<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Kürt Hareketinin Zor Dönemeci - 3</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurt-hareketinin-zor-donemeci-3-4735</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurt-hareketinin-zor-donemeci-3-4735</guid>
                <description><![CDATA[Kürt Hareketinin Zor Dönemeci - 3]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Yektan Türkyılmaz bu yazısında tarihsel izleklerin izinde Kuzey Kürt ulusallaşması kapsamında Kürt Hareketi’nin ideolojik şekillenişinin önemini tartışıyor.</b></span>
<p style="text-align: right;"><em>Ehlê nezer ne bên ku “Kurmanc îşqê ne kırın ji bo xwe amanc”</em>
<em>Fikir insanları demesinler ki “Kurmanclar aşkı kendilerine amaç edinmediler”<span style="font-weight: 400;">
</span><strong>​​​​​​​​   Ehmedê Xanî</strong></em></p>
<span style="font-weight: 400;">Yazı dizisinin </span><a href="https://yeniarayis.com/yektanturkyilmaz/kurt-hareketinin-zor-donemeci-2/"><span style="font-weight: 400;">önceki bölümünde</span></a><span style="font-weight: 400;"> HDP/HDK projesinin darboğazını tartıştım ve bunun DEM Parti içerisinde ortaya çıkardığı tartışmalara genel olarak değindim. Bu bölümde yoğunlaşacağım sorunsal ise Kürt Hareketi’nin ideolojik ve politik çizgisinin salt bir tercih olup olmadığı olacak. Bir başka deyişle, Kuzey Kürt ulusallaşmasının tarihsel, kültürel ve demografik oluşum ve dönüşümü Kürt siyasi hareketine ne tür manevra olanaklar sunduğu veya sınırlar koyduğu olacak. </span>

<b>Kuzey Kürt Ulusallaşmasını Tarihselleştirmek</b>

<span style="font-weight: 400;">Bu sorunsalı irdelemeye geçmeden önce Kuzey Kürt ulusallaşmasına dair bazı temel tespitler yapmam gerekecek. Zira, Kürt ulusallaşması hakkındaki ön kabuller ve kavramsallaştırmalar anakronistik bir tarihselleştirmenin ve özcülüğün gölgesinde kalmaya devam ediyor. Ulusallaşmaktan kastım Kürtlerin </span><i><span style="font-weight: 400;">kendileri için</span></i> <i><span style="font-weight: 400;">ve kendileri tarafından</span></i><span style="font-weight: 400;"> tanımlanan, şekillendirilen dinamik bir cemiyete dönüşmeleri. Bunun karşıtı ise </span><i><span style="font-weight: 400;">başkalarının</span></i><span style="font-weight: 400;"> bakışında, dillerinde ve tarifinde Kürt olmak, bunun tarihi ister Xenefon’a, ister Medlere, ister Arap kaynaklarına vb. götürülebilir. </span>

<span style="font-weight: 400;">Maalesef, bu tür diğerleri için Kürt olmanın delillerine referansla Kürtlüğe ortak ve/ya tek kök varsayan anlayışlar hala bir tek popüler anlatılarda değil, akademik yazımda bile egemen. Bu varsayımların dayanağı Kürt ulusunun şu veya bu (çoğu grup dışı işgal, şiddet vb.) sebeple farklılaşmış linguistik, coğrafi, inançsal vb. ortak ve arkaik aidiyeti haiz bir özden geldiği iddiası. Bu tür kavrayışlar kaçınılmaz olarak en azından kültürcülük kolaycılığına saplanıyor. Buradaki tartışma açısından ulusallaşma sürecini Kuzey olarak ayırıyorum. Çünkü son yüzyıl içerisinde Ortadoğu’da Kürt ulusallaşmaları birbirlerine değişik biçim ve ölçeklerde etkide bulunmakla beraber farklı belirleyici bağlam, olanak ve siyasi aktörlükler elinde şekillendi. Nihayetinde birbirlerinden ayırt edilebilir biçimler aldılar. </span>

<b>Kuzey Kürt ulusallaşmasını </b><b><i>kurtarıcı olmaktan çok kurucu ve hatta yaratıcı</i></b><b> bir süreç olarak tanımlamak yerinde olur. Zira Kuzey Kürt Hareketi, dil, inanç, yöre vb. aidiyetler üzerinden birden fazla ulus çıkarması veya mevcut ulus kurgusunun (en başta Türklük) içerisinde tamamen erimesi potansiyel olarak mümkün olan bir nüfusu tek ve ayrı bir ulus utkusuna mobilize etmeyi başardı.</b>

<span style="font-weight: 400;">Mevcut durum itibariyle, Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Kafkasya kimlik algısı, grup tahayyülü ve gelecek arzuları bakımından özdeş olmayan en az üç farklı Kürt ulusallaşması süreçleriyle karşı karşıyayız. Bu süreçlerin nüfuz alanları kati olarak birbirinden ayrılamaz ve de mevcut ulusal sınırlara indirgenemez. Zira bu ulusallaşma süreçleri farklı parçalar içerisinde nüfuz çevreleri yarattılar. Yine de Kuzey ekseninin hegemoni bölgesini Türkiye, Suriye ve  kısmen ise Kafkasya ve Kuzey-Batı İran olarak tarif edebiliriz. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu eksendeki ulusallaşma sürecinin </span><i><span style="font-weight: 400;">rizomatik, aşağıdan ve çoğulcu</span></i><span style="font-weight: 400;"> geliştiğinin altını çizmek gerekir. Rizomatikten kastım mezkur ulusallaşmanın çok ve karmaşık köklü olması. Yani, bu süreç halihazırda var ama dağıtılmış ‘bir’ topluluğu birleştiren değil, farklı tarihsel, siyasi ve kültürel deneyimlerden gelen çeşitli etno-dinsel grupları Kürtlük kurgusu etrafında bir araya getiren girişimler bütününe işaret ediyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bir başka deyişle, Kuzey Kürt ulusallaşmasını </span><i><span style="font-weight: 400;">kurtarıcı olmaktan çok kurucu ve hatta yaratıcı </span></i><span style="font-weight: 400;">bir süreç olarak tanımlamak yerinde olur. Zira Kuzey Kürt Hareketi, dil, inanç, yöre vb. aidiyetler üzerinden birden fazla ulus çıkarması veya mevcut ulus kurgusunun (en başta Türklük) içerisinde tamamen erimesi potansiyel olarak mümkün olan bir nüfusu tek ve ayrı bir ulus utkusuna mobilize etmeyi başardı. </span>
<blockquote><em><b>TİP’in yarattığı toplumsal hareketlenme Kürtler açısından da kritik öneme sahip olacaktı. Anayasal haklar ve vatandaşlık talebinin yükseltildiği 1967-68 Doğu Mitingleri ve 1969’da Doğu Devrimci Kültür Ocakları’nın (DDKO) kuruluşu yeni bir Kürt elitinin serpilmesi açısından Cumhuriyet tarihinde bir eşik oluşturur.</b></em></blockquote>
<h2><b>Kürtlük Tahayyülü: Sınırlar ve Aktörler (1959-1978)</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Buradaki iddiam, tabii ki, Kürtler arasında ulus tahayyülünün yeni veya yakın tarihin icadı olduğu değil. 16. yüzyıl sonunda Şerefname’den 17. yüzyılın sonunda Ehmedê Xanî’ye, 19. yüzyılda otoriterleri sarsılan yerel liderlere, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma dönemi kimi eğitimli elitinden, Cumhuriyet dönemi tedip ve tenkil şiddetine maruz kalan bölgesel hareketlere Kürtler adına Kürtlük kurguları var olageldi. Ancak bu kurguların din, aşiret ve bölge sınırlarını aşan bir elitinin ortaya çıkması ancak 1960 sonrası gerçekleşmeye başlayacaktı. Burada mezkur dönemin daha geniş ulusal ve küresel siyasi bağlamı bir yana iki hapishane sürecinin çok kritik öneme sahip olduğunun altını çizmek gerekir. Birincisi 49’lar davası. Güney’deki (Irak Kürdistanı) Kürt hareketi konusundaki endişeleri Türkiye Kürtlerine yöneltilmesinin ardından 1959 yılında başlatılan tutuklama operasyonlarıyla Kars Tuzluca’dan Maraş Elbistan’a, Dersim Nazimiye’den Mardin Nusaybin’e, Malatya Pötürge’den Ağrı Doğubeyazıt’a o güne değin rastlanmadık genişlikte bir coğrafyada iktidar tarafından ‘göze çarpan’ Kürtleri aynı anda hedef alındılar ve bu Kürtler aynı ‘çatı’ altında bir araya getirildiler. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu davada çarpıcı olan ‘sanıkların’ birçoğunun neden orada olduklarına şaşkınlıkları kadar niye dil, inanç ve hatta siyasi görüş itibariyle özdeşlik kurmakta zorlandıkları kişilerle bir araya getirilmeleriydi. Tutuklananların çoğu henüz daha 20’li yaşlarındaydı ve önemli bir kısmı üniversite eğitimli veya genç profesyonellerdi; yani, toplumlarının en dinamik kesimlerinden geliyorlardı. Dolayısıyla bu hapishane ve 1965’e kadar devam edecek dava süreci Kurmanclar arasında ‘kökler’, belki de daha doğru bir ifadeyle grup sınırları ötesi ortak bir Kürtlük tahayyülünün elitini oluşması yönünde önemli bir aşama oldu. </span>

<span style="font-weight: 400;">1961 Anayasası’nın sağladığı örgütlenme olanakları, küresel ölçekte ulusal kurtuluş ve sol hareketlerin yükselişi ve de Güney’deki gelişmeler bu elitin siyasallaşmasını ve pekişmesini hızlandırdı. Şüphesiz TİP’in yarattığı toplumsal hareketlenme Kürtler açısından da kritik öneme sahip olacaktı. Anayasal haklar ve vatandaşlık talebinin yükseltildiği 1967-68 Doğu Mitingleri ve 1969’da Doğu Devrimci Kültür Ocakları’nın (DDKO) kuruluşu yeni bir Kürt elitinin serpilmesi açısından Cumhuriyet tarihinde bir eşik oluşturur. Ancak kritik dönüm noktası bir başka tutukluluk süreci 12 Mart Cuntası ve 1974 tahliyeleri (1971-74) arasındaki üç yıllık hapishane süreci oluşturur. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu ikinci zorunlu toplaşmanın biri kuramsal diğeri organizasyonel iki sonucu ortaya çıkar: Birincisi, 1960’lar sonrası filizlenen Kürt siyasi elitinin Kürtlerin başat sorununu vatandaşlık, geri bıraktırılmışlık ve anayasal hak ihlali çerçevesinden çıkarıp kolonyalizm bağlamına yerleştirmesi. Bağlantılı ikinci, yani organizasyonel sonuç ise Türk solundan bağımsız örgütlenme perspektifinin gelişmesi. Dolayısıyla, bugün Kuzey’de hala egemen siyasi yaklaşım 1974-1980 arası gelişmelerle olgunlaştı. Bu dönemde bağımsız Kürt oluşumları yaygınlaştı, kendi aralarında ayrıştı ve çeşitlendi. Kısacası, Türkiye içerisinde bir Kürt siyasi kamuoyu oluştu.  </span>
<blockquote><em><b>1992 Newroz’u önemli bir mihenk taşıydı. Ayrıca, popülerleşmenin ve bir başka ifadeyle birbirinden farklı ve çoğu zaman rakip grup kimliklerinin, sınıf pozisyonlarının, inanç sistemlerinin aynı çerçeveye girmeleri oldukça sancılı bir süreç olduğunu da eklemek lazım.</b></em></blockquote>
<h2><b>Kuzey Kürt Ulusallığının Şekillenişi</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Kuzey Kürt kimliğine şekil verici ve hatta yaratıcı müdahale ise 1978-1992 arası gelişti. Bu gelişimin iki temel niteliğini öne çıkarmak gerekiyor. Birincisi, 1974-80 arası Kürt ve sol çevreler için tartışmalardan yeni bir siyasi aktörlük yapısı kurulması. İkincisi ise Kürt ulusal tahayyülünü geleneksel seçkinlerin ve entelektüel veya siyasi elitin arzusu, hayali olmaktan çıkarıp öncülü ve emsali olmayan genişlik ve kapsayıcılıkta popüler bir hakikate çevirmesiydi. Bir başka deyişle, bu müdahalenin ayırt edici yönü Kürt sokağını yaratmasıydı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Birinci noktaya geri dönersem, bu yeni aktörlüğün mimarisinin özgün bir yanı geleneksel seçkinler, nüfuz sahipleri dışında taban bulmasıydı. Daha açarak söylersem, lider ve kurucu kadrosu aşiret yapısı, dini etkinlik ve geniş mülkiyet sahipliği gibi tarihsel ve yerel erk sahibi kesimlerden gelmemeleriydi. Tam tersine, farklı Kürt bölge ve gruplarından alt-orta sınıf ailelerin eğitimli çocuklarından oluşan kurucu kadrolar mezkur kesimleri uzun süre kolonyalizmin uzantısı, parçası, paydaşları olarak gördüler. Zaten, erken dönem faaliyetler büyük ölçüde geleneksel seçkinlere yöneldi. Dahası, önceki yazıda da belirttiğim gibi, bu yeni siyasi kadro Türk ve Kürt solu içerisinde filizlendi, oradaki tartışmalardan harmanlandı ve bunun derin izlerini taşıdı. Öyle ki, içerisinde Kürt olmayan birçok önde gelen isim de bulunuyordu. </span>

<span style="font-weight: 400;">Böylesi bir siyasi oluşumun 12 Eylül’ün Kürt sorununu bir daha açılmamak üzere ‘çözme’ doğrultusundaki hırsı ve terörüyle çakışması Kuzey Kürt ulusal kimliğinin oluşmasına damgasını vurdu. 1984 sonrası topraksız ve/ya yoksul köylülüğün yukarıda bahsettiğim gibi radikal potansiyeli haiz bir kadroyla buluşması, bu bağlamda öngörülemeyecek patlayıcı bir etki yarattı. Yine 1978-1992 arası dönem hem Suriye hem de Güney’de Kürtlerin ulus devlet sınırları ötesi oluşumunda da yeni bir sayfa oldu ve bu geçişkenlik de ulusal kimlik oluşumunda izlerini artarak bıraktı, bırakıyor. Bütün bu gelişmelere rağmen, bu yeni Kürtlük projesinin popülerleşmesi ancak 1990’larda gerçekleşecekti. Bu bağlamda 1992 Newroz’u önemli bir mihenk taşıydı. Ayrıca, popülerleşmenin ve bir başka ifadeyle birbirinden farklı ve çoğu zaman rakip grup kimliklerinin, sınıf pozisyonlarının, inanç sistemlerinin aynı çerçeveye girmeleri oldukça sancılı bir süreç olduğunu da eklemek lazım. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda farklı toplumsal kesimler arasında kitleselleşmenin talep ettiği esneklik ve kurucu ideolojik çizginin katı doğrularını yansıtan uygulamalar arasındaki gerilim çatışmalı ve sürdürülemez bir hal aldı. Burada bir parantez açarak vurgulamam gerekir ki, sosyolojik boyutuyla 1978-1992 arasında Kuzey Kürt hareketinin uluslaşma doğrultusunda mobilize edeceği geleneksel (veya) kurumsal kaynaklardan yoksundu. Dolayısıyla, bu süreç bir topluluğu halihazırda birbirine bağlayan dini vb. örgütlenme ağları üzerinden veya varlıklı kırsal veya şehirli sınıfların sponsorluğunda geliş(e)medi. </span>

<span style="font-weight: 400;">1990’ların başına kadar hem kadro yapısı hem mobilize ettiği geniş yığınlar itibariyle Kürt coğrafyasının alt sınıflarının sırtladığı ‘aşağıdan’ bir hareket olmaya devam etti. Orta/üst sınıfların ve geleneksel elitin müdahilliği ise ancak 1990’larda hız kazansa da sancılı ve ikircikli bir yakınlaşma olarak kaldı. Bu mobilizasyonun bir başka belirgin özelliği kadınları aktif unsurlar olarak müdahil etme ısrarı idi. Bu açıdan Kuzey Kürt Hareketi Ortadoğu’daki Kürt hareketleri arasında ilk değildi. Bunun öncülü bir örnek İran’da Komela idi. Ancak Kuzey Kürt Hareketi, bu katılımı organizasyonel yapının ötesinde, karar verme mekanizmaları ve ideolojik paradigmasına dahil etmesiyle öne çıkıyor. Toplumsal cinsiyet konusunda bu dönemine göre cüretkar inisiyatif, Kürtler arasında toplumsal cinsiyet ilişkilerinin dönüşmesinde temel rol oynayacaktı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Dini ayrımlara bakıldığında aynı dönem Kuzey Kürt Hareketi’nin uzun süre mesafeli kaldığı geleneksel dindar kesimlere açılımına da sahne oldu. Bu duruma Kürtlerin farklı inanç grupları pragmatist ve taktik söylemler geliştirilerek adapte olundu. Ancak, hem programatik yaklaşımı hem kurucu kesimlerin çeşitliliği hem de hedeflenen nüfus grubunun geleneksel iç ayrımları ve ağırlıkları hareketin sekülerlik vurgusunu değiştirmedi. Benzer gerilimler daha düşük ölçüde de olsa bölgesel ayrımlar veya Kürtlerin dilleri etrafında da yaşandı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Toplarlarsam Kürt Hareketinin ve onun öncülüğünü yaptığı uluslaşma inisiyatifi kitleselleşme sorunlarını, krizlere, yol kazalarına ve kendi içi ve çevresindeki tersi eğilimlere rağmen, Kürtler arasındaki farklılıklara hiyerarşik olmayan </span><i><span style="font-weight: 400;">çoğulcu</span></i><span style="font-weight: 400;"> bir yaklaşımı kanonikleştirip ve bu anlayışı tabanına yayıp aşabildi. Kısacası, Kuzey Kürt Hareketi’nin şekillendirdiği ulusallık Kürtlerin çok geniş kesimini oluşturan ve merkezi otoritenin kolonyalist siyasetinden en derin etkilenen alt sınıflarını (ve kadınları) mobilize ederek ve de Kürt entelektüellerini geldikleri grupların dilleri, inançları, aşiret aidiyetleri ve bölgeleri ötesinde yatay bir siyasal ağın paydaşları olarak konumlandırarak maya tutabildi.       </span>
<blockquote><em><b>Daha açarak söylersem, bu eleştiriler esasen soruna sol bakışı, yani çözümü kolonyalist merkezin ve Türkiye’nin total değişiminde arayan yaklaşımı, bir kenara bırakıp ulusçu bir siyasete, yani Kürtlerin ulusal kurtuluşuna ve jeopolitik çıkarlarına dönmesi olarak tarif etmek mümkün.</b></em></blockquote>
<h2><b>Çoğulculuk ve Çoğunlukçuluk İkileminde Kürt Hareketi</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">2000’li yıllara gelindiğinde artık Kuzey Kürt ulusallaşması, 19. yüzyılda doğu vilayetlerine dair betimlemelerini paylaşan misyonerleri, bölgeye dair izlenimlerini yazan Ermeni entelektüelleri veya Avrupalı diplomatik gözlemcileri şaşkınlığa uğratacak bir siyasi birliğe ve kolektif liderliğe ve en endişeli Osmanlı ve Cumhuriyet idarecisinin kabusu olacak coğrafi ve kültürel sınırlara ulaşmıştı. Ancak, aynı dönem hem Kürt kamuoyunda hem de Kürt hareketi çevresinde mezkur uluslaşma stratejisinin eleştirilerinin çoğaldığı bir dönem de oldu. </span>

<span style="font-weight: 400;">Burada altını çizmem gereken nokta, özellikle bu yaklaşımların Kürt uluslaşmasına paralel süreçler olarak değil, onun karşıtı veya eleştirisi olarak ortaya çıkmaları veya bu uluslaşmanın biçimine göre yeniden konumlanmış olmalarıdır. Bu çerçevede, Kürt hareketini monolitik bir satıh olarak yansıtmak yanlış olacaktır. Tam tersine, bu hareketi aynı zamanda otonomiden toplumsal cinsiyete tezatları ve iç gerilimleriyle anlamak yerinde olur. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu eleştirilere ve Kürt hareketine istikamet değiştirme çağrılarına bakılırsa bunların en belirgin eksenini bir önceki yazıda arınmacı yaklaşım olarak tarif ettiğim, yani </span><span style="font-weight: 400;">zihnini, dilini, bedenini, çevresini ve toplumunu ancak kolonyalist tahribattan ayıklayarak ve arkaik haline saflaştırarak özgürleşebileceği savı oluşturuyor. </span>

<span style="font-weight: 400;">Bu savın hedef tahtasında ise mezkur hareketin Türkiyelileşmek olarak sloganlaştırdığı kolonyalisti dönüştürme iddiası oturtuluyor. Daha açarak söylersem, bu eleştiriler esasen soruna sol bakışı, yani çözümü kolonyalist merkezin ve Türkiye’nin total değişiminde arayan yaklaşımı, bir kenara bırakıp ulusçu bir siyasete, yani Kürtlerin ulusal kurtuluşuna ve jeopolitik çıkarlarına dönmesi olarak tarif etmek mümkün. Çarpıcı olan nokta ise bu yaklaşımların dilden, ulusal tarihe, kimlik ve çıkar tarifine tekçi değilse bile çoğunlukçu olmaları. Bu çoğunlukçuluk sosyolojik boyutta organik bir toplum kavrayışına, tarihsel tahayyülde tek köklülük varsayımına, kültürel olarak ise gelenekselciliğe dayanıyor. Bu haliyle mezkur eleştiriler aşağıdan, yani alt sınıfların kaynak ve mobilizasyonuyla, rizomatik, yani çok ve karmaşık köklü ve toplumsal değer yargılarını dönüştürmek iddiasıyla gelişen mevcut Kuzey Kürt ulusallaşmasına temelden bir reddiye getiriyorlar. Bir başka deyişle, bu ulusallığının biçim, program ve sınırları itibariyle yeni bir şekil alması savunuluyor. Bu yaklaşım küresel ölçekte yükselen sağ popülizm ve kültürcü esintilerini taşırken öte yandan Güneyli Kürt ulusallaşmasının etkilerini de yansıtıyor.  </span>

<span style="font-weight: 400;">Çoğunlukçu eleştiri ve çağrıların sorunlarına geçmeden önce vurgulamak isterim ki, Kuzey Kürt ulusallaşmasının, </span><span style="font-weight: 400;">mevcut sınırlarıyla düşünüldüğünde, paydaşlarının, bileşenlerinin kategorik onayını ve desteğini alacak ortak bir Kürt gelenekselliği yoktur, ortak tek bir dili de yoktur, ortak tarihi ise, mitler ve söylenceler bir kenara bırakılırsa, yukarıda özetlemeye çalıştığım siyasi tarihtir. Birleştiren geleneksellik, arkaik tarih, kök, din, dil ve benzeri kültürel özellikler ise ancak çoğunluk tahayyülüne atıfla ve bunu dayatabilmekle mümkün olabilir. Bu noktada unutmamak gerekir ki, ulusallaşma dinamik, natamam ve tekrar tekrar o(na)ylanan bir cemiyet ortaklığına işaret eder. Sınırları geçirgen ve değişkendir. Bu sınırlar genişleyebileceği gibi daralabilir. Ulusluk kurulduğu, geliştiği gibi çözülebilir. </span>

<span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, çoğunlukçu bir yaklaşımın, böylesi bir anlayışın mevcut siyasi olanakları düşünüldüğü zaman Kuzey Kürt ulusallaşmasını güçlendireceği varsayımı oldukça sorunlu görünüyor. Burada bir kez daha hatırlatmak isterim ki, Kürt ulusallığı çok farklı biçimlerde gelişebilirdi. Mevcut halini şekillendiren ve yaratan ise son yarım yüzyıllık siyasi inisiyatiftir. Bu bağlamda tersten bakarsak, Kürt hareketinin yukarıda tartıştığım siyasi hattından ve çoğulcu yaklaşımdan direksiyonu sert bir biçimde kırması, mevcut ulusallık sınırları içerisinde mobilize edebildiği kimi sosyolojik boyutta (metropol, diyaspora), kimi alt grup aidiyeti boyutunda (‘azınlık’larla) bağlantısını zayıflatıcı etki yapması olası görünüyor. Dahası, halihazırda, Kürtlük kurgusunun en geniş sınırlarına ulaştığını iddia etmek de gerçekçi değil. Yani bu tür bir istikamet değişikliği yayılma potansiyelinin de altını oyucu etki yapabilecektir.             </span>
<blockquote><em><b>Tekrar edersem mevcut tablo HDP/HDK projesinin mevcut krizinden çıkabilmesinin bir koşulu DEM’in Kürdistan ve metropoller (Türkiye’deki diğer bölgeler) arasındaki dengeyi yeniden kurabilmesi.</b></em></blockquote>
<h2><b>Kürt Hareketinin Büyüyen Sorunsalı: Kürtlerin Sosyolojik Dönüşümü </b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Mevcut durumda Kürt Hareketi’nin stratejik kurgusunu ve ideolojik pozisyonunu temelden gözden geçirmesini, yeniden kalibre etmesini gerektiren bir başat gelişme ise 1990 sonrası zorunlu göç. Türkiye Kürdistanı’nın çalkantılı siyasi altüst oluşuyla çakışan bu devasa demografik hareketlilik devasa öneme sahip sosyolojik dönüşümleri tetikledi. Birincisi, Kürtler tarihte olmadığı kadar şehirli bir topluluğa dönüştü. İkincisi, otokton yerleşim alanları dışında, özellikle Türkiye metropollerinde yine ilk kez büyük ve kalıcı topluluklar oluşturdu. Bu esnada 1980’den beri hem siyasi hem ekonomik gerekçelerle devam eden ülke dışına göç 1990 sonrasında hızlanarak büyüdü. Böylece, Almanya, Fransa, İngiltere ve İsviçre başta olmak üzere Avrupa’da ve hatta Kuzey Amerika’da siyaseten aktif Kuzey Kürt diasporaları oluştu. Böylece, Türkiye Kürtlerinin kayda değer bir bölümü kendilerini çok hızlı bir şehirleşme, sekülerleşme ve proleterleşme içerisinde buldular. Kürt ulusallaşmasının şekillendiği bir dönemde gelişen bu sosyolojik dönüşüm var olan katmanları yatay kesen yeni Kürt siyasal pozisyonlarının ortaya çıkmasına yol açtı. </span>

