<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Seyfe Gölü kurumasın; Kızılırmak zehir akmasın</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/seyfe-golu-kurumasin-kizilirmak-zehir-akmasin-12645</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/seyfe-golu-kurumasin-kizilirmak-zehir-akmasin-12645</guid>
                <description><![CDATA[O feryada kulak verip, seslerine ses olalım. Yaşanabilir bir Türkiye için mücadele etmek, dağımızı, taşımızı, kurdumuzu, kuşumuzu, börtümüzü böceğimizi korumak bir boyun borcudur. Yunus Emre’den Aşık Veysel’e, Aşık Paşa’dan Neşet Ertaş’a kadar uzanan bir büyük kültürel birikimin boy verdiği toprakları korumak insan olmanın gereğidir. İnsan olduğumuzu hatırlayalım.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önceki hafta sonu Kırşehir'de, “<em>Kültür, Sanat ve Edebiyat Günleri</em>” düzenlendi. Kırşehir Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlik için pek çok kültür ve sanat insanı davet edilmişti; aralarında ben de vardım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim konum, Neşet Ertaş’tı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mesele Neşet Ertaş ise söz, ister istemez, dönüp dolaşıp, insan olmanın anlamına geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neşet Babanın da içinde yetiştiği abdalları var eden kültürel iklime göre insan, “kâinatın aynasıdır”. Abdal geleneğine göre evrende ne varsa insanda da o vardır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anlamı şudur, bunun; olduğu gibi yaşamak. Olduğu gibi yaşamak, eğmeden, bükmeden yaşamaktır; yalın yaşamaktır. Kendini doğanın bir parçası kabul etmek; diğer canlılar ile bu evreni paylaşmak demektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Boşuna dememiş Neşet Ertaş; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“<em>Bir anadan dünyaya gelen yolcu<br />
Görünce dünyaya gönül verdin mi?<br />
Kimi börtü kimi böcek kimi kul<br />
Merak edip hiçbirini sordun mu?”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KÂR HIRSINA KARŞI KOYMAK</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne anlatmak istiyor usta sanatçı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Doğarsınız; herkes gibi… Ölürsünüz; o da herkes gibi…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geldiğimiz gibi gideriz. Tek farkı, dünyaya geldiğimizde biz ağlarız; herkes güler. Gittiğimizde, biz susarız; üzerinde iz bıraktıklarımız ağlar. Gelirken bir bez bağlarlar; giderken de, “<em>bir top bez ile”</em> uğurlarlar; hepsi bu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Esasen eşitiz yani!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu eşitliğe ilişkin Neşet Babanın şu sözlerine dikkat çekmek isterim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“<em>Öldüğünde mutfağında bir çuval un kalmışsa günaha girmişsindir, dünya malı için çalışmışsın demektir.”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne demek bu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşarken başka insanların aleyhine ve sizin lehinize bir maddi farklılık oluşmuşsa nedeni, sizi kapitalizmi kâr hırsına kaptıran bencilliğinizdir. Kapitalist sistemin aparatına dönüşen bencilliğinizden kurtulmanın yolu, nefsin hakimiyetinden kurtulmak ve onu yenip insana has olan diğerkam olmaktan, memleketin kurdunu, kuşunu, toprağını ağacını dert etmekten geçer; ancak böyle insan olunur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gelelim meramıma…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin pek çok yerinde nadir bulunan elementler var ve küresel şirketler bu madenleri ele geçirmek için her yolu deniyor. İktidar da, ne yazık ki yüzde 2 karşılığında, Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinin sömürülmesine göz yumuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaz Dağlarında, Akbelen Ormanında, Bergama’da, İliç’te, Cerattepe’de neler olduğunu biliyoruz; en dramatik sonucunu geçen yıl bugünlerde İliç’te yaşamıştık. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>İLİÇ’TEN DERS ALIRSAK…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Felaketi beklerseniz, gelip sizi bulur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İliç’te yaşananlar da bundan ibaretti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kapitalizm, ağacı keser, dereyi doldurur, dağı deler ve daha fazla kar etmek için doğayı tahrip eder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İliç’te yaptı, sonucunu gördük; şimdi Kırşehir’de de yapmak istiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İliç’te iliklerimize kadar hissettiğimiz coğrafyamızı talan eden sömürgeci kapitalizm, şimdi de Kırşehir’de karşımıza çıkmış bulunuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Koç Holding ile AKP’li vekil Ferhat Nasıroğlu’nun ortak şirketleri, Seyfe Gölünün hemen yanı başında altın araması yapmak için başvurmuş; başvuruları onaylanırsa sekiz bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan tarumar; kuşların mekânı, doğal sit alanı ilan edilen Seyfe Gölü kurumuş olacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kadar mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hayır, daha da fazlası var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zehirli atıklar, Özbağ kasabasından akıp giden Kılıçözü çayına üzerinden Kızılırmak’a; oradan da Kırıkkale’de tarımsal üretimi, Ankara’da içme suyunu etkileyecek. Hepimiz, bir bütün olarak Kızılırmak’ın geçtiği bütün topraklar, bu siyanürlü ortamdan olumsuz etkilenecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne için?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel şirketlerin kar hırsı için…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Nazım’ın, “Memleketimden İnsan Manzaraları’nda” dile getirdiği gibi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>“Güzel para.</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Bizimkiler iş bilir.</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Bütün vilayeti iki senede alırsınız."</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sessiz kalırsak, memleket, parça parça da olsa elden çıkacak; küresel şirketlerin çöplüğüne dönüştürülecek. Sessiz kalırsak, mutfaklarımızda zehirden etkilenen gıdalar pişecek; musluklarımızdan siyanürün karıştığı sular akacak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne yapmak gerekiyor peki?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kırşehir Belediye Başkanı Ekicioğlu, “<em>Altın madenciliği, çevreye ciddi zararlar veren bir eko-kırım sistemidir. Seyfe Gölü’nün kuş cenneti statüsü ve tarım-hayvancılık açısından önemi görmezden geliniyor. Bu proje yalnızca Kırşehir’i değil, çevre illeri ve Kızılırmak havzasını da etkileyecek. Kırşehir halkı olarak tarımımıza, hayvancılığımıza, geleceğimize sahip çıkacağız</em>”&nbsp; diyerek, hepimizi, insan olmaya çağırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O feryada kulak verip, seslerine ses olalım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşanabilir bir Türkiye için mücadele etmek, dağımızı, taşımızı, kurdumuzu, kuşumuzu, börtümüzü böceğimizi korumak bir boyun borcudur. Yunus Emre’den Aşık Veysel’e, Aşık Paşa’dan Neşet Ertaş’a kadar uzanan bir büyük kültürel birikimin boy verdiği toprakları korumak insan olmanın gereğidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsan olduğumuzu hatırlayalım.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/seyfe-golu-kurumasin-kizilirmak-zehir-akmasin-1771154589.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Iphone’larında yaşayan MAGA elitleri doğayı mahvediyor: Türkiye’den ABD’ye kapalı mekan sağcılarının doğa eziyeti</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iphonelarinda-yasayan-maga-elitleri-dogayi-mahvediyor-turkiyeden-abdye-kapali-mekan-sagcilarinin-doga-eziyeti-12613</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iphonelarinda-yasayan-maga-elitleri-dogayi-mahvediyor-turkiyeden-abdye-kapali-mekan-sagcilarinin-doga-eziyeti-12613</guid>
                <description><![CDATA[Gelecekteki tarihçiler bu döneme baktıklarında, “kapalı mekan Cumhuriyetçisi”nin zaferini anlatan en çarpıcı anekdot belki de 2025’te başkanın Beyaz Saray Gül Bahçesi’ni asfaltlatma kararı olacaktır. Bunu, Amerikan kadınlarını doğanın kaprislerinden koruma adına şövalyece bir çaba olarak çerçevelemişti. Bir röportajda şöyle demişti: “Kadınları görüyor musunuz? Çimen ıslaktı. Topukları çime batıyordu.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özal’ın sahilleri yapılaşmaya açmasından AKP döneminde İstanbul’un dikey yapılaşmasına Türkiye’de sağ iktidarın kültürel doğal tarihi mirasa verdiği hasarın çıkış noktasında Menderes’in Küçük Amerika hedefleri olduğunu da unutmamak lazım. Kaz Dağları’ndan Akbelen’e Artvin’in derelerine kadar her doğal varlık tehdit altında.</span></span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türk sağının sadece 3 büyük şehri değil bütün ülkeyi AVM’lerin çıkışlarında oluşan trafik sıkışıklığına mahkum etmesi yazıda vurgulanan Kapalı Alan aşkının dolaysız temsili değil mi?New York Times’den yaptığımız çeviride MAGA ideolojisi tam da Türk Sağı’nın pratikleri ile yargılanıyor.</span></span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazıyı okuduğunuzda Trump ideolojisi büyük Türkiye olmaya çalışıyor diye düşünüyorsunuz.</span></span></em></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerikan tarihindeki en önemli kamp gezisiydi: 1903’te Cumhuriyetçi Başkan Theodore Roosevelt, doğa bilimci John Muir’den California’daki Yosemite Vadisi’nin vahşi doğasına rehberlik etmesini istedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üç gün ve beklenmedik bir kar fırtınasının ardından iki adam, ıslak ve yorgun ama memnun bir şekilde ortaya çıktı. Vadinin dev sekoyalarının altında kamp yapmışlardı. Roosevelt daha sonra şöyle yazmıştı: “İnsan eliyle yapılmış herhangi bir katedralden çok daha büyük ve güzeldi. Muazzam ve anıtsal bir mabette yatmak gibiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yirmi altıncı başkan, cesur bir politikayı hayata geçirdi: Amerika’nın vahşi arazileri sonsuza dek kamu mülkiyetinde olmalı ve korunmalıydı. Bir yüzyıldan fazla bir süredir Cumhuriyetçiler, büyük ölçüde doğayla kişisel bağları sayesinde bu mirası savundu ve genişletti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak geçen yıl Başkan Trump’ın tekrar göreve gelmesinden bu yana bir şeyler değişti: Yakın çevresi neredeyse tamamen hiper-çevrimiçi MAGA ideologlarından oluşuyor; bu kişiler için Amerikan manzaralarına olan tutku genellikle golf sahasında başlıyor ve bitiyor. Roosevelt tarzı Cumhuriyetçiler geri çekiliyor. Kapalı mekan Cumhuriyetçileri sahneye çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son bir yılda bu yeni muhafazakâr öncü, modern Amerikan tarihinde en cesurca çevre karşıtı gündemini devreye soktu. Yakın zamanda buna, Minnesota’nın çok sevilen Boundary Waters vahşi alanının hemen yukarısında bir yabancı şirketin bakır madenciliği yapmasına izin verecek adımlar da dahil oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kapalı mekan Cumhuriyetçilerinin yükselişinden önce, muhafazakârların vahşi doğaya olan sevgisi Amerikan siyasetinde güçlü bir kuvvetti. Tarihçi Douglas Brinkley doğrudan bana şöyle dedi: “Kamp ateşinin etrafında toplanıp hikâyeler anlatmak, avlanmak ve balık tutmak — bunlar Cumhuriyetçi Parti’nin DNA’sının bir parçasıydı.”,</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durum, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında kamu arazilerini koruma konusunda neredeyse sarsılmaz bir uzlaşı sağladı. Yasama üyeleri ve kabine üyeleri çevre düzenlemelerinin detayları konusunda tartışsa da, temiz hava, temiz su ve gelecek nesiller için vahşi doğayı koruma çekirdek etiği, güvenilir bir şekilde iki partilinin ortak paydası olarak kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">MAGA hareketinin yükselişiyle birlikte birçok Cumhuriyetçi elit artık Rocky Dağları’nda at binmek ya da Adirondacks’ta olta balıkçılığı yapmakla ilgilenmiyor gibi görünüyor. Jackson Hole bitti. Palm Beach başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birkaç tarafsız ve sağ eğilimli doğa koruma grubunun liderleri — avcıların ve doğa sporu tutkunlarının fiili temsilcileri — bana, onlarca yıldır federal yetkililerle ilişki kurduklarını, tıpkı Roosevelt’in Muir’e hayran olduğu gibi bu yetkililerin de koruma gruplarına hayranlık duyduğunu anlattı. Geçen yıl bu ortaklıklar büyük ölçüde eridi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eskiden İçişleri Bakanlığı gibi kurumlarda birlikte çalıştıkları birçok kariyer memuru ya istifa etti, ya kovuldu ya da Trump yanlıları tarafından misillemeye dayanan ve bürokrasiyi yıkma odaklı bir yaklaşımla kenara itildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birçok doğa koruma uzmanı, İçişleri Bakanı Doug Burgum’un —eski Kuzey</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dakota valisi— kamu arazileri ve çevre korumaları için ayağa kalkacağını ummuştu. Kabinedeki diğer üyelerden daha çok kendini bir Batılı olarak konumlandırıyor; kovboy temalı bir Noel partisi düzenliyor ve D.C.’deki ofisinde duvara asılı bir geyik başı sergiliyor. Hatta liberal eğilimli outdoor perakendecisi REI, ulusal parklar ve kamu arazilerinden sorumlu en üst görev için onun adaylığını desteklemişti. (Şirket daha sonra bu desteği için özür diledi.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun yerine Bay Burgum, Bay Trump ve Beyaz Saray yardımcı başkanı Stephen Miller ile Bütçe ve Yönetim Ofisi direktörü Russell Vought gibi daha keskin danışmanla tarafından sindirilmiş, boyun eğmiş bir “evet adamı” gibi görünüyor. Bay Burgum’un yönetiminde İçişleri Bakanlığı, kaynak tasarrufunu önceliklendiriyor ve Ulusal Park Servisi personelinin yaklaşık dörtte birini işten çıkarıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bay Trump’ın ilk döneminde, MAGA çevresinde nüfuzu olan bazı doğa korumacı Cumhuriyetçiler Beyaz Saray’da ılımlı bir rol oynuyordu. 2020’de Donald Trump Jr. ve sert sağ yorumcu Tucker Carlson —her ikisi de tutkulu doğa sporları meraklısı— Alaska’daki Pebble Madeni projesini engellemeye yardım etmişti; bu maden, dünyanın en verimli somon balıkçılık alanlarından birini tehdit ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2020’de genç Trump, 100 dolarlık mumlu kanvas tuvalet çantaları ve kabartmalı mimosa kadehleri satan bir dergi ve yaşam tarzı markası olan Field Ethos’u kurmaya yardım etmişti. Ancak mevcut yönetimde, doğa korumaya olan ilgisi azalmış görünüyor; bunun yerine aile yuvasını zenginleştirmeye odaklanmış durumda: online bahis platformlarıyla ve kripto girişimleri ile anlaşmalar yapıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hâlâ değerli alabalıkların yüzdüğü dereleri ve kuş yaşam alanlarını korumak için mücadele eden birkaç muhafazakâr elit ise sayıca az ve güçsüz durumda. Eğer bu ivme devam eder ve direnç önümüzdeki üç yıl boyunca başarısız olursa, Arktik Ulusal Yaban Hayatı Sığınağı’ndan Bears Ears Ulusal Anıtı’na kadar uzanan bazı eşsiz ve hassas manzaralarımız bugünkünden çok daha fazla tehlikeye girecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gelecekteki tarihçiler bu döneme baktıklarında, “kapalı mekan Cumhuriyetçisi”nin zaferini anlatan en çarpıcı anekdot belki de 2025’te başkanın Beyaz Saray Gül Bahçesi’ni asfaltlatma kararı olacaktır. Bunu, Amerikan kadınlarını doğanın kaprislerinden koruma adına şövalyece bir çaba olarak çerçevelemişti. Bir röportajda şöyle demişti: “Kadınları görüyor musunuz? Çimen ıslaktı. Topukları çime batıyordu.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Belki her başkandan Yosemite’de arazide kamp yapmasını beklemek fazla olur, ancak Amerikan sağının, ulusumuzun doğal mirasına karşı kayıtsız ya da açıkça düşman olan bir liderler kuşağını ne kadar tolere edeceği konusunda bir karar vermesi gerekecek. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaman daralıyor; ekosistemler siyasi partiler kadar hızlı toparlanamaz</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Stephen Lezak; Oxford Üniversitesi ve California Üniversitesi, Berkeley'de araştırmacıdır ve iklim değişikliği politikaları üzerine çalışmaktadır.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaynak: <span style="color:#467886"><u><em><a href="https://www.nytimes.com/2026/02/08/opinion/republicans-hunting-wilderness-nature.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/02/08/opinion/republicans-hunting-wilderness-nature.html</a></em></u></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/iphonelarinda-yasayan-maga-elitleri-dogayi-mahvediyor-turkiyeden-abdye-kapali-mekan-sagcilarinin-doga-eziyeti-1770721641.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toprakta talandan arta kalanlar </title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/toprakta-talandan-arta-kalanlar-11426</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/toprakta-talandan-arta-kalanlar-11426</guid>
                <description><![CDATA[Son yirmi yıldır yaşadığımız süreci ve bugün geldiğimiz kaotik durumu herkes kendi baktığı yerden anlamaya ve açıklamaya çalışıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Yeni yerel muhalefet, çevre hareketleri ve diğer&nbsp;toplumsal hareketler toprak talanından arta kalan grupların zenginleşen azınlıkla, kaybeden çoğunluk olduğunu bize gösteriyor. Ancak, siyasal arenada yapılan tartışmaların söylem düzlemindeki bildik çatışmalarla sürdürülmeye devam etmesi&nbsp; bu sürecin kentsel rantı kamuya aktaran yerel demokrasi anlayışına döneceği umudunu maalesef zayı</strong><strong>flat</strong><strong>ıyor. </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Son yirmi yıldır yaşadığımız süreci ve bugün geldiğimiz kaotik durumu herkes kendi baktığı yerden anlamaya ve açıklamaya çalışıyor. Toplumsal yaşamın karmaşık ilişkileri “körlerin fili tarif etmeye çalışması” gibi sayısız anlatıya imkan veriyor.&nbsp;Kimimiz söylemlere, kimimiz eylemlere, kimimiz kültürel yaşama, kimimiz ekonomiye bakarak durumu yorumlamaya çalışıyoruz.&nbsp;Ben de bu yazıda yaşadığımız karmaşık durumun en azından bir kesimini açıklayabileceğini düşündüğüm (gençlerin demode bulduğu !)&nbsp; gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Bu yazıyı, otoriter popülist yönetimin son dönemde kendine düşman olarak muhalif&nbsp; belediye yöneticilerini ve teknokratları koymuş olması nedeniyle yazmayı düşündüm. Son dönemde yaşananlar, her ne kadar dindar/seküler, Cumhuriyetçi/Osmanlıcı, demokrat/otoriter gibi politik çatışmalarla ele alınabilirse de ben konuyu yine “dünyanın bu döneminde”&nbsp;köylülükten çıkışın etkilerine&nbsp; çekmek&nbsp; istiyorum. Bu gözlemim, kentleşme ile ilgili Türkiye’de yapılmış araştırma birikimine dayanıyor, ancak burada ayrıntılı olarak aktarmam maalesef mümkün değil. Yine de&nbsp;konuya ilgi duyanların aşağıda referans olarak verdiğim&nbsp;iki yazımı okudukları takdirde burada anlatmak istediğimi daha iyi kavrayacakları kanısındayım<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" style="text-decoration:underline" title=""><span style="color:black">[1]</span></a>. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Otoriter popülist yönetimin yeni düşman olarak, ellerindeki yetkileri ve kaynakları kentlerde konum kaybeden temel vatandaşlık haklarını bile kullanamayan, kentli ve köylü güçsüzler/mülksüzler/mülksüzleşenler lehine kullanmak isteyenleri seçmesi&nbsp;hepimizin ilgisini çekti. Bunu, son dönemlerde, yeni seçilen&nbsp;yerel yöneticilerin, inşaata dayalı büyüme yanlısı olmak yerine güçsüzlere öncelik vermelerinin&nbsp; yerleşik siyasette kaygı yaratmasına bağlıyorum. Yeni muhalif yerel siyasetin, 1980’lerden bu yana&nbsp; kentsel rant üretme makinasına dönüşen yerel yönetimleri güçsüzler için kullanmaya başlaması inşaata dayalı büyümenin kılcal damarlarını hasara uğratmaya başlamış olabilir. Yeni muhalif yerel siyasetin ortaya çıkmasında, kentlerde uygulanan esnek hukukun yarattığı insani sorunlar ve çevre sorunları etkili olmuş olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak, bence daha önemlisi&nbsp;bu muhalefet yaklaşımı siyasal alanda çatışır görünen ancak eylemde uzlaşan yerleşik&nbsp; güç sahipleri arasındaki gizil&nbsp;anlaşmanın&nbsp; bozulduğunun bir göstergesi olmasıdır. Toplumdaki servet dağılımını alt üst&nbsp; eden inşaata dayalı ekonominin gerçek&nbsp; cesametini, servet dağılımını nasıl etkilediğini ve alternatifinin&nbsp; olup olmadığını maalesef&nbsp; tam olarak bilmiyoruz. Bunu anlamamız için sadece inşaat sektörünü değil, aynı zamanda, inşaata dayalı ekonominin en önemli dayanağı olan toprakta&nbsp;özel mülkiyetin kurulma sürecini ve bu alandaki&nbsp;esnek hukuk uygulamaların işlevini de sorgulamamız gerekir. Bu anlamda, enformel ekonomiyi ve kentsel rantı dikkate alan iktisatçıların ve toplumsal değişmenin&nbsp; devlet/toplum/hukuk ilişkilerine etkisini&nbsp; sorgulayan hukuk sosyologlarının çalışmalarına ihtiyacımız var.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Erken kapitalistleşmiş ülkelerde de kollektif kullanım anlamına gelen geleneksel mülkiyet anlayışından bireysel özel mülkiyete geçişin&nbsp; uzun süren çatışmalı süreçlere dayandığını biliyoruz.&nbsp; Bu süreçlerin yaşandığı dönemlerde de, otoriter yönetimlerin&nbsp; kırsal alanlarda özel mülkiyetin kurulması sırasında&nbsp; köylülerin geleneksel haklarından vazgeçmesi için rıza üretilmesine ç</strong><strong>aba g</strong><strong>österilmediği bilinmektedir.&nbsp; </strong></span></span></span></em></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">KIRSALDA ÖZEL MÜLKİYET KİİMİN LEHİNE DEĞİŞİYOR?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bilindiği üzere, Türkiye’de 1980’lere kadar devlet/toplum ilişkilerinde kent ve kır hukuku olarak iki farklı kurallar ve değerler dizgesi egemendi. Bunun konumuz olan&nbsp; inşaat ve&nbsp; arsa üretimi açısından önemi, kentlerde&nbsp; modern toprak hukukuna benzeyen ve özel mülkiyete de yer açan hukukun uygulanması buna&nbsp; karşılık kırsal alanlarda ise&nbsp; esnek ve geleneksel hukuka benzeyen “kollektif mülkiyet” ve “zilyetlik” geleneğine güvenin devam etmesiydi.&nbsp; Kent hukukunun,&nbsp; yakın dönemlere kadar Türkiye’deki nüfusun küçük kesiminin yaşadığı&nbsp;&nbsp;&nbsp; kentsel alanlarda uygulanmakta olduğuna, buna karşılık nüfusun büyük bir kesiminin yaşadığı kırsal&nbsp; alanlarda ise kollektif kullanıma dayalı esnek mülkiyet anlayışının sürdüğüne dikkati çekmek isterim. Bunun önemi, bugün kentlerde yaşayanların önemli bir kesiminin esnek hukuk, esnek mülkiyet ve kliyantalist gelenek geçmişine ve&nbsp; deneyimine sahip&nbsp; olması ve bunun gerektirdiği ilişkilere yabancı olmamalarıdır. Üstelik bu geçmiş ve deneyim neredeyse “sosyalizasyon” gibi içselleştirilmiştir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’deki araştırmalar&nbsp; çok yakın dönemlere kadar kırsal alanlarda geleneksel toplumlardakine benzer kollektif kullanım geleneğinin devam ettiğini göstermektedir. Erken kapitalistleşmiş ülkelerde de kollektif kullanım anlamına gelen geleneksel mülkiyet anlayışından bireysel özel mülkiyete geçişin&nbsp; uzun süren çatışmalı süreçlere dayandığını biliyoruz.&nbsp; Bu süreçlerin yaşandığı dönemlerde de, otoriter yönetimlerin&nbsp; kırsal alanlarda özel mülkiyetin kurulması sırasında&nbsp; köylülerin geleneksel haklarından vazgeçmesi için rıza üretilmesine çaba gösterilmediği bilinmektedir.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu bağlamda, Türkiye’de özellikle kadastro çalışmalarının izlerinin sürülmesi&nbsp; kırsal alanlarda özel mülkiyetin nasıl, hangi koşullarda ve kimlerin lehine kurulduğunu anlamamıza yardımcı olabilecektir. Kadastrocular 2003 yılında Türkiye’deki 34 bin köyden,&nbsp; 12 bininde&nbsp; kadastro&nbsp; işlemlerinin yapılmamış olduğuna dikkati çekmekteydiler. Son dönemlerde Türkiye’deki kadastro işlemlerinin yeni teknolojileri kullanarak hızla ve toplumsal rıza alınmadan tamamlandığını gözlemliyoruz. Bu hızlı modern mülkiyet hukukunun inşa faaliyetinin&nbsp; kamuoyunda ve siyasal arenada fazlaca gündeme gelmemiş olması inşaata dayalı ekonomi için elzem olan&nbsp; bu işlemlerin uzun bir süre iktidarı ve muhalefetiyle, güçlülerin temsil edildiği&nbsp; yerleşik&nbsp; siyasal sistem tarafından desteklenmiş olduğu anlamına da gelmektedir. Nitekim son dönemlerde gözlemlediğimiz kırsal toplumsal hareketler, Türkiye’de toprakta özel mülkiyetin kurulmasında güçsüzlerin haklarının korunmasında rıza üretilme çabasının olmadığını buna karşılık&nbsp; yerel ve ulusal bütün güçlülerin bu konuda&nbsp; uzlaştığını göstermektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>deki son dönemde gerçekleşen bu yeni servet dağılımının yeni yerel, ulusal ya da&nbsp; küresel&nbsp; aktörlerinin kimler olduğunu tam olarak kavrayamasak da onların siyasal alanda hızla güç kaybettiklerini ve artık kitlesel oy devşirme olanaklarının pek kalmadığını son gelişmelerden anlıyoruz.&nbsp; </strong></span></span></span></em></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">AZALAN KÖY SAYISI NE ANLAMA GELİYOR</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kırsal alanlarda özel mülkiyetin kurulması, bir taraftan Çağlar Keyder ve Zafer Yenal’ın anlattığı “bildiğimiz tarımın sonunu” getirirken, diğer taraftan küresel madencilik, enerji sektörlerine ve bazı büyük müteahhitlere&nbsp; uygun ortamı hazırlamıştır. Otoriter popülist yönetimlerin kitlesel oy desteği almayı başardıkları alanlar ise daha çok hukuk yoluyla kent toprağı haline getirilen ve inşaata açılan olmuştur. Bu bağlamda, özel mülkiyet hakkının oluştuğu alanlarda konut üretimine imkan veren özel mülk arazilerin hızla kentsel arsaya dönüştürülmesi faaliyetine dikkati çekmek isterim.&nbsp; Yerel yönetimlere verilmiş imar yetkisinin de yardımıyla&nbsp; bir taraftan kentlerin çevresi kent sınırı içine dahil edilmiş, diğer taraftan, köy statüsünde olan yerleşmeler kentsel mahalle statüsüne dönüştürülerek inşaata elverişli alanlar haline getirilmiştir. 2010 verilerine göre 34 bin olan köy sayısı bir yasal değişiklikle 18 bine düşürülmüştür. Bu sınır değişiklikleri esas olarak&nbsp; özel mülk sahibi olan göreli olarak güçlü köylülere&nbsp; çok önemli kaynak aktarımı anlamına geldiğinden, tıpkı imar aflarında olduğu&nbsp; gibi&nbsp; mevcut iktidarın kitlesel oy desteği almasında önemli etkisi olmuştur. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kentsel alanlardaki inşaat furyası kentlerde gecekondulaşma sırasında palazlanan babadan kalma yöntemlerle esnek üretim yapan halk tipi&nbsp; inşaat sektörüne&nbsp; önemli can suyu vermiş, küçük mülk sahiplerinin ve bu sektörde çalışanların siyasetle ilişkisini güçlendirmiştir. İnşaata dayalı ekonominin kliyantalist ilişkilere dayanması devlet/toplum ilişkilerini otoriter popülist yönetimin beklediği biçime dönüştürerek hem siyasete hem de ekonomik alana hakim olmuştur. Konut ve iş sıkıntısı çeken mülksüz ve güçsüz yeni kentlileri bir süre için ikna eden yeni düzen faaliyetlerin sürdürülebilir olmaması nedeniyle artık eski canlılığını yitirmiştir. Son depremlerde gerçekleşen yıkımlar da&nbsp; hızla üretilen bu konut alanlarının umulan yaşamı ve güvenceyi üretmediğini oldukça sert biçimde topluma&nbsp; göstermiştir. Son yirmi yıldır gerçekleşen bu topraktaki kullanım hakkındaki&nbsp; değişim bir taraftan yeni servet sahipleri üretirken diğer taraftan mülksüzleşenlerin,&nbsp; kaybeden eski kentli orta sınıfların&nbsp; ve yeni kent yoksullarının sorunlarını kitleselleştirmeye ve görünür kılmaya başlamıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Genel olarak bakıldığında bizim yaşadığımız bu hızlı değişim sürecinin benzerlerinin Güney ülkeleri diye adlandırılan geç kapitalistleşen ülkelerde de yaşandığını biliyoruz. Kuzeyde bu dönemin önemli zenginlerinin de sadece iletişim alanında yenilik yapanlar olmaması, Trump gibi&nbsp; “emlak kralları” ya da “emlak baronları” diye adlandırılan Güney’deki rant paylaşımında yararlanan yeni güç sahipleri olması dikkati çekmektedir. Türkiye’deki son dönemde gerçekleşen bu yeni servet dağılımının yeni yerel, ulusal ya da&nbsp; küresel&nbsp; aktörlerinin kimler olduğunu tam olarak kavrayamasak da onların siyasal alanda hızla güç kaybettiklerini ve artık kitlesel oy devşirme olanaklarının pek kalmadığını son gelişmelerden anlıyoruz.&nbsp; Yeni yerel muhalefet, çevre hareketleri ve diğer&nbsp; toplumsal hareketler toprak talanından arta kalan grupların zenginleşen azınlıkla, kaybeden çoğunluk olduğunu bize gösteriyor. Ancak, siyasal arenada yapılan tartışmaların söylem düzlemindeki bildik çatışmalarla sürdürülmeye devam etmesi&nbsp; bu sürecin kentsel rantı kamuya aktaran yerel demokrasi anlayışına döneceği umudunu maalesef zayıflatıyor. En azından şimdilik….</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">----</span></span></p>

<div>
<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" style="text-decoration:underline" title=""><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[1]</span></span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Arial Unicode MS&quot;,sans-serif"> “</span>Köylülükten Çıkışın Zorlu Haller”;&nbsp; Cumhuriyet:&nbsp; Asırlık Bir Muhasebe içinde&nbsp; derleyen Mehmet Ö. Alkan, İletişim Yayınları, 2023, s: 69-110. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-family:&quot;Arial Unicode MS&quot;,sans-serif">“</span>Kırsal Arsa ve Konut Üretim Sürecinde Kırsal Alışkanlıkların ve Kuralların Etkisi Üzerine”;&nbsp; İstanbul Bir Kervan Saray mı? içinde, Sema Erder yazıları Derleyen: Nesrin Uçarlar; İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları; 2015; s. 211-228. (internet ortamında ücretsiz okunabilir).&nbsp; </span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Jul 2025 03:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/07/toprakta-talandan-arta-kalanlar-1752710844.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Marmara’ya bak Marmara’ya</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/marmaraya-bak-marmaraya-11179</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/marmaraya-bak-marmaraya-11179</guid>
                <description><![CDATA[Marmara’da “müsilaj” denen felaket ortaya çıkınca sanki sorun görülüyormuş gibi yapılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Marmara’</strong><strong>daki yaşamı kırıma uğratan kirlenme, oksijensizleşme durumundan söz etmek… &nbsp;Bunlar yalnızca ortaya çıkan sonuçlar. &nbsp;Evet, Marmara can çekişiyor. Bir zamanların çok sayıda canlı türünün yaşadığı bu mü</strong><strong>stesna </strong><strong>özellikteki deniz ölüme doğru gidiyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Karşılaştığımız felaket iddia edildiği gibi yalnızca bir doğa kırımından ibaret değil. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her felaketle birlikte bir değil iki defa kırım yaşanıyor, &nbsp;Marc Nichanian’ın işaret ettiği gibi. Yalnızca doğa değil, zihin dünyası da kırıma uğruyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Marmara’da “müsilaj” denen felaket ortaya çıkınca sanki sorun görülüyormuş gibi yapılıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tıpkı afetlerde binlerce insan öldükten sonra binaların çürük olduğunu ve fay hatlarının yerlerini öğrenmek gibi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Felaketlerle karşılaşınca gerçeklerle karşılaşıyor gibi oluyoruz. Marmara Denizi’nin can çekiştiğini gösteren “müsilaj”dedikleri şey de öyle. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tıpkı “cambazın numarası” gibi: “Marmara’ya bak, Marmara’ya… Ama sakın buraya bakma.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gösteri şiddete ve yasaklara dayanan bir sansür sisteminden çok daha etkili. Doğa kırımına, insan olan ve olmayanların zarar görmesine yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda onunla baş etme, mücadele etme imkanlarını da mağdurların elinden alıyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu gösteri dünyası içinde yer alan STK’ların çoğunun arkasında şirketler, kamu imtiyazlarını kullanan çıkar grupları var. Yayın kuruluşlarını da bu gösteri dünyası içinde kullanılmaya çoktan hazır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Eğer çıkar grupları doğayı, müşterekleri rehin alıyorlarsa, onlar da zihin dünyasını alıyorlar ve felç ediyorlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kırımcı politikaların sürdürülebilirliğini, alternatiflerin ortaya çıkmamasını sağlayan da zihin dünyasının gerçeklikle rehin alınması. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hangisini istersiniz: STK kimliği kullanarak kendi şirketlerine iş sağlayanlar, müteahhitlerle birlikte uluslararası kuruluşlardan kredi alınmasını sağlayanlar, atıksu arıtma tesislerinin projelerinde görev alanlar… &nbsp;“Daha çok arıtma tesisi yapılsın, daha çok iş fırsatı ortaya çıksın” diyerek yalnızca kendi kamu yararı kavramlarını temsil ediyorlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Politikanın &nbsp;figüratif alana izole edilmesi, şehrin zihin dünyasının felç edilmesi ile eş anlamlı. Sorunları gösterirmiş yaparken gizliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gerçeklikle bu karşılaşma biçimi travmatik. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Toplulukların baş etmeyi öğrenmelerine değil, tam tersine daha da çaresiz hale gelmelerine yol açıyor. Bunlardan da birileri istifade ediyor. Gerçek dediğimiz şey tıpkı bir çöl gibi zihin dünyasını kurutuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Politika böylece nesneleştirici, işaretsizleştirici bir işlev kazanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Arkasındaki işleyiş görünmez kılınıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hem vampirler gibi emdikleri kamu kaynaklarının keyfini sürüyorlar, hem de ortaya çıkan muazzam skandalı perdelemeyi başarıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu nedenle milyarlarca dolar harcanarak inşa edilen arıtma tesislerinin neden hiç bir işe yaramadığı sorgulanamıyor. &nbsp;Atıksuları arıtmak için alınan milyarlarca doların nereye gittiği, su faturalarının neden katlandıkça katlandığı gözlerden uzak tutuluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Marmara’daki yaşamı kırıma uğratan kirlenme, oksijensizleşme durumundan söz etmek… &nbsp;Bunlar yalnızca ortaya çıkan sonuçlar. &nbsp;Evet, Marmara can çekişiyor. Bir zamanların çok sayıda canlı türünün yaşadığı bu müstesna özellikteki deniz ölüme doğru gidiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Peki o zaman Dünya Bankası’ndan Marmara’yı ve su havzalarını korumak için milyar dolarları bulan krediler neden alındı? O muazzam bütçelerle inşa edilen kolektörler, arıtma tesisleri ne işe yarıyor? Bir taraftan da denizde yaşayan canlıların kuluçka alanları, kıyılar inşaat molozları ile dolduruluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İSKİ’nin faaliyet raporlarına bakarsanız Marmara çok yakında -eskisi gibi- pırıl pırıl olacak…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu projelerin şehir merkezindeki trafik sorunun çözmek için otoyol kavşakları yapmaktan hiçbir farkları yok. &nbsp;Ya da deprem riskine karşı -sağlam yapılara parası karşılığı çürük raporu verilerek- gerçekleştirilen “kentsel dönüşüm” uygulamaları örneğindeki gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Piyasa aktörleri ile kol kola giren, kamu imkanları kariyer yapan STK’lar, uzmanlar, şirket temsilcileri… Projeleri çekmeceden çıkan şartnameler ile ihaleleri alan müteahhitler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İstanbulluların gözleri nesneleştirici bir şiddetle kamaştırılıyor. Ama bu bilgilerin göz kamaştırıcı ışığının arkasındaki karanlıkta kalan şehrin ve suyun nasıl yönetildiği…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu arada İstanbulluların ödedikleri su faturaları katlandıkça katlanıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yönetiminde nedense STK’ların, bağımsız kuruluşların temsilcileri yok. Ama iş alan kuruluşların var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tıpkı koruma, ulaşım, afete hazırlık projelerinde olduğu gibi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İstanbullulara söylenen ise şu: “Merak etmeyin, siz istediğiniz kadar kirletin. Yaşam çevrenizi istediğiniz kadar zehirleyin. Biz gerekeni yapıyoruz”. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sanki şehrin zihin dünyası sekülerleşmeden, failler dahil edilmeden sorun çözülebilirmiş gibi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İşte İstanbul halkı böyle aldatılıyor.</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Jun 2025 01:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/06/marmaraya-bak-marmaraya-1749161014.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AK Parti Sürgünleri</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ak-parti-surgunleri-10818</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ak-parti-surgunleri-10818</guid>
                <description><![CDATA[Köy sürgünlerini, ilk kez 1980’li yılların karanlık sabahlarında gördü bu topraklar. 12 Eylül Askeri Darbesi sonrası tankların palet izleri sadece şehir meydanlarına değil, dağların yamacında yer alan köylerin yollarına ve yıllardır sessiz bir yaşam süren köylülerin hafızalarına da kazındı. O yıllarda, Doğu illerimizdeki köylerde yaşayan masum ve yoksul ailelerin evleri yıkıldı, yakıldı, işkenceye uğradılar, ormanları yakıldı ve zorla göç ettirildiler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>DEVA Partisi Milletvekili </strong></span><strong><a href="https://x.com/rizvanogluevrim?s=21"><span style="color:#3498db">Evrim Rızvanoğlu</span></a></strong><span style="color:#000000"><strong>, son yıllarda AKP’nin izlediği politikaları sonuçlarından biri olan sürgün edilen köylüleri yazdı ve ekledi; “AKP, Atatürk'ün “Milletin efendisi” dediği köylüyü, yalnızca bir engel olarak gördü.&nbsp; Onları sadece maden şirketlerinin önündeki bir “problem” olarak gördü.”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köy sürgünlerini, ilk kez 1980’li yılların karanlık sabahlarında gördü bu topraklar.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">12 Eylül Askeri Darbesi sonrası tankların palet izleri sadece şehir meydanlarına değil, dağların yamacında yer alan köylerin yollarına ve yıllardır sessiz bir yaşam süren köylülerin hafızalarına da kazındı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O yıllarda, Doğu illerimizdeki köylerde yaşayan masum ve yoksul ailelerin evleri yıkıldı, yakıldı, işkenceye uğradılar, ormanları yakıldı ve zorla göç ettirildiler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çocuklar, etrafında oynadıkları dere kenarlarını, ağaçlarına tırmanıp tatlı meyvelerini yedikleri dut ağaçlarını, arkadaşı gördükleri yeni doğmuş kuzuları geride bırakmak zorunda kaldı. Gözyaşları içinde ayrıldılar köylerinden.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kürt aileler belirsiz, karanlık, endişeli ve stresli bir geleceğe doğru yol aldılar ve köylerinden zorla uzaklaştırıldılar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kadınlar, ocakta çorbası kaynayan evlerinden, bir bavula sığmayan hayatlarını sırtlayarak sürgüne yollandı.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Resmi sebepler “devlet güvenliği” idi; “terörle mücadele”ydi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kürt vatandaşlarımız, yüzyıllardır yaşadıkları kadim topraklardan, bastıkları her karışında hatıra olan köylerinden kopartıldı.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dağların gölgesindeki evler boş kaldı. Camilerde ezan sustu.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kuşlar bile rotasını şaşırdı çünkü köyler artık yaşanmayan yerlerdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve şimdi, 2020’li yıllarda, bir başka karanlık dönemden geçiyoruz.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir kez daha köyler boşaltılıyor. Ama bu kez tanklar yok. Bu kez altın var, nikel var, kömür var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu kez, sebep “terör” değil. Sebep, para!&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sebep, kişisel çıkar!&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sebep, iktidarın ve işbirlikçi şirketlerin açgözlülüğü!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Doğayı talan eden, yaşam alanlarını hiçe sayan, yalnızca bugünü düşünen bir zihniyetin kurbanı oluyor köylerimiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve bu kez hedef yalnızca Doğu değil. Ege’den Karadeniz’e, Akdeniz’den İç Anadolu’ya kadar her bölgeden yükseliyor bu çığlık: “Toprağımı vermem!”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Madencilik ruhsatlarıyla gelen tehdit sadece bir ağaç kesimi değil; sadece bir derenin kuruması değil.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">O ruhsatlar, bir mezarlığın hafızasını silmektir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir ninenin torununa anlatacağı masalları yok etmektir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir çocuğun ilk toprağa bastığı ayak izini, ilk ektiği domatesi, ilk suladığı fidanı geri dönüşsüz biçimde yok etmektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köyü terk etmek bir ev değiştirmek değildir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Orası bir yaşamdır. Bir bellektir. Bir aidiyettir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Zeytin ağacıyla konuşan yaşlı amcayı, yağmur duasına çıkan kadınları, imeceyle ev yapan komşuları görmeden bunu anlayamazsınız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama AKP köylüleri, onların hayatlarını, duyularını ve korkularını anladığını hiç bir zaman göstermedi. Hiç bir zaman köylülerle empati yapmadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aksine AKP, Atatürk'ün “Milletin efendisi” dediği köylüyü, yalnızca bir engel olarak gördü.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Onları sadece maden şirketlerinin önündeki bir “problem” olarak gördü.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve bu sorunu çözmek için köylüleri, tıpkı Afrika’da gördüğümüz kolonyalist yönetimlerin yerli halkı görmezden gelmesi gibi, sessizce yok etmeye çalıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Alpagut Atalan’da, Kaz Dağları’nda, Fatsa’da, İkizdere’de ve daha yüzlerce yerde aynı senaryo oynanıyor.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Önce “kalkınma” diyerek gelirler.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonra “kamu yararı” diyerek ruhsat verirler.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonra da, yüzyıllık ağaçları, bin yıllık dağları, kadim dereleri kazıp, parçalayarak arkasında bir hiçlik bırakırlar.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve köylüler yalnız kalır…&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hikâyeleriyle, gözyaşlarıyla, ne yapacağını bilemeden…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kanada’da, Avustralya’da, Norveç’te doğa önce korunur, sonra kalkınma planlanır.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama bizde doğa, bir madenin çıkış maliyetine kurban edilir.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ve bu halk, bu ülkenin gerçek sahibi olan köylüler, yersiz yurtsuz bırakılır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ama bu böyle gitmez.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köyü terk etmeyenlerin çığlığı kulaklarımızda çınlıyor:&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><em>“Biz burada doğduk, burada öleceğiz!”&nbsp;&nbsp;</em></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Toprağını bırakmayan o kadın, o ihtiyar, o genç, bize bir şey söylüyor:&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ya köylerimizi birlikte savunacağız ya da bir gün şehirlerimiz de aynı kaderi paylaşacak. Şehirleri de hızla yaşanmaz hale getirecekler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Haydi, ses verelim!&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Haydi, omuz verelim!&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yaşamı savunmak için,&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Doğayı, kültürü, belleğimizi korumak için…&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu ülkenin efendisi olan köylülerimizin yanında duralım.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çünkü onlar direnirse, hepimiz umut edebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köyler yaşasın ki bu ülkenin kalbi atsın.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Köylüler kalsın ki bu milletin ruhu var olsun.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sömürgecilere karşı hep birlikte direnelim.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Çünkü bu topraklar bizim!</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 07:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/ak-parti-surgunleri-1744323659.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saraçhane günleri ekopolitiği: Yurttaş gazlanırken, krizi ranta çevirdiler</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/sarachane-gunleri-ekopolitigi-yurttas-gazlanirken-krizi-ranta-cevirdiler-10737</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/sarachane-gunleri-ekopolitigi-yurttas-gazlanirken-krizi-ranta-cevirdiler-10737</guid>
                <description><![CDATA[TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı, yandaş sermayesi, beşli çetesi, kırk haramiler misali ülkeyi soyma, kaynakları ranta çevirip yok etme, yurttaşın ekmeğinden, emeğinden, alın terinden çalma peşindeler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilerek tutuklanmasının ardından yükselen protesto ve gösterilerde gençler gazlanıp coplanırken, yandaş sermaye için acele kamulaştırma kararları verildi, imar değişiklikleri yapıldı, ormanlar orman sınırları dışına çıkarıldı, uçak alan şirketin vergileri teşvikle bedavaya getirildi…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesinin hemen akabinde tutuklanarak cezaevine gönderilmesi başta İstanbul Saraçhane’de olmak üzere Türkiye’nin pek çok noktasında kitlesel protesto eylemleri gerçekleştirildi. Özellikle üniversiteleri ve meydanları hareketlendiren eylemlerde polisin gözaltına alırken gösterdiği sert müdahale, orantısız şiddet kullanımı ve çok sayıda kişinin tutukluluğa sevkedilmesi infial yarattı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gösteriler ve protestolar devam ederken CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Saraçhane’den özellikle yandaş sermayeye ve medya kuruluşlarına yönelik bir boykot kampanyası başlattıklarını açıkladı, Özel’in milyonların katıldığı buluşmaları yayına vermeyen kanallar ve iltisaklı firmalar hakkında boykot çağrısında bulunması, yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye Ekrem İmamoğlu ile bazı İBB çalışanlarıyla Şişli ve Beylikdüzü belediye başkanlarının tutuklanmasını, polisin şiddetini, eylem ve protestoların nasıl dalga dalga ülke geneline yayıldığını izlerken, elbette AKP iktidarı da boş durmadı, fırsattan istifade arka planda rant dağıtmaya devam etti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İktidar, kriz dönemlerini rant kapısını biraz daha aralamak için adeta büyük bir fırsat olarak görüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Polatlı’nın buğday tarlaları Cengiz Holding için feda edildi</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İktidara yakınlığıyla ve son yıllarda devletten aldığı pek çok ihaleyle gündemden düşmeyen Cengiz Holding’e bağlı Cengiz Elektrik, epeydir Ankara Polatlı’daki tarım arazilerine gözünü dikmişti. Türkiye’nin tahıl ambarlarından biri olarak bilinen Polatlı’daki 1 milyon 116 bin metrekarelik 31 tarla Cumhurbaşkanı kararıyla “acele” kamulaştırıldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazetede yayımlanan acele kamulaştırma kararına göre, Cengiz Elektrik Toptan Satış A.Ş’ye ait Censtorage-5 Cengiz Güneş Enerji Santrali (GES) elektrik üretim tesisinin yapımı amacıyla Polatlı’daki 31 tarla, kamulaştırma yoluyla yurttaştan alınarak Hazine’ye devredilecek. Hazine’nin mülkiyetine geçecek bu alan daha sonra GES kurması için Cengiz Elektrik’e tahsis edilecek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Şirket, elektrik üretmek için buğday tarlalarının üzerini 150 bin adet güneş paneliyle kapatacak. Kamulaştırılan tarlalarda en az 50 yıl boyunca tarımsal üretim yapılamayacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Ormanları yatırım fırsatı gören iktidar yine boş durmadı</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ormanları “yatırım fırsatı” gören, doğal varlıkları her fırsatta yandaş sermayeye devreden, memleketin dağını taşını, toprağını, suyunu parsel parsel satan iktidar Türkiye’nin içinden geçtiği şu gergin politik ortamda yine mesai yaptı, </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Resmi Gazete’den orman talanı haberi geldi ve 12 ilde 1,9 milyon metrekare orman alanı yok edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Adana, Antalya, Bursa, Elazığ, Isparta, Kahramanmaraş, Konya, Mersin, Muğla, Sinop, Trabzon ve Yozgat illerinde bulunan toplam 1 milyon 946 bin 133 metrekare orman alanı, orman sınırları dışına çıkarıldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla ormandan çıkarılan en büyük alan, son dönemde yoğun yerleşim yaşanan Antalya’nın turistik Konyaaltı ilçesinde gerçekleşti. Toplam 1 milyon 605 bin 15 metrekare orman alanı bir imzayla orman sınırlarından çıkarılarak yerleşime ve ranta açıldı. Aynı şekilde Konya 170 bin metrekare, Isparta da 88 bin metrekare orman kaybıyla büyüklük sıralamasında ilk üç sırada yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özellike orman sınırları dışına çıkarılarak en fazla orman kaybeden 12 il içinde özellikle Muğla’nın rantı en yüksek ilçeleri arasında yer alan Bodrum ve Fethiye de dikkat çekti. Bu iki ilçede beş farklı yerde toplam 2 bin 885 metrekare orman alanı, orman sınırları dışına çıkarıldı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Gençler, öğrenciler gelecekleri için sokaklara, meydanlara çıkarken, onların gelecekleri işte böyle harcanıyor. Dolayısıyla TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı, yandaş sermayesi, beşli çetesi, kırk haramiler misali ülkeyi soyma, kaynakları ranta çevirip yok etme, yurttaşın ekmeğinden, emeğinden, alın terinden çalma peşindeler. Maalesef,&nbsp; geleceklerini yok ettikleri gencecik insanları bu harami saltanatı iç</strong><strong>in d</strong><strong>övüyor, copluyor, gazlıyor, tutuklayıp cezaevine atıyorlar…</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Çeşme’de turizm ve ticaret alanı oldu</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlanan özelleştirme kararıyla Türkiye turizminin önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilen İzmir Çeşme’de Alaçatı bölgesinde arsa imar değişiklikleri gerçekleştirildi. Kararla birlikte, mülkiyeti Hazine’ye ait olan ve özelleştirme kapsamında bulunan Alaçatı’daki 93 bin 500 metrekarelik alanın imar planı “Ticaret-Turizm alanı, açık spor tesis alanı, resmi kurum alanı, trafo alanı, otopark ve yol” şeklinde değiştirildi. Plan değişikliğine yönelik itirazların yapılabilmesi için itirazlara yönelik askı süresi de tamamlandı. Ancak, belirtilen süre içinde yapılan itirazlar Cumhurbaşkanı kararıyla reddedildi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Parselin yakın zamanda Danıştay tarafından iptal edilen Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarında kaldığı aynı zamanda, III. derece doğal SİT statüsü özelliğine sahip olduğu belirtilirken, parselin yakında satışa çıkarılmasının beklendiği ifade ediliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de demokratik kitle örgütlerinin, emek, kadın, çevre örgütlerinin verdiği mücadele aynı zamanda hukuksuz kararlarla ormanlarımızı, havamızı, suyumuzu, toprağımızı, geleceğimizi bir avuç sermayedara peşkeş çekemesin diye de verilen bir mücadele aynı zamanda…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin önde gelen iş insanlarından Ali Sabancı’nın sahibi olduğu Pegasus Hava Yolları’nın satın aldığı 44 yeni uçağın, devlet tarafından sağlanan teşviklerle finanse ettiğini öğrendik. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Son iki yılda 34 milyar lira net kâr elde eden şirket, piyasa değeri yaklaşık 4,4 milyar dolar (167 milyar lira) olan bu uçak maliyetinin tamamı için vergi indirimlerinden yararlandı. Bu teşvikler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2009'daki imzasıyla yürürlüğe giren yatırım teşvik programı kapsamında gerçekleştirildi. İşin ilginci, 16 uçak için Kurumlar Vergisi yüzde 25’ten yüzde 12,5’e çekilirken, 84 uçak için de yüzde 2,5 gibi sembolik bir orana indirildi. Devletin sunduğu vergi avantajı ile Pegasus, milyarlarca dolarlık yatırımı cebinden neredeyse hiç harcama yapmadan bedavadan biraz fazla bir miktarla gerçekleştirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Emekliler için bayram ikramiyesini 1000 TL artırmamak için bin dereden su getirenler sermayenin vergilerini bir kalemde gayet rahat silebiliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Pandemi gibi, deprem gibi siyasi, ekonomik ya da toplumsal kriz ortamları hem sermaye hem de iktidar için bir önemli bir alışverişi zemini yaratıyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hatırlanacağı üzere, kısa bir süre önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca haklarında ''adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" ve "gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma'' suçlamasıyla soruşturma başlatılan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, ifadelerinin alınmasının ardından yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2002’de başlayan AKP iktidarları boyunca yaşanan pek çok toplumsal, ekonomik ve siyasal kırılmada iktidar ile ters düşen TÜSİAD’ın Erdoğan ile yıldızı hiç barışmadı. Taraflar özellikle Cumhuriyet mitingleri, Gezi olayları, 17/25 Aralık operasyonları, ekonomi politikaları ve AB&nbsp;ile ilişkiler konusunda pek çok kez karşı karşıya geldi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ama şimdi bakıyoruz, TÜSİAD’a yönelik son operasyonun ardından TÜSİAD sus pus… Sermayenin demek ki ülkede meydana gelen son siyasi ve ekonomik kırılmalara dair en ufak açıklayacağı bir fikri ve cesareti yok. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gençler, öğrenciler gelecekleri için sokaklara, meydanlara çıkarken, onların gelecekleri işte böyle harcanıyor. Dolayısıyla TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı, yandaş sermayesi, beşli çetesi, kırk haramiler misali ülkeyi soyma, kaynakları ranta çevirip yok etme, yurttaşın ekmeğinden, emeğinden, alın terinden çalma peşindeler. Maalesef,&nbsp; geleceklerini yok ettikleri gencecik insanları bu harami saltanatı için dövüyor, copluyor, gazlıyor, tutuklayıp cezaevine atıyorlar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Mar 2025 08:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/sarachane-gunleri-ekopolitigi-yurttas-gazlanirken-krizi-ranta-cevirdiler-1743225212.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmamoğlu’na yönelik soruşturmanın ardında Kanal İstanbul olabilir mi?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/imamogluna-yonelik-sorusturmanin-ardinda-kanal-istanbul-olabilir-mi-10687</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/imamogluna-yonelik-sorusturmanin-ardinda-kanal-istanbul-olabilir-mi-10687</guid>
                <description><![CDATA[Biliyorsunuz Türkiye tarihinin en tartışmalı projelerinden biri olan Kanal İstanbul.

