<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>AB&#039;nin yeni göç paktı: Aşırı sağcıları mutlu etme çabasının son çıktısı </title>
                <category>DÜNYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/abnin-yeni-goc-pakti-asiri-sagcilari-mutlu-etme-cabasinin-son-ciktisi-4692</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/abnin-yeni-goc-pakti-asiri-sagcilari-mutlu-etme-cabasinin-son-ciktisi-4692</guid>
                <description><![CDATA[AB'nin yeni göç paktı: Aşırı sağcıları mutlu etme çabasının son çıktısı ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>AB üyesi ülkeler, nihayet "göç" konusunda ortak bir tutum belgesi ortaya koyabildiler. Genel itibariyle AB'ye üye ülkelerin göç üzerinde ortak eylem planını ifade etmesi yönüyle tarihi niteliği olan bu anlaşma ile AB'ye gelen sığınmacıların sayısının azaltılmasının yanı sıra iltica başvuru sürecinin hızlandırılması ve iltica başvurularının AB'nin dış sınırlarında yapılmasının sağlanması amaçlanıyor.</b></span>

<span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, yıllardır devam eden görüşmeleri bir sonuca bağlayarak nihayet "göç" konusunda ortak bir tutum belgesi ortaya koyabildiler. Genel itibariyle AB'ye üye ülkelerin göç üzerinde ortak eylem planını ifade etmesi yönüyle tarihi niteliği olan bu anlaşma ile AB'ye gelen sığınmacıların sayısının azaltılmasının yanı sıra iltica başvuru sürecinin hızlandırılması ve iltica başvurularının AB'nin dış sınırlarında yapılmasının sağlanması amaçlanıyor. Mültecilerin, sığınma başvurusu öncesinde üçüncü ülkelerde oluşturulacak kamplarda bekletilmeleri meselenin özünü oluşturuyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">AB istatistik kurumu Eurostat'ın verilerine göre, geçen yıl AB içerisinde toplam 1,14 milyon iltica başvurusunda bulunulmuş. Bu sayının, son 4 yıldır düzenli bir şekilde artış gösterdiği ifade ediliyor. 2022 yılından beri savaştan kaçan yaklaşık 4 milyon Ukraynalının da AB'ye geldiğini unutmamak gerekiyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Böylesine yoğun bir mülteci akını olunca salt buradan beslenen aşırı sağcıların da iyiden iyiye palazlanmaya başladığı bir süreç bu aynı zamanda. Kanımca, yeni göç paktının fikri temellerinin atıldığı zemin, bu aşırı sağın güçlenmesi meselesi. AB genelinde gelecek ay yapılması planlanan Avrupa Parlamentosu seçimleri için nativist ve göçmen karşıtı partilere verilen desteğin azaltılması amaçlanıyor ancak mültecilere yönelik alınan yeni tedbirlerin geleneksel merkez siyaset partilerinin umduğu gibi aşırı sağın yükselişini durdurup durdurmayacağı oldukça şüpheli.  Tam da bu noktada, Avrupa'nın halihazırda milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaptığını ve sınırlardan her gün binlerce kaçak giriş yapıldığını göz ardı etmemek gerekiyor. Aşırı sağcılar için nefreti ve kaygıyı köpürtebilecekleri bol miktarda politik malzeme zaten birikmiş durumda. Ayrıca aşırı sağın, elinde argüman olarak sadece "mülteciler" varmış gibi davranmak eksik bir bakış açısının ürünü. Bozuk ekonomiler, artan işsizlik ve gençlerin geleceğe yönelik taşıdığı umutsuzluklar vs... Neofaşistlerin acımasızca yağmalamaya devam edebilecekleri daha onlarca sorunlu alan var anlayacağınız. </span>
<blockquote><em><b>İtalyan gazeteci Giorgia Lenardi, yeni anlaşmayı, "Bu anlaşma ile AB göçü yönetmek yerine halının altına süpürmeyi tercih ediyor. Anlaşma, Avrupa'nın göç konusundaki yasal çerçevesinin yeniden düzenlenmesine yönelik muazzam bir fırsat olabilirdi ancak bu fırsat kaçırılmakla kalmayıp, birliğin dış sınırlarında devam eden ihlâllerin meşrulaştırılmasına ve üye devletlerin insan haklarını daha da ihlâl etmesine zemin hazırlandı" şeklinde eleştirdi.</b></em></blockquote>
<h2><b>HALININ ALTINA SÜPÜRMEK...</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Tüm bunların yanı sıra detaylarına bakıldığında bu yeni anlaşmada, göçün yapısal bir olgu gibi değerlendirilmediği bunun yerine "istisna" ya da "acil durum" şeklinde ele alındığı anlaşılıyor. Aslında bu durum, yaşlı kıtada göçe yönelik genel bakışın bir yansıması olarak görülebilir. İtalyan gazeteci Giorgia Lenardi, La Stampa gazetesindeki köşe yazısında yeni anlaşmayı, "Bu anlaşma ile AB göçü yönetmek yerine halının altına süpürmeyi tercih ediyor. Anlaşma, Avrupa'nın göç konusundaki yasal çerçevesinin yeniden düzenlenmesine yönelik muazzam bir fırsat olabilirdi ancak bu fırsat kaçırılmakla kalmayıp, birliğin dış sınırlarında devam eden ihlâllerin meşrulaştırılmasına ve üye devletlerin insan haklarını daha da ihlâl etmesine zemin hazırlandı" şeklinde eleştirdi. Aslında ilk bakışta aşırı sağcı ivmenin gücünü azaltmak amacıyla hazırlandığı düşünülen anlaşmanın, neofaşist diskura teslim olunduğunu gösteren yanları da var muhakkak. Linardi'nin bu noktaya dikkat çekmek istediği anlaşılıyor. Şöyle ki anlaşma, AB’nin göçmene ya da diğer bir deyişle yabancı iş gücüne ihtiyaç duyduğuna ve onları kabul etmekle yükümlü olduğuna inanan cephe için kesin bir yenilgi anlamına geliyor. Ne de olsa kıta ekonomisinin ihtiyaç duyduğu işgücüne yönelik argümanları doğru düzgün savunamamanın ve meseleyi sadece aşırı sağın tezleriyle ele almanın bir bedeli olacaktır. </span>