<span style="font-weight: 400;">Şimdilik ülke dışındaki diasporaları bir yana bırakıp tekrardan Türkiye siyasetine ve DEM Parti’ye dönersem, salt Kürdistani bir perspektifi en azından seçim mücadelesine girecek bir Kürt hareketi kifayetsiz kılıyor. Partinin yukarıda özetlediğim dönüşüme denk çoklu siyasi söylem ve programa ihtiyacı olduğunu gösteren çok fazla done var. Örneğin, </span><a href="https://konda.com.tr/uploads/2305-mayis-barometre-142-sandikanalizi-9101b8f522e771836b2c48ebf6f2539dfc55075dc83850b9111aeb1984479dc0.pdf"><span style="font-weight: 400;">Konda’nın Mayıs 2023 seçim analizine</span></a><span style="font-weight: 400;"> göre YSP toplam oyunun %53,3’ünü Kürt bölgelerinden (Güneydoğu Anadolu (%34,2); Ortadoğu Anadolu (13,6); Kuzeydoğu Anadolu (%5,5)) almış görünüyor. Bir tek İstanbul partinin toplam desteğinin %17,8’ine denk düşüyor. Bu tablo, partiye otokton Kürt yerleşim alanlarından gelen oyun %60’a Türkiye içi diasporalardan gelenin ise %40’a yakın bir oransal yekûn tuttuğunu gösteriyor. Eğer 24 Haziran 2018 sonuçlarını ele alırsak yarı yarıya gibi bir sonuç ortaya çıkar. Gelecekte ise bu oranların diasporalar ve özellikle metropoller lehine değişmesi gayet olası. </span>

<span style="font-weight: 400;">Tekrar edersem mevcut tablo HDP/HDK projesinin mevcut krizinden çıkabilmesinin bir koşulu DEM’in Kürdistan ve metropoller (Türkiye’deki diğer bölgeler) arasındaki dengeyi yeniden kurabilmesi. Bunun çok hayati bir ön şartı Mayıs 2023’te kaybettiği çok büyük miktardaki oyu yeniden kendisine çekebilecek bir söylem, organizasyonel yeniden yapılanma ve siyaset yapma tarzı. Yukarıda değindiğim Kuzey Kürt ulusallaşmasının sınırlarını ölçmede Kürt siyasi partilerinin edindikleri desteğin önemli bir gösterge olduğu unutulmamalı.</span>
<h2><b>Sonuç: Kürt Hareketinin Siyasi Çizgisi Tercih mi Mecburiyet mi?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Yazı dizisinin bu bölümünde Kuzey Kürt ulusallaşması kapsamında Kürt Hareketi’nin ideolojik şekillenişinin önemini tartıştım. Bu değerlendirme en başta ortaya koyduğum tercih-mecburiyet ikilemini kısmen kadük bırakıyor. Zira, buradaki argümanım Kürt ulusallaşmasının, en azından bildiğimiz haliyle bir zorunluluk, kaçınılmazlık arz etmediği. Kısacası, 1960 itibariyle sınırları/kapsamı, mahiyeti çok farklı ulusallaşmalar mümkündü. Mevcut hali ise siyasi inisiyatif ve müdahalelerin bir sonucu olarak anlaşılmalı. Çoğulcu bir yaklaşımdan çoğunlukçu bir yaklaşıma kaymanın ise mezkur ulusallaşmanın sınırlarını daraltma ihtimaline açık olduğunu savlıyorum, bu hem Türkiye için geçerli, hem de bu yazıda değinmesem de Rojava’nın/Kuzey ve Batı Suriye’nin siyasi geleceği açısından önemli. </span>

<span style="font-weight: 400;">Evet, Kuzey Kürt ulusallaşması bundan bir asır önce öngörülemeyecek sınırlara ulaştı. Ancak, hala potansiyel en geniş sınırlarına ulaştığını söyleyemeyiz.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 May 2024 21:55:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/kurt-ulusal-hareketi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kürt Hareketinin zor dönemeci (2)</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurt-hareketinin-zor-donemeci-2-3708</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kurt-hareketinin-zor-donemeci-2-3708</guid>
                <description><![CDATA[Kürt Hareketinin zor dönemeci (2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="s3"><strong><span class="s2">31 Mart ve Van direnişi sonrası tablo HDP/HDK projesinin tekrardan cazibe ve momentum kazanabileceğine dair emareleri sunuyor. Bu bağlamda bir kritik gelişme </span><span class="s4">bugüne kadar Türkiye siyasetinde sosyalist sola sıkışmış HDP, Türkiye dayanışma ağının sosyal demokrat ve hatta merkez çevrelere yayılma potansiyelinin ortaya çıkması ve bunun DEM Parti’ye daha geniş manevra alanı açıyor olması.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s5">Bir önceki</span> <a href="https://yeniarayis.com/yektanturkyilmaz/kurt-hareketinin-zor-donemeci-1/"><span class="s6">ya</span><span class="s6">z</span><span class="s6">ıda</span></a><span class="s5"> 14 Mayıs seçim sonuçlarının </span><span class="s5">neden </span><span class="s5">HDP/Yeşil Sol Parti’nin Kürdistani bir siyasal </span><span class="s5">partiye</span><span class="s5"> daralma</span><span class="s5">sı</span><span class="s5"> emareleri </span><span class="s5">sunduğunu</span><span class="s5"> tartıştım</span><span class="s5">. Bu durum aslında HDP/HDK projesinin krizi olarak da adlandırılabilir. Zira HDP veya onun daha geniş siyasi ittifak tabanı olarak HDK Kürt Hareketi’nin özellikle son 25 yıldaki </span><span class="s5">stratejik hedefinin özeti bir oluşum olarak ortaya çıktı. Bu hedef iki yönlüydü. Birincisi Kürt illerinde kolektif ha</span><span class="s5">k</span><span class="s5"> ve statü talebine öncülük etmek. </span><span class="s5">Diğer amaç ise</span><span class="s5">, oldukça </span><span class="s5">ayrıksı bir anti-kolonyal stratejiye işaret ediyor:</span><span class="s5"> Türkiye siyasetini, toplumunu ve bunların Kürtlerle ilişkisini dönüştürme</span><span class="s5">k</span><span class="s5">. </span></p>

<h2 class="s3"><span class="s2">A</span><span class="s2">YKIRI BİR ANTİ-KOLONYAL STRATEJİ</span></h2>
<p class="s3"><span class="s5">Eğer özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası ulusal kurtuluş hareketlerin</span><span class="s5">in </span><span class="s5">şiar edindiği</span><span class="s5"> ve de 1960</span><span class="s5">’</span><span class="s5">lar sonrası biriken post-kolonyal literatürün salık verdiği neredeyse kanonikleşmiş </span><span class="s8">kolonyalistten arınma</span><span class="s5"> fikrine bakılırsa, </span><span class="s5">Kürt Hareketi’nin</span> <span class="s5">bu </span><span class="s5">anti-kolonyal strateji</span><span class="s5">si</span><span class="s5">nin</span> <span class="s5">hem bölgenin son yüzelli yıllık tarihinde hem </span><span class="s5">küresel </span><span class="s5">ölçekte </span><span class="s5">bir istisna arz ettiğini söyleyebiliriz. </span><span class="s8">Kolonyalistten arınma</span><span class="s5"> stratejisinin </span><span class="s5">vaat ettiği </span><span class="s5">sonuc</span><span class="s5">a</span><span class="s5">, yani kolonize edilenin</span><span class="s5">, madunun</span><span class="s5"> nihai kurtuluşu</span><span class="s5">na</span><span class="s5">, bir başka deyişle, </span><span class="s5">zihnini</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> dilini,</span><span class="s5"> bedenini, çevresini ve toplumunu </span><span class="s5">kolonyalistten arındırarak </span><span class="s5">özgürce şekillendir</span><span class="s5">ebilmesi</span><span class="s5"> amacına ula</span><span class="s5">ş</span><span class="s5">tığını gösterir başarılı örnek bulmak neredeyse </span><span class="s5">imkansız</span><span class="s5">.</span><span class="s5"> </span><span class="s5">Arınmacı anti-kolonyal hareketlerin </span><span class="s5">tarihi bir döküm</span><span class="s5">ünü</span><span class="s5"> yaparsak neredeyse istisnasız bir tutarlılıkla nihayetinde değişik versiyonlarda kültürcü</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> özcü </span><span class="s5">ve otoriter </span><span class="s5">retoriklere sığlaşmış olduklarını görürüz. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Bu bağlamda </span><span class="s5">son yirmi be</span><span class="s5">ş</span><span class="s5"> yılda </span><span class="s5">Kuzey Kürt Hareketi’nin </span><span class="s5">kolonyalisti </span><span class="s5">ya da uygun Türkçe ismiyle müstem</span><span class="s5">lekeciyi</span><span class="s5">,</span> <span class="s5">kendi </span><span class="s5">uzamsal, fikri ve sembolik bedeninden </span><span class="s5">izale ederek </span><span class="s5">özgürleşme yerine, </span><span class="s5">onu yeniden şekillendirme ısrarı</span><span class="s5"> özellikle Kürt siyaseti içerisinde </span><span class="s5">tartışma ve </span><span class="s5">tepkilere yol açtı</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Bu ısrar –yani yaygın bilinen ve bence kötü seçilmiş tabiriyle, </span><span class="s8">Türkiyelileşmek</span><span class="s5">— geleneksel ve </span><span class="s5">muhafazakâ</span><span class="s5">r</span><span class="s5"> ulusçu, rakip Kürt siyasal kesimleri arasında Kürt toplumunun Kürt siyaseti eliyle yeniden-kolonizasyonu ve hatta Kürt ulusunun önüne gelen tarihsel fırsatları fütursuzca tepmek olarak okundu, okunuyor. Ayrıca, bu tutum hareketin tepesi ile ‘hakiki’ tabanı ve taşıyıcı unsurları arasında hakkaniyetsiz bir güç, nüfuz ve temsiliyet bölüşümü olarak hedef tahtasına oturtuldu: ‘Yerel’, ‘otantik’ bir organizasyon olmaktan çok ‘Türk solunun’ gölgesi ve ‘dogmatik Marksist’ eski yöneticilerinin sultası altında ve onların güncel siyasette karşılığı olmayan ütopyası etkisinde bir hareket. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Kürt Hareketi oldukça pragmatist eğilimlerine rağmen şu ana kadar Kürt kamuoyundaki kimi entelektüel ve siyasi çevrelerin bu tenkitlerine kararlı bir biçimde sırtını çevirdi.</span> <span class="s5">Ancak yukarıda </span><span class="s5">genel olarak tarif etmeye çalıştığım </span><span class="s5">karşı argümanlar </span><span class="s5">bir </span><span class="s5">tek hareket dışından değil içerisinde </span><span class="s5">de </span><span class="s5">beliren gerilimlerde</span> <span class="s5">farklı gerekçelerle ve ajandalarla itiraz ifade edenlere </span><span class="s5">hazır</span><span class="s5">, jenerik</span><span class="s5"> ve kullanışlı bir retorik </span><span class="s5">imkan</span><span class="s5"> sunuyor. </span><span class="s5">Bir parantez açarak, Kuzey Kürt Hareketi’nin kolonyalisti dönüştürme pozisyonunun özgün olmak yanında oldukça iddialı olduğunu da ekleme</span><span class="s5">m</span><span class="s5"> gerekir; yani, her zaman sürdürülmesi kolay olmayan bir özgüven, irade ve organizasyonel kapasite talep eden bir iddia. Ne zaman ki </span><span class="s5">mezkur</span><span class="s5"> anti-kolonyal stratejinin darboğaza </span><span class="s5">giriyor, </span><span class="s5">mezkur</span> <span class="s5">retorik </span><span class="s5">imkan özellikle </span><span class="s5">HDP</span><span class="s5">/DEM Parti</span><span class="s5"> içerisin</span><span class="s5">e</span><span class="s5"> de </span><span class="s5">yayılan karşılık buluyor.</span></p>

<blockquote>
<p class="s7"><em><strong><span class="s9">Kürt</span> <span class="s9">Hareketi</span><span class="s9"> son 45 </span><span class="s9">yıllık</span> <span class="s9">oldukça</span> <span class="s9">dolambaçlı</span> <span class="s9">ideolojik</span> <span class="s9">yolculuğunu</span> <span class="s9">en</span> <span class="s9">genel</span> <span class="s9">tanımıyla </span><span class="s9">sol </span><span class="s9">içerisinde</span> <span class="s9">tutmakta</span> <span class="s9">ısrar</span> <span class="s9">etti</span><span class="s9">. </span><span class="s9">Gayet</span> <span class="s9">eklektik</span> <span class="s9">ve</span><span class="s9"> flu </span><span class="s9">yanları</span> <span class="s9">haiz</span> <span class="s9">olmakla</span> <span class="s9">beraber</span><span class="s9"> salt </span><span class="s9">bir </span><span class="s9">ulusal</span> <span class="s9">harekete</span> <span class="s9">indirgenmeyi</span> <span class="s9">reddetti</span> <span class="s9">ve</span> <span class="s9">kendine</span> <span class="s9">ait</span> <span class="s9">bir</span><span class="s9"> sol </span><span class="s9">toplumsal</span> <span class="s9">dönüşüm</span> <span class="s9">anlayışı </span><span class="s9">geliştirme </span><span class="s9">iddiasında</span> <span class="s9">bir</span> <span class="s9">hareket</span> <span class="s9">olarak</span> <span class="s9">günümüze</span> <span class="s9">ulaştı</span><span class="s9">.</span></strong></em></p>
</blockquote>
<h2 class="s3"><span class="s2">K</span><span class="s2">UZEY KÜRT HAREKETİ’NİN İDEOLOJİK YOLCULUĞU</span></h2>
<p class="s3"><span class="s5">Öte yandan son seksen yıllık deneyimlere bakarsak da bilhassa Soğuk Savaş döneminde, Kıbrıs hariç, ulusal kurtuluş hareketlerinin sol ve/ya </span><span class="s5">M</span><span class="s5">arksist bir çerçeve ile başlayıp yine sağcı ve otoriter bir söyleme evrilmelerinin ironik örnekleriyle dolu olduğunu görürüz. Ortadoğudaki </span><span class="s5">diğer </span><span class="s5">Kürt hareketleri de büyük ölçüde bu duruma emsaldir.</span> <span class="s5">Kuzey Kürt hareketi </span><span class="s5">zamandaşı </span><span class="s5">birçok Kürt siyasi çevre gibi </span><a href="https://iletisim.com.tr/dergiler/toplum-ve-bilim/3/sayi-127-2013/9997/kurt-hareketinin-orgutlenme-sureci-olarak-1970ler/10194"><span class="s6">T</span><span class="s6">ürkiye solu içerisinde doğdu</span></a><span class="s5">. </span><span class="s5">Uzun yıllar kendini </span><span class="s5">M</span><span class="s5">arksist-</span><span class="s5">L</span><span class="s5">eninist bir örgüt olarak tanımladı. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Ancak d</span><span class="s5">iğer Kürt oluşumlarından bir önemli farkı </span><span class="s5">geleneksel elite dayanmaması, alt, or</span><span class="s5">ta sınıf ailelerin eğitimli kesimler</span><span class="s5">inin </span><span class="s5">ve de </span><span class="s5">topraksız köylülük arasında gelişmesiydi.</span> <span class="s5">2000’li yıllarda bu taban </span><span class="s5">uzamsal olarak genişledi ve </span><span class="s5">metropol marjinlerinde </span><span class="s5">ağırlıklı kısmı </span><span class="s5">şehirli alt sınıf Kürtler de eklendi. </span><span class="s5">Erken dönemlerinde </span><span class="s5">b</span><span class="s5">ü</span><span class="s5">yük ölçüde</span><span class="s5"> çatışmalı ilişki yasadığı </span><span class="s5">Kürt elitleri arasında destek bulması ise 1990</span><span class="s5">’</span><span class="s5">ların ancak iki</span><span class="s5">n</span><span class="s5">ci yarısında </span><span class="s5">yaygınlaşacaktı. </span><span class="s5">Her </span><span class="s5">halükarda</span><span class="s5">, yoksul köylülük ve şehirli alt sınıflar hareketin en dinamik ve taşıyıcı gücü olmaya devam etti. </span><span class="s5">SSCB’nin çöküşünden sonra </span><span class="s5">reel sosyalizm </span><span class="s5">eleştirisini</span><span class="s5">,</span><span class="s5">M</span><span class="s5">arksizm’den </span><span class="s5">yolunu ayırmaya evriltt</span><span class="s5">i</span><span class="s5">. </span><span class="s5">1993 sonrası o</span><span class="s5">rak-çekiç </span><span class="s5">hareketin</span><span class="s5"> sembollerinde </span><span class="s5">giderek </span><span class="s5">görünmez oldu</span><span class="s5">. Ancak sol iddia</span><span class="s5"> ve arayış</span><span class="s5"> devam etti. Bu durum </span><a href="https://www.kurdipedia.org/files/books/2014/115411.PDF?ver=130511337780000000"><span class="s6">1995’te</span></a> <span class="s10">‘</span><span class="s5">sosyalizme yaratıcı, demokrasiye ve ulusallığa ise devrimci yaklaşım</span><span class="s5">’</span><span class="s5"> olarak </span><span class="s5">ifade edildi.</span></p>
<p class="s3"><span class="s10">Bu arayış </span><span class="s10">Kürdistan deneyimleri</span><span class="s10"> ötesinde</span><span class="s10"> dünya çapındaki </span><span class="s10">anti-kolonyal </span><span class="s10">mücadelelerden ve kuramlardan </span><span class="s10">da </span><span class="s10">esinlendi</span><span class="s10">.</span> <span class="s10">2000’li </span><span class="s10">çatışmasızlık</span> <span class="s10">yıllar</span><span class="s10">ın</span><span class="s10">da </span><span class="s10">Gan</span><span class="s10">dhi’nin </span><span class="s10">hakikat, şiddet karşıtlığı ve sivil itaatsizlik</span><span class="s10"> anlayışı </span><span class="s10">siyasi dağarcığa </span><span class="s10">adapte edildi.</span> <a href="https://libcom.org/article/stalinist-caterpillar-libertarian-butterfly-evolving-ideology-pkk-alex-de-jong"><span class="s6">2010’</span><span class="s6">larda</span></a> <span class="s10">ise</span> <span class="s10">anarşist</span> <span class="s10">teorisyen</span><span class="s10"> Murray </span><span class="s10">Bookchin</span><span class="s10">’</span><span class="s10">in</span> <a href="https://www.democracynature.org/vol3/bookchin_communalism.htm"><span class="s6">komünalist</span></a> <span class="s10">projesinden</span> <span class="s10">uyarlanarak</span> <span class="s10">demokratik</span> <span class="s10">özerklik</span> <span class="s10">kavramı</span> <span class="s10">öne</span> <span class="s10">sürüldü</span><span class="s10">.</span><span class="s10">Demokratik</span> <span class="s10">uygarlık</span> <span class="s10">ise</span><span class="s10"> Wallerstein </span><span class="s10">ve</span> <span class="s10">Baudlaire’den</span> <span class="s10">de </span><span class="s10">esintiler</span> <span class="s10">yanında</span> <span class="s10">bu</span> <span class="s10">kuramları</span> <a href="https://www.academia.edu/19014814/Demokratik_Uygarl%C4%B1k_Manifestosu_IV_Ortado%C4%9Fuda_Uygarl%C4%B1k_Krizi_ve_Demokratik_Uygarl%C4%B1k_%C3%87%C3%B6z%C3%BCm%C3%BC"><span class="s6">yerel </span><span class="s6">anlatı</span><span class="s6">, </span><span class="s6">destan</span> <span class="s6">ve</span> <span class="s6">mitolojilerle</span> <span class="s6">harm</span><span class="s6">anlayarak</span></a> <span class="s10">kavramsallaştırıldı</span><span class="s10">.</span> <a href="https://journals.sagepub.com/doi/full/10.1177/1468796819826146"><span class="s6">Radikal </span><span class="s6">demokratik</span></a> <span class="s10">bir</span><span class="s10"> model </span><span class="s10">olarak</span> <a href="https://www.academia.edu/19129769/Democratic_Confederalism"><span class="s6">demokratik</span> <span class="s6">konfederalizm</span></a> <span class="s10">etnik</span><span class="s10">/</span><span class="s10">ulusal</span> <span class="s10">talepler</span> <span class="s10">yerine</span> <span class="s10">sivil</span> <span class="s10">haklar</span><span class="s10">ı</span> <span class="s10">ö</span><span class="s10">ne </span><span class="s10">çıkarıyordu</span><span class="s10">,</span> <a href="https://www.academia.edu/107558101/Anticapitalist_Economy_in_Rojava_intro_Azize_Aslan_pdf"><span class="s6">anti-</span><span class="s6">kapitalist</span> <span class="s6">ekonomi</span></a><span class="s10">, </span><a href="https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/10455752.2017.1413120"><span class="s6">sosyal</span> <span class="s6">ekoloji</span></a><span class="s10">, </span><a href="https://www.scienceopen.com/hosted-document?doi=10.13169/zanjglobsoutstud.2.1.0115"><span class="s6">kadın</span> <span class="s6">mücadelesi</span></a> <span class="s10">ve</span> <span class="s10">adem</span><span class="s10">-i</span> <span class="s10">merkeziyetçiliği</span> <span class="s10">vurguluyordu</span><span class="s10">. </span><span class="s10">Bu </span><span class="s10">çerçevede</span> <span class="s10">çokca</span> <span class="s10">kullanılan</span> <a href="https://www.academia.edu/19015048/Demokratik_Uygarl%C4%B1k_Manifestosu_V_K%C3%BCrt_Sorunu_ve_Demokratik_Uygarl%C4%B1k_%C3%87%C3%B6z%C3%BCm%C3%BC"><span class="s6">demokratik</span><span class="s6"> ulus</span></a> <span class="s10">kavramı</span> <span class="s10">is</span><span class="s10">e</span> <span class="s10">teritoryel</span> <span class="s10">egemenlik</span> <span class="s10">hedefi</span><span class="s10">ni </span><span class="s10">reddeden</span> <span class="s10">çok kültürlü</span> <span class="s10">bir</span> <span class="s10">toplum</span> <span class="s10">anlayışına</span> <span class="s10">işaret</span> <span class="s10">ediyor</span><span class="s10">. </span><span class="s10">Bu </span><span class="s10">ifadenin</span><span class="s10">  </span><span class="s10">siyasi</span> <span class="s10">olarak</span> <span class="s10">ifadesi</span> <span class="s10">ise </span><span class="s10">hareketin</span> <span class="s10">kuruluş</span> <span class="s10">düsturlarından</span> <span class="s10">bağımsız</span> <span class="s10">devlet</span> <span class="s10">yerine</span> <a href="https://read.dukeupress.edu/south-atlantic-quarterly/article-abstract/115/1/184/3804/The-Rojava-Experience-Possibilities-and-Challenges"><span class="s6">demokratik</span> <span class="s6">özerkliği</span></a><span class="s10">, </span><span class="s10">dört</span>  <span class="s10">parçadan </span><span class="s10">Kürtlerin</span> <span class="s10">teritoryel</span> <span class="s10">birliği</span> <span class="s10">ve</span> <span class="s10">egemenliği</span> <span class="s10">yerine</span> <span class="s10">ise</span> <span class="s10">her </span><span class="s10">ülkede</span> <span class="s10">diğer</span> <span class="s10">gruplarla</span> <span class="s10">eşit</span> <span class="s10">birlikteliği </span><span class="s10">koymasıydı</span><span class="s10">.</span> <span class="s10">Yukarıda</span> <span class="s10">kaba</span> <span class="s10">hatlarıyla</span> <span class="s10">özetlediğim</span> <span class="s10">bu</span> <span class="s10">ideolojik</span> <span class="s10">dönüşümün</span> <span class="s10">adım</span> <span class="s10">izlerini</span> <span class="s10">HEP’ten </span><span class="s10">DEM’e</span> <span class="s10">partilerin</span> <span class="s10">söylem</span> <span class="s10">ve</span> <span class="s10">hatta</span> <span class="s10">isimlerine</span> <span class="s10">takip</span> <span class="s10">etmek</span> <span class="s10">mümkün</span><span class="s10">.</span></p>
<p class="s3"><span class="s10">Bu yeni </span><span class="s10">dünya</span> <span class="s10">görüşü</span><span class="s10"> 2013 </span><span class="s10">sonrası</span> <span class="s10">ilan</span> <span class="s10">edilen</span> <a href="https://iletisim.com.tr/kitap/rojava/9297"><span class="s6">Kuzey-Doğu</span> <span class="s6">Suriye</span><span class="s6"> (Rojava) </span><span class="s6">kantonlarında </span><span class="s6">hayata</span> <span class="s6">geçirilmeye</span> <span class="s6">çalışıldı</span></a><span class="s10">.</span> <span class="s10">İlginçtir</span><span class="s10"> ki,</span><span class="s11"> post-</span><span class="s11">M</span><span class="s11">arksist</span> <span class="s11">dönemdeki</span><span class="s11"> ‘</span><span class="s10">dünyada</span> <span class="s10">sosyalizmin </span><span class="s10">ideolojik</span> <span class="s10">öncülüğünü</span><span class="s10"> de </span><span class="s10">üstlenme</span><span class="s10">’ </span><span class="s10">gibi</span> <span class="s10">oldukça</span> <span class="s10">idd</span><span class="s10">ialı</span> <span class="s10">önermesi</span><span class="s10"> 2014 </span><span class="s10">sonrası</span> <span class="s10">bir</span> <span class="s10">ölçüde</span><span class="s10"> de </span><span class="s10">olsa </span><span class="s10">karşılık</span> <span class="s10">buldu</span><span class="s10">. </span><span class="s10">‘</span><span class="s10">Rojava</span> <span class="s10">devrimi</span><span class="s10">’</span> <span class="s10">küresel</span> <span class="s10">ölçekte</span> <span class="s10">radikal</span><span class="s10"> sol – </span><span class="s10">anarşist</span> <span class="s10">akımlar</span> <span class="s10">arasında</span> <a href="https://theanarchistlibrary.org/mirror/d/dg/david-graeber-and-pinar-ogunc-no-this-is-a-genuine-revolution.a4.pdf"><span class="s6">ilgi</span></a> <span class="s10">gördü</span><span class="s10">.</span><span class="s10">Kısacası</span> <span class="s10">hiçbir</span> <span class="s10">noktada</span> <span class="s10">çok</span> <span class="s10">kat</span><span class="s10">ı</span> <span class="s10">doktiriner</span> <span class="s10">çerçeve</span><span class="s10">ler</span> <span class="s10">içerisine</span> <span class="s10">sokulamasa</span><span class="s10"> da </span><span class="s10">Kürt</span> <span class="s10">Hareketi</span> <span class="s10">son 45 </span><span class="s10">yıl</span><span class="s10">lık</span> <span class="s10">oldukça</span> <span class="s10">dolambaçlı</span> <span class="s10">ideolojik</span> <span class="s10">yolculuğu</span><span class="s10">nu</span> <span class="s10">en</span> <span class="s10">genel</span> <span class="s10">tanımıyla</span><span class="s10"> sol </span><span class="s10">içerisinde</span> <span class="s10">tutmakta </span><span class="s10">ısrar</span> <span class="s10">et</span><span class="s10">ti</span><span class="s10">.</span> <span class="s10">Gayet</span> <span class="s10">eklektik</span> <span class="s10">ve</span><span class="s10"> flu</span> <span class="s10">yanları</span> <span class="s10">haiz</span> <span class="s10">olma</span><span class="s10">kla</span> <span class="s10">beraber</span> <span class="s10">salt </span><span class="s10">bir</span> <span class="s10">ulusal</span> <span class="s10">harekete</span> <span class="s10">indirgenmeyi </span><span class="s10">reddetti</span> <span class="s10">ve</span><span class="s10">  </span><span class="s10">kendine</span> <span class="s10">ait</span> <span class="s10">bir</span> <span class="s10">sol </span><span class="s10">toplumsal</span> <span class="s10">dönüşüm</span> <span class="s10">anlayış</span><span class="s10">ı</span> <span class="s10">geliştirm</span><span class="s10">e</span> <span class="s10">iddiasında</span> <span class="s10">bir</span> <span class="s10">hareket </span><span class="s10">olarak</span> <span class="s10">günümüze</span> <span class="s10">ulaştı</span><span class="s10">.</span></p>