Erdoğan'ın özellikle seçim dönemlerinde gündeme getirdiği ve seçim vaadi olarak yurttaşa sunduğu ancak bilim insanlarının karşı çıktığı, neden yapılmaması gerektiği üzerine onlarca raporun hazırlandığı Kanal İstanbul’a ilişkin alınan Rezerv Alanı İlanı ve Çevre Düzeni Planı, Aralık 2024’te İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İmamoğlu, Kanal İstanbul ile ilgili bir açıklamasında, “Burada, seçimlerde gizledikleri ve ifade edemedikleri, etmedikleri bir başka sorun var, bir başka konu var. Bir telaş var, acelecilik var. Yani geç kalmış gibi bir tavır var. Açgözlülük var” demişti. Kanal İstanbul güzergahında TOKİ inşaatları yükseliyor, yargı kararları hiç sayılarak Bakanlık eliyle ihaleler düzenleniyor. İmamoğlu operasyonu, 65 milyar dolarlık rantın önündeki en büyük engele mıntıka temizliği olabilir mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük oranda rakibi olması beklenen Ekrem İmamoğlu ile birlikte çok sayıda kişinin gözaltına alınması hem yurtiçinde hem de yurtdışında büyük infial yarattı. İmamoğlu’nun “yolsuzluk” ve “terör” suçlamalarıyla gözaltına alınması, Türkiye’de ve dünyada geniş yankı uyandırırken, iktidara yakın medya operasyonu “hukuki bir süreç” olarak tanımladı, muhalif medya ise “siyasi darbe” vurgusu yaptı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İmamoğlu’nun ve CHP’li belediyelerle ilintili kişilerin gözaltına alınmasına yönelik operasyonu “sivil darbe” olarak nitelendirenler epeyce fazla sayıda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Olabilir mi? İmamoğlu’nun CHP’nin gerçekleştireceği ön seçimlerde cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesine dört gün kala hileli yöntemle diplomasının iptal edilmesi, iki ayrı soruşturma başlatılarak evinden polis konvoyuyla gözaltına alınması, İstanbul’da dört gün boyunca toplanma, gösteri, yürüyüş yasağı ilan edilmesi, sosyal medyanın platformlarına erişimin yavaşlatılması gibi gelişmeler düşünüldüğünde pekala olabilir…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Diplomanın iptal edilmesinin hemen ardından yolsuzluk, suistimal, ihaleye fesat karıştırma ve hatta terörle iltisaklı olduğu iddialarıyla gözaltı süreci başlatılmış oldu. Aynı gün içinde İmamoğlu’nun ortağı olduğu inşaat şirketine de el kondu. Cumhurbaşkanlığı koltuğu için aday gösterilecek popüler bir isim, bir mıntıka temizliğiyle, bir zapturapt altına alma yoluyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Peki, durumu sadece bununla açıklayabilir miyiz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Önce son günlerde yaşanan bazı gelişmelerden bahsedelim ve ardından parçaları birleştirelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Biliyorsunuz Türkiye tarihinin en tartışmalı projelerinden biri olan Kanal İstanbul.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Erdoğan'ın özellikle seçim dönemlerinde gündeme getirdiği ve seçim vaadi olarak yurttaşa sunduğu ancak bilim insanlarının karşı çıktığı, neden yapılmaması gerektiği üzerine onlarca raporun hazırlandığı Kanal İstanbul’a ilişkin alınan Rezerv Alanı İlanı ve Çevre Düzeni Planı, Aralık 2024’te İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İdare Mahkemesi, rezerv yapı alanı kararının gerekli bilimsel ve teknik analizler yapılmadan alındığını ve bu kararın kentsel dönüşüm amacından uzaklaşılarak İstanbul’un doğal alanlarını tehdit eden yeni yerleşim projelerine dayanak oluşturduğunu kaydetti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Mahkeme, rezerv yapı alanı ilan edilen bölgelerin, İstanbul’un orman, tarım ve su havzaları gibi korunması gereken doğal alanlarını içerdiğini belirterek, detaylı bir inceleme ve rapor hazırlanmadan ilanların yapıldığına dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ocak 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bilim insanlarının katılımıyla “Kanal İstanbul Bilgilendirme Toplantısı”nın raporunu yayınladı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul’un İstanbul ve Türkiye için stratejik bir beka meselesi olduğunu belirterek, 135 milyon metrekarelik bir alanın tarım ve orman alanlarını içeren kısmının tahrip edileceğini söyledi. İmamoğlu, “İstanbul’un korunması ve iyileştirilmesi, yalnızca yerel bir sorumluluk değil, ulusal bir görev olarak görülmelidir” ifadelerini kullandı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Projenin tarım alanları, ormanlar, su havzaları ve deniz ekosistemleri üzerinde geri dönülemez tahribata yol açacağı ifade edilirken, Sazlıdere Barajı’nın yok edilmesi, Terkos Gölü’nün tuzlanma riski ve Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorunu kalıcı hale gelme olasılığı en önemli çevresel tehditler olarak belirtildi. Proje alanında yaşayan 15 endemik türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağına dikkat çekildi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu gelişmenin akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, şubat ayında İstanbul Kuzey Marmara Otoyolu 8. Kesim Nakkaş Projesi Etabı Sazlıdere Köprüsü İnşaat Alanı’nda inceleme yaptı. Sazlıdere Köprüsü aynı zamanda Kanal İstanbul Projesi’ndeki altı köprüden biri olarak biliniyor. Daha önce medyaya servis edilen haberlerde de Sazlıdere Köprüsü’nün ayaklarının, yolun geçeceği seviyeyi aşarak yaklaşık 90 metreye ulaştığı açıklanmıştı.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>65 MİLYAR DOLARLIK RANT KAPISI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kanal İstanbul için harcanması öngörülen 65 milyar doların İstanbul ve ülkenin daha acil ve öncelikli ihtiyaçlarına kaynak sağlamak için kullanılabileceği kaydedildi.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ayrıca, -ki burası önemli- projenin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ek 19,2 milyar liralık bir yük oluşturacağı ve deplase benzeri altyapı işlemleri nedeniyle İSKİ’ye en az 45 milyar liralık bir maliyeti olacağı belirtildi. Bu kapsamda asıl hedefin kamu yararı oluşturmak değil, ticari kazanç elde etmek olduğu vurgulandı. Bu denli yüksek bir maliyetin deprem hazırlıkları, yoksullukla mücadele ve eğitim gibi öncelikli alanlara aktarılabileceği dile getirildi.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine bu gelişmenin akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, şubat ayında İstanbul Kuzey Marmara Otoyolu 8. Kesim Nakkaş Projesi Etabı Sazlıdere Köprüsü İnşaat Alanı’nda inceleme yaptı. Sazlıdere Köprüsü aynı zamanda Kanal İstanbul Projesi’ndeki altı köprüden biri olarak biliniyor. Daha önce medyaya servis edilen haberlerde de Sazlıdere Köprüsü’nün ayaklarının, yolun geçeceği seviyeyi aşarak yaklaşık 90 metreye ulaştığı açıklanmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu arada, şubat ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi TOKİ’nin inşaatlarını neredeyse tamamladığı Kanal İstanbul güzergahındaki 24 bin 150 konut ve 1121 dükkanlık Yenişehir Projesi’ne yönelik önemli bir açıklama yaptı. İBB, İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği’ne aykırı bulduğu projeyi yargıya taşıdığı ve imar planlarını iptal ettirdiği için, konutların İSKİ ve İGDAŞ’a yapılan su ve atık su hizmeti ile doğal gaz abonelik başvurularına reddettiğini açıkladı.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Medyaya yansıyan haberlerde, 14 Şubat günü de TOKİ’nin aynı bölgede yapmayı planladığı toplam 12 bin 858 konut için ÇED süreci için başvuru yapıldığı kaydedilirken, konut projelerinin toplam bedeli 34 milyar 757 milyon TL olarak aktarıldı.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>YENİ İMAR DÜZENLEMELERİ: YARGI KARARLARI YOK SAYILDI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İBB, İstanbul’un en önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı ve çevresindeki içme suyu havzalarına yapıldığı iddia edilen konut projeleriyle ilgili yargıya başvurmuştu. İBB’nin başvurusu üzerine, İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Dursunköy Mahallesi’ndeki Emlak Konut-THY projesine ait imar planlarını 8 Temmuz 2024’te iptal etti. Yine yukarıda da bahsettiğimiz üzere, İstanbul 5. İdare Mahkemesi de, Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin rezerv alan ilanı ve 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği kararlarını hukuka aykırı bularak iptal etmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fakat bu yargı kararları hiçe sayılarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kanal İstanbul güzergahında TOKİ için yeni ihaleler düzenledi. Aralık 2024’te Arnavutköy Sazlıbosna’da 9 bin 92 konut ve 592 dükkanın yapımı için 11 ihale, Ocak 2025’te ise yine Sazlıbosna’da 12 bin 309 konut ve 406 dükkanın yapımı için 17 adet ihale düzenledi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyondan bir süre önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Arnavutköy Sazlıbosna ve Hacımaşlı Mahallelerinde Kanal İstanbul Yenişehir Rezerv Yapı alanı sınırları içerisinde kalan toplam 8 milyon 200 bin metrekarelik arazide imar düzenlemesi yaptı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İmar planları daha askıdan inmeden 12 Şubat günü jet hızıyla TOKİ’nin baraj havzasına etaplar halinde yapacağı toplam proje bedeli 30 milyar 615 milyon TL olan 12 bin 16 konutluk inşaatın Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlatıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Medyaya yansıyan haberlerde, 14 Şubat günü de TOKİ’nin aynı bölgede yapmayı planladığı toplam 12 bin 858 konut için ÇED süreci için başvuru yapıldığı kaydedilirken, konut projelerinin toplam bedeli 34 milyar 757 milyon TL olarak aktarıldı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tapuda tarla ve toprak vasfına sahip arazileri betona çevirecek 24 bin 874 konut inşaatı için atılan ilk adımın ardından baraj havzasında toplam 65 milyar 372 milyon liralık rant yaratan konut projesinde yeni bir gelişme yaşandı. Etaplar halinde yapılacak proje için sunulan altı ayrı başvuru karara bağlanırken, 13 Mart’ta İstanbul Valiliği “ÇED gerekli değildir” kararı verdi, inşaatların önü açılmış oldu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bir telaş, bir acelecilik ve açgözlülük… En ufak bir muhalefete, karşı duruşa, yargı sürecine tahammülleri yok. O sebeple bu, Kanal İstanbul rantının önündeki en büyük engel Ekrem İmamoğlu’na yönelik mıntıka temizliğidir…</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>MURAT KURUM ADAYKEN “GÜNDEMİMİZDE YOK” DEMİŞTİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Hatta son seçimlerde Cumhur İttifakı’nın İBB başkan adayı Murat Kurum, Kanal İstanbul projesiyle ilgili bir soruya, “İstanbul’un gündeminde olmayan hiçbir iş bizim de gündemimizde olmayacak” demişti. Ancak, seçimi kaybeden Murat Kurum kısa bir süre yeniden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na getirildi. Kurum, bir süre sonra Kanal İstanbul projesinin imar planlarını tekrar askıya çıkardı.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öte yandan, bir yıl önce Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın 2024-2028 Stratejik Planı’nda Kanal İstanbul’un yüzde 20 oranında tamamlandığı bilgisi yer aldı. Raporda, 2027’de kanalın yüzde 30’unun, 2028’de ise yüzde 45’inin tamamlanmasının hedeflendiği belirtilmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>AKP iktidarı, Kanal İstanbul için ne Avrupa bankalarından ne de Körfez bölgesinden su yolunun yapımı için fon bulamıyor, sadece Arap ülkelerinden gayrimenkul alımı gerçekleşiyor. Arka arkaya yargı kararları hiçe sayılarak yapılan inşaatlar ve devam eden inşaat ihaleleri bir kez daha Kanal İstanbul’un aslında bir gayrimenkul projesi olduğunu doğruluyor.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Sonuç olarak Kanal İstanbul’daki iş sandığımızdan çok daha büyük, çok daha derin bir kıran kırana sermaye aktarımına ve rantsal bölüşüme işaret ediyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İmamoğlu, yaptığı son </span><a href="https://www.24saatgazetesi.com/imamoglundan-kanal-istanbul-aciklamasi-bir-acgozluluk-var" style="text-decoration:none"><span style="color:#3498db"><u>açıklamalardan birinde,</u></span></a><span style="color:#000000"> aslında önemli bir duruma dikkat çekiyordu: Burada, seçimlerde gizledikleri ve ifade edemedikleri, etmedikleri bir başka sorun var, bir başka konu var. Bir telaş var, acelecilik var. Yani geç kalmış gibi bir tavır var. Açgözlülük var. Bunu hissettim. Açık ve net.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir telaş, bir acelecilik ve açgözlülük… En ufak bir muhalefete, karşı duruşa, yargı sürecine tahammülleri yok. O sebeple bu, Kanal İstanbul rantının önündeki en büyük engel Ekrem İmamoğlu’na yönelik mıntıka temizliğidir…</span></span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 06:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/imamogluna-yonelik-sorusturmanin-ardinda-kanal-istanbul-olabilir-mi-1742589798.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Bedavadan biraz fazla’: 72 taksitte termik santral satışıyla kaynak transferi </title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bedavadan-biraz-fazla-72-taksitte-termik-santral-satisiyla-kaynak-transferi-10636</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bedavadan-biraz-fazla-72-taksitte-termik-santral-satisiyla-kaynak-transferi-10636</guid>
                <description><![CDATA[Çayırhan Termik Santrali ihalesindeki bedelin düşüklüğü sebebiyle ihaleye iptal kararı gelir mi göreceğiz. İşçilerin, emekçilerin aylardır sürdürdüğü eylemlere ve itirazlara kulak tıkadılar, ancak bu çok güçlü bir toplumsal muhalefetle mümkün olabilir. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>47 yıldır faaliyette olan ve ekonomik olarak ömrünü tamamlamış Çayırhan Termik Santrali’nin kapatılma sürecinin başlatılarak, adil dönüşüme geçilmesi, emekçilerin yeni iş imkanlarıyla buluşturulması, ekonomik ve toplumsal risklerinin azaltılması gerekirken, yeni bir özelleştirme süreciyle kaynak transferi gerçekleştiriliyor…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de çevre ve yaşam alanları mücadelesi verenler, Türkiye’nin 2050 karbon nötr olma hedefiyle uyumlu olarak kömürlü termik santrallerden kademeli çıkış için tarih vermesini beklerken, AKP iktidarı özelleştirme yoluyla bu santrallerin daha uzun yıllar çalışmasının önünü açıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Geçtiğimiz günlerde Elektrik Üretim A.Ş.’ye (EÜAŞ) ait Çayırhan Termik Santrali’nin ve maden sahasının özelleştirme ihalesini 20 milyar TL'lik teklifle Akçadağ İnşaat Enerji Madencilik AŞ kazandı. Ankara Nallıhan’da bulunan Çayırhan Termik Santralı işçileri, yaşayacakları işten çıkarmalar ve hak kayıpları nedeniyle özelleştirmeye karşı çıkmış, işçiler maden sahası önünde aylar öncesinde eyleme başlamıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Diğer yandan, Çayırhan Termik Santrali’nin değerini çok altında bir fiyata özelleştirilmesi kamuoyundan tepki toplamaya devam ediyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Varlık satışı devir açısından bakıldığında epeyce asimetrik bir özelleştirme ihalesi olduğu söylenebilir. Zira, 4,5 milyar dolar olarak hesaplanan Çayırhan Termik Santrali ve maden sahaları, sadece 20 milyar TL’ye Akçadağ İnşaat Enerji Madencilik AŞ’ye satılarak özelleştirilmiş oldu.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, ihalenin ardından yaptığı paylaşımlarda santral ve madendeki mal ve taşınmazların değerinin 164 milyar TL olduğunu ifade etmişti.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yavuzyılmaz açıklamasında, “Adrese teslim Çayırhan Termik Santrali ve maden sahalarının özelleştirme ihalesi tamamlandı. Kazanan yine AK Parti bürokrasisi oldu. 164 milyar lira değerindeki varlıkların ihalesini Akçadağ Grup 20 milyar lira teklifle kazandı. Aradaki fark sekiz kat! Kamu zararı 144 milyar lira!” değerlendirmesinde bulundu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yavuzyılmaz, ihalenin daha önce dizayn edilerek teklif tutarlarının danışıklı dövüşle belirlendiğini vurgulayarak, “Termik santralin yaklaşık değeri 1 milyar dolar, kömür sahalarının değeri ise yaklaşık 3.5 milyar dolar. Varlıkların toplam değeri 4,5 milyar dolar. Güncel kurla 164 milyar TL. Özelleştirme tutarı 20 milyar TL. Aradaki fark 144 milyar TL’lik bir kamu zararı. Üstelik ihaleyi kazanan şirket 20 milyar liralık tutarı da yüzde 20 peşin, 6 taksitle ödeyecek. Daha önce buna benzer yapılan özelleştirme ihalelerinin dolar üzerinden yapıldığını görüyorduk. Ancak bu kez AKP, bu ihaleyi TL ile yaptı. Şirket açısından TL üzerinden yapılan ihale daha uygun hale getirildi” ifadelerini kullandı.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.termiksizgelecek.org/wp-content/uploads/2022/11/Cayirhan-TPP-Rapor-__.pdf" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Burası Türkiye’de özel sektöre devredilen ilk termik santral olma özelliği taşıyor.&nbsp;</u></span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">1978 yılında faaliyete başlayan tesisin işletmesi 1996 yılında devletten alınarak Ciner Grubu’na ait Park Termik Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye verildi. 30 Haziran 2020 tarihinde işletme yeniden devlete geçti. 15 yıllık süreyi kapsayan bu devrin süresi 29 Aralık 2010 tarihinde bitmesine rağmen ek protokollerle 31 Ağustos 2011 tarihine kadar uzatıldı.&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Maalesef Türkiye’nin kömürden çıkışı çok ama çok sancılı olacak. Türkiye’de kömür meselesi ekonomik olmaktan ziyade bir siyasi mesele olduğu için ideolojik olarak atılacak her adım hem tartışmaya yol açacak hem de bizi yürümemiz gereken iklim mücadelesi yolundan giderek uzaklaştıracak. Çayırhan Termik Santrali özelleştirmesine biraz da bu açıdan bakmamız gerekiyor.</strong></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tesis, Park Termik Elektrik Sanayii ve Ticaret AŞ’ye devredildikten sonra, 30 Haziran 2020 tarihinde 20 yıllık işletme süresini tamamladı ve devri yeniden devlet eline geçti. Ancak, 12 Kasım 2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile santralin arazileri ve maden sahaları bir bütün olarak tekrar özelleştirme programına alındı.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>47 yıldır faaliyette olan ve ekonomik olarak ömrünü tamamlamış bir termik santralin kapatılma sürecinin başlatılarak, adil dönüşüm sürecinin uygulanması, emekçilerin yeni iş imkanlarıyla buluşturulması, ekonomik ve toplumsal risklerinin azaltılması gerekirken, yeni bir özelleştirme süreciyle kaynak transferi gerçekleştiriliyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Burada yine çok ilginç bir ihale süreci ile karşı karşıyayız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dediğimiz gibi, ihale Çayırhan Termik Santrali’nin kömür sahasını, arsalarını, binalarını ve lojmanlarını kapsıyor. Maden sahalarının işletme hakkı 2060 yılına kadar devrediliyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İhale şartnamesine göre ihaleyi kazanan Akçadağ İnşaat Enerji Madencilik A.Ş., ödemeyi vadeli bir şekilde yapabilecek. İhale bedelinin yüzde 20’sini peşin ödemesi kaydıyla 72 takside bölebilecek. Bu durumda enflasyon farkı alınacak.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yani biz araç geçiş garantili, yolcu garantili, hasta garantili ihaleler, işletmecilerin kamuya ödemelerinde ötelemeler, kredi borcunu refinanse etmeler çok duyduk da 72 taksitte termik santral alışverişi ilk kez oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yine Deniz Yavuzyılmaz’a göre ihaleyi kazanan şirketin bir yılda elde edeceği kâr yaklaşık 120 milyon dolar. 35 yılda elde edeceği kâr enflasyonu hesaba katmadan 4 milyar 200 milyon doları bulacak.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şimdi bu bedavadan biraz fazla bir miktarla varlık satışı ve ihale yoluyla kaynak transferi değil de nedir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İhaleyi alan Diyarbakırlı Akçadağ ailesine ait </span><a href="https://akcadag.com.tr/devam_eden_projeler/" style="text-decoration:none"><span style="color:#1155cc"><u>Akçadağ İnşaat Enerji Madencilik halen </u></span></a><span style="color:#000000">Çanakkale Çan, Muğla Yatağan, Bolu Aksa, Tekirdağ Malkara, Manisa Soma’da kamudan devraldığı madenlerin üst yapı işlerini yapıyor. Akçadağ, Soma maden sahasında da hafriyat işi yapıyor. Firmanın daha önce Soma’yı almak için girişimlerde bulunduğu da söylenenler arasında.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şirketin internet sitesinde kısa bir tur yaptığınızda ihaleyi alan şirketin Türkiye Kömür İşletmeleri’nden, Oyak’tan, AKP’li belediyelerden işler alan bir firma olduğunu görebiliyorsunuz.&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Devlet imkanlarıyla sermaye transferi yoluyla zenginleştirilen Akçadağ’ın Kırgızistan’da altın madeni işletmeciliği yaptığı da sitede belirtiliyor. Yarın Türkiye’de kamuoyunda çok tartışmalı altın madeni projelerinde bu şirketin adını görürsek hiç şaşırmayalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Çayırhan Termik Santrali ihalesindeki bedelin düşüklüğü sebebiyle ihaleye iptal kararı gelir mi göreceğiz. İşçilerin, emekçilerin aylardır sürdürdüğü eylemlere ve itirazlara kulak tıkadılar, ancak bu çok güçlü bir toplumsal muhalefetle mümkün olabilir.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dolayısıyla maalesef Türkiye’nin kömürden çıkışı çok ama çok sancılı olacak. Türkiye’de kömür meselesi ekonomik olmaktan ziyade bir siyasi mesele olduğu için ideolojik olarak atılacak her adım hem tartışmaya yol açacak hem de bizi yürümemiz gereken iklim mücadelesi yolundan giderek uzaklaştıracak. Çayırhan Termik Santrali özelleştirmesine biraz da bu açıdan bakmamız gerekiyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/bedavadan-biraz-fazla-72-taksitte-termik-santral-satisiyla-kaynak-transferi-1741986526.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İktidarın İklim Kanunu teklifi: Neleri kapsıyor ve neden yetersiz?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iktidarin-iklim-kanunu-teklifi-neleri-kapsiyor-ve-neden-yetersiz-10612</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iktidarin-iklim-kanunu-teklifi-neleri-kapsiyor-ve-neden-yetersiz-10612</guid>
                <description><![CDATA[26 Şubat 2025 tarihinde Çevre Komisyonunda kabul edilen ve bu hafta TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi beklenen, 20 madde ve 2 geçici maddeden oluşan Türkiye’nin ilk İklim Kanunu teklifi, ülkemizin iklim değişikliğiyle mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olabilirdi. Ancak teklifin mevcut hali, Türkiye’yi iklim krizine karşı koruyacak lafza da ruha da sahip değil.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">DEVA&nbsp;Partisi İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, komisyonda kabul edilen İklim Kanunu bütün yönleriyle analiz etti ve ekledi: “Türkiye’nin ihtiyacı olan, bilimsel verilere dayalı, demokratik ve katılımcı bir süreçle hazırlanmış, bağlayıcı mekanizmalar içeren, sanayi ve enerji dönüşümü için net bir yol haritası sunan, adil geçiş sürecini güvence altına alan, ara hedeflerin belirlendiği ve kömürden çıkış için kademeli bir takvimin belirlendiği gerçek bir İklim Kanunudur."</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">26 Şubat 2025 tarihinde Çevre Komisyonunda kabul edilen ve bu hafta TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi beklenen, 20 madde ve 2 geçici maddeden oluşan Türkiye’nin ilk İklim Kanunu teklifi, ülkemizin iklim değişikliğiyle mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olabilirdi. Ancak teklifin mevcut hali, Türkiye’yi iklim krizine karşı koruyacak lafza da ruha da sahip değil.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dünyada birçok ülke sanayisini, tarımını, enerji politikasını ve şehirlerini iklim krizine hazırlayan bilim temelli, bağlayıcı ve uygulanabilir yasalar çıkarırken, Türkiye’nin iklim politikalarını yönlendirecek bu kanun teklifi ciddi eksiklikler içeriyor. Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmaması, vatandaşlarını iklim krizinin yıkıcı etkilerinden koruması ve iklim değişikliğiyle etkin bir şekilde mücadele edebilmesi için bu kanun teklifinin kapsamlı bir şekilde revize edilmesi gerekiyor. Bu yazıda, teklifin eksiklerini ve olması gereken düzenlemeleri ele almaya çalışacağım.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İklim Kanunu Neden Önemli?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dünya, 2015 yılında Paris İklim Anlaşması ile küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlandırmayı hedefledi. Ancak bilim insanları, karbon emisyonları hızla azaltılmazsa 2050’ye kadar dünya sıcaklıklarının 3°C’den fazla artacağını öngörüyor. Bu ne anlama geliyor? Büyük şehirlerde aşırı sıcaklıklar nedeniyle dışarı çıkmak tehlikeli hale gelecek.Gıda üretimi azalacak, fiyatlar artacak, temiz suya erişim zorlaşacak. Halk sağlığı yeni iklim kaynaklı hastalıklarla tehdit edilecek. Türkiye ekonomisi, önlem alınmazsa 2050’ye kadar 1 trilyon TL’den fazla zarara uğrayacak. Bu nedenle Türkiye’nin bilimsel, bağlayıcı ve uygulanabilir bir İklim Kanununa ihtiyacı var. Ancak Meclis’e sunulan kanun teklifi bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İklim değişikliği artık soyut bir tehdit olmaktan çıktı; hayatımızın her alanını etkileyen bir gerçek. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 2024 yılı, Türkiye’nin iklim krizinin yıkıcı etkilerini en ağır şekilde yaşadığı yıllardan biri oldu.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Mevcut Kanun Teklifi Neden Yetersiz?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İktidar, 2022 yılında Konya’da düzenlediği İklim Şurası’nda, Türkiye’nin iklim kanunun Avrupa Birliği standartlarına uygun olması gerektiğini açıkça ifade etmişti. Yine, Meclis Araştırma Merkezi de farklı ülkelerin iklim kanunlarını inceleyerek bilimsel ve uluslararası normlara dayalı örnekleri kamuoyuyla paylaşmıştı. Ancak komisyonda kabul edilen ve TBMM Genel Kurulunda görüşülecek teklif, ne Türkiye’nin İklim Şurası kararlarına uyuyor, ne de dünyada başarılı örnekleri bulunan iklim yasalarına benziyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Gerçekçi ve etkili bir iklim kanununun, bazı temel prensiplere dayanması gerekir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Bilimsel verilere dayanmalı. Kararlar ve hedefler bilimsel analizler doğrultusunda belirlenmelidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Net sıfır emisyon hedefi için ara tarihler ve mutlak azaltım hedefleri belirlenmelidir. Yalnızca uzun vadeli bir vizyon çizmek yetmez, aşamalı ve ölçülebilir adımlar atılmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Kanun, sayısal verilere dayalı olmalı; azaltım hedefleri muğlak ifadelerden ibaret olmamalıdır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Bağımsız bir bilimsel kurul oluşturulmalı ve politika sürecini denetlemelidir. İklim politikalarının etkinliğini sağlamak için bağımsız uzmanlar düzenli raporlar hazırlamalı ve bu süreç şeffaf bir şekilde yönetilmelidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Avrupa Birliği, Almanya, İngiltere ve Finlandiya başta olmak üzere gelişmiş ülkeler, iklim kanunlarını somut rakamlar koyarak hazırladı. Emisyon azaltım hedefleri yalnızca sözde bırakılmadı, yasal yükümlülük haline getirildi ve bağımsız kurumlar tarafından denetlenmesi sağlandı. Nitekim iktidarın sunduğu teklifte ise bu temel yapı tamamen eksik bırakılmış. İklim krizine karşı gerçekçi bir mücadele vermek istiyorsak, bilimsel ve bağımsız bir denetim mekanizmasına ihtiyacımız var. İngiltere’de “İklim Değişikliği Komitesi” adında bağımsız bir yapı var.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu komite, hükümete ve parlamentoya tavsiyelerde bulunan bir danışma organı olarak çalışıyor. Düzenli raporlar hazırlıyor ve politika süreçlerini bilimsel kriterlerle denetliyor. Ancak iktidar tarafından sunulan teklif, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin süreci tamamen dışarıda bırakıldığı bir model sunuyor. Eğer bir ülkede bilimsel denetim mekanizması yoksa, parlamento sürece dahil edilmemişse, tüm yetki yürütmeye bırakılmış ve bağımsız kurumlar tarafından süreç takip edilmiyorsa, bu yasa uygulanabilir olmaktan uzak kalır. Halk adına hesap verebilirlik sağlanmadan, parlamento denetimi olmadan yürütülen bir iklim politikası, gerçek bir dönüşüm sağlamaz ve geleceğimizi güvence altına almaz.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye, İklim Krizine Ne Kadar Hazır?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İklim değişikliği artık soyut bir tehdit olmaktan çıktı; hayatımızın her alanını etkileyen bir gerçek. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 2024 yılı, Türkiye’nin iklim krizinin yıkıcı etkilerini en ağır şekilde yaşadığı yıllardan biri oldu. Tam 1257 aşırı hava olayı kaydedildi: şiddetli yağışlar, seller, fırtınalar, orman yangınları… 1940’tan bu yana en fazla aşırı hava olayı görülen ikinci yıl olarak kayıtlara geçti. Türkiye bu afetlere karşı ne kadar hazırlıklı? İklim kriziyle mücadelede sadece karbon emisyonlarını azaltmak yetmez. Aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak, ekonomiyi ve toplumu bu değişimlere hazırlamak da gerekir. Ancak Meclis’e sunulan İklim Kanunu teklifine baktığımızda, afetlere ve aşırı hava olaylarına karşı Türkiye’yi dirençli hale getirecek bir uyum politikasının olmadığını görüyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Oysa iklimle mücadelede iki temel unsur vardır: azaltım ve uyum politikaları. Eğer biri eksikse, orada gerçek anlamda bir iklim politikası yok demektir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye İklim Değişikliğine Nasıl Uyum Sağlayacak?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Şu an yürürlükte olan politikalar ve sunulan yasa teklifi, Türkiye’nin iklim krizinin yarattığı etkilerle nasıl mücadele edeceğine dair yeterince detaylı bir çerçeve sunmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Su Krizi Kapıda</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye su stresi altında olan bir ülke. Topraklarımızın yarısından fazlası çölleşme riskiyle karşı karşıya. Kuraklık artıyor, barajlar alarm veriyor. Ancak yasa teklifinde su kaynaklarının korunmasına dair kapsamlı bir politika bulunmuyor. Peki, Türkiye hızla büyüyen su krizine nasıl yanıt verecek? Bu konuda hiçbir somut öneri yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Tarım ve Gıda Krizi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye, gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında ilk sırada. Tarım sektörü, kuraklık ve aşırı hava olaylarından en çok etkilenen sektörlerden biri. Çiftçiler artan maliyetlerle, su kıtlığıyla ve ürün verimliliğinin düşmesiyle mücadele ediyor. Ancak yasa teklifinde, tarımın iklim krizine nasıl uyum sağlayacağı, üretimin nasıl sürdürülebilir hale getirileceği veya çiftçilerin nasıl destekleneceği konusunda kapsamlı bir çözüm sunulmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Ekosistemler ve Biyoçeşitlilik</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Doğal ekosistemler, iklim krizine karşı en büyük güvencelerimizden biri. Ormanlar, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliğiyle mücadelede hayati bir rol oynuyor. Ancak kanun teklifinde doğanın korunması, ekosistemlerin güçlendirilmesi ve iklim değişikliğine karşı nasıl dirençli hale getirileceği konusunda detaylı çözümler yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Turizm Tehlikede</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin Gayrisafi Yurt İçi Hasılası’nda (GSYH) büyük bir paya sahip olan turizm sektörü, iklim krizinin en fazla etkilediği sektörlerden biri. Sıcaklık artışı, su kıtlığı, deniz seviyesinin yükselmesi ve ekstrem hava olayları, özellikle sahil bölgelerindeki turizmi tehdit ediyor. Ancak yasa teklifinde turizm sektörünün iklim krizine nasıl adapte olacağına dair tek bir düzenleme dahi yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Sağlık Sistemi Risk Altında</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İklim değişikliği sadece çevreyi değil, halk sağlığını da doğrudan etkiliyor. Yeni salgın hastalıklar, sıcak hava dalgaları nedeniyle artan ölüm oranları ve hava kirliliğinin yol açtığı kronik hastalıklar, Türkiye’nin sağlık sistemi için büyük bir tehdit oluşturuyor. Batı Nil virüsü gibi daha önce Türkiye’de hiç görülmemiş hastalıklar yayılmaya başladı. Ancak yasa teklifinde, iklim krizinin sağlık sistemi üzerindeki etkilerine nasıl uyum sağlanacağı konusunda herhangi bir düzenleme bulunmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Ulaşım Politikası Yok</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin karbon emisyonlarının önemli bir kısmı ulaşım sektöründen kaynaklanıyor. Ancak kanun teklifine bakıldığında, ulaşım sektörüne dair tek bir düzenleme bile yok. Oysa, karbon nötr hedefi koyan ülkeler, elektrikli araçları teşvik ediyor, toplu taşıma altyapısını güçlendiriyor ve alternatif yakıt kullanımını artırıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örneğin Almanya, 2019’da kabul ettiği İklim Koruma Yasası ile 2030’a kadar karbon emisyonlarını 1990 seviyesine göre %55 azaltmayı hedefledi. Ulaşım sektörü için:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Elektrikli araç teşvikleri artırıldı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Toplu taşıma altyapısı güçlendirildi,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Alternatif yakıtların kullanımı yaygınlaştırıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Yani Almanya "Şu kadar azaltacağız" demekle yetinmedi, bunu nasıl yapacağını net bir şekilde belirledi. Ancak bize önerilen İklim Kanunu’nda bırakın detaylandırmayı, ulaştırma kelimesi bile geçmiyor!</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Adil Geçiş: Yok Sayılan Bir Zorunluluk</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İktidarın göz ardı ettiği en kritik konulardan biri de “adil geçiş” süreci. Kanun teklifinde,tanım yapılıyor ancak bu geçişin nasıl sağlanacağına dair somut bir plan bulunmuyor. Adil dönüşüm mekanizmaları eksik, hatta bu dönüşüm için ayrılması gereken bütçe dahi belirlenmemiş. Oysa dünya genelinde başarılı iklim yasaları, adil geçişi yalnızca bir kavram olarak değil, uygulanması gereken bağlayıcı bir politika olarak ele alıyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde sanayinin nasıl destekleneceğini planlıyor, fosil yakıtlara bağımlı şehirlerin nasıl dönüştürüleceğini belirliyor ve vatandaşların bu süreçte nasıl korunacağını düzenliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Örneğin, Güney Kore’nin İklim Kanunu’nun 47. maddesi, karbon nötr geçiş sürecinde iş kayıplarını önlemek ve bölgesel ekonomik etkileri azaltmak için sosyal güvenlik mekanizmalarının oluşturulmasını zorunlu hale getiriyor. Aynı şekilde hükümet, yeniden eğitim ve istihdam destekleri sunarak adil geçişi sağlamakla yükümlü. Türkiye’de ise durum tam tersine işliyor. Genel Kurulda görüşülecek kanun teklifinde bırakın kapsamlı bir adil dönüşüm planını, fosil yakıtlardan çıkış stratejisi bile yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Oysa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen COP29’da Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkacağını beyan etmişti. Ancak Bakan’ın uluslararası platformda verdiği bu söz, hazırlanan yasa teklifine yansıtılmadı. Fosil yakıtlardan çıkış için kademeli bir yol haritası belirlenmedi, net bir tarih konmadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu belirsizlik, sadece çevresel değil, sosyal açıdan da büyük bir risk taşıyor. Türkiye’de hâlâ 50 bin kişi kömür sektöründe çalışıyor ve bu insanların geleceği hakkında hiçbir güvence sunulmuyor. Yeni iş alanları yaratılmadan kömürden çıkış mümkün değil. Ancak yasa teklifi, bu insanların ve ailelerinin geleceğine dair tek bir düzenleme bile içermiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Adil geçiş süreci olmadan, iklim politikalarının toplumsal etkilerini göz ardı eden bir yaklaşımla dönüşüm sağlanamaz. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, fosil yakıtlardan çıkışı kademeli olarak yöneten, iş gücünü güvence altına alan ve sanayi dönüşümünü destekleyen bağlayıcı bir mekanizmadır. Aksi takdirde, ne sosyal refah korunabilir ne de ekonomik istikrar sağlanabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye emisyonlarını azaltmazsa, ihracatçılarımız AB’ye ürün satarken ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalacak. Eğer Türkiye ETS’yi doğru kurgulamazsa, AB’nin uyguladığı karbon fiyatına uyum sağlayamayacak ve dış pazarlarda rekabet gücünü kaybedecek.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>İklim Yasası mı, ETS Kanunu mu?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin ilk İklim Kanunu olarak sunulan kanun teklifi,&nbsp; bir iklim yasasından çok eksik bir Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurgusu sunuyor. Ancak, yanlış temeller üzerine kurulan bir ETS, ne karbon emisyonlarını azaltır ne de Türkiye’yi yeşil dönüşüme ve küresel rekabete hazırlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Özellikle Avrupa Birliği’nin 2027 itibarıyla uygulayacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) göz önüne alındığında, Türkiye’nin sanayi üretimini ve ihracatını koruması için gerçekçi, bağlayıcı ve uzun vadeli bir stratejiye ihtiyacı var. Ancak, sunulan yasa teklifi, Türkiye’nin karbon emisyonlarını nasıl azaltacağına dair somut hedefler koymadığı gibi, ihracatçılarımızı SKDM karşısında nasıl koruyacağı konusunda da yetersiz.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Rekabet Gücümüz Risk Altında</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İhracatının hatrı sayılır bölümünü Avrupa’ya yapan bir ülke olarak, bu gelişme, ekonomimizi, teknolojimizi ve iş yapış şekillerimizi çok hızlı bir şekilde dönüştürmemiz gerektiği anlamına geliyor. Eğer karbon emisyonlarını azaltan ve etkin bir fiyatlandırma mekanizmasını içeren bir sistem kurmazsak, Avrupa pazarında ciddi bir rekabet kaybı yaşayabiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu ne anlama geliyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye emisyonlarını azaltmazsa, ihracatçılarımız AB’ye ürün satarken ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalacak. Eğer Türkiye ETS’yi doğru kurgulamazsa, AB’nin uyguladığı karbon fiyatına uyum sağlayamayacak ve dış pazarlarda rekabet gücünü kaybedecek. Sanayimizin dönüşümünü finanse edecek mekanizmalar geliştirilmezse, ihracatçılarımız daha yüksek maliyetlerle boğuşmak zorunda kalacak. Ancak hükümetin sunduğu Ulusal Katkı Beyanı’na göre Türkiye, 2038’e kadar emisyonlarını artırmaya devam edecek. Peki, artan emisyonları fiyatlandıran bir ETS sistemi nasıl bir çevresel kazanım sağlayacak? Rekabet gücümüzü koruyacak etkin politikalar olmadan, karbon fiyatlandırması ne işe yarayacak?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bir karbon piyasasının çalışabilmesi için en kritik unsurlardan biri şeffaflık ve bağımsız denetim mekanizmalarıdır. Ancak yasa teklifinde, ETS’nin nasıl denetleneceği konusunda ciddi eksiklikler var. Hangi tesislerin ne kadar emisyon yaptığı açıklanmayacak</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ETS: Kağıt Üzerinde mi Kalacak?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir ETS’nin gerçekten etkili olabilmesi için emisyon azaltım hedefleri ile desteklenmesi gerekir. Ancak yasa teklifine baktığımızda, sistemden kimlerin nasıl yararlanacağının tam olarak belirlenmediğini görüyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Özellikle ücretsiz tahsisatlar konusu büyük bir soru işareti. Hangi sektörler ücretsiz tahsisat alacak? Bu tahsisatlar ne zaman sona erecek? Ücretsiz tahsisatların sürekli hale gelmesi, karbon piyasasını nasıl etkileyecek? Avrupa Birliği, ücretsiz tahsisatları aşamalı olarak kaldırarak açık artırma yöntemiyle dağıtım modeline geçti. Türkiye’nin benzer bir geçiş sürecini nasıl yöneteceği belirsiz. Eğer ücretsiz tahsisatlar sürekli hale getirilirse, ETS’nin asıl amacı olan karbon azaltımı hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ve Türkiye’nin sanayisi SKDM karşısında dezavantajlı kalacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Öte yandan, ETS’den elde edilecek gelirlerin nasıl kullanılacağı da tam bir muamma. Avrupa Birliği, ETS gelirlerinin en az %50’sini sanayi dönüşümü, yeşil enerji projeleri ve düşük gelirli grupların desteklenmesi için ayırıyor. Türkiye’de ise bu fonların nereye harcanacağına dair herhangi bir planlama yapılmamış.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Şeffaflık ve Denetim Eksikliği</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bir karbon piyasasının çalışabilmesi için en kritik unsurlardan biri şeffaflık ve bağımsız denetim mekanizmalarıdır. Ancak yasa teklifinde, ETS’nin nasıl denetleneceği konusunda ciddi eksiklikler var. Hangi tesislerin ne kadar emisyon yaptığı açıklanmayacak. ETS’ye tabi şirketlerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği bilinmeyecek. Karbon fiyatlandırmasının nasıl belirleneceği şeffaf olmayacak. Bu eksiklikler, sistemin güvenilirliğini sorgulanır hale getiriyor. Karbon ticaretinden elde edilen gelirlerin nasıl kullanılacağı konusunda kamuoyunun hiçbir bilgiye sahip olmaması, sistemin suistimale açık hale geleceğinin en büyük göstergesi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Peki, Ne Yapılmalı?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin rekabet gücünü koruması ve sanayi dönüşümünü sağlaması için ETS’nin kağıt üzerinde bir düzenleme olmaktan çıkarılması gerekiyor. Bunu sağlamak için:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Emisyon azaltım hedefleri somut, net ve bağlayıcı olmalı,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Ücretsiz tahsisatların süresi ve hangi kriterlere göre verileceği şeffaf bir şekilde belirlenmeli,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- ETS’den elde edilen gelirlerin yeşil dönüşüm ve sanayi destek projelerine yönlendirileceği garanti edilmeli,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Bağımsız bir denetim mekanizması oluşturularak ETS süreci kamuoyuna açık hale getirilmeli,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">- Sanayi ve ihracatçılar için düşük karbonlu üretime geçişi teşvik edecek destek programları oluşturulmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aksi halde, bu yasa Türkiye’nin sanayisini koruyamayacak, rekabet gücünü zayıflatacak ve ülkemizi karbon düzenlemelerine uyum sağlayamayan ülkeler ligine itecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bütün bu olumsuzların olmaması için Türkiye’nin ihtiyacı olan, bilimsel verilere dayalı, demokratik ve katılımcı bir süreçle hazırlanmış, bağlayıcı mekanizmalar içeren, sanayi ve enerji dönüşümü için net bir yol haritası sunan, adil geçiş sürecini güvence altına alan, ara hedeflerin belirlendiği ve kömürden çıkış için kademeli bir takvimin belirlendiği gerçek bir İklim Kanunudur.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 06:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/iktidarin-iklim-kanunu-teklifi-neleri-kapsiyor-ve-neden-yetersiz-1741635154.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sermayeye peşkeş çekilen bir denizin hikayesi: Marmara Denizi yaşam savaşı veriyor</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/sermayeye-peskes-cekilen-bir-denizin-hikayesi-marmara-denizi-yasam-savasi-veriyor-10581</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/sermayeye-peskes-cekilen-bir-denizin-hikayesi-marmara-denizi-yasam-savasi-veriyor-10581</guid>
                <description><![CDATA[Marmara Denizi, gerekli arıtmalar yapılmadan deşarj edilen evsel ve endüstriyel atıksular, derin deniz deşarjları, büyüklü küçüklü binlerce sanayi tesisinin boşalttıkları zehirli sular, gemilerden kaynaklanan balast ve sintine suları, dip taramaları, kıyı kumullarının yok edilmesi ve daha birçok kirlilik yüküyle katlediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Marmara Denizi'nde üç yıl önce görülen müsilaj geri döndü ve kısa sürede tüm bölgeyi etkisi altına aldı. 2022’de açıklanan Marmara Denizi Eylem Planı’na uyulmadığı gibi denizdeki kirlilik yükü azaltılmadı. Üstelik, Ergene Nehri’ni sanayi atıklarından arındırmak amacıyla kurulan derin deşarj sistemi Marmara Denizi’nde müsilaj felaketini tetikledi. Oksijen seviyesi giderek azalan denizin yeni atık yüklerini kaldırmaya gücü yok</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ocak ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), tarihinde ilk kez bir devletin çevre kirliliğini önlemeye yönelik yeterli önlem almaması nedeniyle insanların </span><a href="https://www.clientearth.org/latest/press-office/press-releases/lack-of-action-on-pollution-violates-right-to-life-europe-s-top-human-rights-court-rules/" target="_blank"><span style="color:#2980b9">yaşam hakkını ihlal ettiğine hükmetti</span></a><span style="color:black">. Bu karar AİHM’in ilk kez çevre kirliliğinin yaşam hakkını tehdit edebileceğini hukuken de kabul ettiğini gösterirken, bu gelişme tarihi bir karar olarak nitelendiriliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">İtalya’nın Campania bölgesinde yasa dışı atık depolama ve yakma işlemleri nedeniyle yıkıcı sağlık sorunları yaşadıkları için İtalyan devletine dava açan yurttaşlar, davayı AİHM’e taşımışlardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2’nci Maddesi, “Her bireyin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır” ifadesiyle yaşam hakkını tanımlıyor. Bu madde ile koruma altına alınan yaşam hakkının ihlali geri dönülmez zarara ve yaşam kaybına neden olabileceği için devletlere güçlü yükümlülükler getiriyor. Bu aynı zamanda AİHM kararıyla, tüm devletlerin çevre sorunlarına proaktif, özenli ve zamanında müdahale etme yükümlülüklerinin uluslararası hukuk çerçevesinde vurgulanması anlamına da geliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Biz maalesef, Türkiye’de doğal, kültürel ve tarihi varlıklarla olan ilişkimizde koruma/kullanma dengesini bir türlü tutturamadık. AKP iktidarlarının 23 yıllık döneminde bugüne kadar planlı, programlı, taraflarla istişare edilmiş, sürdürülebilir anlamda bir çevre koruma planı hiç olmadı. Yapılan ya da yapılmak istenen eylem planları genelde kağıt üzerinde kaldı. Doğal alanlarda, korunan alanlarda, SİT bölgelerinde koruma/kullanma dengesinin ibresi hep kullanmadan yana çevrildi.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Sonuç, tahrip edilmiş ormanlar, delik deşik edilmiş dağlar, kurutulmuş göller, nehirler, yok edilmeye yüz tutmuş, kirletilmiş tarım toprakları, meralar, sulak alanlar, denizler…</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">İşte bu koruma/kullanma dengesinde ibrenin hep kullanmadan yana çevrilmesinin sonuçlarını izlediğimiz Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorunu da, denizle olan ilişkimizin çarpıklığının net bir örneği. Marmara Denizi, özellikle son yıllarda adeta gözümüzün önünde can çekişiyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Marmara Denizi’nde son yıllarda giderek artan yoğunlukta yaşamakta olduğumuz müsilaj sorunu gibi deniz, göl, baraj gibi alanlarda yaşanan ötrofikasyon (besin maddelerinin büyük oranda artması), alg patlaması benzeri sorunların iki temel sebebi var:</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Birincisi organik yükün artması, ikincisi sıcaklığın bu canlıların üremesi için en elverişli seviyeye ulaşması…</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Bu iki ön koşula akıntı ve rüzgar gibi su hareketlerinin azlığının da eklenmesi deniz salyası ya da müsilaj olarak adlandırılan sorunların gözle görünür şekilde açığa çıkmasına sebep oluyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Ancak, Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj sorununun zamansal uzunluğu, kapsadığı alanın genişliği ve yoğunluğunu göz önünde bulundurulduğunda bugünkü sorun doğal döngünün dışındaki problemlere işaret ediyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">ERGENE’Yİ KURTACAKTI, MARMARA’DA FELAKETİ TETİKLEDİ</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Avrupa'nın en büyük çevre projesi olarak lanse edilen "Ergene'yi Kurtarma Projesi", Marmara Denizi'nin sonunu getirmek üzere. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Sanayi atıkları Ergene Nehri'ni dünyanın en kirli akarsularından biri haline getirmişti. Bu atıklar artık borularla Marmara Denizi’nin derinlerine taşınıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ege Denizi’nin kirlenmesinde rol oynayan kaynaklardan Ergene Nehri, Meriç suyu ile birleşerek Saros’dan denize dökülüyor. Ağır kimyasal kirlilik yüklerini yıllardır Ege’ye taşıyan Ergene’nin kurtarılması için hayata geçirilen derin deşarj projesi uzmanlar tarafından yetersiz görülüyor. Ergene Nehri’ni yok olma noktasına getiren kirliliğe karşı yapılan deşarj sistemi de elbette çözüm olmadı, çözüm olmadığı gibi başka bir felaketi tetikledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Güya, Ergene Derin Deniz Deşarjı Projesi ile sözde “arıtılmış” atık sularının Marmara Denizi’nin 47 metre derinliğinde ve 4,5 kilometre açığında boşaltılarak, alt akıntıyla Karadeniz’e gitmesi hedeflendi. Ancak, deşarj edilen atıkların alt akıntıyla Karadeniz’e gitmediği ortaya çıkmış, 2021 yılında yaşanan müsilaj felaketiyle en acı biçimde projenin işlemediği görülmüştü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bunun böyle olacağı belliydi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Ergene Nehri havzasında yer alan sanayi kuruluşlarının uzun yıllardır endüstriyel atıklarını Ergene Nehri’ne boşalttığı ve bu nedenle Ergene Nehri sularının çok çeşitli toksik kimyasal maddeleri içerdiği, hatta zaman zaman renginin değiştiği herkes tarafından biliniyor. Ergene Nehri’nin son derece kirli olduğu, zehir saçtığı ve çevresindeki canlı yaşamını da tehdit ettiği pek çok bilimsel araştırmada, makalede raporlarla anlatıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, paylaştığı bir <a href="https://x.com/profmustafasari/status/1891533586790219849" target="_blank">X mesajında</a>&nbsp;yaptığı, “Denizle kurduğumuz yanlış ilişkinin bir sonucu olarak ortaya çıkan müsilaj gittikçe yoğunlaşıyor. 11 bin 350 kilometrekare yüzey alanına sahip Marmara Denizi'nin ilk 30 metresi müsilajla kaplandı. Zaman zaman yüzeye de çıkan müsilajın esas etkisi ise dipte. Denizin dibini bir yorgan gibi örten müsilajın kalınlığı gün geçtikçe artıyor. Dipte biriken müsilaj bir taraftan süngerler, pinalar, mercanlar gibi canlılara zarar veriyor. Bir taraftan parçalanırken sudaki çözünmüş oksijeni tüketerek derinleri yaşanmaz hale getiriyor</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Çare mi? Tabi ki denizin kirlilik yükünü azaltmak! Bir an önce, 1 litre bile azaltabiliyorsak azot ve fosfor yükünü hafifletecek en küçük tedbiri bile göz ardı etmeden harekete geçmemiz lazım. Herkes birbirine bakıyor. Küçük yerleşimler, büyükleri, büyükler daha büyük kenteleri sorumlu tutuyor. Oysa elbirliği ve işbirliği halinde her türlü kirliliği durdurup denizimizi bir an önce kurtarmalıyız” şeklindeki değerlendirmesi son derece önemli. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Dinleyen var mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marmara, bu ülkenin tek iç denizi… Marmara Denizi’ndeki organik yükün artmasındaki birincil sebebin yanlış atık su arıtma politikası olduğunu herkes biliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marmara Denizi, çevresinde yaşayan 25 milyon insanın, bölgedeki sanayi tesisleri ve tarımsal faaliyetlerin atık yükünü taşıyor. Bunun&nbsp;sonucu olarak ortaya çıkan müsilaj sorununun çözümü için 2021 yılında 22 maddeden oluşan Marmara Denizi Eylem Planı hazırlandı ve Marmara Denizi'nin tamamı Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi. Ancak müsilajın en önemli sebeplerinden biri olan atık deşarjı ve kirlilik sorunu aradan geçen üç yılda çözülemedi, göstermelik birkaç tesise para cezası vermek dışında ciddi bir aksiyon alınmadı, bir eylem planı daha kağıt üzerinde kaldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Doğal varlıkları koruma/kullanma dengesine ilişkin büyük bir fiyasko daha… </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marmara Denizi adeta bir lağıma dönüştürülürken, herkes izliyor. Müsilajla birlikte Marmara Deniz’nde sadece ekolojik bir yok oluş değil, şeffaflık, hesap verebilirlik, uygulamada ve karar alma süreçlerinde tutarlılık sınavı da veriliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Daha önce Çevre Mühendisleri Odası’nın yayınladığı rapora göre, deşarj verileri incelendiğinde son yıllarda İstanbul atık sularının neredeyse yüzde 70’inin yalnızca ön arıtmadan geçirilerek Marmara Denizi’ne derin deniz deşarjının yapıldığı görülüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Marmara’nın dip akıntısı ile Karadeniz’e aktarılacağı düşünülen bu atık su yönetimi her şeye rağmen Marmara Denizi’nin dibinde büyük bir kirlilik birikimine sebep oluyor. Müsilajın sürekli ve yaygın halde devam etmesi, deniz içindeki atıksu organik dağılımının seyrelmediğini göstermekte olup, “derin deniz deşarjları” ile bırakıldığı noktalarda yeterli seyrelme olmadığı gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Deniz deşarjı yapılarının dizaynı yeterli değil. Marmara Denizi çevresinde bulunan çok sayıda kentin (yaklaşık 25-30 milyon eşdeğer nüfusun) atıksuları tam biyolojik arıtma olmadan büyük ölçüde fiziksel çökeltme ve ızgara sistemleri sonrasında Marmara’ya deşarj ediliyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="color:black">Sanayi atıkları uzun yıllardır derin deniz deşarjı yöntemiyle Marmara Denizi’ne boşaltılıyor. Oksijen seviyesi giderek azalan Marmara Denizi’nin yeni atık yüklerini kaldırmaya gücü yok. Aralık 2020’de başlatılan Ergene atık su boşaltımıyla Marmara’ya her gün ilave yüzbinlerce metreküp atık su karışıyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Maalesef, doğal kaynakların yok edilerek ve kirletilerek inşa edilen sömürü düzeni nedeniyle Marmara Denizi bugün bu durumda. Marmara Denizi, gerekli arıtmalar yapılmadan deşarj edilen evsel ve endüstriyel atıksular, derin deniz deşarjları, büyüklü küçüklü binlerce sanayi tesisinin boşalttıkları zehirli sular, gemilerden kaynaklanan balast ve sintine suları, dip taramaları, kıyı kumullarının yok edilmesi ve daha birçok kirlilik yüküyle katlediliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Bilimsel yaklaşım ve politikadan uzak politikalar, yıllardır yapılan uyarılara ve gerçekliklere kulaklarını tıkayarak, sorunları görmezden gelerek ve zamanında çözüm üretmeyerek Marmara’nın can çekişmesine neden oluyor, kimse sorumluluk almıyor, günlük çözümlerle sorun ötelenmeye çalışılıyor. Müsilaj bir sebep değil sonuç. Özetle bu anlatılan sermayeye peşkeş çekilen bir denizin hikayesi…</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Mar 2025 06:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/03/sermayeye-peskes-cekilen-bir-denizin-hikayesi-marmara-denizi-yasam-savasi-veriyor-1741296688.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘İklimi Korumama’ Yasası: İklim değişikliği bahane, Emisyon ticareti düzenlemesi şahane</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklimi-korumama-yasasi-iklim-degisikligi-bahane-emisyon-ticareti-duzenlemesi-sahane-10534</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklimi-korumama-yasasi-iklim-degisikligi-bahane-emisyon-ticareti-duzenlemesi-sahane-10534</guid>
                <description><![CDATA[Kurumlar, söz konusu yasa tasarısının, iklim krizine neden olan tarım, enerji ve madencilik sektörlerinde mevcut politikaları değiştirmediğini, iklim krizinin yol açtığı afetlere karşı önlemler getirmediğini, ayrıca gençlerin gelecek hakkı, işçi hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve iklim adaleti konularında hiçbir güvence sunmadığını belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye’nin ihtiyaçlarından ve küresel iklim krizi gerçeklerinden uzak, sivil toplumu sürece dahil etmeyen, iktidarın yine sazı eline alıp bildiğini okuduğu, kömürlü termik santrallerin kapatılmasından, emisyon azaltım hedeflerinden bahsetmeyen, adil geçiş sürecini ve iklim adaletini görmezden gelen, sorunun kaynağını ortaya koymadan emisyon ticaretini düzenlemeyle yetinerek yeni bir piyasa yaratmaya çalışan güdük bir teklifle karşı karşıyayız…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye iklim meselesiyle ilgili her zamanki alışkanlığı “mış gibi yapma” hastalığına yine tutuldu. Neden diyecek olursanız, hemen anlatalım. Bugüne kadar hazırlıkları gizlilikle içinde yürütülen ve geçtiğimiz yıllarda taslak hali medyaya yansıyan İklim Kanunu teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ekim 2021’de Paris Anlaşması’nı onaylayan ve ardından 2053 yılı için net sıfır emisyon hedefi belirleyen Türkiye’nin iklim kanunu, o tarihten bu yana hazırlık aşamasındaydı. Zaman zaman taslak halleri kamuoyuna yansıyan İklim Kanunu T</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">eklifi, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler tarafından Meclis Başkanlığı’na sunuldu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Eğer, teklif ilgili komisyonlardan geçirilerek Genel Kurul’da kabul edilirse, Türkiye’nin ilk İklim Yasası olacak.&nbsp;Ancak, kanun teklifi beklentilerin çok çok gerisinde…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>20 maddeden oluşan Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>nin ilk İklim Yasası olma yolundaki teklif, fosil yakıtlardan çıkışa dair bir politikadan söz etmezken mutlak emisyon azaltım hedefine de yer vermemesi açısından tartışma konusu oldu. Dolayısıyla, iklim değişikliğiyle mücadeleye dair somut düzenlemeler veya ara hedefler içermeyen metnin, bu haliyle bir iklim kanunu olarak nitelendirilemeyeceği konusunda hakim bir görüş mevcut. </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dediğimiz gibi İklim Yasası’nın iklim değişikliği ile mücadelenin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin nihai ve ara hedefler içeren, hukuki bağlayıcılığı olan bir yol haritası ortaya koymak üzere hazırlanması beklenir. Ancak, Meclis’e sunulan İklim Kanunu teklifinin Türkiye’nin karbon emisyonlarının ne zamana kadar ve ne şekilde azaltılacağına dair yeterli bir çerçeve sunmadığı ve bu haliyle bir iklim kanunu olmaktan uzak olduğu görülüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Kanun teklifi petrol, kömür ve gaz kaynaklı temel fosil yakıtlarla mücadeleye yönelik herhangi bir hedef içermezken, iklim mücadelesi meselesinin sadece bir ticari konuymuş gibi salt parasal bir alana indirgendiği görülüyor. Bu arada çevre ve yaşam alanları mücadelesi içinde yer alan sivil toplum kuruluşlarının teklif hazırlanırken davet edilmediği, onlarla herhangi bir istişare yapılmadığı ve görüşlerinin alınmadığı da kritik bir nokta olarak öne çıkıyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Sonuç ortada… Türkiye’nin ihtiyaçlarından ve küresel iklim krizi gerçeklerinden uzak, sivil toplumu sürece dahil etmeyen, iktidarın yine sazı eline alıp bildiğini okuduğu, kömürlü termik santrallerin kapatılmasından, emisyon azaltım hedeflerinden bahsetmeyen, adil geçiş sürecini ve iklim adaletini görmezden gelen, sorunun kaynağından bahsetmeden emisyon ticaretini düzenlemeyle yetinen güdük bir teklifle karşı karşıyayız.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Maalesef, yıllardır Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>deki iklim politikaları doğ</strong><strong>ay</strong><strong>ı ve toplumu değ</strong><strong>il, ticareti</strong><strong> korumak üzerine inşa edildi. Ticari kaygılarla yürütülen her yasal değişiklik, şirketlerin rant uğruna araçsallaştırılan doğal varlıklar yok etmesine, dereleri kurutmasına, tarım arazilerini yok etmesine, ormansızlaştırmaya, havanın, suyun, toprağın kirletilmesine, işçinin, emekçinin, çiftçinin, tarımla uğraşanın sömürülmesine neden oldu.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">İKLİM KANUNU TEKLİFİ’NDE NELER VAR?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Her ilde vali başkanlığında İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulacak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Sera gazı emisyonları, Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır emisyon hedefi ile İklim Değişikliği Başkanlığının strateji ve eylem planları doğrultusunda azaltılacak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* İklim Değişikliği Başkanlığı, ulusal, sektörel ve tematik raporlar hazırlayacak, teşvik mekanizmaları </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">geli</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ştirecek, Türkiye Yeşil Taksonomisini kuracak</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* İthal edilen malların gömülü </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">sera gaz</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ı emisyonlarını ele almak için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kurulabilecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* İklim Değişikliği Başkanlığınca Emisyon Ticaret Sistemi kurulacak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Karbon Piyasası Kurulu, ulusal tahsisat planını onaylayacak, ETS piyasasında ücretsiz tahsisatların dağılımına karar verecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Doğrudan sera gazı emisyonlarına neden olan faaliyetleri yürü</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ten i</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">şletmelerin, İklim Değişikliği Başkanlığından sera gazı emisyon izni alması zorunlu olacak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Sera gazı emisyonlarının takibine ilişkin yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak, doğrulanmış </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">sera gaz</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlara, 500 bin TL</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">’</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">den 5 milyon TL</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">’</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ye kadar idari para cezası verilecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Ozon tabakasını incelten maddeleri kullanan, ithal eden, ticaretini yapan ve piyasaya arz edenlere 2,5 milyon TL, bu maddeleri iç</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">eren </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ürünlere veya ekipmana bakı</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">m, onar</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ım ve servis amaçlı hizmet veren gerçek ve tüzel kişilere 250 bin TL, bu maddeleri iç</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">eren </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ürünlerin veya ekipmanın etiketlenmesi hükümlerine uymayanlara 120 bin TL idari para cezası verilecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Florlu sera gazlarına ilişkin usul ve esaslara, yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak, florlu sera gazlarını kullanan, ticaretini yapan ve piyasaya arz edenlere 2,5 milyon TL idari para cezası verilecek ve 3 aydan 6 aya kadar Hidroflorokarbon Kontrol Belgesi verilmeyecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Doğrulanmış yıllı</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">k sera gaz</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ı emisyon raporu bulunmayan işletmelere 1 milyon Türk lirasından 10 milyon TL’ye kadar idari para cezası verilecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* ETS kapsamındaki tahsisatlarını teslim etme yükümlülüklerini her yıl için en az yüzde 80 kadarını süresi içinde 3 yıl üst üste yerine getirmeyen işletmelerin sera gazı emisyon izni iptal edilecek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Mevzuata ve planlama araçlarına ilişkin hazırlama ve uyarlama yükümlülükleri ilgili kurum ve kuruluş</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">larca en ge</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ç 31 Aralık 2027'ye kadar yerine getirilecek, Cumhurbaşkanı, bu süreyi bir yıla kadar uzatmaya yetkili olacak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">* Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içinde ETS kapsamı dahilinde yer alacak işletmeler sera gazı emisyon izni almak zorunda olacak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bilim insanları, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için emisyonların bugünden itibaren hızla azaltılması gerektiğini söylüyor. Ancak kanun teklifinde, sera gazı emisyonlarını bugünden itibaren azaltmayı taahhüt eden mutlak bir azaltım hedefi bulunmuyor. Türkiye'nin sera gazı emisyonlarını hangi seviyeye kadar ve hangi hızla azaltacağı net bir şekilde ortaya konmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>KÖMÜR, PETROL VE GAZ TÜKETİMİNİ BİTİRME HEDEFİ YOK</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim değişikliğiyle mücadelede en önemli adım fosil yakıtların terk edilmesi. Ancak, kanun teklifi kömür, petrol ve gaz kullanımının sonlandırılmasına dair bir hedef içermiyor. Bunun yerine, azaltım yöntemleri olarak henüz uygulanabilirliği kanıtlanmamış karbon yakalama ve depolama gibi teknolojileri vurguluyor ve bu teknolojilerin gelişmesine dayanarak iklim değişikliğiyle mücadeleyi erteliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ETS, EMİSYON AZALTIMINA HİZMET EDEBİLİR Mİ?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Teklif, esasen Emisyon Ticaret Sistemini (ETS) düzenlemeye odaklanıyor. Ancak, sera gazı emisyonlarının azaltımını hedeflemeden devreye alınacak bir ETS, düşük karbon fiyatlarının oluştuğu, sığ bir emisyon piyasasına dönüşme riski taşıyor. Ayrıca, mevcut teklifle önerilen “denkleştirme” yöntemiyle tesisler, emisyonlarını azaltmak yerine fidan dikmek gibi uygulamalarla emisyon bedeli ödemekten kaçınabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ADİL GEÇİŞİN ADI VAR, MEKANİZMASI YOK</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kömürlü termik santraller gibi fosil yakıta dayalı sektörlerin kademeli olarak ortadan kalkmasıyla etkilenecek çalışanların ve geçim kaynakları bu sektörlere dayalı olan hane halklarının mağdur olmaması için adil bir geçiş mekanizması kurulması gerekiyor. Ancak, kanun teklifinde adil geçiş kavramı yer alsa da buna yönelik somut bir mekanizma sunulmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>GELİRLER ŞİRKETLER İÇİN DEĞİL, TOPLUM İÇİN KULLANILMALI</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ETS'den elde edilecek gelirlerin çalışanlar ve hane halkları yararına kullanılmasına yönelik bir düzenleme bulunmuyor; gelirler yalnızca özel sektörün yeşil dönüşümüne ayrılıyor.&nbsp; Oysa iklim adaletinin bir gereği olarak iklim değişikliğinin olumsuz etkileri (taşkınlar, fırtınalar, orman yangınları vb.) nedeniyle bireylerin maruz kaldığı kayıp ve zararların karşılanmasına yönelik bir mekanizma tanımlanması ve bu mekanizmanın ETS gelirleriyle finanse edilmesi gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">Kanun teklifi beklentilerin çok altında ve iklim değişikliği gerçekliğinden çok uzakta olunca Türkiye’de çevre ve yaşam alanları mücadelesi yürüten 100 civarında kuruluş </span></span></strong><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">change.org </span></span></strong><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kurumlar, söz konusu yasa tasarısının, iklim krizine neden olan tarım, enerji ve madencilik sektörlerinde mevcut politikaları değiştirmediğini, iklim krizinin yol açtığı afetlere karşı önlemler getirmediğini, ayrıca gençlerin gelecek hakkı, işçi hakları, toplumsal cinsiyet eş</span></span></strong><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">itli</span></span></strong><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ği ve iklim adaleti konularında hiçbir güvence sunmadığını belirtiyor.</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">Doğ</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ay</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">ı korumayan, toplumun taleplerini yok sayan bir düzenlemenin meşru kabul edilemeyeceğini belirten aktivistler, “Bizler, nefes alabileceğimiz ormanların, içebileceğimiz berrak suların, sağlıklı ve adil bir dünya sorumluluğunu hissediyoruz. Bu nedenle halkın katılımını içermeyen, tamamen şirketlerin çıkarlarına hizmet eden bir yasa tasarısını kabul etmiyoruz” diyerek tepki gösterdi.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">Meseleye bir de hukuksal açıdan bakalım…</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">Bahçeşehir </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">Ü</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">niversitesi Hukuk Fakültesi Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Kurucu Direktörü Doç. Dr. Serkan Köybaşı, İklim Kanunu teklifini, </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">‘‘</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">adı iklim kanunu olsa da, aslında iklim değişikliğini durdurmaya yaraması mümkün olmayan, yalnızca bir piyasa yaratılmasına yarayacak bir kanun düzenlemesi</span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">’’ </span></span><span style="background-color:white"><span style="color:#343434">olarak nitelendirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Net sıfır hedefi tarihi olan 2053’ün dahi yalnızca gerekçe kısmında verildiğine dikkat çeken Köybaşı, bu kısmın hukuki bağlayıcılığının ikincil olduğuna dikkat çekiyor. Köybaşı’na göre, kanun teklifinde 2030, 2040, 2050 ve 2053 için emisyon azaltım hedeflerinin açıkça yazılması gerekirdi.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Köybaşı’nın konuyla ilgili görüşleri şöyle:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“<span style="background-color:white">Öncelikle ben bu teklifi bir iklim değişikliği kanunu teklifi ya da iklim kanunu teklifi olarak okumazdım veya öyle kabul etmiyorum. Bu bir emisyon ticareti düzenlemesi kanunu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white">Kanunun içeriğine baktığımız zaman, iki bölüme ayrıldığını görüyoruz. İlkinde iklim değişikliğinin ne kadar önemli olduğuna dair güzel cümleler ve ‘iklim adaleti’ veya ‘adil geçiş’ gibi süslü kavramlar yer alıyor. Ancak bunlarla ilgili hiçbir somut düzenleme yok. İklim değişikliğinin önlenmesi için emisyon azaltımından bahsediliyor ancak net sıfır için bir tarih bile verilmemiş.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white">Net sıfır hedefi tarihi olarak 2053, yalnızca gerekçe kısmında geçiyor; ana metinde, yani kanun metninde ise bu tarih geçmiyor. Gerekçe kısmının hukuki bağlayıcılığı ikincil; tarihe yalnızca o kısımda yer vermek, sorumluluktan kaçmanın bir yolu.’’</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white">Özetle, Türkiye’de iktidarın iklim kriziyle mücadeleden anladığı biz iklim değişikliğinden nasıl bir piyasa yaratırız, şirketlere nasıl bir kazanç kapısı sağlarız gibi bir yere çıkıyor. İklim mücadelesinin araçsallaştırılıp yeni bir piyasa yaratılması hedefleniyor.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 07:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/iklimi-korumama-yasasi-iklim-degisikligi-bahane-emisyon-ticareti-duzenlemesi-sahane-1740722408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kuraklık ve ÇÖLLEŞME: Küresel KRİZ Kapımızda!</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kuraklik-ve-collesme-kuresel-kriz-kapimizda-10432</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kuraklik-ve-collesme-kuresel-kriz-kapimizda-10432</guid>
                <description><![CDATA[Kuraklık ve çölleşme sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda küresel güvenliği, ekonomileri ve toplumları tehdit eden büyük bir krizdir. İbrahim Thiaw’un çağrısı net: Daha fazla yatırım, daha güçlü iş birliği ve acil eylem!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kuraklık ve çölleşme sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda küresel güvenliği, ekonomileri ve toplumları tehdit eden büyük bir krizdir diyor </strong><a href="https://x.com/RizvanogluEvrim" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9"><strong>Evrim Rızvanoğlu</strong></span></a><strong>. Ve Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) İcra Sekreteri İbrahim Thiaw’un çağrısını hatırlatıyor; Daha fazla yatırım, daha güçlü iş birliği ve acil eylem!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuraklık ve çölleşme, dünya genelinde giderek büyüyen bir kriz haline geliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni milenyumdan bu yana kuraklık olayları % 29 artarken, arazi bozulması ekonomileri çökertiyor, toplumsal yapıları zayıflatıyor ve ekosistemleri yok ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gıda, su ve enerji krizlerini tetikleyen bu sorun, milyonlarca insanın geçimini tehdit ediyor ve göç dalgalarını artırıyor. Afrika’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan küçük ada devletlerine kadar dünyanın dört bir yanında ülkeler bu çevresel felaketle karşı karşıya.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İbrahim Thiaw Moritanyalı bir çevre uzmanı. Çevre politikaları, sürdürülebilir kalkınma ve doğal kaynak yönetimi alanlarında uzmanlaşmış bir isim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) İcra Sekreteri olarak görev yapan Thiaw, çölleşme, arazi bozulması ve iklim değişikliğiyle mücadele konularında uluslararası çapta çalışmalar yürütüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşte İbrahim Thiaw’un bu konudaki görüşleri ve önerileri</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>1.</strong> Kuraklık Küresel Bir Kriz Haline Geldi </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Son yıllarda kuraklıkların sıklığı ve şiddeti hızla arttı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Güney ve Doğu Afrika, Latin Amerika, Asya ve 100’den fazla ülke bu krizden ciddi şekilde etkileniyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Kuraklık, gıda ve su kıtlığına yol açarak ekonomik istikrarsızlığa ve zorunlu göçlere neden oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2. </strong>Arazi Bozulması Ekonomik ve Sosyal Yapıları Çökertiyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Arazi bozulması küresel ekonomiyi tehdit ediyor, tarım üretimini düşürüyor ve ekosistemleri yok ediyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - En kırılgan toplulukları daha da yoksullaştırarak iklim değişikliğinin etkilerini artırıyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>3. </strong>Uluslararası İş Birliği ve Yatırımlar Artmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Uluslararası Kuraklık Direnci İttifakı (IDRA), Senegal ve İspanya’nın liderliğinde 40’a yakın ülke ve 30’dan fazla kuruluşun desteğiyle kuraklığa karşı mücadeleyi güçlendiriyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Erken uyarı sistemleri geliştirilerek sınır ötesi koordinasyon artırılmalı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Arazi ve su yönetimi politikaları iyileştirilmeli ve bu alanlarda sürdürülebilir finansman sağlanmalı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>4. </strong>GEF’in Rolü ve Küresel Finansman Geliştirilmeli</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Küresel Çevre Fonu (GEF),&nbsp; sürdürülebilir arazi yönetimi ve ekosistem restorasyonu için büyük ölçekli projelere daha fazla destek sağlamalı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Mavi ve Yeşil Adalar Entegre Programı (BGI-IP)** gibi projeler genişletilmeli ve daha fazla ülke bu girişimlere katılmalı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>5. </strong>COP16 Zirvesi Büyük Bir Fırsat</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - UNCCD COP16 (2-13 Aralık 2025, Riyad), kuraklık ve çölleşmeyle mücadelede küresel iş birliğini artırmak için kritik bir dönüm noktası olacak.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;&nbsp; - Devlet başkanları, özel sektör liderleri, STK’lar ve yerel topluluklar bir araya gelerek kuraklık ve arazi bozulmasına karşı acil eylem planları oluşturmalı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KÜRESEL GÜVENLİK</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuraklık ve çölleşme sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda küresel güvenliği, ekonomileri ve toplumları tehdit eden büyük bir krizdir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İbrahim Thiaw’un çağrısı net: Daha fazla yatırım, daha güçlü iş birliği ve acil eylem!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Feb 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/kuraklik-ve-collesme-kuresel-kriz-kapimizda-1739513581.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TRUMP’ın Çevre Politikaları: Gelecek için bir TEHDİT!!</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-cevre-politikalari-gelecek-icin-bir-tehdit-10371</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-cevre-politikalari-gelecek-icin-bir-tehdit-10371</guid>
                <description><![CDATA[Halkın zayıflatılması, çevre düzenlemelerinin kaldırılması ve büyük sermayenin güçlendirilmesi, otoriter yönetimlerin temel stratejilerindendir. Bu yüzden, çevre politikalarını yalnızca ekolojik bir mesele olarak görmek yerine, demokrasi ve insan haklarıyla doğrudan bağlantılı bir konu olarak ele almak gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Deva Partisi İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, </strong><a href="https://x.com/RizvanogluEvrim" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9"><strong>sosyal medya hesabından</strong></span></a><strong> Trump’ın çevre politikaları üzerine yazdığı değerlendirmede; “Trump’ın çevre politikaları, kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna ekosistemimizi, halk sağlığını ve ekonomik dengeleri tehlikeye atıyor. Bu politikaların uzun vadeli etkileri, yalnızca Amerika’yı değil, tüm dünyayı etkileyecek.” tespitini yaptı. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çevre politikaları, yalnızca doğanın korunmasına yönelik önlemlerden ibaret değil; aynı zamanda ekonomiyi, halk sağlığını ve toplumsal adaleti doğrudan etkileyen bir yönetim anlayışının parçası. Ancak Donald Trump’ın politikaları, bu bağlantıyı görmezden gelerek doğayı bir sömürü aracı olarak kullanmayı tercih ediyor. Kendi çıkarları için çevresel düzenlemeleri yok sayan bir liderlik anlayışı, sadece ekolojik değil, sosyal ve ekonomik felaketleri de beraberinde getiriyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çevresel DÜZENLEMELERİN Ortadan Kaldırılması</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump yönetimi, iklim değişikliğini "uydurma bir kriz" olarak tanımlayarak çevresel düzenlemeleri hızla kaldırmaya başladı. Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi, karbon emisyonları üzerindeki kısıtlamaları kaldırması ve büyük sanayi şirketlerine çevreyi kirletme konusunda serbestlik tanıması, bu yıkıcı politikanın başlıca örnekleridir.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerikalı tarihçi Timothy Snyder, bu tür politikaların ardındaki mantığı açıklarken, otoriter liderlerin düzeni korumaktan çok yıkımı bir araç olarak kullandığını vurguluyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Snyder’a göre, Trump gibi liderler çevresel yıkımı yalnızca ekonomik kazanç elde etmek için değil, aynı zamanda halkı daha kırılgan hale getirerek onları kontrol edilebilir kılmak için de kullanıyor. Doğal kaynakların sömürülmesi, uzun vadede ekonomik eşitsizliği artırıyor ve büyük şirketleri daha da güçlendiriyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Büyük ŞİRKETLERİN ÇIKARLARI Uğruna Halkın Feda Edilmesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çevresel düzenlemelerin kaldırılması, en çok küçük çiftçileri, işçileri ve düşük gelirli kesimleri etkiliyor. Büyük sanayi ve enerji şirketleri kârlarını artırırken, bu politikaların bedelini toplumun geri kalanı ödüyor. Özellikle Amerika’da tarım ve sanayi bölgelerinde görülen çevre felaketleri, düşük gelirli halkın yaşam kalitesini doğrudan tehdit ediyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benzer bir durum Türkiye’de de yaşanıyor. Küçük üreticiler, büyük şirketlerin baskısı ve piyasa manipülasyonları nedeniyle giderek daha zor durumda kalıyor. Devletin piyasa düzenleyici rolünü kaybetmesi, hem çevresel hem de ekonomik bir kriz yaratıyor. Çiftçiler, mahsullerini satacak bir piyasa bulamazken, fabrikalar verdikleri alım sözlerini yerine getirmiyor. Bu süreç, hem ekonomik dengesizliği artırıyor hem de kırsal kesimdeki insanların geçim kaynaklarını yok ediyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Hukukun ve BİLİMİN Göz Ardı Edilmesi&nbsp; </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın çevre politikalarının bir diğer tehlikeli boyutu ise bilimin ve hukukun devre dışı bırakılmasıdır. Çevresel düzenlemeler, bilim insanlarının yıllarca süren araştırmaları ve çevre hukukunun gelişimiyle şekillenmiştir. Ancak Trump yönetimi, bilim insanlarını susturarak ve çevresel verileri manipüle ederek bu süreci tersine çevirmeye çalıştı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Snyder, otoriter yönetimlerin bilimi reddetmesinin, gerçeği çarpıtmanın ve halkı yanlış bilgilendirmenin, demokratik sistemleri zayıflatma stratejisinin bir parçası olduğunu söyler. Trump’ın çevre politikaları da tam olarak bu mantıkla şekillenmiştir: Bilim insanlarının uyarılarına rağmen petrol ve gaz şirketlerine verilen teşvikler, çevresel verilerin manipüle edilmesi ve iklim krizinin inkâr edilmesi, hukukun ve bilimin sistemli bir şekilde yok sayıldığını gösteriyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sonuç: GERİ DÖNÜLMEZ Bir Yola mı Giriyoruz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın çevre politikaları, kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna ekosistemimizi, halk sağlığını ve ekonomik dengeleri tehlikeye atıyor. Bu politikaların uzun vadeli etkileri, yalnızca Amerika’yı değil, tüm dünyayı etkileyecek.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Timothy Snyder’ın uyardığı gibi, çevresel yıkım yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda bir araçtır. Halkın zayıflatılması, çevre düzenlemelerinin kaldırılması ve büyük sermayenin güçlendirilmesi, otoriter yönetimlerin temel stratejilerindendir. Bu yüzden, çevre politikalarını yalnızca ekolojik bir mesele olarak görmek yerine, demokrasi ve insan haklarıyla doğrudan bağlantılı bir konu olarak ele almak gerekiyor. Eğer bu gidişata dur denilmezse, sadece doğayı değil, toplumun geleceğini de kaybedebiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">----</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Not:</strong> <strong>Yazının önemi nedeniyle kendisinin izni ile yayınlıyoruz</strong></span></span>.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 08:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/02/trumpin-cevre-politikalari-gelecek-icin-bir-tehdit-1738732299.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ömürle ödenen kömürün bedeli: Ülke ekonomisine katkısı sadece yüzde 0,1</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/omurle-odenen-komurun-bedeli-ulke-ekonomisine-katkisi-sadece-yuzde-01-10036</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/omurle-odenen-komurun-bedeli-ulke-ekonomisine-katkisi-sadece-yuzde-01-10036</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’ elektriğin yüzde 40’ı kömürden üretilirken, kömür madenciliğinin katma değerinin GSYH içindeki payı sadece yüzde 0,1 seviyesinde, toplam istihdamdaki payı ise yaklaşık binde 1. Kömürden çıkış için herhangi bir taahhütte bulunmayan beş OECD ülkesinden biri olan Türkiye’nin kömür ve istihdam politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.</strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’de iklim mücadelesinin öteden beri çok temel bir talebi var, o da Türkiye’nin kömürden çıkış için adil geçişin önceliklendirildiği bir takvimin açıklanması…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz aylarda Azerbaycan’da gerçekleştirilen COP29 iklim zirvesinde Türkiye’nin 2053 Uzun Dönem İklim Stratejisi </span><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span style="color:#3498db">belgesini&nbsp;tanıtan</span></a><span style="color:#000000"> Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, kendisine yöneltilen bir soru üzerine Türkiye’nin zaman içinde fosil yakıtlardan çıkacağını söylemiş, ancak buna dair net bir tarih vermemişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine önemli katkı sağlayacağı iddia edilen bu belgede kömürden çıkışa dair herhangi bir politika yer almazken, belgede kömür kelimesine bir kez bile yer verilmemesi dikkat çekmişti. Fosil yakıt kelimesinin geçtiği nadir yerlerden birinde de sadece genel bir hedef olarak, mevcut fosil yakıta dayalı tesislerin altyapısının gözden geçirileceği aktarılmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dolayısıyla Türkiye’nin kömürden ve dolayısıyla fosil yakıtlardan çıkış konusunda azaltım ve uyum politikalarının takvimlendirildiği bir yol haritasının olmaması, hem ekonomik, hem sosyal ve toplumsal, hem de iklimsel açıdan endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. Kömürün çevresel anlamda olumsuz etkilerinin yanı sıra istihdam açısından da sorunlu pek çok yanı mevcut.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kömür madenlerinde kazalar ve ihmaller sonucu yaşanan iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçileri yıllardır konuşuyoruz, önlem alınmasını istiyoruz, bu alanda çalışanlar için adil dönüşüm istiyoruz ancak iktidar tarafından bu çağrılara cevap alınamıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) geçtiğimiz günlerde Los Angeles’taki yangınlar devam ederken </span><a href="https://wmo.int/news/media-centre/wmo-confirms-2024-warmest-year-record-about-155degc-above-pre-industrial-level"><span style="color:#3498db">açıklamadığı araştırmada</span></a><span style="color:#000000">,</span><span style="color:#000000">2024 yılının sanayi öncesi sıcaklıkların 1,55°C derece üzerinde, kayıtlara geçen en sıcak yıl olduğunu doğruladı. Rapora göre 2015-2024 arası kayıtlara “en sıcak 10 yıl” olarak geçti. Bu 10 yıllık ortalama, 1850-1900 arasındaki 10’ar yıllık ortalamanın 1,5°C derece üzerinde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Aşırı hava olaylarının etkisini, sıklığı ve şiddetini giderek daha fazla hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bu gidişatın değiştirilmesi için acilen fosil yakıtlardan çıkış stratejilerinin uygulamaya konması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Fosil yakıtlar arasında kömür, küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 40’ına sebep olması nedeniyle, bu tartışmaların en kritik ve öncelikli konusu olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bunu konuşmaya başladığımızda kömürden çıkış nasıl olacak, adil dönüşüm nasıl gerçekleştirilecek, ekonomik kayıplar ya da hak kayıpları nasıl minimize edilecek gibi sorular önümüze çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Almanya’da Doğu ve Güneydoğu Avrupa Çalışmaları Leibniz-Enstitüsü'nde araştırmacı olarak görev yapan Dr. Sinem Ayhan’ın bu konuyla ilgili gerçekleştirdiği çalışmaya bakmakta fayda var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’nin enerji sistemi halen büyük ölçüde kömüre bağımlı ve elektriğin neredeyse yüzde 40’ı kömürden üretiliyor.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Ancak kömür madenciliği, ülke ekonomisinde oldukça sınırlı bir rol oynuyor: Kömür ve linyit madenciliğinin katma değerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 0,1 seviyesinde, yani toplam istihdamdaki payı ise yaklaşık binde 1.</strong></span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Buna karşın üretimin belli bölgelerde yoğunlaşmış olması, kömürden çıkılması durumunda bu toplulukların ciddi refah kaybı yaşayacağına işaret ediyor.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">İklim tartışmalarında giderek daha sık duyduğumuz ‘‘adil dönüşüm’’ kavramı, işte bu noktada büyük önem taşıyor. Enerji sistemindeki dönüşümün, işçilerin çıkarlarıyla çelişmek zorunda olmadığını savunan bu yaklaşım, sosyal adaleti önceliklendiren politikalar geliştirmenin ve ‘‘insana yakışır, kaliteli işler’’ yaratmanın önemine dikkat çekiyor. Türkiye, henüz kömürden çıkış için bir taahhütte bulunmadı. Ancak bu dönüşümün, kömüre bağlı topluluklar nezdinde dirençle karşılaşması kaçınılmaz. Dönüşümün toplum tarafından kabul edilmesi için ise kartları açık oynamak büyük önem taşıyor: Oluşacak toplumsal refah kaybının hesaplanması, etkilenecek kesimlerin bilgilendirilmesi ve kayıpların tazmin edilmesi için planlar yapılması gerekiyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KÖMÜRDEN ÇIKIŞ TARİHİ VERMEYEN 5 OECD ÜLKESİNDEN BİRİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün pek çok kömür üreticisi ülke, kömürden çıkış tarihi açıklamış durumda. Enerji düşünce kuruluşu Ember’ın Ekim 2024’te </span><a href="https://ember-energy.org/app/uploads/2024/10/Coal-generation-in-OECD-countries-falls_12092024.pdf"><span style="color:#3498db">yayınladığı rapora&nbsp;göre,</span></a><span style="color:#000000"> 38 üyesi olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 14 üyesi şimdiden kömürdençıkma tarih verdi, 13 üye devlet ise Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu bir şekilde 2030 yılına kadar kömür enerjisini aşamalı olarak sonlandırmayı taahhüt etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu ülkeler arasında birçok AB ülkesinin yanı sıra Kanada, Şili, İsrail ve Yeni Zelanda gibi ülkeler yer alıyor. AB’nin en büyük kömür üreticileri olan Almanya ve Polonya ise kömürden çıkış tarihlerini sırasıyla 2038 ve 2049 olarak duyurdu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kömürden çıkış konusunda herhangi bir taahhütte bulunmayan beş OECD ülkesi de dikkat çekiyor: Avustralya, Japonya, Kolombiya, Meksika ve Türkiye.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye, dünyanın en büyük 20 kömür üreticisinden biri olmasının yanı sıra yeni kömürlü termik santral kurulumunda Çin ve Hindistan’ın </span><a href="https://globalenergymonitor.org/wp-content/uploads/2020/12/BoomAndBust_2020_English.pdf"><span style="color:#3498db">ardından üçüncü sırada yer alıyor.</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Türkiye’nin enerji talebinin dörtte üçü, fosil yakıtlardan karşılanıyor. Elektrik üretiminde kömürün payının yüzde 38&nbsp;</span><a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/cc499a7b-b72a-466c-88de-d792a9daff44/Turkey_2021_Energy_Policy_Review.pdf"><span style="color:#3498db">civarında&nbsp;olduğu biliniyor.</span></a></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KÖMÜR MADENCİLİĞİNİN EKONOMİDEKİ ROLÜ SINIRLI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ancak enerji sektörünün kömüre olan bağımlılığına rağmen kömür ve linyit madenciliğinin katma değerinin GSYH içindeki payı, </span><a href="https://sefia.org/wp-content/uploads/2024/06/komure-dayali-istihdamdan-cikis-web.pdf"><span style="color:#3498db">bugün itibarıyla sadece&nbsp;yüzde 0,1 seviyesinde</span></a><span style="color:#000000">.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kömürün toplam istihdamdaki payına baktığımızda da ilginç bir tablo görüyoruz. 2021 yılında 33 bin kayıtlı çalışanıyla kömür madenciliği, Türkiye genelindeki toplam istihdamın yaklaşık binde 1’ini oluşturuyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Belirli bölgelerde yoğunlaşan kömür üretimi, bu bölgelerdeki istihdam açısından büyük öneme sahip. Taş kömürü üretiminin merkezi olan Zonguldak’ta kömür madenciliğinde çalışanların oranı yüzde 6’ya kadar çıkıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dolayısıyla, bu bölgelerin kömürden çıkış politikalarından nasıl etkileneceği önem kazanacak.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dr. Sinem Ayhan’ın konuyla ilgili değerlendirmeleri ise şöyle:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Kömürün çevresel etkilerinin geniş ölçüde bilinmesine ve sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin de toplum tarafından doğrudan tecrübe edilmesine rağmen kömürden çıkışın hâlâ büyük bir direnç konusu olduğu söylenebilir. Bunu, Mayıs 2024’te Soma’da gerçekleştirdiğimiz çalışmada da gözlemledik. 2014 sonrasında iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin artırılmasına yönelik düzenlemelere ek olarak Maden Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, yeraltı madenciliğinde çalışan işçilere asgari ücretin iki katından daha az ödeme yapılamayacağı hükme bağlandı. Haftalık çalışma süresi 37,5 saat ile sınırlandırıldı, haftalık tatil süresi ise bir günden iki güne çıkarıldı. Bu iyileştirmeler, özellikle Soma gibi kayıt dışı maden ocaklarının ve kayıt dışı madenci istihdamının oldukça düşük olduğu bölgelerde, kömürü -sağlık ve çevresel risklere rağmen- bölge halkı için ayrıcalıklı bir konumda tutmaya devam ediyor. Bu durum, kömürden çıkış sürecinde toplumsal kabul edilebilirlik sağlama ve sosyal diyalog oluşturma gibi meseleleri daha da karmaşık hale getiriyor.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Refah kayıplarını hesaplarken ve nasıl tanzim edilebilecekleri üzerine düşünürken vurgulanması gereken bir diğer önemli konu ise kömür üretimini destekleyen devlet teşvikleri.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>TÜRKİYE’NİN REFAH KAYIPLARINI TARTIŞMASI GEREKİYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayhan, istihdam kaybı sonucu yaşanacak toplam gelir kayıplarını nicelleştirebilmek için Türkiye’de Sosyal Sigortalar Kurumu’na kayıtlı çalışanlara ilişkin verileri kullanarak bir analiz yaptıklarını belirterek, şu bilgiler paylaştı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">“Kömür madenciliği sektöründe çalışan işçiler, alternatif işlerde çalıştıkları takdirde, kömürdeki kazançlarının ortalama yüzde 60’ını elde edebiliyorlar. Bu ücret farkı, genç nüfus arasında çok daha yüksek olduğu gibi, bölgeler arasında da önemli değişiklikler gösteriyor. Kömürden çıkışla birlikte ciddi gelir kayıpları yaşanacağına dair hipotezimizi güçlendiren bu bulgu, çifte asgari ücret uygulaması göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı değil. Kömür madenciliğinin yüksek riskli doğası nedeniyle sektör çalışanlarına ödenen ücretler, başka ülkelerde de asgari ücretin oldukça üzerinde. Bu, anlaşılabilir bir durum: Ücret farkı, bir ‘‘risk primi’’ olarak değerlendiriliyor. Toplulukların bu gelir avantajı kaybına direnç göstermesi muhtemel; hatta doğal bir sonuçtur. Esas mesele bu direnci aşabilmek ve toplumun bu dönüşüm sürecini kabul etmesini sağlayacak güçlü ve kapsayıcı bir sosyal diyalog mekanizması geliştirmek. Bu dönüşümün yol açabileceği olası refah kayıplarını açıkça tartışmanın, yani kartları açık oynamanın, bu zorluğun üstesinden gelmemizde önemli rol oynayacağı kanısındayım.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Refah kayıplarını hesaplarken ve nasıl tanzim edilebilecekleri üzerine düşünürken vurgulanması gereken bir diğer önemli konu ise kömür üretimini destekleyen devlet teşvikleri.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2014’ten sonra başlatılan çifte asgari ücret uygulamasının işverenlere yarattığı mali yükü hafifletmek için bu ödemelerin bir kısmı doğrudan devlet tarafından karşılanıyor. Bunun yanı sıra kömür sektörü; kapasite ödemeleri, kömür arama ve üretim teşvikleri, kamu işletmelerine doğrudan transferler ve satın alım garantileri gibi çeşitli sübvansiyonlarla ciddi şekilde destekleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bu sübvansiyonların güncel detaylı rakamlarına ulaşmak zor; ancak 2008 ile 2017 yılları arasında kömür madenciliğine yönelik toplam yıllık devlet desteğinin 335 milyon dolar</strong></span><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;olduğu</strong></span><strong><a href="https://shura.org.tr/wp-content/uploads/2019/05/SHURA-2019-05-Turkiye-Enerji-Sektorunde-Fiyatlandirma-ve-Piyasa-Disi-Fon-Akislari.pdf"><span style="color:#3498db"> tahmin ediliyor.</span></a></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kömürden çıkış senaryosunda toplam refah kaybının tazminine ilişkin devlete düşecek mali yükü hesaplarken, devletin halihazırda sağladığı bu teşviklerin de bu yükten mahsup edilmesi gerektiğini hatırlamak gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Kömür yanlısı politikacılar, kömürden çıkışla birlikte yaşanacak istihdam ve gelir kayıplarından sıklıkla bahsediyor. Dolayısıyla bu sürecin politik ve toplumsal açıdan kabul edilebilirliğini sağlamak için, konuya ciddiyetle eğilmek gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Dönüşümün yol açacağı istihdam ve gelir kayıplarını net bir şekilde ortaya konması, en çok etkilenecek kesimlerin, iş kollarının ve bölgelerin belirlenmesi, bu kayıpların telafisi için ne kadar bütçe ayrılması gerektiğinin tespit edilmesi gerekiyor. Refah kayıpları meselesini kömürden çıkış tartışmalarının dışında tutmak, sürecin etkinliğini ve sürdürülebilirliğini ciddi şekilde riske atabilir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jan 2025 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/omurle-odenen-komurun-bedeli-ulke-ekonomisine-katkisi-sadece-yuzde-01-1737060540.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump’ın petrol sevdası ve gerçekler: İklim kriziyle petrol limanları kullanılamaz hale gelecek</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-petrol-sevdasi-ve-gercekler-iklim-kriziyle-petrol-limanlari-kullanilamaz-hale-gelecek-9894</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-petrol-sevdasi-ve-gercekler-iklim-kriziyle-petrol-limanlari-kullanilamaz-hale-gelecek-9894</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>İkinci dönemine günler kala Trump, Biden’ın petrol ve gaz sondajı yasağını kaldıracağını, Avrupa'nın ABD’nin petrol ve gazını almaması halinde yeni tarifeler getireceğini açıkladı. İklim politikalarını hiç sayan bu sözler bir yana, yeni bir analiz, en yüksek tanker trafiğine sahip 13 limanın sadece 1 metre deniz yükselmesiyle ciddi zarar göreceğini, listede ABD’nin Houston ve Galveston limanlarının olduğunu gösterdi…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüne günler kalmışken, küresel siyaset ve ticaret sahnesinde önemli değişiklikler yaratması beklenen dört yıllık başkanlık dönemi de yeniden başlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi hem de Senato'nun kontrolünü ele geçirmesiyle Trump, ABD politikalarını yeniden şekillendirmek için ciddi bir güce sahip olacak, böylece dünya çapında ekonomik ve siyasi gelişmeler yeniden şekillenecek. Trump’ın "America First” ("Önce Amerika) mottosuyla başlatacağı ikinci zafer dönemi ticari gerilimleri, savunmaya dair değişiklikleri ve iklim kriziyle mücadelede işbirliğine ilişkin gelişmeleri derinden etkileyecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özellikle iklim siyasetinde atacağı adımların ipuçlarını her fırsatta kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmeyen Trump, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir yayında görevdeki ABD Başkanı Joe Biden döneminde ülkenin kara sularının büyük bir kısmında yürürlüğe konan "petrol ve doğalgaz sondajına yönelik yasağı" derhal kaldıracağını söyledi, “Bu çok saçma, yasağı derhal kaldıracağım. Yasağı hemen kaldırma hakkım var” dedi.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>BIDEN’DAN GİDERAYAK İKİ SONDAJ YASAĞI MUHTIRASI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump'ın 20 Ocak'ta yemin ederek göreve başlamasına günler kala, Biden, yeni petrol ve doğal gaz sondajını engellemek amacıyla iki muhtıra imzaladı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre Biden, yasak kapsamında doğu ve batı kıyıları, Meksika Körfezi'nin doğusu ve Bering Denizi'nin bir kısmı gibi sularda yeni petrol ve doğal gaz sondaj yapılmayacağını belirtti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Biden, “Bu kıyılarda sondaj yapmak, değer verdiğimiz yerlere geri dönüşü olmayan zararlar verebilir ve ülkemizin enerji ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli değildir" demişti. Biden, bu kapsamda 625 milyon dönümden fazla su alanının sondajdan korunacağını vurgulayarak, bu kararın ABD'nin iklim politikalarıyla da uyumlu olduğunu kaydetmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD'nin başka kimsenin sahip olmadığı düzeyde petrol ve doğalgazı olduğunu savunan Trump, bundan faydalanacaklarını, Biden’ın 625 milyon dönümde petrol ve doğalgaz sondajını yasaklamanın ne demek olduğunu bilmediğini ileri sürerek, “Hatta 625 milyon dönümün nasıl göründüğünü bile bilmiyor. Bu bizim en büyük ekonomik varlığımız ve bunun ülkemize reva görülmesine izin vermeyeceğiz" ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump, kendi ülkesindeki fosil yakıt politikalarını yeniden dizayn etmekle meşgulken, dünyanın diğer yerlerindeki fosil yakıt politikalarına karışmaktan dan geri durmuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump, geçtiğimiz günlerde İngiltere Hükümeti’nin enerji politikasını sert bir dille eleştirerek, Kuzey Denizi'ndeki petrol ve gaz rezervlerini yeniden açarak rüzgar türbinlerini kaldırmasını talep etti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bundan önce de AB’yi “hizaya getirme” hamlesi olarak Trump, Avrupa Birliği'nin ABD ile arasındaki ticaret açığını, ülkenin petrol ve doğal gazını büyük ölçekte satın alarak kapatması gerektiğini, aksi takdirde tarifelerle karşılaşacağını kaydetmiş, konuyla ilgili paylaşımında, “AB'ye ABD ile aralarındaki muazzam açığı petrol ve doğal gazımızı büyük ölçekte satın alarak kapatmaları gerektiğini söyledim. Aksi takdirde AB'ye sonuna kadar tarife uygulanacak” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her ne kadar Biden döneminde ABD’nin fosil yakıt ekonomisi çok fazla hız kesmemiş olsa da, Trump’ın ikinci döneminde ABD’nin yönünün iklim liderliğinden fosil yakıt hakimiyetine doğru koşar adım ilerleyeceğini söylemek mümkün. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Tabi bir de buna Trump’ın çevresinde devasa petrol, gaz ve nadir element yatakları bulunan Grönland sevdasını da eklemek lazım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump döneminde petrol ve doğalgaz yeniden öne çıkacak, yenilenebilir enerjiye karşı bir direnç gösterilecek. Trump’ın hayalleri daha fazla gaz ve petrol sondajı ama ya gerçekler öyle mi?</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>1 METRE YÜKSELİŞ DÜNYANIN 13 BÜYÜK LİMANINI ALT ÜST EDECEK</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim değişikliğinin özellikle kriofer (buzullar ve donmuş su) üzerindeki etkilerini araştıran bir organizasyon olan International Cryosphere Climate Initiative’in yayımladığı </span><a href="https://iccinet.org/statecryo24/" target="_blank"><span style="color:#2980b9">son bilimsel araştırmanın verileri</span></a><span style="color:black">, 1 metre deniz seviyesi yükselmesinin gelecek bir yüzyıl içinde artık kaçınılmaz olduğu ve buzulların çökmesi ve emisyonların sınırlandırılmaması durumunda bunun 2070’te bile gerçekleşebileceğine dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Araştırma, iklim krizi nedeniyle yükselen deniz seviyelerinin, dünyanın en büyük petrol limanlarının çoğunu etkisi altına alacağını ortaya koyarken, bilim insanları, küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine neden olan fosil yakıtların yakılmasının söz konusu tehdidi “ironik” bir hale soktuğu şeklinde yorumladı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Yapılan analize göre, en yüksek süpertanker trafiğine sahip 13 liman, sadece 1 metre deniz seviyesi yükselmesiyle ciddi şekilde zarar görecek. </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Araştırmacılar, özellikle de Suudi Arabistan</strong><strong>’</strong><strong>daki Ras Tanura ve Yanbu gibi iki alçak bölgeli limanın savunmasız olduğunu belirtti. Bu limanların her ikisi de Suudi devlet petrol şirketi Aramco tarafından işletiliyor ve ülkenin petrol ihracatının yüzde 98</strong><strong>’</strong><strong>i bu limanlar aracılığıyla yapılıyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Singapur ve Hollanda</strong><strong>’</strong><strong>daki limanlar gibi ABD</strong><strong>’</strong><strong>nin en büyük petrol üreticisi olan Houston ve Galveston limanları da bu listeye dahil oldu.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Deniz seviyesi yükselmesi, kıyı bölgelerindeki yapılar henüz suyun altında kalmadan bile hâlihazırda dünya genelinde sorunlara yol açıyor. Şu ana kadar yaşanan yükselme, fırtına dalgalarının daha yüksek olmasına neden olurken, kıyı sel felaketlerini önemli ölçüde artırma olasılığını güçlendiriyor. Araştırmacılar tüm bunların yanı sıra tuzlu suyun kıyı topraklarına sızmasının temelleri aşındırabildiğini belirtiyor. Dolayısıyla emisyonları keskin bir şekilde azaltmak, sadece deniz seviyesi yükselmesinin hızını yavaşlatmakla kalmayacak, aynı zamanda nihai yükselmeyi de sınırlayacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-01-09%20at%2019_38_48.jpeg" style="height:376px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">The Guardian araştırmada bahsedilen zora girecek 13 limanın listesini harita üzerinde işaretledi.</span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>HÜKÜMETLERİN KISA VADELİ ÇIKARLARIYLA GÖZ ARDI EDİLİYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.theguardian.com/environment/2025/jan/04/climate-driven-sea-level-rise-set-to-flood-major-oil-ports" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Guardian gazetesinde yer alan haberde</span></a><span style="color:black">, ICCI Direktörü Pam Pearson, petrol tanker limanlarının 1 metre deniz seviyesi yükselmesinin altında kalmasını “ironik” olarak nitelendirerek, “Bu limanların, fosil yakıt kullanımından kaynaklanan potansiyel deniz seviyesi yükselmesi oranlarına dikkat etmeleri gerekiyor” dedi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Pearson, “Deniz seviyesi yükselmesi, iklim krizinin en derin uzun vadeli etkisi. Bu durum dünyadaki haritayı yeniden çizer ve New York’tan Shanghay’a kadar birçok büyük şehri etkiler. Ancak hükümetlerin ve şirketlerin kısa vadeli çıkarları bunun göz ardı edilmesine neden oluyor. Hükümetler deniz seviyesi yükselmesiyle ilgili bilimsel değerlendirmeler, yani bu konudaki temel bilgiler konusunda henüz yeterince bilinçli değiller gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ICCI’nin baş bilim danışmanı James Kirkham ise petrol musluklarını kapatmayı reddetmenin, deniz seviyesi yükselmesi için muslukları açık tutmak anlamına geldiği uyarısında bulundu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buzullardaki erimenin hızlanması ve okyanus genişlemesinin, son 30 yılda deniz seviyesi yükselme hızını zaten iki katına çıkardığına da dikkat çeken Kirkham, “Liderler, fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini hızlandırmak için adım atmazlarsa, deniz seviyesi yükselmesinin korkunç etkileri daha da artacak. Karbonsuzlaşmaya yönelik daha fazla çaba gösterilmesini engellemeye devam eden ülkeler de dâhil olmak üzere bu durum kıyısı olan her ülkeyi etkileyecek” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Ras Tanura ve Yanbu, 2023</strong>’<strong>te toplamda 214 milyar dolar değerinde petrol ihraç etti. Toplamda, 13 liman, 2023</strong>’<strong>te kü</strong><strong>resel petrol ihracat</strong><strong>ının yaklaşık yüzde 20</strong>’<strong>sini oluşturdu.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>KÜRESEL PETROL TİCARETİNİN YÜZDE 20’Sİ BU LİMANLARDA…</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu çalışmadaki araştırmacılar, en büyük petrol tanker trafiğine sahip 15 limandan 12’sinin deniz seviyesi yükselmesine karşı savunmasız olduğunu bulmuştu. İklim değişikliği konusunda bağımsız bilimsel araştırmalar yapan Climate Central ve Google Maps’in deniz seviyesi yükselmesi haritaları kullanılarak, 1 metrelik bir yükselmenin iskeleleri, petrol depolama tesislerini, rafinerileri ve diğer altyapıları tahrip edeceği gösterildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yeni analiz, aynı zamanda 1 metrelik yükselme ile yüksek risk altında olanlar listesine ikinci bir Suudi limanı olarak Yanbu’yu da ekledi. Ekip, Bloomberg’in petrol ihracat verilerini kullanarak, limanlardan ithal ve ihraç edilen petrolün hacmini ve değerini de tahmin etti. Ras Tanura ve Yanbu, 2023’te toplamda 214 milyar dolar değerinde petrol ihraç etti. Toplamda, 13 liman, 2023’te küresel petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturdu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Araştırmanın paydaşlarından biri olan Zero Carbon Analytics’ten Murray Worthy de söz konusu analizin ısınan bir dünyada fosil yakıtlara güvenmenin bir felakete işaret ettiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Ülkeler bir seçimle karşı karşıya: Fosil yakıtları sürdürmek ve yükselen denizlerin limanları ve terminalleri sular altında bırakmasıyla arz kesintileri riskiyle karşı karşıya kalmak ya da güvenli, sürdürülebilir yerel yenilenebilir enerjiye geçiş yapmak. Sel koruma önlemlerini inşa etme çabaları çok maliyetli olacaktır. Sonuçta bu kaybedilen bir savaş. Zamanla bu deniz duvarlarını daha da yüksek inşa etmek zorundasınız.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 08:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/trumpin-petrol-sevdasi-ve-gercekler-iklim-kriziyle-petrol-limanlari-kullanilamaz-hale-gelecek-1736490158.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çağımızın paradoksu: Akıllı bönlüğe teslim olmak</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cagimizin-paradoksu-akilli-bonluge-teslim-olmak-9801</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cagimizin-paradoksu-akilli-bonluge-teslim-olmak-9801</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ne kadar kolay “öteki” ilan etmek. Akıllı bönlüğe teslim olmak. Bu iflah olmaz bönlükle mücadele yöntemlerini bulamadığımız takdirde dünyanın bir geleceği yok.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Jason Moore’a göre “antroposen zamanımızın en mühim ve neredeyse en tehlikeli kavramı haline geldi. Tehlikeli olmasının nedeni, salt gezegenin içinde bulunduğu krizi çok yanlış anlaması değil gezegenin doğasında görülen süregiden “durum değişiklikleri”ni açıklarken bu değişikliklerin ardında yatan tarihi gizemlileştirmesi”. Oysa Moore’un da <a href="https://terrabayt.com/yasam/sistemi-adlandir-antroposenler-kapitalosen-alternatifi/" target="_blank">işaret ettiği gibi</a> “bu tehlikeyi en iyi&nbsp;<em>antropojen kaynaklı küresel ısınma”</em><em> </em>ifade ediyor. Ona göre bu muazzam bir tahrif. Küresel ısınma soyut bir insanlığın değil, kapitalizmin bir sonucu, yani kapitalojenik…” </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türlerin geri dönülemeyecek bir biçimde kaybı, iklim krizi, kirlenme gibi göz kamaştırıcı sorunlara dikkat çekerken, gene soyut olarak insanı merkeze koyarak işaretsizleştirici politikaları inşa etmesi. Bir taraftan gözümüzü afetlerle, risklerle kamaştırarak… Bunlarla kitleleri, sermayesizleri büyülerken, bir taraftan da aynı işleyişlerle, eşitsizliklerle, işaretsizleştirici şiddetle sorunlar çözülüyormuş gibi yapılması. Tam da <span style="background-color:white"><span style="color:black">bu kavramının ortaya atıldığı bir dönemde nesne olarak görülenin, yani doğa adı verilen şeyin geri döndüğü, zihin dünyamıza musallat olduğu bir döneme işaret ederken doğaya hükmeden insan algısının yeniden yaratılması. </span></span>İçinden çıkılmaz bir durum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durumu yakınlarda kaybettiğimiz günümüzün en önemli düşünürlerinden Fredric Jameson “kıyameti, yani dünyanın sonunu gösterirken, kapitalizmin sonunu görememek” olarak adlandırıyor. “Kıyametin işaretleri her yerde görülüyor, ama kapitalizmin yarattığı bilme biçiminin, gerçekliğin çölüne nüfus edilemiyor...”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Neden edilemiyor? Kıyamet işaretleri ortadayken hala nasıl oluyor da kitleler, bilim insanları, politikacılar alternatifler yaratmak için harekete geçmiyor? Nasıl oluyor da felaketleri yaratanlar hala kurtarıcılar gibi gözükebiliyor? Çağımızın hiç şüphe yok ki en büyük paradoksu bu.&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/korhan1.png" style="height:800px; width:772px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu akıl almaz paradoks ister istemez insana Titanic metaforunu anımsatıyor: Yöneticiler, personel geminin batmakta olduğunun farkındadırlar. Ayrıca filikaların yetersiz olduğunun da. Bu nedenle ilerleyen gecenin karanlığında orkestraya Piove, Arriverdici Roma, Histoire d’un Amour… gibi rahatlatıcı parçalar çalmaları için komut verirler. Böylece lüks mevki yolcularının filikalardaki yerlerini almalarını beklerler. Gemi batarken sanki her şey yolunda gidiyormuş gibi yaparak alt katlarda uyumakta olan yolcuların uyanmasını, filikalara saldırmalarını engellemeye çalışırlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Doğaya hükmeden insan algısını yeniden inşa etmeyi amaçlayan çevrecilik de sanki bir uyuşturucu işlevi görüyor. Failler içinde yer almadan, politikalar yenilenmeden, imtiyaz alanları ortadan kalkmadan sorunların çözüldüğü hayalini üretiyor.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aslına bakarsanız aynı Titanic’in yöneticileri gibi kamu yöneticileri de durumun gayet iyi farkındalar. Kamu adı verilen bürokratik düzenin ve onun etrafında saçaklanan imtiyazlı çıkar gruplarının hiçbir çözüm üretemeyeceğini gayet iyi biliyorlar. Bildikleri için de kamu imkanları, kariyer fırsatları ile kendi özel reklam şirketlerini oluşturuyorlar. Titanic metaforunda olduğu gibi sorunlar çözülüyormuş gibi gösteriyorlar, “alt katlardaki yolcuların uykularını sürdürmesini sağlıyorlar.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böylece <span style="color:#222222">sermayesizlerin çıkarlarının ne olduğunu onlardan daha iyi biliyormuş gibi yapıyorlar. Onlara tepeden baktıkları, küçümsedikleri, hakikati ifade ediyormuş gibi yaparak ayrıcalıklı bir konum elde ettikleri için de popülist politikaları, Trump gibi yöneticileri güçlendiriyorlar. Ne paradoks, değil mi? Bu paradoksu sorgulayanları da imtiyazlılar sınıfı olarak elde ettikleri güçlerle, imkanlarla norm koyucular olarak “öteki” ilan ediyorlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sürekli tekrarladıkları şey şu: “Gücünüz yettiği kadar yağmalayın. İstediğiniz gibi kirletin. Biz bütün sorunları çözüyoruz...”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durumda bile hala şehrin bir üst akılla planlandığından, düzenlendiğinden, projelerden söz ediyorlar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yönetimlerle, müteahhitlerle iç içe girmiş imtiyaz sahipleri şehri hala planlıyormuş gibi yapıyorlar. Gözlerimizi kamu-özel karışımı oligarşik ilişkilerle, kamudan elde ettikleri tekelci güçleriyle kamaştırarak zihinleri paralize ediyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Denizler can çekişirken hala atıksuların arıtıldığından söz ediyorlar. Oysa imtiyazlı sınıflar tarafından üretilen projelerle, milyar dolarlık dev bütçelerle ve korkunç enerji yutan yöntemlerle, işletme maliyetleri ile atıksuların yüzde biri bile arıtılmıyor. Katı atıkların geri kazandırıldığından söz ediyorlar. Oysa korkunç maliyetlerle taşınan, yakılan atıklar şehirlerin üzerine yapışan zehirli bulutlara dönüşüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanın doğaya hakimiyetinden söz ederken bönlüğü yaratan düzene teslim olmuş durumdayız. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık 20. yüzyıldaki gibi düzenleyici bir aklın hüküm sürdüğü, geri kalan dünyanın kendi kendisini resmederek, yeniden üreterek bağımsız varlığını korumaya çalıştığı bir dünyada değiliz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın düzenleyici bir akıl tarafından teslim alınmasıyla doğaya hakimiyetin gerçekleşeceği hayalini yaşıyorduk. Oysa dünya insan merkezci bir bönlüğe teslim olduğunda geriye düzenleyici bir akıl da kalmadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Artık felaketin geri döndürülemezliğini kabul eder hale geldik.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu nedenle çağımızın bir “ölüm-sonrası çağ” olduğu bile söylenebilir. Öyle bir durumdayız ki imtiyazlılar, sermaye sahipleri olarak ancak birbirimizi yok ederek, bir silme ve silinme travması içinde hayatta kalabileceğimizi zannediyoruz. Birbirimizle mücadele ederken, sürüklenmekte olduğumuz felaketi görmüyoruz. Onun göz kamaştırıcı belirtilerine, yarattığı yıkımlara tanık olsak bile.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne kadar kolay “öteki” ilan etmek. Akıllı bönlüğe teslim olmak. Bu iflah olmaz bönlükle mücadele yöntemlerini bulamadığımız takdirde dünyanın bir geleceği yok.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jan 2025 06:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/01/cagimizin-paradoksu-akilli-bonluge-teslim-olmak-1736032822.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2024 ekoloji gündeminden akılda kalanlar: Suların yükselişi, insanlığın alçalışı, siyasetin haydutlaşması</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024-ekoloji-gundeminden-akilda-kalanlar-sularin-yukselisi-insanligin-alcalisi-siyasetin-haydutlasmasi-9662</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024-ekoloji-gundeminden-akilda-kalanlar-sularin-yukselisi-insanligin-alcalisi-siyasetin-haydutlasmasi-9662</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Küresel anlamda dünya acımasız bir yılı daha geride bırakıyor. 2024, acımasızlığa, siyaset uğruna yaşanan korkunç olaylara, çatışmalara, sivillere yönelik dehşet verici uygulamalara, yerinden edilmelere, adaletsizliğe, şiddete, zenginlerin dokunulmazlığına, toprağın, havanın, suyun biraz daha yok oluşuna tanıklık ettiğimiz bir yıl oldu…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">“Ana akım ticaret için yeryüzü hem ganimet hem de çöptür. Kabaca ticaret, gezegenin bir tarafındaki zemine açılmış bir delikten bir kaynak çıkarmak, bunları bir yolunu bulup insanlara satmak, birkaç gün sonra da dünyanın öbür tarafındaki bir delikten aşağı çöp olarak boşaltmaktan ibarettir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bunlar faydalı mıdır, değil midir satın alanlar için bir önemi yoktur: Eğer pazarlama, insanları metalar karşılığı bir kısım parasından ayrılmaya ikna ettiyse, insanlığın çıkarına hizmet edilmiş olur. Bunu ne kadar hızlı yaparsak ekonomi o oranda başarılı sayılacak, insanlığın ilerleyişi de topyekün büyüyecektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ana akım siyasetçi için, yaşayan dünya (zihinde hiçbir görüntü yaratmayan yabancılaştırıcı bir terimle işaret edilir: Çevre) danışmanlarının ilgileniyormuş gibi yapmalarını salık verdiği bir şeydir. O çevre denen şey her ne olacaksa, ki bundan hiçbir zaman pek emin değillerdir, asli görevin sürdürülebilir şekilde davranmak olduğunu açıklarlar. Bunun ne anlama geldiğini bildikleri söylenemez. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kullandıkları lisanın nasıl kaydığından anlayabilirsiniz. Önce “sürdürülebilirlik”ten bahsederler. Sonra bu “sürdürülebilir gelişim” olur, ardından da “sürdürülebilir büyüme”ye evrilir. Bir de bakmışız “sürekli büyüme” olmuş. Sürdürülebilirlik ve sürekli büyüme karşıt kavramlardır. Ancak, görünen o ki kimse farkında değil.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yukarıdaki satırlar George Monbiot’nun “Bu Enkazı Kaldırmak” adlı kitabından alıntılandı. Kendisini tanımak isteyenler için Everest Yayınları'ndan Türkçe'ye kazandırılan "Bu Enkazı Kaldırmak - Kriz Çağında Yeni Bir Siyaset Önerisi" kitabını tavsiye ederim. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Monbiot’nun işaret ettiği yerden devam edecek olursak, son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, insanın varlığının sürdürülebilir olmasının doğal varlıkların devamlılığıyla hiç ilişkisi yokmuş gibi dünyayı tükettiğimizi gösteriyor. Giderek yükselen popülist siyasetçiler de bu durumun neredeyse en önde bayrak taşıyıcılığını yapıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Küresel anlamda gezegenimiz dünya acımasız bir yılı daha geride bırakıyor. 2024, acımasızlığa, siyaset uğruna yaşanan korkunç olaylara, çatışmalara, sivillere yönelik dehşet verici uygulamalara, yerinden edilmelere, adaletsizliğe, şiddete, zenginlerin dokunulmazlığına, toprağın, havanın, suyun biraz daha yok oluşuna tanıklık ettiğimiz bir yıl oldu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Her türlü kötülüğe, olumsuzluğa ve haksızlara rağmen, 2024 mücadelenin kolektif ve aktif şekilde durmadan yorulmadan sürdürüldüğünde umudu nasıl yükselttiğini de gösteren bir yıl oldu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ekoloji açısından baktığımızda da çevre ve yaşam alanları mücadelesi açısından çok şey yaşadık, çok şeye üzüldük, çok kere karamsarlığa düştük. Hem Türkiye’de hem de dünyanın genelinde neler yaşandı, neler konuşuldu hatırlayalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Küresel iklim krizinin etkisini ve şiddetini artırdığı 2024'te aşırı hava olayları ve buna bağlı sel felaketleri ile orman yangınları, birçok ülkede hayatı olumsuz etkilerken ekolojik dengeye büyük zararlar verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine yanıp kavrulduğumuz bir yılı geride bıraktık. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Avrupa Birliği'ne (AB) bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre, 2024'ün en sıcak yıl olduğu kesinleşti. Copernicus verilerine göre, ocak ile kasım arasında küresel ortalama sıcaklık anomalisi, 1991-2020 ortalamasının 0,72 derece üzerine çıktı. Bu değer, 2024'ün 2023'teki aynı dönemden 0,14 derece daha sıcak olduğunu ortaya koydu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>2024 KAYITLARA GEÇEN EN SICAK YIL OLDU</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kasım ayı sıcaklık rakamlarının belli olmasıyla 2024'ün kayıtlardaki en sıcak yıl olduğu kesinleşti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Copernicus uydu izleme sistemiyle yapılan ölçümlere göre 21 Temmuz Pazar günü kü</strong><strong>resel y</strong><strong>üzey hava sıcaklığı ortalaması 17,09 santigrat dereceye ulaştı. Böylelikle bu tarih, kayıtlara geç</strong><strong>en en s</strong><strong>ıcak gün oldu. Haziran-ağ</strong><strong>ustos i</strong><strong>ç</strong><strong>in d</strong><strong>ünya genelinde ölçülen sıcaklık, 1991-2020 ortalamasının 0,69 derece, Haziran–Ağustos 2023'teki rekorun ise 0,66 derece üzerine çıktı. </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>2024 yazı dünya genelinde en sıcak yaz olarak kayıtlara geçti.