<span style="font-weight: 400;">Öte yandan, Avrupa'ya yönelik yoğun göç, buna paralel olarak ırkçılığın artması, hükümetlerin göçmenlere karşı sertleşerek aşırı sağı dizginleyeceğini düşünmesi ve giderek sağcılaşması, "hızlı, etkili ve adil çözüm" diye bir şey ol(a)mayacağını gösterdi. Bu durum bize yeni anlaşmada da sorunun özüne inilmesinden ziyade etrafında dolaşıldığını gösteriyor. Anlaşmanın yüzeysel olduğunu savunan bazı sosyologlar, "göç yolları üzerinde bulunan transit ülkelerin de sistemin bir parçası olması ve her şeyden önce sığınmacıların menşe ülkelerinin de sürece entegre edilmesi gerektiğine" dikkati çekiyor. Bu kapsamda, "menşe ülkelerdeki kalkınma projelerinin hedefe yönelik bir şekilde teşvik edilmesinin insanları ilk etapta Avrupa'ya göçme fikrinden caydırabileceği" ifade ediliyor. Anlaşmanın hazırlanması sürecinde, soruna pansuman değil de kalıcı çözümler öneren fikirlerin pek dikkate alınmadığı anlaşılıyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Aslına bakarsanız, Avrupa'da özellikle merkez sağ siyasetin aşırı sağcılarla ya da diğer bir deyişle neofaşistlerle ortaklaşmayı, onlarla bir arada görünmeyi reddettiği dönem artık sona erdi. Yaşlı kıtada, bir zamanlar özellikle geleneksel merkez sağın, Avrupa şüphecisi popülistlerden ve yabancı düşmanlarından kesin çizgilerle ayrıldığı bir süreçten bahsetmek mümkün. Almanya örneği üzerinden düşünürsek Angela Merkel gibi bir Hristiyan demokratın Almanya için Alternatif'in (AfD) lideri Alice Weidel ya da faşist Björn Höcke ile herhangi bir ortaklığı mümkün olmazdı ama bu dönem bitti. Avrupa'da oyunu artık aşırı sağcılar kuruyor. Yeni göç anlaşması da bu durumun izlerini taşıyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Birçok ülkede, merkez siyasetin sağında ve solunda bulunan partiler aşırı sağcılarla mücadele etmek yerine onlarla faşistlik yarışına girmeyi tercih ediyorlar. Bu bağlamda, Avrupa Parlamentosu'nu, Avrupa'nın gerçek bir yansıması olarak kabul etmek gerekiyor. İnsanlar, toplumlar ya da kültürlerarası kutuplaşma, giderek derinleşiyor. Bu güçlü ayrışma üstelik yalnızca iltica politikaları konusunda da yaşanmıyor. Mitler ve komplo teorileriyle bezeli neofaşist ideolojileri reddeden, makul bir reel politikten yana çoğunluklar mücadele azmi açısından çok zayıf ve bu da AB'nin geleceği açısından kötü işaretler barındırıyor maalesef.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, AB ülkeleri bu anlaşma ile "göç" meselesine ilişkin bir sistem oluşturmuş gibi görünse de anlaşmanın prosedürlerinin tamamlanmasının ardından ancak 2 yıl içerisinde yürürlüğe girebileceği belirtiliyor. Etkilerini gözlemlemek için belirli bir sürenin de geçmesi düşünüldüğünde uygulamadan elde edilecek somut veriler, 2027 yılından önce alınamayacaktır. </span>

