<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Romanya Yazıları (3):  Bükreş sokaklarında Fransız rüzgârları</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/romanya-yazilari-3-bukres-sokaklarinda-fransiz-ruzgarlari-13053</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/romanya-yazilari-3-bukres-sokaklarinda-fransiz-ruzgarlari-13053</guid>
                <description><![CDATA[Bükreş’te, Paris’tekinin neredeyse aynısı olan Zafer Takı’nın bir örneğini görüyorsunuz. Şehrin bir başka simge yapısı da 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılan Athaneum adlı konser salonu. Tabii bu isim ilk başta Yunan çağrışımı yapıyor ama mimarı Albert Galleron adında bir Fransız. Her ne kadar konser izleyememiş olsam da, Economist’in açılış günkü konuşmaları Athaneum’da yapıldığından ötürü içini görme imkânı buldum. Gösterişten uzak, zevkli, sıcak, akustiği güzel bir bina.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Romanya yüzölçümü açısından büyük bir ülke olsa da nüfusu çok kalabalık değil, 17 milyon kadar, ama 6 milyonluk yabana atılmayacak bir nüfus da ülke dışında yaşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bugün Romanya dışında en fazla nüfus İngiltere’de, oysa, Romanya’nın esas bağı Latin olması hasebiyle Fransızlarla.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Zira bu bölgede Slav olmayan tek halk Rumenler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Latin olmaları dillerinin Fransızcayla benzemesine de yol açıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Şehrin çeşitli yerlerinde Fransız etkisini görmek mümkün.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bükreş’e “Doğu’nun Paris’i” denmesinde bir haklılık payı yok değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Türkiye’nin Bükreş Büyükelçiliği, şehrin görmeye değer binalarından biri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1890’larda yapılmış, mimarı Fransız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu binadaki mimaride de Fransız etkisi bariz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Daha sonra Romanya Başbakanlık konutu olarak kullanılmış ama 1934’te Büyükelçi Hamdullah Suphi Tanrıöver’in girişimiyle Türkiye tarafından satın alınmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bükreş’te Büyükelçilik deyince Hamdullah Suphi’ye ayrı bir başlık açmak lazım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Hamdullah Suphi, Bükreş’e gönüllü gelmediği gibi diplomatlığa da isteyerek başlamadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Başında bulunduğu Türk Ocakları, CHP’ye alternatif görüldüğü için kapatılınca ona da yurtdışı yolları gözüktü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kahire, Belgrad ya da Bükreş arasında bir tercih yapacaktı, Gagavuz azınlığa sahip olduğu için Romanya’yı seçti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1931’de başladığı Bükreş Büyükelçiliği görevinde tam onüç sene kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Maalesef, ne anılarını ne de sefaretnamesini bütünlüklü bir şekilde yazabildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Elimizde hatırat namına sadece gazeteci Mustafa Baydar’ın kendisinden dinlediklerine dair tuttuğu bölük pörçük notlarından teşekkül eden <em>Hamdullah Suphi Tanr</em><em>ıö</em><em>ver ve An</em><em>ı</em><em>lar</em><em>ı</em><em> </em>adlı kitabı var; o yüzden, misal, Büyükelçi Tanrıöver’in Gagavuzların göç ettirilmesi, Romanya iç siyaseti ya da İkinci Dünya Savaşı’ndaki tutumuna dair ne düşündüğünü biliyoruz ama bu binanın satın alınış hikâyesi gibi detaylara vakıf değiliz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Büyükelçi Özgür Kıvanç Altan ile sefaretin kabul salonunda sohbet ederken aklımın bir yanında hep Hamdullah Suphi’nin savaş ortamında burada kimleri ağırladığı ve kayda geçmeyen kimbilir neler konuştukları vardı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">&nbsp;Bu arada, söylemeden geçmeyeyim, Büyükelçi Altan, görev yerinin Bükreş olduğunu öğrendikten sonra Rumence öğrenmeye karar vermiş; anlaşılan epey azimli bir insan ki Rumence gibi bir dili kısa sürede sökmüş, şimdilerde hiçbir toplantıda çeviriye ihtiyaç duymuyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Rumence gibi bu sınırların dışında pek bir şey ifade etmeyen bir dili öğrenmek için bunca gayret gösteren bir diplomatın varlığı ümit verici.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Büyükelçi Altan’a, Hamdullah Suphi döneminden bilmediğine sevindiğim bir Bükreş Büyükelçiliği dedikodusu anlattım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Türkiye’nin en önemli diplomatlarından biri olacak Zeki Kuneralp’in yurtdışındaki ilk görev yeri Bükreş’ti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kuneralp, <em>Sadece Diplomat</em> adlı hatıratında, Gagavuzlara olan ilgisi yüzünden “Gagavuz Metropoliti” diye isim takılan Hamdullah Suphi’nin o zamanlar herkesin dilinde olan olağanüstü hitabet yeteneğinden söz ettikten sonra Büyükelçi’nin Merkez’e çektiği pek çok raporu kısalttıklarını anlatıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Hamdullah Suphi’nin raporları birer nutuk hüviyetine büründükçe telgraf masrafı hayli kabarmış, raporları şifrelemek de epey vakit alıyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Maiyetindeki personel ise çözümü raporları uygun gördüğü şekilde kısaltmakta bulmuş!</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İş bununla sınırlı kalsa gene iyi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kuneralp’in anılarından okuyalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“[Kançılarya Şefi Başkatip Hasan Nurelgin] Hükümetle temas etmek üzere Büyükelçinin Ankara’ya hareketine onbeş gün kaladan itibaren bu ampütasyon ameliyelerine son verirdi. Avdetinde bunlara tekrar başlardı. Buun sebebi şu idi: Tanrıöver’in bir âdeti vardı. Ankara’da iken Bakanlığa uğrar, son onbeş gün içinde Bükreş’ten gönderdiği telgrafları getirtip okurdu.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Neyse, sefarette çok oyalandık, şehrin sokaklarında dolaşmaya devam edelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Yine Bükreş’te, Paris’tekinin neredeyse aynısı olan Zafer Takı’nın bir örneğini görüyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Şehrin bir başka simge yapısı da 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılan Athaneum adlı konser salonu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Tabii bu isim ilk başta Yunan çağrışımı yapıyor ama mimarı Albert Galleron adında bir Fransız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Her ne kadar konser izleyememiş olsam da, Economist’in açılış günkü konuşmaları Athaneum’da yapıldığından ötürü içini görme imkânı buldum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gösterişten uzak, zevkli, sıcak, akustiği güzel bir bina.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">CEC Sarayı Bükreş’in Fransızlığını takip edebileceğimiz bir başka yapı, onun mimarı ise yine Fransız, Paul Gottereau.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bükreş’te, bu saydıklarım haricinde de insanda Paris’te olduğu intibaını uyandıran çeşitli binalar ve pasajlar gördüm.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bükreş, Fransız rüzgârlarıyla güzel bir şehir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/romanya-yazilari-3-bukres-sokaklarinda-fransiz-ruzgarlari-1775939048.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Romanya Yazıları (2): Çavuşesku’nun sarayı</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/romanya-yazilari-2-cavuseskunun-sarayi-13033</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/romanya-yazilari-2-cavuseskunun-sarayi-13033</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk anılarında yer eden o devasa yapının, yıllar sonra bir megalomani anıtı olarak yeniden keşfi... 20 kilometrelik koridorları, altın süslemeli salonları ve cephesine sonradan takılan klimalarıyla Çavuşesku'nun sarayı, mutlak gücün kibrini ve yıkılışın kaçınılmazlığını aynı anda haykırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Seneler önce, ben daha epey bir çocuktum, annemle Bükreş’e gelmiştik ama kaç gün geçirdiğimiz, nerelere gittiğimiz aklımdan tamamen çıkmış, daha doğrusu o tatile dair “Çavuşesku’nun devasa sarayı” haricinde hiçbir şey hatırlamıyorum, o da muhtemelen o güne kadar gördüğüm en büyük yapılardan biri olduğu için.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonra bir daha Bükreş’e hiç gitmedim -geçen zaman içinde sadece Romanya’nın Babadağ tarafına gittim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zaten bu Romanya biraz da bu yüzden kendine özgüdür, aslında ciddi bir yüzölçümüne sahip olsa da yol üstü değildir, gelip geçerken uğramazsınız, Balkan ülkesidir ama bir o kadar da değildir, Romanya deyince aklımıza Karpatlar gelir, ama Karpatlar da bize uzaktır -iki anlamda da.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">JW Marriott’taki odamın penceresinden bakınca, biraz uzakta ama yürüyüş mesafesinde, Çavuşesku’nun beni çocukken hayli etkileyen bin küsur odalı sarayını görüyordum, tek boş günümün sabahını bu sarayı gezmeye ayırdım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Otelden saraya yürürken karşımıza evvela Milli Katedral -Catedrala Nationala- çıkıyor, yenilerde yapılmış, güzel, estetik, zarif diyebileceğim bir yapı değil, içine bakmadım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sarayın girişine ulaşmak için aynı cadde üzerinde biraz daha yürümemiz gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Saraya bakınca gözüme ilk çarpan cephedeki klimalar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Böyle bir binayı klimalarla delik deşik etmek herhalde intikam almanın bir yoludur diye düşündüm.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çavuşesku’nun sarayı deyip duruyorum ama şimdiki adı Parlamento Sarayı -Palatul Parlamentului- ne amaçla kullanıldığı anlaşılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sarayın bulunduğu yerde eskiden bir mahalle varmış ama iki dünya savaşı arasındaki dönemde buraya bir katedral inşa etmek istemişler, yapımına başlanmış ama bir yere varmadan savaş çıkmış, mahallenin bir bölümü bu esnada yıkılmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1977’de burada bir deprem olmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1974’te Cumhurbaşkanı seçilen -ondan önceki dokuz sene boyunca da Komünist Parti’nin lideriydi- Çavuşesku burayı meclise çevirmeye karar verince -1984- çözüm için aklını çok zorlamadı, herkesi kovalayıp mahalleyi dümdüz etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">20 bin işçi çalıştırıldığı saray, büyüklükte dünyada ikinci -birincisi, Pentagon- ama ağırlıkta zirvede.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çavuşeskular bu sarayda hiç oturamadılar çünkü komünizm yıkıldığında bina hâlâ tamamlanamamıştı ama sonları bu sarayda geldi, meşhur balkon sahnesi, Çavuşesku zulmünün bitişiydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Binanın içine girip koridoru yürüdükten sonra art-deco tiyatro salonuna geldik; 5 tonluk avizelerin aydınlattığı 600 sandalyeli bu tiyatro salonu da hiçbir zaman tasarlanan amacına uygun kullanılmamış, siyasi tartışmaların merkezi olmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sarayın neredeyse tamamı Romanya yapımıymış -rehberin dediğine göre, yüzde 99.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-07%20at%2014_14_03.jpeg" style="height:300px; width:400px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üst kata çıkıyoruz ama kot farkından ötürü aslında zemindeyiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çavuşeskuların en sevdiği ressam olan Sabin Balaşa’nın tabloları asılıydı duvarlarda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Romanyalıların Theodor Aman ya da Nicolae Grigorescu gibi ressamları varken Sabin Balaşa’ya bayılmak tam da Çavuşeskulardan beklenecek bir davranış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sarayda hepsi Romanya’dan getirtilen 900 bin metreküp meşe -hepsi el işlemeli-, 1 milyon metreküp mermer kullanılmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zaten dünyanın en ağır idari binası olmasını bu yoğun mermer kullanımına borçlu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nadir bulunan beyaz mermer haricinde, pembe, kırmızı, bej ve siyah mermer hemen her yerde karşınıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Salonlardan birine Nicolae Iorga’nın adı verilmiş; Iorga, Romanya için çok önemli bir adamdı, çok sayıda alanda çok sayıda ürün verdi: tarihçiydi, yazardı, siyasetçiydi, başbakanlık yapmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1940’ta bir siyasi suikastle öldürüldü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu salon Çavuşesku’nun çok sevdiği I. Carol’un Peleş Sarayı’nı andırıyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Duvarlarda ve perdelerde ipek kullanılmış, süslemelerde ise altın.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Saraydaki 220 bin metrekare halının tamamı Romanya’da dokunmuş ama çok büyük oldukları için parça parça getirilmiş ve burada dikilmiş, dikiş izleri bugün bazı yerlerde görülüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ana giriş kapısının olduğu yerde Şeref salonu var, ama merdivenler müthiş, Çavuşeskular karşılıklı merdivenlerden inerek konuklarını karşılayacakları için kusursuz olmasını istemişler, birkaç kere yıktırıp yeniden yaptırmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnşa esnasında Çavuşeskular hemen her hafta saraya gelip teftiş ediyor, en ufak bir kusur bulurlarsa baştan…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2008’deki NATO Zirvesi burada düzenlenmiş, Costa Gavras burada film çekmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Titulescu salonu ise “pembe salon” olarak geçiyor, malum, pembe hiçbir bayrakta kullanılmaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-07%20at%2014_13_01.jpeg" style="height:467px; width:350px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Titulescu, iki dünya savaşı arasında Romanya siyasetine yön veren isimlerin başında geliyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sarayın bugünlerde sadece dörtte üçünün kullanıldığını, eğer bütün avizeler yakılırsa sarayın elektrik harcamasının küçük bir şehrinkine denk düşeceğini, koridorlarının kabaca 20 kilometre tuttuğunu öğrendim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çavuşeskular bir gün bile oturamayacakları bu binayı kimbilir ne büyük hayaller içinde yaptırırken aslında kendi mezarlarını kazdıkları akıllarının ucundan bile geçmiyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çavuşesku, işte bu binanın restorasyonda olduğu için gezmeye kapalı olan balkonunda halka sesleniyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Derken, yuhalamalar başladı, bir kişi bin kişiye, bin kişi onbinlere dönüştü, cesaret bulaşıcıydı ve Çavuşesku ilk kez zorbalığının bir yere varmayacağını gördü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Helikopterle kaçmaya çalıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yakalandı, yargılandı, eşi Elena’yla birlikte idam edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ve, bunların hepsi dört günde oldu.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/romanya-yazilari-2-cavuseskunun-sarayi-1775593195.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İskoçya yazıları (5): Tarih boyunca tüvit kültürü</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-5-tarih-boyunca-tuvit-kulturu-12950</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-5-tarih-boyunca-tuvit-kulturu-12950</guid>
                <description><![CDATA[Tüvidin en iyisi İskoçya’nın kuzeyindeki adalardan gelir, en makbulü de Harris Tweed olarak bilinir -Harris, oradaki adalardan biri. Ben de bu ilk İskoçya seferimden tüvit bir ceket ve eldivenle döndüm. İngiliz modası durmuş oturmuş, babayani bir şıklıktır. Ve bu şıklık, tüvitsiz düşünülemez.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Sanayi Devrimi’nden önce, yani üretim ilişkilerini feodalizmin belirlediği dönemde toplumlar askeriye, ruhban ve çalışanlar olmak üzere üç sınıftan oluşuyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gerçi, bu ayrımın modern zamanlara kadar devam ettiğini söylemek mümkündür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Askeriyeyle ruhban genellikle ortak çıkarlara sahiptir, çoğunlukla da akrabadır, arasında geçişkenlik vardır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Temel çelişki, “çalışanlar” ile bu iki kesim arasında yaşanır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Misal, Fransız Devrimi’ne giden günlerde toplanan Genel Meclis’te de -“Etat Generaux”- böyleydi; sadece “askeriye” yerine “soylular”, “çalışanlar” yerine ise gerikalan herkes anlamına gelen “üçüncü kesim” -“tiers etat”- deniyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Neyse, Fransızların yapıp ettiklerini başka zaman ayrıca konuşuruz, biz şimdi Britanya’dan uzaklaşmayalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">O günlerde “topraksız bey, beysiz toprak olmaz” denirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Çalışanlar, çeşitli istisnalar olabilse de, feodal beyin üretimin temel unsuru olan toprağına bağlıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Yani ortada bugünkü gibi belli bir ücret karşılığında çalışabileceğiniz atölyeler, fabrikalar yoktu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bütün üretim malikâne ve etrafındaki toprakta yapılır, ihtiyaçlar oradan karşılanırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Derken, devreye “tüccar” girdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ticaret yerleşik kalıpları kısa sürede alaşağı etti çünkü tüccarın sahneye çıkmasıyla birlikte sermaye, servetin önüne geçti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Feodal dönemin zenginleri soylularla ruhban sınıfıydı, oysa bu yeni dönemde tüccar denen yeni bir zengin sınıf doğmuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Basit bir örnekle izah etmeye çalışayım; soylunun ya da kilisenin çil çil altını olabilirdi ama bu servet kendini büyütemiyordu, durağandı; tüccarın sermayesi ise bu kadar büyük olmasa da sürekli katlanarak çoğalabiliyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Tüccar, serveti katlandıkça feodal yapıyı dönüştürme kudretine sahip oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gerektiğinde parasıyla toprak da aldı, soyluluk unvanı da.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Böylece, burjuva tarih sahnesinde güçleniyor ve dünyayı kendi istediği doğrultuda dönüştürüyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir süre sonra, tüccarın “para servetine” dayanan gücü, soylunun gücünü tamamen geçti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Soylunun elinde hâlâ toprağı vardı ama üretimden kazandığı ona yetmiyordu, işte bu aşamada, kurtuluş ümidiyle, “çevirme” denen bir fikre sarıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Neydi “çevirme”?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Diyelim, toprak sahibinin tarladan elde ettiği gelir 100’dü ama bu salgın, iklim, isyan vs gibi pek çok unsurun beklendiği gibi gitmesine bağlıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Yani, büyük bir riski barındırıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Öte yandan, Britanya’nın başat ihracat ürünü olan yün üretmek hem daha kârlıydı hem de riski daha düşüktü; ayrıca, bozulmadığı için daha dayanıklıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Toprak sahibi patates değil de yün üretebilirse elinde hazır sermaye olan tüccara malını kolayca satabilirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu düşünce doğrultusunda toprak sahipleri tarlalarını derhal çitle çevirmeye karar verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gelgelelim, içini koyunlarla doldurmak için çevirdiği tarlada bir de insanlar vardı, o güne kadar toprak sahibi için çalışmışlardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Tarih sahnesinden çıkacağını öngören toprak sahibinin vefa gibi kavramlara ayıracak vakti yoktu, köylüyü toprağından yaka paça attı, koyunların yününü eğirmek için eskisi kadar insana ihtiyacı kalmamıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Köyünden çıkarılan o beş parasız insanların barınacak bir yeri yoktu, meslekleri yoktu, yollarda sefil oldular ve bir iş bulabilme ümidiyle şehirlere doluşmaya başladılar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İşte kol gücüne dayanan Sanayi Devrimi’ni hayata geçirecek işçi sınıfı aslında bu toprağından kovulmuş köylülerdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ama biz şimdilik işçi sınıfının peşinden gitmek yerine toprak sahibinin çevirdiği malikânesinde koyunlarla kalalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1832’de, İskoçya’nın güneyindeki Hawick’ten Londralı bir tüccara yazılan mektupta “çapraz dokunmuş” anlamına gelen “tweel” diye birkaç farklı iplikle yapılan yeni bir kumaştan söz ediliyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Londralı tüccar, bu yeni kumaşı oradaki yazılışı çok benzer Tweed nehrinin adıyla karıştırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Tweel”, bir kaza sonucunda “tweed” adıyla tanındı, çok da sevildi -Türkçede ilk kez 1934’te <em>Cumhuriyet</em> gazetesindeki bir ilanda “tvid” diye rastlıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Tüvit piyasaya çıkar çıkmaz büyük rağbet gördü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Nasıl görmesin?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir kere, kavidir, soğuktan korur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ayrıca, iyi bir tüvit evladiyeliktir, asla eskimez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Desenleri yıllar içinde çok az değiştiği için demode de olmaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Tüvidin en iyisi İskoçya’nın kuzeyindeki adalardan gelir, en makbulü de Harris Tweed olarak bilinir -Harris, oradaki adalardan biri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ben de bu ilk İskoçya seferimden tüvit bir ceket ve eldivenle döndüm.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İngiliz modası durmuş oturmuş, babayani bir şıklıktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ve bu şıklık, tüvitsiz düşünülemez.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/iskocya-yazilari-5-tarih-boyunca-tuvit-kulturu-1774708467.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bulgaristan Yazıları (2): Son Bulgar Kralı ile Sofya’da</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bulgaristan-yazilari-2-son-bulgar-krali-ile-sofyada-12876</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bulgaristan-yazilari-2-son-bulgar-krali-ile-sofyada-12876</guid>
                <description><![CDATA[Bence her şeyin özü şu cümlede gizli. “Avrupa Birliği’yle ne kadar bütünleşirsek yargımız siyasetin ve paranın vesayetinden o kadar kolay kurtulacak.” Son Bulgar Kralı ve Bulgaristan’ın eski Başbakanı Simeon Sakskoburggotski anılarında “maksadım, kedimin benim için düşündüğü kişi olabilmektir,]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Şimdi size hatıratına verdiği isimle “benzersiz bir hayat” yaşamış olan Bulgar Kralı Simeon Sakskoburggotski’den bahsetmek istiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon Sakskoburggotski -ya da daha bilinen adıyla II. Simeon- İkinci Dünya Savaşı’nın bugün (2026) yaşayan tek devlet başkanı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon, Bulgarca soyadından da anlaşılabileceği üzere, Avrupa hanedanını yaratan Saxe-Coburg-Gotha ailesine mensup.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bütün Avrupa hanedanları onun akrabası; dedesi İtalya Kralı III. Vittorio Emanuele, anneannesi Karadağ Prensesi Helena, dayısı son İtalya Kralı II. Umberto, babası Bulgar Kralı III. Boris, annesi Savoy Prensesi Giovanna -evlendikten sonra Bulgaristan Kraliçesi Ioanna-, teyzesi Bourbon-Parma Prensesi Maria, diğer dayısı Avusturya Arşidükü Dr. Otto von Habsburg, kuzenlerinin ve aile üyelerinin bazıları Belçika Kralı Albert, Yunanistan Kraliçesi Frederika, Hollanda Kraliçesi Juliana, Edinburgh Dükü Philip, Lüksemburg Grandüşesi Charlotte, Norveç Kralı Olaf, ayrıca İsveç ve Danimarka Prensleri, Romanov hanedanından Nicolas, Paris Kontu Henri d’Orleans, Savoylardan Maria Pia ile eşi Yugoslavya Prensi Aleksandar, Yunan Prensi Michel…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bulgaristan’ın tarihi, Osmanlı tarihiyle iç içe geçmiştir.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-19%20at%203_53_37%20PM.jpeg" style="height:667px; width:500px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kral I. Ferdinand (Milli Galeri, Nikola Mihaylov, 1914)</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bulgarların efsanevi krallarından I. Simeon, dokuzuncu yüzyılda İstanbul’u -Konstantinopolis- kuşatsa da alamamıştır; daha sonra, Osmanlı egemenliğinde geçen beş asır kültürleri birbirinden ayrılması çok güçleşecek şekilde harmanlamıştır, Bulgarlar 1876’da isyan eder, 93 Harbi’nin sonuçlarından biri Bulgar Prensliğinin kurulması olmuşsa da bağımsızlık için otuziki sene daha beklemeleri gerekmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1908’de, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan ederek yüzyıllar sonra tahta çıkan ilk Bulgar Kralı, Fransızların Kralı Louis-Philippe’in Viyana’dan gelen torunu Ferdinand von Sachen-Coburg’du -Kral I. Ferdinand.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ferdinand, Bulgaristan değil Bulgar Kralıdır çünkü meşruiyetini halktan alır; oysa, Kraliçe, Kral’ın seçtiği kişi olduğu için Bulgar değil Bulgaristan Kraliçesi’dir -bu ayrım, Louis-Philippe’ten beri çeşitli kollarda devam eder; mesela, Bulgar hanedanının kuzenleri olan Belçika Krallığında da böyledir, Belçikalıların Kralı ve Belçika Kraliçesi vardır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Balkan Harbi, hemen arkasından I. Dünya Savaşı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bulgaristan savaştan mağlubiyetle ayrılınca I. Ferdinand tahttan oğlu adına feragat etti, sonra da ülkeyi terk etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Böylece, Ferdinand’ın büyük oğlu, Bulgar Kralı III. Boris adıyla tahta oturdu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Resim çizen, arabasını kendi kullanan, İngilizce, Macarca, Fransızca, İtalyanca, Almanca ve Türkçenin yanında biraz Arnavutça da konuşan, Bulgaristan’ı “demir ağlarla ören” Boris’in hayatı büyük zorluklarla geçmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İki dünya savaşı arasında yükselen faşizmin etkileri Bulgaristan’a kadar ulaşırken Ortodoksluğun büyük abisi Rusya’daki komünist devrim, Stalin’in önderliğinde ortalığı kasıp kavurmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İkinci Dünya Savaşı patladığında haberi ailesine “iyi yürekli, masum insanlar ezilecek, saldırıya uğrayacak” diye veren Kral III. Boris adeta iki ateş arasında kalmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir yanda Yugoslavya ile Yunanistan’ı ele geçiren Hitler’in ordusu, diğer yanda SSCB.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bulgaristan’ın bu iki süper gücü idare edebilecek ne nüfusu ne ordusu ne de ekonomik gücü vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ama savaş kapıya dayandığında işler içinden çıkılmaz bir hale geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-21%20at%2014_07_57.jpeg" style="height:667px; width:500px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Prens -daha sonra, Kral Naibi- Kiril, Vrana Bahçelerinde avlanırken (Milli Galeri, Jaroslav Vesin, 1910)</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Boris başlarda çok tartışılan, hatta büyük suçlamalara maruz bırakılmasına yol açan bir politika takip etti, imkânsızın peşinden koşmak yerine yapabileceğinin en fazlasını yapmaya çalıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ülkesinin işgal edilmesini istemediği için Nazi Almanyasına cephe almamakla kalmadı, Mihver’e de katıldı, topraklarını kullanmasına izin verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Boris, işte tam da bu yüzden faşist olmakla itham edildi -Alman kökenli olması da bir sebep olarak gösterildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon, bu kararın “sınırlarımıza yığılmış olan Alman ordusunun zoruyla” alınmak mecburiyetinde olduğunu söyledikten sonra babasının bir sözünü hatırlatıyor: “Generallerimin hepsi Almanlara, diplomatlarım İngilizlere hayran; Kraliçe İtalyan, halkımsa Rus hayranı. Bulgar hayranı bir ben varım.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kral Boris, savaş ortamında bile Bulgaristan’ın Sovyetlerle diplomatik ilişkilerini hiç kesmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gelgelelim, 1943’te, işler sarpa sarmaya başladığında, Hitler, başbaşa görüşmek istediği Boris’i getirmesi için Sofya’ya bir uçak gönderdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İki talebi vardı; bir, Stalingrad’daki bozgunun engellenmesi için Bulgar ordusunun Nazilere destek vermesi, ve iki, Bulgaristan’daki Yahudilerin trenlere doldurulup Auschwitz’e yollanması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">O toplantının Naziler açısından pek de beklendiği gibi geçmediği anlaşılıyor çünkü Boris, bu taleplerin ikisini de reddetti; ne Bulgar askerlerini Nazilerle birlikte savaşmak için Stalingrad’a yolladı ne de ülkesindeki Yahudileri toplama kamplarına gönderdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-21%20at%2014_08_07.jpeg" style="height:375px; width:500px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kral I. Ferdinand’ın çocukları: Boris, Kiril, Nadejda ve Evdokia (Milli Galeri, Nikola Mihaylov, 1904)</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bulgaristan, Yahudiler için getto kurulmayan ender yerlerden biriydi -Bulgaristan coğrafyasındaki yüz küsur “çalışma kampı” ise Sovyet etkisi altında geçen senelerde açıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Almanya’nın daha 1943 senesinde açlıkla karşılaştığı anlaşılıyor, zira Boris’i Sofya’ya geri götüren mürettebat Almanya’ya dönerken mitralyözleri camlı muhafazalarından çıkarıp uçağı kavun karpuzla doldurmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gelgelelim, Kral Boris, Hitler’le yaptığı görüşmeden bir hafta kadar sonra sebebi hâlâ meçhul olan bir şekilde ölüverdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Pek çoklarına göre Hitler tarafından öldürtülmüştü, zehirlendiği iddia ediliyordu -Goebbels ise Kral’ın kız kardeşi tarafından zehirlendiği bilgisini yayıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Savaşın bu en korkunç günlerinde, Bulgar Krallığı, Boris’in altı yaşındaki oğlu Simeon’a kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">II. Simeon tahta çıktığında amcası Kiril de üç kral naibinden biri olarak atandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İki sene sonra Naziler teslim oldu ama Bulgaristan huzura eremedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Boris’i faşizme hizmet etmekle suçlayan Sovyetler, Bulgaristan’daki rejimi değiştirmeye karar vermişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kral naibi Kiril’i kurşuna dizdiler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-21%20at%2014_08_34.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">II. Simeon ile babası Kral III. Boris’in tablosunun önünde</span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon’un “dehşet yılları” diye nitelediği 1944-47 arasında yüzbinden fazla Bulgarın sosyalizm adına öldürüldüğü iddia ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1946’da Bulgaristan’da krallık lağvedildi, hanedan ülkeden sürüldü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon, annesi ve kız kardeşi ile birlikte İstanbul üzerinden İskenderiye’ye, ondan sonra da uzun seneler yaşayacağı Madrid’e gitti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Uzaktayken, Jivkov’un Bulgaristan Türklerine uyguladığı asimilasyon politikasına, isimleri zorla Bulgarlaştırmasına ve daha birçok şeye karşı çıktı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Derken, bir mucize oldu ve sosyalist blok, Berlin Duvarı gibi palas pandıras çöküverdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1996’da, sürgünün ellinci senesinde, Kral II. Simeon, Simeon Sakskoburggotski olarak Bulgaristan’a döndü, döndüğünde Alexandr Nevski Katedralinin çanları hiç durmamacasına çalıyordu, ve beş sene sonra seçimlerden birinci parti çıkarak Bulgaristan Başbakanı oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Eski Kral, Başbakan olduğunda ülkeyi de krallığa döndüreceği düşünülüyordu ama öyle yapmadı, Bulgaristan için esas gerekli olan krallık değil NATO ve Avrupa Birliği’nin parçası olmaktır, dedi, dediğini de yaptı, ülkesini önce NATO’ya, sonra da AB’ye soktu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir başbakanın kendini kral ilan etmesi görülmedik bir şey değilse de bir Kral’ın demokratik seçimleri kazanıp Başbakan olması tarihteki ilk örnekti -diğer örnek Kamboçya’da ama demokratik kültür açısından bence aynı şey değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-21%20at%2014_08_59.jpeg" style="height:667px; width:500px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aleksandr Nevski Katedrali, Sofya</span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon, Saxe-Coburg-Gotha hanedanı içinde serbest evlilik yapan ilk nesle mensup, İspanyol eşi Margarita, soylu olsa da aristokrat sınıftan değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ortodoks bir Kral, Katolik bir soyluyla evlenmeye karar verdiğinde teamüllerin epey bir zorlanacağı aşikâr, onların evliliğinde de öyle olmuş, özellikle çocukların hangi mezhebi seçeceği bir sorun teşkil etmiş ama Simeon’la Margarita burada uzlaşının nimetlerinden yararlanıp beş çocuklarının ilk ikisini Ortodoks, diğerlerini ise Katolik olarak vaftiz etmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Simeon, Bulgaristan’a döndükten bir süre sonra çocukluğunun geçtiği ve şimdilerde Sofyalılara armağan ettiği Vrana’daki -“karga” demek- malikânesine yerleşmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Hiçbir personel, koruma istememiş, maaşını devletin karşıladığı kimse çalışmamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bizi de Vrana’da kabul etti, ayakta karşıladı, kırkbeş dakika kadar oturduk, Türk kahvesi içip çikolata yedik, Simeon’un kahvesi kakuleliydi, anılarından, Avrupa’nın geleceğinden, Bulgaristan’ın günden güne Avrupa’ya entegre olmasından duyduğu memnuniyetten, uluslararası hukukun rafa kaldırılmasının yol açtığı ve açmaya devam edeceği sorunlardan, savaşların yayılmasına dair endişesinden, Ukrayna savaşından, müzakerenin zorluğundan, demokrasi mücadelesinin uzun erimliliğinden, Ömer Koç’la arkadaşlığından, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını bitirip demokrasisini ve kurumlarını daha sağlam bir şekilde teşkil etmesi gerektiğinden konuştuk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kral’ın yaveri Yavor, bizi sarayın bahçelerinde -burayı peyzajlı saray bahçeleri gibi düşünmeyin, eski bir parkı andırıyor- dolaştırırken de kimse yoktu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1944’ün 10 Ocak günü Sofya’nın bombalandığını, Vrana Sarayı’nın ise 24 Mart’ta vurulduğunu, zamanla içi suyla dolan kraterlerden birine Churchill Gölü dediklerini okumuştum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-19%20at%203_57_21%20PM.jpeg" style="height:375px; width:500px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Vrana Sarayı, Sofya</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kapıda bizi uğurlarken, “majestelerine” Churchill Gölü’nü görüp göremeyeceğimizi sordum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Göl yokmuş artık, sarayın bahçesinden yol geçirirken gölü de ortadan kaldırmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Başbakan olduğunda Simeon’a krallığı ihya etmesini telkin etmişler.</span></span></span></p>

<p><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“(…) kraliyetin canlandırılmasını teklif etmek -bütün popülerliğime, ayrıca Kral Boris’in havasına rağmen- büyük bir hata olurdu. Bu fikir bölünmeci zihniyeti uyandırır, henüz yeni benimsenmiş olan anayasal düzeni bozardı. İnsanlar cumhuriyetin daha demokratik, hatta modern olduğuna inanmışlarsa bu enerjiyi boşa harcamanın ne anlamı olabilir?”</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Şu sözler de Simeon’a ait.</span></span></span></p>

<p><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Bana göre Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra kraliyetin geri getirilmesi ülkemizin imajı için en iyi çözüm olurdu. Fakat olayları zorlamak istemiyordum, çünkü bütün koşulların biraraya gelmemiş olduğunu hissediyordum. Siyasi sınıfın bir kısmının desteğini almadan çoğunluğu ikna etmek imkânsızdı ve her ne olursa olsun görüş ayrılıklarına ya da ulusumuzun bölünmesine yol açacak bir süreç başlatmak istemezdim.”</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Başbakan olduğunda, Karl Boris’in içine düştüğü çaresizliğin bir benzerini yaşadığını söylüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Amerika’nın Irak’a müdahalesine aleyhtar olsa da, ülkesinin NATO’ya girebilmesi için, Kerbela’ya Bulgar askerini göndermeye mecbur kalmış -Bulgaristan, 2004 Nisanında NATO’ya kabul edildi.</span></span></span></p>