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TEHLİKELİ SICAK GÜN SAYISI 41 GÜN ARTTI</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Uluslararası bilim insanlarını oluşturduğu World Weather Attribution&nbsp;(WWA) çatısı altında çalışan uluslararası bir araştırma ekibi, bu yıl yaşanan aşırı hava olaylarını ve iklim değişikliğinin bu olaylardaki rolünü inceledi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Araştırma sonuçlarına göre, insan kaynaklı&nbsp;iklim değişikliği, dünya çapında aşırı sıcak günlerin sıklığını önemli ölçüde artırdı. Çalışmaya göre, 2024’te&nbsp;iklim değişikliği&nbsp;nedeniyle dünya genelinde tehlikeli sıcak günlerin sayısının 41 gün arttığı belirlendi.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim değişikliği bağlantılı&nbsp;aşırı hava olayları, bu yıl en az 3 bin 700 kişinin ölümüne neden olurken, 26 farklı hava olayının daha şiddetli hale gelmesine yol açtı. Milyonlarca insan bu olaylar nedeniyle yerinden edildi. Çalışmada, iklim krizinin El Nino&nbsp;gibi doğal olaylardan daha büyük bir etkiye sahip olduğu vurgulandı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bilim insanları, 2025 ve sonrasında aşırı hava olaylarına karşı daha kapsamlı hazırlık yapılması gerektiğine dikkat çekerek, sıcak hava dalgaları, kuraklık, orman yangınları, fırtınalar ve sel riskini azaltmak için fosil yakıt kullanımının hızla bırakılmasının önemini vurguladı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bir yılı aşkın süredir devam eden saldırılar sonucu, devasa çöp sahaları oluşurken Gazze Şeridi'nin beş ana bölgesindeki tarım arazileri değişen oranlarda tahribata uğradı ve bölgenin biyoçeşitliliği zarar gördü.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>GAZZE’DE SOYKIRIM VE EKOKIRIM BİR ARADA</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de binlerce sivil hayatını kaybederken bölgede hem halk sağlığını hem de çevreyi tehdit eden felaket, ekolojik kırım boyutuna geldi. Bir yılı aşkın süredir devam eden saldırılar sonucu, devasa çöp sahaları oluşurken Gazze Şeridi'nin beş ana bölgesindeki tarım arazileri değişen oranlarda tahribata uğradı ve bölgenin biyoçeşitliliği zarar gördü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Küresel ısınmanın şiddetlendiği yıl içinde dünyanın çeşitli bölgelerinde aşırı hava olayları yaşandı. Dünyanın bir yanı sel sularına teslim olurken, dünyanın başka yerleri yangılarla yanıp kavruldu. Kanada'da binlerce hektar alan orman yangınlarından etkilenirken İspanya’daki sel felaketi sonucu 200’den fazla kişi hayatını kaybetti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aşırı hava olaylarındaki artışın belirgin bir örneği, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yaşandı. 17 Nisan’da etkili olan şiddetli yağışlar, Dubai'de su baskınlarına neden oldu, uçuşların ertelendi, hayat pek çok açıdan olumsuz etkilendi. BAE Ulusal Meteoroloji Merkezi, yaşanan afeti, "ülke tarihine geçen olağanüstü bir olay" şeklinde nitelendirirken uzmanlar, ülkede son 75 yılda görülen en şiddetli yağışları, hem özel bölgesel meteorolojik ve atmosferik koşullarla hem de değişen iklim koşullarıyla bağlantılı hidro klimatolojik afet olarak değerlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İspanya'da 29 Ekim'de doğu ve güney bölgeleri etkileyen sel felaketi sonucu resmi rakamlara göre Valensiya'da 222, Kastilya La Mancha'da 7 ve Endülüs'te 1 olmak üzere 230 kişi hayatını kaybetti. Selden en çok etkilenen Valensiya'da 60 bin 900'u konut toplam 100 bin 628 mülk zarar görürken 9 bin 750 öğrenciyi etkileyecek şekilde 18 okul dönemsel olarak kapanmak zorunda kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Temmuz ayında Kanada’nın çeşitli eyaletlerinde çıkan orman yangınları, ortalama 95 bin hektarlık alanı etkiledi. Yangınlar sebebiyle yaklaşık 9 bin kişi tahliye edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD ise eylül ve ekim aylarında şiddetli kasırgalarla mücadele etti. 27 Eylül’de ABD'nin Florida eyaletini 4 kategorisiyle vuran Helene Kasırgası sonucu 200’den fazla kişi hayatını kaybetti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kasırga, kısa sürede Georgia, Virginia, Güney Carolina, Kuzey Carolina ve Tennessee'yi etkisi altına aldı. Kasırganın ilk vurduğu yer olan Florida'da 1,2 milyonu aşkın, Georgia'da 1 milyon, Güney Carolina'da 1,3 milyon ve Kuzey Carolina'da da 600 bin ev ve iş yerinde elektrik kesintisi oldu. ABD Başkanı Joe Biden, Florida ve Kuzey Carolina'da "afet durumu" ilan ederek kasırgadan olumsuz etkilenenler için "federal yardım" talimatı verdi. 10 Ekim'de Milton Kasırgası, ABD'nin Florida eyaletindeki Siesta Key bölgesinde 3 kategorisiyle karaya vurdu. Kasırga nedeniyle en az 16 kişi hayatını kaybetti ve 3 milyonu aşkın kişi elektriksiz kaldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yılın son aylarında Azerbaycan’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler 29’uncu Taraflar Konferansı (COP29), iklim kriziyle mücadele için yetersiz finansman kararıyla eleştirilerin hedefi oldu. Zirvenin ana gündemi gelişmekte olan ülkelerin iklim eylemine katkı sağlamak amacıyla yeni bir iklim finansmanına işaret eden Yeni Toplu Nicel Hedef'in (New Collective Quantified Goal/NCQG) belirlenmesiydi. Zirve sonunda NCQG hedefi üzerine yayımlanan nihai metinde gelişmekte olan ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları (NDC) raporları kaynak gösterilerek bu ülkelerin ihtiyaç duyduğu iklim finansmanının, 2030'a kadar yıllık 455 ila 584 milyar dolar, toplamda ise 5,1 ila 6,8 trilyon dolar olduğu belirtildi ancak zirve sonunda 2035'e kadar yıllık en az 300 milyar dolar fon hedefi üzerinde karar kılındı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">COP29’u yakından takip eden bilim insanları ve sivil toplum kuruluşu üyeleri, alınan finansman kararının iklim krizinin ihtiyaçlarına cevap vermediğini belirterek zirvenin sonuçlarını eleştirdi. Bazı gelişmekte olan ülkelerin temsilcileri, elde edilen sonuçları “politik bir illüzyon” olarak nitelendirirken, bazıları da bunun bir başlangıç olduğunu ve müzakereye devam edeceklerini dile getirdi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Maraş’taki Afşin-Elbistan A Kömürlü Termik Santrali</strong>’<strong>ne yeni bir santral büyüklüğünde iki yeni ünite eklenmesi planlanıyor. Oysa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın kendi emisyon verileri dahi, mevcut termik santralden kaynaklanan kirliliğinin yönetmelik sınırlarının 8 kata kadar aşıldığını gösteriyor.</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TÜRKİYE’NİN 2024 İKLİM KARNESİ ÇELİŞKİLERLE DOLU</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin 2024 yılında iklim alanında attığı olumlu ve olumsuz adımları değerlendirerek Türkiye’nin “2024 İklim Karnesi”ni hazırladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Karnede olumsuz olarak değerlendirilen konular şöyle sıralandı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Afşin Elbistan A kömürlü termik santralini genişletme planlarıyla kömürde ısrar edilmesi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* 2053 Uzun Dönemli İklim Stratejisi’nde fosil yakıtlardan çıkışın yer almaması</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Nükleer enerjinin 2050 yılına kadar üç katına çıkarılması taahhüdü</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">* Sivil toplumla birlikte hazırlanmayan İklim Kanunu’nun hâlâ akıbetinin belirsiz olması.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin Afşin-Elbistan A Kömürlü Termik Santrali’ni genişletme planından vazgeçip acilen kömürden çıkış tarihi belirleyerek adil geçiş planları hazırlaması, pahalı ve tehlikeli nükleer enerji bağımlılığını sona erdirmesi ve yenilenebilir enerji potansiyelini doğaya saygılı ve halkın katılımıyla hayata geçirmesi gerektiğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Maraş’taki Afşin-Elbistan A Kömürlü Termik Santrali’ne yeni bir santral büyüklüğünde iki yeni ünite eklenmesi planlanıyor. Oysa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın kendi emisyon verileri dahi, mevcut termik santralden kaynaklanan kirliliğinin yönetmelik sınırlarının 8 kata kadar aşıldığını gösteriyor. Yörede 40 yıldır kömürün gölgesinde süregelen çevresel ve sağlık sorunları dikkate alındığında bu projeden vazgeçilmesi şart.</span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>2053 PLANINDA KÖMÜRDEN ÇIKIŞ HEDEFİ YOK</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye, Birleşmiş Milletler 29’uncu Taraflar Konferansı’na (COP29) en fazla kişiyle katılım sağlayan üçüncü ülke olmasına rağmen, zirvede açıkladığı “2053 Uzun Dönemli İklim Stratejisi” hayal kırıklığı yarattı. Belgede kömür başta olmak üzere fosil yakıtların tüketiminden vazgeçilmesine dair bir tarih yer almıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı 2024-2028 Stratejik Planı’nda ise kömür ve diğer fosil yakıt arama faaliyetlerinin artarak süreceği belirtiliyor. Türkiye 2053 net sıfır emisyon hedefine, kömürden çıkmadan ulaşamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, COP29’da 2050’ye kadar nükleer enerji kapasitesini üç katına çıkarma taahhüdünde bulundu. Mersin’de hâlâ inşaat halindeki Akkuyu Nükleer Santrali işletmeye geçtiğinde, santralin sahibi Rus şirkete piyasada MW/saat başına 7 dolar cent olan elektrik için 12,35 dolar cent ödeme yapılarak kamu kaynakları boşa harcanacak. Atık sorunu çözülmemiş, tehlikeli ve pahalı nükleer enerji, ülkemizi enerjide daha da dışa bağımlı hale getirecek. Nükleer enerjiye harcanacak kamu kaynakları yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve iklim değişikliğine uyum gibi yatırımlara ayrılmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yenilenebilir enerji projeleri doğa ile uyumlu olmalı</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı “Enerji Dönüşümü Yenilenebilir Enerji 2035” yol haritasına göre Türkiye’nin 2035’te yenilenebilir enerjide güneş ve rüzgarın kurulu gücü bugüne göre 4 kat artarak 120 GW’a ulaşacak. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinde oldukça iddialı bir artışa işaret eden bu hedef 2053 net sıfır hedefine giden yolda da önemli bir dönüm noktası olabilir. Ancak; yol haritası kapsamında izin süreçlerinin de kısaltılması öngörülüyor. Oysa yenilenebilir enerji projeleri, ekosistemlerin bütünlüğü gözetilerek &nbsp;ve halkın katılımıyla planlanmalı. Mevcut düzenlemelerdeki boşluklar enerji projelerinin doğal alanlar üzerindeki baskısının artmasına neden oluyor. Bu nedenle söz konusu projelerin korunan alanların dışında tutulması ve çevresel etkilerinin bağımsız uzmanlarca değerlendirilmesi sağlanmalı. Yöre halkının öncelikleri ve ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanacak projelerin faydaları halkın geneliyle paylaşılacak şekilde tasarlanmalı. Ayrıca bu hedef ulusal enerji planına eklenmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2024 yılında yürürlüğe girmesi beklenen ve Türkiye’nin yürüteceği iklim politikalarının hukuki zeminini oluşturacak İklim Kanunu taslağı hâlâ Meclis’e gelmedi. 2021 yılından beri gündemde olan taslak hazırlanırken ise iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınmadı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Uzman görüşleriyle hazırlanması gereken bu kanunda, 2030 yılına kadar yüzde 35 mutlak emisyon azaltım hedefi yer almalı, kömürden adil bir çıkış hedeflenmeli. Kanunla, biyolojik çeşitlilik ve doğal ekosistemler korunmalı, uyum mekanizmaları kurulmalı ve politika hedefleri ile uygulamayı takip edecek bağımsız bir bilim kurulu oluşturulmalı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bu yıl Yatağan Kömürlü Termik Santrali ve madenlerinde çalışanların bir kısmı işten çıkarılırken, Çayırhan’da ise özelleştirme nedeniyle işçiler işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya. Bu gelişmeler, adil bir geçiş planı olmadığında işçilerin ne kadar mağdur olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.&nbsp;</strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ACİL OLARAK ADİL GEÇİŞ PLANINA İHTİYAÇ VAR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Türkiye için bir adil geçiş stratejine başlayacağını duyurması olumlu bir gelişme. Ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın kömürde ısrar ederek sektördeki çöküşü görmezden gelmesi büyük bir çelişki yaratıyor. Bu yıl Yatağan Kömürlü Termik Santrali ve madenlerinde çalışanların bir kısmı işten çıkarılırken, Çayırhan’da ise özelleştirme nedeniyle işçiler işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya. Bu gelişmeler, adil bir geçiş planı olmadığında işçilerin ne kadar mağdur olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim kriziyle mücadelede, işçilerin işsiz kalmadığı, mevcut iş gücünün korunduğu ve insana yakışır yeni iş olanaklarının sağlandığı adil geçiş planları kritik bir öneme sahip. Bu nedenle bu planların kapsayıcı ve hak temelli bir yaklaşımla hazırlanması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2024 yılında demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri için düşük karbonlu yol haritaları hazırladı. Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda bu kritik sektörlerin karbon emisyonunu azaltması için orta vadede somut ve iddialı hedefler ne yazık ki bu yol haritalarında yer almıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aynı zamanda Bakanlık, "Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu" girişimini başlatarak uluslararası kalkınma kuruluşlarından yeşil dönüşüm için finansal kaynaklar sağlamayı hedefledi. Ancak bu finansal desteklerin etkili ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi için sanayide kararlı bir dönüşümü mümkün kılacak somut emisyon azaltım hedeflerine ihtiyaç duyuluyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 07:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/2024-ekoloji-gundeminden-akilda-kalanlar-sularin-yukselisi-insanligin-alcalisi-siyasetin-haydutlasmasi-1735337378.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2024: İklim krizinin yılı</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024-iklim-krizinin-yili-9659</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024-iklim-krizinin-yili-9659</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Bu yıl, sadece felaketlerin değil, aynı zamanda çözüm arayışlarının hızlandığı bir yıl olarak da hatırlanacak. Türkiye gibi iklim krizinin etkilerini derinden hisseden ülkelerde, bu küresel kriz daha somut bir hal aldı. Yerel ve uluslararası düzeyde, 2024 yılı iklim krizinin hem tahribatını hem de çözüm ihtiyacını ortaya koydu.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılı, tarihin en sıcak yılı olarak kayıtlara geçti. Bu sadece bir sıcaklık rekoru değil, insanlık için bir dönüm noktasıydı. Dünyanın dört bir yanında iklim değişikliği, etkilerini daha yoğun bir şekilde hissettirdi. Orman yangınları, aşırı hava olayları, kuraklıklar ve seller gündemden düşmedi. Ancak bu yıl, sadece felaketlerin değil, aynı zamanda çözüm arayışlarının hızlandığı bir yıl olarak da hatırlanacak. Türkiye gibi iklim krizinin etkilerini derinden hisseden ülkelerde, bu küresel kriz daha somut bir hal aldı. Yerel ve uluslararası düzeyde, 2024 yılı iklim krizinin hem tahribatını hem de çözüm ihtiyacını ortaya koydu.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türkiye, yaz boyunca alışılmadık derecede uzun ve şiddetli sıcak hava dalgalarıyla mücadele etti. ABD’de, sıcaklık kaynaklı ölümler son yıllarda iki katına çıktı ve bu durum, küresel bir gerçekliğin yansıması. Eğitim sistemi bile bu krizden etkilendi.</strong></span></span></em></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>REKOR SICAKLIKLAR: TÜRKİYE VE DÜNYA</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılında dünya genelinde aşırı sıcaklıklar, yalnızca fiziksel dayanıklılığı değil, toplumsal yapıları da test etti. Türkiye, yaz boyunca alışılmadık derecede uzun ve şiddetli sıcak hava dalgalarıyla mücadele etti. Tarım sektörü bu durumdan en çok etkilenen alanlardan biri oldu; kuraklık nedeniyle birçok ürünün rekoltesi düştü, çiftçiler ekonomik kayıplar yaşadı. Ayrıca, kentlerde sıcaklık kaynaklı sağlık sorunları artış gösterdi. Özellikle yaşlı nüfus ve kronik hastalığı olan bireyler, bu sıcaklık dalgalarından en çok etkilenen gruplar arasında yer aldı.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın pek çok yerinde de durum farklı değildi aslında. ABD’de, örneğin, sıcaklık kaynaklı ölümler son yıllarda iki katına çıktı ve bu durum, küresel bir gerçekliğin yansıması. Eğitim sistemi bile bu krizden etkilendi. Sıcaklık nedeniyle okulların kapanması ve öğrencilerin eğitim süreçlerinin sekteye uğraması, iklim değişikliğinin sosyal boyutunu daha da görünür hale getirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sigorta Krizi</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İklim değişikliği yalnızca fiziksel etkileriyle değil, ekonomik sonuçlarıyla da hayatımızı şekillendiriyor. ABD’de sigorta sektörü, iklim şoklarının maliyetini karşılamakta zorlanırken, birçok sigorta şirketi belirli bölgelerde hizmet vermeyi durdurdu.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu harita, 2023 yılında ABD'de sigorta poliçelerinin yenilenmeme oranlarını gösteriyor. Kaliforniya, Florida ve Güneydoğu eyaletlerinde oranların yüksekliği, iklim değişikliği kaynaklı afetlerin (örneğin orman yangınları, kasırgalar ve sel) sigorta maliyetlerini artırarak şirketleri bu bölgelerden çekilmeye zorladığını ortaya koyuyor. Bu durum, birçok ev sahibini ekonomik risklerle karşı karşıya bırakırken, sigorta krizine yol açıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Ayc%CC%A7a%20Tekin-Koru%20iklim%20krizi%20tablo.png" style="height:525px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kaynak</strong>: <a href="https://www.nytimes.com/interactive/2024/12/18/climate/insurance-non-renewal-climate-crisis.html" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/interactive/2024/12/18/climate/insurance-non-renewal-climate-crisis.html</a></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye için bu tablo önemli bir uyarı niteliğinde. Karadeniz’deki seller, Akdeniz’deki orman yangınları ve Marmara’daki dolu olayları, sigorta sektörünü tehdit eden riskler arasında. Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele için sigorta sistemlerini güçlendirmeli, risk haritaları çıkararak önleyici tedbirler almalı ve yüksek riskli bölgelerde sigorta maliyetlerini dengelemek için politikalar geliştirmelidir. Aksi takdirde, ABD’de görülen sigorta krizinin bir benzeri Türkiye’de de yaşanabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>ABD Seçimleri: Küresel Etkiler</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılı, sadece iklim olaylarıyla değil, politik gelişmelerle de anılacak bir yıl oldu. ABD’de Donald Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanması, küresel iklim politikalarına yönelik ciddi bir darbe olarak değerlendiriliyor. Biden yönetimi döneminde hayata geçirilen temiz enerji teşvikleri, ABD’nin yenilenebilir enerji alanında önemli adımlar atmasını sağlamıştı. Ancak Trump’ın fosil yakıt endüstrisine dönüş sinyalleri, bu kazanımları riske atabilir. ABD’nin iklim liderliği olmadan, küresel karbon azaltma hedeflerinin sekteye uğrama riski bulunuyor.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye açısından bakıldığında, ABD’nin iklim politikalarındaki bu değişim, iki ülke arasındaki enerji işbirliğini de etkileyebilir. Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmak için uluslararası destek arayışında olan bir ülke olarak, ABD’nin bu alandaki liderlik kaybından olumsuz etkilenebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türkiye, yenilenebilir enerji üretiminde son yıllarda kaydettiği ilerlemeye rağmen, hala doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtlara bağımlı. Bu bağımlılığın azaltılması, hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirlik için kritik önemde.</strong></span></span></em></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Fosil Yakıtların Hakimiyeti </strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fosil yakıtlar, dünya genelinde enerji üretimindeki yerini koruyor. Çin’in artan karbon salınımı, bu alandaki çabaları baltalayan en büyük faktörlerden biri. Ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, enerji geçişini hızlandırma konusunda daha fazla sorumluluk almalı. Türkiye, yenilenebilir enerji üretiminde son yıllarda kaydettiği ilerlemeye rağmen, hala doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtlara bağımlı. Bu bağımlılığın azaltılması, hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirlik için kritik önemde.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılı, yenilenebilir enerji teknolojilerindeki gelişmelerle de dikkat çekti. Dev bataryalar ve güneş enerjisi gibi çözümler, enerji sistemlerini daha sürdürülebilir hale getirdi. Türkiye, bu teknolojilere yatırım yaparak enerji geçişinde öncü bir rol üstlenebilir. Özellikle rüzgâr ve güneş enerjisindeki potansiyel, ülkemizin karbon emisyonlarını azaltmasına yardımcı olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Doğal Çözümler ve Biyoçeşitlilik</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılında biyoçeşitliliğin iklim mücadelesindeki önemi bir kez daha ortaya çıktı. Hindistan’da akbaba popülasyonunun yok olması, insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler yarattı ve bu durum, doğanın dengesi bozulduğunda ortaya çıkabilecek domino etkilerini gözler önüne serdi. Türkiye’de ise biyoçeşitlilik kaybı, özellikle tarım ve turizm sektörlerini tehdit ediyor. Sulak alanların kuruması, denizlerdeki ekosistemlerin bozulması ve orman yangınları, biyoçeşitliliğin korunması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Doğal çözümler, bu krizle mücadelede önemli bir yer tutuyor. Türkiye’de, özellikle tarım sektöründe karbon depolama kapasitesini artırmaya yönelik projeler hayata geçirilebilir. Ayrıca, güneş çiftlikleri gibi enerji projelerinin çevresel faydalarını artırmak için yeni yöntemler geliştirilebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yer Mühendisliği: Risk ve Fırsatlar</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel ısınmanın etkilerini azaltma amacıyla, yeryüzünün iklimini etkileyen bir çevresel sürecin kasıtlı olarak büyük ölçekli manipülasyonu olarak tanımlanabilecek yer mühendisliği, iklim krizine yönelik en yenilikçi ve tartışmalı çözüm önerileri arasında yer alıyor. Bu alanda öne çıkan yöntemlerden biri, güneş ışığını yansıtarak atmosferi soğutmayı hedefleyen aerosollerin stratosfere salınması. Bu yaklaşım, küresel sıcaklıkları düşürme potansiyeli taşısa da, iklim sisteminde beklenmedik zincirleme etkiler yaratma riski nedeniyle eleştiriliyor. Örneğin, yağış düzenlerinde bozulma veya tarımsal verimde azalma gibi olası yan etkiler, bu yöntemin uygulanabilirliğini tartışmalı hale getiriyor. Yer mühendisliği kapsamında genetik mühendisliği de dikkat çekiyor; özellikle kuraklık ve sıcaklığa dayanıklı bitkiler geliştirme çabaları, tarım sektörüne katkı sağlayabilir. Ancak bu tür müdahalelerin ekosistem üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak bilinmiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye, bu tartışmalı ancak potansiyel açısından büyük fırsatlar sunan alanı yakından izlemelidir. İklim değişikliğiyle mücadelede, yer mühendisliği uygulamalarının olası faydalarını ve risklerini anlamak, Türkiye’nin bu teknolojilere adaptasyonunda kritik bir rol oynayabilir. Örneğin, Türkiye’nin tarım sektöründe genetik mühendisliği kullanarak daha dayanıklı ürünler geliştirmesi veya iklim adaptasyon stratejilerine yenilikçi çözümler entegre etmesi, iklim krizine karşı direncini artırabilir. Ancak bu tür projelerde, hem bilimsel hem de etik boyutlar dikkatle değerlendirilmelidir. Yer mühendisliğine yönelik küresel gelişmeleri takip etmek ve bu alanda bilimsel kapasite oluşturmak, Türkiye’nin gelecekteki stratejik adımlarını şekillendirebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırarak hem ekonomik hem de çevresel faydalar sağlayabilir. İklim değişikliğiyle mücadele, yalnızca devletlerin değil, bireylerin ve işletmelerin de sorumluluğunu içeriyor.</strong></span></span></em></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TÜRKİYE’NİN FIRSATLARI VE SORUMLULUKLARI</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılı, Türkiye için de iklim değişikliğine karşı yeni politikalar geliştirme fırsatı sundu. Ancak bu fırsatların hayata geçirilmesi için siyasi irade kadar toplumun geniş katılımı da gerekiyor. Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırarak hem ekonomik hem de çevresel faydalar sağlayabilir. Ayrıca, afet yönetimi ve kentsel dayanıklılık gibi alanlarda uluslararası işbirliklerini güçlendirebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İklim değişikliğiyle mücadele, yalnızca devletlerin değil, bireylerin ve işletmelerin de sorumluluğunu içeriyor. Enerji tasarrufu, karbon ayak izini azaltma ve sürdürülebilir yaşam biçimlerini benimseme gibi bireysel çabalar, bu mücadelede büyük fark yaratabilir. Öte yandan, özel sektörün yenilikçi çözümlere yatırım yapması ve sürdürülebilirlik ilkelerini benimsemesi, Türkiye’nin bu alandaki çabalarını hızlandırabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>2025: Bir Yol Ayrımı</strong></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2024 yılı, hem felaketlerin hem de çözüm arayışlarının iç içe geçtiği bir yıl oldu. Peki, 2025 ne getirecek? İklim krizinin hız kesmeden devam ettiği bir dünyada, Türkiye’nin bu krize karşı nasıl bir yol izleyeceği büyük önem taşıyor. Bu yılın bize gösterdiği en önemli ders, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil, sosyal, ekonomik ve politik bir kriz olduğu gerçeğidir.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu mücadele, yalnızca hükümetlerin omuzlarında değil; hepimizin ortak sorumluluğu. Türkiye, küresel sahnede daha güçlü bir aktör haline gelmek istiyorsa, iklim değişikliğiyle mücadelede liderlik rolü üstlenmek zorunda. Çünkü iklim krizini çözmeden, ne ekonomik kalkınmayı sürdürülebilir kılabiliriz ne de gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz.</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Şimdi soru şu:</strong> Türkiye, bu sorumluluğu üstlenmeye ne kadar hazır?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 07:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/2024-iklim-krizinin-yili-1735336517.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kömür talebi 2024’te rekor kırdı: Kolektif iklim eylemi kömürün yükselişini durduramıyor</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/komur-talebi-2024te-rekor-kirdi-kolektif-iklim-eylemi-komurun-yukselisini-durduramiyor-9492</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/komur-talebi-2024te-rekor-kirdi-kolektif-iklim-eylemi-komurun-yukselisini-durduramiyor-9492</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2024’te rekor kıran küresel kömür talebi, 2027’ye kadar her yıl rekor kırmayı sürdürecek. Kömür talebi 2027'ye kadar 8,77 milyar tona yükselecek. 2024’te üç kömürlü termik santral planını iptal eden Türkiye ise OECD ülkeleri içinde yeni kömürlü termik santral izinlerini yasaklamayı taahhüt etmeyen tek ülke olmaya devam ediyor…</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bu hafta yayınladığı bir </span><a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/a1ee7b75-d555-49b6-b580-17d64ccc8365/Coal2024.pdf" target="_blank"><span style="color:#2980b9">rapordaki veriler</span></a><span style="color:black">, gelecek 10 yılda kömüre olan talebin artmaya devam edeceğine dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">IEA'nın en son eğilimleri analiz ettiği ve orta vadeli tahminleri güncellediği yıllık kömür piyasası raporunun en güncel hali olan Coal 2024, dünyanın en fazla karbon emisyonuna sahip fosil yakıtına olan talebin, rüzgar ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerjinin hızla yaygınlaşmasıyla azalsa da, kömürün yükselişini durdurmak ve hatta tersine çevirmek için yeterli olmadığını gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Rapora göre, kömür talebi 2024'te yeni bir rekor kırarken, küresel kömür talebi 2027'ye kadar her yıl yeni bir rekor kırmaya devam edecek. IEA’nın son tahminleri, kömür talebinin 2027'ye kadar yaklaşık 8,77 milyar tona yükseleceğini öngörüyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Bu, 2024 seviyelerinden yaklaşık yüzde 1 daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor. Söz konusu veriler, maalesef, kömür talebinin gelecek 10 yılda istikrarlı bir düşüşe geçeceği yönündeki geçen yılki tahmini ise geçersiz kılıyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bilim insanlarının her fırsatta küresel ısınmanın 1,5 °C derecede sınırlandırılması için olağanüstü bir çabayla karbon emisyonlarının azaltılması gerektiğini ve 2030’a kadar karbon salımlarının azaltılmadığı takdirde ısınmanın tehlikeli seviyelere ulaşmasının engellenemeyeceğini söylediği bir dünyada raporların hala tersi tespitlerde bulunması ciddi hayal kırıklığı yaratıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2050'ye kadar net sıfır emisyona ulaşma ve Paris Anlaşması’nın hükümlerine uygun şekilde küresel ısınmayı sınırlama yolunda ilerlemek için kömür kullanımının gelecek 10 yılda keskin bir biçimde düşmesi gerekiyor. Gezegen, sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C derece üzerinde sıcaklıklara ulaşmış olabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nitekim, Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin </span><a href="https://climate.copernicus.eu/copernicus-2024-virtually-certain-be-warmest-year-and-first-year-above-15degc" target="_blank"><span style="color:#2980b9">son verilerine&nbsp;göre</span></a><span style="color:black">, 2024 kayıtlara geçen en sıcak yıl olacak. Sıcaklık rekorunun kırılması halinde 1,5 °C derece sınırı da ilk defa aşılmış olacak. 2023’ün sanayi öncesi seviyelerin 1,48 °C derece üzerinde geçmesiyle birlikte, 2024’ün de sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C derece üzerinde sıcaklıkların yaşandığı ilk yıl olacağını belirtiyor. Beklenen rakam 1,55 °C derece seviyesinde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bilimsel verilerin vahameti bir yana bu aslında kolektif iklim eyleminin başarısız olduğunun çok net bir göstergesi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kömür fiyatları hali hazırda 2017-2019 yılları arasında görülen ortalamanın yüzde 50 üzerinde seyrederken, dünyadaki kömür üretiminin de bu yıl tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öte yandan, yenilenebilir enerji kapasitesinin güçlü şekilde büyümeye devam etmesi ve elektrik üretimindeki payının artmasına bağlı olarak, dünyadaki kömür talebinin 2027'ye kadar söz konusu rekor seviyeye yakın seyredeceği öngörülüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Uluslararası kömür ticaretinde rekor bekleniyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Çin, dünyanın en büyük kömür tüketicisi olarak önemini korurken, uluslararası kömür ticaretinin de bu yıl 1,55 milyar tonla rekor kıracağı hesaplanıyor. Rapora göre, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde daha büyük bir rol oynaması ve Çin’deki kömür tüketim seviyelerinin düşmesiyle talebin 2027’ye kadar yatay bir seyir izleyeceği öngörülüyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kömür talebindeki düşüşün hızı ise güçlü politikaların yürürlüğe girmesine, ABD ve Kanada’daki doğalgaz da dahil olmak üzere alternatif enerji kaynaklarındaki büyümeye bağlı olacak. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geçmiş dönemde fosil yakıt endüstrisiyle olan yakınlığı düşünüldüğünde Donald Trump’ın ikinci ABD Başkanlığı dönemi de bu açıdan yakından izlenecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çin’deki elektrik sektörü küresel kömür piyasaları için önem arz ediyor. Çin, 2024 yılında enerji sektörünü çeşitlendirip rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesindeki büyümeyi hızlandırmaya devam etti. Rapora göre, bu durum 2027’ye kadar kömür tüketimindeki artışları sınırlamaya yardımcı olacak. Buna ek olarak, hava koşulları kısa vadede kömür tüketiminde dalgalanmalara neden olabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapora göre, yenilenebilir üretimdeki hava koşullarına bağlı değişkenlik nedeniyle Çin’deki kömür talebi 2027’ye kadar tahmin edilenden 140 milyon tona kadar daha yüksek veya daha düşük olabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kömür tüketiminin bundan sonraki seyrinde Çin’in talebindeki azalma ya da artma etkili olacak gibi görünüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dünyanın hali genel olarak böyleyken, kömür sevdalısı Türkiye’nin mevcut durumuna da bakmakta fayda var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Global Energy Monitor’un son verilerle güncellenen ve yine bu hafta yayınlanan Global Coal Plant Tracker (Küresel Kömür Santrali Takipçisi) <a href="https://globalenergymonitor.org/projects/global-coal-plant-tracker/" target="_blank">raporuna</a></span><span style="color:black"><a href="https://globalenergymonitor.org/projects/global-coal-plant-tracker/" target="_blank">&nbsp;göre</a>, Paris İklim Anlaşması'nın imzalandığı 2015 yılından bu yana, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bölgesinde yeni kömürlü termik santral proje sayısı rekor düşük seviyelere ulaştı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Toplamda OECD bölgesinde önerilen kömürlü termik santral sayısı 2015'te 142 iken yüzde 96 oranında bir düşüş ile bugün sadece beş yeni kömürlü santral projesi mevcut.&nbsp;</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Türkiye’de 2015 yılından bu yana planlanan kömürlü termik santral kapasitesinin 70 GW’tan fazlası iptal edildi.&nbsp;Türkiye 2024 yılında da üç kömürlü termik santral planını iptal etti, ancak OECD içinde yeni kömürlü termik santral izinlerini yasaklamayı taahhüt etmeyen tek ülke olmaya devam ediyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Türkiye’de üç termik santral projesi iptal edildi</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2024'ün üçüncü çeyreğinde güncellenen Global Coal Plant Tracker’da yer alan veriler, Karaburun ve Kirazlıdere olmak üzere iki kömürlü termik santralin lisansının çevresel izin sürecindeki aykırılıklar nedeniyle iptal edildiğini gösteriyor. Bir diğer santral olan Malkara ise uzun süredir faaliyete geçmediği için rafa kaldırıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu gelişmeler sonucunda Türkiye'nin elinde sadece tek bir kömürlü termik santral projesi kaldı: Kahramanmaraş’taki Afşin Elbistan A Termik Santrali’nin genişletilmesi. 1984’ten beri faaliyet gösteren Afşin-Elbistan A Kömürlü Termik Santrali, 2018 yılında Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından özelleştirilerek 20 yıllığına Çelikler Holding'e devredildi. Konuyla ilgili çevre STK’ları EÜAŞ’a ait Afşin-Elbistan B termik santrali ile birlikte sekiz ünite olarak faaliyet gösteren termik santrallerin hava kirliliği, çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerini yıllardır gündemde tutmaya ve genişletmenin önüne geçmeye çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Yaklaşık 10 yıldır, yeni kömürlü termik santral stoku bulunan ilk 10 ülke arasında yer alan Türkiye'de bu gelişme dikkat çekici.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">2015 yılından bu yana Türkiye'de planlanan kömürlü termik santral kapasitesinin 70 GW’tan fazlası iptal edildi ki bu, dünyadaki en yüksek oranlardan biri. Buna karşılık, aynı zaman diliminde 6 GW’a yakın kömürlü termik santral kapasitesi devreye alındı.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Yine de Türkiye, karbon yakalama ve depolama teknolojisi (CCS) kullanarak santrallerin emisyonlarını azaltma veya “karbonu tutma” hedefi olmadan aktif olarak yeni kömür santralleri planlayan tek OECD üyesi. 2015'ten bu yana kömürlü termik santral proje stoğu bulunan13 OECD ülkesinden Türkiye dışındakilerin tamamı, karbonu tutulmayan yeni kömürlü termik santral yapımını durdurma sözü verdi.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">OECD'de planlanan kömürlü termik santral kapasitesi 2015'ten bu yana toplam 111 GW'lık 142 projeden toplam 3 GW'lık beş projeye düştü ve bu beşinden hiçbiri inşaat için gerekli izinlere sahip değil. Türkiye'de planlanan proje hariç diğerlerinin hepsine karbon tutma ve yakalama tesisi (CCS) kurulması planlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye'deki kömür santrali projeleri, güçlü iktidar politikaları ve etkin fosil yakıt lobileriyle neredeyse dokunulmazlık zırhıyla donanmış durumda. İktidarın kömürden çıkış konusunda herhangi bir tarih vermemesi ve takvimlendirilmiş bir kömürden çıkış politikasının olmayışı sayesinde, Türkiye küresel gidişatın tam tersine hareket ederek yeni kömürlü termik santral yapma politikasından henüz vazgeçmiş değil. COP29 sırasında sunulan uzun dönemli iklim stratejisinde de kömür kullanımının durdurulmasında kaldırılmasından da zaten bahsedilmiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’nin strateji belgesinde Türkiye'nin 2053’e kadar "kalkınma önceliklerinden taviz vermeden" net sıfır hale gelme hedefine nasıl ulaşacağını detaylandırıyor. En kirli fosil yakıt olarak tanımlanan kömürden çıkışa dair bir plan belgede yer almazken, Türkiye, COP29’da yarım ağız da olsa plan kapsamında fosil yakıtlardan çıkmayı planladığını ilk kez dillendirdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">COP29'da soruları yanıtlarken Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, fosil yakıtlardan çıkılmadan uzun vadeli iklim hedeflerinin gerçekçi olup olmadığı sorusuna, "Zaman içinde fosil yakıtlardan bu süreçte çıkmış olacağız" cevabını verdi, ancak fosil yakıtlardan çıkışa dair herhangi bir takvim paylaşmadı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye, Eylül 2021'de 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini açıklamış ve aynı yıl kasım ayında Paris Anlaşmasına taraf olmuştu. Türkiye, daha önce gelecek 14 yılda karbon emisyonlarını artırmaya devam edeceğini ve en geç 2038'den sonra azaltma planına geçeceğini açıklamıştı. Bu hedefler 2053 İklim Stratejisi belgesinde de yineleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Resmi verilere göre, Türkiye'nin sera gazı salımlarının yüzde 70'inden fazlası enerji sektöründen kaynaklanıyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Dec 2024 08:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/komur-talebi-2024te-rekor-kirdi-kolektif-iklim-eylemi-komurun-yukselisini-durduramiyor-1734674450.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk bankalarının &quot;kirli hesapları”: Yurttaşın birikimiyle fosil yakıt fonlamak</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turk-bankalarinin-kirli-hesaplari-yurttasin-birikimiyle-fosil-yakit-fonlamak-9351</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turk-bankalarinin-kirli-hesaplari-yurttasin-birikimiyle-fosil-yakit-fonlamak-9351</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Türkiye’deki 17 bankanın fosil yakıt projelerine aktardığı fonları inceleyen rapor, kömür yatırımlarından tamamen çıkma kararı alan 4 banka ve net sıfır hedefi kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönelme taahhüdü olan 12 banka olduğunu gösteriyor. Mesafe alınmış olsa da atılması gereken çok fazla adım var…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim değişikliğiyle mücadelede karşımıza çıkan olağan şüpheliler elbette kömür, gaz, petrol başta olmak üzere fosil yakıt endüstrisi, onun ardından da demir-çelik, otomotiv ve madencilik gibi karbon emisyonu yüksek sektörler geliyor. En az onlar kadar kritik ve son derece yakından izlenmesi gereken sektör ise finans ve bankacılık sektörü. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Maalesef, küresel ölçekte düşük karbonlu bir ekonomi modeline geçişin kaçınılmaz olduğunun genel kabul gördüğü bir dünyada, pek çok banka fosil yakıt projelerini ısrarla desteklemeyi sürdürüyor, üstelik iklim kriziyle mücadele yaklaşımlarını şeffaf bir şekilde açıklamanın çok uzağında kalmış durumdalar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu da bize bankaların hala fosil yakıt projelerini fonlamama sözü vermeyerek, “kirli hesaplarını” sürdürme isteği içinde olduklarını gösteriyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Diğer yandan, b<em>anka müşterilerinin, birikimlerinin gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünya bırakmak için kullanılmasını talep etme hakkı var. Bireyler, bankalarının iklim krizini fonlamasını durdurabilecek güce sahip. Yurttaşlar, birikimleriyle hangi projelerin fonlandığının hesabını bankalardan sorabilme hakkına sahip. </em>Ne yazık ki, Türkiye’de bu bilinç seviyesinin epey uzağındayız, giderek derinleşen ekonomik kriz ve geçim derdi yurttaşın bu tür talepleri gündeme getirmesinin önünde çok büyük bir engel oluşturuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim İçin 350 Derneği ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA), “</span><a href="https://350turkiye.org/files/2024/11/banka-rapor-v9_211124.pdf" target="_blank"><span style="color:#3498db">Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı</span></a><span style="color:black">” başlıklı raporunun üçüncüsünü&nbsp;yayınladı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’nin bankacılık sektörü, fosil yakıt finansmanından uzaklaşıp temiz enerjiye yöneliyor mu? Bu rapor sayesinde Türkiye’de bankaların üç yıldır kaydettiği gelişmeler istikrarlı bir şekilde takip ediliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim değişikliği, günümüzün en acil, en önemli ve en hızlı aksiyon alınması gereken küresel sorunlarından biri olarak karşımızda dururken, bu durum, finans sektörü dahil olmak üzere tüm ekonomik aktörlerin bu konuda aktif pozisyon almasını zorunlu hale getiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white">Hem Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesi hem de </span>yeşil dönüşüm süreci açısından bankaların hangi projelere kaynak aktardığı her zamankinden çok daha kritik bir konu. Düşük karbonlu yatırımları destekleyen yeni finansman imkanları ve yenilikçi araçlar hızla ortaya çıkarken, ana akım finansmanın da fosil yakıtlardan uzaklaşarak net sıfır hedeflerine yönelmesi büyük önem taşıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Mesela, olumlu olarak değerlendirebileceğimiz bir gelişme geçtiğimiz günlerde Türkiye Bankalar Birliği’nden (TBB) geldi. TBB, bankaların iklim değişikliğine yönelik değerlendirmelerinde kullanılmak üzere “Isı Haritası Metodolojileri Oluşturulmasına İlişkin Rehber” dokümanını yayımladı. Rehberde, enerji, demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, inşaat, tarım, lojistik, otomotiv ve cam sektörlerinin iklim riskleri analiz ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) geçtiğimiz aylarda yayımladığı sürdürülebilir bankacılık soru setine dayanan “Türk Bankacılık Sektöründe Çevresel ve Sosyal Sürdürülebilirlik” raporu da, Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>de bankacılık sektörünün iklim risklerini takip ettikleri ve fosil yakıt sektörünü riskli bir alan olarak değerlendirdikleri halde fosil yakıtlara yönelik kredilerin devam ettiğini gösteriyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapora göre, toplam sektör aktifleri içinde yüzde 62 paya sahip olan 20 banka, risk yönetiminde iklimle bağlantılı riskleri dikkate alıyor ve 12 tanesinin (yüzde 46) bu yönde yazılı bir stratejisi ve politikası var. Ancak sadece 5 banka (yüzde 23) söz konusu risk yönetiminde bir karbon fiyatını kullandığını ya da referans aldığını ifade etmiş görünüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fosil yakıtlar özelindeki bulgular, bankacılık sektörünün fosil yakıtlar konusundaki risk algısının yüksek olduğuna işaret ediyor. Geçiş riskleri açısından “yenilenebilir olmayan enerji” sektörü, 13 banka (yüzde 49) tarafından en riskli ilk 5 sektör arasında sıralanmış. Söz konusu sektörü risk bakımından ilk sırada değerlendiren 5 bankanın toplam aktif payı ise yüzde 27.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Diğer sektörlere göre daha riskli görülen fosil yakıt sektörlerine bankalarca kullandırılmış ticari ve kurumsal nakdi krediler 2022 yılı sonu itibarıyla toplam kredilerin yüzde 2’sine (151 milyar TL) denk gelen bir hacimde olduğu raporlanıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu kredilerin yüzde 45’lik payının kömüre dayalı enerji üretimi alanında kullandırıldığı, bu alanda kullandırılan nakdi kredilerin yüzde 45’inin özel sermayeli bankalar, yüzde 34’ünün kamusal sermayeli bankalar ve yüzde 21’inin yabancı sermayeli bankalar tarafından kullandırıldığı da rapordaki önemli tespitler arasında sıralanıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla, finansman anlamında alınması gereken çok yol, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi gereken çok fazla parametre var. Bu açıdan, “Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı” raporu, Türkiye’deki bankacılık sektörünün bu alandaki ilerlemesini ve eksikliklerini gözler önüne seriyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapora göre, bankaların iklim risklerini dikkate alma eğilimi artıyor olsa da, fosil yakıtlara yönelik kredi verme olanakları tamamen ortadan kalkmış değil. Daha önceki raporlarda olduğu gibi 2024 yılı raporunda da, 17 bankanın iklim değişikliğine dair tutumu beş ana başlık altında incelendi: Fosil Yakıt Varlıkları/Yatırımlarıyla Etkileşim Düzeyi, “Net Sıfır” Hedef Tarihi, Karbon Ayak İzi, Temiz Enerji Yatırımları ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) Derecelendirmeleri.</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-12-12%20at%2018_26_22.jpeg" style="height:766px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bankaların yayımladığı raporlar dikkate alındığında, 17 bankanın sürdürülebilirlik ve iklim kriziyle mücadele kapsamında yürüttükleri faaliyetler farklı şekillerde ilerleme kaydetti. Ancak önceki raporlama dönemlerine kıyasla 2023</strong><strong>’</strong><strong>te ivme bir nebze düştü.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Olumlu gelişmeler şöyle sıralandı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İlk raporun ardından yeni fosil yakıt projelerini finanse etmeme taahhüdünde bulunan banka sayısı 7’den 11’e yükseldi. Türkiye’nin 2053 yılı net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda çoğunlukla 2050 itibarıyla portföylerini “net sıfır” hedefine uygun hale getireceğini açıklayan bankalara 2023’te Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) eklendi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Böylece söz konusu 17 bankadan “net sıfır” hedefine uygun hareket eden banka sayısı 12 oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sadece altı banka&nbsp;kömür yatırımlarından tamamen çıkma kararı aldı. Bu bankalar arasında Akbank (2040), Garanti BBVA (2040), Türkiye İş Bankası (2040), QNB Türkiye (2030) ve Türkiye Ekonomi Bankası (2030) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (2035) yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapora göre, uzun vadeli “net sıfır” hedeflerini destekleyici nitelikte olan, karbon ayak izi ve temiz enerji yatırımları konularında ara hedefler açıklayan bankaların, bu hedeflerini bilime dayalı bir metodolojiye uygun olarak taahhüt etmesi ve onaylatması ise olumlu gelişmeler arasında yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Eksiklikler ve ihtiyaçlar ise şöyle ifade edildi…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Standartlaşma Gerekliliği:</strong>&nbsp;Bankalar arasındaki farklı yaklaşımlar, sektör genelinde standardize edilmiş raporlama ve kapsamlı sürdürülebilirlik stratejilerine olan ihtiyacı gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Fosil Yakıtlardan Çıkış Stratejisi Eksikliği:</strong>&nbsp;Henüz tüm bankaların fosil yakıtlardan çıkış stratejisi bulunmuyor. Özellikle kamu bankalarının bu alanda adım atması büyük önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Dönüşüm için Finansman:</strong>&nbsp;2023 yılında büyük ölçekli yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı açısından önceki dönemlere kıyasla ivme kaybedildiği gözlemleniyor. Yeni finansman imkanları ve yenilikçi araçların ortaya çıkması ise dönüşüm için gerekli en önemli unsurlardan.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bankacılık sektörü, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynuyor. Raporda yer alan bulgular, sektörün iklim risklerini daha fazla dikkate almaya başladığını gösterse de, fosil yakıtlara yönelik kredilerin devam ediyor olması ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Raporda öneriler ise şu şekilde ifade edildi…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Kamu Bankalarının Rolü:</strong>&nbsp;Kamu bankalarının fosil yakıtlardan çıkış stratejilerini belirlemesi ve uygulaması, sektörün yeşil dönüşüm sürecine ivme kazandırabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Standart Raporlama:</strong>&nbsp;Sektörde standartlaşmış raporlama ve sürdürülebilirlik stratejilerinin oluşturulması, bankaların iklim değişikliğiyle mücadelede daha etkin olmalarını sağlayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Yeşil Finansmanın Artırılması:</strong>&nbsp;Bankaların temiz enerji yatırımlarını ve yeşil finansman ürünlerini artırmaları, Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasında kritik öneme sahiptir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’nin en büyük 17 bankasının iklim değişikliğine yaklaşımını değerlendiren bu rapor, sektördeki olumlu adımların yanı sıra atılması gereken önemli adımların da olduğunu gösteriyor. Bankacılık sektörünün iklim değişikliğiyle mücadelede daha aktif bir rol üstlenmesi, hem finansal risklerin azaltılması hem de sürdürülebilir bir gelecek için hayati önem taşıyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 07:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/turk-bankalarinin-kirli-hesaplari-yurttasin-birikimiyle-fosil-yakit-fonlamak-1734040115.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>COP 29’dan çıkan kararlar: Umutlar ve hayal kırıklıkları</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cop-29dan-cikan-kararlar-umutlar-ve-hayal-kirikliklari-9108</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cop-29dan-cikan-kararlar-umutlar-ve-hayal-kirikliklari-9108</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>COP29’un en çok dikkat çeken sonucu, gelişmekte olan ülkelere sağlanmak üzere kurulan yeni bir iklim finansmanı, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) idi. Bununla birlikte gelişmiş olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmesiydi. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş yapmalarına destek olmayı hedefliyor. Ancak bu miktar, özellikle Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pasifik ada ülkeleri gibi en kırılgan bölgeler tarafından “yetersiz” ve “gecikmiş” olarak nitelendirildi. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Taraflar Konferansı COP29, bu yıl Azerbaycan’nın başkenti Bakü'de düzenlendi ve her türlü eleştiriye rağmen, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası toplum için önemli bir dönüm noktası oldu. Bu Zirve en başından beri “Finans COP’u” olarak adlandırıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çevreye duyarlı ve çevre konusunda uzman bir Milletvekili olarak, çalışma arkadaşlarımla birlikte tamamen kendi maddi imkanlarımla Bakü’ye gittim. Çünkü Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda (COP29) yapılan tartışmaları takip etmek, bu tartışmaların bir parçası olmak ve Türkiye'nin çıkarlarını savunmayı kendim için bir görev olarak kabul ediyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca, bu toplantıya devlet imkanlarıyla katılanların da aynı sorumlulukla hareket ederek, bu fırsatı Türkiye'nin menfaatleri için verimli hale getirdiklerini umuyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bakü'de düzenlenen bu önemli zirveye binlerce kişi katıldı. Yaklaşık 200 civarında ülkenin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve farklı kurumlar da etkinliklerde yer aldı. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim de Birleşmiş Milletler bünyesindeki Global Centre for Climate Mobility’nin davetiyle 30’a yakın ülkeden gelen genç delegeler ile kapalı bir oturumda buluşmak oldu. Bu gençlerle çevre mücadelesi ve iklim değişikliğiyle nasıl başa çıkılacağına dair önemli fikir alışverişlerinde bulunduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu makalede size COP29’da tartışılan temel konuları, alınan kararları ve gelecekte atılacak adımları değerlendirmek isterim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öncelikle iki haftalık yoğun müzakerelerin ardından görüyoruz ki bu toplantı hem umutları hem de hayal kırıklıklarını beraberinde getirdi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ana Karar: 300 Milyar Dolarlık İklim Finansmanı</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">COP29’un en çok dikkat çeken sonucu, gelişmekte olan ülkelere sağlanmak üzere kurulan yeni bir iklim finansmanı, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) idi. Bununla birlikte gelişmiş olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmesiydi. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş yapmalarına destek olmayı hedefliyor. Ancak bu miktar, özellikle Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pasifik ada ülkeleri gibi en kırılgan bölgeler tarafından “yetersiz” ve “gecikmiş” olarak nitelendirildi. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eleştiriler:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hindistan temsilcisi, bu rakamı “komik derecede düşük” olarak nitelendirirken, Nijerya bunu “bir şaka” olarak adlandırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küçük Ada Devletleri İttifakı (AOSIS) Başkanı CedricSchuster ise “Adalarımız batıyor. Halkımıza bu kadar yetersiz bir anlaşmayla nasıl dönebiliriz?” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savunmalar:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Yöneticisi Simon Stiell, bu finansmanın “insanlık için bir sigorta poliçesi” olduğunu belirterek durumu olumlamaya çalıştı. Ancak bu poliçenin, “sadece vaatlerin yerine getirilmesi durumunda işe yarayacağını” da belirtmekten geri kalmadı.</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu iklim finansmanı üzerinde özellikle durmak istiyorum çünkü finansman olmadan gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile başa çıkabilmesi mümkün değil.</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fonun iki temel alanda kullanılması planlanıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birincisi Uyum Projeleri için. Bu kapsamda altyapıların iklim krizine dayanıklı hale getirilmesi, tarımın sürdürülebilir kılınması, iklim krizine karşı toplumun hazırlanması gibi projeler yer alıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkincisi Emisyon Azaltımı: </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun da yenilenebilir enerjiye geçiş, sanayide kirliliğin azaltılması ve fosil yakıt kullanımının sonlandırılması anlamına geliyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Karbon Piyasası: Yeni Kurallar ve Tartışmaları</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">COP29’da neredeyse on yıldır süren müzakereler sonucunda küresel karbon piyasası için yeni kurallar üzerinde anlaşmaya varıldı. Bu mekanizma, ülkelerin karbon kredileri alıp satmalarına olanak tanıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kazanımlar:</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kapsamda iki farklı piyasa türü oluşturuldu: Ülkeler arası ticaret için Madde 6.2, küresel kredi mekanizması için ise Madde 6.4.</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Madde 6.2, Ülkeler arası karbon ticareti için düzenlemeleri içeriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna göre bir ülke, karbon azaltım projelerini başka bir ülkede gerçekleştirip, bu projelerden elde edilen emisyon azaltımlarını kendi iklim hedeflerine saydırabilir. &nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Madde 6.4 ise küresel bir karbon kredi mekanizmasını oluşturuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna göre herkesin katılabileceği (şirketler, bireyler dahil) bir piyasa sistemi üzerinden karbon kredileri alınıp satılır. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amaç ise emisyon azaltımını teşvik etmek ve küresel ölçekte bir karbon piyasası kurmak.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Aktivistler, karbon kredilerinin “iklim eylemini ertelemek için bir mazeret” olabileceğini savunuyor. Örneğin Greenpeace, karbon piyasası anlaşmasını “iklim eylemi için büyük bir tehdit” olarak nitelendirdi.</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her iki mekanizma da ülkelerin daha düşük maliyetlerle iklim hedeflerine ulaşmalarını sağlamayı amaçlıyor. Ancak öte yandan karbon kredileri eleştiri de alıyor. Çünkü bunun gerçek emisyon azaltımı yerine "satın alınabilir bir çözüm" olduğu ileri sürülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak tüm bunlara rağmen yine de karbon piyasası, iklim planlarının daha hızlı ve daha düşük maliyetle uygulanmasını sağlasa da eleştiriler durmak bilmiyor.</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aktivistler, karbon kredilerinin “iklim eylemini ertelemek için bir mazeret” olabileceğini savunuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin Greenpeace, karbon piyasası anlaşmasını “iklim eylemi için büyük bir tehdit” olarak nitelendirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Greenpeace’e göre karbon piyasası anlaşması "iklim eylemi için büyük bir tehdit" nedenleri ise şunlar:</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1. Gerçek Eylemi Erteler: Ülkeler, emisyon azaltmak yerine kredi satın alarak hedeflerine ulaşabiliyor, bu da gerçek azaltımları engelliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2. Adil Olmayan Dağılım: Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerden karbon kredisi alarak sorumluluklarını devrediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">3. Çift Sayım Riski: Aynı emisyon azaltımı iki kez sayılabilir, bu da küresel hedefleri zayıflatabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">4. Yetersiz Çözüm: Karbon kredileri, fosil yakıt kullanımını sonlandırmak yerine sadece geçici bir çözüm sunuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">5. Şeffaflık Eksikliği: Karbon piyasaları denetlenmesi zor, bu da projelerin etkinliğini sorgulatıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uyum ve Dirençliliğe Daha Fazla Finansman</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu arada COP tarihinde ilk kez, uyum projelerine ayrılan fonların üç katına çıkarılması taahhüt edildi. Tarihsel olarak bu tür projeler, toplam iklim finansmanının sadece %40’ını oluşturuyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örnek projeler arasında Güney Afrika’da kuraklıkla mücadele için baraj inşası ve Doğu Asya’da fırtınalara dayanıklı altyapılar oluşturulması var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu adım, kırılgan bölgelerin daha iyi hazırlanmasını sağlamak açısından kritik, ancak finansmanın düzenli ve etkili bir şekilde sağlanması konusunda hala ciddi endişeler var.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çekişmeli Konular</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çekişmeli konulardan biri de fosil yakıtların geleceği. Mesela gelişmiş ülkeler, fosil yakıtlardan hızlı bir çıkışı savunurken; Suudi Arabistan ve bazı diğer petrol üreten ülkeler, “adil bir geçiş” çağrısında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Brezilya, gelecek yıl yapılacak olan COP30’un “fosil yakıtların sonunun başlangıcı” olması gerektiğini vurguladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özel Sektör Katılımı:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan Dünya Bankası ve diğer uluslararası finans kuruluşlarının söz konusu finansmana ne ölçüde katkı sağlayacağı hala belirsiz. Ayrıca bu fonun Özel sektöre nasıl aktarılacağı ve bu tür bir finansmanın nasıl denetleneceği hala tartışma konusu. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Sonuçlar, pek çok çevre aktivisti ve gelişmekte olan ülke için beklentilerin altında kaldı. Her şeye rağmen COP29’un en büyük başarısı küresel karbon piyasası kurallarının netleşmesi ve uyum projelerine olan ilginin artması oldu. Bu yılki COP’un eksiklikleri ise 1,3 trilyon dolarlık finansman hedefinden uzak kalınması ve fosil yakıtların sonlandırılması konusunda net bir takvim belirlenmemesiydi. </span></span></strong></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>BEKLENTİLER VE GERÇEKLİK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">COP29 öncesinde beklentiler yüksekti. Özellikle 2024’ün tarihteki en sıcak yıl olarak kaydedilmesi, zirveye olan ilgiyi artırmıştı. Ancak sonuçlar, pek çok çevre aktivisti ve gelişmekte olan ülke için beklentilerin altında kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her şeye rağmen COP29’un en büyük başarısı küresel karbon piyasası kurallarının netleşmesi ve uyum projelerine olan ilginin artması oldu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eksiklikler:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yılki COP’un eksiklikleri ise 1,3 trilyon dolarlık finansman hedefinden uzak kalınması ve fosil yakıtların sonlandırılması konusunda net bir takvim belirlenmemesiydi. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç ve İleriye Bakış</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">COP29’un ardından gözler, 2025 yılına kadar ülkelerin sunması gereken Ulusal Katkı Beyanlarına (NDCs) çevrildi. Bu beyanlar, Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılması için hayati öneme sahip olacak. Ayrıca, COP30’un düzenleneceği Brezilya’da, fosil yakıtların geleceği ve 1,5°C hedefinin korunması en kritik başlıklar olacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bütün bu dinamikler göz önüne alındığında, COP29 iklim mücadelesinde önemli ancak yetersiz bir adım olarak değerlendirilebilir. Anlaşmaların uygulamaya geçirilmesi ve ülkelerin vaatlerini yerine getirmesi, bu zirvenin etkisini belirleyecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin Statüsü ve İklim Finansmanına Erişimde Belirsizlikler &nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki Türkiye bu fonlardan nasıl yararlanacak ya da yararlanabilecek mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen yılki COP28 toplantısında dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki Türkiye’nin iklim konusundaki kırılgan yapısına dikkat çekmiş, kayıp ve zarar fonu içerisinde olmamız gerektiğini dile getirmişti. Bakan Özhaseki bu kapsamda yeşil iklim fonuna ulaşmakta zorluk çektikleri konusunda serzenişte de bulunmuştu. Aynı şekilde Bakan yardımcısı Fatma Varank da Türkiye’nin bilimsel veriler ışığında Kayıp ve Zarar Fonu’na erişim için bir kriter olan kırılgan ülke statüsündedir diyerek, Türkiye’nin bu fondan pay almayı hak ettiğine vurgu yapmıştı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peki bu konuda durum ne?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamındaki statüsü ve uluslararası finansmana erişim durumu, uzun süredir tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Türkiye, hem “gelişmiş ülkeler” hem de “gelişmekte olan ülkeler” arasında farklı bir konumda bulunuyor. Bu durum, Türkiye’nin iklim finansmanı ve “Kayıp ve Zarar Fonu” gibi mekanizmalardan yararlanma sürecini doğrudan etkiliyor. &nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Statü Tartışmaları:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye, UNFCCC’nin “Ek-I listesinde” yer alıyor. Bu listeye dahil olması, Türkiye’ye teknik olarak gelişmiş ülke muamelesi yapılmasına neden oluyor ve özellikle finansman kaynaklarına erişimde bazı kısıtlamalar yaratıyor. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Türkiye, ekonomik kalkınma seviyesinin diğer Ek-I ülkeleriyle aynı olmadığını vurgulayarak, kendini “gelişmekte olan ülke” olarak konumlandırmaktan imtina ediyor. Bu bağlamda, 2010 yılında Türkiye’nin farklı statüsü resmen tanındı ve bazı esneklikler sağlandı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kayıp ve Zarar Fonuna Erişim:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2023 yılında Mısır’daki COP 27’de kabul edilen “Kayıp ve Zarar Fonu”, iklim değişikliğinden en çok etkilenen savunmasız ülkeler için oluşturuldu. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle iklim değişikliği kaynaklı afetlere (sel, kuraklık, orman yangınları) açık bir ülke olarak bu fona erişimi talep edebilir. Ancak, fonun öncelikli hedef kitlesi olan “en az gelişmiş ülkeler” ve “küçük ada devletleri” arasında yer almaması, bu süreçte engeller yaratıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İklim Finansmanına Erişim:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">COP29’un ana gündemi finansmandı. Zirve’de, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) olarak bilinen ve Paris İklim Anlaşması çerçevesinde belirlenen “yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı”, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum projeleri için ayrıldı. Türkiye, bu fondan faydalanamıyor. Ancak öncek&nbsp;Taraflar Konferansında kurulan ve aralarında bazılarından Türkiye’nin de faydalanabildiği fonlar da bulunuyor. &nbsp;Bunlar, Küresel Çevre Fonu (GEF), Özel İklim Değişikliği Fonu, En Az Gelişmiş Ülkeler Fonu (LDCF)) , Yeşil İklim Fonu (GCF) ve Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu. Ancak Türkiye bu fonlara erişim de diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla kısıtlı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Belirsizliklerin Kaynağı &nbsp;</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin uluslararası sistemdeki bu “farklı statülü” konumu, finansman mekanizmalarından yararlanmasını karmaşık hale getirmekte.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Gelişmiş ülke statüsü”, Türkiye’nin yükümlülüklerini artırırken finansmana erişimini sınırlandırıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Gelişmekte olan ülke statüsü”, daha fazla esneklik ve finansman talep etmesine olanak tanıyor ancak bu statü tam anlamıyla tanınmamakta.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin Stratejik Önemi &nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye, bu belirsizlikleri aşmak için: &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uluslararası müzakerelerde özel koşullarını daha güçlü bir şekilde vurgulamalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu, detaylı ve etkili projeler sunarak finansman taleplerini desteklemeli.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye için Daha Güçlü Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) Sunmak Önemli</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Finansman mekanizmalarından faydalanabilmek için Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) çok önemli. Çünkü fonlar dağıtılırken NDC’lere bakılarak dağıtılıyor. Türkiye’nin sera gazlarını ve tüm sektörleri kapsayacak şekilde Ulusal Katkı Beyanlarını güncelleyerek daha iddialı ve uygulanabilir hedefler ortaya koyması elzem. Bu anlamda Şubat ayında güncellenerek Birleşmiş Milletlere sunulması gereken NDC’yi merakla takip ediyoruz. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uluslararası Standartlara Uyum:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin önerdiği projeler, çevresel bütünlük, insan hakları ve yerel toplulukların katılımı gibi uluslararası standartları karşılamalı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Karbon Piyasalarına Katılım:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye, Paris İklim Anlaşması Kredilendirme Mekanizması gibi araçlardan yararlanarak yenilenebilir enerji projeleri veya enerji verimliliği çalışmaları için finansman sağlayabilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eş Finansmanı Harekete Geçirme:</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye, iklim projelerini desteklemek için kamu ve özel sektör kaynaklarından ek finansman sağlama konusunda uluslararası yatırımcılarla iş birliği yapabilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin Karşılaşabileceği Zorluklar: </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Hedeflerin Yeterliliği:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin NDC’lerinin, Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu olmadığı görülürse, finansmana erişimde zorluklarla karşılaşabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Rekabet Ortamı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gelişmekte olan birçok ülkenin finansmana ihtiyacı var. Türkiye’nin de statüsü nedeniyle, farklı finansmanlardan faydalanabilmesi için projelerinin etkisi ve uygulanabilirliği konusunda güçlü bir argüman sunması gerekecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">-Kurumsal ve Yönetsel Zorluklar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İklim finansmanına erişim için gerekli olan şeffaflık ve yönetişim standartlarının sağlanması, Türkiye açısından bir zorluk teşkil edebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu çerçevede, Türkiye’nin her türlü iklim finansmanı mekanizmalarından yararlanması, “kırılganlıklarını doğru bir şekilde belgeleyip, uluslararası standartlara uygun projeler geliştirmesine” bağlı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Dec 2024 08:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/cop-29dan-cikan-kararlar-umutlar-ve-hayal-kirikliklari-1733033272.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim Değişikliği</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-degisikligi-8925</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-degisikligi-8925</guid>
                <description><![CDATA[İklim değişikliği, günümüzün en kritik küresel sorunlarından biri olarak hem doğal dengeyi hem de insan yaşamını derinden etkiliyor. Mahfi Eğilmez bu yazısında iklim krizinin sadece çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik açıdan da ciddi sonuçlar doğurduğuna işaret ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Tanımlar</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><u>Sera gazları;</u>&nbsp;dünyanın yüzeyi, atmosferi ve bulutları tarafından yayılan su buharı, karbon dioksit, nitröz asit, metan ve ozon gibi gaz halindeki bileşenleri topluca ifade etmek üzere kullanılan bir kavramdır. Sera gazları belirli dalga boylarındaki radyasyonu emer ve yayarak dünyanın belirli bir ısı düzeyinin altına düşmesine engel olurlar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><u>Doğal radyasyon kaynakları;</u>&nbsp;güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınları kapsayan bir ifadedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><u>Fosil yakıtlar;</u>&nbsp;yaklaşık 300 milyon yıl önce yaşamış bitki ve organizmaların yoğun ısı ve basınç altında kalması sonucu ortaya çıkan kömür, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarının genel adı. Bunların en fazla kullanıldığı alanlar da ısı, yakıt ve elektrik üretimi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><u>Yenilenebilir enerji;</u>&nbsp;doğal kaynaklardan elde edilebilen ve doğa tarafından sürekli olarak yerine konulabilen enerjiye yenilenebilir enerji deniyor. Yenilenebilir enerji, başka bir deyişle sürdürülebilir enerji, kullandıkça tüketilebilen bir kaynağa bağlı olmaksızın, sürekli kullanılabilen bir enerji türüdür. Yenilenebilir enerji kaynağı ise bu enerji türünün elde edildiği kaynaklara verilen addır. Yenilenebilir enerji&nbsp;kaynakları: Güneş&nbsp;enerjisi, rüzgâr&nbsp;enerjisi, biyokütle&nbsp;enerjisi, jeotermal&nbsp;enerji, hidroelektrik&nbsp;enerji, hidrojen&nbsp;enerjisi, dalga&nbsp;enerjisi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>İklim Değişikliğinin Oluşumu ve Etkileri</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İklim değişikliği, küresel ısınma başta olmak üzere ve benzeri etkenlerin yarattığı değişiklileri ifade eden bir çerçeve kavram. En önemli bileşeni olan ve&nbsp;atmosferdeki sera gazı yoğunlaşmasının yükselmesi sonucu küresel sıcaklıktaki artışı ifade eden&nbsp;küresel ısınma, sera gazlarının artmasında fosil yakıt kullanımı, bazı tarımsal ve sınai uygulamalar, ormanların yok edilmesi gibi etkenler sonucunda ortaya çıkıyor ve yaşam koşullarının olumsuz biçimde değişimine yol açıyor. Ortalama 15 derece olarak hesaplanan dünya sıcaklığının sera&nbsp;gazlarının yokluğu halinde yaklaşık -18&nbsp;derece düzeyine düşeceği hesaplanıyor. Sera gazlarının atmosferdeki miktarının artması halinde ise dünyanın aşırı şekilde ısınmasıyla bir iklim değişikliği yaşanacağı ve bu olumsuz gidişin dünyadaki yaşamı sonlandıracağı biliniyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu olumsuz gidişte ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi sağlamaya çalışmanın ciddi olumsuz etkisi var. Hızlı büyümeyi gerçekleştirebilmek için doğal dengelerin bozulmasına aldırış etmeden girişilen üretim faaliyetleri sera gazı salımının artmasına ve iklim değişikliğine olumsuz katkıda bulunuyor. 1 yılında (milat) dünyanın toplam GSYH’si 105,4 milyar dolar iken 2000 yılına gelindiğinde 36,7 trilyon dolara, 2023 yılında da 105,7 trilyon dolara yükselmiş bulunuyor. 2000 yılda yakalanan yıllık gelir düzeyi son 23 yılda üçe katlanmış durumda. Bu hızlı büyüme fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere sera gazlarının salımını artıracak olumsuz etkilere yol açarak iklim değişikliğinin oluşmasını tetiklemiş görünüyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İklim değişikliği nedeniyle&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6l" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Çöl"><span style="color:#2980b9">çöller</span></a><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6lle%C5%9Fme" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Çölleşme"><span style="color:#2980b9">genişliyor,&nbsp;</span></a><a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=S%C4%B1cak_hava_dalgas%C4%B1&amp;action=edit&amp;redlink=1" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Sıcak hava dalgası (sayfa mevcut değil)"><span style="color:#2980b9">sıcak hava dalgaları</span></a><span style="color:#3498db">&nbsp;</span>artıyor ve&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Orman_yang%C4%B1n%C4%B1" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Orman yangını"><span style="color:#2980b9">orman yangınları</span></a><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span>yaygınlaşıyor. Öte yandan küresel ısınmanın&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Kutbu" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Kuzey Kutbu"><span style="color:#2980b9">Kuzey Kutbu</span></a>'na&nbsp;yansıyan etkisiyle&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Donmu%C5%9F_toprak" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Donmuş toprak"><span style="color:#2980b9">donmuş topraklar eriyor ve&nbsp;</span></a><a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1850%27den_g%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCze_buzullar%C4%B1n_geri_%C3%A7ekilmesi&amp;action=edit&amp;redlink=1" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="1850'den günümüze buzulların geri çekilmesi (sayfa mevcut değil)"><span style="color:#2980b9">buzullar geri çekiliyor, bunun sonucu olarak da</span>&nbsp;</a>deniz buzu kaybı giderek artıyor. Bu gidiş küresel ısınmayı daha fazla tetikliyor. Sıcaklıklar arttıkça kuraklıklar artıyor, hava koşullarında aşırılıklar ortaya çıkıyor,&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Okyanus_s%C4%B1cakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;action=edit&amp;redlink=1" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Okyanus sıcaklığı (sayfa mevcut değil)"><span style="color:#2980b9">okyanuslar ısınıyor,</span>&nbsp;</a>asit düzeyleri artıyor,&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz_seviyesinin_y%C3%BCkselmesi" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Deniz seviyesinin yükselmesi"><span style="color:#2980b9">deniz seviyesi yükseliyor.&nbsp;</span></a>&nbsp;Bu olumsuz gelişmeler bazı canlı türlerinin yok olmasının da alt yapısını hazırlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Daha fazla karasal alana, mevsimsel kar örtüsüne, deniz buzuna sahip olan ve daha fazla sera gazı salımı yapan kuzey yarım küre, güney yarım küreye göre çok daha hızlı ısınıyor. Ölçümlere göre küresel sera gazı salımının en az yarısı kuzey yarım kürede yer alan Çin, ABD, Avrupa ülkeleri ve Hindistan’da oluşuyor. Türkiye, en çok sera gazı salımına sahip 20 ülkeden birisi durumunda. İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek sıcak noktaları tespit etmek için yapılmış bir çalışmaya göre, Türkiye'de bu olumsuzluklardan en fazla etkilenecek bölgeler olarak&nbsp;Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu&nbsp;bölgeleri öne çıkıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>İklim Değişikliğinin Yaratacağı Olumsuzlukları Önleme Çabaları&nbsp;&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sera&nbsp;etkisi yapan&nbsp;gazların&nbsp;azaltılması için alınması gereken birtakım önlemler var: Yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, enerji verimliliğinin sağlanması, daha çevre dostu tarım ve hayvancılık yapılması, toprağın düzenli kullanımı, küresel boyutta tüm sera salımlarının düşürülmesi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Paris İklim Anlaşması, iklim krizinin önüne geçmek amacıyla 197 ülkenin ortak hareket etmeleri gerektiğini kabul ettikleri uluslararası bir anlaşma. Anlaşmanın temel amacı: İklim krizinin önüne geçmek için&nbsp;küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmak, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmak olarak belirlenmiş bulunuyor.&nbsp;Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine üye olmalarına karşın&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Eritre" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Eritre"><span style="color:#2980b9">Eritre</span></a>,&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="İran"><span style="color:#2980b9">İran</span></a>,<span style="color:#2980b9">&nbsp;</span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Irak" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Irak"><span style="color:#2980b9">Irak</span></a>,&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Libya" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Libya"><span style="color:#2980b9">Libya</span></a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Yemen" style="text-decoration:none; color:#2196f3" title="Yemen"><span style="color:#2980b9">Yemen</span></a>&nbsp;anlaşmayı onaylamamış durumda. Bunlar arasında özellikle İran önemli çünkü İran en fazla sera gazı salımına sahip 20 ülke arasında yer alıyor. ABD, Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2020 yılında, Paris iklim Anlaşmasından çekilmiş, bir yıl sonra Biden’in başkanlığı sırasında yeniden anlaşmayı onaylamıştı. Şimdi Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD’nin nasıl bir yaklaşım içinde olacağı merakla bekleniyor. Zaten uygulanması kolay olmayan böyle bir anlaşmada ABD’nin yer almaması halinde beklenen sonuçları almak çok daha zor görünüyor.&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dünyanın bugün içinde bulunduğu bu büyük tehlikeyi çözebilmek için yalnızca ülkelerin değil insanların da birey olarak birçok konuda fedakârlıklar yapması gerekiyor. Bunların en başında sera gazı salımının artmasına yol açan büyüme tutkusunun dizginlenmesi geliyor. Özellikle gelişme yarışında öndeki ülkelere yetişmeye çalışan gelişmekte olan ekonomilerin siyasetçileri açısından bunun çok kolay olmadığını kabul etmek gerekiyor. Ne var ki dünyanın yaşanmaz bir yer olmaya doğru gidişini durdurmak, siyasetçilerin insafına bırakılamayacak kadar kapsamlı ve önemli bir konu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">----</span></span><br />
<br />
<em>Bu yazı, yazarın izniyle&nbsp;<a href="https://www.mahfiegilmez.com/">https://www.mahfiegilmez.com/</a>&nbsp;adresinden alınmıştır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Nov 2024 07:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/iklim-degisikligi-1732211660.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurum’un ‘kömür’ demeden ‘kömürden çıkış’ stratejisi ne kadar ciddi?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurumun-komur-demeden-komurden-cikis-stratejisi-ne-kadar-ciddi-8788</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurumun-komur-demeden-komurden-cikis-stratejisi-ne-kadar-ciddi-8788</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Azerbaycan’daki COP29 iklim zirvesinde Bakan Kurum, ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefi dile getirdi, ancak herhangi bir takvimden ve sayısal hedeften bahsetmedi. Üstelik, Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi belgesinde de kömürün adı yok. Emisyonlarının yüzde 20’si kömür kaynaklı olan Türkiye’nin kömürden çıkışı temel alan bir iklim stratejisinin ortaya koyamaması, açıklamanın ciddiyetini sorgulatıyor…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 29’uncu Taraflar Konferansı (COP29) kapsamında Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine yönelik </span></span><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span style="color:#2980b9">Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi</span></a></span><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span style="color:#2980b9"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;</span></span></a><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span style="color:#2980b9">belgesini</span></a></span><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"> açıkladı. Söz konusu yol haritası 2053 yılında yüzde 50 yenilenebilir enerji ve yüzde 30 nükleer enerji hedefinde bulunuyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine önemli katkı sağlayacağı iddia edilen belgede kömü</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">rden </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">çıkışa dair bir politika yer almıyor. Böyle bir politikaya yer verilmemesinin yanı sıra belgede kömür kelimesinin dahi yer almaması dikkat çekerken, genel bir hedef olarak, mevcut fosil yakıta dayalı tesislerin altyapısının gözden geçirileceği aktarılıyor.</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">İşin bir diğer ilginç tarafı Murat Kurum’un fosil yakıtlara ilişkin açıklamasıyla yaşandı. Kurum’un 2053 Türkiye’nin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi sunumunun ardından Greenpeace Türkiye Program Direktörü </span><span style="font-size:12.0pt">Berkan </span><span style="font-size:12.0pt">Özyer, </span><span style="font-size:12.0pt">“</span><span style="font-size:12.0pt">Uzun vadeli hedefte kömür ve genel olarak fosil yakıtlardan çıkışa yönelik hiçbir hedefin yer almamasına” dair bir soruyu doğrudan Bakan Kurum’</span><span style="font-size:12.0pt">a y</span><span style="font-size:12.0pt">öneltti. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kurum bunun üzerine 2053 yenilenebilir hedeflerini tekrar dile getirdikten sonra </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">“</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">Zaman içerisinde fosil yakıtlardan bu süreçte çıkmış olacağız. Emisyon üretmeyen enerji tesis edecek adımları </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">da in</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">şallah atmaya devam edeceğiz” yanıtını verdi. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Böylece Bakan Kurum, ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini dile getirmiş oldu.</span></strong></span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ İÇİN NET TARİH YOK</span></strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Bu niyetin ilk adımının da&nbsp;Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne, yeni bir santral büyüklüğünde, </span></span><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2024/11/2c1e0130-komurden-cikis-2030_1124.pdf?utm_medium=email&amp;_hsenc=p2ANqtz-82IrzW2zQXuKMQrxBuva2_sS-K8InVcg-w7CGQWJnuT8sD4meOEscI4FZ0M9rikg8tZiToEMkdKBGv073TsqjA0lHQzA&amp;_hsmi=98688958&amp;utm_content=98688958&amp;utm_source=hs_email"><span style="color:#2980b9">688 MW’lık ek ünite yapılmasının iptali olması gerektiğini belirten Özyer, “Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030</span></a></span><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;raporu, kömürden adil bir çıkışın 2030 yılında yapılmasının mümkün olduğunu gösteriyor. Şimdi hem&nbsp;Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na hem de&nbsp;Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na soruyoruz: Fosil yakıtlardan çıkış için net tarih ne zaman?” diye sordu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Kurum’un açıkladığı iklim hedeflerinden öne çıkanlar şöyle:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">- Birincil enerjide yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’ye, nükleer enerjinin payının ise yüzde 30’a çıkarılması planlanıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">- 2053’e kadar 7 bin kilometre yüksek hızlı tren ve hızlı </span><span style="font-size:12.0pt">tren hatt</span><span style="font-size:12.0pt">ı inşa edilecek, demiryollarının lojistikteki payı yüzde 5'ten yüzde 22’ye çıkarılacak.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">- 2035 yılına kadar elektrikli araç sayısının 4,2 milyona ulaştırılması, yerlilik oranının ise yüzde 75’e çıkarılması hedefleniyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">- Ormancılık sektöründe mevcut ormanların korunması, millet bahçelerinin, yeşil alanların ve yeşil koridorların artırılması yoluyla yutak alan kapasitesi yükseltilecek.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">- Tarım alanlarının yüzde 10’unda organik tarım yapılacak, hayvancılık sektöründe biyogaz tesislerine öncelik verilecek.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">- Atık sektöründe geri dönüşüm oranı yüzde 70’e çıkarılacak. Depozito yönetim sisteminin makine ve altyapı kurulumu 2025 sonuna kadar yapılarak ülke genelinde uygulamaya geçirilecek.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Kurum tarafından açıklanan belgede "kömü</span><span style="font-size:12.0pt">r" s</span><span style="font-size:12.0pt">özünün hiç geçmemesi eleştirilere neden oldu.</span></span></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">TÜRKİYE’NİN EMİSYONLARININ YÜZDE 20’Sİ KÖMÜR KAYNAKLI</span></strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Peki Türkiye’nin halihazırda kömürlü termik santrallerdeki mevcut durumu nedir, kömüre bağımlılık hangi seviyede bir göz atalım…</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Türkiye’nin güçlü iklim hedeflerine ulaşması için acilen “yeni kömürlü termik santral yapmama” kararı alması ve kademeli olarak kömü</span><span style="font-size:12.0pt">rden </span><span style="font-size:12.0pt">çıkışı planlaması gerekiyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Tüm gelişmiş ülkeler, küresel ısınmanı</span><span style="font-size:12.0pt">n en b</span><span style="font-size:12.0pt">üyük nedenlerinden biri olan ve finansal geleceği kalmayan kömürü terk ederken, Türkiye’de halen yeni santral yapımı gündemde. Kömürlü termik santralların yarısını</span><span style="font-size:12.0pt">n ithal k</span><span style="font-size:12.0pt">ömüre dayalı olduğu, ekonomik teşviklerle ayakta kalabilen kömür sektörü kamu kaynaklarının boşa harcanmasına neden oluyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Örneğin, Afşin-Elbistan A Termik Santralı’na, yeni bir santral büyüklüğünde, 688 MW’lık ek ünite yapılmak isteniyor. 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayan halk için bu, daha fazla kaldıramayacakları yeni sağlık ve çevre sorunları anlamına geliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kömü</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">rden elektrik </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">üretimi kaynaklı emisyonlar Türkiye emisyonlarının yüzde 20’sine denk geliyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Kömü</span><span style="font-size:12.0pt">rden elektrik </span><span style="font-size:12.0pt">üretimi son 10</span><span style="font-size:12.0pt"> y</span><span style="font-size:12.0pt">ılda iki katına ulaşırken, 2023 yılı</span><span style="font-size:12.0pt">nda 118 TWh</span><span style="font-size:12.0pt">’</span><span style="font-size:12.0pt">lik kömü</span><span style="font-size:12.0pt">rden elektrik </span><span style="font-size:12.0pt">üretimi Türkiye’nin en yüksek üretimi olarak kayıtlara geçti. Bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin emisyonlarının beşte birinin sadece kömüre dayalı termik santrallerden kaynaklandığını da ortaya koydu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Öte yandan, Türkiye’deki kömür rezervlerinin çok büyük bir kısmının ısıl değerinin düşük olması, birim elektrik üretimi için yüksek miktarlarda kömür tüketilmesini gerektiriyor. Linyit yakıtlı santrallerde 1 MWh elektrik üretimi için ortalama 1700 kg kömür tüketilirken, ısıl değeri yerli kömüre göre yüksek olan ithal kömür yakıtlı santrallerde 1 MWh elektrik üretimi için 350 kg k</span><span style="font-size:12.0pt">ömür kullanılıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Global Energy Monitor tarafından hazırlanan </span></span><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://globalenergymonitor.org/wp-content/uploads/2024/04/Boom-Bust-Coal-2024-Turkish.pdf"><span style="color:#2980b9">Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi raporunun</span></a></span><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"> </span><span style="font-size:12.0pt">Türkiye ile bölümleri önemli bilgiler içeriyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Türkiye’nin geliştirilmekte olan kömürlü termik santral kurulu gücünde 2015 yılından bu yana düşüş yaşanırken, iptal edilen kurulu gücün devreye alınan tesislerden daha fazla olduğu görülüyor. Bunun elbette Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu ekonomik krizle ve sanayi üretimindeki düşüşle doğrudan ilgisi olduğu söylenebilir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Türkiye, 2023 yılında yerli kömür sanayini geliştirmeye devam etse de, dünya sıralamasında geliştirilmekte olan kömürlü termik santral kapasitesinde 8’inci sırada yer alıyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Ancak yine de Türkiye, OECD ülkeleri ve komşu Doğu Avrupa ve Batı Asya ülkelerine kıyasla geliştirme aşamasındaki en yüksek kapasiteye (4,8 GW) sahip olmaya devam ediyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Türkiye, 2023 yılında ne yeni bir kömürlü termik santrali işletmeye aldı ne de yeni bir inşaata başladı. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Ancak, Türkiye’de halen altı kömürlü termik santral projesi bulunuyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Türkiye’nin işletmedeki kömürlü termik santrali filosu 2015’ten bu yana 5,2 GW (yüzde 34) arttı.</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Toplam kurulu güçte çok daha büyük bir artış görülmesi beklenirken, toplam 73,8 GW’lık kömürlü termik santral projesi iptal edildi veya bu dönemde iptal edildiği varsayıldı. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Son birkaç yılda mahkeme ve devlet kurumlarının kararlarıyla birkaç yeni termik santral projesinin hayata geçirilmesi durduruldu veya engellendi. Tabi, yapımı tamamlanmış projelerin bazılarının bile beklenen şekilde çalıştırılmadığı da bir gerçek. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Kurum’un ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini ilk kez dile getirmiş oldu, bu önemli bir gelişme ancak herhangi bir takvimlendirilmiş hedefin ortaya konmamış olması ve üstelik strateji belgesinde kömürün k’sinden bahsedilmiyor olması hayal kırıklığı yaratıyor. </strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">KÖMÜRDEN ÇIKIŞI OLMAYAN İKLİM STRATEJİSİ</span></strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kömü</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">rden elektrik </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">üretimi kaynaklı emisyonları</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">n pay</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">ı 2012 yılında yüzde 14 seviyesindeyken, 2022 sonrasında yüzde 20’ye yaklaştı. Bu yükselişin ana nedeni de Türkiye’nin enerji portföyü içerisinde ağırlığı </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">artan ithal k</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">ömüre dayalı </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">santraller</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"> olarak ortaya çıkıyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Murat Kurum’un ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini ilk kez dile getirmiş oldu, bu önemli bir gelişme ancak herhangi bir takvimlendirilmiş hedefin ortaya konmamış olması ve üstelik strateji belgesinde kömürün k’sinden bahsedilmiyor olması hayal kırıklığı yaratıyor. Maalesef, kömü</span><span style="font-size:12.0pt">rden </span><span style="font-size:12.0pt">çıkış hedefi olmayan bir iklim stratejisi Türkiye için gerçekçi gözükmüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">COP29 öncesi Enerji Bakanlığı tarafından açıklanan </span></span><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://enerji.gov.tr/Media/Dizin/BHIM/tr/Duyurular/Yenilenebilir%20Enerjide%202035%20Yol%20Haritas%C4%B1%20Lansman%20Sunumu_202410221014.pdf"><span style="color:#2980b9">Yenilenebilir Enerjide 2035 Yol Haritası’nda</span></a></span><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;Türkiye’nin 2035 yılında 120 bin MW güneş ve rüzgar kurulu gücüne ulaşma hedefi ilan edildi. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Yani, bugün 30 bin MW olan güneş ve rüzgar kurulu gücünün dört katına çıkarılması hedefi kondu. Ancak, bu hedef tek başına yeterli değil, bunun hedefleri ve takvimi belirlenmiş bir iklim stratejisiyle birlikte uygulamaya konması gerekiyor. Dolayısıyla, kömür kullanımından kademeli olarak çıkışa dair bir strateji değişikliğine gidilmemesi 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasını da zorlaştırıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt">Sözün özü şu: Emisyonlarının en az yüzde 20’den fazlası kömürlü termik santrallerden kaynaklanan Türkiye’nin iddialı bir iklim hedefi için yeni kömürlü termik santral yapmama kararı alması, kömürden çıkış hedeflerini takvimlendirmesi ve kademeli olarak kömü</span><span style="font-size:12.0pt">rden </span><span style="font-size:12.0pt">çıkışı planlaması gerekiyor. Diğer türlü, “zaman içinde çıkacağız” gibi topu taca atan muğlak ifadeler hamasetten öte gidemiyor. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Nov 2024 07:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/kurumun-komur-demeden-komurden-cikis-stratejisi-ne-kadar-ciddi-1731613792.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fosil yakıtçılar alışverişte görsün: Trump’ın yeni zaferinin gölgesinde Bakü’de iklim zirvesi</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/fosil-yakitcilar-alisveriste-gorsun-trumpin-yeni-zaferinin-golgesinde-bakude-iklim-zirvesi-8674</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/fosil-yakitcilar-alisveriste-gorsun-trumpin-yeni-zaferinin-golgesinde-bakude-iklim-zirvesi-8674</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump’ın zaferi, iklim değişikliğine uyum için küresel bir finansman anlaşmasının ele alınacağı Azerbaycan’daki iklim zirvesinden beş gün önce gerçekleşti. Trump’ın geçmiş dönemki iklim karşıtı icraatları gelecekte yapacaklarının teminatı olurken, petrol ve doğal gaz ihracatçısı ev sahibi Azerbaycan’ın iklim hedefleri kritik derecede yetersiz…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD’de yurttaşların çoğunluğunun Beyaz Saray’ın anahtarını bir kez daha Donald Trump’a vermesinin yankıları küresel anlamda süredursun, küresel iklim eyleminin en önemli toplantılarının düzenlendiği iklim zirvesinin Trump’ın zaferinin hemen ardından toplanıyor olması zirve üzerinde şimdiden bir kasvet yarattı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump'ın Beyaz Saraya dönüşü, dünya liderlerinin Azerbaycan’da bir araya gelerek, zengin ülkelerin fosil yakıtlara dayalı büyümeyi bir kenara bırakıp, küresel bir finansman anlaşmasına varmalarından sadece beş gün önce gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İflah olmaz bir iklim inkarcısı olan Trump’ın ikinci kez küresel iklim mücadelesine sırtını dönme ihtimali giderek güçlenirken, bundan sonraki küresel iklim eylemine AB’nin öncülük etmesi bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump’ın iklim meselesine yaklaşımı öteden beri biliniyor gerçi ancak Trump zafer konuşmasında fosil yakıtlar konusundaki tutumunu net şekilde bir kez daha ortaya koyarak, “Dünyadaki tüm ülkelerden, Suudi Arabistan'dan daha fazla sıvı altınımız, petrolümüz ve gazımız var. Rusya'dan daha fazlasına sahibiz” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Trump, ilk başkanlık döneminde Paris Anlaşması’ndan çekileceği sözünü vermiş ve bunu gerçekleştirmişti, ikinci başkanlık döneminde de anlaşmadan tekrar çekileceğinin sinyalini adaylığı sırasında vermişti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu yılki COP29 toplantısının başarısını belirleyecek olan konu ise iklime hassas bölgelerde yaşayan milyarlarca insanın ihtiyaçlarının öncelenip öncelenmeyeceği hususu. Bu bölgelerde düşük karbon ekonomisine geçiş ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele etmeleri için ihtiyaçlara dayalı yeni bir iklim finansı hedefi konulması bekleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Önce iklim zirvesine genel hatlarıyla bakalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC) 29’uncu Taraflar Konferansı (Conference of the Parties - COP) 11-22 Kasım tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleşecek. COP, UNFCCC’nin en üst düzey karar alma organı olarak iklim siyaseti açısından müzakerelerin en üst seviyede yürütüldüğü organ olarak kabul ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">UNFCCC, 1992 yılında küresel sıcaklık artışını sınırlayarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaları için uluslararası işbirliği oluşturmak amacıyla imzalanarak, 1994 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye’nin 2004 yılında onayladığı ve taraf olduğu Sözleşme’nin bugün 196 ülke ve Avrupa Birliği olmak üzere 197 tarafı bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Paris İklim Anlaşması gereğince, ülkeler Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions - NDC) paylaşarak ulusal sera gazı azaltım hedeflerini açıklar. Taraf ülkeler, her beş yılda bir iklim hedeflerini güncelleyerek iyileştirir ve UNFCCC sekretaryasına sunar. Ülkelerin beyanları sonrası yapılan hesaplamalarla 1,5℃ hedefi arasındaki emisyon farkına, emisyon açığı (emissions gap) ismi veriliyor. BM Çevre Programı’nın (UNEP) son </span><a href="https://www.unep.org/events/publication-launch/emissions-gap-report-2024-launch"><span style="color:#2980b9">Emissions Gap Report 2024</span></a><span style="color:black"> raporuna göre, mevcut tüm NDC'ler uygulansa bile, dünya yüzyılın sonuna kadar 2.6°C ısınmaya doğru ilerliyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sözleşmeye taraf 196 ülkenin yeni küresel iklim finansmanı, özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma yoluyla sera gazı emisyonlarını sonlandırma hedefleri, sıfır karbon ekonomilerine adil geçiş ve iklim hasarlarında en az sorumluluğa sahip oldukları halde bu hasarların yükünü çeken düşük gelirli ülkelerde iklim hasarlarını azaltma tedbirleri gibi konuları tartışacağı toplantıya katılacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye açısından bakıldığında, <a href="https://unfccc.int/sites/default/files/NDC/2023-04/T%C3%9CRK%C4%B0YE_UPDATED%201st%20NDC_EN.pdf">Türkiye’nin UNFCCC Sekretaryasına 2022 yılında sunduğu güncellenmiş ulusal katkı beyanı</a>, 2030 yılına kadar artıştan yüzde 41 azaltım yapılacağını taahhüt ederken, toplamda emisyonların yüzde 30 artıracağına işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Trump'ın ABD zaferini ilan etmesiyle birlikte ABD’nin daha fazla petrol ve doğalgaz sondajı yapmaya çalışması ve Paris Anlaşması'ndan bir kez daha çekilmesi bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Jeopolitik belirsizliklere rağmen, bir önceki ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından belirlenen iklim politikalarının birçoğunun hem ülke içinde hem de UNFCCC bağlamında dirençli kalması bekleniyor.&nbsp;COP29'da Biden yönetiminin yeni bir iklim finansmanı hedefinin gerçekleştirilmesi sağlanabilecek mi, bu izlenecek önemli gündem başlıklarından biri olacak. </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>COP29 kritik bir döneme denk geliyor. Bakü'deki görüşmeler, ilk kez 2015 yılında Paris'te dile getirilen Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedefi gerçekleştirme yetkisine sahip. Yıllar içinde artan ve milyonlarca kişiyi etkilemeye devam eden finansman açığının acilen ele alınması gerekiyor. </strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>COP29 BİR FİNANS COP’U OLABİLECEK Mİ?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">COP29'un yeni bir iklim finansmanı hedefi olan Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedef (</span><a href="https://unfccc.int/NCQG"><span style="color:#2980b9">New Collective Quantified Goal on Climate Finance - NCQG</span></a><span style="color:black">)&nbsp;üzerinde anlaşmaya varması gerekiyor. Yeni hedefe ilişkin görüşmeler son üç yıldır devam ediyor ve Bakü'de kritik bir döneme girilecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında COP29 kritik bir döneme denk geliyor. Bakü'deki görüşmeler, ilk kez 2015 yılında Paris'te dile getirilen Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedefi gerçekleştirme yetkisine sahip. Yıllar içinde artan ve milyonlarca kişiyi etkilemeye devam eden finansman açığının acilen ele alınması gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">OECD'ye göre 100 milyar dolarlık orijinal taahhüt ilk kez 2023 yılında yerine getirildi. Bu yıl ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin 1 ila 1,3 trilyon dolar arasında talepte bulunmasıyla trilyonlarca dolarlık bir iklim finansmanı hedefine ulaşmayı hedefliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir anlaşmaya varılması, enerji dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin desteklenmesi açısından kilit önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Öte yandan ev sahibi Azerbaycan, bir petrol ve doğal gaz ihracatçısı ülke olarak kritik derecede yetersiz bir NDC’ye sahip olarak değerlendiriliyor ve petrol ve doğal gaz yatırımlarını 2035 yılına kadar yüzde 14 oranında artırmayı planlıyor. Azerbaycan’ın girişimleri arasında 1 milyar dolarlık </span><a href="https://cop29.az/en/media-hub/news/azerbaijan-launches-climate-finance-action-fund-in-package-of-initiatives-for-cop29" style="color:blue; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9"><u>İklim Finansmanı Eylem Fonu</u></span></a><span style="color:black"> da yer alıyor; başarılı bir şekilde başlatılması halinde fosil yakıt üreticisi ülkeler ve şirketler iklim finansmanına katkıda bulunacak.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Trump yönetiminin yüzlerce çevre koruma uygulamasını geri almaktan fosil yakıtların yaygınlaştırılmasına, Paris Anlaşması'nın terk edilmesine ve kömürün desteklenmesine kadar uzanan kötü sicili, ABD'nin iklim ve çevre konusunda herhangi bir liderlik rolü üstlenmeyeceğini, aksine inkar ve kuralsızlaştırma ile sekteye uğrayacağını ortaya koyuyor.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>FOSİL YAKITLARIN KULLANIMDAN KALDIRILMASI BAŞKA BAHARA MI?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">COP lider Troykası’ndan Azerbaycan ve Brezilya ile birlikte&nbsp;Birleşik Krallık’ın COP'un ilk günlerinde yeni iklim planlarını açıklamaları bekleniyor.&nbsp;Birleşik Arap Emirlikleri geçtiğimiz günlerde yeni bir NDC açıkladı, ancak uzmanlar bunun 1,5℃ hedefini karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Şubat 2025'e kadar açıklanması gereken yeni NDC'lerin, ülkelerin fosil yakıtlardan 'uzaklaşmayı' taahhüt etmesi ve yenilenebilir enerji kapasitesi ve enerji verimliliği için hedefler belirlenmesi bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Diğer yandan, Trump yönetiminin yüzlerce çevre koruma uygulamasını geri almaktan fosil yakıtların yaygınlaştırılmasına, Paris Anlaşması'nın terk edilmesine ve kömürün desteklenmesine kadar uzanan kötü sicili, ABD'nin iklim ve çevre konusunda herhangi bir liderlik rolü üstlenmeyeceğini, aksine inkar ve kuralsızlaştırma ile sekteye uğrayacağını ortaya koyuyor. İkim eylemine ABD’nin liderlik etmesi mümkün olmayacağı için bu görevi AB üstlenecek gibi duruyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu açıdan bakıldığında iklim eylemi hem Avrupa hem de ABD için bir güvenlik ve liderlik meselesi olarak görülecek…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">COP'ta çok taraflı işbirliği hayati önem taşıyor çünkü yeterli iklim finansmanı, ticaret politikalarının gelişmekte olan ülkelerin geçiş planlarını ve kalkınma hedeflerini engellememesini, aksine geliştirmesini sağlamak için bir ön koşul. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ticaret konusunda artan endişeler, gelişmekte olan ülkeleri desteklemek için yapıcı çok taraflı işbirliğine ve iklim finansmanı konusunda iddialı taahhütlere duyulan ihtiyacı güçlendiriyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">ABD'nin iklim ve ticaret politikaları konusundaki tutumundaki muhtemel değişim, AB ve BASIC ülkelerinin liderliği ve çok taraflı işbirliği için, karbon sınır ayarlama vergilerine odaklanan geçmiş COP gerilimlerinin üstesinden gelmek de dahil olmak üzere bir alan sağlıyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elbette, Trump’la birlikte ABD’nin gelecekteki tutumu, diğer dünya güçlerinin harekete geçmekten kaçınmasına kılıf oluşturmamalı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Son olarak, karbon emisyonları ve Paris Anlaşması hedeflerine yönelik ilerleme ölçümü için yıllık altın standart raporu olan </span><a href="https://globalcarbonbudget.org/" style="color:blue; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9"><u>Küresel Karbon Bütçesi</u></span></a><span style="color:black">, geçtiğimiz yılın küresel bir görüntüsü, 2024 projeksiyonları ve liderleri ve geride kalanları anlamaya yardımcı olmak için ülke düzeyinde verilerle 13 Kasım'da yayınlanacak.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 Nov 2024 07:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/fosil-yakitcilar-alisveriste-gorsun-trumpin-yeni-zaferinin-golgesinde-bakude-iklim-zirvesi-1731094677.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bizi bu havalar mahvetti: Sıcak hava kaynaklı gelir kaybı 850 milyon dolar</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bizi-bu-havalar-mahvetti-sicak-hava-kaynakli-gelir-kaybi-850-milyon-dolar-8548</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bizi-bu-havalar-mahvetti-sicak-hava-kaynakli-gelir-kaybi-850-milyon-dolar-8548</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Lancet’in, Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayım 2024 Raporu’ndaki tespitlere göre, 2023’te sıcağa maruz kalma nedeniyle 471 milyon işgücü saati kaybedildi. Sıcak hava nedeniyle işgücü kapasitesinin azalmasından kaynaklı potansiyel gelir kaybı 850 milyon dolar olarak hesaplandı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” sözünü hatırladım. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’yi refah, hukuk, demokrasi, kişisel haklar gibi önemli konularda hiçbir yere taşımayan kısır gündemlerden, kadın cinayetlerinden, şiddetten, çocuk tacizlerinden, giderek derinleşen ekonomik krizin etkilerinden, siyaset sahnesindeki ayak kaydırma oyunlarından konuşmamız gereken konuları bir türlü ön sıralara alıp konuşamıyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanı vermediği gibi yanı başından hızla akıp giden yeni çağın olumlu ve olumsuz hassasiyetlerine farkındalık yaratamıyor, içinde bulunduğu devri anlayamıyor, ne fırsatları değerlendirebiliyor nede tehditlere kendini hazır hale getirebiliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gündemde neler olduğunu tek tek sıralamaya gerek yok, bu günlerde hangi konular iktidar için araçsallaştırmaya uygunsa siyaset sahnesine onlar taşınıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İsterdim ki Türkiye bugününü, geleceğini sağlıklı, refah, eşit, özgür, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği bir ülke olmaya hazırlıyor olsun… Maalesef, bunun çok çok uzağındayız. Özellikle iklim krizinin etkilerine giderek daha açık, daha kırılgan bir ülke haline geliyoruz ve buna karşı kalıcı olacak hiçbir çözüm, hiçbir planlama ve hiçbir eylem içinde değiliz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Bu hafta dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Lancet, sağlık ve iklim değişikliği üzerine&nbsp;hazırladığı 8’inci </strong><strong><em>Lancet</em></strong><strong> </strong></span><strong><a href="https://www.thelancet.com/countdown-health-climate"><span style="color:#2980b9">Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayım 2024 Raporu</span></a></strong><span style="color:black"><strong>’nu </strong><strong>(Lancet Countdown</strong><strong>&nbsp;2024) </strong><strong>yay</strong><strong>ımladı.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Önce, raporun küresel anlamdaki genel tespitlerinden bahsedelim, ardından Türkiye ile ilgili hangi çarpıcı noktalara dikkat çekilmiş onlara bakalım. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">The Lancet’in çalışmasına göre, uzmanlar fosil yakıtlara harcanan trilyonlarca doların insanların sağlığını, yaşamlarını ve geçim kaynaklarını korumaya yönlendirilmesi çağrısında bulunurken, iklim değişikliğinin sağlık tehditleri rekor seviyelere ulaştı…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Lancet Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayımı’nın 8’nci yıllık gösterge raporunda yer alan yeni küresel bulgular, her ülkedeki insanların hızla değişen iklim nedeniyle sağlık ve hayatta kalmaya yönelik rekor düzeyde tehditlerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>2023 yılında insanlar, iklim değişikliği olmadan beklenenden ortalama 50 gün daha fazla sağlığı tehdit eden sıcaklıklara maruz kaldı. Aşırı kuraklık küresel kara alanının yüzde 48'ini etkiledi, bu kaydedilen ikinci en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. </strong></span></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>DÜNYA ORTALAMA 50 GÜN DAHA FAZLA SICAKLIKLA KARŞI KARŞIYA KALDI</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu yılki rapor, her ülkede, sağlık tehditlerini izleyen 15 göstergeden 10'unun yeni rekorlara ulaştığını ortaya koyuyor. Rekor kıran bazı göstergeler şunlar:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2023 yılında insanlar, iklim değişikliği olmadan beklenenden ortalama 50 gün daha fazla sağlığı tehdit eden sıcaklıklara maruz kaldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Aşırı kuraklık küresel kara alanının yüzde 48'ini etkiledi, bu kaydedilen ikinci en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 1981-2010'dan bu yana kuraklık ve sıcak hava dalgası olaylarındaki artış, 2022'de değerlendirilen 124 ülkede 151 milyon daha fazla insanın orta veya şiddetli gıda güvensizliği yaşamasıyla ilişkilendirildi, bu kaydedilen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Raporun yazarları, fosil yakıtlara ısrarla yatırım yaparak “yangını körüklemeye” devam eden hükümetleri ve şirketleri, tüm zamanların en yüksek enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarını ve dünya genelinde insanların hayatta kalma şanslarını daraltan adaptasyonda yıllarca süren gecikmeleri kınıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Rapor, net sıfır emisyon sağlamak ve sağlıklı bir geleceği güvence altına almak için gerekli mali kaynakların mevcut olduğunun altını çiziyor. Ancak hükümetler ve şirketler fosil yakıt sübvansiyonlarına ve iklim değişikliğini daha da kötüleştiren yatırımlara trilyonlarca dolar harcıyor; bu paralar temiz yenilenebilir enerjiye ve insanların sağlığına, geçim kaynaklarına ve refahına fayda sağlayan faaliyetlere yönlendirilebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Yazarlar, bulguların finansal sistemlerde küresel sağlık merkezli bir dönüşümü - kaynakların fosil yakıt temelli ekonomiden sıfır emisyonlu bir geleceğe doğru kaydırılması - zorlaması gerektiğini, bunun da gelişmiş enerji erişimi ve güvenliği, daha temiz hava ve su, daha sağlıklı beslenme ve yaşam tarzları ve daha sürdürülebilir iş fırsatları yoluyla hızlı sağlık ve ekonomik faydalar sağlayacağını savunuyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Giderek daha sık ve yoğun kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları ürün verimliliğini tehdit ediyor, gıda güvenliğini zayıflat</strong><strong>ıyor, daha da ötesinde yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini artırıyor.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TÜRKİYE’DE YÜKSEK SICAKLIKLARA MARUZ KALMA ARTIYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Raporda Türkiye’de sağlık ver iklim kriziyle ile ilgili genel değerlendirme bölümünde şu ifadeler yer alıyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sıcaklık ve sağlık eğilimleri arasındaki ilişki özellikle endişe verici, nüfusun yüksek sıcaklıklara maruz kalma oranında artışlar yaşıyor, bu durum geçim kaynaklarını zayıflatıyor ve insanların sağlığını ve refahını tehdit ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Giderek daha sık ve yoğun kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları ürün verimliliğini tehdit ediyor, gıda güvenliğini zayıflatıyor, daha da ötesinde yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini artırıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hava kirliliği toplumun genel sağlığını etkiliyor ve sıfır emisyonlu, temiz enerji kaynaklarına geçişle önlenebilecek yüksek bir hastalık ve ölüm yükü var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>TÜRKİYE’NİN POTANSİYEL KAYBI 850 MİLYON DOLAR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapor, iklim değişikliği ve sağlık bağlamında Türkiye ile ilgili başa çarpıcı veriler de ortaya koyuyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2014-2023 yılları arasında, Türkiye'de her bir bebek ve 65 yaş üstü yetişkin sırasıyla yılda ortalama 14,8 gün ve 13,7 gün sıcak hava dalgasına maruz kaldı. Sadece 2023 yılında, aynı gruplar yılda 24,8 gün ve 21,9 gün sıcak hava dalgasına maruz kaldı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2023 yılında sıcağa maruz kalma nedeniyle 471 milyon işgücü saati kaybedildi; bu da 1990-1999 yıllık ortalamasına göre yüzde 14'lük bir artış anlamına geliyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye’nin 2023 yılında sıcak hava nedeniyle işgücü kapasitesinin azalmasından kaynaklanan potansiyel gelir kaybı 846 milyon ABD doları olarak hesaplandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2019-2023 yılları arasında her yıl, Türkiye'nin yüzölçümünün yüzde 82,7'si en az bir ay, yüzde 43,3'ü en az üç ay ve yüzde 11,7'si en az altı ay aşırı kuraklık yaşadı.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Yapılan hesaplamalara göre 2021 yılında Türkiye’de 51 bin ölüm antropojenik hava kirliliğine (PM2.5) atfedilebilir. Kömür ve gaz dahil olmak üzere fosil yakıtlar bu ölümlerin yüzde 56,5'ine katkıda bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye’de 2021 yılında hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin ekonomik değeri 40,75 milyar ABD doları olarak hesaplandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>İklim değişikliğinden kaynaklanan çoklu sağlık tehditleri tehlikeli yeni rekorlar kırarken, </strong><strong><em>Lancet</em></strong><strong><em>’in raporu</em></strong><strong>, fosil yakıtları finanse etmek için harcanan trilyonlarca doların yeniden yönlendirilmesi ve dünya çapında milyarlarca insanın sağlığına zarar vermek yerine net sıfı</strong><strong>r sera gaz</strong><strong>ı ekonomisine hızlı ve adil bir geçiş için kullanılması çağrısında bulunuyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yeni ve güncellenmiş göstergeler, hükümetlerin ve şirketlerin fosil yakıtlara yaptıkları ısrarlı yatırımlar, tüm zamanların en yüksek sera gazı emisyonları ve dünyanın dört bir yanındaki insanların hayatta kalma şansını azaltan şaşırtıcı ağaç kayıplarıyla yangını körüklemeye devam ettiklerini ortaya koyuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2023 yılında, enerjiyle ilgili küresel karbondioksit emisyonları 2022'nin yüzde 1,1 üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı ve küresel enerji sistemindeki fosil yakıtların oranı 2021 yılında son 10 yılda ilk kez artarak tüm enerjinin yüzde 80,3'üne ulaştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim eylemi finansman eksikliği nedeniyle sınırlanırken, fosil yakıt yatırımı 2023'te küresel enerji yatırımının yüzde 36,6'sını çekmeye devam etti ve birçok hükümet Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından yükselen enerji fiyatlarına yanıt olarak açık fosil yakıt sübvansiyonlarını da artırdı. 2022 yılında, raporda analiz edilen 86 ülkeden 72'si (yüzde 84) fosil yakıtları toplamda 1,4 trilyon dolar (hem karbon fiyatlandırması hem de fosil yakıt sübvansiyonlarının katkısı dikkate alındığında) gibi rekor bir net tutarda sübvanse ederek COP28'de iklim eylemini desteklemek için verilen mali taahhütleri gölgede bıraktı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu sübvansiyonlar 47 ülkede ulusal sağlık harcamalarının yüzde 10'unu, 23 ülkede ise yüzde 100'ünü aştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu endişe verici arka plan karşısında, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız ülkeleri desteklemek üzere 2022 yılında COP27'de kurulan Kayıp ve Zarar Fonu, her yıl tahmini ihtiyacın yüzde 0,2'sinden daha azına tekabül eden 700 milyon dolar gibi çok daha küçük bir meblağda ilk taahhütleri aldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Benzer şekilde, kırılgan ülkelerin iklim değişikliğiyle başa çıkmalarını desteklemek için vaat edilen yılda 100 milyar dolar gibi nispeten mütevazı bir miktarın sağlanmasında 10 yıl süren gecikme, ilerlemeyi engelledi ve küresel eşitsizlikleri artırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rekor kârlarla desteklenen dünyanın en büyük 114 petrol ve gaz şirketi (2040 yılına kadar öngörülen tüm üretimin yüzde 80'ini kapsayan), geçen yıldan bu yana öngörülen fosil yakıt üretim seviyelerini arttırdı; bu da sera gazı emisyonlarının 1,5°C ısınma ile uyumlu seviyeleri 2030 yılında yüzde 59, 2040 yılında ise şaşırtıcı bir şekilde yüzde 189 oranında aşmasına yol açacak ve Paris Anlaşması ile uyumluluklarını daha da azaltacak. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Daha da kötüsü, bu şirketlerin 33'ünün 2040 yılında 1.5°C ile uyumlu sera gazı emisyonlarını yüzde 300'ün üzerinde aşması bekleniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Buna ek olarak, bu yılki raporda yer alan yeni veriler, 2016 (Paris Anlaşması'nın yürürlüğe girdiği tarih) ile 2022 yılları arasında küresel ağaç örtüsünün yüzde 5'ine denk gelen yaklaşık 182 milyon hektar ormanın yok edildiğini ve dünyanın karbondioksiti yakalama konusundaki doğal kapasitesinin azaldığını tahmin ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">En büyük ağaç örtüsü kayıpları Rusya (35,8 milyon hektar), ABD ve Kanada'da (her ülkede yaklaşık 15 milyon hektar) yaşandı.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 Nov 2024 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/bizi-bu-havalar-mahvetti-sicak-hava-kaynakli-gelir-kaybi-850-milyon-dolar-1730484012.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Kıyılar halkındır’ sözü lafta kaldı, kıyılar işgalci MUÇEV’e emanet edildi</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kiyilar-halkindir-sozu-lafta-kaldi-kiyilar-isgalci-muceve-emanet-edildi-5154</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kiyilar-halkindir-sozu-lafta-kaldi-kiyilar-isgalci-muceve-emanet-edildi-5154</guid>
                <description><![CDATA[‘Kıyılar halkındır’ sözü lafta kaldı, kıyılar işgalci MUÇEV’e emanet edildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Bakan Özhaseki’nin kıyılardaki işgale geçit vermeyeceklerini söylemesine rağmen Marmaris’te MUÇEV ve Global Marina I. Derece arkeolojik SİT alanına marina yapmaya çalışıyor, Sinpaş GYO turizm sezonunda inşaat yasağını delerek kıyı talanı gerçekleştiriyor…</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, kıyıların özel işletmeler eliyle kullanımının ücretli hale getirilmesine tepki göstererek, “Kıyılar halkındır” dedi, gerek karada, gerek denizde düzenlemeye gidileceğini vurguladı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Özhaseki, “Kıyılar halkındır, herkes kıyı alanlarını özgürce kullanmalıdır” diyor ancak işin uygulama kısmına baktığımızda durumun söylenenden çok farklı olduğunu görüyoruz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kıyılar, irili ufaklı şirketlerin işgali altında. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bakan Özhaseki’nin getirileceğini söylediği düzenlemelerin kıyılardaki otel zincirleri başta olmak üzere, kıyıları marinalarla, dev işletmelerle, projelerle işgal eden sermaye gruplarını kapsayıp kapsamayacağı merak konusu…</span>