<blockquote>
<p class="s7"><strong><span class="s2">Kuzey Kürt hareketinin solda kalmakta ısrarı ve özgün anti-kolonyal stratejisinin kesiştiği nokta Türkiye soluyla ittifak. Şekillendiği 1970'lerden başlayarak en tanınmış, en saygın birçok kadroları Kürt olmayan topluluklardan geldi.</span></strong></p>
</blockquote>
<h2 class="s3"><strong><span class="s2">K</span><span class="s2">ÜRT HAREKETİ VE TÜRKİYE SOLU</span></strong></h2>
<p class="s3"><span class="s5">Kuzey Kürt Hareketi’</span><span class="s5">nin</span> <span class="s5">solda kalmakta</span> <span class="s5">ısrarı ve</span> <span class="s5">özgün anti-kolonyal stratejisi</span><span class="s5">nin </span><span class="s5">kesiş</span><span class="s5">tiği nokta </span><span class="s5">Türkiye soluyla ittifak</span><span class="s5">. Şekillendiği 1970'lerden başlayarak en </span><span class="s5">tanınmış</span><span class="s5">, en saygın birçok kadroları Kürt olmayan topluluklardan gel</span><span class="s5">di</span><span class="s5">. Marksist paradigma içerisinde enternasyonalist dayanışma olarak övünülen bu durum, hareketin post-Marksist yeniden şekillenmesiyle ve özellikle 2000 sonrası </span><span class="s5">yukarıda bahsettiğim gibi </span><span class="s5">ulus-ötesi toplum inşası, devlet-ötesi egemenlik modeli geliştirme çabalarıyla programatik bir ısrara dönü</span><span class="s5">ştü</span><span class="s5">.</span><span class="s5"> HD</span><span class="s5">P/HDK projesi bu bağlamda doğdu.</span> <span class="s5">Bu</span><span class="s5"> projesi </span><span class="s5">çerçevesinde </span><span class="s5">Kürt Hareketi kendini Türkiye’nin demokratikleşmesi, idari desantralizasyonu ve sembolik/kültürel çoğulculaşması mücadelesinin</span><span class="s5"> merkezi</span><span class="s5"> ve</span><span class="s5"> itici gücü olarak konumlandırd</span><span class="s5">ı</span><span class="s5">. Bu </span><span class="s5">amaçla</span><span class="s5"> sol-sosyalist </span><span class="s5">çevrelerden</span><span class="s5">, ekoloji</span><span class="s5">, inanç</span><span class="s5"> ve toplumsal cinsiyet </span><span class="s5">hareketlerine geniş bir yelpaze bu radikal demokrasi projesinin potansiyel müttefikleri olarak </span><span class="s5">görüldüler</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Yukarıda değindiğim gibi</span><span class="s5">, özellikle Türkiyeli devrimci hareketlerle Kürt Hareketi’nin ittifak çabası yeni </span><span class="s5">değil</span><span class="s5">. Ancak HDK bu gibi akımlarla dikey değil paralel ilişki kurulduğu bir zemin oldu. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">HDP/HDK icin 7 Haziran 201</span><span class="s5">5</span><span class="s5"> şüphesiz bir zafer anı</span><span class="s5">ydı</span><span class="s5">. Ancak, </span><span class="s5">bu projenin </span><span class="s5">Kürt Hareketi</span><span class="s5">’</span><span class="s5">ne </span><span class="s5">en belir</span><span class="s5">leyici</span><span class="s5"> geri dönüş yaptığı nokta </span><span class="s5">kesinlikle</span> <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2018/07/22/quo-vadis-turkiye-11-hdp-neden-24-hazirandan-zaferle-cikti"><span class="s6">24 Haziran 2018</span></a> <span class="s5">seçimleri</span><span class="s5">ydi</span><span class="s5">. Kürt illerinde </span><span class="s5">%10</span><span class="s5">’a yakın</span><span class="s5"> düşüş yaşayan </span><span class="s5">parti</span><span class="s5">, </span><span class="s5">diğer bölgeler ve özellikle metropollerden gelen oylarla </span><span class="s5">sadece </span><span class="s5">baraj altı kalmaktan kurtulmadı</span><span class="s5">.</span> <span class="s5">Aynı zamanda </span><span class="s5">1 Kasım 2015’e göre </span><span class="s5">0.9</span><span class="s5"> puan artışla ülke ölçeğinde </span><span class="s5">oy </span><span class="s5">payının</span><span class="s5"> %11.7’ye çıkmasını sağladı.</span><span class="s5"> Bu</span><span class="s5">nun</span><span class="s5"> en baş sebebi partinin </span><span class="s5">özellikle </span><span class="s5">metropoller</span><span class="s5">de (ve de birçok Anadolu </span><span class="s5">ilinde)</span> <span class="s5">CHP</span><span class="s5">’nin </span><span class="s5">k</span><span class="s5">onformist </span><span class="s5">tutumundan rahatsız kesimler</span><span class="s5">e alternatif</span><span class="s5"> bir söylem, ittifak</span><span class="s5"> modeli</span><span class="s5"> ve aday profili sunabilmesiydi.</span><span class="s5"> Bu şekilde </span><span class="s5">HDP</span> <span class="s5">Kürdistani bir parti </span><span class="s5">görüntüsüne</span><span class="s5"> daralmadan</span><span class="s5"> Kürtlerin siyasal birliğinin temsilcisi ve radikal demokrasi, çoğulculuk ve özyönetim programı etrafında Türkiye muhalefetinin en temel ve dinamik adresi olma arasındaki tansiyonu büyük ölçüde dindirmiş ve hatta uzlaştırmış görünüyor</span><span class="s5">du</span><span class="s5">. Çünkü iki tarafa da sunacağı ikna edici ve ayakları yere basan argümanlara sahip</span><span class="s5">ti</span><span class="s5">: ‘Batı’ya’ Kürtlerin kolektif hak taleplerindeki ısrarı, Kürt kamuoyuna ise somut, sokakta ve mücadelede karşılığı olan bir yatay </span><span class="s5">Türkiye </span><span class="s5">ittifak</span><span class="s5">ı</span><span class="s5">.   </span></p>

<blockquote>
<p class="s7"><strong><em><span class="s2">HDP/HDK modeli 14 Mayıs öncesinden başlayarak sol ittifak ağı içerisindeki çatlaklar, </span><span class="s2">Kılıçdaroğlu’nu</span><span class="s2"> destekleme siyasetinin hüsranı ve seçim sonuçlarıyla kaosa sürüklendi.</span></em></strong></p>
</blockquote>
<h2 class="s3"><span class="s2">HDP/HDK P</span><span class="s2">ROJESİ’NİN KRİZİ</span></h2>
<p class="s3"><span class="s5">Ne var ki</span><span class="s5">,</span> <span class="s5">Haziran 2018’de </span><span class="s5">sonunda </span><span class="s5">olgunlaştığı ve </span><span class="s5">meyve vermeye başladığı düşünülen </span><span class="s5">HDP/</span><span class="s5">HDK</span><span class="s5"> modeli</span><span class="s5"> 14 Mayıs öncesi</span><span class="s5">nden başlayarak</span> <span class="s5">sol </span><span class="s5">ittifak ağı içerisinde</span><span class="s5">ki </span><span class="s5">çatlaklar</span><span class="s5">, Kılıçdaroğlu’nu destekleme siyasetinin hüsranı ve seçim sonuçlarıyla</span> <span class="s5">kaosa sürüklendi</span><span class="s5">.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Eğer krizin sol-ittifaklar boyutuyla başlarsam, </span><span class="s5">Kürt Hareketi’nin Türkiye solu ile mevcut ilişkisi genellemek yerine iki ana başlıkta incelenmeli. Birincisi ESP gibi stratejik </span><span class="s5">işbirliği</span><span class="s5"> içinde olduğu çevreler. İkincisi ise dar anlamda Türkiye siyaseti ve esas olarak da seçim ittifakı kurduğu TİP vb. çevrelerle ilişkisi. Bu yazıdaki tartıştığım ikinci grupla ilişkilenme biçimi. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Mayıs seçimleri öncesinde </span><span class="s5">HDP listelerinden vekil seçilen isimler tarafından kurulan TİP</span><span class="s5">’in </span><span class="s5">YSP amblemi altında seçime girmeyi reddetmesi</span><span class="s5">,</span> <span class="s5">EMEP’in </span><span class="s5">uzun süre ayak diretmesi 14 Mayıs arifesinde </span><span class="s5">YSP’yi oldukça yıpratıcı bir polemiğin tarafı haline getirdi ve </span><span class="s5">parti taba</span><span class="s5">n</span><span class="s5">ında tepkiye </span><span class="s5">ve ayrışmaya </span><span class="s5">yol açtı</span><span class="s5">.</span> <span class="s5">Durumu da</span><span class="s5">ha da</span><span class="s5"> vahim </span><span class="s5">yapan</span><span class="s5">, daha önce de vurguladığım gibi,</span><span class="s5"> YSP yetkililerinin, HDP ileri gelenlerinin bu krize </span><span class="s5">siyasi tavır almak yerine sitem, </span><span class="s5">küçümseme </span><span class="s5">ya </span><span class="s5">da romantik uzlaşma</span><span class="s5">/dostluk </span><span class="s5">mesaj</span><span class="s5">ları</span><span class="s5">yla</span> <span class="s5">karşılık </span><span class="s5">vermeleri oldu. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Bu noktada vurgulama</span><span class="s5">k</span><span class="s5"> gerek</span><span class="s5">ir ki</span><span class="s5">, HDP aslında </span><span class="s5">Kürt Hareketi’nin</span><span class="s5"> sol paradigmasına </span><span class="s5">yakınlığı olmayan birçok oluşumu Türkiye devrimci geleneği ba</span><span class="s5">şlığı altında kendisi ile beraber aynı sepete koyma</span><span class="s5">kta ısrar ederek, kendi iddiasının görünürlüğünü zayıflattı</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Yani,</span> <span class="s5">Türk</span><span class="s5">iye</span><span class="s5"> kamuoyu nezdinde </span><span class="s5">Kürt Hareketi</span><span class="s5">’</span><span class="s5">nin uyarladığı Radikal Demokrasi </span><span class="s5">modeli</span><span class="s5">,</span> <span class="s5">orto</span><span class="s5">d</span><span class="s5">oks </span><span class="s5">M</span><span class="s5">a</span><span class="s5">r</span><span class="s5">ksizm </span><span class="s5">yorumlarının </span><span class="s5">gölgesinde </span><span class="s5">fark edilemez </span><span class="s5">kalmaya devam </span><span class="s5">etti</span><span class="s5">, ediyor</span><span class="s5">.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Bu bağlamda p</span><span class="s5">artinin mevcut sol ittifaklar siyasetindeki bir </span><span class="s5">genel</span><span class="s5"> sorun</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> ÖDP örneğinde dramati</span><span class="s5">k</span> <span class="s5">biçimde</span> <span class="s5">iflas eden</span> <span class="s5">sekteryen</span> <span class="s5">birliktel</span><span class="s5">i</span><span class="s5">k gibi</span><span class="s5"> gün geçtikçe </span><span class="s5">kendi içerisinde </span><span class="s5">daha</span> <span class="s5">gerilimli </span><span class="s5">ve rekabetçi</span> <span class="s5">bir </span><span class="s5">yığın</span><span class="s5">a</span><span class="s5"> dönüşmesi.</span> <span class="s5">HDK veya Emek Özgürlük İttifakı içerisinde bulunan b</span><span class="s5">u gruplara dair</span><span class="s5"> büyük </span><span class="s5">kısa devre </span><span class="s5">sebebi</span> <span class="s5">Kürt Hareketi’nin umduğu gibi HDP</span><span class="s5">/HDK</span><span class="s5">’n</span><span class="s5">ı</span><span class="s5">n ülke solunun </span><span class="s5">temel</span> <span class="s5">çatı </span><span class="s5">kurumu</span><span class="s5">na dönüşmesine</span><span class="s5"> derin itirazları</span><span class="s5"> ve hatta bu konuda kaygıları</span><span class="s5">. </span><span class="s5">TİP </span><span class="s5">örneğinde </span><span class="s5">bu tutum parti </span><span class="s5">sözcüsünün </span><span class="s5">‘havuz problemi’ </span><span class="s5">ile </span><span class="s5">ifade ettiği </span><span class="s5">gibi Kürt </span><span class="s5">H</span><span class="s5">areketi</span><span class="s5">’</span><span class="s5">nin Kürt olmak yanında bir sınıf, bir kadın, bir çevre hareketi olma ihtimalini </span><span class="s5">değilleyen</span><span class="s5">, onu sol dışına itme çabası gösteren</span><span class="s5">, ‘Kürtsün sen </span><span class="s5">ancak</span><span class="s5"> ve s</span><span class="s5">alt </span><span class="s5">Kürt kalabilirsin</span><span class="s5">!</span><span class="s5">’ diyen</span><span class="s5"> bir hal aldı. </span><span class="s5">Çok çarpıcı olan ise bu tür bir yaklaşımın</span><span class="s5"> Kürt Hareketi’ne </span><span class="s5">muhafazakâr</span><span class="s5"> veya geleneksel milliyetçi </span><span class="s5">Kürt </span><span class="s5">çevrel</span><span class="s5">erden gelen </span><span class="s5">eleştirilerle </span><span class="s5">örtüşmesi</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Tabii burada büyük bir farkı da belirtmek gerekiyor, </span><span class="s5">Türkiye </span><span class="s5">sol</span><span class="s5">un</span><span class="s5">un</span><span class="s5"> salvolar</span><span class="s5">ın</span><span class="s5">daki kolonyalist </span><span class="s5">ağır ton!</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Kulağa paradoksal gelebilir ancak </span><span class="s5">Türkiye solunun kimi gruplarıyla girdiği ilişkilenme biçimi </span><span class="s5">ve bu grupların talep</span><span class="s5"> ve</span><span class="s5"> tutum</span><span class="s5">ları</span> <span class="s5">Kürt H</span><span class="s5">areket</span><span class="s5">i</span><span class="s5"> i</span><span class="s5">ç</span><span class="s5">in sağa itici </span><span class="s5">bir baskı </span><span class="s5">unsuru </span><span class="s5">haline dönüşmüş durumda.</span> <span class="s5">Bu iki ş</span><span class="s5">ekilde tezahür ediyor. </span><span class="s5">Bazı klişe</span><span class="s5"> retorik kıstaslar</span><span class="s5">la </span><span class="s5">(sınıf partisi olmak, </span><span class="s5">anti-emperyalizm vb)</span> <span class="s5">kimi</span><span class="s5"> grupların </span><span class="s5">sol olma hallerini sağa koydukları </span><span class="s5">HDP’y</span><span class="s5">e</span> <span class="s5">karşı tanımlamaları</span><span class="s5">. İkincisi</span><span class="s5"> ve</span> <span class="s5">daha da </span><span class="s5">önemlisi, </span><span class="s5">HDP</span><span class="s5">/DEM</span><span class="s5">’in özellikle </span><span class="s5">Kürt</span><span class="s5"> tabanın</span><span class="s5">da</span><span class="s5"> temsiliyette hakkaniyetsizlik </span><span class="s5">hıncı biriktirip</span> <span class="s5">kategorik olarak </span><span class="s5">sol</span><span class="s5"> paradigma</span><span class="s5">lar</span><span class="s5">dan</span><span class="s5"> mesafelenme </span><span class="s5">eğilimini tetiklemek.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Bütün bu tabloda Kürt Hareketi’nin kamuoyuna sunduğu görüntü, sol siyasetini Türkiye so</span><span class="s5">s</span><span class="s5">yalist hareketinin irili ufaklı gruplarına ihale ettiği. Bir baska ifadeyle, </span><span class="s5">Kürt </span><span class="s5">hareketin</span><span class="s5">in</span><span class="s5">, Türkiyelileşmek diye kavramsallaştırdığı</span> <span class="s5">Türkiye siyasetini, toplumunu ve bunların Kürtlerle ilişkisini dönüştürmek</span> <span class="s5">iddiası</span><span class="s5">ndan uzak olduğu</span> <span class="s5">ve</span><span class="s5"> sol </span><span class="s5">müttefikleriyle b</span><span class="s5">ile ancak </span><span class="s5">eşitsiz bir </span><span class="s5">pazarlık</span><span class="s5">, </span><span class="s5">tek taraflı </span><span class="s5">ödün ve</span> <span class="s5">öz kaynaklarından </span><span class="s5">ödüllendirerek </span><span class="s5">irtibatlanabil</span><span class="s5">diği. </span><span class="s5">Buradan </span><span class="s5">potansiyel seçmen veya destek kitlesinin aldığı mesaj ise </span><span class="s5">kendi radikal demokratik anlayışını (bilhassa metropollerdeki) tabanına görünmez kılmak pahasına </span><span class="s5">sol vitrinini </span><span class="s5">mezkur</span><span class="s5"> gruplara </span><span class="s5">terk</span><span class="s5">e</span><span class="s5">tme mecburiyeti </span><span class="s5">hisse</span><span class="s5">den bir </span><span class="s5">anlayış</span><span class="s5">. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">İşte </span><span class="s5">14 Mayıs</span><span class="s5"> seçimleri </span><span class="s5">stratejik mahiyet taşımayan, </span><span class="s5">dönüş(</span><span class="s5">tür)me kapasitesinden mahrum ve salt sandıkta kazan(dır)maya indirgenmiş </span><span class="s5">bu ilşkinin art</span><span class="s5">ı</span><span class="s5">k</span><span class="s5"> mevcut biçimiyle</span><span class="s5"> sürdürülemez </span><span class="s5">olduğu</span><span class="s5">nu ortaya koydu</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Buna rağmen bu tür bir ittifak </span><span class="s5">tarzını</span><span class="s5"> sürdür</span><span class="s5">me</span><span class="s5">k</span><span class="s5"> ise HDK/HDP projesini kriz</span><span class="s5">den çözülmeye doğru itmek olacağı ise </span><span class="s5">aşikar</span><span class="s5">.</span></p>