<span style="font-weight: 400;">Kesin olan şu, yaşadıkları ülkelerdeki şiddetli çatışmalar ve yoksulluk gibi etkenlerin baskısıyla Avrupa'da daha iyi bir yaşama kavuşmak umudunu taşıyanların akını durdurulamayacak. Bu nedenle AB'nin devamını talep edenlerin, yeni göç anlaşmasının kalıcı çözümler getirmesi için ısrarcı olmaları gerekiyordu ama bu yapılmadı. Anlaşmanın, AB'nin politik iklimine nasıl bir etkisi olacağını zaman gösterecektir ancak aşırı sağcıların etkili olduğu bir süreç sonucunda ortaya çıkan bu yeni uygulamadan demokrasi ve özgürlükler adına fazla bir şey beklememek gerekiyor.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 May 2024 21:38:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Avrupa-Birligi-AB.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun soluklu savaş: Rusya-Ukrayna</title>
                <category>DÜNYA</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/uzun-soluklu-savas-rusya-ukrayna-2376</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/uzun-soluklu-savas-rusya-ukrayna-2376</guid>
                <description><![CDATA[Uzun soluklu savaş: Rusya-Ukrayna]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Önümüzdeki aylar, NATO’nun ve onun ötesinde “ABD’li ve ABD’siz” Avrupa’nın savunma politikaları üzerinden tüm siyasi rotasının belirleneceği kritik bir dönem. Türkiye, bu kritik dönemde kendine nasıl bir rol biçecek-bunun planı yapılıyor mu?</strong>

Rusya’nın Ukrayna’yı topraklarına katmak amacıyla başlattığı, Kremlin’in ifaskerî operasyonu, 24 Şubat’ta üçüncü yılına girdi. Kara savaşının ağırlık kazanıp üzerine konuşulduğu şu günlerde Rusya, uzun bir aradan sonra ilk kez çok ufak çapta da olsa toprak kazandı. Savaşın tam da yıl dönümünde, Rus güçlerinin küçük Avdiivka kentini ele geçirmesi, Ukrayna’nın azalan cephaneliği ve kısıtlı insan gücünü hatırlatan bir dönüm noktası oldu.

