci Yusuf’un adını vermemesi yanlıştı. Gazeteci, toplum sağlığını gözetir, sahtekârlık yapan firmaların adını yazmaktan ve söylemekten kaçınmaz. “O köfteci kim” arayışına yol açmaz; bütün köftecileri zan altında bırakmaz.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İsrailli sivillere üzülmek!</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Linç müfrezeleri hazır bekliyor. Vay efendim, NTV Dış Haberler Müdürü Ahmet Yeşiltepe, nasıl olur da İsrail’de sivillerin zarar görmesinden endişe edermiş:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“İsrail bunu da hak etti demek doğru değil sonuçta zarar gören siviller. Askeri noktalar hedef alınmış olsa bile füzelerin etkisinden çok sayıda sivil zarar görebilir endişesindeyim.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sözcü TV yayınında Fatih Portakal’ın ‘Tel Aviv maalesef füze saldırısı altında. Şehirde patlamalar var” sözleri yine aynı müfrezelerin hedefindeydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir gazetecinin sivillerin zarar görmesine karşı çıkması ne zamandan beri suç oldu? Ben de füze saldırılarında İsrailli sivillerin mağdur olmasına üzüldüm. Filistinli, Lübnanlı sivillerin sürülmelerine, öldürülmelerine de çok üzülüyorum; hatta kahroluyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Haydut devlet İsrail’in saldırganlığı, bölgeyi terörize etmesi, on binlerce sivil insanı öldürmesi karşısında, İran ve Hizbullah’ın füzelerle yanıt vermesi elbette anlaşılabilir. Ama anlamamızı, sivillerin zarar görmesine üzülmemizi engellememeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Savaşlarda savaşmayan taraftır siviller. Gazeteciler de savaşmaz, savaşların kötülüğünü aktarır; her daim insanı ve barışı savunur. Kızgınlığımız, isyanımız, insanlığımızı unutturmamalı.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“..ima ediyor olabileceğini gündeme getirdi”</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Haber başlığı aynen şöyle; “Ünlü adli tıpçı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Narin cinayetini çözecek ipucunu verdi: Olay yerinde…”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/FB%203.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.karar.com/guncel-haberler/unlu-adli-tipci-prof-dr-sevil-atasoy-narin-cinayetini-cozecek-ipucunu-1898446?" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Karar’ın</u></span></a><span style="color:#000000"> web sitesindeki bu başlık merak uyandırıyor, haberi açıp okuyorsunuz. Eski bilgilerin yığıldığı 23 satırı okuduktan sonra Atasoy’un “arşivinden çıkardığı eski yazılarıyla soruşturmaya dair kritik mesajlar verdiği” bilgisiyle karşılaşıyorsunuz. Mesaj ise şöyle bir cümleyle anlatılıyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Atasoy’un bu arşiv yazılarını tekrar gündeme getirmesi, Narin Güran cinayetinde ihmallerin olduğunu ve olay yerinin dikkatli incelenmediğini ima ediyor olabileceğini gündeme getirdi.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Müthiş bilgi! Atasoy ima dahi etmemiş, eski yazılarını </span><a href="https://twitter.com/sevil_atasoy/status/1837166086166380900" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>paylaşarak</u></span></a><span style="color:#000000"> ima ediyor olabileceğini gündeme getirmiş, onun üzerinden uzun bir haber kurgulanmış! Peki, başlıkta vurgulanan “cinayeti çözecek ipucu” nerede? O yok, düpedüz okur kandırmaca bu. İpucu olabileceği ima edilerek bile isteye yapılan ve maalesef haber sitelerinde sık rastlanan bir gazetecilik oyunu…</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Cumhurbaşkanı yerine konuşan gazeteci</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://x.com/hilalkoylu/status/1843969584803488207?s=48" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Hilal Köylü</u></span></a><span style="color:#000000">, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Meclis’te soru sorma olanağına kavuşabilen ender gazetecilerden. Köylü’nün, “DEM Parti’yle de işbirliğine açık olduğunuzu söylediniz ama onlar somut adım yok diyorlar. Somut adım olabilir mi, bekleyelim mi?” diye sordu. Ama Erdoğan yanıt vermek yerine A Haber Muhabiri Rüya Akkuş’a dönerek, “Rüya ne diyorsun?” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir gazetecinin sorusuna, Cumhurbaşkanı yerine başka bir gazeteci neden cevap versin? Ama Rüya Akkuş, öyle düşünmemiş olacak ki, Erdoğan rolüne soyundu hemen. “Somut adım beklemeksizin siyasetteki ılımlı havayı sürdürelim” dedi. Köylü, “Ilımlı hava sürecek mi?” diye ısrar etse de Erdoğan, “Rüya verdi cevabı” diyerek yürüdü gitti yanlarından.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gazeteci olarak orada soru sormanın amacı Erdoğan’ın tavrını öğrenmekti. Ama Rüya Akkuş onun yerine konuşarak Erdoğan’ın DEM’e ilişkin tavrının öğrenilmesini engelledi. Hem de kendisini siyasetçinin yerine koyarak temas mesafe kuralını çiğnedi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Okuru aşağılamayın</span></span></strong></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Baskın Oran, dil duyarlılığı yüksek bir isim olduğu için bugünlerde medyada haber okurken üzülüyor; hatta acı çekiyor. Rastladığı bazı yazım hatalarını kısaca yazdı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“* Milyon’u yazıyla yazmak tamam da artık eşinle yemeğe giderken binlere muhtaç insanların ülkesinde 1.500’ü bile ‘bin 500’ diye yazmak tek kelimeyle okuru aşağılamak. İlkokul üç’e kadar okuyan herkes bu memlekette 1.500’ü bin beş yüz diye okur. O kadar okuması vardır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">* Yeddiemin, güvenli el, emin biçimde elinde bulunduran, emanetçi demek. Yedi rakamıyla ne ilgisi var?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">* Analiz etmek mi, analize etmek mi? Bu soru çıkmasın diye ‘tahlil etmek’ kullanılmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">* Fekkikabir, mezar kırma mezar açma demektir. Fetihle ne ilgisi var”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">* ‘Çok’ yerine ‘oldukça’ kelimesini kullanmamak lazım. Çünkü çok değil epey demek. ‘Olabildiğince’nin yerine yanlış yere kullanılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">* “Taciz edildi’ ne demek allahaşkına? Rahatsız edildi mi demek, tecavüze uğradı mı demek, ne demek? Bu kadar hermafrodit (çift cinsiyetli) bir terim olabilir mi?”</span></span></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tek cümleyle:</span></span></span></strong></h2>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akşam, Sabah, Türkiye, Y. Akit ve Y. Şafak, Anadolu Ajansı’nın “Avrupa’daki camiler eğitimden kültüre toplumun ihtiyaçlarını karşılıyor” </span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/kultur/avrupadaki-camiler-egitimden-kulture-toplumun-ihtiyaclarini-karsiliyor/3353743" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>haberini</u></span></a><span style="color:#000000"> kaynak vermeden kullandı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akşam, cinayet haberine “Platonik aşk” başlığı koyarak, bir kadının aynı işyerinde çalışmak dışında hiçbir ilişkisi olmayan bir erkek tarafından öldürülmesine gerekçe üretti.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akşam ve Y. Akit, “Mantıcıya ifşa kurşunu” haberinde mantıda at-eşek eti kullandığı için bakanlık tarafından ifşa edilen İzmir’deki mantı firmasının adını eksik bıraktı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sabancı grubu şirketi Çimsa, Bunol’daki yeni yatırımını tanıtmak üzere Hürriyet, Posta, Milliyet, Sabah ve Yeni Şafak yazarlarını, İspanya’ya götürüp orada ağırladı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ekol TV, BirGün’ün, “Parkı parselleyip kapı takmışlar: İşgalcilere tembih” haberini kaynak göstermeden “iddialara göre” diye yayımladı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yeni Şafak, iki tam sayfa AKP’li Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin tanıtımını yaptı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">BTK, hukuksuz şekilde LGBTİ+ haber portalı KaosGL.org’a “Güvenli net” uygulamasının aile ve çocuk profillerinden erişim engeli getirdi.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tele1 ve T24’ün Sözcü’den alıntıladığı “Çalışma Bakanı Işıkhan’ın arkadaşının aşçı olan damadının Almanya’ya ataşe atandığı” haberinde “iddia” denilmesi yanlıştı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Milliyet’in, yazıda olmadığı halde ilk sayfada “DT’de kaç tane Meral Oğuz var” başlığı koyması yanlıştı; Türkçede insanlar için “tane” kullanılmaz.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>----</em></span></span><br />
<span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Bu yazı, yazarın izni ile&nbsp;<a href="https://farukbildirici.com/" rel="noopener" target="_blank">www.farukbildirici.com</a>'dan alınmıştır.</em></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 07:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/mizah-efsanesinin-yagmalanan-arsivi-1729594629.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medyanın fikir oluşturma süreci</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medyanin-fikir-olusturma-sureci-4447</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medyanin-fikir-olusturma-sureci-4447</guid>
                <description><![CDATA[Medyanın fikir oluşturma süreci]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Gündem yaratma etkisinin ikinci aşaması, mesaj konusunun belli noktalarını ön plana çıkarıp, belli noktalarını görmezden gelme suretiyle, konuya dair fikir oluşturma şeklimizi etkiler. 31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra, çoğunluk tarafından şaşırtıcı olarak nitelendirilen sonuçlarla karşılaştık.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde medya denilince akla sadece televizyon, radyo, basın gibi tek yönlü mesaj iletimine dayanan geleneksel kitle iletişim araçları değil, bireysel birer kitle iletişim mecrası gibi kullanılabilen sosyal medya kanalları da gelmektedir. Sosyal medya, bireylerin oluşturdukları profiller aracılığıyla mesaj iletmesini sağlamasının yanı sıra, geleneksel medya kanallarının da izleyiciyle etkileşime açılmasını sağlamıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bu yeni iletişim biçimleri mesaj formları kadar içeriklerini de etkilemektedir Medya kanallarındaki artış, her geçen gün rastladığımız mesaj sayısını ve maruz kalma sürelerimizi de yükseltmektedir. Görsel, işitsel ve yazılı mesajların değişik medya ürünü formlarında, düşünsel ve davranışsal etkisi artırabilmenin yolu benzer anlamların tekrar sayısının artmasıdır. Bu yüzdendir ki geniş çapta dolaşıma girmiş, sözel ifadeler, hayat tarzları, özel zevk ve tercihler gitgide daha çok benimsemekte ve onay görmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Sistematik olmayan bir gözlemle bile en çok konuşulan konunun kötü giden ve artık kontrol edilmesi çok güç olan ekonomi ve özellikle de düşük gelir seviyeleriyle emeklilerin olumsuz yaşam koşulları olduğu görüldüğünde, hükümetin önceden onay görmüş başarılarının geri planda kaldığını söylemek mümkündür.