<blockquote><strong><span class="s5">Bu bağlamda </span><span class="s5">bir kritik gelişme </span><span class="s12">bugüne kadar Türkiye siyasetinde sosyalist sola sıkışmış HDP </span><span class="s12">Türkiye </span><span class="s12">dayanışma ağının sosyal demokrat ve hatta merkez çevrelere yayılma potansiyelinin ortaya çıkması ve bunun DEM Parti’ye daha geniş manevra alanı açıyor olması.</span><span class="s5"> Bu noktada kent uzlaşısı ile kazanılan </span><span class="s5">yerler ve özellikle de </span><span class="s5">Türkiye’nin en büyük ilçe belediyesi Esenyurt</span><span class="s5"> önemli bir </span><span class="s5">laboratuvar</span> <span class="s5">olacak</span><span class="s5">.</span></strong></blockquote>
<h2 class="s3"><span class="s2">ARINMACI RETORİĞİN YÜKSELİŞİ</span></h2>
<p class="s3"><span class="s5">HDP krizinin bir baska dinamiği ise 14 Mayıs öncesi Kemal Kılıçdaroğlu’na sunulan açık çek. Esasında HDP/YSP tabanında çok kuvvetli karşılık bulan bu hamle, hem CHP’li adayın beklentilerin aksine bırakın seçimi ilk turda kazanmayı, ikinci turda az olmayan bir farkl</span><span class="s5">a </span><span class="s5">kaybetmesi ve özellikle de 14 Mayıs sonrası Kılıçdaroğlu’nun Özdağ ile girdiği pazarlığın ortaya çıkması hem parti elitinde hem de tabanda büyük hayal kırıklığına yol açtı. Bunun üzerine YSP’nin özellikle metropollerde</span><span class="s5"> seçmeninin bir kısmını EÖİ içerisinde taktik seçim ittifakı yaptığı TİP’e, daha önemli bir bölümünü ise cumhurbaşkanlığı seçiminde desteklenen </span><span class="s5">Kılıçdaroğlu’nun</span><span class="s5"> partisine </span><span class="s5">kaybe</span><span class="s5">derek</span><span class="s5"> seçimin en önde gelen yenilenleri arasında çıkması tuz biber ekti. Kısacası sol ittifak ile çatlaklar, Kılıçdaroğlu’na destek siyasetinin hezimete u</span><span class="s5">ğ</span><span class="s5">raması ve seçim yenilgisinin birleşik etkisi </span><span class="s5">ile beliren darboğaz parti içerisinde yazının girişinde tanımladığım Kürt Hareketi’nin anti-kolonyal stratejisin</span><span class="s5">e</span><span class="s5"> karşı </span><span class="s8">arınmacı</span> <span class="s5">retori</span><span class="s5">ğe</span><span class="s5"> ilgiyi kuvvetlendirdi. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Türkiye’yi dönüştürme düsturunu bir kenara bırakmak </span><span class="s8">arınmacı</span><span class="s5"> anti-kolonyal stratejiye içkin bir pozisyon. </span><span class="s5">Zira, s</span><span class="s5">ol-sosyalist ittifakın hüsranı ve mevcut muhalif aktörlerin ülkede zemin kaybetmesi arzulanan dönüşümün zaten aktörsüz, karşılıksız oldu</span><span class="s5">ğ</span><span class="s5">u savın</span><span class="s5">ı </span><span class="s5">kuvvetlendiriyor. </span><span class="s5">Bu noktada </span><span class="s8">arınmacı</span><span class="s5"> retori</span><span class="s5">ğe</span><span class="s5"> yönelmek</span><span class="s5"> bir tek </span><span class="s5">Kürt Hareketi’ne sağa direksiyon kırma çağrısı</span><span class="s5">nı</span> <span class="s5">seslendirm</span><span class="s5">iyor. Aynı zamanda Türkiye’de de sağ </span><span class="s5">ile</span><span class="s5"> diyalog seçeneğini önceliyor.</span> <span class="s5">Hal böyle olunca da Türkiye’de çoğulculuk ve özgürlük alanlarının genişlemesi</span><span class="s5">yle ilişkilendirilmeyen</span><span class="s5"> Kürtler adına </span><span class="s5">çözüm</span><span class="s5"> ve</span><span class="s5">ya</span><span class="s5"> çıkış (daha</span><span class="s5"> da</span><span class="s5">) mümkün görülebiliyor. </span><span class="s5">Çünkü, </span><span class="s5">otoriter</span><span class="s5"> yani</span> <span class="s5">karmaşık rıza süreçlerinden ari bir muhatap</span><span class="s5">ın</span><span class="s5"> daha pratik ve hızlı bir </span><span class="s5">geri dönüş ve </span><span class="s5">sonuç alma sürecini beraberinde getireceği varsayılıyor.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Kısacası 14 Ma</span><span class="s5">yıs </span><span class="s5">sonrası </span><span class="s5">yaklaşık on ay </span><span class="s5">DEM </span><span class="s5">veya Kürt siyasi eliti </span><span class="s5">içerisinde farklı ajandalarla </span><span class="s8">arınmacı</span><span class="s5"> retoriğin </span><span class="s5">kayda değer </span><span class="s5">ve artarak </span><span class="s5">karşılık bulduğu bir dönem oldu. Bir ba</span><span class="s5">ş</span><span class="s5">ka yazıda değerlendir</span><span class="s5">di</span><span class="s5">ğim </span><a href="https://yeniarayis.com/yektanturkyilmaz/31martsecimi-demparti/"><span class="s6">31 Mart sonuçları ve Van direnişi</span></a><span class="s5">nin </span><span class="s5">ise</span><span class="s5"> bu</span><span class="s5"> retoriğe ilgiyi şimdilik, daha doğru ifadeyle, bir sonraki darboğaza kadar dindireceğini düşünüyorum. Ancak daha kalıcı bir sorun ise HDP/HDK projesinin başarısının Türkiye solu ile ittifakın randımanına endeksl</span><span class="s5">i kalması</span><span class="s5">.</span><span class="s5">Bununla beraber</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> 31 Mart ve Van direnişi sonrası</span><span class="s5"> tablo HDP/HDP projesinin tekrardan </span><span class="s5">cazibe </span><span class="s5">ve momentum kazanabileceğine dair emareleri sunuyor. Bu bağlamda </span><span class="s5">bir kritik gelişme </span><span class="s12">bugüne kadar Türkiye siyasetinde sosyalist sola sıkışmış HDP </span><span class="s12">Türkiye </span><span class="s12">dayanışma ağının sosyal demokrat ve hatta merkez çevrelere yayılma potansiyelinin ortaya çıkması ve bunun DEM Parti’ye daha geniş manevra alanı açıyor olması.</span><span class="s5"> Bu noktada kent uzlaşısı ile kazanılan </span><span class="s5">yerler ve özellikle de </span><span class="s5">Türkiye’nin en büyük ilçe belediyesi Esenyurt</span><span class="s5"> önemli bir </span><span class="s5">laboratuvar</span> <span class="s5">olacak</span><span class="s5">. </span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Yazı dizisinin bir sonraki bölümünde</span> <span class="s5">Türkiye’de</span><span class="s5">ki</span> <span class="s5">Kürt siyasal pozisyonların </span><span class="s5">çoğullaşmasının HDP/DEM Parti i</span><span class="s5">ç</span><span class="s5">in </span><span class="s5">yarattığı </span><span class="s5">olanak, </span><span class="s5">zorluk ve gerilimleri tar</span><span class="s5">tışacağım.</span></p>
https://yeniarayis.com/yektanturkyilmaz/kurt-hareketinin-zor-donemeci-1/]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 May 2024 21:56:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/dem-parti.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ne oldu, ne olacak?</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ne-oldu-ne-olacak-3650</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ne-oldu-ne-olacak-3650</guid>
                <description><![CDATA[Ne oldu, ne olacak?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Bu seçim sonuçlarına göre CHP ve DEM geleceği belirleyecek iki ana aktör gibi gözüküyor.</strong> <strong>Açlığa, adaletsizliğe, sefalete aldırmıyormuş, “yaşama isteğini” kaybetmiş, kendi nefretinde boğulurmuş gibi gözüken Türkiye açlığa ve sefalete daha fazla dayanamayacağını gösterdi.</strong> <strong>Güçlü bir “yaşama isteği” belirdi bu seçimlerde.</strong> <strong>Bence en büyük ümit de toplumun bu “yaşama” isteğinden besleniyor.</strong>

Geçen haftadan beri CHP’nin 47 yıl sonra ilk kez birinci, AKP’nin 22 yıl sonra ilk kez ikinci parti olduğu seçim sonuçlarını konuşuyoruz.

Öncelikle bu bir hafta boyunca süren analizlerin topluca bir özetini yapmakta fayda var:

1. Yerel seçimlere katılmayan ve geçersiz oy kullananların sayısı, rekor denebilecek bir artışla, 15 milyon kişiyi aştı.

Sandığa gitmeyen seçmenler seçimin en belirleyici kesimi oldu. AKP gibi MHP ve DEM için oy kullanan seçmenin de önemli bir kısmının sandığa gitmediği anlaşılıyor.

2. AKP oyları 4,2 milyon kadar azaldı.

3. AKP’nin ardından en büyük mutlak oy kaybı 1,7 milyon ile İYİ Parti ve 1,1 milyon ile MHP’de gerçekleşti.

4. CHP’nin oyu 3.3 milyon, YRP’nin oyu 2.8 milyon ve DEM Parti’nin oyu 639 bin arttı.

5. 2019’da İYİ Parti ile ittifak yapan, 2023’te Altılı Masa’nın kurulmasına öncülük eden CHP, bu sonuca bir başka parti ile ittifak yapmadan tek başına ulaştı.

6. 500 bin üye sayısıyla Türkiye’nin en hızlı büyüyen partisi olan YRP yüzde 6,1 oranında oy alarak, 31 Mart seçiminde en yüksek oyu alan üçüncü parti oldu.

Seçimlere kendi adayları ve logosuyla “ittifaksız” olarak giren YRP, AKP’nin kalesi olarak gösterilen Şanlıurfa ve Yozgat'ta belediye başkanlığını kazandı.

İki ilin yanı sıra YRP, 41 ilçe ve 3 beldede de seçimlerden galip ayrıldı.

7. Zafer Partisi, yüzde 2’nin altına düşerek 2023 Seçimleri’nin gerisinde kaldı.

8. Seçim sonuçlarını daha sağlıklı okumaya yarayacak önemli bir gelişme de, Yeniden Refah Partisi’nin 900’ün üzerinde ilçede aday göstermesi,

AK Parti ve MHP’nin aynı anda 300’ün üzerinde ilçede birbirleriyle yarışması, buna karşın  CHP’nin aday gösterdiği 378 ilçede DEM Parti’nin  aday göstermemesi oldu.

Millet İttifakı bölünürken 6’lı masanın oyları CHP’de toplandı.

Geçen hafta sonuna doğru bu genel tabloyu biraz daha derinlemesine inceleyen bir iki çalışma paylaşıldı.

Ye tkin Report’ta Can Selçuki “Seçimi CHP mi kazandı, AK Parti mi kaybetti?” başlıklı yazısında sandık bazlı daha detaylı tespitlere yer verdi.

Bu tespitin en önemlisi CHP’nin AKP’den 1.4 milyon oy çekmesiydi:

<em>“Mayıs 2023’te AK Parti’ye oy veren seçmenin yaklaşık yüzde 30’unun bu seçimde AK Parti’ye oy vermediğini görüyoruz.</em>

<em>Bu yüzde 30’luk kitlenin dağıldığı 3 temel blok var.</em>

<em>Yaklaşık 2 milyon AK Parti seçmeni sandığa gitmezken,</em>

<em>1.5 milyonu CHP’ye ve 1.4 milyonu da <a href="https://t24.com.tr/haber/yeniden-refah-partisi-neden-ve-nasil-guclendi,1159273">Yeniden Refah Partisi</a>’ne oy vermiş.</em>

<em>Dolayısıyla 2023’te AK Parti’ye oy veren ancak bu seçimde vermeyen yaklaşık 5 milyon seçmenin 3 milyonu başka iki partiyi tercih etmiş.</em>

<em>Bu sonuç bize gösteriyor ki sandığa gitmeyen AK Parti seçmeni çok ciddi bir kitleyi oluşturmakla beraber özellikle CHP ve YRP’nin sandık başarısını açıklayan tek faktör değil.</em>

<em>2023’te oy kullanmayan 1.4 milyon seçmenin bu seçimde CHP’den yana tercih kullandığını görüyoruz.”</em>

Sandık bazındaki araştırmanın ikinci önemli sonucu ise genç oylarla ilgili olanıydı… İlk defa oy kullanan genç seçmen çoğunlukla CHP’de karar kılmıştı.
<blockquote><em><strong>Sefalet ve baskıdan bezmiş görünen halk, devletin hukuk ve ekonomi bacaklarını kırarak ülkeyi kötürüm bırakmasına ciddi tepki verir hale gelmiş gözüküyor.</strong> <strong>Bu tepkilerin bir bölümü sandığa gitmeyerek gösterilmiş.</strong> <strong>Sandığa giden seçmenlerin ilk adresi de CHP olmuş. Bu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürdüğü tarlanın hasat vermeye başladığını gösteriyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>KILIÇDAROĞLU’NUN SÜRDÜĞÜ TARLA HASAT VERMEYE BAŞLADI</strong></h2>
Veri analizinin siyasal okumasına gelince…

Sefalet ve baskıdan bezmiş görünen halk, devletin hukuk ve ekonomi bacaklarını kırarak ülkeyi kötürüm bırakmasına ciddi tepki verir hale gelmiş gözüküyor.

Bu tepkilerin bir bölümü sandığa gitmeyerek gösterilmiş.

Sandığa giden seçmenlerin ilk adresi de CHP olmuş.

Bu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürdüğü tarlanın hasat vermeye başladığını gösteriyor.

CHP’nin ulaştığı başarı kalıcı olabilir mi?

Bundan sonraki seçimlerde bu partiyi iktidar yapar mı?

En çok tartışılan konu bu olmaya devam ediyor.

Bu soruların cevabı öncelikle CHP’nin yerel yönetimlerdeki performansına bağlı.

Köhnemiş ve çürümüş rant siyaseti yerine, kazandığı belediyelerdeki devasa nüfusun temel dertlerinin çözümü esas ve temel alınırsa CHP’nin şansının artacağı açık.

Ayrıca CHP’nin, klasik seçmeninin yanısıra diğer partilerden gelen seçmenlerin ve gençlerin taleplerine uygun bir siyasal netleşmeye ihtiyacı var.

CHP’nin “insan, temel hak ve özgürlükler, demokrasi” üçgenindeki programı tüm üyeler tarafından içselleşebilirse bu netleşme başarılır.

Ama bir yanda Bolu ve Afyon, diğer yanda Van’a giden heyet, siyaseten bir arada barınacak bir bütünlük göstermiyor şu anda.

CHP’nin gelecekteki daha büyük başarısı için demokratikleşme tek anahtar bence.

Ama daha önce sözü edilen kimi hedefler şu sıralar sırra kadem basmış durumda…

“AB, Avrupa Konseyi normları, cumhuriyetin demokratikleşmesi, parlamenter sistem hedefleri” duyulmaz oldu.

Bunların hatırlanması halinde siyaset kurumunun demokratikleşmesi ve cumhuriyetin nasıl demokrasi ile taçlanacağı sorusu sahne alacaktır.

CHP’nin herkesin “umudu” olmasıyla birlikte sorunları da büyüyor. Çünkü ondan beklentiler ve talepler büyük farklılıklar gösteriyor.

AKP’den gelen seçmenin talebi farklı, benim gibi Avrupa standartlarında demokrasi isteyenlerin talepleri farklı, ulusalcıların talepleri farklı…

Farklı farklı talepleri “demokratik” bir çerçeve içine oturtup, ümit veren bir ekonomik program ortaya koymaları, parti içindeki savrulmaları toparlamaları gerekiyor.

Çok kolay değil…

Ama imkansız da değil.

Aniden parlayan iktidar umudunun CHP yönetimini “demokrasi” yönünde ilerleteceğini ümit ediyorum.
<blockquote><em><strong>AKP ise siyaset sahnesini terk etmeye hazırlanır gibi gözüküyor. Bu partinin temel sorununun “paraya olan tutkusu” kadar içine düştüğü psikolojik çıkmazı olduğunu düşünüyorum.</strong> <strong>AKP ve yöneticileri kendilerini kendi zihinlerinde öyle bir konuma oturtmuşlar ki “artık siyaset yapmak” istemiyorlar. “Emretmek” ve bu emirlere mutlak şekilde uyulduğunu görmek istiyorlar.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>AKP SİYASET SAHNESİNİ TERK ETMEYE HAZIRLANIR GİBİ GÖZÜKÜYOR</strong></h2>
AKP ise siyaset sahnesini terk etmeye hazırlanır gibi gözüküyor. Bu partinin temel sorununun “paraya olan tutkusu” kadar içine düştüğü psikolojik çıkmazı olduğunu düşünüyorum.

AKP ve yöneticileri kendilerini kendi zihinlerinde öyle bir konuma oturtmuşlar ki “artık siyaset yapmak” istemiyorlar. “Emretmek” ve bu emirlere mutlak şekilde uyulduğunu görmek istiyorlar.

Bunun dışındaki her tutum onlara “geri adımmış” gibi gözüküyor sanki.

Başka partilerin seçmenlerini kendilerine çekmekten vazgeçtiler, kendi seçmenlerini tutmak için bile uğraşmıyorlar.

Gösterdikleri adaylar, Gazze konusundaki aldırmazlıkları, emeklilerin çilesine kulaklarını tıkamaları “siyasetten vazgeçtiklerinin” işaretleri gibi.

“Padişah” olduklarına inanıyorlar ve padişah gibi korkutup ezmek istiyorlar.

Bu yoksullukla ve adaletsizlikle padişahlık yürümüyor.

Psikolojilerini de değiştiremiyorlar. Oraya takılıp kaldılar.

Siyasette yeni bir döneme girdik.   Küçük partilerin bir kısmı silinecek.

Bu partilerin seçmenlerinin CHP’ye gideceğini varsayabiliriz sanıyorum.

AKP’den çok daha radikal olan Yeniden Refah Partisi yeni bir aktör olacak gibi gözüküyor.

DEM seçmeninin sayısı Güneydoğu’da arttı. Büyük şehirlerde seçmen CHP’ye kaydı. Bu kayış “stratejik” bir hamle mi yoksa DEM içindeki yol ve yöntem tartışmalarına şehirli seçmenin cevabı mı bilmiyorum. Bu konuda henüz bir araştırma görmedim.

Ama demokrasinin gelişimi için DEM’in politikalarının hayati bir önemi olduğu da tartışmasız.

Bu seçim sonuçlarına göre CHP ve DEM geleceği belirleyecek iki ana aktör gibi gözüküyor.

İzleyecekleri politikalar kendi siyasi geleceklerini de Türkiye’nin geleceğini de belirleyecek.

Açlığa, adaletsizliğe, sefalete aldırmıyormuş, “yaşama isteğini” kaybetmiş, kendi nefretinde boğulurmuş gibi gözüken Türkiye açlığa ve sefalete daha fazla dayanamayacağını gösterdi.

Güçlü bir “yaşama isteği” belirdi bu seçimlerde.

Bence en büyük ümit de toplumun bu “yaşama” isteğinden besleniyor.

Herkese ümitli, güzel, iyi bir bayram diliyorum.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Apr 2024 21:59:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/secim-kutlamalari-2.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>31 Mart’ta İzmir’de ne oldu?</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/31-martta-izmirde-ne-oldu-3649</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/31-martta-izmirde-ne-oldu-3649</guid>
                <description><![CDATA[31 Mart’ta İzmir’de ne oldu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>CHP</strong><strong>’</strong><strong>nin üzerinde durması gereken seçim çıktılarından biri, sadece tamamen kentsel bö</strong><strong>lge il</strong><strong>çelerinde 14 Mayıs</strong><strong>’</strong><strong>a göre oy ortalamasının 2 puan düşmesi, AKP</strong><strong>’</strong><strong>nin ise 11,4 puan yükselmesidir. Nedeni ne olursa olsun, CHP</strong><strong>’</strong><strong>nin kent merkezlerindeki sınırlı oy kaybını çok iyi analiz etmesi, bu kaybın artmamasına yönelik adımlar atması, önümüzdeki süreç açısından önemlidir. Gülgün Erdoğan Tosun ve Tanju Tosun, İzmir seçim sonuçlarını yazdı.</strong>

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye seçim coğrafyasında öngörülmeyen değişiklikler gerçekleşti. Partizan kimliği olmayan ve sandıkta tercihlerini değiştiren sade seçmenler dahi değişimin bu ölçüde yaşanabileceğini muhtemelen düşünmemişlerdir. Ortaya çıkan tablo özellikle belediye başkanlığı seçim sonuçlarından yola çıkıldığında iktidar partileri ve bazı muhalefet partileri için deprem etkisi yaratırken, CHP 1989 yerel seçimlerinden 35 yıl (7 yerel seçim) sonra taraflı-tarafsız çoğu kesimin üzerinde mutabık olduğu bir seçim zaferi elde etti. Başarıyı asıl anlamlı kılan ise; başta İstanbul başta olmak üzere, ülke genelinde oy artışına bağlı belediye başkanlığı sayısını arttırmasının yanında, milliyetçi-muhafazakar sosyolojinin Türkiye’nin belirli noktalarında kaleleri olan (Adıyaman, Afyon, Kütahya gibi) illerde belediye başkanlıklarını kazanmasıdır. 2019’da seçim işbirliğiyle 21 il belediye başkanlığını kazanan CHP’nin tek başına girdiği seçimde resmi olmayan sonuçlara göre oy oranını 7 puan arttırarak, 35 ilde belediye başkanlığını kazanması ve 1.parti olması parti açısından sıradan bir seçim galibiyeti değil, önemli bir başarıdır.

CHP’nin seçim performansını tek eksende kazanılan belediye başkanlıkları ve yerel seçimler örneğindeki oy artışı üzerinden incelemek meseleye siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında yeterli olmasa da, “Nereden, Nereye” sorusunu sorduracak cinsten ezber bozucu sonuç olduğu açık. YSK’nın resmi sonuçları açıklamasından sonra ilçe ve mahalle düzeyinde çeşitli sosyo-ekonomik ve demografik değişkenleri de dikkate alarak, özellikle ilçe belediye meclis üyelikleri temelinde yapılacak analizler, 31 Mart sonuçlarını daha derinlemesine okuyup anlamamıza imkan verecektir. Tabii ki mevcut veri eksikliği analiz yapmaya, neyin, neden ve nasıl olduğunu kabaca da olsa anlamaya ve resmetmeye engel değil. Bu çerçevede sınırlı verilerle 31 Mart sonuçlarını İzmir örneğinde farklı boyutlarıyla değerlendirmek istiyoruz.

İzmir seçim öncesinde sandıktan nasıl bir sonuç çıkacağı konusunda ulusal kamuoyunda İstanbul ve Ankara kadar olmasa da, ilgi uyandıran bir kentti. Özellikle Cumhur İttifakı Büyükşehir ve ilçe belediye başkanı adaylarının seçmene dokunma odaklı kampanya stratejileri, kentte siyaset bilimi ve sosyolojisinin seçmen davranışları bağlamında görmediği, görmesi de bilimsel olarak kentin seçmen sosyolojisi açısından mümkün olmayan yerel nitelikteki anketlerde CHP ve Cumhur İttifakı adayları arasında makasın çok daraldığı iddialarına rağmen, CHP adayı seçimden rakibi karşısında 11-12 puanla üstün çıktı ve seçimi kazandı. 30 ilçenin de 28’inde belediye başkanlıklarını CHP adayları elde etti.<strong> </strong>
<blockquote><em><strong>Son 2 yerel seçimde İzmir</strong><strong>’</strong><strong>de kayıtlı seçmen sayısı 206-209 bin arasında artarken, ülke genelindekine benzer biçimde artış seçimlere katılıma yansımamıştır. Katılım Büyükşehir belediye başkanlığı</strong><strong>nda 5,3, il</strong><strong>çe belediye meclis üyeliği seçiminde 6,8 puan düşmüştür.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>İZMİRLİ SEÇMEN REFLEKSİ </strong><strong>VE 31 MART</strong></h2>
Son 2 yerel seçimde İzmir’de kayıtlı seçmen sayısı 206-209 bin arasında artarken, ülke genelindekine benzer biçimde artış seçimlere katılıma yansımamıştır. Katılım Büyükşehir belediye başkanlığında 5,3, ilçe belediye meclis üyeliği seçiminde 6,8 puan düşmüştür. Bu durumun bir önceki seçime göre ülke genelinde 6,1 puan azalan katılıma benzer olması dikkate değerdir. 2019’la karşılaştırıldığında, büyükşehir belediye başkanlığı için kullanılan oy 6.635, ilçe belediye meclis üyeliklerinde ise 5.601 azalmış görünüyor. Kentte seçimlere katılım özellikle çevre ilçelerde genel olarak daha yüksektir.

<hr />

<strong>Tablo 1: </strong>İzmir’de Kayıtlı Seçmen, Katılım ve Geçerli Oylardaki Değişim (n,%)
<table style="height: 382px;" width="850">
<tbody>
<tr>
<td width="206"></td>
<td width="132">2019</td>
<td width="132">2024</td>
<td width="157">Fark (2024-2019)</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>Büyükşehir Kayıtlı Seçmen</strong></td>
<td width="132">3.250.780</td>
<td width="132">3.459.970</td>
<td width="157">+ 209.190</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>Büyükşehir Kullanılan Oy</strong></td>
<td width="132">2.740.742</td>
<td width="132">2.734.107</td>
<td width="157">-6.635</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>Büyükşehir Geçerli Oy</strong></td>
<td width="132">2.667297</td>
<td width="132">2.638.521</td>
<td width="157">-28.776</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>Büyükşehir Katılım</strong></td>
<td width="132">84,3</td>
<td width="132">79,0</td>
<td width="157">- 5,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>İlçe Belediye Meclis </strong><strong>Ü</strong><strong>yesi Kayıtlı Seçmen</strong></td>
<td width="132">&nbsp;

3.253.745</td>
<td width="132">&nbsp;

3.459.970</td>
<td width="157">&nbsp;

+206.225</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>İlçe Belediye Meclisi Kullanılan Oy</strong></td>
<td width="132">&nbsp;

2.735.569</td>
<td width="132">&nbsp;

2.729.968</td>
<td width="157">&nbsp;

-5.601</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>İlçe Belediye Meclis </strong><strong>Ü</strong><strong>yesi Geçerli Oy</strong></td>
<td width="132">&nbsp;

2.649.077</td>
<td width="132">&nbsp;

2.611.567</td>
<td width="157">&nbsp;

-37.510</td>
</tr>
<tr>
<td width="206"><strong>İlçe Meclis </strong><strong>Ü</strong><strong>yeliği Katılı</strong><strong>m Oran</strong><strong>ı</strong></td>
<td width="132">&nbsp;

85,7</td>
<td width="132">&nbsp;

78,9</td>
<td width="157">&nbsp;

- 6,8</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<em>İlçelerin dahil oldukları şehir tipolojilerine göre bakıldığında, en yüksek katılım kırsal bölge olarak kabul edilen Bayındır, Beydağ, Karaburun, Kınık, Kiraz gibi çevre ilçelerdedir. Ağırlıklı kentsel, tamamen kentsel ve geçiş bölgesi ilçelerde katılım 77-80 arasında seyrederken, bu ilçelerde son seçimde % 89,3 olarak gerçekleşmiştir.<strong> </strong></em>

<hr />

<strong>Tablo 2: </strong>Partilerin Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İlçe Meclis Üyeliği Seçim Performansları
<table style="height: 680px;" width="850">
<tbody>
<tr>
<td width="83">Parti</td>
<td width="236">Seçim Türü</td>
<td width="85">Oy Oranı</td>
<td width="125">Oy Miktarı</td>
<td width="94">Fark*</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="83">&nbsp;

AKP</td>
<td width="236">Büyükşehir Belediye Başkanlığı</td>
<td width="85">37,0</td>
<td width="125">977.897</td>
<td rowspan="2" width="94"><strong> </strong>

+168.315</td>
</tr>
<tr>
<td width="236">İlçe Belediye Meclis Üyeliği</td>
<td width="85">26,9</td>
<td width="125">809.582</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="83">&nbsp;

CHP</td>
<td width="236">Büyükşehir Belediye Başkanlığı</td>
<td width="85">48,9</td>
<td width="125">1.292.118</td>
<td rowspan="2" width="94">&nbsp;

+32.908</td>
</tr>
<tr>
<td width="236">İlçe Belediye Meclis Üyeliği</td>
<td width="85">48,2</td>
<td width="125">1.259.210</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="83">&nbsp;

İYİP</td>
<td width="236">Büyükşehir Belediye Başkanlığı</td>
<td width="85">3,6</td>
<td width="125">96.115</td>
<td rowspan="2" width="94">&nbsp;

- 9.520</td>
</tr>
<tr>
<td width="236">İlçe Belediye Meclis Üyeliği</td>
<td width="85">4,0</td>
<td width="125">105.635</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="83">&nbsp;

DEM</td>
<td width="236">Büyükşehir Belediye Başkanlığı</td>
<td width="85">4,1</td>
<td width="125">110.651</td>
<td rowspan="2" width="94">&nbsp;

- 7.154</td>
</tr>
<tr>
<td width="236">İlçe Belediye Meclis Üyeliği</td>
<td width="85">4,5</td>
<td width="125">117.805</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="83">&nbsp;

YRP</td>
<td width="236">Büyükşehir Belediye Başkanlığı</td>
<td width="85">0,9</td>
<td width="125">24.428</td>
<td rowspan="2" width="94">&nbsp;

- 7.026</td>
</tr>
<tr>
<td width="236">İlçe Belediye Meclis Üyeliği</td>
<td width="85">1,2</td>
<td width="125">31.454</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="83">&nbsp;

DİĞER</td>
<td width="236">Büyükşehir Belediye Başkanlığı</td>
<td width="85">5,2</td>
<td width="125">137.312</td>
<td rowspan="2" width="94">&nbsp;

-90.594</td>
</tr>
<tr>
<td width="236">İlçe Belediye Meclis Üyeliği</td>
<td width="85">8,7</td>
<td width="125">227.906</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<em>* Partilerin Büyükşehir ve ilçe belediye meclis üyeliği oy farkını göstermektedir.</em>

<hr />

İzmirli seçmenlerin Büyükşehir belediye başkanlığı ve ilçe meclis üyeliği tercihleri karşılaştırıldığında, AKP adayı Hamza Dağ’a verilen oyların büyükşehir seçiminde AKP ilçe belediye meclis üyeliği oylarına göre %20,7 daha fazla olması dikkat çekicidir. Dağ’a yönelen seçmen desteği belediye meclis üyeliğiyle karşılaştırıldığında miktar olarak 168.315 oy daha fazla. Dağ’ın kampanya stratejisinde her kesime seslenen aday kimliğini öne çıkarması, afişlerde parti logosunu dahi kullanmaması, pozitif bir kampanya söylemini tercih etmesi, büyükşehir belediyesinin özellikle yol, ulaşım, çevre temizliği gibi hizmet sunumundan kaynaklanan rahatsızlıklar muhtemelen Dağ’a yönelimin ardındaki dinamiklerdir.