<p><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Altısı o operasyonda olmak üzere vatanımızın nice evladı hayatını kaybetti. Bir gece vakti aileleriyle birlikte havaalanına cenazelerini almaya gittim. Hava soğuktu, piste kar yağıyordu. Ertesi gün her birinin anısına Askeri Liyakat Madalyası verdim. Vatanlarından çok uzakta can vermiş bu gençleri görmek başlı balına korkunçtu, fakat içten içe bu savaşı onaylamadığım için daha da altüst olmuştum. Bu hatıra hâlâ en büyük kâbuslarım arasındadır.”</span></span></span></em></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bulgaristan’ın dönüşebilmek için kendi enerjisinin yeterli olmadığını görmüş, Avrupa Birliği’ni bir “dost enerji” kabul etmiş ve kriterleri yerine getirebilmek için epey uğraşmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bence her şeyin özü şu cümlede gizli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Avrupa Birliği’yle ne kadar bütünleşirsek yargımız siyasetin ve paranın vesayetinden o kadar kolay kurtulacak.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Son Bulgar Kralı ve Bulgaristan’ın eski Başbakanı Simeon Sakskoburggotski anılarında “maksadım, kedimin benim için düşündüğü kişi olabilmektir,” diyor -<em>my goal in life is to look like my cat thinks I am</em>.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Eh, gördüğünüz gibi, bir kedi istedi mi, krallara, başbakanlara bile boyun eğdirir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/son-bulgar-krali-ile-sofyada-1773946950.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bulgaristan Yazıları (1): Bulgar empresyonizmi ve Elena Karamihaylova</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bulgaristan-yazilari-1-bulgar-empresyonizmi-ve-elena-karamihaylova-12862</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bulgaristan-yazilari-1-bulgar-empresyonizmi-ve-elena-karamihaylova-12862</guid>
                <description><![CDATA[Sadece resimlerine bakıyorum ve bunu hissediyorum, böylesine iyi eğitimli ve yetenekli bir kadının dünya çapında tanınan bir ressam olabilecekken hayatının son dönemlerini demir perdenin arkasında geçirmekten ötürü hayata bir parça kırgın olacağı kanaatindeyim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:black; font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Adını daha önce hiç duymadığım Elena Karamihaylova’yla, Sofya’daki Milli Galeri’de, doğumunun 150. senesi için düzenlenen resim sergisi vesilesiyle tanıştım.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena Karamihaylova’nın bir otoportresinin yer aldığı serginin afişini görür görmez “Bulgar empresyonizmi” ile karşılaşacağımı anlamıştım ama empresyonizmin bu kadar güzel örneklerini göreceğimi hiç düşünmemiştim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena Karamihaylova, 1875’te Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde doğuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çocuklarının eğitimine bakınca ailenin bu konuya özel bir önem verdiği anlaşılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena, 1889’da, eğitimine Amerikan Kız Koleji’nde devam edebilmek için İstanbul’a geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Resme ve müziğe ciddi bir ilgisinin olduğu anlaşılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kolej’de geçirdiği altı senenin ardından mezun olup Şumnu’ya dönüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonra, tıp okuyan abisinin yanına Viyana’ya gidiyor -Elena’nın hayatında Viyana’nın hep önemli bir yeri olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Viyana’da piyano derslerini bırakıp kendini tamamen resme adıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1898’de yolu yeniden İstanbul’a düşüyor; mezunu olduğu koleje bu kez öğretmen olarak geliyor, iki sene boyunca İngilizce, matematik ve coğrafya dersleri veriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Halide Edib de bu okuldan 1901’de mezun olduğuna göre Elena’yla mutlaka tanışıyordur, belki onun öğrencisi bile oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena’nın hayatı Şumnu, İstanbul ve Viyana üçgeninde devam ederken, doktor olan abisi Ivan’ın Sofya’da bir muayenehane açması üzerine o da başkente taşınıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Stüdyo açıyor, resimler yapıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-15%20at%208_55_47%20PM.jpeg" style="height:267px; width:200px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">28 yaşındayken, resim kariyerinde ilerlemek için Münih’e gidip dönemin en bilinen hocalarından dersler alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir sene sonra, Belgrad ve Zagreb gibi şehirlerdeki sergilerde genç bir kadın ressam olarak boy göstermeye başlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Otuzlarına geldiğinde isminin yavaş yavaş duyulmaya başladığını görüyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">O dönemlerde “Doğu Avrupalı kadın ressam” pek aşina olunan bir şey değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena da Bulgaristan’ın resim hayatında öncü bir rol üstlendiğinin bilincinde bir kadın olarak birçok yeniliği denemekten çekinmiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1914’te birçok tablosunda model olarak çizdiği kız kardeşi Magda ile bu sefer Paris’e gitmek üzere yola çıkıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelgelelim, İsviçre’de, birbirinden güzel resimlerini yaptığı Constance gölünün oradayken Arşidük Ferdinand’ın öldürüldüğünü ve büyük bir savaşın başladığını öğrenince Paris’e gitmek yerine Sofya’ya dönmek mecburiyetinde kalıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sanırım Elena’nın kariyerinin en kötü ânı buydu, Paris’e gidememek, Paris’teki o sanat çevresinin içine girememek…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Monet, Sisley, Degas, Pisarro… ama en çok da Montmartre, Paris, Paris’in bohem günleri, ressamlarla arkadaşlıklar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena, savaş patlayınca bu ortamın dışında kalmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hayli üretken geçirdiği 1920’lerin sonuna doğru Magda’nın vefatıyla sarsılacak -1928.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hemen ardından yılın yarısını geçireceği Zemen’e taşınıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hayatı boyunca resim yapmaktan hiç vazgeçmiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Derken, Bulgaristan için ilkinden daha feci sonuçlara yol açan İkinci Dünya Savaşı başlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Malum, savaşın ardından Bulgaristan’da rejim değişti ve komünizm geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elena, komünist rejim altında da resim yapmayı sürdürüyor, hatta çeşitli ödül ve nişanlarla da taltif ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1961’de, 86 yaşında, içinde binbir ukde, vefat ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-15%20at%208_54_57%20PM.jpeg" style="height:267px; width:200px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu son söylediğimi ispat edebilecek herhangi bir delile sahip değilim, hiçbir yerde böyle bir şey okumadım, sadece resimlerine bakıyorum ve bunu hissediyorum, böylesine iyi eğitimli ve yetenekli bir kadının dünya çapında tanınan bir ressam olabilecekken hayatının son dönemlerini demir perdenin arkasında geçirmekten ötürü hayata bir parça kırgın olacağı kanaatindeyim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Milli Galeri’deki sergide Magda’yı çizdiği tablolarına bakıyorum, Constance gölündeki resimleri, portreleri, otoportreleri, manzaraları…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir şekilde Paris’e gidip resimlerini orada sergileyebilseydi Elena Karamihaylova’nın kariyeri bugün herhalde bambaşka olurdu.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/bulgar-empresyonizmi-ve-elena-karamihaylova-1773753139.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İskoçya Yazıları (4): Yazarların Edinburgh’u</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-4-yazarlarin-edinburghu-12719</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-4-yazarlarin-edinburghu-12719</guid>
                <description><![CDATA[“Tarihi romanın” mucidi olmasının yanısıra, Walter Scott, Edinburgh Üniversitesi diplomalı bir avukattı, Almancanın yetkin bir çevirmeniydi, yayıncılık faaliyetindeydi. İskoç halk şiiriyle, çocuk felci geçirdiği için topal kalmasının ardından İskoçya’nın güneyine gönderilince tanıştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="color:black; font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Aslında artık kimse benim okuduğum yazarların izinde dolaşmıyor Edinburgh’u, varsa yoksa bir Harry Potter, yok burada yazıldı, yok şuradan geçti, “kaymak birası” içti…</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benim o taraklarda bezim olmadığı için İskoçya edebiyatı deyince Robert Burns, Sir Walter Scott ve Robert Louis Stevenson geliyor aklıma.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sanırım Edinburghlular da benimle hemfikir çünkü Royal Mile’ın üstünde her birine birer kat bahşettikleri üç katlı bir Yazarlar Müzesi oluşturmuşlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-23%20at%2011_39_15%20PM.jpeg" style="height:267px; width:200px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Pek tabii ki, üst kat, İskoçların milli şairi Robert Burns’e (1759-1796) ayrılmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu katta Burns’e dair çeşitli objeler sergileniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Glasgow’da Robert Burns’ün doğduğu eve dair bir resimden söz etmiştim, burada, Burns’ün doğumgününün resmi tatil olarak kutlandığını öğrendim -25 Ocak, Burns Gecesi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Burns, şiirleriyle bazı kitapların isim babası da olmuş; Steinbeck, <em>Fareler ve </em><em>İ</em><em>nsanlar</em>’ı, Salinger da<em> </em><em>Ç</em><em>avdar Tarlas</em><em>ı</em><em>nda </em><em>Ç</em><em>ocuklar</em>’ı onun mısralarından çekip almış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Orta kat ise Sir Walter Scott’a (1772-1832) ayrılmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Tarihi romanın” mucidi olmasının yanısıra, Walter Scott, Edinburgh Üniversitesi diplomalı bir avukattı, Almancanın yetkin bir çevirmeniydi, yayıncılık faaliyetindeydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İskoç halk şiiriyle, çocuk felci geçirdiği için topal kalmasının ardından İskoçya’nın güneyine gönderilince tanıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kendisine büyük şöhret kazandıran Waverley romanlarının yazarı olduğunu epey geç bir tarihte açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Walter Scott’un Edinburgh’da bir de anıtı var -Waverley durağının az ilerisinde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-23%20at%2011_38_42%20PM.jpeg" style="height:444px; width:250px" /></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Walter Scott Anıtı (Edinburgh)</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Müzenin alt katı ise Robert Louis Stevenson’ın.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama eğer tanınırlık, satış ya da dünya dillerine çevirilmişlik gibi kriterleri baz alsaydık, <em>Define Adas</em><em>ı</em> ve <em>Dr. Jekyll ve Bay Hyde</em><em>’ı</em><em>n Tuhaf Hik</em><em>â</em><em>yesi</em> gibi kitapların yazarı olan Robert Louis Stevenson’ın en yukarılarda olması kaçınılmazdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Stevenson, İskoçların en bilinen ve eserleri dünyanın her diline çevrilen yazarıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">O da Burns gibi erken denebilecek bir yaşta, akla hayale gelmez bir yerde vefat etti -44 yaşında, Samoa’da.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Edinburghlu olmasa da yolu bu şehirden geçtiği için değinmek istediğim bir diğer yazar da James Hogg (1770-1835).</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fakir bir aileden gelen Hogg, okulu terk etmek zorunda kalmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çobanlık yapıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir çiftliğe girip çalışmaya başladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Okumaya olan merakını fark eden çiftlik sahibinin verdiği kitaplar hayatını değiştirecekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">23 yaşında yayımlanan ilk şiir kitabı Walter Scott’ın beğenisini kazandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">40’larına geldiğinde artık Edinburgh’da yaşıyordu ve bütün adanın tanıdığı bir yazar olmuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Walter Scott’ın ölümünün ardından <em>Sir Walter Scott</em><em>’ı</em><em>n Ev Hali ve </em><em>Ö</em><em>zel Ya</em><em>ş</em><em>am</em><em>ı</em> adlı bir kitap yazdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ben Hogg’dan <em>Ba</em><em>ğış</em><em>lanm</em><em>ış</em><em> </em><em>Bir G</em><em>ü</em><em>nahk</em><em>â</em><em>r</em><em>ı</em><em>n </em><em>Ö</em><em>zel An</em><em>ı</em><em>lar</em><em>ı</em><em> </em><em>ve </em><em>İ</em><em>tirafnamesi</em>’ni okudum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hogg’un diğerlerinden en büyük farkı kentli bir yazar olmayışıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Edinburgh’un bu yıllarda bir kültürel çekim ve cazibe merkezi olduğu aşikar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesela, Thomas De Quincey de buraya taşınıyor -1826’da.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi romanları bir kenara bırakalım ve bir başka kitabın hikâyesine bakarak 18. yüzyılda Edinburgh’un kültür hayatı açısından neden bu kadar bereketli olduğunu anlamaya çalışalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dr. Samuel Johnson (1709-1784) genellikle “alçakların en son sığınağı vatanseverliktir” sözüyle bilinir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Oysa, Dr. Johnson deyince biyografi türünü de konuşmamız gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dr. Johnson’ın ölümünden yedi sene sonra arkadaşı James Boswell (1740-1795) <em>Samuel Johnson</em><em>’ı</em><em>n Hayat</em><em>ı</em> adlı bir kitap yazarak yeni bir türün ilk büyük eserini vermiş oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Boswell’den önce biyografi sadece dini konularda, peygambere, havarilerine dair yazılırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Boswell, arkadaşı Samuel Johnson’ın hayatını yazmaya değer bularak bireyin yaşamının önemini herkese göstermiş oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Akla hayale gelmedik bir işti bu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir yandan yavaş yavaş Sanayi Devrimi başlıyor -burada da en büyük pay gene bir İskoç’a ait: James Watt.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öte yandan, ağırlıkla İngiltere’nin İskoçya hududundaki kuzey şehirlerinde “çevirme” denen yöntemle yersiz yurtsuz kalan köylülerin şehirlere doluşması işçi sınıfını doğuruyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu çok sancılı bir süreç olsa da, bütün bu gelişmeler, “bireyin” git gide önem kazanmakta olduğu bir dönemi de ortaya çıkarıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla, ilk biyografinin burada yazılması bir tesadüf olmasa gerek diye düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine Royal Mile üzerinde, Yazarlar Müzesi’nden Kale’ye doğru yürürken biraz ileride solda, Witchery diye şık bir lokanta var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Boswell’le Johnson’ın burada buluştukları, yemek yedikleri yazıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ben ne yazık ki bu lokantaya gidemedim, sizin yolunuz düşerse benim yaptığım hatayı tekrar etmeyin.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/yazarlarin-edinburghu-iskocya-iv-1772127549.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İskoçya yazıları (3): Glasgow’da resim, zaman ve yürüyüş</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-3-glasgowda-resim-zaman-ve-yuruyus-12695</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-3-glasgowda-resim-zaman-ve-yuruyus-12695</guid>
                <description><![CDATA[Bir röportajında, “ben resim çizerek hayatta kalabildim,” diyen Marianne’in soykırım esnasında yaptığı resimleri görmek üzücü olduğu kadar da çarpıcı. Kelvingrove’da soykırımı anlatan çeşitli sanat eserleri de gördüm, bunlar da çok beğenilesi -ve, tabii, eşzamanlı olarak kahredilesi- işlerdi. Glasgow’un keşfedilmeyi bekleyen sokakları, görülmedik binaları… Bu şehirde daha kimbilir neler vardı…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Glasgow’a geldiğim anda buraya sadece iki gün ayırmakla büyük bir hata yaptığımı anlamıştım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Nedense çeşitli yerleri gezmek için bir-iki günün fazla fazla yeterli olduğunu söyleyen insanlar vardır, ben aslında bu tip hurafeye pek kulak asmam ama nasıl olduysa oldu, bir hafta geçirsem sıkılmayacağım şehre gönlümce gezebilecek vakti ayırmadım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Neyse, laflayacak vakit yok, hemen Glasgow’u gezmeye başlayalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">“Yeşil vadi” anlamına gelen Glasgow’da görmemiz gerek ilk yer, Katedral.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Böylece, Glasgow’un azizi Mungo ile tanışacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Gerçi, İskoçya’nın azizi Andrew’dür, bayraktaki çapraz olan Andrew’ün haçı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Geçmeden şu bayrak konusuna bir bakalım derim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Birleşik Krallık bayrağına baktığınızda İngiltere’nin, İskoçya’nın ve İrlanda’nın -Galler yoktur- haçlarının üst üste çakıldığını görürsünüz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İngiltere’nin bayrağı beyaz zemin üzerine kırmızı haç (George), İskoç bayrağını temsil eden lacivert üzerine beyaz haç (Andrew), İrlanda’nınki ise beyaz üzerine kırmızı çapraz haçtır (Patrick).</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu sayede, Union Jack denen Birleşik Krallık bayrağına bakan bir İngiliz de, İskoç da, İrlandalı da kendi bayrağını görür ve bu sayede birlikteliği benimser.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Mungo’nun adı verilen Katedral, 12. yüzyıldan kalma.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Rivayete göre, Glasgow’u 500’lü yıllarda bu Mungo adlı keşiş kurmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Güzel, görülesi bir katedral.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Katedral’in yanından inen Duke Street, bir süre sonra George’a dönüşerek bizi şehre bağlayacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu yürüyüş esnasında göze çarpmaması mümkün olmayan tek şey sanırım Strathclyde Üniversitesi’nin tabelasını taşıyan çeşitli yapıları. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Cylde, Glasgow’un etrafına kurulduğu nehir, “strath” ise bu şehrin “vadi” olduğunu tasdik ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Böylece, Duke’ü bitirip George’tan yürümeye devam edebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-22%20at%2012_12_34%20PM.jpeg" style="height:400px; width:300px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Biraz ileride George’u dik kesen iki alışveriş caddesi çıkacak karşımıza: Buchanan ile Queen.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Buradaki mağazaların birinden kendime tüvit bir ceket aldım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İskoçya benim için her şeyden önce tüvit -Harris tweed- ve <em>Cesury</em><em>ü</em><em>rek</em> filmiyle ölümsüzleşen William Wallace’tır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İskoçya’ya gelmeden önce her yerde William Wallace’a dair bir şeyler bulabileceğim kanaatindeydim, heyhat, Wallace’ın “özgürlük” çığlığı Glasgowluların gündeminden çoktan çıkmış gibi geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Buna şaşırdığımı ifade etmeliyim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Şimdi artık buradan şehrin diğer tarafına doğru yollanalım ve biraz tablolara bakalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1900’lerin başında inşa edilen Kelvingrove, kırmızı rengi ve gösterişli cephesiyle etkileyici bir bina.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Nedense, Kelvingrove’da Dali’nin çarmıha gerilişi farklı bir açıdan resmettiği tablosunu öne çıkarmışlar -o kadarki bu tabloya özel bir oda tahsis etmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Oysa, Kelvingrove sadece Dali’den ibaret değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İskoç bölümünde “Glasgow Renkçileri” -Glasgow Colorists- denen bir grupla tanıştım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Renkçiler esasen dört kişi: Samuel Peploe, Francis Cadell, Leslie Hunter ve JD Ferguson.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bunların eserlerinde yoğun bir Fransız -özellikle de Matisse- etkisi görülüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İçlerinde Cadell’in “İç Mekân: Turuncu Perde” tablosu gibi bazı beğendiklerim olsa da Renkçiler bana “çok” değil “fazla” Fransız geldikleri için tarzlarına pek ısınamadım -gene de, üstüne yazmaya değer.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Başka beğendiğim İskoç ressamlar da vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Mesela, Sam Bough adlı bir ressam, İskoçya’nın milli şairi Burns’ün doğduğu köy evini resmetmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Öte yandan, resim deyince benim en sevdiklerim Hollanda Altın Çağı’dır, bir de, Monet başta empresyonistlerdir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kelvingrove’da ikisini de bulmak şaşırtıcı olduğu kadar mutluluk vericiydi; böylece, Rembrandt, Monet, Van Gogh, ayrıca Renoir, Pissarro derken insan adeta efsunlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-22%20at%2012_12_34%20PM%20(2).jpeg" style="height:400px; width:300px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Adını ilk kez yine Kelvingrove’da duyduğum Marianne Grant’in üzerinde de biraz duralım istiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marianne’in çalışmaları daha sonra <em>Ya</em><em>ş</em><em>amak i</em><em>ç</em><em>in </em><em>Ç</em><em>izdim</em> -<em>Painting for My Life</em>- başlığıyla yayımlanmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marianne Grant, 1939’da, Prag’da öğrenim gören bir resim öğrencisidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Naziler, Çekoslovakya’yı işgal edince Nürnberg Yasaları gereği Marianne’in mezun olamayacağını söylerler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marianne okuldan atılır, üç sene sonra da kendini milyonlarca Yahudi gibi toplama kamplarında bulur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Theresienstadt’tan Bergen-Belsen’e ve Auschwitz’e gönderilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Fakat Marianne resim yapmaktan vazgeçmez, gönderildiği her kampta, soykırıma direnmenin yolunu resimde bulur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Savaştan sonra İsveç’e iltica eder ve tasarımcılığa başlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">1951’de bir Almanya Yahudisi ile evlenip Glasgow’a yerleşir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marianne’in 1942 ile 45 arasında toplama kamplarında esirken çizdiği resimlerin bir bölümü -Theresienstadt ile Bergen-Belsen’dekiler- bugüne ulaşmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bir röportajında, “ben resim çizerek hayatta kalabildim,” diyen Marianne’in soykırım esnasında yaptığı resimleri görmek üzücü olduğu kadar da çarpıcı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kelvingrove’da soykırımı anlatan çeşitli sanat eserleri de gördüm, bunlar da çok beğenilesi -ve, tabii, eşzamanlı olarak kahredilesi- işlerdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kelvingrove’un orgu da çok meşhur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Saat birde org resitali vardı, onu dinledik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Kelvingrove’un karşısında Adam Smith ile James Watt’ın ders verdikleri Glasgow Üniversitesi’nin görkemli binaları…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Glasgow’un keşfedilmeyi bekleyen sokakları, görülmedik binaları…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bu şehirde daha kimbilir neler vardı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Hepsi, bir sonraki gelişe kaldı.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/iskocya-yazilari-3-glasgowda-resim-zaman-ve-yuruyus-1771766297.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İskoçya yazıları (2): Bir tren yolculuğu</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-2-bir-tren-yolculugu-12512</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-2-bir-tren-yolculugu-12512</guid>
                <description><![CDATA[Camda deniz, balıkçı teknelerinin denize vuran tek tük çıplak ışıkları. Nereden esti bilmiyorum, aklıma Selim İleri’nin kış günü yaz otelinde kalan yapayalnız karakterleri üşüştü birden. Ocak ayıydı ve bir yaz otelinde kalıyorduk. Bir kadeh daha, son kadeh.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir pazar günüydü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ocak ayıydı ve yağmurluydu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trenin saatini bekliyordum, treni beklerken Buchanan’dan George’a Glasgow’un sokaklarını arşınlıyordum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mağazalar açılıyordu birbiri ardına, cafelerin tezgahlarında günlük sandviçler diziliydi ve taze kahveler hazırlanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir adam sokağın kuytu bir köşesine girmiş gaydasını çalıyordu, yeşilli-mavili bir kilt giymişti, çorabı, ceketi ve enstrümanıyla adeta bu ülkenin müşahhas bir haliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durdum ve bir süre onu dinledim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sanki onun için de zaman durmuş gibiydi, tarihi ve kültürü sırtına atmış, Glasgow’un rüzgarlardan korunaklı bir ara sokağında gayda çalıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dün, her nefeste bugüne geliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nihan fotoğraflarını çekti; sonra ben, zamanlararası bu yolculuğu mahvedecek bir şey yaptım ve sokak çalgıcısı olduğunu zannettiğim için adama para vermeye kalktım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müziği kesti, olanca nezaketiyle para almayı reddederek “kendime çalıyorum,” dedi ve hiçbir şey olmamışçasına çalmaya devam etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müziğin sustuğu o an benim zamanlararası yolculuğum da sona erdi, müsebbibi bendim ve şikayet edemezdim, üstelik trenin kalkış saati de yaklaşmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Queen Station’a doğru yollandım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Glasgow’dan bindiğim trenden beş küsur saat sonra Mallaig’de inecektim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tren, Fortwilliam üzerinden Mallaig’e gidiyordu ve yol üstünde meşhur Glenfinnan Viyadüğü’nden geçecektim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1800’lerin sonunda inşa edilen bu köprüyü esas meşhur eden -benim hiç izlemediğim- Harry Potter filmleri oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Büyücülük okuluna giden tren buradan geçiyormuş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İskoçya’nın 10 sterlinlik banknotunda da Glenfinnan’ın görseli yer alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben böyle canavarlı, perili şeylerden, genel olarak da fanstastik öğelerden, özünde de bilimkurgunun tamamından zerre hazzetmediğim için bizim ailede Harry Potter’dan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nihan sorumludur, ama köprü gerçekten güzel ve geçmeye değer.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden biz de bu yağmurlu pazar gününü tren yolculuğuna ayırdık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Glasgow’dan aldığım İskoçya üzerine bir kitapla bir şişe viski vardı yanımda, kitabı birkaç kez okumaya niyetlendiysem de muvaffak olamadım, zira yolculuk beş saatten fazla sürse de camdan gördüğüm manzara kitabın anlattıklarından daha davetkârdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama Madeira fıçısında beklemiş birkaç kadeh Ardnamurchan bu değişen manzaraya eşlik ediyordu, Nihan yolda yememiz için frambuazlar almıştı, iyi bir viskimiz, frambuazlarımız ve kıskanç bir kadın gibi sürekli kendisiyle ilgilenmemizi isteyen bir manzaramız vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öncelikle saatler geçtikçe renkler değişiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonra ormanlar başlıyordu, derken ormanlar bitiyor ve kızıl kahve toprak örtüsü görünüyordu, bir süre yeşilin hakimiyetinde gidiyorduk, sonsuz çayırlar vardı, sonsuz çayırlarda koyunlar otluyordu, saman balyaları örtülmüştü bazı yerlerde, ansızın bir göl açılıyordu, bana hepsi birer malikane gibi görünen evler sıralanıyordu daha sonra, dağlar vardı, tepeleri karlı dağlar, akarsular, mini mini çağlayanlar vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evleri ormanlar takip ediyordu ve biz insanı efsunlayan bu döngünün içinde ilerliyorduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hiç bilmediğim duraklarda duruyorduk, İskoçya’nın köyleri; sevimli, küçük, hayatın bir parça dışında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hava kararmaya yüz tutmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/81174613-a52c-4a13-9ff7-593c05f898c9.jpeg" style="height:300px; width:400px" /><br />
Nihayet, Glenfinnan’dan geçtik ve yarım saat kadar sonra Mallaig’e ulaştık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mallaig bir balıkçı köyü, mazisi aşağı yukarı ikiyüz senelik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mallaig dediğin bir-iki sokaktan ibaret, dediklerine göre burada yazın epey hayat varmış ama bizim geldiğimiz bu ocak akşamında bütün dükkânlar kapalıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mallaig’in açık olan tek lokantasında yemek yedik -içinde havuç, tatlı patates, kereviz, buğday vs olan birer sebze çorbası içtik, Nihan deniz tarağı yedi, bense “scampi” denen küçük ıstakozlardan söyledim.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">West Highland diye bir otelde kaldık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Otelin büyük binası kapalı ve ışıksızdı, kimseler yoktu, kapı kilitliydi, sadece arkada, pansiyona çevrilmiş birkaç oda tutulabiliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şifreyi girip anahtarı aldık, odaya girdik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güzel, ferah, büyük, zevkli döşenmiş bir oda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Verandada üstüne branda çekilmiş bir jakuzi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Camda deniz, balıkçı teknelerinin denize vuran tek tük çıplak ışıkları.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nereden esti bilmiyorum, aklıma Selim İleri’nin kış günü yaz otelinde kalan yapayalnız karakterleri üşüştü birden.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ocak ayıydı ve bir yaz otelinde kalıyorduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir kadeh daha, son kadeh.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Jan 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/01/bir-tren-yolculugu-1769593563.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İskoçya yazıları (1): Hayırsever Quarrier’in köyü</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-1-hayirsever-quarrierin-koyu-12490</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iskocya-yazilari-1-hayirsever-quarrierin-koyu-12490</guid>
                <description><![CDATA[Quarrier’in dinibütün bir adam olduğu köyün sokaklarına verdiği isimlerden de anlaşılıyor; bazılarını sayayım: Sevgi, Umut, İnanç, Şükür… Bu köyde yapılacak en güzel işlerden biri alıp başını yürümek, sokak kedisi gibi, binaların arasından bahçelerin içinden kıvrıla kıvrıla bir göz ziyafeti eşliğinde salınmak. Görülmesi gereken evlerden biri, Sevgi’nin İnanç’a döndüğü köşede: Somerville Weir Hall.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Glasgow’a yarım saat mesafedeki Quarrier’s Village’ta, etrafına köyün inşa edildiği Zion Kilisesi olanca haşmetiyle duruyordu ve ben birkaç geceyi, artık özel bir mülke dönüştürülmüş bu kilisenin camları vitraylı bir odasında geçirecektim.<br />
Geldikten hemen sonra Quarrier’in köyü kuran adam olduğunu öğrendim, mezarı da hemen burada, kilisenin arkasında.<br />
1829’de Greenock’ta doğan William Quarrier’in çocukluğu mutlak bir sefalet içinde geçmiş.<br />
1820’leri İngiltere’de Sanayi Devrimi’nin başlangıcı diye düşünürsek, William’ın çocukluktan ergenliğe geçişi, eşzamanlı olarak bildiği bir dünyadan bilmediği bir dünyaya geçiş olarak da okunabilir çünkü makineleşme ve bunun doğal sonucu olan fabrikalaşma hep aynı tarihlere denk düşer.<br />
Bütün bu süreç Ned Ludd’a kadar gider, hepsi aşağı yukarı 19. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşandı.<br />
Neyse, şimdi bu tarihi konuları bir kenara bırakıp köyden bahsedelim.&nbsp;William Quarrier’in çocukluğunun sefalet içinde geçtiğin söylemiştim ama bahtı kısa zamanda açılmış, genç yaşta kunduracılığa başlamış, Glasgow’da perakende satıştan büyük bir servet kazanmış.<br />
Bir müddet sonra da yetimler için bir köy kurmaya karar vermiş.<br />
İşte bu köy, Quarrier tarafında esasen bir yetimhane kompleksi kurulmuş -1878’de.<br />
Burada yetimlerin ve onlara bakacak insanların kalabilmesi için kırk kadar bina inşa ettirmiş, ayrıca bir okul ile kilise -bizim kaldığımız- de yaptırmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-24%20at%2010_51_24%20PM%20(1).jpeg" style="height:300px; width:400px" /><br />
Bu kilise, vakti zamanında “Çocukların Katedrali” diye biliniyormuş. Daha sonra bir de hastane eklenmiş. 1898’de açılan bu hastane tam elli sene veremlilere hizmet vermiş.<br />
Quarrier’in dinibütün bir adam olduğu köyün sokaklarına verdiği isimlerden de anlaşılıyor; bazılarını sayayım: Sevgi, Umut, İnanç, Şükür…<br />
Bu köyde yapılacak en güzel işlerden biri alıp başını yürümek, sokak kedisi gibi, binaların arasından bahçelerin içinden kıvrıla kıvrıla bir göz ziyafeti eşliğinde salınmak.<br />
Görülmesi gereken evlerden biri, Sevgi’nin İnanç’a döndüğü köşede: Somerville Weir Hall.<br />
Köyün bu en eski yapısı bir dönem okul ve kilise olarak da kullanılmış.<br />
Gelgelelim, son yıllarda, köyün adı yetimhanede kalan çocukların istismar edilmesi gibi nahoş olaylar ve ithamlarla anılmaya başlamış.<br />
Akşam yemeklerinden birini köyde yiyelim dedik.<br />
The Coach House diye bir lokantayı methettiler, “İskoç mutfağında” epey iddialılarmış.&nbsp;Bu “İskoç mutfağı” lafı da matrak, ne kadar iddialı olurlarsa olsunlar insanda ciddiye alınır bir beklenti oluşmuyor. En nihayetinde geliyorsun, sana heyecanla “fish and chips” öneriyorlar -yani, kızarmış balıkla patates.&nbsp;Ama haksızlık da etmeyeyim, burada içtiğim pırasalı patates çorbası da, yediğim et de hayli lezzetliydi.<br />
Quarrier’s Village, yolu Glasgow’a düşenler için görülesi, gezilesi bir köy.<br />
Gelmişken, bir kilisenin vitraylı camlı odalarından birinde kalmak da hiç kötü bir fikir değil.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Jan 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/01/hayirsever-quarrierin-koyu-1769253064.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Almanya’da bir sonbahar: Beton, yeşil ve insanlık halleri</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/almanyada-bir-sonbahar-beton-yesil-ve-insanlik-halleri-11974</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/almanyada-bir-sonbahar-beton-yesil-ve-insanlik-halleri-11974</guid>
                <description><![CDATA[Leipzig’de bir restoranda tanıştığım Afgan göçmen Şahcan’dı. Şahcan, Van’ı yürüyerek geçmiş, Türkiye’de aylarca didinmiş, lastik botla Yunanistan’a ulaşmış. Gürül gürül Almancası, kırık Türkçesi ve şahane  İngilizcesiyle bize Alman şarapları önerirken, sesindeki kararlılık her şeyi anlatıyordu. Şahcan, insan denen varlığın pes etmeyen bir umut makinesi olduğunu kanıtlıyor. Başarmak için çaba lazım, çaba için motivasyon, motivasyon içinse sıfırdan başlamayı göze almak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Giriş yerine</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Almanya’ya her gittiğimde, Bavyera’nın o şatafatlı Romantik Yolu’nda bir kasabada karşılaştığım Türk garson kız aklıma düşer. Almanya’da turist olduğumuza şaşırmıştı; ona göre burası gezilecek yer değil, çalışılıp para biriktirilip Sivas’taki köye dönülecek bir yerdi. Hayali, yıllık izninde köyüne kaçmak, emeklilikte de Almanya’yı tamamen unutmaktı. Benim içinse Almanya, tarihinin karanlık gölgeleri, yeşile boğulmuş şehirleri ve insan hikâyeleriyle hep bir harikalar diyarı. Bu sonbahar, yapraklar sarıya boyanmış, yeşiller iyice kendini göstermişken, yine Almanya’daydım. Türkiye’nin kaybolan eşeği yani Avrupa’ya seyahat için vize alma konusunda sağ olsun Almanların anlayış ve işbirliğine şükran duyarım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berlin: Betonun Laneti, Duvarın İkiyüzlülüğü, Yolların iki tekerli kralı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kez Berlin’de otel yerine bir evde kaldım, turistik klişelerden uzak, Tempelhof Havalimanı’nın gölgesinde. Burası, 1948-49 Berlin Hava Köprüsü’nün efsaneleriyle dolu, ama benim ilgimi çeken, çoğu gezginin es geçtiği koca bir beton silindir oldu. Türkiye’de betonla bitmeyen aşk-nefret ilişkimizi düşününce, bu yığının unutulmuşluğu ironik. Meğer bu, Hitler’in çıldırmış Germania projesinin bir provasıymış: Brandenburg Kapısı’ndan Bundestag’a uzanacak 100 metre eninde akıl kanatan bir caddenin ve çevresindeki devasa binaların zeminini test etmek için dikilmiş. Şükür ki bu megaloman saçmalık hayata geçemedi. Ama o beton, insan aklının ne kadar sapkınlaşabileceğini hatırlatıyor; bir sanat eseri değil, faşist dikta hezeyanlarının kalıntısı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Berlin’de başka bir durak, Yadigar Asisi’nin duvar panoraması. Şah döneminde muhalif bir babanın yetim oğlu olarak Almanya’ya gelen Asisi, Berlin Duvarı’nın iki yüzünü resmediyor: Bir yanda soğuk, gri bir hudut; diğer yanda lunaparka dönmüş bir özgürlük şovu. Sınır çizenler tarih sahnesinde palyaçoya dönüyor, bu panorama bunu suratımıza çarpıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/almanya%203.jpg" style="height:669px; width:675px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">SPD’nin genel merkezinde ise Willy Brandt’ın buruşuk pantolonlu fotoğrafı ve dünya çapındaki bir&nbsp; yarışmayı kazanan fotoğrafların sergisi var. Güzel, ama yetmez. AFD, doğunun ötekileşmiş kitlelerini aştı; artık üst sınıflardan, hatta yeni göçmen istemeyen Türklerden bile oy kapıyor. Almanya’nın hoşgörü masalı, bu sağ popülist dalgayla çatırdıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sivaslı kızın dar hayallerinden Şahcan’ın sınır tanımayan inadına, Tempelhof’un kenara atılmış betonundan Dresden’in mucizesine, Almanya insanlığın karanlıktan ışığan dönen yüzünü gösterdi bir&nbsp; sonbaharda, sarı yapraklar arasında, yeşile ve insana olan inançla.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yeşilin Tadı </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Almanya, Türkiye’den büyük değil, nüfusu da aşağı yukarı aynı. Ama dağları, ormanları ve yeşile boğulmuş şehirleriyle başka bir gezegen gibi. Bizde şehirler beton yığınına dönüşürken, Almanya’da her köşede bir park, her mahallede bir hobi bahçesi. Apartman sakinleri hafta sonları bu bahçelerde toprağa gömülüp negatif enerjiyi atıyor. Göstermelik değil, ciddiye alıyorlar; bahçesine bakmayan kapı dışarı. Peki, daha yüksek binalar yapmadan bu yeşil bolluk nasıl oluyor? Şehir planlaması, disiplin, akıl. Bizde en iyi plancılar hapisteyken, Almanya’da bu işin tesadüf olmadığını anlıyorsun. Yollar meselesi daha da çarpıcı. Almanya’da araç sayısı bizden fazla, ama yolların kralı arabalar değil.&nbsp; Yollar net: Ya araç yolu ya otopark. İkisi bir arada olmuyor. Bisiklet yolları kutsal; arabalar giremez, ama bisikletliler gerektiğinde araç yolunda. Park etmek mi? Hem cehennem gibi zor, hem pahalı. Toplu taşıma, şehir içiyle sınırlı kalmıyor; ülke çapında sübvansiyonlarla öyle bir sistem kurmuşlar ki, tek kartla uçak ve hızlı tren hariç her yere gidersin.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Leipzig ve Dresden: Huzur ve Diriliş</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Leipzig ve Dresden’e hızlı bir bakışın da dahil olduğu gezinin bu iki durağında ise Leipzig’de Bach ile buluşmanın huzurunu az şeyle mukayese edebilirim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Leipzig’de, Müziğin Tanrısı Bach’ın ruhunun sindiği ve bedeninin dinlendiği Thomas Kilisesi’ne bakan bir otelde geçirdiğim gece, hayatımın en derin anılarından oldu. Bach’sız bir dünya bana göre bahtsız bir dünya. Onun müziği, o kilisede insanın ruhunu sarsıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dresden ise başka bir hikâye. 1945’te bir gecede 25 bin canı ve tarihî dokusunu bombalarla kaybeden bu şehir, bugün öyle güzel ki, insanın hayata inancını tazeliyor. Dresden’i görmeden ölmeyin; gördükten sonra zaten tekrar görmeden ölmek istemezsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Şahcan: Umudun Orta Yeri Gezinin yıldızı, </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Leipzig’de bir restoranda tanıştığım Afgan göçmen Şahcan’dı. Sivaslı garson kızın “Hadi gel Sivas’a&nbsp; geri dönelim” hayali onun gerçeklerinin yanında sönmüş bir ampül gibi kalıyor. Şahcan, Van’ı yürüyerek geçmiş, Türkiye’de aylarca didinmiş, lastik botla Yunanistan’a ulaşmış. Gürül gürül Almancası, kırık Türkçesi ve şahane&nbsp; İngilizcesiyle bize Alman şarapları önerirken, sesindeki kararlılık her şeyi anlatıyordu. Şahcan, insan denen varlığın pes etmeyen bir umut makinesi olduğunu kanıtlıyor. Başarmak için çaba lazım, çaba için motivasyon, motivasyon içinse sıfırdan başlamayı göze almak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Almanya’nın Dersi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Almanya, o şarkıdaki gibi kendi yolunda. Kurallar keyfi değil, hayatın kemiği. Sıra beklemek dünyanın sonu değil; aksine, düzenin garantisi. Sivaslı kızın dar hayallerinden Şahcan’ın sınır tanımayan inadına, Tempelhof’un kenara atılmış betonundan Dresden’in mucizesine, Almanya insanlığın karanlıktan ışığan dönen yüzünü gösterdi bir &nbsp;sonbaharda, sarı yapraklar arasında, yeşile ve insana olan inançla.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Not :</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Almanya gezisinin tamamını bu yazı içeriğinde sunma şansım yok elbette.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gezi fotoğraflarının bir kısmı linkte <span style="color:#467886"><u><a href="https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2025/10/almanya-15-23-ekim.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2025/10/almanya-15-23-ekim.html</a></u></span> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Merak edenler detaylar için&nbsp; ulaşabilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Oct 2025 00:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/10/almanyada-bir-sonbahar-beton-yesil-ve-insanlik-halleri-1761290543.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>New York’un püskülleri, Toronto’nun sarıkları, seyyahın menzili: Paslı Buffalo</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/new-yorkun-puskulleri-torontonun-sariklari-seyyahin-menzili-pasli-buffalo-11970</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/new-yorkun-puskulleri-torontonun-sariklari-seyyahin-menzili-pasli-buffalo-11970</guid>
                <description><![CDATA[Bölgenin karar alıcıları da darlandıkça tünele girip dertlerinden bir 5 dakika da olsa arınıyorlar mıdır bilmiyorum tabii. Neticede hem kendilerinin burada bulunmalarının hem de çözmeleri gereken sorunların var olmalarının sebebi, gene birbirlerine akarsularla bağlı olan bu dev havzalar. Ne demişler, su akar yolunu bulur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">New York’un Hasidik Yahudileri meşhurdur. Brooklyn’in Williamsburg bölgesinde yoğun olarak yaşarlar. Gençleri şehrin turistik noktalarına yayılır ve insanlara “Yahudi misin?” diye sorarak bir çeşit misyonerlik faaliyeti yürütürler. Püsküllü kıyafetleri, uzun favorileri ve sakallarıyla dolaşırlar. Emlak, inşaat ve pırlanta sektörlerine hâkimdirler; blok oyları sayesinde siyasette ağırlıkları oldukça yüksektir.&nbsp;Ancak, ilk defa Kasım ayında gerçekleşecek belediye seçimlerinde, en azından resmi olarak desteklemedikleri Demokrat Parti’nin Müslüman sosyalist adayı Zohran Mamdani’nin seçimi kazanması bekleniyor. Eğer bu gerçekleşirse, Zohran Hasidik Yahudi bloğundan destek almadan seçim kazanabilmiş ilk aday olacak. Tabii Zohran’ın&nbsp;tek bagajı&nbsp;bu değil. O da “gözlerdeki ışığı” görmüş olacak ki; kira fiyatlarını sabitleme, sosyal konutlar, şirketlere ek vergiler, tanzim satış mağazaları ve çocuklu ailelere destek gibi sosyal vaatleri var. Bu nedenle hem alt-orta gelir grubundan hem de Trump’ın aksine göçmenlere yönelik politikalarıyla göçmen topluluklardan destek alıyor. Ayrıca, pastayı kaptıktan sonra hümanist olmuş New York elitlerinin desteği de Zohran’da toplanıyor. (Babası Columbia Üniversitesi’nde profesör, annesi ise Oscar adaylığı olan Harvard mezunu bir film yapımcısı.) New York’ta bir metro biletinin 3 dolar, aylık ortalama kiranın 4 bin dolar olduğunu ve Manhattan Adası’ndaki&nbsp;satılan konutların yüzde 40’ının yatırım tröstleri veya LLC (Limited Liability Company) tarafından alındığını düşünürsek, bu konular sıcak kalmaya devam edecektir.<br />
<br />
Biraz kuzeye çıktığımızda, Toronto, Brampton ve çevre şehir sokaklarında belirgin bir Sih ve Hindu topluluğu var. Sihlerin inançları gereği, özellikle erkekleri dastar adı verilen bir tür sarık taktıkları için dikkat çekiyorlar. Sihler, diaspora faaliyetleri, ticari ve sosyal yaşamları sayesinde Kanada siyasetine de&nbsp;ciddi&nbsp;etki etmiş bir grup. Ülkenin sosyal demokrat ve en büyük üçüncü partisinin genel başkanı son seçime kadar Sih’di; ancak ekonomik sorunlarla birlikte artan göç karşıtlığı nedeniyle ağır bir yenilgi aldılar. Dünyanın en göçmen dostu ülkesinde bile, Kanadalı iş yerleri özellikle göçmenlerden ayrışmak için iş yerlerine ve ürünlerine “gururla Kanadalı” gibi ifadeler yazarak Kanadalı tüketicileri kendi işletmelerinden alışveriş yapmaya çağırmaya başlamış. Bunların üstüne bir de Trump tarafından açıklanan tarifeler nedeniyle, özellikle sanayide başı çeken Ontario ekonomisini ciddi şekilde zorlayacak bir konu daha ortaya çıktı. Bir söyleşisine denk geldiğim Ontario finans bakanı, yaşanan zorlukları geçmiş dönemlerde biriken “altyapı yatırımı açığına” bağladı ve “onların dolarları varsa”&nbsp;bizim de mega projelerimiz var diyerek milyarlarca dolar yatırım yapacaklarını, yol, demiryolu ve hastaneler geliştireceklerini belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">New York eyaletinin kuzeyine doğru muazzam güzel bir coğrafya hâkim. Zaten eyaletin yüzde 65’i ormanlık ve aradaki birkaç küçük şehir dışında alabildiğine sıkı orman içinden geçiyorsunuz. Nüfusun yüzde 70’i güneyde, New York şehrine yakınlığı nedeniyle Hudson Vadisi ve Long Island bölgesinde yaşadığı için kuzey, birkaç şehir dışında tamamen bakir kalmış. Bu birkaç şehirden biri Buffalo; meşhur “Buffalo Wings” ile bilinen, ilk tavuk kanadının yapıldığı yer. Buffalo, göl etkili kar yağışları nedeniyle “snow belt” (kar kuşağı) olarak anılırken, kaderi talihsiz şekilde değişiyor. Bir zamanların çelik merkezi olan şehir, 1973 petrol krizi, küreselleşme ve döneminde piyasalara “şimşek” gibi çakan&nbsp;Fed başkanı Paul Volcker’in yüksek faiz darbesiyle yüz binlerce istihdam kaybetti ve “sanayisizleşmenin” en önemli örneklerinden biri olarak “rust belt” (paslı kuşak) içindeki yerini aldı. Bugün Buffalo, ABD’nin en fakir üçüncü şehri ve şehirde faal olan tek bir demir-çelik üretim tesisi dahi yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/IMG_0571.jpeg" style="height:468px; width:800px" /><br />
Buffalo’nun 1,5 saat kuzeyinde, Niagara Şelaleleri’nin böldüğü Kanada-ABD sınırının Kanada tarafında Hamilton şehri de doğal güzelliklerden nasibini almış. Şehrin çevresinde irili ufaklı yüzden fazla şelale var. Gelişimi sayesinde dönemin Westinghouse CEO’su tarafından “altın at nalı” adı verilmiş, Ontario ve Kanada’nın çelik başkenti olan şehrin başı şu sıralar oldukça büyük dertte. Trump’ın tarifeleri nedeniyle ABD’ye ihracat yapan birçok çelik fabrikasının sıkıntıya gireceği bekleniyor. Dünyanın çelik devi Arcelor Mittal, şehirdeki çelik tel fabrikasını kapattı ve işten çıkarmalara başladı. Eğer soruna çözüm bulunmazsa, 40 binden fazla kişinin işsiz kalacağı tahmin ediliyor. Bir gezelim diye girdiğimiz şehir merkezi,&nbsp;kepenk indirmiş dükkanları, sokaklarda dolaşan keşlerle&nbsp;korku filmi setlerini aratmıyordu. Hali hazırda “altın at nalı”ndan Ontario’nun “koltuk altı” (arm pit) ismini almış ürkünç şehir, bir de kendini paslı kuşağın içinde bulursa ne hale gelir, kim bilir.<br />
<br />
Gelelim dönemin Anglo-Protestan ağa babalarının, 150 yıl önce demir-çelik gibi ağır sanayi için neden böyle sık ormanlık, kar bir yağdı mı kalkmayan bir bölgeyi seçtiklerine. Çelik işinde enerji ve lojistik girdisi, ürüne göre maliyetin %30-50’sini oluşturur. Bu bölgelere yakın olan kok kömür yataklarının yanı sıra, o karları yağdıran göller ve akarsular hem mamul hem de cevher tedariği için bulunmaz bir lojistik arter oluşturmuş. Üstelik kurulacak şehirlerin enerjileri, hepsi birer doğal HES olan şelalelerden sağlanmış. Niagara Şelaleleri’ndeki kurulu güç, tek başına bizim Atatürk Barajı’nın iki katı kadar ve hâlâ 10 milyon insana enerji sağlıyor.<br />
<br />
Ontario yönetimi paraya kıymış, eski santrallerden birinin tünelini yenileyip ziyarete açmış; şelalelerin dibine kadar girip keyfini sürebiliyorsunuz. Yaşadığım en arındırıcı deneyim olduğunu söyleyebilirim.<br />
<br />
Bölgenin karar alıcıları da darlandıkça tünele girip dertlerinden bir 5 dakika da olsa arınıyorlar mıdır bilmiyorum tabii. Neticede hem kendilerinin burada bulunmalarının hem de çözmeleri gereken sorunların var olmalarının sebebi, gene birbirlerine akarsularla bağlı olan bu dev havzalar.<br />
Ne demişler, su akar yolunu bulur.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Oct 2025 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/10/new-yorkun-puskulleri-torontonun-sariklari-seyyahin-menzili-pasli-buffalo-1761235006.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OAKA bir çılgınlıktır</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/oaka-bir-cilginliktir-11851</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/oaka-bir-cilginliktir-11851</guid>
                <description><![CDATA[Atina, hiç kuşkusuz ki bir Olimpiyat şehri ama bir o kadar da basketbol şehri.  Maçı, gözlerimi tribünden alabildiğim dakikalarda izledim. OAKA bir çılgınlıktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gençliğimde Tofaş’ın altyapısında basketbol oynardım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eşsiz mutluluklardan payıma düşenin coşkusuyla soyunma odasına döndüğüm de oldu, gözyaşlarımı saklamaya çalışarak da.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Takımca iki kere İspanya’da turnuvaya katıldık, bir kere de ben, takımdan ayrı, Pau Gasol’ün ve daha birçoklarının çıktığı Elite Jove kampına katıldım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu turnuvaların ikincisinde Barcelona’yla oynuyorduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hiç unutmuyorum, oyuna yeni girmiştim, Eray kaçırdığı topun ribaundu alır almaz bana verdi, dipteydim ve boştum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün bile Barcelona’ya attığım o üçlüğü düşündükçe yersiz mutluluklar yaşıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Katıldığımız ilk turnuvada ise -yardımcı coach’umuz Milli Takım’da, Beşiktaş’ta, Galatasaray’da ve Anadolu Efes’te senelerce Ergin Ataman’ın yardımcılığını yaptıktan sonra Galatasaray’a başantrenör olarak dönen Yakup Sekizkök’tü- Real Madrid, Pamesa Valencia ve Panathinaikos’la oynamıştık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O turnuvadaki tek sayımı Panathinaikos’a karşı atmıştım, faul çizgisinden ikide bir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim için basketbolun Yunanistan’la ilişkisi bu karşılaşmayla sınırlı değildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tofaş’ta oynarken basketbol kampları için İspanya haricinde Yunanistan’a da bir kez geldim, Kolindros’ta, daha sonra Olympiacos’un önemli oyuncularından biri olan Mantzaris’le aynı takımda oynamıştık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir süre sonra benim basketbolla sahadaki ilişkim yerini ekran başına bıraktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve iyi bir EuroLeague izleyici oldum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">EuroLeague, benim için, her şeyden önce dört büyük deplasman demektir; Partizan, Kızılyıldız, Olympiacos ve Panathinaikos.<br />
Hep çok istemişsem de bir türlü bu salonlarda bir EuroLeague maçı izleyememiştim, ama Atina Demokrasi Forumu, EuroLeague’de 2025-2026 sezonunun açılış karşılaşmasının olduğu güne denk gelince ben de senelerdir aradığım fırsatı bulmuş oldum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">OAKA baştan sona bir çılgınlıktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maçtan çok tribüne takılır gözleriniz, hiçbir sözü anlamasanız da taraftarın hırsından ne dediklerini kavrarsınız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Erkenden salonun yolunu tuttum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Satın aldığım bileti bir de ayrıca onaylatmam gerektiğini tabii ki bilmiyordum, hiçbir manası olmayan bir sürü işi yaptıktan sonra OAKA’nın büyülü salonuna adım attım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gözüme ilk çarpan, Alvertis’le Diamantidis’in tavana asılan formaları oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bunun sebebi baktığım “seviye” de olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne yalan söyleyeyim, tribündeki yerimden parkede oynayan oyuncuları izlemekle Boğaziçi Köprüsü’nden Ortaköy’ü izlemek arasında pek bir fark olmayabilirdi, zira, bileti iki hafta öncesinde almış olmama rağmen ancak üst tribünün en üst sırasında kendime bir koltuk bulabilmiştim -benden yukarıda bir tek çatı vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Saat yaklaştıkça OAKA’nın ateşi yükseldi, sezonun açılış maçı olduğu için oyuncular sahaya tek tek çıkıyor ve tezahüratlarla karşılanıyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Basketbolda oyunkurucunun Yunan olması o takımın başına gelen iyi bir şey addedilir; “at, avrat, Yunan guard” sözünü basketbolu seven herkes bilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">En büyük alkışı bir Olympiacos efsanesiyken Panathinaikos forması giymeyi kabul eden Kostas Sloukas aldı, sanırım Panathinaikoslular onu yeşil formayla gördükçe Olympiacos’a kaptırdıkları kendi efsaneleri Vassilis Spanoulis’in intikamını aldıklarını düşünüyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ergin Ataman, Panathinaikos’un başına geçer geçmez senelerdir beklenen EuroLeague kupasını OAKA’ya getirince adeta bir yarı-kahramana dönüşmüş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’den geldiğimi öğrenen kim olduysa “merhaba” yerine “I love Ataman!” demeyi tercih etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Atina, hiç kuşkusuz ki bir Olimpiyat şehri ama bir o kadar da basketbol şehri.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Maçı, gözlerimi tribünden alabildiğim dakikalarda izledim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">OAKA bir çılgınlıktır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Oct 2025 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/10/oaka-bir-cilginliktir-1759425719.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Simi’nin plajları</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/siminin-plajlari-11601</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/siminin-plajlari-11601</guid>
                <description><![CDATA[Simi, küçük olsa da denize girmeyi sevenler için çok şey vadeden bir ada.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Simi’nin en iddialı olduğu koy bunlar değil, hiçbir tesisin yer almadığı, ş</strong><strong>ezlongun şemsiyenin olmadığı ve sadece denizden ulaşılabilen bakir Agios Georgios koyu. … Simi, küçük olsa da denize girmeyi sevenler için çok şey vadeden bir ada.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi’de limanın etrafına kurulmuş olan meydanın dışında arabayla pek de bir yere gidemezsiniz çünkü yol yok!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Merkezden bir denize girilen Pedi’ye yol var, bir de adanın diğer ucundaki Panormitis Manastırı’na.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kime sorduysak Pedi’ye burun kıvırdı, hele ilk akşam yemek yediğimiz lokantanın garsonu Pedi’yi öyle bir kötüledi ki insan ancak şahsi bir meselesi olsa böylesine düşmanca davranırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Neyse, Pedi’ye gitmedik, zaten şöyle bir şey var, Simi’nin birbirinden güzel plajlarının hiçbirine arabayla ulaşma imkânı yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Limana gidip hepsinin nereye, kaçta gidip döneceği belli olan deniz dolmuşlarından birine atlıyorsunuz, sonra ver elini…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İşte orası çok karışık çünkü Simi’nin plajlarının hepsi birbirinden çekici.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Velhasıl, bizim elimizi verdiğimiz ilk plaj Agia Marina oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Agia Marina, meydandan çıkıp sağa döndükten sonraki ikinci plaj, dolayısıyla da hepi topu onbeş dakika uzaklıkta.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Agia Marina’nın güzel yanlardan biri, rahat şezlong ve şemsiye haricinde iyi yemekler yapan bir de lokantası olmasıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bunun bir arka koyundaki Agios Nikolaos’ta da bir gün geçirdik ama ikisini mukayese edince Agia Marina’nın her açıdan çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gene de, Simi’nin en iddialı olduğu koy bunlar değil, hiçbir tesisin yer almadığı, şezlongun şemsiyenin olmadığı ve sadece denizden ulaşılabilen bakir Agios Georgios koyu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yüzerken, sahilin birkaç adım ilerisinden doksan derece diklikte yükselen dağı ve o yalçın kayalıkların arasında alabildiğine rahat koşuşturan keçileri görmek bu koyu diğerlerinden ayırıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İşte Agia Marina, Pedi’yi atladık, Agios Nikolaos, Agios Georgios…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Adanın doğu tarafından aşağı iniyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nanou ile Marathounta’nın methini işittiysek de bu iki koya gidecek fırsat bulamadık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Böylece, adanın güney ucuna geldik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Burada Seskli adında yerleşimin falan olmadığı bir başka adacık çıkıyor karşımıza.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu Seskli’yi sevme sebeplerimden biri de bizi buraya getiren tur teknesinin pek güzel bir mangal hazırlamasıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Artık diğer yakadan geldiğimiz yere doğru yukarı çıkabiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine berrak suya sahip -suyun güzelliği bütün bu yerlerin değişmez özelliği- Diavates için belki “takım kayalıklar” denebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir sonraki durakta, teorik açıdan, aslında bir misafirliğe gidiyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Fokun Mağarası”nda bizi Bay Alex bekliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Halimize bin şükür, mağaraya yüzerken Sayın Alex’in olanca nezaketini takınarak çoktan evini terk ettiğini gördük -aksi takdirde kendisiyle teşerrüf etmek zorunda kalırdık ki sanırım bunu ikimiz de istemezdik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Denize girmek için bahsetmeye değer bir diğer yer de Agios Emilianos, buranın farkı bir manastırı olması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Manastırın burada ne işi var, demeyin, çünkü Simi bir süngerci köyü ve bu manastırın banisi de süngercilerden başkası değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu istikamette başladığımız yere doğru gittiğimizde Toli, Nimborio, Plaka gibi yine her gün deniz dolmuşlarının gidip geldiği plajlar yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi, küçük olsa da denize girmeyi sevenler için çok şey vadeden bir ada.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Aug 2025 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/siminin-plajlari-1755320842.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Simi’den</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/simiden-11558</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/simiden-11558</guid>
                <description><![CDATA[Zaten Simi’nin heykeli yapılan medarı iftiharları da şaşaalı üniformaları içindeki komutanlar ya da devlet adamları değil, süngerciler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Simi’de yapılacak en güzel şey, kedi gibi girilmedik sokak bırakmadan yürümek-yürümek ve adanın insanı büyüleyen mimarisinin tadını çıkarmak.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi, Yunan adalarının sanırım en İtalyan’ı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Onu diğer bütün adalardan ayıran mimarisini feribottan gördüğünüz anda, dalgalanan mavili-beyazlı bayrak da olmasa, Yunanistan’ın değil de İtalya’nın bir limanına yanaşmakta olduğunuzu düşünmeniz işten değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İnsanın içi kıpır kıpır oluyor, bir an önce cepheleri rengârenk evlerle süslenmiş masalsı adaya ayak basmak istiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Osmanlı’nın Sömbeki dediği Simi’nin adı Poseidon’dan çocuk yapan bir periden geldiğine göre, evet, bu “peri adasına” hayran olmak için pek çok sebebiniz olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi dağlık bir ada, evler de bu dağların koya bakan yamacına sıralanmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla, eğer şansınız yaver gitmediyse kalacağınız yere çıkmak için epey bir merdiven tırmanmanız gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bereket, biz çarşının içindeki mavi merdivenlerin yanında düz ayak bir evde kaldık da sarı sıcaklarda basamaklarla boğuşmadık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bizi Kos’tan Simi’ye getiren feribot koyun sağ başındaki iskeleye, yani saat kulesinin yanına yanaştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi bu indiğimiz noktadan çarşıya doğru yürümeye başlayalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sol tarafımız deniz ama sudan çok park etmiş devasa yatları görüyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Biraz ileride Los adlı deniz mahsullerinde iddialı bir bar çıkıyor karşımıza.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Burada biraz soluklanalım, zira burası, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar teslim olduktan sonra, Oniki Adalar’ın faşizmden kurtulduğu anlaşmanın imzalandığı bina -yanda da büyük bir anıt yapmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-08-07%20at%2016_23_52.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Madem oturduk, bulmuşken biraz hovardalık yapma pahasına deniz tarağı ısmarlayabiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Biraz ileride Simi’nin en meşhur balıkçısı Manos’un lokantası var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Manos, keyfi yerindeyken ansızın sirtakiye başlayıp müşterileriyle birlikte sokağa taşarak tabakları ardı ardına kırmasıyla bilinen biri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Maalesef, Simi’de geçirdiğimiz beş gece boyunca keyfi herhalde yeterince yerinde değildi ki bir gün bile dansa yeltenmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi’de yemek demek, deniz ürünü demek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama bunların başında “Simi karidesi” geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bizim çimçim dediğimiz, minnacık karidesler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">O kadar küçükler ki kabuğu bile ayıklanmıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi karidesini Manos’ta değil de meydanın tam ortasında yer alan Vasilis’te yedik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buraya kadar gelmişken Simi karidesi yemeden dönülmez ama insanı mesteden bir lezzete sahip olduğunu söyleyemeyeceğim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Manos’ta ise yine Simi’nin alametifarikalarından olan iskaroz -papağan balığı- yedim -siz yemeseniz de pek bir şey kaçırmış sayılmazsınız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Manos’la Vasilis arasında iki adet heykel görüyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ayrıca, artık çarşıya geldik sayılır, etrafımızdaki hediyelik eşyacıların tamamında çeşit çeşit sünger satılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Belli ki Simi de Bodrum gibi bir süngerci köyüymüş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zaten Simi’nin heykeli yapılan medarı iftiharları da şaşaalı üniformaları içindeki komutanlar ya da devlet adamları değil, süngerciler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Süngercilerin hayatında vurgun yemek ve zaman içinde duyma yetisini tümüyle yitirmek sıradandır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Heykeli yapılan ilk kişi, Foris Kaptan’ın cesur karısı Evgenia Mastoridis.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mastoradis, suya ilk defa ağırlaştırılmış kasklı dalgıç kıyafetiyle dalan kişi olarak adanın tarihine geçmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Böylece, teknolojinin gelişmesiyle beraber hem süngerciliğin hacmi artmış hem de süngercilerin sakatlanmasının bir miktar önüne geçilmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Heykeli yapılan ikinci kişi ise “dalgıçlığın efsane ismi” olarak anılan Statis Hatzis.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Suya çıplak dalan Statis Hatzis, döneminin en bilinen sünger avcısıymış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-08-07%20at%2016_23_52%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">16 Temmuz 1913 tarihinde, Statis’ten Karpathos'un Pigadia Körfezi'nin dibinde kaybolan İtalyan zırhlısının çapasını bulup zinciriyle bağlaması istenmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Statis efsanelere konu olacak şekilde yalınkılıç daldığı denizin seksensekiz metre dibine inmiş ve bütün bu işleri yaparken nefesini tam 3 dakika 58 saniye boyunca tutmayı başarmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi’nin efsanevi süngercilerinin oluşturduğu bu kültür, bugün adanın her yerinde göze çarpıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sünger ile Simi birbirinden ayrı düşünülemeyecek ölçüde iç içe geçmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Heykelleri bulduğumuza göre çarşıya geldik sayılır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu hilalin diğer ucuna doğru yürürsek adanın yine bilinen tavernalarından Panthelis’e gidebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Simi’de yapılacak en güzel şey, kedi gibi girilmedik sokak bırakmadan yürümek-yürümek ve adanın insanı büyüleyen mimarisinin tadını çıkarmak.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Aug 2025 02:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/simiden-1754609612.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kos’un öteki yüzü</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kosun-oteki-yuzu-11528</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kosun-oteki-yuzu-11528</guid>
                <description><![CDATA[Bodrum’un bahsettiğim haline dair en güzel kitap olan Dalavera Memet’in Bodrum Tarihi  “Bodrum’un eniştesi” tarafından yazıldı -siz yazarı, Baskın Oran diye tanıyorsunuz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kışlar neredeyse metruktur; lokantalar kapanır, plajcılar çekilir, sokaklar birbirini tanıyan bir avuç yerliye kalır. İşte biz de Kos’a bu basmakalıp düşüncelerle geldik, ama dört gün sonra dönerken bambaşka düşüncelere sahiptik.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bodrum’a hatırısayılır kez gelmiş olsam da bir taş atımı mesafedeki İstanköy adasına -yani artık kullanılan adıyla Kos’a- hiç gitmemiştim, tam da bu meraksızlığımın mahcubiyete evrileceği anda “Bodrum Hanım”ın da senelerce gitmediğini öğrenmenin mutluluğunu yaşadım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Oh, dedim, babası daha kırklarda Belediye Reisi olduğu için herkesten önce buraya yerleşen ve çocukluğu bile burada geçen “Bodrum Hanım”dan daha Bodrumlu kimseyi görmedim ben -göreceğimi de sanmam.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tamam, hanım Bodrumlu da, ya enişte?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İşte o Ankara’dan ithal, nam-ı diğer “Bodrum’un eniştesi”, evlendikten sonra Bodrum Hanım’ı İstanköy’e götüren o olmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Biz de Nihan’la Kos’a gitmeden bir gece önce Bodrum’a gelip “Bodrum Hanım ile eşine” -kışın Ankara’da roller değişebilir- uğradık, uğramak ne kelime felekten bir gün geçirmekle yetinmeyip bir de gece çaldık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kos’a dair yazmaya Bodrum’dan başlamamın sebebi şu: Bu adalar turizm patlamasından önce sefaletin hüküm sürdüğü yoksul süngerci köyleri, yol yok iz yok, balık tutsan şehre inemiyorsun yolda bozuluyor, geçimlik, kapalı bir ekonomi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bodrum’un bahsettiğim haline dair en güzel kitap olan <em>Dalavera Memet’in Bodrum Tarihi&nbsp;&nbsp;</em>“Bodrum’un eniştesi” tarafından yazıldı -siz yazarı, Baskın Oran diye tanıyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu adaların, bu listeye Simi’yi falan da ekleyebilirim, üretim biçimi birbirine çok yakın, ama turizmden sonra her şey değişmiş, tatilcilerin keşfiyle birlikte adaların çehresi de başkalaşmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Böyle olduğu için de bütün bu adalar herkesin güneş batana kadar denizin akşamları da uzonun tadını çıkardığı ve sadece yazları iş yapan yerler olarak görülür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kışlar neredeyse metruktur; lokantalar kapanır, plajcılar çekilir, sokaklar birbirini tanıyan bir avuç yerliye kalır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İşte biz de Kos’a bu basmakalıp düşüncelerle geldik, ama dört gün sonra dönerken bambaşka düşüncelere sahiptik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Plajcılık yaptık yapmasına ama o kısmının üstünde uzun boylu durmaya değmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Agios Fokas diye bir plaja gittik ilkin, adanın kuzeyinde, güzel bir yer değildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonraki günlerde ise güneye, Kefalos tarafında indik, evvela adanın en popüler kumsallarından Paradise Beach’e gittik, ama buranın tam karşısında, arabayla bir beş dakika mesafedeki Kohilari en beğendiğimiz yer oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Kos-Mahzen.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ammavelakin, bizim için Kos bunların hiçbirinden ibaret değil.Tuttuğumuz ev, adanın tam ortasındaki Zia köyündeydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Anayoldan çıkıp dağ yoluna sapmak gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu Zia hoş bir dağ köyü olmasının yanı sıra Kos’ta gün batımının en güzel izleneceği yer olarak nam saldığı için de ayrıca popülerleşmiş, turist otobüsleri kafile kafile insan taşıdıkları için akşamüstleri hıncahınç doluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tabii ki diğerlerini bilemiyorum ama Zia’daki Oromedon’un Kos’un en güzel lokantalarından biri olduğu kanaatindeyim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Burada iki akşam yemek yedik, yediğimiz içtiğimiz her şeyden de ziyadesiyle memnun kaldık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi bu “içtiğimiz” kısmını boşuna eklemedim çünkü kaldığımız Zia’nın bir diğer özelliği de Kos’un bağlarına komşu olması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akrani, Papakostadinou, Hacı Emanuel, Petra… hepsi bu civarda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunların bazılarına gittik; hatta Hacı Emanuel’in bir şişesini -“assyrtiko”- Oromedon’da devirdik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bağların en fiyakalısı Hacı Emanuel ile Akrani’ydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hacı Emanuel’de şarapçılığı şimdi dördüncü nesil devralmış, gene aile işletmesi olan Petra’da da üçüncü nesil iş başında.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Petra, organik ve vegan şarapçılık yapmakla iftihar ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Vegan şarap” ne ola ki, derseniz, ben dedim, filtrelerde falan hayvan kemikleri kullanılabiliyormuş ya da bazen hayvansal ürünler giriyormuş şarabın içine ama bu meselenin abartıldığı kanaatini taşıdığımdan ötürü “vegan şarap” benim için çok bir şey ifade etmiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama burada “Kos’un üzümü” dedikleri birer kadeh “Mavrothiriko” içtik, yanında da keçi peyniri geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim nazarımda güzel şarap, vegan şaraptan evla; Petra’nın Mavrothiriko’su da o güzeller arasında.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Denize girmek haricindeki zamanımızın büyücek bir kısmını bağlarda harcadığımız için uzoya fırsat kalmadı, sadece son akşam, ikinci kez gittiğimiz Oromedon’da söyledik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kardoulia, Kos’un kendi uzo markası.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ben çok beğendim; biraz daha baharatlı bir tadı var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Görüleceği üzere, Kos’ta denizden çok dağda ve bağda zaman geçirdik.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Aug 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/kosun-oteki-yuzu-1754183100.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zakintos’un plajları ve restoranları</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/zakintosun-plajlari-ve-restoranlari-11441</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/zakintosun-plajlari-ve-restoranlari-11441</guid>
                <description><![CDATA[Yunan adalarının pek çoğu gibi Zakintos da denizi, yemeği ve rahatlığıyla insanı cezbeden bir yer.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><strong><span style="color:black">Mağaranın içinde yüzerken aklımda Tanpınar’ın dizeleri: “Mavi, masmavi bir ışık / Ortasında yüzmekteyim”. İnsanın doğal güzellik karşısında bazen nefesi kesiliyor, işte Zakintos’un mavi mağaraları da öyle.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Yunanistan’ın “bizim tarafa” düşmeyen adalarına ilk gidişim, İyonya denizinde yer alan Zakintos’a oldu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Buraya Mora yarımadasının batı ucu Kyllini kasabasından bir arabalı feribotla geldim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Zakintos küçük bir ada olmadığı için eğer arabanız yoksa bir yerden bir yere ulaşmak, üstelik bu sarı sıcakta, büyük bir eziyet ve zaman kaybı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Beş gün geçirdiğim Zakintos’ta her gün farklı bir -bazen birden çok- yerden denize girdim, bir gittiğim lokantaya bir daha gitmedim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Zakintos’ta görülecek çok bir şey yok -varsa da ben bulamadım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Birkaç manastır, tarihi köprü ve şarapla zeytinyağı müzesi tabelası gördüm ama hiçbirine girmedim; bana göre bu ada, sadece “deniz, kum ve güneş” demek.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Zakintos’un alametifarikalarından biri sülfürlü suya sahip plajların olduğu kuzey bölgesi Xigia.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Aslında sülfürlü su bayılınacak bir şey değildir, yumurta kokar, ama açıkdenizde bu bana pek mümkün gözükmedi ki öyle yoğun bir koku da yoktu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Sülfürlü suyun geldiği küçük koylar ve plajlar yanyana sıralanıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Aralarda pek çok mağara da var.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">İlk girdiğim plaj, Pelagaki’ydi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Plaja ulaşabilmek için epey bir merdiven inmek gerekiyor ama değer, zaten su, daha tepeden bakarken bile sizi turkuvaz tonlarındaki rengiyle cezbediyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Pelagaki’nin suyu soğuk değil, ılıktı -bu benim için bir denizi cazip ve güzel kılan bir detaydır ve Zakintos’un suyu birçok yerde böyle.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Pelagaki’nin hemen yanındaki koy Xigia.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Burası sülfürün en yoğun çıktığı yer olduğu için “doğal kaplıca” da diyorlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Pelagaki’ye nispeten buradaki “yumurta kokusu” fazla ama insanı rahatsız edecek kadar değil.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Buraya çok uzak olmayan Makris Giallos, bir sonraki günü geçirdiğimiz plajdı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Makris Giallos, “uzun sahil” anlamına geldiği için bu ismi hemen her adada görebilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Makris Giallos’un suyu da sıcak ve güzel, hatta belki Pelagaki’den bile güzel ama bu iki koyda da bir “konfor sorunu” var ki bu da bir ada tatilinin dinlendiriciliği özelliğini törpüleyen sevimsiz bir etken.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-07-19%20at%2015_29_14%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Eğer sabahın köründe gelip hepi topu on-yirmi tane olan şezlonglarda kendinize bir yer bulamazsanız, Pelagaki’de kayanın üzerine havlu seriyorsunuz, Makris’te şezlong sayısı çok ama tel maşa bir şezlong, ne dinlendiriyor ne kitap okutuyor ne uyutuyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">İnsan hele de deniz tatiline çıktığında rahat etmek istiyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Canı çektiğinde bir şeyler ısmarlasın, bir romanın sayfaları arasında kaybolsun, sıcakladığında suya girsin, istediğinde uyusun.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Makris’te sağ tarafta herkesi kendine çeken bir mağara var.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Zaten bu Zakintos’un her yanı mağaralarla çevrili.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Mağara demişken çıktığımız tekne turundan da bahsedeyim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Evvela Zakintos’un Navagio kumsalındaki gemi batığına gittik.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Koyun kendisi başlı başına etkileyici ama bu “dekoratif” batık sayesinde büyük bir şöhrete kavuşmuş.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Rivayete göre kaçakçıların kullandığı, 1937 model İskoç yapımı ve Panama bayrağı taşıyan MV Panagiotis adlı gemi, 1980’in Ekim ayında bir fırtınaya yakalanıp sürüklenmiş, sonra da batmış.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Bazılarının talihi battıktan sonra açılır ya, bu gemiye de öyle olmuş.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Kırk küsur sene kimsenin umurunda olmayan gemi, batar batmaz dünyanın dört bir yanından ziyaretçiyi kendine çekmeye başlamış.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Eskiden bu koyda denize giriliyormuş, sonra yasaklanmış.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Biz gittiğimizde tekneden inmeden sadece fotoğraf çekiliyordu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Ardından da yine sadece tekneyle ulaşılabilen “mavi mağaralara” gittik.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Maravelia mağarası, Sfogio ve White Beach…</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Mağaraların birinde kaptan, burada yüzebilirsiniz deyip de ben kendimi suda bulunca neden “mavi mağara” dendiğini de anladım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Suyun dibinden parlak bir mavi ışık yansıyor, her yer, adeta büyük bir fener yerleştirilmişçesine parıl parıl parlıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Bir yanda mağaranın içinin doğal güzelliği, diğer yanda dipten gelen mavi ışık…</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Mağaranın içinde yüzerken aklımda Tanpınar’ın dizeleri: “Mavi, masmavi bir ışık / Ortasında yüzmekteyim”.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">İnsanın doğal güzellik karşısında bazen nefesi kesiliyor, işte Zakintos’un mavi mağaraları da öyle.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Üç saatten az süren bir gezinti ama buraya kadar gelmişken mavi mağaraları görmeden dönmemeli.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Yine bu adada Alikanas adlı bir plaja gittim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Diğerlerinin aksine Alikanas’ın uzunca bir kumsalı var.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Buranın suyu artık ılık bile değil, sıcak -Nihan “çocuk havuzu” diye aşağılasa da benim için hiçbir mahsuru yok.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Son gün, denize girmek için istikametim adanın doğu ucundaki Porto Azzuro oldu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Su, artık alışık olduğum gibi alabildiğine berrak ve sıcak.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Üstelik burada, tatilcilere konforlu bir ortam sunan bir de tesis buldum.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Yetmedi, adının Maria olduğu söyleyen Çinli bir masöz, masaj yapmayı teklif etti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Günlerce plajların konforsuzluğundan yakın, sonra gel bir anda hepsini birarada bul.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">İyi ki adanın doğusuna son gün gelmişiz, aksi takdirde, gidip de diğer plajları görünce, sanırım her seferinde buraya gelmek isterdik.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Deniz kısmına son verip biraz da yemekten söz edeyim istiyorum.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Bu kadar deniz dedikten sonra, yemeklerde de deniz ürünlerinin başı çektiğini düşünmek zor olmasa gerek.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Ama Zakintos bundan ibaret değil; zeytini ve üzümü de var, ayrıca, adada tavşan eti de çok makbul.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Kaldığımız evin yakınlarında “zeytin ve şarap tadım merkezi” denen bir çiftlik vardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Therianos Kardeşler, kendi bağ ve zeytinliklerinden yetişen ürünlerI burada satıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Kalamata haricinde, ezdikten sonra -yanaklı dediklerinden- çeşitli ot ve köklerle tatlandırdıkları iri zeytinlerinden de yedim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">İnsanın eşi Gemlikli ve aileden zeytinci olunca öyle her yediğini kolayından beğenmiyor; bu da biraz “kumlu” geldi bana.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-07-19%20at%2015_29_14.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Misket üzümünden yarı-tatlı bir şarap tattırdılar; ayrıca, arıcılık yaptıklarını, ama mahsulün bal olarak tüketilmek haricinde bir de kozmetik alanında kullanıldığını öğrendim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Sahibi Dimitri’nin söylediğine göre, kimyasal içeren ilaçların bir türlü geçiremediği egzama türü deri hastalıklarını zeytinyağı ve bal mumuyla tedavi etmek mümkünmüş.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Therianosların roze şarabını özellikle beğendiğimi ise söyleyebilirim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Therianos’tayken Dimitri, bana Pirounaki’nin çok güzel bir lokanta olduğunu söyleyince sözüne itimat edip o akşamın yemeğini orada yedik.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Şimdi benim aklımda sardalyalı, kalamarlı, kabak kızartmalı bir yemek vardı ama Pirounaki’deki menü sabitmiş.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Sekiz meze, ana yemek, tatlı -yanında da ev yapımı uzo.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Uzolar içinde her ne kadar en çok Plomari’yi sevsem de özellikle adalara gittiğimde onların kendi uzolarını denemek istiyorum.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Pirounaki’de içtiğim -şişede değil karafta geldi- uzo şahaneydi, yemekler de güzeldi ama aradığım o değildi, bu da beni tuhaf bir hale soktu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Misafir umduğunu değil bulduğunu yer, fehvasınca sardalya ve kalamar diye gittiğim lokantada mantar, patates kızartması ve musakka yedim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Dediğim gibi, patatesli, kabaklı, patlıcanlı Yunan musakkasını severim, bu musakka da çok lezzetliydi ama sardalya diye çıkıp musakka yemek, hem sardalyaya hem musakkaya ayıp oldu gibi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Zakintos’ta güneşi batırmak da hayli keyifli.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Günbatımında -akşam 9 gibi- adanın diğer ucuna giderseniz müthiş bir manzaraya karşı adanın kendi üzümlerinden üretilen şarabı yudumlayabilir, hatta bu birlikteliği güzel bir yemekle de taçlandırabilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Michalis’in lokantası, günbatımını değerlendirmek için güzel bir yer.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Potami diye güzel gözüken bir restorana oturmamızla kalkmamız bir oldu, ama bunun iyi tarafı, içinde manastır kalıntısı olan bir başka restorana gitmek oldu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Orada sadece çeşitli mezeler ısmarladık.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Bir de İtalyan lokantasına gittik ama uzunboylu anlatmaya değer bir yer değildi -ben sardalyayı bir tek orada yedim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Bir de yer bulamadığımız için gidemediğimiz “Eski Yeldeğirmeni” adlı tepede bir lokanta vardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Orası da mutlaka güzeldir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#dc5821"><span style="color:black">Yunan adalarının pek çoğu gibi Zakintos da denizi, yemeği ve rahatlığıyla insanı cezbeden bir yer.</span></span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Jul 2025 08:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/zakintosun-plajlari-ve-restoranlari-1752991077.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Batı Karadeniz’in ruhunda pedal çevirmek</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bati-karadenizin-ruhunda-pedal-cevirmek-11439</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bati-karadenizin-ruhunda-pedal-cevirmek-11439</guid>
                <description><![CDATA[Bisikletle böyle bir tur yaparken, yolların tapusunu aldığını düşünen araçların önemli bir kısmı saygı gösterirken, nadir de olsa “Ne işiniz var kardeşim yolda, bisiklet sünnet çocuğu işi” diyenlere biz de en içten karma dileklerimizi gönderdik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kastamonu’dan Sinop’a, oradan tekrar Kastamonu’ya uzanan 360 kilometrelik bisiklet turu, Batı Karadeniz’in Paflagonya’dan Candaroğlu’na uzanan köklü tarihini, dağların ve denizin kucakladığı doğal güzelliklerini ve yöre insanlarının içten misafirperverliğini keşfetmenin unutulmaz bir yolu oldu.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Batı Karadeniz’in engebeli yollarında 360 km pedal çevirmek, sadece bir dayanıklılık testi değil, tarihin fısıldadığı ve insan sıcaklığının parladığı bir yolculuktu. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Halkın bir kesimini diğerine nazaran kayırmak sayılmayacaksa, ülkemizin güzide bölgeleri arasında en mütevazısı olan Batı Karadeniz’in bir ferdi olarak biraz bölgecilik yapacağım. Uzun yıllardır ülkeyi Rize-Trabzon hattının yönettiği, Güneydoğu’nun her daim söz sahibi olduğu, Adana-Osmaniye önünde ceketlerin iliklendiği, sahil hattının muhalif damarı ve İç Anadolu’nun Doğusuyla beraber Anadolu irfanını temsil ettiği bir Türkiye’de, Batı Karadeniz’in kaderine hep bir gariplik hükmetmiştir. Sessiz, göz ardı edilmiş bir kader, tıpkı pelotonun ardında kalan bir bisikletçi gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Paflagonya’nın Geçmişine Bir Bakış</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tarihte bu işler böyle değildi. Anadolu kapısını 1071’de açan Türkler, bir koşuda Batı Karadeniz’i fethetmiş ve kökleşmişlerdi. Osmanlı daha kıdemsiz bir astsubay iken, Candaroğlu Beyliği üç yıldızlı tuğ takan atlılarla gezmekteydi. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak coğrafya kaderdi; sınırınızda koca Kayzer’in Bizansı varsa ve siz Bizans’a yenilmiyorsanız, mağlup ettiğinizin gücü size intikal ediyordu. Candaroğlu Beyliği, kadim Paflagonya bölgesinde sınırları dâhilinde imar, iskân ve refahı artırmaya yönelik çalışmalar yaparken, sınırlarını yetersiz gören Osmanlı, koca Konstantinopolis’i dahi yutarak cihana açılıyordu.İbni Batuta, seyahatnamesinde Candaroğlu’nun başkenti Kastamonu’da minimum maliyetle maksimum alışveriş yapıldığını ballandıra ballandıra anlatır. Candaroğlu toprakları, kendi içinde bol bereket ve az enflasyonla tarihsel zirvesini yaşamaktaydı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İstanbul’un fethinden sekiz yıl sonra, gözünü Trabzon Rum Devleti’ne diken Fatih, geçiş yolu üzerindeki Candar topraklarını da birliğine katmak istediğinde, son Candar beyi İsmail Bey, bu güneşe kar dayanmayacağının bilinciyle kansız, tüfeksiz tacını çıkarır. Ancak içi biraz buruktur; İstanbul’u fetheden kumandanın Candar topraklarını bünyeye katmak için kurduğu planların bir kısmı arkadan iş çevirme tadındadır. Çeşmi Cihan burasıdır, ama zafere giden yolda her yöntem mübah olmamalıdır. [Candaroğlu’nun düşüşü hakkında detaylar: </span><a href="https://www.inkilap.com/paphlagonia-185260" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.inkilap.com/paphlagonia-185260</span><span style="color:#000000">]</span></a></span></span><br />
<br />
<span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsmail Bey, Filibe’ye sürgüne gider ve Filibe’yi de abad eder. Yolunuz Filibe’ye düşerse, göreceğiniz Türklük mirası, Essultanü’l-mu’azzam Kemaleddin İsmail Bey’in yadigârıdır. [&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İsmail Bey’in mirasını keşfedin: </span><a href="https://www.kastamonugazetesi.com.tr/son-candar-kemaleddin-ismail-bey/" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.kastamonugazetesi.com.tr/son-candar-kemaleddin-ismail-bey/ </span><span style="color:#000000">]</span></a><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tarihte Pedal Çevirmek</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Batı Karadeniz’e dair bu kısa tarihsel altyapıdan sonra, gelelim Kastamonu-Sinop-Kastamonu arasındaki bisiklet turunun detaylarına. [ Tüm yolculuğu ve fotoğrafları görün: </span><a href="https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2025/07/kastamonu-sinop-kastamonu-bisiklet-turu.html" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2025/07/kastamonu-sinop-kastamonu-bisiklet-turu.html.]</span></a>&nbsp;<span style="color:#000000">Bisikletle Temmuz’un ortasında Kastamonu-Sinop arasındaki 180 kilometreyi bir günde alma fikri, 12. yüzyıl ortalarından 1461’e kadar yaklaşık 300&nbsp; yılda Candaroğlu sülalesinin ülkesine miras bıraktığı ve Osmanlı’nın 400 yılda yaptığının fevkinde eserler kadar parlak olmasa da, hayata iki teker üzerinden bakanlar için cazip bir etkinlikti. Kastamonu, bizim çocukluğumuzda kimilerine göre buzdolabı bile yokken(!) iyi bisikletçilerin çıktığı bir şehirdi. Ancak tesis ve altyapı yetersizliği, bizleri ancak 40’larımızdan sonra bisikletle buluşturdu. Dört kişilik grubumuzun yaş ortalaması, 40’larının başındaki arkadaşımızı saymazsak, 50’lerin ikinci yarısındaydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">180x2, yani toplam 360 km’lik tur, birinci gün gidiş, ikinci gün dinlenme, üçüncü gün dönüş olarak planlandı. Kastamonu-Sinop yolu, Fahriye Abla’ya ruhunu üfleyen Ahmet Muhip Dıranas’a soyadını veren Dıranas Zirvesi’nde 1200 metreye kadar tırmanmaktadır. [Fahriye Abla’yı dinlemek için: </span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=_FdwUdhvWVw" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.youtube.com/watch?v=_FdwUdhvWVw.</span><span style="color:#000000">]</span></a></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kastamonu’dan giderken bu birinci kategori yokuşu saymazsak rota görece inişli, dönüşte ise neredeyse tamamen yokuşluydu. Her grubun bir zayıf halkası olur; ben de bu grup için zayıf halkaydım. Turun neredeyse tamamını, öndeki üçlüyü geriden takip ederek geçirdim. Gençlere tavsiyem: 40’ınızdan sonra bisiklete binmeyi düşünüyorsanız, ne yapın edin, gençliğinizde bir sporun ucundan tutun. Tutamadıysanız da çok takılmayın; pedallara basın, kâfi. Pedallamazsanız düşersiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gidiş-dönüş 360 km’lik yol ve 4000 metre irtifa kazanımı anlamına gelen bu sürüş boyunca litrelerce su ve bolca enerji veren besin tükettik. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dıranas’a Kastamonu tarafından çıkarken hedeflediğimiz çeşme kuru çıkınca, yoldan “OtoSUtop” bile yaptım. Transporter’ı sağa çekerek suyunu paylaşan yüce gönüllü esnafımızı saygıyla selamlıyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bisikletle böyle bir tur yaparken, yolların tapusunu aldığını düşünen araçların önemli bir kısmı saygı gösterirken, nadir de olsa “Ne işiniz var kardeşim yolda, bisiklet sünnet çocuğu işi” diyenlere biz de en içten karma dileklerimizi gönderdik. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Girişinde hız sınırı 60 km yazan Dıranas Tüneli’ne 120 ile girip 140 ile çıkan araçların tek bir tanesinin bile ceza ödemediğine eminim. Tüneli, Karayolları ekibinin iyi niyetle sağladığı eskort hizmeti ile geçsek de, denetim fetişisti yetkililer bu tünele bir hız ölçer neden koymuyor, anlamadık. O işler, Bağdat Caddesi’ne 50 metrede bir trafik ekibi koyarak olmuyor yani. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sürüşümüz her iki yönde de sorunsuz, kazasız, sıkıntısız geçti ve sadece tek patlakla nazarları bertaraf etti.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sinop’un Sıcak Kucaklayışı</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dinlenme günümüz ise tek kelimeyle efsaneydi. Bisikletin iyi insanların harcı olduğunu, iyi insanların iyi dostluklar kurduğunu, iyi dostluklar kuranların dünyayı güzelleştirdiğini bir kez daha deneyimledik. Ekibimizin hekim üyesinin Sinop’ta görev yaptığı zamanlarda tanıdığı ve merkeze bağlı Bektaşağa köyünün bir bölümünü temsil eden Albayrak ailesinin konuğu olduk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İlk günün sürüş yorgunluğunu, ev yapımı Sinop mantısının cevizli ve yoğurtlu versiyonlarıyla attık. Derin sohbet mi lezzetliydi, yoksa mantı mı, bilemedim. Ailenin genç bireyi, yüzme şampiyonu ve mağara fatihiydi. Ertesi gün cebinde sadece 500 dolarla Sri Lanka’da tek başına 20 gün gezecek, Sri Lanka mağaralarını fethedecekti. [Berke ya da ablasının deyimiyle Kerke Albayrak’ı takip etmeyi ve yarışmaya katılan muhteşem resmini beğenmeyi unutmayın: </span><a href="https://www.instagram.com/p/DLe-PoGMbYG/?igsh=cGZicm55YXJiNWhz" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.instagram.com/p/DLe-PoGMbYG/?igsh=cGZicm55YXJiNWhz</span></a></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.instagram.com/p/DLe-PoGMbYG/?igsh=cGZicm55YXJiNWhz.%5d" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#000000">&nbsp;]</span></a></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu eğlenceli ve meraklı delikanlıya bu motivasyonu verenin ne olduğunu anlamak uzun sürmedi. Konaklamamız için köyde bize tahsis edilen ev, koskocaman bir bahçe içinde, ahşap işçilikle tamamlanmış mütevazı bir saraydı. Bir yanda ormanlar, diğer yanda bağ ve bahçelerle dolu köy, bir kısmı yurtdışında çalışan işçilerin özenle yaptığı evlerle doluydu. Köy evinde, konfor ve mütevazılığın bileşiminde geçen pazar sabahının huzuru, bahçedeki 100 yıllık meşe ağaçlarının gölgesi ve yedi köpekten oluşan muhteşem Bektaşağa Çetesi’nin eğlencesi ne denli cazip olsa da, Sinop’un ikonik değerlerini ziyaret etmeden olmazdı. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ev sahibimiz bizi, dinlenme gününün hatrına dört tekerle, İnce Burun’daki Virginia Woolf’a selam çakan en kuzey noktadaki deniz fenerine ve Norveç’le aşık atan Hamsilos Fiyorduna götürdü. Deli dalgaların duvarlarını yaladığı Sinop Kalesi’nin yanından geçerken, Sabahattin Ali’den bu yana bu ülkede solcuların düzen tarafından ezilme sürecinde çok az şeyin değiştiğini düşündüm. Sağın yalan imparatorluğu hükmünü sürdürüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sinop, yılın yoğun günlerini yaşarken, Karadeniz Akliman’da hırçın, diğer yönde sakindi. Kıyılarından denize girebilen şehirlerin ayrı bir güzelliği vardı ve Sinop kesinlikle böyle bir şehir. Bizde denize girmeden etmedik.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Gün akşama doğru ilerlerken, ev sahiplerimiz bu defa altın renginde kızarmış mezgit partisinde bizi konuk ettiler. Mantıyla şenlenmiştik, mezgitle zirvede bitirdik. Ertesi sabah erken saatte bizi bekleyen yokuşların hatrına köye dönerken, şehirdeki evde bıraktığımız bisikletleri taşımak için bir pikabın ayarlanmış olduğunu gördük. Ev sahiplerimiz ince düşünmenin ötesine geçmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dönüş: Azim ve Zafer</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ertesi sabah erken saatte, buzlu sular, sandviçler, dinlenmiş bacaklarımız ve huzurlanmış aklımızla Sinop’u Kastamonu’ya bağlayan bitimsiz yokuşlara doğru yola çıktık. Ormanlar arasında kıvrılan yollar yokuşlu olsa da, gönül yorgunluğu değil, gönül huzuruyla yol aldık. Nâzım’ın dediği üzere:<br />
<br />
“Beş kıtanın içinden başladı sefer<br />
Gidildi kuzeye doğru, gidildi,<br />
Ormanlar, kayalar, göller, denizler<br />
Şehrine varıldı, şehir yeşildi-”<br />
[</span><a href="https://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/silahsiz_insanlar.htm" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/silahsiz_insanlar.htm. </span><span style="color:#000000">]</span></a></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sinop Gerze Kavşağı’ndan önce Erfelek yönüne, oradan Dıranas Zirvesi’nin 40 km süren yokuşuna, sonra 20 kilometre boyunca deli inişe, ardından Boyabat’a teğet geçip İpekyolu durağı Hanönü’ne, oradan sarımsak başkenti Taşköprü’ye ve sonunda Siyami Özel’in “aşk olsun” diye yaşadığı şehri, bivefa yani Komnenos’un Kalesi Kastra Komnena/Kastamonu’ya sağ salim, terden sırılsıklam ama ruhumuzu geride bırakmayacak hızda ulaştık.&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">[Siyami Özel’in mirasını anmadan olmaz: </span><a href="https://www.kastamonugazetesi.com.tr/siyami-ozeli-aniyoruz-4/" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.kastamonugazetesi.com.tr/siyami-ozeli-aniyoruz-4/&nbsp;]</span></a><span style="color:#000000"> </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dönüş yolunda, arkada kalmanın konforuyla Boyabat Tekke köyünde yolumu kesip bana Tadej Pogačar muamelesi yapan köylü çocuklar ve gençlerden oluşan ekiple çekindiğim fotoğraf, turun övünç madalyası oldu. Batı Karadeniz’in dağlarında, ovalarında, ırmak kenarlarında, deniz sahillerinde; Paflagonyalılardan, Roma’dan, Bizans’tan ve tabii ki Candar’dan kalan mirasla geçen Osmanlı döneminde inişe geçerek eski görkemini arayan insanlar, sakin ve sorgulamayan hayatlarını sürdürmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kastamonu’dan Sinop’a, oradan tekrar Kastamonu’ya uzanan 360 kilometrelik bisiklet turu, Batı Karadeniz’in Paflagonya’dan Candaroğlu’na uzanan köklü tarihini, dağların ve denizin kucakladığı doğal güzelliklerini ve yöre insanlarının içten misafirperverliğini keşfetmenin unutulmaz bir yolu oldu.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Jul 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/bati-karadenizin-ruhunda-pedal-cevirmek-1752871605.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yunan resmi (2)</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yunan-resmi-2-11400</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yunan-resmi-2-11400</guid>
                <description><![CDATA[Milli Galeri’de Savvakis haricinde Fassianos ve Yannis Gaitis gibi tanıdığım ressamların eserlerini de bulmak beni ziyadesiyle memnun etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nikos’un iki soyadı taşıması bize ressamın doğduğu sınıf hakkında bir şey söylüyor. Askeriyeye girip amiralliğe yükselen babası Alexandros, Prenses Eleni ile evlenmiş.&nbsp;Nikos, onların çocukları.&nbsp;</span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">(İlk yazıyı okumak için <a href="https://www.yeniarayis.com/yazi/yunan-resmi-8946" target="_blank"><span style="color:#2980b9">buraya tıklayınız</span></a>.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yunan resminin önde gelen isimlerinden biri olan Giorgos Savvakis ile Plaka’daki bir galeride karşılaştım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Galeriye girdiğimde, duvardaki rengârenk tablolardan biri ilgimi çekti, sordum, resmin Savvakis’e ait olduğunu söylediler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonra birkaç resmine daha baktım; nihayetinde, galeride bir koltuğa oturup büyük bir seçkinin yer aldığı bir katalogu incelemeye koyuldum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Giorgos Savvakis, 1922’de doğmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">82 yaşında, ömrünün neredeyse tamamını geçirdiği Plaka’da vefat etmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Resme genç yaşlarda başlamış, kendi kendisini yetiştirmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tablolarında en büyük yeri eski Atina’nın gündelik yaşamının tutması boşuna değil; zira şehrin bu kısmında, Plaka’daki bazı restoranların duvarlarında, daha önceki gelişlerimde hiç fark etmemiştim, çizimleri ve tabloları yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1956’da, Vakchos adlı tavernanın sahibinin teşvikiyle ilk muralini yapmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Altmışların ortasında kısa bir süreliğine İsviçre’de yaşamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geri döndükten sonra da Plaka’da resim yapmaya devam etmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Galeriden çıktıktan sonra soluğu bu restoranlarda aldım, Elaia bunlardan biri, duvarlarında Savvakis’in on kadar orijinal tablosu asılı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Savvakis, hemen yanındaki tavernanın duvarlarını da murallerle süslemiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Savvakis’in bana çok sıcak ve sevimli gelen naif resminin peşinden bu kez de Milli Galeri’ye yollandım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Savvakis.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Milli Galeri’de Savvakis haricinde Fassianos ve Yannis Gaitis gibi tanıdığım ressamların eserlerini de bulmak beni ziyadesiyle memnun etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayrıca, burada Yunan resminin bazı başka önemli isimlerinin tablolarını da görme fırsatı buldum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fassianos’un “Ateş Sürücüleri” (1982) adlı resmi müzenin en üst katının en yukarısına asılmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fassianos‘un aşina olduğumuz karakterlerini görüyoruz, zıt yönlere bakan at üstünde iki kişi -bütün resmi ateş kızılına boyamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fassianos’un tablosunun karşısında Yannis Gaitis’in duvar heykeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gaitis’in en sevdiğim eserleri, resimlerine nazaran duvar heykelleridir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Burada, onun kendini hemen belli eden mavili beyazlı adamlarını gördüm -1975’te yapmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynı katta bir tablosu da asılıydı ama dediğim gibi, Yannis Gaitis benim için evvela duvar heykeli demek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Yannis%20Gaitis%20-%20Fassianos.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Resimler: Yannis Gaitis - Fassianos</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>Gerek babası gerekse de annesi 1821 isyanında ciddi roller üstlenmiş ve Yunan bağımsızlığının önemli isimlerinden olmuşlar. Nikos, ailesinden tevarüs ettiği soyadla yetinmeyerek resimleriyle uluslararası çapta bir şöhrete kavuşmuş.</em></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Giorgos Rorris’in adını ise ilk defa burada duydum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1963 doğumlu Rorris’in kırk yaşında yaptığı “otoportre”lerini görür görmez çarpıldım kaldım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kötü bir şey ama nedense büyük ressamların yaşadığını düşünemem, tabloları ille onlardan geriye kalmıştır gibi gelir bana ama müzede sadece iki resmini gördüğüm Giorgos Rorris’in hayatta olduğunu öğrenmek beni mutlu etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Büyük ressamlarla, sanatçılarla aynı çağda yaşadığını hissetmek güzel bir duygu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Diğer işlerini bilmiyorum ama Thanos Tsingos’un (1914-1965) “Gemiler” (1956) adlı tablosu görülmeye değer.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Üstünde durulması gereken bir başka isim ise Yannis Moralis (1916-2009).</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Moralis’e geçmeden önce Dimos Skoulakis’in “Hoca - Yannis Moralis’in Portresi” adlı tablosuna bakalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Skoulakis, hocasını bir sandalyede otururkenki haliyle resmetmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Moralis, yaptığı tablolar kadar yetiştirdiği öğrencilerle de resim sanatına büyük katkı sağlamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Milli Galeri’de Moralis’in “Cenaze” ve “İki Kız Arkadaş” başta olmak üzere pek çok tablosunu gördüm.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Moralis’ten söz etmişken çok sayıda eseri sergilenen Parthenis’e (1878-1967) değinmemek olmaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yunanların medarıiftiharlarından olan Parthenis kendine has tarzı olan hayli etkileyici bir ressam.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Müzedeki en zengin koleksiyonlardan biri ona ait.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yunan resim sanatının bir başka önemli ismi Konstantinos Malamos (1913-2007) “Grup Resmi”nde yirmiden fazla sanatçıyı resmetmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Büyük boy, çarpıcı bir tablo.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine bu müzede eserleri sergilenen Semertzidis (1911-1983), Spyropoulos (1912-1990), Moralis gibi ressamlar haricinde yazar Dimitris Hatzis’e (1913-1981) de yer vermiş -diğerlerinin aksine onun elinde bir kitap var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kendini ise resmin sağ alt köşesine iliştirmiş ama orada da bir oyun yapmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kendi yok, yerine Christos Kapralos’un elinden çıkma büstü var!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Malamos’un başka eserlerini de görebilmeyi isterdim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Alekos Kontopoulos’un gördüğüm tek eserini -Sefalet (1930)- çok beğendim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yannis Tsarouchis (1910-1989) yine bu müzede görüp hayran olduğum ressamlardan.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Neon Cafe” diye bir yeri biri gündüz saatleri biri de gece olmak üzere iki kez resmetmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Olağanüstü güzellikte iki tablo çıkmış ortaya.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/yunan%20resmi.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nikos Hatzikyriakos-Ghika (1906-1994), genç yaşlarda Paris’e gitmenin etkisiyle kübizmle tanışmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Milli Galeri’de en büyük yeri ona ayırmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Resimlerde kübizmin etkisi hissediliyor, zaten Picasso da “bu genç yetenekli Yunan ressamdan” sitayişle söz etmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nikos’un iki soyadı taşıması bize ressamın doğduğu sınıf hakkında bir şey söylüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Askeriyeye girip amiralliğe yükselen babası Alexandros, Prenses Eleni ile evlenmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nikos, onların çocukları.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gerek babası gerekse de annesi 1821 isyanında ciddi roller üstlenmiş ve Yunan bağımsızlığının önemli isimlerinden olmuşlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nikos, ailesinden tevarüs ettiği soyadla yetinmeyerek resimleriyle uluslararası çapta bir şöhrete kavuşmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tanıdıkça Yunan resmini daha çok seviyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/yunan-resmi-ii-1752354152.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Romantik Yol’un en büyülü köyü: Rothenburg ob der Tauber</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/romantik-yolun-en-buyulu-koyu-rothenburg-ob-der-tauber-11173</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/romantik-yolun-en-buyulu-koyu-rothenburg-ob-der-tauber-11173</guid>
                <description><![CDATA[Rothenburg, İkinci Dünya Savaşı’nda şansı yaver gitmeyen yerlerden. Bir bölümü bombalanmış, tamamen yanmış, yıkılmış ama bugünkü hali savaşı anımsatmıyor, olanca güzelliğini ziyaretçilerine cömertçe sunmaktan geri durmuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Rothenburg gezdikçe insanın içini ferahlatan, sadece orada olmaktan ve o sokaklarda yürümekten ötürü mutluluk veren bir yer.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dik bir merdiven Wildbad’ı çevreleyen küçük ormanı geride bırakıp Romantik Yol’un en büyülü köyün kapısına getiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Artık sur içine adım atıp bu Ortaçağ köyünün tadını doyasıya çıkarabiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir beş dakika yürüdüğümüzde şehrin merkezine ulaşacağız ama etrafımızı çevreleyen ve hepsi birer otel ya da misafirhane olan birbirinden güzel binaların cephelerine, çiçeklerle dolu cam önlerine, taş döşeli ara sokaklarına baka baka, süreyi iyice uzatarak yürüyelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg, İkinci Dünya Savaşı’nda şansı yaver gitmeyen yerlerden.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir bölümü bombalanmış, tamamen yanmış, yıkılmış ama bugünkü hali savaşı anımsatmıyor, olanca güzelliğini ziyaretçilerine cömertçe sunmaktan geri durmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Elimdeki kitapçıktan 1356’da burada kaleyi bile yıkan büyüklükte bir deprem olduğunu öğrendim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama Rothenburg’un kaderini değiştiren adam depremin hemen ardından ortaya çıkıyor: Belediye Başkanı Heinrich Toppler, burayı imparatorluğun en büyük şehirlerinden biri haline getirmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Onun döneminde Rothenburg’un nüfusu 6 bine yükselmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Toppler’in adına şehrin hemen her yanında rastlanıyor; kaldığı ev, inşa ettirdiği ve kendi adını verdiği kule bütün ziyaretçilerin uğrak yerlerinden.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gene de, bütün bu sansasyonel başarılarına rağmen, Toppler’in kaderi Rothenburg zindanlarında son bulmuş; ölmüş mü öldürülmüş mü yoksa ölüme mi terk edilmiş meçhul.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg’un şehir müzesi, bu günlerle bir bağ kurmamızı sağlıyor çünkü Almanya’daki en eski manastır mutfağı bu müzenin içinde, 13. yüzyıldan kalma.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu mutfak, aynı zamanda rahibelerin o zamanlarda nasıl beslendiğine, neler yediğine, pişirme tekniklerine dair de bize bilgi sunuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Rothenburg-1.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">En önemli besin kaynağı olan ekmeğin yanı sıra bakliyat, meyve, sebze, kök sebzeler, yumurta, peynir ve süt bu mutfağın temelini teşkil ediyor; et ise sadece sağlık amacıyla ve şart olduğu düşünülen durumlarda mutfağa sokuluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Et benzeri bir yasak balıkta yok ama sofraya nadiren çıktığını anlıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Burada gördüğümüz tahta merdiven ise 1791’den.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Müzenin yanında küçük ama güzel bir de bahçesi var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama hiç şüphesiz Rothenburg’un büyülü dünyasına en yaraşan yer Kathe Wohlfahrt’ın yılbaşı süsleriyle dolu dükkânı -ve müzesi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kathe Wohlfahrt yılda sadece bir-iki ay açık olan Noel temalı hediyelik eşyalar satan dükkân fikrini genişleterek burayı yıl boyunca açık tutacak bir hale getirmiş, içerisi muhteşem, kapıdan girdiğiniz anda adeta Noel Baba’nın kızağında, bulutların üstünde olduğunuzu hissediyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Birbirinden güzel hediyelik eşyalarla bezeli, sevimli mi sevimli, yolu Rothenburg’a düşen herkesin mutlaka uğraması gereken bir müze-dükkân burası.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg’un bir güzel tarafı da meydana çıkan sokaklardaki dükkânların hemen hepsinin bakmaya değer bir şeyler sunmasıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu coğrafyadaki pek çok yerde olduğu gibi Rothenburg’a gelenler de yiyip içtiklerinden memnun olacaklardır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Akşam yemeğini şehir meydanındaki Reichküchenmeister -“Kral’ın aşçıbaşısı”- adlı otelin lokantasında yedik -yemeğin üstüne ayvalı ve armutlu birer de schnapps yuvarladık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İsim hakikati ne kadar yansıtıyor bilemeyeceğim ama yediğimiz yemeğin ikimizi de hayli tatmin ettiğini söyleyebilirim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg’un meşhur bir de tatlısı var, adı “schneeballen”, yani “kartopu”, kızgın yağda kızartılmış yumruk büyüklüğünde bir hamur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Pudra şekeri serpiyorlar üstüne.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çok çeşidi var ama ben tarçınlısı yedim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ben bu kızarmış hamur denen şeyden pek hazzetmediğim için bu tatlının da öyle övünülecek bir şey olmadığı kanaatindeyim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg gezdikçe insanın içini ferahlatan, sadece orada olmaktan ve o sokaklarda yürümekten ötürü mutluluk veren bir yer.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Jun 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/romantik-yolun-en-buyulu-koyu-rothenburg-ob-der-tauber-1749108734.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Romantik Yol’un üç köyü: Braunsbach, Schwäbisch Hall ve Dinkelsbühl</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/romantik-yolun-uc-koyu-braunsbach-schwabisch-hall-ve-dinkelsbuhl-11109</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/romantik-yolun-uc-koyu-braunsbach-schwabisch-hall-ve-dinkelsbuhl-11109</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bir daha gelirsem, Dinkelsbühl’de aylaklanmak, Braunsbach’ta yemek yemek ve Schwäbisch Hall’da kalmak isterim.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Wildbad Rothenburg’da kaldığımızın ertesi gecesi nerede kalacağımıza dair hiçbir fikrimiz yoktu, ama şartlar elverirse geceyi yine böyle bir yerde geçirmek istiyorduk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dinkelsbühl’e gitmeyi kafamıza koymuşsak da ille orada kalmaya gerek olmadığı için civardaki köylere de bakınıyorduk ve nihayetinde şöyle bir adresle karşılaştık: “Braunsbach Kalesi, No…”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Odanın fiyatı makul, konumu da kalenin içinde olunca kendimizi hiç aklımızda olmayan bu köyde bulduk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Braunsbach üstünde uzun boylu durulacak bir yer değil; köyde Löwen adlı restorandan başka anlatmaya değer hiçbir şey yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ha bir de 2016’da burayı sel götürmüş, köyün meydanına hemen bir “unutma-unutturma” anıtı dikmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Almanya’da hep güzel yemek yedim ama Löwen’de yediğim kadar iyisini yedim mi emin değilim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İki gece kaldığımız oda sevimli olsa da Braunsbach’a bir daha gelmek isteyeceğimi sanmıyorum fakat bu Löwen’e uzak bir köyden bile kalkıp gelinir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Löwen’de bu yörenin geleneksel olduğu söylenen geyik etinden yedim; Nihan’sa tercihini danadan yana kullandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Müthiş bir sosla servis edilen etin yanında ekmek yerine “spretzel” ve içinde rendelenmiş kereviz, börülce ve sos olan büyücek bir salata vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu köy kalesinde iki gece kalmamıza rağmen burada maalesef bir akşam yemek yiyebildik.</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Braunsbach.png" style="height:360px; width:640px" /><br />
<span style="color:#000000"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Braunsbach</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">***</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Diğer akşam yemeğini ise on beş dakika uzaklıktaki yörenin en büyük kasabası olan Schwäbisch Hall’de yedik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ne yalan söyleyeyim, Braunsbach’ın cansızlığından sonra Schwäbisch Hall’un canlıortamı iyi geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Cafeler açık, restoranlar açık, dükkânlar açık… hatta bir alışveriş caddesi bile var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Madem buraya yemekle girdik, oradan devam edelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Schwäbisch Hall’un içinden de bir dere geçiyordu ve yemeği -şnitzel ve bira- yediğimiz lokanta da kıyı boyundaydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gezmeye fırsatımız olmadı ama tabelalar hemen arka sokakta bir sanat müzesi olduğunu gösteriyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Suyun bu tarafında bir köprüden geldik, diğer köprüden tekrar meydana yollandık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Schwäbisch Hall’un güzel binalarla çevrili büyük sayılır meydanında epey bir basamakla çıkılan bir de kilisesi var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Braunsbach’a nazaran çok büyük olsa da nihayetinde küçücük yerler bunlar, bir saat yürüdün mü girmedik sokak bırakmıyorsun.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yemeği burada yiyip Braunsbach’ta kalmak yerine, yemeği Löwen’de yiyip Schwäbisch Hall’un eski evlerinden birinde kalsaymışız, hiç şüphesiz daha doğru bir karar olurmuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">***</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Dinkelsbu%CC%88hl.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span><br />
<span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dinkelsbühl</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gelelim, Romantik Yol’un Rothenburg’la birlikte Romantik Yol’un en popüler köylerinden biri olan Dinkelsbühl’e.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Talihi yaver gitmiş, Dinkelsbühl, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ülkeyi yerle bir eden bombalara maruz kalmamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Surlarla ve kulelerle çevrili Dinkelsbühl’e adım attığınız anda sizi karşılayan binaların rengârenk cepheleri bu köyün ne kadar masalsı bir yer olduğunu muştuluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yüzlerce yıldır yolu buraya düşen birçok insan benzer bir düşünceye sahip olmalı; zira, <em>Grimm Kardeşlerin Harikulade Dünyası</em> adlı 1962 yapımı filmin seti için bile burası tercih edilmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi biz de elimizdeki küçük şehir rehberinin kılavuzluğunda Dinkelsbühl’ün hiç bozulmamış masal setini biraz dolaşalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Adına resmi kayıtlarda ilk kez rastlanılan 1188’de Dinkelbühl’ün üçyüz yaşında olduğu tahmin ediliyor -kayda geçmek için bu kadar süre beklemek niye ey Dinkelsbühlüler?&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg Kapısından girdiğimiz şehirde meydanı en sona bırakıp sur boyunca yürüyelim ve eski köy değirmeninin yanındaki Nordlinger kulesine çıkıp köye yukarıdan bakalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Lange Gasse sokağından meydana doğru geri yürüyelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rehberde bazı binalar işaretlenmiş, kimisi beşyüz yaşında, şehrin en eski yapıları.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Klostergasse’ye saptığımızda meydana çıkacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tarihi St George Kilisesi birkaç kez elden geçerek bugüne kalmayı başarmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kilisenin yanındaki Weinmarkt, birbirinden güzel lokantalarla dolu bir sokak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dinkelsbühl’deki neredeyse bütün binaların altı lokanta üstü otel, zaten köye dair en büyük sorun da bence bu, yiyip içmek ve fotoğraf çekmekten başka yapacak pek bir şey yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Buradaki Deutsches Haus da iyi bir Alman lokantası.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir daha gelirsem, Dinkelsbühl’de aylaklanmak, Braunsbach’ta yemek yemek ve Schwäbisch Hall’da kalmak isterim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 May 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/romantik-yolun-uc-koyu-braunsbach-schwabisch-hall-ve-dinkelsbuhl-1748157249.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuna’nın kıyısında özel bir şehir: Linz </title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tunanin-kiyisinda-ozel-bir-sehir-linz-11082</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tunanin-kiyisinda-ozel-bir-sehir-linz-11082</guid>
                <description><![CDATA[Avusturya’nın sanayi geçmişiyle anılan ama sanatla, güzelliğiyle ve zarafetle yeniden doğmuş bir şehri var: Linz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>“Linz, aceleye gelmeyecek bir şehir. Her adımda yeni bir detay, her köşede küçük bir sürpriz var. Tuna’nın kıyısında zaman gerçekten yavaş ilerliyor; belkide Linz’in en güzel yanı da bu: acele etmeden yaşamanın kıymetini hatırlatması..”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Herkese merhabalar, bu hafta da işim sebebiyle Avusturya’nın üçüncü büyük şehri Linz’e yolum düştü ve Linz’e ilk defa geliyorum. Yolum düşmüşken şehri keşfetmeyi de ihmal etmedim. O hâlde hemen başlayalım..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avusturya’nın sanayi geçmişiyle anılan ama sanatla, güzelliğiyle ve zarafetle yeniden doğmuş bir şehri var: Linz. Tuna Nehri kıyısında sessizce uzanan bu şehir, zamanın nabzını sakin bir ritimle tutarken, ziyaretçilerine hayatın telaşından uzak,şiir gibi bir gün armağan ediyor ve şehirde yaşam oldukça yavaş ve bildiğimiz metropol şehirlerden uzak bir görünümde bu şehirde gezerken hızlı hareket etmenize gerçekten gerek yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sabah, kentin ruhunu hissetmek için en güzel zaman. Hauptplatz’a açılan dar sokaklardan birinde, havanın da güzelliği ile ahşap sandalyeleri dışarı taşmış minik bir kafeyi gözüm çarptı. İsmi “Café Traxlmayr” yerel halkın favorisi. Sabah altıda uyandigim için hangi siparişi vereyim diye çok fazla düşünmedim ve: Espresso ile güne başladım! Sert, net, uyanık. İşte Linz de tam böyle bir şehir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hauptplatz’dan yürüyerek Mariendom’a vardığımda gözüme Avusturya’nın en büyük katedrali, göğe uzanan kuleleriyle neredeyse bulutlara dokunuyor. İçerisi sessizdi ve fazla kişi sayısı yoktu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yokuş yukarı yürürken, nostaljik Pöstlingbergbahn’a binmeye karar verdim ve saatlik biletlerden aldım. Viyana’da da çok fazla tramvay bulmasına rağmen Linz’deki tramvayları daha çok beğendim . Oldukça küçük ve güzel görünüyorlardı. Tepedeki manzara, şehri ve Tuna’yı kucaklamaktadır. Kuşbakışı bakınca Linz’in gizli güzellikleri yüzünü göstermeye başladığını fark ettim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tuna Nehri kıyısında yürürken “Lentos Sanat Müzesi’ne“ uğramayı ihmal etmedim. Ve şunu özellikle belirtmek istiyorum Linz’de en çok görmek istediğim lokasyondu. Modern sanatla dolup taşan bir müze. Modern bir zarafetle sessizce uzanan cam ve çelik bir yapı. Linz’in kültürel yüzünü yansıtan bu etkileyici müze, sadece içindeki eserlerle değil, mimarisiyle de başlı başına bir sanat eseri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Mu%CC%88ze.png" style="height:360px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2003 yılında kapılarını açan Lentos, Avusturya’nın en önemli modern ve çağdaş sanat müzelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Müzenin koleksiyonunda 1U.yüzyıldan günümüze uzanan 1.500’ü aşkın tablo, 10.000 grafik eser ve 1.000’in üzerinde heykel bulunuyor. Gustav Klimt, Egon Schiele, Oskar Kokoschka gibi Avusturya sanatının dev isimlerinin eserleri, bu zarif binada ziyaretçileriyle buluşuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama Lentos’u özel kılan yalnızca içindeki sanat değil; aynı zamanda bu sanatı sunma biçimi. Nehrin kıyısında yer alan müzenin geniş cam cepheleri sayesinde içerideki sergiler gün ışığıyla aydınlanıyor, adeta doğayla iç içe bir sanat deneyimi sunuluyor. Geceleri ise bina mor ve mavi tonlarında aydınlatılıyor — Tuna’nın yüzeyine yansıyan bu ışıklar bir tabloyu andırıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sanata tutkusu olanlar için Lentos bir hazine. Ama sadece sanatseverler değil,Tuna’nın kıyısında estetik bir mola vermek isteyen herkes için bir kaçış noktası burası.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Günün sonunda sakin bir barda bir kokteyl içmeyi ihmal etmedim ve umuyorum ki bu şehre yolum yine düşer çünkü çok beğendim ve bende hayranlık uyandırdı..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yazımı sonlandırmadan önce şunu bir kez daha vurgulamak istiyorum; “Linz, aceleye gelmeyecek bir şehir. Her adımda yeni bir detay, her köşede küçük bir sürpriz var. Tuna’nın kıyısında zaman gerçekten yavaş ilerliyor; belki de Linz’in en güzel yanı da bu: acele etmeden yaşamanın kıymetini hatırlatması..”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Teşekkür ediyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 May 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/tunanin-kiyisinda-ozel-bir-sehir-linz-1747765630.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>​Bir ressam, bir şato, merhaba Romantik Yol </title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-ressam-bir-sato-merhaba-romantik-yol-11017</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-ressam-bir-sato-merhaba-romantik-yol-11017</guid>
                <description><![CDATA[Yoldan Gelen Çok Konuşur’un ilk cildinde Nürnberg uzunca bir yer tutsa da bu gelişimizde bize bir sürpriz hazırlamayı ihmal etmedikleri için Romantik Yol yazılarına da Nürnberg’le başlamak istedim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Rothenburg’un tarihinde derin bir iz bırakan Belediye Başkanı Heinrich Toppler, burada akan suyun şifalı olduğunu fark edince hemen bir kaplıca yaptırmış. Modern tıbba daha yüzyıllar olduğu için kaplıca o dönemlerde hastaneyle eşanlamlı.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yoldan Gelen Çok Konuşur yayınlandığından beri Almanya’ya yolum hiç düşmemişti.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Demek, tam iki sene olmuş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Üstelik, bu gelişimin özel bir sebebi var: Nihan’la balayındayız.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nereye gitsek diye aranırken Romantik Yol güzergâhını gösterdim, o da pek beğendi, biz de Münih’ten araba kiralayıp bu güzergâhtaki ilk durağımız olan Rothenburg ob der Tauber’e geldik.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha önce de yazmıştım, seyahatteyken iki ucu birleştiren yolu ne kadar uzatırsanız o kadar iyidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Biz de öyle yaptık, Rothenburg’a gelmeden önce yol üstünde Nürnberg’e uğradık.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yoldan Gelen Çok Konuşur’un ilk cildinde Nürnberg uzunca bir yer tutsa da bu gelişimizde bize bir sürpriz hazırlamayı ihmal etmedikleri için Romantik Yol yazılarına da Nürnberg’le başlamak istedim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha önce Nürnberg’e birkaç kez geldiğim için rehberlik görevi bendeydi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nürnberg deyince Albrecht Dürer’le Hitler’den söz etmemek olmaz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Biz de Nihan’la Dürerhaus’a yürürken ressama ve evine dair biraz ukalalık yapıyordum ki kapıya gelince bir de ne göreyim, Dürer’in orijinal karakalem çizimlerinden oluşan dört aylık bir geçici sergi gelmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hemen girdik tabii.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dürer bu resimleri bir yolculuğa çıkmadan önce “sıkışırsam satar, paraya tahvil ederim” düşüncesiyle yapmış.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu küçücük resimlerdeki ayrıntı bolluğu ve kusursuzluk insanı büyülüyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dürer’in çok bilinen resimlerinden biri malum Tavşan’dır, detaylara çok özen gösterir, tüylerini tek tek resmeder.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu resimlerde de öyle, insan kendini detaylarda kaybediyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Zaten tabloların yanına birer büyüteç koyarak bakanların hiçbir detayı kaçırmamasını sağlamak istemişler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-05-10%20at%2013_21_11.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Neyse Nürnberg faslını burada keseyim ve hemen Rothenburg’a yollanalım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Eğer bir özelliği yoksa kaldığım yerlerden bahsetmeyi pek tercih etmem ama köyü anlatmaya başlamadan şu bir gece geçirdiğim Wildbad Rothenburg adlı “şatoyu” anlatmak istiyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi bazı çok bilmişler çıkıp buranın “şato” sayılmayacağını söyleyebilir, el hak öyledir, ama gene de bu ihtişam karşısında ben şato demekten kendimi alamıyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Wildbad, adı üstünde, “hırçın su” demek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir yerde “bad” geçiyorsa orada kaplıca var demektir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Wildbad da bugünkü görünümüne 19. yüzyılda ulaşan bir kaplıca tesisi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Rothenburg’un tarihinde derin bir iz bırakan Belediye Başkanı Heinrich Toppler, burada akan suyun şifalı olduğunu fark edince hemen bir kaplıca yaptırmış.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Modern tıbba daha yüzyıllar olduğu için kaplıca o dönemlerde hastaneyle eşanlamlı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sur dışında kaldığından da buraya “Wildbad” adını vermişler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Elime tutuşturulan bilgilendirme notunda tuhaf bir şey var, burada kalan ünlüler diye yazdıkları isimlere bakınca aileleri haricinde pek de tanınan isimler değilmiş gibi geldi bana.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1894’te bu tesisi Friedrich von Hessing diye bir adam satın almış.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Von Hessing de üstünde durmaya değer bir adam, zira protezin mucidi!</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama başka alanlara da girmekten çekinmemiş hiç, döneminin en önde gelen ortopedistlerinden biri olsa da aynı zamanda tanınan bir orgcu olmayı başarmış.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dokuz yıllık bir tadilatın ardından Wildbad’a bugünkü görünümünü kazandıran da o olmuş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İkinci Dünya Savaşı’nda bir süre askeri hastane olarak kullanıldıktan sonra Amerikalılara ev sahipliği yapmış.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Savaş bittiğinde bu kez çoğunlukla Kanada’ya gitmeyi bekleyen mültecilerin kampına çevrilmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi bir de biz mayısta geldik, tabii çiçekler delirmiş, bazı yerlerde hüdayinabit çiçek halıları oluşmuş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Devasa ağaçlar, yabani olsa da çıkarken estetik kaygısı gözeten otlar, aralarında rengârenk çiçekler…</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Baktığın her yer bir kartpostal görüntüsünde…</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Olanca sükunet.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve bahçenin içinden usul usul akan Tauber nehri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>