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>EN ÇOK KONUŞULAN, KÖTÜ GİDEN EKONOMİ, EMEKLİLERİN YAŞAM KOŞULLARIYDI</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya içeriklerinin belli hayat tarzlarını genel geçer hale getirmesinin yanı sıra kişi ve olaylar hakkındaki fikirlerimizi de etkilediğine daha önce değinmiştim. Gündem yaratma etkisinin ikinci aşaması, mesaj konusunun belli noktalarını ön plana çıkarıp, belli noktalarını görmezden gelme suretiyle, konuya dair fikir oluşturma şeklimizi etkiler. 31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra, çoğunluk tarafından şaşırtıcı olarak nitelendirilen sonuçlarla karşılaştık. Seçim dönemleri, medyanın gündem yaratma, kanı ve tutum oluşturma konusundaki etkisini gözlemlemek için verimli dönemlerdir. Keza yaratılan kanıların izini seçmenin seçim davranışında sürme olasılığı sunar. Adayların yerel ölçekteki imaj ve tutumları, o bölgede yaşayan seçmenlerin davranışını kuşkusuz ulusal ve/veya sosyal medyanın ötesinde etkileyebilmektedir. Lakin medyanın gündem yaratma etkisinin ilk aşamasını oluşturan, ne hakkında düşünülmeli ve konuşulmalı hususunda, gerek geleneksel, gerekse sosyal medyanın etkili olduğunu düşünüyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sistematik olmayan bir gözlemle bile en çok konuşulan konunun kötü giden ve artık kontrol edilmesi çok güç olan ekonomi ve özellikle de düşük gelir seviyeleriyle emeklilerin olumsuz yaşam koşulları olduğu görüldüğünde, hükümetin önceden onay görmüş başarılarının geri planda kaldığını söylemek mümkündür. Seçim sonuçlarının muhalif parti adaylarının lehine sonuçlanması, isabetli aday ve strateji seçimlerinin olduğu kadar kötü giden ekonomi ve emeklilerin olumsuz yaşam koşullarının, gündemin en önemli maddesi haline gelmesi olduğu iddia edilebilir. Döneme ait medya içeriklerine dair yapılacak sistematik bir içerik çözümlemesi çalışması ile bu gözlem kesinleştirilebilir.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Medya içeriklerinde belli konuların belli olumlu ya da olumsuz anlamları çağrıştıracak şekilde sunulması kanı oluşturma süreçlerimizi etkiler, kanı ve tutumlarımız da davranışlarımızı…</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>MEDYA İÇERİKLERİ KANI OLUŞTURMA SÜREÇLERİMİZİ ETKİLER</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya içeriklerinde belli konuların belli olumlu ya da olumsuz anlamları çağrıştıracak şekilde sunulması kanı oluşturma süreçlerimizi etkiler, kanı ve tutumlarımız da davranışlarımızı… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya içeriklerinin etkisini ve/veya belli konular üzerindeki tutumu nasıl tespit edeceğimiz üzerine konuşmak istiyorum. Köşe yazıları, manşetler, televizyon programlarında konunun çerçevelenme biçimi, sosyal medya içerikleri, kısaca yazılı ve görsel metinlerin analizi bu metinlerin hedefi ve etki doğrultusu hakkında fikir verecektir. Yazılı ve görsel metinleri analiz ederken bir araştırma sorusu kılavuzluğunda ilerleyebiliriz, örneğin: Bu metinlerde x konusu, politikaları hakkında olumlu, destekleyen bir tutum mu vardır, eleştirel bir tutum mu vardır, y konusu ile ilgili hangi anahtar kelimeler sıkça kullanılmıştır, ana fikir nedir, konunun hangi kısımları, hangi sözcük veya imajlarla vurgulanmıştır gibi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu soruların kılavuzluğunda araştırma sorusuna göre, nasıl bir tutumun benimsetilmeye çalışıldığını, konunun hangi kısımlarının göz ardı edilerek yanlı bir tutum sergilenip sergilenmediğini ortaya çıkarmaya çalışırız. Araştırmaya konu olacak yazılı ve görsel metinler, belli bir zaman dilimine göre ve dolayısıyla belli tarihsel koşullar hesaba katılarak seçilir. Böylece belli bir dönemin koşullarının metindeki anlamları ne şekilde etkilediği, metni üreten kanal ve yayın organlarının ekonomik statüleri ve önceki tutumlarıyla da birlikte okunarak araştırma sorusuna dair kapsamlı cevaplar verilmeye çalışılır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha açık bir ifadeyle, metinler dilbilimin, söylem analizi yöntemlerinin olanakları yanı sıra kaynağın ekonomik saik ve durumu da hesaba katarak okunur.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 May 2024 21:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Medyanin-fikir-olusturma-sureci.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Örnekleriyle medyanın makro mikro etkileri</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ornekleriyle-medyanin-makro-mikro-etkileri-2493</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ornekleriyle-medyanin-makro-mikro-etkileri-2493</guid>
                <description><![CDATA[Örnekleriyle medyanın makro mikro etkileri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Gündem oluşturma etkisi nedeniyle, medya içerikleri en çok hangi konularda düşünüp konuşmamız gerektiğini belirlediği gibi, konuların kimi özelliklerini vurgulayıp kimilerini de içermeyerek, konuları ne şekilde düşünmemiz gerektiğini de belirler.&nbsp; Bu yolla hangi konuların, olayların ve insanların önemli olduğunu, hangilerinin önemli olmadığını anlatır.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son yazımda medyanın etkilerinin kategorizasyonu üzerinde durmuştum. Etkiler etkinin doğrultusu, amacı ve sonucu bakımından kategorize edilmektedir. Etkinin doğrultusu ve sonuçları, mesajın içeriğini de etkileyen formu, iletildiği araç, tekrar sayısı ile ilişkili olduğu gibi, mesaj içeriğiyle ilgili önceki fikirlerimiz, tutumlarımız ve kendimizi tanımlama biçimimizle de bağlantılıdır. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önceki yazılarımda da görüleceği gibi benzer içeriklere maruz kalma sıklığı etkinin biçimini belirlemektedir. İnsan zihni benimsediği yargıları değiştirmekte zorlanır. Alımlayıcının o konuya ilişkin motivasyonu ve olası ihtiyaçları, mesaj kaynağına duyduğu güven, mesaj içeriğinin duyusal ve duygusal doğrultusu mevcut tutumunu ve davranışını değiştirebileceği gibi pekiştirebilir de. En temel sınıflandırma olan mikro ve makro etkileri örnekleriyle açıklamak istiyorum. Öncelikle mikro etki sınıflandırmasını hatırlayalım: bilişsel, tutumsal, duygusal, fizyolojik ve davranışsal etkiler. Bu etkiler bireyin yaşamında deneyimlediği, her zaman kamusal alanla ilgili olmayabilecek, bireysel yaşam alanıyla sınırlı olması muhtemel etkilerdir. Bilişsel etkiler genelde öğrenmeyle ve bilgi taşıyan içeriklerle ilgilidir. Mesaj içeriklerinin etkisi kısa süreli etkiler ve uzun dönemli etkiler olarak da ayrılır. Günümüz dünyasında kendimiz doğrudan bilgi sahibi olamayacağımız çoğu konuyu medya dolayımıyla öğreniriz. Medya aracılığıyla bilgi alma, öğrenme biçimleri, öğrenmenin gerçekleştiği zaman ve bilgilerin kalıcılık derecesine göre de değişir. Geçici öğrenme (temporary learning) mesajla karşılaştığımız an olur, her hangi bir olayla ilgili bilgiler edinir sonra unuturuz. Bu tür öğrenmeye örnek olarak reklam sloganları, reklam müzikleri, indirim duyurularını gösterebiliriz. Kapsamlı öğrenme (extensive learning)&nbsp;ise yeni bir olay, davranış veya tutum öğrenmektir. Yoğun öğrenme (intensive learning) ise halihazırda sahip olduğumuz bilgi, tutum ya da davranışı pekiştiren niteliktedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İçmeyi çok sevdiğiniz bir içecek reklamının, size yeni bir şey öğretmemesi lakin bu içeçeceği seçtiğiniz için iyi hissettirmesi örnek olarak gösterilebilir. Uzun dönemli bilişsel etkiler ise belli bir süre sonra ortaya çıkan etkilerdir. Hypermnesia unutmanın tersi ve fazla hatırlama olarak tanımlanabilir, bir orman yangınıyla ilgili bir hikaye okuyan birisinin, izleyen günlerde çeşitli yangın haberiyle karşılaşmasına rağmen ilk okuduğu hikayeyi daha çok hatırlıyor olması örnek olarak verilebilir. Genelleme, birbirine yakın mesaj içeriklerinden bir genellemeye varılmasıdır. Örneğin ard arda saldırı, hırsızlık, kavga haberleri izledikten ya da okuduktan kendi muhitinizde de böyle bir olay beklentisi içine girmek bu tür bir etkiye örnektir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Medya içeriklerinin siyasi veya hayat tarzlarıyla ilgili tutum ve davranışlarımıza ilişkin bilişsel etkisi, gündem oluşturma, (agenda-setting) sessizlik sarmalı (spiral of silence) ve anlatısal kapanma (narrative closure) olarak üçe ayrılabilir.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kendi muhitinde de bu tür bir saldırı olacağı bilgisi mesajlar tarafından verilmemiştir, bu sonucu çıkaran izleyicidir. Bu genelleme etkisinin toplumsal roller, meslekler, cinsiyet rolleri için de işlediğini görebiliriz. Mesajların sırları açığa çıkarma (exposing secrets) etkisi ise, mesaj içeriklerinde gerçek dünyaya ilişkin unsurların, toplumsal rollerin göz önünde olmayan kısımlarıyla ilgili bilgileri içermesi nedeniyle gerçekleşir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birer otorite figürü olan aile fertlerinin ya da siyasetçilerin özel yaşamlarıyla ilgili mesaj içerikleri nedeniyle gerçek hayatta şahit olmadığımız konularda bilgiye sahip oluruz. Medya içeriklerinin siyasi veya hayat tarzlarıyla ilgili tutum ve davranışlarımıza ilişkin bilişsel etkisi, gündem oluşturma, (agenda-setting) sessizlik sarmalı (spiral of silence) ve anlatısal kapanma (narrative closure) olarak üçe ayrılabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gündem oluşturma etkisi nedeniyle, medya içerikleri en çok hangi konularda düşünüp konuşmamız gerektiğini belirlediği gibi, konuların kimi özelliklerini vurgulayıp kimilerini de içermeyerek, konuları ne şekilde düşünmemiz gerektiğini de belirler. &nbsp;Bu yolla hangi konuların, olayların ve insanların önemli olduğunu, hangilerinin önemli olmadığını anlatır. Medyanın göz ardı ettiği konuları ise düşünmez ve konuşmaz oluruz ki bu da suskunluk sarmalı olarak tanımlanan etkinin oluşmasını sağlar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mesaj içerikleri, özellikle haberler, belli konuları belli başlangıç ve bitişi olan hikayeler olarak göstererek anlatısal kapanma yoluyla fikirlerimizi oluşturur. Sonraki yazıda etkileri örnekleyerek anlatmaya devam edeceğim.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/Eda_Caglayan_img.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yerel seçimler ve Post Truth (Hakikat Ötesi) tehlikesi</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yerel-secimler-ve-post-truth-hakikat-otesi-tehlikesi-1961</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yerel-secimler-ve-post-truth-hakikat-otesi-tehlikesi-1961</guid>
                <description><![CDATA[Yerel seçimler ve Post Truth (Hakikat Ötesi) tehlikesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Seçim gününe kadar istisnasız tüm medya ve sosyal medya mecralarından yayılan pek çok yalan ileti ve bilgiyle karşı karşıya kalacağız çünkü tüm siyasi partiler ve aktörler bu yalan bombardımanı üzerinden rızamızı üretmeye ve kendilerine oy vermemizi sağlamaya çalışacaklar.</strong>