CHP adayı Cemil Tugay ise ilçe belediye meclisine verilen oylara göre miktar olarak 32.908 daha fazla oyu Büyükşehir belediye başkanlığı için alırken, iki aday arasındaki parti oylarını arttırma performansına dayalı rekabette Dağ’ın daha başarılı olduğu anlaşılmaktadır. Kanımızca bunun nedeni Tugay’dan değil, belirli bir seçmen kitlesinin büyükşehir belediyesine yönelik tepkisinden kaynaklanmaktadır. Dağ’ın oyları muhtemelen CHP seçmeninden değil, büyük ölçüde YRP ve diğer partilere oy vermiş seçmenin bölünmüş bilet (split ticket) olarak bilinen ilçe meclis üyeliğinde partilerine, büyükşehirde kazanmasını istemedikleri aday (Cemil Tugay) karşısında Dağ’a seçim kazandırmaya yönelik stratejik oy kullanmalarıyla ilgili olabilir.

CHP adayının 32.908 oy artışı muhtemelen İYİP ve DEM seçmeninin benzer oy verme davranışlarıyla ve diğer parti seçmenlerinden gelen sınırlı oydan kaynaklanmış olabilir. İYİP ve DEM seçmeni blok bölünmüş ve stratejik oy kullanmışlarsa, İYİP seçmeninin %9’u, DEM seçmeninin ise %6’sı Tugay’a desteklemiş olabilir ki bunun anlamı Tugay’a ilçe belediye meclis üyeliğinin dışında gelen 32.908 oyun (blok oy kullanılmışsa) maksimum %28’i İYİP’ten, % 21’i ise DEM seçmeninden gelme olasılığıdır. Dağ’a YRP’den gelen oyun ise, bu partinin büyükşehir ve ilçe meclis üyeliği oy farkının 7.026 olması nedeniyle, YRP oyunun maksimum %22,3’ünün olma ihtimali vardır.
<blockquote><em><strong>31 Mart 2019 seçimlerine göre İzmir</strong><strong>’</strong><strong>de il</strong><strong>çe belediye meclis üyeliği oylarını en fazla arttıran parti DEM partisidir. Yüzde 66,1</strong><strong>’</strong><strong>lik artışla 44.071 oy artışı sağlarken, AKP oylarına 25.848 yeni oy katarak, % 2,7</strong><strong>’</strong><strong>lik bir artış sağlamıştır.  Bu artışta MHP ile olan işbirliği etkisi olmakla birlikte, her 2 seçimde de MHP 5 ilçede meclis üyeliği için yarıştığı için, AKP oylarında da bir artıştan söz edilebilir. CHP oylarında son seçimde 31 Mart 2019</strong><strong>’</strong><strong>a göre 103.346 oy azalması yaşanmıştır.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>İLÇ</strong><strong>E BELED</strong><strong>İYE MECLİS </strong><strong>ÜYEL</strong><strong>İĞİ SEÇİ</strong><strong>MLER</strong><strong>İ </strong><strong>VE 3 PART</strong><strong>İ</strong></h2>
İzmir’de partilerin seçim performansını anlamada, kazanılan belediye başkanlığı sayıları kadar, hatta ondan daha önemlisi seçmenlerin ilçe belediye meclis üyeliğine yönelik parti tercihleridir. Seçmen belediye başkanlığında aday faktörünü öne çıkarıp, adayın niteliği, adayla kurmuş olduğu aidiyet, özdeşlik ilişkisiyle, adayla duygusal politik yakınlık, yani insani sıcaklık, adaya ilişkin yetkinlik algısı gibi sosyal psikolojik faktörleri de tercihlerinde dikkate alırken<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>, meclis üyeliği seçimlerinde parti bağı, parti kimliği öne çıkmaktadır. Bu nedenle, partilerin seçim performansını ve seçmenin vermiş olduğu mesajları il genel meclislerinin bulunmadığı illerde ilçe belediye meclis üyeliği seçim sonuçlarına göre değerlendirmek daha sağlıklıdır.<strong> </strong>

<hr />

<strong>Tablo 3: </strong>Partilerin 31 Mart 2019-31 Mart 2024 İlçe Meclis Üyeliği Oy Değişimi* (n,%)
<table width="642">
<tbody>
<tr>
<td width="277"></td>
<td width="188">Oy Miktarı</td>
<td width="176">Oy Oranı</td>
</tr>
<tr>
<td width="277">AKP</td>
<td width="188">+ 25.848</td>
<td width="176">%  2,7</td>
</tr>
<tr>
<td width="277">CHP</td>
<td width="188">- 103.346</td>
<td width="176">% - 7,4</td>
</tr>
<tr>
<td width="277">DEM</td>
<td width="188">44.071</td>
<td width="176">% 66,1</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<em>*31 Mart 2019’daki seçim işbirliği ve seçim sonrasında yeni parti kurulmaları nedeniyle, oy değişimi 3 parti örneğinde incelenmiştir.</em>

<hr />

Bu çerçeveden bakıldığında, 31 Mart 2019 seçimlerine göre İzmir’de ilçe belediye meclis üyeliği oylarını en fazla arttıran parti DEM partisidir. Yüzde 66,1’lik artışla 44.071 oy artışı sağlarken, AKP oylarına 25.848 yeni oy katarak, % 2,7’lik bir artış sağlamıştır.  Bu artışta MHP ile olan işbirliği etkisi olmakla birlikte, her 2 seçimde de MHP 5 ilçede meclis üyeliği için yarıştığı için, AKP oylarında da bir artıştan söz edilebilir. CHP oylarında son seçimde 31 Mart 2019’a göre 103.346 oy azalması yaşanmıştır. Bunun anlamı % 7,4’lük bir oy kaybıdır.  Söz konusu kayıpta 2019’da İYİP’in 25, HDP’nin 5 ilçede belediye meclis üyesi adayı çıkarmazken, bu seçimde her 2 partinin de tüm ilçelerde aday çıkarmasının etkisi göz ardı edilmemelidir.<strong> </strong>
<blockquote><em><strong>AKP her ilçe grubunda 14 Mayıs 2023 Genel seçimine göre oylarını 5,1-11,4 puan arasında arttırmış görünüyor. CHP oylarında en dikkat çekici olan ise; sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre 3’ü 4.kademe gelişmişlik düzeyinde yer alan ilçede (Bayındır, Beydağ, Kınık), 2.kademeki Karaburun</strong><strong>’</strong><strong>da ve 5.kademedeki Kiraz</strong><strong>’</strong><strong>da oylarını ortalama 12,4 puan arttırmasıdır. İYİP ve DEM tü</strong><strong>m il</strong><strong>çe tiplerinde oy kaybetmektedir.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>KENTSEL VE KIRSAL </strong><strong>İLÇ</strong><strong>ELERDE 31 MART</strong><strong>’</strong><strong>TA NE OLDU?</strong><strong>
</strong></h2>
31 Mart’ta İzmir’de seçmen tercihlerinin hangi yöne doğru aktığını tespit etmek için kentin sosyo-demografik yapısını çok kabaca resmeden şehir tipolojisine göre parti oylarına bakılabilir. İzmir Kalkınma Ajansı tarafından yayınlanan bir raporda<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> İzmir şehir tipolojisi kır/kent temelinde 5 kategoriye ayrılmıştır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> Bu çalışmada nüfusunun %99 ve üzeri kentsel alanlarda yaşayan ilçeler <em>Tamamen Kentsel Bölge</em> olarak kategorileştirilmektedir. Diğerleri; kırsal kesimde yaşayan nüfusun payının % 20’nin altında olduğu <em>Ağırlıklı Kentsel Bölge,</em> kırsal kesimde yaşayan nüfusun oranının % 20 -50 arasında olduğu <em>Geçiş Bölgesi</em>, kırsal alanda yaşayan nüfusun payının %50’den fazla olduğu <em>Ağırlıklı Kırsal Bölge </em>ve nüfusun tamamının kırsal alanda yaşadığı <em>Kırsal Bölge </em>olarak sınıflandırılmıştır. TÜİK son birkaç seçimden beri seçim çevrelerini kır/kent ayrımı temelinde açıklamıyor. Bunun nedeni özellikle büyükşehirlerde Bütünşehir statüsüyle kırsal alanlarda yer alan köylerin mahalle statüsüne dönüştürülmesidir.

<hr />

<strong> </strong><strong>Tablo 4: </strong>İzmir’de Şehir Tipolojisine Göre Partilerin 14 Mayıs 2023 ve 31 Mart 2024 Seçimindeki Oyları* ve Değişimi (%)
<table style="height: 252px;" width="627">
<tbody>
<tr>
<td width="251"><strong>Şehir</strong>

<strong>Tipolojisi/</strong>

<strong>Kayıtlı seçmen</strong></td>
<td width="51"><strong>Katılım</strong>

<strong>31 Mart 2024</strong></td>
<td width="44"><strong>AKP</strong>

14 Mayıs 2023</td>
<td width="44"><strong>AKP</strong>

<strong>31 Mart 2024</strong></td>
<td width="45"><strong>CHP</strong>

<strong>14 Mayıs 2023</strong></td>
<td width="43"><strong>CHP</strong>

<strong>31 Mart
</strong><strong>2024</strong></td>
<td width="44"><strong>MHP</strong>

<strong>14 Mayıs 2023</strong></td>
<td width="44"><strong>MHP</strong>

<strong>31 Mart 2024</strong></td>
<td width="44"><strong>İYİP</strong>

<strong>14 Mayıs 2023</strong></td>
<td width="44"><strong>İYİP</strong>

<strong>31 Mart 2024</strong></td>
<td width="44"><strong>YSP</strong>

<strong>14 Mayıs 2023</strong></td>
<td width="44"><strong>DEM</strong>

<strong>31 Mart 2024</strong></td>
<td width="44"><strong>YRP</strong>

<strong>14 Mayıs
</strong><strong>2023</strong></td>
<td width="54"><strong>YRP 31 Mart 2024</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="251"><strong>Ağırlıklı KentselB. (%38,7)</strong></td>
<td width="51">77,6</td>
<td width="44">23,4</td>
<td width="44">28,5</td>
<td width="45">40,7</td>
<td width="43">53,2</td>
<td width="44">5,6</td>
<td width="44">-</td>
<td width="44">11,7</td>
<td width="44">3,5</td>
<td width="44">8,8</td>
<td width="44">4,7</td>
<td width="44">0,9</td>
<td width="54">0,9</td>
</tr>
<tr>
<td width="251"><strong>Tamamen KentselB. (% 39,3)</strong></td>
<td width="51">79,7</td>
<td width="44">20,4</td>
<td width="44">31,8</td>
<td width="45">47,3</td>
<td width="43">45,2</td>
<td width="44">3,8</td>
<td width="44">-</td>
<td width="44">12,4</td>
<td width="44">5,1</td>
<td width="44">7,8</td>
<td width="44">5,0</td>
<td width="44">0,6</td>
<td width="54">1,0</td>
</tr>
<tr>
<td width="251"><strong>Geçiş B. (%18,7)</strong></td>
<td width="51">80,9</td>
<td width="44">24,8</td>
<td width="44">32,4</td>
<td width="45">43,1</td>
<td width="43">49,5</td>
<td width="44">6,3</td>
<td width="44">-</td>
<td width="44">11,7</td>
<td width="44">4,6</td>
<td width="44">4,7</td>
<td width="44">2,7</td>
<td width="44">0,6</td>
<td width="54">1,2</td>
</tr>
<tr>
<td width="251"><strong>Kırsal B. (% 3,1)</strong></td>
<td width="51">89,3</td>
<td width="44">29</td>
<td width="44">37,9</td>
<td width="45">40,2</td>
<td width="43">52,4</td>
<td width="44">7,2</td>
<td width="44">-</td>
<td width="44">10</td>
<td width="44">2,9</td>
<td width="44">6,2</td>
<td width="44">1,5</td>
<td width="44">0,9</td>
<td width="54">0,7</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<em>* Partilerin 14 Mayıs genel seçim oyları ve 31 Mart 2024 ilçe belediye meclis üyeliği oyları temelinde incelenmektedir.</em>

<hr />

İlçelerin şehir tipolojisine göre, AKP her ilçe grubunda 14 Mayıs 2023 Genel seçimine göre oylarını 5,1-11,4 puan arasında arttırmış görünüyor.  En dikkat çekici olan ise, tamamen kentsel bölge kategorisinde yer alan ilçelerde en yüksek artışı sağlamasıdır. SEGE’nin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralaması araştırmasına<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> göre, İzmir’in merkezindeki 1.kademe gelişmiş ilçeler arasında yer alan Balçova, Gaziemir, Karşıyaka, Konak, Narlıdere ile 2.kademe gelişmişlik düzeyinde bulunan Bayraklı ve Karabağlar’da AKP’nin ortalama oy artışı 11,8 puan iken, CHP bu kategoride 31 Mart’a göre ortalama 2,1 puan oy kaybına uğramıştır. AKP bu ilçelerde muhtemelen CHP dışında diğer partilere oy veren seçmenlerden oy artışı sağlarken, bu ilçelerdeki CHP’nin oy kaybı ise sandığa gitmeyen CHP seçmeni ile açıklanabilir. CHP oylarında en dikkat çekici olan ise; sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre 3’ü 4.kademe gelişmişlik düzeyinde yer alan ilçede (Bayındır, Beydağ, Kınık), 2.kademeki Karaburun’da ve 5.kademedeki Kiraz’da oylarını ortalama 12,4 puan arttırmasıdır. AKP’deki artış oy tabanının en güçlü olduğu bu grupta 8,9 puandır.

İYİP ve DEM tüm ilçe tiplerinde oy kaybetmektedir. İYİP’in kaybı 8,2 ile 7,1 arasında değişirken, DEM’in kaybı ise 2 ile 4,7 puan arasındadır. YRP oyları ağırlıklı kentsel bölge ilçelerinde aynı kalırken, kırsal bölge ilçelerinde 0,2 puan oy kaybederken, ortalaması geçiş bölgesinde 0,6’dan 1,2’ye, tamamen kentsel bölge ilçelerinde ise 0,6’dan % 1’e yükselmiştir.

Bu tablo CHP’nin ilk kez İzmir’in kırsal bölge ilçelerinde azımsanmayacak ölçüde oy artışı sağladığını, fakat kentsel bölgelerde ise yine ilk kez yakın dönemde oy kaybına uğradığını göstermektedir. AKP ilk kez tamamen kentsel bölgelerde dikkate değer bir oy artışı yakalamıştır. Bu artışın ilçe belediye meclisi ve genel seçim karşılaştırmasına dayalı olduğu dikkate alınırsa, AKP’nin çevreden merkeze, CHP’nin merkezden çevreye doğru bir oy tabanı genişlemesi yaşamaya başladığını düşünmek yanlış olmayacaktır.
<blockquote><em><strong>AKP büyükşehir belediye başkanlığı seçiminde ilçe belediye meclis üyeliği oylarıyla karşılaştırıldığında, oylarını belirgin biçimde arttırmakla birlikte, ilçe belediye başkanlıklarında yaşadığı kayıplar bunu önemsizleştirmektedir. Seçmenin AKP</strong><strong>’</strong><strong>ye verdiği en önemli ev ödevi nedir diye düşünüldüğünde, partiye ilişkin negatif algının kırılmasına yönelik yoğun mesai harcaması gerektiği yönündedir.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>31 MART</strong><strong>’</strong><strong>TA İZMİ</strong><strong>R SE</strong><strong>Ç</strong><strong>MEN</strong><strong>İ</strong><strong>NDEN PART</strong><strong>İ</strong><strong>LERE EV </strong><strong>Ö</strong><strong>DEVLER</strong><strong>İ</strong></h2>
31 Mart İzmir’de seçim öncesindeki bilimsel olmayan kehanetlerin gerçekleşmediğini göstermesi açısından ilginç sonuçlar üretti. Bu kehanetler kentte AKP’nin büyükşehir belediye başkanlığını kazanmaya yakın olduğunu, çok sayıda ilçede belediye başkanlıklarını kazanabileceği gibi örneklerle doluydu. Bu kehanetler bilimsel, analitik bakıştan yoksun olduğu için gerçekleşmedi tabii ki. Pekala olan neydi diye bakıldığında, AKP büyükşehir adayı ekonomik krize, gelir dağılımdaki adaletsizliğe, yoksullaşmaya, liyakatsiz merkezi yönetime rağmen, ilçe belediye meclis üyeliği sonuçları dikkate alındığında sınırlı bir oy artışı sağlarken, CHP ise sınırlı oy kaybı yaşadı.

İlçe belediye başkanlığı seçiminde ise sadece 2 ilçenin kentte yerel muhalefete geçmesi tek başına belediye başkanlığı seçiminin çoğunluk sistemiyle yapılmasına bağlanamaz. Daha demokratik, temsili bir seçim yöntemi olsaydı, muhtemelen CHP yine bu ilçelerde seçimi kazanacaktı. 14 Mayıs sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, kentte hesapladığımız oynaklık indeksine göre her 100 seçmenden 20’sinin parti değiştirmesine bağlı olarak oyları yüksek partiler (CHP ve AKP) bu oy geçişkenliğinden bir miktar etkilenmiş görünüyor. Parti tercihlerindeki değişimin ilçe belediye meclis üyeliğinde AKP’nin, ilçe belediye başkanlığında ise CHP’nin lehine sonuçlar ürettiği anlaşılıyor.

Seçimin kanımızca en önemli çıktılarından biri CHP’nin ilçe belediye başkanlığı sayısını arttırmakla birlikte, özellikle kentin kırsal bölge ilçelerinde 14 Mayıs’la karşılaştırıldığında çevrede oy tabanını genişletmeye başlamasıdır. Parti bu ilçelerde önceki seçimlerde de 1.parti olmakla birlikte, oy ortalamasını %40,2’den %52,4’e çıkardığı için ilçe tipleri arasında oy farklılaşması azalmakta, dolayısıyla seçmen sosyolojisi bakımından homojen bir tabana sahip olmaya başlayan bir partiye dönüşmektedir. Bu değişim ekonomik krizin kır yoksullarını da vurması kadar, adayların seçmen nezdinde kabulü, kırda CHP’ye ilişkin gözlenen bir miktar negatif ya da nötr algının kırılmaya başlamasıyla ilgili olabilir.

CHP’nin üzerinde durması gereken seçim çıktılarından biri, sadece tamamen kentsel bölge ilçelerinde 14 Mayıs’a göre oy ortalamasının 2 puan düşmesi, AKP’nin ise 11,4 puan yükselmesidir. Bunun nedeni, CHP’nin geçmiş belediyecilik uygulamalarına duyulan tepki, aday belirleme yöntemine seçmen refleksi, katılımda sınırlı düşüş olabilir. Nedeni ne olursa olsun, CHP’nin kent merkezlerindeki sınırlı oy kaybını çok iyi analiz etmesi, bu kaybın artmamasına yönelik adımlar atması, önümüzdeki süreç açısından önemlidir.

AKP büyükşehir belediye başkanlığı seçiminde ilçe belediye meclis üyeliği oylarıyla karşılaştırıldığında, oylarını belirgin biçimde arttırmakla birlikte, ilçe belediye başkanlıklarında yaşadığı kayıplar bunu önemsizleştirmektedir. Seçmenin AKP’ye verdiği en önemli ev ödevi nedir diye düşünüldüğünde, partiye ilişkin negatif algının kırılmasına yönelik yoğun mesai harcaması gerektiği yönündedir. DEM İzmir’de kendi oylarını arttırma bakımından başarılı olmakla birlikte, bunun nedenlerinin DEM seçmeninin sandığa gösterdiği ilgiyle mi, yoksa 14 Mayıs’ta ittifak olmasa dahi CHP’ye stratejik oy veren sınırlı seçmenin dönüşüyle mi açıklanabilir sorusuna yanıt araması gerekir. İYİP 31 Mart’ta seçmen tarafından ev ödevi dahi verilmeyen, sınıfta kalan parti olmuştur. Önümüzdeki süreçte kendisini toparlayamadığı takdirde -ki toparlaması da zor görünüyor- İzmir’de ve ülke genelinde tasdikname alması olasıdır. Sözün özü, 31Mart’ta İzmirli seçmen seçim kazanmanın kuralını bir kez daha İzmirli olmanın referanslarıyla belirlemiş görünüyor.

<strong>Tanju Tosun, Prof.Dr., </strong>Siyaset Bilimci, Araştırmacı<strong>
</strong><strong>Gülgün Erdoğan Tosun, Prof.Dr., </strong>Siyasal İletişimci, Araştırmacı

<hr />

<a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Sinan Alper, “CHP’nin Sürpriz Zaferinin Sosyal Psikolojik İncelemesi: “The İmamoğu Effect”, <strong>medium.com</strong>, Alıntı tarihi: 5 Nisan 2024.

<a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> İzmir Kalkınma Ajansı; <strong>İzmir İli Kırsal ve Kentsel Alanlarının Tespitine Yönelik Analiz Çalışması</strong>, İzmir, 2021.

<a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> İzmir ilçelerinin şehir tipolojisine göre sınıflandırılması; <em>Tamamen Kentsel Bölge: </em>Balçova, Bayraklı, Gaziemir, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere. <em>Ağırlıklı Kentsel Bölge</em>: Aliağa, Bornova, Buca, Çiğli, Güzelbahçe, Menemen, Selçuk, Torbalı. <em>Geçiş Bölgesi: </em>Bergama, Çeşme, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Menderes, Ödemiş, Seferihisar, Tire, Urla. <em>Kırsal Bölge</em>: Bayındır, Beydağ, Karaburun, Kınık, Kiraz.