<span style="font-weight: 400;">8 bin 333 kilometrelik sahil şeridine sahip Türkiye’nin farklı bölgelerinde halka açık olması gereken pek çok nokta erişime kapalı durumda.</span>

<span style="font-weight: 400;">Başta otel ve marina projeleri olmak üzere özel izinlerle, hatta ruhsatsız birtakım projelerle sahillere erişim engellenirken, çok ciddi ekolojik yıkımlar da arka arkaya geliyor.</span>

<b>Anayasa’nın 43’üncü Maddesi “Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” derken, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nda paralel şekilde,“Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” maddesi yer alıyor.

<img class="alignnone wp-image-114556 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/MUCEV-1.png" alt="" width="1600" height="900" /></b>

<span style="font-weight: 400;">Söz konusu yasal güvencelere rağmen kamunun sahillere eşit ve adil bir biçimde erişimi kısıtlanıyor, güvenlik duvarlarının ardına hapsolan sahillere ulaşmak için yüksek ücretler talep ediliyor, ekonomik kriz ve yüksek enflasyon erişim sorununu her geçen gün daha da derinleştiriyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece bir yandan büyük bir çevre tahribatı oluşurken diğer yandan kıyılara erişim sınıfsal şekilde sınırlandırılmış oluyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Son yıllarda kıyı talanının en fazla yaşandığı Marmaris’te çevreciler aynı anda pek çok projeyle mücadele etmek zorunda kalıyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Marmaris Kent Konseyi Çevreden Sorumlu Yürütme Kurulu Üyesi Halime Şaman ile, Marmaris’teki kıyı işgallerinin son durumunu konuştuk. Şaman’ın projelerle ilgili değerlendirmeleri şöyle:</span>

<span style="font-weight: 400;">“Marmaris Körfezi içinde yer alan Doğan Tugay’ın sahibi olduğu Albatros Marina, ÇED’de süre aşımı olmasına rağmen ÇED varmış gibi bir iskele büyütmesi gerçekleştirdi. Açılan dava reddedilmişti ama Danıştay geri gönderdi. Ancak, dosya iki yıldır ilerlemiyor. Burası Sığla Ormanı’nı zarara uğratacak bir yerde bulunuyor. Buraya izin verilmeye çalışılıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hisarönü’nde 142 parselde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın abisi Mustafa Erdoğan’ın dünürüne ait bir araziye yaşlı bakımevi yapılacak diye üçüncü kez imar plan değişikliği yapıldı. İki dava kazanıldı, üçüncü imar plan değişikliği yapıldı ona da dava açtık. Bu dava da yine bekletiliyor, ancak o arada binalar yükseldi.</span>
<blockquote><em><b>“MUÇEV şu anda Selimiye’de çok küçük bir marina işletiyor. Koyun hemen sağında şu ana kadar gizledikleri ama bizim belgesine ulaştığımız MUÇEV’e yeni bir kiralama daha söz konusu. Koyu MUÇEV’e kapatmak üzere bir çalışma yapıyorlar.”</b></em></blockquote>
<h2><b>SELİMİYE’DE MUÇEV’E YENİ YAT LİMANI ALANI KİRALANDI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Selimiye’de MUÇEV Marina kapasite büyütmek istiyor, bununla ilgili ÇED süreci başladı. Buraya muhtemelen “ÇED gerekli değildir” kararı verecekler. Verildiği anda da dava konusu yapacağız. MUÇEV şu anda Selimiye’de çok küçük bir marina işletiyor. Koyun hemen sağında şu ana kadar gizledikleri ama bizim belgesine ulaştığımız MUÇEV’e yeni bir kiralama daha söz konusu. Koyu MUÇEV’e kapatmak üzere bir çalışma yapıyorlar.”</span>

<b>Muğla Çevre Vakfı’nın (MUÇEV) adında vakıf geçiyor ancak bu Muğla Valiliği tarafından kurulan bir anonim şirket. Yönetiminde pek çok AKP’linin yer aldığı şirket, Ege ve Akdeniz kıyılarının baş işgalcisi. Bu vakıf görünümlü şirkete kıyıları kiralayarak, MUÇEV eliyle gerek marina gerek başka işletmeler şeklinde kıyılara çökülmesinin önünü açıyorlar.</b>

<span style="font-weight: 400;">MUÇEV, son olarak Marmaris Karacasöğüt Koyu’nun I. derece SİT alanı olarak tescil edilmesine rağmen buradaki inşaat çalışmasıyla gündeme geldi. Bölge halkının ve çevrecilerin direnişi sonrası şirket çalışmalarını durdurmak zorunda kaldı. </span>

<span style="font-weight: 400;">MUÇEV ilk olarak proje için 2020’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvuruda bulunarak “ÇED gerekli değildir” kararı aldı. Bölge halkının mücadelesi sonucunda karar iptal edilirken şirket 2022 yılında ÇED kararı için tekrar başvurdu. Bakanlık ise projeye 25 Haziran 2023’te “ÇED olumlu” kararı verdi.</span>
<blockquote><em><b>“Ancak burada diğer yandan I. derece arkeolojik SİT alanında kalan Global Marina’nın “ÇED Gerekli Değildir” davasına devam ediyoruz. Burası Global Marin Sportif Denizcilik Turizm şirketinin sahibi Mahmut Saral’a ait. Zamanında yelkencilik okulu olarak izinlerini almış, bütün faaliyetleri eğitim ve spor amaçlı olmak zorunda. Onun dışında herhangi bir ticari faaliyet yapamaz. Ancak, anlaşması böyle olduğu halde bu görmezden geliniyor ve oraya marina yapılması için izin çıkartılmaya çalışılıyor.”</b></em></blockquote>
[video width="848" height="474" mp4="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/WhatsApp-Video-2024-05-30-at-18.52.58.mp4"][/video]
<h2><b>MUÇEV İŞGALİ BİTMEDEN GLOBAL MARİNA İŞGALİ BAŞLADI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Halime Şaman’ın konuyla ilgili paylaşımları ise şöyle:</span>

<span style="font-weight: 400;">“MUÇEV’in Karacasöğüt’te “ÇED olumlu” kararı verilen bir marina projesi vardı. Geçen hafta Danıştay’da “ÇED olumlu” kararı iptal edildi. Burada yapılan dalışlar esnasında tarihi eserlere rastladık, Bodrum Müzesi’ne bildirdik ve ardından burası I. derece arkeolojik SİT alanı ilan edildi. MUÇEV Marina’nın bir kısmı da orada kaldığı için Danıştay olumlu kararın iptalini onadı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Ancak burada diğer yandan I. derece arkeolojik SİT alanında kalan Global Marina’nın “ÇED Gerekli Değildir” davasına devam ediyoruz. Burası Global Marin Sportif Denizcilik Turizm şirketinin sahibi Mahmut Saral’a ait. Zamanında yelkencilik okulu olarak izinlerini almış, bütün faaliyetleri eğitim ve spor amaçlı olmak zorunda. Onun dışında herhangi bir ticari faaliyet yapamaz. Ancak, anlaşması böyle olduğu halde bu görmezden geliniyor ve oraya marina yapılması için izin çıkartılmaya çalışılıyor.”</span>

<b>Türkiye’nin çevre ve ekoloji örgütleri, sermaye kadar bilirkişi heyetlerinin sermayeden yana tavırlarıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.</b>

<span style="font-weight: 400;">Global Marina’ya ilişkin olarak bilirkişi heyeti “ÇED Gerekli Değildir” kararının uygun olduğu yönünde oybirliği ile görüş bildirdi. Proje alanının orman, doğal SİT, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde yer alması da bilirkişi heyetinin olumlu görüş vermesini engelleyemedi. </span>

<b>Danıştay 4. Dairesi’nin MUÇEV Marina için verilen “ÇED olumlu” kararını projenin sadece bir bölümü 1. derece arkeolojik SİT alanında kaldığı için iptal ettiğini de tekrar hatırlatalım.</b>

<span style="font-weight: 400;">Halime Şaman, Bozburun’da da daha yeni 200 teknelik bir imar plan değişikliğinin askıya çıktığını, bu projenin de detayları üzerinde çalıştıklarını ve gerekli itirazları yakında yapacaklarını kaydetti.</span>
<blockquote><em><b>“Sinpaş GYO tarafından yapılan otel ve devre mülk projesinin dörtte üçü tamamlandı. İnşaat yasağının başlamasına rağmen dağları taşları yerinden oynatıp indirmeye devam ediyorlar.”</b></em></blockquote>
<h2><img class="alignnone wp-image-114561 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/Global-Marin.png" alt="" width="1600" height="900" /></h2>
<h2><b>SİNPAŞ, TURİZM SEZONUNDA İNŞAAT YASAĞINI TAKMIYOR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Şaman ile son olarak Marmaris’te yıllardır çevrecilerin mücadelesini sürdürdüğü Sinpaş GYO’nun projesiyle ilgili son durumu konuştuk:</span>

<span style="font-weight: 400;">“Sinpaş GYO tarafından yapılan otel ve devre mülk projesinin dörtte üçü tamamlandı. İnşaat yasağının başlamasına rağmen dağları taşları yerinden oynatıp indirmeye devam ediyorlar. Valiliğin, kaymakamlığın, belediyenin gözü önünde çalışmalar sürüyor. Sinpaş, peyzaj çalışması yapıyoruz, belediyeden izin aldık, başka bir şey yapmıyoruz diyor ama geceleri kamyon trafiği devam ediyor. Turizm bölgesi olduğu için 15 Mayıs-15 Kasım arasında inşaat yasağı var ancak Sinpaş, kesintisiz her türlü faaliyetini sürdürüyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca, kendi tapulu arazisi dışında milli parktan 15 hektar alanı işgal etmiş durumda.</span>

<span style="font-weight: 400;">“ÇED olumlu” kararının iptali için Marmaris Kent Konseyi olarak bir dava açmıştık. Bizimle birlikte Muğla Büyükşehir Belediyesi de dava açmıştı. Belediye burada kanalizasyon, içme suyu gibi altyapılarının olmadığını ve bunlara ilişkin altyapıyı sağlamayacağını da belirtmişti. Belediye, bu şartlarda 6 ila 10 bin kişilik nüfusu buraya getiremezsiniz dedi. Buna rağmen “ÇED olumlu” kararı verildi. Mahkeme belediyenin davasını reddetti, birleştirme kararı olmamasına rağmen bu gerekçe gösterilerek bizim davamız da reddedildi. Buna itiraz ettik, dava Danıştay’da. Bu davanın sonucunu bekliyoruz. İki tane de ruhsat iptal davası açmıştık, bunları da takip ediyoruz.”</span>
<blockquote><em><b>Greenpeace Akdeniz, sahillerde çevre tahribatının da altını çizerek açıkladığı kampanyasının özellikle Türkiye’de ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği bu dönemde, sahiller gibi kamusal alanların herkesin erişimine açılmasını, sosyal adaletin sağlanması açısından kritik bir başlangıç noktası olarak tarif ediyor. </b></em></blockquote>
<h2><b>GREENPEACE AKDENİZ, KIYI HAKKI İÇİN KAMPANYA BAŞLATTI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Kıyılar hepimizin ve bu hakkın yurttaşların elinden alınmaması için de gerekli mücadelenin sürdürülmesi gerekli. Tam da bu meseleyle ilgili Greenpeace Akdeniz bir kampanya başlattı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Greenpeace Akdeniz başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olmak üzere her bir devlet kurumunu sorumluluk almaya ve göstermelik uygulamalar yerine kapsamlı ve iddialı adımlar atmaya çağıran kampanyasına </span><a href="http://hepimiz.in/"><span style="font-weight: 400;">http://hepimiz.in</span></a><span style="font-weight: 400;"> sitesi üzerinden katılmak mümkün.</span>

<span style="font-weight: 400;">Greenpeace Akdeniz, sahillerde çevre tahribatının da altını çizerek açıkladığı kampanyasının özellikle Türkiye’de ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği bu dönemde, sahiller gibi kamusal alanların herkesin erişimine açılmasını, sosyal adaletin sağlanması açısından kritik bir başlangıç noktası olarak tarif ediyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Greenpeace Akdeniz ayrıca Türkiye’nin dört bir yanında yükselen çağrılara destek vererek, farklı örgüt ve inisiyatiflerle iş birliği içerisinde sahillerin çevre koruma ilkesine uygun şekilde adil erişime açılmasını talep ediyor.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 May 2024 04:30:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/kiyilar-halkindir.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adalar’a çöken çökene: Kıyı talanı yetmedi, minibüs işgaline açıldı</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/adalara-coken-cokene-kiyi-talani-yetmedi-minibus-isgaline-acildi-4951</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/adalara-coken-cokene-kiyi-talani-yetmedi-minibus-isgaline-acildi-4951</guid>
                <description><![CDATA[Adalar’a çöken çökene: Kıyı talanı yetmedi, minibüs işgaline açıldı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>İstanbul’un yanı başındaki Prens Adaları’nda rant, talan ve gasp projeleri hız kesmeden ilerliyor. Kıyılarda silüeti değiştirecek inşaatlar sürerken, ormanlar yok ediliyor, sahiller şirketlere peşkeş çekiliyor, azman minibüsler Adalar’a sokulmak isteniyor…</strong>

AKP, 22 yıllık iktidarı boyunca en büyük rant, talan ve gasp projelerini Türkiye’nin kıyıları üzerinde gerçekleştirdi. Türkiye’nin mutlak korunması gereken kıyı alanları yakılarak, yıkılarak, biyolojik çeşitliliği, tarihi, kültürel varlıkları yok edilerek, betonlanarak, tıraşlanarak, topografik özellikleri yok edilerek tahrip edildi.

Kıyılar üzerinde sistematik olarak yıllardır farklı biçimlerde rant politikaları uygulanıyor. Çünkü, bir yandan kıyıların işletmeye açılması yoluyla özel mülkleştirme faaliyetleri yürütülürken, kıyılar yurttaşların serbest ve ücretsiz erişimine kapatılıyor. Diğer yandan kıyılarda doğal yaşamı bozan tüm yapılaşma ve hizmet adı altındaki faaliyetler kıyı ekosistemine geri dönüşsüz zararlar veriyor.

Bu rant, talan ve gasp politikalarına karşı yerel direnişleri güçlendirme ve yereller arasında dayanışma köprüleri kurmak amacıyla Kıyı Hareketi Dayanışma Ağı oluşturuldu. Türkiye'nin dört bir yanındaki kıyı hareketleri, özellikle işgale ve talana uğrayan kıyıları savunmak, yurttaşın kamusal haklarını, ekolojiyi ve doğayı savunmak üzere bir araya geldi.

Kıyılar üzerinde en fazla baskının hissedildiği yerlerinde başında da Prens Adaları geliyor. Bir süredir Prens Adaları olarak bilinen İstanbul’un hemen yanı başındaki Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef Adası, Yassıada, Sivriada, Tavşan Adası ve Kaşık Adası’nın kıyıları ile ilgili olarak Adalar’da yaşayanlar endişeli.

Adalar’da mesele aslında sadece kıyılara yönelik rant projeleri değil, kıyılar başta olmak üzere buralardaki tüm doğal, kültürel ve tarihi varlıklara ilişkin gösterilen hoyratlıklar da endişe veriyor.

Adalar ile ilgili farklı ekolojik yıkım projelerini Kıyı Hareketi Dayanışma Ağı’ndan Derya Tolgay ile konuştuk.
<blockquote><em><strong>Tolgay, “Adalarda ulaşım başlı başına bir sorun. Büyükada’ya azman minibüsleri getirmek istiyorlar. Adalar Belediyesi ve Adalılar olarak bu kocaman minibüsleri burada istemiyoruz. Büyükada’da özellikle çok fazla turizm baskısı var.” diyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’A KARTAL’DAN BÜYÜK MİNİBÜSLER GETİRİLİYOR</strong></h2>
En temel ve birincil sorunların başında ulaşım geliyor.

Tolgay, bu meseleye ilişkin, “Prens Adaları’nın hepsinde kullanılan elektrikli küçük dolmuş ve taksiler yerine buralara minibüs büyüklüğünde araçlar sokulmak isteniyor. Elbette Adalılar bu araçların Adalar’a sokulmasını istemiyor. Faytonlar kaldırılmadan önce burada bir ulaşım çalıştayı yapıldı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) tüm ulaşım kadrosu geldi, ancak buradan çıkan raporun sonuçlarına dair hiçbir uygulama hayata geçirilmedi.

Adalarda ulaşım başlı başına bir sorun. Büyükada’ya azman minibüsleri getirmek istiyorlar. Adalar Belediyesi ve Adalılar olarak bu kocaman minibüsleri burada istemiyoruz. Büyükada’da özellikle çok fazla turizm baskısı var. Mevcut otobüsleri kaldırıp bu minibüsleri devreye sokmak istiyorlar. Maalesef denetim yok. Korsan taksiler yasadışı plakalar alıp burada kullanıyorlar. Son yıllarda akülü araçlar satın alıp korsan taksicilik yapanlar var. Kıyı Kanunu çok net ama muazzam bir denetimsizlik var. Bu Adalar için çok büyük bir kırılma” diyor.
<blockquote><em><strong>Kıyı peyzajının olmadığı, kıyıların dahil edilmediği bir imar planında korumadan bahsedilebilir mi? Mümkün değil…</strong> </em><strong><em>Tolgay, konuyla ilgili davaların açıldığını belirterek, “Arka taraflarda bağ, bahçe olan pek çok alan arsaya dönüştürülmüş durumda. Yakın zamanda bir inşaat furyası başlayacak” diyor.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>KIYILAR DAHİL EDİLMEDEN ADALAR İÇİN İMAR PLANI YAPILDI</strong></h2>
1984’te SİT alanı ilan edilen Prens Adaları’na ilişkin uzun yıllar herhangi bir koruma planı olmadı. Kasım 2021’de Marmara Denizi ve Adalar, “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak ilan edildi. Adalar ile ilgili hazırlanacak koruma planında yetki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredildi.

Öncesinde bir plan üzerine çalışmaya başlayan İBB ise tamamladığı koruma planını Bakanlık ile paylaştı. Bakanlığın da yaptığı değişiklilerle birlikte hazırlanan imar planında Bakanlık ve iBB anlaştı.

Adalar’da yaşayanlar imar planlarının Adalar’ı koruma amacı taşımaktan çok turizm amaçlı gelişmelere zemin sağlayacağını düşünüyor.

Nitekim haksız da değiller, Bakanlık bu imar planını “kıyı kesimi ve bazı alanları çıkararak” planları onadı. Adalılar, sahillerin ve kıyı şeridinin plana dahil edilmemesinden dolayı endişeli.

Kıyı peyzajının olmadığı, kıyıların dahil edilmediği bir imar planında korumadan bahsedilebilir mi? Mümkün değil…

Tolgay, konuyla ilgili davaların açıldığını belirterek, “Arka taraflarda bağ, bahçe olan pek çok alan arsaya dönüştürülmüş durumda. Yakın zamanda bir inşaat furyası başlayacak” diyor.
<blockquote><em><strong>“</strong><strong>Heybeliada Sanatoryumu’nun tamamının Diyanet’e devredilmek istenmesi meselesi var. Hemen yanına bir Kızılay kampı kurulmuş durumda, burası da eskiden sanatoryuma aitti. Burayı tamamen Diyanet’e devrederek dini bir alan yaratmaya çalışıyorlar.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>HEYBELİADA SANATORYUMU DİYANET’E VERİLMEK İSTENİYOR</strong></h2>
Geçtiğimiz aylarda Heybeliada’nın güney tarafındaki Çamlimanı mevkiinde yer alan ve Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi olarak 1924’te kurulan Heybeliada Sanatoryumu’na ait 3 bin 100 metrekarelik kıyı parselinin, Kaymakamlık emri ile boşaltılmasının istendiği ve arazinin İstanbul Müftülüğü aracılığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredileceği gündeme gelmişti.

Tolgay, bu konuya ilişkin dev şu değerlendirmeleri paylaştı:

“Heybeliada Sanatoryumu’nun tamamının Diyanet’e devredilmek istenmesi meselesi var. Hemen yanına bir Kızılay kampı kurulmuş durumda, burası da eskiden sanatoryuma aitti. Burayı tamamen Diyanet’e devrederek dini bir alan yaratmaya çalışıyorlar. Orada beş parsel var, ama sadece 254 dönümlük sanatoryumun olduğu alan için dava açılmış. Diğer dört parsel de 2018’den bu yana Diyanet’e devredilmiş durumda.”
<blockquote><em><strong>Doğal alanlarda, korunan alanlarda, SİT bölgelerinde koruma/kullanma dengesinin ibresi hep kullanmadan yana çevrildi.</strong> <strong>İstanbul’un artık neredeyse sayılı nefes alınabilecek bölgelerinden biri olan Adalar’da bunun en tipik örneğinin zuhur ettiğini görüyoruz.</strong> <strong>Bu sistematik, bilinçli, topyekün rant, talan ve gasp odaklı politikalardan dönüş için çok köklü ve keskin bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’DA KIYILAR, ORMANLAR, DOĞAL ALANLAR TEHDİT ALTINDA</strong></h2>
Heybeliada’da üç tane yan yana kıyı tahribatı aynı anda yapılıyor.

Mülkiyeti Darülaceze Başkanlığı’na ait tarihi Sadıkbey Plajı’nda, Ada sakinlerinin itirazları ve bir kez de belediyenin durdurma kararına rağmen Cevahir Turizm, inşaatını büyük ölçüde tamamladığı tesisi bir aquapark olarak işletiyor. İsmailağa Cemaati’nden İsmail Cevahir tarafından işletilen alana tonlarca beton döküldü, ağaçlar kesildi. İBB’ye bağlı Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı ile Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu’nun (KUDEB) imzasıyla alınan “basit onarım ve tadilat” izniyle kıyı silüetini, topografyayı tamamen bozan bir aquapark inşaatı yapıldı, ağaçlar kesildi yerine palmiyeler dikildi.

Hemen yan taraftaki Asafbey Plajı’nda ise kıyı ve orman iç içe bir alan mevcut. Tolgay’ın anlatımlarına göre, buraya son yıllarda 50 ton beton döküldü, her yıl tonlarca kum getiriliyor ancak deniz kumu alıp götürdüğü için her yıl bu taşıma kum yenileniyor.

Tolgay, “Doğayla mücadele içindeler ancak o kadar çok para kazanıyorlar ki… Bu kısım ise Mehmet Köymen adlı bir kişi tarafından inşa ediliyor. Son haftalarda orman alanına yaptıkları bir gasp söz konusu. Ağır iş makinalarıyla girerek buranın toprak dokusunu kazıdılar, metrelerce taş döşediler, ormanın içine çim döşediler” diyor.

Tolgay, “Bir yan tarafta da askeriyeye ait olan alana paletli iş makinaları girdi, ağaçlar yok edilerek, falezleri tıraşlayıp viyadük gibi açarak kıyıya indiler. Kıyı peyzajını yok ettiler, kıyıları betonla dolduruyorlar. Hiçbir şekilde durduramıyoruz. Burada, Burgazada’daki Madam Martha Koyu’ndan çok daha büyük bir yıkım yaşanıyor” bilgilerini paylaştı.

Burgazada’da ise Madam Martha Koyu’nun ihaleyle bir şirkete verilmesine dair Adalılar’ın tepkileri sürüyor. Bu bölge, İstanbul yakınındaki en önemli deniz çayırları doğal zenginliğe sahip bir alan. MartHa Koyu’nun kiralama ihalesinin iptali için en son 3 Mayıs 2024 tarihinde, İstanbul 11’inci İdare Mahkemesi'ne dava açıldı. Davaya rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü açık teklif usulü ile ihaleye çıkarak Martha Koyu’nu özel kullanıma açmış oldu.

Bununla ilgili de hukuki mücadele sürüyor.

AKP iktidarlarının bugüne kadar planlı, taraflarla istişare edilmiş, sürdürülebilir anlamda bir çevre koruma planı hiç olmadı. Yapılan ya da yapılmak istenen eylem planları genelde kağıt üzerinde kaldı. Doğal alanlarda, korunan alanlarda, SİT bölgelerinde koruma/kullanma dengesinin ibresi hep kullanmadan yana çevrildi.

İstanbul’un artık neredeyse sayılı nefes alınabilecek bölgelerinden biri olan Adalar’da bunun en tipik örneğinin zuhur ettiğini görüyoruz.

Bu sistematik, bilinçli, topyekün rant, talan ve gasp odaklı politikalardan dönüş için çok köklü ve keskin bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Bu imar planlarının hepsinin üzerinin çizilip sil baştan yazılması gereken bir sürece geçmemiz gerekli.

Türkiye’de devam eden çevre ve yaşam alanları mücadelesi, doğa koruma mücadelesi aynı zamanda önemli bir hukuk mücadelesine de işaret ediyor.

Adalar’da da bundan sonra bunun takipçisi olmaya devam edilecek.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 May 2024 21:45:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/adalar-kiyi-talani.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazze’de yok edilen tarım arazileri askeri üsse dönüştürüldü</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri-askeri-usse-donusturuldu-4732</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri-askeri-usse-donusturuldu-4732</guid>
                <description><![CDATA[Gazze’de yok edilen tarım arazileri askeri üsse dönüştürüldü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>En yoğun tahribatın Gazze’nin kuzeyinde yaşandığı ve buradaki seraların yüzde 90’ının İsrail’in kara saldırısının ilk aşamalarında yok edildiği kaydedilirken, çiftlikler ve seralar dahil olmak üzere Ekim 2023’ten bu yana yok edilen ve çoğu zaman İsrail askeri üssüne dönüştürülen 2 binden fazla tarım alanı belirlendi.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">İsrail, tarihinin en büyük katliamını gerçekleştirdiği 2023 yılı, İsrail'in kurulduğu 1948'den bu yana Filistin halkının tarihindeki en kanlı yıl oldu. </span>

<span style="font-weight: 400;">Dünyanın dört bir yanındaki Filistinliler, 15 Mayıs'ı “El Nakba" yani "Felaket Günü" olarak anıyor.1947'nin son aylarından 1949 başlarına kadar 750 binden fazla Filistinli, İsrail devletine dönüşen topraklarını terk etmek zorunda kalarak mülteci oldu.</span> <span style="font-weight: 400;">Birçoğu ya gitmeye zorlandı ya da güvenlik endişesiyle gitmek zorunda kaldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Nakba Günü, hem o yerinden edilme günleri, hem de sonraki yıllar boyunca milyonlarca Filistinlinin bitmeyen sürgünü anılıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Filistin Merkezi İstatistik Kurumu, 15 Mayıs 1948'in 76'ıncı yıldönümünde Filistin'de yaşanan ölüm, gözaltı, işgal birimleri inşaatları ve toprak gasplarıyla ilgili istatistiki bilgilerin </span><a href="https://www.pcbs.gov.ps/site/512/default.aspx?tabID=512&amp;lang=en&amp;ItemID=5750&amp;mid=3171&amp;wversion=Staging"><span style="font-weight: 400;">yer aldığı bir rapor yayımladı.</span></a>

<span style="font-weight: 400;">Savaşın yıktığı Gazze Şeridi'nde 2 milyona yakın Filistinli evlerinden edildi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sadece 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze'de en az 15 binden fazlası çocuk, 10 bine yakını kadın olmak üzere 35 binden fazla Filistinli öldürüldü, çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 7 bin kişinin cesedine ulaşılamadı. Batı Şeria'da ise 7 Ekim'den bu yana 492 Filistinli, İsrail askerleri ile sivil Yahudi işgalcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybetti.</span>

<b>İsrail'in, 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze'de 104'ü Birleşmiş Milletler’e ait olmak üzere toplamda 89 bin bina tamamen yıkıldı ya da büyük zarar gördü. </b>

<b>Alt yapı, yollar, elektrik ve su şebekeleri ile tarım arazilerinin de tahrip edildiği Gazze'de savaşın maliyetinin 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.</b>

<span style="font-weight: 400;">Yahudi yerleşimciler ve İsrail güçleri, 2023'te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 12 bin 161 saldırı gerçekleştirdi. Bunlardan 3 bin 808'i mülklere ve dini mekanlara, 707'si arazilere ve doğal kaynaklara, 7 bin 646'sı ise bireylere yönelik gerçekleşti. Bu saldırılarda 18 bin 964'ü zeytin ağacı olmak üzere yaklaşık 21 bin 700 ağaca zarar verildi ya da yerinden söküldü.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gazze, korkunç bir insanlık dramına sahne oluyor. Filistinlilerin sadece bugünü değil aslında geleceği de yok ediliyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Filistin’de ne olup ne bittiğine farklı bir perspektiften de bakalım. </span>

<span style="font-weight: 400;">Londra Üniversitesi bünyesindeki Goldsmiths College'da sivil toplum kuruluşları için mekansal araştırma ve medya analizi araştırmaları yapan Forensic Architecture’ın  çalışmasında saldırının yıkıcı boyutları ortaya kondu. </span>

<a href="https://forensic-architecture.org/investigation/ecocide-in-gaza"><span style="font-weight: 400;">Forensic Architecture tarafından yapılan bu çalışmada</span></a><span style="font-weight: 400;"> Filistin’de İsrail güçleri tarafından sistematik şekilde hedef alınan tarım arazilerinin, meyve bahçelerinin ve seraların uğradığı yıkım incelendi. </span>

<span style="font-weight: 400;">7 Ekim 2023'te başlayan saldırıların, Filistinlilerin gıda güvenliği ve yaşam kaynakları üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla yerel çiftçi birlikleri ve tarım işçileriyle çalışmalar gerçekleştiren araştırma ekibi, yıkımın boyutunu ölçmek için “uzaktan algılama” yöntemi kullandı ve bölgenin bitki örtüsü endeksinin işgal öncesi ve işgal sonrası durumunu karşılaştırdı.</span>
<blockquote><em><b>Gazze’de daha önce gıda üretimi için kullanılan 170 kilometrekarelik tarım arazisinin yaklaşık yüzde 40’ının tahrip edildiği sonucuna varıldı. İsrail tarafından başlatılan kara harekatının ilk haftalarına ait uydu görüntüleri, saldırıların Gazze’deki çiftlik ve meyve bahçelerinin yaklaşık yarısına yayıldığını, seraların ise neredeyse üçte birinin yok edildiğini gösteriyor. </b></em></blockquote>
<h2><b><span style="font-size: 18px;"><img class="alignnone size-full wp-image-113094" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/Gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri-askeri-usse-donusturuldu.jpeg" alt="" width="1600" height="522" /></span>GAZZE’DEKİ TARIM ARAZİLERİNİN YÜZDE 40’I YOK EDİLDİ</b></h2>
<b>Yapılan karşılaştırmada Gazze’de daha önce gıda üretimi için kullanılan 170 kilometrekarelik tarım arazisinin yaklaşık yüzde 40’ının tahrip edildiği sonucuna varıldı. </b>

<b>Çalışmada yer verilen ve İsrail tarafından başlatılan kara harekatının ilk haftalarına ait uydu görüntüleri, saldırıların Gazze’deki çiftlik ve meyve bahçelerinin yaklaşık yarısına yayıldığını, seraların ise neredeyse üçte birinin yok edildiğini gösteriyor. </b>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca, en yoğun tahribatın Gazze’nin kuzeyinde yaşandığı ve buradaki seraların yüzde 90’ının İsrail’in kara saldırısının ilk aşamalarında yok edildiği kaydedilirken, çiftlikler ve seralar dahil olmak üzere Ekim 2023’ten bu yana yok edilen ve çoğu zaman İsrail askeri üssüne dönüştürülen 2 binden fazla tarım alanı belirlendi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Çalışmada Doğu Cebaliye’de zeytin, nar ve narenciye üretimi yapan bir aileye ait tarım arazilerinin yok edilmesini kanıtlayan uydu görüntülerine de yer verildi. Ocak 2024’e ait uydu verileri incelendiğinde Abu Suffiyeh ailesinin topraklarının İsrail’in kara saldırısı sırasında yeni askeri üsler oluşturmak amacıyla yok edildiği tespit edildi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yüzbinlerce Filistinlinin yerinden edildiği Han Yunus kenti çevresinde de Ocak 2024’ten bu yana seraların yüzde 40’ı yıkıldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bölgede askeri faaliyetlerden kaynaklanan tarımsal yıkımlar da uydu görüntüleri ile ortaya konarak, araştırmada belgelendi. Aynı zamanda Gazze ve çevresinde tarım alanlarının kökten yok edilmesi İsrail ordusunun Filistinliler için yaşanabilir alanları daraltarak, tampon bölgeyi genişlettiğinin de bir göstergesi olarak belgelenmiş oldu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Araştırmaya göre, kara harekâtının başlamasından bu yana seralar gibi hayati önem taşıyan tarımsal altyapı da sistematik olarak yok edildi. İsrail'in kara saldırısının ilk haftalarındaki uydu görüntüleri, (Ekim 2023-Mart 2024) Gazze'deki seraların neredeyse üçte birinin yok edildiğini gösteriyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Forensic Architecture çalışmasında çiftlikler ve seralar da dahil olmak üzere, Ekim 2023'ten bu yana yıkılan ve çoğu zaman İsrail askeri faaliyetleri değiştirilen 2 binden fazla tarım alanı olduğunu tespit etti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu yıkım en yoğun olarak Gazze'nin kuzey kesiminde yaşandı, burada seraların yüzde 90'ı kara saldırısının ilk aşamalarında yok edildi.</span>

<span style="font-weight: 400;">İsrail'in kara işgaline askeri destek araçları ve traktörler eşlik ederken, askeri karakolları güçlendirmek için rutin olarak toprak işleri yapılıyor. Bu araçlar yola çıktıktan sonra geride harap olmuş, yaşanmaz bir alan bırakıyor.</span>
<blockquote><em><b>World Weather Attribution grubunun önde gelen iklim bilimcilerinden oluşan uluslararası bir ekip tarafından yapılan hızlı ilişkilendirme analizine göre, Nisan ayında Asya’da milyarlarca insanı etkileyen 40 derecenin üzerindeki aşırı sıcaklıklar, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle daha sıcak ve daha olası hale geldi. Çalışma, iklim değişikliğinin şiddetlendirdiği sıcak hava dalgalarının Gazze’de yerlerinden edilen 1,7 milyon Filistinli için hayatı nasıl daha da zorlaştırdığını vurguluyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>SICAK HAVA DALGALARI FİLİSTİN’DE HAYATI ZORLAŞTIRIYOR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Diğer yandan, World Weather Attribution grubunun önde gelen iklim bilimcilerinden oluşan uluslararası bir ekip tarafından yapılan hızlı</span><a href="https://mcusercontent.com/854a9a3e09405d4ab19a4a9d5/files/cb88e84a-a5c4-567b-1ed8-c1d494595b32/WWA_scientific_report_Asia_heatwaves.pdf"><span style="font-weight: 400;"> ilişkilendirme analizine göre</span></a><span style="font-weight: 400;">, Nisan ayında Asya’da milyarlarca insanı etkileyen 40 derecenin üzerindeki aşırı sıcaklıklar, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle daha sıcak ve daha olası hale geldi. </span>

<b>Çalışma, iklim değişikliğinin şiddetlendirdiği sıcak hava dalgalarının Asya’da yoksulluk içinde yaşayan insanlar ve Gazze’de yerlerinden edilen 1,7 milyon Filistinli için hayatı nasıl daha da zorlaştırdığını vurguluyor.</b>

<span style="font-weight: 400;">Asya, geride bıraktığımız nisan ayında şiddetli sıcak hava dalgalarının etkisi altında kaldı. Güney ve Güneydoğu Asya’da Myanmar, Laos ve Vietnam en sıcak Nisan günü rekorlarını kırarken, Filipinler şimdiye kadarki en sıcak gecesini yaşadı. Hindistan’da sıcaklıklar 46 dereceye kadar ulaştı. </span>

<b>Batı Asya’da da aşırı sıcaklar yaşandı, Filistin ve İsrail’de 40 derecenin üzerinde sıcaklıklar görüldü. Bu ay, dünya genelinde kayıtlara geçen en  sıcak nisan ayı oldu ve üst üste 11’inci kez en sıcak ay rekoru kırıldı.</b>

<span style="font-weight: 400;">Çalışma, iklim değişikliğinin Asya’da yoksulluk içinde yaşayan ve savaşın etkileriyle mücadele eden insanlar için hayatı nasıl daha da zorlaştırdığını vurguluyor. </span>

<b>Gazze’de yerinden edilen 1,7 milyon insanın çoğu, ısıyı hapseden derme çatma çadırlarda yaşıyor, sağlık hizmetlerine ve temiz içme suyuna erişimleri sınırlı ve serinlemek için seçenekleri yok. </b>

<span style="font-weight: 400;">Güney ve Güneydoğu Asya’da kayıt dışı konutlarda yaşayan ve çiftçiler, inşaat işçileri ve sokak satıcıları gibi açık havada çalışan 100 milyonlarca insan aşırı sıcaklardan orantısız bir şekilde etkileniyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sıcaklar ayrıca ürün kıtlığına, hayvan kaybına, su kıtlığına, balıkların toplu ölümüne de neden olduğu için gıda güvenliğini riskini artırıyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">İsrail, Filistin’de insanları katlederken, aynı zamanda ekonomiyi, geçim kaynaklarını, kalkınma projelerini, toprağı, havayı, suyu da hedef alarak yok ediyor. İsrail’in stratejisi, bu toprakları özellikle kuzey ve doğudaki tarım alanlarını yok etmek ve insanları toprakları terk etmeye zorlamak şeklinde ilerliyor. Filistin’de hasarın onarılması belli ki 10 yıllar alacak gibi görünüyor.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 May 2024 21:45:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAE ile 50 milyar dolarlık anlaşmanın altından Maden Kanunu talanı çıktı</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bae-ile-50-milyar-dolarlik-anlasmanin-altindan-maden-kanunu-talani-cikti-4602</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bae-ile-50-milyar-dolarlik-anlasmanin-altindan-maden-kanunu-talani-cikti-4602</guid>
                <description><![CDATA[BAE ile 50 milyar dolarlık anlaşmanın altından Maden Kanunu talanı çıktı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Bu kanunla ülkenin doğal kaynakları yenilenebilir enerji bahanesiyle başta BAE olmak üzere şirketlere denetimsiz şekilde peşkeş çekilecek, şirketler imar izinsiz tesis açabilecek, lisanssız üretim yapabilecek...</strong></span>

Meclis’te AKP ve MHP oylarıyla kabul edilen enerji alanında yeni düzenlemeler içeren 16 maddelik Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazete’de <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/05/20240511-1.htm" target="_blank" rel="noopener">yayımlanarak</a> yürürlüğe girdi.

Kanunun çok önemli ve kritik konuları içeren maddeleri var. Kanunun öne çıkan maddelerinin içeriğinin büyük çoğunluğu çevre koruma açısından ciddi endişe kaynağı olurken, kanunun adrese teslim bir nitelik içerdiğini de belirtelim.

Neden böyle diyoruz? Çünkü, bu yasa teklifi tam da Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile geçen yıl imzaladığı Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Stratejik Ortaklık Çerçeve Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinin ardından gelmişti.

<strong>Türkiye ve BAE arasında muhtelif alanlarda 13 belgeden oluşan toplam 50,7 milyar dolarlık stratejik ortaklık çerçeve anlaşması imzalandı.</strong>

<strong>Anlaşma kapsamında, Türkiye ve BAE'nin, deniz üstü rüzgar ve güneş enerjisini de içerecek şekilde, yenilenebilir enerji, yeşil hidrojen, nükleer enerji dahil birçok alanda ortak proje gerçekleştirmesi hedefi belirlendi.</strong>

Bu anlaşmanın içeriği iktidar kanadı tarafından Türkiye’nin 2053’e kadar karbon nötr olma ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedefleri doğrultusunda yenilenebilir enerji kaynaklarına daha fazla ağırlık verdiği şeklinde yansıtılsa da, işin aslı pek öyle değil.

Kanunun arka planında Arap sermayesini Türkiye’ye çekerek, onlara zahmetsiz bir bürokratik ortam yaratma çabasının olduğu çok açık.

10 yıl yürürlükte kalacak olan ve “siyasi kapitülasyon” olarak nitelendirilen kanun teklifinin yenilenebilir enerjiyi kapsayan maddeleri mevcut.
<blockquote><strong><em>Birileri öyle istediği için imar planları yok sayılıyor, tavizler veriliyor, denetim mekanizması ortadan kaldırılıyor, istisnalar yaratılarak Türkiye yenilenebilir enerjide atağa geçiyormuş gibi gösterilmek isteniyor.</em></strong></blockquote>
<h2>İMAR PLANI OLMAYAN ENERJİ SANTRALLERİ GELİYOR</h2>
İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlarla kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.

<strong>Bunun anlamı şu, herhangi bir imar şartına bakılmaksızın her türlü su kaynağının üzerine rüzgar gülleri veya güneş panelleri kondurulabilecek.</strong>

Diğer yandan, yenilenebilir enerji kaynaklarına devlet tarafından sağlanan alım garantisinin TL olarak belirlenme zorunluluğu kaldırılıyor. Mevcut düzenlemede bu yerli kaynaklar sadece TL üzerinden en düşük teklifi veren firmalara tahsis edilirken, yeni yasayla birlikte, teklifin hangi para cinsinden olacağının yarışma şartnamesiyle belirlenmesinin önü açılıyor.

Rüzgar ve güneşten elektrik üreten santral sahiplerine dövizle alım garantisi verilebilecek.

Bunlar yenilenebilir enerji alanında verilmesi mümkün kapitülasyonlar ve ayrıcalıklar olarak nitelendiriliyor. Burada en önemli sorulardan bir tane bu maddelerin uygulanması aşamasında Türkiye’nin kazanımı ne olacak?

Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimine verilen çok sayıda desteğe ek olarak döviz bazında ödemelerle sermaye gruplarına para aktarılacak.

Birileri öyle istediği için imar planları yok sayılıyor, tavizler veriliyor, denetim mekanizması ortadan kaldırılıyor, istisnalar yaratılarak Türkiye yenilenebilir enerjide atağa geçiyormuş gibi gösterilmek isteniyor.
<blockquote><em><strong>Belirlenen alanlarda Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla DSİ Genel Müdürlüğü veya müdürlüğün izniyle sulama birlikleri tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurulabilecek.</strong></em></blockquote>
<h2>MADEN İŞLETENLERE RAPOR ZORUNLULUĞU KALKIYOR</h2>
Örneğin, maden işletmek için rapor gerekmeyecek. Maden Kanunu’nda değişiklik yapılarak Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) koduna göre raporlama zorunluluğu sadece IV. grup maden işletme ruhsatları açısından devam edecek.

Diğer maden grupları açısından bu zorunluluk kaldırılacak. UMREK koduna göre rapor hazırlama şartı aranmaksızın MTA tarafından hazırlanan raporlar ile buluculuk hakkı kazanılacak.

Bu maddenin uygulamaya girmesi bir anlamda her an yeni İliç faciaları ile karşı karşıya kalacağız demek.

Türkiye, BAE’nin yanı sıra Suudi Arabistan ile de bir enerji anlaşmasına imza attı. Bu anlaşmalar, çok çeşitli hak ihlalleri yaratabilir, hatta tekelleşmenin önünü açabilir. O sebeple özellikle muhalefet partilerinin bu konularda çok daha aktif ve ön alıcı şekilde hareket etmesi gerekiyor.

Maden Kanunu’nda yapılan değişikliklerle hangi maddeler yürürlüğe girdi, bakalım:

Değişiklik kapsamında 3621 sayılı Kıyı Kanunu'na yeni fıkralar eklendi.

<strong>Buna göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.</strong>

<strong>Karara göre, içme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile söz konusu kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç, denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göller kapsam alanına dahil olacak.</strong>

Söz konusu alanlarda hidrolik kaynaklara dayalı önlisans veya üretim lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından yenilenebilir enerji kaynağına dayalı birden çok kaynaklı üretim tesisi kurulabilecek.

Belirlenen alanlarda Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla DSİ Genel Müdürlüğü veya müdürlüğün izniyle sulama birlikleri tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurulabilecek.

<strong>Ayrıca, belediye sınırları içerisinde yer alan söz konusu alanlarda DSİ Genel Müdürlüğü'nün izni ile ilgili belediyeler ve bağlı kuruluşları yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurabilecek.</strong>

<strong>4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nda yapılan değişiklikle, "doğalgazın sıvılaştırılması: Yurt içinde üretilen ve/veya ithal edilen doğal gazın yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla sıvılaştırılmasını" tanımı eklendi.</strong>

Söz konusu kanuna, "Yurt içinde üretilen ve/veya ithal edilen doğalgazın sıvılaştırılarak yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla kurulacak sıvılaştırma tesislerini işletecek tüzel kişilerin Kuruldan lisans almaları zorunludur. Doğalgaz sıvılaştırma lisansı başvurusunda bulunan tüzel kişilerin teknik ve ekonomik güce sahip olmaları ve yönetmeliklerde belirtilen diğer şartları taşımaları gerekir. Sıvılaştırma tesislerinde yürütülen faaliyetler depolama faaliyeti olarak sayılmaz. Sıvılaştırma tesisi işletmecileri faaliyet gösterdikleri tesislerin ilgili standartlara ve teknik kriterlere göre yapılması ve işletilmesinden sorumludur. Sıvılaştırma tesislerinde yürütülecek faaliyetlere ilişkin usul ve esaslar Bakanlık görüşü alınarak Kurul tarafından belirlenir" maddesi eklendi.

5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu'na, "Başvuru sahibi: Enerji verimliliği desteklerinden faydalanmak isteyen gerçek veya tüzel kişileri," "Karbon yoğunluğu: Birim ürün ve/veya alan veya benzeri başına salınan karbondioksit emisyonu miktarı" ve "Spesifik enerji tüketimi: Birim ürün ve/veya alan veya benzeri başına tüketilen enerji miktarı" tanımları eklendi.

<strong>7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu'nda yapılan değişiklik kapsamında, işleten, taşıyıcı ile yapacağı yazılı sözleşmeye taşıyıcının talebi ve işletenin muvafakatinin bulunduğuna dair konulacak açık hükümlerle nükleer maddelerin taşınmasına ilişkin sigorta yaptırma veya teminat gösterme yükümlülüğünü gerekli onayların alınması karşılığında taşıyıcıya devredebilecek. Yükümlülüğü devralan taşıyıcı, kanun kapsamında işleten olarak sorumlu olacak.</strong>

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na geçici madde eklendi. Buna göre, yenilenebilir enerji kaynak alanları yarışmaları sonucunda imzalanan sözleşmeler nedeniyle hak kazanılmış olanlar hariç olmak üzere, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce mevcut üretim lisanslarını, önlisanslarını, lisans başvurularını sonlandırmak ya da kurulu güç düşümü suretiyle tadil etmek isteyen tüzel kişilerin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden iki ay içerisinde başvuru yapmaları halinde lisansları, önlisansları, lisans başvuruları sonlandırılarak ya da tadil edilerek teminatları ilgisine göre kısmen veya tamamen iade edilecek.

Yenilenebilir enerji kaynak alanları yarışmaları sonucunda imzalanmış sözleşmelerini iptal etmek isteyen tüzel kişilerin ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden iki ay içerisinde Bakanlığa başvurmaları halinde ilgili sözleşmeler ile sözleşmeler kapsamındaki tüm hak ve yükümlülükleri sona erecek, üretim lisansları, önlisansları ve önlisans/lisans başvuruları sonlandırılacak ve teminatları iade edilecek.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 May 2024 10:19:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/BAE-Turkiye.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kömürün zararı 45 milyar dolar ama Türkiye yeni termik santral kuruyor</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/komurun-zarari-45-milyar-dolar-ama-turkiye-yeni-termik-santral-kuruyor-4508</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/komurun-zarari-45-milyar-dolar-ama-turkiye-yeni-termik-santral-kuruyor-4508</guid>
                <description><![CDATA[Kömürün zararı 45 milyar dolar ama Türkiye yeni termik santral kuruyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Türkiye’de karbon fiyatı uygulamasının başlamasıyla kömürlü termik santraller lisans sürelerinin sonuna kadar 45 milyar dolar zarar edecek. Buna rağmen Afşin Elbistan’da kapasite artırımı adı altında yeni bir termik santral kurulmak isteniyor.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin kömür ve kömürlü termik santral sevdasının maliyetine ilişkin geçtiğimiz günlerde önemli bir çalışma yayınlandı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) ve E3G isimli düşünce kuruluşu, birlikte hazırladıkları "</span><a href="https://sefia.org/arastirmalar/komurden-cikisin-finansmani-turkiye-ornegi/"><span style="font-weight: 400;">Kömürden Çıkışın Finansmanı: Türkiye Örneği"</span></a><span style="font-weight: 400;"> raporunda, Türkiye’nin kömürden çıkış maliyetini ortaya koydu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Elektrik sektöründe kömürden vazgeçilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülen finansman konusunu derinlemesine inceleyen rapor, aşamalı olarak kömürden yenilenebilir enerjiye geçişin potansiyel finansman mekanizmalarını değerlendirdi. </span>

<span style="font-weight: 400;">Raporun en önemli özelliği, Türkiye’de bugüne kadar kömürden çıkışın teknik olasılıklarını ve ekonomik boyutunu ortaya çıkaran çalışmaları bir adım daha ileriye taşıyor olması…</span>

<span style="font-weight: 400;">Yakın zamanda uygulamaya konulması planlanan karbon fiyatlaması sonucunda santralların hâli hazırda düşmekte olan kârlılıklarını sürdüremeyeceklerini ortaya koyan rapor, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine erişebilmesi için emekliye ayırması gereken kömürlü termik santrallerin muhtemel finansman ihtiyacını da belirlemeyi amaçlıyor.</span>
<blockquote><em><b>Santrallerin bu koşullar altında çalışması durumunda, zararın boyutu 40 yıllık senaryoda 13,5 milyar dolar, lisans sonuna kadar çalışmaları durumunda ise 44,5 milyar dolara ulaşıyor. İşletmecilerin zarar eden bir operasyonu sürdürmeleri beklenmediğinden bu santrallerin atıl varlıklar haline geleceği öngörülüyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>SANTRAL İŞLETMECİLERİNİN ZARARLARI NASIL KARŞILANACAK?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Raporda öne çıkan bazı bulgular ise şöyle:</span>
<ul>
 <li><span style="font-weight: 400;">2026 yılında Türkiye’de karbon fiyatı uygulamasının başlamasıyla beraber, kömürlü termik santraller lisans sürelerinin sonuna kadar toplamda 45 milyar dolarlık zarar ediyor.</span></li>
 <li>Karbon fiyatının uygulanmaya başlamasıyla beraber, 2026 yılından itibaren Türkiye’deki iki kömürlü termik santral dışında tüm santraller zarar etmeye başlıyor.</li>
 <li>Çalışma, 2026 yılından itibaren Türkiye’de uygulanacak karbon fiyatını, 2035’e kadar Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki (AB ETS) mevcut karbon fiyatının sadece üçte biri olarak devreye alıyor. 2035 sonrası için ise bu fiyat AB ETS’sinin ancak yarısına kadar yükseliyor. Bu kadar düşük seviyede varsayılan karbon fiyatı bile santrallerin zarar etmesine neden oluyor.</li>
 <li>Kömürden çıkış senaryosunda, 2021-2035 yılları arasındaki dönemde, elektrik üretiminde yerli kaynakların payı yüzde 51,3’ten yüzde 73,6’ya yükseliyor.</li>
 <li>Raporda, 2035 yılında kadar elektrik üretiminde AB ETS’nin mevcut karbon fiyatının üçte biri baz alınıyor, 2035 sonrası ise AB ETS karbon fiyatının yarısına kadar yükselen aşamalı bir karbon fiyatı uygulanması öngörülüyor. Bu durumda, 30 santralden ikisi dışında hiçbir kömürlü termik santralin kârlılığını sürdüremeyeceği sonucuna ulaşılıyor.</li>
 <li>Santrallerin bu koşullar altında çalışması durumunda, zararın boyutu 40 yıllık senaryoda 13,5 milyar dolar, lisans sonuna kadar çalışmaları durumunda ise 44,5 milyar dolara ulaşıyor. İşletmecilerin zarar eden bir operasyonu sürdürmeleri beklenmediğinden bu santrallerin atıl varlıklar haline geleceği öngörülüyor.</li>
 <li>Santrallerin lisans sürelerinin sonuna kadar işletmede kalacakları süre boyunca ortalama yıllık sağlık maliyetinin 10 milyar dolar olduğu görülüyor.</li>
</ul>
<b>Dolayısıyla, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon taahhüdü iklim hedefleri için olduğu kadar, değişen küresel ticaret düzenindeki rekabetçiliğini sürdürülebilmesi açısından da önemli bir hedef.</b>

<b>Bu hedefe ulaşılabilmesi için atılacak ilk ve en önemli adım da elektrik arzında kömürden çıkışa yönelik resmi bir pozisyonun açıkça belirlenmesi ve bu hedefe yönelik planlamanın yapılması olmalı. </b>
<blockquote><em><b>Bu santraller 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayanların sağlığına ve çevreye büyük zararlar vermesine rağmen Çelikler Holding tarafından işletilen Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW kapasiteye sahip iki ünite daha eklenmesi planlanıyor. Afşin Elbistan A Santrali’ne yapılacak iki ek ünite aslında 688 MW büyüklüğünde yeni bir santral demek…</b></em></blockquote>
<h2><b>KAPASİTE ARTIŞI BAHANE, YENİ TERMİK SANTRAL ŞAHANE…</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Peki, Türkiye bu yolda ilerlemek yerine ne yapıyor?</span>

<span style="font-weight: 400;">Sıfırdan yeni bir kömürlü termik santral kurulmasının önünü açıyor.</span>

<b>Kahramanmaraş’taki </b><b>Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması planlanıyor. Sermaye grubu, geçtiğimiz aylarda bunun için ÇED başvurusunda bulundu.</b>

<span style="font-weight: 400;">Bu kapasite artışının Türkiye’nin ve hatta Avrupa’nın en kirli kömürlü termik santrallerinden biri olan santralin bölgedeki su kaynaklarına, havaya, toprağa nasıl zararlar verdiğine şu yazıda (</span><a href="https://yeniarayis.com/pelincengiz/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak/"><span style="font-weight: 400;">https://yeniarayis.com/pelincengiz/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak/</span></a><span style="font-weight: 400;">) bahsetmiştik.</span>

<span style="font-weight: 400;">H</span><span style="font-weight: 400;">âli hazırda Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin dört ünitesi, Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nin ise dört ünitesi bulunuyor. Mevcuttaki bu sekiz ünitenin kapasitesi ise 2795 MW büyüklüğünde. </span>

<b>Bu santraller 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayanların sağlığına ve çevreye büyük zararlar vermesine rağmen Çelikler Holding tarafından işletilen Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW kapasiteye sahip iki ünite daha eklenmesi planlanıyor.</b>

<b>Teknik olarak kapasite artışı deniyor ancak bu Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon taahhüdüne tamamen zıt şekilde yeni bir kömürlü termik santral daha kurmayı planlaması anlamına geliyor. </b>

<b>Yani, Afşin Elbistan A Santrali’ne yapılacak iki ek ünite aslında 688 MW büyüklüğünde yeni bir santral demek…</b>
<blockquote><em><b>Afşin Elbistan Termik Santrali ile depolama tesisi yıllardır geçici faaliyet belgesi ile çalışmalarını sürdürüyor. Olası bir kapasite artışının gerçekleşmesi halinde mevcuttaki atık depolama sahası kullanılmaya devam edecek. İşin ilginci, varolan saha da 1 Ocak 2020 tarihinden beri geçici faaliyet belgesi ile işletiliyor. Yani dört yılı aşkındır düzenli depolama lisans belgesi alamamış durumda.</b></em></blockquote>
<h2><b>GEÇİCİ İZİN BELGESİYLE FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Daha önceki yazıda gündeme getirmiştik, bir kez daha hatırlatalım…</span>

<b>Afşin Elbistan Termik Santrali ile depolama tesisi yıllardır geçici faaliyet belgesi ile çalışmalarını sürdürüyor. </b>

<span style="font-weight: 400;">Olası bir kapasite artışının gerçekleşmesi halinde mevcuttaki atık depolama sahası kullanılmaya devam edecek. Kapasite artışı ile ilgili sunulan ÇED dosyasında, “Söz konusu depolama sahasında herhangi bir kapasite artışı planlanmamakta olup, mevcut sahanın kullanılmasına devam edilmesi düşünülmektedir” ifadeleri yer alıyor. </span>

<b>İşin ilginci, varolan saha da 1 Ocak 2020 tarihinden beri geçici faaliyet belgesi ile işletiliyor. Yani dört yılı aşkındır düzenli depolama lisans belgesi alamamış durumda.</b>

<b>Diğer yandan, her iki santralin de filtre ve baca arıtma sistemleri standartların altında olmasına rağmen çalıştırılmaya devam ediyor. Mevcut santrale filtre takmadıkları gibi yeni üniteler kurmak istiyorlar.</b>

<span style="font-weight: 400;">Çelikler Holding’in baca gazı arıtma tesisi gibi çevre yatırımlarını yapması gerekiyordu. Oysa, sattığı her birim elektrik üzerinden parasını devletten peşin alırken, ilgili yatırımları öngörülen süre içinde gerçekleştirmedi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bazı iddialara göre, Çelikler Holding’e taahhüt ettiği yatırımları gerçekleştirmesi için ek süre verilerek, yeni koşullara uygun üretim planlaması yapmasına izin verildi.</span>

<b>Özetle, Çelikler Holding’in Afşin-Elbistan’dan "geçici faaliyet belgesi" ile çalışmaya devam etmesine ve santralin filtre takmayarak çevresini zehirlemesine göz yumuluyor. Şimdi buna bir de kapasite artışı adı altında yeni bir santral daha kurma girişimi eklendi.</b>

<b>Bununla ilgili sivil toplum kuruluşları bir dava açma hazırlığındalar. </b>

<b>Yukarıda paylaştığımız üzere, hiçbir tahmin senaryosunda kârlılığını sürdüremeyecek bu kömürlü termik santraller için iktidar neden ısrar ediyor?</b>

<b>Neden yenilerinin kurulma girişimlerini net bir şekilde geri çevirmiyor?</b>

<b>Bu santraller üzerinden de birtakım sermaye transferlerinin gerçekleşmesine göz mü yumuluyor</b>

<b>Sormamız gereken temel sorular bunlar…</b>

<span style="font-weight: 400;">Son olarak geçtiğimiz günlerde alınan önemli bir karardan bahsedelim.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dünyanın en gelişmiş yedi ekonomisini barındıran G7 ülkeleri, İtalya'da yapılan Çevre, Enerji ve İklim zirvesinde 2030'ların ilk yarısında kömürden enerji elde etmeyi sona erdirme kararı aldı. Sanayileşmiş yedi ülkenin (G7) enerji ve çevre bakanları, ilk kez açık bir şekilde kömürden elektrik üretimini aşamalı olarak durdurma taahhüdünde bulundu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu karara yönelik eleştiriler de var. G7'nin hem küresel ısınmayı 2°C yerine 1,5°C ile sınırlandırma hedefine hem de 2050'de net sıfır emisyona ulaşma hedefine bağlılığını açıklaması olumlu bir işaret olarak değerlendirilse de, somut adımlar konusunda yeterli kararlılığın vurgulanması eleştiri konusu. </span>

<span style="font-weight: 400;">Çünkü, 2035’e kadar "çoktan iş işten geçecek", dolayısıyla hedefe ulaşmak için 2030 öncesi bir tarihin verilmesinin zorunluluğunu belirtenler var.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 May 2024 21:45:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Afsin-Elbistan-Termik-Santrali.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yılda 50 bin gemi Marmara Denizi’ni nasıl kirletiyor?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bogazin-keyfini-kaciranlar-yilda-50-bin-gemi-marmara-denizini-nasil-kirletiyor-4301</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bogazin-keyfini-kaciranlar-yilda-50-bin-gemi-marmara-denizini-nasil-kirletiyor-4301</guid>
                <description><![CDATA[Yılda 50 bin gemi Marmara Denizi’ni nasıl kirletiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>İstanbul Boğazı ve çevresinde, çeşitli ulaşım türlerinden kaynaklanan toplam emisyonların yüzde 10’u gemilerden kaynaklanıyor. Türk Boğazlar Sistemi’nin, Emisyon Kontrol Alanı ilan edilmesi halinde bölgeden geçen gemilerin daha temiz yakıtlar kullanması, kirlilikte yüzde 80’e varan azalma sağlayabilir.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Bu yazıda yakın zamanda açıklanan ve özellikle İstanbul ile Marmara Denizi’nde süregelen kirliliğe dikkat çeken iki ayrı çalışmadan bahsetmek istiyorum. Her ne kadar birbirinden bağımsız çalışmalar olsa da, aslında ikisi de içinde bulunduğumuz hava kirliliği durumuna farklı bilimsel açılardan bakıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">İstanbul’da hava kirliliğini 37 hava kalitesi izleme istasyonundan yedi yıl boyunca topladıkları veriler üzerinden inceleyen uzmanlar, insan sağlığı için tehlikeli bazı kirleticilerin sınır değerlerin üzerinde tespit edildiği yönünde uyarılarda bulunuyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Yeni yayınlanan bilimsel bir<a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S1309104224000540?via%253Dihub"> çalışmaya</a> </span><span style="font-weight: 400;"> göre, kanserojen ilan edilen ince partikül maddenin (PM2,5) sadece kentlerin merkezlerinde değil, kırsal alanlarda da Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerlerinden yüksek olduğunu gösterdi. </span>

<span style="font-weight: 400;">PM2,5 birçok sağlık sorununun temel nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Özellikle solunum sisteminden akciğerlere kadar ulaşabilen bu kirletici, İstanbul’da en az tespit edildiği yerlerde bile Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği yıllık ortalama değerin iki katı seviyesinde tespit edildi. </span>

<span style="font-weight: 400;">Uzmanlar, henüz PM2,5 kirliliği için bir üst sınır belirlememiş olan Türkiye’nin bir an önce yönetmeliği güncellemesi gerektiğine dikkat çekiyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">PM2,5 ve PM10 olarak adlandırılan iki kirletici arasındaki temel fark ise, partikül çapları ve içerikleri. PM2,5, 2,5 mikrometreden küçük, PM10 ise 10 mikrometreden küçük partikülleri ifade ediyor. Boyutu küçüldükçe partikül maddenin solunması ve kana karışması daha kolay hale geldiğinden insan sağlığı açısından son derece tehlikeli olabiliyor. </span>
<blockquote><em><b>İstanbul, hem çok fazla nüfus yoğunluğuna sahip olması hem de ekonomik anlamda Türkiye’nin lokomotifi olması dolayısıyla, ciddi hava kirliliği baskısı altında. Ülke ticaretinin yarısından fazlası İstanbul’da yapılıyor ve ürünlerinin dörtte birinden fazlası bu kentte üretiliyor. Tekstil, metal, kimya gibi birçok kirletici sektör, İstanbul ve civarında üretim yapıyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>İSTANBUL CİDDİ HAVA KİRLİLİĞİ BASKISI ALTINDA</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Bu çalışmada İstanbul’a dair başka önemli bulgular da var. </span>

<span style="font-weight: 400;">Mesela, çoğu istasyonda Türkiye’nin belirlediği yıllık ortalama limitin üzerinde tespit edilen PM10’un en yüksek konsantrasyonları taş ocaklarının yakınındaki Sultangazi istasyonunda ölçüldü.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca, Esenyurt, Başakşehir, Tuzla istasyonları ile yerleşimin yoğun ve yakın olduğu bölgelerin yanı sıra Göztepe, Mecidiyeköy, Kağıthane ve Aksaray istasyonları gibi trafiğe yakın yerlerde en yüksek değerlerde ölçüldü. </span>

<b>Bu çalışma aynı zamanda İstanbul’da hava kirliliğinin en önemli kaynakları olarak karayolu trafiğine, sanayi bölgelerine ve İstanbul Boğazı’ndaki gemi trafiğine de işaret ediyor. </b>

<span style="font-weight: 400;">Çalışmada İstanbul’da yapılması gerekenlere ilişkin öneriler ise şöyle sıralanıyor:</span>

<em><span style="font-weight: 400;">“T</span><span style="font-weight: 400;">rafikteki fosil yakıtlı taşıtları, özellikle dizel araçları azaltmak, raylı sistemleri entegre şekilde kent geneline yaygınlaştırmak önemli. </span></em>

<em><span style="font-weight: 400;">Aksaray gibi tarihi yarımada içinde kirliliğin yüksek seyrettiği bölgelerde, ‘‘ultra düşük emisyon alanı’’ bölgeleri tasarlanabilir. </span></em>

<em><span style="font-weight: 400;">Ayrıca, şehir ile iç içe bulunan ve yerel konsantrasyonların önemli düzeyde artışına sebep olan sanayi tesislerine daha katı emisyon sınırlandırmaları getirmek, çevresel etki alanlarında izleme ve kontrol tedbirleri almalarını sağlamak da önemli bir azaltım stratejisi olabilir.</span></em>

<em><b>Marmara Denizi ve Boğazları’nın düşük emisyon salımı yapan gemilerin geçişi için gerekli girişimlerin yapılması değerlendirilmesi gereken çözüm önerileri arasında.”</b></em>

<span style="font-weight: 400;">İstanbul, hem çok fazla nüfus yoğunluğuna sahip olması hem de ekonomik anlamda Türkiye’nin lokomotifi olması dolayısıyla, ciddi hava kirliliği baskısı altında. </span>

<span style="font-weight: 400;">Ülke ticaretinin yarısından fazlası İstanbul’da yapılıyor ve ürünlerinin dörtte birinden fazlası bu kentte üretiliyor. Tekstil, metal, kimya gibi birçok kirletici sektör, İstanbul ve civarında üretim yapıyor. Kocaeli, Dilovası, Bursa ve Çorlu, sanayi dolayısıyla önemli kirlilik kaynaklarının olduğu yakın alanlar olarak öne çıkıyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Şehir içi alanlarda faaliyet gösteren ve önemli bir kirlilik kaynağı olan sanayi tesislerine, etki alanları olan çevrelerinde, hava kirliliğini sürekli izleme ve önleyici tedbirler alma zorunluluğu getirilmesi gerekiyor.</span>
<blockquote><em><b>İstanbul Boğazı kenarında gemi emisyonlarını izleme amacı ile kurulmuş olan Kandilli istasyonunda SO2 konsantrasyonlarının, şehrin yerleşim alanlarına kıyasla iki kat daha yüksek değerler aldığı tespit edildi. </b></em></blockquote>
<h2><b>İSTANBUL BOĞAZI’NDAN HER YIL 50 BİN GEMİ GEÇİYOR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Bu çalışmada, sülfürdioksit (SO2) değerlerinin İstanbul’un hiçbir noktasında yıllık sınır değerin üzerinde olmadığı gözlendi. </span>

<span style="font-weight: 400;">Ancak, İstanbul Boğazı kenarında gemi emisyonlarını izleme amacı ile kurulmuş olan Kandilli istasyonunda SO2 konsantrasyonlarının, şehrin yerleşim alanlarına kıyasla iki kat daha yüksek değerler aldığı tespit edildi. </span>

<span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, Marmara ve Boğazları’nın gemi emisyon kontrol alanı olarak ilan edilmesi, gemi bacalarından salınan SO2 emisyonlarının şehir atmosferine olan bu katkısını azaltmak için etkili bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Kısa süre önce, bu çalışmadaki temel bulguları ve özellikle gemi geçişleriyle ilgili tespitleri destekleyen başka bir araştırma daha açıklandı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Bilgili tarafından<a href="https://jag.journalagent.com/jems/pdfs/JEMS_10_3_202_209.pdf"> yayınlanan çalışmaya</a> </span><span style="font-weight: 400;">göre, d</span><span style="font-weight: 400;">ünyanın en önemli ticaret rotaları arasında bulunan Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndan her yıl 50 bine yakın gemi geçiyor. Ancak bu gemiler, yaktıkları ağır fosil yakıtlar nedeniyle Marmara Bölgesi’nde yüksek seviyelerde kaydedilen hava kirliliğinin önemli sebepleri arasında. </span>

<span style="font-weight: 400;">İstanbul Boğazı ve çevresinde, çeşitli ulaşım türlerinden kaynaklanan toplam emisyonların yaklaşık yüzde 10’unun gemi kaynaklı olduğu düşünülüyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Levent Bilgili’nin çalışmasında tespit ettiği bulgularla ilgili değerlendirmeleri şöyle:</span>

<span style="font-weight: 400;">“Gemi faaliyetleri nedeniyle açığa çıkan kükürt ve azot oksitler ile parçacıklı maddelerin, solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarının yanı sıra erken yaşta ölümlere sebep olduğu biliniyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu kirliliği büyük ölçüde azaltmanın yolu ise Türk Boğazlar Sistemi’ni ‘‘Emisyon Kontrol Alanı’’ ilan etmek. </span>

<span style="font-weight: 400;">Emisyon Kontrol Alanı, devletlerin önerisi ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) onayıyla kabul edilen özel bir deniz alanıdır. Bir deniz bölgesi emisyon kontrol alanı ilan edildiğinde, o bölgeden geçen gemilerin kullandığı yakıtlar ve motorları denetlenerek, neden olabilecekleri kükürt ve azot oksit emisyonları sınırlandırılır. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu alanların dışında seyreden gemilerin kullandığı yakıtlarda, kütlece yüzde 0,5 oranında kükürt bulunabilirken, bu alanlara giren gemilerde bu oran yüzde 0,1 olmak zorundadır. Buna ek olarak, azot oksitlerin de belli bir seviyenin altında bulunması gerekir. Bu şartları sağlayamayan gemiler, emisyon kontrol alanlarına giremez.</span>

<b>Marmara Bölgesi ve burada yaşayan 25 milyonluk nüfus, kirleticilere uygulanacak bu gibi bir sınırlamadan</b> <b>büyük ölçüde yarar sağlayabilir. 2022 yılında yayınlanan ve Türk Boğazlar Sistemi’ni Emisyon Kontrol Alanı ilan etmenin hava kirliliğine etkisinin hesaplandığı bu çalışmaya göre, bölgeden geçen gemilerin daha temiz yakıtlar kullanması, kirlilikte yüzde 80’e varan azalma sağlayabilir.</b><span style="font-weight: 400;"> </span>

<b>Denizcilik Örgütü’nün (IMO) en güncel verilerine göre, dünyadaki toplam kükürt ve azot oksit emisyonlarının yüzde 24’ünden, parçacıklı maddelerin ise yüzde 9’undan gemiler sorumlu.</b>
<blockquote><em><b>Akdeniz de 1 Mayıs 2025 itibariyle emisyon kontrol alanı ilan edilecek. 2022 yılında alınan bu karara ilişkin öneri, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler tarafından Akdeniz Eylem Planı ve Barselona Sözleşmesi çerçevesinde 2021’de Türkiye’de gerçekleştirilen toplantıda hazırlanmıştı.</b></em></blockquote>
<h2><b>AKDENİZ EMİSYON KONTROL ALANI İLAN EDİLECEK</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Yıldan yıla artan bu kirlilik; Türk Boğazları’nın yanı sıra Kuzey Atlantik, Kuzey Pasifik, Çin Denizi, Cebelitarık, Süveyş ve Panama kanalları gibi dünyanın önemli ticaret rotalarında yoğunlaşıyor. Azaltılması için Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün geliştirdiği kapsamlı önlemlerin başında ise dünyadaki bazı bölgelerin emisyon kontrol alanı ilan edilmesi geliyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Halihazırda Emisyon Kontrol Alanı olarak onaylanmış olan Amerika Birleşik Devletleri - Kanada kıyıları ile Baltık Denizi’nde seyreden gemiler, daha düşük oranda kirletici üreten yakıtlar kullanmak zorundalar. Bunu yapmadıkları takdirde, bu sulara girişlerine izin verilmiyor. Çok başarılı sonuçlar veren bu uygulamada, doğru yakıt kullanıldığı takdirde kirleticiler neredeyse tamamen ortadan kaldırılabiliyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği de birçok limanında gemi emisyonları için etkin kısıtlamalar uyguluyor. Emisyon kontrol alanlarından bağımsız olarak tüm AB limanlarında, gemi yakıtlarında yüzde 0,1 kükürt sınırlaması geçerli.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca Akdeniz de 1 Mayıs 2025 itibariyle emisyon kontrol alanı ilan edilecek. 2022 yılında alınan bu karara ilişkin öneri, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler tarafından Akdeniz Eylem Planı ve Barselona Sözleşmesi çerçevesinde 2021’de Türkiye’de gerçekleştirilen toplantıda hazırlanmıştı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Cebelitarık Boğazı, Akdeniz’de belirlenen emisyon kontrol alanına dahil, fakat  Süveyş Kanalı kapsam dışında bırakılıyor. Uygulamanın, Akdeniz genelinde gemi emisyonları kaynaklı kirliliği ciddi ölçüde azaltacağı öngörülüyor. Ne var ki bu uygulama için öngörülen sınırlar, Çanakkale Boğazı girişinde son bulacak ve Marmara Denizi’ni kapsamayacak.”</span>

<span style="font-weight: 400;">Bir iç deniz olan Türk Boğazlar Sistemi’nin tüm kontrolü Türkiye’ye ait olsa da, bölgeden geçen gemiler, uluslararası deniz trafiğinin bir parçası. Bu nedenle bölgenin emisyon kontrol alanı olarak ilan edilmesi, ancak uluslararası kurallar çerçevesinde ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün çalışmalara dahil olmasıyla mümkün olabilir. Ayrıca böyle bir kararın alınması, çevresel olarak ve halk sağlığı açısından büyük yararlar sağlayacak olsa da, sosyal ve politik sorunlar yaratabilir. </span>

<span style="font-weight: 400;">Emisyon kontrol alanlarında kullanılması gereken yakıtlar, genellikle daha maliyetlidir. Dolayısıyla bu yakıtların kullanılması, navlun ücretlerinin ve haliyle de son tüketicinin marketten satın aldığı ürünlerin fiyatlarının artmasına yol açabilir. Bu nedenle, bu ve bunun gibi kararların sosyal boyutlarının da iyi incelenmesinde fayda görülüyor. İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin tek çıkış noktası olması, bu ülkeler üzerinde de baskı oluşmasına yol açacak potansiyele sahip.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi’nin korumak, üzerindeki yükü azaltmak ve elbette Boğaz’ın keyfini kaçırmamak için gemilerden kaynaklanan emisyonlar üzerine hızla harekete geçilmesi gerekiyor.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 May 2024 21:40:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Bogazinkeyfini-kaciranlar.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gelecekte çöl tozu taşınımı artacak: Türkiye kurak step iklime geçiyor</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gelecekte-col-tozu-tasinimi-artacak-turkiye-kurak-step-iklime-geciyor-4093</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gelecekte-col-tozu-tasinimi-artacak-turkiye-kurak-step-iklime-geciyor-4093</guid>
                <description><![CDATA[Gelecekte çöl tozu taşınımı artacak: Türkiye kurak step iklime geçiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Prof. Dr. Murat Türkeş, kum/toz fırtınalarının arttığını, gelecekte bu sayının fazlalaşacağını belirterek, Türkiye’nin ikliminin daha sıcak ve kurak hale geleceğine, hatta bazı bölgelerde kurak step iklimine geçileceğine dikkat çekti.</strong>

Türkiye, yakın komşusu Yunanistan ile birkaç gündür farklı bir iklim olayını deneyimliyor. Afrika’dan taşınan çöl tozları Atina’yı baştan sona turuncu renge dönüştürürken, Türkiye’nin pek çok kenti de çöl tozlarının altında kaldı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamaya göre, Kuzey Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgası ile birlikte çöl tozları da bulunduğumuz coğrafyaya taşındı.
<blockquote><em><strong>Toz taşınımının İç Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun batısında etkili olduğu görüldü.</strong> <strong>Ülkenin farklı noktalarında toz taşınımı nedeniyle atmosferin hava kalitesini etkileyen partikül madde oranlarında artış görüldü.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>TOZ TAŞINIMININ BAZI BÖLGELERDE ETKİLİ OLDUĞU GÖRÜLDÜ</strong></h2>
Toz taşınımının İç Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun batısında etkili olduğu görüldü.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Sürekli İzleme Merkezi bünyesindeki Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı verilerine göre, ülkenin farklı noktalarında toz taşınımı nedeniyle atmosferin hava kalitesini etkileyen partikül madde oranlarında artış görüldü.

Dünya Sağlık Örgütü’nün metreküp başına 50 mikrogram olarak belirlediği partikül madde sınır değeri (PM10) çok sayıda kentte 50-100 mikrogram aralığındaki orta değerlere çıktı.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun açıklamasına göre, Copernicus Atmosfer İzleme Servisi’nden alınan veriler, Türkiye’nin güney kıyılarında Mersin’den kuzey batıda İstanbul’a kadar uzanan bir hat üzerinde yüzey toz konsantrasyonunun hassas düzeye çıktığını gösteriyor.

Günlük ortalama toz konsantrasyonu Sinop’ta 173 mikrogram ile en yüksek seviyede. Sinop’u İstanbul (166 mikrogram) Afyonkarahisar (165 mikrogram), Zonguldak (159 mikrogram) ve Ankara (154 mikrogram) izledi.

Akla gelen ilk sorular da nedir bu çöl tozu taşınımı, neden olur, bu hava olayında iklim krizinin etkisi ne kadar şeklinde oluyor.

Tüm bu sorularım cevaplarını Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’e sorduk:

"Yaz dönemi dışında, bahar ayları Sahra’da ve Ortadoğu’da kum ve toz fırtınası çıkması için çok uygundur. Çünkü, bir yandan orada hava sıcaklıkları artıyor ve kuraklaşma başlıyor, bir yandan da orta enlem yüksek atmosfer görece soğuk hava baskınları Akdeniz’de, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da etkili oluyor.

O dönemde fırtınalar Ortadoğu’ya, Arabistan’a ve Kuzey Afrika’ya indiği zaman yüzey sıcak ve kuru olduğu için, o fırtınayla toz kalkıyor ve güneyli hava akımlarıyla birlikte toz da Türkiye’ye doğru taşınıyor.

Toz çok fazla olduğu zaman haliyle yağış da olamıyor. Bulutun içinde yağışa dönüşebilecek nemin yoğunlaşma çekirdeklerine ihtiyaç var, çok fazla toz olunca o yağış olamıyor, çünkü nem yağışa yetmiyor.”
<blockquote><em><strong>Prof. Dr. Murat Türkeş:</strong> <strong>“Köppen-Geiger</strong><strong> </strong><strong>iklim sınıflandırmasının 2041-2070 ve 2071-2099 dönemlerinin tüm senaryolarında Türkiye’de hem Akdeniz ikliminin hem de kum/toz fırtınalarının elverişli olduğunu, yarı kurak step ikliminin alanının da genişleyeceğini görüyoruz.</strong></em><strong><em>”</em></strong></blockquote>
<h2><strong>TÜRKİYE’NİN BAZI BÖLGELERİNDE KURAK STEP İKLİM GÖRÜLECEK</strong></h2>
Türkeş, Türkiye’nin bu kum/toz taşınımından neden bu kadar etkilendiğini ise şöyle anlattı:

“İki kaynak bölge var biri Kuzey Afrika, diğeri Arabistan ve Ortadoğu.

Türkiye, genel taşınım açısından kum ve toz fırtınalarına açık bir ülke. Çünkü bu bölgelerin hepsine hava sirkülasyonu açısından açık. Diğer yandan, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve kısmen Trakya’nın iç bölgeleri gibi fırtınaların kum/toz taşınımlarına yol açabilecek iklim koşullarına sahip.

İç Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’nun güneyinde bu mevsimlerde kuvvetli gök gürültülü, şiddetli fırtınalar daha yerel toz fırtınalarına da neden oluyor.

Daha önce Kuzey Afrika, Arabistan, Ortadoğu ve Güneybatı Asya’daki istasyonlarda yaptığımız çalışmalarda kum/toz fırtınalarının sıklığında ve etki sürelerinde artış gözleniyordu, şimdilerde de bu eğilim sürüyor.

<strong>İklim değişikliği, sıcak hava dalgaları ve özellikle kuraklığın sıklığının ve etkisinin artması bunu tetikliyor. Gelecekteki iklim açısından bizi çok daha sıcak ve kurak bir iklim bekliyor.</strong>

<strong>Genel projeksiyonlar sıcaklığın, kuraklığın ve buharlaşmanın artmasını, toprak neminin ve yağışların azalmasını gösteriyor. Bunun bir bütün halinde göstergeye dönüşmesi ise ancak iklim tipleri ya da kuraklık iklim indisleriyle mümkün oluyor.</strong>

<strong>Köppen-Geiger</strong> <strong>iklim sınıflandırmasının 2041-2070 ve 2071-2099 dönemlerinin tüm senaryolarında Türkiye’de hem Akdeniz ikliminin hem de kum/toz fırtınalarının elverişli olduğunu, yarı kurak step ikliminin alanının da genişleyeceğini görüyoruz. </strong>
<ul>
 <li>Özellikle orta ve kötümser senaryolara göre, yarı kurak step iklimi alanını İç Anadolu’da genişleyecek, batı ve güney bölgelerde Akdeniz iklimi alanı genişleyecek.</li>
 <li>Türkiye’de soğuk nemli iklim kuşakları daralacak, çok daha önemlisi Trakya’nın orta bölümünde bugünkünden çok daha kurak bir step iklimi oluşacak.</li>
 <li>Geleneksel Akdeniz iklim içerisindeki Güneydoğu Anadolu’nun Türkiye-Suriye sınırında, Kilis’ten Mardin’e kadar Harran Ovasını’da içeren geniş coğrafyada, bugün bizde bulunmayan Suriye’nin kuzeyindeki daha kurak bir step iklimi ve onun ardından tam kurak ikliminin buradan Türkiye’ye girmesini bekliyoruz.</li>
 <li>Aynı şekilde bütün Akdeniz, Ortadoğu ve Güneybatı Asya bugünkünden çok daha sıcak olacağı için gelecekte bulunduğumuz coğrafya nedeniyle özellikle geçiş mevsimlerinde kum/toz fırtınaları daha fazla görülecek.</li>
</ul>
Hem iklim krizinin olumsuz etkiler hem de Türkiye’nin genel coğrafi koşulları bu gelişmelere elverişli durumda.
<blockquote><em><strong>“Gelecekte daha fazla kum/toz fırtınalarına açık bir dönem bizi bekliyor. Özellikle hem orman yangınları açısından hem tarım açısından hem de kum/toz fırtınaları açısından çok daha kurak ve sıcak iklim koşulları bizi bekliyor.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>KUM VE TOZ FIRTINALARINA DAHA AÇIK BİR DÖNEM BİZİ BEKLİYOR</strong></h2>
Türkiye’nin genel iklimindeki değişiklikler açısından neler beklemeliyiz sorusuna ilişkin de Türkeş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu tür hava devrelerinin süresi uzarsa ki, öyle gözüküyor, görece soğuk hava bu mevsimlerde güneye inerse ve yüzey de daha sıcak ve kurak olursa, bu toz taşınımları çok daha uzun sürekli etkili olabilir.

Gelecekte daha fazla kum/toz fırtınalarına açık bir dönem bizi bekliyor. Özellikle hem orman yangınları açısından hem tarım açısından hem de kum/toz fırtınaları açısından çok daha kurak ve sıcak iklim koşulları bizi bekliyor.

Bu dönemlerde yağış olduğunda da bir yandan kuraklık devam ederken, bir yandan da daha şiddetli olacak yağışlarla sel baskınları, taşkınlar meydana gelecek. İklim krizindeki mevcut durum bu şekilde sürerse, çok daha olumsuz hava ve iklim olayları olacak. İnsan üzerindeki etkisi çok daha şiddetli şekilde görülecek dönemler bizi bekliyor.

O nedenle orman ekosistemleri, çayırlar, meralar hep korunmak zorunda. Çünkü onlar bu etkiyi azaltan etmenler. Kentlerdeki her türlü yeşil örtüyü, parkları, bahçeleri, yeşil kuşakları artırmak zorundayız. Çünkü onlar bu kum fırtınalarının da bir taşınım olsa bile etkisini azaltacaktır.”

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) geçmiş dönem raporları, aslında tüm bu gelişmelerin habercisi gibiydi. Daha önceki yıllarda yapılan değerlendirmelerde, Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgelerde yakın gelecekte bugün yaşanandan çok daha kötü sıcak hava dalgaları, kuraklık ve yangınlar meydana gelebileceği tahminleri pek çok kez sıralandı.

Malum, geride bıraktığımız her ay, bir önceki yıla göre sıcaklık rekoru kırıyor.

Küresel sıcaklık artışı yeni rekor sıcaklık dalgalarıyla, kuraklıkla, şiddetli yağışların yarattığı sel ve taşkınlarla, orman yangınlarıyla kendini daha çok hissettirecek ve maalesef böyle bir kısır döngü sarmalının içinde yaşayacağız.

Aşırı hava olaylarının yaratacağı sağlıklı gıdaya dair tehditler, kentlerde ve kırsal alanlarda oluşan sağlık problemleri, yaygınlaşan bazı hastalıklar sürekli gündemimizde olacak.

İklim krizi bizi artık çok daha kritik bir yaşamsal noktaya taşıyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Apr 2024 21:28:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/kum-firtinasi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesini Dünya Bankası mı fonlayacak?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyenin-iklim-kriziyle-mucadelesini-dunya-bankasi-mi-fonlayacak-3870</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyenin-iklim-kriziyle-mucadelesini-dunya-bankasi-mi-fonlayacak-3870</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesini Dünya Bankası mı fonlayacak?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Proje bazlı olarak hem iklim değişikliği stratejisi azaltım hedefleri hem de deprem bölgesine yönelik yatırımların gerçekleştirilmesi projeleri Dünya Bankası’ndan sağlanacak kredilerle mi gerçekleştirilecek? Yandaş şirketlere finansman sağlanması için bu krediler araçsallaştırılabilir mi?</strong>

Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Türkiye’nin Sera Gazı Azaltım Hedefinin Revizyonu ve Uzun Vadeli İklim Değişikliği Stratejisinin Geliştirilmesi Projesi kapsamında “İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı 2024-2030” (İDASEP) yayımlandı.
<h2><strong>YENİ BİR İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI</strong></h2>
2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, 12’nci Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program ve NDC dikkate alınarak, Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerini belirlemek ve bu kapsamda yürütülecek faaliyetleri tasarlamak amacıyla yeni bir iklim değişikliği stratejisi ve eylem planı oluşturuldu.

Strateji ve Eylem Planı, enerji, sanayi, binalar, ulaştırma, atık, tarım ile ’Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (AKAKDO) sektörleri ile karbon fiyatlandırma mekanizmaları ve adil geçiş konularında sera gazı azaltım politikalarını kapsayan 49 strateji ve 260 eylemi içeriyor.

Ancak, eylem planında sayısal hedeflerden çok yol haritasına odaklanılmış olduğu dikkat çekiyor.

Genel itibariyle, Türkiye’nin iklim krizi konusunda gelecek altı yıl boyunca yapacaklarını anlatan bir yol haritası ortaya konmuş oldu.

Bu eylem planı çerçevesinde Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için enerji, sanayi, ulaştırma, tarım, bina, atık, arazi ve orman sektörlerinde emisyonların azaltılması planlanıyor.

Peki bütün bunlar nasıl olacak?
<h2><strong>NÜKLEER SANTRALLER 2030’A KADAR GÜNDEMDE</strong></h2>
Eylem planında dikkat çeken kritik noktaları sıralayalım:
<ul>
 <li>Daha önceki eylem planlarında olmayan Adil Geçiş ve Karbon Fiyatlandırma başlıkları bu eylem planında ilk kez yer aldı.</li>
</ul>
<blockquote><em><strong>Emisyon azaltım planında yenilenebilir enerji ve nükleere ağırlık verildiği görülüyor. Nükleer enerjide kurulu kapasitenin 4800 MW’a çıkarılması hedefiyle üç santralin (Akkuyu, Sinop, İğneada) 2030’a kadar gündemde olacağını görüyoruz.</strong></em></blockquote>
<ul>
 <li>Türkiye’de sera gazı emisyonlarının yüzde 70’den fazlası enerji sektöründen geliyor. Planda emisyon azaltım planında yenilenebilir enerji ve nükleere ağırlık verildiği görülüyor. <strong>Nükleer enerjide kurulu kapasitenin 4800 MW’a çıkarılması hedefiyle üç santralin (Akkuyu, Sinop, İğneada) 2030’a kadar gündemde olacağını görüyoruz. Bunun yanında modüler denen küçük nükleer santrallere de eylem planında yer verildi.</strong></li>
 <li><strong>Başlığında azaltım stratejisi denen planın en büyük eksikliği kömür ve gazdan çıkış için maalesef göndermenin ve takvimlendirmenin olmaması. Fosil yakıtlarla çalış</strong><strong>an santraller</strong><strong>i kapatmaya ya da sayısını azaltmaya yönelik herhangi bir eylem planda yer almıyor.</strong> Hatta planda kapatmaya dair bir planlama yer almadığı gibi eski termik santrallerin “temiz kömür” teknolojileri ile dönüştürülmesinden bahsediliyor. Bu da kömürden çıkılmayacağı anlamına geliyor.</li>
 <li>Burada daha çok teknolojiden faydalanılarak, “Fosil yakıtlara dayalı santraller için karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi emisyon azaltımına yönelik teknolojilerin, ekonomik potansiyelinin, uygun tedarik zinciri altyapısının ve süreçlerinin araştırılması ve hedeflerin belirlenmesi” gibi bir hedefin konulduğu görülüyor.</li>
 <li>Özellikle enerji sektörü özelinde, yenilenebilir enerji kaynaklarından maksimum düzeyde yararlanılması ve fosil yakıtların kullanımının minimize edilmesi hedefleniyor. <strong>Rapor, özellikle güneş ve rüzgar enerjisi gibi temiz enerji kaynaklarının kapasitelerinin artırılmasını vurguluyor.</strong> Bunun yanı sıra, binaların enerji verimliliğini artırmak ve enerji tüketimini azaltmak için modern izolasyon teknikleri ve akıllı bina teknolojilerinin kullanılmasını teşvik ediyor.</li>
</ul>
<blockquote><strong><em>Uzmanlar, bu kadar çok yenilenebilir enerji yatırımının başta ormanlar olmak üzere karbon yutak alanlarına zarar verdiği görüşünde. Özellikle eylem planında HES’lerin artırılması ve kapasitenin 35 bin MW’a çıkarılması hedefleniyor. HES’lerin akarsular üzerinde yarattığı tahribatlar uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde olan bir konu.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>HES’LERİN ARTIRILMASI PLANLANIYOR</strong></h2>
<ul>
 <li>Uzmanlar, bu kadar çok yenilenebilir enerji yatırımının başta ormanlar olmak üzere karbon yutak alanlarına zarar verdiği görüşünde. <strong>Özellikle eylem planında HES’lerin artırılması ve kapasitenin 35 bin MW’a çıkarılması hedefleniyor.</strong> Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 106 bin MW. Yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 53 civarında. Hali hazırda Türkiye’de kurulu gücün en büyük kısmını 31 bin 596 MW ile HES’ler oluşturuyor. HES’lerin akarsular üzerinde yarattığı tahribatlar uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde olan bir konu.</li>
 <li><strong>Karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin Türkiye’de uygulaması yok ancak planda bu teknolojilere altyapı oluşturulması bakımından atıf yapılıyor. Bu teknolojilerin iklim değişikliğine ve sera gazı emisyonlarının azaltımına olumlu etkisi tüm dünyada hala tartışma konusu. </strong>Bu teknolojilerin kullanılması için yoğun bir enerji kullanımına ihtiyaç var. Bu enerji nereden karşılanacak, maliyetleri ne olacak yönünde bazı belirsizlikler hakim. Eylem planının odağında bu teknolojilerin çok fazla yer alması dikkat çeken konuların başında geliyor.</li>
 <li><strong>2053’e kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için geliştirilen çeşitli stratejilerin açıklandığı eylem planı raporunda yer alan stratejiler arasında, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) mevzuatına “karbon içeriği” eklenmesi planı da bulunuyor.</strong> Bu değişiklik, özellikle taşımacılık sektöründe fosil yakıtların kullanımını azaltmayı ve elektrikli araç kullanımını artırmayı hedefliyor. Türkiye’de ulaştırma sektörü, artan araç sahipliliği ve fosil yakıt kullanımından kaynaklı emisyonlarda büyük bir artışa neden oldu. 2002-2022 arasında motorlu taşıt sayısı üç kat arttı ve bu artış, ulaştırma sektörü emisyonlarının yükselmesine sebep oldu. Karbon vergisi ile fosil yakıt kullanımının azaltılması ve elektrikli araçlara geçişin teşvik edilmesi, emisyon azaltımı açısından önemli.</li>
 <li>Eylem planındaki Binalar başlığı altında daha çok enerji verimliliğine odaklanıldığını görüyoruz. <strong>Burada Neredeyse Sıfır Enerjili Binalar (NSEB) kavramı önceliklendiriliyor. Tüm yeni yapılacak binaların bu konsepte uygun olarak yapılmasına yönelik yasal düzenlemenin </strong><strong>geli</strong><strong>ştirilmesi hedefleniyor.</strong> NSEB yaklaşımı daha az enerji kullanılması ve yeni binaların tamamında 2026’dan sonra metrekare sınırlaması getirmeksizin uygulanması olarak ele alınmış. Mevcut binalarda bu nasıl uygulanacak kısmı ise net değil. Kentsel dönüşümdeki binalara ilişkin ise enerji verimliliği uygulaması yok. Bu eylem planında depremle ilgili kısımların girmediğini görüyoruz, girmemesi eksik bir boyut.</li>
</ul>
Eylem planının açıklanmasının ardından takip eden günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dünya Bankası ile gelecek beş yıllık döneme ilişkin mali işbirliği programı oluşturulduğunu açıkladı.
<blockquote><em><strong>Dünya Bankası, ilk üç</strong><strong> y</strong><strong>ıl içinde Türkiye</strong>’<strong>ye 18 milyar dolarlık finansman sağlayacak. Böylece Orta Vadeli Program’ın (OVP) açıklanmasının ardından Türkiye'ye aktarılan kaynak tutarı, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar doların daha eklenmesiyle birlikte 35 milyar dolara yükseltildi.</strong><strong> </strong></em></blockquote>
<h2><strong>DÜNYA BANKASI FİNANSMAN SAĞLAYACAK</strong></h2>
Dünya Bankası, ilk üç yıl içinde Türkiye’ye 18 milyar dolarlık finansman sağlayacak. Böylece Orta Vadeli Program’ın (OVP) açıklanmasının ardından Türkiye'ye aktarılan kaynak tutarı, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar doların daha eklenmesiyle birlikte 35 milyar dolara yükseltildi.

Dünya Bankası, Türkiye için hazırlanan Ülke İşbirliği Çerçevesi (Country Partnership Framework - CPF) kapsamında yeni sunulan 18 milyar dolarlık paketin yaklaşık 12 milyar dolarının özel sektöre, finansmanın geri kalanının ise geçen yıl meydana gelen depremlerin yaralarının sarılması, enerji güvenliğinin artırılması ve iklim değişikliğiyle ilgili sorunların ele alınmasına yönelik olacağını kaydetti.

Bilindiği üzere, bu krediler, işin kuralı gereği, adı önceden konmuş özel ve kamusal projeler için kullanılabiliyor.

Bu krediler tek tek projelere veriliyor ve sadece o proje için kullanılabiliyor. Dünya Bankası, krediyi verirken her projenin uygunluğunu değerlendiriyor ve kredi projenin ihtiyaçlarına ve ilerlemesine göre zaman içinde veriliyor.

Elbette, Dünya Bankası bu kaynağın nasıl harcandığını da takip ediyor.

Metinde işbirliği çerçevesinin odak noktalarından biri olan yeşil dönüşüm konusunda önemli notlar var. Yüksek ve sürdürülebilir üretkenlik artışının temeli olarak iklim krizine karşı dayanıklılığı ve gıda güvenliğini güçlendirmek için iklim dostu tarımın teşvik edilmesi, karbon emisyonlarını azaltmak ve ticari rekabet gücünü sürdürmek için sanayi sektörünün iklim dostu hale getirilmesi ve 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen bölgelerde ekonomik toparlanmanın desteklenmesi önceliklendiriliyor.

Türkiye’de çimento ve demir çelik sektörüleri başta olmak üzere sanayi üretiminin karbon emisyonlarının yüksek olduğuna <a href="https://documents1.worldbank.org/curated/en/099031824111097800/pdf/BOSIB1c51810200bb1b42411382658e7899.pdf)">dikkat çekilen metinde</a> sanayide karbon emisyonu oranlarının düşürülmemesi halinde 2026’da AB sınırda karbon mekanizmasının tam olarak uygulamaya girmesiyle Türkiye’nin en büyük pazarı olan AB’de rekabet gücü kaybedeceği uyarısı yapılıyor.

Diğer yandan deprem sonrasında barınma başta olmak üzere bölgenin iyileştirilmesi ve yeniden kalkındırılmasına ilişkin pek çok başlık bulunuyor.

Şimdi akıllardaki soru şu, proje bazlı olarak hem iklim değişikliği stratejisi azaltım hedefleri hem de deprem bölgesine yönelik yatırımların gerçekleştirilmesi projeleri Dünya Bankası’ndan sağlanacak kredilerle mi gerçekleştirilecek? Yatırımlar sırasında buradan ortaya çıkacak iş paylaşımını kimler devralacak? Yandaş şirketlere finansman sağlanması için bu krediler araçsallaştırılabilir mi? En önemlisi de hem iş yapma ve uygulamaların izlenmesi süreçleri ne kadar şeffaf olacak?

Önümüzdeki dönemde titizlikle izlenmesi gereken başlıklardan birisinin de bunlar olacağına şüphe yok.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Apr 2024 21:30:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Iklim-Degisikligi-Azaltim-ve-Uyum-Strateji-ve-Eylem-Planlari.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AİHM’in İsviçre kararı: İklim krizi, insan hakları sorunu olarak tescillendi</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/aihmin-isvicre-karari-iklim-krizi-insan-haklari-sorunu-olarak-tescillendi-3706</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/aihmin-isvicre-karari-iklim-krizi-insan-haklari-sorunu-olarak-tescillendi-3706</guid>
                <description><![CDATA[AİHM’in İsviçre kararı: İklim krizi, insan hakları sorunu olarak tescillendi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong><span class="s2">AİHM, iklim kriziyle ilgili tarihi bir karara imza atarak, iklim krizinin insan yaşamı üzerindeki etkisiyle ilgili olarak görülen ilk yargı sürecinde önemli bir tavır sergiledi. </span><span class="s2">AİHM’in</span></strong><span class="s2"><strong> karara bağladığı üç vakanın gerekçeleri farklılıklar gösterse de hepsi hükümetlerin iklim değişikliği konusunda eylemsizliğinin temel insan haklarını ihlal edip etmediği sorusuna bağlıydı.</strong> </span>
<p class="s4"><span class="s3">Dünyanın dört bir yanında insanlar, temel hakları arasında yer alan daha yaşanabilir bir iklimi herkes için mümkün kılmaya yönelik yasal mücadelelerini giderek artırıyor.</span></p>
<p class="s4"><span class="s3">Bu kapsamda, dünya çapında hükümetlere karşı </span><span class="s3">kü</span><span class="s3">resel</span><span class="s3"> y</span><span class="s3">üksek</span><span class="s3"> profilli açılan iklim davaları gündem yaratırken, mahkemelerden gelen kararlar da iklim adaleti açısından önemli sonuçlar içeriyor. </span></p>
<p class="s4"><span class="s3">Geçtiğimiz hafta bu yönde çok kritik bir gelişme yaşandı.</span></p>
<span class="s3">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), üç ayrı davada farklı kararlar aldı.</span>

<span class="s3">AİHM, iklim kriziyle ilgili tarihi bir karara imza atarak, iklim krizinin insan yaşamı üzerindeki etkisiyle ilgili olarak görülen ilk yargı sürecinde önemli bir tavır sergiledi. </span>

<span class="s5">Karar</span><span class="s3">, aynı zamanda iklim kriziyle ilgili daha hızlı, sistematik ve sıkı tedbirler alınması yönünde iklim </span><span class="s3">aktivistlerinin</span><span class="s3"> AİHM nezdinde yaptıkları başvurunun da başarılı olması anlamına geliyor.</span>

<span class="s3">AİHM’in</span><span class="s3"> karara bağladığı üç vakanın gerekçeleri farklılıklar gösterse </span><span class="s3">de,</span><span class="s3"> hepsi hükümetlerin iklim değişikliği konusunda eylemsizliğinin temel insan haklarını ihlal edip etmediği sorusuna bağlıydı. </span>

<span class="s3">Hükümetlerden bazıları davaların kabul edilmemesi gerektiğini, iklim politikasının uluslararası mahkemeler yerine ulusal hükümetlerin konusu olması gerektiğini savundu.</span>
<blockquote>
<p class="s6"><strong><em><span class="s2">İsviçre'nin iklim koruma konusundaki eksikliğinin, davacıların insan haklarını ihlal ettiğine karar verildi. Fransa'nın </span><span class="s2">Strasbourg</span><span class="s2"> kentindeki mahkemeye başvuran çok sayıda İsviçreli kadın, iklim değişikliğinin neden olduğu sıcak hava dalgalarının sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerini dava konusu yapmıştı.</span></em></strong></p>
</blockquote>
<h2 class="s4"><span class="s7">İSVİÇRELİ KADIN, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ETKİLERİNİ DAVA KONUSU YAPMIŞTI</span></h2>
<span class="s3">İsviçre'nin iklim koruma konusundaki eksikliğinin, davacıların insan haklarını ihlal ettiğine karar verildi. Yargıçlar, İsviçreli yetkililerin iklim koruma konusunda zamanında harekete geçmediklerini ve iklim değişikliği ile bu değişikliğin sonuçlarını yeterince ele almadıklarını belirterek, özellikle karbon salım miktarına ilişkin net bir gösterge oluşturmadıklarını kaydetti.</span>

<span class="s3">Fransa'nın </span><span class="s3">Strasbourg</span><span class="s3"> kentindeki mahkemeye başvuran çok sayıda İsviçreli kadın, iklim değişikliğinin neden olduğu sıcak hava dalgalarının sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerini dava konusu yapmıştı.</span>

<span class="s3">Süreç nasıl işlemişti hatırlayalım…</span>
<p class="s4"><span class="s8">Bir grup İsviçreli yaşlı kadın tarafından kurulan </span><span class="s8">Senior</span> <span class="s8">Women</span> <span class="s8">for</span> <span class="s8">Climate</span> <span class="s8">Protection</span><span class="s8">Switzerland</span><span class="s8"> (</span><span class="s8">KlimaSeniorinnen</span><span class="s8">) adlı dernek, İsviçre Hükümeti</span><span class="s9">’</span><span class="s8">ne karşı dava açtı. </span></p>
<p class="s4"><span class="s8">May</span><span class="s8">ıs 2017</span><span class="s9">’</span><span class="s8">de İsviçre Federal İdare Mahkemesi</span><span class="s9">’</span><span class="s8">nde</span><span class="s8"> açılan iklim davasında, ilgili idareler nezdinde yapılan başvurunun reddedilmesinin hukuka aykırılığı dile getirilmişti. </span></p>
<p class="s4"><span class="s8">Davanın özünü, federal idare yasasına dayanılarak, İsviçre</span><span class="s9">’</span><span class="s8">nin</span><span class="s8"> küresel ısınmayı güvenli bir seviyede tutmak için gerekli ve yeterli bir iklim değişikliğiyle mücadele hedefi koymamasının ve gerekli önlemleri almamasının yarattığı hukuka, bir diğer deyişle anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi</span><span class="s9">’</span><span class="s8">ne aykırılığın giderilmesi oluşturuyordu. </span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Davay</span><span class="s5">ı özgün kılan, davalarının kabul edilmesini sağlamak için İsviçre hukuku uyarı</span><span class="s5">nca</span> <span class="s5">menfaat</span><span class="s5">şartını karşılamak arzusunda olan davacı yaşlı kadınların, iklim değişikliğinin özellikle kendi sağlıkları üzerinde neden olduğu olumsuz etkiler üzerinden davalarını kurgulamalarıydı.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Deliller sunulmasına rağmen, federal idare mahkemesi, 75 yaş üstü kadınların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden özel olarak etkilendiğinin söylenemeyeceği, bu durumun herkesi eşit şekilde etkilediği gerekçesiyle davayı </span><span class="s5">reddetti</span><span class="s5">. </span></p>

<blockquote>
<p class="s10"><em><strong><span class="s8">Kadınlar, federal idare mahkemesinin verdiği hükmü </span><span class="s8">İ</span><span class="s8">sviçre Federal Yüksek Mahkemesi</span><span class="s9">’</span><span class="s8">ne taşıdı. Mahkeme, temyiz kararını reddettikten sonra İsviçre</span><span class="s9">’</span><span class="s8">de tüm yasal yollar tüketildiği için, kadınlar davayı AİHM</span><span class="s9">’</span><span class="s8">e götürdü.</span> <span class="s8">Mahkeme, ileri yaştaki binlerce kadın davacının özel ve aile yaşamı hakları ile adil yargılanma haklarının ihlal </span><span class="s8">edildiğ</span><span class="s8">ine</span><span class="s8"> de h</span><span class="s8">ükmetti</span><span class="s8">. Başvuran kadınların yaşları</span> <span class="s8">nedeniyle dava "İklim yaşlıları davası" olarak adlandırılıyor.</span></strong></em></p>
</blockquote>
<h2 class="s4"><span class="s8">‘İKLİM YAŞLILARI DAVASI’</span></h2>
<p class="s4"><span class="s5">Kadınlar, federal idare mahkemesinin verdiği hükmü 21 Ocak 2019</span><span class="s11">’</span><span class="s5">da İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi</span><span class="s11">’</span><span class="s5">ne taşıdı. Mahkeme, temyiz kararını reddettikten sonra İsviçre</span><span class="s11">’</span><span class="s5">de tüm yasal yollar tüketildiği için, kadınlar davayı AİHM</span><span class="s11">’</span><span class="s5">e götürdü.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Mahkeme, ileri yaştaki binlerce kadın davacının özel ve aile yaşamı hakları ile adil yargılanma haklarının ihlal </span><span class="s5">edildiğ</span><span class="s5">ine</span><span class="s5"> de h</span><span class="s5">ükmetti</span><span class="s5">. Başvuran kadınların yaşlarının ileri olması nedeniyle dava "İklim yaşlıları davası" olarak adlandırılıyor. </span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Kadınlar, yaşlıların kendilerini iklim değişikliğine karşı yeterince koruyamadıklarını, özellikle aşırı sıcak hava dalgalarının onları savunmasız hale getirdiğini savunuyor.</span></p>
<span class="s3">AİHM tarafından görülen ilk iklim davasından çıkan bu karar, baş</span><span class="s3">ta salt </span><span class="s3">İsviçre'yi bağlasa da uluslararası düzeydeki davaların sonuçlarına da etki edebilecek. Çünkü, Avrupa Konseyi'nin bir parçası olan AİHM, aynı zamanda İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyulmasını sağlamaktan da sorumlu. Bu nedenle karar, sadece AİHM nezdinde değil, sayısız ulusal mahkeme nezdinde yapılacak iklim şikayetleri için de emsal teşkil edebilecek.</span>

<span class="s3">Mahkeme kararıyla artık iklimi korumanın bir insan hakkı olduğunun tespit edildiğini de söylemek lazım. Karar, Avrupa için iklim değişikliği konusunda en önemli yasal gelişme olarak nitelendiriliyor.</span>

<span class="s3">Bu madalyonun bir yüzü, diğer yüzünde ise başka bir durum söz konusu.</span>

<span class="s3">Mahkeme aynı gün iklim korumaya ilişkin iki davada daha kararını açıkladı.</span>
<blockquote>
<p class="s10"><em><strong><span class="s8">İklim davalarını farklı bir düzeye taşıyan bir </span><span class="s8">diğ</span><span class="s8">er</span><span class="s8"> dava </span><span class="s8">da,</span> <span class="s8">şüphesiz yaşları 8 ile 21 arasında değişen 6 Portekizli çocuk ve gencin aralarında Türkiye</span><span class="s9">’</span><span class="s8">nin</span><span class="s8"> de bulunduğu 32 ülkeye karşı AİHM’de açtığı dava. AİHM, çocuk ve gençlerin geçen eylül ayında açtığı davanın öncelikli </span><span class="s8">olarak görülmesine karar vermişti.</span> <span class="s8">AİHM, geçen hafta henüz Portekiz’de iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu davayı </span><span class="s8">geri çevirdi.</span></strong></em></p>
</blockquote>
<h2><span class="s2">6 PORTEKİZLİ ÇOCUK VE GENCİN DAVASI</span></h2>
<p class="s4"><span class="s8">İklim davalarını farklı bir düzeye taşıyan bir </span><span class="s8">diğ</span><span class="s8">er</span><span class="s8"> dava </span><span class="s8">da,</span> <span class="s8">şüphesiz yaşları 8 ile 21 arasında değişen 6 Portekizli çocuk ve gencin aralarında Türkiye</span><span class="s9">’</span><span class="s8">nin</span><span class="s8"> de bulunduğu 32 ülkeye karşı AİHM’de açtığı dava. </span></p>
<p class="s4"><span class="s8">AİHM, çocuk ve gençlerin geçen eylül ayında açtığı davanın öncelikli olarak görülmesine karar vermişti.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Gençler ülkeleri iklim değişikliği konusunda "yeterli adım atmamakla" ve Paris Anlaşması'nın küresel ısınmayı </span><span class="s5">1.5</span><span class="s5"> derece ile sınırlama hedefine ulaşmak iç</span><span class="s5">in sera gaz</span><span class="s5">ı emisyonlarını "yeterince azaltmamakla" suçluyordu. </span></p>
<p class="s4"><span class="s8">Portekiz'de 2017'den bu yana her yıl meydana gelen orman yangınlarının küresel ısınmanın doğrudan bir sonucu olduğunu savunan yaşları 11 ile 24 arasında değiş</span><span class="s8">en alt</span><span class="s8">ı davacı, yaşam hakkı, mahremiyet, aile hayatı ve ayrımcılığa uğramama gibi temel insan haklarının, hükümetlerin iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki "isteksizliği" nedeniyle ihlal edildiğini iddia ediyordu. </span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Mahkeme, konunun önemi ve yanıtlanması gereken soruların </span><span class="s5">aciliyeti</span><span class="s5"> nedeniyle davaya öncelik tanındığını ve </span><span class="s5">şikayet</span><span class="s5"> edilen ülkelerin, önümüzdeki şubat ayına dek savunmalarını mahkemeye sunmaları gerektiğini kaydetmişti. </span></p>
<p class="s4"><span class="s5">AİHM, geçen hafta henüz Portekiz’de iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu davayı </span><span class="s5">geri çevirdi.</span></p>
<span class="s3">AİHM’in</span><span class="s3"> geri çevirdiği davalardan biri de Fransa’ya dair.</span>

<span class="s3">Fransa</span><span class="s12">’</span><span class="s3">ya karşı açılan davada davacı Fransa</span><span class="s12">’</span><span class="s3">nın</span><span class="s3"> kuzeyindeki </span><span class="s3">Grande-Synthe</span><span class="s12">’</span><span class="s3">nin</span><span class="s3"> eski Belediye Başkanı </span><span class="s3">Damien</span> <span class="s3">Careme</span><span class="s3">. </span><span class="s3">Careme</span><span class="s3">, merkezi hükümetin iklim değişikliğini önlemek için yetersiz adımlar atarak yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia ediyor.</span>

<span class="s3">Frans</span><span class="s3">ız</span><span class="s3"> Yeşiller Partisi'nin Avrupa Parlamentosu üyesi </span><span class="s3">Careme</span><span class="s3">, belediye başkanı olduğu dönemde, iklim değişikliğinin evinin sular altında kalma riskini arttırdığını söyleyerek, hem kasabası adına hem de kendi adına Fransız yargısına başvurmuştu. </span>

<span class="s3">Fransa</span><span class="s12">’</span><span class="s3">nın</span><span class="s3"> en yüksek idari mahkemesi 2021 yılında merkezi hükümete karşı kasabanın lehine karar verdi, ancak </span><span class="s3">Careme</span><span class="s12">’</span><span class="s3">in açtığı bireysel davayı reddetti ve bunun üzerine </span><span class="s3">Careme</span><span class="s3">, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi</span><span class="s12">’</span><span class="s3">ne başvurdu.</span>

<span class="s5">Careme</span><span class="s5">, davayı sele karşı savunmasız bir sahil kasabası olan Grand-</span><span class="s5">Synthe'nin</span><span class="s5"> belediye başkanı iken açmıştı. Mahkeme, </span><span class="s5">Careme'in</span><span class="s5"> artık orada yaşamaması nedeniyle davayı kabul etmedi.</span>

<span class="s5">Bundan sonra bu tür davalara ilişkin gelişmelere daha çok tanıklık edeceğiz.</span>

<span class="s5">Türkiye, her ne kadar kendisini bağlayan AİHM kararlarını uygulamamakta, hatta çok önemli siyasi davalarla ilgili alınan kararlara yönelik, </span><span class="s11">“</span><span class="s5">AİHM kararını tanımıyoruz” demekle ünlü bir ü</span><span class="s5">lke</span> <span class="s5">olsa </span><span class="s5">da,</span><span class="s5"> iklim adaletinden, çevreden, daha yaşanabilir bir dünyadan yana olanlar bu davaları yakından takip edecek ve iklim lehine alınan kararların uygulanması için elinden geleni yapmaya çalışacak…</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Apr 2024 21:45:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/aihm-isvicre-karari.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Afşin Elbistan Termik Santrali’ne iki yeni ünite Ceyhan Havzası’nı kurutacak</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak-3585</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak-3585</guid>
                <description><![CDATA[Afşin Elbistan Termik Santrali’ne iki yeni ünite Ceyhan Havzası’nı kurutacak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>6 Şubat depremlerinin ardından ciddi darbe alan Maraş’ta yıllardır süregelen tüm çabalara ve mücadelelere rağmen Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en kirli termik santrallerinden Afşin Elbistan Termik Santrali, zehir saçmayı sürdürüyor. Bu yetmiyormuş gibi şimdi </strong><strong>Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması için ÇED başvurusunda bulunuldu.</strong>

Türkiye’de siyasi ve ekonomi gündem hızlı değişiyor, ancak Türkiye’nin kömürlü termik santraller gündemi hiç değişmiyor.

6 Şubat depremlerinin ardından ciddi darbe alan Maraş’ta yıllardır süregelen tüm çabalara ve mücadelelere rağmen Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en kirli termik santrallerinden biri olarak bilinen Afşin Elbistan Termik Santrali, zehir saçmayı sürdürüyor.

Bu yetmiyormuş gibi şimdi Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması planlanıyor. Sermaye grubu, bunun için ÇED başvurusunda bulundu.

Hâli hazırda Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin dört ünitesi, Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nin ise dört ünitesi bulunuyor. Mevcuttaki bu sekiz ünitenin kapasitesi ise 2795 MW büyüklüğünde.

Bu santraller 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayanların sağlığına ve çevreye büyük zararlar vermesine rağmen Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW kapasiteye sahip iki ünite daha eklenmesi planlanıyor.

Düşünebiliyor musunuz, artık ekonomik ömrünü tamamlamış, bir an önce kapatılması gereken bir santral, ek ünitelerle genişletilmek isteniyor.
<blockquote><em><strong>Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması için hazırlanan projenin ÇED raporu; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda toplanan İnceleme Değerlendirme Komisyonu</strong>’</em><strong><em>nda (İDK) geçen hafta görüşüldü.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>İLAVE İKİ ÜNİTENİN ÇED RAPORU GEÇEN HAFTA GÖRÜŞÜLDÜ</strong></h2>
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması için hazırlanan projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda toplanan İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nda (İDK) geçen hafta görüşüldü.

Üstelik, bu toplantı 6 Şubat depremlerinin ardından uzmanların acilen denetlenmesi gerektiğine dikkat çektiği termik santralin 4’üncü ünitesinde yangın çıkması sonucu üç işçinin ağır şekilde yaralandığı günde gerçekleşti.

Özelleştirme yoluyla Çelikler Holding’e satılan Afşin-Elbistan Termik Santrali 1 Ocak 2020’de Çevre Kanunu gereği filtre takma zorunluluğuna rağmen iktidarın verdiği özel izinler ölüm kusmaya devam ediyor.

Çelikler Holding bünyesinde Seyitömer, Tunçbilek ve Orhaneli ile Afşin-Elbistan A termik santralları bulunuyor. Çelikler Holding, Seyitömer, Tunçbilek ve Orhaneli termik santrallarını da geçtiğimiz yıllarda özelleştirme yoluyla devralmıştı.

Türkiye'de hangi kömürlü termik santralin ne kadar emisyona neden olduğu ile ilgili bir veri olmadığı gibi emisyonların izlenip izlenmediği de maalesef bilinmiyor.

Türkiye'nin çoğu ekonomik ömrünü tamamlamış kömür santrali, herhangi bir filtreleme sistemine sahip olmadan 2019 sonuna kadar çalışmaya devam etti.

Yakın geçmişe dair bazı gelişmeleri kısaca hatırlayalım…

Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2 Ocak 2020'de filtre ve baca gazı arıtma gibi çevresel yatırımları tamamlaması gereken 13 termik santralden beşinin tamamen, birinin ise kısmen kapatılmasına karar verildiğini açıklamıştı.

Tamamen kapatılan santraller Maraş Afşin A, Kütahya Seyitömer, Kütahya Tunçbilek, Sivas Kangal ve Zonguldak Çatalağzı termik santralleriyken, kısmen kapatılan Manisa Soma Termik Santrali'ydi.

Muğla Kemerköy, Muğla Yeniköy ve Çanakkale 18 Mart Çan Termik Santralleri ise çevre mevzuatı kapsamında çevre izinlerini almışlardı.
<blockquote><em><strong>Haziran 2020'de Kurum, kapatılan santrallerin "geçici ruhsat" aldığını, bu santrallerin ünitelerini ve bacalarını mevzuata uygun hale getirdiğini söyledi. Böylece, Soma Termik Santrali'nin altı ünitesinden dördü, Kangal Termik Santrali'nin iki ünitesi, Çatalağzı Termik Santrali'nin iki ünitesi, Seyitömer Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi, Tunçbilek Termik Santrali'nin üç ünitesinden ikisi ve Afşin A Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi yeniden açıldı.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>KAPATILAN SANTRALLER YENİDEN AÇILDI</strong></h2>
Haziran 2020'de yeni bir açıklama yapan Kurum, kapatılan santrallerin "geçici ruhsat" aldığını, bu santrallere 142 milyon TL yatırımla ünitelerini ve bacalarını mevzuata uygun hale getirdiğini söyledi.

Böylece, Soma Termik Santrali'nin altı ünitesinden dördü, Kangal Termik Santrali'nin kapalı olan iki ünitesi, Çatalağzı Termik Santrali'nin kapalı olan iki ünitesi, Seyitömer Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi, Tunçbilek Termik Santrali'nin üç ünitesinden ikisi, ve Afşin A Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi yeniden açıldı.

<strong>Çelikler Holding’in Afşin-Elbistan’dan </strong><strong>“</strong><strong>geçici faaliyet belgesi” </strong><strong>ile </strong><strong>çalışmaya devam etmesine ve santralin filtre takmayarak çevresini zehirlemesine göz yumulması yetmiyormuş gibi şimdi bir de kapasite artışına gitmesine mi göz yumulacak?</strong>

<strong>Çelikler Holding’in baca gazı arıtma tesisi gibi çevre yatırımlarını yapması gerekiyordu. Oysa, sattığı her birim elektrik üzerinden parasını devletten peşin alırken, ilgili yatırımları öngörülen süre içinde gerçekleştirmedi. </strong>

<strong>İddialara göre, Çelikler Holding'e taahhüt ettiği yatırımları gerçekleştirmesi için ek süre verilerek, yeni koşullara uygun üretim planlaması yapmasına izin verildi. </strong>

Bacalarından kömür dumanı ve partikülleri çevreye yayan santral nedeniyle bölge halkı kanser dahil akciğer hastalıklarıyla boğuşurken, binlerce erken ölüme neden olunuyor.

Bu iki santral, kuruldukları tarihten 2020 yılına kadar geçen sürede 17 bin 500 erken ölüme (<a href="https://www.temizhavahakki.org/wp-content/uploads/2023/03/KaraRapor_v6.pdf">https://www.temizhavahakki.org/wp-content/uploads/2023/03/KaraRapor_v6.pdf</a>) neden oldu.

<u> </u>
<blockquote><em><strong>Afşin-Elbistan A Termik Santrali</strong>’</em><strong><em>ne eklenecek iki yeni ünite 1900 erken ölüme daha neden olacak. Bir diğer önemli konu ise, termik santralin bölgedeki su kaynaklarını korkunç biçimde tüketiyor olması.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>EKLENECEK İKİ ÜNİTE 1900 ERKEN ÖLÜME NEDEN OLACAK</strong></h2>
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne eklenecek iki yeni ünite 1900 erken ölüme (<a href="https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2022/04/c73a17f7-tr-afsin-a-genisleme-raporu-greenpeace.pdf">https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2022/04/c73a17f7-tr-afsin-a-genisleme-raporu-greenpeace.pdf</a>) daha neden olacak.

Kalp ve damar hastalıkları, kronik solunum hastalıkları ile kanserler ilk akla gelen ve bu ölümlere yol açacak hastalıklar. Ancak, termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliği diyabet, kronik böbrek hastalıkları ve solunum yolu enfeksiyonları gibi hastalıklar nedeniyle de ölüme yol açabiliyor.

Bir diğer önemli konu ise, termik santralin bölgedeki su kaynaklarını korkunç biçimde tüketiyor olması.