Malumunuz olduğu üzere; Türkiye 31 Mart’ta yerel seçimlere gidiyor ve tüm siyasi partiler propaganda sürecini başlatmış durumdalar. Günümüzün iletişim çağında siyasal propaganda artık sadece sahalarda ve miting meydanlarında yapılmıyor; anaakım medya, alternatif medya ve özellikle de sosyal medya ortamları artık siyasal iletişimin en önemli alanları konumundalar ve asıl savaş bu mecralarda yürüyor.

Bu iklimde basın her zaman problemliydi ancak son 22 yıllık süreçte AKP iktidarının medya yapılanmaları üzerinde yaptığı mühendislikle birlikte Türkiye’de özgür basın yok edildi, iktidar destekli para havuzlarıyla anaakım medyanın sermaye ve sahiplik yapısı iktidardan yana değiştirildi ve medyanın neredeyse %95’i artık AKP’nin kontrolü altına girmiş durumda. Bu durum medyadaki çoksesliliği, haber olgusuna objektif bakışı ve tüm kesimler için medyada aynı miktarda görünürlük adaletini ortadan kaldırdı. Aslında mesleki etik anlayışı kendini “muhalif” olarak konumlandıran medya mecraları açısından da pek parlak değil.

Bu olguyu her akşam ekranlarda bulunan konuk, yayıncı, spiker ve moderatör profilinden anlamak mümkün. İstisnasız her konuda sürekli aynı kişilerin, çoğunlukla iktidar ve devlet politikalarını destekleyici ve meşrulaştırıcı argümanlarla yorum yaptıklarını görüyoruz. Medyada yer bulabilmek için artık bir konuda uzman olmanız gerekmiyor; eğer hâkim ideolojinin ve siyasal iktidarın hoşuna gidebilecek tonda konuşabiliyorsanız istisnasız her konuda “kadrolu yorumcu” olabiliyorsunuz ve konuya dair ne kadar bilgi sahibi olduğunuz medya organizasyonları tarafından umursanmıyor. Bir avuç kalmış olan “muhalif” medya mecraları da sadece “kendi mahallelerine” mensup olan kişilere yer açıyorlar, muhalif olan bazı isimlere bile kendi angajmanları gereği yer vermemeyi seçiyorlar.

Anaakım medyadaki sunucu, yayıncı, spiker ve moderatör profillerine baktığımızda da yine hep aynı kişilerin sürekli bir mecradan diğerine “transfer” olduklarını görüyoruz. Eğer bir sunucu, spiker, yayıncı veya moderatör iktidar destekli medyadan kolayca kendini “muhalif” olarak konumlandıran medya mecralarına geçiş yapabiliyorsa burada hem basın meslek ilkeleri bağlamında hem de basın mensuplarının kişisel mesleki etik ilkeleri bağlamında çok ciddi ve derin erozyonların yaşandığı aşikâr.
<blockquote><strong>Günümüz medya ekolojisine dair rasyonel bir perspektif gözetildiğinde; medya profesyonellerinin, çeşitli medya örgüt ve yapılanmalarının, basın-yayın kuruluşlarının, gazetecilerin ve Eşik Bekçileri’nin çeşitli menfaat angajmanlarının içinde oldukları ve haberi gerçekliğinden koparan manipülasyonlar yaptıkları yadsınamaz bir gerçek.</strong></blockquote>
<h3><strong>GÜNÜMÜZ MEDYA EKOLOJİSİ VE MANİPÜLASYON</strong></h3>
Günümüz medya ekolojisine dair rasyonel bir perspektif gözetildiğinde; medya profesyonellerinin, çeşitli medya örgüt ve yapılanmalarının, basın-yayın kuruluşlarının, gazetecilerin ve Eşik Bekçileri’nin çeşitli menfaat angajmanlarının içinde oldukları ve haberi gerçekliğinden koparan manipülasyonlar yaptıkları yadsınamaz bir gerçek. Haber profesyonellerinin ürettikleri haber içeriğinde mesleki etik ve ahlak kurallarını göz ardı etmeleri günümüzde yükselen yalan haber olgusunun ve kitleler nezdinde haber kavramına artık güven duyulmamasının başat nedenleridir.

Aslında haberin ve medya organizasyonları tarafından üretilen içeriklerin demokratik işlevleri olan, toplumu bilgilendiren, eğiten veya eğlendiren nesnel bir ileti olması beklenirken, günümüzde haber farklı hedefler doğrultusunda üretilen, kurgulanan, kodlanan ve tasarımdan geçen fabrikasyon bir meta haline geldi.

Demokratik hedeflerden öte belirli bir amaç doğrultusunda üretilen haberlerin günümüzde mesleki ektik ve ahlak kurallarına aykırı olmasının Post-Truth (Hakikat Ötesi) çağın yükselmesinde ve yalan haber olgusunun yaygınlaşmasında temel bir etkisi bulunuyor. Medya kuruluşlarının iktidar destekli sermaye yapısıyla birlikte belirli kişi ve grupların çapraz, yatay ve dikey tekelleşmesinin güdümüne girmesi haberin niteliği, kalitesi, demokratik işlevi ve gerçekliğini negatif olarak etkiliyor.

Medyada bir haberin veya içeriğin üretim süreci muhabirin kendi kaynağından ham bilgiyi (knowledge) elde etmesiyle başlar. Bu aşamada birinci veya ikinci el kaynaklardan toplanan bilgi henüz haber niteliği taşımaz ve yayınlanacağı mecraya göre işlenmesi, kurgulanması ve dolayımdan (mediation)  geçirilerek enformasyon (information) haline dönüştürülmesi gerekir. Bir haberin veya içeriğin gerçeklikten koparılarak içinin boşaltılması ve yalan bir iletiye dönüştürülmesi Eşik Bekçileri tarafından tam da bu süreç içerisinde gerçekleştirilir. Muhabirin ilk veriyi toplarken yapacağı bir çarpıtma, redaktörün haber yazım sürecinde uygulayacağı bir manipülasyon, editörün habere son şeklini verirken tahrif edeceği bir unsur veya medya organizasyonunun patronajının yapacağı bir müdahale o haberin niteliğine ve yerine getirmesi gereken demokratik işleve zarar verir. İşte tam da bu noktada gerçek veriler yalan bir habere dönüşür.

Medya kuruluşları ve basın-yayın organları için hangi enformasyonun haber bağlamında gündeme alınması gerektiği toplumun demokratik bilgi alma ve ifade özgürlüğü kaygısından ziyade çeşitli güç odaklarının birbirleriyle olan girift menfaat ilişkilerine bağlıdır. Salt basın meslek ilkelerinin gözetilmediği bir medya ekolojisinde şüphesiz her nevi dezenformasyon, manipülasyon, yalan haber, çarpıtma ve gerçeklik bağlamından koparma olgularının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Artık tüm güç odaklarının ana savaş alanı sosyal medya mecralarıdır ve bu noktada yalan haber üzerine kurgulanan “operasyonel gazetecilik” yükseliştedir.

Öte taraftan; internet ve sosyal medya mecralarının yükselişi ile birlikte klasik haber toplama, yazma ve sunma teknikleri de hem kuramsal olarak hem de uygulamalı pratik bağlamda değişim ve dönüşüme maruz kaldı. Tam da bu noktada internet ve sosyal medya platformlarının hedef kitlelere ulaşma hızı ediyoryal süzgeçten geçmemiş veya kasıtlı olarak tasarlanmış pek çok iletinin dezenformasyon, çarpıtma, misenformasyon, yalan haber, cinsiyetçi söylem, nefret söylemi gibi pek çok olgunun dolaşıma sokulmasına olanak sağlıyor.
<blockquote><strong>Post-Truth (Hakikat Ötesi) çağda yalan haberin yükselişi en büyük handikaplardan biri haline geldi. Haberin gerçek mi yoksa yalan mı olduğu sorgulamasını yapma gereksinimi duymayan kitleler günümüzde kuşkucu ve rasyonel bakış açılarını da yitirmiş durumdalar.</strong></blockquote>
<h3><strong>POST-TRUTH ÇAĞDA YALAN HABERİN YÜKSELİŞİ</strong></h3>
Post-Truth (Hakikat Ötesi) çağda yalan haberin yükselişi en büyük handikaplardan biri haline geldi. Haberin gerçek mi yoksa yalan mı olduğu sorgulamasını yapma gereksinimi duymayan kitleler günümüzde kuşkucu ve rasyonel bakış açılarını da yitirmiş durumdalar. Sosyal medya üzerinden herkesin “kendisi gibi düşünen” hesapları, kişileri ve kuruluşları takip etmesiyle birlikte, içine hapsoldukları yankı odaları ve filtre balonlarında sürekli düşüncelerini, inançlarını, ideolojilerini ve doğrularını pekiştiren bir hale bulutu etraflarını sarmış durumda.