Bir yandan, iki yıllık süreçte büyük kayıplarla, Ukrayna içinde sadece ince bir hattı müdafaa şeridini ele geçirmesi Rusya’nın askeri gücü açısından övünülecek bir durum değil. Dahası, Ukrayna güçlerinin moral bozukluğu yaşadığı; insan güçlerinin 7 Rus askerine karşı 1 Ukrayna askerine denk düştüğü noktada bile, Rusya hızla ilerleyemiyor. Rusya’nın şimdiye kadarki “başarısı”, kendi insan kaynaklarını fütursuzca kullanmasından kaynaklanıyor: Avdiivka’nın ele geçirilmesi için, 47 bin Rus askerinin feda edildiği öne sürülüyor. Rus güçleriyle beraber Avdiivka’da olan, Kremlin yanlısı blogger Andrey Morozov, kentin alınması için 16 bin Rus askerinin öldüğünü duyurduktan sonra “intihar etti”-diğer bir deyişle, şaibeli biçimde öldü.

Öte yandan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in stratejisi savaşı zamana yaymak. Batı ülkelerinin desteğinin zamanla azalacağı ve Batı toplumlarında yaşanan savaş bıkkınlığına karşı, Rusya’nın iplerinin sıkı biçimde elinde olduğu düşüncesiyle, savaşı uzatabildiği kadar uzatarak kazanmayı amaçlıyor. Fakat, “uzatabilecek kadar uzatmak” ve “zamana yaymak”, Batı için de geçerli bir strateji olabilir.

Her halükarda Rusya, şimdilik savaşın uzamasının kendisine kazandıracağı algısını yayarak, çatışmaların bir sonraki evresine hazırlanıyor. Dünyanın en ağır yaptırımlarına maruz kalan Rus ekonomisi, içine kapanarak ve tamamen savunma sanayiine ağırlık vererek beklenin üzerinde performans gösterdi. Rus savunma fabrikaları, ordu için yeterince hızlıca daha fazla techizat üretmedikleri için eleştirilse de, üretimlerini artırıyor. Putin'in Mart ayındaki başkanlık seçimlerinde yeniden seçilmesi ertesi, Rusya’nın bir seferberlik daha ilan etmesi muhtemel. Evet; Rusya, artık gelecek on yıllarda, asla olabileceği dünya gücü statüsüne erişemeyecek biçimde içten içe erise ve genç nüfusunu savaşta yok etse de, kısa vadeli dönemde büyük bir asker havuzuna sahip. Bu da, Ukrayna’ya karşı asıl büyük avantajı.
<blockquote><strong>2024 için çizilen askeri stratejinin “aktif” kısmında da, Ukrayna’nın bir yandan müdafaa hattını korurken, diğer yandan da Rus güçlerine vurucu operasyonlar gerçekleştirerek kapasitelerini zayıflatması ve ilerleme imkanlarını yok etmesi amaçlanıyor. “Aktif savunma” sayesinde, Ukrayna’nın askeri insan gücü toparlanacak, hazırlanacak ve 2025’te de, “Büyük Taaruz”a geçilecek; masadaki plan bu.</strong></blockquote>
<h3><strong>BETER BİR KISIRDÖNGÜ</strong></h3>
Geçtiğimiz yıl, Ukrayna'nın Kharkiv ve Kherson’daki sürpriz askeri başarılarının yarattığı iyimserlikten sonra bile, savaşın "çıkmazda olduğu” yorumu sıklıkla yapılıyordu. Ukrayna ve arka plandaki müttefiklerinin amacı, 2023 Yaz döneminde büyük bir karşı atak gerçekleştirerek, Putin’i köşeye sıkıştırmak ve barışa zorlamaktı.