<a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> <strong>SEGE 2022 İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması</strong>, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı-Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü, Kakınma Ajansları Genel Müdürlüğü Yayını, S.35, Ankara, 2022, s.105.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Apr 2024 21:45:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/31-Martta-Izmirde-ne-oldu.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>31 Mart Yerel Seçimi ve DEM Parti</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/31martsecimi-demparti-3567</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/31martsecimi-demparti-3567</guid>
                <description><![CDATA[31 Mart Yerel Seçimi ve DEM Parti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>31 Mart son otuz yılda klişeleşmiş siyasi kabullerin, ezel-ebed varsayılan parametrelerin, ‘Türkiye sosyolojisi’ tipolojilerinin tuzla buz olduğu bir gündü. 31 Mart seçimleri ve kayyıma karşı Van direnişi DEM Parti’nin önüne belki de bir hafta önce tahayyülü zor yeni olanaklar dünyası açtı. Birincisi kayyım siyasetinin yakın gelecek için ‘tereyağından kıl çeker gibi’ gerçekleşecek bir uygulama olarak bertaraf edilmesi DEM’i yıllar sonra tekrar risk değil kaynak dağıtabilir bir parti konumuna getiriyor.
</strong>

<hr />

<em><strong>Not:</strong> Bu yazının Kurmanci'si aynı gün <a href="https://ku.mondediplo.com/" target="_blank" rel="noopener">Le Monde Kurdi</a>'de yayımlanmıştır.</em>

<hr />

Türkiye’de siyaseti baş döndürmeye devam ediyor. Ülkenin yetmiş beş yıllık çok partili dönemi için muhtelif yorum yapılabilir ancak bu tarihe dair en kifayetsiz iddia dinamizm ve şaşırtıcılık eksikliği olur. Başka yönleriyle değerlendirmeye geçmeden şunu söylemem gerekir ki 31 Mart son otuz yılda klişeleşmiş siyasi kabullerin, ezel-ebed varsayılan parametrelerin, ‘Türkiye sosyolojisi’ tipolojilerinin tuzla buz olduğu bir gündü. Erdoğan sadece belediyeleri kaybetmedi, bir daha seçim kazanmasına ihtimal bırakacak yerel kaynaklar ağı, tabanının ve kadrolarının moral kondüsyonunu ve ittifakından kopmanın yüksek maliyeti o gün sandığa gömüldü. Öte yandan, ayrı bir kategoride incelenmesi gereken YRP bir kenara bırakılırsa muhalefet cephesindeki en önemli gelişme ise 14 Mayıs öncesi Erdoğan’a karşı konumlanan partilerden sadece ikisinin ayakta kalabilmesiydi: CHP ve DEM Parti.
<h2><strong>Seçim Arifesinde DEM Parti </strong></h2>
Bu yazıda genel hatlarıyla bir DEM Parti seçim değerlendirmesi yapacağım. Seçim arifesinde DEM Parti gündeme iç tartışmaları ile geldi. Partinin kamuoyu önünde en tanınan isimlerinde peş peşe gelen 1 Nisan itibariyle Erdoğan ile yeniden ‘çözüm’ görüşmeleri olabileceği türü açıklamalar ve bunlara mevcut parti yönetiminden gelen değilleyici cevaplar kafa karışıklığı yarattı, ‘DEM Parti’de neler oluyor?’ sorularına yol açtı. Bu bağlamda gözler özellikle 31 Mart’ın en çekişmeli adresine, yani partinin 14 Mayıs’ta % 8.2 oy aldığı İstanbul’a çevrildi. Zaten İstanbul’da patinin tavrı yukarıdaki tartışmalar büyümeden de Başak Demirtaş’ın adaylığı etrafında polemik konusu haline gelmişti. Sonuçta Başak Demirtaş olmasa da partinin ağır toplarından ve HDP’de Selahttin Demirtaş’ın en yakın çalışma arkadaşlarından Meral Danış Beştaş aday gösterildi. Partinin kayda değer oy desteğini haiz olduğu metropollerde Mersin dışında neredeyse her ilde DEM yarışa dahil oldu. Ankara’da Gültan Kışanak, İzmir’de Akın Birdal gibi HDP geleneğinin güçlü isimleri aday gösterildi.

Daha önceki <a href="https://yeniarayis.com/yektanturkyilmaz/kurt-hareketinin-zor-donemeci-1/">yazımda</a> ifade ettiğim gibi, gelinen noktada DEM tabanında uzamsal ölçekte (Türkiye metropolleri, Kürt illeri ve ülke dışındaki diyasporalar) çoklu siyasal pozisyonlar oluşmuş durumda. Bu noktada metropollerde son on yıllık cumhurbaşkanlığı veya belediye başkanlığı seçimlerine baktığımız zaman şöyle bir eğilim  göze çarpıyor: Partisinin rekabetçi olmadığı, yani birinci veya ikinci çıkamyacağı seçimlerde mevcut iktidar bloğuna karşı oy kullanmak. Bu eğilim ülkedeki polarizasyon arttıkça daha fazla moment kazanıyor. Bu sonucun tek sebebi şüphesiz Erdoğan’ın siyasi fikirlerine karşıtlık değil. DEM seçmeninin ağırlıklı kısmını temsil eden Kürtler büyük ölçüde kentlerin marjinlerinde, prekarya koşullarında hayatını kazanmaya çalışan kent yoksullarından oluşuyor; yani rejimin ekonomik siyasetinin en fazla etkilediği kesimlerden. Buna AKP-MHP ittifakının dozu giderek yükselen Kürt karşıtı, ayrımcı söylem ve siyasetini de eklemek gerekir. Ayrıca, artık İstanbul’da ikinci kuşak olarak yetişen Kürt gençlerinin <a href="https://iletisim.com.tr/kitap/kurt-sekulerlesmesi/10215">en hızla sekülerleşen bir grup</a> olduğunu gözlemleniyor. Son olarak, en az son on yılda HDP/DEM seçmeni ile sol siyasal gruplar arası etkileşimi ve CHP seçmeniyle sandıkta Erdoğan’a karşı oy kullanmanın yerellerde yarattığı kaynaşmayı da eklemeliyiz.

Bu noktada ilginç iki veri: HDP’nin en tanınan ve takdir toplayan ismi Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı adayı olduğu 24 Haziran 2018 seçimlerinde metropollerde ve HDP’ye milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde verilen oylar arasında açılan makas: Demirtaş İstanbul’da partisine verilen oyların % 57’sini, İzmir’de % 52’sini, Ankara’da ise sadece % 32’sini alabildi.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Benzer bir biçimde 2014 belediye seçimlerinde Gezi eylemlerinin ardından popülaritesinin en yüksek olduğu bir anda HDP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan Sırrı Süreyya Önder, CHP’nin adayı ise Mustafa Sarıgül olduğu halde % 4.83 oy alabildi. Bir yıl sonraki seçimlerde HDP İstanbul’da % 12.6 oranında oya ulaşacaktı. Kısaca HDP/DEM’in bilhassa metropollerdeki seçmeninin Türkiye’de en kuvvetli Erdoğan otoriterliği karşıtlığı sergileyen kesimlerden oluştuğunu tekrar vurgulamak gerek.
<blockquote><strong><em>Katılım oranlarının temelden değiştiremeyeceği bir durum HDP/DEM seçmeninin kendi parti adayı yerine ‘kazanacak’ rejim karşıtı adaya oy verme eğiliminden bugüne kadar en büyük avantajı İmamoğlu sağlamış olması. Burada DEM seçmeninin çok net rejim karşıtı pozisyonu yanında İstanbul seçimlerindeki sert kutuplaşma, kente dair beklentiler ve ekonomik durum önemli etkenler olarak duruyor. </em></strong></blockquote>
<h2><strong>DEM Parti Seçmeni İstanbul’da Neden İmamoğlu’nu Tercih Etti? </strong></h2>
Bununla beraber yukarıda belirttiğim gibi DEM Parti’nin ve Kürt Hareketi’nin kimi etkili isimlerinden gelen 1 Nisan imaları ve buna paralel Erdoğan ile yakınlaşma isteği ifade eden açıklamalar partinin özellikle İstanbul’da alacağı oyu—daha doğru ifadeyle Ekrem İmamoğlu lehine vereceği fireyi—hem AKP ve CHP hem de yeni bir ‘süreç’ beklentisini seslendirenler cephelerinde endişe kaynağı oldu. Parti seçmeninin önceki sandık temayüllerini ve mevcut konjonktürü dikkate alarak 14 Mayıs 2023’te kentte YSP’ye oy veren seçmenin <a href="https://www.youtube.com/live/5pWLzPWiI_I?si=T5Xpr-TLTL8RAkd5">%60 gibi bir oranının İmamoğlu icin oy vereceğini</a> öngörmüştüm. 31 Mart sonuçları oransal firenin bundan da yüksek, % 75 civarı çıktığını gösteriyor. Oy sayısı üzerinden bakılırsa bu fire %80’e yaklaşıyor. Ancak bu hesaplamalarda büyük bir sorun katılım oranlarının partilere göre hangi oranda değiştiği ve DEM özgülünde de parti adayına veya İmamoğlu’na oy verecekler arasında katılımda bir fark olup olmadığı. Eldeki verilerle net bir yorumda bulunmak mümkün değil. Ancak İstanbul’da partinin en yüksek oranda/sayıda oy aldığı Esenyurt, Arnavutköy, Bağcılar, Esenler, Küçükçekmece, Sultanbeyli gibi ilçelerdeki katılım oranlarını hem 31 Mart’ta hem de 14 Mayıs’ta bu ilçelerin il katılım oranıyla karşılaştırırsak göze çarpan tek belirgin katılım düşüklüğü Esenyurt’ta.

Her halükarda, katılım oranlarının temelden değiştiremeyeceği bir durum HDP/DEM seçmeninin kendi parti adayı yerine ‘kazanacak’ rejim karşıtı adaya oy verme eğiliminden bugüne kadar en büyük avantajı İmamoğlu sağlamış olması. Burada DEM seçmeninin çok net rejim karşıtı pozisyonu yanında İstanbul seçimlerindeki sert kutuplaşma, kente dair beklentiler ve ekonomik durum önemli etkenler olarak duruyor. Ekrem İmamoğlu’nun CHP Afyon Belediye Başkan adayına verdiği sert ve net cevap, Kürtlere sembolik sıcak mesajların da rolü olduğu açık. Ayrıca DEM eşbaşkan adaylarının çok görünür ve agresif bir kampanya yürütmediklerinin de altını çizmeliyiz. Son olarak, parti örgütünün (ve de kimi HDK bileşenlerinin) İstanbul yerellerinde seçmenin İmamoğlu’na yönelmesini kolaylaştırıcı esnek tutum takınmış olabileceğine dair emareler de var.

Bununla beraber Leyla Zana başta olmak üzere önde gelen kimi isimlerin İstanbul’da Kürt seçmene yaptığı ısrarlı DEM Parti’ye oy verme çağrılarının büyük bir etkisi olmadığı anlaşılıyor. Öte yandan 30 Mart akşamına kadar kamuoyunda Demirtaş’ın İstanbul seçmenine yollayacağı beklenen ‘mektup’ merak konusu oldu. O mektup gelmedi. Ama diyelim ki Demirtaş bir açıklama yapsaydı ve çok net ifadeyle İmamoğlu’na oy verilmemesi çağrısı yapmış olsaydı DEM seçmeninin eğilimi değişir miydi? Muhtemelen, bir karşılığı olurdu. Ancak sonuç üzerinde radikal bir fark yaratacağını düşünmüyorum. Bu bağlamda 23 Haziran 2019’da Ali Kemal Özcan’ın okuduğu Öcalan mektubunu hatırlamak yerinde olur. Birçok analist 23 Haziran seçimi sonrasında Kürt seçmenin Öcalan yerine Demirtaş’ı dinlediği yorumunda bulunmuştu. Bu tür yorumlara da katılmıyorum. Zira burada isimler, çağrılar ötesinde son otuz yılda oluşmuş bir olgu, bir temayül söz konusu. Daha doğrudan söylersem İstanbul gibi metropollerde şekillenmiş yeni ve herhangi farklı öncelikli veya dar Kürdistani bir projeye veya yaklaşıma araçsallaşmaya meyletmeyecek bir Kürt siyasal pozisyonu belirmiş durumda. Kürt Hareketi’nin Zor Dönemeci yazı dizisinin ikinci kısmında daha detaylı tartışacağım gibi DEM Parti’nin gelecekteki başarısı bir yandan da bu olguyu hesaba katıp farklı seçmen gruplarına seslenen çoklu ama uyumlu bir söylemle siyaset yapabilmesi ile test olacak.
<h2><strong>DEM Parti’nin Kürdistan Performansı </strong></h2>
31 Mart Yerel Seçimleri Kürt illerinde HDP/DEM Parti için bir dönüm noktasına işaret ediyor. 7 Haziran 2015’ten beri devam eden oy erimesi ve büyüyememe serisi frenlendi ve son on yılda ilk kez partiye olan destek yükselişe geçti. Parti, Kilis, Gaziantep, Adıyaman gibi %20 altında oy aldığı illeri de kapsayan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, oy oranını Mart 2019’a göre %25.6’dan %32.5’a yükseltti. Bu sadece 230 bin daha fazla oy almasına ve yaklaşık %28 oranında bir yükselişe degil aynı zamanda bölgede AKP’yi üç puan geride bırakarak birinci parti konumuna gelmesine işaret ediyor. Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise DEM oransal payını %21.7’den %23.1’e yükseltti. Bu oranlarla parti üçü büyükşehir, yedi il, elli sekiz ilçe ve on belde olmak üzere yetmiş sekiz belediye kazandı. Bu sayı 2019 yerel seçiminde (üç büyükşehir, beş il, kırk beş ilçe ve on iki belde belediyesi) altmış beş idi. Bu noktada bütün bu başarıların bu defa çok sistematik planlandığı ve yürütüldüğü açık olan taşıma oy uygulaması gölgesinde gerçekleştiğinin altını çizmek gerekir. Bu durumun üç ilde (Kars, Bitlis ve Şırnak) ve kimi ilçelerde (Uludere, Savur, Çukurca, Şemdinli, Hazro, Eğil, Gerçüş) sonucu DEM Parti aleyhine değiştirdiğini düşünmemizi sağlayacak kamuoyuna sunulmuş veriler mevcut.

DEM Parti’nin Kürt bölgesindeki performansı iller bazında farklılıklar gösteriyor. Parti desteğinin il merkezlerinde en büyük oransal artış gösterdiği yerler sırasıyla Dersim (%42), Ağrı %37.7) ve Muş (27.6) oldu. Belediye sayısının en çok arttığı iki il ise Urfa (6) ve Van (4). Öte yandan partinin belirgin erime gösterdiği bir bölge Bingöl. 14 Mayıs genel seçimlerinde YSP’nin dördünde önde çıktığı Bingöl ilçelerinde 31 Mart’ta DEM Parti kayda değer kayıplarla karşılaştı. Parti çok köklü desteği haiz olduğu Karlıova başta olmak üzere, Genç, Merkez ilçe ve Solhan’da Mart 2019’a kıyasla kayda değer oy kaybı yaşadı. Bingöl’deki durumun HDP’nin son on yıldır özellikle Kürt illerinde maruz bırakıldığı <a href="https://artigercek.com/forum/kurt-siyaseti-bingolden-vaz-mi-gecti-279297h">organizasyonel kapasite düşüşünün</a> bir sonucu olarak okunması mümkün.
<blockquote><em><strong>Kısacası rejimin yeni kolonyal stratejisi ilk dönemeçte bir tek büyük yara almadı, dahası alternatif olarak sahaya sürülmek için ısıtılan Hüda-Par’ın mevcut konjonktürde ancak AKP’den eksilterek, yani iktidarın doğrudan gücünün altını oyarak palazlanabileceği görüldü.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>İlk Denemede Hüsrana Uğrayan Yeni Kolonyal Strateji</strong></h2>
Kürt illerinde DEM’in seçim performansını değerlendirmemiz gereken bir başka kriter ise partinin Kürtlerin kolektif hak taleplerinin ve siyasal birliğinin meydan okunamaz temsilcisi olma iddiası. Bu kriter bilhassa 14 Mayıs seçimi ile birlikte yeni bir mecraya girdi. Zira Hüda-Par’ın Cumhur İttifakına dahil olmasıyla birlikte rejimin Kürdistan siyasetinin, bir başka ifadeyle kolonyal stratejisinin, mimarisi yeniden düzenlendi. Kolonyal stratejide ilk dramatik manevra 7 Haziran sonrası vuku bulmuştu. Kobane eylemleriyle başlayan, Haziran seçimleri ve de ‘sürecin’ sonlanmasıyla iyice belirginleşen yeni siyasete göre rejim kadim iyi Kürt – kötü Kürt oyununu bir kenara atıp devlet taraftarı Kürtlerin dahi aracılığına veya o kimlik üzerinden siyasi pozisyon beklentilerine son verdi. Bunun net bir ifadesi kayyım siyasetinin yerli unsurlar değil doğrudan devlet görevlileri eliyle yürütülmesiydi. 14 Mayıs sonrası ise, Hüda-Par alternatif kolektif hak aktörü olarak kenarda ısıtılmaya başlandı. Bu yeni kolonyal stratejinin dizaynı Ankara’da yapılsa da parlatılmasını sağcı-gelenekselci kimi Kürt çevrelerle beraber özellikle KDP medyası üstlendi. Zira, bu yeni siyaset Türkiye’nin daha geniş bölgesel, ‘sınır ötesi’ pozisyonu ile de uyumlu bir hal alacaktı. Bu arada parlatılması diyorum, çünkü, birincisi Hüda-Par Kürtler adına hak talep eden bir çevre imajından ve konumundan yoksundu. İkincisi, nüfuzunun Diyarbakır ve Batman (ve birkaç kasabaya) sıkışmasının sebebi Kürtler arasında salt Hüda-Par versiyonu İslamcı fikirlere rağbet olmaması değil Hizbullah hareketinin 90’lardaki canice eylemleri sebebiyle Kürt kamuoyundaki itibarsızlığıydı.

31 Mayıs bu yeni stratejinin görücüye çıkacağı bir sahneydi. Burada iki önemli başarı kıstası Hüda-Par’ın Kürtlerin kolektif hak talebi yükselten kesimlerinden, yani esas olarak HDP/DEM Parti seçmeninden, oy alması ve etkili olduğu yerlerde (Diyarbakır, Batman) belirleyici bir güç konumuna büyümesi; ikincisi, Kürt illeri geneline yayılabilmesi. Bu iki kıstasa göre de Hüda-Par seçimden büyük hayal kırıklığı ile çıktı. Birincisi, evet, Diyarbakır ve Batman’da Hüda-Par oyları kayda değer bir artış gösterdi.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Ne var ki bu oylar umulduğu gibi hak talep eden Kürtlerden ve/ya HDP/DEM Parti tabanından değil, devlet oyları kategorisinden ve özellikle AKP’den Hüda-Par’a yöneldi. Kürt illerinin tamamında Hüda-Par’a HDP’den oy gitmiş olabileceği düşünülebilecek sadece dört ilçe görünüyor (İdil, Mazıdağı, Derik ve Kozluk). Bu örneklerde de sayısal olarak ancak en fazla %1-3 mertebesinde geçiş mümkün. Ayrıca partinin adayları sadece dokuz ilçede %10’u<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> ve yalnızca bir ilçede %20’yi<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> aşabildi. Dahası Hüda-Par’ın DEM oylarını ikisi Adıyaman’da, dördü Bingöl’de beş ilçede geçebildi. Bunlar arasında DEM Parti’nin iddiası olan tek ilçe ise Bingöl, Karlıova, ki buradaki özgün durumu yukarıda açıklamaya çalıştım. Son olarak Hüda-Par seçimlerde sadece Batman’da bir belde belediyesi kazanabildi. İkinci kıstas, yani Hüda-Par desteğinin Kürt illerine yayılması konusunda da umduğu sonucu alamadığı açık. Parti Hakkari, Şırnak, Urfa, Siirt, Bitlis Van, Iğdır, Ağrı, Muş, Bitlis, Dersim ve Erzurum’da (istisna  birkaç ilçe<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> dışında) varlık gösteremedi, görünürlük kazanamadı. Kısacası rejimin yeni kolonyal stratejisi ilk dönemeçte bir tek büyük yara almadı, dahası alternatif olarak sahaya sürülmek için ısıtılan Hüda-Par’ın mevcut konjonktürde ancak AKP’den eksilterek, yani iktidarın doğrudan gücünün altını oyarak palazlanabileceği görüldü.
<blockquote><em><strong>Son ve belki de en kritik olanı ise HDP/DEM seçmeninin, son dokuz yılda görülmedik  ölçüde ve yaygınlıkta seçilmişlerini sahiplenmesi. Burada şüphesiz çok sayıda etken sayılabilir. Ancak 31 Mart seçimi bağlamında özellikle vurgulamak istediğim bir etken önseçim uygulamasının tabanda bir heyecan ve de daha yüksek sahiplenme duygusu yaratmış olması.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>Van’da Kayyım Fiyaskosu</strong></h2>
31 Mart itibariyle rejimin yukarıda bahsettiğim yeni kolonyal strateji doğrultusunda, yani bu defa yerel unsurlar eliyle, kayyım uygulamasına devam edip etmeyeceği merak konusuydu. Sandıkların kapanmasının üzerinden kırk sekiz saat geçmeden Van’da mazbatanın açık farkla kazanan DEM Partili Abdullah Zeydan yerine onun yarısından az oy almış AKP’li Abdulhalat Arvas’a verileceği kararı Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Bu kararın gerekçesi İl Seçim Kurulu’nun Arvas’ın Zeydan’ın memnu haklarının iadesi kararına sürenin dolumuna beş dakika kala itirazını kabulüydü. Haberin duyulması üzerine Van’da protesto gösterileri başladı. Türkiye kamuoyunda daha önce Kürtlere yönelik ihlallerde görülmedik yaygınlıkta tepkiler peş peşe yağdı. CHP Van’a heyet göndereceğini ilan etti, TİP genel başkanı ve EMEP temsilcisi dayanışma amacıyla Van’a gittiler. Kürt kamuoyunun tepkisi de sert ve kararlıydı. DEM eşbaşkanları, Leyla Zana, Başak Demirtaş ve DEM milletvekillerinin aralarında olduğu çok sayıda tanınmış isim destek için Van’a gittiler. Bu arada protesto gösterileri Hakkari, Iğdır, Şırnak, Adana ve İstanbul gibi çok sayıda kente yayıldı. Polisin sert müdahalelerine rağmen protestolar artarak devam etti. Van ve Hakkari’den gelen göstericilere yapılan saldırı videoları tepkileri daha da büyüttü. Gerilimin daha da yayılıp, alevleneceği endişesi artarken Yüksek Seçim Kurulu apar topar İl Seçim Kurulu kararını iptal ederek mazbatanın kazanan adaya, yani DEM Partili Abdullah Zeydan’a verilmesine hükmetti.

Yeni kayyım rejiminin ilk olarak zayıf halka görülecek bir noktada değil de Van’da denenmesi oldukça ilginç. Zira Van son yıllarda Kürt Hareketi’nin en belirgin gelişim gösterdiği yerlerin başında gelen bir il. Son Newroz kutlamaları ve 31 Mart seçimi de zaten bu duruma işaret ediyordu. Ayrıca iktidar cenahında henüz 31 Mart yenilgisinin sersemliğinin devam ettiği de açıktı. Zira bu karar AKP çevresinden ve Hüda-Par’ın kimi isimlerce de tepkiyle karşılandı. Her halükarda yeni kayyım dalgası ilk denemesinde Van’daki yoğun direniş, Kürt kamuoyundan gelen sert tepki ve CHP başta olmak üzere Türkiye muhalif çevrelerince gösterilen dayanışma ile püskürtüldü. Bu durumun çok önemli sonuçları olacağı aşikar. Birincisi, rejimin yeni kolonyal stratejisinin yalnız sandıkta değil aynı zamanda ilk somut uygulamasında da kadük kalması. İkincisi, mevcut konjonktürde kayyım siyasetini hayata geçirmenin önceki dönemler gibi kolay olamayacağının görülmüş olması. Üçüncüsü, DEM Parti’ye karşı oldukça efektif yürütülen ve karşılık bulan kriminalizasyon siyasetinin onarılması oldukça zor biçimde yara alması. Son ve belki de en kritik olanı ise HDP/DEM seçmeninin, son dokuz yılda görülmedik  ölçüde ve yaygınlıkta seçilmişlerini sahiplenmesi. Burada şüphesiz çok sayıda etken sayılabilir. Ancak 31 Mart seçimi bağlamında özellikle vurgulamak istediğim bir etken önseçim uygulamasının tabanda bir heyecan ve de daha yüksek sahiplenme duygusu yaratmış olması.
<blockquote><strong><em>Bu noktada belki de en kritik olanı Kürt Hareketi’nin programatik farkını yansıtacak bir yerel yönetim anlayışı geliştirebilmek. Zira belediyeler 1990’lardan bu yana hareketin yumuşak karnı olageldiler: Hem yeni (sınıfsal) gerilimlerin kaynağı oldular hem de bugün gururla anlatılabilecek bir model yaratmaktan uzak düştüler. </em></strong></blockquote>
<h2><strong>DEM’i Neler Bekliyor?</strong></h2>
31 Mart seçimleri ve kayyıma karşı Van direnişi DEM Parti’nin önüne belki de bir hafta önce tahayyülü zor yeni olanaklar dünyası açtı. Birincisi kayyım siyasetinin yakın gelecek için ‘tereyağından kıl çeker gibi’ gerçekleşecek bir uygulama olarak bertaraf edilmesi DEM’i yıllar sonra tekrar risk değil kaynak dağıtabilir bir parti konumuna getiriyor. Bu dinamikleri Kürt seçmen tabanında yükselen moral ile beraber düşünürsek önümüzdeki dönemin DEM için artık Kürt illerinde eriyerek çoğunluğuna tutunma değil genişleme ve güçlenme sürecine evrilmesi gayet muhtemel.  Ayrıca bugüne kadar Türkiye siyasetinde sosyalist sola sıkışmış HDP dayanışma ağının sosyal demokrat ve hatta merkez çevrelere yayılma potansiyeli DEM Parti’ye daha geniş manevra alanı açıyor. Bu noktada kent uzlaşısı ile CHP’nin kazandığı Esenyurt belediyesinin oldukça kritik öneme sahip olacağını vurgulamak isterim. Mevcut konjonktür, ittifak siyasetini gözden geçirmek, metropollerdeki potansiyel seçmene de hitap edecek çoklu ve ayırt edilebilir söylem geliştirebilmek şartıyla 14 Mayıs’ta Batı’da partinin kaybettiği seçmeni yeniden kazanabilmesine oldukça elverişli.