“Kendileri gibi olanlardan” gelen her iletiyi mutlak bir gerçeklik olarak kabul eden ve bazen yalan olduğunu bildikleri halde “karşı kutba” zarar vermek için sorgulamadan dolaşıma sokan kitleler, hem yalan haber teknesinin birer “kürek mahkûmu” konumundalar hem de zamanla haber olgusuna karşı kendi gerçeklik algılarını da yitiriyorlar.

“Hakikat” ve “Gerçek” kavramları genellikle eşanlamlı olarak kullanılsa da, aslında hem felsefi hem de dilbilimsel bakımdan birbirlerinden farklı kavramlardır ve farklı anlamları barındırıyorlar. Gerçek; varlığı ispat edilebilen, nesnel ve somut olan olgudur ancak hakikat gerçeğin bir izdüşümüdür, dolayısıyla da soyutluk içerir. Gerçek; bir kurgu ve tasarım değildir, böylelikle insan zihninin uydurduğu bir şey değildir ve mutlak bir varlığa sahiptir. Gerçekten bir fantezi olarak söz edilemez çünkü gerçek algısal değil olgusal temellere dayanır ve hayal ürünü değildir. Hakikat ise olgusal değildir ve tüm bunların insan belleğinde bir yansıma olarak tezahür etmesidir. Yani hakikat algısaldır.

İnternet ve sosyal medya mecralarının hedef kitle üzerindeki en önemli etkilerinden biri kitlelerin algılarının yönetilerek haber dâhil tüm iletilerin “gerçeklik” ve “hakikat” yönlerinin zayıflatılmasına olanak sağlamasıdır. Bu mecraların sağladığı çift yönlü iletişim biçimi hem medya profesyonellerine hem de yurttaş gazetecilere paylaştıkları iletiler üzerinde her nevi kurgu ve çarpıtmayı yapabilme imkânı da sağlıyor. Tam da bu noktada belirli hedefler doğrultusunda üretilen ve aktarılan “yalan haber” ve “yalan ileti” yığınları hedef kitlenin “gerçeklik” kavrayışı, anlayışı ve okuma biçimine etki ediyor.

Sosyal ve yeni medya mecralarının özellikle dijital medya okuryazarlığı seviyesi düşük olan kitle üzerinde yarattığı en önemli etki onları akılcı ve rasyonel çizgiden uzaklaştırıp, duygusal bir okuma biçimine sürüklemesidir. Böylelikle, manipülatif iletilere maruz kaldıklarında verdikleri duygusal tepkiler ve okumalar onların gerçeklik algısında daha etkili oluyor.
<blockquote><strong>Hakikat ötesi çağda en büyük problem gerçek ve yalan arasındaki çizginin belirsizleşmesi, belki de ortadan kalkmasıdır.</strong></blockquote>
<h3><strong>GERÇEK İLE YALAN ARASINDAKİ ÇİZGİNİN BELİRSİZLEŞMESİ</strong></h3>
Hakikat ötesi çağda en büyük problem gerçek ve yalan arasındaki çizginin belirsizleşmesi, belki de ortadan kalkmasıdır. Bu bağlamda, gerçeğin mi, yoksa yalanın mı söyleneceği tamamen menfaat üzerinden tercih meselesi haline geldi. Böylelikle etik ve ahlaki kaygılar önemsizleşmiş, değerini yitirmiştir. Hakikat ötesi çağ artık yalan söylemenin fazlasıyla sıradanlaştığı ve kanıksandığı bir dönemi beraberinde getirdi. Artık duygusal perspektifle oluşan algıların rasyonel olgular karşısında açık ara bir üstünlüğü söz konusudur.