Afşin-Elbistan A Termik Santrali, Çoğulhan Mahallesi'nin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan yer üstü ve yer altı sularının beslenme alanında yer alıyor.
<blockquote><em><strong>Santralin genişletilmesi, yalnızca 1 kilometre mesafede bulunan üç akarsuyun kirlilik yükünü artıracak. Hayati öneme sahip su varlıklarının kirlenmesi, hem bölge halkını susuz bırakacak hem de içme, kullanma ve sulama sularını tehlikeye atacak.</strong></em></blockquote>
Santralde bugüne kadarki su kullanımına ve kapasite artışıyla ek üniteler devreye alındığında bölgedeki su kaynaklarının nasıl etkileneceğine dair çevre örgütlerinin çalışmasındaki bilgiler ise şöyle:
<ul>
 <li>Hali hazırda işletmede olan Afşin Elbistan B Termik Santrali, Ceyhan Havzası’nda su kullanan en önemli kuruluştur. Soğutma suyunu doğrudan Ceyhan Nehri’nden sağlayan santralin yıllık su tüketimi 41,8 hm</li>
 <li>Afşin Elbistan A Termik Santrali’nde ne kadar su tüketildiği bilinmiyor. Ancak 5’inci ve 6’ncı ünitelerle su tüketimi 31,96 hm<sup>3</sup> Yani Afşin A’daki ek iki ünite, dört üniteli Afşin B santralinin yüzde 75’i kadar su tüketecek.</li>
 <li>ÇED raporunda, “Santralde yer alacak çeşitli işlem ve fonksiyonların yürütülebilmesi için ihtiyaç duyulan bu suyun tamamı hali hazırda linyit işletme sahasında gerçekleştirilen susuzlaştırma işleminden kaynaklı oluşacak sudan temin edilecektir” deniyor</li>
 <li>Kışlaköy kömür sahasının (A-sektörü) kuzey-kuzeydoğu sınırında açılmış susuzlaştırma kuyularıyla 96 hm<sup>3</sup>/yıl yeraltı suyu boşa akıtılıyor. Bu kömür sahası işletildiği müddetçe bu boşalımlar devam edecek. Bu da ciddi olarak yeraltı sularının heba olması anlamına geliyor.</li>
 <li>Afşin ve Elbistan kömür sahalarında yapılan susuzlaştırma çalışmalarıyla yörede iyi ve yaygın özelliklere sahip akiferlerin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. İklim değişikliğine bağlı yaşanan kuraklık ve su kaynaklarının azalma riski değerlendirildiğinde, bölge için önemli olabilecek potansiyel bir içme suyu kaynağının bu şekilde heba edilmesinin gerekçesi ve fayda/maliyet analizi belirsiz.</li>
 <li>Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlavesi Projesi yapımı amaçlı tarım dışı kullanımı alanına çok yakın sürekli akışa sahip Karaçayır Deresi proje alanının yaklaşık 485 metre batısından, Pınarbaşı Deresi yaklaşık 660 metre batısından ve Çoğulhan Deresi ise 855 m doğusundan geçiyor.</li>
 <li>Bölgedeki en önemli yüzey suyu olan Hurman Çayı ise proje alanının güneybatısında yaklaşık 4,3 kilometre mesafede bulunuyor. Hurman Çayı’ndan, ÇED Raporu’nda da belirtildiği üzere büyük oranda sulama suyu amaçlı faydalanılıyor. Proje alanı Çoğulhan Mahallesi’ne içme ve kullanma suyu sağlayan yer üstü ve yer altı sularının beslenim alanının içerisinde yer alıyor.</li>
 <li>Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlaveleri’nin üzerinde inşa edileceği alan geçirimli ve çok geçirimli zemine sahiptir. Termik santralden kaynaklı olası kirliliklerin toprağa geçmesi halinde, su geçirgenliği olan akiferleri kirletme olasılığı yüksektir.</li>
</ul>
<blockquote><em><strong>Afş</strong><strong>in Elbistan Elektrik </strong><strong>Ü</strong><strong>retim ve Ticaret A.Ş tarafından Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. </strong><strong>Ü</strong><strong>nite İlavesi Projesi alanı içerisinde meydana gelecek faaliyetle evsel ve tarımsal kullanım için hayati öneme sahip su varlıklarının kirlenmesi, hem bölge halkını susuz bırakacak hem de içme, kullanma ve sulama sularını tehlikeye atacak.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>SU VARLIKLARININ KİRLENMESİ BÖLGE HALKINI SUSUZ BIRAKACAK </strong></h2>
<ul>
 <li>Afşin Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş tarafından Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlavesi Projesi alanı içerisinde meydana gelecek faaliyetle evsel ve tarımsal kullanım için hayati öneme sahip su varlıklarının kirlenmesi, hem bölge halkını susuz bırakacak hem de içme, kullanma ve sulama sularını tehlikeye atacak.</li>
 <li>İklim krizi nedeniyle su varlıkları giderek azalırken ve Türkiye su sıkıntısı yaşarken, termik santral kaynaklı emisyonlar buradaki yüzey sularını kirleterek temiz su varlığının azalmasına neden olacak. Ayrıca termik santral bacasındaki kirli gazlar, ağır metaller, radyoaktif elementler ve partikül maddelerle kirlenecek olan bu yüzey suları tarımsal sulamada kullanıldığında tarımsal ürünlerin de zehirlenmesine neden olacak.</li>
</ul>
Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat, santrallerin bölgede sağlıklı insan ve verimli tarım arazisi bırakmadığına dikkat çekti:

‘‘Doğanın bize armağan ettiği verimli, sulanabilir geniş tarım alanları olan güzelim ovanın yaklaşık 120 bin dekarını 40 yılda çöle çevirdik. Kaç bin yıl sonra doğa tekrar bize bu verimli alanları geri verir, onu da bilmiyoruz ve diyoruz ki burada duralım, giden gitti kalanı kurtaralım. 5’inci ve 6’ncı ek ünitelerden vazgeçeceğimiz gibi Afşin-Elbistan A Termik Santralini de kapatarak gelecek kuşaklara geçimlik bir alan bırakmış olalım.’’]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Apr 2024 21:45:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Afsin-Elbistan-Termik-Santrali.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim Adaleti Koalisyonu’ndan ‘ekoloji dostu’ belediyecilik önerileri</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-adaleti-koalisyonundan-ekoloji-dostu-belediyecilik-onerileri-2-3122</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-adaleti-koalisyonundan-ekoloji-dostu-belediyecilik-onerileri-2-3122</guid>
                <description><![CDATA[İklim Adaleti Koalisyonu’ndan ‘ekoloji dostu’ belediyecilik önerileri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>İklim Adaleti Koalisyonu ekolojik bir yerel yönetim bakış açısı nasıl olması gerektiği yönünde bir metin oluşturdu. Metinde, </strong><strong>“</strong><strong>Ekolojik bir yerel yönetim, ekolojik bakış açısını merkeze alan, birimleri, komisyonları ve belediye meclisiyle ekolojik yıkıma ve ekokırım suçlarına karşı temel koruyucu bir rol üstlenen, tü</strong><strong>m kentsel su</strong><strong>çlardan arınmış ilkeli bir anlayışla mümkündür” deniliyor.</strong>

İklim Haber ve Konda Araştırma tarafından her yıl kamuoyunun iklim algısını ve iklim krizi hakkındaki görüşlerini ortaya koymak için gerçekleştirilen anketin bazı önemli sonuçları var.

Yerel seçimlerin hemen arifesinde yapılan çalışmaya göre, toplumun yüzde 55’i iklim kriziyle mücadele konusunda en fazla sorumluluğun hükümet/cumhurbaşkanına ait olduğunu düşünüyor.

Bu oranı yüzde 22 ile yerel yönetimler/belediyeler takip ediyor.

Ankete katılanların yüzde 75’i yerel yönetimlerin iklim değişikliği için yeterli çabayı göstermediğini aktarıyor.

Yerel seçimlere az bir süre kala, ankete katılanlara yaşadıkları bölgedeki yerel yönetimlerin iklim eylemi performansını da soruldu. 2022’den bu yana belediyelerin bu konuya yönelik çaba gösterdiğini düşünenlerin oranında artış gözlemleniyor.

Yerel yönetimlerin iklim krizine karşı yapmaları gereken en öncelikli iki çalışma sorulduğunda ise öne çıkan cevaplar yenilenebilir enerji ve altyapı çalışmaları olarak sıralanmış.

Toplumun yüzde 36’sı yenilenebilir enerji yatırımları, diğer yüzde 36’sı ise seller ve yoğun yağmurlara karşı altyapı çalışması yapılmasını, iklim kriziyle mücadelede belediyelerin yapması gereken en önemli iki çalışma alanı olarak görüyor.

Türkiye, 2024 yerel seçimlerine derin ekonomik krizi, yoksulluk, deprem riski, iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları ve çevresel sorunlarla giriyor.

Her ne kadar merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerinde etkisi ve gücü çok yüksek olsa da, iklim kriziyle mücadelede yerel yönetimlerin rolü çok daha kritikleşiyor. Belediyelerin başını çektiği iklim mücadelesi çok daha önem kazanabilir.

İklim Adaleti Koalisyonu ekolojik bir yerel yönetim bakış açısı nasıl olması gerektiği yönünde bir metin oluşturdu.

Metinde, “Ekolojik bir yerel yönetim, ekolojik bakış açısını merkeze alan, birimleri, komisyonları ve belediye meclisiyle ekolojik yıkıma ve ekokırım suçlarına karşı temel koruyucu bir rol üstlenen, tüm kentsel suçlardan arınmış ilkeli bir anlayışla mümkündür. Bu anlayış, yerinden, doğrudan demokrasiyle, toplumun her kesiminin eşit katılımıyla oluşmuş, her konuda özerk, etkin ve kurumsallaşmış halk meclisleriyle güçlendirilmelidir.

Bu durum, kent ve kırı var eden her şeyin ve tüm canlıların, doğayı ve yaşamı savunan özneler haline gelmesi mücadelesiyle ortaklaşmalıdır. Neoliberalizmin sermaye birikimi odaklı kent paradigmasına karşı, bütün üretim ve tüketim ilişkilerinde basit yeniden üretimi temel alan kent örgütlenmesi hedeflenmelidir.

Doğaya ve tüm canlılara saygılı yerel yönetimler; popülist yaklaşımlar uğruna doğayı tahrip etmeyen, ağaçları, hayvanları, su varlıklarını, havayı, toprağı koruyan bir anlayışla gerçekleştirilebilir” ifadeleri yer aldı.

<strong>İklim Adaleti Koalisyonu, ekolojik yaşamı kurmanın önünde birbiriyle ilişkili dört engel olduğu tespitinde bulunuyor: Doğanı</strong><strong>n metala</strong><strong>ştırılması, Emek gücünün sömürülmesi, Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin artması, Anayasal ve demokratik hakların yok edilmesi.</strong>
<h2><strong>EKOLOJİK</strong><strong> YAŞ</strong><strong>AMI KURMANIN </strong><strong>ÖN</strong><strong>Ü</strong><strong>NDEKİ </strong><strong>ENGELLER</strong></h2>
İklim Adaleti Koalisyonu, ekolojik yaşamı kurmanın önünde birbiriyle ilişkili dört engel olduğu tespitinde bulunuyor:
<ul>
 <li>Doğanın metalaştırılması,</li>
 <li>Emek gücünün sömürülmesi,</li>
 <li>Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin artması,</li>
 <li>Anayasal ve demokratik hakların yok edilmesi.</li>
</ul>
İklim Adaleti Koalisyonu, ekolojik bakış açısını merkeze alan, yerinden ve doğrudan demokratik katılımlarla güçlendirilmiş, eşitlikçi ve özgürlükçü yerel yönetimlerin nasıl olması gerektiğini aşağıdaki maddelerle detaylandırdı:
<h2><strong>İKLİ</strong><strong>M ADALET</strong><strong>İ </strong><strong>KOAL</strong><strong>İ</strong><strong>SYONU</strong><strong>’</strong><strong>NUN Ö</strong><strong>NER</strong><strong>İ</strong><strong>LER</strong><strong>İ</strong></h2>
<ul>
 <li>Kentleri ve çeperindeki kırsalı doğal ve kültürel varlıklar dahil bütüncül bir ekosistem olarak görmelidir, doğayı bir özne olarak kabul etmelidir,</li>
 <li>Kentlerin yatay ve dikey sınırsız büyümesinin önlenmesini, küçük ve yavaş kentlerin oluşturulmasını hedeflemelidir,</li>
 <li>Kentleri ve tüm yaşam alanlarını afetlere karşı dirençli hale getirmeli, afet birimleri kurmalı ve toplumsal cinsiyete ve ekosisteme duyarlı afet acil eylem planı hazırlamalı, var olanları etkinleştirmelidir. Afetlere karşı acil toplanma merkezleri, müdahale birimleri, acil müdahale ekipleri ve ulaşılabilir ekipman alanları oluşturmalıdır,</li>
 <li>Afet dirençli kentlerin dirençli mahalleden geçtiğini, afet hazırlık ölçeğinin mahalle ve sokak tabanlı olduğunu kabul etmeli, yerel yönetimlerin mahalle kapasitesini arttırmak için mahalle meclisleri üzerinden hareket etmelidir,</li>
 <li>İklim değişikliğine karşı mücadelenin bir aracı olarak, toplumsal cinsiyet duyarlı, uzmanlar ve ekoloji örgütleri ile birlikte “İklim acil eylem planı” hazırlamalı, planın uygulanmasını ve belediyenin imar planlarının hazırlanması, altyapı, ulaşım hizmetleri gibi tüm faaliyetlerini iklim değişikliği açısından izleyen “iklim izleme birimi” kurmalıdır, varolanları etkinleştirmelidir. İklim değişikliğine uyum çerçevesinde, iklim krizinin birinci derecede etkilerinin görüleceği deniz ve göl kıyıları ile dere yataklarını her türlü riske karşı yeniden ele almalıdır,</li>
</ul>
<blockquote><em><strong>Kent </strong><strong>çeperlerinin, kırsalın ve yaban hayatının madencilik, enerji projeleri, yapılaşma gibi nedenlerden dolayı baskı altında olmasından ve köylülerin geçimlerini sağlamak için işçileştiği gerçeğinden hareketle, bu gidişatı tersine çevirebilmek için kırsal yaşamı, köy yaşamını, geleneksel üretimi destekleyici agroekolojik çalışmalar yapmalıdır.</strong></em></blockquote>
<ul>
 <li>Kent çeperlerinin, kırsalın ve yaban hayatının madencilik, enerji projeleri, yapılaşma gibi nedenlerden dolayı baskı altında olmasından ve köylülerin geçimlerini sağlamak için işçileştiği gerçeğinden hareketle, bu gidişatı tersine çevirebilmek için kırsal yaşamı, köy yaşamını, geleneksel üretimi destekleyici agroekolojik çalışmalar yapmalıdır. Kırsalı desteklemek için üretim kooperatifleri kurmalı, kâr amacı gütmeyen geçimlik ekonominin geliştirilmesinin yöntemlerini uygulamaya sokmalı ve desteklemelidir,</li>
 <li>Kentin sağlıklı ve ucuz ekolojik gıdaya erişimi için aracısız üretici pazarları kurmalı ve tüketici kooperatiflerinin kurulmasını desteklemeli ve öncülük etmelidir,</li>
 <li>Meclis çevre komisyonlarını işletmeli, tüm çalışma sürecinde uzman kurumlar ve ekoloji örgütlerini karar süreçlerine dahil etmelidir,</li>
 <li>Kent ve çeperinde yürütülen tüm projeler için, ekoloji örgütleri ve bağımsız uzmanlarla işbirliği içinde, çevresel, sosyal, sağlık etkisi gibi hususları içeren bilimsel “Çevresel Etki Değerlendirme Raporları” hazırlanmasını sağlamalıdır,</li>
 <li>Çevre düzeni ve uygulama imar planlarını hazırlarken uzman kurumların, ekoloji örgütlerinin, bölgede yaşayanların katılımını sağlamalı, rantçı değil, halkçı ve ekolojik duyarlı bir anlayışı gözetmelidir,</li>
 <li>10 yıllardır güvenlik politikaları nedeniyle Kürt illerinde süregiden zorunlu göç ve yaşam alanlarının yok edilmesine ve başkanlık ve belediye meclislerine kayyum atanmasına karşı durmalıdır,</li>
 <li>Sermayenin ele geçirdiği tüm kentlerin finans ve kâr merkezi haline getirilmesiyle artan mülksüzleştirmeye ve kentsel dönüşüm adı altında ortaya çıkan soylulaştırmaya karşı durmalıdır,</li>
 <li>Afet zamanlarında öne çıkan ekolojik ve toplumsal tüm varlıkların ve müştereklerin gaspına, zorla yerinden etmelere, kültürel, sosyolojik, demografik yıkımlara karşı durmalı ve bu yıkımların engellenmesi için politikalar geliştirmelidir,</li>
 <li>“Kamu yararı, kalkınma’ gibi söylemlerle yeşil yıkamacı stratejilere, kırda, kentte müştereklerin ve çiftçinin ve yoksul halkın varlıklarının gasp edilmesine karşı çıkmalıdır,</li>
 <li>Tüm canlıların müşterekleri olan ormanlar, sulak alanlar, meralar, tarım alanları, denizler, kıyılar ile kentsel müştereklerimiz olan yeşil alanlar, kamusal alanlar ve tarihi alanları korumalı ve kaybedilmiş, bozulmuş alanların geri kazanılmasına yönelik etkin çalışmalar yapmalıdır,</li>
 <li>Tüm yerel ekolojik politikaların diğer yerel yönetimler ve halkla birlikte bölgesel ve merkezi bir politikaya dönüştürülmesi için çaba göstermelidir,</li>
 <li>Merkezi yönetimlerin ekolojik yıkım politikaları ve uygulamalarına karşı halkla birlikte direnç noktası oluşturmalıdır,</li>
 <li>Doğal, tarihi ve kültür varlıklarının envanterini çıkarıp, koruma politikaları geliştirmeli, geçmişle-gelecek arasında köprü kurarak yaşamın zenginleştirilmesi ve değerli kılınması için çalışmalıdır,</li>
 <li>Hayvan barınakları adı altında açılan işkencehaneleri kapatmalı, tüm hayvanların kentlerde özgürce yaşam hakkını gözetmeli, ihtiyaçlarını karşılayan eşitlikçi politikalar geliştirip uygulamalıdır,</li>
 <li>Doğal döngünün kırılmaması için kimyasal kullanımı yerine ekolojik tedbirleri almalı, kırılan döngüler için rehabilitasyon politikaları uygulamalıdır,</li>
 <li>Kentleri devasa çöp ve atık üretim merkezi olmaktan çıkarmalı, tüketimi ve atık çıkartılmasını azaltan politikalarla doğayı tahrip etmeyen ayrıştırmayı ve kompostu önceleyen atık politikası izlemelidir,</li>
 <li>“Beton ve asfalt belediyeciliği”ni terk etmeli, ekolojik alternatifleri kentlerde uygulamaya almalıdır, iklime, yöreye göre yapı malzemelerinin ekolojik ve sürdürülebilir olması için teşvik edici politikalar geliştirmelidir,</li>
 <li>Kent ormanlarını, kent korularını ve kent içi yeşil ve sulak alanları korumalı, yeşil alanları artırmalı, park ve bahçe uygulamalarında yerel türleri gözetilerek yenilebilir peyzaj uygulamalıdır,</li>
 <li>Ulaşımda toplu taşımayı öncelemeli, bisiklet kullanımını teşvik etmeli, yaya ve bisiklet yollarını çoğaltmalı, trafiğe kapalı alanların ve meydanların sayısını arttırılmalıdır,</li>
 <li>Tarım zehirlerinin kullanımının yasaklanarak agroekolojik yöntemlerle yapılacak yerel tarımı desteklenmelidir,</li>
 <li>Enerjinin rant için değil, ihtiyaç kadar, yerelde, halkla birlikte, enerji kooperatifleri tarafından, iklim dostu yöntemlerle üretilmesi ve enerji demokrasisinin sağlanması için politikalar geliştirmeli ve uygulamalıdır,</li>
 <li>Kent çeperindeki yaban hayatın korunması ve kent yorgunluğunun azaltılması için ışık ve ses kirliliğinin engellenmesi konusunda önlemler almalıdır,</li>
 <li>Suyun tüm canlılar için temel bir hak olduğundan hareketle suyun ticarileşmesiyle mücadele etmeli, içilebilir, temiz ve ücretsiz şebeke suyu sağlamalıdır. Su varlıklarını korumalı, içme, kullanma ve sulama suyunun enerji, madencilik projeleri ve organize sanayi bölgelerinin ihtiyacı nedenleriyle şirketlere tahsisinin önüne geçmelidir. Halkın temiz, sağlıklı su ihtiyacını sağlamayı garantiye almalı, kırda ve kentte kuraklıkla mücadele için su tasarrufu, yağmur hasadı, damla sulama, kuraklığa dirençli peyzaj vb. uygulamaları gerçekleştirmeli ve desteklemelidir.</li>
</ul>
<blockquote><em><strong>Tabandan örgütlenmiş iklim adaleti ve ekoloji hareketlerinin bu mücadelenin önemli bir bileşeni olduğu ön kabulüyle yerel yönetimlerin bu bileşenlerle çok daha fazla dirsek temasında olması gelecekte çok daha önemli hale gelecek.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>TABANDAN ÖR</strong><strong>ÜTLENM</strong><strong>İŞ EKOLOJİ </strong><strong>HAREKETLER</strong><strong>İ İ</strong><strong>LE D</strong><strong>İRSEK TEMASI</strong></h2>
Çoklu krizler çağında sorunlar çok boyutlu ve çok katmanlı. Bu sorunların tümünün sistem değişikliği gerektirdiği de herkesin malumu. Ancak, sistem değişikliğinin anahtarı, toplumsal hareketler ve halk örgütlenmeleri olarak karşımıza çıkıyor.

Tabandan örgütlenmiş iklim adaleti ve ekoloji hareketlerinin bu mücadelenin önemli bir bileşeni olduğu ön kabulüyle yerel yönetimlerin bu bileşenlerle çok daha fazla dirsek temasında olması gelecekte çok daha önemli hale gelecek.

Dolayısıyla, iklim kaosunu ve ekolojik yıkımı durdurmak için, bu kırılgan sistemin şimdiye kadar karşılaştığının çok ötesinde, çok daha güçlü bir harekete ihtiyacımız var.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 06:22:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Iklim-Adaleti-Koalisyonu.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Naci Görür, İliç maden sahasına yakın deprem fayı için “risk yok” demiş</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/naci-gorur-ilic-maden-sahasina-yakin-deprem-fayi-icin-risk-yok-demis-2975</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/naci-gorur-ilic-maden-sahasina-yakin-deprem-fayi-icin-risk-yok-demis-2975</guid>
                <description><![CDATA[Naci Görür, İliç maden sahasına yakın deprem fayı için “risk yok” demiş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Emekçiler günlerdir dev kimyasal yığınların altındayken, deprem olması durumunda siyanür havuzunun nasıl bir faciaya yol açacağını düşünmek bile istemezken, Görür’ün deprem fay hattıyla ilgili çelişkili açıklamaları kafalarda soru işareti yaratıyor.</strong>

Geçen hafta gazeteci Serpil Yılmaz’ın “Türkiye’nin ilk altın madenine 'uygun' raporu veren heyetin başındaki sürpriz isim” başlıklı yazısı bir döneme ilişkin önemli bilgileri açığa çıkardı.
<blockquote><strong><em>Prof. Dr. Naci Görür’ün “TÜBİTAK Proje Yürütücüsü” olarak 1999 yılında Türkiye’nin ilk altın madeni Ovacık Altın Madeni’ne onay veren “Ovacık Projesi Çevre Faaliyetleri İncelemesi ve Strateji Raporu”nda imzası olduğu ortaya çıktı.  Bu rapor sayesinde Türkiye’de yıllar içinde artarak yükselen sömürge madenciliği de bu rapordaki tezlerin üzerine inşa edildi.</em>
</strong></blockquote>
<h2><strong>GÖRÜR’ÜN EUROGOLD’A ONAY RAPORU</strong></h2>
Prof. Dr. Naci Görür’ün “TÜBİTAK Proje Yürütücüsü” olarak 1999 yılında Türkiye’nin ilk altın madeni Ovacık Altın Madeni’ne onay veren “Ovacık Projesi Çevre Faaliyetleri İncelemesi ve Strateji Raporu”nda imzası olduğu ortaya çıktı.

Bu rapor sayesinde Eurogold Madencilik’in Ovacık Altın Madeni’nde kullanacağı üretim modeli “mümkün olan en iyi teknoloji” olarak nitelendirilirken, Türkiye’de yıllar içinde artarak yükselen sömürge madenciliği de bu rapordaki tezlerin üzerine inşa edildi.

Görür, kendisine yöneltilen eleştirilere karşılık olarak Yılmaz'ın bu yazısı üzerine sosyal medya hesabından <a href="https://twitter.com/nacigorur/status/1768196250812203211" target="_blank" rel="noopener">bir açıklama yaptı</a>.

Görür, madenciliğin bir bilim dalı olduğunu ve sadece ideolojik nedenlerle madencilerin hain olarak gösterilmemesi gerektiğini ifade ederek, "Maden ve madenci düşmanlığı yapıyorlar. Sırf ideolojik nedenlerle madencileri hain diye gösteriyorlar. Madencilik bir bilim dalıdır. Tarih boyunca çeşitli temel bilimler maden fakülteleri sayesinde gelişmiştir" dedi.

Görür, Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde Bergama’daki Ovacık Altın Madeni’nin ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunun incelenmesi ve durumun raporla Başbakanlığa bildirilmesi için TÜBİTAK'ın görevlendirildiğini ve o zamanlar TÜBİTAK MAM'ın Başkanı olduğunu ifade etti.

Geçmişte Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) raporun içeriğine ilişkin eleştirilere yer veren <a href="https://www.ttb.org.tr/eweb/bergama/4.html" target="_blank" rel="noopener">detaylı bir açıklaması da oldu</a>.

Değerlendirme, raporun tek taraflı ve bilimsel tarafsızlık ilkelerine uygun olmadığı yönünde eleştiriler içerirken, “Raporun çeşitli yerlerinde en çok alıntılanan ve kaynak gösterilen Eurogold raporunun tarihi Haziran 1999'dur. Ovacık Projesi Çevre Faaliyetleri İncelemesi ve Strateji Raporu başlığını taşıyan ve Eurogold tarafından hazırlanan raporun, TÜBİTAK raporunun hazırlanması süreci içinde yazıldığı ve komisyon üyelerine sunulduğu anlaşılmaktadır. Zaten TÜBİTAK raporunun pek çok bölümü bu Eurogold raporunun kimi yerde bire bir alıntılanarak onaylanmasından oluşmaktadır” ifadeleri de dikkat çekiyordu.

Gelelim konunun dokuz emekçiye mezar olan Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni ile ilişkisinin boyutlarına…

<strong>Serpil Y</strong><strong>ılmaz yazısında, </strong><strong>“</strong><strong>Elçiye zeval olmaz; Hoca altından aktif fay hattını</strong><strong>n ge</strong><strong>çtiği 'haritalanan' Erzincan İliç’te bekleniyor” demişti.</strong>

<strong> </strong><strong>Aslında bununla ilgili daha ö</strong><strong>nce </strong><strong>İliç’te siyanür havuzunda sızıntı yaşandığı dönemde Görür</strong><strong>’</strong><strong>e konuyla ilgili görüşleri sorulmuş </strong><strong>bile</strong><strong>…</strong>

Hatırlanacağı üzere, İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde siyanürlü solüsyon boruları patlamış, sızıntı sonucu şirketin beyanına göre 20 metreküp siyanürlü solüsyon içinde 8 kg saf siyanür ekosistemlere ve dolaylı olarak Fırat Nehri’ne karışmıştı.

Yığın liçi sahasındaki siyanür karışımı çözelti götüren borularda yaşanan kırılma sonucu, zehir, yığın liçi sahasının hemen doğusundan geçen ve aktif bir fay tarafından (Munzur Fay Zonu) kontrol edilen Sabırlı Deresi’ne akmıştı.

İşletme sahası içerisinde MTA Genel Müdürlüğü tarafından 2013 yılında yayınlanan Türkiye Diri Fay Haritası’nda aktif olduğu ifade edilen ve Munzur segmenti olarak tanımlanan bir fay hattının bulunduğu tespit edilmişti. Ancak bu fay hattının işletme projeleri hazırlanırken dikkate alınmadığı, hatta fayın inaktif olduğunun belirtildiği, hazırlanan atık depolama, üretim ve diğer tesis projelerinde ivme değerlerinin düşük gösterildiği görülmüştü.

<strong>Avukat İsmail Hakkı </strong><strong>Atal, May</strong><strong>ıs 2022 tarihinde Bingöl Yedisu fay zonundaki 4,1 büyüklüğündeki deprem sonrası</strong><strong>nda Prof. Dr. Naci G</strong><strong>örür ile yaptığı telefon konuşmasının özetini aktardı:</strong>

<strong>“</strong><strong>May</strong><strong>ıs 2022 tarihinde Bingöl Yedisu fay zonunda 4,1 büyüklüğündeki depremden sonra Prof. Dr. Naci Görür, bir tweet paylaşarak, burada daha büyük depremlerin olabileceğini belirtmiş</strong><strong>ti. O s</strong><strong>ırada biz 66 milyon tonluk siyanürlü atık havuzunun altından fay hattını</strong><strong>n ge</strong><strong>çtiğini bilmiyorduk.</strong><strong> </strong>

<strong>Fay hattının ana kolunun Çö</strong><strong>pler Alt</strong><strong>ın Madeni</strong><strong>’</strong><strong>nde 60-70 kilometre uzakta olduğu bilgisiyle ve Naci Görür’ün uyarı </strong><strong>tweet mesaj</strong><strong>ını dayanak yaparak, Erzincan Valiliği</strong><strong>’</strong><strong>ne madenin kapatılması yönünde talepte bulunduk.”</strong>

Görür, o depremin ardından, “Yerleşim merkezlerinde deprem risk yönetimi ve zarar azaltıcı çalışmalar yapılmalı” diyerek, “Bingöl’de 4,1 büyüklüğünde deprem oldu. Deprem Erzincan Karlıova arasındaki Yedisu fay zonunda yer alıyor. Bu zonda en az 7 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz. Bu zon içindeki ve yakınlarındaki yerleşim merkezlerinde deprem risk yönetimi ve zarar azaltıcı çalışmalar yapılmalı” <a href="https://www.sozcu.com.tr/deprem-uzmani-naci-gorur-korkuttu-en-az-7-buyuklugunde-bekliyoruz-wp7161405" target="_blank" rel="noopener">ifadelerine yer verdi</a>.

<strong>Avukat İsmail Hakkı Atal, Görür’ün bu uyarılarının ardından kendisini aradığını ancak Görür’ün bu açıklamaların tersine yorumlanabilecek paylaşımlarda bulunduğunu dile getirdi:</strong>

<em><strong>“</strong><strong>Prof. Dr. Naci G</strong><strong>örür’ün telefonda bana aktardıkları ise şöyle: Kuzey Anadolu fayının Erzincan Karlıova arasındaki 1794</strong><strong>’</strong><strong>ten sonraki kayıtlarına bakıldığında, 1939 depremiyle birlikte depremlerin batıya göç </strong><strong>etti</strong><strong>ğ</strong><strong>ini, Karl</strong><strong>ıova</strong><strong>’</strong><strong>ya doğru hareket etmediğini görüyoruz. 1939 ve 1992</strong><strong>’</strong><strong>den sonra Yedisu fayında hareket yok. Risk Yedisu fayının üzerinde değil Kuzey Anadolu fayının üzerinde.</strong></em>

<em><strong>Oysa 6 Aral</strong><strong>ık 2023 keşfinde mahkemeye sunduğumuz Prof. Dr. Cengiz Zabçı, Prof. Dr. Serdar Akyüz ve Prof. Dr. Taylan Sancar’ın bilimsel çalışması </strong><strong>Bing</strong><strong>öl Yedisu fayını Kuzey Anadolu fayının bir bölümü olarak değerlendiriyor ve bu akademik çalışma Yedisu fay zonunda uzun bir hareketsizliğin sonunda yakın bir gelecekte 7,2</strong><strong>’</strong><strong>den daha büyük bir deprem olasılığının çok yüksek olduğunu belirtiyor. </strong></em>

<em><strong>Naci Görür'ün telefonda Yedisu fay zonu ile Kuzey Anadolu fayını birbirinden bağımsız gibi değerlendirmesine 6 Aralık 2023</strong><strong>’</strong><strong>teki keşifte de şahit olduk. Keşifte deprem ve sismoloji uzmanı olarak görevlendirilen ve iktidarın sürekli Karadeniz</strong><strong>’</strong><strong>de petrol-doğalgaz bulduk gibi açıklamalar yapmasına dayanak raporlar hazırlayan Prof. Dr. Nafiz Maden de aynı şekilde Naci Görür gibi  iki fayı birbirinden bağımsız faylar olarak değerlendirdi. Biz de Cengiz Zabci gibi bilim insanlarının buraya özel çalışmasına dayanarak Nafiz Maden</strong><strong>’</strong><strong>in bilgisinin eksik olduğunu belirtip, keşif zaptına şerh düşerek bilirkişiyi reddettik.”</strong><strong> </strong></em>
<blockquote><em><strong>“Havuz ağırlığı depremi tetiklemez. Büyük hidrolik barajlar tetikleyebilir. (…) Atıkları havuzda biriktirebilmek için belirli nitelikte kimyasal bileşime sahip olması gerekir. Buralarda biriktirilen atığın tehlikeli madde statüsünde belirli periyodlarda bertaraf edilmesi gerekir. Madenciliğin türü ne olursa olsun az veya çok zarar vermektedir.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>‘DEPREMİ TETİKLEMEZ’ AMA ‘ZARAR VERİR’</strong></h2>
Atal, Prof. Dr. Naci Görür’e Fırat’ın kot olarak 300 metre yukarısında ve Fırat’a 700 metre kuş uçuşu mesafede bulunan 200 futbol sahası büyüklüğünde 66 milyon tonluk siyanürlü-sülfürik asitli zehir havuzunun yerküre üzerinde yarattığı baskının bu bölgedeki depremleri tetikleyip tetiklemeyeceğinin sorduğunda ise şu yanıtı aldığını belirtti:

“Havuz ağırlığı depremi tetiklemez. Büyük hidrolik barajlar tetikleyebilir. Bunlar gravitasyonel kayalar içindeki gözenek basıncını artırıyor. O basıncın artması stresi tetikleyeceği için büyük barajlarda olabilir. Atık havuzları veya iklim değişikliği depremleri tetiklemez. Bu havuzlara atıkların hangi standartlarda depolanacağı yönetmelikte mevcuttur. Atık havuzlarından örnekler alınır ve Bakanlık standartlara uygun mudur diye bakar. Atıkları havuzda biriktirebilmek için belirli nitelikte kimyasal bileşime sahip olması gerekir. Buralarda biriktirilen atığın tehlikeli madde statüsünde belirli periyodlarda bertaraf edilmesi gerekir. Madenciliğin türü ne olursa olsun az veya çok zarar vermektedir.”

Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni sahasında siyanürlü liç yığının göçmesi sonucu göçük altında kalan işçilere hala ulaşılabilmiş değil.

Emekçiler günlerdir dev kimyasal yığınların altındayken, deprem olması durumunda siyanür havuzunun nasıl bir faciaya yol açacağını düşünmek bile istemezken, Görür’ün deprem fay hattıyla ilgili çelişkili açıklamaları kafalarda soru işareti yaratıyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Mar 2024 23:10:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/ilic-fay-hatti.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keyfi siyasetin gücü: Politik manevra sahası olarak Akbelen Ormanı</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/keyfi-siyasetin-gucu-politik-manevra-sahasi-olarak-akbelen-ormani-2905</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/keyfi-siyasetin-gucu-politik-manevra-sahasi-olarak-akbelen-ormani-2905</guid>
                <description><![CDATA[Keyfi siyasetin gücü: Politik manevra sahası olarak Akbelen Ormanı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Akbelen Ormanı’nın orman olarak kalmasını istiyorsak, doğal alanları seçim malzemesi yapanlara inat, örgütlülüğü büyütmek gerekiyor. Dayanışmanın, yan yana durmanın çok daha kritik olacağı bir döneme giriyoruz. Siyasetçiler keyfilikten hoşlanıyorlar. Ellerindeki gücün alınmasını istemiyorlar. </strong>

Türkiye’de geçen hafta epey tartışmaya açık bir AKP tipi “çevreciliğin daniskası” uygulamasına şahitlik ettik.

Karar vericilerin keyfiliği üzerine de son derece çarpıcı bir örnek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla 11 Mart tarihli <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/03/20240312-9.pdf)">Resmi Gazete</a>’de yayımlanan kararla, Akbelen Ormanı’nın bulunduğu Milas'ın İkizköy, Çamköy ve Karacahisar sınırları içinde yer alan 190 parsellik tarım arazisi, linyit madeni sahası olarak kullanılmak üzere Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldı.

Kararda, tarım arazilerinin olduğu söz konusu sahanın "S:86541" numaralı linyit işletme ruhsatlı saha olduğu belirtildi.

Aradan iki gün geçtikten sonra yayımlanan yeni bir Cumhurbaşkanı kararıyla acele kamulaştırma iptal edildi. 13 Mart’ta <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/03/20240314-1.pdf">Resmi Gazete</a>’de yer alan yeni bir kararla Akbelen Ormanları'nın çevresindeki 190 parsellik tarım arazisinin acele kamulaştırılması kararı kaldırıldı.

Öğrendik ki, ANAP ve CHP’de daha önce milletvekilliği yapan şimdilerde AKP’den Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Prof. Dr. Aydın Ayaydın, devreye girerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan kararın iptali için “ricacı” olmuş.

Ayaydın açıklamasında, “Resmi Gazete'de yayınlanan düzenlemeye göre Muğla Milas'taki Akbelen Ormanı çevresinde 190 parsellik tarım arazisinin linyit maden sahası olarak kullanılmak üzere Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığını üzülerek öğrendim. Bu kamulaştırma konusunda da kendimi sorumlu hissederek Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan nezdinde girişimde bulundum ve kararın gözden geçirilmesini talep ettim” ifadelerine yer verdi.

Burada birkaç sorunlu alan var.

Erdoğan’ın, Muğla’daki adayı Ayaydın için kararı iptal etmesi bir seçim propagandası.

Buna kimsenin şüphesi yok.

Ancak, burada Erdoğan’ın sarsılmaz tek adamlığının ve otoritesinin tabiatına uygun olmayan bir durum var. Türkiye’de kimin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı böylesi bir yanlıştan döndürme gücü var, Aydın Ayaydın’ın mı?
<blockquote><em><strong>Hem iklimi hem çevreyi koruyan, enerji tasarrufu sağlayan, toplumu enerji dönüşümünün bir parçası yapan, doğal alanlarla ve yaşam alanlarıyla uyumlu yenilenebilir enerji yatırımlarını önceleyen, koruma/kullanma dengesini korumadan yana kullanan bir manifesto için hala geç değil.</strong></em></blockquote>
İmza atılırken kimsenin itiraz etmediği bir karar, Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ayaydın tarafından fark edilip, “İçime sinmiyor” dediğinde mi, hemen kararı iptal etmiş?

Ha böyle bir gücü var ise Ayaydın’ı, Akbelen’de orman katledilirken, köylüler, çevreciler jandarma tarafından yerlerde sürüklenip gözaltına alınırken de görmek isterdik.

Köylülerin direnişine her defasında jandarmanın orantısız gücüyle karşılık veren iktidar, şimdi yerel seçim için Muğla da kuzu postuna girmiş kurdu oynuyor.

Gülünç gerçekten.

Ayaydın, iptal kararının ardından, ”Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a başta Milas İkizköy, Çamköy ve Karacahisar mahalleleri ve tüm Muğla adına hassasiyetlerinden dolayı sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Bildiğiniz üzere 11 Mart 2024 tarihinde çıkan 8247 sayılı karar üzerine derhal harekete geçtim. Enerjiye, özellikle de yerli kaynaklardan elde edilecek enerjiye olan ihtiyacımız ortada ancak Muğla’nın tarım bölgelerinin linyit sahası olarak kullanılmasına da bir Muğlalı olarak benim de içim el vermiyor" diyerek, Erdoğan’a teşekkür etti.

Ayaydın’ın Bodrum'da aldığı evin tuvaleti ve müştemilatı orman arazisine taşınca özel kararla 117 metrekare alan orman vasfı dışına çıkarıldı. Genel AKP tavrına uygun olarak, öyle de çevrecinin daniskasıdır kendisi…

Ayaydın’ın içi el vermiyorsa, hemen yarın belediye başkanı olduğu takdirde çevre koruma ve iklimle mücadele konularında neler yapacağına dair bir taahhüt belgesi açıklayabilir. O zaman belki bir nebze “içinin el vermediği durumlar” konusunda samimi olduğunu düşünebiliriz.

Hem iklimi hem çevreyi koruyan, enerji tasarrufu sağlayan, toplumu enerji dönüşümünün bir parçası yapan, doğal alanlarla ve yaşam alanlarıyla uyumlu yenilenebilir enerji yatırımlarını önceleyen, koruma/kullanma dengesini korumadan yana kullanan bir manifesto için hala geç değil.

Tüm bu yukarıda özetlediğimiz haliyle durum sanki doğal alanlara, yaşam alanlarına ve tarımsal alanlara ilişkin kararlar siyasi bir mesele değilmiş de, hatır gönül işleriymiş gibi ele alınıyor.

Şu durumda yasaların insanların gelecekleri üzerinde tasarrufta bulunma, yaşam koşulları ile ilişki kurabilme imkanı yok.
<blockquote><strong><em>Tek derdin seçim gününe kadar toplumsal büyük bir reaksiyonun önüne geçmek, işleri seçim sonrasında el çabukluğu ile halledebilmek olduğunu görüyoruz. Seçim sonrası güçlü bir karşı duruş ve direniş olmazsa ki, Akbelen’de mücadele hiç bitmedi, kamulaştırma kararları bir bir geri gelecektir.</em> </strong></blockquote>
Hayata dair ne varsa politiktik, hatta ekoloji meseleleri ve çevresel ihtilaflar dibine kadar politiktir. Ancak, siyasetin günlük akışla ilişkisinin kesildiği alanlarda siyasetin bu biçiminin çevre ve yaşam alanlarından arındırılması gerekiyor.

Görünüşte Muğla’da yerel yönetime aday bir isim görüyoruz, ama gerçekte ulusalcı siyaset sisteminde merkezi yönetimler kentlerdeki çevre izinleri, ÇED onayları, acele kamulaştırma kararları ve imar hareketliliği gibi uygulamalar üzerinden kamu bütçesini aşan muazzam bir kaynağı kontrol ederek, rant vahaları yaratıyor.

Bu nedenle Türkiye’ye özgü, Türk tipi bir siyasal rejim oluşmuş durumda ve maalesef yerel yönetimler güçleneceğine, tamamiyle merkezi siyasetin maşası haline gelmiş durumda.

Tek derdin seçim gününe kadar toplumsal büyük bir reaksiyonun önüne geçmek, işleri seçim sonrasında el çabukluğu ile halledebilmek olduğunu görüyoruz. Seçim sonrası güçlü bir karşı duruş ve direniş olmazsa ki, Akbelen’de mücadele hiç bitmedi, kamulaştırma kararları bir bir geri gelecektir.

Akbelen Ormanı’nın orman olarak kalmasını istiyorsak, doğal alanları seçim malzemesi yapanlara inat, örgütlülüğü büyütmek gerekiyor. Dayanışmanın, yan yana durmanın çok daha kritik olacağı bir döneme giriyoruz.

Siyasetçiler keyfilikten hoşlanıyorlar.

Ellerindeki gücün alınmasını istemiyorlar.

Biz, siz, herkes, hep birlikte karşı durmazsa AKP’yi bu keyfilik konforundan kim, nasıl vazgeçirecek?]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 21:40:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Akbelen-Ormani.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kıyamete adım adım…</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kiyamete-adim-adim-2773</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kiyamete-adim-adim-2773</guid>
                <description><![CDATA[Kıyamete adım adım…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Duygu Bütün’ün 2022 yılı sonbaharında tamamlanan doktora tezinin bulguları sıcak hava dalgası, kuraklık, orman yangını ve sel tehlikesine maruz kalma riski açısından hiçbir ilimizin geride kalmadığını bize gösteriyor. En başı belada olan illerimizse ülkemizin güneyi ve güneydoğusunda yer alıyor.</strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geriye sayım devam ediyor. Yok, seçime değil, ona üç beş gün kaldı. Biraz daha adrenalin basar, seçim akşamı çekirdek çıtlatır, ertesi gün meşrebimize göre travmatize ya da öforik oluruz, sonra da kendi gailemize bakarız. Bu ülkenin yaşadığı en büyük seçim mağlubiyeti travması olan 14-28 Mayıs bile atlatıldı, büyük oranda sonucu belli olan bu seçim mi yoracak?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçer. Yaklaşan kıyamet günümüz… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kıyamet tellallığı aslında çok tavsiye edilen bir şey değil, insan evladının varoluşsal kaygılarını sürekli dürtüp kendisine gelmesini söylemek bir tür Çin işkencesi gibi gözükebilir, yapanı da pek sevdirmez. Öte yandan Machiavelli’den beri bildiğimiz bir şey, insanlar korkmazlarsa harekete geçmiyorlar. O yüzden de korku kendisini satıyor siyaseten. Belki de bu yüzden kıyamet tellallığı yapmak yararlı da oluyor, tarihsel olarak kayda değer bütün reformlar yöneticiler ve halk korktuğu zaman gerçekleştirilmiş. Sadece halkın korkması yetmiyor, o zaman başa Hitlervari yöneticiler geçiyor, o başka. Geçen hafta yine bu platformda yayınlanan bir <a href="https://yeniarayis.com/pelincengiz/ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-81-ilin-36si-yuksek-iklim-riski-altinda/">yazı</a> ülkemizdeki 81 ilin 36’sının “yüksek iklim riski” altında kaldığına dikkatimizi çekti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Duygu Bütün’ün 2022 yılı sonbaharında tamamlanan doktora tezinin bulguları sıcak hava dalgası, kuraklık, orman yangını ve sel tehlikesine maruz kalma riski açısından hiçbir ilimizin geride kalmadığını bize gösteriyor. En başı belada olan illerimizse ülkemizin güneyi ve güneydoğusunda yer alıyor. İstanbul, Ankara, Kayseri ve Gaziantep gibi metropollerimiz de sıcak hava dalgası riskine maruzlar. Doktora tezinin tamamına <a href="https://open.metu.edu.tr/handle/11511/99404">buradan</a> erişebiliyoruz, okudukça “panikleten” bir eser, faydalı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Milyonlarca kişi bu risklerle beraber yaşıyor, ama sistematik bir tedbir arayışı var mı, yok.&nbsp; Yerel seçimlerde adaylarımızın vaatlerini sistematik olarak inceleyen bir çalışma henüz yapılmadı ama şöyle bir göz attığımızda İstanbul’un şanslı olduğunu söyleyebiliriz, hem İmamoğlu’nun hem de Kurum’un vaatleri arasında yeşile bol bol yer verilmiş. Hem de sadece park-bahçe yapmaktan bahsetmiyorlar, karbon nötr bir İstanbul vaadi bile bulunuyor, hayırlı bir şey. Tabii gündemimizde deprem ve konut yapımı kadar yer almıyor bu vaatler, bu da bizim kusurumuz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Öte yandan iklim riskine en fazla maruz kalan şehirlerimizden olan Gaziantep’te çevreyle ilgili meseleler geride kalmış, adaylar daha çok yol ve asfalt işiyle ilgileniyor gibi gözüküyorlar. Hemen komşusu Şanlıurfa’daysa kentsel dönüşüm bol bol zikredilmiş ancak iklim meseleleri park yapımıyla sınırlı kalmış. Oysa iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek yerler buraları, sıcaklık artışıyla tarım yapılamaz hale geldiğinde gastronomi turizminden medet ummak çok yanlış olur.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Parti seçim bildirgelerini karşılaştırmalı olarak analiz etmemizi sağlayan Manifesto Project internet sitesi en “çevreci” partinin HDP olduğunu bununla birlikte AKP ve CHP’nin çevrecilik skorlarının eşit olduğunu gösteriyor bize.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>SEÇİM BİLDİRGELERİNDE ‘ÇEVRE’</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülke bu meseleye ne kadar önem veriyor ki bir gariban belediye başkanı akıntıya karşı kürek çeksin diyeceksiniz, haklısınız. Parti seçim bildirgelerini karşılaştırmalı olarak analiz etmemizi sağlayan Manifesto Project internet sitesi en “çevreci” partinin HDP olduğunu bununla birlikte AKP ve CHP’nin çevrecilik skorlarının eşit olduğunu gösteriyor bize. Başka ülkelerde durum ne diye baktığımızda da “ileri” ülkeleri bir kenara bırakırsak komşu Yunanistan ve Bulgaristan’da da çevre meselelerinin çok da ön plana çıkmadığını görüyoruz, oysa bu ülkeler iklim krizinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında. 2023 seçim bildirgelerini de şöyle bir okuduğunuzda “umursamazlığımızın” ne derece olduğunu göreceksiniz… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elitlerimizin iklimle ilişkili riskleri ne kadar “sallamadıklarının” bir başka göstergesi de risk algıları. Dünya Ekonomik Forumu’nun düzenli olarak yayınladığı bir “Küresel Riskler” raporu var. 2023 yılı raporunda iklim değişikliğiyle mücadelede başarısız olunması, doğal felaketler ve aşırı hava olayları, biyoçeşitliliğin azalması ve ekosistemin çökmesi gibi riskler uzun vadedeki en önemli riskler olarak sıralanmış. Kısa vadeli risklerde hayat pahalılığı birinci sırada gelmiş ama ilk dörtte iki tane iklimle ilgili risk gelmiş, beşinci sıradaysa bizim kadim hastalığımız kutuplaşma bulunuyor. Aynı kurumun 2024 yılı raporunda uzun vadeli risklerin önde gelenleri iklimle doğrudan ilişkili -bir de bilgi düzensizlikleri- kısa vadede bilgi düzensizlikleri birinci sıradayken aşırı hava olayları ikinci sırada yer alıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özetle, dünya “elitlerinin” gözünde iklim değişikliği en önemli risk kaynağı olmaya devam ediyor. Bu çalışmanın bir ayağı ülkemizde de yürütülüyor, tabii halka sormuyorlar da şirket yöneticilerine soruyorlar, TÜSİAD sorumlu gözüküyor Türkiye’den. 2023’te birinci sırada enflasyon, ikinci sırada işsizlik ve üçüncü sırada savaşlar bulunuyormuş. 2024’te sıralama şöyle olmuş: ekonomik yavaşlama, göç, gelir/servet eşitsizliği, toplumsal barış ve sansür. Tamam, ülkemiz nevi şahsına münhasır bir ülke ancak küresel risklerden bu kadar azade olduğunu düşünmek, sanırım kayda değer bir miyopluk olsa gerek.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Anketlere baksanız vatandaşımız iklim krizi konusunda hem farkındalık sahibi hem de eyleme geçmeye hazır. OECD’nin 2022 tarihli bir </strong><a href="https://www.oecd.org/climate-change/international-attitudes-toward-climate-policies/"><strong>çalışmasına</strong></a><strong> göre ülkemizdekilerin %90’ından fazlası iklim krizinin önemli bir sorun olduğu ve hükümetin harekete geçmesi gerektiği görüşüne katılıyor.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>VATANDAŞ FARKINDALIK SAHİBİ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Anketlere baksanız vatandaşımız iklim krizi konusunda hem farkındalık sahibi hem de eyleme geçmeye hazır. OECD’nin 2022 tarihli bir <a href="https://www.oecd.org/climate-change/international-attitudes-toward-climate-policies/">çalışmasına</a> göre ülkemizdekilerin %90’ından fazlası iklim krizinin önemli bir sorun olduğu ve hükümetin harekete geçmesi gerektiği görüşüne katılıyor. Elektrikli araç kullanmak ya da karbon vergisi verme konusunda en hevesli seçmenlere sahibiz ve fakat konu et tüketimi azaltmak ya da evi daha az ısıtmak olduğunda hevesimiz kaçıyor. İklim meselelerindeki anket yanıtlarının niyet beyanı olduğuna dair kayda değer şüphe uyandıracak başka sonuçlar da mevcut ancak seçime üç gün kala anketlere olan inancı azaltmayalım. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diyelim kürenin ve dolayısıyla ülkenin karşı karşıya olduğu bu riski ciddiye alacak siyasetçiler çıktı, gündemlerinin de birinci sırasına koydular. Marjinalleşme olasılığı yüksek “yeşil” hareketlerden bahsetmiyorum, ana akım partilerden biri bunu yaptı ve bütün ajandasını geleceğimizi kurtarmak üzerine kurdu, tabii yapmamız gereken fedakarlıklardan da bahsetmekten geri kalmadı. Daha az uçağa binmek ya da et tüketimini azaltmanın ötesinde tedbirler söz konusu, ekonomik büyümeden vazgeçmek daha fazla işsizliğe razı olmak, daha pahalı inşaatlar yapmak -ve hatta yapamamak-. Sizce bu siyasi teveccüh görür mü? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Seçim kazanabilir mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yüzyıllarca süren “geri kalmışlığımızın” ve muasır medeniyetleri yakalama acelemizin motive ettiği siyasal zihin haritamızda “küçülmek” bir yer tutuyor mu? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Yahu, ülkenin yarısında okullar tahtayla kağıtla ısıtılıyor, ne küçülmesi?” derseniz, haksız değilsiniz. Şimdi küçülmeye, bırakın durmaya karar versek fakirimiz daha fakir olur, zengine bir şey olmaz. Tıpkı diğer ülkeler gibi öyle doyumsuz bir iştahla yağmaladığımız bütün kaynakları yerine koymamız mümkün değil, durduğumuz zaman da yapanın yanına kar kalır algısı var. Bir ülkede “eğitim mi sınıf atlatır, yoksa orman arazilerine konulmuş gecekondulara imar affı getirilmesi mi” sorusuna verilen yanıt belliyse, kimseden fedakârlık yapıp yoksulluğunu uzatmasını ya da yükselme hırsına gem vurmasını bekleyemeyiz, aşırı iyimserlik olur. O zaman kendi kuyruğunu ısıran yılan durumuna düşüyoruz, açgözlülüğümüzün bizi getirdiği “kıyamet” noktasından açgözlülüğümüz nedeniyle çıkamıyoruz, kısır bir döngü içerisinde o güne doğru yuvarlanıyoruz. Başımıza ne felaket geldiyse ve geliyorsa bir noktasında mutlaka bu tatminsizliğimiz ve açgözlülüğümüz bulunuyor, şaşırtmıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">On binlerin canına mal olan depremlerde de, İliç’teki felakette de, yarın başımıza gelecek herhangi bir felakette de bu zihin haritamızın izini mutlaka görüyoruz. Eski bir söz, “süt neyse kaymağı da odur” der, bizim sütümüz çok ekşimiş; kaymaktan hayır beklemek safdillik olur.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Mar 2024 21:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/dunya.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekolojik kaygılı adaylar aranıyor: 81 ilin 36&#039;sı yüksek iklim riski altında</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-81-ilin-36si-yuksek-iklim-riski-altinda-2715</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-81-ilin-36si-yuksek-iklim-riski-altinda-2715</guid>
                <description><![CDATA[Ekolojik kaygılı adaylar aranıyor: 81 ilin 36'sı yüksek iklim riski altında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Amasya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Dr. Duygu Bütün tarafından gerçekleştirilen bir çalışma, Türkiye’nin 81 kentinin iklim risk haritasını ortaya koyuyor. </strong></span><strong><span style="font-size: 18px;">81 ilin üçte birinden fazlası “yüksek” veya “çok yüksek” iklim riski altında.</span>
</strong>

<strong> </strong>31 Mart seçimleri için son düzlükteyiz, belli ki 1 Nisan sabahına yine çok farklı uyanmayacağız ancak yerel yönetimlere aday olanlar için bazı önemli noktaları tekrar tekrar hatırlatmak gerekiyor.

Türkiye’nin ekonomik, siyasal, sosyal, toplumsal sorunları farklı ve çok boyutlu.

Temel demokratik değerleri tam oturmamış, hak ve özgürlüklerin sürekli ve sistematik şekilde askıya alındığı, medyanın baskılandığı, hukukun işletilemediği ülkelerde hep bir sorunlar yumağıyla boğuşuluyor ve bir seçim günüyle her şeyin değişebileceğine inanmak herkesin işine geliyor.

Umutlu olmak elbette herkesin hakkı ancak gerçeklerden kaçış yok. Giderek daha da yaşamsal hale gelen çevre mücadelesi, iklim kriziyle ilgili yapılması gerekenler, alınması gereken önlemler ve eylem planları hiçbir zaman siyasetin temel sorun alanlarından biri olamıyor.
<blockquote><em><strong>Çevreyle ilgili konulardan ve yaratılan çevre tahribatlarının olumsuz etkilerinden kimse muaf değil. Dolayısıyla çevre koruma üzerine politika üretmek sadece seçimlerde hatırlanacak kadar hafif bir konu olmamalı.</strong></em></blockquote>
<strong> <img class="alignnone size-full wp-image-105389" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/Ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-grafik-1.jpeg" alt="" width="1600" height="1011" /></strong>

<strong>ÇEVRE TAHRİBATLARININ ETKİLERİNDEN KİMSE MUAF DEĞİL</strong>

Asıl mesele sadece seçime giderken değil, seçim sonrasında da çevreyle ilgili politikalar üretmek ve bunları gündemde tutmak siyasi partiler için kritik bir mesele.

Çevreyle ilgili konulardan ve yaratılan çevre tahribatlarının olumsuz etkilerinden kimse muaf değil. Dolayısıyla çevre koruma üzerine politika üretmek sadece seçimlerde hatırlanacak kadar hafif bir konu olmamalı.

Elbette Türkiye gibi aşırı merkeziyetçi ülkelerde yerel yönetimlerin karar alma ve uygulama mekanizmaları çokça akamete uğruyor, ancak Türkiye’nin iklim krizine bağlı riskler konusunda hassas ve kırılgan bir coğrafyada bulunduğunu tüm karar vericilere hatırlatmak gerekli.

İklim krizi, insanların, içinde yaşadıkları yerleşimlerin ve ekosistemlerin zarar görebilirliğini orantısız şekilde tehdit etmesi ve mevcut riskleri artırması dolayısıyla, her ölçekteki yerleşimler için giderek daha önemli bir sorun haline geliyor.

Bu risklere hazır olabilmek için, her şeyden önce, hangi illerin daha büyük risk altında olduğunu ve mevcut planların bu riskleri ne ölçüde dikkate aldığını tespit etmek gerekiyor.

Bu doğrultuda, bir doktora tezinde, Türkiye’de 81 ilin iklim riskleri ve zarar görebilirlikleri değerlendirildi. Amasya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Dr. Duygu Bütün tarafından gerçekleştirilen bir çalışma, Türkiye’nin 81 kentinin iklim risk haritasını ortaya koyuyor.

Çalışmada dikkat çekici birkaç tespiti maddeler halinde sıralayalım:
<blockquote><em><strong>Türkiye’de hassasiyetin yüksek, uyum kapasitesinin düşük olması nedeniyle kentlerin yüzde 28’i sıcak hava dalgaları konusunda “yüksek” ve “çok yüksek” zarar görebilirlik seviyesine sahip.</strong></em></blockquote>
<img class="alignnone size-full wp-image-105390" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/Ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-grafik-2.jpeg" alt="" width="1600" height="1130" />

<strong> </strong><strong>SICAKLIKLAR ÜLKENİN TAMAMINDA YÜKSELİYOR</strong>
<ul>
 <li>Sıcaklıklar Türkiye’nin tamamında yükseliyor. 81 ilin üçte birinden fazlası yani yüzde 36’sı “yüksek” veya “çok yüksek” iklim riski altında.</li>
 <li>Türkiye’de hassasiyetin yüksek, uyum kapasitesinin düşük olması nedeniyle kentlerin yüzde 28’i sıcak hava dalgaları konusunda “yüksek” ve “çok yüksek” zarar görebilirlik seviyesine sahip.</li>
 <li>En yüksek risk altında olduğu tespit edilen iller, kuzeyde Amasya ve Tokat, güneyde Mersin ve Kahramanmaraş, İç Anadolu’da Kayseri ve doğuda ise Muş ile Ağrı olarak tespit edildi.</li>
 <li>81 ilin 77’sinde, hem ortalama sıcaklıklar hem de en yüksek sıcaklıklar artıyor. Sıcak günlerin sayısının ise tam 79 ilde artışta olduğu görüldü.</li>
 <li>Özellikle kıyı illeri olmak üzere 58 ilde, tropik gecelerde de artış görülüyor. Bu izleğin önemli bir sebebi, Akdeniz kıyılarında kaydedilen tropik gecelerdeki artış. Mersin, hem ortalama ve en yüksek sıcaklıklar, hem de sıcaklıkların 30 dereceyi aştığı sıcak günler konusunda öne çıkıyor.</li>
 <li>Yağışlar söz konusu olduğunda ise tüm ülkeyi etkileyen bir artıştan söz etmek mümkün değilse de, çoğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan 10 il için durum farklı. Yine çoğunluğu Karadeniz’de yer alan 17 ilde, şiddetli yağışların yaşandığı gün sayısında da artış var.</li>
 <li>Tarımsal üretimin yoğun olduğu 30 kent, “yüksek” ve “çok yüksek” kuraklık riski altında. Türkiye’de Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (UICN) Kırmızı Listesi’nde yer alan tehdit altındaki türlerin 46’sı da bu 30 şehirde bulunuyor.</li>
 <li>Orman yangınlarına maruz kalma, en fazla kıyı şeridinde yer alan illerde olsa da şehirlerin üçte biri “yüksek veya “çok yüksek” risk altında.</li>
 <li>Sel riski, özellikle kuzey illerinde yüksek. Giresun, Trabzon ve Rize başta olmak üzere 25 şehir, “yüksek” veya “çok yüksek” sel riski altında. Taşkın riski altında 855 binden fazla nüfus, bir havalimanı, 11 enerji santrali ve 273 hastane var.</li>
</ul>
Çalışmanın en temel tespitlerinden biri hiç şüphesiz sıcaklıkların Türkiye’nin neredeyse tamamında yükseldiğini ortaya koyması.

Çalışmanın sıcak hava dalgalarına dair incelemesi, Türkiye’nin özellikle iç kesimleri ile güneyindeki illerin yüksek risk altında olduğunu ortaya koyuyor.

<strong>İstanbul, Ankara, Kayseri ve Gaziantep ise çok yüksek sıcak hava dalgası riskine sahip d</strong><strong>ö</strong><strong>rt il olarak </strong><strong>ö</strong><strong>ne çıkıyor. </strong>

Bu dört il, 21 milyonu aşan nüfus büyüklüğünün yanı sıra, iklim değişikliğine karşı özellikle “hassas” olan çocuk ve yaşlı nüfusunun, düşük gelir gruplarının ve geçici koruma statüsü altındaki nüfusun yoğunlaştığı alanlar olarak da öne çıkıyor.

<strong>Mersin, sıcak hava dalgalarının yaşanma tehlikesinin en yüksek olduğu il iken, Şırnak ve Şanlıurfa en zarar g</strong><strong>ö</strong><strong>rebilir iller olarak </strong><strong>ö</strong><strong>ne çıkıyor. </strong>

<strong>İstanbul ise sıcak hava dalgalarına maruziyetin en yüksek olduğu il. </strong>

Bu önemli sorun alanlarına ilişkin bu kentlerin yönetimlerine talip olanlardan herhangi bir vaat, öneri, tedbir duyuyor muyuz? Sorunun cevabını hepimiz biliyoruz.

Daha ziyade sosyoekonomik bir kavram olan “zarar görebilirlik” ise sistemin olumsuz olarak etkilenme eğilimini ifade ediyor. Sistemin iklime bağlı tehlikelere karşı “hassas” durumda olması ve uyum kapasitesinin düşük olması, sistemi zarar görebilir hale getiriyor.

Hassasiyet, insanların, yerleşim yerlerinin, ekosistemlerin ve türlerin, iklim değişikliğinden ne ölçüde olumsuz etkilendiğini ifade ediyor. Bu çerçevede, sistemleri hassas hale getiren zayıf yönlere odaklanılıyor.

Mesela Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak gibi illerin ‘‘hassas’’ olarak tarif edilmelerinin nedeni, yüksek yoksulluk seviyeleri, işsizlik, yüksek yaş bağımlılık oranı ve artan yapılaşma.
Uyum kapasitesi ise iklim değişikliğinin sebep olabileceği potansiyel zararlara karşı uyum sağlama veya bu zararların sonuçları ile başa çıkma yeteneklerini ifade ediyor.

Uyum kapasitesi düşük iller, çoğunlukla ülkenin doğusunda ve güneydoğusunda yer alıyor. Bu şehirlerde sivil katılımın, öğrenim düzeyi ile gelir düzeyinin ve sağlık hizmetlerine erişimin düşük olması, ayrıca kentsel yeşil alanların sınırlılığı öne çıkıyor.

Hassasiyetin yüksek, uyum kapasitesinin ise düşük olması nedeniyle, Türkiye illerinin yüzde 28’i, sıcak hava dalgaları söz konusunda olduğunda “yüksek” veya “çok yüksek” zarar görebilirlik seviyesine sahip.

Bu da, artan sıcak dalgalarının sebep olabileceği üretim kayıpları, altyapı zararları, su kalitesi ve ürün veriminde azalma gibi sorunların yanı sıra su talebinin, orman yangınlarının ve sıcakla ilişkili hastalıkların ve ölümlerin sayısında artış gibi sorunlarla da karşı karşıya kalınabilir.

81 ilin 30’u, “yüksek” veya “çok yüksek” kuraklık riski altında. Bu illerde kırsal nüfus ekonomik olarak, kentsel nüfus ise gıdaya erişim anlamında tarımsal üretime bağımlı.

Yüksek kuraklık risk seviyeleri, kırsal alanlardaki yoksulların refahını tehdit ediyor. Bu nedenle, özellikle su, tarım, ormancılık ve biyoçeşitlilik gibi alanlara odaklanan ve kırsal bağlamı dikkate alan kuraklık uyum politikalarına ihtiyaç var.
<blockquote><em><strong>Kuraklık tehlikesinin en yüksek olduğu iller Mersin ve Muğla iken, maruziyetin en yüksek olduğu il ise Konya. Batman ve Şırnak ise kuraklık karşısında zarar görebilirliği en yüksek iller olarak tespit edildi.</strong></em></blockquote>
<img class="alignnone size-full wp-image-105391" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/03/Ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-grafik-3.jpeg" alt="" width="1600" height="1158" />

<strong>KURAKLIK RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA OLAN İLLER</strong>

Kuraklık riskiyle karşı karşıya olan illerin çoğu, ülkenin kuzey ve güneybatısında ve İç Anadolu’da yer alıyor.

<strong> </strong><strong>Kuraklık tehlikesinin en yüksek olduğu iller Mersin ve Muğla iken, maruziyetin en yüksek olduğu il ise Konya. Batman ve Şırnak ise kuraklık karşısında zarar g</strong><strong>ö</strong><strong>rebilirliği en yüksek iller olarak tespit edildi. </strong>

Ancak zarar görebilirlik yalnızca iki şehre özgü bir durum değil. Çalışmaya göre, Türkiye’de kuraklığa uyum kapasitesi çok yüksek olan yalnızca dört il bulunuyor.

Buna karşın, illerin yarısından fazlasının uyum kapasitesi düşük veya çok düşük olarak sınıflandırılıyor. Dolayısıyla, özellikle uyum kapasitesi düşük olan güneydoğu illerinin kuraklık karşısında zarar görebilirliği oldukça yüksek.

<strong>Orman yangını tehlikesinin en yüksek olduğ</strong><strong>u il Mersin </strong><strong>olurken, Antalya ve Muğla ise en yüksek orman yangını maruziyeti ile zirvede yer alıyor. Özellikle kıyı şeritlerinde yer alan illerde maruziyetin daha fazla olduğ</strong><strong>u g</strong><strong>ö</strong><strong>rülüyor. Zarar g</strong><strong>ö</strong><strong>rebilirliğin en yüksek olduğu şehir ise Şırnak.</strong>

Orman yangını riski söz konusu olduğunda Türkiye illerinin üçte birinin yüksek veya çok yüksek risk altında olduğunu vurgulamak önemli. Bu iller, 3 milyona yakın orman köyü nüfusuna sahip.

Son yıllarda Türkiye’de gerçekleşen orman yangınları düşünüldüğünde, orman yangınlarının sadece orman köylerini değil, özellikle ülkenin kıyı bölgelerinde ormanlarla giderek daha fazla iç içe geçen kentsel alanları da tehdit ettiği görülüyor.

Bu durum, orman yangınlarının toplum sağlığına, ekosistemlerin işleyişine, orman yapısına, gıda güvenliğine ve doğal kaynaklar temelli geçim kaynaklarına doğrudan etkileri dikkate alındığında, daha da kritik hale geliyor.

<strong>S</strong><strong>el riski, </strong><strong>ö</strong><strong>zellikle ülkenin kuzey illerinde </strong><strong>y</strong><strong>üksek. Giresun, Trabzon ve Rize başta olmak üzere 25 şehir “yüksek” veya “çok yüksek” </strong><strong>sel riski alt</strong><strong>ında bulunuyor.</strong><strong>
</strong>
Bu illerde 855 binden fazla insan, doğrudan taşkına maruz kalabilecek alanlarda yaşıyor. Aynı zamanda bir havalimanı, 11 enerji santrali ve 273 hastane dahil olmak üzere birçok kritik altyapı yatırımı da taşkın riski altında.

Yaşanacak bir selde bu kritik altyapıların zarar görmesi büyük aksaklıklara sebep olabilir ve selin etkisinin de katlanmasına yol açabilir.
29 ilde sele maruziyetin, 27 ilde ise sele karşı hassasiyetin “yüksek” veya “çok yüksek” olduğu tespit edildi. Bu illerin hassas kabul edilmelerinin nedeni, düşük konut kalitesi, yoksulluk ve yaş bağımlılık oranlarının yüksekliği olarak belirtiliyor.
Sel kontrol tesislerinin, sele maruz alanların büyüklüğüne oranla, gelişmemiş olduğu, kentsel yeşil alanların yaygınlaşmadığı, ulaşım sistemine ve hastanelere erişilebilirliği düşük olan Şırnak, Hakkari ve Ağrı illeri, sele uyum kapasitesi en düşük iller.

Türkiye genelinde hem hassasiyetin yüksek hem de uyum kapasitesinin düşük olması dolayısıyla, illerin yüzde 40’ının sel karşısındaki zarar görebilirliği “yüksek” veya “çok yüksek” olarak tespit ediliyor.

Peki, ne yapmalı?

<strong>İklim riski yüksek iller </strong><strong>ö</strong><strong>nceliklendirilmeli. </strong>

Mevcut ve beklenen riskleri yönetmek, maruziyeti ve zarar görebilirliği azaltmak konusunda riskli illeri önceliklendirmek anlamlı.

Bu doğrultuda insanların ve doğal sistemlerin iklim risklerine maruziyetini azaltacak adımlar atmak önem taşıyor. Örneğin taşkın sınırı içinde yer alan insan nüfusunu ve mekansal gelişimi sınırlamak önemli. Tehlikenin beklendiği alanlarda maruz kalacak bir sisteme yer vermemek, riski azaltıyor.

<strong>Şehirlerin uyum kapasitesi artırılmalı.</strong>

İllerin riskler karşısındaki zarar görebilirliklerini azaltmak, hassasiyetlerini azaltmayı ve uyum kapasitelerini artırmayı gerektiriyor. Bir sistemin ekonomik, sosyal, çevresel, kurumsal ve kültürel dinamiklerindeki bozulmalar, zarar görebilirliği de artırıyor.

Yoksulluk, arazi bozulumu, hatalı kentsel planlama, kırsal geçim kaynaklarının doğal kaynaklara dayalı olması gibi unsurlar, uyum kapasitesini de düşük kılıyor.

Doğal sistemlerin zarar görebilirliği için ise doğal sistemler üzerindeki baskıların azaltılması, habitatların korunup genişletilmesi, doğal alanlar arasındaki bağlantıların ve bölgesel heterojenliğin artırılması, öne çıkan önlemler arasında.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 21:50:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Antakya, Teksas’a döndü: Tüm insan hakları ihlal edildi</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/antakya-teksasa-dondu-tum-insan-haklari-ihlal-edildi-2496</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/antakya-teksasa-dondu-tum-insan-haklari-ihlal-edildi-2496</guid>
                <description><![CDATA[Antakya, Teksas’a döndü: Tüm insan hakları ihlal edildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Hatay’a hiç sahip çıkılmadığı gerçeği ortadayken, en temel insan haklarından mahrum bırakılmış, altyapısı kalmamış, Cumhurbaşkanı tarafından açıkça tehdit edilmiş, geride kalan doğal ve kültürel varklıkları yok edilen bir kentin bu seçimdeki kararı yakından izlenecek.</strong>

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Şubat depreminin yıldönümünde Hatay’da yaptığı konuşmada, “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı” sözleri epey tepki çekmiş, itiraf niteliğinde görülmüştü.

Birkaç gün önce Erdoğan’ın tam da bu sözlerini doğrulayan bir rapor yayınladı.

Depremin ardından birinci yıl değerlendirmesi yapmak ve yerel oluşumlarla görüşmek üzere Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu, büyük yıkıma uğrayan Hatay’da temaslarda bulundu, ardından Hatay ile ilgili önemli bir rapor hazırladı.

Anlatılanlar, devletin bir yıllık sürede kentte hiçbir şey yapmadığı yönünde. Zaten rapordaki tespitler de yine söylenenleri teyit eder nitelikte.

Bu rapor; bölgede çalışma ve analizler yapan ekolojistler tarafından depremden etkilenenlerin ve/veya dayanışma için bölgeye gidenlerin sözlerini, sahadaki tespitleri ve dayanışma önerilerini içeriyor.

Rapordaki en temel tespitleri aktaran İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Demet Parlar’ın şu ifadeleri çok önemli:

“Antakya koca bir şantiyeye dönüşmüş durumda. Kentten 300 bin kişi göç etti, merkezde kimsenin evi yok, insanlar hayata tutunmaya çalışıyor, gitmemek ve burada kalmak yönünde insanlar çok dirençli. Çok değerli bir varoluş savaşı veriliyor.

Ancak, geçen bir yılda inşaat amaçlı çalışmalar dışında yaşamı kolaylaştırmaya ve kentten gidenlerin geri dönüşünü sağlamaya yönelik hemen hiçbir çalışma yok.

Anayasal haklarımız olan sağlıklı bir çevrede yaşama, eğitim, ulaşım, barınma gibi temel ihtiyaçlara yönelik olarak hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimin çalışmaları çok yetersiz. Devlet, devlet olduğunu, yurttaş yurttaş olduğunu unutmuş durumda.

Barınma, eğitim, sağlık ve ulaşım gibi en temel hakların sağlanabileceği şartlar yok. En temel insan haklarının hepsi ihlal edilmiş durumda.”

Parlar, çok fazla hak ihlali olduğunu ve bunlardan en önde geleninin hangisi olduğunu seçmenin çok zor olduğunu belirterek, “Temel ihtiyaçlar yok, su ihtiyacı mı daha önemli yoksa insanın soğukta kalması mı, yetersiz gıda mesela… Soluduğunuz havanın, kirliliğin hem kısa hem uzun vadede ciddi bir hastalık riski taşıyan bir hastalığa dönüşmesi mi… Hangisi daha ciddi hak ihlali, ayırt etmek çok zor” diyor.
<blockquote><strong>‘İnsanların mülkiyet hakları rezerv alanlarla ihlal edilmiş durumda. Asbest ve toksik maddelerle ilgili tehlikeler sürüyor. Zeytinliklere, tarım alanlarına toplu konut projeleri yapılıyor. Zeytinliklerin üzerine enkazların döküldüğünü tespit ettik.’</strong></blockquote>
<h3><strong>ANTAKYA, TEKSAS’A DÖNDÜ</strong></h3>
Parlar’a kentteki ekolojik anlamda yaşanan sorunları sorduğumuzda şöyle yanıtladı:

“İnsanların mülkiyet hakları rezerv alanlarla ihlal edilmiş durumda. Asbest ve toksik maddelerle ilgili tehlikeler sürüyor. Zeytinliklere, tarım alanlarına toplu konut projeleri yapılıyor. Zeytinliklerin üzerine enkazların döküldüğünü tespit ettik.

Hassa’da 60 bin civarında zeytin ağacının kesildiği söyleniyor. Diğer yerlerle birlikte düşünüldüğünde 100 binleri buluyor. Burada 45 taş ocağı projesi için ruhsal verildi.

Narlıca’da vadideki büyük zeytinlik alana moloz döküldüğünü tespit ettik. Hassa-İskenderun arasına yapılacak tünel projesi için çok fazla zeytinlik kesilecek.

Yine Dikmece’de zeytinliklerin dibinde şantiye alanı var, inşaatlar sürüyor.

Ayrıca Samandağ’da vadiye molozlar dökülmüş durumda. Burası artık şehir değil, şantiye oldu diyor Antakyalılar. Yasalar, yönetmelikler açısında Antakya, Teksas’a dönmüş durumda. Devlet, devlet olduğunu unutmuş durumda. Biz de yurttaş olduğumuzu…”

Raporda Dikmece ile ilgili bölümde dikkat çekici bilgiler yer alıyor.

Geçen yıl Akbelen Ormanı’nda direniş sürerken, Dikmece’de yurttaşların tapulu arazilerinin, zeytinliklerinin el konularak kamulaştırıldığı haberinin gelmesi üzerine mücadele başlamış, yurttaşlara copla, gazla saldırılmıştı.

Rapora göre, Dikmece’deki tarım alanlarında inşaatlar artarak devam ediyor. Evlerin arasındaki zeytin ağaçları kırılıyor, götürülüyor. Bazı evler istimlak ediliyor. Kamulaştırma evleri de kapsıyor. Dikmeceliler, geçim kaynağı olan zeytinliklerinin yerlerine yükselen TOKİ konutlarının büyük yıkıma yol açacağından endişeleniyor.

Kamulaştırmalarda hiçbir şeffaflık yok, kamulaştırma alanları genişletirken köy halkına hiçbir bilgi verilmiyor. Köy halkı tek muhatap olarak jandarma ile karşı karşıya kalmak zorunda bırakılıyor. “Ya istimlakları kabul edersiniz ya da tüm taşınmazlarınız elinizden alınır, “ tehdidine maruz kalıyorlar.

Dikmeceliler’in acele kamulaştırma ile Hazine’ye devredilen tarlaları ve zeytinlikleri için açtıkları davada iki kez verilen yürütmeyi durdurma kararlarının kaldırılmasıyla TOKİ inşaatlarının yapımı büyük bir hızla sürüyor. Dava süreci, Dikmecelilerin hak arayışları devam ediyor.

Arap Alevi halklarının göçe zorlandığı gerekçesiyle AİHM'e doğrudan başvuru hakkı için aralarında Dikmecelilerin de olduğu 400 kişi AİHM'e toplu dilekçe verdi, dilekçe ile ilgili gelişmeler olumlu yönde ilerliyor.
<blockquote><strong>Yıkıntı atıkları ve döküm sahaları sayısı Hatay genelinde 38'e çıktı. Uzunbağ, Narlıca ve Samandağ Deniz Stadyumu moloz depolama alanlarında döküm ve ayrıştırma sürüyor. Depremin hemen sonrasında olduğu gibi halen ayrıştırma sadece demir ve diğer ticari metaller için yapılıyor.</strong></blockquote>
Kent genelinde bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hala çözüm bulunamamış, mücadelesi sürdürülen alanlar ise şöyle…
<ul>
 <li>Bölgede halen temiz suya erişim ciddi bir sorun, su varlıklarında hijyen sorunu var. Nehirden akan çamurlu su köye, temiz artezyen suları TOKİ'ye veriliyor.</li>
 <li>Ciddi oranda su sıkıntısı yaşanıyor. İçme suyu tankerle geliyor. Şebeke suyunun içilebilir olduğu beyan edildi ancak analizi yapılan su numunelerinin kirli oldukları belirlendi.</li>
 <li>Depremin ardından protestoların odağında olan ve yeniden aday gösterilmesiyle ilgili CHP’de tartışmalar yaşanan Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın yakınına ait olduğu iddia edilen bir tarlanın, kamulaştırılmasın diye konteyner alanına dönüştürüldüğü de yine raporda yer alan notlardan biri.</li>
 <li>Molozlarla mücadele başta olmak üzere kentte ekoloji faaliyetleri üzerinde ciddi baskı var. Bu nedenle Hatay Ekoloji Platformu’nun çalışmaları yavaşlamış.</li>
 <li>İstimlaklar ve rezerv alan ciddi sorunların başında geliyor.</li>
 <li>Yıkıntı atıkları ve döküm sahaları sayısı Hatay genelinde 38'e çıktı. Uzunbağ, Narlıca ve Samandağ Deniz Stadyumu moloz depolama alanlarında döküm ve ayrıştırma sürüyor. Depremin hemen sonrasında olduğu gibi halen ayrıştırma sadece demir ve diğer ticari metaller için yapılıyor. Asbest ve diğer kimyasallar için ayrıştırma yapılmıyor. Usulsüz enkaz kaldırma ve moloz depolamaya yönelik verilen suç duyuruları, usulsüz uygulama olmadığına dair bir kararla düşürüldü.</li>
 <li>Yönetmeliklere uygun yapılmayan enkaz kaldırma ve moloz döküm faaliyetleri nedeniyle solunum yetmezliğine bağlı hastalıklarda artış var ancak bunlar raporlara yansıtılmıyor.</li>
</ul>
Bu genel tabloya bakınca, 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçim Hatay için daha da kritikleşiyor.

Siyasi analiz açısından bakıldığında kent bir açık hava laboratuarı gibi adeta.

CHP Lütfü Savaş, AKP Mehmet Öntürk, İYİ Parti Nusret Cömert, Zafer Partisi Ömer Şakrak, Saadet-Gelecek Grubu Necmettin Çalışkan, Yeniden Refah Partisi Nuri Parlak ve Türkiye İşçi Partisi Gökhan Zan isimleriyle oy pusulasında yer alacak.

Hatay’a hiç sahip çıkılmadığı gerçeği ortadayken, en temel insan haklarından mahrum bırakılmış, altyapısı kalmamış, Cumhurbaşkanı tarafından açıkça tehdit edilmiş, geride kalan doğal ve kültürel varlıkları yok edilen bir kentin bu seçimdeki kararı yakından izlenecek.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Feb 2024 21:50:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img-2.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>6 Şubat sonrası deprem illerinde 210 maden için ÇED süreci başladı</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/6-subat-sonrasi-deprem-illerinde-210-maden-icin-ced-sureci-basladi-2434</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/6-subat-sonrasi-deprem-illerinde-210-maden-icin-ced-sureci-basladi-2434</guid>
                <description><![CDATA[6 Şubat sonrası deprem illerinde 210 maden için ÇED süreci başladı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>1993-2023 yılları arasında “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen proje sayısı 77 bin 434’dür. Bu projelerin yarısı madencilik sektöründedir. Türkiye’de dağlar taş ve mermer ocaklarıyla delik deşik edildi. Bu düzenleme ile daha da kolay yol alacaklar. O yüzden m</strong><strong>ücadele etmemiz gereken çok fazla alan, çok fazla yasa değişikliği, çok fazla mağduriyet var, kolektif bir pratikle, vicdanla ve dayanışma ağlarıyla yeni bir demokratik düzen alternatifi kurmak zorundayız.</strong>

AKP’nin 22 yıldır süregiden beton, asfalt, inşaat odaklı ekonomik uygulamaları ve bunların etrafında dönen rant, talan, gasp odaklı hesaplar bitmek bilmiyor.

Deprem bölgesi, Türkiye tipi kapitalizmin yeni iş kanalı hâline dönüştü, rant alanına çevrildi.

Hatta bu hesaplara her gün yenisi ekleniyor. “Su uyur, düşman uyumaz” misali iktidarın ve etrafında kenetlenen çelik çekirdek yandaş sermayenin radarında bir süredir deprem bölgesi var.

Diğer yandan, Erzincan İliç’te Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan facianın ardından Türkiye’deki yüzlerce maden projesi kamuoyunun radarına girdi.

Madenlerin yarattığı ekokırım ve emekkırım suçlarını maalesef Türkiye daha yeni yeni konuşmaya başladı.

Çok geç kalındı, hava, su, toprak bu kadar kirletilmeden, madenlerin çarkı emekçinin kanı üzerinde dönmeden önlenebilirdi, ancak zararın neresinde dönülürse kârdır diyerek, konuyu gündemde tutmaya, konuşmaya, tehlikelere dikkat çekmeye devam edelim.

<strong>Çünkü, tüm Türkiye coğrafyasında 2008-2023 yılları arasını kapsayan 15 yıllı</strong><strong>k d</strong><strong>ö</strong><strong>nemde 386 bin adet maden ruhsatı verildi. Bu şirketlere ayrı</strong><strong>cal</strong><strong>ıklar, teşvikler getirildi, vergi afları sunuldu.</strong>

<strong>Şimdi deprem gerçeği ile madencilik hırsının bir arada vücut bulduğu bir realite ile karşı karşıyayız. </strong>

<strong>Depremden etkilenen 11 ilde 210 adedi madencilik olmak üzere toplamda 497 proje için deprem sonrasında ÇED süreci başlatıldı.</strong>

<img class="alignnone size-full wp-image-104301" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/22CED-CEVRESEL-ETKI-DEGERLENDIRME-SURECI-BASLAYAN.png" alt="" width="2024" height="460" />

6 Şubat 2023’te meydana gelen ve 11 kenti etkileyen deprem sonrası pek çok acıyı geride bıraktık, hâlâ derin yaralar sarılmaya çalışılıyor, mağduriyetler giderilemiyor, en temel insan hakkı olan eğitim, sağlık, barınma ve ulaşım konularında bir arpa boyu yol gidilemiyor.

Ancak, sermayeye yeni rant alanları açmak dendiğinde deprem bölgesinde yüzlerce farklı projenin bir şekilde gündeme alındığını görüyoruz.

Türkiye’nin önde gelen ekoloji örgütleri 6 Şubat depreminin birinci yılında önemli bir çalışmaya imza atarak, saha deneyimleri ve gözlemleriyle il bazında bölgedeki sorunları ve neler yapılması gerektiğini ortaya koydu.