Öte yandan bunların gerçekleşmesi DEM’in bir imtihan sürecini atlatmasıyla mümkün. Bu noktada belki de en kritik olanı Kürt Hareketi’nin programatik farkını yansıtacak bir yerel yönetim anlayışı geliştirebilmek. Zira belediyeler 1990’lardan bu yana hareketin yumuşak karnı olageldiler: Hem yeni (sınıfsal) gerilimlerin kaynağı oldular hem de bugün gururla anlatılabilecek bir model yaratmaktan uzak düştüler. İkinci bir imtihan ise DEM Parti’nin izleyeceği rota, ki bu konuyu Yeni Arayış’taki yazı dizisinde tartışmaya devam edeceğim.

Son olarak, bütün bu iyimserlik çağrıştıran panaromaya ihtiyatla yaklaşmakta fayda var. Zira bu ihtiyatı bir yandan mevcut rejimin krizlerine daha büyük krizler yaratarak çözüm arama alışkanlığı öte yandan küresel ve özellikle Kürtler icin bölgesel ufkun puslu hali elzem kılıyor.

<hr />

<a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> İstanbul %12.7 HDP, %7.2 Demirtaş; İzmir %11.5 HDP, %6.0 Demirtaş; Ankara %6.4 HDP, %2.1 Demirtaş. Kürt illerinde ise Adıyaman ve Ardahan dışında iki oy arasında belirgin bir fark görünmüyor; hatta Şırnak, Hakkari, Batman ve Iğdır’da Demirtaş partisinden az da olsa daha yüksek oy aldı.

<a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Hüda-Par’ın bağımsız adaylarla seçime girdiği 2018 seçimle kıyaslarsak partinin oy oranları Diyarbakır’da %4.5’tan %7.76’ya, Batman’da ise %5.6’dan %12.83’e yükseldi.

<a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Kahta, Samsat, Çınar, Ergani, Batman (merkez),Bingöl (merkez), Solhan, Karlıova, Genç, Kovancılar.

<a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Hani.

<a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Van Muradiye (%9), Muş Korkut (%5.5), Urfa Hilvan (%5.7), Bitlis Merkez ilçe (%5.3).]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 21:58:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/dem-parti-secim-sonrasi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seçimler geleceğe dair ne söylüyor?</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/secimler-gelecege-dair-ne-soyluyor-3547</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/secimler-gelecege-dair-ne-soyluyor-3547</guid>
                <description><![CDATA[Seçimler geleceğe dair ne söylüyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Sandıktan çıkan iki sonucu açık: Ak Parti iniyor, CHP çıkıyor. İkisinin bir arada olması durumu daha anlamlı kılıyor. Zira böyle olmayabilir, AK Parti’nin düşüşü, muhalefette sağa sola dağılmış oylarla da gerçekleşebilir, iktidar partisi ülkede birinci parti olma konumunu koruyabilirdi.</strong>

31 Mart 2024 seçimleri değerlendirirken unutulmaması gereken husus varsa o da, seçmen bakımından genel seçim yerel seçim arasındaki anlam farkıdır.

Genel seçimler “ülke yönetimini ve geleceğini, kendimizi kime teslim ediyoruz” sorusunu içerir. Bu soru çerçevesinde tüm kök duygular, aidiyetler, kimlikler, milliyetçilikler seçmen davranışında daha çok rol alır ve belirleyici olur.

Buna karşın, bir siyasi partinin has seçmenin varsa tepkisi ve yaptırımı, riski az yerel seçimlerde daha kolay ifade edilir. Ayrıca aday-şehir ilişkisi, adayın kim olduğu, yakın hizmet faktörü de önemli bir rol oynar, yerel seçimlerde.

Ancak bu ayrım bir yere kadar geçerlidir. Ülkede kuvvetli tepki veya siyaset talebi varsa, biliriz ki, her seçim aynı potaya girer. Nitekim Türkiye’de pek çok yerel seçim ülkedeki dip akıntıların oluşmakta olan toplumsal-siyasal dalgaların ipuçlarını taşımıştır. Örneğin 1994 Aralık yerel seçimleri Refah Partisi’ni, ülke çapında birinci parti kılmış, aynı siyasi parti benzer başarıyı 1995 Nisan genel seçimlerinde de elde etmiş, Türkiye’de kültürel kimliklerin öne çıktığı, ana toplumsal dalgayı oluşturduğu bir dönem başlamıştı.

2024 yerel seçimlerinin memleketin seyir defterinde nasıl bir yer tutacağını, toplumsal dalgaları nereye kadar, nasıl yansıttığı zaman gösterecek.

Yine şimdiden böyle bir ihtimalin ipuçlarını aramak mümkün.

Sandıktan çıkan iki sonucu açık: Ak Parti iniyor, CHP çıkıyor. İkisinin bir arada olması durumu daha anlamlı kılıyor. Zira böyle olmayabilir, AK Parti’nin düşüşü, muhalefette sağa sola dağılmış oylarla da gerçekleşebilir, iktidar partisi ülkede birinci parti olma konumunu koruyabilirdi.

Söz konusu ipuçlarını “kaybeden” ve “kazanan” açısından değerlendirelim.
<blockquote><em><strong>AK Parti’nin izlediği trend malum. 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde AK Parti ciddi gerileme yaşamış, 2018 genel seçimlerine oranla 7 puan gerilemişti. 2024 yerel seçimleri bu kayıp tablosunu iyice keskinleştirdi.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>AK PARTİ’NİN GERİLEME TABLOSU İYİCE KESKİNLEŞTİ</strong></h2>
AK Parti’nin izlediği trend malum. 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde AK Parti ciddi gerileme yaşamış, 2018 genel seçimlerine oranla 7 puan gerilemişti. Bu tabloyu cumhurbaşkanlığı seçimleri ve MHP’nin genel seçimdeki yüzde 10’luk başarısı gölgeledi. Zira cumhur ittifakı Erdoğan’la yürütme gücünü, MHP’nin katkısıyla mecliste çoğunluğu elinde tuttu. 2024 yerel seçimleri bu kayıp tablosunu iyice keskinleştirdi. 2019’dan 2024’e yerel seçimlerde AK Parti yüzde 10,22 puan geriledi. Yaz aylarında yapılan genel seçime oranla yüzde 3 kayıp daha yaşadı. Ayrıca iktidar partisinin güçlü olduğu yerlerde katılım düştü ve bu durum, ülke çapındaki katılım oranını da düşürdü.

AK Parti’nin istikbali bakımından önemli göstergelerden birisi, Türkiye toplumsal dinamizm ve değişimin oluştuğu merkezlerde, metropol ve merkez ilçelerde seçimleri kaybetmiş olmasıdır. Ankara’da ezilmesi, İstanbul’da 9 puan gerilemesi, Üsküdar’ı kaybetmesi, Beyoğlu belediyesinin 30 yıl sonra elinden çıkması sadece birkaç örnek. Hatem Ete’nin bu konudaki tespiti önemsemek, araştırmaların, gözlemlerin merkezine almak lazım. Bu tespit şöyle: “AK Parti’nin en önemli sorunu yeni sosyolojiyi kaybediyor olmasıdır. Büyük şehirleri ve merkez ilçeleri kaybetmesi AK Parti’nin geleceği tüketmeye başladığına dair işaret çanlarıdır. Türkiye’nin geleceğini etkileyecek ana dinamiklerin oluştuğu yerleri kaybedip, ilk endokrine ettiği yerlere ve Anadolu ve taşra çekilmesi anlamlıdır”.

Ayrıca bu siyasi partinin hegemonik bir lider partisi haline gelmesi de önemli bir değerlendirme unsurudur. Bugün bu siyasi parti, sadece toplumun önemli bir kesimi temsil ve tatmin etmekle tanımlanmaz. Gücünü koruması ve ayakta durması aynı zamanda, kuvvetli devlet adamı imajına sahip liderinin becerisi ve verdiği güvenle oluyor. Hatta, ikinci boyut zaman zaman birinci boyutun önüne geçiyor. 2023 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçim sonuçları arasındaki fark, bu konuda bir göstergedir. Erdoğan, anayasaya göre ülke yönetiminde son 4 yılına girmiş bulunuyor. Ondan sonra ve onsuz AK Parti’nin ayakta kalıp kalamayacağı ciddi bir sorudur. Kaldı ki, seçimlere girme yolunu bulsa bile, bu kez karşısında kendisi gibi, şahıs ve karizma vurgusu güçlü bir aday bulacağına şüphe yok.

İpuçları bakımından Ak Parti’nin ahvali böyle…

Gelelim kazanana…
<blockquote><strong><em>CHP, son genel seçimlerden buna yana oyunu yüzde 6 arttığı gibi, uzun yıllar sonra ilk kez, bir seçimden Türkiye’nin birinci siyasi partisi olarak çıktı. En önemlisi, AK Parti’nin kalelerini yıktı, Orta Anadolu’ya sarktı. Bu tablonun herhangi bir seçimin sınırlarını aşan birkaç anlamı var.</em>
</strong></blockquote>
<h2><strong>CHP, AK PARTİ’NİN KALELERİNİ YIKTI</strong></h2>
CHP, son genel seçimlerden buna yana oyunu yüzde 6 arttığı gibi, uzun yıllar sonra ilk kez, bir seçimden Türkiye’nin birinci siyasi partisi olarak çıktı. Nüfusun yüzde 80-85’ni oluşturan yerlerde yerel yönetimleri, gayri safi milli hasılanın üretildiği yerleri ele geçirdi. En önemlisi, AK Parti’nin kalelerini yıktı, Orta Anadolu’ya sarktı.

Bu tablonun herhangi bir seçimin sınırlarını aşan birkaç anlamı var.

Bunlardan ilki, seçmen davranışında kültürel düğümün gevşemesi, kültürel aidiyetleri aşan bireysel bir seçmen davranışının ortaya çıkması oldu. İkincisi ise CHP’nin temsil ettiği belediyeler ve seçmenler itibariyle farklı eğilimleri içinde barındıran bir kitle partisi görüntüsüne yıllar sonra tekrar yaklaşmasıdır.

Bu durum, bir gidişata işaret eder mi? Süreklilik taşır mı?

Ülkenin ve CHP’nin önündeki en önemli sorulardan birisi budur.

Özellikle kimi yerlerdeki seçim sonuçları ve ulaşılan oran muhtemelen CHP’lileri de şaşırtmış olmalıdır. Zira bu sonuçların böyle tecelli etmesinde asıl aktör CHP, asıl faktör CHP’nin siyasi dili değildir. Baş oyuncu, seçmenlerin kendi partilerinin adaylarına değil, iktidar değişimi istikametinde güçlü gördükleri partinin adayına yönelmiş olmalarıdır.  Yani bireysel seçmen davranışıdır. CHP seçmeni gitmemiş, farklı siyasi meşrepten seçmenler CHP’ye gelmiştir.

Birkaç gün önce Karar Gazetesi’nde yazdığım gibi o zaman mesele şudur:

<strong>“CHP, kendisine akan desteği kucaklayacak, ona uygun siyaset üretebilecek, siyaseti kimliklere ve pozisyon almaya endeksleyen takıntılarından uzaklaşıp merkeze yerleşebilecek midir?</strong>

<strong>Türkiye’nin geleceği biraz da bu soruya verilecek yanıta bağlıdır.</strong>

<strong>Kılıçdaroğlu’yla başlayan merkeze yürüme çabası, İmamoğlu gibi birden çok değer sistemini bünyesinde temsil eden adayların varlığı bu kapıyı açmışken, seçmenin bu partiye gelmesi, CHP ve Türkiye için önemli bir fırsattır…”</strong>

31 Mart 2024 Yerel seçimlerinin tarihteki yeni ve anlamını iki cephede yaşanması muhtemel gelişmelerin neler olacağı belirleyecek.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 21:50:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/xdcim-sonrasi-kutlamalar.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yerel seçimlerin ardından</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yerel-secimlerin-ardindan-2-3532</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yerel-secimlerin-ardindan-2-3532</guid>
                <description><![CDATA[Yerel seçimlerin ardından]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Yine ekonomide yaşanan sıkıntılar ve vatandaşın düşen satın alma gücü, AKP’nin bunca sene başarılı bir şekilde kullandığı “kutuplaştırıcı siyasi dili” işlevsiz kıldı.  Zira ekonomik kriz sadece muhalif kesimleri değil, aynı zamanda AKP tabanında belli kesimleri de vurur hale geldi. En az bunlar kadar önemli bir faktör bu süreç içinde CHP’nin geliştirdiği “kapsayıcı siyaset” dilinin olmasıdır.</strong><strong> </strong>

Nihayet yerel seçimleri de atlattık. Genel seçimlerin ardından muhalefetin seçmende yarattığı hayal kırıklığı giderilmiş gibi görünüyor.

Aynı zamanda ana muhalefet partisindeki lider değişiminin semeresini verdiği anlaşılıyor. CHP kurultay sonrasında ortaya atılan birçok iddianın da kamuoyunda karşılığının olmadığı bu seçim sonuçları sonrasında görüldü. Öyle ya bunca seçime girmiş ve çoğunu kaybetmiş olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardından, Genel Başkanlık koltuğuna oturan Sayın Özgür Özel’in çok da fazla hazırlanamadan girdiği ilk seçiminden partisini birinci parti olarak çıkartması hiç de azımsanmayacak bir başarıdır.
<blockquote><em><strong>Bu başarıya sadece kamuoyunun değil, aynı zamanda parti içinde Sayın Özel’e ve Sayın İmamoğlu’na muhalefet bayrağı açmış olan herkesin saygı duyması gerekir. Elbette bu başarı yaşanan bir sürecin sonucunda elde edilmiştir. Parti içinde görev yapmış olan geçmiş yönetimlerin de bunda payının olduğu yadsınamaz.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>YAŞANAN BAŞARI BİR SÜRECİN SONUNDA ELDE EDİLDİ</strong></h2>
Bu başarıya sadece kamuoyunun değil, aynı zamanda parti içinde Sayın Özel’e ve Sayın İmamoğlu’na muhalefet bayrağı açmış olan herkesin saygı duyması gerekir.

Elbette bu başarı yaşanan bir sürecin sonucunda elde edilmiştir. Parti içinde görev yapmış olan geçmiş yönetimlerin de bunda payının olduğu yadsınamaz. Bunlar başarıya giden yolda gerekli koşulları oluşturmakla birlikte, bugüne kadar tek başına başarı için yeterli olmadı.  Bunun en son örneğini 14 Mayıs seçimlerinde ve sonrasında hep birlikte gördük.

31 Mart Seçimleri Türk siyaseti açısında çok önemli bir dönüm noktası oluştururken, dünyada yükselen otoriterleşmeye ve sağ popülist dalgaya karşı mücadele için başarılı bir mücadele örneği olmuştur. Bu itibarla Türkiye’ye yönelik yorum yapan yabancı gözlemciler için de bu sonuçlar sürpriz olmuştur.  Dolayısıyla bu başarının elde edilmesinde rol oynayan ülkemize ait sebeplerle, başka ülkeler içinde geçerli olabilecek nedenlere dikkat çekmek gerekmektedir.

Öncelikle Türkiye’de CHP açısından bu seçim büyük bir başarı ve bir dönüm noktasıdır. Çok uzun yıllar ülkenin kıyılarına hapsolmuş bir siyasi anlayışın, bu seçimle sağ düşüncenin hâkim olduğu Anadolu’nun iç bölgelerine doğru yayılmasına olanak sağlanmıştır. İstanbul, Ankara ve İzmir’in ana muhalefet partisi tarafından alınması sürpriz olarak görülmezken, Adıyaman, Kütahya, Manisa ve Denizli gibi siyasette sağ düşünceye daha yakın yerlerdeki başarı beklenen bir sonuç değildi.  Antalya ve Adana gibi yerlerde muhalefetin başarılı olması riskli görülürken, bu şehirlerdeki mücadeleyi de CHP açık ara kazanmasını bildi. Buna Mersin’i dâhil etmek de mümkün.
<blockquote><em><strong>CHP için şimdi sıra bu başarıları sürekli kılmak için, belki iktidara tepki olarak bugün kendisine yönelen bu bölgelerdeki seçmenin gönlünde tahta kurabilme ve kendisine sadık yeni bir seçmen tabanı oluşturabilmek zorundadır. Bu zor bir görevdir.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>CHP’NİN BUNDAN SONRAKİ ZOR GÖREVİ</strong></h2>
CHP için şimdi sıra bu başarıları sürekli kılmak için, belki iktidara tepki olarak bugün kendisine yönelen bu bölgelerdeki seçmenin gönlünde tahta kurabilme ve kendisine sadık yeni bir seçmen tabanı oluşturabilmek zorundadır. Bu zor bir görevdir. Ama iktidara giden yolda başarılması gerekmektedir. Unutulmaması gerekir ki, bu yerel seçimlerde ana muhalefet partisinin elde ettiği bu sonuç, seçmenin onlara tanıdığı bir kredidir ve bu kredinin kullanım süresi sonunda ortaya nasıl bir sonuç çıkacağı seçmen nezdinde çok daha önemlidir.

Özellikle ana muhalefet açısından, 1989 seçimleri sonunda elde edilen başarıların ardından yaşanan kendi parti içi mücadeleler ve belediyecilik bakımından başarısızlıklar çok uzun yıllar seçmen gözünde silinemeyen olumsuz algılara kaynaklık etmiştir.  Bu acı tecrübe bugünkü CHP yönetiminin aklından çıkarmaması gereken bir ders olarak algılanmalı ve tekrar etmemesi için çaba harcanmalıdır. Bugün CHP’ye emanet edilen oyların partide kalıcı kılınması son derecede önemlidir.

Bugün elde edilmiş olan başarının sürekli kılınması için, önümüzdeki süreçte vatandaşın artan sorunlarına çözüm bulmak yerine, seçmen nazarında hiçbir önemi olmayan parti içinde genel başkanlık mücadelesi gibi eylemlere girişilmemesi gerekmektedir. Bu bakımdan genel merkez ile yerel yönetimlerinin koordinasyon içinde, uyumlu çalışmasının sağlanması gerekmektedir. Bunun içinde operasyonel düzeyde “<em>iyi ve nitelikli bir</em> <em>liderliğe</em>” ihtiyaç vardır. Bugünkü koşullarda bu liderliği gösterecek olan Sayın Özgür Özel’dir; başkası değil.

Bir yıl içinde yapılan iki seçimin sonuçları bir arada değerlendirildiğinde seçmen ana muhalefet partisine yerel düzeyde yöneticilik yetkisi vermiştir. Ülkenin yönetiminde söz sahibi olunabilmesi için, öncelikle bugün verilen bu görevi ana muhalefet partisinin başarılı bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir<strong>. Bu durum bunca zaman iktidar olma fırsatı elde edememiş bir parti için çok iyi bir fırsattır. </strong>Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.

Unutmayın bu sınavdan başarılı çıkıldığında sadece ana muhalefet partisi değil, aynı zamanda sorunlarına çözüm bulunacak olan vatandaş da kazançlı çıkacaktır.

Seçmen genel seçimlerin ardından yerel seçimlere giderken muhalif siyasi partiler arasında yaşanan anlaşmazlıklardan endişe etmekteydi. Özellikle 2019 yerel seçimlerini iki önemli muhalefet partisinin yapmış olduğu ittifakla kazanıldığı düşünüldüğünde, bu seçimlerde de böyle bir ittifakın seçimleri kazanabilmek için şart olduğuna inanıldı.

Ama böyle bir ittifak gerçekleşmedi. İyi de oldu aslında. Zira daha önceki seçimlerde ve sonrasında gördüğümüz gibi farklı dünya görüşlerine sahip partiler düzeyinde yapılan böyle ittifaklar, bu partilerin kendi düşüncelerini esas alarak geliştirecekleri söylemlerde ve politik duruşlarda sınırlama yaratmaktadır.  Bunun yerine hiçbir partinin kendi “söylem özgürlüğünü” yitirmeden, kendi temsil ettiği değerlerden fedakârlık etmeden, seçmen nezdinde, tabanda ittifak arayışının daha doğru bir strateji olduğu anlaşılmıştır. Vatandaşın gündelik sorunlarına yerelde cevap olacak politikaları ortaya koyarak vatandaşın desteğini istemek olması gereken stratejidir.
<blockquote><em><strong>Kanımca “tabanda ittifak” olarak adlandırılan bu stratejinin başarılı olması, öncelikle bu seçimlerde vatandaşın ekonomik sorunlarının çok daha fazla görünür olmaya başlamış olmasından ve vatandaşın kendini ilgilendiren ekonomik sorunların çözüm adresi olarak da yerel yönetimleri görmesi sağlamıştır.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>‘TABANDA İTTİFAK’ STRATEJİSİ NASIL BAŞARILI OLDU?</strong></h2>
Kanımca “<em>tabanda ittifak</em>” olarak adlandırılan bu stratejinin başarılı olması, öncelikle bu seçimlerde vatandaşın ekonomik sorunlarının çok daha fazla görünür olmaya başlamış olmasından ve vatandaşın kendini ilgilendiren ekonomik sorunların çözüm adresi olarak da yerel yönetimleri görmesi sağlamıştır.

Bununla birlikte ana muhalefet partisinin bu seçimlerde başarılı olmasına olanak sağlayan özgün koşulları dikkate alması ve bunların elde ettikleri başarıda oynamış olduğu rolü küçümsememesi gerekir.

Bu seçimlerde ilk kez ekonomi AKP aleyhine işledi. Benim anladığım kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanı ekonominin tüm olanakları başkanlık seçiminde tüketmiş. O seçimlere yerel seçimlerden daha çok önem verilmiş. Bir yandan başkanlı seçimi sırasında yapılmış olan iddialı vaatler, diğer yanda bu vaatleri gerçekleştirebilmek için bir yıldan az bir sürenin olması merkezi iktidara ciddi bir sorumluluk yüklemiştir. Ancak ekonomide süre gelen kaynak sıkıntıları sebebiyle ekonomik durumun daha kötüye gitmesi ve hayat pahalılığıyla mücadelede yetersiz kalınması başkanlı seçimlerindeki vaatlerin kendileri için bir zaafa dönmesine yol açtı. Seçmen sınadı ve o vaatlerin karşılığının olmadığını çok kısa sürede görebildi.

Tüm bunlar seçmen nezdinde iktidarın “<em>söylem üstünlüğünü</em>” kaybetmesine ve ciddi bir “<em>inanırlık problemi</em>” ile karşılaşmasına yol açtı. Merkezi iktidarın vatandaşın ekonomi sorunlarına cevap olacak tedbirleri geliştirememesi neticede muhalefete “<em>söylem üstünlüğü</em>” ve gündem belirleyebilme kabiliyeti verdi.

Bunun yanında, 2023 seçimlerinde ekonomik krizin etkisinin büyük şehirlerde çok daha fazla görüldüğü, ama iktidarın aldığı birtakım ekonomik tedbirlerle ve uyguladığı seçim ekonomisinin sonucunda bu etkinin büyük kentlerin dışına taşması engellendi. Anadolu kentleri krizi görmekle birlikte iktidarın uygulamaları neticesinde bunun olumsuz etkilerine maruz kalmayacağına inandırıldı. Ancak yerel seçimlere giden süreçte sonuç hiç de öyle olmadı.

Yine ekonomide yaşanan sıkıntılar ve vatandaşın düşen satın alma gücü, AKP’nin bunca sene başarılı bir şekilde kullandığı “kutuplaştırıcı siyasi dili” işlevsiz kıldı.  Zira ekonomik kriz sadece muhalif kesimleri değil, aynı zamanda AKP tabanında belli kesimleri de vurur hale geldi.
<blockquote><em><strong>Belli bölgelerde CHP örgütünün dinamizminin bu başarılarda rolü büyük. Son olarak kendi şahitliğime dayanarak Sayın Genel Başkan Özgür Özel’in de bu süreçte gösterdiği gayret ve çabaların da ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>CHP ÖRGÜTÜNÜN DİNAMİZMİ VE ÖZEL’İN GAYRETİ</strong></h2>
AKP’nin üst yönetimi ülkede oluşan bu yeni duruma yönelik yeni bir siyasi söylem geliştiremedi. Bunda ekonomik kaynakların tükenmişliği ve bunun neticesinde karşılaşılan çaresizliğin yanında, 20 yılı aşkın süre iktidarda olmanın yarattığı “kibir” de büyük rol oynadı. Öyle ki sırf böyle bir kibir nedeniyle AKP İstanbul’da eski yöntemlerinin işe yarayacağını, vatandaşın kentsel dönüşüm bahanesi ile “<em>rant siyasetine</em>” prim verebileceğine inandı.  Hatta daha da ileriye gidilerek, bugün ülkemizdeki kentleşme ve çevre konularında yaşanan olumsuzluklarda doğrudan sorumluluğu olan birini İstanbul’da belediye başkanlığı için aday yaptı.