Seçim gününe kadar istisnasız tüm medya ve sosyal medya mecralarından yayılan pek çok yalan ileti ve bilgiyle karşı karşıya kalacağız çünkü tüm siyasi partiler ve aktörler bu yalan bombardımanı üzerinden rızamızı üretmeye ve kendilerine oy vermemizi sağlamaya çalışacaklar. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, hangi partiye yakın olursak olalım, hem kendimize yakın hissettiğimiz hem de karşıt olduğumuz medya ve sosyal medya mecralarından yayılan iletilerin ve haberlerin gerçekliğine mesafeli olarak yaklaşıp, şüphe duyup, mutlak gerçek veya mutlak yalan olarak görmememiz gerekiyor. Bu süreçte bizi yalan sarmalından kurtaracak basit bir yöntem var: Karşımıza çıkan her iletiyi birbirinden bağımsız kaynaklardan teyit etmeden gerçekliğine ve yalan olmasına inanamamak…]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 10 Feb 2024 21:45:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/savas_porgham_02_img.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medyanın etkileri nasıl kategorize edilir?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medyanin-etkileri-nasil-kategorize-edilir-1815</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medyanin-etkileri-nasil-kategorize-edilir-1815</guid>
                <description><![CDATA[Medyanın etkileri nasıl kategorize edilir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Medya etkileri, sonuçlarına göre mikro ve makro etkiler olarak da ayrılır. Mikro düzey etkiler, bireyin tutum ve davranışlarıyla ilgili etkilerdir. Makro etkiler ise, basit bir ifadeyle, inanç, tutum, duygu ve davranışların kamusal alanla ilişkili halleridir. Makro etkilerden en önemlisi herhangi bir konuda kamuoyu oluşturmaktır.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önceki yazılarımda medya mesajlarının genel olarak tercihlerimize, kararlarımıza, tutumlarımıza, mesajın konusuna dair olumlu olumsuz yargılarımıza nasıl etki ettiğine dair yaklaşımlardan bahsettim. Mesajlara anlam verme süreçlerimiz, motivasyonlarımız amaçlarımız ve mesaj konularına ilişkin önceki bilgi ve yargılarımızla yakından ilişkilidir. Medya mesajları üzerinde detaylı düşünüp düşünmeyeceğimiz bile konuyla ilişkili önceki tutumumuz ve motivasyonumuzla ilişkilidir. Öncelikle reklamlar olmak üzere medya mesajları, kimi zaman düşünmemize dahi olanak vermeyecek şekilde duygusal tepkiler yaratmak üzere formüle edilir. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya ürünlerinin izleyici, okuyucu veya maruz kalan üzerinde etkileri olduğu genel kabul görmektedir. Bu yazıda medya çıktılarının yaşamlarımız üzerinde olası etkilerinin sınıflandırılması üzerinde duracağım. Bu tür bir sınıflandırma, mesajların üzerimizdeki etkilerinin analizinde yararlı olduğu gibi, etkili bir içerik üretirken de pratik olarak faydalı olacaktır. Medya araştırmaları alanında, en zor konulardan biri etki araştırmalarıdır. Mesajlarının bireysel ve toplumsal etkilerini ölçmek oldukça zordur. Bununla beraber olası etkilerin niteliğine dair bir sınıflandırma yapmak mümkündür. Medya etkilerini, medya ürünlerinin kasıtlı ya da kasıtsız sonuçları olarak tanımlayabiliriz. İlk önce etki etme süresine ve bu etkinin süreç içinde nasıl bir seyir izlediğine dair sınıflandırmaya değinmek yerinde olacaktır. Uzun dönemli ve kısa dönemli etkiler olarak iki başlıkta ifade etmek mümkündür. Buna göre, gittikçe artan uzun dönemli etkiler (Gradual Long-term Change), Uzun Dönemli pekiştirme etkisi (Long-term reinforcement), ani değişim (Immediate Shift) ve kısa dönemli dalgalı değişim (Short Term Fluctuation Change) olarak ayırım yapılabilir. Medya etkileri, mesajın iletildiği aracın ne olduğu, mesajın türü, izleyicinin demografik, psikolojik özellikleri ve içinde bulunduğu durum ve ihtiyacına göre de değişiklik gösterir. Ancak tüm bu etki türlerini bilimsel ölçüm metodlarıyla tespit etmek oldukça zordur. Medya etkileri, sonuçlarına göre mikro ve makro etkiler olarak da ayrılır. Mikro düzey etkiler, bireyin tutum ve davranışlarıyla ilgili etkilerdir. Makro etkiler ise, basit bir ifadeyle, inanç, tutum, duygu ve davranışların kamusal alanla ilişkili halleridir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Medyanın yarattığı tutum değişiklikleri ve/veya pekiştirme süreci ise kısa dönemde kanı yaratma ve kanı değişimi olduğu gibi, uzun dönemde uyutma etkisi, pekiştirme ve içselleştirme şeklinde görülebilir.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Makro etkilerden en önemlisi herhangi bir konuda kamuoyu oluşturmaktır. Elbette ki genel medya etkilerinden konuşurken bu bireysel ve kamusala dair olanın kimi zaman iç içe geçtiğini görürüz. Örnek vermek gerekirse, kendisini sosyal bir grup, dernek, meslek kuruluşuyla aidiyet içerisinde tanımlayan birey, maruz kalınan konuyla ilişkili tavrını o grup aidiyeti tanımının dışında kalmayacak şekilde geliştirecektir. Medyanın toplumsal, ideolojik ve kanı oluşturma etkisi üzerinde durmadan önce, bireyin zihninde ne tür değişimlere yol açtığı üzerinde durmak istiyorum. Mikro etkiler tanımlaması içinde de mesaj içeriği ve türüne göre farklı etki biçimlerinden bahsetmek mümkündür. Medyanın bilişsel etkileri denildiğinde, mesaj aracılığıyla bilgi edinme süreci kastedilmektedir. Bilgi edinme süreci kısa dönemde üç şekilde gerçekleşir, geçici öğrenme, kapsamlı öğrenme ve yoğun öğrenme. Uzun dönemde ise bilgi edinme süreci, Hypermnesia, genelleme yapma, bir yaşam tarzı yaratma gibi şekillerde görülebilmektedir. Medyanın yarattığı tutum değişiklikleri ve/veya pekiştirme süreci ise kısa dönemde kanı yaratma ve kanı değişimi olduğu gibi, uzun dönemde uyutma etkisi, pekiştirme ve içselleştirme şeklinde görülebilir. Duygusal etkileri kısa dönemde geçici tepki, uzun dönemde hassasiyet geliştirme olarak, davranışsal etkilerini ise kısa dönemde taklit etme, eyleme geçme, uzun dönemde ise alışkanlık geliştirme ve alışkanlıktan vazgeçme olarak adlandırırız. Fizyolojik etkilerden de bahsetmek olasıdır ki bunlar örnek vermek gerekirse, korkutucu görüntü ve mesajlar karşısında göz bebeklerinin büyümesi, uzun dönemde ise tolerans geliştirmedir.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gelecek yazıda mikro ve makro etkileri örnekleriyle ele alacağım.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Feb 2024 21:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/eda_caglayan_img.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medya mesajları tutumlarımızı, tercihlerimizi nasıl etkiler?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-mesajlari-tutumlarimizi-tercihlerimizi-nasil-etkiler-1340</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-mesajlari-tutumlarimizi-tercihlerimizi-nasil-etkiler-1340</guid>
                <description><![CDATA[Medya mesajları tutumlarımızı, tercihlerimizi nasıl etkiler?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Detaylandırarak düşünme sonucu olumlu ya da olumsuz yönde tutum değişimi ile karşılaşabiliriz. Detaylandırma olasılığımız düştükçe, merkezi sistematik düşünme yerine, çevresel kısa yolların süreç ve tutum değişikliği üzerindeki etkisi artmaktadır. O hâlde belki sırf mesajın kaynağına göre ikna olup, tutum değiştirmek söz konusu olabilmektedir.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsan toplumsal bir varlıktır. İnsanın bireysel serüveni, toplumsal ve tarihsel koşullardan soyutlanarak gerçekleşemez. Aidiyetlerimiz, geçmişimiz, kültürümüz ayrı ayrı entiteler gibi isimlendiriliyor olsa da birbiriyle ilişkili, etkileşimli, birbirinden ayrı, tam olarak kavranamayacak varlık koşullarımızdır. Varlık koşullarımız, alacağımız kararların, oluşturacağımız kanaatlerin ve kuracağımız maddi, duygusal bağların, bağlantıların da temel etkenidir ve aynı zamanda hepsi tarafından da etkilenir. Yaptığımız tercihleri tutumlarımız, konuya dair önceki davranışlarımız ve konuya dair mesajlar yoluyla edindiğimiz bilgilerimiz oluşturuyorsa, tutum ve sonrasında davranışlarımızın değişimi hayatımızda önemli bir yer tutar. Medyanın ve medyanın görsel ve/veya işitsel çıktılarının zihnimizdeki otoritesinden bahsetmiştim. Medyanın zihnimizde bilişsel olarak edindiği otoritenin birincil nedeni teknik özellikleridir. Bugünkü yazımda medya çıktılarının, her türlü içeriğinin tutum ve davranış değiştirme konusunda, sosyal ve bilişsel değişkenlerle birlikte nasıl çalıştığına dair tutum oluşturma, değiştirme modellerine değineceğim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsan zihni, hayatta kalmanın kolay yolu olarak en az bilişsel efor harcamaya yöneliktir. Algılama, hatırlama gibi bilişsel işlem basamaklarının hemen ardından, kısa süreli düşünmek suretiyle problemin çözümüne ulaşmayı hedefleriz. Ancak bu genel eğilimimizin yanı sıra, bilgi işleme motivasyonu ve kapasitesine bağlı olarak bir takım bireysel farklılıklar gösteririz. Tutum değişimiyle sonuçlanan bilgi işleme süreçlerimize dair çift süreç teorileri ortaya konulmuştur. Bu modellerden birincisi detaylandırma olasılık modelidir (Elaboration Likelihood Model). İlk olarak Richard Petty, John Cacioppo tarafından geliştirilmiş bu model, mesajla gelen bilgiyi detaylandırıp detaylandırmamanın, bilgiyi sistematik işleyip işlememeye etki edeceğini bunun da sonuçta tutum değişiminde belirleyici olacağını belirtir. Mesajı algılayanın ne derecede ayrıntılı düşüneceğinin belli unsurlara bağlı olduğu varsayılır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Doğruluk motivasyonuna sahip kişiler, doğru karar vermek için açık fikirlilikle bilgi toplama eğilimindedirler. Savunma motivasyonu ise önceden varolan tutumları korumaya yöneliktir.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu modele göre, mesaj üzerinde çok az detaylandırma yapıldığında, tutum değişikliği ve ikna olasılığının düştüğü ileri sürülebilir. Detaylandırma olasılığı, alıcının bilme ihtiyacına, dikkat eksikliğinin olup olmamasına, konuya ilişkin önceki tutumuna ve argümanın kalitesine göre değişmektedir. Detaylandırarak düşünme sonucu olumlu ya da olumsuz yönde tutum değişimi ile karşılaşabiliriz. Detaylandırma olasılığımız düştükçe, merkezi sistematik düşünme yerine, çevresel kısa yolların süreç ve tutum değişikliği üzerindeki etkisi artmaktadır. O hâlde belki sırf mesajın kaynağına göre ikna olup, tutum değiştirmek söz konusu olabilmektedir. Detaylandırarak düşünme sürecinde ise, tutum değişikliği argümanların kalitesine bağlı olarak daha güçlü biçimde gerçekleşebilmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada karşımıza çıkan soru detaylandırma derecemizi etkileyen faktörlerin neler olduğudur. Bilme ihtiyacımız, motivasyonumuz ve konuya dair önceki bilgilerimiz detaylandırma derecemizde etkilidir. Tutum değişikliği sürecine ilişkin diğer model ise Sezgisel Sistematik (Heuristic Sistematic Model) modeldir. Sezgisel Sistematik model insanların ekonomik bir bilişsel işleme mekanizmasına sahip olduğunu varsayar. Zihin, en düşük çaba ile kendisine en gerekli olduğunu düşündüğü bilgi alır işler. Buna da “yeterlilik prensibi” adı verilmektedir. Kişi bir ihtiyacına yönelik arayıştaysa ve yeterli zamanı enerjisi yoksa <em>heuristic</em> adı verilen kısa yollara, kestirme yargılara başvurarak karar verir, daha net bir ifadeyle, belki de imajların yarattığı hislerle karar verebilir. Eğer yeterli zamanı ve kaynağı varsa, daha ayrıntılı bilgi toplayıp sistematik düşünerek karar verme yolunu seçebilir. Sezgisel Sistematik model de detaylandırma olasılık modeline oldukça benzer. Aradaki en büyük fark ise sezgisel kısa yolların veya sistematik yolun kullanılmasının ardında yatan motivasyonlar sınıflamasıdır. Buna göre üç çeşit motivasyondan bahsedilebilir; doğru karar verme motivasyonu, savunma motivasyonu ve izlenim motivasyonu. Bu motivasyonlar alıcı olarak insanda aynı anda da bulunabilir. Doğruluk motivasyonuna sahip kişiler, doğru karar vermek için açık fikirlilikle bilgi toplama eğilimindedirler. Savunma motivasyonu ise önceden varolan tutumları korumaya yöneliktir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sezgisel kısa yollar kullanılırken önceden varolan tutumlarla uyumlu olanlar kullanılır. İzlenim motivasyonu ise sosyal amaçlara ulaşma ile ilgilidir. Seçici kısa yollar kullanılır fakat benlik tanımına uygun olarak, etkileşimde olunan diğer kişilerin tutumlarına tutarlı biçimde seçilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 21:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/pexels-photo-267350.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medyanın zihnimiz üzerindeki otoritesi</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medyanin-zihnimiz-uzerindeki-otoritesi-1059</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medyanin-zihnimiz-uzerindeki-otoritesi-1059</guid>