<ul>
	<li>
	<p>&nbsp;</p>
	</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 May 2025 06:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/05/bir-ressam-bir-sato-merhaba-romantik-yol-1746914915.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Delfi ve Arahova </title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/delfi-ve-arahova-10954</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/delfi-ve-arahova-10954</guid>
                <description><![CDATA[Arahova demişken yemeye ara verip biraz tarihe uzanalım çünkü bu köy, 1826’da Yunanlıların Osmanlı’ya karşı kazandıkları muharebeyle biliniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Delfi kâhiniyle ünlüymüş, tapınakta yer alan özdeyişler önemliymiş, yine burada Delfi Yazıtları bulunmuş… Ama bu kitabi bilgileri alt alta sıralamak istemiyorum. Bir daha yolum bu dağ köyüne düşecek gibi olursa, öncesinde oturup epey bir çalışır, buraları bilerek gezerim.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Delfi’ye geldiğimin herhalde ertesi günü olmalı, toplantıların düzenlendiği otelden çıkıp köyün içindeki bir lokantada yemek yemeğe karar verdim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sordum soruşturdum, Vakhos diye bir lokanta olduğunu öğrendim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu Vakhos, toplantı için gittiğim ve gece dönüp uyuduğum iki otelin -Amalia ile Acropole- arasında olduğu, ama daha çok da müthiş bir manzara ve iyi yemek sunduğu için uğrak yerlerimden biri oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birkaç kere orada yemek yedim, hepsinden de memnun kaldım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama şu Delfi’ye şöhretini kazandıran arkeoloji sohbetine geçmeden önce yemekten konuşmaya biraz daha devam edelim istiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Menüyü açıyorsunuz, ilk sayfada bir not.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diyor ki, kullandığımız ürünlerin tamamı yerel üreticilerden tedarik edilmiştir; ardından saymış, işte şunlar şunlar Parnassus dağından, berikiler hemen ilerdeki şu köyden…</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle belirtilmiş bal, yoğurt ve yeşillikler Parnassus dağından, şaraplar yine civardaki köylerden.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yerel üreticinin desteklenmesi sürdürülebilirlik ve lezzet açısından çok önemli; yanı sıra üretimi teşvik ederek kaynakların verimli kullanımına da yol açıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaldığım otelin kahvaltı salonundaki en çarpıcı ürün olan balın üzerinde de Parnassus’tan alındığı özellikle belirtilmişti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dolayısıyla, Delfi’de, Delfi ürünleriyle bezeli bir yemek yediğimi sanırım söyleyebilirim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yemeklere gelirsek, ben bu kuskus denen şeyden hiç hazzetmem -adında meymenet yok- o yüzden de ısmarladığım kuzunun bir kuskus yatağında gelmesinden memnun olmadım ama et de, şarap da -hatta öncesinde ikram ettikleri zeytin ezmesi bile- çok iyiydi.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir başka sefer lezzetli bir soğan dolması yedim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Paçanga yapmaya çalışırken pastırmalı bir tuhaf börek yaparak bu müstesna malzemeyi değerlendirememelerine biraz kızmış olsam da zeytin tatlısına ve -tatlı içkiyle başım hiç hoş olmadığı halde- birçoğunu denediğim envai çeşit likörle vermuta bayıldım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yine bu lokantada yan köyün şöhreti sınırlarını çoktan aşmış peyniri “formaela”dan da yedim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu peynir, hellim gibi kızartılarak yeniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lokantada sadesini yedim ama bunun en lezzetlisinin acı biberlisi olduğunu söylediler.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peynirin yanında gelen limonun orada ne işi olduğunu anlamadım, ama buralarda birileri kızarmış peyniri üstüne limon sıkarak yemeyi tercih ediyor herhalde -Allah affetsin.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha sonra, bir kaçamak yapıp gittiğim Arahova’dan “formaela”nın acı biberlisinden de aldım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Arahova demişken yemeye ara verip biraz tarihe uzanalım çünkü bu köy, 1826’da Yunanlıların Osmanlı’ya karşı kazandıkları muharebeyle biliniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1821’de Mora’da büyük bir zafer elde eden Yunan isyancıları, beş sene sonra, Mustafa Bey’in komuta ettiği 2 bin kadar Osmanlı askerini Arahova’da kıstırmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç Osmanlı açısından facia olmuş, neredeyse hiçbiri kuşatmadan sağ çıkamamış.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Arahova da Delfi gibi küçücük bir köy, dar bir sokağı yürüyerek meydandan saat kulesine birkaç dakikada çıkabiliyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Arahova’nın güzelliği insanın gözüne bir ziyafet çekmesi.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Saat kulesinin oradan ne tarafa baksanız bir güzellik, bir nefaset sizi karşılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şöyle bir de kahve söyleyip sabahın güneşli serinliğinde Arahova’da birkaç saat aylaklanmak, hiçbir telaş gözetmeden dükkânlara girip çıkmak…</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Parnassos Dağı, Yunanistan’daki kayak merkezlerinden biri olduğundan ötürü Arahova’da kayakçıların için epey bir malzeme satılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buradaki Etnografi Müzesi’nin önünden geçtim ama merak edip de içine girmedim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık Arahova’dan çıkıp Delfi’ye dönebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Delfi deyince her şeyden önce arkeoloji gelir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaten köye Arahova istikametinden girdiğinizde de önce karşınıza arkeolojik alan çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Delfi, Yunanistan’da bugüne kalmış en iyi antik kentlerden biriymiş.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Apollon Tapınağı başta olmak üzere kalıntılar arasında epey bir dolaştım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu gezdiğim antik kentlere dair bir şey bilmemek hep canımı çıkar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Delfi kâhiniyle ünlüymüş, tapınakta yer alan özdeyişler önemliymiş, yine burada Delfi Yazıtları bulunmuş…</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bu kitabi bilgileri alt alta sıralamak istemiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir daha yolum bu dağ köyüne düşecek gibi olursa, öncesinde oturup epey bir çalışır, buraları bilerek gezerim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></span></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/delfi-ve-arahova-1745952039.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihin ve geçmişin zirvesinde: Hohensalzburg Kalesi</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tarihin-ve-gecmisin-zirvesinde-hohensalzburg-kalesi-10792</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tarihin-ve-gecmisin-zirvesinde-hohensalzburg-kalesi-10792</guid>
                <description><![CDATA[Avusturya’nın kalbinde, Alp Dağları’nın gölgesinde kurulmuş olan Salzburg, yalnızca Mozart’ın doğduğu şehir olmakla kalmaz; aynı zamanda tarih, sanat ve mimarinin iç içe geçtiği büyüleyici bir kültür hazinesidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Hohensalzburg, yalnızca taş bir yapı değil; Salzburg’un kalbi, geçmişin gölgesinde bugünü aydınlatan bir simgedir. Her köşesi, ziyaretçilerine sadece tarihi değil, aynı zamanda zamansız bir estetik duygusunu da fısıldar. Salzburg’u anlamak için mutlaka kaleye çıkmalı, rüzgârda taş duvarlara çarpan o derin sessizliği dinlemelisiniz</strong></span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geçenlerde iş için yaklaşık 3 haftalığına ilk defa Salzburg şehrine ziyarette bulundum ve bu iş fırsatı bir nevi lehime çevirmek istedim ve şehirde bulunan güzellikleri ve tarihi yapıları keşfetmeye koyuldum. Elbette ki şüphesiz Salzburg'a ziyarette bulunan kişilerin dikkatini ilk çeken yapı "Hohensalzburg Kalesi" Türkçe ismi ile: "yüksek tuz kalesi". Aslında bu isim, kalenin hem fiziksel olarak şehrin yukarısında yer almasından ötürü tanımlanmaktaydı. Hadi gelin yavaş yavaş başlayalım, saray gezisine…</span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avusturya’nın kalbinde, Alp Dağları’nın gölgesinde kurulmuş olan Salzburg, yalnızca Mozart’ın doğduğu şehir olmakla kalmaz; aynı zamanda tarih, sanat ve mimarinin iç içe geçtiği büyüleyici bir kültür hazinesidir. Salzach Nehri boyunca uzanan eski şehir dokusu, barok mimarisi ve taş sokaklarıyla geçmişi bugüne taşır. Fakat şehri bir kartpostal güzelliğinde izlemek isterseniz, gözlerinizi yukarıya kaldırmanız yeterli. Çünkü şehrin tepesinde, tüm görkemiyle Hohensalzburg Kalesi yükselir.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hohensalzburg, yalnızca Salzburg’un değil, Avrupa’nın da en büyük ve en iyi korunmuş ortaçağ kalelerinden biridir. İnşası 1077 yılına kadar uzanır ve bu devasa yapı, zamanla hem savunma kalesi hem de başpiskoposların gösterişli ikametgahı olarak hizmet vermiştir. Kale Başpiskopos Gebhard von Helfenstein tarafından inşa ettirilmeye başlanmıştır ve 1495 yılında Başpiskopos Leonhard von Keutschach, kaleyi büyük ölçüde genişletti. Onun döneminde kale sadece askeri değil, aynı zamanda idari ve konutsal bir merkez haline gelmiştir. Roma Germen İmparatorluğu’nun etkili bir parçası olan Salzburg’un dini ve politik önemi arttıkça, kale de giderek büyümüş ve güçlendirilmiştir.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kale, özellikle 15. yüzyılda yaşanan iç karışıklıklar ve savaşlar sırasında ciddi şekilde tahkim edilmiştir. Top ve kuşatma teknolojilerinin gelişmesine karşılık, kalenin duvarları da kalınlaştırılmış, yeni savunma kuleleri eklenmiştir. Ancak ilginçtir ki, Hohensalzburg Kalesi hiçbir zaman savaşta ele geçirilmemiştir. Bu da onun ne kadar sağlam ve stratejik olarak konumlandığının kanıtıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün kaleye teleferikle ya da taş merdivenlerden çıkarak ulaşmak mümkün. Yol boyunca şehre dair büyüleyici manzaralar adım adım ortaya çıkar. Zirveye ulaştığınızda ise sizi sadece taş duvarlar değil; zamanın içinde bir yolculuk bekler. Kale avluları, eski askerî koğuşlar, başpiskoposun ihtişamlı odaları ve büyüleyici müzeleriyle ziyaretçilerine tarihsel bir şölen sunar.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Özellikle Altın Oda (Goldene Stube), zarif gotik detayları ve zarif işlemeleriyle göz kamaştırır. Kale içindeki müzik müzesi ve marionette müzesi de Salzburg’un kültürel zenginliğini bir kez daha hatırlatır. Ayrıca surlardan şehre bakmak, özellikle gün batımında, insana zamanın dışında bir yerdeymiş hissi verir.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:1px"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hohensalzburg, yalnızca taş bir yapı değil; Salzburg’un kalbi, geçmişin gölgesinde bugünü aydınlatan bir simgedir. Her köşesi, ziyaretçilerine sadece tarihi değil, aynı zamanda zamansız bir estetik duygusunu da fısıldar. Salzburg’u anlamak için mutlaka kaleye çıkmalı, rüzgârda taş duvarlara çarpan o derin sessizliği dinlemelisiniz. Ve son olarak önemli bir bilgi; Hohensalzburg, hiçbir zaman düşman güçler tarafından fethedilmemiştir. 1525'teki Köylü Savaşı sırasında kale kuşatılmış, ancak düşmemiştir. Bu durum, kale savunmasının ne kadar etkili olduğunu göstermektedir.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Apr 2025 01:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/tarihin-ve-gecmisin-zirvesinde-hohensalzburg-kalesi-1743884999.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bergheim’ın cadıları arasında tarihin ilk sığınmacısı</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bergheimin-cadilari-arasinda-tarihin-ilk-siginmacisi-10613</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bergheimin-cadilari-arasinda-tarihin-ilk-siginmacisi-10613</guid>
                <description><![CDATA[Bergheim’da insan rengârenk bir pastanın içinde yürüdüğünü hissediyor, bu tuhaf ama güzel his, köyün her sokağında, her evinin önünde, küçük meydanında, kilisesinde, hatta araba park alanında bile sizi terk etmiyor, sarıp sarmalıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Hikâye bu coğrafyaya yabancı değil. Bir kıza sevdalanmış, evlenmeye karar vermişler ama feodal lord “ilk gece hakkını” istemiş, bunlar da yaşadıkları köyden kaçmışlar.Bergheim’ın beyi de bu çifti kabul etmiş, kapıyı açmış, bağrına basmış. İşte bu heykeldeki adam, Bergheim’dan içeri girerken, koşarak kaçtığı köyündeki o lorda nanik yapıyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Strasbourg’dan Colmar’a gitmenin en güzel yolu, otobandan çıkıp köylerin ve bağların arasından geze geze inmektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu güzergâhtaki masalsı köyler, adeta insanı efsunlama yarışında birbirleriyle alışılmadık bir rekabet içinde gibidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Zaman dursa da insan ömrünün büyücek bir kısmını burada geçirse, bir yere yetişme derdi olmadan, dönmeyi aklından geçirmeden, şu köylerin her birinin tadını sonuna kadar çıkarmak için haftalarını, aylarını, yıllarını harcasa…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hiç bana “bu nasıl cümle, zamanın durduğu yerde insan yıllarını nasıl harcayabilir?” demeyin, masallarda böyle şeyler bal gibi olur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve bu köylerin her biri, adeta bir masal kitabından fırlamışçasına duruyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha önce Obernai ile Riquewihr’e gitmiştim, bu sefer Bergheim’la Doktor Albert Svhwitezer’in köyü Kaysersberg vardı hedefimde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Münster de çok güzelmiş, ama bu köylerin hepsini bir seferde görmek maalesef mümkün değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öncesinde, Ribeauville’e gittim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Benim geldiğim ocak sonu buraların mevsimi değil, o yüzden birçok yer kapalıydı, metruk, adeta ıssız köyler gezdim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kiminde bir insan bile yoktu, oteller kapalıydı, buraların alametifarikası olan şarap evleri bile kapalıydı, ne bir bistroda ne bir restoranda bir şeyler yiyebildim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ribeauville’de, iyi bir otelin restoran kısmında öğle yemeği yedim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sokaklarında dolaştım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu köylerde ille bir yeri görmek gerekmiyor, müzeler zayıf büyük hazineler vadetmediğini baştan söylüyor, belki bu gördüğümüz manzara parçalarının tek tek büyük bir anlamı olmayabilir de, ama o bütünlük içinde insanı çarpıyor, her gelene dünyanın en güzel yerlerinden birinde olduğunu hissettiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ribeauville’den bu duygularla çıktım, sonsuz bağların arasından salına salına Bergheim’a geldim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bergheim, bütün bu köyler içinde farklı bir özelliğe de sahip.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Girişte, tabii otobandan değil köy yolundan girdiğinizi varsayıyorum, surların içinden geçmeden önce sizi bir duvar resmi karşılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nanik yapan bir adam var, diğer eliyle de poposunu tutmuş koşuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Meğer bu adam, tarihin kayıtlara geçen ilk sığınmacısı olarak biliniyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hikâye bu coğrafyaya yabancı değil.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bergheim’ın bir diğer şöhreti de cadı avının merkezlerinden biri olması. Bu bölgede cadı diye çok kadın yakılmış. Hatta cadıların toplu olarak yakıldığı yerler var.“Cadılık” başlı başına ilgilenilmesi gereken ama benim hiç bilmediğim bir alan.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>CADI AVININ MERKEZLERİNDEN BİRİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir kıza sevdalanmış, evlenmeye karar vermişler ama feodal lord “ilk gece hakkını” istemiş, bunlar da yaşadıkları köyden kaçmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İyi de, nereye gideceksin?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bergheim’a gelip sığınmak istediklerini söylemişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bergheim’ın beyi de bu çifti kabul etmiş, kapıyı açmış, bağrına basmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bölgenin en büyük lorduna meydan okuma pahasına bu sevdalıları Bergheim’a alan beyin adı kalmamış -kalmışsa da ben bilmiyorum- ama hikâye duvardaki bu resimle destanlaşır ölümsüzleşmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İşte bu heykeldeki adam, Bergheim’dan içeri girerken, koşarak kaçtığı köyündeki o lorda nanik yapıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bergheim’ın bir diğer şöhreti de cadı avının merkezlerinden biri olması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu bölgede cadı diye çok kadın yakılmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hatta cadıların toplu olarak yakıldığı yerler var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Cadılık” başlı başına ilgilenilmesi gereken ama ne yazık ki benim hiç bilmediğim bir alan.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Cadıların yakılmasının çok önemli ekonomik ve sosyolojik temelleri olması gerekir, deyip daha uzatmayayım, zira benim en azından şimdilik konuşabileceğim bir konu değil bu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bergheim’a en son çivinin 1400’lerde çakıldığı tahmin ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köyü şöyle bir dolaşmak bu bilginin doğruluğunu teyit etmek için yeterli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bergheim’da insan rengârenk bir pastanın içinde yürüdüğünü hissediyor, bu tuhaf ama güzel his, köyün her sokağında, her evinin önünde, küçük meydanında, kilisesinde, hatta araba park alanında bile sizi terk etmiyor, sarıp sarmalıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köyün diğer ucunda 1300’lerden kalma büyük bir kilise var, içindeki orgun dört asırlık olduğunu okudum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kilise arada elden geçmişse de “Ortaçağ haşmetinden” hiçbir şey kaybetmemiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nanik yapan adamın Bergheim’a kabul edildiği günlerde belki de birkaç cadı yakılıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kimbilir, belki o da bu “insanlık yangınını” izleyenler arasındaydı.​</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 06:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/bergheimin-cadilari-arasinda-tarihin-ilk-siginmacisi-1741635916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Damalı milliyetçilik</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/damali-milliyetcilik-10482</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/damali-milliyetcilik-10482</guid>
                <description><![CDATA[Gene de bir milliyetçiyi bunlar tatmin etmez; “ilk insan Hırvat’tı, ha bu mağarada yaşıyordu, bak ne kadar gelişmişti, üstelik Hırvatça konuşuyordu ve Hırvat bilincini gösteren bu motifi işte şu duvara resmetmişti,” derseniz belki huzur bulabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:18px">Neredeyse bütün hediyelik eşya mağazalarında Hırvatistan bayrağı göze çarpıyor, tabii özellikle bu bayrağın Hırvatlarla özdeşleşmiş kırmızı-beyaz dama motifi. Bu motif, ilkin, 1527’de, Hırvat Meclisi, Habsburglardan I. Ferdinand’ı Hırvat Kralı olarak seçtiklerinde görülmüşse de, milliyetçilik, herhangi bir konuyu mutlaka tarihöncesine kadar taşımaya meraklıdır.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birbirinden farklı etnisitelerin birarada yaşadığı çokkültürlü bir devlet, milliyetçilikle tanıştığında artık öyle kalamaz, ne kadar mücadele ederse etsin günü geldiğinde yıkılır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yugoslavya’nın başına gelen de buydu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tito’nun ölümünden sonra gevşeyen bağlar Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla tamamen ortadan kalktı; milliyetçiliğin yanı sıra Sırplar Ortodoksluğa, Hırvatlar Katolikliğe, Boşnaklar da İslam’a sığınınca soykırıma varan bir vahşet yaşandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her ne kadar Sırplarınkine bakınca yumuşak görünürse görünsün -Sırplarla mukayese pek ayırt edici bir özellik olmayabilir- Hırvat milliyetçiliği de işi Mostar Köprüsü’nü yıkmaya kadar götürdü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bunun genç bir cumhuriyet olmakla bir alakası hiç şüphesiz ki var, Hırvatistan bağımsızlığını kazanalı daha elli sene olmadı, ama anlamak başka hak vermek başka, benim milliyetçilikle başım hiçbir zaman hoş olmadı, Hırvatların milliyetçiliğinden de hiç hazzetmedim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Neredeyse bütün hediyelik eşya mağazalarında Hırvatistan bayrağı göze çarpıyor, tabii özellikle bu bayrağın Hırvatlarla özdeşleşmiş kırmızı-beyaz dama motifi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu motif, ilkin, 1527’de, Hırvat Meclisi, Habsburglardan I. Ferdinand’ı Hırvat Kralı olarak seçtiklerinde görülmüşse de, milliyetçilik, herhangi bir konuyu mutlaka tarihöncesine kadar taşımaya meraklıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">15. yüzyılda bazı ahşap oymalarında yine bu dama motifinin görüldüğü söyleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gene de bir milliyetçiyi bunlar tatmin etmez; “ilk insan Hırvat’tı, ha bu mağarada yaşıyordu, bak ne kadar gelişmişti, üstelik Hırvatça konuşuyordu ve Hırvat bilincini gösteren bu motifi işte şu duvara resmetmişti,” derseniz belki huzur bulabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">O zamanlar bu dama, sekize sekiz bir kareden oluşuyormuş -şimdiki bayrakta ise beşe beş çünkü Hırvatistan’ın beş bölgesi de temsil ediliyor: Merkez, Dubrovnik, Dalmaçya, Istria ve Slavonya.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ayrıca, kırmızı ve beyaz Hırvatistan’ın, kırmızı ve mavi Slovanya’nın, mavi ve altın ise Dalmaçya’nın rengi ve hepsini bayrağın üstünde görmek mümkün.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kadim bir devlet geleneğine sahip olmadıklarını, bağımsızlığın tadını ancak 1990’larda&nbsp; çıkarabildiklerini söyleyen Hırvatların resmi tarihine bakınca 925’te bile ilk Hırvat Kralı Tomislav’ın altında yaşadıkları ortaya çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yetmez, bundan da elli sene önce Papa, Hırvat Dükü Branimir’e bir mektup yazmış da işte orada Hırvatistan’ı tanımış da…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Milliyetçilerin mazi yaratmak için yaptıkları tarih arkeolojisinin sonu hiç gelmez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rivayete göre, 10. yüzyılda yaşayan ve Venediklilere esir düşen Hırvat Kralı Drzislav bir satranç tutkunuymuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şans bu ya, aynı dönemde Venedik’i yöneten Peter II Orseolo da satrancı çok severmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Drzislav ile Orseolo oturmuşlar masanın başına, “özgürlüğüne” oynamışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kazanan Drzislav olmuş, memleketine döndüğünde sekize sekiz ölçüsündeki bu kare motifi armasına işlemiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Daha sonra, bu motif savunma ve dayanıklılık gibi başka anlamlar da edinmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi bu armayı görebileceğimiz en güzel yerlerden birine gidelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’in üst kısmında yürürken gözden kaçmayacak Sv. Marka Kilisesi var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu kilise, 13. yüzyılda yapılmışsa da 1880’deki büyük depremde epey hasar almış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tamamen elden geçirilen kilisenin çatısına baktığımızda Hırvatların başka hiçbir ülkenin bayrağında olmamasıyla çok övündükleri damalı motifi göreceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Milliyetçilik hakikaten tuhaf bir şey, Zagreb’den dönerken, bir kitapçı vitrininde <em>30 Hikâyede Hırvatistan</em> diye bir kitap gördüm, aldım, yolda uçakta okumaya başladım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Hiç kimse kusura bakmasın, Hırvatların faşizmle karşılaştıklarındaki sicilleri temiz değil.</strong><strong> </strong><strong>Zaten sanırım bu yüzden Zagreb’de İkinci Dünya Savaşı’na dair hiçbir ibare yok.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesela, bu kitapta “Hırvat mutfağı dünyaca bilinen bir mutfaktır” veya “Hırvatlar olmasaydı pek çok icat yapılamazdı” türünden cümleler görmek, aslında kimsenin tanımadığı bilmem neredeki bir Hırvat’ın çok meşhur biri olduğundan bahsetmek hadi neyse de nefret edilen Sosyalist Yugoslavya’nın başındaki isim olan Tito’nun da aslen Hırvat olduğunu belirtme ihtiyacı beni milliyetçilik üzerine bir kez daha düşündürdü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nazilerin kukla hükümeti Ustasa’dan sadece birkaç kelimeyle bahsedilirken onu alaşağı edenin de aslında Hırvat partizanlar olduğu yazıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hiç kimse kusura bakmasın, Hırvatların faşizmle karşılaştıklarındaki sicilleri temiz değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zaten sanırım bu yüzden Zagreb’de İkinci Dünya Savaşı’na dair hiçbir ibare yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’den arabayla bir yarım saat kadar uzaklaşıp Medvednica dağına çıkarsanız, burada, Ustasa’nın lideri Ante Pavelic’in şimdilerde hayli harap olan karargâhı Villa Rebar’ı görürsünüz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üstelik bu harabenin Villa Rebar olduğuna dair de hiçbir tabela ya da bilgilendirme bulunmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buradaki tünellerin şehre kadar indiği söyleniyor, birine girdim, içinde biraz yürüdüm.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nazilerin ana merkeziyse Villa Rebar değil, şehrin içindeki Esplanade Oteliymiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Malaparte, müthiş sahnelerle bezeli romanı <em>Kaputt</em>’ta o dönemin Zagreb’ini tasvir eder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benim gezdiğim Zagreb’de o günlere ait hiç iz yoktu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hayat böyle; yeri gelir milliyetçilik bile aşırısından utanır, onu saklamaya çalışır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 09:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/damali-milliyetcilik-1740206090.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırık Kalpler Müzesi’nde</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kirik-kalpler-muzesinde-10451</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kirik-kalpler-muzesinde-10451</guid>
                <description><![CDATA[Belki benim mahallemde geçmişti, mutlaka aynı sokaklarda yürüdük, belki aynı anda aynı yerlerde bir şeyler yedik. Birbirimizden habersizdik. Şimdi ben, aradan geçen oniki seneye aldırmadan, onların aşklarını düşünüyorum.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>28 Haziran 2016 tarihinde, adam havalimanındaki işinden çıkmış, evine gitmek için durakta otobüs beklemeye başlamış.&nbsp;</strong><strong> </strong><strong>IŞİD’li üç teröristin havalimanını kan gölüne çeviren canlı bomba eylemi tam o âna denk gelmiş.</strong><strong> </strong><strong>Ölenlerden biri, bu gelinliğin sahibinin nişanlısıymış.&nbsp;</strong><strong> </strong><strong>Bu gelinlik hiç giyilmemiş, elde, sadece yapılmamış düğünün mutluluk dolu o kahreden fotoğrafları kalmış.&nbsp;&nbsp;</strong><strong>Zagreb’deki Kırık Kalpler Müzesi’ndeyim.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Karşımda bir gelinlik duruyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hiç giyilmemiş, müzeye bağışlanmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ucu bize, hepimize dokunan bir hikâye.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1 Ağustos 2015’te nişanlanmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Genellikle kadın tarafı istese de bu ilişkide öyle olmamış, adam, yaz düğününde ısrar etmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ertesi sene 9 Temmuz’a gün almışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Vakitlice bütün hazırlıklarını tamamlamışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Haziran ortasında düğün fotoğraflarını çektirmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">28 Haziran 2016 tarihinde, adam havalimanındaki işinden çıkmış, evine gitmek için durakta otobüs beklemeye başlamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">IŞİD’li üç teröristin havalimanını kan gölüne çeviren canlı bomba eylemi tam o âna denk gelmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ölenlerden biri, bu gelinliğin sahibinin nişanlısıymış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu gelinlik hiç giyilmemiş, elde, sadece yapılmamış düğünün mutluluk dolu o kahreden fotoğrafları kalmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’deki Kırık Kalpler Müzesi’ndeyim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çok tuhaf bir yer; şaşkınlık ve hüzün, eşzamanlı olarak, her objenin hikâyesinde sizi yakalıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nadiren sizi gülümseten objeler de görüyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir çift beyaz ayakkabı -Bloomington, Indiana’dan gönderilmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Adam beyaz ayakkabı giymekten nefret ediyorsa da modaya gönül veren kadın giymesi için ısrar ediyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Adam karşı koyamamış, kendisine tamamen yabancı bulsa da ilişkileri devam ettiği müddetçe beyaz ayakkabılarını giymiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ayrıldıktan sonra, bir daha görmeye dahi tahammül edemediği bu ayakkabıları giymek zorunda kalmayacağının mutluluğuyla müzeye bağışlamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir başkası, nasıl çılgın bir aşk yaşadıklarını bana düşündürdü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Adam motorcuymuş, bir kaza yapmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kadının ilk aşkıymış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yaralanmış.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Zagreb’de, dört aylık bir aşkın izlerine de rastladım.</strong><strong> </strong><strong>“Kasım 2012-Mart 2013, Kadıköy-İstanbul” yazıyordu.</strong><strong> </strong><strong>Belki benim mahallemde geçmişti, mutlaka aynı sokaklarda yürüdük, belki aynı anda aynı yerlerde bir şeyler yedik.</strong><strong> </strong><strong>Birbirimizden habersizdik.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/brokenrelation2.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tam yirmiyedi sene boyunca kadın, adamın kurumuş yarasını muhafaza etmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Onu saklamış, korumuş, atmamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonra müzeye bağışlamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’de, dört aylık bir aşkın izlerine de rastladım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Kasım 2012-Mart 2013, Kadıköy-İstanbul” yazıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Belki benim mahallemde geçmişti, mutlaka aynı sokaklarda yürüdük, belki aynı anda aynı yerlerde bir şeyler yedik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birbirimizden habersizdik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi ben, aradan geçen oniki seneye aldırmadan, onların aşklarını düşünüyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geriye yarısı yazılmış bir post-it kalmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Sen cidden bir meleksin,” demiş, “Günaydın”ın tamamını yazmamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kadın uyanmış çünkü ve adam notunu bitirmemiş, kağıdı cebine sıkıştırmış, atmamış da.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Saklamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kadın bu kağıdı hiç görmemiş, yazanları okuma fırsatını hiç bulamamış, adamın sadece ona hitap ettiği için kağıdı atmaya kıyamadığından haberi olmamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Adam, müzeye bıraktığı notun sonunda şöyle yazmış: “Ben seni çok sevdim. Sen beni hiç sevmedin. Beni sevmiş olmanı ne kadar çok isterdim.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Acaba, bizim Kadıköylüler, Attila İlhan’ın “Ayrılık da sevdaya dahil” dizesini biliyorlar mıydı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Münasebetsizin teki de kadına şişmansın deyip durmuş herhalde ki kadın müzeye kilo vermek için aldığı ve evde sürekli bindiği bisikletini bağışlamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hiçbir maddi değeri olmayan ama manevi değerlerine paha biçilemeyecek objeler arasında insan duygular arasında salınıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dünyanın dört bir köşesinden gönderilen yüzlerce obje, yüzlerce hikâye, binlerce romanla, onbinlerce filmle dolu bir müze kurmuşlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir de anı defteri koymuşlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Biraz onu karıştırdım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Burayı ziyarete gelen mutlu çiftler, gördüklerinden ürkmüşler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birbirlerini çok sevdiklerini yazmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ayrılanların mesajları anlamadığım dillerde yazılmış olsa da kalemin titreyişlerinden, harflere sığmayan öfke ve hayal kırıklarından belli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ben deftere bir şey yazmadım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nihan fotoğraf çekiyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kendime sert bir kahve söyledim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Barmenden müzenin ikincisinin bu yakınlarda Tayland’da açıldığını öğrendim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yakında her köşe başına açılırsa şaşmam.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bütün hikâyeleri okumaya takadim yetmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nihan’ı bekledim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aklımda hep başta gördüğü o gelinlik ve o fotoğraflar vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İçim kıyım kıyım çıktım müzeden.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Feb 2025 07:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/kirik-kalpler-muzesinde-1739772606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kravat nedir, niye bağlanır?</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kravat-nedir-niye-baglanir-10390</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kravat-nedir-niye-baglanir-10390</guid>
                <description><![CDATA[Genellikle sadece dört tanesi kullanılsa da 177.147 farklı şekilde kravat bağlamak mümkünmüş; astarlı kravat kırışmadığı için bulunduğunda piyasayı altüst etmiş, tanesi -bugünün parasıyla- 2 bin küsur dolara satılıyormuş; kravatın üçgen bitişi bu dönemlere denk düşüyormuş; 1868’den kalma kravatlar çok kısayken ceket modası değiştikçe kravatlar da uzamış, kadınları selamlamakta sarkarak zorluk çıkardığı için kravatın yerini zaman içinde papyon almış…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kravatın tarihi, Leon’un muhteşem anlatımını özetleyerek anlatıyorum, 30 Yıl Savaşlarına dayanıyor. Savaş, malum, Katoliklerle Protestanlar arasında. Bu savaşlarda Hırvat kadınların savaşçı eşlerine bir boyunbağı vermeyi âdet edinmişler. Askerler bu boyun bağını üniformalarının üzerine takıyorlarmış.</span></strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’e dair düşüncelerimin griden pembeye dönmesini sağlayan kişiyi tesadüfen Kravat Müzesi’nde buldum -fünikülerin sokağında, solda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Leon, yirmidört yaşında, Hırvat tarihi çalışan bir yükseklisans öğrencisi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kendisini iyi bir Katolik ve milliyetçi olarak tanımlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Müzeye girip kravatın tarihine dair kısa bir film izledikten sonra Leon’un rehberliğinde müzeyi geziyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Önce, burada öğrendiğim kravat koleksiyonerliği anlamında kullanılan “grabatology” kavramına değineyim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Leon’un kendisinin sadece birkaç kravatı olsa da biz erkekler -kusura bakmayın kravat konusunda biraz cinsiyetçi olabilirim- hayatın birçok alanında olduğu gibi kravatta da niteliğin niceliğe üstün olduğunu biliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-02-07%20at%2019_21_03.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolabımızda saçma sapan elli kravat olacağına adam gibi -bu yazıda cinsiyetçi olacağımı söylemiştim- üç tane olmasını yeğleriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Guinness’e göre, 2017’de kaydedilmiş, dünya rekoru 21.321 kravatla Yeni Zelandalı bir hanımdaymış -kravattan anlamaması normal.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kravatın tarihi, Leon’un muhteşem anlatımını özetleyerek aktarıyorum, 30 Yıl Savaşlarına dayanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Savaş, malum, Katoliklerle Protestanlar arasında.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu savaşlarda Hırvat kadınlar savaşçı eşlerine bir boyunbağı vermeyi âdet edinmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Askerler bu boyunbağını üniformalarının üzerine takıyorlarmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hırvatlar iyi asker olduklarıyla övünüyorlar, bu savaşta başını Fransızların çektiği Katolik ordusuna büyük yardımda bulunmuşlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hırvat askerleri en büyük zaferlerini açık alanda değil de gerilla savaşında kazanıyorlarmış -bizdeki “haydut” kelimesinin kökeni de Hırvatça “hajduk”tan gelir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Askerlerin boyunbağı bağlamalarının bir diğer özelliği de yaralandıklarının ayırdına geç varmamaları içinmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şöyle ki, insan, savaş esnasında yükselen adrenalin yüzünden yaralandığını fark etmeyebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu da geç kalmasına ve kan kaybından ölmesine yol açabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama ölümcül bir yara alınırsa bu bağ kanla hem ıslanıyor hem de boyanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Böylece, askerin yaralandığını anlamasını sağlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Osmanlı askerleri de bellerine bir kumaş bağlayarak yaralanıp yaralanmadıklarını anlamaya çalışırlarmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hırvatlar ise gerilla savaşı yaptıkları için bellerine değil mutlaka boyunlarına bağlıyorlarmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hırvatların boyunbağları kısa bir zaman içinde Fransız modasının gözde aksesuarlarından birine dönüşmüş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">XIII. Louis, kravatı Fransa’ya getirirken kelimeyi olduğu gibi almış: “Hırvat”.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama Fransızca telaffuzda zorlandıkları için kelimeyi “kravat”a çevirmişler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-02-07%20at%2019_21_04.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nişanyan’ın etimoloji sözlüğüne göre, bizdeki ilk kullanımı hayli sonra, Vartan Paşa’nın 1851 tarihli <em>Akabi Hik</em><em>âyesi</em>’nde: “siyah kravatden yokarı görünen gömleyin yakası”…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Müzedeki çeşitli kravatlara bakarak modanın nasıl değiştiğini görme fırsatı bulduk.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Zagreb</strong><strong>’</strong><strong>deki bir</strong><strong>ç</strong><strong>ok hediyelik e</strong><strong>ş</strong><strong>ya d</strong><strong>ü</strong><strong>kk</strong><strong>â</strong><strong>n</strong><strong>ı</strong><strong>nda kravat</strong><strong>ı</strong><strong>n </strong><strong>ş</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>eden magnete binbir t</strong><strong>ü</strong><strong>rl</strong><strong>ü</strong><strong> </strong><strong>hali var. Kravat</strong><strong>ı&nbsp;</strong><strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>nyaya kazand</strong><strong>ı</strong><strong>rm</strong><strong>ış&nbsp;</strong><strong>olmakla </strong><strong>ç</strong><strong>ok </strong><strong>ö</strong><strong>v</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>yorlar. Benim herhalde bir otuz kadar kravat</strong><strong>ı</strong><strong>m varsa da grabotologluk benden </strong><strong>ç</strong><strong>ok uzak.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kravata dair bazı gereksiz bilgiler de edindim: Genellikle sadece dört tanesi kullanılsa da 177.147 farklı şekilde kravat bağlamak mümkünmüş; astarlı kravat kırışmadığı için bulunduğunda piyasayı altüst etmiş, tanesi -bugünün parasıyla- 2 bin küsur dolara satılıyormuş; kravatın üçgen bitişi bu dönemlere denk düşüyormuş; 1868’den kalma kravatlar çok kısayken ceket modası değiştikçe kravatlar da uzamış, kadınları selamlamakta sarkarak zorluk çıkardığı için kravatın yerini zaman içinde papyon almış…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine dünyadaki tek kurşun geçirmez kravat bu müze için üretilmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kadınların kravatlarına dair bir bölüm de yapmışlar ama ben kadınlara kravatı hiç yakıştıramadığım için oraya bakmamayı tercih ettim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Açıkçası Leon’un detaylı ve hayli bilgilendirici anlatımı olmasa on dakikada çıkıverilecek bir müzeyken burada epey oyalandık, iyi de oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’deki birçok hediyelik eşya dükkânında kravatın şişeden magnete binbir türlü hali var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kravatı dünyaya kazandırmış olmakla çok övünüyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benim herhalde bir otuz kadar kravatım varsa da grabotologluk benden çok uzak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama bir adamın dolabında iyi kravatları olduğunu bilmesi güzel bir histir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-02-07%20at%2019_21_04%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Feb 2025 09:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/kravat-nedir-niye-baglanir-1738998137.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zagreb’in sokaklarında</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/zagrebin-sokaklarinda-10368</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/zagrebin-sokaklarinda-10368</guid>
                <description><![CDATA[Çok heyecanlıydım, çok güzel bir şehirde birkaç gün geçireceğimi düşünüyordum. Oysa o akşam vakti bulduğum şehirle hayal ettiğim arasında devasa bir uçurum vardı. Zagreb’e gitmeden önce karıştırdığım birkaç kitabın bana vadettiği şehrin böyle olmaması gerektiğine dair bir düşünce içimde kalıplaşıyordu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>13. yüzyıldan kalma Taş Geçit’e -Kamenita vrata- doğru yürüyeceğiz ama Kırık Kalpler Müzesi ile Sanat Müzesi’ni ihmal etmemek lazım, yine Parlamento binası burada, Şehir Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, hepsi bu küçücük alana sıkışmış.</strong><strong> </strong><strong>Şehrin bu kısmındaysanız eğer Konoba Didov San adlı hoş bir lokantayı önerebilirim.</strong><strong> </strong><strong>Ara sokaklarda dolaştıktan sonra yol sizi Taş Geçide çıkaracak.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’e bir akşamüstü saatlerinde indim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hırvatistan’a daha önce gelmiş, Opatija ile Dubrovik’te bir süre kalmıştım, ama başkenti bu ilk görüşümdü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şehir merkezinde bir oda tuttum -Pavla Radica Sokağı’nda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çok heyecanlıydım, çok güzel bir şehirde birkaç gün geçireceğimi düşünüyordum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Oysa o akşam vakti bulduğum şehirle hayal ettiğim arasında devasa bir uçurum vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’e gitmeden önce karıştırdığım birkaç kitabın bana vadettiği şehrin böyle olmaması gerektiğine dair bir düşünce içimde kalıplaşıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kaldığım sokaktan birkaç adım aşağı yürürseniz Ban Jelacic meydanına geliyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Meydanın ortasında Jelacic’in at üstünde bir heykeli yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-02-04%20at%2018_52_28.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Heykel, 1866’da buraya konmuşsa da ancak İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine kadar dayanabilmiş, Yugoslavya’nın partizanlar tarafından kurulmasıyla birlikte kaldırılmış, Hırvatistan’ın bağımsızlığıyla birlikte eski yerini geri almış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama bu meydanın da insanı büyülediğini söyleyecek değilim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Meydanı çevreleyen binaların mimari uyumsuzluğu bir ölçüde Zagreb’in geçirdiği farklı dönemleri yansıtsa da bir estetik bütünlük arz etmiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Heykelin arkasında Dolac adında çok popüler bir pazar alanı var, bu alana gitmek için çiçek tezgâhlarının arasından geçmeniz gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şöhretine rağmen Dolac’ta dolaşırken de size özellikle hitap eden bir şey bulamıyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İlk gece, yapacak bir türlü bir şey bulamayınca pazar alanının sağındaki İrlanda pub’ına gidelim dedik ama içeride sigaradan göz gözü görmüyordu, gerisin geriye çıktık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sigara içmeyen ve kapalı alanda sigara içilmemesine alışan bir insan için bu yoğun duman altında oturmak katlanılmaz oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine bu yol üstünde ilerlerseniz Zagreb’in en iddialı lokantalarından biri olan Lanterna na Dolcu’ya gidebilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolac’ın sağında Hırvatların çok övündüğü Zagreb Katedrali gözüküyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama biz şimdi geri dönelim ama meydana çıkmadan sağdaki sokağa girelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tkalciceva sokağında biraz yürüyelim, sağlı sollu lokantalar, cafeler göreceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb’in bir başka meşhur lokantası Nocturno bu sokağın üstündeki içerlek bir konumda bulunuyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Meydandan -sırtımızı heykele verdiğimizi düşünün- yine sağa yürürsek Ilıca caddesine çıkarız ki burası neredeyse yürümekle bitmeyecek upuzun bir caddedir.</strong><strong> </strong><strong>İkinci Dünya Savaşı’nda Ustasa tarafından yaptırılan Gric Tuneli da burada ama biz ilk sağ sokağa sapalım, bu çıkmaz sokakta Avrupa’nın en kısa fünikülerini göreceğiz.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-02-04%20at%2018_52_27%20(2).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>AVRUPA’NIN EN KISA FÜNİKİLERİ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelgelelim, turistler için çok çekici olduğu söylenmesine rağmen bu sokakta da bana cazip gelen hiçbir şey yoktu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Meydandan -sırtımızı heykele verdiğimizi düşünün- yine sağa yürürsek Ilıca caddesine çıkarız ki burası neredeyse yürümekle bitmeyecek upuzun bir caddedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İkinci Dünya Savaşı’nda Ustasa tarafından yaptırılan Gric Tuneli da burada ama biz ilk sağ sokağa sapalım, bu çıkmaz sokakta Avrupa’nın en kısa fünikülerini göreceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fünikülerin uzunluğu sadece 66 metreymiş ama ne yazık ki pek çok şey gibi bakımda olduğundan ben binemedim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fünikülere gelmeden önce, solda, mutlaka görülmesi gereken Kravat Müzesi var -bir sonraki yazıda anlatacağım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ilıca üzerinde -aslında Meduliceva sokağında- Stari Kotac 2 adında yine çok güzel bir lokanta var ama füniküler çalışmadığı için biz merdiveni kullanarak şehrin üst kısmına çıkalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şehrin medarı iftiharlarından olan Lotrscak Kulesi’ne geldik demektir ama buraya öğle saatlerinde çıkıyorsanız dikkatli olmanız gerekir zira saat tam onikide top patlıyor ve hazırlıksız yakalanırsanız topla birlikte insanın ödü de patlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Topun patlaması Osmanlı’ya bir meydan okuma anlamı taşıyormuş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Malum, Osmanlı buralara kadar geldi ama Zagreb’i fethedemedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Böylece, şehrin hem mimari hem de kültürel açıdan daha cazip olan üst kısmına gelmiş bulunuyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">13. yüzyıldan kalma Taş Geçit’e -Kamenita vrata- doğru yürüyeceğiz ama Kırık Kalpler Müzesi ile Sanat Müzesi’ni ihmal etmemek lazım, yine Parlamento binası burada, Şehir Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, hepsi bu küçücük alana sıkışmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şehrin bu kısmındaysanız eğer Konoba Didov San adlı hoş bir lokantayı önerebilirim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-02-04%20at%2018_52_27.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ara sokaklarda dolaştıktan sonra yol sizi Taş Geçide çıkaracak, bu geçidin içinde sürekli ellerinde mumlar taşıyan insanlara denk geleceğiniz bir de şapel yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu geçit bizi tekrar başladığımız noktaya -Pavla Radica sokağına- çıkarıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İşte şöyle birkaç saatlik sıkı bir yürüyüş sonrasında Zagreb’in pek çok yerini dolaştık demektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şehirde dolandıkça ilk günkü kötü intibam silindi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zagreb uzun kalınası değil ama görülesi bir şehir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 07:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/zagrebin-sokaklarinda-1738731472.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir maç hikayesi: Almanya-Hollanda izlenimleri</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-mac-hikayesi-almanya-hollanda-izlenimleri-10364</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-mac-hikayesi-almanya-hollanda-izlenimleri-10364</guid>
                <description><![CDATA[Beşiktaşlılar önce burada buluşacak biletlerini burada teslim alacak buradan otobüslere binerek stada gidecek maç sonunda aynı noktaya geri götürülecekti. Bu yaklaşık olarak Beşiktaş stadına gelmek için Gebze’de buluşmak sonrasında tekrar Gebze’ye geri götürülmek manasına geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yönetenlerin değil yönetilenlerin yanında olmak</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Maça dair söylenecek pek bir şey yoktu. Hak edilen bir yenilgi ile kıvırcık saçlı otobüs şoförümüzün teselli selamları eşliğinde buluşma noktasına geri döndük. Otobüsten ayrılırken bizde pek rastlanmayacak bu kadın şoföre anı olarak Beşiktaş atkısı bıraktık.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Beşiktaş'ın Twente ile oynayacağı deplasman maçı için aylar önceden aldığım Dortmund uçak biletinin günü yaklaşsa da Twente kulübünün şehri Enschede'nin Belediye Başkanı şehirde siyah beyaz forma görmek istemeyince maça girmek bir tür orta çağ işkencesine döndü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maça gelecekler için Enschede'den 70 km ötede toplanma noktası oluşturulmuştu. Beşiktaşlılar önce burada buluşacak biletlerini burada teslim alacak buradan otobüslere binerek stada gidecek maç sonunda aynı noktaya geri götürülecekti. Bu yaklaşık olarak Beşiktaş stadına gelmek için Gebze’de buluşmak sonrasında tekrar Gebze’ye geri götürülmek manasına geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Vize değil vize randevusu aldığında mutlu olan bizler için böyle eziyetler sıradan geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">4 günlük seyahat planının bir günü maça ulaşmaya ayrılsa da üzülmek yerine zamanı güzel geçirmeye çalışmak gerek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">4 günün hikayesini sizler için kaleme aldım.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ARABASIZ VE TABELASIZ DA OLUR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>1. Gün Münster:</strong>&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1. Günün durağı olarak Hollanda sınırına yakın Münsteri seçmiştik. Münster dünya diplomasi tarihine geçen Westphalia Barışının imzalandığı yer. 1648'de imzalanan bu anlaşmayı Uluslararası İlişkiler eğitimi alan herkes dünyada sınırlara saygının temeli olarak bilir. 30 Ocak'ta ziyaret ettiğimiz bu tarihsel mekanda 1648 in tam da 30 Ocak'ında atılan imzaları anımsamak hoş bir tesadüf oldu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfDyYvbJlz49sNsc6euspHL6U3GfzOz9HqxHIdowXm9Qk8xP6Yf64JJVYG9OwDuj8LBRDIyXGGvPBWXIo2DO37zuIqEeOHYeN8TLbu_1xmA3mQ6jsK-oHpglIF8ouuEJeedCzimGxPyfYdQanLf0w?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:335px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Münster'in birbirinden göz alıcı kiliseleri arasında şehre adını veren Katedral öne çıksa da kulesinden sarkan demir sepetlerde isyankar bedenlerin sarktığı St. Lamberti'nin öyküsü bütün mimari mücevherlerin önüne çıkıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1648'den 100 yıl önce Avrupa mezhep savaşlarının arifesinde Münster şehri kendi çapında sosyalist görünümlü ve tabii ki her zaman inançlı birer dindar olan Anabaptist isyancılarla sarsılır. Bir tür yeniden vaftiz inancıyla kendilerini arındıran bu insanlar şehirde yarin yanağı dahil her konuda tam bir paylaşım sistemi kurarlar. Yaklaşık 1.5 yıl süren isyan sert biçimde bastırıldığında isyancılar önce ağır işkencelere tabi tutulur sonunda etleri soyuluna dek kalacakları demir kafeslerin içinde kilise kulesinde asılı kalırlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfV_bDAGdB7seu9VJrLDxJIWTl8UWzccm-fG4OieBY-_RhF2MbbPuSbHx1ZiU1qQS8LejoNkrVB0_x4qsTDgCzfADWgKTCvv7O5SskVkV5EbvU0vKFWUHxn2A9qCj4gfG4cbTx-P6j7fS4ZSgUe-KA?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:665px; width:395px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avrupa için savaşlar 1648'de tabii ki bitmeyecektir. Sonraki 300 yıl boyunca birbirlerini öldürmeye devam ederler. Ama sonunda savaşın manasızlığı sınırların kalktığı bir Avrupayı sadece Avrupalılara değil bizim gibi şanslı Schengen sahiplerine de açar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İlk günün gecesinde Münster'in neredeyse mezhep savaşları kadar eski Leve lokantasında bir çarşamba&nbsp;akşamında güç bela yer bulduğumuz masada geleneksel Alman yemekleri ile huzur bulup tarihsel deneyimi tamamlamıştık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXcvHvIW8nitdNUeHWZzCMX5Kiz_DyLbUsfZicoH4VMUfUZvIrGCRqa5_m6UTK0NR1VGYSwp1Bbr6_Snj30XaLLN0E4OqxFzaB5rRhIdTnNDcZQ_lALopqfALHjuNQHH5j2LnDQFo8dRStpGQ6ShzJ4?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:615px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ertesi sabah ise ufak bir gündüz turu sonrasında arabasız şehirlerin dünyasında kahvaltı için şehri çevreleyen yürüyüş yolu kenarında bir kafeye oturduk.&nbsp; Mekana bisikletle gelen her yaşta insan başka bir dünya mümkün diyordu adeta.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXdXfAZcXgZyLK1IPqbRFV43WsSygAC7xkyRoyaANQggkOVnZtVRdoiucNUP9_IF4g_ikXCJhiHOclp74XNgM3oVlJl-BMpcCaa-o0OTkXXN6s0vFVmHxk6Qb9Ywk2lRom_gh34UylIz9u7DmHq26A?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:815px; width:449px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Münster'in Alman birliği için kıymetini gösteren anıta selam verip maç için bize gösterilen alana doğru yola çıktık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXcY8HvQdy6ZArPRybFnoIyfRzFDpJ65Jo0KD_4LlMVJnwqBXJX1Du3n22iMDIm9QdKz_z34AY_hA0IuhpIcjUto-_6Xvy6CR6ToRPeWa4XXeOsEuxBeXFRLVX2X2Guv0sjqODs8WYgGaSuI5v9mK8Y?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:663px; width:605px" /></span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2. Gün Maç:</strong>&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynı gün Hollanda'da 2 Türk takımının maçı vardı. Amsterdamın kozmopolit ortamı içinde Galatasaray taraftarları sorun yaratmazken küçük Enschede'ye Beşiktaş taraftarı sığamamıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Enschede Belediye Başkanı önce zinhar gelemezler demiş sonra insaf ederek gelsinler ama önce Gebze'de biraz dursunlar demişti. Enschede'yi pas geçip 1 saat daha araba sürüp vardığımız buluşma yeri aslında normal zamanda gidilse tam bir keyif ortamıydı. Türkiye’den ve Avrupa'nın 4 yanından Beşiktaş'a gönül vermiş yüzlerce taraftar araçlarını geniş çayıra park edip kendilerini maça götürecek otobüsleri burada bekleyecekti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="dış mekan, gökyüzü, çim, kişi, şahıs içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu" src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfLEvsJktuwCSz11k018dQ-Pq6EPsuDQJBTqQ_7QrYzYYudGEl9ns1agow-APioBayKQAq58hZLmJSlD1vQSIh8EziofY8nErZHXfZRCjIOKAp7N188carbpPK1T-BlioNwwK1msHXG94wqv9_4?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:174px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Pek çok Avrupalı Türkten tweet dolayısıyla aranma hikayesi duymaksa bizi 4000 km ötede bekleyen kendine demokrat ülkeyi unutmamaya çağırıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Beklemeyi keyifli kılan detay yakındaki otelin restoranı oldu. Odun ateşi dekorunda neredeyse Michelin ayarında yemek yedik . Grappa ile şenlenen sofradan kalktığımızda her şerdeki hayrı görmek gerektiğini düşünüyorduk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfPuJE6KoLRPeZW15NNK4owygs3foiILlMnZIXpPJnMnq3f2xSkYnTEpOokZ_0PW_U8FCJ6bSs8tcROsGOMqcCfM9PHQQKAJn4rRcU2zHpu6BKinoTE4MUZMiuc512ZQBIw919-WKnYz1EDeKmvXy0?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:590px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Artık maça yola çıkma zamanı gelmişti.&nbsp; Şoförümüz kıvırcık kızıl saçlı bir hanımefendiydi. Ve taraftarların telefonunu otobüsün radyosuna bağlamaya izin vermişti. 1 saati aşan yolculuk Beşiktaş marşlarıyla kısaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXdKG7vpUgQUMuJP4BwatBJ08cSFtlQGtGEhia3DKu9QxgmHfUBF6IP231uOwaFTeTEKvI1oNJjEiPhFbqyAADMobOwSLWQbFFy86WpALQLne7-RBbPNzRk96uVapVuouuqUqVPWgz9oDP7w2vGA6iw?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:570px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maçın başlamasından az önce girdiğimiz stadda bize ayrılan kısıtlı yer dışında her yer kırmızı beyazdı. Sevgili Ali Ece Twentelilerle forma değiştirmemi istese de Belediye Başkanı bırak forma değiştirmek Twentelilerle selamlaşmayı bile imkansız hale sokmuştu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="stadyum, arena, futbol, bina içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu" src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXceILR4mSjHi6S2OEqEUInbhIc0lGgxjpzlkN7gkvP2fGGelvv4dWdBARbfUEwyPcM6gHlNt_YMBIQM1YqbKu0FwO8IAiGVbFnHCCdj5FiUKywDNBJGyXXbjCwxPcBNzxMbrrLX9p08aU9cItvFxas?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:250px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Maça dair söylenecek pek bir şey yoktu. Hak edilen bir yenilgi ile kıvırcık saçlı otobüs şoförümüzün teselli selamları eşliğinde buluşma noktasına geri döndük. Otobüsten ayrılırken bizde pek rastlanmayacak bu kadın şoföre anı olarak Beşiktaş atkısı bıraktık.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>TÜRKLER AMSTERDAMDA, AMSTERDAMIN BUNDAN HABERİ VAR MI?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>3. Gün Amsterdam:</strong>&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi yolumuz Beşiktaş maçları hariç özgür Hollanda'nın en özgür şehri Amsterdam'dı. Kanalın yanı başındaki geniş odalı 100 yıllık otel Amsterdam seyahatine anlam kattı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="bina, dış mekan, gökyüzü, pencere içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu" src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfk3RCGSIsn1qXmBEd0gprk_YF3yHoo_OvMuBIkb3cmWkv94Z-0dpRLPeIVaQ5osNPS3maatKUS2aNVL5LyAiRnwjXBagrfklXLoFiBmd6YOX6ecfuSRqdUxII_ZXtHqErlyERavFMkQp9UAwICrUA?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:820px; width:400px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bisikletin ve otun başkenti Amsterdamda güneşli bir günde attığımız 30 bin adım İnsanlığın arabaya yenilmeden de var olabileceğini gösteriyordu. Rembrandt evini gezerek nerede olduğumuzu daha bir hatırladık&nbsp; . 63 yıllık hayatında inişler ve çıkışlar yaşayan bu dünya starı ressamın zamanından bu yana varlığını sürdüren evin katları arasında gezerken geçmişe saygının gerçek anlamını da kavramış olduk .&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfDq2dUhp4v5aQu_Kc0hIVGEFKwc1Zr2n40G6D1tmMFfUGFyyum0rNVa6jWBCB-llGZads4iVB5WqtAIzckiFPHRfXpuc7i_H5QjfcR76sn_WJirRIp5-XIr0I9eObKl-vI_OGHS2og5vEdyZ3AGcc?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:600px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amsterdam'da neredeyse her yerden yayılan ot kokusuna, Red Light district'in günahla dolu sokaklarına ve neredeyse su gibi akan biraya rağmen sokaklar neredeyse Kuzguncuk sahili kadar sakin ve kavgadan uzaktı. Demek ki huzur yasaklamakta değildi. Bizde yasakla sağlanamayan asayiş Amsterdam'da serbestliğin çıktısı idi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXdbdZsolbki0z48hW33dxMLtklS4GJK1EoKTqvuk81hUC4hcsdWdqPUTTPaFdNyJxMSpLnb3VIj3TLQ2oypGCAQ-DyjIHemcZCkmt1oUpaaGP0sPhScKby8UJURVvVFp86vzNRHFtzb5ezX-dj9Ow0?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:833px; width:477px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amsterdam'da bir Türkün kulağına neredeyse 10 adımda bir Türkçe çalınması ise şehrin Hollandılardan sonra ikinci en kalabalık nüfusunun Türkler olduğu gerçeğini gösteriyor. Dünyanın bu en merkezi şehrinde en kalabalık yabancı olmak ne kadar büyük ayrıcalık aslında. Peki bu kimin umrunda?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXdlCJVHVLeY-MABt4Ku54EAzhm41KxqNzZUKHyXRicjhh45zXYi_IP1cwLog2-c5RORqqOC72L2nHttm40xZ9PaOyMitMLJs0X1RxcWrDfLTo6YBpThz33JEdhRl0wJ1RZccGUBVPwLPoHFo3OYCw?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:337px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Amsterdam'da ayrımcılıktan ve yasaklardan sonra en çok nefret edilen şey arabalar. Arabayı 1 gün şehir merkezine park etmek yaklaşık 100 avro. Arabayla gelme diyorlar. Biz de arabamızı şehir dışındaki stadyum otoparkına koyarak bu masrafı biraz azalttık ve sarı fareye de bir selam çaktık.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>4 TEKERSİZ DE OLUYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>4. Gün Gouda Nijmegen:</strong>&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amsterdam'da geçen uzun günün ardından dönüş yolunda iki durak belirledik. Birisi peynir kasabası Gouda ve diğeri Almanya sınırında Nijmegendi. Önce arabamızı park ettiğimiz Cruyff Arena'ya yollandık tabii. Amsterdam'da ayrımcılıktan ve yasaklardan sonra en çok nefret edilen şey arabalar. Arabayı 1 gün şehir merkezine park etmek yaklaşık 100 avro. Arabayla gelme diyorlar. Biz de arabamızı şehir dışındaki stadyum otoparkına koyarak bu masrafı biraz azalttık ve sarı fareye de bir selam çaktık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXfisOBBsmD03XIc78H5Fmx8oinb4XyO43N1TbOncV3HFozJ1Rg9aIPMru6eTn72zQF4b84h8VPlf1HCtdiE0gv7J4eorMKaPK2lveEt2ZN7ORLQ7f-O5vU9t32b-v27c3zmQ80vjnqp-RnICi--O9w?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:430px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonrasında en fazla 1 saatlik bir yolculuktan sonra Gouda'ya vardık. Arabalarca işgal edilmemiş kasabada cumartesi pazarı cıvıltısına dahil olduk. Peynirler ekmekler Türkiye’den çok daha ucuz yemişler meydanı bisikletleriyle doldurmuş insanlara var olmanın 4 tekersiz seçeneklerini cömertçe sunuyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="gökyüzü, dış mekan, bina, orta çağ mimarisi içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu" src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXd6v4T9FKWH2TNFdXsYVupnnDe7Ce5awdhexydjGG4ucpNBlykvSSaq0l-coUqr5F5EY3qxn2rIwIX51eXIksqO0BlQbt5iR-2rM07vjl2pfREGPyrH_TQIL9FHFY_mKmBUXxpvNdDYF3IapG95AA?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:847px; width:466px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Araba ve tabela medeniyetin ters orantılı varlıkları olarak kayda geçmeli.&nbsp; Şehir merkezlerini arabadan ve tabeladan arındırmalıyız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şehirden çok masallardan çıkan bir huzur ütopyasını anlatan Goudayı&nbsp; arkamızda bırakıp son durağımız olan Nijmegene yol aldık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şehrin içinde ufak bir dalgınlıkla yaya geçidinde durmayı unutunca arabanın kaputuna inen vatandaşın demir yumruğu ile aklımda kalacak Nijmegen de merkezinde arabalara yer vermeyen bir şehir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Arabalar öylesine dışlanmış ki sadece yaya bölgeleri değil onların etrafındaki geniş yollar da bomboş . Herkes bisikletle ulaşımı benimsemiş . Türbanlı bacılarımız bile buna istisna değil .</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXdgJHXdP8CejwdL5kRNBW1CAPDvJBtNS3-3v0bw2laR3-a6qk15WXli1Pj_eJb2eriUi6kLuACvFTGVD8dh89BK8qDIOCRrLOW-12juWkzu2EAHcPXM0NEkeAVp1sYBuQFUfAVDtCpeCJRprozsSM4?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:337px; width:417px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ortaçağdan fırlamış kale surları ile Nijmegen Hollanda deneyimi yaşamak isteyenlere cömertçe iyi korunmuş tarihi merkezini açıyor. 1426 dan yani İstanbul henüz Konstantinapolis olarak adlandırılırken açılmış ve hala faal olan kafede tabii ki yer bulamadık. Bir başka zamana işallah dedik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXcN5EoXAe30pzbD-dFzD03cnlNU9_0-Xb2D7FFB6IsOrDaX502MlnRPc73eW_h7JFKPEwFwJc0i6sIXQgnO6wxLtYyx7mLy1kVDDRVcNoz_uN8brvEPHRg51ozLrISmwF2l5oQjuBOPqzKPrc4Gj2k?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:631px; width:450px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Nijmegen'in tarihi merkezinden Rene doğru bakarak tamamladığımız Nijmegen turumuzun sonrasında ertesi gün uçuşumuzun olduğu Dortmund'a ulaştık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img alt="dış mekan, gökyüzü, bina, su içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu" src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXe5hVMQMmCBdKh3jglT_PTrgsyGE1UqL3aat0vOvFjQLmio9o2a-W105Fk0NdVWKOFKWPUlU3EN6UxUGQrojp1au33ZN1mKlf8fwXGpNXQ8-RjOivmpVuEBuDmUMLQSj8IObE5KH_3yQNas-F9YRHk?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:291px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Keyifli otelde kokteyl eşliğinde geniş ekranda Bundesliga 2 izleyerek tamamlanan günün ertesinde dönüş vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de demokrasinin her zaman mağdurunu oynayan 25 yıllık galipleri rakiplerine oyun alanını daraltma peşindeyken Avrupa’nın merkezinde insanlar bambaşka gündemleri yaşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye Dünyanın Neresinde sorusunun cevabını vermemiz gerekiyor. Yönetmenin değil yönetilmenin ayrıcalık olduğunu anlamak gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Almanya'da birkaç ay içinde yapılacak seçimlerde aday olacaklara ayrılan reklam alanı direkler üzerinde standart afişlerden fazlası değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sosyalizmi yeniden büyük yapma hayallerini Trump'dan alan Alman MLKP si bize dünyanın artık farklı bir yer olduğunu söylüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXcpOWozddYFBBBzBeq19arst0XbdGfPNuW4Vj4a82MAok1ciwZoPi8Ji3mY8D7Bh4vvZY36oB0b5kqBB63ou4lyA6Uo-0KEMo7H3pbYOK5aAGlqLvIXQisUHwxwPDbkqgQhaHhveBAjT3bLQKBCbg?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:357px; width:605px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yol arkadaşım Taner bana bir harita gösteriyor. Avrupa’da lise mezunu olmayan nüfusun orantısını içeren bir görsel bu. Eğitim şart diyoruz ister istemez.&nbsp; Ve kadınların çalışma hayatına dahil olmasına dair harita ile birleşiyor bu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><img src="https://lh7-rt.googleusercontent.com/docsz/AD_4nXegPjqXx5Zo3RRd_QVAsQjwcv_3SZPlyf2B7cHZy4uTGnNDcac9H_JCqbyrzcgvgE-7auQS6Dv4WmzFBqs5ya-wln6G3FYFRIhNSbH6bn52xpfuNtN0M2001flbS9xXisl2a0w8-FMF-y6BmUGpKUQ?key=OQjg5fZIZIvNTcjjH00IC2nA" style="height:503px; width:380px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye'de daha az yönetime daha fazla katılıma ihtiyaç duyuyoruz. Avrupa’nın en çok bu yönünü kıskanıyoruz.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Feb 2025 07:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/bir-mac-hikayesi-almanya-hollanda-izlenimleri-1738619046.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa’nın en güzel terasından…</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/avrupanin-en-guzel-terasindan-9424</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/avrupanin-en-guzel-terasindan-9424</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Syntagma (Anayasa) meydanındaki Hotel Grande Bretagne’ın terasına geldik, Nihan’la birlikte birer kokteyl içip günbatımı izliyoruz. İnce bir estetiğin, zarafet ve şıklıkla buluştuğu bu otelin sekizinci katındaki terastan Atina’yı görüyorum.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İtalyan sinemasının en büyük isimlerinden biri olan&nbsp;Marcelo&nbsp;Mastroianni, yetmişlerde gelmiş, burada kalmış, içecek menüsüne imza atmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elime tutuşturulan menüde Mastroianni’nin imzası yer alıyor.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Syntagma&nbsp;-Anayasa- meydanındaki Hotel&nbsp;Grande&nbsp;Bretagne’ın&nbsp;terasına geldik, Nihan’la birlikte birer kokteyl içip günbatımı izliyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İnce bir estetiğin, zarafet ve şıklıkla buluştuğu bu otelin sekizinci katındaki terastan Atina’yı görüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Benim karşımda meydan var; Parlamento binası, 1896’daki ilk olimpiyatlara ev sahipliği yapan stadyum, Atina’nın çoğu kiremit damsız beyaz evleri…</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Nihan,&nbsp;Akropol’ün&nbsp;ardından denize inen güneşi takip ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İkinci Dünya Savaşı’nı bu otel üzerinden anlatan bir film çekildi mi acaba?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Önce, kısa bir süre, İtalyanlara karşı savaşırken Yunan, daha sonra işgalle birlikte Nazi, nihayetinde de özgürlükten sonra İngiliz ordusunun kurmayları bu oteli karargâh bellemiş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama şimdi benim bu savaş anılarını buraya taşıma hakkım yok; sadece bu otelin zarafetinden, terasın güzelliğinden, kokteylin lezzetinden,&nbsp;Akropol’ün&nbsp;vakarından, erimek istemeyen güneşin ateşli turuncusundan falan konuşabilirim.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gene de otele dair biraz malumatfuruşluk yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum: 19. yüzyılın ortasında açılmış, elektrik tesisatına sahip ilk otelmiş, 1896 Olimpiyatlarının açılış kokteyli burada verilmiş, Churchill burada kalmış -benim içtiğim viskili kokteylin adı da Winston Churchill’di.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bütün bu hikayeler güzel olsa&nbsp;da,&nbsp;sadece uzun uzun günbatımını anlatmak istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bulutların beyazlığını sarılara, turunculara, pembelere, eflatunlara boyayan güneşten ateşli huzmeler yayılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şimdi Nihan’ın arkasından güneşin batışı izlediği&nbsp;Akropol’ü&nbsp;bu sabah dolaştık;&nbsp;Parthenon’dan&nbsp;tiyatrolara gittik,&nbsp;Fidyas’ın&nbsp;heykellerine uzun uzun baktık, zamanın yok ediciliğine meydan okuyan bu kadim yerin görkemine hayran kaldık.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Atina’da bir tane bile yüksek apartman olmamasının sebebi de&nbsp;Akropolis’miş, herkes, baktığı her yerden görebilsin diye şehri bodur ağaçlar gibi belli bir boyda tutmuş, büyüyüp serpilmesine izin vermemişler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yunanistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Atina’yı başkent yapmaya karar verdiğinde burası nüfusu&nbsp;hepi&nbsp;topu on bin kişi olan küçücük bir şehirmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gerçi, o zaman da&nbsp;Akropolis&nbsp;var, ama bütün numarası işte o kadar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bazı rivayetlere göre, Atina’nın nüfusunun çoğu aslen Yunanlılardan değil, Osmanlı’nın buraya yerleştirdiği Arnavutlardan oluşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Atina’nın başkent olarak seçilmesinde rekabetin belirleyici bir etkisi var.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Atina küçük de olsa Solon demek, Sokrates demek,&nbsp;Sofokles&nbsp;demek; yani, hukuk da burada, felsefe&nbsp;de,&nbsp;tragedya da.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yunanistan’ın kurucu aklı, başkent olarak&nbsp;Sparta&nbsp;yerine Atina’yı seçerek gelecek ve toplum tahayyülünü de ilan etmiş oluyor diyebiliriz.&nbsp;Savaşçılıkla yoğrulmuş&nbsp;Sparta’nınhoyratlığında ne bu otel&nbsp;olurdu,&nbsp;ne bu teras ne de bu kokteyller.</span></strong></em></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">SPARTA’NIN HOYRATLIĞINDA NE BU OTEL&nbsp;OLURDU,&nbsp;NE BU TERAS</span></span></strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan, aynı dönemde, Atina’yla tarihi bir rekabet içinde bulunan&nbsp;Sparta&nbsp;var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sparta&nbsp;deyince, son kertede, savaş demiş oluyoruz;&nbsp;Spartasız&nbsp;savaş mümkündür ama savaşsız&nbsp;Sparta&nbsp;imkân dahilinde değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yunanistan’ın kurucu aklı, başkent olarak&nbsp;Sparta&nbsp;yerine Atina’yı seçerek gelecek ve toplum tahayyülünü de ilan etmiş oluyor diyebiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaşçılıkla yoğrulmuş&nbsp;Sparta’nın&nbsp;hoyratlığında ne bu otel&nbsp;olurdu,&nbsp;ne bu teras ne de bu kokteyller.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kadimle mükemmelin birleştiği bir yerdeyim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bu kusursuzluk da bazen ürkütücü oluyor, insan böyle anlarda büyük felaketlerin sırasını beklediğini hissediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güneş battığına, viski de bittiğine göre artık buradan kalkmamız, Atinalı bitirimler gibi kendimizi sokağa atmamız, “hayde&nbsp;bre!” diye bağırmaktan çekinmemiz,&nbsp;Plaka’nıntavernalarında birkaç kadeh uzo içip biraz&nbsp;cacıki, dolma, ahtapot, kalamar, midye yememiz, sonra biraz daha uzo içmemiz ve günün kusursuzluğunu içtiğimiz içkilerle seyreltmemiz lazım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa’nın en güzel otellerinden birinin büyüleyici terasını ancak salaş bir tavernanın dünyayı umursamaz bohemi dengeleyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mastroianni’nin&nbsp;hükmü burada bitti, benim bitirim hayatım başlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gece otele kostaklanarak dönerken ansızın bir&nbsp;s’agapo&nbsp;şarkısı tutturabilirim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kimse bana karışamaz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Dec 2024 08:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/avrupanin-en-guzel-terasindan-1734416098.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Liege’de Noel panayırları ve bir sergi</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/liegede-noel-panayirlari-ve-bir-sergi-9272</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/liegede-noel-panayirlari-ve-bir-sergi-9272</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Liege’e dair ilk izlenimlerim panayırların kurulduğu alanlara dair oldu. Küçük panayır Saint Paul Katedralinin yanında. Büyük olanıysa yürüyerek bir onbeş dakika uzakta, Piskopos Sarayının orada, Saint Lambert meydanında. Her ne kadar Belçika bir bira ülkesi olsa da panayırların ortak içkisi sıcak şarap.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">On küsur sene önce Brüksel’e gelmiş ve iki gece kalmıştım.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tam da o gün Brüksel’in meydanında bira festivali varmış.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Belçika birasıyla tanışmak için güzel bir tesadüftü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">O günlerden aklımda kalan da Brüksel’de bir cafede Türkçe konuştuğumuzu duyunca selam veren Zeki Bey diye bir adamdı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu Zeki Bey, politik sebeplerden ötürü Türkiye’den çıkmış ve buraya yerleşmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Leffe, Leffe’i açar” diyerek Belçika’nın en meşhur biralarından birini içmemi salık veren de oydu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Zeki Bey’in matrak bir tarafı da vardı, anlatmadan geçmeyeyim.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-12-09%20at%2017_48_56%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Zeki Bey’in soyadı Doğuştan’dı, mail adresini de soyad-ad olarak almıştı: “dogustanzeki”!</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çok kısa, belki bir saat kadar konuştuk sadece ama âlem bir adamdı, birkaç sene önce vefat ettiğini öğrendim.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Neyse, bugüne geleyim, Belçika’dayım ama bu kez Brüksel’de değil, Liege’de.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Brüksel’de tesadüfen bira festivaline denk gelmiştim ama burada beni Noel panayırının beklediğini biliyordum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Üstelik, bir değil iki panayır kuruluyormuş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dolayısıyla, Liege’e dair ilk izlenimlerim panayırların kurulduğu alanlara dair oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Küçük panayır Saint Paul Katedralinin yanında.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Büyük olanıysa yürüyerek bir onbeş dakika uzakta, Piskopos Sarayının orada, Saint Lambert meydanında.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Her ne kadar Belçika bir bira ülkesi olsa da panayırların ortak içkisi sıcak şarap.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Buna bazen sıcak rom ya da viski de eşlik ediyor, soğuk köpüklü biraların peşinden giden yok değilse de epey az.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Liege’in en görülesi yerlerinden biri olduğunu okuduğum La Boverie’de gerçeküstücü ressam Paul Delvaux’nun büyük bir sergisi açılmış. Delvaux’nun resimlerinde tren istasyonları, trenler, nü kadınlar ve iskeletler ciddi bir yer tutuyor.</strong></span></span></em></p>