İklim Adaleti Koalisyonu ve Ekoloji Birliği’nin büyük emek vererek, en ince ayrıntısına kadar inceleyerek hazırladıkları çalışma, rant çarkının deprem sonrasında deprem illerinde nasıl işlediğini göstermesi açısından son derece çarpıcı.

Çalışmada, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın internet sitesinde 7 Şubat 2023 ile 31 Aralık 2023 arasında deprem bölgesi için il/ilçe bazlı yayınlanan duyurularda Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlayan projelerin detayları yer alıyor.
<blockquote><strong>Doğal alanları, kültürel mirasları, zeytinlikleri, dağı taşı sermayenin kullanımına daha rahat sunabilmek için ayak bağı görülen yasal düzenlemeler bir bir süpürülerek temizlenmek isteniyor.</strong></blockquote>
Önemli sayısal verileri aktaralım:
<ul>
 <li>Depremden etkilenen 11 ilde (Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye, Şanlıurfa) toplamda 497 proje için deprem sonrasında ÇED süreci başlatıldı.</li>
 <li>Maden, hazır beton/çimento santralleri, petrol arama ve kum/çakıl ocakları gibi projelerde önemli artış göze çarpıyor. Özellikle Hatay’daki maden projelerinde yüzde 70, Urfa’da GES projelerinde yüzde 89 ve Diyarbakır'da petrol arama projelerinde yüzde 92’lik artış yaşandığı belirtiliyor.</li>
 <li>11 ilde toplam 210 maden projesi için ÇED süreci başlatılırken, maden projeleri için 61 adetle en fazla için başvurunun Maraş’ta olduğu görüldü.</li>
 <li>11 ilde 23 adedi Elazığ’da olmak üzere toplam 34 petrol projesi için süreç başlatıldı.</li>
 <li>Depremden önce bu illerde başlayan 22 toplu konut projesi varken, şu anda sadece Adana’da 1 toplu konut projesi olduğunun görülmesi, konut projelerinde ÇED süreçlerinin tamamen devreden çıkarılarak yağma zihniyetiyle yapıldığını gösterdi.</li>
 <li>Deprem sonrasında bu 11 ilde GES (Güneş Enerji Santrali) projelerindeki artış dikkat çekti. 59’u Urfa’da olmak üzere 177 GES projesi için ÇED süreci başlatıldı. Çevreciler, 11 ildeki artık kullanılmayan ve rehabilite edilmesi gerekirken rehabilite edilmeyen eski maden sahalarının GES projeleriyle donatıldığı görüşünde.</li>
 <li>12 adedi Maraş’ta olmak üzere toplam 42 çimento ve hazır beton projesi için de ÇED sürecinin başlatıldığı tespit edilenler arasında.</li>
 <li>Diğer proje başvurularına baktığımızda 9 adet kum ve çakıl ocağı, 22 RES ile 1 JES ve 1 HES projesine başvurulduğu görülüyor.</li>
</ul>
Bitti mi hayır bitmedi. Devam edelim…

Bu tablo sadece deprem bölgesindeki illeri içeriyor. Tüm Türkiye’yi düşündüğümüzde tablo çok daha devasa bir hâl alıyor.

Doğal alanları, kültürel mirasları, zeytinlikleri, dağı taşı sermayenin kullanımına daha rahat sunabilmek için ayak bağı görülen yasal düzenlemeler bir bir süpürülerek temizlenmek isteniyor.
<blockquote><strong>TBMM Başkanlığı’na 29 Ocak 2024 tarihinde sunulan “Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ilgili komisyonlarda görüşüldü, İliç’te yaşanan felaket sebebiyle TBMM’de görüşülmesi ertelendi ancak görüşülmesi an meselesi. </strong></blockquote>
Teklifin maddeleri incelendiğinde, esas amacın madencilik faaliyetlerini zorlaştıran bazı uygulamaların ortadan kaldırılması olduğu görülüyor. Hâlen dikensiz gül bahçesi olan uygulama alanının daha da pürüzsüz hâle getirilmesi isteniyor.

TBMM’nin internet sitesinde, “Teklif ile Maden Kanunu kapsamında uygulanan Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) raporlama sisteminin, IV. Grup maden işletme ruhsatları dışındakiler için gönüllülük esasına göre uygulanması….” ifadesi yer alıyor.

Bu değişiklik yasalaştığında I, II, III ve IV. sınıf madenler için daha önce zorunlu olan Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) koduna göre rapor hazırlama şartı zorunlu olmaktan çıkarılarak, gönüllü hale getiriliyor.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, konuyla ilgili açıklamasında, şu ifadeler yer alıyor:

“Bu değişikliğin altında yatan sebep, iktidar tarafından koşulsuz desteklenen inşaat sektörü için gereken taş, mermer gibi özellikle II. Grup madenlerin daha rahat çıkartılmasının sağlanmasının önünü açmaktır.

II-a Grubu madenler, küresel karbon salımlarının baş aktörlerinden olan inşaat sektörünü ayakta tutan madenlerdir. Bu grupta yer alan madenler hazır beton ve asfalt yapımında, çimento üretiminde yüzde 60 oranında ana hammadde olarak kullanılıyor.

1.sınıf madenler için ÇED süreçlerinde büyük kolaylık sağlanırken, “ÇED Gerekli Değildir” kararları ile işletme izni veriliyor.

1993-2023 yılları arasında “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen proje sayısı 77 bin 434’dür. Bu projelerin yarısı madencilik sektöründedir. Türkiye’de dağlar taş ve mermer ocaklarıyla delik deşik edildi. Bu düzenleme ile daha da kolay yol alacaklar.”

Mücadele etmemiz gereken çok fazla alan, çok fazla yasa değişikliği, çok fazla mağduriyet var, kolektif bir pratikle, vicdanla ve dayanışma ağlarıyla yeni bir demokratik düzen alternatifi kurmak zorundayız.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:40:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img-2.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maden oligarşisi: İliç’ten sonra Artvin’e SSR Mining zehiri</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/maden-oligarsisi-ilicten-sonra-artvine-ssr-mining-zehiri-2292</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/maden-oligarsisi-ilicten-sonra-artvine-ssr-mining-zehiri-2292</guid>
                <description><![CDATA[Maden oligarşisi: İliç’ten sonra Artvin’e SSR Mining zehiri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Yeş</strong><strong>il Artvin Derne</strong><strong>ği Başkanı </strong><strong>Nur Ne</strong><strong>şe Karahan, </strong><strong>“</strong><strong>Artvin</strong><strong>’</strong><strong>de Cerattepe</strong><strong>’</strong><strong>de Cengiz Holding</strong><strong>’</strong><strong>i ve Hod Köyü’nde SSR Mining</strong><strong>’</strong><strong>i frenlemeye çalışıyoruz. Yerel seçimlerde buraları kazanırlarsa artık fren tutmaz” diyor. </strong>

Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde liç yığın alanının kayması sonucu toprak altında kalan dokuz işçinin bulunmasına ilişkin bir arpa boyu yol alınamazken, bölgedeki çevresel riskler de bertaraf edilebilmiş değil.

Yaşanan facianın ardından şirketin çevre izinleri ve üretim lisansı iptal edilirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin çeşitli açılışlara katılmayı tercih ederek maden bölgesine dokuz gün sonra teşrif etmesi de meseleye yaklaşımı gösteriyor.

Facia tüm boyutlarıyla gözümüzün önünde dururken, madenci şirketin ortaklık yapısına ve Türkiye’de diğer projesine de mercek tutmakta fayda var. Zira, bu ortalık yapısı ve diğer projeler gelecekte bizleri nelerin beklediğinin habercisi.

Kamuoyunda bu aralar sıkça yer aldı ancak yine de şirketlerin ortaklık yapısını hatırlayalım.
<ul>
 <li>Anagold Madencilik, 2000 yılında kuruldu. Anagold Madencilik, faaliyetlerine yüzde 80 ortağı olan ABD-Kanada ortaklığındaki SSR Mining ve Çalık Holding şirketlerinden biri olan Lidya Madencilik ortaklığında devam ediyor.</li>
 <li>Lidya Madencilik, Çalık Holding’in Kanadalı Alacer Gold ile 2009 yılında işbirliğini gerçekleştirmesinden sonra 2010 yılında faaliyetlerine başlayan bir şirket olarak biliniyor.</li>
 <li>Kanada-Vancouver merkezli SSR Mining’in (<a href="https://www.ssrmining.com/operations/">https://www.ssrmining.com/operations/</a>) 2020 yılında satın aldığı ABD-Denver merkezli Alacer Gold üzerinden Çalık Holding ile birlikte ortak dört projesi daha bulunuyor.</li>
 <li>SSR Mining, Türkiye’deki altın arama ve üretim faaliyetlerini Alacer Gold üzerinden yürütürken, Çalık Grubu’na bağlı olan Lidya Madencilik Türkiye’deki diğer operasyonlarını (<a href="https://www.lidyamadencilik.com/portfoy">https://www.lidyamadencilik.com/portfoy</a>) Anagold Madencilik, Artmin Madencilik, Polimetal, Bakırtepe, Tunçpınar şirketleriyle gerçekleştiriyor.</li>
</ul>
30 yılı aşkın süredir Artvin’de Cerattepe’de önce Kanadalı İnmet Mining’e daha sonra Cengiz Holding’e karşı direnenler bir yandan da SSR Mining’in altın madenciliğine karşı mücadele veriyor.

Kanada-ABD ortaklığındaki SSR Mining, Çalık Holding bünyesindeki Artmin Madencilik üzerinden Artvin'deki altın-bakır cevherleşme projesi Hod Maden'in de sahibi.
<blockquote><strong>Ş</strong><strong>u anda </strong><strong>ş</strong><strong>irket, k</strong><strong>öy okuluna yerleşmiş durumda, yolları ve trafo merkezlerini inşa ediyor. Yukarı Maden ve Aşağı Maden köyleri tehdit altında. İlk ruhsatı 2015</strong><strong>’</strong><strong>te 1,93 hektar için “ÇED Gerekli Değildir” kararıyla aldılar. Daha sonra toplam proje alanı 8 bin 600 hektara çıkarıldı.</strong></blockquote>
SSR Mining’in (<a href="https://www.ssrmining.com/operations/development/hod-maden/">https://www.ssrmining.com/operations/development/hod-maden/</a>) sitesinde yer alan bilgilere göre, 8 Mayıs 2023’te Hod Maden Projesi'nin yüzde 40'a kadar hissesi ve operasyonel kontrolü Lidya Madencilik’ten SSR Mining tarafından satın alındı. Böylece, Artvin’deki projenin kontrolü ve çoğunluk hissesi SSR Mining’e geçmiş oldu.

Lidya Madencilik’in (<a href="https://www.lidyamadencilik.com/projeler/hod-maden">https://www.lidyamadencilik.com/projeler/hod-maden</a>) sitesinde yer alan bilgilere göre, 2018 yılında yayınlanan Ön Fizibilite Raporu yeraltı madencilik yöntemiyle 11 yıl maden ömür boyunca yüksek tenörlü altın içeren bakır konsantresi üretileceğini öngörüyor.

SSR Mining’in Hod Maden Projesi’yle ilgili, “yüksek getirili, kısa vadeli ve risksiz büyüme projesi” ifadelerinin yer alması epeyce manidar. Dünyanın maden oligarşilerinin Türkiye’nin doğasına, yaşam alanlarına, emekçilerine bakış açısını gayet net şekilde özetliyor.

Artvin’de uzun yıllardır insanüstü bir çabayla Cerattepe’de altın madenciliğinin yanı sıra diğer talan ve rant projelerine karşı mücadele veren Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan’a, Hod Maden ile ilgili son durumu sordum.

Karahan, “Artvin’de Cerattepe’de Cengiz Holding’i ve Hod Köyü’nde SSR Mining’i frenlemeye çalışıyoruz. Yerel seçimlerde buraları kazanırlarsa artık fren tutmaz” diyor.

Peki, Artvin’de şu sıralarda neler oluyor, Karahan’ın anlatımlarından aktaralım:

“Cerattepe’de şu anda tünel sistemiyle bakırı çıkarıyorlar. Altın yüzeyde olduğu için açık kazıya geçmek istiyorlar, bunun için turizm alanını daralttılar. Şehirle bağlantılı şekilde özellikle üst mahallelerde patlatmalar sebebiyle yüzeyde hareketlenmeler var, heyelan riski taşıyor. Turizm alanının daraltmasına ilişkin dava açtık, Danıştay yürütmeyi durdurma verdi, süreç bir üst mahkemede devam ediyor.
<blockquote><strong>Türkiye'nin emeği de doğası </strong><strong>da emperyalist </strong><strong>şirketler ve yerli işbirlikçileri eliyle yıllarca yağmalandı, daha da yağmalanmak isteniyor. </strong><strong>Ü</strong><strong>lke topraklarının yerli ve yabancı sermayeli maden şirketleri arasında paylaştırılması, emperyalist sermaye güçlerinin taleplerine göre yasal düzenlemeler, ayrıcalıklar ve teşvikler sunulması ciddi bir kaynak transferi ve mü</strong><strong>lks</strong><strong>üzleştirme stratejisinin temelinde yer alıyor.</strong></blockquote>
Hod’da ise durum şöyle: Burada ortadan bir nehir geçiyor, yanında Deriner Barajı var. Burada siyanürlü madencilik yapıldığında Deriner Barajı, Artvin, Borça, Karadeniz derken kirlilik uluslararası sulara taşınacak. Burası ekoloji açıdan çok zengin bir vadi ancak, şu ana kadar sıyırdıkları toprağı bu vadiye doldurdular.

Şu anda şirket, köy okuluna yerleşmiş durumda, yolları ve trafo merkezlerini inşa ediyor. Yukarı Maden ve Aşağı Maden köyleri tehdit altında. İlk ruhsatı 2015’te 1,93 hektar için “ÇED Gerekli Değildir” kararıyla aldılar. Daha sonra toplam proje alanı 8 bin 600 hektara çıkarıldı. 700 küsür araziyi kamulaştırmaya çalışıyorlar, bir kısmı sahipleri tarafından verildi, diğerlerinin davaları sürüyor.”

Türkiye'nin emeği de doğası da emperyalist şirketler ve yerli işbirlikçileri eliyle yıllarca yağmalandı, daha da yağmalanmak isteniyor.
<blockquote><strong>Ü</strong><strong>lke topraklarının yerli ve yabancı sermayeli maden şirketleri arasında paylaştırılması, emperyalist sermaye güçlerinin taleplerine göre yasal düzenlemeler, ayrıcalıklar ve teşvikler sunulması ciddi bir kaynak transferi ve mü</strong><strong>lks</strong><strong>üzleştirme stratejisinin temelinde yer alıyor.</strong></blockquote>
Buna ideolojiler üzeri bir yerden dayanışma ve birlik içinde “dur” demek zorundayız.

Erzincan’da çok içimiz yandı, Artvin’de aynı acıların yaşanmaması için zararın neresinden dönülürse tüm ülke için kârdır.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 21:45:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img-1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sen yanmasan, ben yanmasam…</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/sen-yanmasan-ben-yanmasam-2194</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/sen-yanmasan-ben-yanmasam-2194</guid>
                <description><![CDATA[Sen yanmasan, ben yanmasam…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Sen yanmasan, ben yanmasam, dağlar taşlar oyulmasa, zehirlenmesek, ölmesek, uyanamıyoruz ki kardeşim, 130 bin liraya satıyoruz hayatımızı, geleceğimizi. Yoksulluğun, aç gözlülüğün, cahilliğin gözü kör olsun</strong>

TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç yıllardır hazırladıkları raporun sonuçlarını televizyonda anlatıyor da kamuoyunun radarına giriyor: Türkiye’de altın var mı? Var. Ama 0,01 oranında altın için 1 ton dağ taş un ufak edilip siyanürle tarandığı zaman ancak bulunuyor.

Her şerde bir hayır vardır: Son kaza gözümüzü açmış olmalı. Az çok biliyorduk ama bu kadarını bilmiyorduk! Kamuoyunun gündeminde değildi. Birkaç vatansever çevreci gazetecinin haberleri, hatta kitapları kaç kişinin gözünü açmıştı ki? Zaten çevreciler her şeye karşıdır. Ülkenin yer altı zenginlikleri değerlendirilmeyecek mi? Maden aranması demek ne yazık ki küçük bir alan değil. Zeytin ağaçları kesiliyor. Meralar yok oluyor. Hayvancılık ölüyor. Cennet gibi dağlar, ovalar çölleşiyor, kuşlar bile uçamaz oluyor. Sular kirleniyor. Madencilik vahşi yöntemlerle yapılıyor, denetleyen yok. Ön denetimi ciddiye alan yok. Orada uzaklarda bir şeyler oluyor, şehirlinin haberi yok!
<h3><strong>ÇED RAPORU HİKÂYE!</strong></h3>
Şimdi İstanbul’a talip olan beyefendi, ülkeyi parsel parsel vermiş maden ruhsatı diye! 525 ÇED raporu süreci başlayınca 443’üne ÇED gerekli değil raporu verilmiş! 37’sine olumlu rapor verilirken sadece bir tek, bir tek rapor olumsuz çıkmış! Yani 443 artı 37 eder 480 madene rapor bile gerekli olmadan buyurun ne isterseniz yapın denmiş. Ne mi yapıyorlar? Koskoca dağları, taşları, ormanları yok ediyorlar: Evrensel gazetesinden Özlem Songül Ayanoğlu’nun haberinden.
<h3><strong>ALTIN ORANI ÇOK AZ</strong></h3>
TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç yıllardır hazırladıkları raporun sonuçlarını televizyonda anlatıyor da kamuoyunun radarına giriyor: Türkiye’de altın var mı? Var. Ama 0,01 oranında altın için 1 ton dağ taş un ufak edilip siyanürle tarandığı zaman ancak bulunuyor. Yani hani deniliyor ki kayan un ufak edilmiş ve siyanürle yıkanmış toprağı kaldırmak için 400 bin kamyonun çalışması lazım diye, yani imkânsız bir şey, o kadar kayanın altında 9 insanımız yatıyor ya, siyanürlü toprakla zehirlenmiş olarak, işte o topraktan çıka çıka bir gram altın ancak çıkmıştır. Yani kolunuzdaki bilezikten bile az!

Buna rağmen kâr ediyor şirket, çünkü aman dağ taş, toprak duruyor orada, kime ne deyip talan ettiklerine izin veriliyor ve bunun karşılığında şirket o dağları, kayaları, toprakları talan ediyor, suyumuzu, toprağımızı zehirliyor, endemik bitkilerden tutun da ormanlara, zeytin ağaçlarına, otlara, çiçeklere her şey yok ediliyor, ölüyor, zehirli havayı solumak istemeyen kuşlar bile göç ederken yollarını değiştiriyor, Kanada ve ABD’li şirket ancak o zaman kâr ediyor. Ve bu vahşi madencilik Afrika’da bile yasaklandığı, üstelik o ülkeyle paylaşılması gereken oran çok daha yüksek olduğu için Türkiye’deki bu çok az orana razı oluyorlar!
<blockquote><strong>Maden faciası gözümüzü açtı. Şimdi görüyoruz ki ülkemizin taşı toprağı, dağları, meraları, hatta tarım alanları, ormanlarına maden arama ruhsatları verilmiş. Ülkenin batısı, Ege’nin şehirlerinde neredeyse bu oran yüzde 90’lara kadar çıkıyor bir incelendiğinde! Ama tabii bunları birkaç çevreci biliyor uyarıyordu da onları da içeri tıkıyorlardı, biri serbest bırakıldığında can güvenliğim yok diye zor kaçtı ülkeden.</strong></blockquote>
<h3><strong>PEKİ TÜRK ŞİRKETLER?</strong></h3>
Ya biz? Bunca zarara karşın biz ne elde ediyoruz? Vallahi vergi borçlarını bile sildiğimize göre hemen hemen hiç kâr etmiyoruz. Biz kâr etmiyorsak, etmeyeceksek, siyasetçiler ve bürokratlar neden veriyor bu izinleri? Yüzde 1’lik kâr payı için mi? Herhalde değil. Resmi olarak kayda değer bir kâr yoksa demek ki resmi olmayan bir kâr var? Evet, <strong>Murat Kurum vermiş bütün bu izinleri, ülkeyi parsel parsel o dağıtmış. Mümkün bu sizce de? Murat Kurum, siyasetçi bile değil. Bürokrat. Ona ver denilmeden, yap denilmeden yapabilir mi bu kadar büyük talanı? Asla.</strong> Zaten 25 yıllık iktidarda gördük ki her karar yukarıdan tek kişiden çıkar. Bakanlar sadece emirleri uygular.

<strong>Anagold ABD ve Kanada Şirketi. Ama ortakları arasında bir de Türk şirketi var. Çalık. Yani Başkanın damadının yönetim kurulu başkanı olduğu şirket. Şimdi anlaşıldı mı neden parsel parsel dağlar ovalarda izin veriliyor maden aramasına, ÇED raporları neden bu kadar rahat çıkıyor, vergi borçları neden siliniyor ve şimdi 9 işçinin cansız bedeni siyanürlü toprak altında çürürken hazırlanan raporda sorumluluk neden şirkette değil de sadece üç beş şirket yöneticisi suçlu bulunuyor.</strong> Bu izinler, bu göz yummalar, bu suçlu saymamalar, bilerek yapılıyor, birileri herhalde kâr ediyor. Ülke yararını düşünmesinler bile kendi yararlarını düşünüyorlardır herhalde, o kadar da bedavaya gitmiyordur bu ülkenin taşı toprağı, havası!
<blockquote><strong>Onun için diyorum, her şerde bir hayır var; dokuz işçimiz can verdi tonlarca toprağın altında kalarak ama bizim gözümüz açıldı, kulak kabarttık, duyduk, dinledik ve dehşete kapıldık! Yarın ekmek bile yiyemeyiz, tarımı bitirmişler, hayvancılığı bitirmişler, canımıza okumuşlar, kazma kürek kazıyorlar dağları.</strong></blockquote>
<h3><strong>KÖYLÜ PARAYI ALIP SUSMUŞ</strong></h3>
Maden faciası gözümüzü açtı. Şimdi görüyoruz ki ülkemizin taşı toprağı, dağları, meraları, hatta tarım alanları, ormanlarına maden arama ruhsatları verilmiş. Ülkenin batısı, Ege’nin şehirlerinde neredeyse bu oran yüzde 90’lara kadar çıkıyor bir incelendiğinde! Ama tabii bunları birkaç çevreci biliyor uyarıyordu da onları da içeri tıkıyorlardı, biri serbest bırakıldığında can güvenliğim yok diye zor kaçtı ülkeden, bizim gibi sıradan insanlar bilmiyordu. Köylüler susmuş. Hepsine tek tek para dağıtılmış çünkü, onay kağıtları alınmış ellerinden, sonra maden kapılarına 100 metreye kadar yanaşınca, patlayan dinamitler çocukları korkudan uyutmuyorsa da seslerini çıkaramıyorlardı, şimdi çıkarıyorlar!

Onun için diyorum, her şerde bir hayır var; dokuz işçimiz can verdi tonlarca toprağın altında kalarak ama bizim gözümüz açıldı, kulak kabarttık, duyduk, dinledik ve dehşete kapıldık! Yarın ekmek bile yiyemeyiz, tarımı bitirmişler, hayvancılığı bitirmişler, canımıza okumuşlar, kazma kürek kazıyorlar dağları, ovaları, meraları, yakında evinizin bahçesinde de iş makinelerini görürseniz şaşırmayın, elinde maden arama ruhsatıyla bir yabancı gelebilir, vermişler çünkü, satmışlar ülkeyi!

<strong>Sen yanmasan, ben yanmasam, dağlar taşlar oyulmasa, zehirlenmesek, ölmesek, uyanamıyoruz ki kardeşim; 130 bin liraya satıyoruz hayatımızı, geleceğimizi. Yoksulluğun, aç gözlülüğün, cahilliğin gözü kör olsun</strong>. Bundan yararlananın da cezasının verildiğini göremeyeceğiz galiba bu dünyada!]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Feb 2024 21:30:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/yazgulu_aldogan_img_bw_02.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siyanürlü altında esas tehlike Marmara’da: Çanakkale ve Balıkesir’de altıncı işgali</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/marmaradaki-siyanur-tehlikesi-canakkale-ve-balikesirde-altinci-isgali-2131</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/marmaradaki-siyanur-tehlikesi-canakkale-ve-balikesirde-altinci-isgali-2131</guid>
                <description><![CDATA[Siyanürlü altında esas tehlike Marmara’da: Çanakkale ve Balıkesir’de altıncı işgali]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Çevre yazarımız Pelin Cengiz, Erzincan İliç’te yürekleri yakan altın madeni faciasının daha büyüklerinin her an Marmara Bölgesi’nde de yaşanabileceğini yazdı. İşte Çanakkale ve Balıkesir’de hem faaliyeti süren hem de proje aşamasında olan onlarca altın madeninin listesi...</strong>

Türkiye’de tarihsel olarak İzmir Bergama ile Artvin Cerattepe siyanürlü ve sülfürik asitli altın madenciliğine karşı ilk toplumsal tepkinin verildiği yerlerdir.

<strong>Türkiye’nin en dikkat çekici çevre ve yaşam alanları mücadelelerinden birinin gerçekleştiği Bergama’da altın madenciliğine karşı direnenler, “Bergama teslim edilirse, Türkiye’de her yer altıncılara teslim olur” demişlerdi.</strong>

Nitekim oldu da. Bergama köylüleri haklı çıktı.

Bergama’da ilk mücadele 1980’lerde başladı. Türkiye’nin nasıl bir altın madenciliği tehlikesinin içine çekildiğini gördüler, iftiralara, hakaretlere maruz kaldılar, ancak vazgeçmediler, direndiler.

Ovacık Altın Madeni izinlerinin iptaline ilişkin 1997’den bu yana onlarca mahkeme kararı verildi, AİHM’den ihlal kararları çıktı, ama hiçbiri uygulanmadı, her seferinde mahkeme kararları etkisiz hale getirildi, hep bir kılıf bulundu, yeni izinler verildi.

Bugün altın madenciliği yapılan alanların yer seçimlerini, işletmelerin hatalarını ya da siyasetten, bürokrasiden ve sermayeden gelen ihmaller zincirini konuşmak yersiz. En başında bu vahşi madencilik şirketleri ülkeye sokulmamalıydı, yerli şirketlerin üremesine izin verilmemeliydi.
<blockquote><strong>Türkiye’nin en dikkat çekici çevre ve yaşam alanları mücadelelerinden birinin gerçekleştiği Bergama’da altın madenciliğine karşı direnenler, “Bergama teslim edilirse, Türkiye’de her yer altıncılara teslim olur” demişlerdi.</strong></blockquote>
Şimdi, Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen katliamı konuşuyoruz. Ancak, Türkiye’nin hemen her coğrafi bölgesinde aynı tehlikeli madencilik faaliyeti, birer saatli bomba gibi toprağın altını üstüne getirmeye devam ediyor.

Türkiye’de aşağıda görüleceği üzere aktif 20 civarında altın madeni var.
<ul>
 <li><strong>Ovacık Altın Madeni - </strong>İzmir/Bergama - Koza Altın</li>
 <li><strong>Sart Altın Madeni</strong> – Manisa/Sart - Pomza Export</li>
 <li><strong>Kışladağ Altın Madeni</strong> - Uşak/Eşme- El Dorado Gold/TÜPRAG Madencilik</li>
 <li><strong>Mastra Altın Madeni</strong> – Gümüşhane - Koza Altın</li>
 <li><strong>Çukuralan Altın Madeni</strong> - İzmir - Koza Altın</li>
 <li><strong>Çöpler Altın Madeni</strong> - Erzincan/İliç - Anagold Madencilik</li>
 <li><strong>Efemçukuru Altın Madeni</strong> - İzmir - El Dorado Gold/TÜPRAG Madencilik</li>
 <li><strong>Kaymaz Altın Madeni</strong> - Eskişehir- Koza Altın</li>
 <li><strong>Bolkardağ Altın Madeni</strong> - Niğde - Gümüştaş Madencilik</li>
 <li><strong>Midi Altın Madeni</strong>- Gümüşhane – Yıldızbakır</li>
 <li><strong>Himmetdere Altın Madeni</strong> - Kayseri - Koza Altın</li>
 <li><strong>Fatsa Altın Madeni </strong>- Ordu - Bahar/Stratex-Oriole/Cominco</li>
 <li><strong>Bakırtepe Altın İşletmesi</strong> - Sivas - Koç/Demir Export</li>
 <li><strong>Kaş Altın Madeni</strong> - Kayseri - Koç/Demir Export</li>
 <li><strong>İnlice Altın Madeni </strong>- Konya - Eczacıbaşı/Esan</li>
 <li><strong>Kızıltepe Altın Madeni</strong> - Balıkesir - Zenit Altın - El Dorado Gold</li>
 <li><strong>Lapseki Altın Madeni</strong> - Çanakkale - Nurol/Tümad Madencilik</li>
 <li><strong>İvrindi Altın Madeni</strong> - Balıkesir - Nurol/Tümad Madencilik</li>
 <li><strong>Öksüt Altın Madeni</strong> - Kayseri/Öksüt - Öksüt Madencilik/Centerra</li>
</ul>
Bunların dışında Türkiye’de altın madencilerinin doğanın altını üstüne getirmek için gözünü diktiği şehirlerin başında Çanakkale ve Balıkesir geliyor.

Ruhsat bulunan en yaygın ilçeler ise Balya, Havran, İvrindi, Sındırgı, Dursunbey, Ayvalık, Burhaniye olarak tespit edilmiş durumda.

Çanakkale, son yıllarda altın madenciliğine karşı büyük bir direnişe sahne oldu. Ancak, tehlike tam olarak geçmiş değil. Çanakkale’nin yanı sıra Balıkesir’in de neredeyse tüm ilçeleri metalik madencilik kıskacı altında.

<strong>Dünyada altın üretiminin yüzde 85'inde siyanür kullanılıyor. Çünkü bu yöntem daha etkili ve ekonomik bulunuyor. Oysa yok edilen hava, su, toprak, canlı yaşamı bir daha geri getirmek mümkün değil. Ne uğruna neleri feda ediyoruz.</strong>

Toplam 20 ilçeye sahip Balıkesir’in 11 ilçesinde 30’un üzerinde madencilik faaliyeti gerçekleştiriliyor. İşletme aşamasına geçen veya projelerini sunanların dışında sayısı bilinmeyen onlarca sondaj yapıldığı tahmin edilirken, metalik madencilik faaliyetlerine feldspat ve taş ocakları da eklenince bölgedeki çevre sorunları giderek derinleşiyor.

<strong>Özellikle Kazdağları ile Çanakkale ve Balıkesir bölgesi altın madenleriyle kuşatılmış durumda. Bölgenin yüzde 79’u için farklı madencilik ruhsatları verildi. Aşağıda listelendiği üzere sadece iki şehir ve çevresindeki durum bile Türkiye genelindeki vahameti ortaya koyuyor. </strong>

Aşağıda halihazırda işletilen ve proje aşamasında olan önemli altın madenciliği projeleri yer alıyor. Bunların hepsi birer Erzincan İliç’te içimizi yakan Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan felaketin potansiyelini taşıyor.

Dünyada altın üretiminin yüzde 85'inde siyanür kullanılıyor. Çünkü bu yöntem daha etkili ve ekonomik bulunuyor. Oysa yok edilen hava, su, toprak, canlı yaşamı bir daha geri getirmek mümkün değil. Ne uğruna neleri feda ediyoruz.

Marmara Bölgesi’nin önemli bir bölümü tehdit altında. Sermaye kazanıyor, doğa kaybediyor, emekçiler ölüyor. Yeni İliç’lere davetiye çıkarılıyor. Bunun için örgütlü ve sistematik bir karşı duruş organize edilmeli.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin iğneyle kuyu kazarak, tüm süreçleri en ince ayrıntısına kadar takip edip çetele tutarak hazırladığı madencilik faaliyetleri listesi tehlikenin boyutlarının büyüklüğüne de işaret ediyor.

Çanakkale ve Balıkesir’deki tablonun son durumunu da yine Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan’ın yardımıyla ortaya koyduk.
<blockquote><strong>Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin iğneyle kuyu kazarak, tüm süreçleri en ince ayrıntısına kadar takip edip çetele tutarak hazırladığı madencilik faaliyetleri listesi tehlikenin boyutlarının büyüklüğüne de işaret ediyor.</strong></blockquote>
<h3><strong>BALIKESİR - HAVRAN</strong></h3>
<ol>
 <li><strong>Bahar Madencilik, Halılar Altın Madeni Projesi</strong> (Ruhsat Teck Madencilik’ten devralındı. “ÇED Gerekli Değildir” kararı alındı, dava edildi, keşif yapıldı, dava kazanıldı)</li>
 <li><strong>Bahar Madencilik, Büyükşapçı Altın Madeni Projesi</strong> (Ruhsat Teck Madencilik’ten devralındı. “ÇED Gerekli Değildir” kararı alındı, dava edildi, keşif yapıldı, dava kazanıldı)</li>
 <li><strong>Bahar Madencilik, Demirtepe Altın Madeni Projesi </strong>(Ruhsat Teck Madencilik’ten devralındı. İlk ÇED sürecine itiraz edildi, durduruldu, Ağustos 2020’de ÇED süreci tekrar başlatıldı, İDK toplantısı yapıldı, Temmuz 2022’de rapor nihai oldu, henüz “ÇED Olumlu" almadı, süreç devam ediyor)</li>
 <li><strong>Aksu Madencilik, Eğmir Demir ve Altın Madeni Açık Ocak İşletmesi ve Cevher Zenginleştirme Tesisi</strong> (ÇED süreci devam ediyor)</li>
 <li><strong>Koza Altın İşletmeleri, Küçükköy Altın Madeni</strong></li>
 <li><strong>Koza Altın İşletmeleri,</strong> <strong>Çoraklıtepe Altın Gümüş Madeni Açık Ocak İşletmeciliği</strong></li>
 <li><strong>Park Holding - CVK Madencilik, Karaaydın Kurşun Madeni Projesi </strong>(Maden çalışıyor, kapasite artışı gerçekleştiriyor)</li>
</ol>
<h3><strong>BALIKESİR - İVRİNDİ</strong></h3>
<ol>
 <li><strong>Nurol Holding - TÜMAD Madencilik, Burhaniye-İvrindi Altın Madeni</strong> (“ÇED Olumlu” kararı var, maden çalışıyor)</li>
 <li><strong>Park Holding - CVK Madencilik, Sarıalan Altın Madeni Projesi </strong>(ÇED süreci 2016’da başladı, 2017’de “ÇED Gerekli Değildir” aldı. İkinci ÇED sürecinde “ÇED Olumlu” aldı. Dava edildi, önce kaybedildi sonra Danıştay’dan döndü, dava devam ediyor. Kapasite artışı ve zenginleştirme tesisi için üçüncü ÇED süreci başladı, “ÇED Olumlu” aldı, dava edildi, bilirkişi keşfi yapıldı, dava sürüyor)</li>
</ol>
<h3><strong>BALIKESİR - BALYA</strong></h3>
<ol>
 <li><strong>Bahar Madencilik, Orhanlar Altın Madeni Projesi </strong>(Ruhsat Teck Madencilik’ten devralındı. 2019’da “ÇED Gerekli Değildir” kararı aldı, arama sondajları tamamlandı)</li>
 <li><strong>Koza Altın İşletmeleri, Gökmusa Köyü Altın Madeni Projesi </strong></li>
 <li><strong>Bahar Madencilik, </strong>Çamucu Köyü’nde yeni bir altın madeni projesi için 24,9 hektarlık alanda ÇED süreci başlattı. İtiraz üzerine “ÇED Gereklidir” kararı verildi.</li>
</ol>
<h3><strong>BALIKESİR - SINDIRGI</strong></h3>
<ol>
 <li><strong>Zenit Madencilik, Altın ve Gümüş Zenginleştirme Tesisi Kapasite Artırımı </strong>(“ÇED Gerekli Değildir” duyurusu 31 Ağustos 2020, karar 14 Eylül 2020’de 15 gün içinde verilmiş)</li>
 <li><strong>Zenit Madencilik, Altın ve Gümüş Zenginleştirme Tesisi Kapasite Artırımı </strong>(ÇED süreci Aralık 2020’de başladı)</li>
 <li><strong>Zenit Madencilik, Kızıltepe Altın ve Gümüş Madeni İşletmesi Alan Artırımı</strong> (Aralık 2019’da “ÇED Gerekli Değil”dir kararı verildi)</li>
 <li><strong>Zenit Madencilik, Kızıltepe Altın ve Gümüş Madeni İşletmesi ve Atık Depolama Tesisi Kapasite Artışı </strong>(Temmuz 2023’te ÇED süreci başladı, Aralık 2023’te İDK yapıldı, süreç devam ediyor)</li>
 <li><strong>Bahar Madencilik </strong>(Çamucu Köyü’nde yeni ÇED süreci başladı, projeye itiraz edildi, “ÇED Gerekli” kararı verildi)</li>
</ol>
<h3><strong>ÇANAKKALE</strong></h3>
<ol>
 <li><strong>Alamos Gold, Kirazlı Altın Madeni Projesi</strong> (Şirketin ruhsatı Ekim 2019’da doldu, mücadele sonucu ruhsat uzatılmadı. Şirket protokol gereği iki yıl daha sahada faaliyet göstermeden kaldı. Protokol süresi dolunca alandan çıkarıldı)</li>
 <li><strong>Alamos Gold, Ağı Dağı Altın Madeni Projesi</strong> (“ÇED Olumlu” kararı üzerinden yedi yıl geçti)</li>
 <li><strong>Alamos Gold, Çamyurt Altın Madeni Projesi </strong>(Şirket Kapasite artışı ÇED başvurusu yaptı. 2018’de Halkın Katılım Toplantısı düzenlendi. Süreç durdu)</li>
 <li><strong>Nurol Holding - TÜMAD Madencilik </strong>(Lapseki-Şahinli Köyü yakınlarında 2017’de üretime başladı. Şirket bu projenin bitişiğindeki Eczacıbaşı Holding’e ait 68955 Ruhsat Numaralı Sahada Altın Gümüş Madeni Ocağı Kapasite Artışı projesi devraldı, yeni kapasite artışı için ÇED süreci başlattı. 2022’de “ÇED Olumlu” kararı çıktı. Karar dava edildi, dava sürüyor)</li>
 <li><strong>Cengiz Holding - Truva Bakır Madencilik </strong>(Bayramiç ve Çan Halilağa ile Hacıbekirler köyleri yakınlarında farklı sahalarda Kuvars (Sileks) Ocağı ÇED süreçleri başladı, “ÇED Gerekli Değildir” kararları verildi. Halilağa Bakır Ocağı Kapasite Artışı, Cevher Zenginleştirme Tesisi ve Atık Depolama Tesisi için 2021’de “ÇED Olumlu” aldı, karar dava edildi. Bilirkişi keşfi yapıldı. Rapor davacılar açısından olumlu geldi. Yürütmeyi durdurma kararı alındı, şirket itiraz etti. Mahkeme bilirkişiden ilave rapor istedi. İlave rapor tanzim edildi, dava kazanıldı. Şirket rapordaki hususları tamamladığını belirterek ÇED raporunu yeniden Bakanlığa sundu. Halkın katılımı olmaksızın 2022’de İDK toplantısı yapıldı. Şirket tekrar“ÇED Olumlu” kararı aldı. Karar dava edildi, dava devam ediyor. Şirket Bayramiç - Söğütgediği Köyü yakınında Kuvars (Sileks) ocağı için ayrı bir ÇED süreci başlattı)</li>
 <li><strong>Koza Madencilik </strong>(Serçiler, Terziler Köyü yakınlarında 2017’de Altın-Gümüş Ocağı projesi için “ÇED Olumlu” aldı. Proje aradan süre geçtikten sonra dava edildi. Bu sürede Altın Gümüş Madeni Kapasite Artışı için de ÇED süreci başlattı. İlk proje için dava kazanıldı. Şirket kaybettiği dosya için 2022’de ÇED süreci başlattı, süreç devam ediyor)</li>
 <li><strong>Liberty Gold - Teck Madencilik (Orta Truva Madencilik), TV Tower Projesi </strong>(2014’te kuvars için dört ayrı ruhsat kapsamında ÇED süreci başlattı. Ancak hepsine “ÇED Gerekli” kararı verildi. Demir Ocağı için başlatılan ÇED süreci için de yine “ÇED Gerekli” kararı verildi. Bu proje için 2016’da “ÇED Olumlu” kararı aldı. Daha sonraki projeler için yapılan başvurulara “ÇED Gerekli Değildir” kararlı verildi. 2019’da farklı Kuvars (Sileks) Ocağı projeleri için ÇED süreci başlattı, çevreciler “bu bir altın madeni projesidir ruhsat vermeyin” diyerek itiraz etti, “ÇED Gereklidir” kararı verildi. Şirket bu proje ile ilgili fizibilite raporu yayınladı, projenin her an gündeme gelebileceği tahmin ediliyor.</li>
 <li><strong>Ciner Holding - Park Teknik Madencilik </strong>(Sondajlı Maden Arama Faaliyeti projeleri için 2015’te “ÇED Gerekli Değildir” kararları aldı. Daha sonra Kuvars Ocağı projeleri için 25 hektar altı için ÇED başvurusu yaptı. İtiraz edildi, “ÇED Gerekli” kararı verildi. Çevreciler projenin gerçekte bir altın madeni projesi olduğunu belirtiyor)</li>
 <li><strong>PUMİCE Madencilik, Ayvacık Kısacık Köyü Altın Madeni Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi </strong>(2015’te ÇED süreci başladı, Halkın Katılımı Toplantısı ve İDK yapıldı. Süreç durdu. Şirket yeniden ÇED süreci başlattı, Halkın Katılımı Toplantısı yapıldı. Şirketin ruhsat süresi dolmak üzereyken yenilenmemesi için çevreciler Bakanlığa başvurdu, ruhsat yenilenmedi)</li>
</ol>
&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Feb 2024 22:00:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img_bw.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siyasal birer kategori olarak hakikatler ve hayaletler</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/siyasal-birer-kategori-olarak-hakikatler-ve-hayaletler-2110</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/siyasal-birer-kategori-olarak-hakikatler-ve-hayaletler-2110</guid>
                <description><![CDATA[Siyasal birer kategori olarak hakikatler ve hayaletler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Sorumlular kimler? En başta karar vericiler. Peki kararları kim veriyor? Siyasetçiler mi?  Belki de sorun onların kendi başlarına karar verdiklerini zannetmek. Kamusal niteliklerinin varlığına inanmak. </strong>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Kendimizi siyanürlü toprağı</em></strong><strong><em>n alt</em></strong><strong><em>ında kalan işçilerin yerine koymaya, neler yaşadıklarını, başlarına gelenleri hissetmeye çalışıyoruz. Ancek onların dilleri yok.  Ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, izleyicilerin de gerçeğe yaklaşmaları, tanıklık etmeleri imkansız. Hakikatin cisimleşmediği sü</em></strong><strong><em>rece g</em></strong><strong><em>örmezden gelinmesi,  cisimleştiğinde de üzerinin örtülmesi nasıl kurgulandığını gizliyor. </em></strong></p>
Felaket karşımızda, çırılçıplak duruyor.

Durmakla da kalmıyor, önceden işaret yolluyor,  haber veriyor, hatta gerçekleşmeyi bekliyor.

İşçiler önceden liçleme sahasında çatlaklar oluştuğunu görüyorlar. Bir heyelan olabileceğini yetkililere haber veriyorlar. Vali de bunu teyit ediyor. Buna rağmen önlem alınmıyor. Hatta dinamitler patlatılıyor ve facia gerçekleşiyor. Felaketi sorumluluklarını yerine getirmeyen faillerin gerçekleştirdikleri apaçık ortada.

Kendimizi siyanürlü toprağın altında kalan işçilerin yerine koymaya, neler yaşadıklarını hissetmeye çalışıyoruz. Çalıştıkça da öfkemiz artıyor.  Felaketi yaşayanların sesi, dili yok.  Ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, gerçekliğe tanıklık etmeleri imkansız.

Onların sesi yok.

Siyanürlü çamurun altında kalanların ne yaşadıklarını hissetmeye çalışıyoruz. Çalıştıkça da öfkemiz daha da artıyor.

Daha çok öfkeleniyoruz.

Pek çok medya organında yer aldı işçilerin sözleri.

Mesela 15 senedir madende çalışan ve gün içinde sahada çatlak oluştuğunu anlatan deneyimli bir işçi, <em>“</em><em>liçleme alanın boşaltılması lazımdı ancak çalışmaya devam edildi”</em> diyor. Sözlerini şöyle sürdürüyor: <em>“</em><em>Elbette bazı şeyler öngörülemeyebilir ancak buranın uçma ihtimali biliniyordu. Sadece mü</em><em>hendis g</em><em>özüyle değil, herhangi bir vatandaş buradaki tehlikeleri kolaylıkla görebilirdi. Biz de defalarca anlatmamıza rağmen dikkate alınmadık, sonucunda da böyle bir olay oldu</em>”.

Bu kişi madende belli aralıklarla iş kazalarının yaşandığını işverenin işçileri kovmakla tehdit ettiğini sözlerine ekliyor.
<blockquote><strong>“</strong><strong>Altına hücum” gibi başlıklar taşıyan western filmlerindeki gibi bir gölet ya da dere kenarında, el ile yapılan bir arama ve üretim söz konusu değil. Geleneksel denilen üretim biçiminde risk bilgisi uygulama içinde aktarılıyor, kuşaktan kuşağ</strong><strong>a. End</strong><strong>üstriyel üretimde ise bu bilgi ayrı bir düzlemde üretiliyor, uygulamayı konu alan pratiklerle, planlarla, projelerle biçimleniyor. </strong></blockquote>
<h3><strong>ARAMA H</strong><strong>Â</strong><strong>L</strong><strong>Â</strong><strong> ELLE YAPILIYOR GİBİ </strong></h3>
Faciadan önce çatlaklar, kaymalar olduğu görülse de, hatta zaman zaman küçük çaplı heyelanlar oluşsa da,  dağın dik yamacında biriktirilen muazzam büyüklükteki siyanürlü toprağın bir risk oluşturduğu fark edilmeyecek. Tıpkı deprem öncesinde zayıf taşıyıcıları, mukavemeti  düşük betonu ve donatısıyla ayakta duran, kullanılmaya devam eden binalar gibi.

Önceden alametleri ortaya çıksa bile, meselenin hayat memat meselesi olduğu bilinse dahi, faciayla cisimleşmemiş olsa da, olmasa da hakikat bir kenara atılmış oluyor.

İtirazlar neden dikkate alınmadı? Fırat nehrinin kıyısına milyonlarca tonluk toprakla karışık zehirli cevher o dağın dik yamacına neden serildi? Büyük ihtimalle daha fazla cevheri depolama ve işleme kolaylığı için. Orada ne arıyordu bu çapta bir tesis? Dünyanın en büyük altın madenlerinden biri olduğu söyleniyor.

“Altına hücum” gibi başlıklar taşıyan western filmlerindeki gibi bir gölet ya da dere kenarında, el ile yapılan bir arama ve üretim söz konusu değil. Geleneksel denilen üretim biçiminde risk bilgisi uygulama içinde aktarılıyor, kuşaktan kuşağa. Endüstriyel üretimde ise bu bilgi ayrı bir düzlemde üretiliyor, uygulamayı konu alan pratiklerle, planlarla, projelerle biçimleniyor.
<h3><strong>LİÇ, LİÇLEME NE DEMEK?</strong></h3>
Birçok kişi gibi liçlemeyi ben de yeni duydum. Wiki’ye baktım. Liçleme, sıvı kimyasallar kullanarak kıymetli metalleri kazanma işlemi. Cevher içeren toprak bir yere yığılıyor, içine çeşitli kimyasallar karıştırılıyor. Bu kimyasalların metali eritmesi ve yer çekimiyle topraktan süzülmesi bekleniyor. Kimyasalların toprağa, yer altı suyuna karışmaması için de çeşitli izolasyon önlemlerinin alınması gerekiyor. Bu açıdan mekanik ayrıştırma gibi fiziksel bir ayrıştırma metodu değil.

Endüstriyel altın madenleri yüksek miktardaki toprağın içinden birkaç gram cevheri çıkarmaya dayanıyor. Buradaki dünyanın en büyük madenlerinden biri olan İliç’te de görüldüğü gibi cevherin çıkarıldığı yerin kenarında siyanürlü, sülfürik asitli dağ gibi bir karışım oluşturuluyor. Bir rafineri inşası, cevherli karışımların arıtılacağı ve bekletileceği yerler, baraj büyüklüğünde havuzlar, devasa bir makine parkı ve elbette sermaye gerekiyor.

Bu tür madenler çoğunlukla coğrafyayı değiştiren büyük işletmeler. Bu nedenle artık Avrupa’nın nehirlerinin, derelerinin, göllerinin yakınlarında bu tür işletmeler kurmak mümkün değil. Çünkü bağımsız bilim insanları tarafından hazırlanan çevresel etki değerlendirme analizleri, yani böyle bir işletmenin gelecekte nasıl bir etki yapacağına dair bilgiler bunların gerçekleşmesini imkansız kılıyor.

Buna karşılık kamuoyunu bilgilendiren bağımsız bilim kuruluşlarının bulunmadığı ya da baskılandığı yerlerde bu tip işletmeler çok daha kolay kuruluyor. Çoğu zaman fail olarak uluslararası  sermayeden söz ediliyor.  Ama neden bunu başka yerlerde yapamadıkları, ya da kamunun bu kadar kolaylıkla izinler vermediği zannedersem pek fazla sorgulanmıyor.

Liçleme sahası çöküyor, milyonlarca ton siyanürlü toprak Fırat Nehri’ne doğru akıyor. Göçük altında dokuz işçi bulunuyor, bölgeye jandarma, AFAD, UMKE ve sağlık ekipleri yönlendiriliyor. Arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Türkiye'deki en büyük altın madenleri arasında yer alan Çöpler Altın Madeni'nde liçleme sahası çöküşü ve işçilerin göçük altında kalmasından sonra  şirket tarafından yapılan açıklamada, alanda meydana gelen toprak kaymasından sonra bölgedeki çalışanlarla <em>"ivedilikle"</em> iletişime geçildiği, acil durum planının devreye sokulduğu ve kamu kurumlarına bilgi verildiği belirtiliyor.

ÇED olumlu kararının alındığı tarihte Murat Kurum, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı görevinde bulunuyor. Bakanlığı döneminde projeye ve alanın genişletilmesine izin veren Murat Kurum, yaşanan kazanın ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, <em>"Erzincan'da toprak kayması sonucu maden ocağında meydana gelen göçükte hiçbir madencimizin zarar görmemesini temenni ediyorum. Dualarımız madencilerimizle</em>" diye bir açıklama yapıyor. (<a href="https://x.com/murat_kurum/status/1757427753073205391?s=61&amp;t=S7-I1U6OiFfHqAfurKqZjg">https://x.com/murat_kurum/status/1757427753073205391?s=61&amp;t=S7-I1U6OiFfHqAfurKqZjg</a>)

İşaretsizleştirilenlerin, hiçleştirilenlerin başına gelenlere kaza muamelesi yapılıyor. <em>“</em><em>Bu işin fıtratında var, </em>onlar <em>bu işe girmek için başvurduklarında bunu baştan kabul etmişlerdi”,</em> deniyor.
<blockquote><strong>Hakikatin görünmez olması ya da cisimleşmediği sü</strong><strong>rece g</strong><strong>örmezden gelinmesi, cisimleştiğinde de üzerinin örtülmesi onun nasıl kurgulandığını gizliyor.  Hakikat yalnızca gerçeğin sertliğine çarpıp geri dönen bir yankı. İmkansızlığın cisimleşmiş hali. </strong></blockquote>
<h3><strong>HAKİKATE YOK MUAMESİ YAPMAK </strong></h3>
Hakikatin görünmez olması ya da cisimleşmediği sürece görmezden gelinmesi, cisimleştiğinde de üzerinin örtülmesi onun nasıl kurgulandığını gizliyor.

Felaketin cisimleştiğinde ortaya çıkan mutlak kesinliği ise onun kurgusal olduğunu gizleyen bir sis perdesi. Bu nedenle sanki bir kaza olmuş gibi bakılıyor. Faillerin işi hayatta kalanları, facianın tanıklarını, izleyicilerini dua etmeye çağırmak. Facia öncesi yapılması gerekenlerin üzerini örtmek.

Hakikat yalnızca gerçeğin sertliğine çarpıp geri dönen bir yankı. İmkansızlığın cisimleşmiş hali.

Hakikat cisimleşmediği sürece şirketin hissedarları, yöneticileri daha çok kar elde edecekti. Ortaya tıpkı bir hayalet gibi çıkmadığı sürece simgesel dünyadan dışlanmış olacak, hakikate yok muamelesi yapılacaktı.

Neoliberal vahşet kamu-özel karışımı, oligarşik koalisyonlar  demek.

Sorumlular kimler? En başta karar vericiler. Peki kararları kim veriyor? Siyasetçiler mi?  Belki de sorun onların kendi başlarına karar verdiklerini zannetmek. Kamusal niteliklerinin varlığına inanmak. Siyasetçiler kamu-özel karışımı ilişkilerle karanlık düğüm noktaları oluşturan oligarşik yapıların dikte ettiği projelerden pay almaya çalışıyorlar. Uluslararası sermayeye kılavuzluk eden yandaşlar, parası karşılığı hizmet veren, araştırmalarda ve projelerde kapalı ilişkilerle kamunun kariyer imkanlarını kullanan bilgi üreticileri, bürokrasi...

Bilginin üretilmesi bir mülksüzleştirme ve işaretsizleştirme biçimi. Bu yüzden yaşanan felaketler, krizler dahi işaretsizleştirilenleri bağımlı hale getiriyor. Çünkü onların sesi, dili yok.  Ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, gerçekliğe tanıklık etmeleri imkansız.

Bu yüzden felaket bir hakikat krizinden başka bir şey olamaz.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Feb 2024 21:55:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/korhan_gumus_img-2.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İliç Faciası’nın şifreleri</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ilic-faciasinin-sifreleri-2069</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ilic-faciasinin-sifreleri-2069</guid>
                <description><![CDATA[İliç Faciası’nın şifreleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Çevre yazarımız Pelin Cengiz Erzincan İliç'te meydana gelen cinayeti yazdı. Cengiz bu ve benzer olaylar için; “T</strong></span><strong><span style="font-size: 18px;">ürkiye’de siyasi ve ekonomik olarak alınan kararlar ve uygulamalar sonucu yaşadığımız tüm ekokırım ve emekkırım suçlarının altında nekrokapitalizm yatıyor” diyor</span> </strong>

Erzincan’ın İliç ilçesinde 2010 yılından bu yana Anagold Madencilik tarafından açık ocak işletmeciliğiyle altın madenciliği yapılıyor. Çöpler Altın Madeni’nin bulunduğu geniş bir alanda toprak kayması meydana geldi, siyanürlü toprak dağı göçtü ve maalesef ilk belirlemelere göre dokuz işçi göçük altında kaldı.

Çöpler Altın Madeni’nde açık ocak operasyonuyla oksitli cevherleri yığın liçi işlemine tabi tutarak altın üretimi yapılıyor. Bu ocakta delme, patlatma, yükleme ve taşıma faaliyetleri gerçekleştiriliyor.

Türkiye, Erzincan’da meydana gelen bu acıyla birlikte vahşi madencilikle, sömürge madenciliği ile bir kez daha yüzleşiyor.

<strong>Peki, kimdir bu Anagold Madencilik, önce onunla başlayalım…</strong>

Bu altın madeninde 2009 yılından bu yana çalışmalar sürüyor, Aralık 2010’dan bu yana da altın üretimine devam ediliyor.
<blockquote><strong>Avukat İsmail Hakkı Atal tarafından, siyanür sızıntısına yol açan Çöpler Altın Madeni’ni işleten Anagold Madencilik şirketinin yönetim kurulu üyeleri, “ekokırım” ve “insanlığa karşı suç” işlemekten Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikayet edildi.</strong></blockquote>
<h3><strong>ÇÖPLER ALTIN MADENİ’NİN SAHİBİ ANAGOLD MADENCİLİK</strong></h3>
<strong>Anagold Madencilik, 2000 yılında kurulmuş, günümüzde SSR Mining ve Lidya Madencilik şirketlerinin ortaklığında faaliyetlerine devam ediyor.</strong>

<strong>Lidya Madencilik, Çalık Holding çatısı altında faaliyet gösteren bir şirket.</strong>

Çalık Holding, AKP iktidarları döneminin en hızlı yükselen gruplarından biri ve şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık.

<strong>Lidya Madencilik, Çalık Holding’in Kanadalı Alacer Gold ile 2009 yılında işbirliğini gerçekleştirmesinden sonra 2010 yılında faaliyetlerine başlamış.</strong>

<strong>Yapılan anlaşmaya göre, Çöpler Altın Madeni’nin yüzde 20’sine ve geniş bir arama portföyünün de yüzde 50’sine ortak olmuş.</strong>

Burada göz göre göre nasıl bir ekokırım suçu, bir insanlık suçu işlendi, onunla devam edelim…

Türkiye’nin ikinci büyük altın madenciliği faaliyetinin gerçekleştirildiği İliç’teki Çöpler Altın Madeni, Haziran 2022’de siyanür borusunun patlamasıyla gündeme geldi.

O dönemde Avukat İsmail Hakkı Atal tarafından, siyanür sızıntısına yol açan Çöpler Altın Madeni’ni işleten Anagold Madencilik şirketinin yönetim kurulu üyeleri, “ekokırım” ve “insanlığa karşı suç” işlemekten Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikayet edildi.

Konu, İliç’teki ekokırımı duyuran yurttaş Sedat Cezayirlioğlu ve gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı.

Çöpler Altın Madeni’nde siyanürlü solüsyon boruları patlamış, sızıntı sonucu şirketin beyanına göre 20 metreküp siyanürlü solüsyon içinde 8 kg saf siyanür ekosistemlere ve dolaylı olarak Fırat Nehri’ne karışmıştı.

Çevrecilerin açıklamalarında bu miktar 80 kg olarak geçiyordu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, şirkete 16 milyon 441 bin TL para ceza uygulayıp madenin faaliyetini sadece 88 gün durdurdu. Madenin kapatıldığı gün şirketin Toronto Borsası’ndaki hisseleri 300 milyon dolar değer kaybetti. 88 gün sonunda ise şirketin en az 1 milyar dolar zararı olduğu belirlendi.

<strong>Ancak, madenci şirket yaşananları oldubittiye getirerek Eylül 2022 tarihinde tekrar faaliyetlerine başladı.</strong>

Anagold Madencilik Çöpler Madeni Cevher İşleme Tesisi Müdürü Koray Şimşek, o günlerde yaptığı açıklamada, “İddiaların tersine Fırat Nehri'ne herhangi bir siyanür karışması söz konusu olmadığı hem Bakanlık hem bizim tarafımızdan teyit edilmiş oldu. İlgili çalışmaları yaptıktan 88 gün sonra tekrardan güvenli bir şekilde üretim faaliyetlerimize kaldığımız yerden başladık” dedi.

Bu açıklamaların üzerinden sadece 1,5 yıl geçtikten sonra korkunç bir facia ile karşı karşıyayız maalesef.
<blockquote><strong>İnsan haklarından uzak, adaletin, hakkın, hukukun zerresini almamış, sınıfsallığı dibine kadar hissettiren, sadece sermayenin çarklarının vahşice dönmesi üzerine kurulu düzende çarkın arasında kanıyla, canıyla sıkışmış işçilerin, emekçilerin hayatlarıyla beslenen bir düzen.</strong></blockquote>
<h3><strong>GÖZ GÖRE GÖRE GELEN FACİA</strong></h3>
Burada iki önemli tarihsel nokta var.

<strong>Birincisi, Çöpler Altın Madeni’ne ikinci kapasite artışı için 2022’de verilen “ÇED olumlu” kararı. </strong>

Türkiye’nin ikinci en büyük siyanür havuzunda kapasite artırımı demek, burada yılda 11 bin ton daha siyanür kullanılacak demekti. Bu alanda zenginleştirme için siyanür, sülfürik ve nitrik asit kullanılıyor. Proje sahası Türkiye’nin en büyük su toplama havzasına sahip Fırat Nehri'ne sadece birkaç 100 metre uzaklıkta, Munzur Dağları ekosistemi içerisinde.

<strong>İkincisi, 2023 yılında aynı bölgede yapılması planlanan Çöpler Kompleks Madeni Açık Ocak Genişleme Projesi’ne ilişkin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı.</strong>

<strong>Yani, ikinci kapasite artırımı için Bakanlığın verdiği “ÇED olumlu” kararı ve açık ocak işletme genişletmesi için verilen “ÇED gerekli değildir” kararları, bu facianın bağıra bağıra gelmesindeki en kritik dönüm noktalarıdır. </strong>

ÇED prosedürlerinin talancı, yağmacı, sömürgeci zihniyetli şirketler elinde nasıl bir basit bir ayak bağına dönüştürüldüğünün, bürokrasinin de o ayak bağının rahatça çözülebilmesi için şirketlere bilimden, akıldan uzak şekilde nasıl ortam yarattığının yüzümüze tokat gibi çarptığı bir örnek.

Genişleme projesiyle ilgili daha önce hazırlanan bilirkişi raporu, bilimsel ve objektif olmadığı eleştirilerine rağmen Erzincan İdare Mahkemesi tarafından yeterli görülmüş ve TMMOB’nin açtığı dava reddedilmişti. Ancak TMMOB tarafından karara itiraz edilmesiyle Danıştay 6’ncı Dairesi itirazları haklı bularak yeniden keşif incelemesi yapılmasına ve bilirkişi heyetinin değiştirilmesine karar vermişti.

Türkiye gerçek bir hukuk devleti olsaydı, hukukta bu keyfilik olmasaydı bugün Türkiye bambaşka bir yer olurdu her anlamda.

Bugün Türkiye’de siyasi ve ekonomik olarak alınan kararlar ve uygulamalar sonucu yaşadığımız tüm ekokırım ve emekkırım suçlarının altında nekrokapitalizm yatıyor.

Nedir nekrokapitalizm?

2000’li yılların başlarında Achille Mbembe “nekropolitik” kavramını kullanıyor. 2008’de Subhabrata Bobby Banerjee tarafından bu kavram biraz değiştirilerek, nekrokapitalizm olarak ifade ediliyor.

<strong>Nekrokapitalizm, bir ülkenin ticaretinin ve sanayisinin ölüm ve ölümden elde edilen kâr üzerine kurulu olduğu, ölüme doğrudan veya dolaylı olarak bağlı ve bağımlı olduğu bir kapitalizm biçimini anlatıyor.</strong>

<strong>Madenlerde, inşaatlarda, türlü çeşit sanayi kolunda yüzlerce, binlerce emekçiyi öldüren bir sistem. Kimliksizleştirme, hafızasızlaştırma ve değersizleştirme üzerine kurulu bir ölüm siyaseti. </strong>

Neoliberal düzende ölüm kapitalizmi.

İnsan haklarından uzak, adaletin, hakkın, hukukun zerresini almamış, sınıfsallığı dibine kadar hissettiren, sadece sermayenin çarklarının vahşice dönmesi üzerine kurulu düzende çarkın arasında kanıyla, canıyla sıkışmış işçilerin, emekçilerin hayatlarıyla beslenen bir düzen.

<strong>Sonra emekçilerin cenaze namazında bir Fatiha okunur, fıtrat denir, kader planı denir, bu işin doğasında var denir, konu kapanır, çark işler, işçi ölür, sermaye övünür…</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Feb 2024 22:00:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img-1.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AKP’nin talan teklifi: Doğal varlıklar, BAE’ye nasıl peşkeş çekilecek?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/akpnin-talan-teklifi-dogal-varliklar-baeye-nasil-peskes-cekilecek-1706</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/akpnin-talan-teklifi-dogal-varliklar-baeye-nasil-peskes-cekilecek-1706</guid>
                <description><![CDATA[AKP’nin talan teklifi: Doğal varlıklar, BAE’ye nasıl peşkeş çekilecek?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Yenilenebilir enerjide Türkiye’nin daha önce deneyimlemediği bir kapitülasyon yöntemiyle doğal alanlar Birleşik Arap Emirlikleri’nin emrine verilecek. Yenilenebilir enerjinin böylesi bir yöntemle araçsallaştırılmasına ilk kez tanık oluyoruz.</strong>

2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü.

Son 50 yılda dünyadaki sulak alanların yüzde 35’i kaybedildi.

Türkiye, sulak alanların korunmasını amaçlayan uluslararası bir sözleşme olan Ramsar Sözleşmesi’ne 1994 yılında imza attı.

Türkiye, Akyatan Gölü, Burdur Gölü, Gediz Deltası, Göksu Deltası, Kızılırmak Deltası, Kızören Obruğu, Kuyucuk Gölü, Manyas Gölü, Meke Gölü, Nemrut Gölü, Seyfe Gölü, Sultansazlığı, Uluabat Gölü, Yumurtalık Lagünü’nü Ramsar Alanı olarak tescil ederek ulusal sınırları içindeki bu sulak alanları korumayı ve akıllı kullanımını sağlamayı uluslararası düzeyde taahhüt etti.

<strong>Ancak uzmanlar, Türkiye’de son 60 yılda 260’tan fazla gölün, derenin, sulak alanın işlevsiz hâle geldiğini ya da kuruduğunu, ayrıca geçen yıl itibariyle sulak alanlardaki su kayıplarının ortalamasının yüzde 75’in üzerinde olduğunu tespit etti.</strong>

<strong>Türkiye’nin gölleri kelimenin tam anlamıyla can çekişiyor, her geçen yıl biraz daha kuruyor, memleketin göl varlığı çöle dönüyor.</strong>

Vahşi sulama yöntemleri, kuraklık ve değişen yağış rejimi sebebiyle göller sularını kaybediyor. Su seviyesi düşüp derinlik azaldıkça, buharlaşma tetikleniyor. Yapılan çalışmalar, Türkiye’nin göllerinden yarıdan fazlasını kaybettiğini gösteriyor.

Türkiye su zengini bir ülke değil. Türkiye’nin su açısından zengin bir ülke olduğu yönündeki algı, su kaynaklarının israfına yol açıyor. Bilinçsiz ve aşırı su kullanımı sebebiyle kaynaklar günden güne yok oluyor.

Mesela, Manisa’daki Marmara Gölü kış aylarında yaklaşık 65 bin su kuşunun görüldüğü, nesli tehlike altına girmek üzere türlerin uğradığı bir sulak alandı. Alan düzenli olarak barındırdığı su kuşu popülasyonu ile Ramsar Alanı olmak için gereken kriterleri sağlıyordu. Ancak yanlış planlama ve uygulamalar sebebiyle özellikle yeraltı ve yerüstü sularının aşırı kullanımı gibi nedenlerle, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’ne göre 2017 yılında Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan olarak tescillenen göl kurutuldu.

Göldeki su kaçak sulama ve kuraklık sonucu her geçen yıl azaldı, göle sağlanabilecek su kaynakları dururken, çiftçiler tarafından işgal edilen göl bir tarım bu alanına çevrildi.

Bu bir planlama hatasından çok doğal varlıklara verilen değeri ve genel mantaliteyi göstermesi açısından çarpıcı bir örnek.

<strong>Malum ülkedeki beton, asfalt lobisi Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı eliyle akarsuları, dereleri, gölleri, vadileri, sulak alanları, biyoçeşitliliği ve yaşam alanlarını her geçen gün talan etmeye devam ediyor.</strong>
<blockquote><strong>Türkiye’nin doğal varlıklarının zararına ne varsa, AKP yine elinden geleni yapıyor. AKP’li milletvekillerinin imzalarıyla ilgi komisyonda görüşülmeye başlanana kanun teklifi 15 maddeden oluşuyor. Maddelerin büyük çoğunluğu çevre koruma açısından ciddi endişe kaynağı olurken, yasa teklifinin adrese teslim bir nitelik içerdiğini de söylemek lazım.</strong></blockquote>
Bugünlerde TBMM gündeminde yeni torba yasa tasa tasarısı teklifi var.

Türkiye’nin doğal varlıklarının zararına ne varsa, AKP yine elinden geleni yapıyor.

AKP’li milletvekillerinin imzalarıyla ilgi komisyonda görüşülmeye başlanana kanun teklifi 15 maddeden oluşuyor.

Maddelerin büyük çoğunluğu çevre koruma açısından ciddi endişe kaynağı olurken, yasa teklifinin adrese teslim bir nitelik içerdiğini de söylemek lazım.

Tam da 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde denk geldiği için özellikle ilgili madde üzerinde durmak istiyorum.

Çünkü, bu tam bir talan teklifi. Yenilenebilir enerji, AKP için talanın yeni adresi hâline getirilmek isteniyor.

Yenilenebilir enerjinin bu kadar yanlış bir yöntemle araçsallaştırıldığına ilk kez tanık oluyoruz.

Teklife göre, Kıyı Kanunu'nda yapılan değişiklikle, içme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.

Düşünün ki, herhangi bir imar şartına bakılmaksızın her türlü su kaynağının üzerine rüzgâr gülleri veya güneş panelleri kondurulabilecek.

Diğer yandan, yenilenebilir enerji kaynaklarına devlet tarafından sağlanan alım garantisinin TL olarak belirlenme zorunluluğu kaldırılacak. Mevcut düzenlemede bu yerli kaynaklar sadece TL üzerinden en düşük teklifi veren firmalara tahsis edilirken, yasa teklifiyle ‘TL’ ifadesi kaldırılarak, teklifin hangi para cinsinden olacağının yarışma şartnamesiyle belirlenmesinin önü açılacak. Yasa değiştiğinde rüzgâr ve güneşten elektrik üreten santraller sahiplerine dövizle alım garantisi verilebilecek.

Bu yasa teklifinin arka planında Arap sermayesini Türkiye’ye çekerek onlara kılçıksız bir bürokratik ortam yaratma çabası olduğu çok açık.

Özellikle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımları yapmak istediği ancak ülkeye gelmek için TL şartının kaldırılması ve göller dahil tüm alanların yatırıma açılmasını talep ettikleri konuşuluyor.

Türkiye, BAE’nin yapacağı projeler için ruhsat, izin, ÇED gibi konularda kolaylık ve destek sağlayacağını anlaşma metnine koymuştu.
<blockquote><strong>Bu yasa teklifinin arka planında Arap sermayesini Türkiye’ye çekerek onlara kılçıksız bir bürokratik ortam yaratma çabası olduğu çok açık. Özellikle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımları yapmak istediği ancak ülkeye gelmek için TL şartının kaldırılması ve göller dahil tüm alanların yatırıma açılmasını talep ettikleri konuşuluyor.</strong></blockquote>
Hatırlanacağı üzere, Temmuz 2023’te Türkiye ile BAE arasında 50,7 milyar dolarlık yatırım anlaşması Cumhurbaşkanı Erdoğan ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zeyid El Nahyan arasında imzalandı.

Akabinde anlaşma kapsamındaki stratejik enerji ortaklığına ilişkin <a href="(https:/cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/WebOnergeMetni/48001f49-4a18-41f4-b2a3-f6200386cfc8.pdf">kanun teklifi</a> Aralık 2023’te TBMM Dışişleri Komisyonu’na sunuldu. Kanun teklifi hâlen Komisyon’da görüşülmeyi bekliyor.

O kanun teklifinde yer alan nükleer ile ilgili detaylara<a href="https://yeniarayis.com/pelincengiz/bae-anlasmasinin-altinda-akkuyu-ve-sinop-nukleer-santrallerine-ortaklik-mi-var"> şu yazıda</a>yer vermiştik.

10 yıl yürürlükte kalacak olan ve “siyasi kapitülasyon” olarak nitelendirilen kanun teklifinin yenilenebilir enerjiyi de kapsayan ilgili maddesi şöyle:
<ol>
 <li>a) Yenilenebilir ve Temiz Enerji
- 2500 MW’a kadar deniz üstü rüzgar projesi/projeleri
- 3000 MW’a kadar optimize batarya depolamalı karasal rüzgar ve güneş enerjisi projesi/projeleri
- Yeşil hidrojen ve/veya yeşil amonyak üretmek için 5000 MW’a kadar yenilenebilir ve temiz enerji projeleri
- 2000 MW’a kadar pompaj depolamaları hidroelektrik santral projesi/projeleri
b) Şebeke ve İletim
- 1000 MW’a kadar batarya depolama projesi/projeleri
- Üçüncü ülkelerde enterkonneksiyon projeleri
c) Termik Santraller
- İstanbul Ambarlı’da yer alacak 1200 MW-1800 MW kombine çevrim enerji santrali de dahil olmak üzere, 3000 MW’a kadar kombine çevrim gaz türbini enerji santrali projesi / projeleri
- 3000 MW’a kadar temiz ve yerli kömür yakıtlı enerji santral projesi/projeleri</li>
</ol>
İlgili kanun teklifinin 6’ıncı ve 8’inci maddelerini incelediğimizde projeler için gerekli sahaların belirlenip BAE devletine tahsis edileceği belirtilirken, “Türk tarafı yürürlükteki kanun ve yönetmeliklerine uygun olarak projelerin uygulanması için izinlerin, ruhsatların ve çevresel etki değerlendirme surecinin alınmasında kolaylık ve destek sağlayacaktır” ifadeleri yer alıyor.

Sonuç olarak, yenilenebilir enerjide Türkiye’nin daha önce deneyimlemediği bir kapitülasyon yöntemiyle doğal alanlar Birleşik Arap Emirlikleri’nin emrine verilecek. Yenilenebilir enerjinin böylesi bir yöntemle imar plansız, ruhsatsız, izinsiz şekilde doğal kaynakların başka bir ülkenin emrine verilerek araçsallaştırılmasına ilk kez tanık oluyoruz.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Feb 2024 21:45:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Murat Kurum’un Kanal İstanbul sessizliği ne anlatıyor?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/murat-kurumun-kanal-istanbul-sessizligi-ne-anlatiyor-1536</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/murat-kurumun-kanal-istanbul-sessizligi-ne-anlatiyor-1536</guid>
                <description><![CDATA[Murat Kurum’un Kanal İstanbul sessizliği ne anlatıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Murat Kurum’un, seçim vaatlerini ve projelerini açıkladığı İstanbul vizyon tanıtım toplantısında Kanal İstanbul’dan hiç bahsetmemesi tesadüf mü? Mesela Kurum, seçildiği takdirde, İBB’nin yeniden Kanal İstanbul’un inşası için iktidarla uyumlu bir işbirliği içinde olacaklarına dair neden en ufak bir açıklama yapmıyor?</strong>

Türkiye gündemi 31 Mart yerel seçimlerine kilitlenmiş durumda. AKP açısından kelimenin tam manasıyla İstanbul’u almak, Türkiye’yi almak anlamına gelecek. Bu seçimlere damgasını vuracak kentlerin başında gelen İstanbul’a hem iktidar hem de muhalefetin farklı kanatları talip.

İstanbul Belediye Başkanlığı yarışında CHP’nin mevcut İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve AKP’nin eski Çevre, Şehircilik, İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un ardından İYİ Parti İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, “Ben de varım” dedi.

Anketlerdeki oy oranları değişim gösterir mi ya da seçmen davranışları nereye doğru evrilir onu şimdiden bilmek zor ancak, 31 Mart’a kadar özellikle İstanbul’da gündemi belirleyecek konular aşağı yukarı belli.

İstanbul özelinde seçim meydanlarında en çok konuşulacak konulardan birinin Kanal İstanbul olacağını şimdiden söylemek mümkün. Bunun ilk emarelerini bu hafta yapılan konuşmalarda da gördük.

2009’da Beylikdüzü CHP İlçe Başkanlığı ile siyaset hayatına atılan Ekrem İmamoğlu, 2014 yerel seçimlerinde Beylikdüzü’ne Belediye Başkanı seçildi. Ardından bu kariyer onu 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna taşıdı.

Murat Kurum ise Kasım 2009’da TOKİ’ye bağlı Emlak Konut GYO’nun Genel Müdürü oldu. Kurum, siyasete ilk kez 2018’de o dönemki adıyla Çevre ve Şehircilik Bakanı, yeni adıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak girdi. Bu görevde tam 5 yıl kaldı, pek çok tartışmalı karara imza attı.

Buğra Kavuncu’dan da kısaca bahsedecek olursak, kamuoyu Kavuncu'nun ismini, Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı 2019 yerel seçimlerinde, o dönemki CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile uyumlu çalışmasıyla duymuştu. İmamoğlu için o dönemki seçim çalışmalarına destek verdi. Daha sonra 2023 genel seçimlerinde milletvekili oldu.

Hatırlanacağı üzere, Kanal İstanbul projesi ilk kez 27 Nisan 2011'de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011 genel seçimleri öncesinde kamuoyuna açıklandı.

Bu proje 13 yıl boyunca içerik ve boyut değiştirse de gündemden hiç düşmedi, muhalefetle iktidar arasında bıçak sırtı tartışmaların önemli gündem başlıklarından biri oldu.

<strong>Seçmen davranışlarını olumlu etkilemediği ya da seçim meydanlarında projeden bahsetmenin artık oya tahvil olmadığı AKP nezdinde denenerek görüldü.</strong>

<strong>Yıllar içinde Kanal İstanbul projesiyle ilgili görülen en temel tespit şu ki, kamuoyunda yarattığı alerjiyle artık bu projeden bahsetmenin yurttaş nezdinde oy değeri olmaması.</strong>

<strong>Geçen hafta İmamoğlu ve Kurum arasında geçen Kanal İstanbul polemiği de bunun en net göstergesi.</strong>

<strong>Murat Kurum’un, seçim vaatlerini ve projelerini açıkladığı İstanbul vizyon tanıtım toplantısında Kanal İstanbul’dan hiç bahsetmemesi tesadüf mü?</strong>

<strong>Mesela Kurum, seçildiği takdirde, İBB’nin yeniden Kanal İstanbul’un inşası için iktidarla uyumlu bir işbirliği içinde olacaklarına dair neden en ufak bir açıklama yapmıyor?</strong>

Geçen hafta yurttaşlarla sohbetinde Kurum, “Birçok mega projemiz olacak” deyince, gazeteciler de haklı olarak, “Mega projelerden biri de Kanal İstanbul mu?” diye sordu.

İstanbul projesi hakkında, "İstanbul'un gündeminde olmayan hiçbir şey bizim gündemimizde olmayacak dedik. İstanbul halkı neyi istiyorsa, neyi bekliyorsa biz de hep onların isteği ve dilekleri doğrultusunda çalışacağız ve bu beklentileri karşılayacak projeler yapacağız. Öncelik sıralaması olacak” dedi.

Bu sözler elbette İmamoğlu’na da soruldu. İmamoğlu, “Seçimler nelere muktedir, oy almak nelere muktedir. Bu kadar hararet niye böyle bir anda söndü? Yani hep milletin dediği olur. Doğru söylüyor, milletin gündeminde ne varsa o olur. Milletin gücü, sandığın gücü, bir anda bu tür iradenin kendinde olmadığı, yöneticilerin bir anda sesini kısabiliyor. Dün söylediklerinin tersini söyleyebiliyorlar” cevabı verdi.
<blockquote><strong>Murat Kurum, her ne kadar bugünlerde “halkın istemediği bir şey gündemimizde olmayacak” dese de kısa bir arşiv taramasıyla geçmiş dönemlerde ısrarla bu projenin tamamlanacağından bahsettiğini görebiliriz.</strong></blockquote>
Arşiv unutmaz derler ya, Kurum, her ne kadar bugünlerde “halkın istemediği bir şey gündemimizde olmayacak” dese de kısa bir arşiv taramasıyla geçmiş dönemlerde ısrarla bu projenin tamamlanacağından bahsettiğini görebiliriz.

Arşivlerde çok eskiye değil, daha yakın geçmişe gidelim.

Kanal İstanbul Projesi için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yeterli bulunduktan sonra 23 Aralık 2019'da askıya çıkarılarak kamuoyunun görüşüne açıldı. Raporun askıda olduğu 10 gün boyunca projenin iptalini isteyen yurttaşlar, İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na bağlı il müdürlükleri önünde uzun kuyruklar oluşturarak itiraz dilekçesi verdi.

17 Ocak 2020’de Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul’un ÇED Raporu'nu onayladıklarını açıklayarak, “ÇED sürecini, planlama sürecini bakanlığımızın yürüttüğü, yine uygulama süreçlerinde imar uygulamalarının bakanlığımız nezdinde yapılacağı ve asrın projesi diyeceğimiz Boğaziçi'ni, İstanbul Boğazı'nı koruma ve kurtarma projesidir. Boğazımızın özgürlük projesidir. İstanbul'umuzun medeniyet projelerinden bir tanesidir. Kanal İstanbul projesi içerisinde de hem akıllı şehir uygulamalarını gerçekleştireceğiz hem de kanalın iki yakasında 500 bin nüfusunu aşmayacak, yatay şehirleşme örneği gösterecek, örnek bir şehircilik modelini uygulayacağız” ifadelerini kullandı.

Kurum’un bu açıklamalarına karşı İmamoğlu, Kanal İstanbul’un felaket, ihanet ve cinayet projesi olduğuna dikkat çekerek, projenin derhal iptal edilmesi çağrısında bulunmuştu.

Karşılıklı söz düellosu bir süre böyle devam etti.

İmamoğlu’nun projenin "İstanbul'un su kaynaklarını yok edeceğini" belirtmesi üzerine, Kurum, Mart 2021’de "İstanbul'un su kaybı yaşayacağı iddiası kesinlikle bilimsel değildir, tamamıyla gerçek dışıdır” ifadelerini kullanmıştı.

Kurum, Kasım 2021’de Kanal İstanbul projesine gelen eleştirilere, "Kanal İstanbul'u kime sordunuz diyenlere cevabımız şu; milletimize sorduk. Yüzyılın en büyük, Cumhuriyet tarihinin en muazzam projesi Kanal İstanbul'u defalarca anlattım. Kanal İstanbul, Cumhurbaşkanımızın milletinin onayına sunduğu, milletin de onay verdiği büyük bir projedir. Yüzde 52'si yeşil alanlardan oluşan Türkiye'nin en çevreci şehircilik projesidir. Yapacağımız rezerv konutlarla İstanbul'u depreme hazırlayan büyük bir dönüşüm projesidir” yanıtını vermişti.

Proje son olarak, TMMOB’nin açtığı yürütmeyi durdurma davasına karşı Danıştay’ın yeniden bilirkişi atama kararıyla gündemde.

AKP’nin kurduğu rant, talan, israf düzeni artık bu çılgınlığı kendinden menkul projeyi vaatler arasında ağıza alamayacak hâle getirmiş.
<blockquote><strong>Kanal güzergahındaki araziler 8-10 kere el değiştirdi, fiyatlar astronomik yerlere fırladı, Arap sermayesi arsa kapatma yarışına girdi, hepsi birer lojistik faciası yaratacak köprüler ballandırılarak anlatıldı, göstermelik temel atma törenleri düzenlendi.</strong></blockquote>
Kanal güzergahındaki araziler 8-10 kere el değiştirdi, fiyatlar astronomik yerlere fırladı, Arap sermayesi arsa kapatma yarışına girdi, hepsi birer lojistik faciası yaratacak köprüler ballandırılarak anlatıldı, göstermelik temel atma törenleri düzenlendi.

Bölgeyi Araplara rant dağıtım aracına dönüştürmek dışında çivi çakılmamış bir inatlaşma oyun alanına döndürdüler, burada yaşayanlar açısından pek çok mağduriyet yarattılar.