                <description><![CDATA[Medyanın zihnimiz üzerindeki otoritesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Medyanın sayısız insana ulaşım fırsatı ve birebir gözlemleme imkânımız olmayan yerlere ulaşma ve gözlemleme şansı olduğu için, insan zihninde bir otoriteye sahiptir. Özetle medya içeriklerine, sahip olduğu imkanlar nedeniyle, birebir gözlemleyemediğimiz olaylar konusunda inanma eğilimindeyizdir.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günümüzde günlük olarak maruz kaldığımız mesaj sayısı hızla artmaktadır. Gerek haber içerikleri gerek reklamlar gerek sosyal medya hesaplarından yayılan içerikler olsun, yazılı görsel metinlerin sayısı, her birini bilinçli olarak anlayıp işleyebileceğimizin çok üstündedir. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çoğunlukla farkında olmadığımız algılama süreçlerinin ise duygu dünyamızla daha ilişkili sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Bir başka deyişle, ileri düzey bir medya okur yazarı olmak, fazla sayıda konuda fazla sayıda bilgi yapısı, şema geliştirmek gerekliliğidir, daha önce değindiğim gibi. Daha fazla konuda önceden edinilmiş bilgileri en azından analiz düzeyinde, unsurlarını birbirinden ayırarak üzerinde düşünmüş olmak, daha sonra karşılaşacağımız mesajlarla aramıza duygusal anlamda bir mesafe koyar. Örnek vermek gerekirse, büyük bir vahşet haberiyle karşılaştığımızda, gerçekleşen bölgedeki hukuki düzenin işleyişi hakkında olumlu bir fikrimiz varsa, o dehşete kurban olanlara ilişkin duygusal tepkimizden doğan davranışlarımızın baskısıyla sınırlı kalmaz, adalet duygusunun verdiği rahatlıkla bir nebze olsa rahatlayabiliriz. Konularla ilgi önceden düşündüklerimiz, oluşturduğumuz bilgi yapıları, daha sonra o konulara dair geliştireceğimiz tutumlara da etki eder ya da bunun tersi gibi... </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Karşımıza çıkan mesajların duygu, davranış ve tutumlarımızda ne derece etkisi olduğu konusu insanlar arası ve kitle iletişimin en önemli konusu ola gelmiştir. Ancak, özellikle duygusal ve tutum değişikliği etkilerini bilimsel anlamda ölçmek oldukça zordur. İletişim araştırmalarında en zor konu, medya mesajlarının bireysel bazdaki etkilerini tespit etme konusudur. Medyanın etkilerinin kategorizasyonu konusunu başka bir yazıya bırakarak, duygu, davranış ve tutumlarımızla medya mesajları arasındaki etkileşime dair teorik bulgulardan bahsedeceğim. Her hangi bir olay, insan, nesneye dair olumlu ya da olumsuz duygularımıza tutum denilmektedir. İnsan, mevcut tutumlarını onaylayan mesajlara daha açıktır. Tutumlarımızın tekil mesajlarla değiştirilmesi oldukça zordur. Tutumumuzun değişebilmesi için belli bir ihtiyacımıza hitap ediyor olması gerekir. Mevcut tutumlarımız hem alımlamamıza hem de yorumlama biçimimize etki eder. İnsan zihni bir takım kısa yollar (heuristic) kullanır. Bu kısa yollar bilişsel eforu minimize ederek, yaşantımızı kolaylaştırmaya yarar. Bu kısa yollara örnek, uzman fikirlerine fazla irdelemeden inanmaktır. Bir mesajın farklı içeriklerde ya da benzer içeriklerde tekrar edilme sayısı da uzman görüşüne itimat etme eğilimimizi güçlendirir. Tekrar edilen yargıları, anlamları da gerçeğin temsili olarak algılama eğilimimiz vardır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İnsan davranışının ve tutumların oluşumunu teorik bir modelle özetleyecek olursak: bilişsel ve duygusal girdilerin tutuma, tutumlarımızın da gözlenebilir davranışa dönüştüğünü söyleyebiliriz.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir diğer kısa yol, medyaya atfettiğimiz otoritedir. Medyanın sayısız insana ulaşım fırsatı ve birebir gözlemleme imkânımız olmayan yerlere ulaşma ve gözlemleme şansı olduğu için, insan zihninde bir otoriteye sahiptir. Özetle medya içeriklerine, sahip olduğu imkanlar nedeniyle, birebir gözlemleyemediğimiz olaylar konusunda inanma eğilimindeyizdir. Ek olarak, medyanın sunduğu görsel imajlara da peşinen daha çok inanma eğilimindeyiz. Bu durum, insan beyninin görsel imajları, sözel ve/veya yazılı imajlardan daha gerçek olarak kabul etmesidir. Bunun nedeni, görsel imajların gerçeğin tam temsili olduğu ön kabulüdür. Bu ön kabul bilişsel mekanizmalarımızın doğasında vardır. Medya mesajlarına maruz kalırken, hangi amaçları taşıdığımız da mesajları alımlama ve yorumlamamız üzerinde etkilidir. Eğlenmek, bilgilenmek, haber alma ihtiyacı ve/veya o konuda bir karar almak için o içeriği tüketip tüketmediğimiz, amacımız, yorumumuz üzerinde etkili olacaktır. İnsan davranışının ve tutumların oluşumunu teorik bir modelle özetleyecek olursak: bilişsel ve duygusal girdilerin tutuma, tutumlarımızın da gözlenebilir davranışa dönüştüğünü söyleyebiliriz. Davranışlarımızın gözlemlenemeyen kısmıysa, algılama (perception), dikkat etme (attention), hafızaya alma, dili kullanarak üzerinde düşünme ve problem çözme olarak bölümlere ayrılabilir. İnsan tutumları, bilişsel olarak vardığı sonuçlar ve davranışları arasında bir tutarlılık aramaya programlıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki mesajlar tutumlarımız üzerinde ne tür değişikliklere yol açar? Medyanın üzerimizdeki etkilerini nasıl kategorize edebiliriz? Bu soruları da bir başka yazıda değerlendireceğim.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jan 2024 04:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Firefly-social-media-ruling-the-human-mind-74586-scaled.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medya okuryazarlığı neden önemli?</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-okuryazarligi-neden-onemli-884</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-okuryazarligi-neden-onemli-884</guid>
                <description><![CDATA[Medya okuryazarlığı neden önemli?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="font-size:20px"><strong>Yanlış bilgi küresel bir tehlikeye doğru mu ilerliyor? Demokrasi kültürüne ciddi zarar verdiği düşünülen bilgi düzensizliği konusunda kamuoyunda dönen tartışmalar ve mücadele yöntemleri çeşit çeşit. Toplumsal bir olgu olsa da medya okuryazarlığı konusunda biz de bazı adımlar atabiliriz.</strong> </span></em><br />
<br />
<span style="font-size:16px">Yanlış bilginin yayılmasında en kritik faktörlerden biri de medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünme becerilerinin eksikliği. Birçok kişi güvenilir kaynakları güvenilmez olanlardan ayıracak ya da bilgiyi paylaşmadan önce doğruluğunu kontrol edecek araçlardan yoksun. Yanlış bilgi yaymanın altında yatan bir çok psikolojik etmen de var ama bu yazıda medya okuryazarlığı eksikliğine odaklanmak istiyorum. Olgu ve durumların kitleleri yönlendirmek amacıyla kasıtlı bir şekilde çarpıtılarak oluşturulduğu bilgi ve haberler, yıllardır özellikle sosyal medya üzerinden dolaşıma sokuluyor. Bunun en çok yapıldığı ülkelerden biri de Türkiye kuşkusuz. İnternet kullanıcıları olarak bilerek ve ya bilmeden bu medya ekosisteminde yanlış bilgi yayıp, dezenformasyon süreçlerine ortak olarak kamusal tartışma alanlarının zehirlenmesine sebep oluyoruz. Bu süreç kamuoyunda haberlerin de sağlıklı tartışılmasını, nihayetinde demokratik toplum süreçlerini baltalıyor. Şunu da unutmamak gerekir, sürekli bir kaos ve şiddet hâli, sert ve anti-demokratik siyasal ortam ve pandemi gibi küresel sağlık sorunlar eleştirel okuma-yazma pratiklerine sahip olmayan ve temel düzeyde medya okuryazarlığı olmayan kitleleri dezenformasyona karşı kırılgan hâle getirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu durum bazı raporlara da girmiş durumda. Akın Ünver’in “<a href="https://edam.org.tr/turkiyede-dogruluk-kontrolu-ve-dogrulama-kuruluslari/" rel="noopener noreferrer nofollow" target="_blank"><span style="color:#0000ff">Türkiye’de Doğruluk Kontrolü ve Doğrulama Kuruluşları</span></a>” raporunda Türkiye’yi “derin şekilde kutuplaşmış, bilgi/enformasyon akışının sınırlandırıldığı ve sansüre eğilimli OECD ülkelerinden biri” olarak tanımlıyor. Uzman medya kurumları, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinden oluşturulmuş özerk komisyonlarca eğitim kurumları için medya okuryazarlığı müfredatı hazırlanması ve daha ilk basamaklardan itibaren medya okuryazarlığı derslerinin okutulmasının ciddi bir ihtiyaç olduğu bir döneme giriyoruz. &nbsp;Küresel ölçekte daha güncel bir raporda da yanlış bilgi sorunu önemli bir tutuyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) geçtiğimiz günlerde yayımlanan <a href="https://www.weforum.org/publications/global-risks-report-2024/digest/" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#0000ff">Küresel Risk Raporu 2024</span></a>'te, önümüzdeki iki yıl içinde beklenen en ciddi küresel risk olarak ortaya çıkan yanlış bilgi ve dezenformasyon olacağı tanımlanırken, bu bilgi düzensizliğinin hem yabancı hem de yerli aktörler tarafından toplumsal ve siyasi bölünmeleri daha da derinleştirmek için kullanılacağı vurgulanmış. Ayrıca önümüzdeki iki yıl içinde Bangladeş, Hindistan, Endonezya, Meksika, Pakistan, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere çeşitli ekonomilerde üç milyara yakın insanın seçim sandıklarının başına gitmesi beklendiğinden, yanlış bilgi ve dezenformasyonun ve bunları yaymak için kullanılan araçların yaygın kullanımı yeni seçilen hükümetlerin meşruiyetini zayıflatabileceği öngörülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>İnternet kullanıcıları olarak bilerek ve ya bilmeden bu medya ekosisteminde yanlış bilgi yayıp, dezenformasyon süreçlerine ortak olarak kamusal tartışma alanlarının zehirlenmesine sebep oluyoruz. Bu süreç kamuoyunda haberlerin de sağlıklı tartışılmasını, nihayetinde demokratik toplum süreçlerini baltalıyor.</strong></em></span></span></p>