<h2><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-12-09%20at%2017_48_56.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></h2>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>DELVAUX’NUN SERGİSİ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Panayırların insana bir yaşam sevinci aşıladığı ise şüphesiz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Liege’in en görülesi yerlerinden biri olduğunu okuduğum La Boverie’de gerçeküstücü ressam Paul Delvaux’nun büyük bir sergisi açılmış.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delvaux öncesinde tanıdığım bir ressam değildi, ama sergiyi gezdikten sonra tanıştığımıza memnun oldum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delvaux’nun hayli uzun ve üretken bir hayatı olmuş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">1994’te, 96 yaşında vefat etmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delvaux’nun resimlerinde tren istasyonları, trenler, nü kadınlar ve iskeletler ciddi bir yer tutuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İnsanlığın ancak ölüm karşısında eşit olabileceği fikrini iskeletlerle anlatmış.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delvaux’nun iskelet resimleri çarpıcıydı, güzeldi ama bence en etkileyici olanı tren istasyonlarıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Anne-Marie de Maertalaere, bilinen kısaltmasıyla Tam, adında bir kadına aşık olmuş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">33 yaşındayken Tam’le evlenmek istemiş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ailesi evlenmelerine izin vermeyince en meşhur tablolarından birinde Tam’i çizmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Fakat sevdanın karşısında kim durabilir?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">18 sene sonra, 1947’de, tesadüfen bir yerde karşılaşmışlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">1952’de evlenmiş, 1994’te Paul vefat edene kadar da birbirlerinden ayrılmamışlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delvaux, İkinci Dünya Savaşı’nda Belçika işgal edildiğinde köşesine çekilmiş, stüdyosunda resimler yapmış, işte ölümde eşitliği anlatan iskeletler bu dönemin eseri.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delvaux’yu çok etkileyen Rene Magritte, De Chirico, Gustavo De Smet ve Constant Permeke’nin resimlerinden ressamın öykündüğü birer örnek de bu sergide yer alıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Büyük panayırın hemen orada bulunan Au Point de Vue’nün Liege mutfağının en iyi örneklerini hazırladığını öğrenince bir akşam yemeğini orada yedim: Liege usulü tavşan ve dana böbreği.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Liege’in mimarisini ise sevmedim, düşündüğümden farklı bir şehir buldum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gene de, Delvaux ile tanışmak ve panayırda sıcak şarap içmek güzeldi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-12-09%20at%2017_48_55.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Dec 2024 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/liegede-noel-panayirlari-ve-bir-sergi-1733775844.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yunan resmi</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yunan-resmi-8946</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yunan-resmi-8946</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Fassianos’un tablolarının baskılarını ilkin Plaka’daki eskici dükkânlarında gördüm, sonra orijinallerini ve numaralı baskılarını Kolonaki’nin sanat galerinde gezdim, nihayet soluğu Alekos Fassianos Müzesinde aldım. Çividi mavi ve ateşli turuncu Fassianos resimlerinin egemen rengidir.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yunan resmi deyince akla ilk gelen isim El Greco diye bilinen <span style="background-color:white"><span style="color:#202122">Doménikos Theotokópoulos’tur</span></span> herhalde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ressamlıkta kullandığı isim doğrudan “Yunan” anlamına geliyorsa da Yunanlı bir ressam neden Yunan olduğunu vurgulamak istesin?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1541’de Venedik’te ait Girit adasında doğan El Greco, genellikle İspanyol ressamlarıyla birlikte anılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">El Greco, hayatının büyük bölümünü dışarıda geçirdi, Venedik’e gitti, Toledo’da, 1611 yılında öldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onun resimlerine baktığımızda Yunanistan aklımıza gelmez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne kadar Yunan’sa bir o kadar da Yunan değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Oysa, Alekos Fassianos’un tablolarına bakar bakmaz insanın zihninde Yunanistan çağrışımları olanca gücüyle belirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos’un tablolarının baskılarını ilkin Plaka’daki eskici dükkânlarında gördüm, sonra orijinallerini ve numaralı baskılarını Kolonaki’nin sanat galerinde gezdim, nihayet soluğu Alekos Fassianos Müzesinde aldım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yunan sanatı deyince gözümün önünde evvela resim değil de heykel belirir, Yunan heykeli deyince de geniş omuzlu, geniş çeneli, gür saçlı, adaleli adamları biliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos’un tablolarının çoğunun ortasında bu Yunan heykeline benzer bir adamla kadın yer alır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çividi mavi ve ateşli turuncu Fassianos resimlerinin egemen rengidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos Müzesi, yazarın ölümünden bir yıl sonra açılmış -2023.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Alekos Fassianos, gençliğinde konservatuara gitmiş, burada keman ve resim eğitimi almış, sonra litografi öğrenmek için bir bursla Paris’in yolunu tutmuş ve üç sene kalmış -1963.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">67’de Albaylar Cuntası iktidarı ele geçirince yeniden Paris’e gitmiş, burada Aragon’la yakın arkadaş olmuş, Paris’in entelektüel ortamında kendine ciddi bir yer edinmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ressamlığın yanısıra sahne tasarımcılığı, yazarlık, şairlik, seramikçilik, kostüm ve kitap kapağı tasarımcılığı, senaryo yazarlığı ve mimarlık da yapmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos’un çocukluğu müzenin bulunduğu bu binada geçmiş ama 70’lerin sonunda annesi o evi yıktırarak şimdiki dört katlı apartmanı inşa ettirmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Müzeden aldığım bilgi notunda yazdığına göre, çocukluk anılarının kaybolmasının Fassianos üzerinde travmatik bir etkisi olmuş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Atina’dayken seksen kadar Fassianos resmi gördüğümü tahmin ediyorum, hemen hepsini çok sevdim ama bazılarına özellikle bayıldığımı ifade etmeliyim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kolonaki’de, sadece tablolar alınıp satıldığı için eskiciden çok galeriyi andıran bir dükkânda yine elden düşme Fassianos ararken, dükkânın sahibi, onun sadece dekoratif resimler çizdiğini esas Yunan ressamının Vassilis Germenis olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böylece, Fassianos’tan sonra Germenis’in tablolarını da inceleme fırsatı buldum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O dükkânda birkaç tane orijinal Germenis vardı, manzara resimleri, dükkân sahibinin dediğine göre, Germenis’in aynı seriye ait başka tabloları Londra ve Paris’teki müzayedelerde kapış kapış satılıyormuş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Germenis, hayatının bir döneminde Etiyopya’ya giderek <span style="background-color:white"><span style="color:#410007">Haile Selassie’nin saray ressamı olarak görev yapmış ama ben o resimlerini görme fırsatı bulamadım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Fassianos’un bir özelliği de çok bariz şekilde kendisinden sonra gelen ressamları etkilemesi. Galerilerin birinde Fassianos’un tarzına çok benzese de “işte tam bir Fassianos!” demenin mümkün olmadığı tablolar gördüm, sorunca, her birinin başka Yunan ressamlarına ait olduğunu öğrendim.</strong></span></span></em></p>

<h2><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-11-22%20at%2019_11_11.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></h2>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#410007">FASSİANOS’UN BİR ÖZELLİĞİ DE KENDİSİNDEN SONRAKİLERİ ETKİLEMESİ</span></span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gene de, bana göre, tarzları çok farklı olsa da, Fassianos kadar parlak bir ressam değil Germenis.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos’un bir özelliği de çok bariz şekilde kendisinden sonra gelen ressamları etkilemesi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Galerilerin birinde Fassianos’un tarzına çok benzese de “işte tam bir Fassianos!” demenin mümkün olmadığı tablolar gördüm, sorunca, her birinin başka ve yine önemsiz sayılamayacak Yunan ressamlarına ait olduğunu öğrendim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos’un bu açıdan da Yunan resim sanatı tarihinde bir yeri olduğunu düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Görür görmez çarpılıp kaldığım, bambaşka bir ressam-heykeltıraştan da söz etmek istiyorum: Yannis Gaitis.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kolonaki’de sadece onun duvar heykellerinden ve resimlerinden oluşan bir sergiye denk geldim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gaitis’in yolu da Atina Güzel Sanatlar Akademisi’nden geçmiş, ilk sergisini, öğrenciyken, binbir riski söze alarak, Alman işgali sırasında açmış, 1954’te Paris’e gitmiş, ülkedeki karışıklıklar sona erince Atina’ya dönmüş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yannis Gaitis’in heykelleri alıştığımız Yunan heykeline hiç benzemiyor, hemen hepsinde sıra sıra figüratif adamlar yer alıyor, bambaşka ve çok çarpıcı bir tarz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk heykellerini bizzat boyamışken daha sonrakilerde baskı da kullanmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fassianos gibi Gaitis’i de çok sevdim.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Nov 2024 07:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/yunan-resmi-1732338220.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Herkül Millas’la Atina’da</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/herkul-millasla-atinada-8834</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/herkul-millasla-atinada-8834</guid>
                <description><![CDATA[Yunanistan’da Milli Mitoslar, biraz eşeleyince ezberlerin ne kadar kof olduğunu anlamamızı sağlıyor ama bir mitosun yanlış olduğunun gösterilmesi, hatta büsbütün palavra olduğunun ispat edilmesi bir şeyi değiştirmiyor, birçok zaman inananların kör inançlarına daha sıkı bağlanmasına bile yol açıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Herkül Millas’ın çıkacak yeni kitapları <em>Biz Bize mi Benzeriz?</em> <em>Yoksa Yunanlılara mı?</em> ile <em>Zamane Rumlar</em>’a dair de epey konuştuk.<strong> </strong>Seneye yolumuz yeniden Atina’ya düşerse, Herkül Millas’ın Dünya Şampiyonluğu ile birlikte yeni çıkan kitaplarını kutlarız belki.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şimdi size Herkül Millas’ın en büyük derdini anlatacağım, muhtemelen siz de benim gibi gülmekten katılacaksınız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">85 yaşındaki Millas’ın, her Atinalıda olmasını beklediğim ama neredeyse hiçbirinde göremediğim bilgelik ve yazarlık haricindeki özelliklerinden biri rekortmen bir atlet olmasıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geçenlerde idmana gitmiş, yüksek atlamada bir metrelik engeli ancak üçüncü seferde geçebilmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Skandalın boyutunu gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz bilemem ama yüksek atlamada bir metreyi ilk atlayışta geçememek nedir öyle?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üstelik gençliğin baharında…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Millas, bir metreyi geçemediği gün sporu bırakacakmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yeni çıkan kitabı <em>Yunanistan’da Milli Mitoslar</em>’ı imzalatmak için yanımda getirmiştim ama ben nereden bileyim Herkül Millas’ın derdinin ancak denizdeki kum sayısıyla ölçüşebileceğini.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yarışmalar bu yakınlarda başlıyormuş -galiba insan iki ayak üzerine çıktığından beri bu bölgede yarışıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hedef, Yunanistan değil çünkü kendi ülkesinde şampiyon olmak kolaymış, Avrupa ya da Dünya Şampiyonluğunu gözüne kestirmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sonra bir de diyor ki, “benim yaşım 85, ortalama insan ömrü; yani benim yaşımdakilerin yarısı bu dünyada değil, onlar doğal yollardan eleniyor…”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Devamı şöyle: “Eskiden on yaş bir kategoriydi, bu yaşta beşe düşüyor, yani baştan bir yarısı daha eleniyor. Diğer yarısının en az yarısı hasta olduğundan yarışamaz, kalan yarının yarısının sporla işi yok, kalanın en az yarısı da bu işleri ciddi bulmaz…”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Millas’ın hesabına göre ayakkabının bağcığını bağlayabilene kupa veriyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Normal olanın aslında kendisi olduğunu iddia etse de bu “normlar” nedense bize hiç uğramıyor, ben bir metreden atlasam insanların aklına en son gelecek şey kupa vermektir; ya ambulans çağırırlar ya imam.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Masanın üstüne bir iskemle koymuşlar, Millas da kanguruları imrendirecek şekilde üstünden sıçrayıvermiş.</strong><strong> </strong><strong>Ertesi gün, bisiklete ters binme iddiasına tutuşmuşlar, bu kez Millas’ı ters bindiği bisikletin üstünde turlarken görmüşler.</strong><strong> </strong><strong>Birkaç gün sonra, bir direk görmüş, demiş ki, “elimi arkadan bağlayın, ben bu direğin tepesine tırmanırım.”</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>MİLLAS’I TERS BİNDİĞİ BİSİKLETİN ÜSTÜNDE TURLARKEN GÖRMÜŞLER</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aliağa’da mühendislik yaparken bir gün arkadaşlarıyla iddiaya girmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Masanın üstüne bir iskemle koymuşlar, Millas da kanguruları imrendirecek şekilde üstünden sıçrayıvermiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ertesi gün, bisiklete ters binme iddiasına tutuşmuşlar, bu kez Millas’ı meydanda ters bindiği bisikletin üstünde turlarken görmüşler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birkaç gün sonra, bir direk görmüş, demiş ki, “elimi arkadan bağlayın, ben bu direğin tepesine tırmanırım.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yaptıklarını gören arkadaşlarından hiçbiri Millas’la iddiaya girmeye cesaret edememiş; oysa, pek tabii ki, o şekilde direğe tırmanması imkânsızmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öğrenilmiş çaresizlik mi demeli yoksa sürekli iddia kaybetmekten bezmişler mi, kesin bir şey söyleyemiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Atletizmi bir kenara bırakıp biraz “ciddi” meselelere eğilelim; edebiyat, siyaset ve tarih üçgenine girelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Millas, <em>Ali Mezarı</em>’nda Sait Faik’i Burgaz’da değil de Heybeli’de ikamet ettirir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Herkül Millas, sıkı bir Sait Faik hayranıymış, bütün öykülerini okumuş, hatta yanlış yazılan Rumca kelimeler için bir düzeltme sözlüğü hazırlamış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sait Faik’in öykülerinde yer verdiği Rumları bilinçli bir şekilde seçerek tepede din adamları, en altta balıkçılar olmak üzere bir sosyal piramit oluşturduğunu yine bu buluşmamızda öğrendim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><em>Mitoslar</em> kitabında ise Millas, Yunanistan’ın ezberlerini bozmaya koyuluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu sorgulayışın başında “gizli okul” mitosu geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Resmi tarihyazımına göre, Osmanlı egemenliği altında geçen üçyüz küsur yıl Turkokratia’dır; okul kitaplarında falan bahsi pek geçmez, her şeyi en kötüsü, zulmün en korkuncu hep bu dönemde geçmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Osmanlı egemenliği altındaki Yunanistan’da insanlar “gizli okullar” kurarak dillerini, dinlerini ve kültürlerini korumaya çalışmışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">1821’deki Mora İsyanı’na giden süreçte toplumun bilinçlenmesi bu okullar aracılığıyla sağlanmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelgelelim, Herkül Millas, basit bir soruya bu mitosu alaşağı etmekle kalmıyor, bunu bir efsaneye dönüştürüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gizli okullardan birinin açıldığı söylenen yerde, Osmanlı döneminde bir Rum okulu vardı ve hatta Patrik oradan çıkmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki, aynı yerde Patrik mezun eden bir Rum okulu varsa, gizli okullara neden ihtiyaç duyulsundu?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Millas’ın sorusuna dişe dokunur hiçbir cevap verilememiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><em>Yunanistan’da Milli Mitoslar</em>, biraz eşeleyince ezberlerin ne kadar kof olduğunu anlamamızı sağlıyor ama bir mitosun yanlış olduğunun gösterilmesi, hatta büsbütün palavra olduğunun ispat edilmesi bir şeyi değiştirmiyor, birçok zaman inananların kör inançlarına daha sıkı bağlanmasına bile yol açıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Flaubert’in “putlara dokunma, yaldızı elinde kalır” sözünü hatırlatırcasına, Herkül Millas, Yunanistan’ın milli mitoslarının başlıcalarını sorgulamaktan çekinmiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Derken kapı çaldı, kalamarlar, barbunlar, balıklar geldi; şarap da açıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yemeğin sonunda, Evi Millas, Nihan’ın çok sevdiği “portakal pidesini” de -portokalopita- sofraya çıkarmasın mı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Herkül Millas’ın çıkacak yeni kitapları <em>Biz Bize mi Benzeriz? Yoksa Yunanlılara mı?</em> ile <em>Zamane Rumlar</em>’a dair de epey konuştuk.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Seneye yolumuz yeniden Atina’ya düşerse, Herkül Millas’ın Dünya Şampiyonluğu ile birlikte yeni çıkan kitaplarını kutlarız belki.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bizi Nea Smyrna’dan Syntagma’ya götüren taksiye bindiğimizde, o yaşları görebilirsem şayet, Millas’ın derdiyle dertlenmek istediğimi geçiriyordum içimden.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gözüm öyle yükseklerde değil, yarım metreyi aşsam bana fazlasıyla yeter.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Nov 2024 07:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/herkul-millasla-atinada-1731912190.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Atina’da yapılacak en önemli iş</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/atinada-yapilacak-en-onemli-is-5665</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/atinada-yapilacak-en-onemli-is-5665</guid>
                <description><![CDATA[Atina’da yapılacak en önemli iş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Bu ilk gidişimde Atina’da çok kısa kaldım, zira sebeb-i ziyaretim ne kültür ne tarih ne mitoloji ne gastronomi ne iş ne de başka bir şeydi; uygun bir ortamda evlilik teklif edecektim. Dolayısıyla, Atina benim için başka bir anlam daha kazandı.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Ha bugün ha yarın, elbet bir gün gidilir falan derken Atina’ya gidişim hayli gecikti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Benim için seyyahlığı avukatlığından önde gelen Haluk İnanıcı, </span><i><span style="font-weight: 400;">Atina’yı Farklı Gezmek</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı kapsamlı kitabında bu şehri gerçekten farklı görmemizi sağlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Turistlerin görmeyeceği detayları fark edebilir, hikâyelerini öğrenebilirsiniz; bu da, sanırım, bir şehri sevmenin en önemli kıstaslarından biri.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu ilk gidişimde Atina’da çok kısa kaldım, zira sebeb-i ziyaretim ne kültür ne tarih ne mitoloji ne gastronomi ne iş ne de başka bir şeydi; uygun bir ortamda evlilik teklif edecektim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, Atina benim için başka bir anlam daha kazandı -İnanıcı alınmasın ama en farklı gezmek böyle olur.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir de, benim teklif Paskalya zamanına denk geldi mi, oh, çifte bayram.</span>

<span style="font-weight: 400;">Çal zilleri zangoç efendi, öttür düdüğü Yorgo, haydi bakalım Niko, çevirin kuzuları, başlasın şenlik, başlasın karnaval.</span>

<span style="font-weight: 400;">Atina’ya gelişimiz akşam uçuşuylaydı, oteli bulmak, yerleşmek falan derken geceyi ettik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bereket, bu siestacılar akşam yemeği saatinin de suyunu çıkarıyorlar, o sayede kendimize Plaka’da güzel bir lokanta bulduk.</span>

<span style="font-weight: 400;">Uzolu, mezeli, ahtapotlu bir yemek yedik ama cumartesiyi bekleyelim dedim; kızı kaçıracaklarmış gibi ayak basar basmaz yüzük verilmez ya.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şunu da anlatmadan geçmeyeyim; şimdi, gecenin bir saati Plaka’ya gidip açık bir lokanta bulalım diye yola koyulmamızla birlikte Paskalya törenine denk geldik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Askerler, papazlar, bilumum üniformalı ahali matem havasını vermek için alabildiğine ağır adımlarla yürüyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Matem tamam da, yüzlerce insan böyle ağır adımlarla yürüyünce "zombi geçidi" bir görüntü çıkıyor ortaya.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir de biz çok açız, lokantaların mutfakları kapanacak diye de endişe ediyoruz, tam hızlanacağız, önümüze üniformalı zombilerden bir grup geçiyor, biz de mecbur yavaşlıyor ve o matemin bir parçası oluyoruz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Neyse, bir punduna getirip biz yolumuza revan olduk da en azından seneye geçit törenine takılıp açlıktan telef olan iki turisti anmak zorunda kalmayacaklar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ertesi gün, Syntagma’dan Plaka’ya, oradan bitpazarına, sağlı sollu sokakları arşınlarken bir de ne göreyim!</span>
<blockquote><em><b>Cebinde yüzük, sırtında ceket olan insan aslında kokoreç gördüm diye sevinmemeli ama insanoğlu bazen anlaşılması zor bir mahluka dönüşür, ben de dedim ki, gel şurada bir kokoreç yiyelim.</b></em></blockquote>
<h2><b>GEL ŞURADA BİR KOKOREÇ YİYELİM</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">İki kuzuyu çeviriyorlar kömür ateşinde, bir de uzun, upuzun bir kokoreç takmışlar şişe, üçü birlikte dönüyor, kömüre damlayan yağları beyni ele geçiren kokularla bezenmiş bir duman olarak havaya karışıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Cebinde yüzük, sırtında ceket olan insan aslında kokoreç gördüm diye sevinmemeli ama insanoğlu bazen anlaşılması zor bir mahluka dönüşür, ben de dedim ki, gel şurada bir kokoreç yiyelim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Lakin bu kokoreçi Arnavutluk’tan biliyorum, daha doğrusu tahmin ediyorum, bunun içinde ciğer olur, o yüzden de ağır olur, Nihan bunu yemez.</span>

<span style="font-weight: 400;">Çarnaçar -yoksa isteyerek mi?- he dedi, bizi boş bir masaya buyur ettiler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bizim masa nerede, tam kuzuların dibinde, loca gibi yer mübarek.</span>

<span style="font-weight: 400;">Püfür püfür de "kömürde kuzu" kokuyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ben kokudan mestane bir porsiyon kokoreç ısmarladım ama bu mutluluğu tek başıma yaşamam gerektiğini de idrak ettim hemen: "Tek kişilik servis açın, ben bir şey yemeyeceğim."</span>

<span style="font-weight: 400;">Neyse, yapacak bir şey yok, hayat sürprizlerle dolu ve böyle bir kokoreç bulduğunda -cebinde tektaş değil Kaşıkçı Elması da olsa- yiyeceksin.</span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece, midem de bayram coşkusundan payına düşeni aldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dışarıda bayram, içimde bayram, cebimde bayram, daha ne olsun?</span>

<span style="font-weight: 400;">Birkaç hatıralık eşya aldıktan sonra otele yollandık, sonra, baktım beyaz elbisesini giydi, dedim, "hayde bre, vakit bu vakittir."</span>

<span style="font-weight: 400;">Döndük Plaka’ya, şık bir lokantaya oturduk, güzel bir masa, "dolmades", "Grek salat", "cacıki", mantar ve uzodan müteşekkil bir sofra kurduk.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonrası malum, yanağa doğru süzülen gözyaşları eşliğinde: "Evet!"</span>

<span style="font-weight: 400;">Gel de, Atina’yı sevme şimdi.</span>

<span style="font-weight: 400;">İster istemez Atina ile aramda -aramızda- kişisel bir bağ kuruldu artık.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gelmeden Atina’ya dair okuduklarım, gelince gördüklerimden daha fazlaydı, Atina’nın hakkını verdiğimi söyleyemem ama gördüğüm kadarı da bu şehri sevmeme yetti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Elbet bir daha düşer yolum Atina’ya, gezmesi de o güne kalsın.</span>

https://yeniarayis.com/bilgehanucak/selanik-ve-milliyetcilik/]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Jun 2024 04:15:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/yunanistan-yazilari-2.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Delft</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/delft-hollanda-yazilari-iv-5379</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/delft-hollanda-yazilari-iv-5379</guid>
                <description><![CDATA[Delft]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Vermeer'i Eski Kilise'ye defneden Delft, Willem'i de Yeni Kilise'ye defnetmiş.</b></span>

<span style="font-size: 18px;"><b>Aynı dönemde, VOC -ticaret-, Vermeer -sanat- ve Willem -siyaset- deyince Delft’in ne kadar önemli bir merkez olduğu daha iyi anlaşılıyor sanırım.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Katolik İspanya’ya karşı Protestanların ayaklanmasını başlatan Hollanda’nın milli kahramanı Orange’lı -Sessiz- Willem, aslında Almanya’da doğdu, hayatının büyük bölümünü Hollanda dışında geçirdi ve genellikle Fransızca konuşurdu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tarihin tabancalı ilk suikastına uğrayan lideri de o oldu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Üstelik burada, Delft’te, Prisenhof’taki evinde.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tarih, 10 Temmuz 1584.</span>
<blockquote><em><b>Bir süre önce, Willem, maiyetindeki Balthasar adlı bir adama -Katolik- kıyafet alması için para vermiş. Balthasar, aldığı bu kıyafetlerin arasına bir tabanca saklamış. Bir kolonun arkasında saklanıp Willem’in yemeğini bitirmesini beklemiş. Willem odadan çıkınca çekmiş silahını, hem göğsünden hem de midesinden vurmuş.</b></em></blockquote>
<img class="alignnone wp-image-115395 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/06/Delft.png" alt="Delft" width="1600" height="900" />
<h2><b>TARİHİN TABANCALI İLK SUİKASTINA UĞRAYAN LİDER</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Willemler ailece mutat öğle yemeklerinden birini yemişler. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bir süre önce, Willem, maiyetindeki Balthasar adlı bir adama -Katolik- kıyafet alması için para vermiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Balthasar, aldığı bu kıyafetlerin arasına bir tabanca saklamış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabancayı da yine Willem’in adamlarından birinden satın almış çünkü Balthasar’ı kendilerinden sandıkları için güveniyorlarmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir kolonun arkasında saklanıp Willem’in yemeğini bitirmesini beklemiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Willem odadan çıkınca çekmiş silahını, hem göğsünden hem de midesinden vurmuş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabii hemen kaçmaya çalışmış ama nafile, yakalanmış, sonrası hayli sevimsiz işkenceler…</span>

<span style="font-weight: 400;">Ateşte çıplak bırakmışlar, asmışlar, sopayla kemiklerini kırmışlar, başından aşağıya kızgın yağ dökmüşler, kızgın demirlerle şişlemişler, yanık yerlerine tuz basmışlar, yetmemiş bir de hadım etmişler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Vermeer’i Eski Kilise’ye defneden Delft, Willem’i de Yeni Kilise’ye defnetmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Aynı dönemde, VOC -ticaret-, Vermeer -sanat- ve Willem -siyaset- deyince Delft’in ne kadar önemli bir merkez olduğu daha iyi anlaşılıyor sanırım.</span>

<span style="font-weight: 400;">Prisenhof’ta Willem’in hayatından kesitler haricinde “Delft porseleni” sergisi vardı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Geçen yazıda referans verdiğim </span><i><span style="font-weight: 400;">Vermeer’in Şapkası</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı kitabında, Timothy Brook, VOC’unDoğu seferlerinin Avrupa’da nasıl bir heyecan yarattığını ve mavi-beyaz Çin porseleninin Avrupa modasını nasıl ele geçirdiği etraflıca anlatır.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bugün bile “Delft porseleni” diye hemen her yerde satılan bir tür var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Üretim açısından Çin’den gelenlerden daha farklı olan Delft porseleni, zaman içinde Çin’deki orijinallerinin yerini bile almış, tercih edilir olmuş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Prisenhof’taki sergide, nadir görülen siyah porselen de yer alıyordu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yine Prisenhof’taki odaların birinde “Delft ustaları” adında bir resim sergisi açılmıştı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu sergide, Gerard Houckgeest, Willem van Aelst, Pieter de Hooch gibi adını hiç duymadığım Delftli ressamların eserleri sergileniyordu.</span>
<blockquote><em><b>Altın Çağ’a hep resim sanatı açısından baksak da Delft’in meydanındaki bir heykel, Hollanda’nın bu çağda sanat kadar bilimde de öne çıktığını gösteriyor. "Uluslararası hukukun" kurucusu kabul edilen Hugo Grotius da 1583’te Delft’te doğmuş -16. yüzyıl sonunun ne kadar bereketli geçtiğine bir örnek daha.</b></em></blockquote>
<img class="alignnone wp-image-115402 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/06/Delft-1.png" alt="Delft - 1" width="1600" height="900" />
<h2><b>DELFT MEYDANINDA BİR HEYKEL</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Prisenhof’tan çıkıp Eski Kilise’yi geçerek meydana gidelim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Altın Çağ’a hep resim sanatı açısından baksak da Delft’in meydanındaki bir heykel, Hollanda’nın bu çağda sanat kadar bilimde de öne çıktığını gösteriyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">“Uluslararası hukukun” kurucusu kabul edilen Hugo Grotius da 1583’te Delft’te doğmuş -16. yüzyıl sonunun ne kadar bereketli geçtiğine bir örnek daha.</span>

<span style="font-weight: 400;">Meydan, birbirinden güzel mimariye sahip binalarla adeta süslenmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Benim geldiğim gün Prisenhof’tan meydana kadar bit pazarı kurulmuştu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tezgâhlar doluydu ama ben alacak bir şey bulamadım. </span>

<span style="font-weight: 400;">Eğer buradan Vermeer’in Delft Manzarası’nı çizdiği noktaya doğru yürürsek kanalların birinin yanında bir başka ressamın müzeye çevrilmiş evinin önünden geçeriz: Paul Tetar van Elven.</span>

<span style="font-weight: 400;">Van Elven, Altın Çağ’ın bir ressamı değil, doğumu 1823.</span>

<span style="font-weight: 400;">1896’daki vefatından önce evinin müzeye dönüştürülmesini vasiyet etmiş, eşi de bu isteği yerine getirmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">1920’lerde müzeye çevrilen ev hâlâ müze olarak kullanılıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Üç katlı bu ev görmeye değer çünkü Van Elven ressamlıktan kazanamadığı serveti demiryoluna yatırım yaparak elde edince koleksiyona epey bir bütçe ayırabilmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kadın kostümleri toplamış, Delft ve Çin porselenleri almış, antika mobilyalara da merakı varmış…</span>

<span style="font-weight: 400;">Van Elven, özgün bir ressam olmak yerine daha çok beğendiği ressamlarının çeşitli tablolarını kopyalayıp satmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">O yüzden evinde kendi yaptığı bir Raphael ve Rembrandt da var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bunca yürüyüşten sonra artık acıkmış olmalıyız.</span>

<span style="font-weight: 400;">Van Elven’in evine çok yakın Loetje adlı bir et lokantasına gidebiliriz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Adeta sosun içinde bir ada şeklinde yükselen çok lezzetli bir biftekten de söyledik mi, değmeyin keyfimize.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Jun 2024 04:40:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/hollanda-yazilari-4.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vermeer’in şehri Delft’te</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/vermeerin-sehri-delfte-hollanda-yazilari-iii-5285</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/vermeerin-sehri-delfte-hollanda-yazilari-iii-5285</guid>
                <description><![CDATA[Vermeer’in şehri Delft’te]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Vermeer</b><b>’</b><b>in </b><b>“</b><b>Delft Manzaras</b><b>ı” </b><b>tablosunda g</b><b>ö</b><b>r</b><b>ü</b><b>len yerlerden biri VOC</b><b>’</b><b>un Delft</b><b>’</b><b>teki </b><b>ş</b><b>ube binas</b><b>ı</b><b>yd</b><b>ı </b><b>-Brook, kitab</b><b>ı</b><b>nda, o g</b><b>ü</b><b>n</b><b>ü</b><b>n ticaretini ve kentin yap</b><b>ı</b><b>s</b><b>ı</b><b>n</b><b>ı </b><b>etrafl</b><b>ı</b><b>ca anlat</b><b>ı</b><b>r.</b></span>

<span style="font-size: 18px;"><b>Ş</b><b>imdi Delft</b><b>’</b><b>te, ayn</b><b>ı </b><b>yerden </b><b>ş</b><b>ehre bakmak m</b><b>ü</b><b>mk</b><b>ü</b><b>n, ben de bakt</b><b>ı</b><b>m, ama ge</b><b>ç</b><b>irdi</b><b>ğ</b><b>i yang</b><b>ı</b><b>nlar Delft</b><b>’</b><b>i epey de</b><b>ğ</b><b>i</b><b>ş</b><b>tirmi</b><b>ş</b><b>. E</b><b>ğ</b><b>er Vermeer</b><b>’</b><b>in tabloyu yapt</b><b>ığı </b><b>nokta tespit edilmemi</b><b>ş </b><b>olsayd</b><b>ı</b><b>, muhtemelen oray</b><b>ı </b><b>bulamazd</b><b>ı</b><b>m.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Onyedinci y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zy</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">lar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda d</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nyan</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n s</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">per g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">ü </span><span style="font-weight: 400;">haline gelen Hollanda, deniz ticaretine hakim olarak bir anda b</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">k servet edindi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda Alt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">a</span><span style="font-weight: 400;">ğı </span><span style="font-weight: 400;">olarak an</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lan bu d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nemin en g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zel </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">rnekleri ise resim sanat</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r: Rembrandt, Vermeer, Hals, Steen, Ruisdael ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ta olmak </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zere </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok say</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">da ressam k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">sa bir s</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">rede ciddi bir </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">retim yapt</span><span style="font-weight: 400;">ı…</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda i</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">in </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Alt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">a</span><span style="font-weight: 400;">ğ” İ</span><span style="font-weight: 400;">spanyollarla sava</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">na hemen ard</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ndan ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">lad</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">in -bu ayn</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">zamanda bir Katolik-Protestan sava</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">yd</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">- sanat</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">da d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">üş</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">rme g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ne sahipti.</span>

<span style="font-weight: 400;">O zamanlar d</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nyan</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n en </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nemli ticaret merkezlerinden biri olan liman kenti Antwerp, 1585</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te </span><span style="font-weight: 400;">İ</span><span style="font-weight: 400;">spanyollar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n eline ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ince Protestanlar </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">areyi kuzeye ka</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">makta buldular.</span>

<span style="font-weight: 400;">B</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ylece, Amsterdam ve </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">evresi, </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok az bir zaman dilimi i</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">inde hatırı sayılır bir n</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">fusa ula</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">arak </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">zg</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r bir sanat merkezi haline geldi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir fark</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n alt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı ç</span><span style="font-weight: 400;">izeyim, Katolik </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">lkelerde sanat</span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">lara en </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok i</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">veren kurum Kilise</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">dir.</span>

<span style="font-weight: 400;">İş</span><span style="font-weight: 400;">te </span><span style="font-weight: 400;">İ</span><span style="font-weight: 400;">talyan ressamlar</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">dedi</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">imizde akl</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">za gelen kim varsa bir mabedin duvarlar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda resimlerini g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">z ama Protestanl</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">n a</span><span style="font-weight: 400;">ğı</span><span style="font-weight: 400;">r bast</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">-Kuzey- Hollanda</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Kilise</span><span style="font-weight: 400;">”</span><span style="font-weight: 400;">nin yerini </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">T</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ccar</span><span style="font-weight: 400;">” </span><span style="font-weight: 400;">al</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r.</span>
<blockquote><em><b>Hollanda resminde portrecilik ciddi bir yer tutar mesela, Rembrandt, Hals ve di</b><b>ğ</b><b>er d</b><b>ö</b><b>nem ressamlar</b><b>ı ç</b><b>ok say</b><b>ı</b><b>da portre yapm</b><b>ış</b><b>lard</b><b>ı</b><b>r ama Vermeer gibi bir ressama bakt</b><b>ığı</b><b>m</b><b>ı</b><b>zda onun neredeyse hi</b><b>ç </b><b>dini resim yapmad</b><b>ığı</b><b>n</b><b>ı </b><b>g</b><b>ö</b><b>r</b><b>ü</b><b>r</b><b>ü</b><b>z.</b></em></blockquote>
<h2><img class="alignnone size-full wp-image-115172" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/06/Vermeerin-sehri-Delftte-Hollanda-Yazilari-III-1.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" /></h2>
<h2><b>VERMEER</b><b>’İ</b><b>N NEREDEYSE H</b><b>İÇ </b><b>D</b><b>İ</b><b>N</b><b>İ </b><b>RES</b><b>İ</b><b>M YAPMADI</b><b>Ğ</b><b>INI G</b><b>Ö</b><b>R</b><b>Ü</b><b>R</b><b>Ü</b><b>Z</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Bu ayr</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">m, ressamlar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n tablolar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda da kendini g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">sterir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda resminde portrecilik ciddi bir yer tutar mesela, Rembrandt, Hals ve di</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">er d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nem ressamlar</span><span style="font-weight: 400;">ı ç</span><span style="font-weight: 400;">ok say</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">da portre yapm</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">lard</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r.</span>

<span style="font-weight: 400;">Vermeer gibi bir ressama bakt</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">zda da onun neredeyse hi</span><span style="font-weight: 400;">ç </span><span style="font-weight: 400;">dini resim yapmad</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">z.</span>

<span style="font-weight: 400;">Portrelerini yapt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ran insanlar ticaret sayesinde zengin olan burjuvaziydi ama bu paran</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n kayna</span><span style="font-weight: 400;">ğı </span><span style="font-weight: 400;">ho</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">ve makbul say</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lamayacak k</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">le ticareti vb i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">leri de kaps</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yordu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">larda k</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">le ticaretine izin vermese de k</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">resel ticarette Portekiz</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in gerisine d</span><span style="font-weight: 400;">üş</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">üğü</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ü </span><span style="font-weight: 400;">g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ren Hollandal</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lar, bir noktada k</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">ilkeye tercih edince ticaretin bu </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">sekt</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ne</span><span style="font-weight: 400;">” </span><span style="font-weight: 400;">de el atm</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">lar ve ticaretteki h</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nerlerini bu alanda da g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">stermi</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda, </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">zellikle Gana</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n Portekiz</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den al</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nmas</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">sonras</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Avrupa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n k</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">le </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ss</span><span style="font-weight: 400;">ü” </span><span style="font-weight: 400;">haline gelmi</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Denizlere hakim olmak demek, s</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">rgelere sahip olmak demektir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Surinam</span><span style="font-weight: 400;">’ı</span><span style="font-weight: 400;">n s</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">rgele</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">tirilmesi de bu d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">neme denk d</span><span style="font-weight: 400;">üş</span><span style="font-weight: 400;">er -bu k</span><span style="font-weight: 400;">üçü</span><span style="font-weight: 400;">k yerin c</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ssesinden b</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">k </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nemi, Avrupa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">eker ihtiyac</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">kar</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">layabilecek bir potansiyel ta</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">mas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ndan geliyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">B</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ylece, Hollanda</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nden g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ne zenginle</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">tiren deniz ticaretinin rotas</span><span style="font-weight: 400;">ı ç</span><span style="font-weight: 400;">izilmi</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">: Bilumum sanayi </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ü </span><span style="font-weight: 400;">Avrupa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">dan Afrika</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ya gidecek, Afrika</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">dan insanlar k</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">le edilip Brezilya ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ta olmak </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zere Amerika k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">tas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">na ta</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">nacak, k</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">lelerin </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">retti</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i de</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">erli </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nler de oradan Avrupa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ya gelecek.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ayn</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">zamanda do</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">u ticaretini y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ten VOC </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">irketi de Endonezya ve </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">in</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e gidip </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok k</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">rl</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">anla</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">malar sonucunda baharat ve porselen getirecek.</span>

<span style="font-weight: 400;">B</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n bu nakliye i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">lerinde ise ba</span><span style="font-weight: 400;">şı </span><span style="font-weight: 400;">Hollandal</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lar </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ekecek.</span>

<span style="font-weight: 400;">Denizlere b</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ylesine hakim olan bir ulusun b</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">k k</span><span style="font-weight: 400;">âş</span><span style="font-weight: 400;">ifler </span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">karmas</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">da tesad</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">f de</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">il.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ta Avustralya a</span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">klar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">na kadar giden Abel Tasman</span><span style="font-weight: 400;">’ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">kt</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">kara par</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">as</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">bug</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n h</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">â </span><span style="font-weight: 400;">kendi ad</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yla an</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yor: Tasmania -Tazmanya.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tasman</span><span style="font-weight: 400;">’ı</span><span style="font-weight: 400;">n ula</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">bir ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ka yeri biz bug</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n Yeni Zelanda ad</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yla biliyoruz, Hollanda</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Zeeland</span><span style="font-weight: 400;">” </span><span style="font-weight: 400;">b</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">lgesinden geldi</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i i</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">in bu adla an</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollandal</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n ele ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">irdikleri yerlere kentlerinin ad</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı “</span><span style="font-weight: 400;">Yeni </span><span style="font-weight: 400;">…” </span><span style="font-weight: 400;">diye ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">latarak vermeleri bilinen bir </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">eydir, mesela, </span><span style="font-weight: 400;">İ</span><span style="font-weight: 400;">ngilizlere sat</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lmadan </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nce New York</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un ilk ad</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">da New Amsterdam</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">d</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">New York</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un mahallelerinde de Hollanda etkisi devam etmektedir: Brooklyn-Breukelen; Harlem, Haarlem, Wall Street-De Waal Straat.</span>

<span style="font-weight: 400;">Mauritus</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un ad</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">Prens Maurits</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ten gelirken, u</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ak kazas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yla me</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">hur Hudson nehrine ilk giren de Hollandal</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">kaptan Henry Hudson</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">d</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ke</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">iflerle -dolay</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">s</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yla, y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ksek k</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">rlarla- dolu d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nem </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Hollanda Alt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">a</span><span style="font-weight: 400;">ğı”</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n ba</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">lamas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">sa</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">lad</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Biz gene resme, Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e ve Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nelim diyece</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">im ama Timothy Brook</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un harikulade kitab</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">s Hat</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te -Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in </span><span style="font-weight: 400;">Ş</span><span style="font-weight: 400;">apkas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">- g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">sterdi</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i bir </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">eyi aktarmazsam resim ile ticaret aras</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ndaki ba</span><span style="font-weight: 400;">ğ </span><span style="font-weight: 400;">eksik kal</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r.</span>

<span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">I</span><span style="font-weight: 400;">şığı</span><span style="font-weight: 400;">n ustas</span><span style="font-weight: 400;">ı” </span><span style="font-weight: 400;">diye bilinen Vermeer, Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te ya</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ad</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, resimlerini burada yapt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, burada </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ld</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Neredeyse resimlerinin tamam</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">ç </span><span style="font-weight: 400;">mek</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">ndad</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r, </span><span style="font-weight: 400;">ışı</span><span style="font-weight: 400;">k genelde soldan gelir, enstr</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">man ya da kadeh gibi benzer motifleri s</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">rekli kullan</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama Brook, Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in resmetti</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i baz</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">objelerin Avrupa k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">tas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda ilk defa g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ld</span><span style="font-weight: 400;">üğü</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ü </span><span style="font-weight: 400;">ve kullan</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ld</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">yaz</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Mesela, kunduz k</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">rk</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nden devasa </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">apkalar ya da mavi-beyaz </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">in porselenleri.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu da bize, Hollanda Alt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">a</span><span style="font-weight: 400;">ğı’</span><span style="font-weight: 400;">nda sanatla ticaretin nas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l ayr</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lamaz </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ekilde i</span><span style="font-weight: 400;">ç </span><span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">e ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">mi</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">oldu</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">unu g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">sterir.</span>

<span style="font-weight: 400;">VOC</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un etkili </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ubelerinden biri Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">teydi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gemilerin bir b</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ü </span><span style="font-weight: 400;">yolda telef olsa da d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nebilenler </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ksek k</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">rlar getiriyordu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Delft de bu ticaretin </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nde gelen merkezlerinden biriydi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Delft Manzaras</span><span style="font-weight: 400;">ı” </span><span style="font-weight: 400;">tablosunda g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">r</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">len yerlerden biri VOC</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">teki </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ube binas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yd</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">-Brook, kitab</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda, o g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n ticaretini ve kentin yap</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">s</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">etrafl</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ca anlat</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ş</span><span style="font-weight: 400;">imdi Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te ayn</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">yerden </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ehre bakmak m</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">mk</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">n, ben de bakt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">m, ama ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">irdi</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i yang</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nlar Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">i epey de</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">tirmi</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">E</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">er Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in tabloyu yapt</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">nokta tespit edilmemi</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">olsayd</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, muhtemelen oray</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">bulamazd</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">m.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sokaklar ve meydan belki ayn</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">d</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r ama Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">inden bug</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ne </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ey kalmam</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Onyedinci y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zy</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n son </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">eyre</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">ine girerken y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zy</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l ba</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">ndaki g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">rkemli g</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nler geride kalm</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">; Fransa ve </span><span style="font-weight: 400;">İ</span><span style="font-weight: 400;">ngiltere ile sava</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">a giren Hollanda i</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">in 1672 tarihi bir </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">facia y</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">ı” </span><span style="font-weight: 400;">olarak kayda ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">mi</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">.</span>
<blockquote><em><b>Hayat</b><b>ı</b><b>n</b><b>ı</b><b>n sonlar</b><b>ı</b><b>nda Vermeer</b><b>’</b><b>in epey maddi s</b><b>ı</b><b>k</b><b>ı</b><b>nt</b><b>ı ç</b><b>ekti</b><b>ğ</b><b>i biliniyor. Bu d</b><b>ö</b><b>nemde, baz</b><b>ı </b><b>ufak tefek bor</b><b>ç</b><b>lar</b><b>ı</b><b>n</b><b>ı </b><b>birka</b><b>ç </b><b>resim vererek </b><b>ö</b><b>demeye </b><b>ç</b><b>al</b><b>ışı</b><b>r. 1675</b><b>’</b><b>te, bir</b><b>ç</b><b>ok ara</b><b>ş</b><b>t</b><b>ı</b><b>rmac</b><b>ı</b><b>ya g</b><b>ö</b><b>re ge</b><b>ç</b><b>mek bilmez ekonomik s</b><b>ı</b><b>k</b><b>ı</b><b>nt</b><b>ı</b><b>lar</b><b>ı</b><b>n</b><b>ı</b><b>n kendisine ve kalabal</b><b>ı</b><b>k ailesine -on k</b><b>ü</b><b>sur </b><b>ç</b><b>ocu</b><b>ğ</b><b>u vard</b><b>ı</b><b>- getirdi</b><b>ğ</b><b>i s</b><b>ı</b><b>k</b><b>ı</b><b>nt</b><b>ı</b><b>lar y</b><b>ü</b><b>z</b><b>ü</b><b>nden k</b><b>ı</b><b>rk </b><b>üç </b><b>ya</b><b>şı</b><b>nda vefat etti.</b></em></blockquote>
<h2><img class="alignnone size-full wp-image-115173" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/06/Vermeerin-sehri-Delftte-Hollanda-Yazilari-III-2.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" /></h2>
<h2><b>VERMEER, HAYATININ SONLARINDA EPEY MADD</b><b>İ </b><b>SIKINTI </b><b>Ç</b><b>EKT</b><b>İ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Sava</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">, d</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zensizlik demek; d</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zenin olmad</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">yerde ticaretin durmas</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">ka</span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lmazd</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">r ve para ak</span><span style="font-weight: 400;">ışı </span><span style="font-weight: 400;">yava</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">lad</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">nda sanata ra</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">bet kesilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hayat</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n sonlar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nda Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in epey maddi s</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nt</span><span style="font-weight: 400;">ı ç</span><span style="font-weight: 400;">ekti</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i biliniyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nemde, baz</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">ufak tefek bor</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">lar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">birka</span><span style="font-weight: 400;">ç </span><span style="font-weight: 400;">resim vererek </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">demeye </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">al</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">1675</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te, bir</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok ara</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">rmac</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ya g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">re ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">mek bilmez ekonomik s</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n kendisine ve kalabal</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">k ailesine -on k</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">sur </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ocu</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">u vard</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">- getirdi</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">i s</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">lar y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">z</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">nden k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">rk</span><span style="font-weight: 400;">üç </span><span style="font-weight: 400;">ya</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">nda vefat etti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Naa</span><span style="font-weight: 400;">şı </span><span style="font-weight: 400;">Eski Kilise</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ye g</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">ld</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in do</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">du</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">u evin yeri de biliniyor; tam meydanda, Vermeer Merkezi</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ne </span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">kan sokakta k</span><span style="font-weight: 400;">öş</span><span style="font-weight: 400;">eba</span><span style="font-weight: 400;">şı</span><span style="font-weight: 400;">ndaki ev.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu </span><span style="font-weight: 400;">üç </span><span style="font-weight: 400;">katl</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">merkezde Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e dair </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok </span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">ey bulabiliyorsunuz.</span>

<span style="font-weight: 400;">En </span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">st katta, Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in yapm</span><span style="font-weight: 400;">ış </span><span style="font-weight: 400;">oldu</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">u otuzyedi tablonun bire bir kopyalar</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">ve detayl</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">anlat</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">mlar</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">yer al</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu tablolar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n birka</span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n onun elinden </span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">p </span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">kmad</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">konusunda h</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">l</span><span style="font-weight: 400;">â </span><span style="font-weight: 400;">baz</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">tart</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">malar var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabii Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in yap</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">p yapmad</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">ndan emin olamad</span><span style="font-weight: 400;">ığı</span><span style="font-weight: 400;">m</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">z </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Vermeer tablolar</span><span style="font-weight: 400;">ı” </span><span style="font-weight: 400;">deyince, tarihin en b</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">k sahtek</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">rlar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ndan -bu kelimeyi iki anlam</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">yla da kabul edebiliriz- Hollandal</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">ressam Han Van Meegeren</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den de s</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">z etmemiz gerekir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Van Meegeren, Alt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">a</span><span style="font-weight: 400;">ğ </span><span style="font-weight: 400;">ressamlar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">na ama </span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">zellikle de Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e hayrand</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Pek </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok sahte tablo yapt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, bunlar</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">orijinalmi</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">gibi satt</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, k</span><span style="font-weight: 400;">üçü</span><span style="font-weight: 400;">k </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">apl</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">bir servet edindi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama bu sahtek</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">rl</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">onu resim tarihinin unutulmazlar</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">aras</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">na girmesine yetti </span><span style="font-weight: 400;">çü</span><span style="font-weight: 400;">nk</span><span style="font-weight: 400;">ü </span><span style="font-weight: 400;">kendi yapt</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">Vermeer tablolar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ndan birini Nazi Almanyas</span><span style="font-weight: 400;">ı’</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n iki numaras</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">Hermann G</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ring</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e satm</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">G</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ring</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e tablo satacak kadar yak</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n olmak ona i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">gal s</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">resince bir koruma sa</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">lam</span><span style="font-weight: 400;">ış</span><span style="font-weight: 400;">t</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, ama i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">galden sonra, G</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ring</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">i kaz</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">klam</span><span style="font-weight: 400;">ış </span><span style="font-weight: 400;">olmas</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, ona daha da b</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">k bir </span><span style="font-weight: 400;">şö</span><span style="font-weight: 400;">hret kazand</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">rd</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda h</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">k</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">meti k</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">lt</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">r varl</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">klar</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı </span><span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">galcilere satmak ve i</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">birlik</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ilikten tutuklasa da hakikat ortaya </span><span style="font-weight: 400;">çı</span><span style="font-weight: 400;">k</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">nca Van Meegeren, Hollanda resminin son d</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">nemdeki en bilinen isimlerinden biri haline geldi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ne yaz</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">k ki, Vermeer</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in az say</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">daki tablosunun hi</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">biri Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te de</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">il.</span>

<span style="font-weight: 400;">En yak</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">n</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">, Den Haag</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki Mauritshuis m</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">zesinde sergilenen </span><span style="font-weight: 400;">“İ</span><span style="font-weight: 400;">nci K</span><span style="font-weight: 400;">ü</span><span style="font-weight: 400;">peli K</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">z</span><span style="font-weight: 400;">”</span><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">O resimde kulland</span><span style="font-weight: 400;">ığı </span><span style="font-weight: 400;">mavi, </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Vermeer mavisi</span><span style="font-weight: 400;">” </span><span style="font-weight: 400;">olarak ge</span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">iyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Delft</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">te </span><span style="font-weight: 400;">ç</span><span style="font-weight: 400;">ok konu</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">tuk ama gezebildi</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">imiz pek s</span><span style="font-weight: 400;">ö</span><span style="font-weight: 400;">ylenemez.</span>

<span style="font-weight: 400;">Onu da bir sonraki yaz</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">ya b</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">rakay</span><span style="font-weight: 400;">ı</span><span style="font-weight: 400;">m.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Jun 2024 04:40:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/hollanda-yazilari-3.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rotterdam’da</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/rotterdamda-hollanda-yazilari-ii-5225</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/rotterdamda-hollanda-yazilari-ii-5225</guid>
                <description><![CDATA[Rotterdam’da]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Rotterdam, Hollanda’nın en büyük ikinci şehri olmasına rağmen, insanın kendini Hollanda’da hissetmemesini sağlayan tuhaf, modern ve sevimsiz bir kent. Tabii ki bu sevimsizliğin bazı objektif sebepleri var ve Rotterdamlıların bunda bir kabahati olduğunu iddia etmek de çok güç. Göring’in Luftwaffe’si, İkinci Dünya Savaşı’nda Rotterdam’ı dümdüz etmiş.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Rotterdam'la Delft arasında yer alan Pijnacker diye bir bölgede kalıyorum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Delft, Vermeer’den ötürü benim Hollanda’da görmeyi en çok istediğim yerlerden biriydi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama Vermeer’in kasabasını bir sonraki yazıya bırakıp şimdi sadece Rotterdam’a dair izlenimlerimi aktarmak istiyorum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Benim bir yere “tipik Hollanda şehri” diyebilmem için her şeyden önce o yerin suyla ciddi bir mesaisi olmalı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kanallar olmalı mesela, onlarca köprü, süslü cepheleriyle sıralanmış evler…</span>

<span style="font-weight: 400;">Benim Hollanda’dan anladığım böyle bir şey.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gelgelelim, Rotterdam, Hollanda’nın en büyük ikinci şehri olmasına rağmen, insanın kendini Hollanda’da hissetmemesini sağlayan tuhaf, modern ve sevimsiz bir kent.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabii ki bu sevimsizliğin bazı objektif sebepleri var ve Rotterdamlıların bunda bir kabahati olduğunu iddia etmek de çok güç.</span>

<span style="font-weight: 400;">Göring’in Luftwaffe’si, İkinci Dünya Savaşı’nda Rotterdam’ı dümdüz etmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Nasıl olduysa bombanın düşmediği Belediye Binası -Stadhuis- haricinde her şey yıkılmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Nazi Almanyası, Hollanda’yı hap gibi yutmadan önce, ertesi gün saat 15.00’e kadar teslim olma çağrısı yapmış, aksi takdirde hava kuvvetlerinin Rotterdam’ı yerle bir edeceği ilan edilmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">13 Mayıs 1940 tarihinde, gerekirse şehri yıkabileceklerine yönelik talimat verilmiş pilotlara. </span>

<span style="font-weight: 400;">Hollandalılar, epey bir tartışmanın ardından Nazilerin teklifini çaresizce kabul ettiklerini, teslim olduklarını bildirmişler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Fakat tartışmayı biraz uzun tutmuşlar ve Alman yetkililere teslim olduklarını bildirdiklerinde uçakların havalanmasına sadece birkaç dakika varmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Haber, radyolardan pilotlara geçilmiş ama hepsine ulaşmamış.</span>
<blockquote><em><b>Rotterdamlılar, teslim olduklarına dair bilginin pilotlardan bazılarına ulaşmadığından habersizmiş. Göğü karartan Luftwaffe filosundaki pilotlardan birkaçı Rotterdam’ın üstüne ilk bombaları attığında, arkadan gelenler de teslim olma haberinin değiştiğini düşünerek Antwerp için yükledikleri bombaları Rotterdam’dan geçerken serbest bırakmışlar. Sonrası, bir şehrin adeta yok oluşu.</b></em></blockquote>
<h2><b>BİR ŞEHRİN ADETA YOK OLUŞU</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Pilotlara, eğer kırmızı işaretleri görürlerse Rotterdam’ı değil Antwerp’ü bombalamaları söylenmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Teslim olmayı kabul ederek şehirlerini kurtardıklarını zanneden Rotterdamlılar, teslim olduklarına dair bilginin pilotlardan bazılarına ulaşmadığından ise habersizmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Göğü karartan Luftwaffe filosundaki pilotlardan birkaçı Rotterdam’ın üstüne ilk bombaları attığında, arkadan gelenler de teslim olma haberinin değiştiğini düşünerek Antwerp için yükledikleri bombaları Rotterdam’dan geçerken serbest bırakmışlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonrası, bir şehrin adeta yok oluşu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hayvanat bahçesinin duvarları yıkılınca korkan vahşi hayvanlar da şehre doluşmuş. </span>

<span style="font-weight: 400;">Margarin deposu ateşler içinde yanarken su şebekesi de patladığı için yangına karşı koyamamışlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Teslim olsa da faşizmin gazabından kurtulamamış Rottterdamlılar, tonlarca bomba yağmış tepelerine.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şehrin merkezi böylece yanlışlıkla dümdüz edilmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Rotterdam’ın meydanındaki “Yok Edilen Şehir Anıtı”, şehrin 1940 senesinde yaşadığı faciayı hatırlatıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Rotterdam, o bombalamadan sonra, bir daha eski kimliğini edinmemiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Savaştan sonraki Amerikan yardımlarına teşekkür edercesine Amerikanlaşmış, kanallar yerine gökdelenlerle anılır olmuş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Heykel sağımızda kalsın, caddeden Markthal’e doğru yürüyelim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu da Hollanda’ya alakası olamayacak tarzda bir bina, içinde çok sayıda küçük dükkân, lokanta falan yer alıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu yapının karşısında ise sarı kübik evler var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yetmişlerde yapılan bu evler, zamanında hayli tartışılmış olsa da şimdilerde yolu Rotterdam’a düşenlerin başlıca uğrak noktalarından.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ben aslında böyle mimari deneyleri sonu hüsranla bitse de severim, desteklerim de, ama belki şehrin genel havasına ısınamadığımdan kübik evlere pek ısınamadım.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu evlerden birinin içinin ziyaret edilebildiğini öğrenince ben de girdim.</span>

<span style="font-weight: 400;">İlk intiba olarak sevimli, farklı ama uzun boylu yaşamaya kalksan içini hafakanlar basar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gene de buraya kadar gelindiğinde görülmesinde fayda var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zaten benim bu şehirle ilgili esas sıkıntım, modernizmin nihai zaferini elde etmesi -bu kübik evler de bu zaferin bir nişanesi gibi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Rotterdam’ın suyla mücadelesini kazanmış hali bana soğuk ve sevimsiz geldi; benim Avrupa’da görmeyi beklediğim bu hayli modern tavır değil.</span>

<span style="font-weight: 400;">Rotterdam’ın bu kişiliğini yitirmiş halini sevemedim.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Jun 2024 21:35:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/hollanda-yazilari-2.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hollandalılar neden farklıdır?</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hollandalilar-neden-farklidir-hollanda-yazilari-l-5064</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hollandalilar-neden-farklidir-hollanda-yazilari-l-5064</guid>
                <description><![CDATA[Hollandalılar neden farklıdır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Hollanda deyince aklımıza ilk gelen görüntülerden biri olan değirmenlerin esas işlevi un üretmek değil, suyu taksim etmek. Yani, bir yere haddinden fazla su gelmeye başladıysa onu başka bir yere "kanalize" etmek, boşaltmak. Coates, selden korunabilmek için Hollandalıların ortaklaşa hareket etme kültürünü çok güçlü biçimde tesis ettiklerini yazıyor; ortak karar alma süreçleri ve uzlaşı bu kültürün en önemli parçaları.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Cam kenarında oturuyordum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Uçak Rotterdam’a doğru alçalıyordu ve ben hiç bu kadar sonsuz düzlük görmediğimi düşünüyordum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yüzölçümü açısından Konya’yla neredeyse bire bir olduğuna bakmayın, Hollanda pek çok alanda dünyayı derinden etkilemiş bir ülke.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kendilerini Avrupa’nın ve dünyanın en liberal ülkesi olarak anlatan Hollandalılar, hoşgörü ve uzlaşı kültürünün yerleşikliğiyle de övünüyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Peki, komşusu Almanya’da nadiren görülen bu özellikler Hollandalıların nasıl vazgeçilmez bir parçası olmuş?</span>

<span style="font-weight: 400;">Buraya gelmeden önce ilginç bir kitap okudum, ilginç olduğu ölçüde de güzeldi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ben Coates adlı yazar </span><i><span style="font-weight: 400;">Why The Dutch Are Different?</span></i><span style="font-weight: 400;"> -</span><i><span style="font-weight: 400;">Hollandalılar Neden Farklıdır?</span></i><span style="font-weight: 400;">- adlı kitabında bu soruya düşündürücü bir cevap veriyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda, deniz seviyesinde bir ülke ve birçok yeri deniz seviyesinin altında.</span>
<blockquote><em><b>Avrupa’nın en alçak noktası da burada, Rotterdam’da: Nieuwerkerk aan den Ijssel, deniz seviyesinin yedi metre altında. Bir yerde dağ yoksa mağara da yoktur; yani karanlık ya da saklanma kültürü de pek olmaz. Coğrafyanın sonsuz açıklığı ve düzlüğü, zaman içinde insan ilişkilerini de belirler: insan-insan ve insan-doğa ilişkisi.</b></em></blockquote>
<h2><b>COĞRAFYANIN SONSUZ AÇIKLIĞI İNSAN İLİŞKİSİNİ DE BELİRLER</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Dahası, Hollandalılar hâlâ denizden toprak kazanarak ülkelerini var kılmaya çalışıyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda’nın İngilizcesi "The Netherlands", Fransızcası ise "Pays-Bas", bunların ikisi de "alçak topraklar" demek -bu coğrafi isimlendirmeye aslında Belçika da dahil.</span>

<span style="font-weight: 400;">Avrupa’nın en alçak noktası da burada, Rotterdam’da: Nieuwerkerk aan den Ijssel, deniz seviyesinin yedi metre altında. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bir yerde dağ yoksa mağara da yoktur; yani karanlık ya da saklanma kültürü de pek olmaz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Coğrafyanın sonsuz açıklığı ve düzlüğü, zaman içinde insan ilişkilerini de belirler: insan-insan ve insan-doğa ilişkisi.</span>

<span style="font-weight: 400;">İkincisi, Coates bunun altını özellikle çiziyor, Hollandalılar için en büyük tehlikenin sel olması.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şimdi Hollanda deyince aklımıza ilk gelen görüntülerden biri olan değirmenlerin esas işlevi un üretmek değil, suyu taksim etmek.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yani, bir yere haddinden fazla su gelmeye başladıysa onu başka bir yere "kanalize" etmek, boşaltmak.</span>

<span style="font-weight: 400;">Fakat bu suyla mücadele, ancak kolektif verilirse başarılabilecek bir çaba.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir mahallede herkesin üzerine düşeni yapması yetmez, yan mahallelerin de aynı özveriyi göstermesi gerekir; aksi takdirde yan mahalleyi ele geçiren sel suları sizin evinizi de yutacaktır.</span>

<span style="font-weight: 400;">Coates, selden korunabilmek için Hollandalıların ortaklaşa hareket etme kültürünü çok güçlü biçimde tesis ettiklerini yazıyor; ortak karar alma süreçleri ve uzlaşı bu kültürün en önemli parçaları.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir üçüncü sebep de ticaret olmalı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Selden korunmak için sürekli yatırım yapmak lazım, yani sermaye lazım, değirmen yapılacak, set yapılacak, belli aranlar tarımsal araziye dönüştürülecek, denizden toprak kazanılacak vs…</span>
<blockquote><em><b>Ticaret, önceliği, karşındaki insanın kim olduğunu önemsemeden mal satmaya verdiği için Hollandalılar nezdinde insanlar kimliklerine göre değil nötr bir "alıcı" ve "satıcı" haline gelmişler. Bu da liberalliğin ve uzlaşının bu topraklarda iyice kökleşmesine, bu ülke insanın bir kültürü olmasına yol açmış.</b></em></blockquote>
<h2><b>NÖTR BİR 'ALICI' VE 'SATICI' </b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Hollandalılar, gerek denizlere hakim oldukları onaltı ve onyedinci yüzyıllarda gerekse de sonrasında ticarete büyük önem vermişler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ticaret, adeta varoluşsal bir anlam ifade etmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ticaret, önceliği, karşındaki insanın kim olduğunu önemsemeden mal satmaya verdiği için Hollandalılar nezdinde insanlar kimliklerine göre değil nötr bir "alıcı" ve "satıcı" </span><span style="font-weight: 400;">haline gelmişler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu da liberalliğin ve uzlaşının bu topraklarda iyice kökleşmesine, bu ülke insanın bir kültürü olmasına yol açmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ticaret büyük öneme sahip, evet, ama burada Murat Belge’nin Hollanda’nın diğer Avrupa ülkelerinden neden ayrıldığına dair bir tespitini alıntılamak istiyorum: “Denizden bir halkın kazandığı toprağın toprak beyi olmaz."</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir ilave etken de belki şu olabilir; Hollanda’daki insan yoğunluğu her yerden fazla çünkü toprak çok az -Hindistan’dan ya da New York’tan katbekat fazla.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu kadar kalabalık şekilde bir arada yaşamak için yine uzlaşı kültürüne ihtiyaç var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Toprak az olduğu için eskiden Hollanda evlerinde duvarlar her türlü sesin geçebileceği denli ince olurmuş, evler ortak bahçelere bakarmış ve insanlar genellikle perdesiz yaşarlarmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece, "mahremlik" algısı, iyice aşınmış, neredeyse kaybolmuş.</span>

<span style="font-weight: 400;">İki komşu ülke olsalar da Hollanda’yı "liberalliği", Almanya’yı da "Prusya disiplini" ile bilmemizin temel sebebi sanırım bu beş noktada yatıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Misal, Avusturya’nın ikide bir faşizan eğilimlere sahip birini seçmesini anlayabiliyorken Hollanda’nın absürt bir ırkçılığı, tahammül edilemez bir nefret söylemini yücelten siyasetçileri başa geçirmesini anlamakta çok zorlanıyoruz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hollanda’nın yüzlerce sene içinde oluşturduğu kültürün böylesine radikal ve "illiberal" devlet adamlarını çıkarmasına şaşıyoruz.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 May 2024 04:25:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/hollanda-yazilari-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Potzinger: Güney Steiermark’ın ve Avusturya’nın benzersiz şaraplarından...</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/potzinger-guney-steiermarkin-ve-avusturyanin-benzersiz-saraplarindan-4886</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/potzinger-guney-steiermarkin-ve-avusturyanin-benzersiz-saraplarindan-4886</guid>
                <description><![CDATA[Potzinger: Güney Steiermark’ın ve Avusturya’nın benzersiz şaraplarından...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Potzinger şarapları; Yeşil-sarı renk, gözle görülür olgunlaşmış üzümler, koyu renk tonu, sarı meyveler, greyfurt, ananas aromaları, Frenk üzümü, belli egzotizm, kremsi doku, ağız dolgunluğu, bol baharat, narin bektaşi üzümü, baharatlı notları ile kendini üst klasman şaraplar listesinde yer bulmaktadır.</strong><strong><em>&nbsp;</em></strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Güney Steiermark şarapları çok spesiyal bir şaraptır ve dünya çapında yüksek bir itibara sahiptir. Güney Steiermark şarapları arasında Stefan Potzinger'in şarapları özellikle özeldir; şarap uzmanlarından Hugh Johnson onu Güney Steiermark'ın en iyi şarap üreticilerinden biri olarak saymaktadır. Potzinger ailesi, Graz'ın 45 km güneydoğusunda, Slovenya sınırına yakın Güney Steiermark’daki Gabersdorf'ta 1860 yılından bu yana üzüm bağları yetiştiriyor ve Potzinger aile mülkünün tarihi 16. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Burada nefes kesen Toskana görünümüne sahip muhteşem üzüm bağları bulunmaktadır. Geçmişe küçük bir yolculuk yapmak gerekirse, 1860 yılında küçük çaplı üzüm bağları ve şarap üreticilerinin Ratsch'taki evleri satın alındı ve bunlar arasında Ried Sulz, Steinriegel, Kittenberg, Czamillonberg, Oberburgstall, Wilitsch Kapelle ve çok daha fazlası yer alıyor ve ailede bağcılık 160 yılı aşkın bir geleneğe sahiptir. Diğer taraftan Steiermark'ın en uzun aile işletmesi olan mülklerindendir. Şaraphane 1997 yılından bu yana 5. kuşaktan Stefan Potzinger tarafından yönetilmektedir. Ünlü Klosterneuburg şarapçılık okulunu tamamladıktan ve uzun yıllara dayanan pratik deneyimden sonra, 22 yaşında genç yaşta işi devraldı. Stefan günümüzde muazzam bir deneyime sahip ve büyük bir hırs, tutku, azim, detaylara verdiği önem ve sakin tavrıyla şarap imalathanesini Steimark kalitesinin zirvesine taşımaya devam etmektedir. Kendisine yalnızca ticari basın ve şarap severler tarafından değil aynı zamanda meslektaşları tarafından da büyük değer ve önem verilmektedir. Kendisi Ulusal Şarap Komitesi üyesi, Steiermark Şarap Yetiştiricileri Birliği Başkanı, Steiermark Bölgesel Şarap Komitesi Başkanı ve Şarap Steiermark'ın Başkanıdır. Bu görevlerinde aynı zamanda bağcılığın çerçevesinin şekillenmesine de yardımcı oluyor ve diğer yandan Steiermark ve şaraplarının önemli bir sözcüsü konumundadır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Potzinger şaraplarını özetlemek gerekirse; üzümler ancak mükemmel fizyolojik olgunluğa ulaştıklarında hasat edilir; herhangi bir iyileştirme veya düzeltme yapılmaz. Çok özel şaraplar bu şekilde yaratılmaktadır.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ÜZÜMLER MÜKEMMEL OLGUNLUĞA ULAŞTIĞINDA HASAT EDİLİR </strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">20 hektarlık üzüm bağları Güney Steiermark'ın geniş bölgelerine yayılmıştır ve hem Güney Steiermark şarap rotası hem de Sausal'daki en iyi konumlardan bazılarını kapsamaktadır. Stefan’ın başarı odaklı sloganı ise şu: “Doğaya karşı duyarlı ve sürdürülebilir bir yaklaşım ile Potzinger'de yaptığımız her şeyin temelini oluşturmaktadır; çünkü en iyi şaraplar en iyi üzümlerden yapılmaktadır. "Büyütülmemiş", mülkün inancını oluşturmaktadır. Üzümler elle ve tercihen dolap alanında hasat edilmekte, yaşlandırma aşaması paslanmaz çelik tanklarda nazikçe gerçekleşmektedir. Estate'te şaraplarda iyileştirme, tanen ve asit düzeltmesi yapılmaz. Doğal yapısı nedeniyle şaraplar çok iyi saklanabildiği gibi, kaliteli yemeklerin yanında da çok fazla tercih edilmektedir. Stefan, diğerlerinin yanı sıra eşi Heidi (şu anda Rust'ta şarap akademisine devam etmekte ve ebeveynleri Maria ve Herbert tarafından destekleniyor.) Stefan, Potzinger şaraplarına Avusturya’nın önemli şarap uzmanlarından ve üyeleri arasında sayılan kiler ustası <strong>Hans Peter Wippel</strong> ve pazarlama uzmanı <strong>Tim Maak</strong> da yer almaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Potzinger şaraplarını değerlendirirsem mevcut beyaz şarap rehberinde 700'ün üzerinde şarap bulunmaktadır. Sauvignon Blanc "Joseph" Ried Sulz Fassreserve 2018, tüm şaraplar sıralamasında kendine üçüncü sırada yer bulmuştur ve bu nedenle benim de en çok tercih ettiğim şaraplarından bir tanesidir.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BEYAZ ŞARAP REHBERİNDE 700’ÜN ÜZERİNDE ŞARAP BULUNMAKTA</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ben de 2022 yılına kadar Potzinger şaraplarını bilmiyordum. Ne zaman ki Master eğitimim için Avusturya’ya geldim, işte burada haberdar oldum. Ancak tadına baktıktan sonra gerçekten damak zevki konusunda unutulmaz bir tat ve lezzet sunmakta... Potzinger şaraplarını özetlemek gerekirse; üzümler ancak mükemmel fizyolojik olgunluğa ulaştıklarında hasat edilir; herhangi bir iyileştirme veya düzeltme yapılmaz. Çok özel şaraplar bu şekilde yaratılmaktadır. Tadını çıkarmak bir zevktir, çekici bir meyve tadı vardır ve bir sonraki yudumu almak istersiniz. Öte yandan şaraplar gençken lezzetlidir ve uzun yıllar potansiyelini korumaktadır. Her ne kadar Serenay Sarıkaya’nın Netflix'te yayımlanan dizisi “Kimler Geldi Kimler Geçti” de ki gibi şarap müzayedesinde satın alınacak pahalı şaraplar olmasa da Avusturyalılar tarafından yaygın şekilde tercih edilen şarapların başında gelmektedir. Hem ülke içinde hem de ülke dışına aktif olarak satışı gerçekleşmektedir. Ayrıca paranızın tam karşılığını da alıyorsunuz diyebilirim. Potzinger şaraplarını değerlendirirsem mevcut beyaz şarap rehberinde 700'ün üzerinde şarap bulunmaktadır. Sauvignon Blanc "Joseph" Ried Sulz Fassreserve 2018, tüm şaraplar sıralamasında kendine üçüncü sırada yer bulmuştur ve bu nedenle benim de en çok tercih ettiğim şaraplarından bir tanesidir: Potzinger şarapları; Yeşil-sarı renk, gözle görülür olgunlaşmış üzümler, koyu renk tonu, sarı meyveler, greyfurt, ananas aromaları, Frenk üzümü, belli egzotizm, kremsi doku, ağız dolgunluğu, bol baharat, narin bektaşi üzümü, baharatlı notları ile kendini üst klasman şaraplar listesinde yer bulmaktadır. Genel olarak, büyük bir ustalığa sahip ve geleceğe yönelik bir miktar potansiyele sahip, uyumlu, son derece tipik bir Sauvignon Blanc şarapları... Bugünkü yazı da bittiğine göre şimdi dolaptan soğuk bir Potzinger çıkarıp, gün batımını izleyebilirim... Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 May 2024 21:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Potzinger-saraplari.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Johannesburg mutfağı</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/johannesburg-mutfagi-4843</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/johannesburg-mutfagi-4843</guid>
                <description><![CDATA[Johannesburg mutfağı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Avrupa’da gittiğim Afrika lokantaları daha "otantik" gözükmek için ciddi çaba sarf ederken Johannesburg’dakiler Batılıydı. Tabii Johannesburg’da yemek diyorum ama akşamları yürümek diye bir şey olmadığı için benim lokantalar da hep Mandela meydanının çevresinde oldu.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Afrika lokantasına Bologna’da ve Berlin’de gittiğimi, Amsterdam’da gittiğimin ise özellikle Kenya lokantası olduğunu hatırlıyorum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, Güney Afrika’ya giderken, aklımda oradakilere benzer bir lokantalar silsilesi bulacağımı düşünüyordum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Büyük bir lavaşın üstünde çeşitli -genellikle farklı soslarda- etler olacak ve elinle yiyeceksin -çatal bıçak istediğinde de garson sana önce sertçe bakacak sonra getirecek.</span>

<span style="font-weight: 400;">Benim Afrika lokantasına dair fikrim buydu ama Johannesburg’da gittiklerimin hiçbirinde böyle bir seçenek görmedim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Avrupa’da gittiğim Afrika lokantaları daha "otantik" gözükmek için ciddi çaba sarf ederken Johannesburg’dakiler Batılıydı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabii Johannesburg’da yemek diyorum ama akşamları yürümek diye bir şey olmadığı için benim lokantalar da hep Mandela meydanının çevresinde oldu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şehrin öteki kısımlarındaki lokantalar nasıldır bilmiyorum ama bu meydan şehrin en lüks yeriydi ve benim düşündüğüm tarzda bir tane bile lokanta yoktu.</span>
<blockquote><em><b>Güney Afrika’da antiloba benzer çeşitli hayvanlar var: springbok, kudu, venison…</b></em>

<em><b>Springbok, özellikle carpaccio’suyla diğerlerinden ayrışıyor, sevimli olduğu kadar lezzetli de bir hayvan. "Kudu" ise kuru ette Güney Afrikalıların en büyük tercihi.</b></em></blockquote>
<h2><b>"KUDU" KURU ETTE GÜNEY AFRİKALILARIN EN BÜYÜK TERCİHİ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Buraya gelmeden "springbok" denen antilop ve "kingklip" denen balık türüne dair biraz bilgi edinmiştim, springbok’un carpaccio’su çok lezzetli olurmuş.</span>

<span style="font-weight: 400;">İlk gün gittiğim Trumps'ın menüsünde "springbok carpaccio" görünce bu şehrin beni gastronomik açıdan yanıltmayacağına dair güçlü bir kanaat geliştirdim.</span>

<span style="font-weight: 400;">"Springbok"a Türkçede "keseli ceylan" diyormuşuz ama şimdi bunun adı değil -zaten ben keseli ceylan diye bir hayvan hiç duymadım- tadı önemli.</span>

<span style="font-weight: 400;">Güney Afrika’da antiloba benzer çeşitli hayvanlar var: springbok, kudu, venison…</span>

<span style="font-weight: 400;">Springbok, özellikle carpaccio’suyla diğerlerinden ayrışıyor, sevimli olduğu kadar lezzetli de bir hayvan.</span>

<span style="font-weight: 400;">"Kudu" ise kuru ette Güney Afrikalıların en büyük tercihi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bunun yemeği de oluyor ama etinin tadı biraz ekşi, açıkçası yediğim iki örnekten yola çıkarak şunu söyleyebilirim: "Kudu"yu sıcak değil kuru yemeli.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kuru et demişken, dana haricinde venison’un da -bu aslında bir geyik türü- hayli rağbet gördüğünü söyleyebilirim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Son gün markette dolanırken venison’un köftesini falan da aldım ama springbok bu kadar kullanışlı bir hayvan değil anladığım kadarıyla.</span>

<span style="font-weight: 400;">Johannesburg’dan dönerken kuru et olarak kudu ve venisonun yanı sıra dana, devekuşu falan da aldım, hepsi de çok lezzetliydi.</span>
<blockquote><em><b>Springbok ve salyangozu tamamlayan ana yemek olarak ise devekuşu söyledim ki bu da hayli lezzetli bir başka yemekti. Yanında da bir kırmızı Güney Afrika şarabı, gel de bu şehri sevme kolaysa…</b></em></blockquote>
<h2><b>GEL DE BU ŞEHRİ SEVME</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Trumps’ta ısmarladığım ikinci başlangıç yemeği ise sarımsak soslu salyangozdu -ve tek kelimeyle nefisti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Springbok ve salyangozu tamamlayan ana yemek olarak ise devekuşu söyledim ki bu da hayli lezzetli bir başka yemekti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yanında da bir kırmızı Güney Afrika şarabı, gel de bu şehri sevme kolaysa…</span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece, ilk akşamımda, Johannesburg’da bir ziyafet çekmeyi başardım.</span>

<span style="font-weight: 400;">İkinci akşam, yine aynı meydanda ama bu kez bir üst katta yer alan Nanno adlı lokantaya gidip “baby kingklip” balığını yedim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ben aslında küçük balık yemem, yani hamsi ya da istavrit yerim ama sarıkanat yemem.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sorduğumda kingklip için böyle bir yasak olmadığını söylediler, artık doğru mu değil mi günahı onların boynuna.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kingklip’in boyu yaklaşık iki metre oluyormuş, onbeş kiloya kadar da büyüyebiliyormuş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir sonraki gün, soluğu bir başka lokantada aldım: Trumps’ın tam karşısındaki Butcher’s.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu sefer kingklip söyledim.</span>

<span style="font-weight: 400;">"Baby kingklip" derisi çıkarılmış ve başıyla kuyruğu kesilmiş bir şekilde geliyor, eti bembeyaz bir balık.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bunu limon tereyağı ya da peri peri gibi çeşitli soslarla sunuyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kingklip ise "Norveç somonu" gibi dilimlenmiş şekilde getiriliyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ne yalan söyleyeyim, baby kingklip’i diğerine göre çok daha lezzetli buldum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gelelim, meyvelere diyeceğim ama Johannesburg’un bahtı avokado haricinde pek açık değil.</span>

<span style="font-weight: 400;">Biraz kuzeye gidildiğinde çok güzel mangolar yetişiyormuş -aldığım kuru mangolar da çok güzeldi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Cape Town ise, zamanında Fransa’dan kaçıp gelen Heugenotlar sayesinde üzümün ve dolayısıyla küresel bir marka olan Güney Afrika şarabının şehri.</span>

<span style="font-weight: 400;">Başlangıcı söyledik, yemeği yedik, meyveler de geldi…</span>

<span style="font-weight: 400;">Şimdi bir de çay söyleyebiliriz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Güney Afrika, "rooibos" adlı çalının anavatanı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Siyah ve yeşil çayların aksine rooibos’un içinde kafein bulunmadığı için bolca tüketilebiliyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Rooibos’un sağlığa pek çok faydası varmış ama sanırım en önemlisi kalbe iyi gelmesi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Orada yediklerim haricinde elim kolum epey dolu döndüm.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 May 2024 21:35:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/guney-afrika-yazilari-5.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Davutoğlu ile Johannesburg’da</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/davutoglu-ile-johannesburgda-guney-afrika-yazilari-lv-4756</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/davutoglu-ile-johannesburgda-guney-afrika-yazilari-lv-4756</guid>
                <description><![CDATA[Davutoğlu ile Johannesburg’da]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Gazze Soykırımı’na karşı sesini en güçlü çıkaran devlet olmakla yetinmeyip söylemindeki kararlılığı eylemle de birleştirerek İsrail’i mahkemeye götüren Güney Afrika’nın daveti üzerine Ahmet Davutoğlu ile birlikte Johannesburg’a gittik.</b><b>
</b></span><b>
</b><span style="font-weight: 400;">Johannesburg’a dair çeşitli gözlemlerimi anlattım ama bir türlü sebeb-i ziyaretime gelemedim, bu yazıda “Filistin Üzerine Apartheid Karşıtı Konferans” (Anti-Apartheid Conference on Palestine) hakkındaki düşüncelerimi yazmak istiyorum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gazze Soykırımı’na karşı sesini en güçlü çıkaran devlet olmakla yetinmeyip söylemindeki kararlılığı eylemle de birleştirerek İsrail’i mahkemeye götüren Güney Afrika’nın daveti üzerine Ahmet Davutoğlu ile birlikte Johannesburg’a gittik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Davutoğlu, Johannesburg ziyaretinde, insan hakları savunuculuğunda dünyada çok önemli bir yer edinen Dışişleri Bakanı Naledi Pandor’la, Nelson Mandela’nın varisi ve bir sonraki Devlet Başkanı Thabo Mbeki’yle ve Mandela’nın milletvekili torunu Mandla Mandela ile konferans haricinde özel görüşmeler yaptı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yine Filistinli siyasetçi Mustafa Barghouty, eski Bolivya Dışişleri Bakanı Fernando Huanacuni Mamani, eski Mozambik Adalet Bakanı Oscar Monteiro, Sinn Fein Başkanı Declan Kearney ve çeşitli sivil toplum yetkilileriyle yemekte biraraya geldi.</span>