2023’te tedarik zincirlerindeki aksamalar, hava koşulları ve yanlış planlamalar nedeniyle gerçekleşemeyen “Büyük Taaruz” beklentisinin ardından Ukrayna, “aktif savunma” (active defense) pozisyonuna geçti. Böylelikle, Ukrayna’nın daha az askerini kaybedeceği varsayılıyordu: buna karşılık, savunma için techizata olan gereksinim de artacaktı. 2024 için çizilen askeri stratejinin “aktif” kısmında da, Ukrayna’nın bir yandan müdafaa hattını korurken, diğer yandan da Rus güçlerine vurucu operasyonlar gerçekleştirerek kapasitelerini zayıflatması ve ilerleme imkanlarını yok etmesi amaçlanıyor. “Aktif savunma” sayesinde, Ukrayna’nın askeri insan gücü toparlanacak, hazırlanacak ve 2025’te de, “Büyük Taaruz”a geçilecek; masadaki plan bu.

2023’te niyet edilen “Büyük Taaruz” 2024’te gerçekleşsin gerçekleşmesin, daha önümüzde Ukrayna Savaşı’nın uzayacağı seneler ve seneler var gibi gözüküyor.
<blockquote><strong>“Uzun soluklu” savaşın, 2-3 senenin ötesinde kalıcı bir savunma perspektifi gerektirdiği artık Avrupa’nın kabullendiği bir “gerçeklik”. Savaşın yıldönümü arifesinde, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Kiev'e yaptığı ziyarette İngiltere-Ukrayna Güvenlik İşbirliği Anlaşması’nın da haberini verdi.</strong></blockquote>
<h3><strong>UZUN SOLUKLU SAVAŞIN KABULLENİLİŞİ…</strong></h3>
Artık kabullenilen ise, Ukrayna Savaşı’nın “uzun soluklu” olacağı. Londra merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS-International Institute for Strategic Studies), savaşın yıldönümü dolayısıyla yayınladığı rapora göre, Rusya’nın “2-3 yıl daha” çatışmaları sürdürebilecek ekonomik ve askeri gücü var. Ülkenin bütçesinin 3’te 1’i savunmaya gidiyor; bu devam ettirilse de, silah, mühimmat tüketimi ve askerler için insan kaynağı sağlanmasının sürdürülmesi, daha ötesinde Rusya için de zor.

Yine de, “uzun soluklu” savaşın, 2-3 senenin ötesinde kalıcı bir savunma perspektifi gerektirdiği artık Avrupa’nın kabullendiği bir “gerçeklik”. Savaşın yıldönümü arifesinde, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Kiev'e yaptığı ziyarette İngiltere-Ukrayna Güvenlik İşbirliği Anlaşması’nın da haberini verdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, aynı dönemde Ukrayna ile ikili güvenlik anlaşması imzaladı. İtalya Başbakanı Giorgio Meloni de, savaşın yıldönümünde yine Kiev’de benzer bir anlaşmayı duyurdu. Avrupa ülkelerinin çoğunun Ukrayna’yla savunma angajmanlarına girmesi de muhtemel. Avrupa’nın NATO’dan bağımsız, Ukrayna girdiği savunma angajmanlarında ABD’nin rolü ne olacak? Temmuz 2024’te Washington’da gerçekleşecek NATO’nun 75. Yıl Zirvesi’nde Ukrayna’yı odağına alan ve/veya Ukrayna’ya üyelik perspektifi de sunan bir güvenlik mimarisi şekillenecek mi?

Önümüzdeki aylar, NATO’nun ve onun ötesinde “ABD’li ve ABD’siz” Avrupa’nın savunma politikaları üzerinden tüm siyasi rotasının belirleneceği kritik bir dönem. Türkiye, bu kritik dönemde kendine nasıl bir rol biçecek-bunun planı yapılıyor mu? Taraflar kesinleşirken Türkiye’nin de bazı seçimler yapması ve bu seçimlerinin de arkasında durması gerekecek zira…]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:50:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/sezin_oney_img-1.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