<h3><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Peki iyi bir medya okuryazarı olmak için neler yapmalı?</span></span></strong></h3>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İyi bir medya okuryazarı olmak için aşağıdaki adımları uygulayabilirsiniz.<br />
<br />
<strong>Farklı medya kaynaklarından bilgi edinin:</strong>&nbsp;Haberlerinizi sadece bir kaynaktan değil, farklı kaynaklardan alın. Farklı bakış açıları ve perspektiflerle bilgi edinmek önemlidir.<br />
<br />
<strong>Kaynakları eleştirel bir bakış açısıyla inceleyin:</strong>&nbsp;Herhangi bir haber veya bilgiyi almadan önce, kaynağın güvenilirliğini ve tarafsızlığını değerlendirin. Kaynaklarınızın güvenilir ve doğru olmasına dikkat edin.<br />
<strong>Medya tüketim alışkanlıklarınızı iyileştirin:</strong>&nbsp;Sürekli haberleri takip etmek yerine belirli bir zaman diliminde bilgi edinmeyi tercih edin. Bu, bilgi bombardımanından kaçınmanıza ve daha iyi sindirmenize yardımcı olabilir.<br />
<br />
<strong>Bilgiyi sorgulayın:</strong>&nbsp;Her zaman “Neden bu bilgiyi paylaşıyorlar?” ve “Kim bundan nasıl fayda sağlar?” gibi soruları kendinize sorun. Bu, bilgiyi daha derinlemesine anlamanıza yardımcı olacaktır.<br />
<br />
<strong>Geleneksel medya ve sosyal medya kullanımlarınızda görsel kullanımını kontrol edin:</strong>&nbsp;Medya platformlarında yer alan görsel ve videolara da eleştirel bir yaklaşım sergileyin. Önümüze düşen fotoğraf ve videolara şüpheyle yaklaşın. Sosyal medya kullanımınızı sınırlayın ve doğrulanmamış bilgileri paylaşmaktan kaçının.<br />
<br />
<strong>Sizi manipüle edebilecek etkileşim tekniklerini farkedin:</strong>&nbsp;Medya dilini, manipülatif teknikleri ve propagandayı tanımak, bilgiyi daha iyi anlamanıza ve yanıltıcı bilgilere karşı daha iyi korunmanıza yardımcı olabilir.<br />
<br />
<strong>Bilgiyi paylaşmadan önce doğrulama yapın:</strong>&nbsp;Sosyal medya veya diğer platformlarda bilgi paylaşmadan önce doğrulama yapın. Yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek için sorumlu bir şekilde davranın.<br />
<br />
<strong>Medya etik kurallarını anlayın:</strong>&nbsp;Gazetecilik ve medya etiği hakkında bilgi edinin. Haber kaynaklarının etik kurallara uygun davrandığından emin olun.<br />
<br />
<strong>Kendi önyargılarınızı tanıyın:</strong>&nbsp;Kişisel önyargılarınızın bilgiyi nasıl etkileyebileceğini anlamaya çalışın ve açık fikirli olmaya özen gösterin.</span></span></p>