<span style="font-weight: 400;">O görüşmelerin tamamında ben de masadaydım ve konuşmaların nasıl ilerlediğini görme şansına sahip oldum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Lady Pandor dahil olmak üzere görüşmelerin hepsinde Davutoğlu’nun geçmişteki arabuluculuk faaliyetlerine dair tecrübe aktarımı isteği öne çıktı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hatta, ülkenin çok saygın büyükelçilerinden biri, bizzat Davutoğlu’nun yanına gelip, yeni atanacağı ülkeye dair kendisinden bilgi edinmek ve neler yapılabileceğini konuşmak istediğini söyledi.</span>
<blockquote><em><b>2009, 2012 ve 2014 savaşlarında ateşkesi sağlayan sürecin en önemli aktörlerinden biri olan Davutoğlu, hem konferans sırasında hem de özel görüşmelerinde sürekli olarak ateşkesi sağlamanın koşullarını anlattı, neler yapılabileceğine dair yol haritaları açıkladı.</b></em></blockquote>
<h2><b>DAVUTOĞLU, ATEŞKESİ SAĞLAMANIN KOŞULLARINI ANLATTI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">2009, 2012 ve 2014 savaşlarında ateşkesi sağlayan sürecin en önemli aktörlerinden biri olan Davutoğlu, hem konferans sırasında hem de özel görüşmelerinde sürekli olarak ateşkesi sağlamanın koşullarını anlattı, neler yapılabileceğine dair yol haritaları açıkladı.</span>

<span style="font-weight: 400;">7 Ekim’in boşlukta yaşanmadığını, bir sebep değil sonuç olduğunu, yerleşimcilerin yayılmaya devam ettiği müddetçe bu tarz müessif olayların yaşanabileceğini, kalıcı bir çözüm için Filistin devletinin toprak bütünlüğüne tecavüz edilmemesini, Mescid-ül Aksa başta olmak üzere kutsal mekânlara saygı gösterilmesini, İsrail’i durduracak yegâne gücün küresel kamuoyu baskısı olduğunu, dünyanın her yanında sivil toplumcular, akademisyenler, aydınlar, siyasetçiler soykırıma karşı ses çıkarırken bu zulme sessiz kalanların ve İsrail’in yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışanların tarih önünde hesap vereceğini, onların da soykırımın işbirlikçisi olarak yargılanacaklarını söyledi.</span>

<span style="font-weight: 400;">15 Mayıs Nakba Günü’nün simgesel anlamından yola çıkarak devletlerin bayraklarını yarıya indirmesi, küresel çaptaki protestolarla uyanan bilincin desteklenmesi, Birleşmiş Milletler’de liderler düzeyinde biraraya gelerek İsrail’in ateşkese ve kalıcı barışın şartlarını kabule zorlanması, BM bünyesinden bulunan UNICEF, FOA, WHO gibi kurumların etkili bir şekilde çalışması gibi önerilerini sundu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca, Gazze’de şu an 50 binden fazla hamile kadının olduğunu hatırlatması salonu şöyle bir titretti.</span>
<blockquote><em><b>Otuzu aşkın ülkeden katılımcıların olduğu konferansın sonuç bildirisinde 75 yıldır süregelen soykırımın hız kesmediği ve Siyonizmin ırkçılığın bir türü olduğu açıkça yazıldı.</b></em></blockquote>
<img class="alignnone wp-image-113154 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/Davutoglu-ile-Johannesburgda-1.png" alt="Davutoğlu ile Johannesburg’da - 1" width="1600" height="900" />
<h2><b>SONUÇ BİLDİRGESİNDE SİYONİZMİN IRKÇILIĞIN BİR TÜRÜ OLDUĞU YAZILDI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Hastanenin, ilacın, yiyeceğin, hijyenin olmadığı bir ortamda kadınların ve bebeklerin ölüm tehlikesini söylediğinde endişe içinde birbirine bakan insanlara, Sare Hanım’ın birkaç hafta önce ne yapacağını bilemeyen bir baba adayını yönlendirerek eşine telefonla doğum yaptırdığını söylemesi bütün katılımcılardan büyük alkış aldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Otuzu aşkın ülkeden katılımcıların olduğu konferansın sonuç bildirisinde 75 yıldır süregelen soykırımın hız kesmediği ve Siyonizmin ırkçılığın bir türü olduğu açıkça yazıldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dahası, belki Türkiye’deki yetkilileri üzecek ama, İsrail’e ekonomik ve finansal yaptırımlar uygulanmasına, akademide, sanatta, sportif ve kültürel faaliyetlerde yalnız bırakılmasına, İşgal Kuvvetleri olarak nitelenen İsrail ordusuna hiçbir şekilde silah yardımı yapılmamasına, İsrail limanlarına giden gemilerin sevkiyatlarının durdurulmasına dair çağrı yapıldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zira, apartheid denen ırkçı rejimden çok çeken Güney Afrikalılar yaptırımların ve boykotun önemini deneyimlemiş bir toplum.</span>

<span style="font-weight: 400;">1994’te Mandela ve arkadaşlarının gelişinin yolunu açan olaylar silsilesi, Apartheid Güney Afrikası’nın 1960’ta Roma Olimpiyatlarından, 1968’de Olimpiyat Komitesinden ihraç edildiğinde ve dünyadan git gide soyutlandığında, dışlandığında, yalnız bırakıldığında başladı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sistem sürekli dışlanmayı ve yalnız kalmayı tolere edemediğinde güçten düştü.</span>

<span style="font-weight: 400;">O yüzden, bu açıklamaların başka bir ülkede değil de Güney Afrika’da yapılması daha büyük anlam ifade ediyordu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Davutoğlu, savaşın İsrail ile Hamas arasında olmadığını, İsrail ile Gazze arasında da olmadığını, İsrail ile Filistin, Araplar ya da Müslümanlar arasında da olmadığını; savaşın sadece İsrail ile İnsanlık arasında olduğunu söylemesi, otuzu aşkın ülkeden konferansı takip etmeye gelen herkesin ortak düşüncesini yansıtıyordu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca, Johannesburg Üniversitesi’nden Prof. Chris Landsberg’in davetlisi olarak katıldığımız panelde Güney Afrikalı profesörün bir sözü hayli çarpıcıydı.</span>

<span style="font-weight: 400;">"İsrail’in saldırısı başladığında hangi ülke insanlığın vicdanına konuşacak diye düşünüyordum," dedi Landsberg, "ama aklımda Güney Afrika yoktu. Neresi vardı biliyor musunuz? Türkiye. Ben sandım ki bizim gibi ülkeler Türkiye’yi takip ederler. Oysa tam tersi oldu, insanlığın vicdanını savunmak Dışişleri Bakanımız Pandor aracılığıyla bize düştü. Gurur duyuyoruz. Ama böylesine yalnız bırakılacağımızı da düşünmemiştik doğrusu."</span>

<span style="font-weight: 400;">Türkiye’yi Avrupa’nın ya da Asya’nın hatta Avrasya’nın değil, Afro-Avrasya’nın bir parçası olarak gördüğünü söyleyen Davutoğlu, Landsberg’in sözlerine destek verirken bazı ülkelerin “taşıyıcı devlet” olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.</span>
<blockquote><em><b>Gazze Soykırımına Güney Afrika’nın karşı çıkması tesadüf değil; sınır komşusu olmaya gerek yok, ortak acı kültürü o bilinç birlikteliğini sağlamaya yetiyor. Ben de konferansın sonuç bildirisinin son sözüyle bildireyim yazıyı. Filistin özgür olacaktır, bir yanı nehir bir yanı deniz…</b></em></blockquote>
<h2><b>FİLİSTİN ÖZGÜR OLACAKTIR, BİR YANI NEHİR, BİR YANI DENİZ…</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Davutoğlu, Güney Afrika’dan başka Brezilya, Güney Kore ve Türkiye’nin adını verirken bu ülkelerin birbiriyle uyumlu çalışmaları ve güçlü olmaları durumunda bölgelerine huzur geleceğini söyledi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tecrübe kolay edinilir bir şey değil ve ne yazık ki Türkiye’de tecrübeden yararlanmama konusunda ciddi bir tecrübe edindik.</span>

<span style="font-weight: 400;">İşte dünyanın bir ucundaki insanlar konuşuyor, tartışıyor, karşı çıkıyor, özellikle arabuluculuğa dair dinliyor, çeşitli sorular soruyor, öneriler getiriyorlar ama burada adeta simsiyah bir perde çekiliyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yurtdışındaki basın röportaj yapmak için sıraya girerken Türkiye’de inanılmaz bir sessizlik hüküm sürüyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gazze Soykırımına Güney Afrika’nın karşı çıkması tesadüf değil; sınır komşusu olmaya gerek yok, ortak acı kültürü o bilinç birlikteliğini sağlamaya yetiyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ben de konferansın sonuç bildirisinin son sözüyle bildireyim yazıyı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Filistin özgür olacaktır, bir yanı nehir bir yanı deniz…</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 May 2024 21:33:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/guney-afrika-yazilari-4.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kabileler ve aslanlar arasında</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kabileler-ve-aslanlar-arasinda-gunel-afrika-yazilari-lll-4664</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kabileler-ve-aslanlar-arasinda-gunel-afrika-yazilari-lll-4664</guid>
                <description><![CDATA[Kabileler ve aslanlar arasında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Aslan Parkı’nda hayvanlardan daha ilginç Alex diye bir adam var, ben böylesini görmedim. Adam aslanlarla nasıl laubali, görseniz aklınız şaşar. Alex eline alıyor bir çuval et, araçtan inip ahbaplarının yanına gider gibi aslanların arasına gidiyor. Ama siz aslanları görün, nasıl da mutlular Alex’i gördükleri için. Koskoca aslan ev kedisi gibi kendini sevdiriyor, Alex sarıldığı hayvanın sırtını sıvazlıyor.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Afrika deyince gözümüzün önüne gelen vahşi ormanların içinde yaşayan ilkel kabile görüntüsünü düşünüyorum bir süredir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu öyle bir görüntü ki, ne yapacağını bilmeyen genç bir erkeğin bir çift şaşkın gözünden ibaret diyebilirim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kıtanın sahilini kontrolü altına alan beyaz adam içerilere yürürken bu kabilelerle karşılaşıyor ve bu acayip olay karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen kabilenin erkeklerinden biri öylece bakakalıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ve bu görüntü bizim bu karşılaşmadaki tarafımızı da belirtiyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">O kadar ilkeller ki medeniyete ihtiyaçları var.</span>

<span style="font-weight: 400;">E biz Batılılar da çok medeni olduğumuza göre onlara yardım etmeliyiz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bundan sonra bizim dediğimiz gibi çalışacak, bizim dediğimiz gibi yaşayacak, bizim usullerimize uygun davranacak ve böylece medeni birer birey olacaklar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu arada, deniz aşırı plantasyonlarda köle olarak çalıştırılmalarında da hiçbir mahsur yok, burada medeniyetsizce işler yapacaklarına en azından maliyetlerimizi düşürürler.</span>
<blockquote><em><b>Afrika’nın beş kabilesinin -Ndebele, Zulu, Xhosa, Sotho, Pedi- nasıl yaşadığını gösterebilmek için onların köylerinin küçük birer örneğini yan yana kurmuşlar.Böylece, rehber eşliğinde gezdiğiniz birkaç saat içinde beş kabilenin de nasıl yaşadığını hayal etme imkânına sahip oluyorsunuz.</b></em></blockquote>
<h2><img class="alignnone size-full wp-image-112840" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/guneyafrikayazilari3-3-1.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" /></h2>
<h2><b>AFRİKA’NIN BEŞ KABİLESİNİN YAŞADIĞI KÖYLERİN BİRER ÖRNEĞİ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Johannesburg’daki Lesedi Kabile Kampı’na giderken en büyük korkum o insanlara beyaz adamın birkaç yüz yıl önce baktığı gibi bakmaktı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Evet, artık bir “giriş ücreti” ödeniyor; evet, o insanlar o günkü gibi değiller, koşullar çok farklı, gene de insan kendini rahat hissetmiyor, bir zımpara geziniyor adeta bedeninde.</span>

<span style="font-weight: 400;">Güney Afrika’nın beş kabilesi ülkenin farklı yerlerindeler ve onların hepsini doğal ortamlarında görmek en azından ciddi bir mesai gerektiriyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şu cümleye yazdıktan s</span>

<span style="font-weight: 400;">onra biraz durdum, ne demek insanları “doğal ortamlarında” görmek?</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu terimi Sartre’ın “soylu vahşisi” gibi bozulmamışlığı yücelten bir anlamda kullanmadığım aşikar; insanın insana bunca yabancılaşması “doğal” mı acaba?</span>

<span style="font-weight: 400;">Kendi kendimle çelişme pahasına söyleyeyim, doğru olmasa da doğal olabilir çünkü Afrika yerlisine “yamyam” demenin son derece sıradan görüldüğü bir ortamda yaşıyoruz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yüksek lisans tezimi yazmak için radikal bir demokrat olan Reşat Nuri’nin bütün eserlerini okurken onun bile Afrikalılardan “yamyam” diye söz ettiğini görünce hayli şaşırmış ve bu şaşkınlığımı dipnotta belirtme ihtiyacı duymuştum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Lafı çok uzattım, artık bir an önce Lesedi’ye girmem lazım.</span>

<span style="font-weight: 400;">Afrika’nın beş kabilesinin -Ndebele, Zulu, Xhosa, Sotho, Pedi- nasıl yaşadığını gösterebilmek için onların köylerinin küçük birer örneğini yan yana kurmuşlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece, rehber eşliğinde gezdiğiniz birkaç saat içinde beş kabilenin de nasıl yaşadığını hayal etme imkânına sahip oluyorsunuz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabii ki bir kabilenin “doğal ortamı” böyle değildir, bu turistik versiyonuna göre sayısız farklılıkları vardır ama gene de başlangıç seviyesi için güzel bir etkinlik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ndebele ile başlayalım.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bunları diğerlerinden ayıran iki temel özellik sanatçılıkları ve gelinlerin başına gelenler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yaptıkları duvar resim</span>

<span style="font-weight: 400;">leri sayesinde, tabii ki böyle ciddiyetsiz işlerle ancak kadınlar uğraşır, diğer kabilelerden ayrışıyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kadınlar, yaptıkları şekiller ve kullandıkları renklerle iç dünyalarını da açığa çıkarmış oluyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir diğer konu da evlilik meselesi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şimdi baştan söyleyeyim, bu kabilelerde evlilik başlı başına bir mesele.</span>

<span style="font-weight: 400;">Diyelim, Ndebelelerden biri, erkeklerin bir sebepten dışarda bulunduğu bir esnada köyü basıp kızlardan birini kaçırdı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ne olacak?</span>

<span style="font-weight: 400;">Eve kızı getirdi, oğlanın babası kızı gördü, koşup kabile şefine haber verdi, şef bu haberi her yere yaydı: “Kızı kayıp olan kimse merak etmesin, bizde, konuşmaya hazırız.”</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama müstakbel kayınvalide durur mu, ya kız kaçarsa?</span>

<span style="font-weight: 400;">Böyle bir ihtimale karşı gelin hanımın ayaklarına biraz ağırlık bağlamanın ne sakıncası var?</span>

<span style="font-weight: 400;">Bilakis, boşu boşuna kendisini yormamış olur.</span>

<span style="font-weight: 400;">İyi de, ya kendisine bir işbirlikçi bulursa?</span>

<span style="font-weight: 400;">Onun da çözümü basit, sağa sola bakmasını engellersek kimseyi bulamaz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Boynuna biraz -kıpırdayamayacak seviyeye gelene kadar- kolye takmak kâfi olacaktır.</span>

<span style="font-weight: 400;">Eh, hâlâ kaçabiliyorsa, bu da onun bileceği şey.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kaçamayan kadınların hayat hikâyelerini ise “ijogolo” denen gelin önlüklerinden okuyabiliyormuşuz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu “ijogolo”ları Newark Sanat Müzesi’nde bulabilirmişiz, ama ben oraya gitmediğim için göremedim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sürekli bir halka takılmasından boynu uzamış kadınlar, Afrika kabileleri deyince ilk akla gelen görüntülerden biri.</span>
<blockquote><em><b>Zulu köyünün kapısı kapalı, tepede, gözcü kulesinde bir asker var. Ezkaza elini kolunu sallaya sallaya içeri girdin, muhtemelen birkaç adım sonra mızrak, bıçak ya da herhangi bir delici âleti vücuduna saplamak suretiyle sana hoşgeldin diyecekler. Neyse, izin aldık, sağolsunlar kapıyı açtılar, köyün meydanına geldik.</b></em></blockquote>
<img class="alignnone size-full wp-image-112839" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/guneyafrikayazilari3-2.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" />
<h2><b>ZULU KÖYÜ’NÜN GÖZCÜ KULESİNDE BİR ASKER VAR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">İkinci kabilemiz Zulular.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu Zulular yaman adamlar, Zulu gördün mü uzak duracaksın çünkü seni öldürdükten sonra “ne diyecektin acaba?” diye sorabilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zulu köyünün kapısı kapalı, tepede, gözcü kulesinde bir asker var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ezkaza elini kolunu sallaya sallaya içeri girdin, muhtemelen birkaç adım sonra mızrak, bıçak ya da herhangi bir delici âleti vücuduna saplamak suretiyle sana hoşgeldin diyecekler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Neyse, izin aldık, sağolsunlar kapıyı açtılar, köyün meydanına geldik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Köyün ortasında üstü açık, etrafı çevrili bir ahır var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu ahır, Zuluların ineklerini sakladıkları yer.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu ülkede inek çok önemli, hele bir de siyah oldu mu…</span>

<span style="font-weight: 400;">Kim girecek de Zulu köyünün ortasına kadar inekleri çalıp gidecek?</span>

<span style="font-weight: 400;">Kimde var o yürek?</span>

<span style="font-weight: 400;">Kabilelerde evlilik meselesi karışık demiştim, biraz açayım.</span>

<span style="font-weight: 400;">İneği olmayan adamın evlenme ihtimali yok ama bir adamın on ineği varsa, on kadın almasının önünde de bir engel yok.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yani, ne kadar inek o kadar hanım.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama bunun usulü de ilk kadının rıza göstermesiymiş; ilk kadın rıza gösterirse iki-üç-beş-on, kaç ineğin varsa o kadar kadın alabiliyorsun.</span>

19.yüzyılın ilk yarısında başa geçen Zulu Kralı, düşmanlarına saldırmak için mızrak kullanan babasının aslında bir korkak olduğuna kanaat getirip kabilesini bıçakla tanıştırmış.

<span style="font-weight: 400;">Ucuna deve kuşu tüyü bağlanan mızraklar hedefi ıskaladığında düşmanın cephanesini oluşturduğu için kaçmak gerekiyor; oysa, Shaka Zulu, kabilesini bıçak ve yakın dövüşle tanıştırdığı için Zulular yenilmez bir hal alıyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Öyle ki, Zulular, ilkel silahlarıyla, modern bir ordunun sahip olacağı her şeye sahip olan Britanyalıları Isandlwana Muharebesi’nde mağlup etmeyi başarırlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zamanla, birçok kabile, Zululara boyun eğiyor, onların bir parçası oluyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Beni gezdiren rehber de bir Zulu’ydu ve Zuluların hâlâ bile sebepsiz yere dövüştüklerini, birbirlerini bıçakladıklarını gösterdi -karnında bir kesik izi ile.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zuluların evlerinin kapılarını çok alçak yapmalarının iki sebebi var; birincisi ataya saygı, ikincisi de ne olur olmaz misafirin önce başı girsin diye.</span>

<span style="font-weight: 400;">Evlilik Zulularda da büyük bir olay.</span>

<span style="font-weight: 400;">Evlenen kadın inek derisinden -hayli ağır- bir etek giyiyor, başına da kırmızı bir şapka takıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama alyans yerine kullanılan bu şapkayı kadın hiçbir zaman başından çıkaramıyor, sadece, ayda belki bir kez yıkanmak istediğinde büyükannenin rızası olursa çıkarabiliyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Peki, şapkalı kadın nasıl yatacak?</span>

<span style="font-weight: 400;">O daha da büyük bir sorun çünkü yastık tahtadan!</span>

<span style="font-weight: 400;">Gün içinde adamın kendine oturak olarak kullandığı tahta parçası gece oldu mu kadının yastığına dönüşüyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zuluların dansları da savaşı anlatıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Erkek savaştı ya da avlandı ama kadınlar neler olduğunu görmediler, bilmiyorlar, işte o yüzden, danslarıyla neler yaşadıklarını kadınlarına anlatıyorlar.</span>
<blockquote><em><b>Üçüncü kabilemiz, Nelson Mandela’yı çıkaran Xhosalar. Xhosaları diğer kabilelerden ayıran temel özellik eğitime verdikleri önem. Xhosaların evine girdiğimizde erkekler sola, kadınlar sağa oturacak çünkü kapı açıldığında erkekler koşarak savaşmaya gidebilir, kadınlar ise kapının arkasında saklanabilir.</b></em></blockquote>
<h2><img class="alignnone size-full wp-image-112843" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/guneyafrikayazilari3-1.png" alt="" width="1080" height="1080" /></h2>
<h2><b>MANDELA’YI ÇIKAN XHOSALAR’IN TEMEL ÖZELLİĞİ EĞİTİME VERDİKLERİ ÖNEM</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Üçüncü kabilemiz, Nelson Mandela’yı çıkaran Xhosalar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Xhosaları diğer kabilelerden ayıran temel özellik eğitime verdikleri önem.</span>

<span style="font-weight: 400;">Xhosaların evine girdiğimizde erkekler sola, kadınlar sağa oturacak çünkü kapı açıldığında erkekler koşarak savaşmaya gidebilir, kadınlar ise kapının arkasında saklanabilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Geçerken belirteyim, bu evlerin damlarını yirmi-yirmibeş senede bir onarmaları gerekiyormuş ama bu tamamı doğal malzeme sayesinde sıcaklık hep istenen seviyede korunuyormuş. </span>

<span style="font-weight: 400;">Ama Xhosalıların bana en ilginç gelen özelliği, konuşmaları.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sesli harfler adeta boğazlarından bir patlamayla çıkıyor ve deneyen kimse, o boğaz yapısına sahip olmadığı için, bu sesleri çıkaramıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir Xhosa konuşurken arkada onlarca top patladığını hissedebiliyorsunuz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Xhosa dili misal Zuluların dilinden tamamen farklıymış; yani, aynı ülkedeki kabileler arasında bile dil çok ayrışmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Xhosaların, uzun pipolara benzeyen, erkeklerin esrar kadınların tütün çektikleri birer kamışı var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kadının kamışı uzun, erkeğinki kısa çünkü kadınlar bebeklerini sırtlarında taşıyorlar ve dumanın bebeklerine zarar vermesini istemiyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gene de bu hassasiyet sizi aldatmasın, zamanında topluca intihar etmiş bir kabile -tabii bu da aşırı hassasiyetin bir başka tezahürü olabilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">1856’da Xhosalardan iki kız kuş yakalamak için bir nehir kenara gittiklerinde bir şey görürler ve o şey onlara bütün hayvanlarını öldürmelerini, ekinleri sürmemelerini, kilerdeki bütün yiyecekleri imha etmeleri gerektiğini söylemiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kızlar da dönünce bu sesin çağrısını anlatmışlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Xhosalar kızların bu sözüne önce aldırış etmemişler ama sonra amcaları olan bir kâhin de kızlarla birlikte nehre gitmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kâhin döndüğünde kendi hayvanını öldürmüş, onun geleceği görme yeteceğine güvenen kabile halkı da hayvanlarını öldürmeye, kileri saçmaya, ekinleri parçalamaya girişmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">1856’nın sonlarında, kâhin, kehanetin dolunayda gerçekleşeceğini söylemiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bütün kabile beklemiş ama ne düşmanlar yok edilmiş ne de gökten inekler ve yiyecekler yağmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kâhin yeni tarihler vermiş ama mucize yine gerçekleşmemiş, bunu da Tanrılara yeterince kurban verilmediğiyle açıklamış, az yaptıklarını, suçlu olduklarını, her şeyin yok edilmesi gerektiğini anlatmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir müddet sonra, kâhin dahil, her on Xhosa’dan sekizi açlıktan ölmüş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Britanyalılar geldiğinde, yaban köpeklerinin bazı cesetleri parçalayarak yemekte olduğunu görmüşler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gelelim Sotholara; bunlar aslında Lesotho denen yerde yaşıyor ve Sisotho konuşuyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dağlı adamlar oldukları için evleri ve kıyafetleri diğerlerinden farklı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dağda rüzgâr çok sert olduğu için mutfaklarını -mutfak dediğimiz sadece ateş yanabilen bir yer- “artı” şeklinde inşa ediyorlar ve rüzgâr ne taraftan eserse tam karşı tarafı en korunaklı yer haline geliyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Orada ateşi yakıp kadınlar yemek yapıyorlar çünkü erkeklerin konuşacak daha önemli konuları var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zaten bütün kabilelerde görev tanımı çok belli: Kadınlar mutfakla, evle ve çocukla ilgilenecekler; erkekler ise avlanacak ve savaşacaklar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zuluların belalı adamlar olduğunu söylemiştim, Sothoları da rahat bırakmamış, dağa kaçırmışlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama Sotholar da tepeye çıktıklarında boş durmayıp aşağı kayaları yuvarlamışlar, böylece Zulular onları ele geçirememiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Oğlanlar sünnet olduklarında otuz gün boyunca bir evde kalıp dua ediyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gündüzleri dışarı çıkmıyorlar hiç.</span>

<span style="font-weight: 400;">Otuz gün sonra bu kez tek başlarına ormana gidiyor ve bir otuz gün orada yaşıyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bütün bu aşamaları başarıyla tamamlayan delikanlı rüştünü ispat etmiş bir şekilde “erkekler” ile birlikte toplanma alanında oturup kabilenin meselelerini tartışmaya hak kazanıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Zuluların aksine Sothoların kabilesi dışarıda çünkü bu Zuluların hiçbir acıması olmadığı için baskın yersek en azından inekleri alıp gitsinler yoksa hem inekleri alır hem de hepimizi öldürürler diye düşünmüşler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonuncu kabile ise Pediler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bunlar İskoç eteği giyiyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yahu kabile adamı bırakın eteği tekstil ürününü nereden bulacak da giyecek, diye sorabilirsiniz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Britanya ordusu ile savaşacakken ön sırada etekli İskoçları görmüşler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şef, kadına silah doğrultulamayacağına dair kabile yasasının savaşta da geçerli olduğunu söyleyince hiçbir şey yapmadan öylece beklemişler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ne zaman ki etekliler erkek, arkada sıradakilerin ise tüfekli olduğunu anlamışlar, iş işten geçmiş.</span>

<span style="font-weight: 400;">Başlarına geleni unutmamaları için kilt giymeye başlamışlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Pediler, evlerini Amarula içkisinin yapıldığı “marula” bitkisinden inşa ediyorlarmış.</span>

<span style="font-weight: 400;">Burada, itiraf ediyorum, ikram ettikleri tırtılın tadına da baktım…</span>

<span style="font-weight: 400;">Kuru bir tırtıl, tuzlanmış, yani bir nevi tırtıl cipsi, ama protein açısından çok zengin.</span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece, Lesedi köyünü dolaşmış oluyoruz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şimdi hediyelik eşyacıdan bir şeyler alıp karşıdaki Aslan Parkı’na gidelim çünkü safari kamyonuna binip Kalahari aslanlarının, beyaz aslanların, antilopların, devekuşlarının, yaban köpeklerinin ve çitaların arasında bir-iki saat geçireceğiz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Burası bir hayvanat bahçesi değil, hayvanlar kendi hallerinde yaşıyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama Aslan Parkı’nda hayvanlardan daha ilginç Alex diye bir adam var, ben böylesini görmedim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Adam aslanlarla nasıl laubali, görseniz aklınız şaşar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Alex eline alıyor bir çuval et, araçtan inip ahbaplarının yanına gider gibi aslanların arasına gidiyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama siz aslanları görün, nasıl da mutlular Alex’i gördükleri için.</span>

<span style="font-weight: 400;">Koskoca aslan ev kedisi gibi kendini sevdiriyor, Alex sarıldığı hayvanın sırtını sıvazlıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonra etleri şişe geçiriyor, getirip kafese dayıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Aslan koşarak pençeleriyle kafese yapışıp etleri yemeğe başlayınca içerideki ziyaretçi ile aslanların arasında kafes hariç hiçbir mesafe kalmıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">İnsan hakikaten heyecanlanıyor aslanla bu kadar yakınlaşınca.</span>

<span style="font-weight: 400;">Aslan Parkı’nın bir başka tarafında ise zürafa besleyebiliyorsunuz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ben bu zürafa kadar zarif hayvan bilmiyorum.</span>

<span style="font-weight: 400;">Johannesburg’da zürafayı hem besledim hem okşadım, yetmedi bir de fotoğraf çektirdik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sağ olsun, o da zarafetini hiç bozmadı, ne dediysem yaptı.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 May 2024 21:40:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/guneya-frika-yazilari-3-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hapishane molozundan adalet inşa etmek</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hapishane-molozundan-adalet-insa-etmek-4586</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hapishane-molozundan-adalet-insa-etmek-4586</guid>
                <description><![CDATA[Hapishane molozundan adalet inşa etmek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Apartheid sona erdiğinde, Mandela ve arkadaşlarının ilk hedeflerinden bir bu hapishane olmuş.</strong> <strong>Yıkmışlar.</strong> <strong>Ama yok etmemiş, iş</strong><strong>kence g</strong><strong>ö</strong><strong>rdükleri bu hapishanenin molozunu yeniden kullanmak üzere dikkatlice tasnif etmişler.</strong> <strong>Hapishane molozundan Anayasa Mahkemesi’</strong><strong>ni in</strong><strong>şa etmişler, yapılanlar unutulmasın, ibret alınsın ki tekrarlanmasın diye.</strong>

Şimdi bir hapishane getirin gözünüzün önüne.

Sonra, “apartheid” denen sistemin, sınırları en kalın çizgilerle çizilmiş ayrımcılık politikasının korkunç suçlarla hüküm sürdüğü bir evrede olduğunuzu düşünün.

Beyaz adamın siyaha dokunmamak, onunla aynı havayı teneffüs etmemek, onu varoluşundan gelen her türlü haktan mahrum bırakmak için tesis ettiği sistemin mahkumlar için ayrı olması düşünülemezdi.
<blockquote><em><strong>Apartheid sistemi, su</strong><strong>ç işlediğine kanaat getirdiği beyaz-olmayanları sorgusuz sualsiz derdest edip buradaki “90 gün hücresine” kapatabiliyormuş.</strong><strong>Rejime karşı mı çıktın, bütün haklarından yoksun bir şekilde 90 gün hücre seni bekliyor.</strong></em></blockquote>
<img class="wp-image-112573 alignright" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/guneyafrikayazi2gorsel2.jpeg" alt="" width="450" height="600" />
<h2><strong>APARTHEID SİSTEMİNİN “90 GÜN HÜCRESİ”</strong></h2>
Dolayısıyla, bu hapishane de en az iki tane olmalı: Beyazların ve Beyaz-olmayanların hapishaneleri.

Beyaz-olmayanlar derken kastedilen sadece Afrikalılar da değil, Hintliler dahil pek çok kesim.

Onlar renklerinden ötürü apartheid sisteminin mağdurları oldular.

Tabii bu iki hapishane de erkekler için, kadınları erkeklerle aynı yerde yatırmak mümkün değil ama bir beyazla siyahı beraber yatırmak da düşünülemeyeceğinden ötürü kadınlar hapishanesinde de bölümler ayrılmış.

Beyaz kadınlar, beyaz-olmayan kadınlar…

Gördükleri muamele farklı, onlar için hukuk farklı, her şey farklı.

Apartheid sistemi, suç işlediğine kanaat getirdiği beyaz-olmayanları sorgusuz sualsiz derdest edip buradaki “90 gün hücresine” kapatabiliyormuş.

Rejime karşı mı çıktın, bütün haklarından yoksun bir şekilde 90 gün hücre seni bekliyor.

Tabii apartheid sisteminin suçlu gördüğü kişiyi bir gün dışarıda tutup yeniden 90 gün alıkonabileceğini düşünürsek, durumun ne kadar insanlık dışı olduğu sanırım daha iyi anlaşılır.

Apartheid sona erdiğinde, Mandela ve arkadaşlarının ilk hedeflerinden bir bu hapishane olmuş.

Yıkmışlar.

Ama yok etmemiş, işkence gördükleri bu hapishanenin molozunu yeniden kullanmak üzere dikkatlice tasnif etmişler.

İşte şu an, Güney Afrika’nın en yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi’nin avlusundayım.

Hapishane molozundan Anayasa Mahkemesi’ni inşa etmişler, yapılanlar unutulmasın, ibret alınsın ki tekrarlanmasın diye.

Mandela’nın insan yaşamının onuruna dair sözleri bu yapıyı birleştiren harç olmuş adeta.

Sadece bu “90 gün hücrelerinin” olduğu sütunları yıkmamışlar, onlar duruyor, gelecek nesiller neler yaşandığını görsün ve hafıza silinmesin diye.

Buradaki bütün duruşmalar Güney Afrika’nın oniki resmi diline de eşzamanlı olarak çevriliyormuş.

Daha çarpıcı olanı, Anayasa Mahkemesi’nin halka açık bir yer olması diyeceğim ama bundan da çarpıcı bir şey var: Binanın yanından yürüyüş yaparken içeride ne oluyor diye merak ederseniz başınızı şöyle bir eğmeniz yeterli çünkü duvarın alt kısmını şeffaflığı vurgulamak için camdan yapmışlar.

Kabilelerin geleneklerini de dışlamamış, bu yapıda yer vermişler ve böylece gelenekle modernite biraraya gelebilmiş.

Eskiden, hatta bazı yerlerde hâlâ, bir anlaşmazlık durumunda kabile şefleri tarafları büyük bir ağacın altında toplar, dinler ve hükmünü bildirirmiş.

Anayasa Mahkemesi’nin zeminini kaplayan halıda yaprak desenleri görüyoruz, dış salondaki avizeler ise yaprak ve dal şeklinde…

Hakim töre yerine kanunlara bağlı karar verse de simgesel açıdan yine bir ağacın altında dinliyor tarafları.

Tel örgülerle, parmaklıklarla, dikenlerle “süslü” merdiven salon açılan kapının hemen yanında, Güney Afrikalıların böyle bir mahkemeye sahip olmak için çektikleri çileli yolculuğu anlatıyor.

Güney Afrika’da inek çok değerli.
<blockquote><em><strong>Apartheid’ın hapishanesinden insan haklarını savunmaya kararlı bir yüce mahkeme çıkarmak, gördüğüm en etkileyici işlerden biri.</strong><strong>Sokaklarında özgürce dolaşamasam da Anayasa Mahkemesi bu şehri sevmek için yeterli bir sebep.</strong></em></blockquote>
<img class="alignnone size-full wp-image-112572" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/guneyafrikayazi2gorsel1.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" />
<h2><strong>ANAYASA MAHKEMESİ BU ŞEHRİ SEVMEK İÇİN YETERLİ BİR SEBEP</strong></h2>
Tamam da, haklı olarak bunun Anayasa Mahkemesi’yle alakası ne diye sorabilirsiniz, hemen söyleyeyim, yargıçların oturdukları yerler siyah inek postu ile kaplanmış.

İneğin en makbulü, en değerlisi siyah olanıymış çünkü.

Apartheid’ın hapishanesinden insan haklarını savunmaya kararlı bir yüce mahkeme çıkarmak, gördüğüm en etkileyici işlerden biri.

Sokaklarında özgürce dolaşamasam da Anayasa Mahkemesi bu şehri sevmek için yeterli bir sebep.

Son sözü Mandela’ya bırakıyorum: “Biz Güney Afrika halkları, geçmişle bağımızı geri dönülemez bir kararlılıkla kestik. Adalete, ırkçılık karşıtlığına ve demokrasiye olan ortak bağlılığımızı beyan ettik; eşitlerden oluşan barışçıl ve uyumlu bir ulusa olan özlemimiz burnumuzda tütüyor. Gökkuşağı, milletimizin simgesi haline geldi. Bir zamanlar bizi birbirimizden ayıran dil ve kültür çeşitliliğimizi, güç ve zenginliğimizin kaynağı olarak görmeye başlıyoruz.”

16 Aralık 1995, Uzlaşma Günü’nde yaptığı konuşmadan.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 May 2024 21:31:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/guneya-frika-yazilari-2.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Johannesburg’da ilk intiba</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/guney-afrika-yazilari-i-johannesburgda-ilk-intiba-4529</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/guney-afrika-yazilari-i-johannesburgda-ilk-intiba-4529</guid>
                <description><![CDATA[Johannesburg’da ilk intiba]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>“Yani ortaya suçun, şiddetin, kanunsuzluğun ve kaba kuvvetin günlük düzeni belirlediği bir kent ortaya çıkıyor. Demek […] eşkıyalık bu kentin doğuştan taşıdığı, bir ben veya doğum lekesi gibi bir şey.”</strong>

Gelmeden önce Johannesburg’a dair karıştırdığım kitapların hepsinde aynı ikaz var: Gece çıkmayın, sokakta yürümeyin, takıp takıştırmayın, yalnız kalmayın yoksa gaspa uğrarsınız, soyulursunuz.

Ayrıca, “dünyanın en tehlikeli şehirleri” listesinde zirveyi hep zorlayan performansından hiç vazgeçmemiş Johannesburg.

Ben de bir şehir sokaklarında kaybolmadan nasıl gezilir hiç bilmiyorum.

Anlatılarda biraz abartı olduğunu düşündüm ama herkes de aynı ölçüde abartamaz ya, işin içinde bir tuhaflık olduğu belli.

Buraya elini kolunu sallayarak gelmek, ne bileyim hemen her şehirde yapılan sıradan turistik etkinliklerden biri olan alandan araç kiralayıp dilediğince sürmek gibi mefhumlar henüz kıtanın bu yakasına uğramamış.

Havaalanına geldim, beni karşılayan kişi, “dün akşam fasulye yedim,” dercesine, “geçenlerde bankadan para çekmiştim,” dedi bütün rahatlığıyla, “meğer takip etmişler, ileride arabayı sıkıştırdılar, silah çektiler, soyuldum.”

Bu güzel anekdotu münferit kategorisine koyup yeni ayak bastığım bu kıtaya dair önyargılara kapılmamaya kararlıydım.

Johannesburg’daki şoförümle buluştuk, Shaun, eski bir paralı asker, sağolsun, beni bacak boyunda bir otomatik tüfekle karşıladı -bir buket çiçekle karşılayacak hali yok ya.
<blockquote><em><strong>Büyük bir heykelinin de yer aldığı Nelson Mandela meydanı şık lokantalarla çevrili, küçücük ama çok güvenli olduğu vurgulanan bir meydan.</strong></em></blockquote>
Neyse, ikisinin arka arkaya gelmesi de tesadüf olabilir, diye içimden geçirdim, enseyi karartmamak lazım.

Yola çıktık gidiyoruz, ama ben evlerin hiçbirini göremiyorum, varsa yoksa üstü sıra sıra elektrikli tellerle çevrili kalın duvarlar.

Tabii insanların kendi güvenliğini sağlama çabasında aşırıya kaçması bir yere kadar makul görülebilir ama ya dış dünyayla iletişimi tamamen kesmek?

Derken bir başka tabela dikkatimi çekmeye başladı: “Armed response”.

Hani bizde “Dikkat, köpek var!” tabelası asılır ya, bu da aynı hesapça asılmış, yalnız tek farkı “Silahla mukabele ederim,” demesi.

Yani, “aklında bile geçirme, tetiği çeker vururum.”

Beyrut’ta bir ambulansın kapısında gördüğüm “Kalaşnikofla girilmez” uyarısından sonra bana en absürt gelen ikaz sanırım bu oldu.

Sonra bunun hayli sıradan bir tabela olduğunu fark ettim.

Bazı mahallelerin özel güvenlik şirketleri tarafından korunduğunu ve giriş çıkışların denetlendiğini öğrendim.

Shaun beni Johannesburg’un en mutena bölgesi olan Sandton’daki Da Vinci adlı otele bıraktı.

Böylece, şehrin merkezini keşfe çıktım.

Anlatması gerçekten çok güç, otelin alt katı devasa bir kapalı alışveriş merkezi ve Johannesburg’un meydanı dedikleri yer de bu alışveriş merkezinin avlusu.

Büyük bir heykelinin de yer aldığı Nelson Mandela meydanı şık lokantalarla çevrili, küçücük ama çok güvenli olduğu vurgulanan bir meydan.

Kalın ve yüksek duvarların içinde bir küçük yaşam alanı kurulmuş, her yanda kameralar ve silahlı güvenlik görevlileri var.

Bu alanların güvenliği ve rahatlığı uğruna şehrin güvenliğinden vazgeçilmiş gibi.

“Kamu düzeni” diye bir düşünce kırıntısı dahi kalmamış.
<blockquote><em><strong>Johannesburg’un plaka kodu olan GP, halk arasında “Gangsters Paradise”ın kısaltmasına dönüşmüş -“Çetelerin Cenneti”.</strong></em></blockquote>
Toplu taşıma kullanmamayı, onsekizini dolduran herkesin arabası olmasını, herkesin her yere arabayla gidip dönmesini, hava karardıktan sonra sokağa çıkılmamasını, pek çok mahalleye gidilmemesini, sokaklarda yürünmemesini, meydan diye alışveriş merkezi avlusunun tanımlanmasını, tekinsiz muhitlerde hiçbir trafik işaretine riayet edilmemesini, silah bulundurmayı, etrafı kolaçan etmeyi, nakit para taşımamayı, evin camından duvar ve tel örgü görmeyi, sonsuz tedbiri ve daha birçok şeyi kanıksamışlar.

Bunlar benim anlayabileceğim şeyler değil, hoşlanabileceğim şeyler hiç değil.

Yüzde 45 olan işsizlikten daha kötü olan tek şey gelir dağılımındaki adaletsizlikmiş.

Böyle olunca, teneke mahallelerde yaşayan yoksul kesim ile zenginler arasına çitli duvarlar gerilmiş.

Bu gelir adaletsizliğine Apartheid’ın mezalimini, madende çalıştırılan kölelerin çığlığını ekleyin.

Johannesburg’un plaka kodu olan GP, halk arasında “Gangsters Paradise”ın kısaltmasına dönüşmüş -“Çetelerin Cenneti”.

Hali vakti yerinde olan azınlık için hayatın burada bir cennet olmasının bedelini, şehrin kuruluşundan bu yana geniş yoksul kesim ödemeye koyulmuş.

Johannesburg’un kuruluşu daha dün, mazisi ikiyüz seneye dayanmıyor.

Her şey burada altın ve elmas madenlerinin bulunmasıyla başlıyor aslında.

Beyaz adamın bu madeni çıkaracak köleye -artık köle yerine “ucuz emek” deniyor- ihtiyacı var.

Dolayısıyla, şehrin nüfusu beyaz azınlığın kırbacı altında çalışan siyahlardan oluşuyor.

Murat Belge, seyahatnamesinin ikinci cildinin Güney Afrika’yı anlattığı bölümünde düşünemediğim bir tespitte bulunuyor.

Madende çalışanların erkek olduğunu söyledikten sonra, bu insanların içkiye ve kadına gereksinim duyduklarını, bunun da derhal mafyöz yapıları doğurduğunu anlatıyor.

“Yani ortaya suçun, şiddetin, kanunsuzluğun ve kaba kuvvetin günlük düzeni belirlediği bir kent ortaya çıkıyor. Demek […] eşkıyalık bu kentin doğuştan taşıdığı, bir ben veya doğum lekesi gibi bir şey.”

Eşkıyalık ve gasp bir kentin hamurunda varsa, modernizm bunu kesip atabilir mi?

Uzunvadede evet, atacağı mukadder, ama anlaşılan o günlere daha var…

Bakın akşam oldu, hava karardı.

Ben de pek çok Johannesburglu gibi yürüyüşe çıkmıyor, odamda oturuyorum.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 May 2024 21:44:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/guneya-frika-yazilari-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yolda para nasıl kazanılır?</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yolda-para-nasil-kazanilir-4512</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yolda-para-nasil-kazanilir-4512</guid>
                <description><![CDATA[Yolda para nasıl kazanılır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Freelancer işlerde çalışan gezginler belirli bir işverene bağlı olmaksızın proje bazlı veya belirli bir süre için becerili ve bilgili oldukları alanlarda uzaktan online hizmet sunarlar. İş bitiminde kazançları banka hesaplarına online şekilde yatar. Freelancer’lara ücretsiz hesap açan ve ücretsiz bankamatik kartı hizmeti sunan güvenilir uluslararası bankalar vardır.</strong><strong> </strong>

Geçen haftaki yazımda Dünya turuna çıkmak için cepte değil, kafada zengin olmak gerektiğini belirtmiştim. <em>‘‘Gerisini yol size verir’’ </em>diye de eklemiştim. Bir işin mümkün olması, onun kolay olacağı anlamına gelmez. İlk adımı atmak alıştığımız konfor alanımızı terk edebilme cesaretimize bağlıdır. Sonrasında imkansızı mümkün yapan, zoru kolay kılan şey hazırlıktır. Bu haftaki köşe yazımı bu hazırlık sürecine katkı sunacak bazı tavsiyelere ayırdım. Bu bilgiler ışığında seyahate çıkan vatandaşlarımız yolda para kazanabilir, kendi seyahatlerini yoldayken finanse edebilirler.
<blockquote><em><strong>Bilinen ve uygulanan en klasik yöntem ‘‘pasif gelir’’ yöntemidir. Pasif gelir, kişinin çalışma saatleri içinde aktif çalışmasına gerek kalmadan, veya doğrudan çaba harcamadan elde ettiği gelirdir. Bu tür gelirler genellikle borsa yatırımları, faiz gelirleri, gayrimenkul kiraları, telif hakları, bitcoin ve benzeri kripto para kazanımlarıdır.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>‘PASİF GELİR’ YÖNTEMİ</strong></h2>
Bilinen ve uygulanan en klasik yöntem <em>‘‘pasif gelir’’</em> yöntemidir. Pasif gelir, kişinin çalışma saatleri içinde aktif çalışmasına gerek kalmadan, veya doğrudan çaba harcamadan elde ettiği gelirdir. Bu tür gelirler genellikle borsa yatırımları, faiz gelirleri, gayrimenkul kiraları, telif hakları, bitcoin ve benzeri kripto para kazanımlarıdır. Kişinin çalışmak zorunda kalmadan gelir elde etmesini sağlayan her türlü gelir bu kategoriye girer. Uzun yol seyahatlerine çıkmak aslında butür bir gelire sahip olanlar için iyi bir tasarruf yöntemidir. Bu şekilde gezerken para biriktirmeniz bile mümkündür. Maalesef Türkiye sıradan yaşamların çok pahalıya yaşandığı bir ülke oldu. Dolayısıyla, Türkiye’de yaşarken harcadığınız miktarlardan çok daha azını harcayarak dünyanın birçok bölgesini artık rahatlıkla gezebilirsiniz.

İkinci yöntem; <em>‘‘freelancing’’</em> denilen bağımsız ve online çalışma yöntemidir. Bu şekilde çalışanlara <em>‘‘freelancer’’</em> denir. Bu yöntemle gezebilmeniz için mutlaka aranan bir beceriye ve uzmanlık alanına sahip olmanız gerekir. Peki bunu nasıl anlarsınız? Başkalarını kısa bir süre kandırabilirsiniz ama kendinize asla yalan söyleyemezsiniz. Yolculuğunuzun uzun ve sorunsuz devam etmesini istiyorsanız yola çıkmadan önce insanların ihtiyaç duyacağı bir beceriye veya uzmanlığa gerçekten sahip olup olmadığınızı kendi kendinize sormanız gerekir. Kendinize vereceğiniz samimi cevabınız <em>‘‘evet’’</em> ise seyahatinizi yoldayken finanse etmeniz mümkündür.

Freelancer işlerde çalışan gezginler belirli bir işverene bağlı olmaksızın proje bazlı veya belirli bir süre için becerili ve bilgili oldukları alanlarda uzaktan online hizmet sunarlar. İş bitiminde kazançları banka hesaplarına online şekilde yatar. Freelancer’lara ücretsiz hesap açan ve ücretsiz bankamatik kartı hizmeti sunan güvenilir uluslararası bankalar vardır. Bu bankalar sizden kalıcı bir adres talep etmez, otel adresinizi vermeniz yeterlidir. Bu şekilde otelinize yollanacak bankamatik kartıyla dünyanın her yerinden hesabınıza yatan paranızı çekebilirsiniz. Telefonunuzu kullanarak bütün ödemelerinizi online yapabilirsiniz.
<blockquote><em><strong>Örneğin; Tayland seyahatiniz sırasında, Kanadalı bir şirketin projesinde çalışabilirsiniz.</strong> <strong>Ücretinizi dolar üzerinden alır, paranızı Tayland’ta istediğiniz ATM’den baht olarak çeker ve harcamalarınızı Tayland bahtı üzerinden yaparsınız.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>TAYLAND SEYAHATİNİZDE, KANADALI BİR ŞİRKETİN PROJESİNDE ÇALIŞABİLİRSİNİZ</strong></h2>
Somut bir örnekle açıklamaya çalışayım. Örneğin; Tayland seyahatiniz sırasında, Kanadalı bir şirketin projesinde çalışabilirsiniz. Ücretinizi dolar üzerinden alır, paranızı Tayland’ta istediğiniz ATM’den baht olarak çeker ve harcamalarınızı Tayland bahtı üzerinden yaparsınız. Sizinle aynı işi yapan Kanada vatandaşıyla aynı miktarları kazanırken, Kanada’da yaşayanlardan katbekat daha az para harcayarak Tayland’daki seyahatinize devam edersiniz. Üstelik Kanada’da soğuk kış günlerinde evden çalışmak yerine, bu şekilde sıcak yaz günlerinde Tayland’da (veya dünyanın başka bir ülkesinde) kumsaldan çalışmak her açıdan daha mantıklıdır. Bu tür yöntemler gezginlere daha az parayla daha kaliteli ve mutlu hayatlar yaşama imkanı verir. Bu şekilde yapabileceğiniz işlerin başında; grafik tasarımı, dijital pazarlama, fotoğrafçılık, iş danışmanlığı, yazarlık, çevirmenlik, sosyal medya yöneticiliği, bilgisayar ve yazılım programcılığı, sosyal medya içerik üreticiliği, online eğitmenlik, yabancı dil öğretmenliği gibi iş alanları gelir. Bu işlerin çoğu dijital ortamda gerçekleştiği için bu şekilde para kazanarak gezenlere genel olarak <em>‘‘digital nomad’’</em> denir.
<blockquote><em><strong>Dijital ortam dışında fiziki ‘‘freelancer’’ olarak da çalışabilirsiniz. Örneğin gittiğiniz yerlerde bir süre kalarak İngilizce öğretmenliği yapabilirsiniz. Bulunduğunuz şehirlerde hizmet veren işletmelerin katalog çekimlerini yapabilir, tanıtım videolarını hazırlayabilirsiniz. Sörf, dalış, dans veya yoga eğitmenliği yapabilirsiniz.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>FİZİKİ ‘FREELANCER’ OLARAK DA ÇALIŞABİLİRSİNİZ</strong></h2>
Dijital ortam dışında fiziki <em>‘‘freelancer’’</em> olarak da çalışabilirsiniz. Örneğin gittiğiniz yerlerde bir süre kalarak İngilizce öğretmenliği yapabilirsiniz. Bulunduğunuz şehirlerde hizmet veren işletmelerin katalog çekimlerini yapabilir, tanıtım videolarını hazırlayabilirsiniz. Sörf, dalış, dans veya yoga eğitmenliği yapabilirsiniz. Şarkıcılık veya DJ’lik yaparak birçok beach-club veya barda performans sergileyebilirsiniz. Dövmecilik, boyacılık hatta aşçılık yapabilirsiniz. Kısacası, para edecek her türlü zanaatkârlık ve sanatkârlık becerinizi yolda kullanabilirsiniz. Çocuk yetiştiren arkadaşlarıma her zaman söylediğim bir tavsiyeyi yeri gelmişken burada da paylaşayım. 21. Yüzyıl diplomaya değil, beceriye sahip olanların iş bulacağı bir yüzyıl olacak. Bilmenin değil, sorun çözmenin; cevapların değil, soruların önem kazanacağı bir döneme giriyoruz. Bu şekilde yetiştirilen Türk gençleri Dünya’nın heryerinde iş bulma ve yaşama becerisine sahip olacaktır.

Yolda bu tür işleri icraa edebilmeniz için size gerekli olacak malzemeleri de yanınızda taşıyor olmanız gerekir. Örneğin, yanında drone taşıyarak gezen bir arkadaşım Kolombiya’da birçok otelin fotoğraf ve video çekimlerini yaparak gezisini rahatlıkla finanse etmişti. Yanında DJ setup’ını götüren arkadaşım Tayland’da DJ’lik yaparak hem para kazanıp hem de gezisine devam edebilmişti.

Bu tür işleri, seyahat öncesinde ve esnasında yapacağınız etkili bir hazırlık ve planlama süreciyle kolaylıkla bulabilirsiniz. Becerisi olan insanlara dünya’nın heryerinde ihtiyaç ve talep vardır. Ayrıca bu tür işler için Upwork, Freelancer, Fiverr, Bionluk gibi internet sitelerine başvurabilirsiniz. Bu siteler freelancer çalışmak isteyenlerle işverenleri ve proje sahiplerini bir araya getiren çok etkili ve güvenilir platformlardır.

Son yılların en popüler işi YouTuber’lık da seyahat ederken para kazanmak için iyi bir alternatif olabilir ancak yeterli bir gelir getirebilmesi için içeriklerin iyi belirlenmesi önem arz eder. YouTube'dan para kazanmak istiyorsanız, cep telefonuyla herkesin çekebildiği sıradan gezi videolarının ötesine geçmenizi ve içeriklerinizde farklı bir odak noktası belirlemenizi öneririm. Örneğin, Dünya’daki farklı futbol stadyumlarını gezen, taraftar gruplarıyla röportajlar yapan, izleyicilere ilginç maçlardan görüntüler sunan bir spor-gezi kanalı tüm rakiplerinden sıyrılacaktır. Veya sadece sörf destinasyonlarını gezen, Dünya’daki sörf okullarıyla röportajlar yapan, veya Dünya’daki en iyi yoga ve inziva yerlerini araştırıp, bulup izleyicilere ulaştıran içerikler fark yaratacaktır. Örneğin, Dünya Edebiyat Rotası adı altında, Şili’de Pablo Neruda’nın, Brezilya’da Paulo Coelho’nun, Meksika’da Gabriel García Márquez’in evlerini gezen, ünlü yazarları yaşadıkları yerlerde tanıtan, ünlü kütüphanelerden çekim yapan bir edebiyat-gezi kanalının takipçi sayısı hem daha çok artacaktır hem de kurumsal işbirlikleri için daha çekici olacaktır. Bu yüzden yola çıkacak Türk gezginlere uluslararası alanda öne çıkabilmeleri için tek elle cep telefonuyla çektikleri klasik gezi vloglarından uzaklaşıp, daha profesyonel yöntemler kullanarak farklı temalarda içerikler üretmelerini öneririm. Brezilya’ya giden 101’inci Türk gezgin olup Rio sahillerinden benzer görüntüler çekmek yerine, Rio de Janeiro’daki en iyi Capoeira dans okullarını, Ju-jitsu salonlarını izleyicilere sunan 1. gezgin olmanız uzun vadede izlenme trafiğinizi ve gelirinizi arttıracaktır.

Yıllar önce bir duvar yazısı okumuştum. Şöyle diyordu:<em> ‘‘Bazıları bavulunu toplayıp kaçar, bazılarıysa aynı yerde kalarak…’’ </em><em> </em>

Uzun lafın kısası, beş hafta süren bu yazı dizisini şu sözlerle bitirelim<em>: </em>Yola çıkmak istemeyenler için bahane çok, yola çıkmak isteyenler için bahane yok; yol açık, yola çık!]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 May 2024 21:30:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/dijital-nomad.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Tema Parkı olarak Venedik: VeniceLand (2)</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-tema-parki-olarak-venedik-veniceland-2-4331</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-tema-parki-olarak-venedik-veniceland-2-4331</guid>
                <description><![CDATA[Bir Tema Parkı olarak Venedik: VeniceLand (2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Artık Avrupa, eğer turizm zoruyla bir eğ</strong><strong>lence parkına dönüşüyorsa ya da dönüşecekse, bunu olabilecek en yüksek getiriyle gerçekleştirip, hiç değ</strong><strong>ilse seçmenleri biraz olsun rahatlatmak istiyor. Ve öyle görünüyor ki artık eğ</strong><strong>lence parkında her aracı en yüksek bedellerle deneyimleyenler dışındakiler Avrupa</strong><strong>’da pek istenmiyor. </strong>

<a href="https://yeniarayis.com/yalinalpay/bir-tema-parki-olarak-venedik-veniceland-1/" target="_blank" rel="noopener">Dün kaldığımız yerden</a> devam ediyoruz…

Venedik, Avrupa’nın öncü eğlence parkı kentlerinden birisi ve belki de birincisi. Fakat Venedik’te yaşayanların duydukları tedirginlik, rahatsızlık, memnuniyetsizlik, mutsuzluk ve öfke, Venedik gibi çok yoğun turist nüfusu alan diğer Avrupa kentlerinde de her geçen gün artarak kendisini gösteriyor. Bu yüzden Venedik’i bir öncü model olarak kabul edersek, Venedik’te meydana gelen gelişmelerin, yakın gelecekte Avrupa’nın diğer belli başlı turistik kentlerinde de yaşanacağını varsayabiliriz.

Venedik’te geçen hafta (25 Nisan) yürürlüğe konan bir Belediye Meclisi kararı, kentin bir eğlence parkı olduğuna ilişkin göstergeleri güçlendirdi. Bundan böyle Venedik’e giriş yapan turistlerden, kişi başına 5 Euro’luk bir giriş ücreti alınacak. Turistler giriş ücretlerini, "Contributo di Accesso a Venezia" (Venedik'e Giriş Ücreti) adıyla oluşturulan siteden rezervasyon yaparak ödeyebilecek. 5 Euro’luk giriş ücretini ödeyen ziyaretçilerin akıllı telefonuna geçiş belgesi özelliğinde bir QR kod gönderilecek ve şehirde rastgele yapılacak kontrollerde bu karekodun gösterilmesi gerekecek. Giriş ücretini ödemeyenler, yerel yetkililerin kontrollerinde tespit edilmeleri halinde giriş ücretine ek olarak 50 Euro’luk idari para cezasına çarptırılacak.

Venedik’in, bütçeden sorumlu belediye meclis üyesi Michele Zuin, 2024 yılı için ücretin "bir deney" olarak 29 yoğun günde uygulanacağı bilgisini verdi. Zuin, gelecek yıl ücret takvimine daha fazla gün ekleneceğini ve ücretlerin 10 Euro’ya kadar çıkabileceğini söylüyor. Yani Venedik şimdilik bir deneme ve promosyon olarak 5 Euro.

Venedik Belediyesi sınırları içerisindeki tesislerde konaklayanlar, Venedik'in içinde bulunduğu Veneto bölgesinde ikamet edenler, 14 yaş altı çocuklar, bakıma muhtaç olanlar, spor müsabakalarına katılanlar, seyahate çıkan lise öğrencileri, güvenlik güçleri ve itfaiye ekipleri giriş ücreti ödemekten muaf tutulacak. Yani uygulama şimdilik, Venedik’i konaklamadan deneyimlemek isteyenlerden, konaklama sırasında alınan şehir konaklama vergisinin konaklamadıkları için alınamamasından doğan ödemeyi tahsil etmeye yönelik görünüyor. Zira Venedik’te konaklamayan fakat Venedik’i deneyimleyen kişiler, kentten yararlanmalarına rağmen şehir vergisini ödemeden, Venedik’e yakın başka bir şehirde konaklayarak, o kente şehir vergisi ödüyorlar. Venedik, bana gelen turist, ödemesini bana yapmalı diye düşünüyor. Bunda belli bir haklılık payı da yok değil.
<blockquote><em><strong>Venedik</strong><strong>’te olup bitenler Venedik</strong><strong>’teki turizm gündemi çok önemli olduğundan değil, Avrupa</strong><strong>’nın genelindeki turizm gündemi için öncü bir konum oluşturduğu için kıymetli. Avrupa yılda yaklaşık 1 milyarlı</strong><strong>k turist alıyor. Yani dünyanın sekizde biri, yıl içerisinde Avrupa</strong><strong>’da turist olarak dolaşıyor. Avrupa nüfusunun 718 milyon olduğu düşünülürse, bu turist sayısının ne kadar fazla olduğu daha iyi anlaşılıyor.</strong></em></blockquote>
Bu durumu Venedik’in muhalefet kanadındaki milletvekillerinden Giovanni Andrea Martini ise, "Fiyatı iki katına çıkarmak şehri bir meta haline getiriyor, bir tema parkından, bir müzeden başka bir şey değil" diye yorumluyor. Belediye'nin gelecekteki projeleri arasında havaalanını büyütme ve lagünde yeni kanallar açma planları olduğunu söyleyen Martini, böylece teknelerin ve hatta 2019'da yasaklanan yolcu gemilerinin Venedik’in daha yakına yanaşabileceğini, bu gelişmelerin de şehrin daha da boğulacağı anlamına geldiğini" ileri sürüyor.

<em>The New York Times International</em>’ın haberine göre, İtalya'da ulusal tatil olan 25 Mayıs Perşembe günü 113.000 kişi Venedik'e girmek için kayıt yaptırmıştı. Bunların 15,700'ü giriş ücreti ödedi ve 40,000'i muaf geceleyen misafirlerden oluşurken, geri kalan ziyaretçiler - yine muaf - öğrenciler, işçiler ve sakinlerin akrabaları ya da arkadaşlarından oluştu. Oysa Venedik'teki Ca Foscari Üniversitesi’ndeki turizm uzmanları tarafından 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Venedik'e günde gelmesi gereken optimum ziyaretçi sayısı, yaklaşık dörtte biri günübirlikçi olmak üzere 52.000 kişi civarında olmalı.

Venedik’e koyulan giriş ücretinin doğurduğu bir başka gelişme ise geçtiğimiz yıl BM’nin kültür ajansı UNESCO’nun, kitle turizmini ana endişe kaynağı olarak göstererek, Venedik’in tehlike altındaki Dünya Mirasları listesine alınması yönündeki tavsiyesini, giriş ücretinin onaylanmasının ardından geri çekmiş olması. Ancak UNESCO yetkilileri yaptıkları açıklamada Venedik’in daha fazla ilerleme kaydetmesi gerektiğini ileri sürdüler.

Venedik’in hamlesi hem belediye kasası için bir gelir artışı sağlama hem de turistler için minik de olsa Venedik’e uğramaktan bir caydırma adımı. Şimdilik 5 Euro’luk bir ücret yüksek bir caydırıcılık sunmuyor gibi görünse de, Venedik girişlerinde ödeme yapmak için uzun kuyruklar oluştukça, günübirlik gelen turistler, zaten 5-6 saatle sınırlanmış olan gezi vakitlerinin ve günlük enerjilerinin önemli bir kısmını burada bırakacaklarından, Venedik’e girmemeyi, ya da Venedik’te hiç değilse bir ya da iki gece konaklamayı gündemlerine almaya yönelebilirler.
<blockquote><em><strong>Türkiye</strong><strong>’de son yıllarda AB vizesi almanın giderek zorlaşmasındaki temel nedenlerden birisi de işte Avrupa</strong><strong>’nın bu turiste doymuşluğu. Türkiye</strong><strong>’de gelinen noktada artık Türk vatandaşları AB ülkelerinden vize randevusu dahi alamıyor. Çünkü AB, seçmenlerinin de baskısıyla artık turist sayısındaki bu durdurulamayan artışa bir son vermek zorunda.</strong></em></blockquote>
Venedik’te olup bitenler Venedik’teki turizm gündemi çok önemli olduğundan değil, Avrupa’nın genelindeki turizm gündemi için öncü bir konum oluşturduğu için kıymetli. Avrupa yılda yaklaşık 1 milyarlık turist alıyor. Yani dünyanın sekizde biri, yıl içerisinde Avrupa’da turist olarak dolaşıyor. Avrupa nüfusunun 718 milyon olduğu düşünülürse, bu turist sayısının ne kadar fazla olduğu daha iyi anlaşılıyor. Ve kıta bu büyük ziyaret hareketini, kent yaşantısının her anını yapısöküme, kesintiye, dumura, felce uğrattığı gerekçesiyle reddetmekten yana güçlü bir tavır koyuyor. Avrupa’nın dört bir yanında turist karşıtı eylemler yapılıyor, duvar yazıları yazılıyor, siyasetçilere seçmen baskısı oluşturuluyor.

Yerli halk, bitmek bilmeyen bir antropolojik incelemeye tabi tutulmuş gibi yaşamaktan, turistlerin tükettiği yerel olanaklar yüzünden ev kirasından market alışverişine değin her şeyi çok daha pahalı tüketmek zorunda kalmaktan, sokaklardaki kalabalıktan, trafikteki sıkışıklıktan, kenti kendi kültürel kodlarının dışında deneyimleyen Avrupalı olmayan misafirlerin sesinden, gürültüsünden, davranış kalıplarından, kentin orta ve uzun vadeli çıkarlarına hiçbir duyarlılık göstermeyen tüm tavırlarından rahatsızlık duyuyor. Kentler giderek yerli sakinlerin gereksinimlerinden ve duyarlılıklarından çok geçici turistlerin gereksinimlerine ve duyarlılıklarına uygun şekilde evriliyor. Amsterdam’dan Kanarya Adaları’na, Floransa’dan Paris’e hiçbir turistik kent sakini, turizm odaklı gelir elde etmiyorsa kentteki aşırı turist “işgalini” onaylamıyor; aksine bu durumu tersine çevirmek için elini taşın altına koymak istiyor, gösteriler, yürüyüşler yapıyor, baskı grupları oluşturuyor, geleneksel ve sosyal medyada kendisini her fırsatta ifade ediyor.

Türkiye’de son yıllarda AB vizesi almanın giderek zorlaşmasındaki temel nedenlerden birisi de işte Avrupa’nın bu turiste doymuşluğu. Türkiye’de gelinen noktada artık Türk vatandaşları AB ülkelerinden vize randevusu dahi alamıyor. Çünkü AB, seçmenlerinin de baskısıyla artık turist sayısındaki bu durdurulamayan artışa bir son vermek zorunda. Kişi sayısını azaltmak için en uygun turistler de, günlük harcama ortalaması en düşük olan turistler. Böyle olunca görece ucuz otellerde konaklayan, restoranlardan çok marketlerden alışveriş yaparak gıda gereksinimini gidermeyi tercih eden, yüklü alışverişler gerçekleştirmeyen; kısacası lüks tüketim yap(a)mayan Türkler, kendileri gibi daha düşük günlük harcama gerçekleştiren turistlerle birlikte geri plana atılmış durumdalar. Buna bir de dinsel ve ırksal önyargılar da eklenince, AB’nin korkulu rüyası olan göçmenlerin belleklerinde bıraktıkları kökenlere ilişkin algı yaratan ülkeler, AB’nin yasaklı turistler kapsamına düşüyor.