<strong>Kanal İstanbul projesinin toplam maliyeti resmi olarak 15 milyar dolar olarak açıklandı. O dönemde bunun karşılığı 75 milyar TL idi. Bugün itibariyle dolar kurunu 30 TL olarak alırsanız maliyet kabaca 450 milyar TL’ye geldiğini görebiliriz.</strong>

Sonuç, bu projeye bugüne kadar ne ciddi bir yatırımcı çıktı ne de yerli ya da yabancı kaynak bulunabildi. Tek amaç, İBB kaynaklarının bu projeye aktarılabilmesinin yolunu bulabilmek. Bunun için bu kez projeden bahsetmeyerek bunu yapmaya çalışacaklar gibi görünüyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jan 2024 21:35:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/kanal-istanbul-YS0L_cover.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karbon ayak izinizi unutun, “iklim gölgeniz” ile tanışın</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/karbon-ayak-izinizi-unutun-iklim-golgeniz-ile-tanisin-1370</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/karbon-ayak-izinizi-unutun-iklim-golgeniz-ile-tanisin-1370</guid>
                <description><![CDATA[Karbon ayak izinizi unutun, “iklim gölgeniz” ile tanışın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Karbon ayak izinin anlamsızlaştığı bir dünyada iklim gölgesi, çevre için aldığımız önlemlerle sosyal çevremizi bilinçli ya da bilinçsiz etkileme halimiz olarak açıklanıyor.</strong>

Her yıl ocak ayının bir haftasında küresel elitlerin Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yıllık toplantısı için İsviçre Alpleri’ndeki küçük dağ kasabası Davos’ta toplanması, dünyanın da ilgi odağı haline geliyor.

Konuk çeşitliliği ile dikkat çeken bu buluşmalar, genellikle dünyanın ayrıcalıklı yüzde 1'lik kesimi için bir konuşma arenası olarak eleştirilse de aynı zamanda insanların küresel ölçekte değişimi etkilemek için lobi yapmaya ve bu güçlü elitleri etkilemeye çalıştıkları da bir yer.

Bu yıl Davos’taki toplantıların ana teması “Güvenin Yeniden İnşası” oldu.

Benim açımdan her yıl en merak edilen yanı, tam da forum başlamadan hemen önce açıklanan <a href="https://www3.weforum.org/docs/WEF_The_Global_Risks_Report_2024.pdf">Küresel Riskler Raporu</a> araştırması oluyor.

Araştırma, insani gelişmelerdeki ilerlemenin yavaş yavaş azaldığı, devletleri ve bireyleri yeni ve yeniden ortaya çıkan risklere karşı savunmasız bırakan küresel risk ortamı konusunda uyarıyor.

Küresel güç dinamikleri, iklim, teknoloji ve demografik yapıdaki sistemsel değişimler karşısında, küresel riskler dünyanın uyum kapasitesini sınırlarına kadar zorluyor.

Çevresel riskler, tüm zaman dilimlerinde risk ortamını domine etmeye devam ediyor.

<strong>Katılımcıların yüzde 66’sı aşırı hava olaylarını 2024’in riskleri sıralamalarında ilk sırada görüyor. Aşırı hava olayları, dünya sistemlerinde kritik değişiklikler, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü, doğal kaynak kıtlığı ve kirlilik gelecek 10 yıl boyunca karşılaşılması beklenen en ciddi 10 riskten beşini temsil ediyor.</strong>

Bununla birlikte, rapora katkı sunan uzmanlar risklerin aciliyeti konusunda farklı düşüncelere sahip. Özel sektör katılımcıları, çoğu çevresel riskin sivil toplum ve hükümetlere kıyasla daha uzun bir zaman çerçevesinde gerçekleşeceğine inanıyor.

Bu durum, çevresel riskler ile mücadelede dönüşü olmayan bir noktaya gelme riskinin arttığına işaret ediyor.

<strong>İki yıllık zaman diliminde de ikinci en ciddi risk olarak yine iklim değişikliği yer alırken, 10 yıllık bir zaman diliminde ciddiyet açısından ilk dört küresel risk arasında çevresel riskler ve küresel ısınma birinci sırada yer alıyor.</strong>

Dezenformasyon, 2024 yılının en önemli riskleri arasına girdi, yüzde 53 ile ikinci sırada.

Yanlış bilgi ile toplumsal huzursuzluk arasındaki bağlantı, gelecek iki yılda birçok ülkede yapılacak seçimlerde merkezi bir rol oynayacak. Devletlerarası silahlı çatışmalar gelecek iki yılın en önemli beş riski arasında yer alıyor. Birçok çatışmanın devam ettiği bir dönemde, önde gelen jeopolitik gerilimler ve zayıflayan toplumsal dayanıklılık riski çatışmaların yayılmasına neden oluyor.

2024’te milyarlarca insan seçim sandıklarına gidecek. Endişenin kaynağı, yanlış bilgi ve dezenformasyonun yaygın kullanımı ve bunları yaymaya yönelik araçların, yeni seçilen hükümetlerin gerçek ve algılanan meşruiyetini zayıflatma olasılığı.

Üretken yapay zekâ gibi son teknolojik gelişmelerin sahte bilgilerin hacmini, erişimini ve etkinliğini artırdığına işaret edilen raporda, olası riskler kapsamında demokratik süreçlerin uzun vadeli erozyonu, şiddet içeren protestolardan nefret suçlarına, sivil çatışmalardan terörizme kadar uzanan huzursuzluklara dikkat çekiliyor.

Davos’tan 2024’te geriye ne kaldı diye sorduklarında yine iklim krizinden “aşırı endişeli” elitlerin özel jetlerinden vazgeçememesi cevabı verilecek. Toplantıların pek çoğunun gündeminde iklim kriziyle ilgili konular yer alırken, toplantılar için gelenler 2300 adet özel jetle uçtu.

Bunun da nasıl bir karbon ayak izi yaratacağının <a href="https://www3.epa.gov/carbon-footprint-calculator/">hesabı ortada</a>.

<strong>Küresel iklim krizinin geldiği nokta artık o kadar büyük ki, bireysel eylemler anlamsız görünebilir. </strong>
<blockquote><strong>Yeni ortaya atılan bir kavrama göre, karbon ayak izimize odaklanmak yerine iklim gölgemize odaklanmanın daha etkili olacağı savunuluyor. Karbon ayak izinin anlamsızlaştığı bir dünyada iklim gölgesi, çevre için aldığımız önlemlerle sosyal çevremizi bilinçli ya da bilinçsiz etkileme hâlimiz olarak açıklanıyor.</strong></blockquote>
Suyu tasarruflu kullanmanızın ya da elektrik sarfiyatı düşük ampulle aydınlanmanızın, işe giderken hangi ulaşım aracını kullandığınızın ya da ne sıklıkla kırmızı et yediğinizin sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz.

<strong>Karbon ayak izimizin artıyor olması, bizim etki alanımızın dışında gelişen ve karşılığında önlem almamızı zorlaştıran şartlara bağlı. </strong>

Yeni ortaya atılan bir kavrama göre, karbon ayak izimize odaklanmak yerine iklim gölgemize odaklanmanın daha etkili olacağı savunuluyor. Karbon ayak izinin anlamsızlaştığı bir dünyada iklim gölgesi, çevre için aldığımız önlemlerle sosyal çevremizi bilinçli ya da bilinçsiz etkileme hâlimiz olarak <a href="https://www.nationalgeographic.com/environment/article/climate-shadow-carbon-footprint">açıklanıyor</a>.

İlk olarak iklim hakkında yazılar yazan Emma Pattee tarafından ortaya atılan iklim gölgesi, kavramı, kişinin tercihlerinin ve bunların gezegen üzerindeki etkisinin tam bir resmini çizmeyi amaçlıyor.

Pattee, iklim gölgesiyle ilgili, “İklim gölgeniz, arkanızda uzanan karanlık bir şekildir. Gittiğiniz her yere gider, yalnızca klima kullanımınız veya arabanızın yakıt tüketimi değil; aynı zamanda nasıl oy verdiğiniz, kaç çocuk sahibi olmayı seçtiğiniz, nerede çalıştığınız, ne kadar kazandığınız ve paranızı nereye harcadığınız da hesaplanmalı. İklim değişikliği hakkındaki sözlerinizin, ilgisizliği artırıp artırmadığı hakkında konuşmalısınız” diyor.

İklim gölgeniz ne kadar büyükse gezegene sağladığınız fayda da o kadar büyük oluyor.

<strong>Kimileri, kusurlu olsa da karbon ayak izinin en azından kişinin davranışını olumlu yönde değiştirmeye yönelik bir çerçeve sağlayabileceğini savunuyor. Tartışmaya göre karbon ayak izini ve iklim gölgesini uyumsuz olarak görmek yerine tamamlayıcı olarak görmek daha iyi olabilir.</strong>
<blockquote><strong>Karbon ayak izimizin büyük bir kısmı kontrolümüz dışındaki güçler tarafından oluşturuluyor, Şehirlerin nasıl tasarlandığını kontrol edemiyoruz, toplu taşımayı kontrol edemiyoruz, hatta hangi ülkede doğduğumuzu bile kontrol edemiyoruz.</strong></blockquote>
<strong>Pattee, iklim gölgesi kavramının, bireysel eylemde bulunmak isteyenler ile bireysel eylemin anlamsız olduğunu savunanlar arasında bir köprü görevi gördüğünü düşünüyor.</strong>

Bu bakış açısı, kavramın özünün kafamızda oturmasını sağlıyor.

Karbon ayak izimizin büyük bir kısmı kontrolümüz dışındaki güçler tarafından oluşturuluyor, Şehirlerin nasıl tasarlandığını kontrol edemiyoruz, toplu taşımayı kontrol edemiyoruz, hatta hangi ülkede doğduğumuzu bile kontrol edemiyoruz. İnsanların özellikle az seçeneğin olduğu ortamda daha büyük bir karbon ayak izine sahip olması mümkün. Çünkü, herhangi bir bölgede toplu taşıma az olabilir. Esas mesele, bunu başkalarını yargılamak için bir ölçüye dönüştürmemek…

Bireysel eylemliliklere ihtiyacımız var ama bireysel eylem küresel iklim kriziyle mücadele etmek için yeterli değil. İletişimi ve eylemselliği olumlu yerden kurgulamak adına iklim gölgesi bir ara kavram, bir geçiş dönemi fikri olarak gayet kullanışlı.

İklim gölgemizin kimlerin üzerine düşüp, kimlerde iklim için önemli bir farkındalık yaratacağını bilemeyiz. Ama etkimizin hayal edebileceğimizden büyük olması, işte o en güzeli…]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jan 2024 21:30:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/industry-sunrise-clouds-fog-39553-scaled.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akbelen Ormanı katili YK Enerji’yi kim koruyor?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/akbelen-ormani-katili-yk-enerjiyi-kim-koruyor-1180</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/akbelen-ormani-katili-yk-enerjiyi-kim-koruyor-1180</guid>
                <description><![CDATA[Akbelen Ormanı katili YK Enerji’yi kim koruyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Akbelen Ormanı’nın katili olan YK Enerji’ye geçen yol olduğu gibi bu yıl da devlet desteği sürecek. 2023’ün 11 ayında kapasite mekanizmasından Akbelen’in canına okuyan Yeniköy Termik Santrali için yaklaşık 73 milyon TL ve Kemerköy Termik Santrali için yaklaşık 100 milyon TL ödeme yapıldı.</strong>

&nbsp;

AKP iktidarları döneminde en az inşaat ve altyapı projeleri kadar gündemde olan yatırım alanı enerjide kömürlü termik santraller oldu. Her ne kadar kamuoyunda bu santrallere yönelik tepki yükselmiş olsa da, devlet bu santrallerin sahiplerine her yıl adeta teşvik yağdırıyor.

AKP iktidarı döneminde enerji politikalarını belirleyen temel eğilim enerji sektörünün neoliberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılması, özelleştirmeler, kamu varlıklarının satılması, piyasaların oluşturulması, kamu hizmetlerinin özel sektöre devredilmesi ve piyasa faaliyetine dönüştürülen bu hizmetlerin özel şirketler eliyle verilmesidir.

Devlet kaynaklarının iklim krizine sebep olan, sağlık maliyetlerini artıran, toplumsal tepkileri hiçe sayan, doğayı, çevreyi yaşanmaz hale getiren bu santrallere nasıl aktığına bakalım.

Ocak 2018’de başlatılmış olan kapasite mekanizması uygulaması yerli kömür, doğal gaz ve bazı hidroelektrik santralleri için kurulu güç başına sabit bir destek sağlıyor.

Mekanizmanın temel amacı, elektrik sisteminde bulunan bazı santrallerin herhangi bir arz sıkıntısı durumuna karşı hazır bulunmasını güvence altına almak. Kapasite mekanizması kapsamında son yıllarda yerli kömürle çalışan termik santrallere herhangi bir yaş sınırı olmaksızın destek sağlanıyor.

Devlet, kapsama aldığı santrallara, birim elektrik üretim maliyetlerinin piyasa fiyatının altında kalması halinde "kapasite mekanizması" üzerinden belli bir tutarda destek oluyor.

Ayrıca, mekanizma kapsamında ithal kömür ve yerli kömür karışımı kullanan santrallere de yerli kömür kullanım oranları derecesinde bir destek sağlıyor.

<strong>İlgili santrallere, piyasa şartlarında maliyetleri tutturup üretim yapamasalar bile, aylık olarak belli miktarda kapasite mekanizması ödemesi yapılıyor. </strong>

<strong>Aslında sistem, kapasite mekanizmasından çıkıp tamamen teşvik mekanizmasına dönmüş durumda. Şirketlerin üretmediği, yurttaşın kullanmadığı elektriğin parası şirketlere aktarılmak suretiyle büyük bir rant sistemi sürdürülüyor.</strong>

Sistemde mevcut olan toplam kurulu güç ve bu gücün üretim kapasitesi ihtiyacın çok üzerinde. Bazı santraller ekonomik ömrünü tamamlamış ya da tamamlamak üzere ve çok eski. Ancak, bu santraller özelleştirilmiş olduğu için yakın zamanda devre dışı olmaları beklenmiyor.

Ne ilginçtir ki, kapasite mekanizması aslında kapasite eksikliğine önlem olarak uygulanması gerekirken, Türkiye’de bu tam tersine kapasite fazlası olduğu dönemde uygulanıyor.

Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) eliyle bu şirketlere her yıl milyarlarca lira kaynak aktarılıyor.

Bu durum nispeten eski ve yüksek emisyon oranlarına sahip yerli kömür santrallerinin sistemde kalmasına yol açarken, TEİAŞ’ın bütçesi üzerinde bir yük oluşturuyor. Kömür santrallerine ödenen bu bedeller, TEİAŞ’ın iletim tarifeleri yoluyla yenilenebilir enerji santralleri dahil olmak üzere elektrik sektöründeki tüm üretici ve tüketicilere fatura ediliyor.

Geçtiğimiz yıllarda banka batık kredilerine enerji sektörü şirketinin inşaat şirketlerinden sonra ikinci sırada, artış hızı bakımından da ilk sıralarda yer aldığını hatırlatalım. Bu şirketlerin yüksek döviz borçlarının bulunduğu piyasayı bilenlerin malumu.
<blockquote><strong>TEİAŞ tarafından aylık olarak açıklanan verileri alt alta koyduğumuzda, 2023 yılının 11 ayında kapasite mekanizmasından Yeniköy Termik Santrali için yaklaşık 73 milyon TL ve Kemerköy Termik Santrali için yaklaşık 100 milyon TL ödeme yapıldı. İki santral için yıl genelinde tahmini ödeme 200 milyon TL’yi bulacak gibi görünüyor.</strong></blockquote>
2023 yılında 14 yerli kömür yakıtlı santral, 9 ithal ve yerli kömür yakan elektrik santrali, 15 ithal doğal gaz yakıtlı santral, 2 ithal ve yerli doğal gaz yakıtlı santral ve 10'u hidroelektrik santralleri olmak üzere toplamda 50 santral, TEİAŞ’ın kapasite mekanizmasından yararlandırıldı.

<strong>2024 yılına girmemizle birlikte Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Elektrik Piyasası Kapasite Mekanizması Yönetmeliği’nde değişikliğe gitti. Buna göre, HES’ler kapasite mekanizması kapsamından çıkarıldı. Yerli kömür ve doğalgaz kullanımına yapılan kapasite mekanizması ödemeleri de 2 katına yükseltildi.</strong>

<img class="alignnone wp-image-97703" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/01/WhatsApp-Image-2024-01-11-at-15.13.07-300x239.jpeg" alt="" width="581" height="463" />

Değişiklikle birlikte, ithal kömür veya ithal doğalgaz yakıtlı santrallerde, bir fatura dönemi içerisinde yerli kömür veya yerli doğal gaz kullanılarak elektrik üretimi yapılması halinde yerli kömür veya yerli doğal gaz kullanılarak yapılan üretim miktarının 2 katı oranında yerli kaynak kapsamında kapasite ödemesi yapılacak.

Burada, Limak Holding ve IC Holding’in ortak iştiraki YK Enerji için ayrı bir başlık açalım.

Muğla’daki Akbelen Ormanı’nın katili YK Enerji’nin bu bölgede 2014 yılından bu yana işlettiği Yeniköy ve Kemerköy olmak üzere iki kömürlü termik santrali var. Bu santrallerin kömür sahasını genişletmek amacıyla aylardır köylülerin direnişine rağmen orman katlediliyor.

<strong>TEİAŞ tarafından aylık olarak açıklanan verileri alt alta koyduğumuzda, 2023 yılının 11 ayında kapasite mekanizmasından Yeniköy Termik Santrali için yaklaşık 73 milyon TL ve Kemerköy Termik Santrali için yaklaşık 100 milyon TL ödeme yapıldı. </strong>

<strong>İki santral için yıl genelinde tahmini ödeme 200 milyon TL’yi bulacak gibi görünüyor.</strong>

Bu veriler sadece 2023 yılına ait. 2018’den bu yana yapılan ödemelerin tamamı düşünüldüğünde bu nasıl bir kaynak aktarımı, bu nasıl bir ekonomik gereklilik ya da nasıl bir piyasa düzeni anlamlı bir açıklama bulmak gerçekten çok zor.

Geçtiğimiz günlerde TEİAŞ, 2024 yılında kapasite mekanizmasından yararlanacak santrallerin listesini açıkladı. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, son alınan kararla mekanizmada yer alan 10 HES devre dışı bırakılırken, 2 kömürlü santral eklenerek 43 adet kömür ve doğalgaz santrallerine verilecek desteğin ikiye katlanacağı duyuruldu. Dolayısıyla fosil yakıt teşvikleri bu yıl katlanacak.

2023 yılında kapasite mekanizmasından yerli kömürle çalışan Enerjisa’nın Tufanbeyli Termik Santrali, Diler Holding’in sahip olduğu İskenderun İthal Kömür Santrali, Aydem Enerji’nin sahip olduğu Muğla’daki Yatağan Termik Santrali ile Zonguldak’taki Çatalağzı Termik Santrali, Konya Şeker’in sahip olduğu Soma Termik Santrali ve Kangal Termik Santrali, Çelikler Holding’e ait Tunçbilek, Seyitömer ve Orhaneli kömürlü termik santralleri ve daha pek çok şirket teşvik aldı.

Yani, aynı mekanizma 2024 yılında da tıkır tıkır işlemeye devam edecek.

Yurttaş, esnaf, küçük işletmeler elektrik faturalarının altında ezilirken, Hatay’da depremzedelere utanmadan fahiş elektrik faturaları gönderilirken, vergilerle oluşturulan kamu kaynaklarının şirketlere aktarılması sürecek.

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 21:40:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Akbelen-Ormani-Direnisi.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hangi fosil yakıt şirketleri Filistin işgalinden kâr ediyor?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hangi-fosil-yakit-sirketleri-filistin-isgalinden-kar-ediyor-998</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hangi-fosil-yakit-sirketleri-filistin-isgalinden-kar-ediyor-998</guid>
                <description><![CDATA[Hangi fosil yakıt şirketleri Filistin işgalinden kâr ediyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Gazze halkına yönelik soykırım sürerken, bu insanlık trajedisi birilerine büyük kazançların fırsat kapısı olarak açılıyor. Fosil yakıt şirketleri insanların çektiğ</strong><strong>i ac</strong><strong>ılardan kâr elde etmeye devam ettiği sürece, bu gezegen üzerinde iyi bir şeyden bahsedilemez.</strong>

Yeni yılın ilk günü itibariyle Türkiye medyasında hiç konuşulmayan birkaç enerji başlığı ile başlayalım.

<strong>Dünyanı</strong><strong>n en büyük beş petrol şirketi BP, Shell, Chevron ExxonMobil ve Total Energies, fosil yakıt şirketlerine yönelik giderek artan öfke ortamında yatırımcılarına 2023 için 100 milyar dolardan fazla ödeme <a href="http://(https://www.ecowatch.com/big-oil-companies-record-payouts-shareholders-2023.html">yapacak.</a></strong>

<strong>Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, tüm petrol ve gaz endüstrisi 2022</strong><strong>’de 4 trilyon dolar kazandı. Eğer bu bir ülke olsaydı, dünyanı</strong><strong>n en büyük 5</strong><strong>’inci ülkesi olabilirdi.</strong>

Bu rekor seviyedeki ödemeler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi, küresel enerji piyasalarının alt üst olması, Brent petrolün uluslararası fiyatında artış yaşanması ve Avrupa genelinde gaz fiyatlarını tetiklemesinin ardından büyük petrol ve gaz şirketlerinin bir yıl boyunca rekor kâr elde etmesinin ardından geldi.

Big Oil şirketlerinin 2023 temettü ödemelerinin 2022 yılında 104 milyar dolara ulaşan ödeme miktarı geçmesi bekleniyor.

<strong>Temettü ödemelerinin, sıcaklık rekorlarının kırıldığı, aşırı hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin giderek arttığı bir yılın ardından gelmesi açısından da epey manidar. </strong>

Üstelik dünyada milyonlarca hane, yüksek enerji maliyetleri nedeniyle yaşamsal krizler içinden geçerken bunlar oluyor.

Diğer yandan, COP28’de kurulması kabul edilen Kayıp ve Zarar Fonu’na zengin ülkeler şimdiye kadar sadece 700 milyon dolarlık bir katkı sağlayacağını<a href="https://www.theguardian.com/environment/2023/dec/06/700m-pledged-to-loss-and-damage-fund-cop28-covers-less-than-02-percent-needed)"> açıkladı. </a>

Fosil yakıt şirketlerinin bir yandan gezegeni yok ederken, bir yandan da büyük kârlar elde etmesine artık son verilmeli. Hem gezegenin geleceği açısından hem de ahlaki değerler açısında bu durum sürdürülebilir değil.

<strong>Uluslararası Enerji Ajansı’nın tahminlerine göre, petrol talebinin öngörülebilir gelecekte artacağı tahmin ediliyor ve işin kötü tarafı petrol ve gaz endüstrisi hâlen büyük ölçüde üretimin artırılmasına yönelik yatırım yapıyor.</strong>

<strong>Bu noktada da Ortadoğu</strong><strong>’daki gelişmeler dikkat çekici.</strong>
<blockquote><strong>İsrail'in nihai hedefini sadece Hamas'ı yok etmek ve/veya Filistinlileri anayurtlarından uzaklaştırmak değil, aynı zamanda Gazze'nin milyarlarca dolarlık gaz kaynaklarına da zaman içinde el koymak olarak görebiliriz.</strong></blockquote>
Ortadoğu’da çıkan çatışmaları petrol ya da gazla ilişkisini kurmadan anlatmak eksik kalır. Fosil yakıt endüstrisi bizi tartışmasız şekilde küresel iklim krizine doğru sürüklerken, dünyanın sürüklendiği bu krizden nemalanma fırsatını da kaçırmıyor.

Fosil yakıt şirketleri dünyayı kirletmekle meşgulken hiçbir ahlaki değerlerinin olmadığına ilişkin son gelişmeleri İsrail-Hamas çatışmaları sırasında da gördük.

Her ne kadar İsrail-Filistin çatışmaları tarihsel olarak kan, ölüm ve mülksüzleştirme ile yoğrulmuş karmaşık bir geçmişe sahip olsa da işin bir boyutunda hep enerji meselesi de var.

<strong>Fosil yakıt şirketleri Gazze işgalinden nasıl kazanç sağlıyor, Filistin halkına yönelik sü</strong><strong>regelen şiddet kullanılarak, bö</strong><strong>lgede nasıl petrol ve gaz lisansları dağıtıyor bakalım.</strong>

<strong>7 Ekim</strong><strong>’de başlayan İsrail-Hamas çatışmaları devam ederken, ekim ayının sonunda İsrail, Avrupa'ya gaz ihraç etmek için bir enerji merkezi olma hedefi doğrultusunda ülkenin enerji tedarikçilerini çeşitlendirmek ve daha fazla rekabeti teşvik etmek amacıyla, 6 şirkete 12 lisans verdi.</strong>

<strong>İsrail'in Akdeniz</strong><strong>’deki doğal gaz arama sahası Leviathan sahasına bitişik iki alanda araştırma yapacak olan uluslararası şirketler iki ayrı konsorsiyuma bölünüyor.</strong>

<strong>İlk grupta İtalyan ENI, Güney Koreli Dana Petroleum ve İsrail şirketi Ratio Energies yer alıyor. Diğer grupta ise İngiliz BP, Azerbaycan devlet şirketi SOCAR ve İsrail şirketi NewMed Energy bulunuyor.</strong>

İsrail Enerji Bakanı Yisrael Katz, o günlerde yaptığı açıklamada, “Kazanan şirketler önümüzdeki üç yıl içinde doğal gaz aramalarına benzeri görülmemiş bir yatırım yapma taahhüdünde bulundu ve bunun yeni doğal gaz rezervlerinin keşfedilmesiyle sonuçlanacağını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu bağlamda Gazze gaz sahalarının egemenliği konusu, İsrail açısından hayati önem taşıyor.
<blockquote><strong>Gazze halkına yönelik soykırım sürerken, bu insanlık trajedisi birilerine büyük kazançların fırsat kapısı olarak açılıyor. Fosil yakıt şirketleri insanların çektiği acılardan kâr elde etmeye devam ettiği sürece, bu gezegen üzerinde iyi bir şeyden bahsedilemez.</strong></blockquote>
Bir yanda küresel iklim hareketi ve bilim dünyası hızla fosil yakıtlardan çıkış stratejilerinin hayata geçirilmesi çağrıları yaparken, son 15-20 yılda işgal altındaki Gazze, İsrail, Mısır ve Kıbrıs'ı çevreleyen Doğu Akdeniz bölgesinde büyük gaz yatakları keşfedildi ve bu da bir dizi anlaşma önerisinin ortaya çıkmasına yol açtı.

Tahminen 22 trilyon kübik fit gaz içeren Leviathan sahası da dahil olmak üzere büyük açık deniz keşifleri, ABD enerji devi Chevron gibi büyük petrol ve gaz araştırmacılarının yerel şirketlerle ortaklık kurmasını sağladı.

İsrail, 2020 yılında Leviathan gaz sahasından Mısır'a doğal gaz pompalamaya başladı. 2022 yılında İsrail, Mısır ve Avrupa Birliği, Rusya’ya olan bağımlılığı azaltmak için, İsrail'in ilk kez doğal gazını AB’ye ihraç etmesini öngören bir anlaşma yaptı. İsrail, Avrupa ülkelerine yönelik ihracatı artırmak amacıyla daha fazla açık deniz gaz sahası geliştirme çabalarını da hızlandırıyor.

Diğer yandan, kuşatma ve işgal altındaki Gazze, işgalci devletin tekelinde olan su dahil olmak üzere hiçbir doğal kaynağa ulaşamıyor.

Özetle, İsrail açısından nihai hedefi sadece Hamas'ı yok etmek ve/veya Filistinlileri anayurtlarından uzaklaştırmak değil, aynı zamanda Gazze'nin milyarlarca dolarlık gaz kaynaklarına da zaman içinde el koymak olarak görebiliriz.

Gazze halkına yönelik soykırım sürerken, bu insanlık trajedisi birilerine büyük kazançların fırsat kapısı olarak açılıyor. Fosil yakıt şirketleri insanların çektiği acılardan kâr elde etmeye devam ettiği sürece, bu gezegen üzerinde iyi bir şeyden bahsedilemez.

İşte bu yaşadığımız tam da fosil yakıt ekonomisinin gerçek yüzüdür ve bu gerçeklik tamamen zenginlerin ve şirketin lehine ayarlıdır. O sebeple iklim hareketinin o anlamlı sloganının tam da en uygun olduğu yerdeyiz: İklimi değil, sistemi değiştir!]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jan 2024 04:45:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Firefly-big-oil-companies-war-22243-scaled.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAE anlaşmasının altında Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerine ortaklık mı var?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bae-anlasmasinin-altinda-akkuyu-ve-sinop-nukleer-santrallerine-ortaklik-mi-var-866</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bae-anlasmasinin-altinda-akkuyu-ve-sinop-nukleer-santrallerine-ortaklik-mi-var-866</guid>
                <description><![CDATA[BAE anlaşmasının altında Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerine ortaklık mı var?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Hatırlanacağı üzere, maliyet artışı nedeniyle yapımı durdurulan Sinop’taki nükleer santral projesinin Birleşik Arap Emirlikleri’ne teklif edildiği iddiası gündeme gelmişti. </strong>

Birkaç gündür Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yapılan anlaşma metninin detayları konuşuluyor.

Türkiye ile BAE arasında 19 Temmuz 2023 tarihinde Abu Dabi’de imzalanan Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Stratejik Ortaklık Çerçeve Anlaşması’nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair <a href="(https:/cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/WebOnergeMetni/48001f49-4a18-41f4-b2a3-f6200386cfc8.pdf)">kanun teklifi</a>, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzasıyla geçen hafta Meclis’e sunuldu.

Bu ortaklığın altından “temiz kömür” ve nükleer çıktı.

Anlaşma kapsamında taraflar, enerji ve doğal kaynaklar alanında her iki ülkede ve üçüncü ülkelerde stratejik ortaklığın tesis edilmesi, karşılıklı yatırımların artırılması amacıyla Türkiye’de yenilenebilir ve temiz enerji, şebeke ve iletim, termik santrallar, tabii kaynaklar ve yeni teknolojiler ve enerji verimliliği gibi çeşitli alanlarda işbirliği yapacak.

Stratejik ortaklık kapsamında yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra, 3 GW’lık “temiz ve yerli kömür” ile 6 GW’lık nükleer projeleri yer aldı.

<strong>Bu anlaşmanın nükleerle ilgili kısmını detaylandıralım, çünkü bu kısım epeyce kritik.</strong>

Anlaşmadaki ilgili bölümde şunlar yazılı.

“Taraflar, Türkiye Cumhuriyeti’nde nükleer enerji projelerine ilişkin yatırım fırsatları konusunda aşağıdaki şekilde işbirliği yapacaklar:
<ul>
 <li><strong>6000 MW’a kadar nükleer güç santrali projesi/projeleri</strong></li>
 <li><strong>Nükleer yakıt imalatı</strong></li>
 <li><strong>İleri nükleer reaktörler</strong></li>
 <li><strong>Nükleer işgücü ve tedarik zincirinin geliştirilmesi”</strong></li>
</ul>
Anlaşmanın “Ana Prensipler” başlıklı 3’üncü maddesinde sağlanacak finansman destekleri ve tahsisler yer alıyor.

Anlaşmaya göre, BAE tarafı nükleer enerjiyle ilgili projeleri değerlendirecek ve uygun olması halinde finansman sağlayabilecek. Türkiye tarafı projeler için gerekli sahaları belirleyerek tahsis edecek.

Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra 3 ay içinde BAE’ye bildirilecek, 18 aylık süre için başka bir yatırımcı ile proje müzakeresi yapılmayacak. Türkiye, izin, ruhsat ve ÇED değerlendirme sürecinin alınmasında kolaylık sağlayacak.

<strong>Ne Türkiye’de ne de BAE’de bunları gerçekleştirecek teknolojik altyapı var.</strong>

<strong>BAE, Arap dünyasının ilk nükleer enerji santraline sahip. İlk reaktörü Ağustos 2020’de faaliyete geçen Barakah nükleer enerji santralinde üçüncü reaktör bu yıl devreye alındı.</strong>

<strong>BAE’deki bu nükleer santral yüzde 51’i Güney Kore devletine ait olan KEPCO (Korean Electrik Power Corporation) şirketi tarafından gerçekleştirildi. </strong>

<strong>Bu santral aynı zamanda Güney Kore’nin kendi ülkesi dışında gerçekleştirdiği ilk nükleer santral projesi.</strong>

[caption id="attachment_95852" align="alignnone" width="300"]<img class="size-medium wp-image-95852" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/12/Kepco-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /> The Korea Electric Power Corp. (Kepco) logo is displayed outside the company's headquarters in Seoul, South Korea, on Monday, July. 25, 2011. South Korea will raise power prices for the first time in a year, adding to inflation and increasing pressure for a further increase in interest rates. Photographer: Jean Chung/Bloomberg[/caption]

Nükleer Enerji ve Uluslararası Projeler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Salih Sarı, Türkiye’nin 100 milyar dolarlık yatırımla 3 nükleer santral daha yapma kararı aldığını belirtmiş, Mersin Akkuyu dışında Sinop’ta ikinci, Trakya’da üçüncü nükleer santral kurulumu için görüşmelerin sürdüğünü belirterek, “4’üncü nükleer santral projesi için saha araştırmalarımız devam ediyor” demişti.

Sarı ayrıca, Sinop’ta ikinci bir nükleer santralin kurulmasına ilişkin olarak, “Bu sahaya yönelik şu anda Güney Kore ve Rusya Federasyonu ile görüşmelerimiz devam ediyor. Ayrıca Trakya bölgesinde üçüncü bir santralin kurulumuna yönelik de Çin hükümetiyle görüşmelerimiz sürüyor” ifadelerin kullanmıştı.

<img class="alignnone size-medium wp-image-95853" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/12/Erdogan-BAE-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" />

<strong>Hatırlanacağı üzere, maliyet artışı nedeniyle yapımı durdurulan Sinop’taki nükleer santral projesinin Birleşik Arap Emirlikleri’ne teklif edildiği iddiası gündeme gelmişti. </strong>

Japonya ve Türkiye arasında 2013’te Sinop’ta dört nükleer reaktör kurmak için anlaşma yapılmış, inşaatın 2017’de başlaması, ilk reaktörün 2023’te faaliyete geçmesi planlanmıştı. Ancak, proje maliyet artışı nedeniyle 2019 yılında askıya alındı.

<strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl yaptığı BAE gezisinde konunun gündeme geldiği, Sinop’taki nükleer santrale BAE’nin talip olmasının teklif edildiği medyaya yansımıştı.</strong>

Fakat daha sonra bununla ilgili herhangi bir açıklama gelmedi.
<blockquote><strong>Güney Kore, bir süredir nükleer enerji sektörünü geliştirmeye yönelik hamlesinin bir parçası olarak, 2030’a kadar 10 nükleer güç reaktörü ihraç etmeyi hedefliyor.</strong> <strong>Dolayısıyla radarındaki ülkelerden biri nükleer santral iştahı giderek artan Türkiye.</strong></blockquote>
Yukarıda bahsettiğimiz BAE’de nükleer enerji santrali kuran Güney Koreli KEPCO şirketi için ayrı bir başlık açmak gerek.

KEPCO üst yönetimi 2023’ün başlarında Türkiye’ye gelerek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ile görüştü. Görüşmede KEPCO, Sinop’ta 30 milyar dolarlık nükleer santral için  <a href="http://(https://www.nucnet.org/news/south-korea-s-kepco-launches-bid-to-build-four-new-nuclear-reactors-2-4-2023">ön teklif</a> verdi.

<strong>Güney Kore, bir süredir nükleer enerji sektörünü geliştirmeye yönelik hamlesinin bir parçası olarak, 2030’a kadar 10 nükleer güç reaktörü ihraç etmeyi hedefliyor.</strong>

<strong>Dolayısıyla radarındaki ülkelerden biri nükleer santral iştahı giderek artan Türkiye. </strong>

Bu arada, KEPCO’da 100 civarında çalışanın başı yolsuzluk skandalı sebebiyle dertte.  Nükleer santral reaktörlerinin parçalarına ilişkin sahte güvenlik sertifikaları verilmesi nedeniyle ortaya çıkan skandal zinciri epeydir gündemde. Bu gelişme, KEPCO'nun itibarı, deneyimi, uygulama güvenliği ve tasarım kusurları gibi reaktörle ilgili bir dizi soru işaretini de beraberinde getiriyor.
<blockquote><strong>Nükleere hevesli BAE, ülkesindeki ortağı Güney Koreli KEPCO ile Türkiye’de proje geliştirebilir, Rusların projesine ortak olabilir ya da sıfırdan başka bir projenin ana yüklenicisi olabilir.</strong></blockquote>
Bir diğer hatırlatmayı da Akkuyu nükleer santraline dair yapalım.

Türkiye ile Rusya devlet şirketi Rosatom arasında 2010’da imzalanan nükleer santral anlaşmasına göre Rus tarafı, proje hisselerinin en fazla yüzde 49’unu diğer yatırımcılara satma hakkına sahip. Yüzde 49 hissenin tamamı ya da daha düşük bir oranı tek yatırımcı veya birkaç şirket tarafından alınabilir.

Bu daha önce Türkiye’den şirketlerin oluşturduğu konsorsiyumla denendi ancak ticari konularda anlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle başarılı olmadı.

Rusya’nın bir süredir Akkuyu nükleer santrali için finansman ve ortalık arayışında olduğu biliniyor. Akkuyu’da ilk reaktörün devreye alınmasına ilişkin tarih bir kez daha ileri atıldı, hedeflenen tarih 29 Ekim 2024. Seçim öncesi Akkuyu’ya ilk nükleer yakıt getirilmesiyle ilgili tören yapıldı ancak santral ne hikmetse bir türlü devreye alınamadı.

<strong>Tekrar başa dönecek olursak, Türkiye ile BAE arasındaki anlaşmanın en önemli gündemi nükleere dair gelişmeler olacak. Nükleere hevesli BAE, ülkesindeki ortağı Güney Koreli KEPCO ile Türkiye’de proje geliştirebilir, Rusların projesine ortak olabilir ya da sıfırdan başka bir projenin ana yüklenicisi olabilir. </strong>

<strong>Anlaşma kapsamında Rusya, Çin, Güney Kore gibi bir ülkenin teknolojik ortak olarak alınması, BAE’nin gerekli finansmanı sağlaması ve Türkiye’nin de kılçıksız şekilde projesi sahası sağlaması gibi bir nükleer enerji planı masada gibi duruyor.</strong>

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Dec 2023 04:30:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/Akkuyu.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Liman yiyen gemiler: Gemi sökümü Aliağa’nın kıyı şeridini nasıl değiştirdi?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/liman-yiyen-gemiler-gemi-sokumu-aliaganin-kiyi-seridini-nasil-degistirdi-768</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/liman-yiyen-gemiler-gemi-sokumu-aliaganin-kiyi-seridini-nasil-degistirdi-768</guid>
                <description><![CDATA[Liman yiyen gemiler: Gemi sökümü Aliağa’nın kıyı şeridini nasıl değiştirdi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Gemi sökümde endişe yaratan iş kazaları, ölüm hızı oranları, çevre kirliliğ</strong><strong>i, işçilerin asbest ve diğer toksik maddelere maruz kalması ve tehlikeli atıkların yanlış yönetimi gibi konuları</strong><strong>n ele alındığı rapor yedi ana bölümden oluşuyor. Aliağa</strong><strong>’daki gemi söküm faaliyetleri uzun yıllardır çevre ve işçi ihlalleri sebebiyle tartışma konusu. </strong>

Türkiye’de en fazla konuşulan ancak en az önlem alınan çevre kirliliğinin başında “asbest” geliyor.

Endüstriyel anlamda en ciddi asbest, gemi söküm sanayisinde ortaya çıkıyor.

Yarattığı çevre kirliliğinin yanı sıra, her yıl onlarca asbestli geminin söküldüğü İzmir Aliağa’nın bu faaliyetler sebebiyle erozyona uğradığı ve morfolojik yapısının bozulduğu uydu görüntüleriyle ortaya çıktı.

Bu hafta, Brüksel merkezli NGO Shipbreaking Platform (STK Gemi Söküm Platformu) <a href="https://shipbreakingplatform.org/wp-content/uploads/2023/12/TurkiyedeGemiGeriDonusumu_TR.pdf">Türkiye’de Gemi Geri Dönüşümü</a> başlıklı çok kapsamlı güncel veriler içeren bir rapor yayınladı.

Raporda, gemi söküm faaliyetlerinin yürütüldüğü, bölgedeki çelik fabrikalarına hurda sağlayan ve İzmir’in Aliağa ilçesinde yer alan 22 tesis mercek altına alındı.

Gemi sökümde endişe yaratan iş kazaları, ölüm hızı oranları, çevre kirliliği, işçilerin asbest ve diğer toksik maddelere maruz kalması ve tehlikeli atıkların yanlış yönetimi gibi konuların ele alındığı rapor yedi ana bölümden oluşuyor.

Aliağa’daki gemi söküm faaliyetleri uzun yıllardır çevre ve işçi ihlalleri sebebiyle tartışma konusu.

<strong>Türkiye, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’ten sonra dünyadaki 4’üncü büyük gemi geri dönüşüm endüstrisine sahip.</strong>

<strong>Aliağa</strong><strong>’da 28 farklı arsada faaliyet gösteren 22 aktif gemi geri dönüşüm tesisi bulunuyor.</strong>
<blockquote><strong>Bakanlıkların yürüttüğü izin süreçleri ve verdiği izinler kâğıt üzerinde kalıyor; gerçek bir değerlendirme içermiyor. Bu konuda AB</strong><strong>’nin ve kamu kurumlarının raporları var. Gemi söküm faaliyetlerini denetleyecek ve standartlaştıracak hukuksal bir çerçeve bulunmuyor.</strong></blockquote>
<strong>10 YILDA 1505 ADET GEMİ SÖK</strong><strong>ÜLDÜ</strong>

<strong>Çevre ve doğal alanları, halk sağlığını hiçe sayan gemi söküm işlemiyle adeta dünyanın zehirli atıklarının taşındığı merkezlerden biri haline getirilen Aliağa</strong><strong>’da son 10 yı</strong><strong>lda 1505 adet gemi sökümü yapıldı. </strong>

<strong>Bu sökümler sonunda 10 milyon 813 bin gros tonluk başta asbest olmak üzere sağlığa zararlı atık ortaya çıktı.</strong>

Son yıllara bakıldığında en fazla gemi sökümü 281 adetle 2012 yılında gerçekleştirildi.

Sökülen en yüksek gros ton ise, 2020 yılında 1,776 milyon olarak kaydedildi.

Baştan sona gemi söküm sanayisini inceleyen bu rapor, özellikle asbest ve atık yönetimiyle ilgili ciddi halk sağlığı sorunlarına ve ihlallere sebebiyet veren tespitlerle dolu olması açısında ayrıca önemli.

<strong>Raporda, uydu görüntülerinden tespit edilen gemi söküm tesislerin kullandığı katı atık döküm alanları en önemli bulgulardan biri olarak kayıtlara geçti.</strong>

Raporda başka neler var?

<img class="alignnone wp-image-95413" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/12/rapor-300x202.jpeg" alt="" width="542" height="365" />

Aliağa’daki gemi söküm tesisleri hem çevre lisansından hem de ÇED sürecinden muaf. Bu da büyük bir çevresel denetim boşluğu yaratıyor. Raporda, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı her yıl tesislere Gemi Söküm İzni veriyor olsa da bu izin verilirken hangi kriterlerin nasıl kontrol edildiği açık değildir” denildi.

Bakanlıkların yürüttüğü izin süreçleri ve verdiği izinler kâğıt üzerinde kalıyor; gerçek bir değerlendirme içermiyor. Bu konuda AB’nin ve kamu kurumlarının raporları var.

Gemi söküm faaliyetlerini denetleyecek ve standartlaştıracak hukuksal bir çerçeve bulunmuyor.

Asbest yönetimi başlı başına büyük bir sorun. Resmi belgelerde de asbest söküm miktarları ilişkin çelişkiler var.

İşçi sağlığını doğrudan etkileyen bu sanayide çalışan işçiler, eğitimsiz şekilde asbest sökebiliyor ve bu yaygın şekilde uygulanıyor.

Atık yönetimi yıllardır devam eden bir sorun ve bu kapsamda bölgede atık döküm sahaları tespit edildi.
<blockquote><strong>Araştırma kapsamında yapılan mekânsal analiz, kıyı alanında gemilerin ve platformların karaya çekilmesinden ve dolgu/kazı çalışmalarından kaynaklanan morfolojik değişikliklere işaret eden renk ve ton farklılıkları ortaya çıkardı.</strong></blockquote>
<strong>KIYI Ş</strong><strong>ERİDİ S</strong><strong>ÜREKLİ </strong><strong>EROZYONA UĞ</strong><strong>RADI</strong>

Rapora göre, görüşülen bazı uzmanlar, gemi geri dönüşüm sahalarındaki beton zeminin Uluslararası Standartlar Örgütü tarafından belirlenen kriterlere uygun olmadığı görüşünü dile getirdi.

Bu durum, betonun yapısal bütünlüğü ve kirliliği tutma kabiliyeti hakkında soru işaretleri yaratıyor.

Ayrıca, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından tesislerdeki bazı alanlarda beton zeminin bulunmadığı ve bunun da toprak kirlenmesi açısından risk oluşturduğu tespit edildi.

Gemi geri dönüşüm tesislerinin kıyı alanı, ek olarak dolgu alanlarından oluşuyor.

<img class="alignnone wp-image-95414" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/12/pelin-2-300x235.jpeg" alt="" width="394" height="309" />

<strong>Araştırma kapsamında yapılan mekânsal analiz, kıyı alanında gemilerin ve platformların karaya çekilmesinden ve dolgu/kazı çalışmalarından kaynaklanan morfolojik değişikliklere işaret eden renk ve ton farklılıkları ortaya çıkardı.</strong>

Ayrıca kıyı şeridinde, metal atık olduğu düşünülen objeler belirlendi. Uydu görüntüleri, ayrıca tesislerin beton zeminlerinde gerçekleşen korozyonu da ortaya koydu.

Rapora göre, beton zeminde tespit edilen aşınma, deniz suyuna maruz kalma ve gemilerin sürekli olarak kıyıya sürtmesinin etkilerinin birleşimine bağlanabilir.

<strong>Gemilerin kıyıya çekim tekniği, kıyı şeridinin yıpranmış bir görünüme bürünmesine yol açarken, bu da kıyı şeridinin sürekli olarak erozyona uğradığını gösteriyor. </strong>

<strong>Kıyı bölgesinin zaman içindeki değişimi, uydu görüntüleriyle ortaya konmuş durumda. Gemi söküm faaliyetleri yıllar içinde limanı adet yiyen bir virüse dönüşmüş.</strong>

Diğer yandan uydu görüntülerinden, katı atık döküm alanları da deşifre edildi.

İlgili bölümde de şu ifadeler yer aldı:

“Toprakta görünen renk farkı ilk işarettir. Renk değişikliği olan alanlar genel olarak daha geometrik görünmektedir. Bu durum doğrudan bir insan müdahalesine işaret etmektedir. Çok açık sarıdan beyaza doğru görünen bu renk değişikliği en önemli göstergedir ve toprağın başka bir maddeyle kaplı olduğunu düşündürmektedir.

Katı atık döküm alanlarında zaman içerisinde basamaklar oluşmuştur. Bunlar, yapay küçük tepeler ya da katmanlar şekliyle görülebilir. Bu alanlarda gözlemlenen desenler sağlıksız çöp depolama alanlarına benzemektedir. Bu nedenle, Aliağa’da tespit edilen bu alanlar katı atık döküm alanı olarak işaretlenmiştir.”

Raporda, tesislerin kapasitelerine ilişkin de önemli tespitler var. İlgili bölümdeki değerlendirmeler ise şöyle:

“Tesislerdeki kapasitenin ölçülmesi için Aliağa Ticaret Odası yetkilidir. Ancak Ulaştırma Bakanlığı tarafından verilen Gemi Söküm Yetki Belgesi’nde tesis kapasitesi belirtilmediği gibi kapasitenin nasıl ölçüldüğüne dair net bir bilgiye de ulaşılamamıştır. Ulaştırma Bakanlığı’nın tesis kapasitelerinin 2017’den bu yana arttığını gösteren verileri ile AB denetimlerine sunulan veriler karşılaştırıldığında, kapasite bildirimlerinin her zaman tutarlı olmadığı görülmektedir.

Bir tesisin kapasitesi, çalışan sayısı, kesim işlemi sırasında kullanılan teknikler, ekipmanlar ve atık yönetim planlarına göre belirlenir. Gemi geri dönüşüm sektörü son yıllarda makineleşmeyle kapasitesini neredeyse iki katına çıkarmış olsa da tesislerin kesim alanlarının ve tesislerde kullanılan tekniklerin büyük ölçüde değişmediği düşünüldüğünde, artan kapasitenin nasıl hesaplandığı belirsizliğini korumaktadır.”

Asbest söküm prosedürleri iç hukukta gayet net bir şekilde özetlenmiş olsa da, bu prosedürler gemi geri dönüşüm sektöründe her zaman gerektiği gibi uygulanmıyor.

Rapor için yapılan görüşmeler sırasında işçiler de usulsüzlüklerin altını çizdi:

<strong>“Gemi geldiğinde atıkların belli bir kısmı paketleniyor ve toplanıyor. Ama bunlar geminin toplam atığının sadece yüzde 10</strong><strong>’una tekabül ediyor. Bir süre sonra bu kadar yeter diyorlar, geri kalanı bir yere gömülüyor. Bazen de yakılıyor. Eğ</strong><strong>er fırtınalı bir hava varsa denize döküyorlar. Metal parçalar da denize atılıyor.”</strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 04:30:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/612d462286b24418dc92f184-1VBY.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim krizinin azımsanan gerçeği: Zenginin karbon ayak izi, züğürdün çenesini yormayı sürdürüyor</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-krizinin-azimsanan-gercegi-zenginin-karbon-ayak-izi-zugurdun-cenesini-yormayi-surduruyor-689</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-krizinin-azimsanan-gercegi-zenginin-karbon-ayak-izi-zugurdun-cenesini-yormayi-surduruyor-689</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Yapılan bir çalışmaya göre, karbon ayak izi eşitsizliği yeterince anlaşılmadığı gibi azımsanıyor. Farklı ülkelerden sadece 125 milyarder dünya nüfusunun yüzde 90’ında yer alan herhangi bir kişiden&nbsp;1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. Özellikle zengin ülkeler fosil yakıt yardımlarına son vererek, çevreyi kirletenlere ödeme yaptırarak ve adil olmayan mali kuralları değiştirerek trilyonlarca dolarlık hibeye eşdeğer iklim finansmana erişime olanak sağlayabilir… </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çok bilinen bir söz vardır: Fakirleri doyuramadığımız için değil,&nbsp;zenginleri doyuramadığımız için açlık, yoksulluk, sefalet bitmiyor. Bunu biraz da genişlettiğimizde aslında pekala zenginleri bir türlü memnun edemediğimiz için iklim kriziyle ilgili acil, kararlı ve sistematik uygulamalara geçemiyoruz da diyebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zenginlik ve iklim krizi arasındaki ilişkiye dair son birkaç haftada önemli araştırmalar paylaşıldı. Bunların her biri bağımsız birer araştırma olarak farklı verilerle ortaya konmuş olsa da ortak ve paralel bazı özelliklere sahip. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">O araştırmalara geçmeden önce bundan tam bir yıl önce açıklanmış başka bir araştırmanın sonuçlarına atıf yapalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Oxfam ve Stockholm Çevre Enstitüsü'nün The Guardian gazetesi ile birlikte yürüttüğü </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/2023/nov/20/richest-1-account-for-more-carbon-emissions-than-poorest-66-report-says"><span style="color:#2980b9">The Great Carbon Divide (Büyük Karbon Uçurumu) başlıklı araştırmasına</span></a><span style="color:black"> </span><span style="color:black">göre, dünyanın en zengin yüzde 1'i en yoksul yüzde 66'dan daha fazla karbon salımına neden oluyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Yani, insanlığın en&nbsp;zengin&nbsp;yüzde 1'lik kesimi, en yoksul yüzde 66'lık kesimden daha fazla&nbsp;karbon&nbsp;emisyonundan&nbsp;sorumlu olup, bu durum savunmasız topluluklar ve&nbsp;iklim&nbsp;acil durumuyla mücadeleye yönelik&nbsp;küresel&nbsp;çabalar açısından vahim sonuçlar doğuruyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Milyarderler gezegeni yok etme noktasına kadar yağmalıyor…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Küresel&nbsp;iklim&nbsp;eşitsizliği&nbsp;üzerine bugüne kadar yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olan bu araştırmaya göre, milyarderler, milyonerler ve yılda 140 bin dolardan fazla maaş alanlar dahil 77 milyon kişiden oluşan bu elit grup, 2019 yılında tüm&nbsp;karbon emisyonlarının&nbsp;yüzde 16'sından sorumlu.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu oran,&nbsp;sıcaklık&nbsp;nedeniyle 1 milyondan fazla ölüme neden olmaya yetiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapor,&nbsp;ABD Çevre Koruma Ajansı&nbsp;tarafından kullanılan ve her 1 milyon ton karbon için dünya çapında 226 fazla ölüm anlamına gelen ölüm maliyeti formülünü kullanarak, sadece yüzde 1'in emisyonlarının önümüzdeki on yıllar boyunca 1,3 milyon insanın&nbsp;sıcaklığa&nbsp;bağlı ölümüne neden olacağını hesapladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Araştırmaya göre yoksulluk içinde yaşayan insanlar, marjinalleşmiş etnik topluluklar, göçmenler ve&nbsp;aşırı&nbsp;hava&nbsp;koşullarına&nbsp;karşı savunmasız evlerde ya da dışarıda yaşayan ve çalışan kadınlar ve kız çocukları orantısız bir şekilde acı çekiyor. Bu grupların&nbsp;tasarruf, sigorta&nbsp;veya&nbsp;sosyal&nbsp;korumaya sahip olma ihtimalleri daha düşük. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu da onları&nbsp;sel,&nbsp;kuraklık,&nbsp;sıcak&nbsp;hava&nbsp;dalgaları&nbsp;ve&nbsp;orman&nbsp;yangınları&nbsp;karşısında hem ekonomik hem de fiziksel olarak daha fazla risk altında bırakıyor. BM, gelişmekte olan ülkelerin aşırı hava koşullarına bağlı ölümlerin yüzde 91'inden sorumlu olduğunu söylüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Kirleten kirlettiği ile kalıyor, iklim krizine katkısı hiç olmayan kesimler “zenginlerin kirletme hakkının” acısını çekiyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Milyarderlere servet vergisi uygulansa 500 milyar dolar gelir</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><a href="https://www.oilchange.org/publications/road-to-cop29-shifting-and-unlocking-public-finance-for-a-fair-fossil-fuel-phase-out/"><span style="color:#2980b9">Oil Change International’ın geçen ay yeni yayımlanan araştırması</span></a></strong><strong><span style="color:black">, zengin ülkelerin servet vergisi, kurumlar vergisi ve fosil yakıtlara yönelik vergilerin toplamından yılda 5 trilyon dolar gelir elde edebileceğini gösterdi.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Milyarderlere uygulanacak bir servet vergisi ile dünya çapında 483 milyar dolar gelir elde edebilirken, finansal işlem vergisi ile 327 milyar dolar toplanabilir. Büyük teknoloji, silah ve lüks moda satışlarından alınacak vergilerin toplamı da 112 milyar dolara ulaşacak. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dünya çapında uygulandığı takdirde kamu askeri harcamalarının yüzde 20’sinin yeniden dağıtılması ise 454 milyar dolar değerinde olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fosil yakıtlara verilen sübvansiyonların durdurulması, zengin dünyada 270 milyar dolarlık, dünya çapında ise yaklaşık 846 milyar dolarlık kamu parasının serbest kalmasına neden olacak. Fosil yakıt çıkarımına ilişkin vergiler zengin dünyada 160 milyar dolar, küresel olarak ise 618 milyar dolar değerinde olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özellikle zengin ülkeler fosil yakıt yardımlarına son vererek, çevreyi kirletenlere ödeme yaptırarak ve adil olmayan mali kuralları değiştirerek trilyonlarca dolarlık hibe ve hibeye eşdeğer iklim finansmana erişime olanak sağlayabilir…</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Dünyanın farklı ülkelerinden 125 milyarder, dünya nüfusunun daha düşük gelirli yüzde 90’lık kısmında yer alan herhangi birinden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. </span></strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">ZENGİNLERİN KARBON AYAK İZİ, TAHMİNLERDEN ÇOK DAHA YÜKSEK</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Karbon ayak iziniz, hem dünyanın hangi ülkesinde yaşadığınıza hem de gelir seviyenize bağlı olarak büyük farklılık gösteriyor. ABD’de yaşayan birinin karbon ayak izi, ortalama bir Nijeryalı’nın karbon ayak izinden yaklaşık 13 kat daha büyük. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Öte yandan, dünyanın farklı ülkelerinden 125 milyarder, dünya nüfusunun daha düşük gelirli yüzde 90’lık kısmında yer alan herhangi birinden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu eşitsizlik, ülkeler özelinde de oldukça belirgin. Örneğin </span><a href="https://www.sciencefocus.com/news/carbon-footprint-inequality"><span style="color:#2980b9">ABD’de en fazla gelire sahip yüzde 1’lik kesimden birinin karbon ayak izi, en az gelire sahip yüzde 50’lik kesimden birine kıyasla 1,388 kat&nbsp;daha büyük.</span></a><span style="color:black"> </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelelim bu konuya dair son araştırmaya…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yeni bir çalışma, ülke içindeki karbon ayak izi eşitsizliğinin yeterince anlaşılmadığına ve büyük ölçüde azımsandığına işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><a href="https://www.nature.com/articles/s41558-024-02130-y"><span style="color:#2980b9">Nature Climate Change’de yayınlanan ve ABD, Danimarka, Hindistan ve Nijerya’dan 4 bin kişinin katılımıyla yapılan yeni bir çalışma</span></a></strong><strong><span style="color:black">, bu ülkelerin tamamında zenginlerin (en yüksek gelire sahip yüzde 10’luk ve yüzde 1’lik kesimin) karbon ayak izinin gerçekte olduğundan çok daha düşük tahmin edildiğini ortaya koydu. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gerçeklik ve tahminler arasındaki en büyük uçurum, ABD’de ve Danimarka’da gözlendi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, desteklenen iklim politikalarının da gelir düzeyine göre farklılık göstermesi oldu. En yüksek yüzde 10’luk gelir grubundan katılımcılar, kullanımın fazla olduğu dönemlerde elektrik fiyatını artırmak veya kırmızı ete vergi ilave etmek gibi politika önerilerini daha yüksek oranda destekledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çalışmanın yazarlarından Copenhagen Business School İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Kristian S. Nielsen’e göre daha varlıklı kesimler, davranışlarını değiştirmelerini gerektirmeyen çözümleri daha çok benimsiyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Öğretim Üyesi Kristian S. Nielsen, “Küresel ısınmayı engellemeye yönelik hedeflerde görülebileceği gibi, sınırları tam anlamıyla belli olan bir karbon bütçemiz var. Şu anda bazı insanlar, hafta sonu Dubai’de alışverişe gitmek, büyük bir eve sahip olmak veya başka türlü amaçlar için, bu sınırlı bütçeden çok büyük bir pay alıyorlar. Bunun adil olup olmadığını konuşmak, tartışmak önemli” diyor.</span></strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">SINIRLI KARBON BÜTÇESİNİN ADİL PAYLAŞILMASI GEREKİR</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Nielsen, "Eşitsizlikler söz konusu olduğunda bazıları ‘zenginlerin ne kadar parası olduğundan kime ne’ diyebiliyor, çünkü nihayetinde paraya sınırlı bir kaynak gözüyle bakılmıyor. Ama söz konusu iklim olduğunda durum farklı. Küresel ısınmayı engellemeye yönelik hedeflerde görülebileceği gibi, sınırları tam anlamıyla belli olan bir karbon bütçemiz var. Şu anda bazı insanlar, hafta sonu Dubai’de alışverişe gitmek, büyük bir eve sahip olmak veya başka türlü amaçlar için, bu sınırlı bütçeden çok büyük bir pay alıyorlar. Bunun adil olup olmadığını konuşmak, tartışmak önemli” diyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Son derece açık ki, yüksek karbon salımı yapanlarla düşük karbon salımı yapanlar arasındaki büyük uçurum, karbonu azaltmaya yönelik mevcut ülkeler merkezli yaklaşımın yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Karbon vergileri ve zenginlerden alınacak servet vergileri bu noktada kritik önemde.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İster istemez, bu politikanın yaygın bir şekilde uygulanması yoksul insanların gelirlerine oranla daha fazla ödeme yapmasına neden oluyor. Refah dağılımında aşağıya doğru indikçe, insanlar enerji için daha yüksek bir yüzde ödemek zorunda kalıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu konuda işler tamamen çığırından çıkmadan önce kısa bir süre daha zaman var. Eğer bu fırsat da kaçırılırsa, muhtemelen ekonomik, sosyal ve toplumsal açıdan daha karmaşık bir durum ortaya çıkacak ve üstelik karbon politikası artık küçük bir elit üzerinde yoğunlaşmaktan çıkıp, daha geniş kesimlere yaygınlaşacak ve ülkelerin tüm nüfusunu etkilemeye başlayacak.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Oct 2024 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/iklim-krizinin-azimsanan-gercegi-zenginin-karbon-ayak-izi-zugurdun-cenesini-yormayi-surduruyor-1727979071.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de aynı gökyüzünün altında hepimiz aynı kirli havayı soluyoruz</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-ayni-gokyuzunun-altinda-hepimiz-ayni-kirli-havayi-soluyoruz-585</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-ayni-gokyuzunun-altinda-hepimiz-ayni-kirli-havayi-soluyoruz-585</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>İklim kriziyle mücadelede ülkeler kömür yatırımlarından çıkış planları yaparken, Türkiye'nin kömüre olan bağımlılığı sürüyor. Bu durum, dünya genelinde kömürden uzaklaşma eğilimine ters düşerken, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki eylemsizliği ile fosil yakıtlardan çıkış tarihi olmaması hava kirliliği sonucu erken ölümlere neden oluyor. Tesislere getirilen istisnalarla hava kirliliğine göz yumuluyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fosil yakıtlara bağımlılığın en önemli çevresel bedellerinden birini tüm toplum olarak hava kirliliğine maruz kalarak ödüyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.carbonbrief.org/guest-post-just-15-countries-account-for-98-of-new-coal-power-development/"><span style="color:#2980b9">Carbon Brief tarafından yapılan bir çalışamaya göre</span></a><span style="color:#2980b9"> </span><span style="color:black">Türkiye, kömür santrallerine yatırım planlayan ülkeler arasında 4,75 GW'lık projeyle dünyada 10’uncu sırada yer alıyor. Türkiye'nin 2030 hedefi ise 1,7 GW kapasiteye sahip yeni kömür santralleri inşa etmek. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İklim krizi ile mücadele etmek için küresel çapta kömür yatırımları azaltılmaya çalışılırken, Türkiye'nin kömüre olan bağımlılığı sürüyor. Bu durum, dünya genelinde kömürden uzaklaşma eğilimine ters düşerken, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki politikasızlığı ve eylemsizliği ile fosil yakıtlardan çıkış tarihi belirlemiyor olması hava kirliliği sonucu erken ölümlere neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Türkiye’deki hava kalitesini ve hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini incelediği </span><a href="https://www.temizhavahakki.org/kararapor2024/#flipbook-df_5571/7/"><span style="color:#2980b9">Kara Rapor 2024</span></a><span style="color:black">&nbsp;yayınlandı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Raporda, Türkiye’nin enerji politikaları ve hava kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilirken, özellikle sanayi bölgelerindeki hava kalitesinin nasıl izlendiğine dair de önemli tespitlere yer verildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Rapora göre, Türkiye’de nüfusun yüzde 92’sinden fazlası hala Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Hava kirliliği sonucu gerçekleşen ölümler hem sayısal hem de orantısal olarak geçmiş yıllara göre daha fazla olurken, temiz hava politikalarıyla Türkiye’de 68 bin 440 kişinin ölümünün önüne geçilebilirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de kömür, petrol ve doğalgaz 2022 yılında birincil enerji arzında yüzde 82,8 oranında paya sahip. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">TÜİK verilerine göre, 2022 yılında 79 milyon ton linyit, 35 milyon ton taş kömürü ve taş kömürü koku tüketildi. 2022’de bu ikisi toplandığında 115 milyon ton kömür tüketilmiş oldu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">TEİAŞ verilerine göre, elektrik üretiminin yüzde 57’si fosil yakıtlar yakılarak elde edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yine TÜİK verilerine göre, linyitin yüzde 83,5’i termik santrallerde, yüzde 11,2’si demir çelik sanayi hariç sanayi tesislerinde, yüzde 5,3’ü konut ve hizmetlerde kullanıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Taş kömürünün yüzde 60’ı tebrik santrallerde, yüzde 18’i&nbsp; demir çelik sektöründe yakıldı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de havası temiz kent yok. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye’de hava kalitesinin yönetimiyle ilgili detaylı bir mevzuat olsa da bu mevzuatın içeriğinde ve uygulanmasında ciddi sıkıntılar var. En önemli sorunlardan biri, mevzuatta belirli sektör ve tesislere tanınan istisnalar olarak görünüyor. Teknik santrallere, demir çelik tesislerine emisyonlar konusunda istisnalar getiriliyor. Ayrıca, bilgi edinme hakkı etkin kullanılmıyor, ticari sır gibi cevaplar verilerek bilgi talebi reddediliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2022 ve 2023 yıllarında Türkiye genelinde hava kalitesi izleme ağındaki istasyon sayıları artsa da hava kirliliğinin izlenmesi verimi hala çok düşük. Maalesef, özellikle fosil yakıt kullanan ağır sanayinin olduğu bölgelerde hava kalitesi düzenli takip edilmiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Sanayinin ve termik santrallerin bulunduğu örneğin İzmir Aliağa’da, Çanakkale Çan’da hiç ölçüm yapılmamış. Kocaeli’ndeki istasyonların yüzde 60-70’inde hiç ölçüm yapılmamış. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kömür yakarak elektrik üreten termik santrallerin olduğu illerde düzgün ölçüm yapılmıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Örneğin, Milas’ta Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine çevre izni verildi. Çevre izinlerinin usulüne göre verilmediği gerçekçesiyle İkizköylüler dava açtı, ardından termik santrallerin ölçümleri alındı. Afşin Elbistan’daki termik santralde de kapasite artışı yapılmak isteniyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Türkiye genelinde 2022’de 365 adet hava kalitesi izleme istasyonu olmasına ve bu sayının 2023’te 380’e yükselmiş olmasına rağmen, tüm istasyonlarda mevzuata göre izlenmesi gereken parametrelerin tamamına bakılmıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2023 yılında toplam istasyon sayısı artmış olmasına rağmen, yeterli veri alımı sağlanan istasyon sayıları 2022 yılına göre daha düşük. Dokuz ilde hiçbir istasyonda yıllık PM10 değerlerini hesaplamak için yeterli veri yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Üretimde fosil yakıt, özellikle de kömür kullanan ağır sanayinin yoğun olduğu bölgelerdeki partikül madde izlemesi çok sınırlı. Kirliliğin yoğun olduğu bilinen Sakarya -Hendek OSB, Kocaeli-Gebze OSB ve Kocaeli-Dilovası-İMES OSB 2 istasyonlarında 2022 ve 2023 yılları boyunca hiç PM10 ölçümü yapılmadı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">2023 yılında en yüksek PM10 ortalamasına sahip olan 10 il sırasıyla Malatya, Kahramanmaraş, Osmaniye, Hakkari, Aydın, Batman, Iğdır, Şırnak, Gaziantep ve Kilis.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yıllık ortalaması, ulusal mevzuattaki yıllık ortalama PM10 limit değerinin (40 µg/m3) altında gerçekleşen, bir başka deyişle PM10 açısından havası görece temiz olan sadece 13 şehir var: Adıyaman, Bitlis, Karaman, Isparta, Antalya, Bilecik, Kırşehir, Trabzon, Giresun, Rize, Sinop, Afyonkarahisar, Samsun. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak ulusal mevzuatta izin verilen yıllık ortalama PM10 kirliliği, Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığı için belirlediği kılavuz değerin 2,7 katı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>2022’de Türkiye’de kaza, yaralanma ve covid nedenli ölümler harici gerçekleşen 30 yaş üstü toplam 480 bin 991 ölümün yüzde 14,2’ü hava kirliliğine bağlıydı. Türkiye’de nüfusun en az yüzde 92’si kirli hava soluyor.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>ÖNEMLİ RAKAMSAL VERİLERLE HAVA KİRLİLİĞİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Dünyada her yıl 4 milyondan fazla insan PM2,5 kaynaklı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2022’de Türkiye</span><span style="color:black">’de PM2,5 düzeyleri Dünya Sağlık Örgütü’nün kılavuz değeri indirilebilseydi 68 bin 440 ölüm önlenebilirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2022’de Türkiye’de kaza, yaralanma ve covid nedenli ölümler harici gerçekleşen 30 yaş üstü toplam 480 bin 991 ölümün yüzde 14,2’ü hava kirliliğine bağlıydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Yeterli ölçüm yapılan 71 ilde Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği yıllık ortalama PM10 kılavuz değer olan 15 µg/m3 aşıldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye’de nüfusun en az yüzde 92’si kirli hava soluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2022’de İstanbul ortalama 38,41 μg/m3 yani Dünya Sağlık Örgütü’nün 2,5 katı PM10 kirliliğine maruz kaldı. Ankara</span><span style="color:black">’</span><span style="color:black">da 39,25 μg/m3, İzmir</span><span style="color:black">’</span><span style="color:black">de ise 45,18 μg/m3 oldu. İzmir’deki PM10 kirliliği ulusal limit değerin de üzerinde. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye’de yaşayan bir kiş</span><span style="color:black">i, y</span><span style="color:black">ıllık ortalamada 26 µg/m3 PM2,5 kirliliğine maruz kalıyor. Bu değer Dünya Sağlık Örgütü’nün kılavuz değerinin beş katı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- 2023’te SO</span><span style="color:black">2</span><span style="color:black"> (kükürt dioksit) oranı altı </span><span style="color:black">ilde, Manisa, </span><span style="color:black">Şırnak, Adana, Muğla, Konya, Kütahya</span><span style="color:black">’da aşıldı. Bu illerde kömürlü termik santraller ve enerji için kömür kullanan ağır sanayi bulunuyor. Kükürt dioksitin başlıca kaynağı kömürün yakılması. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- NO2 (azot dioksit) Kayseri, Kahramanmaraş, Kütahya, Erzincan ve Bolu</span><span style="color:black">’</span><span style="color:black">nun aralarında olduğu 10 il Dünya Sağlık Örgütü’nün 24 saatlik ortalama kılavuz değeri olan 25 µg/m3’ü en çok aşan iller oldu. Azot dioksit kirliliği en çok trafikte ve sanayide fosil yakıt tüketiminden kaynaklanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- NO2’</span><span style="color:black">deki (azot dioksit) her 10 μg/m3’lük artış, meme kanseri riskini 1,02 kat artırıyor. Her 10 μg/m3 PM10 artışıyla meme kanserinden ölme riski 1,05 kat çoğalıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">Türkiye enerjide fosil yakıtlara bağımlılığını hızla azaltmalı. Ağır sanayi bölgelerinde hava kalitesinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve yönetimi sistematik hale getirilmeli. Türkiye imzaladığı hava kalitesine yönelik uluslararası sözleşmeleri uygulamalı.</span></strong></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><span style="color:black">HAVA KİRLİLİĞİYLE MÜCADELE İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</span></strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Temiz Hava Hakkı Platformu Kara Rapor 2024’te, Türkiye’de hava kirliliğinin ve buna bağlı sağlık sorunlarının yol açtığı ölümlerin azaltması için şu önerilerde bulunuyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye enerjide fosil yakıtlara bağımlılığını hızla azaltmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Ulusal hava kalitesi standartları iyileştirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- PM2,5 için ulusal limit değer belirlenmeli ve yürürlüğe alınmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Hava kalitesi izleme çalışmaları iyileştirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Ağır sanayi bölgelerinde hava kalitesinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve yönetimi sistematik hale getirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Hava kirliliğinin sağlık etkileri saha çalışmaları ile araştırılmalı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Çevresel etkisi olan tüm projeler için sağlık etki analizinin de yapılması mevzuata dahil edilerek zorunlu hale getirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye imzaladığı hava kalitesine yönelik uluslararası sözleşmeleri uygulamalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">- Çevresel bilgiye ulaşabilmek için bilgi edinme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi sağlanmalı.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Sep 2024 04:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/turkiyede-ayni-gokyuzunun-altinda-hepimiz-ayni-kirli-havayi-soluyoruz-1727369253.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fosil yakıtlardan çıkışı konuşmayan bir gelecek inşası mümkün olabilir mi?</title>
                <category>EKOLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/fosil-yakitlardan-cikisi-konusmayan-bir-gelecek-insasi-mumkun-olabilir-mi-523</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/fosil-yakitlardan-cikisi-konusmayan-bir-gelecek-insasi-mumkun-olabilir-mi-523</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Hükümetler, Birleşmiş Milletler Gelecek Paktı’na ait taslakta fosil yakıtlardan çıkış taahhüdünü yeniden gündeme getirdi. Paktın taslak metninde fosil yakıtlara ait herhangi bir referans verilmemesinin</strong><strong> yo</strong><strong>ğun tepki toplamasının ardından taslağa fosil yakıtlardan vazgeçilmesi taahhüdü tekrar eklendi…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gezegenimiz dünya pek çok krizle aynı anda mücadele etmek zorunda: Çatışmalar, iklim krizi, korumacı ve popülist politikaların yükselişi, resesyon, göçler, yoksulluk, açlık… </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu hafta 22-23 Eylül günlerinde New York’ta düzenlenecek BM Gelecek Zirvesi’nde (Summit of the Future) bu çoklu krizler çağının meselelerine ilişkin somut çözümler aranacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelecek Zirvesi'nde dünya liderlerini sorumluluklarıyla yüzleştirmek için çeşitli çözüm ve politikalar sunulacak. Bu anlamda BM Genel Sekreteri António Guterres'in dünyanın&nbsp;"güven açığı"&nbsp;yaşadığı&nbsp;söylemesi boşuna değil. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dünyanın hemen her yerinde çatışmalar ve şiddet büyük acılara neden oluyor, jeopolitik bölünmeler yaygınlaşıyor, eşitsizlik ve adaletsizlik her yerde yükseliyor, popülizm ile aşırıcılığı besliyor. Yoksulluk, açlık, ayrımcılık, kadın düşmanlığı ve ırkçılık gibi asırlık sorunlar yeni biçimler alıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">İş ivedi çözümlere gelince herkesin sınıfta kaldığı bir sistemin zaman tünelinde sıkışıp kaldık.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla, küresel karar alma mekanizmalarında ciddi bir “karar alamama ve tıkanma” hali dikkat çekiyor. Küresel mimarideki sıkışmışlığı aşabilmek için yeni bir reforma ihtiyaç var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelelim zirvenin gündemine…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Etkinlik, beş ana başlığın yanı sıra (sürdürülebilir kalkınma ve finansman, barış ve güvenlik, herkes için dijital bir gelecek, gençlik ve gelecek nesiller ve küresel yönetişim) ve insan hakları, cinsiyet eşitliği ve iklim krizi de dahil olmak üzere BM'nin tüm çalışmalarıyla keşişen diğer konulara dayanan oturumlardan oluşacak. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zirve sırasında üye devletler tarafından ekinde Küresel Dijital Sözleşme ve Gelecek Nesiller Deklarasyonu olan Gelecek Paktı'nın benimsenmesi bekleniyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Gelecek Zirvesi, halihazırda verilmiş olan sözlerin daha eksiksiz yerine getirilmesi, uluslararası toplumun gelecek dünyaya hazırlanması ve güvenin yeniden tesis edilmesi için bir fırsat sunuyor.&nbsp;</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>GELECEK ZİRVESİ BİR FIRSAT SUNUYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Çünkü bu konular geçmişte ele alınmış ve iklim konusunda Paris Anlaşması ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları gibi önemli anlaşmalara varılmış olsa da, çoğu uzun yıllar önce kurulmuş Birleşmiş Milletler yapılarının artık yeterince adil veya etkili olmadığına dair yaygın bir algı var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Gelecek Zirvesi, halihazırda verilmiş olan sözlerin daha eksiksiz yerine getirilmesi, uluslararası toplumun gelecek dünyaya hazırlanması ve güvenin yeniden tesis edilmesi için bir fırsat sunuyor.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zirvenin ardından odak noktası, Gelecek Paktı’nda yer alan tavsiye ve taahhütlerin uygulanması olacak. Kasım ayında Azerbaycan, iklim finansmanının gündemin üst sıralarında yer alacağı BM İklim Konferansı’na (COP29) ev sahipliği yapacak. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dünyanın küresel anlamda çok boyutlu, çok katmanlı, çok acil eyleme geçilmesi gereken farklı sorunları var. Bunların hepsine tarafların hepsini bir araya getirerek tek bir toplantıda çözüm bulabilmek pek gerçekçi olmasa da bir yerden başlamak gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Elbette hepsi birbirinden önemli olmakla birlikte küresel sorunların en önemlilerinden biri olan iklim krizi boyutuna ilişkin birkaç not düşelim…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hükümetler, bu ay kabul edilmesi beklenen yeni Birleşmiş Milletler (BM) Gelecek Paktı’na ait taslakta, fosil yakıtlardan geçiş taahhüdünü yeniden gündeme getirdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bir önceki taslakta fosil yakıtlara dair referanslar çıkarılmış ve bu durum yaygın bir şekilde tepki çekmişti. Paktın taslak metninde fosil yakıtlara ait herhangi bir referans verilmemesinin yoğun tepki toplamasının ardından taslağa COP28’de kabul edilen fosil yakıtlardan vazgeçilmesi taahhüdü yeniden eklendi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Taslakla ilgili geri adım, yaklaşık 80 Nobel ödüllü bilim insanı ve dünya liderinin, önceki müzakere metninde fosil yakıtlarla ilgili herhangi bir referansın çıkarılmasını eleştirmesinin ardından gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">BM, 22-23 Eylül tarihlerinde BM kurumlarını, hükümetleri, STK’ları ve bilim dünyasını bir araya getirerek New York’ta düzenlenecek Geleceğin Zirvesi’ni, “küresel iklim eylemini yeniden canlandırmak adına yüzyılda bir yakalanabilecek bir fırsat” olarak nitelendiriyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Zirvede üye devletlerin, çok taraflı işbirliğini artırmak için bir temel olarak görülen “iddialı ve eylem odaklı” bir anlaşmaya varmaları bekleniyor. Yayımlanan son taslağa göre dünya liderleri, “enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşit bir şekilde geçiş yapmayı, bilimin gerektirdiği şekilde 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı” tekrar masaya getiriyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Bu tür bir dil, geçen yıl Dubai’deki COP28 iklim konferansında yapılan tarihi anlaşmadaki dile benzetildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Fosil Yakıtların Yayılmasını Önleme Anlaşması İnisiyatifi Direktörü Alex Rafalowicz taslağın COP28 taahhütlerini pekiştirdiğini belirterek, “Eğer bu dil değişmeden kalırsa, geri dönüşün olmadığı açık. Bu bir ilk adım ama sadece açıklama yapmak yeterli olmayacak. Bu sonucun üzerine hemen, kararlı eylemler ve somut planlarla devam etmemiz gerekiyor” yorumunu yapmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Hükümetler, yaklaşık bir yıldır zirvenin metni üzerinde müzakereler yürütüyor ve Almanya ile Namibya zirvenin ortak kolaylaştırıcıları olarak çabaları koordine ediyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geçen ocak ayında, üye devletlerin ilk katkıları ve sivil toplum, akademi ve özel sektörden gelen bildirimler temelinde bir “sıfır taslak” yayımlandı. Bu taslak, ülkelerin “enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan geçişi hızlandırmaları”na atıfta bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>Aralarında Nobel Ödülü sahipleri Bangladeş’in yeni geçici lideri Muhammad Yunus ile İrlanda eski Cumhurbaşkanı </strong><strong>Mary Robinson</strong>’<strong>un da dahil olduğu isimler, hükümetlere mektup yazarak, taslakta fosil yakıtlarla ilgili herhangi bir atıfta bulunulmamasından </strong>“<strong>derin endişe” duyduklarını ifade ettiler.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black"><strong>DERİN ENDİŞE</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Ancak, temmuz ortasında yapılan bir sonraki danışma turunun ardından yayımlanan ikinci taslakta fosil yakıtlara dair herhangi bir konudan bahsedilmedi. Bu durum, iklim eylemi liderlerinden güçlü bir kınama aldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Aralarında Nobel Ödülü sahipleri Bangladeş’in yeni geçici lideri Muhammad Yunus ile İrlanda eski Cumhurbaşkanı Mary Robinson’un da dahil olduğu isimler, hükümetlere mektup yazarak, taslakta fosil yakıtlarla ilgili herhangi bir atıfta bulunulmamasından “derin endişe” duyduklarını ifade ettiler ve bu durumu “dünyanın karşılaştığı en büyük tehditlerden biri” olarak nitelendirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Kömür, petrol ve gazın yakılması, küresel ısınmaya neden olan seragazı emisyonlarının ana kaynağını oluşturuyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne göre, Paris Anlaşması’nın 1.5 °C derece hedefine ulaşmak için 2050 yılına kadar fosil yakıtların kullanımında önemli bir azalmaya gitmek gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla Geleceğin Zirvesi için oluşturulan taslağın da COP28 anlaşmasının izinden giderek, yenilenebilir enerjinin ve “diğer sıfır ve düşük emisyonlu teknolojilerin” “geliştirilmesi ve uygulanmasının” hızlandırılmasını atıfta bulunması talep ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Geleceğin Zirvesi metni bu teknolojileri nitelendirmese de, Dubai anlaşması nükleer enerjiyi ve karbon yakalama ve depolama gibi emisyon azaltma ve kaldırma teknolojilerini açıkça belirtmişti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Yaklaşık 200 ülke tarafından kabul edilen COP28 anlaşması, fosil yakıt döneminin sonuna dikkat çeken tarihi bir başarı olarak yaygın bir şekilde övüldü. Ancak iklim aktivistleri, ülkelerin verdikleri sözlerden geri adım atmaları ve dünyayı kirli enerjilerden uzaklaştırma taahhütlerini zayıflatmaya çalışmaları nedeniyle endişelenmeye başladı. Örneğin, Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Salman Al-Saud, fosil yakıtlardan çıkışın COP28 anlaşması tarafından sunulan bir “a la carte menüde” yer alan birkaç “seçimden” biri olduğunu iddia etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">Özetle, fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkışı uluslararası platformlarda masada tutmak ve uluslararası deklarasyonları bilimle uyumlu hale getirmek her zaman gündemde olmalı.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Sep 2024 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/fosil-yakitlardan-cikisi-konusmayan-bir-gelecek-insasi-mumkun-olabilir-mi-1726766538.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