<p><a href="https://medyaveteknoloji.substack.com/" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/medyavetekonoli.png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 21:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/medya-okuryazarligi-neden-onemli-mehmet-safak-sari.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilişsel bir faaliyet olarak mesaj okuma</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bilissel-bir-faaliyet-olarak-mesaj-okuma-793</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bilissel-bir-faaliyet-olarak-mesaj-okuma-793</guid>
                <description><![CDATA[Bilişsel bir faaliyet olarak mesaj okuma]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Son zamanlarda yaygın anlayışla, anlam, mesaj okunduğu/alımlandığı anda oluşuyorsa söz konusu bireysel, psikolojik ve sosyal süreçler anlamın oluşumunda etkindir. Bilişsel süreçlerimiz, mevcut mesaj konusuna dair önceki tecrübe ve tutumlarımızın da etkisi altındadır. Tutum ve davranışlarımız, bağlı olduğumuz sosyal grup dinamiklerinin, mesajı alımladığımız bağlamın da etkisiyle harekete geçer.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yetkin bir medya okur yazarı olabilmek, özetle, maruz kaldığımız mesajları, kodlayanın gayelerinin, kodlanma bağlamının ve aracının farkında olarak ve içerik hakkında önceki bilgilerimizle ilişkilendirerek alımlayabilme becerisidir. Bunun için olası tüm medya içerikleri hakkında önceden bilgi sahibi olmak tek başına yeterli değildir; mümkün olan en üst düzeyde medya okuryazarı olabilmek, eleştirel düşünme becerisini gerektirir. Eleştirel düşünmenin ilk ve belki de en önemli kaidesi, analitik düşünme pratiğidir. Analitik olmak karşımıza çıkan metin ve/veya metin grubunu, olaylar ve/veya fenomenleri, unsurlarına ayırarak, her biri üzerine düşünmek ve değerlendirmede bulunabilmektir. Her bir unsura ilişkin verileri ilişkilendirme, çıkarsamalarda bulunma da analizin özelliklerinden biridir. Önceki yazıda da bahsettiğim üzere, mesajları alımlama yorumlama süreçlerimiz bilişsel süreçlerdir. Bu süreçlere ilişkin bilgimizi sosyal psikoloji ve bilişsel psikolojinin bulgularına borçluyuz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bloom, bilişsel alan basamakları düşünce silsilemizi en basitten en karmaşığa doğru giden bir süreç olarak resmeder. Bu basamaklar sırasıyla bilgi basamağı, kavrama basamağı, uygulama basamağı, analiz basamağı, sentez basamağı, değerlendirme basamağı olarak adlandırılır. Bilgi basamağında, daha önce duyduğumuz konuları, yargıları hatırlar bir araya getiririz, kavrama basamağında ise kendi cümlelerimizle ifade edebilecek, örnekleyip söz konusu argümanlarla savunma yapabilecek kadar bir bilişsel çaba söz konusudur. Uygulama basamağı, söz konusu bilgileri kullanıp problem çözebilmeyi, bilgileri kullanabilmeyi nitelemektedir. Analiz, sentez ve değerlendirme basamakları ise, daha karmaşık bilişsel faaliyetlerdir. Analiz basamağı, fenomeni temel unsurlarına ayırarak üzerinde düşünüp, çıkarım yapabilmeyi kapsarken; sentez yeni, özgün bir eser yaratmak için bilgileri kullanmayı; değerlendirme basamağı ise, tüm bilişsel basamak işlemlerini içerecek görevleri yerine getirmeyi kapsar. Bir grup yazılı eseri belirlenmiş kriterlere göre değerlendirmek, bu bilişsel faaliyete örnek olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Her medya içeriğini, mesaj konularına karşı mevcut tutumlarımız ve önceki davranışlarımız kılavuzluğunda alımlarız. Söz konusu mesaj içeriğinin belli bir sosyal gruba dair haber olduğunu var sayalım, bu durumda o sosyal gruba dair önceden oluşan tutumumuz ve bilgilerimiz mevcut haberi yorumlamamıza etki edecektir.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bilişsel basamakların ilk basamağı olan bilgi basamağı, önceki bilgileri hatırlamak en az efor sarf ettiren bilişsel faaliyetken; analiz basamağı, biraz daha fazla bilişsel efor gerektirmektedir. Ancak insan bilişsel olarak en az düzeyde efor sarfetmeye meyillidir ve bu bizim ortak özelliğimizdir. Yüksek düzeyde bilişsel faaliyet gösterebilmek, bu pratiği özellikle tercih etmemizi gerektirmektedir. Öte yandan, tutum ve ihtiyaçlarımızın mesajları alımlamamız üzerinde etkisini anlamak, izleyici alımlayıcı tepkilerini anlamamızda ve hatta etkili medya içeriği hazırlamamızda yardımcı olacaktır. Tutum (attitude); herhangi bir nesne, insan, niteliğe karşı sahip olduğumuz olumlu ya da olumsuz hisleri niteleyen bir kavramdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Medya dolayımıyla olsun ya da olmasın, zihnimize ulaşan mesajların bilişsel ve duygusal etkileri olur. Daha anlaşılır bir ifadeyle, mesajların, zihnimizle işlediğimiz bilgisel içerik ve his uyandıran kısımları vardır ve kanılar fikirler ve hisler bu kısımlara verilebilecek diğer isimlerdir. Tutumlarımız davranışlarımıza etki eder. Önceki mesajlarla oluşan tutum ve davranışlarımız da bir sonra karşılaştığımız mesajları alımlama ve o mesajlardan etkilenme biçimlerimize etki eder. Dolayısıyla şunu söylemek mümkündür ki her medya içeriğini, mesaj konularına karşı mevcut tutumlarımız ve önceki davranışlarımız kılavuzluğunda alımlarız. Söz konusu mesaj içeriğinin belli bir sosyal gruba dair haber olduğunu var sayalım, bu durumda o sosyal gruba dair önceden oluşan tutumumuz ve bilgilerimiz mevcut haberi yorumlamamıza etki edecektir. Tutumlarımızın niteliğini, olumlu veya olumsuz hislerimizi, davranışlarımızı da sosyal, biyolojik ihtiyaçlarımız etkilemektedir. Son zamanlarda yaygın anlayışla, anlam, mesaj okunduğu/alımlandığı anda oluşuyorsa söz konusu bireysel, psikolojik ve sosyal süreçler anlamın oluşumunda etkindir. Bilişsel süreçlerimiz, mevcut mesaj konusuna dair önceki tecrübe ve tutumlarımızın da etkisi altındadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tutum ve davranışlarımız, bağlı olduğumuz sosyal grup dinamiklerinin, mesajı alımladığımız bağlamın da etkisiyle harekete geçer. Mesajı alımlayanların hangi medya etkilerine maruz kaldığı da diğer bir yazının konusu olacaktır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Dec 2023 04:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/sosyal-medya-okuryazarligi.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Habercilere mankenlik yaptırıyorlar</title>
                <category>MEDYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/habercilere-mankenlik-yaptiriyorlar-569</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/habercilere-mankenlik-yaptiriyorlar-569</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir süredir kadın haber programcıları, televizyon stüdyolarında çekilmiş fotoğraf ya da görüntülerini, giydikleri kıyafetin markasını da üzerine yazarak paylaşıyorlar.</span></span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çoğunlukla da hikâye bölümünde yapılıyor bu paylaşımlar. Haber programcılarının paylaşımlarıyla da kalmıyor, kıyafet firması da kendi hesabında ayrıca paylaşıyor habercilerin bu fotoğraflarını. Giysi tanıtan mankenlerin fotoğrafları arasında yer alan haber programcıları da onlarla aynı işlevi yerine getirmiş, mankenlik yapmış oluyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Instagram’ı taradım, A Haber, Beyaz TV, CNNTÜRK, Ekol TV, KRT ve 24 TV’den kadın programcıların giydikleri kıyafetlerin markasını tanıttıkları fotoğraf ve görüntülerini buldum. Öğrendiğim kadarıyla, bu haber kanallarının yönetimleri, firmalarla anlaşma yapıyor; firmalar programlarda giyilmek üzere kıyafet gönderiyor, karşılığında da kadın haberciler, Instagram’da o markanın reklamını yapıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mankenlik yaptırılan ünlü ekran yüzlerinin paylaşımları arasında en çok dikkat çeken, 24 TV’nin Cumhurbaşkanlığı muhabiri Yağmur Yıldız’ın paylaşımı. Kıyafet mankenliğini çok sevmiş olacak ki, firmanın kıyafetiyle Anıtkabir merdivenlerinde hareketli görüntüsünü çekmiş koymuş hesabına.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kadın habercilerden paylaşımlarının üzerine #reklam etiketi koyan da var koymayan da. Oysa gazetecilerin, haber programcılarının gizli ya da açık reklam yapması etik bir davranış değil. Habercilik ile şirket çıkarlarının, maddi ilişkinin iç içe geçmesi, çıkar çatışması yaratır; editoryal bağımsızlık zarar görür. Bu yüzden de Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde, gazetecilerin “sosyal medyada da reklam, tanıtım, ürün yerleştirme yapmaması” ilkesi yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">RTÜK’ün Yayın Hizmetleri Yönetmeliği’nde de programa destek verenlerin isim ve logolarının sadece program sonunda görünmesine izin veriliyor; haber bültenlerine sponsorluk/ destek alınamayacağı belirtiliyor. Bu da demek oluyor ki, RTÜK, haber programcılarının ekranda kendi görüntüleriyle, sponsorluk duyurusu yapmasını yasaklıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tabii ki RTÜK, sosyal medyaya karışamaz ama yaklaşımı doğru. Haber programcılarının TV ekranında yapamayacakları reklamı, sosyal medyada da yapmamaları gerekir. TV yöneticilerinin kadın programcılarına mankenlik yaptırması -kendi tercihleri değilse- mobbingdir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Haber sunanlar niye bağırır ki?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Televizyonlarda bağıra çağıra haber sunulması son yıllarda giderek daha da artan bir salgın haline geldi. Habertürk’te sabah programlarını sunmaya başlayan Faruk Aksoy da sürekli bağırarak anlatıyor haberleri. En sakin haberde, sohbette bile sesi yüksek perdeden çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kimileri de bağırmakla kalmayıp ayakta bir o yana bir bu yana salınıyor, bazen zıp zıp zıplıyor. Yanılmıyorsam, -geçen hafta A Haber’den ayrılan- Erkan Tan, TV8’de başlattı bu tarzı. Stüdyonun içinde, sık sık arkadaki LED ekranın önüne gidip, masaya gelerek, arada koşu temposunu andırır hareketlerle, haberin ritmine göre, sesini yükseltip alçaltarak ama mutlaka “mütemadiyen gezinerek” haber sunuyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/FB2.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böyle davranmalarının gereğini çözebilmiş değilim. Haber bültenini gösteriye dönüştürüp daha çok izletiyor olabilirler ama sunucular bültenin öznesi haline geliyorlar. İzleyiciyi habere değil sunucuya odaklıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haberler bu kadar curcunayla sunulunca insan, izleyici olarak geçmiş yılların Oğuz Haksever’inin, Ali Kırca ve M. Ali Birand’ının haber sunumunu özlüyor. Her birinin kendine özgü tarzı vardı ama öyle ne bağırıyorlardı ne ekranda oradan oraya koşturuyor, el kol hareketleri yapıyorlardı. Tabii kimseye hakaret de etmiyor, haberleri yoruma boğmuyorlardı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">TRT geleneğinden gelen, yılların Can Okanar’ı ise bütün bu hengâmenin dışında kalarak iktidar yanlısı A Haber’de kendi tarzını kararlılıkla sürdürüyor. Sözcükleri son derece düzgün telaffuz ediyor, vurguları hep yerli yerinde… Haberi öne çıkarıyor ve izleyicinin dikkatini aktardığı haberde tutmayı başarıyor. Onun da sorunu, okuduğu haberlerin içeriği…</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Katili okuruna soran gazete</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sözcü, sanki Narin’in katili okurlar arasında düzenlenecek bir anketle belirlenebilirmiş gibi, “Sizce katil kim?” diye okurlarına sordu. Televizyonlardaki haber bültenlerinde siyasi olaylarla ilgili anket düzenlendiğini gördüm ama böylesine daha önce rastlamamıştım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“29 gün oldu, Narin’i öldüreni hâlâ bulamadılar” üst başlığı taşıyan “anket” haberinde “Amca mı?”, “Anne mi?”, “Abi mi?”, “Yenge mi?” ve “Nevzat mı?” diye bu kişilerin fotoğraflarına da yer verildi.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/FB3.png" /></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecilik açısından son derece yanlış bir habercilik bu. Gazeteci, böyle bir cinayette elde edilen verileri, masumiyet karinesine özen göstererek, suçluluğu kanıtlarla ve yargı kararıyla ortaya çıkmamış kişileri suçlu gibi gösteremez, zan altında bırakamaz. Ne gazetecinin katili bulmak gibi bir yükümlülüğü vardır, ne de katil okurlara sorularak, anket düzenlenerek bulunabilir! Bu en azından cinayeti hafife almaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nitekim amca Salim Güran ile işçisi R.A.’nın cinayet günü yaptığı 37 saniyelik telefon konuşmasıyla ilgili haberler iki gün önce çöpe gitti. İlk haberlerde soruşturma dosyasına giren tutanakta, R.A.’nın, Salim Güran’a “Tamam henüz bende değil, daha ölmemiş” dediği yer alıyordu. Ancak Anadolu Ajansı, üç gün önce telefon konuşması tutanağının dosyaya girdiği belirtilen yeni bir haber geçti; bu haberdeki tutanağa göre, konuşmada “daha ölmemiş” </span><a href="https://serbestiyet.com/serbestiyet-in-english/ozel-narin-sorusturmasindaki-kritik-tape-kaydinin-kurtceden-cevirisi-degisti-mi-182102/" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">ifadesi</span></a><span style="color:#000000"> yer almıyor; R.A orada “Tamam ben şimdi gider alırım” diyor!</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">AA’nın haberinde bu farklılığa ilişkin açıklama olmaması, değişikliğin tüm açıklığıyla anlaşılmasını önlüyor. Ama değişiklik bu haliyle bile yayınlanan her veriye bakarak birilerine kesin suçlu gibi bakılmasının doğru olmadığını kanıtlıyor. Öyle ya, ilk tutanak haberleri R.A.’yı da cinayete karışmış gibi gösteriyordu; tutanağın bu hali onu aklıyor gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bakın, “itirafçı” Nevzat Bahtiyar da yeni ifade verdi, cinayetle ilgili yeni </span><a href="https://www.sozcu.com.tr/narin-guran-cinayetinde-sir-perdesi-aralandi-itirafci-katil-amca-salim-cikti-p85699" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">ayrıntılar</span></a><span style="color:#000000"> anlattı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Soruşturma henüz tamamlanmadığına göre daha kim bilir neler değişecek, neler yanlış çıkacak, bilmediğimiz neler öğreneceğiz? O yüzden “Cinayeti çözecek görüşme </span><a href="https://halktv.com.tr/gundem/halk-tv-dun-gece-yayinladi-yalanlama-cabalari-bosa-dustu-869889h" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">kaydı</span></a><span style="color:#000000">” diye hüküm vermek yerine yeni bilgilere temkinli yaklaşmakta, hiç kimseyi peşinen suçlu göstermemekte yarar var.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada Narin cinayetine ilişkin “senaryo haberciliği” belki daha devam edecekti ama İsrail’in Lübnan’daki siber terör saldırısı haberleri gelince medyada dikkatler oraya yöneldi. Şimdi haber kanallarındaki tartışma programlarının konusu patlatılan çağrı cihazları.…</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Soru beğendirmek zorunda değiliz</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazeteci azarlamalar ardı ardına geldi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, idam cezasının geri getirilmesini soran gazeteciye, “Böyle sapık ve yanlış sorularla aldatmaya heves etmeyin” diye çemkirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Narin cinayetini sormak isteyen gazeteciye çocuk azarlar gibi eliyle “sus” işareti yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de gazetecilerin okullardaki temizlik sorununa ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bahçeli, Yerlikaya ve Tekin’e yöneltilen sorularda ne bir sapıklık ne bir hakaret ne aldatma çabası var, gündemdeki konularla ilgili sıradan sorular. Yanıtlamak yerine tepki göstermeleri, gazetecilere ve gazeteciliğe olduğu kadar topluma da saygısızlık.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir kere, gazeteci, siyasilere soru beğendirmek zorunda değildir. Gazeteci kamu adına soru sorar, muhatabı da onu yanıtlayarak halkın bilgi edinme hakkına saygı göstermiş olur.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazetecilerin bu davranışlara gereken tepkiyi verememiş olması ise üzücü. Zira sahadaki gazetecinin gücü, çalıştığı medya kuruluşunun gücü kadardır! Medya muhabirlerine sahip çıkmayınca iktidar mensupları gazeteci azarlamayı alışkanlık haline getirebiliyor maalesef.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tek cümleyle:</strong></span></span></span></h2>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Korkusuz’un, kişilerin isimleri ve ne zaman yaşandığı belli olmayan bir olaydan söz eden “Karısını sevgilisiyle bastı: Havaalanı ayağa kalktı” manşeti, haberden çok kurgusal bir metne benziyordu.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hürriyet dışındaki iktidar medyası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İlk dört maddeyle derdimiz yok” sözlerini, bu konudaki tartışmayı HÜDAPAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun başlatmış olduğuna değinmeden haberleştirdi.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye gazetesinin “Bu nasıl iş usta” manşetinde oya, yalıtım, su tesisatı gibi işler için ustaların istediği ücretlerin İstanbul için geçerli ücretler olduğu vurgulanmıyordu.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kanal D’nin yeni dizisinin tanıtımında ve Milliyet’in “Tanıtıma ‘Narin’ türküsü damga vurdu” haberinde öldürülen Narin’in adı kullanılarak duygu sömürüsü yapıldı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Akşam, Gazete Pencere, Posta ve Yeni Akit’in Sakarya’daki makarna fabrikası yangını haberinde fabrikanın Oba Makarna firmasına ait olduğu bilgisi eksikti.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hürriyet, Yeni Akit ve Yeni Şafak, Filistin’de İsrail askerlerinin öldürdüğü Ayşenur Ezgi Eygi’nin kimliğiyle ilgili bilgi verirken “sosyalist” olduğunu yazmamaları dikkat çekiciydi.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.ntv.com.tr/galeri/ntvpara/turkiye-siha-pazarinda-dunya-lideri,C9xyXcpfdE6ixz-L4eBd_A/3xAS52PiE0ik2gYnp0xbWw" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">NTV</span></a><span style="color:#000000">, </span><a href="https://www.iha.com.tr/istanbul-haberleri/turkiye-siha-pazarinda-dunyanin-acik-ara-en-buyuk-ureticisi-oldu-116625070" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">İHA</span></a><span style="color:#000000"> ve </span><a href="https://www.sabah.com.tr/ekonomi/siha-pazarinin-en-buyuk-ureticisi-turkiye-7086886" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">Sabah’ın</span></a><span style="color:#000000"> “Türkiye, küresel SİHA pazarında zirvede” haberinde “ABD merkezli bir araştırma kuruluşunun raporuna göre” diyerek hazırlayan kuruluşun adını yazmadı; sadece </span><a href="https://www.trthaber.com/haber/gundem/siha-basarisi-turkiye-kuresel-siralamada-lider-877762.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#000000">TRT Haber,</span></a><span style="color:#000000"> “Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi (CNAS)” ismini vererek eksiği giderdi.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Akşam, Karar ve Yeni Şafak’ın pazartesileri yayımlanan otomotiv sayfalarının manşetinde Hyundai Genel Müdürü Murat Berkel’in sözleri ve otomobil önündeki fotoğrafı ortaktı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sabah’ın, “Kızını öldüren damadını vurdu” başlığıyla verdiği haberi, Korkusuz, “Damadına sıktı kızını öldürdü” diye tamamen farklı bir vaka olarak haberleştirdi.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye gazetesi, Panathinaikos-Maccabi basketbol maçında Türk antrenör Ergin Ataman’ı da sinirlendiren Türkiye aleyhtarı pankart açılmasını “Rum çirkinliği” diye nefret söylemi içeren bir başlıkla haber yaptı.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Konya B. Belediye Başkanı U. İbrahim Altay, Dünya Yerel Yönetimler Meclisi’ndeki konuşmasını, Akşam, Yeni Akit ve Yeni Şafak’a verdiği yarımşar sayfalık haber görünümlü reklamla duyurdu.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni Akit Yazarı Kenan Alpay, ATV, Show TV ve programcıları Müge Anlı, Esra Erol ve Didem Arslan Yılmaz’ı eleştirirken, “Her gün tecavüzcüler, sapıklar, pez…ler, o…pular, aldatanlar, aldananlar, büyücüler geçit yapıyor” diyerek RTÜK’ü göreve davet etti.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>----</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="color:#000000">Bu yazı, yazarın izni ile&nbsp;</span><a href="https://farukbildirici.com/" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#3498db">www.farukbildirici.com</span></a><span style="color:#3498db">'</span><span style="color:#000000">dan alınmıştır.</span></em></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 02:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/habercilere-mankenlik-yaptiriyorlar-1727260128.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