Artık Avrupa, eğer turizm zoruyla bir eğlence parkına dönüşüyorsa ya da dönüşecekse, bunu olabilecek en yüksek getiriyle gerçekleştirip, hiç değilse seçmenleri biraz olsun rahatlatmak istiyor. Ve öyle görünüyor ki artık eğlence parkında her aracı en yüksek bedellerle deneyimleyenler dışındakiler Avrupa’da pek istenmiyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 May 2024 21:43:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/venedik.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parasız Dünya turu nasıl yapılır?</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/parasiz-dunya-turu-nasil-yapilir-4322</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/parasiz-dunya-turu-nasil-yapilir-4322</guid>
                <description><![CDATA[Parasız Dünya turu nasıl yapılır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Bu sorunun cevabı herkes için tektir ve geçerlidir: Parasız Dünya turu yapılamaz! Böyle bir şey mümkün değildir. Aksini iddia edenler, iyi niyetli bile olsalar, aslında gençleri yanlış yönlendirmiş olurlar. Genç gezgin adaylarını doğru yönlendirmemiz için yapmamız gereken "yapabilirsin, çıkabilirsin" gibi altı doldurulmamış söylemler yerine, bilgiye dayalı tavsiyelerde bulunmak olmalıdır.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Son yıllarda Instagram ve YouTube’daki gezgin hesaplarında gözle görülür bir çoğalma var. Bu durum seyahat kültürünün yaygınlaşması, gençlerin dünya üzerindeki farklı ülkeleri ve kültürleri tanıması adına sevindirici bir gelişme. Diğer yandan sosyal medyada karşılaştığımız içerikleri tüketirken tedbirli olmakta fayda var. Yanıltıcı bilgilere maruz kalma ihtimalini her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Kişilerin seyahat tecrübeleri dinlemek faydalıdır ancak bu tecrübeleri genel bilgilermiş gibi kabul etmek risklidir. Yanlış bilgiler, seyahate çıkan birçok gencimizi hayal kırıklığına uğratabilir, yollarda beklenmedik zorluklarla karşılaşmalarına neden olabilir. </span>

<span style="font-weight: 400;">Seyahatle ilgili bilmeniz gereken ilk gerçek, bu yazının da başlığını oluşturan sorudur. Bu başlığı hem SEO uyumlu olması için hem de bu konudaki yanlış bilgilendirmeleri düzeltmek amacıyla özellikle seçtim. Parasız Dünya turu nasıl yapılır? Bu sorunun cevabı herkes için tektir ve geçerlidir: Parasız Dünya turu yapılamaz! Böyle bir şey mümkün değildir. Aksini iddia edenler, iyi niyetli bile olsalar, aslında gençleri yanlış yönlendirmiş olurlar. Genç gezgin adaylarını doğru yönlendirmemiz için yapmamız gereken "</span><i><span style="font-weight: 400;">yapabilirsin, çıkabilirsin" </span></i><span style="font-weight: 400;">gibi altı doldurulmamış söylemler yerine, bilgiye dayalı tavsiyelerde bulunmak olmalıdır. Bu yazının amacı da budur.</span>
<blockquote><em><b>Tam bu noktada müjdeli bir haberim var. Parasız olmaz ancak bu yazıyı okuyan herkesin sahip olabileceği mütevazi miktarlarla dünya turuna çıkmak gayet mümkündür. Sanıldığının aksine seyahate çıkmak maddiyat meselesinden çok zihniyet meselesidir. Cepte zengin olmaktan çok kafada zengin olmayı gerektirir.</b></em></blockquote>
<h2><b>SEYAHATE ÇIKMAK MADDİYAT MESELESİNDEN ÇOK ZİHNİYET MESELESİ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Tam bu noktada müjdeli bir haberim var. Parasız olmaz ancak bu yazıyı okuyan herkesin sahip olabileceği mütevazi miktarlarla dünya turuna çıkmak gayet mümkündür. Sanıldığının aksine seyahate çıkmak maddiyat meselesinden çok zihniyet meselesidir. Cepte zengin olmaktan çok kafada zengin olmayı gerektirir. Seyahati mümkün kılan paradan önce istek, arzu ve eylemlerdir. Önceki yazılarımda bahsetmiştim; seyahat etmek tatile çıkmaktan farklıdır. Bu yüzden bazen zorluklar içerebilir, bazen oldukça yorucu olabilir. Seyahatin bu tür özelliklerini baştan bilir ve kabul ederseniz, seyahate çıkmanızın önündeki en büyük engeli kaldırmış olursunuz. Bir başka deyişle, seyahate çıkmanızın önündeki en büyük engel sanıldığının aksine maddiyat değildir. Önemli olan günlük yaşantımızda oluşturduğumuz konfor alanımızın dışına çıkabilme cesaretini gösterebilmektir. Bu noktada Dünya turuna çıkmak için gereken minimum maddiyat; ilk adımı atmanızı sağlayacak uçak bileti masrafını karşılayabileceğiniz, yolculuk sırasında güvenliğinizi ve sağlığınızı riske atacak istenmedik durumlardan kaçınmanızı temin edecek kadar bir paraya sahip olmaktır. Gerisini yol size verir. 20’li yaşlarımda Avrupa kıtasında defalarca bu şekilde yola çıktım.  Sadece bir uçak bileti ve banka hesabımda yoldaki güvenliğimi ve sağlığımı riske edecek durumlardan kaçınmamı sağlayacak kadar bir parayla 30'dan fazla ülke gezmeyi başarmıştım. Tabii ki bunun için seyahat öncesi iyi bir hazırlık ve planlama yapmanız gerekir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Şimdi seyahatlerinizi mümkün olduğunca az maliyetlerle gerçekleştirmenizi sağlayacak tavsiyelere gelelim. Bir seyahatin en büyük masraf kalemi konaklama ve ulaşımdır.Vereceğim bilgiler ışığında konaklama ve ulaşım masrafınızı çok büyük oranda azaltmanız mümkündür.</span>
<blockquote><em><b>Konaklama masrafınızı sıfıra indirecek ilk yöntem konaklama paylaşım platformlarıdır. Bu online platformların en ünlüsü ve en iyisi "Couchsurfing" web-sitesidir. Bu tür platformlar gezginler için gezginler tarafından kurulan dayanışma platformlarıdır.</b></em></blockquote>
<h2><b>KONAKLAMA</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Konaklama masrafınızı sıfıra indirecek ilk yöntem konaklama paylaşım platformlarıdır. Bu online platformların en ünlüsü ve en iyisi "</span><i><span style="font-weight: 400;">Couchsurfing" </span></i><span style="font-weight: 400;">web-sitesidir. Bu tür platformlar gezginler için gezginler tarafından kurulan dayanışma platformlarıdır. </span><i><span style="font-weight: 400;">Couchsurfing</span></i><span style="font-weight: 400;"> sitesine girerek bir profil oluşturursunuz. Sonrasında gideceğiniz yeri ve tarihleri girersiniz. O yerdeve tarihlerde evini gezginlere ücretsiz açan diğer gezginleri görürsünüz. Mesaj atarsınız ve kabul etmesi durumunda, evinde ücretsiz olarak kalırsınız. Bu yöntem tamamen ücretsizdir, evini açan kişi sizden para istemez ama karşılığında, </span><i><span style="font-weight: 400;">Couchsurfing</span></i><span style="font-weight: 400;"> adabı gereği, evinde konakladığınız gezgine minik bir jest yapmanız beklenir. Örneğin, akşam yemeğini siz hazırlarsınız, bulaşıkları siz yıkarsınız gibi… Seyahatiniz süresince bu şekilde aylarca ücretsiz konakla imkanına erişebilirsiniz. Benzer şekilde "</span><i><span style="font-weight: 400;">home-exchange"</span></i><span style="font-weight: 400;"> siteleri de kullanılabilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Ayrıca yerel gezi topluluklarıyla (örneğin ilgili facebook gruplarıyla) bağlantı kurmak da faydalı çözümler arasındadır.</span>

<span style="font-weight: 400;">İkinci yöntem gönüllü çalışma programlarıdır. Düşük bütçeli gezginler için en ideal yöntem budur. Gezginleri bırakın, ülkemizde yabancı dil öğrenmek isteyen ancak yurtdışında aylarca kalacak ekonomik güce sahip olmayan gençlerimiz için mükemmel bir çözüm yöntemidir. Örneğin, üniversite birinci sınıfta okurken İngilizce seviyemden memnun olmadığım için yaz tatillerimi bu şekilde geçirmeye karar vermiştim. 3 yaz boyunca 1 kuruş ücret ödemeden ve hiçbir ek masraf yapmadan yazlarımı Amerika Birleşik Devletleri’nde bu yöntemle geçirmiştim. Gençlerimizi bahane üretmek yerine, karşılaştıkları sorunların çözümlerine odaklanırlarsa tüm dünyanın onlara sayısız fırsatlar sunduğunun farkına varacaklardır. Bu tür gönüllü çalışma programlarının mantığı çok basittir. Bir konuda gönüllü iş gücüne ihtiyaç duyan kurumlar, ücretsiz konaklama ve ücretsiz yemek karşılığında dünyanın her yerinden gençlere kapılarını açarlar. Bu işler tamamen gönüllü iş olduğu için turist vizesiyle veya vizesiz gittiğiniz bir ülkede hiçbir ek evrak işine ve yasal izne gerek duymadan çalışabilirsiniz. Yapılacak işler ilan verenin ihtiyaçlarına göre değişir. Zor ve istismara açık işler değillerdir. Patron-işçi ilişkisinin olmadığı, karşılıklı güvene dayalı, arkadaşlık temelinde ilerleyen işlerdir. Gönüllünün zorunlu bir yükümlüğü yoktur. İstediği anda o işyerini terk ederek yoluna devam edebilir. Bu bakımdan gezginleri koruyan güvenli bir yöntemdir. Birçok site olmasına rağmen önerebileceğim en iyi iki site; </span><i><span style="font-weight: 400;">worldpackers</span></i><span style="font-weight: 400;"> ve </span><i><span style="font-weight: 400;">workaway </span></i><span style="font-weight: 400;">web-siteleridir. Binlerce iş ilanıyla on binlerce gönüllüyü bir araya getirme ve güvenli mesajlaşma hizmeti sundukları için bu siteler, senelik üyelik ücreti talep ederler ancak bu miktarlar yüksek meblağlar değildir. Sonrasında profilinizi oluşturursunuz ve gönüllü işlerin listelendiği veri tabanında size uygun yerlerde ve şartlarda olan işleri arattırırsınız. </span>

<span style="font-weight: 400;">İşlerin listelendiği sayfada yapılması beklenen işlerin içerikleri, çalışma saatleri ve karşılığında sunulan imkanların hepsi yazar. Herhangi bir sürprize yer yoktur. Uygun gördüklerinize mesaj atarsınız ve başlarsınız. Somutlaştırırsak; Türkiye’de, şu an bu satırları okuyan bir genç evinde otururken, hemen şimdi Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde aylarca kalacağı bir yeri hiç kimseyi tanımadan ve ek ücret ödemeden güvenli bir şekilde ayarlayabilir. Bu iş özünde bu kadar basittir. Bu satırları okuyan üniversite öğrencilerimiz varsa, yaz tatillerini bu şekilde her sene farklı bir ülkede geçirmelerini öneririm. Bu şekilde, mezun olana kadar en az 4 farklı ülkede yaşama ve iş tecrübesine sahip olacaklardır. Bu deneyimler dil kabiliyetlerini geliştirirken, mezuniyet sonrası iş hayatlarını da çok olumlu yönde etkileyecektir. Seyahat etmek bir zihniyet meselesidir demiştik. "</span><i><span style="font-weight: 400;">Yaz tatilimde çalışmam!"</span></i><span style="font-weight: 400;"> veya "</span><i><span style="font-weight: 400;">Work and Travel yaparım, para kazanırım daha iyi"</span></i><span style="font-weight: 400;"> zihniyetindeki kişilerde bu yazdıklarım pek yankı bulmaz. Genç yaşlarda sosyal ve kültürel sermaye biriktirmek en değerli kazançtır. Gezginlere dönersek, seyahatleriniz esnasında bu tür gönüllü projelere yardım ederek konaklama masrafınızı sıfıra indirebilir ve yolunuza bu şekilde devam edebilirisiniz.</span>
<blockquote><em><b>Hotel, otel, pansiyon gibi klasik konaklama seçenekleri yerine hostel dediğimiz, gezginlere özel konaklama tesislerini tercih edebilirsiniz. Türkiye’de hostel kültürü pek bilinmez. Bilenler de genelde yanlış bilir. Evet, hostellerin paylaşımlı odaları vardır. Bu özellik hostelin en klasik özelliğidir ancak bu şekilde bir konaklama imkânı sunmaları bu işletmeleri kalitesiz yapmaz.</b></em></blockquote>
<h2><b>HOSTELLERİN PAYLAŞIMLI ODALARI VARDIR AMA BU ONLARI KALİTESİZ YAPMAZ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Üçüncü yöntem hostellerde konaklamadır. Diyelim ki ilk iki yöntemi de denediniz ancak konaklayacak yer bulamadınız. Az bir ihtimal olsa da bu mümkündür ve yolda başınıza gelebilir. Bu durumda hotel, otel, pansiyon gibi klasik konaklama seçenekleri yerine hostel dediğimiz, gezginlere özel konaklama tesislerini tercih edebilirsiniz. Türkiye’de hostel kültürü pek bilinmez. Bilenler de genelde yanlış bilir. Evet, hostellerin paylaşımlı odaları vardır. Bu özellik hostelin en klasik özelliğidir ancak bu şekilde bir konaklama imkânı sunmaları bu işletmeleri kalitesiz yapmaz. Çok kaliteli, çok güvenli ve oldukça konforlu hosteller vardır. İçinde yüzme havuzu, jakuzisi, kaliteli bir barı, restoranı, konforlu bir lobisi olan yüzlerce hostel gördüm. Markalaşmış hostellerin paylaşımlı odaları da hijyen ve konfor bakımından 4 yıldız otellerin odalarını aratmayacak derecede iyidir. Çoğu hostelde tek kişilik odalar veya kadın gezginler için sadece kadınların kalabildiği özel odalar da vardır. Dolayısıyla tek başına kalmak isteyenler ve seyahat eden kızlarımız da gönül rahatlığıyla hostellerde kalabilirler.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir gezgin için hostelde kalmanın iki ana mantığı vardır. Birincisi hostel ücretlerinin oldukça düşük olmasıdır. Güney Asya’da günlük 7-8 dolara, Güney Amerika’da günlük 10-12 dolara gayet güzel, kaliteli ve temiz hostellerde kalmanız mümkündür. Aynı şehirdeki hotel odalarının fiyatları ise bu rakamların en az 10 katıdır. Böylece gezginler, hosteller sayesinde konaklama masraflarını ciddi anlamda azaltır.</span>

<span style="font-weight: 400;">İkinci neden ise hostelin sunduğu eğlence ve arkadaşlık ortamıdır. Hostellerin yazılı olmayan, ancak herkesin uyması beklenen bir kuralı vardır. İngilizce "</span><i><span style="font-weight: 400;">A stranger is just a friend you haven't met yet" </span></i><span style="font-weight: 400;">cümlesiyle ifade edilen bu kurala göre, hostelde karşılaştığınız hiç kimse yabancı değildir, sadece henüz tanışmadığınız yeni arkadaşınızdır. Dolayısıyla hostelin barında, lobisinde, odanızda karşılaşacağınız herkesle çekinmeden anında tanışabilir, sohbet açabilirsiniz. Hiç kimse "</span><i><span style="font-weight: 400;">bu kişi durup dururken neden bana selam verdi, neden yanıma geldi"</span></i><span style="font-weight: 400;"> diye önyargıyla yaklaşmaz. Hostelde konaklamanın ana amacı zaten diğer gezginlerle tanışmaktır. Bu bağlamda birçok kaliteli hostel, konaklayan tüm misafirleri için ücretsiz şehir turları, ücretsiz yoga dersleri, ücretsiz partiler düzenler. Çetelesini tutmadım ancak gün sayısını toplarsam ömrümün en az 1 senesi çok lüks 5 yıldızlı otellerde konaklayarak geçmiştir. Ancak bu konaklamalarımdan bana kalan hiçbir dostluk, hiçbir kalıcı arkadaşlık hatırlamıyorum. Aynı şekilde hostellerde de çok kaldım ve bugün bile iletişimde olduğum, halen görüştüğüm hostellerde tanıştığım onlarca arkadaşım var.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tabii ki iyi bir hostel deneyimi için daha önce altını çizdiğim hazırlık ve planlama aşamasının önemi büyüktür. Beklentilerinize uygun bir hostel bulmak için biraz emek ve zaman ayırmanız gerekir. Aksi durumda herhangi bir otelin kötü çıkması gibi, bir hostelin de kötü veya güvensiz bir yer olma ihtimali vardır. Bu bağlamda; Selina, Viajero, Wild Rover, Generator, St Christopher’s, Wombats gibi uluslararası hostel zincirleri seyahate yeni başlayanlar için en güvenli limanlar olacaktır.</span>
<blockquote><em><b>Ulaşım masraflarınızı kısmak için kadim otostop yöntemi dışında seyahat ederken başvurabileceğiniz en önemli yöntem araç paylaşımıdır. Araç paylaşımı sitelerin en ünlüsü BlaBlaCar uygulamasıdır. Özel araçlarıyla bir şehirden başka bir şehire giden araç sahipleri aracın içindeki boş koltukları bu uygulama sayesinde kiralar.</b></em></blockquote>
<h2><b>ULAŞIM</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Ulaşım masraflarınızı kısmak için kadim otostop yöntemi dışında seyahat ederken başvurabileceğiniz en önemli yöntem araç paylaşımıdır. Araç paylaşımı sitelerin en ünlüsü BlaBlaCar uygulamasıdır. Özel araçlarıyla bir şehirden başka bir şehire giden araç sahipleri aracın içindeki boş koltukları bu uygulama sayesinde kiralar. Normal otobüs veya tren fiyatlarına göre çok daha ucuz ve hızlı şekilde ulaşım imkanı sağlar. </span>

<span style="font-weight: 400;">Avrupa kıtasında interrail tren biletleri tekil alınan biletlere göre çok daha ucuza mal olur. Interrail, Avrupa'da 30'dan fazla ülkede geçerli olan aylık tren biletidir. Bu sayede tek bir biletle, belirli bir süre boyunca ülkeler arasında sınırsız sayıda istediğiniz kadar tren yolculuğu yapabilirsiniz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Otobüs yolculuğunu tercih eden gezginler ise uzun yol seyahatlerinde gece yolculuğunu seçebilirler. Böylece konaklama masrafı yapmazlar ve zamanı en verimli şekilde kullanırlar. Uyurken varmak istedikleri destinasyona ulaşmış olurlar. Birçok ülkede gece otobüslerinde yatak olma özelliğine sahip koltuklar vardır ve uyumaya elverişlidir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gideceğiniz kıtada veya ülkede faliyet gösteren ucuz hava yollarını (low-cost airlines) bilmeniz seyahat masraflarınızı ciddi anlamda düşürür. Ucuz havayolu şirketleri masraflarını kısmak için kısıtlı reklam ve tanıtım faliyeti yaparlar, dolayısıyla önceden isimlerini bilmeniz zordur. Bu tür havayolu şirketlerini bulmanın en kolay yöntemi </span><i><span style="font-weight: 400;">FlightRadar2</span></i><span style="font-weight: 400;">4 gibi uygulamaları kullanmaktır. Bu tür uygulamaları kullanarak dünya üzerindeki herhangi bir havaalanından kalkan veya inen bütün uçakların tam zamanlı listesini görürsünüz. Gösterilen bilgiler arasında inen veya kalkan uçak firmalarının isimleri de yazar. Örneğin; Brezilya’da Amazon Ormanlarına gitmek için Manaus şehrine varmanız gerekiyor. Bu tür bir uygulama kullanarak Manaus şehrindeki havalimanına inen/kalkan bütün ucuz havayolu şirketleri kolayca öğrenir ve sonrasında o şirketlerin resmi internet sitelerine giderek biletinizi alabilirsiniz. Ayrıca alternatif yerlerden aktarmalı uçuşları bulmak için </span><i><span style="font-weight: 400;">Kiwi</span></i><span style="font-weight: 400;">, </span><i><span style="font-weight: 400;">Kayaki, Google Flights</span></i><span style="font-weight: 400;"> gibi seyahat uygulamalarını etkili bir şekilde kullanmayı öğrenmenizi tavsiye ederim.Uçuş ve kalış sürelerinizin esnek olması da maliyetleri ciddi anlamda düşürecektir. Havacılıkta "</span><i><span style="font-weight: 400;">Southwest Etkisi" </span></i><span style="font-weight: 400;">diye geçen yöntemi kullanarak da bilet fiyatlarını ciddi miktarlarda düşürebilirsiniz. Bu yöntem gitmek istediğiniz ana şehre direkt uçmak yerine, o şehrin yakınlarında bulunan daha küçük bir şehrin havalimanına uçamaya ve sonrasında karayolu ile esas destinasyonunuza devam etmenize dayanır. Aynı şekilde uçuşa başlayacağınız yeri de ana şehriniz dışında size yakın bir havalimanı olarak seçebilirsiniz. Ucuz uçak bileti için sıklıkla kullanılan bir diğer yöntem de "</span><i><span style="font-weight: 400;">skiplagging" </span></i><span style="font-weight: 400;">dediğimiz yöntemdir. Havayolu şirketlerinin hiç sevmediği bu yöntemin detaylarını burada açıklamayacağım ancak Google’a yazarak rahatlıkla öğrenebilirsiniz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yola çıktık, yolda bedavaya veya az para harcayarak konaklamayı öğrendik. Peki seyahatimize devam edebilmemiz için yolda nasıl para kazancağız? Bu sorunun cevabı da aslında sanıldığından çok daha kolay. Haftaya görüşmek üzere…</span>

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 May 2024 21:30:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Parasiz-Dunya-turu.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Tema Parkı olarak Venedik: VeniceLand (1)</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-tema-parki-olarak-venedik-veniceland-1-4288</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-tema-parki-olarak-venedik-veniceland-1-4288</guid>
                <description><![CDATA[Bir Tema Parkı olarak Venedik: VeniceLand (1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Venedik dev bir eğlence parkına, Venedik’te yaşamaya devam edenler de, bu eğlence parkını işleten, bilet kesen, güvenliği sağlayan, temizliği yapan çalışanlara benziyor. </strong>

Yolum Venedik’e ilk kez on beş yıl kadar önce düştü. Havalimanından tekneyle kente yaklaşırken denize serpiştirilmiş adacıklar üzerine yüzyıllar önce neredeyse iç içe geçmiş şekilde inşa edilmiş, her yönüyle modernite öncesinin estetiğini ve kent planlamasını yansıtan pastel renkli binalar, kuleler, saraylar, meydanlar, sokakların ve caddelerin büyük kısmını oluşturan kanallar, karasal yolları bu kanalların üzerinden birbirine bağlayan köprüler, tekne suyun üzerinde yavaşça kayarken tekne kente değil de, kent tekneye yaklaşıyormuş gibi bir görüntü veriyor(du). Tekne ilerledikçe, Venedik’i oluşturan adalar tekne gözlemcisinin konumuna göre bir kalıp halinde yaklaşmayı aşıyor, adalar, girintili çıkıntılı kıyılar, referans noktası olarak sivrilen bazı kuleler, mendirekler ayrı hareket etmeye başlıyor ve daha önce böylesi görüntülere çok alışık olmayan post/modern gözlemci olup biteni, kendisine en tanıdık görsellere, sinemaya, video oyunlarına, arttırılmış gerçeklik ekranlarına gönderme yaparak betimlemeye çalışıyor. Modern zamanların öncesinde, pre-modernitede inşa edilen gerçek bir kent, tekne ona yaklaştıkça postmodern yapay görüntülerin atasıymış gibi görünüyor.

Gözlemcilerin tıpkı premodernitede dünyanın sabit olduğunu ve gökyüzünün dünyanın çevresinde döndüğünü gözlemleyip, bunu duyumsaması gibi, tekneyle Venedik’e yaklaşan gözlemciler de, Venedik onların çevresini sarmalıyor gibi gözlemliyor ve böyle duyumsuyorlar. Kent en uçtaki kollarını siz içeri girmeye devam ettikçe sanki arkanızdan kapatmaya başlıyor ve içeride yeni ayrıntılar, kulelerin ardına gizlenmiş yeni binalar, yeni meydanlar, ortaya çıkmaya başlıyor. Siz bir kuleyi göz hizanıza alınca, bu kez o kule yeni sabitiniz haline geliyor ve Venedik sizin retinanız için şimdi o kulenin ardından yavaşça bir geçit töreni düzenliyor. Venedik, gözlemci teknedeyken, gözlemcinin bir uydusu gibi, merkeze onu alıyor ve onun çevresinde dönüyor. Yanılsama tekne limana yaklaşıp da siz karaya ayak bastığınızda gözlemcinin merkez olduğu şaşalı deneyim sona eriyor. Artık Venedik patron ve merkez, siz de orada yüz binlerce gözlemciden birisine dönüşüyorsunuz. Bundan böyle siz Venedik’in çevresinde dönen bir uydusunuz.

Bağıranlar, çağıranlar, tur rehberinin peşinden koşanlar, her köprü başında, her gondol önünde fotoğraf çekenler ve çektirenler, karaya çıkanlara daha adım atar atmaz bir şeyler satmaya çalışan seyyar satıcılar üzerlerindeki sayısız renkteki kıyafetler, şapkalar, bayraklar, selfie çubuklarıyla premodern düş dünyasının içerisine sızmış postmodern turizmi, o turizmin bir parçası olarak deneyimlemeye başlıyorsunuz. Romantik, esrarengiz, sıradışı, sürprizli, masalsı görünen kent, bir anda bir film platosuna dönüşmeye yüz tutuyor. Bir dönem filmi çekmek için kurulmuş ortaçağ setinde, film çekimi sırasında çalışan onlarca şortlu, tişörtlü, güneş gözlüklü kısacası postmodern giyimli insanın mekanla uyumsuz görünüş, hal ve tavırlarıyla karşılaşınca gözlemcide uyanan bağdaşmazlığın yarattığı ruh halinin aynısı gerçekleşiyor. Burası bir “stüdyo platosu” diyorsunuz. Tıpkı pek çok dönem filmi ve dizisinin çekimlerinin gerçekleştirilmesi için Roma’da 400 dönüm üzerine kurulmuş Cinecitta Stüdyolarındaymış gibi hissediyorsunuz.
<blockquote>
<p style="text-align: left;"><em><strong>Venedik doğumluların kenti terk etmelerinin nedeni ise gerçek bir kentte yaşama arzuları. Üniversite okuma yaşına gelen neredeyse her Venedikli genç, tıpkı minicik bir köyde yaşıyormuşçasına kendisini hemen Venedik dışındaki bir kente atıyor ve bir daha da Venedik’e dönmüyor.</strong></em></p>
</blockquote>
Mekansal ve mimari bütünlük ile tümüyle uyumsuz bu insan tipolojisi hem görünüş, hem davranış, hem de mekanla iletişim kurma bakımlarından kentle herhangi bir aidiyet ilişkisi oluşturmuyor. Bunun nedeni hiçbirinin kentte yaşamıyor oluşu. Onlar geçici olarak gelmiş birer turistler, tıpkı sizin gibi. Bu yüzden de bir Venedikli gibi değil, Venedik’e gelmiş bir turist gibi davranıyorlar; tıpkı bir dönem filmi çeken set ekibinin uyumsuzluk yaratan görünüşü, davranışı ve mekanla iletişim kurma biçimleri gibi.

Kentte yaşayan yerleşik nüfusla, kenti birkaç günlüğüne turistik deneyimler için ziyarete gelen nüfus arasında, sayıca turistler lehine olan uçurum, Venedik’i yaşanabilir, gerçek bir kent olmaktan çok, turistik bir geçici deneyim sahası olmaya sürüklüyor. Turizm dışındaki tüm ekonomik faaliyetler uzun süredir kentten sürülmüş durumda. Venedik’e ilk gittiğimde yerel halkla konuştuğumda, orta yaşlılar ve yaşlılar, son yıllarda artık Venedik’te doğmuş hiçbir gencin yaşamlarına Venedik’te devam etmeyi seçmediklerinden şikayet ediyorlar ve Venedik denen bir kentin artık Venedikli olmayanlarca var edildiğini söylüyorlardı. Venedik doğumluların kenti terk etmelerinin nedeni ise gerçek bir kentte yaşama arzuları. Üniversite okuma yaşına gelen neredeyse her Venedikli genç, tıpkı minicik bir köyde yaşıyormuşçasına kendisini hemen Venedik dışındaki bir kente atıyor ve bir daha da Venedik’e dönmüyor.

Bir şekilde Venedik’ten çık(a)mamış olanlarsa, yaşam alanlarını fotoğraf makineleriyle, kameralarıyla, telefonlarıyla şaşkın şaşkın gezerek, kanallarını uzun sıralar bekleyerek binebildikleri turistik gondollarla sıkış tıkış hale getirerek, tüm kiralık evleri, tüm restoranları, tüm cafeleri ağzına kadar doldurup, yerli halkın bunları tüketebilmesi için gereken makul fiyatların çok üzerine çıkararak ellerinden almış turistler karşısında hınçlı Venedikliler denk geldikleri her yerde hırsla turistlere çarpıyorlar, “burası bizim evimiz, yolumuzdan çekil” gibi sözleri artık daha fazla içlerinde tutamayarak dışa vuruyorlar. Emekli ya da işsiz değillerse de, sevmedikleri bu kalabalık turist güruhuna hizmet vermek için çalışıyorlar. Venedik dev bir eğlence parkına, Venedik’te yaşamaya devam edenler de, bu eğlence parkını işleten, bilet kesen, güvenliği sağlayan, temizliği yapan çalışanlara benziyor.

Devamı yarın…]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 May 2024 21:45:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/veniceland.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her seyyah mazoşisttir</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/her-seyyah-mazosisttir-4226</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/her-seyyah-mazosisttir-4226</guid>
                <description><![CDATA[Her seyyah mazoşisttir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong><a href="https://yeniarayis.com/author/gokhanbozkurt/" target="_blank" rel="noopener">Gökhan Bozkurt</a>’u okurken aklıma Sevan Nişanyan’ın seyahat etmekle ilgili sözleri geldi. Nişanyan, insanın başına bela gelmeden, sersefil, perperişan olmadan bir yere gitmesinin “seyahat etmek” sayılamayacağını söylüyordu.</strong> <strong>Tabii konuya böyle yaklaşınca seyyahların birer mazoşist olduğu sonucuna da varabiliriz ama öyle değil, hem Bozkurt’un hem de Nişanyan’ın doğru bir yere temas ettikleri kanaatindeyim.</strong>

Murat Aksoy’un bana yaptığı en büyük iyiliklerden biri sanırım Gökhan Bozkurt adında bir yazarı hayatımın içine sokmasıdır.

Bugüne kadar kendisini ne gördüm ne telefonda konuştum, ama yazılarını -birlikte Politikyol’da yazdığımız günlerden beri- büyük bir merakla bekliyor, ilgiyle okuyorum.

Bozkurt, geçtiğimiz ay futbolu bir kenara bırakıp gezi alanında üç ayrı yazı yazdı -dördüncüsünün müjdesini de üçün sonunda verdi.
<blockquote><em><strong>Gökhan Bozkurt, dizinin “Seyahat ve tatil arasındaki ince </strong><strong>ç</strong><strong>izgi” adlı ikinci yazısında bu iki kavramın farkını çok güzel tanımlamış: “Seyahatte amaç en iyi okulu ve öğretmeni aramaktır. Gezginler bu ama</strong><strong>ç</strong><strong>la gezerken bazen kaybolurlar, bazen </strong><strong>ç</strong><strong>ok yorulurlar, hatta bazen aradıklarını hiç bulamadan geri d</strong><strong>ö</strong><strong>nerler ama aramaktan asla vazge</strong><strong>ç</strong><strong>mezler.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>GÖKHAN BOZKURT’UN SEYAHAT YAZILARI</strong></h2>
Gökhan Bozkurt, dizinin “<a href="https://yeniarayis.com/gokhanbozkurt/seyahat-ve-tatil-arasindaki-ince-cizgi/" target="_blank" rel="noopener">Seyahat ve tatil arasındaki ince çizgi</a>” adlı ikinci yazısında bu iki kavramın farkını çok güzel tanımlamış.

“Seyahatte amaç en iyi okulu ve öğretmeni aramaktır. Gezginler bu amaçla gezerken bazen kaybolurlar, bazen çok yorulurlar, hatta bazen aradıklarını hiç bulamadan geri dönerler ama aramaktan asla vazgeçmezler. Bu bağlamda, bulmak için aramak şarttır ancak aramak için bulma mecburiyeti yoktur. Çünkü gezgin için ulaşılacak ana hedef yolda olmaktır.”

Şöyle devam ediyor:

“Yalnızca yolculuk keyfi için bile yola çıkılabilir. Tam da bu yüzden bir gezginin seyahatlerinden mutsuz dönme olasılığı çok azdır. Farkındalığı yüksek, beklentisi düşüktür. Bu yüzden yolda onu bekleyen sürprizler, aksaklıklar, hatta minik kazalar bile gezgini seyahat tutkusundan vazgeçiremez.”

Gökhan Bozkurt’u okurken aklıma Sevan Nişanyan’ın seyahat etmekle ilgili sözleri geldi.

Bire bir hatırlamam mümkün değil ama Nişanyan, insanın başına bela gelmeden, sersefil, perperişan olmadan bir yere gitmesinin “seyahat etmek” sayılamayacağını, esasen seyahatin ancak karşılaşılan sorunların üstesinden gelmekle edileceğini söylüyordu.

Tabii konuya böyle yaklaşınca seyyahların birer mazoşist olduğu sonucuna da varabiliriz ama öyle değil, hem Bozkurt’un hem de Nişanyan’ın doğru bir yere temas ettikleri kanaatindeyim.

Hem imkânlar el verdi hem de benim içimde vardı, biraz seyahat etme şansına sahip oldum.

Benim seyahat etmekten anladığım ile genelin anladığı arasında devasa bir uçurum olduğunu görmem ise biraz zaman aldı.

Uzun bir zamandır hep şöyle bakıyorum, bir yerde geçirdiğim gün kadar yazılık malzeme çıkması lazım.

Diyelim, bir yerde beş gün geçirdim ama üç yazı yazabildim; demek ki, diyorum kendime, bu sefer becerememişim.

Doğru insanları bulamamışım, doğru yemekleri yiyememişim, doğru sokaklara sapamamışım…

Zira istisnasız her yerde anlatmaya değer bir şey vardır -iş ki görebilesin.

Günümüzde gezi yazarlığı da tamamen biçim değiştirdi.

Düşünsenize, teknoloji sayesinde artık oturduğunuz yerden hiç kalkmadan bir gezi kitabı yazabilirsiniz.

Her türlü ansiklopedik bilgi, harita veya görüntü elinizin altında.

Jamaika’ya gitmedim, ama biraz uğraşsam gitmiş gibi oraları anlatabilirim.

O yüzden, kendi gezi yazılarımın hepsinde yapmaya çalıştığım şey, bir yeri anlatmak değil, onu nasıl gördüğümü anlatmak oldu.

Eski seyahatnamelerin uzun şehir tasvirlerine lüzum yok demeyeyim de artık yazının gerektirdiği ölçüde var, olmasa da olur, 1932’de bir gazeteye yazıyor olsam, okurun muhayyilesinde canlansın diye Big Ben’in neye benzediğini uzun uzun anlatırdım, bugün Big Ben’i kişinin nasıl gördüğünü ve nereye koyduğunu anlatmasının daha değerli olduğunu düşünüyorum.

Ama bununla da yetinmemeli, şehir kadar kişilerin tecrübeleri de çok önemli.

O tecrübeler, itiraf edeyim ki, kötü olduğu ölçüde yazmaya değer hale geliyor, vartayı atlatmanın coşkulu gururu yazacak bir şey yaşamış olmanın sevincine bırakıyor yerini.

Bu yüzden mesela, sevmediğim bir şehre beni hayal kırıklığına uğratmaz.

O şehri neden sevmediğimi, oraya kanımın neden kaynamadığını anlamaya çalışırım.

Eh, bunu yaparken gün biter, hele bir de akşamına iyi yemek bulduysan seyahatin bir mana kesbetmiş olur.

Belayı çağırmak istemiyorum, ama hiç sorunsuz geçen seyahatin iyi bir şey olmadığına eminim.
<blockquote><em><strong>Planlı programlı seyahatler, nerede kalacağının aylar öncesinden belli olması, seyahatini hayatın getirebileceği sürprizlere kapatmak…</strong> <strong>Bence bir seyahate yapılabilecek en büyük kötülük bunlar.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>SEYAHATE YAPILABİLECEK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK</strong></h2>
Planlı programlı seyahatler, nerede kalacağının aylar öncesinden belli olması, seyahatini hayatın getirebileceği sürprizlere kapatmak…

Bence bir seyahate yapılabilecek en büyük kötülük bunlar.

Ama görebildiğim kadarıyla seyahat etmek, paylaşılması şart olan bir etkinlik alanına dönüştü.

Seyahatini paylaşmayana meczup gözüyle bakıyorlar.

“Ben daha çok yer gördüm,” diye akıl almaz saçmalıkta yarışlar başladı.

Mesela, bazı eğlencelik tablolar görüyorum, “kaç ülkeye gittin?” falan diye…

Birbirinden şöhretli insanların gittikleri ülke ve şehir sayısını saydıklarını görüyorum, gururla paylaşıyorlar.

Bu bana dehşet verici ölçüde manasız geliyor, çünkü seyahatin un tanesi gibi sayılamaz bir şey olduğu kanaatindeyim.

Neyse, yazıyı daha da uzatmayayım yoksa bitiremeyeceğim, yavaştan valizi toplayayım ben.

Bu hafta geçsin, haftaya anlatmaya başlarım nereye gittiğimi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Apr 2024 21:30:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Seyyah-1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seyahat rotaları</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/seyahat-rotalari-4097</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/seyahat-rotalari-4097</guid>
                <description><![CDATA[Seyahat rotaları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Cennet vatanımız Türkiye’yi zaten tanıdığımızı ve bildiğimizi varsayıyorum. Gelelim yurtdışı seyahat rotalarına.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">İnsan yaşadığı ülkeyi sevmeli ve bilmeli… Bu yüzden cennet vatanımız Türkiye’yi zaten tanıdığımızı ve bildiğimizi varsayıyorum. Gelelim yurtdışı seyahat rotalarına. Geçen yazılarımızda seyahatin özelliklerinden ve faydalarından bahsetmiştim. Şimdi bu çerçeveye uygun bazı seyahat rotalarına göz atalım.</span>
<blockquote><em><b>Bu ismin verilme nedeni rotanın muz şeklinde bir coğrafyayı kapsamasıdır. Ayrıca bu bölgedeki yerel kafe ve restoranlar, batılı turistlerin gelmesiyle kendi kafelerinde pankek yapımına başladıkları için böyle adlandırılmış. Bu rota Güneydoğu Asya bölgesini kapsar.</b></em></blockquote>
<h2><b>BANANA PANCAKE TRAIL</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Gençlere ve kendisini genç hissedenlere önerebileceğim ilk rota Banana Pancake yoludur. Muzlu Pankek Yolu diye çevirebiliriz. Bu ismin verilme nedeni rotanın muz şeklinde bir coğrafyayı kapsamasıdır. Ayrıca bu bölgedeki yerel kafe ve restoranlar, batılı turistlerin gelmesiyle kendi kafelerinde pankek yapımına başladıkları için böyle adlandırılmış. Bu rota Güneydoğu Asya bölgesini kapsar. Kesin sınırları olmamakla beraber Tayland’ın Bangkok şehrinden başlar. Her ülkede mümkün olduğunca uzun kalınır, o ülkenin kültürü, tarihi ve şehirleri derinlemesine deneyimlenir ve sonrasında rota üzerindeki komşu ülkeye geçilir.Tayland’dan sonra, rota genellikle Laos, Vietnam, Kamboçya, Malezya, Endonezya ve Filipinler’i kapsar. Bu rota için en az 3 ay gerekir, kültürel ve doğal güzelliklerin tam manasıyla tadını çıkartabilmek için bence en ideal süre 6 aydır. Bu bölge dünya üzerindeki en güvenli ve en ucuz seyahat rotalarından biridir. Bu yüzden tek başına, ilk uzun yol deneyimi yaşayacaklar için en iyi başlangıç rotasıdır.</span>
<blockquote><em><b>Gringo yolu Orta ve Güney Amerika’yı kapsayan bir rotadır. Gringo İspanyolcada "yabancı" manasına gelir. Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları için de Amerikalı kelimesi yerine Gringo ismi kullanılır. </b></em></blockquote>
<h2><b>GRINGO TRAIL</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Gringo yolu Orta ve Güney Amerika’yı kapsayan bir rotadır. Gringo İspanyolcada "yabancı" manasına gelir. Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları için de Amerikalı kelimesi yerine Gringo ismi kullanılır. Bu rotayı ilk keşfedenler ve popülerleşmesini sağlayanlar Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen gençler olmuştur. Rotanın ismi buradan gelir. Klasik rota Orta Amerika’da Belize’den başlar. Sırasıyla Guatemala, El Salvador, Honduras, Nikaragua, Kosta Rica ve Panama ülkelerinden geçer. Sonrasında Güney Amerika’ya geçilip Kolombiya, Ekvator, Peru, Bolivya ve Şili gezilir. Son yıllarda bu klasik rotaya Arjantin ve Brezilya’da eklenmiştir. Doğa severler için eşsiz bir deneyim sunar. Bu bölge diğer rotalara göre daha tehlikeli bir rotadır. Dolayısıyla deneyimsiz gezginler için başlangıç olarak uygun olmayabilir.</span>
<blockquote><em><b>Takip edilecek güzergâh, tarihi İpek Yolu bölgesini kapsadığı için bu isimle anılır. Bu rota ülkemizden, İstanbul’dan başlar. Türkiye’den sonra sırasıyla Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’a geçilir.</b></em></blockquote>
<h2><b>İPEK YOLU ROTASI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Takip edilecek güzergâh, tarihi İpek Yolu bölgesini kapsadığı için bu isimle anılır. Bu rota ülkemizden, İstanbul’dan başlar. Türkiye’den sonra sırasıyla Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’a geçilir. Bu ülkeler arasında seyahat edilirken mecbur kalınmadıkça havayolu kullanılmaz. Her ülkeye karayolu veya demiryoluyla geçilir. Ülke içerisinde tarihi, kültürel şehirlerde durulur, doğal güzellikleri mutlaka görülür. Örneğin Türkiye’de, İstanbul’dan sonra Bursa, Ankara, Konya, Nevşehir, Trabzon gibi şehirler üzerinden geçilir. Özellikle Orta Asya’daki ülkelerde turizm yeterince gelişmediği için tecrübesiz gezginler için bu rota pratikte bazı zorluklar barındırır. Örneğin ulaşım ve konaklama imkanları Orta Asya’da nispeten kısıtlıdır. Bununla birlikte turizm yeterince gelişmediği için halkı yabancılara karşı daha misafirperverdir. Ayrıca Türk gezginler, Ermenistan hariç, tüm rota üzerinde ekstra hoşgörü ve misafirperverlikle karşılanırlar. Bu rotanın bir başka avantajı, Orta Asya ülkelerinin diğer rotalara göre daha az turist çekmesinden kaynaklanır. Bu yüzden doğal güzellikleri halen bakirliğini korur.</span>
<blockquote><em><b>1960’ların ve 70’lerin en popüler, en ünlü gezi rotası bu yoldur. 1960’ların kısıtlı ulaşım ve bilgi imkanları göz önüne alındığında bu yöntem aslında mecburiyetten doğmuştur. Londra’dan, Paris’e geçilir. Sırasıyla gidilecek ve görülecek şehirler şu şekildedir: </b><b>Brüksel, Münih, Varşova, Roma, Atina, İstanbul, Beyrut, Amman, Tahran, Kabul, Peshawar, Delhi, Katmandu, Dakka ve Bangkok.</b></em></blockquote>
<h2><b>HIPPIE TRAIL</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">1960’ların ve 70’lerin en popüler, en ünlü gezi rotası bu yoldur. Londra’dan başlayan seyahat Bangkok, Tayland’a kadar uzanır. Teknolojinin ve ulaşım imkanlarının gelişmesiyle günümüzde eski popülaritesini yitirmiştir ancak nostalji sever gezginler halen bu rotayı birkaç mecburi değişiklik yaparak (mesela Afganistan) takip ederler. Güney Amerika ülkelerinden, Amerika Birleşik Devletleri’nden, Kanada’dan gelen gençler ilk önce Londra’ya giderler. Bu rotayı diğer rotalardan ayıran en önemli özelliği ülke değil, şehir bazlı olmasıdır. Gezginler, ülkeleri değil, önceden belirlenen kadim şehirleri gezerler. 1960’ların kısıtlı ulaşım ve bilgi imkanları göz önüne alındığında bu yöntem aslında mecburiyetten doğmuştur. Londra’dan, Paris’e geçilir. Sırasıyla gidilecek ve görülecek şehirler şu şekildedir: </span><span style="font-weight: 400;">Brüksel, Münih, Varşova, Roma, Atina, İstanbul, Beyrut, Amman, Tahran, Kabul, Peshawar, Delhi, Katmandu, Dakka ve Bangkok. İstanbul bu şehirler arasında en büyük öneme sahip şehirdir çünkü tüm gezginlerin ortak buluşma noktasıdır. İstanbul yolun merkezidir, gezinin kalbidir. En azından geçmişte öyleymiş. Nepal’e giden otobüsler İstanbul’dan kalkarmış. Gerek Amerika kıtasından gerekse Avrupa’dan yola başlayan tüm gençlerin buluşma noktası İstanbul’muş. 1960’ların teknolojisini düşünün. İnternet yok, cep telefonu yok, mesajlaşma yok. Kısacası </span><i><span style="font-weight: 400;">"ben geldim, sen neredesin?"</span></i><span style="font-weight: 400;"> diyebilme imkanları yok. Bu yüzden Amerikalı ve Avrupalı gençler İstanbul’da buluşmak üzere tahmini bir tarih belirlermiş ve o tarihte İstanbul’a varmayı umarak evlerinden yola çıkarlarmış. İstanbul’da buluşma noktası ise Sultanahmet’teki Lale Restoran isimli bir mekanmış. Bu restoran gezginler arasında o kadar ünlenmiş ki Nepal’e giden "</span><i><span style="font-weight: 400;">Magic Bus"</span></i><span style="font-weight: 400;"> otobüsleri bile direkt bu restoranın önünden kalkar olmuş. Kalacak yer bulamayanlar bu restoranda konaklarmış. Parası bitenler burada çalışıp harçlık alırmış. İstanbul’a erken gelenler, geç kalanlar, buluşacakları diğer gezginleri arayanlar bilgi vermek için Lale Restoran’ın duvarlarını mesajlaşma tahtası olarak kullanırmış. Lale Restoran’ın duvarları o kadar ünlenmiş ki, bu duvarlar gezginlerin </span><span style="font-weight: 400;">önerdikleri pansiyonları, gezi rehberlerini, bilet bilgilerini, alışveriş noktalarını paylaştığı, bilgi notlarını yazdığı bir duvar panosu haline dönüşmüş. Bu anlamda belki de ilk offline gezi web sitesi denemesi bu duvarlarda yapılmış diyebiliriz. </span><span style="font-weight: 400;">Lale Restoran’ın sütlacı ünlüymüş ancak yabancı gezginler bu tatlının ismini telaffuz edemediği için burayı "puding shop" olarak adlandırmışlar. Bir efsaneye göre eski ABD başkanlarından Bill Clinton bile gençken Lale Restoran müdavimlerindenmiş ve Asya turuna buradan başlamış.</span>
<blockquote><em><b>Bu seyahat Dünya’nın en uzun tren yolculuğudur. Hiç durmadan ve trenden inmeden giderseniz tam 8 gün sürer. Dünya’nın en derin gölü olan Baykal Gölü bu güzergâh üzerindedir. Güzergâh Rusya’nın başkenti Moskova’dan başlar Rusya’nın pasifik kıyısındaki sınır şehri Vladivostok’ta biter.</b></em></blockquote>
<h2><b>TRANS-SİBİRYA YOLU</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Bu seyahat Dünya’nın en uzun tren yolculuğudur. Hiç durmadan ve trenden inmeden giderseniz tam 8 gün sürer. Sırf bu rekoru kırmak için 8 gün boyunca trenden inmeden bu seyahati yapan gezginler vardır ancak doğrusu ve güzeli tren yolu üzerindeki önemli şehirlerde durup, bölgeyi tanıyıp, doğal güzelliklerinin tadını çıkartıp bir sonraki trenle yola devam etmektir. Örneğin, Dünya’nın en derin gölü olan Baykal Gölü bu güzergâhüzerindedir. Güzergâh Rusya’nın başkenti Moskova’dan başlar Rusya’nın pasifik kıyısındaki sınır şehri Vladivostok’ta biter. Güzergâh ortasında Moğolistan ve Çin’e de uğranır,sonrasında ana güzergaha geri dönülür. Çoğu gezgin Vladivostok’tan Güney Kore’ye veya Japonya’ya geçerek turlarına devam ederler.</span>
<h2><strong>SAFARİ YOLU</strong></h2>
<span style="font-weight: 400;">Bu seyahat yolu Afrika’nın en iyi safari ülkelerini kapsar. Genellikle ilk durak Güney Afrika’dır. Sonrasında Namibya, Botsvana, Zimbabwe, Zambiya, Tanzanya ve Kenya ülkelerine devam edilir. Afrika kıtasında seyahat ve özellikle safari yapmak ucuz bir seyahat biçimi değildir, bu yüzden bütçesi dar gezginlere öncelikle önerebileceğim bir rota değildir.</span><span style="font-weight: 400;"> </span>

<span style="font-weight: 400;">Bütçesi dar gezginler demişken haftaya değineceğim konu hakkında da ufak bir ipucu vereyim. Seyahat etme alışkanlığı edinmek isteyen gençlerimiz bu gezilerini nasıl finanse edecekler? Bu sorunun çözümü sanıldığından çok daha kolay ve mümkün. Haftaya görüşmek üzere.</span>

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 21:40:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Seyahat-Rotalari.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seyahat ve tatil arasındaki ince çizgi</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/seyahat-ve-tatil-arasindaki-ince-cizgi-3907</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/seyahat-ve-tatil-arasindaki-ince-cizgi-3907</guid>
                <description><![CDATA[Seyahat ve tatil arasındaki ince çizgi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Öncelikle belirtmeliyim ki, birisinin iyi diğerinin kötü olduğu şeklinde bir ayrım yapmayacağım. İkisi de değerlidir ve her ikisi de insan için gereklidir. Tatil ile seyahat arasındaki fark, yaşadığımız deneyimlerde yatar. Seyahat etmek bir yaşam biçimidir, tatil ise yaşamda verdiğimiz kısa bir moladır.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Geçen hafta, toplumu geliştiren araçlardan biri olarak seyahat kültürünü ele almış ve bu kültürün gençlerimize sunacağı faydalardan bahsetmiştim. Son cümlemde ise tatil kültürü ile seyahat kültürünün aynı kavramlar olmadığını belirtmiştim. Ülke olarak tatil kavramına yakınız ancak seyahat kültüründen hâlâ uzak sayılırız. Bu haftaki yazımı, bu iki benzer ancak farklı kavramı incelemeye ayırdım.</span>

<span style="font-weight: 400;">Öncelikle belirtmeliyim ki, birisinin iyi diğerinin kötü olduğu şeklinde bir ayrım yapmayacağım. İkisi de değerlidir ve her ikisi de insan için gereklidir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tatil ile seyahat arasındaki fark, yaşadığımız deneyimlerde yatar. Seyahat etmek bir yaşam biçimidir, tatil ise yaşamda verdiğimiz kısa bir moladır.</span>
<blockquote><em><b>Tatili genellikle kısa bir süre işten veya günlük rutinimizden uzaklaşmak amacıyla yaparız. Plaj tatili, kayak tatili veya ünlü bir şehirde hafta sonu tatili gibi çeşitli tatil türleri vardır. Tatilin ana hedefleri dinlenmek ve eğlenmektir.</b></em></blockquote>
<h2><b>TATİLİN ANA HEDEFLERİ DİNLENMEK VE EĞLENMEKTİR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Tatili genellikle kısa bir süre işten veya günlük rutinimizden uzaklaşmak amacıyla yaparız.Plaj tatili, kayak tatili veya ünlü bir şehirde hafta sonu tatili gibi çeşitli tatil türleri vardır. Tatil kelimesini, rutin yaşantımızın dışına çıkarak kafa dinlediğimiz, dinlendiğimiz ve eğlendiğimiz günleri ifade etmek için kullanabiliriz. Tatilin ana hedefleri dinlenmek ve eğlenmektir. Her çalışan insan yorulur, her yorulan insan ise tatil yapma ihtiyacı hisseder. Bu insanoğlunun en doğal ve temel hakkıdır. Toplum mutluluğu için tatil yapmak önemli bir aktivitedir ancak önceki yazımda belirttiğim, toplumsal gelişime katkı sağlayacak faydaların ortaya çıkması için tatil kültürü tek başına yeterli ve etkili değildir. Tatilde insanlar genellikle turist rolündedirler. Bir otelde konaklayıp, en bilinen turistik yerleri gezip, alışveriş yapıp, hatıra fotoğrafları çekmekle yetinirler. Ancak seyahat kültürü bu çerçevenin dışına çıkar. Fark da burada başlar. Örneğin, bir otelin bahçesine gitmekle, Antalya’ya gitmek arasında dağlar kadar fark vardır.</span>
<blockquote><em><b>Seyahat etmek, dinlenmekten daha fazlasını ifade eder. Bu bağlamda seyahat etmek, bazen rutinimizin dışına çıkmak olabileceği gibi rutinimizin ta kendisi de olabilir. Seyahat etmek, yeni kültürleri keşfetmeyi, farklı lezzetler tatmayı, tarihi yerleri ziyaret etmeyi, yerel halkla etkileşimde bulunmayı, kısacası seyahat ettiğimiz toprakların hikayesini bilmeyi gerektirir.</b></em></blockquote>
<h2><b>SEYAHAT ETMEK, DİNLENMEKTEN FAZLASINI İFADE EDER</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Seyahat etmek, dinlenmekten daha fazlasını ifade eder. Bu bağlamda seyahat etmek, bazen rutinimizin dışına çıkmak olabileceği gibi rutinimizin ta kendisi de olabilir. Seyahat etmek, yeni kültürleri keşfetmeyi, farklı lezzetler tatmayı, tarihi yerleri ziyaret etmeyi, yerel halkla etkileşimde bulunmayı, kısacası seyahat ettiğimiz toprakların hikayesini bilmeyi gerektirir.Seyahat etmek; tanımayı, sormayı, bilmeyi, öğrenmeyi ve etkileşime geçmeyi içerir. Seyahatin bir parçası kumsalda güneşlenmek olabilir, ama tamamı sadece kumsalda güneşlenerek geçen bir seyahat olmaz. Bu yüzden seyahat etme kültürüne sahip kişilere gezgin veya seyyah deriz. </span>

<span style="font-weight: 400;">Gezginler, yerel yaşamı deneyimler, keşfederler, gezerken sorarlar, sorgularlar ve öğrenirler. Deyim yerindeyse, gezginler için seyahat etmek yolda olmaktır. Yolda olmak ise önemli bir hayat okuludur. Bu okulda elde edilecek yeni deneyimler ise hayat boyu istifade edilecek başucu kitapları ve öğretmenlerdir. Seyahatte amaç en iyi okulu ve öğretmeni aramaktır. Gezginler bu amaçla gezerken bazen kaybolurlar, bazen çok yorulurlar, hatta bazen aradıklarını hiç bulamadan geri dönerler ama aramaktan asla vazgeçmezler. Bu bağlamda, bulmak için aramak şarttır ancak aramak için bulma mecburiyeti yoktur. Çünkü gezgin için ulaşılacak ana hedef yolda olmaktır. Yalnızca yolculuk keyfi için bile yola çıkılabilir. Tam da bu yüzden bir gezginin seyahatlerinden mutsuz dönme olasılığı çok azdır. Farkındalığı yüksek, beklentisi düşüktür. Bu yüzden yolda onu bekleyen sürprizler, aksaklıklar, hatta minik kazalar bile gezgini seyahat tutkusundan vazgeçiremez.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gezginler için konfor alanı gibi kısıtlamalar yoktur. Bu yüzden rotalarını özgürce ve özgünce belirlerler. Herkesin gittiği yerlere göre kendilerini kısıtlamazlar. En ücra yerlere, en bilinmeyen ülkelere bile büyük bir merakla ve zevkle giderler. Bu noktada merak öğrenmeyi tetikleyen önemli bir güçtür. Bu yüzden seyahat kültürüne sahip gençler seyahat edilen yerdeki kültürü özümsemeye ve yerel yaşama daha derinlemesine katılmaya isteklidirler. Bu katılımla beraber gezen insanın gezdiği yerlere ve tanıştığı yerel insanlara karşı saygısı ve duyarlılığı artar.</span>
<blockquote><em><b>Seyahat etmek kişisel gelişim için bir fırsattır. Çünkü yol öğretir. Bu tür kişisel gelişimin en önemli özelliği; gezginin başka şeylerden önce kendisini bulma ve keşfetme şansına erişmesidir. Yunus’tan esinlenerek şöyle diyebiliriz: "Seyahat kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice gezmektir".</b></em></blockquote>
<h2><b>SEYAHAT ETMEK KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN BİR FIRSATTIR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Seyahat etmek kişisel gelişim için bir fırsattır. Çünkü yol öğretir. Bu tür kişisel gelişimin en önemli özelliği; gezginin başka şeylerden önce kendisini bulma ve keşfetme şansına erişmesidir. Yunus’tan esinlenerek şöyle diyebiliriz: </span><i><span style="font-weight: 400;">"Seyahat kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice gezmektir". </span></i><span style="font-weight: 400;">Örneğin, doğayı kirleten bir turistle karşılaşmanız mümkündür ancak doğayı kirleten bir gezgin ile karşılaşmanız mümkün değildir. Seyahat kültürüyle elde edilen değerler bunun olmasını mümkün kılmaz. Bu duruma kendim defalarca şahit olmuşumdur. Türkiye’de, Ege sahillerinde, denize 50 metre mesafe yazlığım var. Her yaz kumsala çöpünü bırakıp giden onlarca, belki yüzlerce turistle karşı karşıya geliyorum. Ancak yaptığım onlarca dağ tırmanışında, kamplı doğa yürüyüşlerinde, tarihi alan araştırmalarında karşılaştığım bütün gezginler günlerce ve kilometrelerce çöplerini yanlarında taşıyan insanlar oluyor. Bu bir bilinç ve kültür meselesidir. Doğayla bütünleşme meselesidir. Bu bilinç ve kültür seviyesine ulaşmak için seyahat etmek önemli bir araçtır.</span>

<span style="font-weight: 400;">Seyahatler esnasında farklı insanlarla etkileşimde bulunmak, bakış açımızı genişletir, dünya görüşümüzü zenginleştirir. Dolayısıyla, seyahatin en büyük ayırt edici noktalarından biri, yola çıkan kişi ile yoldan dönen kişinin artık aynı kişi olmamasıdır. Bu bağlamda tatil vücudunuzu dinlendirmek için iyi bir fırsattır; seyahat ise ruhunuzu dinlendirir, kişiliğinizi besler, bilginizi arttırır ve sizi daha zengin bir insan yapar. Bu yüzden seyahat, para harcayarak zengin olabileceğiniz ender aktivitelerden biridir. Çünkü tatil biter, ama seyahatin etkileri bir ömür boyu sürer. Bu anlamda seyahat kültürü, insanın tekâmül aşamalarından biridir. Yol, yola çıkanın en yakın yoldaşı olduğunda, seyahat bir gelişim aracına dönüşür veona bir ömür boyu eşlik eder. Bu kültür toplumda yaygınlaşırsa, toplumun gelişmesinde önemli bir rol oynar.</span>

<span style="font-weight: 400;">Akıp giden hayatı zihinlerimizde ölümsüz kılmanın en etkili yollarından biri seyahat etmektir. Sizi de bu güzel kültürün bir parçası olmaya davet ediyorum. 20 yılı aşkın seyyahlık maceramda her yaştan, her ekonomik ve sosyal gruptan o kadar farklı ve çok insanla karşılaştım ki inanın bana; yaşınız, ekonomik ve sosyal statünüz ne olursa olsun yol her zaman açık ve sizi çağırıyor. Emin olun </span><i><span style="font-weight: 400;">‘"çok geç"</span></i><span style="font-weight: 400;"> demek için henüz çok geç değil!</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Apr 2024 21:35:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/seyahat-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir toplumsal gelişim aracı: Seyahat</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-toplumsal-gelisim-araci-seyahat-3707</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bir-toplumsal-gelisim-araci-seyahat-3707</guid>
                <description><![CDATA[Bir toplumsal gelişim aracı: Seyahat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong><span class="s2">Yaşları 18 ile 30 arasında değişen gençler… Amerikalı, Kanadalı, Alman, İngiliz, Avustralyalı, İsviçreli… Yedi düvelin ecnebisi birleşmiş gönüllerince geziyorlar. Bu gençlerin hiçbirisi zengin çocukları değil. Sadece önceliklerini iyi belirlemişler. Ev, araba, arsa, borsa yatırımlarından önce kendilerine yatırım yapma kararı vermişler. Para harcayarak zenginleşecekleri en iyi aktivitenin seyahat olduğunun farkına varmışlar.</span></strong>

<span class="s3">Beş aşamadan oluşan dünya turumun üçüncü kısmını tamamladım.</span> <span class="s4">‘‘Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat’’ </span><span class="s3">diyorsanız ilk anlatacağım şey </span><span class="s3">gelişmiş ülkelerin </span><span class="s3">gençleri doyasıya dünyayı gez</span><span class="s3">iyor.</span> <span class="s3">Seyahatlerim</span><span class="s3"> boyunca onlarca, yüzlerce yabancı gençle tanıştım. Yaşları 18 ile 30 arasında değişen gençler… Amerikalı, Kanadalı, Alman, İngiliz, Avustralyalı, </span><span class="s3">İsviçreli</span><span class="s3">… Say say bitmez. Yedi düvelin ecnebisi</span><span class="s3"> birleşmiş gönüllerince geziyorlar.</span><span class="s3"> Bu gençlerin hiçbirisi zengin çocukları değil. </span><span class="s3">Sadece ö</span><span class="s3">nceliklerini </span><span class="s3">iyi belirlemişler. Ev, araba, arsa, borsa yatırımlarından önce kendilerine yatırım yapma kararı vermişler. Para harcayarak zenginleşecekleri en iyi aktivitenin </span><span class="s3">seyahat</span><span class="s3"> etmek olduğunun farkına varmışlar. </span>

<span class="s3">G</span><span class="s3">ezilerim esnasında maalesef Türkiye’den çok az gençle karşılaştım. Bu </span><span class="s3">sonucu</span><span class="s3"> sadece ekonomik durumla açıklamak doğru olmaz. Bu hayata bakış açımızla ilgili bir mesele. Bu bir kültür ve alışkanlık meselesi.</span> <span class="s4">‘</span><span class="s4">‘</span><span class="s4">S</span><span class="s4">osyal öğrenme teorisi</span><span class="s4">’’</span> <span class="s3">bu alışkanlığımızın </span><span class="s3">altında yatan </span><span class="s3">neden</span><span class="s3">leri</span><span class="s3"> a</span><span class="s3">nlama</span><span class="s3">k için</span><span class="s3"> bize ışık tut</span><span class="s3">abilir</span><span class="s3">.</span><span class="s3"> </span><span class="s3">Toplumdaki yaygın kültür</span><span class="s3">,</span><span class="s3"> bireyden istenen davranışları</span><span class="s3">n</span><span class="s3"> belirle</span><span class="s3">n</span><span class="s3">me</span><span class="s3">sin</span><span class="s3">de etkili oluyor. </span><span class="s3">B</span><span class="s3">izler de b</span><span class="s3">aşkalarının </span><span class="s3">takdir gören </span><span class="s3">bu </span><span class="s3">davranışlarını gözlem ve taklit yoluyla öğre</span><span class="s3">niyoruz ve</span><span class="s3"> kendi sosyal davranışlarımızı</span><span class="s3"> bu şekilde</span> <span class="s3">belirliyoruz</span><span class="s3">.</span> <span class="s3">Örneğin; </span><span class="s3">iyi bir </span><span class="s3">işe girer girmez kredi çekip araba almak, ev almak</span><span class="s3">, e</span><span class="s3">rken yaş</span><span class="s3">l</span><span class="s3">a</span><span class="s3">rda</span><span class="s3"> evlenip çocuk sahibi olmak…</span><span class="s3"> Sonra o çocuğa miras bırakabilmek için aynı döngüye girmek…</span><span class="s3"> Bun</span><span class="s3">ları</span><span class="s3"> yapan</span><span class="s3">lar</span><span class="s3"> toplum</span><span class="s3">umuz</span><span class="s3">da </span><span class="s4">‘‘doğru yapan’’</span><span class="s3"> kişiler olarak kabul ve saygı gör</span><span class="s3">düğünden</span><span class="s3"> bizim davranışlarımız (ve hatta isteklerimiz)</span> <span class="s3">bu yönde </span><span class="s3">şekillen</span><span class="s3">iyor.</span>
<blockquote>
<p class="s6"><em><strong><span class="s2">Sonuç olarak, kişisel gelişimi ve başarıyı sadece ekonomik gelişime indirgediğimizde, artık bu amaca hizmet etmeyen diğer yatırımları değersiz ve gereksiz görme yanılgısına düşüyoruz. Buna yanılgı diyorum çünkü </span><span class="s5">toplumsal gelişmenin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkabilmesi için ekonomik kazanç ve büyüme tek başına yeterli değil.</span></strong></em></p>
</blockquote>
<h2><span class="s2">KİŞİSEL GELİŞİM VE BAŞARIYA DAİR YANILGILAR</span></h2>
<span class="s3">Sonuç olarak, k</span><span class="s3">işisel gelişimi </span><span class="s3">ve başarıyı </span><span class="s3">sadece ekonomik geliş</span><span class="s3">i</span><span class="s3">me indirgediğimizde, artık </span><span class="s3">bu</span><span class="s3"> amaca hizmet etmeyen diğer yatırımları değersiz ve gereksiz görme yanılgısına düşüyoruz. </span><span class="s3">Buna yanılgı diyorum çünkü</span> <span class="s7">toplumsal gelişmenin </span><span class="s7">sağlıklı bir şekilde </span><span class="s7">ortaya çıkabilmesi için ekonomik </span><span class="s7">kazanç</span><span class="s7">ve büyüme tek başına yeterli değil. Bir ülkede toplumun mutlu olması için tek başına </span><span class="s7">maaşların, </span><span class="s7">yolların, köprülerin, binaların yükselmesi yetmez. Son yıllarda ülkemizde</span> <span class="s7">bu yanılgıya fazlasıyla düştük. Gerçek toplumsal gelişim için; entelektüel, sosyal ve</span><span class="s7"> </span><span class="s3">kültürel</span><span class="s7"> birtakım gelişmelerin de eş zamanlı gerçekleşmesi gerekir.</span>

<span class="s3">Tam da bu noktada s</span><span class="s3">ey</span><span class="s3">a</span><span class="s3">hat kültürünün ülkemizde, özellikle gençler arasında, </span><span class="s3">yaygınlaşması</span><span class="s3"> toplum sağlığı</span><span class="s3">nı</span><span class="s3"> ve </span><span class="s3">gelişimi</span><span class="s3">ni</span><span class="s3">olumlu </span><span class="s3">yönde etkileyecektir diye düşünüyorum</span><span class="s3">. Bu bakımdan bu konuyu çok önemsiyo</span><span class="s3">r</span><span class="s3"> ve gençlerimiz arasında </span><span class="s3">seyahat</span><span class="s3">kültürünün </span><span class="s3">erken yaşlarda </span><span class="s3">gelişmesi için elimden geldiğince gayret gösteriyorum. </span>

<span class="s3">20 senedir düzenli </span><span class="s3">seyahat</span><span class="s3"> eden deneyimli bir seyyah olarak </span><span class="s3">seyahat</span><span class="s3"> etme kültürünün toplumsa</span><span class="s3">l</span><span class="s3"> gelişim</span><span class="s3">imize katkı sunabileceği</span> <span class="s3">alanları </span><span class="s3">şu şekilde özetleyebilirim.</span>

<span class="s3">Öncelikle s</span><span class="s3">ey</span><span class="s3">a</span><span class="s3">hat eden gençler,</span><span class="s3"> farklı kültürleri tanır ve yeni deneyimler edinir. Yabancı bir ülkeyi</span> <span class="s3">ziyaret etmek veya</span> <span class="s3">ülke içerisinde </span><span class="s3">farklı bölgeleri gezmek, insanın bakış açısını genişletir</span><span class="s3">, bilgisini </span><span class="s3">ve genel kültürünü </span><span class="s3">geliştirir</span><span class="s3">,</span> <span class="s3">hoşgörü</span><span class="s3">s</span><span class="s3">ü</span><span class="s3">nü</span><span class="s3">artırır. Kendisine anlatılan her </span><span class="s3">hikâyenin</span><span class="s3"> doğru olmadığını birinci elden kendi</span> <span class="s3">deneyimlemiş olur.</span><span class="s3"> Bir siyasetçi veya dini lider kendisine </span><span class="s4">‘‘palavralar’’</span><span class="s3"> sıkmaya başladığında, </span><span class="s4">‘‘bir dakika, o öyle değil, ben kendim gittim, gördüm’’</span><span class="s3"> diyebilme yetisine kavuşur.</span><span class="s3"> Bu bağlamda seyahat etmek, dogmaların, stereotiplerin ve önyargıların yıkılması için en etkili araçtır.</span><span class="s3">Seyahat eden toplum kolayca kandırılamaz.</span>
<blockquote>
<p class="s6"><strong><em><span class="s2">Seyahat etmek ruhumuzu besleyen en önemli gıdalardan biridir. Seyahat eden gençler günlük yaşamın getirdiği stres ve baskılardan uzaklaşırlar. Ruh hali dengeli bir gençlik, ruh hali iyi bir toplumun altyapısıdır.</span></em></strong></p>
</blockquote>
<h2><span class="s2">SEYAHAT RUHUMUZU BESLEYEN EN ÖNEMLİ GIDALARDAN</span></h2>
<span class="s3">Seyahat</span><span class="s3"> etmek ruhumuzu besleyen en önemli gıdalardan biridir. </span><span class="s3">Seyahat</span><span class="s3"> eden gençler günlük yaşamın getirdiği stres ve baskılardan uzaklaşırlar. Bu da gençlerimizin zihinsel ve duygusal rahatlamasını sağlar. Ruh hali dengeli bir gençlik, ruh hali iyi bir toplumun altyapı</span><span class="s3">sı</span><span class="s3">dır.</span> <span class="s3">Gezmeyen, eğlenmeyen, gençliğini doyasıya yaşa</span><span class="s3">mayan</span><span class="s3">, ömrünü dini</span><span class="s3">, </span><span class="s3">örfi</span><span class="s3">, </span><span class="s3">siyasi</span><span class="s3">baskılar</span><span class="s3">l</span><span class="s3">a </span><span class="s3">geçiren</span><span class="s3"> ge</span><span class="s3">n</span><span class="s3">çler yetişkin </span><span class="s3">olduklarında</span><span class="s3"> ülkenin neşesini kaçırırlar…</span>

<span class="s3">Sey</span><span class="s3">a</span><span class="s3">hat etmek y</span><span class="s3">aratıcılığı </span><span class="s3">a</span><span class="s3">rt</span><span class="s3">tırır. </span><span class="s3">Farklı kültürlerin, manzaraların ve insanların etkileşimi</span><span class="s3"> gençlerin zihnini açar. </span><span class="s3">Yeni deneyimler ve görsel uyaranlar, insanın hayal gücünü geliştirir ve yeni perspektifler kazanmasına yardımcı olur.</span><span class="s3">Özellikle tarih, sanat, doğa bilimleri gibi alanlarda sınıf dışı öğrenme fırsatları ve dünya deneyimleri</span><span class="s3"> akademik verimliliği ve başarıyı tetikler.</span>

<span class="s3">Seyahat</span><span class="s3"> etmek gençlerin özgüvenin arttırır. Yeni yerler keşfetmek, farklı dilleri öğrenmek ve farklı kültürlerle etkileşimde bulunmak özgüven</span><span class="s3">l</span><span class="s3">i</span><span class="s3"> bir nesil yetiştirmeye yardımcı olur.</span><span class="s3"> Ayrıca, yolculuklar sırasında karşılaşılan zorluklarla başa çıkmak, kişinin kendine olan güvenini </span><span class="s3">yerine getirir.</span> <span class="s3">Seyahat</span><span class="s3"> eden kişinin sorun yaşama</span><span class="s3">ma</span><span class="s3"> ihtimali </span><span class="s3">yoktur</span><span class="s3">. Önemli olan o sorun esnasında tüm becerilerinizi kullanarak çözüm üretmenizdir ki konfor alanınızdan uzakta, tek başınıza </span><span class="s3">kaldığınız</span><span class="s3"> bir coğrafyada</span> <span class="s3">bulacağınız çözümler bazen</span><span class="s3"> sizi</span><span class="s3"> bile </span><span class="s3">şaşır</span><span class="s3">t</span><span class="s3">ır</span><span class="s3">. Emin olun yaşayacağınız her sorun yıllar sonra gülümseyerek anlatacağınız hoş hatıralara dönüşecektir.</span><span class="s3">Zorlukları başarabilme özgüveni sonraki yıllarda iş yaşamınıza direkt ve olumlu etkiler yapar. Üniversite yıllarında benimle ilk yurtdışı seyahatine çıktığında </span><span class="s3">İ</span><span class="s3">ngilizce </span><span class="s3">adres sormaya bile utanan bir arkadaşımın, yıllar sonra (ve onlarca solo </span><span class="s3">seyahat</span><span class="s3">ten sonra) yurtdışında</span><span class="s3"> bir şirkette iş bulup</span><span class="s3">genel</span><span class="s3"> müdürlük seviyesine kadar </span><span class="s3">yükseldiğini</span><span class="s3"> biliyorum.</span>

<span class="s3">Gençlerin sey</span><span class="s3">a</span><span class="s3">hat esnasında kendi sınırlarını zorlaması, yeni beceriler öğrenmesi ve kendilerini keşfetmesi, onların büyümesini ve olgunlaşmasını sağlar. Bu bakımdan sey</span><span class="s3">a</span><span class="s3">hat etmek aslında en etkili kişisel gelişim yöntemidir. B</span><span class="s3">ana</span> <span class="s4">‘‘en iyi </span><span class="s4">kişisel gelişim kitabı </span><span class="s4">nedir?’’</span><span class="s3"> diye soran </span><span class="s3">arkadaşlarıma </span><span class="s4">‘‘</span><span class="s4">seyahat</span><span class="s4"> ederken okuyacağın</span><span class="s4">ız</span><span class="s4"> kitap</span><span class="s4">tır</span><span class="s4">’’</span><span class="s3"> d</span><span class="s3">iyorum</span><span class="s3">.</span>

<span class="s3">Seyahat etmek insan ilişkilerini ve iletişim becerilerini geliştirir. Yeni insanlarla tanışmak medeni cesaretinizi ve sosyalliğini</span><span class="s3">zi</span><span class="s3"> arttıracaktır.</span><span class="s3"> H</span><span class="s3">ostellerde, gezi noktalarında karşılaş</span><span class="s3">tığınız</span><span class="s3"> insanlarla kur</span><span class="s3">duğunuz</span><span class="s3"> ilişkiler, yeni arkadaşlıkların ve bağların oluşmasına olanak tanır. Bu durum ister istemez empati yeteneğinizi geliştirir. Empati yeteneği yüksek gençler başkalarının duygularını daha iyi anlar ve bu toplumdaki </span><span class="s3">birçok</span><span class="s3"> suni sorunun, günlük yaşantıda kavgayla sonuçlanan meselelerin aslında çok önceden ve kolayca çözümün</span><span class="s3">ü </span><span class="s3">mümkün kılar.</span> <span class="s4">‘‘Türk milleti söylemez, söylenir’’</span><span class="s3">diye bir söz vardır. Seyahat ettikçe itiraz etmeniz gereken yerde konuşmayı, yaşanan eksiklikleri</span><span class="s3">, isteklerinizi, arzularınızı</span> <span class="s3">çekinmeden </span><span class="s3">dile getirmeyi</span> <span class="s3">öğrenirsiniz. Çünkü </span><span class="s3">bunu </span><span class="s3">yapmazsanız yolda kalacağınızı iyi bilirsiniz.</span>
<blockquote>
<p class="s6"><strong><span class="s2">İnsan ilişkileri demişken; seyahat etmek, modern insanın yaşadığı yalnızlık ve izolasyon sorununun giderilmesinde de etkili bir araçtır. Kalabalık şehirlerin yalnız insanları olmamak için seyahat önemli bir arkadaştır. Aynı zamanda seyahat etmek kişinin kendisiyle olan ilişkisini de geliştirir.</span></strong></p>
</blockquote>
<h2><span class="s2">SEYAHAT ETMEK KİŞİNİN KENDİSİYLE İLİŞKİSİNİ DE GELİŞTİRİR</span></h2>
<span class="s3">İnsan ilişkileri demişken; </span><span class="s3">seyahat </span><span class="s3">etmek, </span><span class="s3">modern </span><span class="s3">insan</span><span class="s3">ı</span><span class="s3">n yaşadığı yalnızlık ve </span><span class="s3">izolasyon</span><span class="s3"> sorununu</span><span class="s3">n giderilmesinde </span><span class="s3">de </span><span class="s3">etkili bir araçtır.</span><span class="s3"> Kalabalık şehirlerin yalnız insanları olma</span><span class="s3">mak </span><span class="s3">için seyahat önemli bir arkadaştır.</span><span class="s3"> Aynı zamanda seyahat etmek kişinin kendisiyle olan ilişkisini de geliştirir. Kişinin kendi değerlerini, tutkularını</span><span class="s3">, isteklerini</span><span class="s3"> ve hedeflerini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Bu da kişinin kendine ve hayallerine olan bağını güçlendirebilir, yalnızlık ve umutsuzluk duygusunu azal</span><span class="s3">tı</span><span class="s3">r.</span><span class="s3"> Örneğin, 11 gün boyunca yürüdüğüm </span><span class="s4">‘‘Camino de Santiago’’ </span><span class="s3">yolunda hayattan ne </span><span class="s3">istediğime</span><span class="s3"> karar vermiştim ve o günden beri o yönde yaşamaya gayret ediyorum.</span>

<span class="s3">Yerel halkla etkileşimde bulunmak ve yerel dili kullanmak, dil becerilerinin gelişmesine ve yeni bir dil öğrenmeye teşvik eder. Bu durum insan ilişkilerinden, iş ilişkilerinize kadar olumlu yansımalara sebep olur. Örneğin</span><span class="s3">,</span><span class="s3"> ben İngilizce dışın</span><span class="s3">d</span><span class="s3">a ikinci</span><span class="s3">,</span><span class="s3"> hatta üçüncü bir dil öğrenme arzusunu ve gerekliliğini </span><span class="s3">seyahat</span><span class="s3">lerim sırasında </span><span class="s3">anladım</span><span class="s3">.</span>

<span class="s3">Seyahat etmek, sosyal adalet</span><span class="s3">,</span><span class="s3"> eşitlik</span><span class="s3"> ve çevre</span><span class="s3"> bilincinin yaygınlaşmasına hizmet eder. Seyahat eden insan, farklı sosyal ve ekonomik koşullarla karşılaşır. Bu da toplumsal adalet, eşitlik ve insan hakları gibi konular hakkında daha duyarlı olmalarına yardımcı olabilir. Örneğin</span><span class="s3">,</span><span class="s3"> Brezilya seyahatlerim sırasında Amazon Ormanları’nın</span><span class="s3"> yarısının</span><span class="s3">2050’ye kadar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını öğren</span><span class="s3">miştim</span><span class="s3">. B</span><span class="s3">u alanda mücadele eden derneklere</span> <span class="s3">kendimce katkı sundum</span><span class="s3">, eylemlerine katıldım</span><span class="s3">. Bolivya’da yok olma tehlikesi yaşayan yerel dilleri öğreten bir derneğe maddi yardımda bulundum.</span> <span class="s3">Evimden dışarı çıkmasaydım </span><span class="s3">bu konulardan </span><span class="s3">haberim bile olmayacaktı. Benzer şekilde Ege’de</span><span class="s3">,</span><span class="s3">Kaz Dağları’ndaki ormanlarda kamp kurar, akarsularından elinizle su içer, patikalarında </span><span class="s3">yürüyüş</span><span class="s3"> yaparsanız, oraların neden madencilik adı altında yok olmaması gerektiğini birinci elden anlar ve korunması için çaba </span><span class="s3">sarf edersiniz</span><span class="s3">. Bu bağlamda </span><span class="s3">seyahat</span> <span class="s3">deneyimleri, toplumsal eşitsizliklere </span><span class="s3">ve çevresel </span><span class="s3">tehditlere</span><span class="s3"> karşı mücadele etme isteğini artırabilir.</span>

<span class="s3">Tüm bu faydaların toplumsal gelişime katkı sunması için seyahat etmenin</span><span class="s3"> genç yaşlardan itibaren ülkemizde </span><span class="s3">yaygın </span><span class="s3">bir kültür haline gelmesi gerekir. Toplumsal gelişimi tetikleyecek sosyal sermayeyi biriktirmemiz için en kolay ve etkili yöntemlerden biri de </span><span class="s3">seyahat etmektir.</span>

<span class="s3">Tabii ki tam bu </span><span class="s3">n</span><span class="s3">o</span><span class="s3">k</span><span class="s3">tada s</span><span class="s3">eyahat etmek ile neyi kastettiğimizi iyi belirlemek gerekir. Örneğin, bayram tatilinde Bodrum’a kaçmayı, her şey dahil hotellerde kalmayı, alışveriş için Paris’e, Roma’ya uçmayı </span><span class="s3">toplumsal gelişime katkı sunacak </span><span class="s3">sey</span><span class="s3">a</span><span class="s3">hat kültürünü</span><span class="s3">n</span><span class="s3"> bir parçası olarak değerlendirmek doğru olmaz. T</span><span class="s3">urist olmakla gezgin olma</span><span class="s3">k </span><span class="s3">arasında farklar vardır. </span><span class="s3">B</span><span class="s3">enzer ama farklı</span> <span class="s3">kavramları</span><span class="s3">n açıklamasını</span><span class="s3"> gelecek haftaki yazımıza bırak</span><span class="s3">a</span><span class="s3">lım. Şimdilik </span><span class="s3">mutlu bayramlar, </span><span class="s3">iyi tatiller Türkiye…</span>

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Apr 2024 21:40:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/seyahat.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Café Eiles</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cafe-eiles-3583</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cafe-eiles-3583</guid>
                <description><![CDATA[Café Eiles]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Josefstadt Caddesin'deki Café Eiles'e girdiğinizde neredeyse geçmişe yolculuk yapmış gibi hissedersiniz. Café Eiles, benim de oturduğum ilçe olan Viyana'nın 8. bölgesi Josefstadt'ın köşesinde bulunan Viyana kahve evidir. Arkadaşlarım ile genellikle uğrak noktamız ve evimden ortalama 10 dakika uzaklık mesafesinde.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yüksek tavanları, koyu renk mobilyaları, kırmızı örtülü rahat oturma alanları ve büyük avizeler: Josefstadt Caddesin'deki Café Eiles'e girdiğinizde neredeyse geçmişe yolculuk yapmış gibi hissedersiniz. Café Eiles, benim de oturduğum ilçe olan Viyana'nın 8. bölgesi Josefstadt'ın köşesinde bulunan Viyana kahve evidir. Arkadaşlarım ile genellikle uğrak noktamız ve evimden ortalama 10 dakika uzaklık mesafesinde. Viyana'da ilkbahar sabahı, Café Eiles'te kahvaltıdan daha iyi başlayamazdı. Parlamentonun ve belediye binasının hemen yakınında, 1840'tan bu yana uzun bir geçmişe sahip olan geleneksel Eiles kafesi bulunmaktadır. 2016 yılında şu an ki sahibi olana kadar tekrar tekrar isim değişikliği yapsa da sonunda Gert Kunze tarafından devralındı. Buraya geldiğimde genellikle Cappucino'mu içiyorum ve kendimi gazete okumaya adıyorum. Hafta içi öğle yemeğinde 10 Euro karşılığında günlük menü, Viyana şinitzeli, gulaş, yumurtalı köfte ve kremalı ıspanaklı klasik Viyana mutfağı, altı çeşit kahvaltı Sachertorte'den haşhaşlı Eiles pastasına kadar ev yapımı hamur işleri de burada bulunmaktadır ve Eiles'in arkasındaki sakin ara sokakta artık hava güzel olduğunda sizi bekleyen şirin bir misafir bahçesi bulunmakta ve ben de genellikle ilkbahar ve yazları dışarda oturmayı tercih ediyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em>Mimarisi, 1839-1940 yılları içerisinde "burjuvazi şehir mimarı" olarak bilinen Anton Grünn tarafından dönemin koyun yünü imalatçısı zengin burjuvazi Joseph Burde için inşa edilmiştir. O dönem için özellikle zevkli ve zarif olan mobilyalar ve 19 büyük penceresi özellikle dikkat çekmektedir. Kafenin içerisinde bulunan İmparator I. Ferdinand'ın portresi, Eduard Schaller tarafından yaratılmıştır.</em> </strong></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BURJUVAZİ ŞEHİR MİMARI ANTON GRUNN TARAFINDAN İNŞA EDİLMİŞTİR</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mimarisi, 1839-1940 yılları içerisinde "burjuvazi şehir mimarı" olarak bilinen Anton Grünn tarafından dönemin koyun yünü imalatçısı zengin burjuvazi Joseph Burde için inşa edilmiştir. O dönem için özellikle zevkli ve zarif olan mobilyalar ve 19 büyük penceresi özellikle dikkat çekmektedir ve kafenin konumu sayesinde sabah, öğle ve akşamları güneş ve manzaraya sahiptir. Kafenin içerisinde bulunan İmparator I. Ferdinand'ın portresi, tarihi ressam Eduard Schaller tarafından yaratılmıştır. Adolf Bäuerle'nin Viyana genel tiyatro gazetesinde yeni kafeler hakkında yaptığı yardımsever haberler sayesinde, kafe kısa sürede sanatçılar ve askerler için bir buluşma yeri haline geldi. Diğer yandan 1883 yılında Reichsrat binasının açılışından bu yana çok sayıda parlamento üyesi de kafede buluştu; Belediye Başkanı Eduard Uhl düzenli bir misafirlerdendi. 1901 yılında Friedrich Eiles bu kafeyi devraldı ve burayı Art Nouveau tarzında uyarlattı. Bu kafenin önemli tarihsel olaylarından bir tanesi de 23 Temmuz 1934'te yasadışı "Nasyonal Sosyalistlerin Temmuz Darbesi" öncesi son toplantısı bu kafede gerçekleştirmiştir. Günümüzde belediye binasına ve parlamentoya yakınlığı nedeniyle siyasetçiler için her zaman popüler bir buluşma yeri olmuştur ve eğer duvarların kulakları olsaydı orada mutlaka anlatılacak sayısız ilginç hikâye olurdu diye düşünüyorum. 2016 yılında Gert Kunze "Uyuyan Güzeli" uykusundan çıkardı ve tipik geleneksel çekiciliğini koruyarak özenle modernleştirdi. Gert'in düşüncesi; modern bir şekilde sunulan en yüksek kalite ve şehirdeki en iyi kahveyi Viyana’nın sakinlerine sunmak. Siyasetçiler, öğrenciler, akademisyenler ve bizlerden sonra nicelerin ziyaret etmeye devam edeceği bir kafe...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Apr 2024 21:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Cafe-Eiles.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Museums Quartier Vienna</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/museums-quartier-vienna-3437</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/museums-quartier-vienna-3437</guid>
                <description><![CDATA[Museums Quartier Vienna]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Viyana Müzeler Meydanı ancak zorlu süreçlerin ardından Haziran 2001'de açılabildi. </strong><strong>2001 yılında hem Avusturya’da hem de ülke sınırları dışında açılışını yaptıkları “sanat galerileri” ile tanınmış Kunsthalle (sanat galerisi) ve Museums Quartier bu bölge içerisinde açılmıştır. Bugün MQ, sanatsal yaratım, yeni söylemler, sempozyum ve konferanslar için özel bir platformdur.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eminim bazılarınız daha önce Viyana Müzeler Bölgesi'nden (MQ) geçmiştir, hatta ziyaret etmiştir. Bugün size dünya çapında “çağdaş sanatın” en büyük bölgelerinden birinin tarihi hakkında biraz daha bilgi vermek istiyorum. Viyana’ya olur da yolunuz düşerse uğramanız gereken önemli sanat meydanlarından bir tanesidir. Özellikle Viyana’da hafta sonları gençlerin önemli uğrak noktalarından. Hofburg'un karşısında 1719 ile 1723 yılları arasında yeni saray ahırları inşa edildi. Ve inşa ünlü mimar Johann Bernhard Fischer von Erlach'ın planlarına göre inşa edildi. Hofburg’un ahırları yaklaşık 600 ata yer sunuyordu. Yaklaşık 100 yıl sonra, 1815'te ve 1850-1854 yılları arasında binalar genişletilerek renove edildi. Diğer bir konu Habsburg zamanlarında Viyana Hofburg'un ahırları yüzlerce at arabasına da ev sahipliği yapıyordu; bugün burası Avrupa'nın en büyük sanat alanlarından biri konumunda ve bu bölgeye her adım attığımda görkemliliği beni etkilemekte. Viyana Müzeler Meydanı ancak zorlu süreçlerin ardından Haziran 2001'de açılabildi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Üç büyük müze de bölgeyi mimari olarak tanımlamaktadır: Leopold Müzesi'nde Klimts, Kokoschkas; “Modern Sanat Müzesi”, klasik modernizm ve “Viyana Aksiyonizmi” eserlerinin yanı sıra uluslararası çağdaş sanatın önemli eserlerini de bir araya getirmekte ve “Kunsthalle Viyana” çağdaş kültürel yaratımın sunumuna ve yansımasına emek harcamıştır. </strong><strong>Leopoldmuseum ise, Egon Schiele'nin en büyük eser koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. </strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ÜÇ BÜYÜK MÜZE BÖLGEYİ MİMARİ OLARAK TAMAMLIYOR</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2001 yılında hem Avusturya’da hem de ülke sınırları dışında açılışını yaptıkları “sanat galerileri” ile tanınmış Kunsthalle (sanat galerisi) ve Museums Quartier bu bölge içerisinde açılmıştır. Bugün MQ, sanatsal yaratım, yeni söylemler ve fikir alışverişi ve sanat öğrencileri tarafından tartışmaya açık, sempozyum ve konferanslar için özel bir platformdur. Aynı zamanda dinlenmek, eğlenmek ve şehrin kalabalığı içerisinden bir nebze de olsa kaçmak için soluklanabileceğiniz bir destinasyon alanıdır. Guided Tours olarak bir rehber eşliğinde müze turları olanağı da sunmaktadır. Şunu eklemek istiyorum; gençler için oldukça cüzi miktarlar karşılığında, profesyonel rehberler sizi ister Almanca ister İngilizce dil seçenekleri sunmaktadır. Bu bölge içerisinde yer alan Kafeleri ve mağazalarıyla da ortama seçenek sunmaktadır. Yelpaze o kadar geniş ki, güzel sanatlardan mimariye, müzikten modaya, tiyatrodan dansa, edebiyattan çocuk kültürüne, oyun kültüründen sokak sanatına, tasarım ve fotoğrafçılık gibi birçok sanat seçeneği bulunmaktadır. Üç büyük müze de bölgeyi mimari olarak tanımlamaktadır: Leopold Müzesi'nde Klimts, Kokoschkas; “Modern Sanat Müzesi”, klasik modernizm ve “Viyana Aksiyonizmi” eserlerinin yanı sıra uluslararası çağdaş sanatın önemli eserlerini de bir araya getirmekte ve “Kunsthalle Viyana” çağdaş kültürel yaratımın sunumuna ve yansımasına emek harcamıştır. Leopoldmuseum ise, Egon Schiele'nin en büyük eser koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Üniversiteden sonra arkadaşlarımla kahvelerimizi, biralarımızı, şaraplarımızı alıp kültürel sohbetlere daldığımız bir alan, Museums Quartier Viyana. MQ'yu akşam ziyaret ederseniz, şehrin güzel manzarasını sunan bir çatı terası olan MQ Libelle'yi ziyaret etmeyi unutmayın. İlkbahar ve yazları bu bölgede “DJ performansları” sizi gün batımında dansa davet ediyor. </strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ŞARAPLARIMIZI ALIP KÜLTÜREL SOHBETLERE DALDIĞIMIZ BİR ALAN</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Modern oturma alanları, tasarımcılar ve iç mimarlar tarafından özel dokularla tasarlanmıştır ve MQ avlularındaki MQ mobilyaları bölgeyi görmeye gelen turistlere dinlenme, oyalanma, estetik fotoğraflar çekme ve böylece “MQ yaşam alanına” önemli katkı sağlamaktadır. “Enzis” olarak da bilinen MQ özel tasarım oturma alanları sayesinde kısa sürede hem Viyanalıların hem de dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin en gözde mekanlarından biri haline geldi ve artık sıklıkla “oturma odası” olarak anılıyor. Üniversiteden sonra arkadaşlarımla kahvelerimizi, biralarımızı, şaraplarımızı alıp kültürel sohbetlere daldığımız bir alan, Museums Quartier Viyana. Özellikle yaz aylarında, güneş parlarken rengarenk banklardan birine oturup, dondurmanızı, soğuk içeceğinizi yudumlayabilirsiniz. MQ'yu akşam ziyaret ederseniz, şehrin güzel manzarasını sunan bir çatı terası olan MQ Libelle'yi ziyaret etmeyi unutmayın. Özellikle değinmek istediğim bir başka konu ilkbahar ve yazları bu bölgede “DJ performansları” sizi gün batımında dansa davet ediyor. <strong>&nbsp;</strong> <strong>&nbsp;</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 31 Mar 2024 23:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Wien_-_Museumsquartier-scaled.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mödling; &quot;Viyana ormanlarının incisi&quot;</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/modling-viyana-ormanlarinin-incisi-3274</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/modling-viyana-ormanlarinin-incisi-3274</guid>
                <description><![CDATA[Mödling; "Viyana ormanlarının incisi"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Föhrenberg Dağları’nın eteğinde bulunan bu romanlardan çıkmış küçük kasaba çoğu turistin uğrak noktalarından… Mödling’e gitmek için birden fazla neden var. Zira yeni rotam Mödling harika sürprizleri barındırmaktadır.</strong> </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mödling, Viyana’nın 15 km dışında Aşağı Avusturya bölgesinde bulunan ve ziyaret etmekten büyük keyif duyduğum ilçelerinin başında gelmektedir. Föhrenberg Dağları’nın eteğinde bulunan bu romanlardan çıkmış küçük kasaba çoğu turistin uğrak noktalarından… Mödling’e gitmek için birden fazla neden var. Zira yeni rotam Mödling harika sürprizleri barındırmaktadır. Orta Avrupa’nın kalbinde yer alan ağır başlı ve alımlı bu kasaba sahip olduğu kiliseler, sarayları, mimarisi ve doğal güzellikleri ile ilk tercih edilen lokasyonların başında gelmektedir. Altını çizmek istediğim diğer bir konu ilk gittiğim meydan olan ve yerel halk arasında “Fußgängerzone” olarak bilinen ve Türkçe ise “yaya bölgesi veya ana meydan” olarak çevirebileceğim, tüm markaların, yerel kafelerin, yerel fırınların, dondurmacıların ve yerel zanaatçıların bulunduğu, bir nevi Mödling’in kalbinin attığı küçük ama bir o kadar sevimli dükkanlar ile dolu bir meydan.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Mödling’e adım attığım an güne güzel bir kahve ile başlamak istedim ve çok fazla ismini duyduğum “Mr. Beans’a” uğradım, bu mekânda özel kahve mümkün olduğu kadar doğrudan ithal edilen kahvelerde bulunmaktadır. Çiftçiler tarafından üretilen kahveler de buraya geliyor.</strong> <strong>Kafede yaklaşık 35 farklı espresso ve filtre bulunmakta.</strong></em></span></span></span></p>

<h2><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ÇİFTÇİLER TARAFINDAN ÜRETİLENLER DAHİL PEK ÇOK KAHVE MEVCUT</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Viyana’ya yakın olması ve ulaşımın kolay olması nedenleriyle hem yerel halk hem de turistler tarafından sıkça tercih edilen lokasyonların başında gelmektedir. Çok yönlü olması, kozmopolitan yapısı, kültürel ve geçmiş dönemlere ait yapısal eserleri ile gerçekten “şahsına münhasır” bir ilçe Mödling. Hadi gelin yavaş yavaş gezilmesi ve görülmesi gerekilen lokasyonları tanıtmaya geçeyim bu sevimli ilçenin.. Mödling’e adım attığım an güne güzel bir kahve ile başlamak istedim ve çok fazla ismini duyduğum “Mr. Beans’a” uğradım, bu mekânda özel kahve mümkün olduğu kadar doğrudan ithal edilen kahvelerde bulunmaktadır. Çiftçiler tarafından üretilen kahveler de buraya geliyor ve bizzat Mr. Beans ekibi tarafından kavruluyor. Kafede yaklaşık olarak 35 farklı espresso ve filtre bulunmakta ve istediğiniz filtreyi deneme şansınız da bulunmakta. Diğer yandan gün boyu diğer lezzetli atıştırmalıkların yanı sıra her türden tatlı hamur işleri de denenmeye değer bu kafede.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Kafeden sonra hemen yan tarafta Hafnerhaus’ta bulunan “Beethoven Anıtı”nı ziyaret edip, bolca resim de çektim. Devamında Mödling’in en tanınmış kilisesi olan Othmar’ı ziyaret ettim.</strong></em></span></span></span></p>

<h2><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BEETHOVEN ANITI VE OTHMAR KİLİSESİ</strong> </span></span></span></h2>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette Anninger'in eteğindeki Mödling'de yapabileceğiniz ve yapmanız gereken aktivitelerden bir tanesi de yürüyüşe çıkmak. Yürüyüşün 15. Dakikalarında “Hussar Tapınağı” karşınıza çıkacak ve Aspern Muharebesi'nde şehit düşenlerin anısına dikilen bu savaş anıtı, Föhrenberg Doğa Parkı'nda zirvesinde yer alıyor ve çevreyi kuş bakışı izleye bileyeceğiniz muhteşem manzara sunuyor. Eğer arabanızla gelirseniz yukarıda bahsettiğim su kemerinin altına park edip buradan doğrudan ormana doğru yola çıkabilirsiniz. Ben kafeden sonra hemen yan tarafta Hafnerhaus’ta bulunan “Beethoven Anıtı”nı ziyaret edip, bolca resim de çektim. Devamında Mödling’in en tanınmış kilisesi olan Othmar’ı ziyaret ettim. Yaklaşık yarım asırdır ayakta duran görkemli kilise, Mödling’in en tanınmış yapısıdır ve diğer yandan sanat tarihiyle ilgilenen turistler, 1454 ile 1523 yılları arasında inşa edilen bu geç Gotik kilisesini, Barok mobilyaları, Neo-Gotik pencereleri ve Haç İstasyonları resimlerini, kanaldaki çağdaş sanatın kanıtlarını görmek amacıyla Viyana’dan buraya günü birlik turlar ile gelmektedir. Günün sonunda meydandan bulunan tanınmış mekanlardan birisinde kız arkadaşlarla beyaz şarap içerek gün batımının keyfini sürdüm… Avusturya gezmeye ve görmeye değer, hangi taşı kaldırsan altından merak uyandıracak bir sürpriz ortaya çıkaran ülke…</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Mar 2024 21:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Modling.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Selanik ve milliyetçilik</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/selanik-ve-milliyetcilik-2810</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/selanik-ve-milliyetcilik-2810</guid>
                <description><![CDATA[Selanik ve milliyetçilik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Selanik, Yunanların, Türklerin, Yahudilerin ve diğerlerinin birarada yaşadığı bir şehirken mi yoksa sadece Yunanların her yere mavi-beyaz bayraklarını astıkları bir şehirken mi daha güzeldir? Bu soruyu Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>ye de uyarlayabilirsiniz.</strong>

Selanik’e ilk gelişimin üstünden tam onbir sene geçmiş.

Yeniden Selanik’teyim.

Selanik, aklımda çok güzel bir şehir olarak kalmıştı; oysa bu gidişimde, o güzelliği bulamadım, onunla da kalmadım, kendiyi çok zaman hayıflanırken yakaladım.

Hayıflandığım şeylerin en başında mimari geliyor, hiçbir estetiğe sahip olmayan devasa binalar gözüme birer heyula gibi gözüküyor.

Sahilden başlıyor ve bütün şehri kuşatıyorlar.

Öte yandan, bu korkunç binaların sardığı şehrin aralıklarında camiler, hamamlar, surlar, taklar, arkeolojik kalıntılar, kısacası bir şehri güzelleştirecek ne ararsanız var.

Adeta şehrin yaşanmışlıktan gelen bütün güzelliğini örtmek için bu binaları dikmiş gibiler.

Atatürk’ün evini baz alalım ve bir an için gözümüzü kapatıp etrafımızdaki bu heyulaların yerine bu evleri koyalım, şehrin alabildiğine güzelleştiğini göreceğiz.

Yani, bu ikinci seferde bana öyle geliyor ki, Selanik’in güzelliğini ancak gözlerimizi kapatıp hayal ettiğimiz müddetçe görebiliriz.

O zaman da bu şehre çarpılıp kalmak için bir sebep bulunamıyor.
<blockquote><em><strong>Selanik</strong><strong>’</strong><strong>e gelenler Beyaz Kule</strong><strong>’</strong><strong>nin etrafında yürürlerken kaçınılmaz şekilde burayı İ</strong><strong>zmir Kordon</strong><strong>’</strong><strong>a benzetirler. Selanik</strong><strong>’</strong><strong>le İzmir arasındaki paralelliğ</strong><strong>i ben ba</strong><strong>şka bir şekilde kurmak istiyorum: Şehirlerin yangınlardan sonra değişen kimlikleri.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>SELAN</strong><strong>İK VE İZMİR: ŞEHİR YANGINLARI VE KİMLİK</strong></h2>
Selanik’e gelenler Beyaz Kule’nin etrafında yürürlerken kaçınılmaz şekilde burayı İzmir Kordon’a benzetirler.

Selanik’le İzmir arasındaki paralelliği ben başka bir şekilde kurmak istiyorum: Şehirlerin yangınlardan sonra değişen kimlikleri.

Selanik Yangını, Yunanistan’ın muzaffer olduğu Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, Ağustos 1917’de çıktı, ve ne tesadüf ki, Türklerin ve Yahudilerin yoğun olduğu mahalleleri kül etti.

İzmir Yangını ise, Türklerin kazandığı Kurtuluş Savaşı’nın sonuna doğru, Eylül 1922’de çıktı.

Herhalde bu de bir tesadüf çünkü yangın esasen Rum mahallelerini küle çevirdi.

Böylece, Selanik’ten sonra İzmir’in çokkültürlü hayatının da izleri silinmiş oldu.

Bir de 1924’te Mübadele gelince Selanik bir Yunan şehrine, İzmir de Türk şehrine dönüştü.

Oysa, hem Selanik hem de İzmir çokkültürlü demografik yapısıyla bilinen şehirlerdi.

Ulus-devletleşme sürecinde şehirler de kendi paylarına düşeni alıp bilmedikleri bir millilik gömleği giymeye mecbur kaldılar.

Malum, Yunanlarla Türkler ulus-devletlerini birbirlerine karşı yüzer sene arayla kurdular: 1821’de Mora’da başlayan ayaklanma Yunanistan’ın bağımsızlığını getirirken, Türkiye de Kurtuluş Savaşı’nın ardından Lozan’da bağımsızlığını kazandı.

Ulus-devlet de, tanımı gereği, hakim etno-dinsel zümrenin diğer kültürleri yoksayması demektir.

Bunu becerdiği ölçüde de kendini başarılı addeder.

Tabii ki bu yoksayma, kültürel açıdan fakirleşmeyi ve vasatlaşmayı da beraberinde getirir.

<strong>Rumcanın duyulmadığı bir İzmir eksiktir; tıpkı, Türkçenin konuşulmadığı Selanik</strong><strong>’</strong><strong>in eksik olduğu gibi. İnsanı </strong><strong>esas </strong><strong>ü</strong><strong>zense, her </strong><strong>şeyin, bütün bu </strong><strong>“</strong><strong>kültür silme faaliyetlerinin” bilinçli yapılması. Yani, hakim etno-dinsel zümreye mensup ve yetkisi olan biri, şehri vareden kültürlerden birini yok edebiliyor.</strong>

<strong>K</strong><strong>ÜLTÜR S</strong><strong>İ</strong><strong>LME FAAL</strong><strong>İYETİ</strong>

Rumcanın duyulmadığı bir İzmir eksiktir; tıpkı, Türkçenin konuşulmadığı Selanik’in eksik olduğu gibi.

İnsanı esas üzense, her şeyin, bütün bu “kültür silme faaliyetlerinin” bilinçli yapılması.

Yani, hakim etno-dinsel zümreye mensup ve yetkisi olan biri, şehri vareden kültürlerden birini yok edebiliyor.

Türkiye’den bir örnek vereyim: İçişleri Bakanlığı dahi yapmış biri “Bizans’a karşı” bir çözüm olarak “İstanbul’daki surların yıkılması” gerektiğinden söz etmişti.

Bu zihniyetin sadece Türklerde olduğunu söylemek mümkün değil, eminim ki Yunanistan’da da bu kafada mebzul miktarda insan bulunur, siyasette de vardır.

Maalesef, uluslararası konjonktür de elverdiğinde, bu insanların amaçlarına ulaşabildiğini görüyoruz.

Selanik’i Yunanlaştırdıkça bir şey yapmış olduğunu düşünen, camileri yıkmakla, Türk kültürünü silmekle övünen insanlar var.

Yok etmeye yönelik bu çaba, aslında en büyük zararı o şehre ve o şehrin insanına veriyor.

Selanik, Yunanların, Türklerin, Yahudilerin ve diğerlerinin birarada yaşadığı bir şehirken mi yoksa sadece Yunanların her yere mavi-beyaz bayraklarını astıkları bir şehirken mi daha güzeldir?

Bu soruyu Türkiye’ye de uyarlayabilirsiniz.

Benim her iki soruya vereceğim cevap da ortada: Çokkültürlü bir hayat herkes için daha iyidir, kültürlerin iç içe geçtiği şehirler her zaman daha güzeldir.

“Üsküdar’a gider iken” şarkısını hangi dilde dinlerseniz dinleyin kendinizden bir parça bulursunuz.

Milliyetçiler ise kendilerininki haricinde bir dilde dinledikleri zaman öfkeden kıpkırmızı olurlar.

Ben bu şarkıya Selanik’te Türkçe, İzmir’de de Rumca eşlik ederken mutlu olan insanlarla bir arada yaşamak istiyorum.

https://yeniarayis.com/bilgehanucak/atinada-yapilacak-en-onemli-is/]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Mar 2024 21:25:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/selanik-yazilari-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kopenhag’da gastronomi</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kopenhagda-gastronomi-2721</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kopenhagda-gastronomi-2721</guid>
                <description><![CDATA[Kopenhag’da gastronomi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Danimarkalıların milli içkisi diyebileceğim “Akvavit”, eskiden Aalborg’da üretilirmiş ama birkaç sene önce satıldığı için artık ne kadar Danimarkalı olduğu şüpheli. Gene de Danimarkalılarca çok sevildiği hemen her yerde satılmasından belli. Ben bu Akvavit’ten birkaç yudum aldım, bana yetti.</strong></span>

Önce kahvaltıda bir şeyler atıştıralım, sonra sokak lezzetlerine bakarız, en son da bir lokantada uzun otururuz.

Kahvaltı yapmaya Kopenhag’ın en eski fırını Sankt Peders Bageri’ye geldim.

“Sandviç ister misiniz?” diye sordu, “İsterim,” dedim, o da ekmeğin üstüne sadece tereyağı sürüp peynir koydu, verdi.

Fakat iyi ekmek, iyi tereyağı ve iyi peynirden oluşan bu sandviçle, yanında da iyi kahve olduğunu düşünün, insan güne güzel başlar.

Kopenhaglılar, Danimarka usulü hotdog’un apayrı bir şey olduğunu iddia etseler de öyle olduğu kanısında değilim, zaten nasıl yapıldığını görmediğiniz müddetçe sosis lezzetli bir yiyecektir, yiyeni de mutlu eder.

Kopenhag’ın birçok meydanında hotdog satan seyyar satıcılar bulabilirsiniz.

Kongens meydanının Nyhavn’a bakan tarafında olduğumuzu düşünelim, seyyarlardan biri burada ama biz arkaya dönüp gerisin geri yürüyelim ve Borgergade sokağındaki bir benzincinin içinde yer alan hamburgerci Gasoline Grill’e gidelim.

Bu hamburgercinin şöhreti bırakın Kopenhag’ı, hatta bırakın Danimarka’yı, Avrupa hudutlarını aşmış da gidip Amerika’ya dayanmış.

Hamburgeri -gerçi ben “cheeseburger” yedim- bu şubede ocak ayında mecburen dışarıda oturarak yemek biraz zorlayıcı olabiliyor.

Lacan uzmanı sevgili hocam Özgür Öğütcen, psikanaliz derslerinin birinde “objet petit a”nın ne olduğunu anlatmıştı.

Ben de onun verdiği bir örneğe destek olsun diye, tezgâhını büyütse çok daha fazla köfte satabilecekken müşterileri bir-iki saat bekleten bir köfteciyi örnek vermiştim.

Beş-altı dakika yürüsem, aynı köfteyi sıcak bir iç mekânda yiyebilirim ama yok, illa burada, benzincinin önünde, buz gibi soğukta egzoz dumanıyla yiyeceğim çünkü işin tılsımı bu.

Lacan biliyorum diye hava attığımı sanmayın, Lacan’a dair tek bildiğim iyi köftecide sıra beklemekle “objet petit a” arasındaki ilişki, onun dışında bu beyefendinin ne yapmak nereye varmak istediğine hiç akıl sır erdiremedim.

Lacan Bey’i burada bırakalım çünkü çekilecek dert değil, tam kafa açıyor denenlerden, biz Warpigs’e doğru yollanalım.

Burası eskiden balıkçıların ve kasapların geldiği, etlerini kesip biçtiği bir yapıymış, şimdi sadece küçük bir bölümü bu amaçla kullanılıyor.

Warpigs dediğim lokanta da bu kasaphane kabalığından payına düşeni almış ama her anlamda: hem salaşlık hem de lezzet.

Warpigs’e dair şunu söyleyebilirim: Bir et ne kadar lezzetli olabilecekse o kadar lezzetli.

Yanında “coleslaw”, bir çeşit peynirli makarna “mac’n’cheese” ve soslu turşu yedim; hepsi olağanüstüydü.

Bu yapıda birkaç tane daha bilinen yer var ama onlara gidemedim.

Buraya elli defa daha gelsem onlara değil yine Warpigs’e gidip aynı şeyleri yiyebilirim, öyle bir yer.

Neyse, dönelim bizim Nyhavn taraflarına aksi takdirde Warpigs’ten çıkamayacağım.

Nyhavn’daki restoranların üçüne gittim.

Birinde öyle güzel bir kremalı ıstakoz çorbası içtim ki…
<blockquote><em><strong> </strong><strong>Tabii “Danimarka mutfağında” deniz ürünleri ciddi bir yer kaplıyor; iki akşam da diğer restoranlarda balık yedim. Bazı balıkların görünüşü çok çirkin olur ya, bu da onlardandı ama bunun tadı da pek bir şeye benzemiyordu, gerçi gelen hesaba baksan sanki denizlerin kraliçesini yediğini düşünüyorsun.</strong></em></blockquote>
<h2><span style="font-size: 22px;"><strong>HESABA BAKSAN SANKİ DENİZLERİN KRALİÇESİ</strong></span></h2>
Tabii “Danimarka mutfağında” deniz ürünleri ciddi bir yer kaplıyor; iki akşam da diğer restoranlarda balık yedim.

Bazı balıkların görünüşü çok çirkin olur ya, bu da onlardandı ama bunun tadı da pek bir şeye benzemiyordu, gerçi gelen hesaba baksan sanki denizlerin kraliçesini yediğini düşünüyorsun.

Bunca yemeğe rağmen hâlâ tam manasıyla Danimarkalı olamadık.

Halis bir Danimarkalı smorrebrod yer, şimdi biz de smorrebrod yemeye gidiyoruz.

Smorrebrod dedikleri, esmer bir dilim ekmeği altlık yapıyorsunuz, üstüne de tadı birbiriyle uyumlu olacak şekilde ne isterseniz koyuyorsunuz.

Smorrebrod yediğim yerde ev yapımı yabanturplu schnapps vardı, ondan da söyledim.

Smorrebrodden razıyım ama aynısını turplu içkim için söyleyemeyeceğim.

İçki faslına geldiğimize göre bir kadeh Linnie söyleyip biraz daha laflayalım.

“Denizde olgunlaştırılan” Linnie, ancak gemilerde küçük çaplı bir dünya turuna çıktıktan sonra içilebilir kıvama gelebiliyormuş.

Bugün, şeri fıçıda dinlendirilmiş bir çeşidi olsa da klasikten şaşmayalım derim şimdilik.

Danimarkalıların milli içkisi diyebileceğim “Akvavit”, eskiden Aalborg’da üretilirmiş ama birkaç sene önce satıldığı için artık ne kadar Danimarkalı olduğu şüpheli.

Gene de Danimarkalılarca çok sevildiği hemen her yerde satılmasından belli.

Ben bu Akvavit’ten birkaç yudum aldım, bana yetti.

Hakkımızı Kopenhaglı olmasa da bir başka Danimarkalı olan Sevablodda’ya saklayalım, reçetesini yalnızca beş aile biliyormuş.

Bu beş ailenin bildiği reçetesi meselesi de matraktır, ben daha dört ya da altı ailenin bildiği bir şey görmedim, mutlaka beş aile bilecek de dördü yapmayacak…

Ama işin güzelliği de hikâyeye inanmak, o yüzden beş diyorlarsa beş olsun.

Beşinin de sağlığına diyelim.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 21:35:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Danimarka-Yazilari-6.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kopenhag’ın müzeleri ve bir tuhaf olay</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kopenhagin-muzeleri-ve-bir-tuhaf-olay-2616</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kopenhagin-muzeleri-ve-bir-tuhaf-olay-2616</guid>
                <description><![CDATA[Kopenhag’ın müzeleri ve bir tuhaf olay]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Rombuts</strong><strong>’un “İ</strong><strong>skambil Yüzünden Kavga” adlı </strong><strong>tablosuna gördüğüm an çarpıldım. </strong>

<strong>“</strong><strong>Fransız Resmi 1900-1930” salonunda ise Matisse var, bir Picasso hatırlıyorum, Millet, birkaç </strong><strong>tane Jordaens, Rubens</strong><strong>’in büyük bir </strong><strong>“Süleyman’ın Adaleti”.</strong>

Şimdi bu Danimarkalılar burunlarından kıl aldırmıyorlar ya medeniyet konusunda, size bir olay anlatacağım, kararı siz verin.

Bütün günü Glyptotek ile Milli Galeri SMK’deki resim sergisine ayırmaya karar verdik ki Nihan’ın hastalanacağı tuttu, kıvranıyor, antibiyotik alması lazım, ama medeniyetin beşiğindeyiz, hangi doktor yazabilir?

Naçar, bizim otelin arka sokağındaki eczaneye gittik, dedim rica edersek belki en azından acısını dindirecek bir şey verirler.

Vaziyeti anlattık.

İlaç değil ama bir numara verdiler, “arayın, doktor size antibiyotik yazsın,” dedi, akabinde hemen ilacı alabilirmişiz.

Neyse, aradık doktoru, sordu “neyiniz var?” diye, Nihan anlattı, pat, kredi kartı numarası istedi, şak, reçete hazır!

Görmek yok, muayene yok, tetkik yok, hiçbir şey yok.

Ver kredi kartını, al ilacını.

“Turistler için hizmet” imiş bu uygulamanın adı, hasta belki yanlış bir şey istedi, belki kendini yanlış ifade etti, ne malum…

Ama turist ya, çok da önemli değil, yanlışsa yanlış, bir daha arar, bir daha kredi kartı numarasını söyler, yeni ilaç yazılır.

Gene de sağ olsun, en azından bizim programımızı aksatmadı, üstelik Nihan’ın sancısını da geçirdi.

İşte bu sayede kendimizi sanatın şefkatli kollarına bırakabildik.
<blockquote><em><strong>Tivoli</strong><strong>’</strong><strong>nin yanındaki Glyptotek</strong><strong>’</strong><strong>in daha ö</strong><strong>nce </strong><strong>önü</strong><strong>nden ge</strong><strong>çmiştik, şimdi içine girelim. Carlsberg</strong><strong>’</strong><strong>in sahibi, burayı heykel müzesi olarak kurmuşsa da zamanla resme de ciddi bir yer vermiş. Müzeye girdikten sonra camlı bir kubbeye geliyorsunuz, her yan birbirinden güzel heykellerle dolu. En büyük Rodin koleksiyonlarından biri burada.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>EN BÜ</strong><strong>Y</strong><strong>Ü</strong><strong>K RODİ</strong><strong>N KOLEKS</strong><strong>İYANLARINDAN BİRİ </strong><strong>BURADA</strong></h2>
Tivoli’nin yanındaki Glyptotek’in daha önce önünden geçmiştik, şimdi içine girelim.

Carlsberg’in sahibi, burayı heykel müzesi olarak kurmuşsa da zamanla resme de ciddi bir yer vermiş.

Müzeye girdikten sonra camlı bir kubbeye geliyorsunuz, her yan birbirinden güzel heykellerle dolu.

En büyük Rodin koleksiyonlarından biri burada.

Mısır ve Yunan heykellerinin yer aldığı iki büyük salon insana ne kadar küçük olduğunu hissettiriyor.

İnsanlık, binlerce sene önce neler yapabilmiş, görüp de hayran olmamak imkânsız.

Mumyaları da görünce gerçekten hayret ettim, Kopenhag’da mumyanın ne işi var?

Ayrıca, her seferinde şaşırıyorum, bu ne bitmek bilmez bir hazineymiş böyle, Londra’da, Torino’da, daha bilmem kaç yerde Mısır müzeleri ya da Mısır bölümleri kuruluyor, gene de yetmiyor.
<blockquote><em><strong>Biz geldiğimizde, Glyptotek, İ</strong><strong>spanyol ressam Joaquin Sorolla</strong><strong>’</strong><strong>nın sergisine evsahipliği yapıyordu. Böylece, Sorolla</strong><strong>’</strong><strong>yla da tanışmış olduk -müşerref oldum efendim. </strong></em>

<em><strong>İspanyol kraliyet ailesi, kırkiki sene sonra ilk defa Danimarka</strong><strong>’</strong><strong>yı ziyaret edecekmiş, ama herhalde önden Sorolla gelsin istemişler.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>Ö</strong><strong>NDEN SOROLLA GELS</strong><strong>İN</strong></h2>
Biz geldiğimizde, Glyptotek, İspanyol ressam Joaquin Sorolla’nın sergisine evsahipliği yapıyordu.

Böylece, Sorolla’yla da tanışmış olduk -müşerref oldum efendim.

İspanyol kraliyet ailesi, kırkiki sene sonra ilk defa Danimarka’yı ziyaret edecekmiş, ama herhalde önden Sorolla gelsin istemişler.

“Işığın ustası” denen Sorolla’nın da ölümünün yüzüncü senesiymiş, üstelik Sorolla, 1897’de bir tablosuyla da olsa Glyptotek’e gelmiş.

Onyedi eseri sergileniyordu.

Sorolla’nın hakkını yemeyeyim ama benim için “resimde ışık” deyince Hollandalıların eline kimse su dökemez, hatta cüret edemez.

Anladığım kadarıyla, Sorolla’nın eserlerinde deniz ve kumsal ciddi bir yer tutuyor.

Bunda Valencia doğumlu olmasının payı olduğu şüphesiz.

1863’te doğmuş, 76’da Valencia’da Güzel Sanatlar’da eğitim görmüş, sonra Madrid, Paris, İtalyan şehirleri derken soluğu yeniden Madrid’de alıp yerleşik hayata geçmiş -1899.

1923’te vefat edene kadar da Madrid’de yaşamış, öldüğünde dünya çapında tanınan bir ressammış.

Glyptotek’in “Danimarka resmindeki Fransız etkisi” sergisinde sayıları çok olmasa da Gauguin, Manet, Cezanne, Jacques-Louis David gibi ressamları bulabiliyorsunuz.

Van Gogh’un “St. Remy’den Manzara”sı ile Manet’nin “Absinth İçicisi” gibi bilindik resimler de Glyptotek’in duvarlarını süslüyor.

Manet’nin çok çarpıcı tablosu, “İmparator I. Maximilian'ın İnfazı” da Glyptotek’te.

Daha sonra, bu tablonun orijinalinin Mannheim’da, benim gördüğümün ise yağlı boya eskizi olduğunu okudum.

Eskiz deyip de değerini düşürmeye elim de, dilim de varmıyor.

Danimarka sanatına dair de en büyük koleksiyonlardan biri de tabii ki Glyptotek’te.

En azından yarım gün ayırmanın şart olduğu Glyptotek’ten çıkarken ise gördükleriniz kadar yeterince görmediğinizi düşündükleriniz aklınıza çengelleniyor ya, en kötü tarafı o.

Bir gözümüzü arkada bırakma pahasına Galeri’ye yollanmamız lazım, Rosenberg Kalesi’nin karşısında.

Galeri’nin benim açımdan en önemli kısmı “Avrupa Resmi 1300-1800” çünkü bu aralık Hollanda Altın Çağı’nı da kapsıyor, zaten salona girer girmez karşımızda birkaç tane Rembrandt asılı.

Cranach, Titian, Rubens, Baba Brueghel…

Hollanda Altın Çağı’ndan Gerard Dou’nun “Mutfak Sahnesi”, hemen Rembrandt’ların yanında.

Theodor Rombouts’un Caravaggio’dan çok etkilendiği belli ama olağanüstü bir ressam olduğu da tartışmasız.

Rombuts’un “İskambil Yüzünden Kavga” adlı tablosuna gördüğüm an çarpıldım.

“Fransız Resmi 1900-1930” salonunda ise Matisse var, bir Picasso hatırlıyorum, Millet, birkaç tane Jordaens, Rubens’in büyük bir “Süleyman’ın Adaleti”.

Danimarkalı ressamları hiç tanımıyordum ama ikisinden kısaca söz edeyim.

Sergiyi gezerken gözünüze Kobke isminin çarpmaması mümkün değil.

Kobke’nin “Danimarka Altın Çağı”nın en önemli ressamı olduğunu burada öğrendim -ben gene de “Hollanda Altın Çağı”nı tek geçerim.

Ama onun da hocası olan Eckersberg adlı çok ilginç bir ressam var: “Danimarka resminin babası” diyorlar, hakikaten de öyle, Kobke dahil kimi görsem onun öğrencisi.

Eckersberg’in resmine bayıldığımı söyleyemem ama bir ülkenin resim tarihine damga vuran bunca ressam yetiştirmek görmezden gelinecek bir başarı değil.

Bir de yine adını ilk defa bu müzede duyduğum ama çok beğendiğim birkaç ressama değineyim.

Bunlardan ilki, daha çok iç mekân resimleri çizdiğini öğrendiğim ve bu açıdan Vermeer’le arasında bir paralellik kurduğum Vilhelm Hammershoi.

Bir diğeri, “Roma’da Bir Lokantada” tablosuyla Carl Bloch.

Sonuncusu da birkaç tablosunu gördüğüm Cornelis Norbertus Gijsbrechts.

Haydi şimdi gidip bir şeyler yiyelim.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Mar 2024 21:25:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Danimarka-Yazilari-5.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Direniş Müzesi  </title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/direnis-muzesi-2462</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/direnis-muzesi-2462</guid>
                <description><![CDATA[Direniş Müzesi  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>İki saate yakın kaldım Direniş Müzesi’nde. Hemen ayrılasım gelmedi, üst kattaki bistroya çıktım, sabahın erken saatleri, bir kahve söyledim. Castellet’nin manzarası çok güzel. En az faşizme direnmek kadar…</strong>

Kopenhag’a gelirken aklımda şöyle en heybetlisinden bir Viking müzesi görmek vardı.

İçinde bir, belki birden çok, Viking gemisi olacaktı; Viking kültürü, Vikingler kimdi, nasıl yaşardı, ne yer ne içerdi…

Böyle bir müze bulamadığım gibi Vikinglere dair gördüğüm her şey hediyelik eşya dükkânlarındaydı: Viking savaşçılarının en karikatürize edilmiş hallerindeki objeler.

Marifet, bunu Vikingler hayattayken yapabilmekte ama işte görüyorsunuz, düşenin dostu olmuyor, Viking bile olsan, kurt kocayınca kuzuya maskara oluyor.

Neyse, görmediklerime hayıflanmak yerine gördüklerimi anlatayım.

Ama öncesinde müzeciliğe dair birkaç söz etmek istiyorum.

Teknoloji gündelik hayatımızı hızlandırdı, özellikle sosyal medya sonrası çağda kimsenin hiçbir şeye -Gülten Akın okumaya bile- tahammülü kalmadı; insanlara bir film izlerken dahi dikkatini toplamak, yoğunlaşmak zor geliyor.

Telefonun ekranını kaydırarak “görüntüleri tüketmek” bir ara kaçış olduğu için herkes ilk fırsatta elini telefonuna atıyor…

Dolayısıyla, müzelerin sükuneti günümüz insanı için bunaltıcı bir hâl aldı.

Heyecan dozu yüksek bir filmi doksan dakika ara vermeden izleyemeyen yeni nesil, bir müzede birkaç saat nasıl geçirsin?

O yüzden, son yıllarda, müzecilik de dönüşüyor, zamana uyum sağlamaya çalışıyor.

İyi de bir müze zamana nasıl uyum sağlayabilir?

Görebildiğim kadarıyla, bunun yolu, şimdilik olabildiği ölçüde ziyaretçiyi işin içine dahil etmekten, yani gelen kişinin edilgen bir izleyici olmamasını sağlamaktan geçiyor.

Yin yang, gelişen teknoloji aynı zamanda bu imkânı sunuyor; müzenin envanterine çeşitli oyunlar, zamanın içine yolculuk, görsel zenginlik gibi boyutlar katılıyor.

Ziyaretçi de gördüğü şeyin bir parçası olduğunu hissediyor.
<blockquote><strong>Direniş Müzesi, olanca yenilikçi yaklaşımıyla beni kendine hayran bıraktı. Üstüne üstlük, savaşın ilk gününü, Ateş ile Limon’un kıyafetlerini, uçakla vurulan yetimhaneyi görmek de beni ayrıca memnun etti. Müze yerin bir kat altına kurulduğu için gün ışığı girmiyor, bu da gerçekçilik algınızı bir anda yükseltiyor, ne de olsa siz de bu direniş hareketinin bir parçasısınız artık.</strong></blockquote>
Beni müzecilik üstüne konuşmaya iten de Castellet’deki Direniş Müzesi oldu.

Nazi işgalindeki Danimarka’da Kopenhaglıların neler yaptığını, nasıl direndiğini anlatan bir müze, ama müzecilik açısından da olağanüstü güzel.

Nazi işgalinin sanat eserleri -sinema, edebiyat, müzikal vb. üzerinden nasıl aktarıldığı benim hep ilgi duyduğum bir konu olmuştur.

Kast ettiğim Nazizmin tarihi değil, o ayrı, benim ilgimi çeken işgale uğramış bir toplumun, sinema gibi bir sanat dalı aracılığıyla yaşadıklarını çeşitli dönemlerde nasıl ifade ettiği.

Müzeye girmeden önce Nazi işgalini anlatan Danimarka yapımı filmler aklımdan geçti.

İşgalin ilk gününü anlatan <em>9 Nisan</em>, Direniş’in tetikçilerini anlatan<em> Ateş ile Limon</em>, yanlışlıkla hedef alınan bir yetimhaneyi anlatan<em> Savaşın Gölgeleri</em>, savaş bittikten sonra çocuk Nazilerin elleriyle mayınları topladıkları o muhteşem<em> Mayın Ülkesi </em>-başka da vardır mutlaka, benim bilmediğim ya da izlemediğim.

Yani, işgal altındaki Kopenhag tarihi değilse de bu işgali Danimarkalıların nasıl gördüğüne dair biraz fikir sahibiydim.

<img class="alignnone size-full wp-image-104401" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/bilgehan_02.jpg" alt="" width="2000" height="1500" />

Direniş Müzesi, olanca yenilikçi yaklaşımıyla beni kendine hayran bıraktı.

Üstüne üstlük, savaşın ilk gününü, Ateş ile Limon’un kıyafetlerini, uçakla vurulan yetimhaneyi görmek de beni ayrıca memnun etti.
<blockquote><strong>Bu müzeyi beş tarihi kişi aracılığıyla geziyorsunuz; onların neler yaptığını görüyorsunuz, her bölümde ayrı bir sahne ya da dönemden kalma bir nesne var ve gölgeler eşliğinde o kişi sizinle konuşuyor.</strong></blockquote>
<img class="alignnone size-full wp-image-104402" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/bilgehan_03.jpg" alt="" width="1500" height="2000" />

Müze yerin bir kat altına kurulduğu için gün ışığı girmiyor, bu da gerçekçilik algınızı bir anda yükseltiyor, ne de olsa siz de bu direniş hareketinin bir parçasısınız artık.

Bu müzeyi beş tarihi kişi aracılığıyla geziyorsunuz; onların neler yaptığını görüyorsunuz, her bölümde ayrı bir sahne ya da dönemden kalma bir nesne var ve gölgeler eşliğinde o kişi sizinle konuşuyor.

Bazen bir işbirlikçinin ucuz hesaplarıyla, bazen bisikletinden başka bir şeyi olmayan cesur bir direnişçiyle, bazen de evinde yemek yaparken bir de bomba hazırlayan sade vatandaşla karşılaşıyorsunuz.

Böylece, bu müze, kurduğu sahnelerle geçmişi bugüne taşırken teknoloji vasıtasıyla da sizi geçmişe götürüyor.

Yetmiyor, sizi direnişin nasıl olduğunu anlamanız için sürece dahil olmaya davet ediyorlar.

Şifreler belli ama frekanslar sürekli karışıyor, siz doğru frekansı bularak en çok mesajı kaydedeceksiniz ve bu sayede hem Nazilerin neler yapacağını öğrenecek hem de yeraltındaki direniş hareketine bilgiyi ileteceğiz.

İşte bir anda kulaklıkları çıkarıp heyecanla not tutmaya başladınız çünkü direnişin kaderi sizin ellerinizde.

Sonra yeniden kurulmuş sahnelere dönecek, beş karakter aracılığıyla neler yaşandığını izlemeye devam edeceksiniz.

Danimarkalılar, belki bir günde teslim olmak zorunda kaldılar ama Nazi işgaline karşı gösterdikleri cesaret Direniş'in yeraltı örgütüyle sınırlı değildi.

Danimarka Kralı, Naziler tarafından ülkesinde yaşayan Yahudilerin yakasına "sarı yıldız" takması şart koşulursa, kendisinin de yakasına aynı yıldızdan iliştireceğini açıklamıştı.

Yerel polis teşkilatı, Nazilerle birlikte "Yahudi avına" çıkmayı reddetti ve toplama kamplarına doğru kitlesel sürgün başladığında hükümetin tamamı bu suça ortak olmamak için istifa etti.

Böylece, misal Hollanda'daki her dört Yahudi'den üçü Nazilerin gadrine kurban giderken, Danimarka'da bu oran kimilerince yüzde bir civarındaydı.

İki saate yakın kaldım Direniş Müzesi’nde.

Hemen ayrılasım gelmedi, üst kattaki bistroya çıktım, sabahın erken saatleri, bir kahve söyledim.

Castellet’nin manzarası çok güzel.

En az faşizme direnmek kadar…

<strong>Danimarka Yazıları serisinin üçüncü yazısını okumak için <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/tivolinin-cevresinde/">tıklayabilirsiniz...</a></strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:30:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Danimarka-Yazilari-4.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tivoli’nin çevresinde </title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/tivolinin-cevresinde-2410</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/tivolinin-cevresinde-2410</guid>
                <description><![CDATA[Tivoli’nin çevresinde ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Günün her saatinde bu bahçelerde yürüyüşe çıkan, köpeğini gezdiren ya da bisikletle dolaşan insanlar görmek mümkün. Bisiklet deyince, bu şehrin Avrupa</strong><strong>’</strong><strong>nı</strong><strong>n en </strong><strong>“</strong><strong>düz” şehirlerinden biri olduğunu da söylemem gerekiyor. Bu </strong><strong>“</strong><strong>düzlük”, her iki anlamıyla da, kimi durumlarda benim gibi bir İstanbullu</strong><strong>’</strong><strong>nun asabını bozabiliyor.</strong>

Kopenhag’da, şubat ayında, “Işık Festivali” olurmuş.

E ne güzel, 2’sinde dönelim de festivalin en azından açılışını izleyelim, dedik.

Ama bu Kopenhaglıların bazı yaptıklarına akıl sır ermiyor, sanki 1’inde yaparlarsa suç işleyeceklermiş gibi festivali gidip 2’sinde başlattılar.

Böyle olunca biz de göremedik tabii, bizim uçak İstanbul’a doğru giderken habis Kopenhaglılar festivalin tadını çıkarıyorlardı.

Sadece bu kadarla kalsa iyi, Tivoli Bahçeleri’ni de bakıma almışlar, kapısına kadar gittim de mecburen kös kös geri döndüm.

Ama kapının açıldığı meydanı anlatabilirim çünkü burası Kopenhag’ın en önemli meydanlarından birindeyiz.

Belediye binası burada, yine meydanı çevreleyen pek çok güzel ve birbiriyle uyumlu bina burada, aynı zamanda masalcı Andersen’in tam kapının karşısında bir heykeli var.

<strong><img class="alignnone size-large wp-image-104164" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_02-1-768x1024.jpg" alt="" width="640" height="853" /></strong>

Belediye binasının 19. yüzyılda yapıldığını öğrenince şaşırdım, bana birkaç yüz sene daha eski gibi görünmüştü.

Andersen gibi Tivoli’ye baktığınızı düşünün, eğer batıya doğru birkaç adım atarsanız resim ve heykel müzesi Ny Carlsberg Glyptotek’i görürsünüz, onun karşı sokağında Kopenhag Müzesi, onun az ilerisinde ise Danimarka Milli Müzesi yer alıyor.

Bunlardan Glyptotek, dışarıdan da hayli etkileyici bir yapı -içini bir sonraki yazıda anlatacağım.

Danimarka’nın medarıiftiharlarından mimar Dahlerup’un imzasını taşıyor, duvarlardaki heykeller içeride nasıl bir bolluk bereket ile karşılaşacağınızın habercisi gibi.

<img class="alignnone wp-image-104163 size-large" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_01-1-768x1024.jpg" alt="" width="640" height="853" />

Tivoli ile Glyptotek’in arasındaki Tietgensgade sokağına girelim.

Sokağı bitirdiğimizde tarihi gar binasını görüyoruz.

Aynı istikamette yürürsek şehrin Kodbyen dedikleri kısmına geliriz, ama biz acele etmeyelim şimdilik, biraz daha acıkalım.

Yeniden ilk bulunduğumuz yerde, yani Andersen heykelinin yanında, olduğumuzu varsayalım ama bu kez Glyptotek’e doğru değil, Milli Müze’ye doğru yürüyelim.

Milli Müze’ye geldikten sonra şehrin içine giren bir kanala geliyoruz, burası köprülerle anakaraya bağlanmış bir küçük adacık.

Christiansborg Sarayı ve 130 metrelik geniş cephesiyle Borsa binası sayesinde bu adacık şehrin en değerli yerlerinden birine dönüşüyor.

İçeri yürürsek Stroget’e, düz yürürsek Nyhavn’a çıkarız ama ben sizi biraz fazla yürütmek istiyorum, Nyhavn’dan Gothersgade tarikiyle Rosenborg Kalesi’ne gideceğiz.
<blockquote><strong>Bizdeki </strong><strong>“</strong><strong>kaostan” yorulup, hatta helak olup söylenerek </strong><strong>“</strong><strong>düzen ve kural” arıyorum, Danimarka</strong><strong>’</strong><strong>daki düzen de bazen çok sıkıcı ve gereksiz olabiliyor, o da bıktırıyor. </strong><strong>Bunun bir ortası bulunsa bence ideal şehir hayatı o noktada kurulabilir.</strong></blockquote>
“Kopenhag’ın mimarı” diye ünlenen IV. Christian’ın yaptırdığı bazı binalarda “C4” simgesi vardır, Rosenborg da onun yaptırdığı binalardan biri.

Ama kalenin önündeki geniş bahçeleri en az bina kadar etkileyici.

Kale gibi bahçelerin banisi de IV. Christian.

Günün her saatinde bu bahçelerde yürüyüşe çıkan, köpeğini gezdiren ya da bisikletle dolaşan insanlar görmek mümkün.

Bisiklet deyince, bu şehrin Avrupa’nın en “düz” şehirlerinden biri olduğunu da söylemem gerekiyor.

Bu “düzlük”, her iki anlamıyla da, kimi durumlarda benim gibi bir İstanbullu’nun asabını bozabiliyor.

Şöyle ufukta bir dağ olsun, yok, tepe de yok, hatta koca şehirde bir tane yokuş yok.

Dolayısıyla, pedal çevirerek gezmek yürümekten hem daha pratik hem de daha az yorucu olabilir.

Dağ-tepe yoksa yoktur, bunu kabullenirsiniz, ama insanların düzlüğü bazen çok bunaltıcı oluyor.

Trafikten lokantaya her şeyin çok kesin ve içselleştirilmiş kuralları var ve kimsenin herhangi bir konuda bu kuralların aksine bir şey yapmak aklına gelmiyor.

Misal, tek şeritli bir yolda karşıya geçeceksiniz ama yayaya kırmızı yanıyor.

Fakat görünürde bir tek araç yok, ne yaparsınız?

Bir Danimarkalı olarak kesinlikle yeşilin yanmasını beklersiniz.

Geç git işte, ne olacak?

Yolu görüyorsun, hesaplayabiliyorsun, illa niye o ışığa tabi olasın?

İçselleştirilmiş bu “aşırı düzenlilik” hali benim gibi “kaos diyarından” gelen biri için yer yer anlaşılmaz olabiliyor.

Kuralsızlık harikadır, demiyorum, ama böylesine kuralcılık da bence şehrin dinamizmini yere düşürüyor.

Bizdeki “kaostan” yorulup, hatta helak olup söylenerek “düzen ve kural” arıyorum, Danimarka’daki düzen de bazen çok sıkıcı ve gereksiz olabiliyor, o da bıktırıyor.

Bunun bir ortası bulunsa bence ideal şehir hayatı o noktada kurulabilir.

Çene çalmaya başlayınca, ara sokaktaki Mermer Kilise’den -Marmorkirken- bahsetmeyi atlamışım.

Amalienborg Sarayı’nın hemen karşısındaki bu kilise, yeşil kubbesiyle insanda derhal Vatikan çağrışımı yapıyor.

Aynı sokakta -Bredgade- esbabı mucibesini bilmediğim bir de Rus kilisesi var.

Danimarka deyince “tasarım” öne çıkarmış, ben bunlardan hiç anlamam, ama meraklısına söyleyeyim, Tasarım Müzesi de Rus kilisesinin çaprazında.

Son olarak, “av meraklılarının” bileceği Laksen diye çok şık bir giyim mağazasından bahsedeyim -bu da Bredgade’da.

Avcılıktan nefret ederim, günahsız hayvanları spor adı altında zevk için öldüren avcılardan da hiç hazzetmem ama bu Laksen’in her şeyinin birbirinden güzel olduğunu söylemezsem eksik kalır.

Gene de, avcıların bu kadar fiyakalı giyinmeye neden ihtiyaç duyduklarına bir mana veremiyorum.

<strong>Danimarka Yazıları serisinin ikinci yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/kopenhagda-siyah-ve-beyaz/">tıklayınız</a>...</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:30:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/Danimarka-Yazilari-3.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kopenhag’da siyah ve beyaz</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kopenhagda-siyah-ve-beyaz-2268</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kopenhagda-siyah-ve-beyaz-2268</guid>
                <description><![CDATA[Kopenhag’da siyah ve beyaz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Kopenhag’ın şatafatını, insanların ekonomik gücünü gördükten sonra Christiania’dakilerin tutunamamışlığı ve sefaleti bana acınası geldi. 68’lilerin zamana ayak uyduramamaları, tutunamadıkları ölçüde yozlaşmaları hazin. Yani esrara karşı olup olmamak değil mesele, olmalı mı olmamalı mı ya da nereye kadar serbest tutulmalı bilmiyorum, bir fikrim de yok açıkçası, ama ne kendim buraların müptelası olmak isterim ne de bir tanıdığımın.</strong>

Gene Kongens Nytorv meydanından başlayalım yürümeye ama bu kez Nyhavn’a doğru değil, Avrupa’nın trafiğe kapalı en uzun alışveriş caddesi olan Stroget’e girelim.

Ama meydanda gözümüze ilk çarpan herhalde Hotel d’Angleterre’in 1755’ten kalma gösterişli binası olur.

Şık mağazaların, hediyelik eşya dükkânlarının, kafelerin arasında Guinness Rekorlar Müzesi var.

Kapısında da dünyanın en uzun boylu insanı Robert Wadlow’un bir heykelini yapmışlar -yaşayan en uzun kişi ise 2.51’lik Sultan Kösen.

2.72’lik bu heykelin yanında ben bile küçücük kaldım ama Guinness’in saçma sapan rekorları benim ilgimi pek çekmediği için müzeyi gezmedim.

Kopenhag’a gelen herkesin saatlerini geçireceği Stroget’ten bir başka alışveriş caddesi olan Kobmagergade’ye sapalım.

Burada göreceğimiz arkalı önlü iki yapı var: Rundetaarn ile Trinitatis Kilisesi.

Bilim tarihi benim çok bilgi sahibi olduğum bir alan değildir ama bu Rundetaarn esasen bir rasathane, yani dönemin en namlı astronomların yıldızları ve gezegenleri izledikleri yer.

Matrak bir şekilde, sanki yerden birkaç on metre yukarıya koyarsanız bütün bu gökyüzü hareketlerini daha iyi izleyebileceği düşünülmüş olmalı ki on altıncı yüzyıl rasathaneleri genellikle Rundetaarn gibi yapılardır.

Aslında Tycho Brahe, -ki bu isim çağdaşı Takiyüddin’le de birlikte anılı- hukuk eğitimi görse de astronomlukta karar kılmış.

Genç yaşında güneşin tutulacağını söylemiş, tutturmuş; sonra Jüpiter’le Satürn’ün çakışacağını söylemiş, o da tutmuş.

Bu kadar keramete mükâfat yaraşır, Hven adasında bir yeri rasathane yapması için Brahe’ye vermişler.

Brahe’nin Hven’de kurduğu Uranienborg’un şöhreti şehrin sınırlarını aşmış, Avrupa’ya ulaşmış ama Kral II. Frederik ölüp de yerini ilerde “Kopenhag’ın mimarı” olarak anılacak IV. Christian’a bırakınca, Brahe’nin düşüşü de başlamış.

I.Christian’la anlaşamayan Brahe, gelen davet üzerine aletini edevatını toplayıp Prag’a taşınmış, burada Kepler’le tanışmış, onun yetişmesinde pay sahibi olmuş.

İyi de Brahen’nin rasathanesinin Hven’de olduğunu söylemiştim; bizim geldiğimiz bu rasathane neyin nesi?

Uranienborg’u yıktıran IV. Christian, bir müddet sonra burayı yaptırmış.

Merdiven çıkmak istemediğinden olacak, dönen bir rampa şeklinde tepeye ulaşabiliyorsunuz.

Hem bir seyir terası var hem de teleskop, dediklerine göre burası hâlâ faalmiş ama ben geldiğimde fırtınalar kopuyordu, Rundetaarn’ın tepesi de doğal olarak kapalıydı.
<blockquote><strong>Brahe’nin Hven’de kurduğu Uranienborg’un şöhreti şehrin sınırlarını aşmış, Avrupa’ya ulaşmış ama Kral II. Frederik ölüp de yerini ilerde “Kopenhag’ın mimarı” olarak anılacak IV. Christian’a bırakınca, Brahe’nin düşüşü de başlamış.</strong></blockquote>
Şimdi günün büyük bölümünü birbirinden şık ve lüks mağazaların arasında geçirdik, gecesinde biraz itlik kopukluk yapabiliriz.

Kopenhag içindeki “özerk bölge” denen Christiania’ya gittim.

Ben burayı gerçekten sanatın, ama en önemlisi bohemin hâkim olduğu bir yer sanmıştım, ne de olsa 68’lilerin gelip yerleştiği metruk bir kışla; meğerse, en ucuzundan bir açıkhava batakhanesiymiş.

Danimarka’da satışı yasak olan esrar, burada yasal, Christiania’da istediğiniz bir türünü alıp içebiliyorsunuz.

Bana söylenen esrarı Kopenhag’ın içine sokmanın suç teşkil ettiği ama esrarkeşler, kendileri için küçük bir cennet parçası olan Christiania ile sınırlı tutuyorlar mıdır hiç emin değilim.

Neyse, ben şu Christiania’yı anlatmaya çalışayım; anlayabildiğim kadarıyla.

Ben bu konulardan çok uzak olduğum için girişte kavrulan şekerli bademlerden bir paket aldım, atıştıra atıştıra yürüyorum.

Meğer bu meret kan şekerini çok düşürdüğü için böyle şekerli şeyler yenirmiş, insanlar da sanıyor ben keşin âlâsıyım.
<blockquote><strong>Kopenhag içindeki “özerk bölge” denen Christiania’ya gittim. Ben burayı gerçekten sanatın, ama en önemlisi bohemin hâkim olduğu bir yer sanmıştım, ne de olsa 68’lilerin gelip yerleştiği metruk bir kışla; meğerse, en ucuzundan bir açık hava batakhanesiymiş.</strong></blockquote>
İşte çeşitli dükkânlar var, çeşitli ekipmanlar satıyorlar.

Nasıl kullanıldığını bilmediğim için gördüklerimi gözümde canlandıramıyorum da.

Geldik bir başka sokağa.

Artık bu eşiğin arkasında uyuşturucu satışı aleni.

Ocak ayının son günü, gece inmiş, hava buz gibi.

Özerk bölgenin satıcıları ve alıcılarınınsa hava durumu hiç umurunda değil, yaktıkları ateşle ısınıyorlar.

Tezgâhların karşısında girmişler sıraya, çeşitli otlar alıyorlar, bir başka yerde makasla kesilen başka bir şey satılıyor.

Kopenhag’ın şatafatını, insanların ekonomik gücünü gördükten sonra Christiania’dakilerin tutunamamışlığı ve sefaleti bana acınası geldi.

68’lilerin zamana ayak uyduramamaları, tutunamadıkları ölçüde yozlaşmaları hazin.

Yani esrara karşı olup olmamak değil mesele, olmalı mı olmamalı mı ya da nereye kadar serbest tutulmalı bilmiyorum, bir fikrim de yok açıkçası, ama ne kendim buraların müptelası olmak isterim ne de bir tanıdığımın.

Bohemi beklerken uyuşturucu batağına düşen insanları görmekten hiç memnun olmadım.

Başkalarını bilmem ama Christiania benim Kopenhag’ın en sevmediğim yeriydi.

Çıkışta, “AB’ye Hoşgeldiniz” takının altından geçmek bana daha iyi geldi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 21:40:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/Danimarka-Yazilari-2.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çürümüş hiçbir şey yok şu Danimarka Krallığı’nda</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/curumus-hicbir-sey-yok-su-danimarka-kralliginda-2218</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/curumus-hicbir-sey-yok-su-danimarka-kralliginda-2218</guid>
                <description><![CDATA[Çürümüş hiçbir şey yok şu Danimarka Krallığı’nda]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Deniz, birliğin güvenliğini sağlamak üzere Castellet’nin çevresinde bir daire çiziyor, yemyeşil setlerin yanında çevreyle uyumlu sevimli askeri binalar görülüyor, yeldeğirmeni olanca heybetiyle dikiliyor. Gel de Kopenhag’ı sevme kolaysa, ne mümkün!</strong>

Kâinatın bütün önyargılarını toplayıp gelseniz, üstüne de bolca Batı nefreti ilave etseniz, sanırım gene de Kopenhag’ı beğenmemek için bir sebep yaratamazsınız.

Kopenhag’da sürekli Kongens Nytorv’a çıktığım için burası şehrin ağırlık merkezi olabilir diye düşünüyorum ama önce şu Dancanın tuhaflıklarına değinmek istiyorum.

Polonyalıların yazmayı da yazdıklarını okumayı da beceremediğine gidince emin olmuştum, onlar kadar olmasa da Danimarkalıların da okuyup yazma konusunda hayli sorunlu olduklarına eminim artık.

Bir tabela, bir yönerge veya benzeri bir şey görüyorum, soruyorum birine, anlamaz gözlerle bakıyor bana, sanki ilk defa bu kelimeleri duyuyor gibi.

Neden sonra anlıyor ama aynı kelimeleri öyle bir şekilde telaffuz ediyor ki bu sefer ben şüphe ediyorum, acaba doğru mu anladı diye.

Bu Kongens de bunlardan biri, “Kongens” desen olmuyor, “Kancıns” ı-ıh, “Konjan” hakgetire…

Nasılsa Danimarkalılar duymayacağı için siz yazıda nasıl okumak isterseniz öyle okuyun, biz artık Kopenhag’ı gezmeye başlayalım.

İlk istikametimiz, Kopenhag denince akla ilk gelen Nyhavn tabii ki.

Nyhavn, renkli binalarıyla, binaların altındaki şık lokantalarıyla ve masalcı Andersen’in evinin burada yaşamasıyla çok meşhur bir yer.

Nyhavn’daki lokantaların üçüne gittim ama onları sonra anlatırım, Kongens’ten geniş meydanı geçip Nyhhavn’a girdiğimize göre nehrin sağ kolundan yürürsek Andersen’in evini gelebiliriz, e o zaman gelelim, hem sol koldaki rengârenk evleri buradan görmek daha güzel.

Burada bir “Kopenhag fotoğrafı” çektiyseniz karşı tarafa geçelim çünkü Küçük Denizkızı heykelini görmeye gideceğiz.

Ama yolumuzun üstünde öncelikle görmemiz gereken bir saray var.

<img class="alignnone wp-image-103406 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_02.png" alt="" width="660" height="885" />
<blockquote><strong>Shakespeare’in Hamlet’teki ilk cümlesini hemen herkes ezbere bilir: “Çürümüş bir şeyler var şu Danimarka Krallığı’nda…” İşte kokuşmuşluğuyla tarihe geçen kale bu ama gidip görecek fırsat bulamadım, yolum bir daha Kopenhag’a düşerse evvela bu Kronborg’a gideceğim.</strong></blockquote>
Kraliçe hâlâ burada ikamet etse de sarayın bir bölümü gezilebiliyor ama ben maalesef Amalienburg Sarayı’nın içini göremedim, avlusunu gezmekle yetindim.

Saray demişken Kopenhag’ın bu açıdan hayli zengin olduğunu belirtmemde yarar var; bunlardan en bilineni Kopenhag’ın biraz dışındaki Kronborg -piyesteki adıyla Elsinore.

Shakespeare’in Hamlet’teki ilk cümlesini hemen herkes ezbere bilir: “Çürümüş bir şeyler var şu Danimarka Krallığı’nda…”

İşte kokuşmuşluğuyla tarihe geçen kale bu ama gidip görecek fırsat bulamadım, yolum bir daha Kopenhag’a düşerse evvela bu Kronborg’a gideceğim.

Böylece, bir parka geldik.

Parkta aşina bir yüzün büstü var: Sir Winston Churchill.

Arkasında da Anglikan kilisesi, St Alban.

Gefion çeşmesi de burada, ama ben geldiğimde nedense suyu akmıyordu.

Danimarkalıların Nazi işgaline nasıl direndiklerini anlatan muhteşem Direniş Müzesi, yine bu parkta.

<img class="alignnone wp-image-103407 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_03.png" alt="" width="662" height="878" />
<blockquote><strong>Küçük bir köprüyü geçip geldiğiniz Castellet’e iki katlı askeri yapıların arasından yürümek keyifli, ama doğal setlerin üzerinden yeldeğirmenine doğru yürümek on kat daha keyifli.</strong></blockquote>
Parkı geçip biraz yürüyelim, şehrin alametifarikası olan heykelin önü her zamanki gibi kalabalıktır.

Kayanın üstünde oturmuş biraz da mahzun bekleyen Küçük Denizkızı’nın hikâyesini de anlatayım: Dünyaca meşhur bira markası Carlsberg’in kurucusunun oğlu Carl Jacobsen, Kopenhag’ın kültür tarihinde çok önemli bir yere sahip. Jacobsen, 1909 senesinde, Andersen’in masalından sahneye uyarlanan <em>Küçük Denizkızı</em> balesine gitmiş. Özellikle de Ellen Price adındaki balerinden çok etkilenmiş. Onun heykelini yaptırmak istemiş. Heykeltıraş Edvard Eriksen’le anlaşmış. Gelgelelim, Ellen Price, sadece yüzünün yapılmasına izin verdiğini söylemiş. Edvard Eriksen, heykelin vücudu için poz vermeye eşi Eline’yi ikna etmiş. Dört senede tamamlanmış.

Buraya kadar gelmişken Castellet’yi görmeden olmaz.

Castellet, anlaşılan, eskiden şehrin savunması için oluşturulmuş, bugün de işlevini bir ölçüde sürdürüyor ama bir mekân militarizmden ne kadar uzak olabilirse o kadar uzak ve ne kadar estetik olabilirse o kadar estetik.

Küçük bir köprüyü geçip geldiğiniz Castellet’e iki katlı askeri yapıların arasından yürümek keyifli, ama doğal setlerin üzerinden yeldeğirmenine doğru yürümek on kat daha keyifli.

Böyle diyorum ama bunu set üstündeyken söylemek kolay değil, zira öyle zalim bir rüzgâr esiyor ki insanın yüzü gözü yer değiştiriyor, yanakların şakaklarına yükselirken bere kafandan uçmasın diye sıkı sıkı sarılıyorsun.

Gene de etrafın büyüleyici güzelliği her şeyin üstüne çıkıyor.

Deniz, birliğin güvenliğini sağlamak üzere Castellet’nin çevresinde bir daire çiziyor, yemyeşil setlerin yanında çevreyle uyumlu sevimli askeri binalar görülüyor, yeldeğirmeni olanca heybetiyle dikiliyor.

Gel de Kopenhag’ı sevme kolaysa, ne mümkün!

<strong>Danimarka Yazıları serisinin ikinci yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/kopenhagda-siyah-ve-beyaz/">tıklayınız</a>...</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Feb 2024 21:30:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/Danimarka-Yazilari-1.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Priştina sokaklarında</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/pristina-sokaklarinda-kosova-yazilari-iv-2030</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/pristina-sokaklarinda-kosova-yazilari-iv-2030</guid>
                <description><![CDATA[Priştina sokaklarında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Bir Balkan başkentinde Balkanlılığı yaşamak istiyorum. Priştina, beni bundan mahrum bıraktı. Belki de ayıp ediyorum, belki de “Balkan Priştina”yı ben bulamadım. Ama mübarek, bu kadar gizlenmez ki!</strong>

Priştina’ya akşam indi.

Kadare’nin adının verildiği bir kafede, burada geçirdiğim iki güne dair düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Priştina’ya benim aslında ikinci gelişim bu; ilki, bir Balkan turu esnasında, birkaç saatliğindeydi, hızlı hızlı dolaştığım bu şehri anlamamış, tadına varamamıştım.

Bu sefer daha uzun kaldım Priştina’da, ama bu şehrin tadı keçiboynuzu gibi, bir parça tat için bin eza çekmek gerek.

Kosova, en çok da başkenti Priştina, Arnavutluğunu vurgulamak için elinden geleni ardına koymamış.

Bir yerde Arnavutluk varsa orada -Kadare’den önce- İskenderbey’in heykeli vardır.

Priştina dediğimiz bir uzun cadde ve tabii ki İskenderbey Kastrioti’nin gösterişli heykeli de bu caddenin sonundaki meydanı süslüyor.

Priştina’nın tarihi camileri önemli ama bazılarına kısaca değinmek istiyorum.

Priştina’nın Osmanlı hakimiyetine kesin geçişi Fatih Sultan Mehmet zamanındadır.

1455’te Priştina’yı alan Fatih, burada iki cami yaptırmış.

Bunlardan biri kendi adını taşıyor, öteki de babası Murad’ın ama buraya bir mim koymamız lazım.

Çarşı Camii diye de bilinen bu camiye Muradiye diyenler de var ama hangi Murad’ın adını aldığı müphem.

Caminin temelini atan Yıldırım Bayezid, buraya Kosova Savaşında şehit düşen babası I. Murad’ın adını vermiş ama camiyi yaptırıp bitirmek Fatih’e düşmüş, onun babası da II. Murad.

Bence güzel bir tesadüf eseri iki Murad’ın da adını almış.

Semavi Eyice, İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı “Fatih Camii” maddesinde bu caminin Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından “Rumeli’nin pek güzel camilerinden biri” olarak değerlendirildiğini hatırlattıktan sonra şu bilgileri verir: “Kapısı üstündeki dört satırlık kitâbesinden öğrenildiğine göre 865 (1460-61) yılında yaptırılmıştır. Ancak kitâbe ta‘lik hatla ve boya ile yazılmış olduğundan orijinalliğinden şüphe edilmektedir.”

Anlaşıldığı kadarıyla, 1460’ta yaptırılan bu cami şimdilerde unutulan bir tarihte ciddi şekilde elden geçmiş.

Ansiklopedinin aynı maddesinde minarenin orijinalliği için de şöyle yazıyor Eyice: <em>“Gövdenin hemen hemen ortasındaki taşların renklerinin daha açık oluşu, minarenin geç bir dönemde buradan itibaren yenilendiğini göstermektedir. Esasen şerefe çıkmaları da bilezikler biçiminde olduğuna göre Fâtih Sultan Mehmed devri mimarisine aykırıdır. Bu durum minarenin yenilendiğini gösteren bir başka delildir.”</em>
<blockquote><strong>Belki bir şeyler vardır da ben bulamamışımdır ama Priştina’nın sıkıcı bir şehir olduğunu söylemekte bir beis görmüyorum. Ne Prizren’in köprüleri var burada ne de Yakova’nın çarşısı. Balkanlılığından mahcup olan ve Batılı olmaya öykünen bir başkente benziyor daha çok.</strong></blockquote>
Ötekilere göre çok daha yenilerde yapılan bir de Yaşar Paşa Camii var; 1834 tarihli.

Yaşar Paşa’nın pek sevilen bir adam olmadığı belli.

Özellikle lükse çok düşkün olduğu söyleniyor, 1840’ta ölmüş.

Kosovalılar, varoluş savaşı esnasında kendilerine yardım eden ABD Başkanlarına minnetlerini hiç saklamamışlar.

Bill Clinton’ın heykeli ve adını verdikleri bulvardan başka, “Oğul Bush”un adına bir başka cadde daha var Priştina’da -Prizren’de de Woodrow Wilson’ın adını gördüydüm.

Bu Amerikancılık faslını daha da uzatmak istemediğim için burada keseyim.

Bunların dışında ne var peki Priştina’da?

Belki bir şeyler vardır da ben bulamamışımdır ama Priştina’nın sıkıcı bir şehir olduğunu söylemekte bir beis görmüyorum.

Ne Prizren’in köprüleri var burada ne de Yakova’nın çarşısı.

Balkanlılığından mahcup olan ve Batılı olmaya öykünen bir başkente benziyor daha çok.

Bu kimliksizlik de benim en sevmediğim özelliklerin başında gelir.
<blockquote><strong>Kosova, AB üyesi olmadığı halde euro bölgesinde ve para birimi olarak euro kullanmaya karar vermiş. Benim euro kullanılmasıyla en ufak sorunum yok ama dedim ya, bu şehirde bir an önce Batılı kabul edilmek isteyen, buna özenen bir hâl var ve bu beni rahatsız ediyor.</strong></blockquote>
Bir şehir kimliğini inkâr etmeye başladıkça bütün özelliğini kaybeder; misal, Yahya Kemal’in Üsküp’ü ne kadar güzelse, bugünkü Paris özentisi heykellerle bezeli Üsküp bir o kadar kişiliksiz.

Bir başka örnek de para birimi olarak Euro’nun kullanılması.

Kosova, AB üyesi olmadığı halde euro bölgesinde ve para birimi olarak euro kullanmaya karar vermiş.

Benim euro kullanılmasıyla en ufak sorunum yok ama dedim ya, bu şehirde bir an önce Batılı kabul edilmek isteyen, buna özenen bir hâl var ve bu beni rahatsız ediyor.

Aradığımı bir türlü bulamayınca yemek yemek için de bir İtalyan lokantasında karar kıldım.

Garsonlar hariç muhtemelen Kosova menşeli hiçbir şeyin giremediği bu lokantada yemekler güzeldi; ama bu lokanta Priştina’da değil, New York’ta olunca güzel geliyor bana.

Bir Balkan başkentinde Balkanlılığı yaşamak istiyorum.

Priştina, beni bundan mahrum bıraktı.

Belki de ayıp ediyorum, belki de “Balkan Priştina”yı ben bulamadım.

Ama mübarek, bu kadar gizlenmez ki!]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Feb 2024 21:30:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/KOSOVA-YAZILARI-4.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prizren’i sevmeli mi, sevmemeli mi?</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/prizreni-sevmeli-mi-sevmemeli-mi-2017</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/prizreni-sevmeli-mi-sevmemeli-mi-2017</guid>
                <description><![CDATA[Prizren’i sevmeli mi, sevmemeli mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Ben Türklükten çok Balkanlılık arıyorum, Prizren’de onu bir türlü bulamadım. Onun yerine Çin malı ucuz ve kötü hediyelik eşyalar, Türkiyeli turist bolluğunu kâra döndürmek için uğraşan esnaflar buldum. Hadi bir yere kadar bunları da hoşgöreyim ama köftenin adına da İnegöl deme be kardeşim!</strong>

Şimdi gelin Prizren’in meşhur Taş Köprüsünün birkaç adım gerisinden şöyle bir bakalım.

Ne görüyoruz?

Öncelikle, tabii ki Prizren’in Taş Köprüsünü, hemen arkasında da olanca heybetiyle yüzyıllara direnen Sinan Paşa Camii’ni.

Camiden yukarıya doğru bir örnek cepheleriyle Balkanların Osmanlı evleri, tepede de Hisar, onun sağında kilise.

Sol tarafımızda Türkiye’nin şık Prizren Başkonsolosluğu binası, onun arkasında Halveti Tekkesi.

Nehir gürül gürül akıyor.

Köprünün diğer tarafında bir küçük meydan var, sıra sıra köprüler iki yakayı birbirine bağlıyor.

Ara sokakların çekiciliği, baktığımız şu noktadan görülmese de hissediliyor.

İşte birçok insana göre Balkanların en güzel şehirlerinden biri olan Prizren’in kalbindeyiz.

Sinan Paşa Camii, 1615’te yaptırılırken civardaki harap manastırlardan birinin taşlarının kullanıldığı rivayet edilirmiş.

Nehrin yine bu tarafında Te Syla adlı bir et lokantası var.

Bu lokantanın köfte çeşitlerinin yanında sucuğu da önerilenler arasındaymış, ben daha baharatlı sevdiğim için sucuğun tadına bayıldığımı söyleyemeyeceğim ama köftelerden memnun kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Madem yemeğe girdik, buradan devam edelim.

Bir akşam canım balık çekince sanırım Prizren’in en güzel lokantasına gitme şansını buldum.

Tuhaf olan, bu lokanta, Fish House, şehrin merkezinde değil, yürüyerek bir on beş dakika kadar uzakta.

Aslında bu da benim “turizm formülüme” uygun bir şey: En güzel yemek, en turistik yerde bulunmaz.

Prizren’in en güzel anılarından biri burada yediğim barbunlar ile ızgara karideslerdi.

Madem merkezden uzaklaştık, Emin Paşa Camii ile şimdilerde müze olarak hizmet veren Gazi Mehmet Paşa Hamamı’na da bir bakalım.

Hamam, 16. yüzyılın son çeyreğinde inşa edilmiş, cami ise daha yenilerde: 1831.

Gazi Mehmet Paşa’nın kendi adını taşıyan camisi de yine bu çevrede.

Tabii Prizren deyince Arnavut Birliği’ne değinmemek olmaz.

Osmanlı, Arnavutları hep kendisinin ayrı düşünülemez bir parçası hissetmiş, Arnavutlar da Osmanlılıklarından hiç vazgeçmemişlerdi.

<strong>Arnavut milliyetçiliğinin tohumlarını eken Fraşeri kardeşler, aslında Türkiye’de de çok iyi bilinen bir ailedir. Genel kabule göre, <em>Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat</em> ile ilk Türk romanını yazmış olan Şemsettin Sami’nin esas adı, Sami Fraşeri’dir ve bu üç kardeşten biridir -diğer ikisi Abdül ile Naim. Şemsettin Sami, aynı zamanda Kamus-ı Türki adını verdiği sözlüğü de yazarak Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.</strong>

Ama 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşmasınan sonra işler değişti, Arnavutlar arasında kendi başlarının çaresine bakma fikri egemen oldu.

Bu fikrin en önde gelen temsilcileri ise Fraşeri ailesiydi.

Arnavut milliyetçiliğinin tohumlarını eken Fraşeri kardeşler, aslında Türkiye’de de çok iyi bilinen bir ailedir.

Genel kabule göre, <em>Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat</em> ile ilk Türk romanını yazmış olan Şemsettin Sami’nin esas adı, Sami Fraşeri’dir ve bu üç kardeşten biridir -diğer ikisi Abdül ile Naim.

Şemsettin Sami, aynı zamanda Kamus-ı Türki adını verdiği sözlüğü de yazarak Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

İlginç bir şekilde, Arnavutça sözlüğü yazarak, Arnavut milliyetçiliğinin uyanışında da onun adını görürüz.

<strong>Balkanların Osmanlılığı ya da Türklüğü ile bir sorunum olmadığı aşikâr, bilakis seviyorum da zaten Osmanlı’yı çıkarsanız Balkanlardan geriye pek az şey kalır. Ama benim için Balkanlar iç içe geçmişliktir, çokkültürlü yapıdır. Bunu söyleyince Prizren’e haksızlık etmiş olmuyor muyum? İşte cami, işte kilise; aynı kadraja sığıyor.</strong>

Ama Fraşeri ailesinin en bilinen ferdi Şemsettin Sami değil, Galatasaray Spor Kulübü’nün kurucusu ve ilk başkanı olan oğlu Ali Sami Yen’dir.

İşte Fraşeri ailesinin ilk toplantılarını düzenlediği Arnavut Birliği’nin binası da Prizren’de, hemen nehir kenarında.

Prizren’in sevmediğim bir yönünü anlatarak bitireyim: Herkes Türkçe konuşuyor.

Bunun nesi kötü diyebilirsiniz?

Bir ölçüde iyi olduğu da şüphesiz ama herkesin sürekli Türkçe konuştuğu, garsonun köfteyi “İnegöl” diye tanıttığı, getirdiği ayranın Türkiye’den geldiğini gururla söylediği ve her dükkâna “merhaba” diye girilebilen bir şehirde olmak da istemiyorum açıkçası.

Bu söylediğimi biraz açayım.

Balkanların Osmanlılığı ya da Türklüğü ile bir sorunum olmadığı aşikâr, bilakis seviyorum da zaten Osmanlı’yı çıkarsanız Balkanlardan geriye pek az şey kalır.

Ama benim için Balkanlar iç içe geçmişliktir, çokkültürlü yapıdır.

Bunu söyleyince Prizren’e haksızlık etmiş olmuyor muyum?

İşte cami, işte kilise; aynı kadraja sığıyor.

Sığıyor da ben gene de Türklükten çok Balkanlılık arıyorum, Prizren’de onu bir türlü bulamadım.

Onun yerine Çin malı ucuz ve kötü hediyelik eşyalar, Türkiyeli turist bolluğunu kâra döndürmek için uğraşan esnaflar buldum.

Hadi bir yere kadar bunları da hoşgöreyim ama köftenin adına da İnegöl deme be kardeşim!

<strong>Kosova Yazıları serisinin dördüncü yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/pristina-sokaklarinda-kosova-yazilari-iv/">tıklayınız</a>...</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Feb 2024 21:30:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/kosova-yazilari-3-.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yakova diye bir yer</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kosova-gunlukleri-2-yakova-diye-bir-yer-1872</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kosova-gunlukleri-2-yakova-diye-bir-yer-1872</guid>
                <description><![CDATA[Yakova diye bir yer]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Yakova çarşısında görülmesi gereken yerlerden biri onaltıncı yüzyılın sonlarından kalan Hadım Camii. Rivayete göre, Hadım Süleyman Paşa, doğduğu yere bir cami yaptırmak istemiş ve uygun bir arazi bulmuş. Fakat arazinin sahibi Jak Vula adında biriymiş ve araziyi vermeyi şehre kendi adının konulması koşuluyla kabul etmiş. Dolayısıyla bu şehir “Jak ovası” diye anılmaya başlanmış.</strong>

Şu Balkanların küçük köylerini görünce benim kadar heyecanlanan sanırım kimse yoktur ama ben hangi birine gitsem benzer bir mutluluk duyuyorum.

“Avrupa’nın en genç ülkesi” olan küçücük Kosova’nın en bilindik şehirleri olan Priştina ya da Prizren’e değil de evvela Yakova’ya gitmem sanırım bu yüzden.

Uçakta yanıma oturan Prizrenli bir kız, ortaokul ve lise öğrencilerine tam günlük Kosova turları düzenlendiğini söyledi.

Böylece, bir tam günde Kosova’nın bilindik bütün şehirlerini ve eserlerini gezebiliyormuş.

Bu tabii benim bir yeri gezme anlayışıma hiç yatkın değil ama ülkenin ne kadar küçük olduğunu gösterdiği için aktarmak istedim.

Neyse, Priştina’dan bir otomobil kiralayıp bir saat uzaklıktaki -Kosova’da her yer birbirine kabaca bir saat uzaklıkta- Yakova’ya geldim ama gelmeden önce yol üstünde anlatmak istediğim bir yer var: Rahovec.

Kosova deyince akla şarap üretimi pek gelmez ama Rahovec sonsuz bağlarıyla Kosova’nın -o da ülke gibi hayli genç olan- şarap ihtiyacını, aynı zamanda da ihracatını, karşılayan bir bölge.

Burada sıra sıra bağlar ve şarap markalarının yerleri var.

En meşhurları Stone Castle’ın bir de şarap müzesi var ama kapalı olduğu için gezemedim.

Bir başka şarap üreticisinin anlattıklarından anladığım kadarıyla Stone Castle devlet destekli -ya da doğrudan devletin- bir marka olduğu için hiçbirinde bulunmayan imkânlara sahipmiş.

Tabii Balkanlarda bağ varsa, orada şarabın yanında rakija da imal edilir.

Çok da oyalanmadan biz gene yolumuza devam edelim çünkü az ilerde Xerxe diye yazılan ama “zızı” gibi tuhaf bir şekilde okunan yerden sapıp Yakova’ya ulaşacağız.

Yakova dediğim yer bir büyük Osmanlı çarşısı aslında, hepsi hepsi o.

<img class="alignnone size-large wp-image-101967" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_01-768x1024.jpg" alt="" width="640" height="853" />

Burası Osmanlı döneminde ticaret yolu üzerinde bulunduğu için kalkınmış.

Ben de çarşının tam ortasında yer alan bir otelde oda tuttum, Carshia e Jupave, sanırım bu bölgenin en güzel oteli.

Bu oteli tutmamın sebeplerinden biri de restoranının dillere destan olduğunun bana söylenmesiydi, ama heyhat ne yediğim Elbasan tavada ne de içtiğim herhangi bir şey o nefaseti bulabildim.

Tabii Elbasan’da arayıp da bulamadığım, dolayısıyla bulup da yiyemediğim, tavayı burada bulmaktan ötürü hoşnudum, bunu saklayamayacağım.
<blockquote><strong>Yakova da çarşısı da Kosova savaşından payına düşeni almış, birçok tarihi eser yerle bir olmuş. Saat kulesine bakınca görebiliyorsunuz bunu, orada eskiden bir başka saat kulesi varmış ama savaşların birinde yıkılmış. Savaşların birinde deme sebebim, bu coğrafya o kadar belalı ki, Balkan Savaşları’na dayanan bir yapı iki Dünya Savaşı’nı da atlatsa feraha eremiyor.</strong></blockquote>
Ha bir de Balkan bozası içtim yine otelde -o da çok ahım şahım değildi.

Gene de Yakova’dan ve otelden memnun kalmadığım düşünülmesin.

<img class="alignnone size-large wp-image-101969" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_02-768x1024.jpg" alt="" width="640" height="853" />

Çarşıda hepsi birörnek beşyüz kadar dükkân var.

Ben gittiğimde ciddi kar olduğu için en az yarısı açık değildi, ama çarşının bütün sokaklarını birkaç kez dolaşmışımdır.

Öğle yemeği için çarşıdaki bir lokantada kaymaklı pljeskavica ısmarladım, bildiğimin aksine bu kocaman köfteyi güveç içinde servis ettiler.

Stone Castle’ı da ilk bu lokantada tattım, köfteden de şaraptan da ziyadesiyle memnun kaldım.

Tabii Yakova da çarşısı da Kosova savaşından payına düşeni almış, birçok tarihi eser yerle bir olmuş.

<img class="alignnone size-large wp-image-101970" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/bilgehan_03-768x1024.jpg" alt="" width="640" height="853" />

Saat kulesine bakınca görebiliyorsunuz bunu, orada eskiden bir başka saat kulesi varmış ama savaşların birinde yıkılmış.

Savaşların birinde deme sebebim, bu coğrafya o kadar belalı ki, Balkan Savaşları’na dayanan bir yapı iki Dünya Savaşı’nı da atlatsa feraha eremiyor çünkü Kosova Savaşı birkaç on senelik bir geçmişe sahip henüz.

Saat kulesini yıkmak Karadağlılara nasip olmuş, ama tepesindeki çanı alıp ülkelerine götürmeyi ihmal etmemişler.

Yine Yakova çarşısında görülmesi gereken yerlerden biri onaltıncı yüzyılın sonlarından kalan Hadım Camii.

Rivayete göre, Hadım Süleyman Paşa, doğduğu yere bir cami yaptırmak istemiş ve uygun bir arazi bulmuş.

Fakat arazinin sahibi Jak Vula adında biriymiş ve araziyi vermeyi şehre kendi adının konulması koşuluyla kabul etmiş.

Dolayısıyla bu şehir “Jak ovası” diye anılmaya başlanmış.

Son olarak bahsetmek istediğim iki de köprü var: Tabak ile Terezi.

İkisi de görülesi güzel köprüler, ama Terezi’yi görmek için otomobile atlayıp Prizren’e doğru biraz gitmeniz gerekiyor.

Eh, biz de öyle yapalım madem.

Bir saate kalmaz, Prizren’e varırız.

<strong>Kosova Yazıları serisinin üçüncü yazısını okumak için lütfen</strong> <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/prizreni-sevmeli-mi-sevmemeli-mi/"><strong>tıklayınız</strong></a><strong>...</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 21:30:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/kosova-yazilari-2-yakova.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muharebe meydanı…</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kosova-gunlukleri-1-muharebe-meydani-1871</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kosova-gunlukleri-1-muharebe-meydani-1871</guid>
                <description><![CDATA[Muharebe meydanı…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Batılıların “kibar şövalye” adını verdiği I. Murad, yirmi senelik hükümdarlığına, hepsine bizzat katılıp hiçbirini kaybetmediği otuzyedi savaş sığdırmış. Osmanlı ordusunun topu ilk defa kullandığı bu savaş, Osmanlı’nın Balkanlara çıkmamak üzere yerleştiğini de gösteriyordu. Murad savaş meydanında ölü sandığı bir Sırp askeri tarafından hançerlenerek öldürünce iç organlarını buraya gömmüşler.</strong>

“Balkanlar” ve “savaş” iç içe geçen iki kelime gibi, sanki biri olmasa öteki eksik kalacak.

Priştine’ye indim, havaalanına Adem Yaşari’nin adını vermişler.

Adem Yaşari, Arnavutların milli kahramanı; fotoğraflarına bakıyorum eli hep silahlı…

Sırplar tarafından öldürülmüş; tabii, “bizim” kaynaklara göre şehit edilmiş.

Neyse, ben 1389’daki Kosova Meydan Muharebesi’nin izini süreceğim.

Ve tam da bu muharebenin geçtiği meydandayım.

Karşımda türbeyle yaşıt olduğu iddia edilen ve yirmi senedir meyve vermediği, sadece yeşillendiği söylenen dev kollu bir dut ağacı var.

Sekiz kilometrekarelik bir alanda yapılmış savaş.

Gene bizim kaynakların “şehit olan ilk ve tek padişah” olarak doğrudan cennete gönderdiği Sultan I. Murad, şu bulunduğum türbenin üç kilometre uzağında otağını kurduğunda iki rekât namaz kılıp bir dua etmiş.

“Bir yağmur nasîb eyle! Bu toz bulutu kalksın… Kâfirin askerini âşikâr görüp, yüz yüze cenk edelim!..”

Duası kabul olmuş, yağan yağmur tozu kaldırmış, sekiz saatlik savaşın sonunda da Osmanlı büyük bir zafer kazanmış.

Ama Murad’ın duası bu kadarla sınırlı değilmiş, şöyle bitirmiş.

“Asâkir-i İslâm için teslîm-i rûha râziyim. Tek ki, bu mü’minlerin uğruna benim rûhum fedâ olsun… Beni gâzi kıldın. Sonunda da lütfen ve keremen şehîd eyle! Amin!..”

Dua olduğu gibi kabul edilince bu bölümü de atlamak mümkün olmamış tabii; savaş sonunda meydanda yürürken bir Sırp askeri tarafından hançerlenmiş.

Bize türbenin içinde yer alan müzeyi gezdiren ve “Prizrenli Ali Şen’in Galatasaraylı hemşerisi” olmakla övünen Zekeriya, hikâyenin bu faslına geldiğinde, titreşen sesine engel olamadan “buracıkta şehit oldu,” dedi.

Aslında bu hamasi milliyetçilik yerlerinden, devasa direklere çekilmiş kocaman bayraklardan falan hiç hazzetmem ama burası, nasıl olduysa, çok sevimli bir yer -öyle devasa bayraklar falan yok zaten.

Bu türbenin türbedarı, aslen Buharalı bir Özbek olan Saniye Hanımmış ama onun hikâyesi belki hepsinden etkileyici.

Kabaca üç-dört asırdır bu türbede türbedarlık eden bir aileye mensupmuş!

Soyadı da çok şaşırtıcı olmayabilir ama, Türbedar!

Türbenin bir köşesinde türbedarların, dolayısıyla Saniye Hanım’ın bütün ailesinin mezarları var…

Küçük, iddiasız mezarlar; küçük ve iddiasız oldukları ölçüde de güzel ve sevimliler.

Sultan Reşat, 1911’de Rumeli’ye gidince bu türbeyi de ziyaret etmiş, girişte sağdaki ilk odada o gezinin bazı fotoğrafları yer alıyor.

O günden beri bir daha restorasyon görmeyen bu türbeyi 2005’te TİKA deyim yerindeyse kurtarmış.

“Neredeyse bütün Balkanlar Halifesini görmeye geldi,” dedikten sonra bize Kosova’nın önemini anlatmaya çalışıyor Zekeriya: “Üst katta Murad Hüdavendigar dönemindeki Osmanlı haritası var, çok önemli, ezberbozan bir harita. Mutlaka görmeniz gerekiyor. Daha İstanbul, Trabzon, İzmir, hatta Anadolu bile Osmanlı değilken burası, bizler Osmanlıydık! Daha eskiyiz yani!”
<blockquote><strong>Tabii Sultan Murad’ı öldüren de Sırpların kahramanı: Savaşı kaybeden Lazar Hrebeljanoviç’in damadı Milos Obiliç. Milos Obiliç’in de karşı tarafta bir anıtı dikilmiş. Ama hikâye git git çetrefil bir hâl alıyor.</strong></blockquote>
Devam: “Düşünün, al bayrağımızın üstüne düşen ilk ay-yıldız da burada görülmüş. Gene bu meydanda, şu aşağıdaki dereden öyle kan akmış ki su kıpkırmızı olmuş, geceleyin sekiz köşeli yıldız ile ay yansımış… Bu olaya sonra bir de Çanakkale’de şahit olunacak.”

İnanıyor bu anlattıklarına.

Müthiş sevimli bir adam, çok güzel Türkçe konuşuyor, hatta hızlı konuştuğunun farkında ve “bizde virgül yok!” gibi espriler de yapıyor ama gel gör ki bunlara inanıyor!

Dere kırmızı olmuş da ay-yıldız yansımış da…

Bizden daha çok “Türk ve Müslüman” olduğunu göstermeye gayret ediyor.

Peki, kime gösterecek bunu?

Bize!

Çok fiyakalı adı olan bir de dernek kurmuşlar, gözlerinin içi gülüyor anlatırken: “Meşhed-i Hüdavendigar Kosova Tarih ve Kültür Derneği”.

TİKA’nın yaptıklarını anlatırken Türkiye ile duyduğu gurur bütün benliğinden fışkırıyor adeta.

Bunu ben daha önce Karadağ’da, Eski Bar’da da görmüştüm.

Bizatihi Tayyip Erdoğan’ın kendilerine sahip çıktığını, başka kimsenin umurunda olmadıklarını düşünüyorlar.

Sadece restorasyon tarihlerini mukayese etmek bile, bir ölçüde haksız olmadıklarını söylemeye yeter sanıyorum.

Dönelim savaşa…

Batılıların “kibar şövalye” adını verdiği I. Murad, yirmi senelik hükümdarlığına, hepsine bizzat katılıp hiçbirini kaybetmediği otuzyedi savaş sığdırmış.

Osmanlı ordusunun topu ilk defa kullandığı bu savaş, Osmanlı’nın Balkanlara çıkmamak üzere yerleştiğini de gösteriyordu.

Murad savaş meydanında ölü sandığı bir Sırp askeri tarafından hançerlenerek öldürünce iç organlarını buraya gömmüşler.

Murad ölünce savaş meydanındaki iki oğlunu çadıra çağırıyorlar; daha sonra “Yıldırım” unvanını alacak Şehzade Bayezid’e biat edilirken, olası bir taht kavgasından kaçınmak amacıyla kardeşi Yakup o çadırda boğduruluyor.

Tabii öldüren de Sırpların kahramanı: Savaşı kaybeden Lazar Hrebeljanoviç’in damadı Milos Obiliç.

Milos Obiliç’in de karşı tarafta bir anıtı dikilmiş.

Ama hikâye git git çetrefil bir hâl alıyor.
<blockquote><strong>Şimdi ben bu kitaptan bahsetsem bütün anlatı çökecek! Sırplar, kendi kahramanlarını kanlı bıçaklı oldukları Arnavutlardan mı devşirdiler? Nerede olursa olsun, milliyetçiliği biraz silkelemeye başlayınca sapır sapır dökülüşünü izlemek çok keyifli.</strong></blockquote>
Murat Belge, Anna di Lellio’nun <em>The Battle of Kosovo 1389 - An Albanian Epic</em> (<em>Kosova Savaşı 1389 - Bir Arnavut Destanı</em>) adlı incelemesinden yola çıkarak <em>Milliyet Kitap</em>’a yazdığı bir yazıda şöyle diyor: “Hatırlıyorum, çocukluğumda popüler tarih metinlerinde Sultan Murat’ı (tabii ‘haince’) öldüren Sırp’ın adı Miloş Kabiloviç olarak geçerdi. Ama daha yakınlarda Miloş Obiliç diye biriyle (Sırp kahramanı) karşılaşmıştım. ‘Herhalde aklımda yanlış kalmış’ demiştim, pek üstünde de durmamıştım. Şimdi bu metinde ve önsözünde karşıma Milloş Kopilik (Millosh Kopiliq) adında bir Arnavut çıktı. Öyleyse benim Kabiloviç buradan geliyor, yanlış değil. Şimdi Hammer’e bakıyorum, o da Kobiloviç diyor; Kantemir ise adını söylemiyor, bir ‘Hıristiyan Tribal askeri’nden söz ediyor.”

Buradaki herkes öldüren askerin adının Miloş Obiliç olduğunda mutabık.

Murat Belge, tartışmaya Uzunçarşılı’yı da çağırmış: “Triballiler Trakya’da, ama belki de Kosova kadar Batı’da yaşayan ve İliryalılar’ın soyundan geldiği sayılan bir halk. Zaten o soy Arnavutlar’ın ataları olarak bilinir. Britanika’daki maddenin sonunda ‘Daha sonra da Makedonya’nın Romalı valileri için bir sorun kaynağı oldular’ denilmiş. Sorun oldularsa bu da Arnavut olmalarına kanıt sayılabilir.  Uzunçarşılı çeşitli kaynaklarda geçen çeşitli adları dipnotunda saymış, orada Bayezid’in ‘Kopilek’ yazdığını da belirtmiş. Herhalde en doğrusu bu olmalı ve bu doğruysa Miloş da Arnavut olmalı.”

Şimdi ben bu kitaptan bahsetsem bütün anlatı çökecek!

Sırplar, kendi kahramanlarını kanlı bıçaklı oldukları Arnavutlardan mı devşirdiler?

Nerede olursa olsun, milliyetçiliği biraz silkelemeye başlayınca sapır sapır dökülüşünü izlemek çok keyifli.

<a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/kosova-gunlukleri-2-yakova-diye-bir-yer/?preview_id=101898&amp;preview_nonce=842999ce0a&amp;_thumbnail_id=102158&amp;preview=true">Kosova Yazıları serisinin ikincisini okumak için lütfen </a><a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/kosova-gunlukleri-2-yakova-diye-bir-yer/"><strong>tıklayınız</strong></a><strong>.</strong>..]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Feb 2024 21:30:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/kosova-yazilari-1-.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Srebrenica, bir daha asla</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/srebrenica-bir-daha-asla-1644</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/srebrenica-bir-daha-asla-1644</guid>
                <description><![CDATA[Srebrenica, bir daha asla]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Soykırımın simgesel günü olan 11 Temmuz’da, Republika Srpska yönetimindeki Srebrenica kasabasında, senenin en görkemli eğlenceleri düzenleniyor, konserler veriliyormuş. Bütün bunları görüp Miloseviç hayranı Peter Handke’nin 2019’da Nobel Edebiyat Ödülü kazanmasını insanın içi almıyor, bir mana veremiyor.</strong>

Bazı yerlerin tarihinde bir olay olur ve orası artık başka türlü anılamaz.

Srebrenica da bu yerlerin başında geliyor hiç şüphesiz.

Srebrenica’nın tarihi 1995 senesinde durdu adeta ne sanayi ne otomobil aküsü üreticiliği ne başka bir şey, tek kelime: Soykırım.

Srebrenica’ya, soykırımın izlerini görmeye giderken aklımda hep Milosevic, Karaciç ve Mladiç triumvirası vardı, nasıl olup da binlerce insanın ölüm emrini verebildikleri…

Saraybosna’dan Srebrenica istikametinde gitmek için yola çıkınca arka arkaya iki tabela dikkatimi çekiyor: İlki, “Republika Srpska’ya hoşgeldiniz”; ikincisi, “Doğu Sarabosna’ya hoşgeldiniz”.

Yalnız ikinci tabelanın altında dipnot gibi bir de açıklama yer alıyor: “157 bin Sırp’ın terk etmek zorunda kaldığı şehir.”

Republika Srpska, 9 Ocak 1992’de, daha sonra Lahey’de “savaş suçlusu” bulunan Radovan Karaciç tarafından kuruldu, dediğimizde izah etmemiz gereken bir soru daha çıkıyor hemen.

Bir soykırım suçlusunun kurduğu yapı bugün eğer çok güçlüyse, nihai durum o yapının kazandığını mı yoksa yenildiğini mi gösterir?

Republika Srpska mesela bir özeleştiri verse ve giriştiği etnik temizlik harekâtının suçlularını içinden çıkarıp atsa, herhalde kimsenin diyecek bir lafı olmaz.

Ama soykırım suçluları hâlâ birer “vatan kahramanı” gibi anılıyorsa, burada ciddi bir sorun olduğunu görmemiz gerekir.

Misal, şöyle gazetelere bakıyorum, Republika Srpska’nın kuruluşunun her sene olduğu gibi bu sene de Banja Luka’da coşkuyla kutlandığını görüyorum.

Bense bir 10 Ocak günü gittim Srebrenica’ya.

Öyle yerlerden geçiyoruz ki insanın kendini Sırbistan’da hissetmemesi olası değil.

Her yerde Sırbistan ve neredeyse aynısı olan Republika Srpska bayrakları, neredeyse her apartmanın cephesinde, her camda, boş buldukları her yerde dalgalanıyor.

Bu sakilliği görünce aklıma tabii Çetin Altan’ın müthiş saptaması geliyor.

Çetin Altan, Türklerin her yere devasa bayraklar asmalarının altında yaşadıkları coğrafyaya yerleşememişlik duygusunun olduğunu söyler ve şöyle bir örnek verirdi: “Evinizin duvarlarına kendi adınızı böyle kocaman harflerle yazma ihtiyacı hissettiniz mi hiç?”

Republika Srpska’da yaşayanların bayrak fetişizmi de bende aynı duyguyu uyandırıyor: Yerleşememişlik, dahası, buradaki özel durumda başkasının toprağında olduğunu bilmenin suçluluk duygusu.

Dolayısıyla, buradakilerin milliyetçilikleri muhtemelen Sırbistan’daki Sırp milliyetçiliğinden daha keskin ve tavizsizdir.

Yol üstünde bir kasabayı geçerken rehberim Cengiz arabayı kenara çekti.

“Edin Salahareviç, döneminde Yugoslavya’nın en büyük basketbolcularından biriydi. Herkes tanırdı, dünyanın gözü üstündeydi. Republika Srpska ordusu onu babasıyla birlikte kaçırdı ve bütün tekliflere rağmen serbest bırakmayı kabul etmedi. Peki, Salahareviç hangi takımın oyuncusuydu? Bosna’nın mı? Hayır. Yugoslavya’nın. Yani hem kaçıranların hem kaçırılanların milli takımı.”

Dili dolanınca konuşmasına ara veriyor.

“Kemikleri 2009 senesinde bir toplu mezarda bulundu. Geçen sene, kardeşi, doğdukları ve şimdi tabii ki başkasının eline geçmiş olan evlerini görmeye gitti. Evin bahçesine girdiğinde komşu evden patlak bir basketbol topu fırlattılar.”

Salaharevic’in korkunç hikayesi bize yaşananların ne kadar bilinçli ve nefretin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Tam çevirisi “Gümüşköy” olan Srebrenica, soykırımdan önce bir madencilik adası, suyunun şifalı olduğu söylenen bir spa beldesiymiş.

Srebrenica’ya yaklaşırken Nova Kasaba’ya geliyoruz, cami 16. yüzyıldan kalma, kilise ise bu yenilerde yapılmış.

Ama kiliseyi konumlandırdıkları yerle kasabanın meydanını da değiştirmişler.

Böylece, kadim bir Müslüman kasabası, kendini bir Ortodoks kasabası olarak bulmuş.

Bu insanlar bölgeyi rızalarıyla terk etmemişler ya da çoğunluğun içinde zamanla erimemişler, düpedüz etnik temizliğe uğratılmışlar, soykırımla karşılaşmışlar.

Milyon civarında insanın savaş yüzünden evini terk ettiği tahmin ediliyormuş.

Zaten bu metruk binaları her yerde görmek mümkün, kimi harap kimi yıkık, öylece bekliyorlar.

Binaların bazılarında mermi izleri görülüyor.

Ama onların arasında bir kadın kahramandan söz etmezsem olmaz: Nana Fata Orlovic.

Nana Fata’nın ailesindeki erkeklerin tümü öldürülmüş, o da çareyi altı çocuğuyla birlikte İsveç’e gitmekte bulmuş.

Çocukları dönmek istemese de Nana Fata savaştan hemen sonra kendini ait gördüğü toprağa, evine geri gelmiş.
<blockquote><strong>Republika Srpska için on üç yaşından büyük olan herkes yetişkin kabul edildiği için hepsi öldürülmüş ama o dinlediğim kişi, on üç yaşında olduğu için, bir şekilde, kendisini katliamdan kurtarmış.</strong></blockquote>
1997’de geldiğinde arazisinde evinin olmadığını, bahçesinin olması gereken yerdeyse bir ortodoks kilisesi dikildiğini görmüş.

Dava açmış ama ilk davayı kaybetmiş.

Republika Srpska’nın kendisine teklif ettiği büyük meblağdaki paraları reddetmiş ve davayı AİHM’e taşımış, en nihayetinde 2018’de haklı bulunduğu sonuca bağlanmış, 2021’de de kilise bahçeden kaldırılmış.

Nana Fata’nın evini dışarıdan gördüm.

Barınma ihtiyacını sağlayan bir konuttan çok meydan okuyuşun simgesel yapısı gibi göründü bana.

Tabii Nana Fata’dan sonra ne olacak, sadece onun evi değil, Boşnakların bölgedeki izi, tarihi ne olacak, hayata farklı ülkelerde başlayan yeni nesiller bu meydan okuyuşu sürdürecek mi yoksa boş mu verecek; bunu da zaman gösterecek.

Srebrenica’ya çok yaklaştık, Kravica’dayız.

Bu kasaba, kitlesel kıyımın en feci şekilde uygulandığı yerlerden biri.

1.300 Müslüman Boşnak erkeği, eskiden fabrika binası olan bu yapının içinde öldürülmüş.

6-7 ay öncesine kadar mermi izleri dururken, Srebrenica Belediyesi, cepheyi güzelce yeniletmiş ve savaşın bütün izlerini temizlemiş -gizlemiş.

Ama dikkatli bakan gözler için içerideki mermi izleri hâlâ görülebiliyor.

Birleşmiş Milletler Koruma Gücü, Srebrenica’yı “güvenli alan” ilan ettikten sonra kasabanın nüfusu ansızın 12 binden 50 binlerce fırlamış.

Barınacak yeterli hane olmadığı için pek çoğu sokaklarda yatmaya başlamış, Srebrenica’da alışılagelmedik bu yeni düzen birkaç hafta içinde kurulmuş.

Ağır çekim bir soykırım, günden güne hayata geçmiş.

Önce Kanada, arkasından da Hollanda bölgeye gelip “güvenli alan” oluşturduğunu söyleyince Boşnaklarda bir umut uyandı ama felaketlerin en büyüğü aslında kendilerini bir ölçüde güvenli saydıklarında yaşanmış.

Bu bilgileri, BM adına burada görev yapan Hollanda birliğinin karargâh olarak kullandığı yapının içindeki anı müzesinden alıntıladım.

Detayları bilmeyenler ya da unutanlar için soykırımın gelişini gün gün anlatmışlar.

Hollanda birliğinin başında Tom Karremans diye biri vardı ve Mladiç’in askerleri bu zayıf birliğe saldırdığında Hollandalıların neredeyse tamamını esir almayı başardı.

Ve sonra, esir askerlerin serbest bırakılması için Mladiç ile Karremans görüştü, kimilerine göre onu sorguladı, yapabileceklerini anlatarak korkuttu, sindirdi.

Ama şunu biliyoruz ki amacına ulaştı ve Karremans’ın birliği Mladiç’in ordusuna her istediğini yapabilmesini sağlayacak imkânı sağladı.

En az 8.372 kişi birkaç gün içinde öldürüldü.

Hatta Karremans, karargâhına sığınan Boşnakları da Mladiç’e vermekten çekinmedi.

Onları öldürerek değil sürerek yok edeceğini söylemişti Mladiç, ama Karremans buna inanmıştı.

Seneler sonra, Hollanda, o sığınan üç yüz kadar kişinin öldürülmesinden sorumlu tutuldu ve tazminata mahkûm edildi.

Oysa, Hollanda’nın sorumluluğu karargâhın içinden ibaret değildi, bütün bölgenin sorumluluğu onlardaydı.

Dolayısıyla, bugün hâlâ soykırım suçlularının bir şekilde paçayı sıyırdıklarını -üzülerek ve öfkeyle- söyleyebiliriz.

Karargâhta soykırımdan kurtulan birinin yaşadıklarını dinledim, gerçek görüntülerden oluşturulmuş yarım saatlik bir film seyrettim.
<blockquote><strong>Hollanda’nın sorumluluğu karargâhın içinden ibaret değildi, bütün bölgenin sorumluluğu onlardaydı. Dolayısıyla, bugün hâlâ soykırım suçlularının bir şekilde paçayı sıyırdıklarını -üzülerek ve öfkeyle- söyleyebiliriz.</strong></blockquote>
Republika Srpska için on üç yaşından büyük olan herkes yetişkin kabul edildiği için hepsi öldürülmüş ama o dinlediğim kişi, on üç yaşında olduğu için, bir şekilde, kendisini katliamdan kurtarmış.

Ailesini bir daha görememiş, hepsi öldürülmüş.

Karargâhtan çıkıp sekiz kilometre ilerdeki Srebrenica kasabasının içinde bir tur attım.

Ne bir lokanta vardı ne bir pastane ne kahve ne başka bir şey.

Sanki savaş hiç yaşanmamıştı ama bu insanlara bir şey olmuştu ve sosyalleşmekten de vazgeçmişlerdi.

Dönüşte Srebrenica soykırımının şehitliğine uğradım.

Bugün hâlâ yeni kemikler bulunuyor, tespiti yapıldıktan sonra mezara gömülüyormuş.

Bazı ölülerin kemikleri de başka başka yerlere gömüldüğü için bazen onları bir araya getiriyor bazen de yeni ölüler için mezar açıyorlarmış.

Soykırımın simgesel günü olan 11 Temmuz’da, Republika Srpska yönetimindeki Srebrenica kasabasında, senenin en görkemli eğlenceleri düzenleniyor, konserler veriliyormuş.

Bütün bunları görüp Miloseviç hayranı Peter Handke’nin 2019’da Nobel Edebiyat Ödülü kazanmasını insanın içi almıyor, bir mana veremiyor.

Handke, Republika Srpska’nın davetlisi olarak Banja Luka’daki törene gelmiş, oradan da Vişegrad’a uçmuş.

Vişegrad’ın bugün en bilinen oteli olan Vilina Vlas’tq kalmış.

O Vilina Vlas ki yüzlerce Boşnak kadının sistematik tecavüze uğradığı, binlerce kişinin işkence gördüğü, öldürüldüğü bir merkez olarak “hizmet etmişti” savaş boyunca.

Handke orada mutlu uyumuştur.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 21:35:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/Bosna-Hersek-yazilari-6.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mostar’ın öteki tarihi</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/mostarin-oteki-tarihi-1499</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/mostarin-oteki-tarihi-1499</guid>
                <description><![CDATA[Mostar’ın öteki tarihi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Mostar Köprüsü</strong><strong>, y</strong><strong>ıkıldıktan onbir sene sonra aslına birebir uygun şekilde ihya edildi. </strong><strong>İşte bugün üstü</strong><strong>nden ge</strong><strong>çtiğimiz, hatta bazı maceraperestlerin en yüksek noktasından kendilerini suya bıraktıkları köprü aslında hepi topu birkaç on senelik maziye sahip. </strong><strong>Çarşısında yer alan küçük dükkânları, daracık sokakları, geçmişi bugüne taşıyan köprüleriyle güzel bir yer Mostar.</strong>

Eğri Köprü’den geçip dillere destan Mostar Köprüsü’nün karşısında bir yer bulalım da oturalım, konuşacak çok konu var.

Mostar’a gelirken yol boyunca her yerde dalgalanan Hırvat bayraklarından ve Franjo Tucman’ın adı verilen köprüden söz etmiştim; ilginç bir tesadüf, tam da benim Mostar’a geldiğim gün Avrupa Parlamentosu’ndaki Hırvat milletvekillerinden birinin Mostar Köprüsü’nün “Hırvat Kültür Mirası” içinde yer alması gerektiğine dair konuşma yapacağının haberini gördüm.

Mostar Köprüsü’nün “Hırvat Kültür Mirası” ile ne alakası var?

Ben size söyleyeyim, hiçbir alakası yok.

Ama bu köprünün tarihinde Hırvatların çok büyük bir yeri var, hatta belki de köprüyü 1566’da inşa eden Sinan’ın talebesi Mimar Hayreddin’den bile büyük yeri var çünkü bugünkü haline getiren 1993’teki savaşta tanklarla köprüyü hedef alıp yıkan Hırvat güçleridir.

Mostar’da Soykırım Müzesi’ne gittim, müzenin ikinci katında 1993 senesinin 9 Kasım günü çekilen bir film yayınlanıyor.

Bu filmde Hırvat güçleri tank ateşine tuttukları köprünün her isabet alışını büyük zafer naralarıyla kutluyor, adeta kendilerinden geçiyorlar.

Savaşlarda köprü uçurmak stratejik bir hedeftir, pek çok köprü de havaya uçurulmuştur, Rimagen Köprüsü için filmler bile çekildi ama Mostar’ın ne gibi bir stratejik özelliği olabilir ki?

Birkaç metre ilerde Mostar’a benzer başka köprüler de var, geçecek ordu onların birinden de geçer.

Ama buradaki hedef başka: Özellikle Mostar Köprüsü’nü hedef alıyorlar ki tarihi miras kaybolsun, unutulsun.

Ha de ki başardın de ki Mostar Köprüsü’nü geri gelmeyecesine yok ettin, peki Gündüz Vassaf’ın <em>Mostari</em>’sini ne yapacaksın?

Vişegrad’daki Drina Köprüsü’nü uçurdun diyelim, Andric’in romanını ne yapacaksın?

Burada amaçlanan askeri bir başarı elde etmek değil, dosdoğrudan kültüre bir saldırı.

Mostar Köprüsü’nün Osmanlı eseri olup olmaması ikincil bir öneme sahip, bu köprü yüzlerce yıldır “insanlığın ortak kültürünün” bir parçası ve böyle olması onu daha da değerli kılıyor.

Ama biri çıkıp da “Hırvat Kültür Mirası” arasında göstermek isteyince asabım bozuluyor.

Mostar Köprüsü, yıkıldıktan on bir sene sonra aslına birebir uygun şekilde ihya edildi.

İşte bugün üstünden geçtiğimiz, hatta bazı maceraperestlerin en yüksek noktasından kendilerini suya bıraktıkları köprü aslında hepi topu birkaç on senelik maziye sahip.
<blockquote><strong>Soykırımın mimarlarından Radovan Karaciç’in adı </strong><strong>Lahey</strong><strong>’</strong><strong>de savaş suçlusu bulunmasının hemen ardından bir öğrenci yurduna verildi. Hem de Pale</strong><strong>’</strong><strong>de, Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>nın az ötesinde, Republika Srpska hakimiyetindeki Bosna toprağında.</strong></blockquote>
Çarşısında yer alan küçük dükkânları, daracık sokakları, geçmişi bugüne taşıyan köprüleriyle güzel bir yer Mostar.

Ama bu coğrafyanın hikâyesi doğal veya mimari güzelliklerinin anlatılmasından ibaret değil maalesef.

Şimdi yeniden Soykırım Müzesi’ne dönüp, size doksanların başında yaşananların ne anlama geldiğini mükemmelen gösteren iki insan hikâyesi anlatmak istiyorum.

Hasan Tüfekçiç, Vişegradlı Boşnak: “İkinci Dünya Savaşı esnasında Drazo Mihajloviç komutasındaki Çetnikler, eşini ve beşi kız beşi oğlan on çocuğunu öldürmüştü. Hasan hayatta kaldı ve savaştan sonra yeniden evlendi. Beş çocuğu daha oldu. 1992 senesinde, bu kez Milan Lukic komutasındaki Çetnikler ikisi kız üç çocuğunu öldürdü. İki savaşta Hasan’ın onüç çocuğu öldürüldü.”

Seval Tabakoviç, Vişegradlı Boşnak: “Drazo Mihajlovic komutasındaki Çetnikler Seval Tabakoviç’i -Drina Köprüsü diye bildiğimiz- Vişegrad’daki Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü’ne getirip gırtlağını kestiler ve Drina nehrine attılar. Bir şekilde hayatta kalmayı başardıysa da 1992’de Republika Srpska ordusu Seval Tabakoviç’i aynı köprüye yeniden sürükledi, yeniden gırtlağını kesti ve yeniden nehre attı. Yalnız bu sefer işlerini sağlama alıp kurtulamasın diye Seval’i bir iple bağlamışlardı.”

Saraybosna kuşatması sırasında Boşnakların kapatıldığı dört toplama kampının minyatürünü yapmışlar.

Duvarlarda işkence âletleri.

Sırp güçlerinin üniforması giydirilip ellerine tahta tüfekler verilerek ölüme gönderilen Boşnak mahpusları…

Saraybosna kuşatması, Srebrenica soykırımıyla neticelenmişti.

Soykırımın mimarlarından Radovan Karaciç’in adı Lahey’de savaş suçlusu bulunmasının hemen ardından bir öğrenci yurduna verildi.

Hem de Pale’de, Saraybosna’nın az ötesinde, Republika Srpska hakimiyetindeki Bosna toprağında.

Öte yandan, şu küçücük Mostar’ın iki futbol takımı var: Biri Boşnakların biri Hırvatların.

Amblemlerine bakınca, bunların birer milli takımcık olduğu hissine kapılıyorsunuz.

Balkanlar zorlu bir coğrafya, sorunlar bitmedi, çözülmedi, sürekli ekilen nefret tohumlarının cayır cayır bir yangına dönüşmesi için bir kibrit çakımı yeterli olur.

<strong>Bosna-Hersek yazıları serisinin altıncı yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/srebrenica-bir-daha-asla/">tıklayınız</a>…</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jan 2024 21:30:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Bosna-Hersek-yazilari-5.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mostar yolunda</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/mostar-yolunda-1466</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/mostar-yolunda-1466</guid>
                <description><![CDATA[Mostar yolunda]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Mostar’a gelmeden her köşe bucağı çevrelemeye başlayan Hırvatistan bayrakları insana kendisinin Bosna-Hersek’te değil de Hırvatistan’da olduğunu düşündürüyor. Buna bir de Poçitel’e gelmeden önce geçtiğimiz köprülerden birinin adının Franjo Tucman olabildiğini ekleyin, varın durumun vahametini siz düşünün.</strong>

Saraybosna’dan Mostar’a gitmeye karar verdiğinizde Bosna’dan da Hersek’e gitmiş oluyorsunuz.

Hersek’e varmadan kelimenin kökenini anlatayım istiyorum: Osmanlı’nın eline en son geçen bölge Mostar civarındaki Hum Prensliği olmuştu. Hum Prensi Stefan Vukcic Kosaca da Kutsal Roma İmparatoru’ndan “Dük” unvanı almıştı. Bu unvanın Almancası olan “Herzog”u kullanmayı tercih etti. Dolayısıyla, hakim olduğu bölgeye de Herzegovina dendi. Osmanlılar ise Herzog’u kendi dillerine uyarlayıp buraya “Hersek” adını verdiler.

Yamaçlara kurulmuş küçük Boşnak köylerini izleyip dağları delen tünelleri geçerek yol üstündeki ilk durağa geliyoruz: Konjic.

Bosna-Hersek, bir “güzel köprüler” coğrafyası, gerçi Balkanların tamamı öyle.

Konjic Köprüsü, 14. yüzyılda ahşaptan yapılmış ama tabii ki nehrin dalgalarına direnememiş, yıkılmış, bugünkü taş köprü Avcı Mehmed döneminde inşa edilmiş, 1682’de.

Ama bu da orijinali değil, aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmiş hali, çünkü işgal sırasında Naziler bu köprüyü havaya uçurmuşlar.

Konjic’i meşhur edenlerden Niksic ailesi, ahşap oymacılığındaki hünerlerini nesilden nesile aktararak burada bir de müze kurmuş.

Müzeyi gezmedim, onun yerine Konak adlı restoranda köprüye karşı bir Boşnak kahvesi içtim.

Konjic’ten Mostar’a uzun ama güzel bir yol var.

Gene de biz her zamanki gibi iki nokta arasına olabilecek en uzun şekilde gidelim ki hedefe vardığımızda görülecek şeyleri olabildiği ölçüde görmüş olalım.

Kravica şelalesine giderken bir tepenin üstündeki hisar dikkat çekiyor, buralara adını veren Herzog Stefan yaptırmış.

Hatta zamanla Hersek içinde bir de Stefangrad diye bir yer kayıtlara geçmeye başlamış.

Kravica şelalesi, gerçek bir doğa harikası.

Yazın, hatta baharda bile insanlar burada gelip yüzüyorlarmış.

Ben bir kış günü geldiğim için yüzemedim ama bir süre, başkaca hiçbir şey yapmadan, öylece durup çağlayarak akan suyun sesini dinledim.
<blockquote><strong>Şu güzel Poçitel’de gördüğüm her şeyin banisi olan Şişman İbrahim Paşa’nın kimliğini de Evliya Çelebi’den öğrenelim: “Vezîriâzam Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın adamı İbrâhim Kethüdâ…”</strong></blockquote>
Sonra, içim burayı bırakmak istemese de, Poçitel’e doğru devam ettim.

Poçitel’i, benim o bayıldığım, Balkanların köşe bucağında aradığım dokusuyla karşımda görünce heyecanlandım.

Minimini bir köy ama görkemli gözükmeye çalışan yamacın ucundaki hisarı, yıkıldığını belli etmemeye çalışan camisi, mektebi, medresesi, hamamı ve taş evleriyle, birörnek sokaklarıyla adeta bir başka zamanı bugüne taşıyor gibi.

16. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Şişman İbrahim Paşa Camii de 1993’teki Hırvat mezaliminden payına düşeni almış, yerlebir edilmiş.

Avluya dizilmiş caminin orijinal taşları kırık dökük de olsa yapılanlara meydan okuyor.

Şu güzel Poçitel’de gördüğüm her şeyin banisi olan Şişman İbrahim Paşa’nın kimliğini de Evliya Çelebi’den öğrenelim: “Vezîriâzam Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın adamı İbrâhim Kethüdâ…”

Stratejik bir öneme sahip olan Poçitel, 1471’de Osmanlı’ya katılmış.

Bu Poçitel bu kadar küçük olmasa benim birkaç gece geçirmek isteyeceğim bir yer olurdu hiç şüphesiz.

Tabii acıktık, birazdan yemek arası verebiliriz.

<img class="alignnone size-large wp-image-99806" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/01/WhatsApp-Image-2024-01-22-at-19.53.51-768x1024.jpeg" alt="" width="640" height="853" />

<strong>Blagaj</strong>

O zaman Blagaj’daki balık lokantasında biraz soluklanalım.

Alabalık benim mümkünse tercih etmediğim balıklardan biridir ama Vrelo’da özellikle alabalık yemek tavsiye edildiği için burada alabalık yedim.

Evet, Blagaj’da manzaraya karşı yemek iyi ama günün sonunda alabalık, alabalıktır; çok da bir şey beklememek gerekir.

Blagaj’ı meşhur eden 16. yüzyıl başlarından kalma tekkeyi de ziyaret ettim.

Dua odasını, çilehaneyi, mutfağı; üst katta ise oturma odasını, zikirhaneyle hamamı, bir de şömineli yemek odasını gezdim.

Blagaj tekkesine dair ilginç bir anekdot, Fethullahçılar güçlüyken bu tekke de Cemaat’in kontrolündeymiş, 2016’dan sonra pek çok şey gibi bu tekkeye de veda etmişler.

İşte böyle böyle geldik Mostar’a, ama bu şehre dair konuşmak istediğim çok daha ciddi meseleler var.

Daha Mostar’a gelmeden her köşe bucağı çevrelemeye başlayan Hırvatistan bayrakları insana kendisinin Bosna-Hersek’te değil de Hırvatistan’da olduğunu düşündürüyor.

Buna bir de Poçitel’e gelmeden önce geçtiğimiz köprülerden birinin adının Franjo Tucman olabildiğini ekleyin, varın durumun vahametini siz düşünün.

Mesele tabii ki bayraklar değil, o olmuş bu olmuş, benim için çok mühim değil ama bu “sürekli fethetme ve işgal altında olma hislerinin” bir kıvılcımı yeniden çakması muhtemel gözüküyor.

Bosna-Hersek’tesiniz ama Republika Srpksa bölgesinde sadece Sırp bayrakları, güneyde sadece Hırvat bayrakları dalgalanıyor; müseccel faşistlerin isimleri yollara, köprülere verilebiliyor.

Mostar’da bu konuları etraflıca konuşuruz.

<strong>Bosna-Hersek yazıları serisinin beşinci yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/mostarin-oteki-tarihi/">tıklayınız</a>…</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 21:45:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Bosna-Hersek-yazilari-4.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başçarşı’da…</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bascarsida-1379</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bascarsida-1379</guid>
                <description><![CDATA[Başçarşı’da…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Ba</strong><strong>şç</strong><strong>ar</strong><strong>şı’</strong><strong>da iki y</strong><strong>ü</strong><strong>z metre y</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>d</strong><strong>üğü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>zde hem cami hem sinagog hem de Ortodoks ve Katolik kiliseleri g</strong><strong>ö</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>yorsunuz ki </strong><strong>ç</strong><strong>okk</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>rl</strong><strong>ü</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k a</strong><strong>çı</strong><strong>s</strong><strong>ı</strong><strong>ndan bu </strong><strong>ş</strong><strong>ehrin ne kadar zengin oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unu g</strong><strong>ö</strong><strong>steren </strong><strong>ö</strong><strong>rneklerden biri bu.</strong>

Saraybosna’nın Boşnakçası Sarajevo, bu kelime, Sarayova’nın buradaki söylenişinden türemiş.

Bu ince tepeden uzun şehre baktığınızda ovayı görmek mümkün.

Eski adı Vrhbosna olan şehir, 1462’de burada inşa edilen Beylerbeyi Sarayı’ndan sonra Saraybosna diye anılır olmuş.

Saraybosna’yı tanımlayan sözlerden biri “Avrupa’nın Kudüs’ü”.

Başçarşı’da iki yüz metre yürüdüğünüzde hem cami hem sinagog hem de Ortodoks ve Katolik kiliseleri görüyorsunuz ki çokkültürlülük açısından bu şehrin ne kadar zengin olduğunu gösteren örneklerden sadece biri bu.

Saraybosna’daki pek çok tarihi yapının çifte hikâyesi var; misal Latin Köprüsü: 1565’te inşa edilmesi bir yana 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasına yol açan suikast burada işlendi. Veya Kütüphane binası: Avusturyalıların şehre kendi damgalarını vurmayı amaçlayan bir yapıyken Sırplar tarafından içinden elyazmalarıyla birlikte yakıldı…

Latin Köprüsü’nün yanında -Kütüphane istikametinde- Hünkâr Camii, Fatih Camii ve İsabey Hamamı’nı görürüz.

Hünkâr Köprüsü’nden geçelim ve Başçarşı’ya girelim, Başçarşı Camii karşımızda, şimdi altında dükkânlar yer alan kervansaray az ilerde.

Küçücük bir alanda çok sayıda caminin varlığı bir Osmanlı kentinde olduğunuzu hissettiriyor.

Tabii bunların en önemlisi Gazi Hüsrev Bey’in cami ve külliyesi.

1531’de tamamlanan cami, Sinan’ın eseri.

Kanuni devrinde Bosna Sancakbeyi olan Gazi Hüsrey Bey’in İslam’ı yaymak amacıyla kurduğu kurumlar bugün bile hâlâ çalışıyor.

Bunlardan biri olan umumi tuvalet, Avrupa’daki en eski örneklerinden biri olarak hâlâ kullanılıyor, yine Hüsrev Bey’in şehre hediyesi olan fırın da her gün pişirdiği ekmekleri ücretsiz dağıtmaya devam ediyor.

Gazi Hüsrev Bey’in naaşı caminin avlusunda yer alan türbeye gömülü.

Yine Hüsrev Bey’in adını taşıyan büyük kütüphane, Saraybosna’nın kültür hayatını yüzlerce yıldır derinden etkilemiş.

Şehri gezerken Gazi Hüsrev Bey’in ya da vakfının adını taşıyan çok sayıda imaret görmek mümkün.

Saat kulesi yine külliyenin içinde.

Ezani saati gösteren bu kule de Saraybosna’daki hemen her şey gibi birkaç hikâyeye sahip: Banisi Gazi Hüsrev Bey, ama bu gördüğümüz orijinali değil zira birkaç kere yanmış yıkılmış.

Yakıp yıkanlardan biri de Savoy Prensi Eugen, hani şu tabyanın yanında adına yer inşa edilen.

Madem geziyoruz, birkaç dükkâna da özellikle uğramak istiyorum.

Bunlardan biri, Kazancı Hidic, yani “Kazandzijska Hidic”, bu dükkânda eski usul üretim devam ettiği gibi dikkat çekici bir de hediyelik eşyası var: Kuşatma sırasında şehre atılan binlerce bombadan üretilmiş vazolar, şemsiyelikler…
<blockquote><strong>H</strong><strong>ü</strong><strong>nk</strong><strong>â</strong><strong>r K</strong><strong>ö</strong><strong>pr</strong><strong>ü</strong><strong>s</strong><strong>ü’</strong><strong>nden ge</strong><strong>ç</strong><strong>elim ve Ba</strong><strong>şç</strong><strong>ar</strong><strong>şı’</strong><strong>ya girelim, Ba</strong><strong>şç</strong><strong>ar</strong><strong>şı</strong> <strong>Camii kar</strong><strong>şı</strong><strong>m</strong><strong>ı</strong><strong>zda, </strong><strong>ş</strong><strong>imdi alt</strong><strong>ı</strong><strong>nda d</strong><strong>ü</strong><strong>kk</strong><strong>â</strong><strong>nlar yer alan kervansaray az ilerde. K</strong><strong>üçü</strong><strong>c</strong><strong>ü</strong><strong>k bir alanda </strong><strong>ç</strong><strong>ok say</strong><strong>ı</strong><strong>da caminin varl</strong><strong>ığı</strong> <strong>bir Osmanl</strong><strong>ı</strong> <strong>kentinde oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuzu hissettiriyor.</strong></blockquote>
Yine bu dükkânlarda ahşap işlemeciliğinin çeşitli ürünlerini bulmak mümkün.

Çok ilgi çekici bir başka dükkân da üretim tekniğini muhafaza ederek küçücük atölyesinde ayakkabı, kıyafet fırçalamak, masaj yapmak ya da şişe temizlemek için at kılından fırçalar yapan adamınki: Çizmeciluk sokağında, Balagic Remzija.

Buradan kendime iki tane şişe temizleme fırçası aldım, bugüne kadar böyle bir ihtiyaç hissetmemiş olmak bundan sonra da şişe temizlemek istemeyeceğim anlamına gelmez diye düşündüm.

Başçarşı’nın dükkânlarında saf yünden yelekler ve hırkalar ve envaiçeşit kıyafet almak da mümkün.

Saraybosnalılar iki şeyleriyle övünüyorlar; ormanları ve suları.

Dolayısıyla, bu ormanlardan elde edilen ürünlerden çok sayıda eşya üretiyorlar, bu konuda çok gelişmiş oldukları iddiasındalar.

Dünyanın en kaliteli suyunun kaynağının yine Bosna-Hersek dağlarında olduğuna hemfikirler.

Madem su dedik, şehrin alametifarikalarından Sebil’den devam edelim.

<img class="alignnone size-full wp-image-99010" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/01/sebil_bosna_hersek.webp" alt="" width="770" height="450" />

Rivayete göre, bu sebilden su içenlerin yolu Saraybosna’ya yeniden düşecektir.
<blockquote><strong>Bakmay</strong><strong>ı</strong><strong>n, Saraybosna k</strong><strong>üçü</strong><strong>k yer bir g</strong><strong>ü</strong><strong>nde gezilir diyenlere</strong><strong>…</strong><strong>Hi</strong><strong>ç</strong><strong>bir yer bir g</strong><strong>ü</strong><strong>nde gezilemez, ama Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>n</strong><strong>ı</strong><strong>n sadece Ba</strong><strong>şç</strong><strong>ar</strong><strong>şı</strong><strong>s</strong><strong>ı’</strong><strong>na bile bir g</strong><strong>ü</strong><strong>n yetmez.</strong></blockquote>
Böylece yavaş yavaş Başçarşı’nın Avusturya kısmına geçiyoruz ve Hotel Europe’u göreceğiz.

Hiç şüphesiz şehrin en görkemli, en şık binalarından biri -içindeki Viyana kahvesi de öyle.

Yine şöyle birkaç adımlık mesafede Ferhadiye Camii’ni, Ortodoks kilisesini ve Katolik katedralini gezebiliriz.

Kilisenin karşısındaki parkta Boşnak yazarlarının en meşhurları olan Meşa Selimoviç ile Ivo Andriç’in de büstleri yer alıyor.

Andric’in epey bir kitabını okudum ama Selimoviç’in sadece <em>Dervi</em><em>ş</em> <em>ve </em><em>Ö</em><em>l</em><em>ü</em><em>m</em>’ünü biliyorum.

Bakmayın, Saraybosna küçük yer bir günde gezilir diyenlere…

Hiçbir yer bir günde gezilemez, ama Saraybosna’nın sadece Başçarşısı’na bile bir gün yetmez.

<strong>Bosna-Hersek yazıları serisinin dördüncü yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/mostar-yolunda/">tıklayınız</a>…</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 21:30:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/bosna-hersek-yazilari-3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saraybosna’da ne yenir, nerede yenir?</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bosna-hersek-yazilari-ii-1232</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bosna-hersek-yazilari-ii-1232</guid>
                <description><![CDATA[Saraybosna’da ne yenir, nerede yenir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>nın alametifarikası köfte, ama Boşnakçada </strong><strong>“</strong><strong>cevapi” deniyor -</strong><strong>“</strong><strong>kebap” kelimesinin bu coğrafyadaki söylenişi. Ben gene köfteden devam edeyim, ama Ferhatovic</strong><strong>’</strong><strong>te oturmadan ö</strong><strong>nce Bo</strong><strong>şnak köftesi üstüne biraz laflayalım. Boşnaklar, köfteyi genellikle </strong><strong>“</strong><strong>kajmak” ile yiyorlar ama bu kaymak bizim bildiğimiz gibi değil, tuzlu, çünkü aslında peynir kreması.</strong>

Bosna deyince herkesin aklına evvela Saraybosna gelir, Saraybosna deyince de Başçarşı.

Şimdi biz Başçarşı’ya kütüphanenin yanından girecek ve yiye içe, geze dolaşa öbür ucundan çıkacağız.

Gezmeye Osmanlı Başçarşısı’ndan başlayacağız.

Başçarşı’nın bir özelliği, Saraybosna’nın geçirdiği dönemler burada adeta uç uca eklenmiştir.

Şimdi biz Osmanlı tarafından girdik ya, biraz sonra kendimizi Avusturya tarafında bulacağız, binalar değişecek, mimari tamamen başkalaşacak, kendinizi eski Bursa’dan 19. yüzyıl Viyanasına ışınlanmış hissedeceksiniz, yürümeye devam ederseniz bu sefer de Komünist Yugoslavya’nın Başçarşısında bulursunuz kendinizi.

Girdiğimiz yerden birkaç adım ilerde, sağda, köfteci Ferhatoviç var.

Saraybosna’nın alametifarikası köfte, ama Boşnakçada “cevapi” deniyor -“kebap” kelimesinin bu coğrafyadaki söylenişi.

Ben gene köfteden devam edeyim, ama Ferhatovic’te oturmadan önce Boşnak köftesi üstüne biraz laflayalım.

Boşnaklar, köfteyi genellikle “kajmak” ile yiyorlar ama bu kaymak bizim bildiğimiz gibi değil, tuzlu, çünkü aslında peynir kreması.

Köfteler ekmek içinde, biraz kaymak ve küp küp beyaz soğanla servis ediliyor.

Saraybosna’da sık sık köfte yemek lazım, ben de Başçarşı’da bu çabamdan ödün vermedim hiç -yanında ayranla.

Ferhatoviç’te, karşısındaki Hodzic’te, Nune’de ve bir dönemin meşhur futbolcusu Tarık Hodzic’in sahibi olduğu, akşamları da gelen misafirlerini ağırladığı Galatasaray Lokantası’nda köfte yedim.

Hiçbirine kötü diyemem ama ille de birini söyleyecek olsam Nune derim.

Nune’nin sosisi ve pljeskavica denen büyük köfteleri de çok lezzetli.

Yürümeye devam edelim.

Solda, Hodzic’ten birkaç dükkân ileride ASDZ adlı bir börekçi var, sulu yemek de yapıyor.

Şimdi bakın hayatımda çok börek yedim ama böylesini hiç yemedim.

Bu börek, etrafı korla kaplı sacda pişiyor.

“Boşnak böreği”, yabana atılamayacak bir şey.

Tabii Boşnaklar börek deyince ille etliyi anlıyorlar, ıspanakmış, balkabağıymış, peynirmiş bunlar onların gözünde hep uvertür.

ASDZ’nin sulu yemekleri de birer lezzet şöleni, hele o patatesli et dehşetli bir şey.

Peki, onu da geçelim, biraz ilerde bir meydana ulaşacağız.

Buradan sağa saparsak Galatasaray Lokantası’nı görürüz, az ötesinde şık bir cafe var: Brunch Sa.

“Boşnak kurueti” de dillere destandır.

Ferhadija sokağı üstünde bir kapalı çarşı alanı var, katedrali geçer geçmez sağda, benim gibi şarküteri ürünü sevenler için adeta bir cennet.

Antrikotlar, biftekler, keçi… hepsi vitrine dizilmiş, hepsi birbirinden lezzetli.

Ben tavsiye üstüne doğrudan Tim Babic’in kasap reyonuna gittim, mübareğin ürünleri hakikaten sanat eseri.
<blockquote><strong>Balkanların kadayıfıyla, baklavasıyla aram hiç hoş olmadı benim, bu fikrim Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>da da de</strong><strong>ğişmeyerek artık bir fikri sabite dönüşüyor ama Balkavacı Ducan’ın sadece orada satılan tatlısı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Benim gibi fıstığa bayılan biri için bu tatlılar fıstıksız düşünülemez ama Ducan’ın çıtır çıtır sarmaları ya fındıklı ya da bademli.</strong></blockquote>
<img class="alignnone wp-image-98231 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/01/Bascarsi-Saraybosna.jpg" alt="" width="2048" height="1536" />

Balkanların kadayıfıyla, baklavasıyla aram hiç hoş olmadı benim, bu fikrim Saraybosna’da da değişmeyerek artık bir fikri sabite dönüşüyor ama Balkavacı Ducan’ın sadece orada satılan tatlısı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Benim gibi fıstığa bayılan biri için bu tatlılar fıstıksız düşünülemez ama Ducan’ın çıtır çıtır sarmaları ya fındıklı ya da bademli.

İkisinden de yemeli.

Bu tatlıların orijinal tarifini bilen beş aile varmış Saraybosna’da ama şu anda bir tek burada satılıyormuş.

Tatlıya geçtiğimize göre buradan devam edelim, Saraybosnalıların milli tatlısı “tufahija” denen tuhaf bir tatlı. Elmanın içini oyup ceviz dolduruyorlar, üstüne de krema ve şerbet. Yiyen yemiş olur ama yemeyen de pek bir şey kaybetmez. Ama kış günü buraya geliyorsanız boza içmeden dönülmez.

Boza çok severim ben, buradaki ise bizimkine pek benzemiyor: hem daha akışkan hem de rengi daha koyu, üstelik tarçın ve leblebi gibi eşlikçileri de yok.

Başçarşı’da en güzel boza Sebil’in karşı sokağındaki -aslında Başçarşı’dan karşıya geçmiş oluyoruz- Tip Top’ta var.

Tip Top, Hacı Bekir’i andıran eski usul bir pastane.

Bozadan sonra bir bardak da limonata içtim.

İçinde biraz posa ve bir limon çekirdeği yüzen şeffaf suya limonata diyorlar ama Tip Top ile iddialaşmamak lazım, sonuçta lezzeti yerinde.

Eh, şimdi bunca yemeğin üstüne bir kahve iyi gider diyorsanız, Başçarşı’nın birçok yerindeki kahvelerden birine oturabiliriz ama ben Fabrika’yı seçtim.

Boşnak kahvesi söyleyelim, beklerken de Türk kahvesiyle Boşnak kahvesinin temel farkını konuşalım.

Bir kere, Boşnak kahvesi hiçbir şekilde şekerli olmuyor, o yüzden de kimse size nasıl içmek istediğinizi sormuyor ama yanında şeker getiriyorlar ve kıtlama usulü kahvenizi tatlandırabiliyorsunuz.

Ama pişirme usulü de farklı çünkü Boşnak kahvesi kaynar suya yapılıyor.

Eğer hâlâ yiyip içecek yeriniz kaldıysa siz devam edin, benden bu kadar çünkü.

<strong>Bosna-Hersek yazıları serisinin üçüncü yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/bascarsida/">tıklayınız</a>…</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jan 2024 21:40:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Bosna-Hersek-yazilari-2.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saraybosna’da savaşın izleri</title>
                <category>GEZİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bosna-hersek-yazilari-i-saraybosnada-savasin-izleri-1183</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bosna-hersek-yazilari-i-saraybosnada-savasin-izleri-1183</guid>
                <description><![CDATA[Saraybosna’da savaşın izleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Bosna topraklarının yüzde 49</strong><strong>’</strong><strong>u Republika Srpska denen bir otonom yapı tarafından yönetiliyor. 1992</strong><strong>’</strong><strong>de Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>yı kuşatan bu ordunun başında Ratko Mladiç denen savaş suçlusunun olduğunu söylesem herhalde başka bir şey eklemeye gerek kalmaz. Üçü </strong><strong>de soyk</strong><strong>ırımcılıktan ve insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giyen Slobodan Miloseviç, Radovan Karaciç ve Ratko Mladiç’in adını Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>yı </strong><strong>gezerken s</strong><strong>ık sık yineleyeceğiz.</strong>

Tanıl Bora, “Yugoslavya’nın etnik ve kültürel mozaiğinin minyatürü” dediği Bosna-Hersek için şöyle yazıyor: “Yugoslavya’nın söz konusu özelliklerini ve potansiyellerini en canlı, en çarpıcı biçimde cicimleştiren ülkeydi. (…) Dolayısıyla Bosna-Hersek’in ‘yitişi’ herhangi bir dini-milli taraf (öncelikle, sistematik bir etnik kırımın seçilmiş ve ağırlıklı mağduru olan Müslümanlar) adına bir kayıp, bir yenilgi olmaktan öte bu umudun yitişidir, yenilgisidir.”

Saraybosna, yaşanmışlıkla yüklü küfesini taşıyamayıp düşen bir hamalı anımsatıyor bana.

Her şey dağılmış, saçılmış, kırılmış; o hamalsa sapı kopmuş küfesine gözyaşlarıyla kalanları yerleştirmeye çalışıyor.

Bugün Saraybosna’nın yirminci yüzyılını anlatmak istiyorum.

Bu şehrin yüzyılı açıp kapadığı, arada bir de dillere destan Olimpiyat Oyunları düzenlediği söylenir.

Az önce üstünden geçtiğim Latin Köprüsü, 1914’te, Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın uğradığı suikast sonucunda eşiyle birlikte hayatını kaybettiği yer.

Bu suikast, I. Dünya Savaşı’nın tetiğini çekti; böylesini daha önce bilmediğimiz bir ölüm sarmalına girdik.

Suikastı gerçekleştiren 19 yaşındaki Gavrilo Princip adlı genç de muhtemelen attığı bombanın nelere yol açacağını bilmiyordu.

Köprüyü geçip biraz yürüyünce, solda, tuhaf bir yapı göze çarpıyor: Sarı-kırmızı çizgili bu Avrupai binanın tepesindeki süslemeler Endülüs’ü çağrıştırıyor.

Avusturyalılar, Saraybosna’yı ele geçirdiklerinde Osmanlıların şehre girdiklerinde görecekleri ilk yere bu binayı inşa etmişler, sene 1876.

Mimarı üslup öğrensin diye Mısır’a yollanmış, sonra Şark’la Garp’ı meczederek Saraybosna’ya bu binayı kazandırmış.

1.Dünya Savaşı’ndan sonra bu bina kütüphane işlevi edinmiş ama 1992 Ağustos’unda Republika Srpska ordusunun karşı tepeden attığı fosfor bombaları sonucunda yanmış.

Atılan bomba sonucunda 25 bini elyazması olan 2 milyondan fazla kitap -yüzde 97- küle dönmüş.

2014’te elden geçmiş.

Republika Srpska dedim, bundan biraz söz etmemiz gerekiyor.

Bosna’nın hiç kimsenin anlayamayacağından emin olduğum bir siyasi sistemi var, on dört tane parlamento ayrı karar alıyor mesela, varın gerisini siz düşünün.

Bosna topraklarının yüzde 49’u Republika Srpska denen bir otonom yapı tarafından yönetiliyor.

1992’de Saraybosna’yı kuşatan bu ordunun başında Ratko Mladiç denen savaş suçlusunun olduğunu söylesem herhalde başka bir şey eklemeye gerek kalmaz.

Üçü de soykırımcılıktan ve insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giyen Slobodan Miloseviç, Radovan Karaciç ve Ratko Mladiç’in adını Saraybosna’yı gezerken sık sık yineleyeceğiz.

Zira, bu isimlerden Slobodan Miloseviç, 1389 Kosova Muharebesi’nin 600. senesinde yapılan anmada gösterdiği performansla “Sırpların lideri” unvanını aldı ama o dönemde Yugoslavya’nın başındaydı ve o çokkültürlü yeri bir Sırp Cumhuriyeti yapmaya karar vermişti.
<blockquote><strong>Tarih, savaşı kimin kazandığına göre sürekli yeniden yazıldığı için günün düşmanları, yarının kahramanları olabiliyor, bu da o bildik hikâyelerden biri işte.</strong></blockquote>
Bir psikiyatrist olan Radovan Karaciç, Republika Srpska’nın başındaydı.

“Bosna kasabı” Ratko Mladiç ise Republika Srpska ordusunun bir numarasıydı.

Bu üçlü, Sırp olmayan her şeye ve herkese karşı duydukları akıl almaz nefretle “Saraybosna umudunun” yok edilmesinin baş müsebbibi olarak tarihe geçti.

Kütüphaneyi geçip biraz yukarı çıkalım -ne de olsa arabamız var- ve Sarı Tabya’ya gidelim.

Tepeye kurulmasından savunma amaçlı olduğu ve başka tabyalarla birbirlerine bağlandıkları belli.

Bu binanın hemen yanında, yine Batılı tarzıyla göze çarpan bir bina var.

Rehberim Adnan, o binanın planını gösteriyor, bu apaçık bir “E” harfi.

1878 Berlin Anlaşması’nın ardından Avusturyalılar tarafından yapılan bu bina Savoy Prensi Eugen’e adandığı için böyle bir plana sahipmiş.

Eugen kim? Osmanlı’nın elindeki Saraybosna’yı iki kez yakan adam.

Tarih, savaşı kimin kazandığına göre sürekli yeniden yazıldığı için günün düşmanları, yarının kahramanları olabiliyor, bu da o bildik hikâyelerden biri işte.

Tabyadan şehre bakınca sağda Kovaci şehitliğini görüyoruz, bu alan eskiden bir çocuk parkıymış.

Birörnek mezartaşları arasında kubbeli olan Aliya İzzetbegoviç’e ait.

Çocuk parkından şehitliğe dönüşüm, Saraybosna’yı en iyi anlatan göstergelerden biri.

Böylece, yeniden arabaya binip şehrin biraz daha içine doğru gidebiliriz, bir pazar alanı çıkıyor karşımıza.

“Kuşatma boyunca ‘güvenli alan’ diye bir kavram yoktu,” diyor Adnan, “sadece görece daha güvenli yerler vardı, Boşnaklar oralarda olduklarında kendilerini bir nebze güvende hissediyorlardı, bu pazar yeri de öyle çünkü etrafını çevreleyen büyük binalar var.”

44 ay süren kuşatmada burası da bombalanmış.

Biraz ilerde biri diğerinden küçük iki yeşil taştan oluşan bir anıt var.

Birbirlerine sarılamayan, kavuşamayan anneyle çocuğu.

44 ayda 1.601 çocuk tam 11.541 insan öldürülmüş, resmi rakamlarla, saptanabildiği kadarıyla.
<blockquote><strong>56 binden fazla yaralının olduğu kuşatmanın nihai hedefi tamamen yok etmek değil, belki çıldırtmak ve psikolojik olarak yıkmak, bezdirmek, kaçırmak olduğunu da düşündürüyor -Zira Radovan Karaciç bir psikiyatr.</strong></blockquote>
56 binden fazla yaralının olduğu kuşatmanın nihai hedefi tamamen yok etmek değil, belki çıldırtmak ve psikolojik olarak yıkmak, bezdirmek, kaçırmak olduğunu da düşündürüyor -Karaciç bir psikiyatr.

Zira, her gün, rastgele, 329 bomba atmış Republika Srpska ordusu.

1.425 gün boyunca, her gün, rastgele bombalar.

En güvenli olduğunuzu düşündüğünüz anda yanı başınızda patlayan bir bomba…

Bu yol bizi Olimpiyat oyunlarının düzenlediği tesislere götürüyor.

1984 Kış Olimpiyatları hem Amerika’nın hem de Sovyetlerin katıldığı ilk oyunmuş ve büyük başarıyla düzenlenmiş.

O günler, Saraybosna için, on sene sonra, adeta bir asır kadar uzaklaşmış.

Savaştan sonra tamamen yanmış, harap olmuş binaları gören Olimpiyat Komitesi Başkanı Juan Antonio Samaranch, burayı eski hâline döndürmeye karar vermiş.

Samaranch, bugün Saraybosnalıların en saygıyla andığı isimlerin başında geliyor.

Olimpiyat tesislerinin karşısında yarısı yıkık metruk binalar var.

Adnan burada doğmuş, 1992’de, bu hastaneler hedef alındığında içindeki beş bebek de hayatını kaybetmiş.

Savaşın nelere yol açtığı unutulmasın diye bu binalar birer anıta dönüşmüş.

“Kesinlikle Yugonostaljik değilim,” diyor Adnan, sesi titriyor, kim bilir kaçıncı kez birine buraları gezdiriyor ama sesi hâlâ titrek, gözlerinin aksine engel olamıyor belli ki. “Kuşatma boyunca Saraybosna’da neler yapıldı? Konserler verildi, tiyatrolar oynandı, güzellik yarışmaları düzenlendi, sergiler açıldı, yetmedi, en meşhur şarkıcılar bile bir şekilde geldi şarkı söyledi…”

Bir başka mezarlıktan geçiyoruz, bu da bir futbol stadının yerine yapılmış, bütün dinlerin mensuplarının burada yan yana yattığını görünce insan en kallavisinden bir “ah ulan!” çekmeden edemiyor.

Savaşta Bosnalıların komutanlarından birinin bir Sırp olduğunu öğreniyorum, Jovan Divjak, köken itibariyle Sırp olmasına rağmen vicdanen diğer tarafta savaşmayı seçen bir askermiş.

Derken, yol sütünde bir küçük şapel, ama o da ne, adı Gavrilo Princip!

Yahu bu bizim suikastçı değil mi?

Ne işi var burada? Dahası, bir şapele neden adı verilmiş?

Onun ve arkadaşlarının kemiklerini alıp buraya getirmişler.

Ana caddeye çıktığımızda etraftaki keskin nişancıların nerelerde konuşlandığını görüyorum, bazen de hayal ediyorum, ama işte Saraybosna’dayız, insan ne kadar hayal ederse etsin, hakikat öylesine gerçeküstü ki ona yetişemiyorsunuz.

Hotel Holiday, savaş boyunca gazetecilerin ve pek çok yabancının ikamet ettiği yermiş, hatta buradaki gazetecilerden biri daha sonra “buradayken cepheye gitmenize gerek yok,” demiş, “çünkü cephe ayağınıza geliyor.”
<blockquote><strong>Ana caddeye çıktığımızda etraftaki keskin nişancıların nerelerde konuşlandığını görüyorum, bazen de hayal ediyorum, ama işte Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>day</strong><strong>ız, insan ne kadar hayal ederse etsin, hakikat öylesine gerçeküstü ki ona yetişemiyorsunuz.</strong></blockquote>
Fakat savaşın bile bir alışılageldik hâli var ve bir gazeteci, civarda farklı dillerin konuşulduğunu fark edince evvela buna bir anlam verememiş, sonra üstüne düşmüş ve “Saraybosna Safarisi”ni ortaya çıkarmış.

Dünyanın çeşitli yerlerinden zenginler, herhalde daha çok av meraklıları, Republika Srpska’ya ve keskin nişancılara para ödeyerek canlı hedefler üstünde en aşağılık zevklerini tatmin etmeye çalışmışlar.

Sekiz sokak ötede yürüyen bir kadın veya bir çocuk, koşan bir genç, oturduğu yerden kalkmakta zorlanan takati kalmamış bir ihtiyar…

“Saraybosna Safarisi”ne katılan zenginin hedefinde.

Bazı duvarlarda savaşın izlerini görmek hâlâ mümkün, tabii o izlerin bazılarının safariye katılan acemi zenginlerin yüzünden mi olduğunu bilmekse mümkün değil.

Yine aynı cadde üstünde devasa bir medya binası var, bir heyula, ama bodrumu nükleer-geçirmez özelliğe sahipmiş.

Böylece, Umut Tüneli’ne gidiyoruz.

Savaş esnasında büyük bir gizlilikle, dört ay dört günde inşa edilen 800 metrelik bu tünel sayesinde Saraybosna düşmemiş.

Şehirde yüz küsur yerde görebileceğiniz “Saraybosna gülü”, atılan bomba üç kişi ve daha fazlasını öldürdüyse bir anıt olarak yere dökülüyor.

Tünelin girişine atılan bomba dokuz kişinin ölümüne yol açmış -7 Mayıs 1995.

Tünelin kazıldığı yerin adı İlidza, bu kelime ilaçtan geliyor, bu bölgenin yeraltı suyu mineralli ve değerliymiş.

Dolayısıyla, tünelin dibinde hep su olurmuş, özellikle de yağışlı havalarda bu su diz boyunu bile aşarmış.

Kolar ailesi, tünelin yapılması için evlerini direnişe hediye etmişler.

Kolarların büyükannesi, savaştan sonra yaptığı kahramanlık sayesinde Boşnaklar için bir nevi azize haline gelmiş.

Kolarların torunu, şimdilerde müzede çalışıyor, onunla biraz sohbet ettim.

Savaş başladığında evlerini terk etmek zorunda kalmışlar.

Yirmi beş metresi bu evin altından geçen tünelin açık olan bölümünü ben de yürüdüm.
<blockquote><strong>Savaş kelimesi de tuhaf kaçıyor Saraybosna</strong><strong>’</strong><strong>yı anlatmak için. Çatışma başladığı</strong><strong>nda Bosna</strong><strong>’</strong><strong>nın bir ordusu yok, ordu Yugoslavların ordusu, yani Sırplara olduğu kadar Boşnaklara da ait olması gereken bir ordu. Gelgelelim, olan ile olması gereken arasındaki uçurum milyonlarca insanın hayatını geri döndürülemeyecek şekilde etkiledi.</strong></blockquote>
Tünelin önemini Adnan şöyle anlattı: “Kaçmak, şehri terk etmek yasaktı. Tünelin yapılış amacı bu değildi. Birincisi, ordu buradan gitti ve savaşa devam etti. Şehrin içinde, kuşatma altındayken zihnen tükenmiştik, oysa, dağlar öyle değil. Çataçat savaşabilirsiniz. İkincisi de birçok insani yardım taşındı bu tünelden şehre.”

<img class="alignnone size-full wp-image-97729" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/01/resim_2.jpg" alt="" width="1600" height="1058" />

Savaş kelimesi de tuhaf kaçıyor Saraybosna’yı anlatmak için.

Çatışma başladığında Bosna’nın bir ordusu yok, ordu Yugoslavların ordusu, yani Sırplara olduğu kadar Boşnaklara da ait olması gereken bir ordu.

Gelgelelim, olan ile olması gereken arasındaki uçurum milyonlarca insanın hayatını geri döndürülemeyecek şekilde etkiledi.

Trebeviç dağına çıkarken Adnan bana bulunduğumuz mahallenin adının “Doğu Saraybosna” olduğunu söyledi, bu bende hiçbir etki yapmayınca pusulayı açtı ve nerede olduğumuzu sordu.

“Güneybatı,” dedim.

Peki, şayet Saraybosna’nın güneybatısındaysak buranın adı neden Doğu Saraybosna?

Buradaki “Doğu” kelimesi, resmi dilde “Sırpların” kelimesi yerine üretilmiş.

Yani, bir şeye Sırpların diyemeyince Doğu diyorsunuz.

Republika Srpska’nın Sırbistan’ı anımsatan bayraklarıyla dolu her yer, neredeyse bütün binaların camları, cepheleri, sokaklar…

Adeta Bosna’da değil de Sırbistan’dasınız, zaten maksat da bu.

Yolda bir grafiti gördüm, Ratko Mladiç’i çizmişler, yenilerde çizildiği bariz, sildirilmek bir yana teşvik edildiği de.

Ratko Mladiç’i çizmişler, soykırımdan, sistemik tecavüzden, binlerce insanın ölüm emrini vermekten sorumlu tutulan ve mahkemede ömür boyu hapse çarptırılan bir katili.

Trebeviç’e çıkarken konu Rus edebiyatına geldi, şair Eduard Limonov’a.

Konuşlandığı bu yerden Saraybosna’da insan avlamış, Republika Srpska ordusunda keskin nişancıymış.

1914’te basit bir bombanın atılmasıyla başlayan yüzyıl, yine Saraybosna’da, Birleşmiş Milletler’in her şey için çok geç kaldıktan sonra müdahale etmesiyle sona erdi.

Bad-el harab-ül Bosna…

<strong>Bosna-Hersek yazıları serisinin ikinci yazısını okumak için lütfen <a href="https://yeniarayis.com/bilgehanucak/bosna-hersek-yazilari-ii/">tıklayınız</a>...</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jan 2024 22:00:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Bosna-Hersek-yazilari-1.png"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