En az bunlar kadar önemli bir faktör bu süreç içinde CHP’nin geliştirdiği “kapsayıcı siyaset” dilinin olmasıdır. Belli bölgelerde CHP örgütünün dinamizminin bu başarılarda rolü büyük.

Son olarak kendi şahitliğime dayanarak Sayın Genel Başkan Özgür Özel’in de bu süreçte gösterdiği gayret ve çabaların da ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Umarım bundan sonra yaşanacak gelişmeler de ülkemiz için iyiliklere vesile olur.

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Apr 2024 21:59:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/secim-kadinlar.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seçim üstüne gözlemler ve çıkarsamalar</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/secim-ustune-gozlemler-ve-cikarsamalar-3473</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/secim-ustune-gozlemler-ve-cikarsamalar-3473</guid>
                <description><![CDATA[Seçim üstüne gözlemler ve çıkarsamalar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Siyaset Bilimci Hasan Bülent Kahraman 31 Mart yerel seçim sonuçlarının CHP tarihselliği ve geleceği bağlamında analiz etti. Kahraman CHP’nin yeni dönemde önceliğinin “merkez partisi” olmak olduğunu yazdı.</strong>

Türkiye’de 1950, 1965, 1983, 2002 gibi iktidar partisi için büyük başarıyla sonuçlanan genel seçimleri izleyen ilk yerel seçimler bir yana bırakılırsa, iktidarların yerel seçimlerdeki oyları bir önceki genel seçime nazaran düşer. Örnek 1977 ve 1989 seçimleridir. Hatta 2014 seçimleri dahi bu kümeye eklenebilir. 2024 yerel seçimlerinde AKP’nin ciddi şekilde oy kaybedeceği hissediliyordu. Oy kaybının şimdi ortaya çıktığı üzere bir yer kaymasıyla sonuçlanacağını ise kimse beklemiyordu. O zaafın nedeni bütün ilginin İstanbul seçim sonuçlarına yoğunlaşması, Anadolu’nun ihmal edilmesi, hiç değilse gözden uzak kalmasıydı. Oysa, 2024 seçimleri genel seçimlerden 10 ay sonra yapılacak ve iktidarın güven oylaması olacaktı. Hele seçim takvimi ve adayların hiç değilse iki üç ay önceden belirlendiği düşünülürse güven oylaması dediğim durum 8 ay sonra gerçekleşecekti.<span class="Apple-converted-space"> </span>

İki faktör bu ‘referandumda’ rol oynayacaktı. Birincisi, yaşanan ekonomik krizin genel seçimlerde sorulamayan hesabının kapatılmasına duyulan ihtiyaçtı. Bu kesindir. Halk genel seçimlerde ertelediği sorgulama ve cezalandırma işini bu seçimde yapacaktı. İkincisi, neden o hesabın 2023 Mayıs genel seçimlerde sorulmadığıyla ilgilidir. Sorulmadı, çünkü, o seçimler hem seçim başkanlık seçimiydi ve toplumsal mutabakat (her ne kadarsa o kadarıyla) hala Erdoğan’a dönüktü hem de muhalefetin örgütlenme dağınıklığı, güven uyandıramayan manevraları, yönetimde yaşaması muhtemel sıkıntıları duyumsatan kompozisyonu ilginin Erdoğan üstünde yoğunlaşmasına yol açtı. Garip bir biçimde 2023 seçimi tam manasıyla başkanlık seçimi, bir tür yerel yönetim seçimi, 2024 seçimi de genel seçim olarak görüldü.<span class="Apple-converted-space"> </span>
<blockquote><em><strong>Soldan bakan birisi için merkez kavramı ürkütücüdür ama merkezin de kendi renkleri ve tonları var. 1973-1980 arasının sol CHP’si bir daha yaşanmayacakken, CHP, muhtemelen zamanın Adalet Partisi veya ANAP’ı gibi merkezde konumlanmış, modern, Batılı, ılımlı laik, halka dönük ama yönetici kadrolarıyla seçkinci bir parti olmayı tercih edecektir ki, CHP tüm tarihi boyunca tam da bu nitelikleri taşıyan bir parti olmuştur.</strong></em></blockquote>
Bu tür faktörlerin ortadan kalkmasıyla 2024 yerel seçimlerinde hükümet doğrudan doğruya sorgulandı ve beklenmeyen bir yer kaymasıyla CHP lehine neticelendi. Hiç su götürmez şekilde 2000 sonrası politik tarihin en önemli dönemeçlerinden biri olan bu gelişme hakkındaki bazı düşüncelerimi erken bir eskiz halinde belirtmek istiyorum.

1. CHP’nin aldığı % 37 oy oranı birkaç açıdan başarıdır. Her şeyden önce Özgür Özel’in belirttiği gibi % 25’lik tavan delinmiştir. O tavanı önce Deniz Baykal sonra da on yıldan uzun bir süre Kemal Kılıçdaroğlu inşa etti. Kılıçdaroğlu döneminin muhasebesini çok iyi yapmak gerekir. Kılıçdaroğlu yıllarından kalan kadrolar ve ideolojik tutum partide yeniden değerlendirilmelidir. Çok önemli bir husustan söz ediyorum. Çünkü CHP’de cereyan eden genel başkanlık değişiminin henüz oturmamış, havada kalan kısmı da bu suretle tamamlanabilir ve parti üst kademesi bu suretle pekişebilir ki, açılan yeni dönemde Özel’le İmamoğlu arasındaki ilişkinin konsolidasyonuna bugünkünden çok daha fazla ihtiyaç duyulacağı açıktır.

2. CHP, başarısının önemli bir bölümünü AKP’nin yenilgisine borçludur ve CHP başarısıyla AKP yenilgisi birbirinden ayrı iki unsurdur. On ayda seçime katılım %10’dan fazla düşmüştür. 61 milyon seçmenin 13 milyonu sandığa gitmemiştir. Bu çekimser davranışın daha ziyade AKP seçmeninden geldiği ve kendi partisini cezalandırmak isteğine dayandığı açıklıkla görülüyor. CHP’nin küskün kitleyi dönüştürerek kendi tabanında tutması önündeki en önemli sorundur. %37 oy büyük bir oy patlamasıdır ama ne kadar sabit olacağı konusunda şu andan bir şey söylemek olanaksızdır. Şartlara bağlıdır.
<blockquote><strong><em>2000’ler boyunca CHP Batı sahil şeridine sıkışmış bir partiydi. Şimdi Ankara, Kırıkkale, Kırşehir dahil olmak üzere Anadolu içine kadar uzanıyor. Sahil şeridinin ikinci hattı olan Bursa, Bilecik, Kütahya, Uşak, Denizli hattını da yitiren bir AKP’nin kendisine tutsak olmaktan başka şansı yoktur. O kesimi yitirmenin ekonomik sıkıntılarını AKP yönetimde de hissedecektir.</em></strong></blockquote>
3. Tam bu noktada şunu belirtmek gerekir: o kitleyi tabanında tutmak için CHP’nin yeni bir dönüşüme ihtiyacı var. O dönüşüm mutlak surette ideolojik olmalıdır. Ne var ki, bugüne kadar yapılan bunca sınamadan sonra CHP’nin daha sola dönük bir ideolojik dönüşüm geçiremeyeceği artık anlaşılmıştır. ‘Atatürk’ün kurduğu parti’ türünden cümlelerin daha fazla telaffuz edilmediği, edildiğinde de partiye ek bir güç kazandırmadığının görüldüğü bir ortamda ideolojik dönüşüm muhtemelen daha merkeze kaymak şeklinde gerçekleşecektir.<span class="Apple-converted-space"> </span>

4. Soldan bakan birisi için merkez kavramı ürkütücüdür ama merkezin de kendi renkleri ve tonları var. 1973-1980 arasının sol CHP’si bir daha yaşanmayacakken, CHP, muhtemelen zamanın Adalet Partisi veya ANAP’ı gibi merkezde konumlanmış, modern, Batılı, ılımlı laik, halka dönük ama yönetici kadrolarıyla seçkinci bir parti olmayı tercih edecektir ki, CHP tüm tarihi boyunca tam da bu nitelikleri taşıyan bir parti olmuştur. Böyle bir partinin bölüşüm ve paylaşım politikalarında nispeten hakçı (‘halkçı’ değil) tutumu ile siyasal ve toplumsal etik kurallarına Batıdaki merkez partiler kadar uyum göstermesi yeni konumunu tamamlaması bakımından yeterli olacaktır. Bu planda dayandıkları tabanlar itibariyle Özel’le İmamoğlu arasında, tıpkı zamanında Gül’le Erdoğan arasında olduğu gibi, bazı çelişkilerin ve farkların olduğu açıktır.<span class="Apple-converted-space"> </span>

5. Başarı dağılımını haritada izleyince ilginç bir durum ortaya çıkıyor ve yukarıda vurguladığım noktayı somutlaştırıyor. 2000’ler boyunca CHP Batı sahil şeridine sıkışmış bir partiydi. Şimdi Ankara, Kırıkkale, Kırşehir dahil olmak üzere Anadolu içine kadar uzanıyor. Sahil şeridinin ikinci hattı olan Bursa, Bilecik, Kütahya, Uşak, Denizli hattını da yitiren bir AKP’nin kendisine tutsak olmaktan başka şansı yoktur. O kesimi yitirmenin ekonomik sıkıntılarını AKP yönetimde de hissedecektir. Anlaşılan, bu iller ve hemen arkasında yer alan Bolu, Eskişehir, Afyon, Burdur hattı yeni bir sosyoloji üretmiştir. Son derecede dikkatli incelenmesi gerekir. O kentlerin sol değil sağ tarafından yönetilmek istendiği ve yukarıda saydığım unsurları benimsediği açıktır. Tekrarlarsam, AKP o kentlerin ürettiği sosyolojiden hatta sermayeden koparak daha fazla kendisini dönüştüren bir politika üretemezken CHP’nin kendisine nasıl bir yeni iskelet kuracağı da berrak bir şekilde ortaya çıkıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>
<blockquote><em><strong>AKP’nin zor bir yönetişim problemiyle karşı karşıya geldiği açıktır. Değindiğim demografik durum nedeniyle yönetişim problemi git gide ağırlaşacaktır. AKP yerel yönetimlerde muhalefet, genel yönetimde iktidar olacaktır.</strong></em></blockquote>
6. Devam edelim. Doç. Dr. Hamid Akın Ünver’in yaptığı hesaplamayla bakarak hangi partinin kaç milyon kişiyi yöneteceğini görelim. CHP: 53 milyon (nüfusun %63’ü), AKP 20 milyon (%23’ü), YRP 2.5 milyon (%3.1), MHP 2.5 milyon (%3), DEM 6 milyon (%7). AKP’nin bu koşullarda toplumsal azınlığa düştüğü, CHP’nin yöneteceği nüfusun neredeyse üçte birini yöneteceği çok manidar bir durum ortaya koyuyor. DEM ise başlı başına bir olgudur, değineceğim.<span class="Apple-converted-space"> </span>

7. AKP’nin zor bir yönetişim problemiyle karşı karşıya geldiği açıktır. Değindiğim demografik durum nedeniyle yönetişim problemi git gide ağırlaşacaktır. AKP yerel yönetimlerde muhalefet, genel yönetimde iktidar olacaktır. Böyle bir problemle hiç karşılaşmamış bir partinin nerelerde zorlanacağını görmek için dahi olmak gerekmez. Türkiye’de yaşanan krizlere yeni bir krizin eklendiği muhakkaktır.

8. Seçmen, Altılı Masa saçmalığını da ona dahil olan minör partileri de hatta İYİP gibi bir ucubeyi ve hiçbir şey olamayan ZP’yi de tasfiye etmiştir. Seçmenin bütünüyle merkez siyasetinden yana olduğu ve her fırsatta iki partili sistemi istediği, koşullarını oluşturduğu ve zorladığı görülüyor. Öteden beri öne sürdüğüm tezimle Türkiye gibi ülkelerde Üçüncü Partinin anahtar olacağını söylerim. Bu seçimde ilk kez üçüncü parti teşekkül etmemiştir. Üçüncü parti olacak partinin %10’un üstünde oy alması şarttır. YRP %6 gibi cılız, kendisi bir şey kazanmayan ama kaybettiren bir partiye dönüşmüştür. Keza DEM’in %5,7 oyu çok hazindir. TİP, entelektüel bir güç olacak ölçüde bile oy toplayamamıştır. Durum, yerel yönetim seçimleri perspektifi içinde anlaşılabilir. Ama CHP başarısının önemli bir bölümünün üçüncü partilerden geldiği anlaşılmaktadır. Henüz o ayrıştırmanın rakamlarına sahip değiliz ama DEM’den %4 oyun CHP’ye aktığı rahatlıkla söylenebilir. Devam edelim: CHP’nin bu seçimde GDA bölgesinde aldığı oylar da, geleneksel sağ şehirlerde aldığı oylar da ondan hızla bir merkez partisi olmasının istendiğini ortaya koyuyor. Ayrıntılı ve analitik şekilde il il bakılırsa bu iddiam daha da iyi anlaşılır. Yazının sınırları nedeniyle girmiyorum ama söylediğim kesin bir gerçeği vurgulamaktadır.<span class="Apple-converted-space"> </span>

9. Aslında Türkiye’deki merkez seçmenin sevinmesi gereken bir durum ortaya çıktı bu seçimlerde. DEM’in CHP’ye, eğer söylediğim doğruysa, %4 kadar oy aktarması, merkez siyaseti güçlendirmesi ve Kürt sorununun çözülmesi bakımından çok önemlidir. Aynı şekilde YRP ile AKP’nin bütünleşmemesi, YRP’nin büsbütün sert çekirdekli hatta fanatik bir politik İslam’ın temsilcisi olması da önemlidir. O ayrışma AKP’nin kendisine yeni bir pozisyon almasını sağlayabilir ki, seçimin en önemli sonuçlarından biri odur. Verdiğim nüfus haritası anımsanırsa Türkiye’de toplumun çok büyük bir çoğunluğu siyasal İslam vurgulu, çağrışımlı, eğilimli siyasetten (hem de yerel yönetim gibi çok somut bir ölçekte) uzak kalmak istediğini göstermiştir. Buna mukabil CHP’yi, yaptığı reklamlardan anlaşıldığı gibi, sağa itmiştir. CHP reklamlarındaki kadınların başlarının örtülü, AKP reklamlarındaki kadınların başlarının açık olmasının üstünde uzun boylu durmak gerekir.

10. Türk siyaseti çok uzun yıllardır, dünyadaki gelişmelere de koşut şekilde, kimlik siyasetleriyle meşgul oldu. Yerel seçimlerde kimlik siyaseti gibi bir olgu ne kadar rol oynar sorusunun cevabı tartışmalıdır. Ama Türkiye gibi Kürt meselesi gibi etnik bir sorunla can yakıcı şekilde karşılaşmış toplumlarda soruya yanıt müspettir. Nitekim öyle de oldu. GDA bölgesindeki Kürt nüfusun yoğun olduğu şehirlerde seçilen belediye başkanları arayışın ve gerilimin hala devam ettiğini gösteriyor. Kayyumlarla seçilen başkanlar arasındaki ilişki somuttur ve tarihseldir. Ama aynı sorunun değişen demografi ve coğrafyalarda nasıl teşekkül ettiğini ayrıca ele almak gerekir. Bugüne kadar gelen gündelik siyaset kulis bilgilerinin ötesine geçerek büyük şehirlerde Kürt siyasetinin nasıl devam edeceğine dair elimizde pek de öyle kuvvetli sayılacak işaretler yok. DEM’in geldiği noktayı söylediklerimin kanıtı olarak gösterebilirim. Bunca parçalanmış, üç ayrı siyasetin yürütüldüğü bir partinin Kürt sorununu nasıl biçimlendireceği seçimin getirdiği en önemli sorunlar arasındadır. Bundan sonrasında kimlik politikalarının ne ölçüde etkili olacağı ise ele alınması gereken bir konudur. Müslümanlık sorunlarının çözüldüğü bir kültür, sosyoloji ve demografi ortamında Kürt konusu ağırlığını koruyor ve giderek artan bir ihtiyaçla çözüm bekliyor.
<blockquote><strong><em>Türkiye’de CHP’nin yöneteceği 53 milyonluk, nüfusun %63’ünü meydana getiren kitlenin ve kütlenin en geniş anlamdaki kültürel talepleriyle genel iktidar arasındaki çelişkiler ya da uzlaşmalardır. 2000’lerden hatta 1994’ten beri gelen otuz yıllık dönemin sonunda ortaya çıkan bu tablo bize Türkiye’deki siyasetin geleceğinin ne kertede karmaşık ve gerilime dönük olduğunu anlatıyor. Eğer CHP bu gerçeği algılar ve dönüşümünü hızlandırarak tamamlarsa tarihsel bir sıçramayı gerçekleştirip mevcut durumunu sabitleyebilir ve ‘yeni’ niteliğiyle kalıcılaşır.</em></strong></blockquote>
11. Öyle anlaşılıyor ki, bu seçimde kişisel karizmalar vs bir kenara itilmiş ve reel politik öne çıkmıştır. 2019 seçimlerinde İmamoğlu’nun oyu CHP’nin oyundan fazlaydı. İlk seçimde CHP, AKP’den 20 bin oy fazla almıştı. İkinci seçim doğrudan İmamoğlu’nun seçimiydi ve oy farkı 800 bine çıkmıştı. İmamoğlu CHP’nin önündeydi. Bu defa CHP oyları İmamoğlu’nun oylarını aşmıştır. Çok önemli bir sonuç bu, çünkü, önümüzdeki dönemin gerçek politika unsurları çerçevesinde cereyan edeceğini gösteriyor. Türkiye gibi gerçekten kopmuş ve yanlışı doğrunun yerine ikame etmekte beis görmeyen bir toplumda siyasetin gerçekle bütünleşmesi muhtemelen iki önde gelen partinin pozisyonlarını da etkileyecektir.<span class="Apple-converted-space"> </span>

12. AKP ile CHP arasındaki ilişkiler gözden geçirilirken iktidar partisinin ‘gerçeğini’ çok iyi yorumlamak gerekir. AKP, 81 ilin tamamında oy yitirmiş görünüyor. Çok dikkat çekici bir sonuçtan bahsediyoruz. Fakat bu durumda dahi AKP’nin oy oranı, yitirdiği illerde bile %30’lar bandının altına düşmedi. Partinin yaşadığı başarısızlığın ekonomiden kaynaklanan nedenleri açıktır ve mevcut sonucu tartışmasız şekilde o nedenler tayin etmiştir. Buna mukabil, toplumsal yapının ve dönüşümün, demografinin, baş örtüsü gibi çözülmüş sorunların, laiklik ve Müslümanlık temeline oturan ayrışmaların bundan sonrasını nasıl belirleyeceği AKP’den daha fazla CHP’nin sorunu olmalıdır. ‘Küçük burjuva radikalizmi’ içinde cereyan eden toplumsal dinamikler bütün partileri az veya çok ‘AKP’lileştirirken’ , aynı radikalizmin rant ekonomileri üstünden gelen tesirleri, sınıfsal ayrışma, sanayi ve tarım ekonomilerinin geleceği, her türden göçün yarattığı toplumsal sonuçlar, kent ve bilhassa kent çevresindeki yerleşimlerin ortaya çıkardığı yeni mikro sosyolojiler bundan sonra AKP’nin de CHP’nin de hassasiyetle ele alması gereken unsurlardır.

13. En önemli konuyu sona bıraktım, o da Türkiye’de CHP’nin yöneteceği 53 milyonluk, nüfusun %63’ünü meydana getiren kitlenin ve kütlenin en geniş anlamdaki kültürel talepleriyle genel iktidar arasındaki çelişkiler ya da uzlaşmalardır. 2000’lerden hatta 1994’ten beri gelen otuz yıllık dönemin sonunda ortaya çıkan bu tablo bize Türkiye’deki siyasetin geleceğinin ne kertede karmaşık ve gerilime dönük olduğunu anlatıyor. Eğer CHP bu gerçeği algılar ve dönüşümünü hızlandırarak tamamlarsa tarihsel bir sıçramayı gerçekleştirip mevcut durumunu sabitleyebilir ve ‘yeni’ niteliğiyle kalıcılaşır. O niteliğin daha demokratik bir siyasetle bütünleşmek olduğunu ise bilmeyen yok. İlave edeyim: CHP bugüne değin hiç vazgeçmeden kültürel değerler üstünden siyaset yaparak reel politikayı görmezden (bir o kadar da bilmezden) gelmiştir. Şimdi ilk kez eline soyut, çağın dışında kalmış kültürel söylem unsurlarını bir yana itip ekonomi ve sosyoloji temelinde siyaset yapabileceği bir eşikte durmaktadır. Bundan sonraki başarısı bu doğrultudaki dönüşümünün gücü ne bağlıdır.<span class="Apple-converted-space"> </span>
<blockquote><em><strong>CHP sivil toplumu, toplumun bütününü siyasal olarak hareketlendirebilirse ve siyasetini somut kavramlar çerçevesinde, reel politikle bütünleşerek yaparsa demokratik toplum dönüşümüne de kendi geleceğine de büyük katkılarda bulunacaktır.</strong></em></blockquote>
Bu hızlı saptamaları bütünleştirecek ve sonuç yerine geçecek birkaç vurguda bulunursam önümüzdeki dönemin çok daha zor bir siyasal atmosfer yaratacağını söyleyeyim. Yönetişim ve siyasal pratik açısından geçerli olan bu husus CHP açısından parti dönüşümü, lider kadrosunun konsolidasyonu ve nihayet ideolojik arayışın somutlaşması gibi unsurları içerecek. Genel yönetimle yerel yönetim ayrışması muhtemelen yerel yönetimlerdeki işleri daha zorlaştıracak. Eğer CHP sivil toplumu, toplumun bütününü siyasal olarak hareketlendirebilirse ve siyasetini somut kavramlar çerçevesinde, reel politikle bütünleşerek yaparsa demokratik toplum dönüşümüne de kendi geleceğine de büyük katkılarda bulunacaktır.<span class="Apple-converted-space"> </span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Apr 2024 21:59:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/secim-sonrasi-sevinc.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seçmen AKP’ye cezayı kesti!</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/secmen-akpye-cezayi-kesti-3462</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/secmen-akpye-cezayi-kesti-3462</guid>
                <description><![CDATA[Seçmen AKP’ye cezayı kesti!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Yeni dönem: yerelde CHP, merkezde AKP iktidar. AKP’nin yarattığı yoksulluğa CHP belediyelerinin yardımları merhem olacak</strong>

Seçim gecesi görev yorgunluğu ve sonuçların yarattığı mutluluk sarhoşluğunu atlattıktan sonra rakamları önüme alıp analiz yaptım. Yıllardır seçim geceleri benim için önce heyecan, sonra yenilgi demek olmuştu. Yıllarca çıktığım televizyon programlarında sadece gazeteci değil bir sosyolog olarak ne yazık ki aynı sonuçları yorumluyorduk: <strong>Muhalefet partileri Marmara, Ege, Akdeniz kıyılarında, Trakya’da tutunabiliyordu. Kuzey Anadolu hareketli kişiliğine rağmen muhafazakar insanların yaşadığı bölgeydi. Orta Anadolu’da dindar muhafazakarlık parti tutuculuğuna varıyordu. Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da ise muhafazakarlığa bir de Kürt milliyetçiliği ekleniyor, bu tablodan milliyetçi muhafazakar cepheler doğuyordu</strong>. Sosyal demokrat olduğunu iddia etmekle birlikte aslında popüler bir orta sınıf partisi olan CHP, SHP, DSP gibi partiler ise İzmir ve Ege kalesi dışında İstanbul’un bazı ilçeleri ve Ankara’da tutunabiliyordu. Bu da yüzde 25’lik bir cam tavan oluşturuyordu.
<blockquote><em><strong>AK Parti’nin iktidara gelir gelmez fark ettiği bir gerçek vardı; partilerinin tabanı eğitimsiz, dindar ve yoksul bir halk kitlesiydi. Eğitimi değersizleştirdiler, dindar ve kindar bir gençlik yaratmak için çalıştılar. Sonuç, kendi küçük müteahhit ve madencilerden, beşli çeteden oluşan zenginleri giderek servetlerine servet katarken orta sınıf yok oldu, halk yoksullukta birleşti.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>EĞİTİM ŞART</strong></h2>
Ayrıca AK Parti’nin iktidara gelir gelmez fark ettiği bir gerçek vardı; partilerinin tabanı <strong>eğitimsiz, dindar ve yoksul bir halk kitlesiydi.</strong> Eğitimi değersizleştirdiler, dindar ve kindar bir gençlik yaratmak için çalıştılar, İmam Hatip okullarını çoğaltarak öğrencileri istemeseler de bunlara mahkum ettiler. Her ile ilçeye üniversite adı altında değil yüksek öğretim, lise öğretimi bile veremeyecek eğitim kurumları açarak o il ve ilçelerdeki esnafın ve ev sahiplerinin ekmeğine taşıma öğrenciler sayesinde yağ sürdüler. Sonuç, kendi küçük yüklenici ve madencilerden, <strong>beşli çeteden oluşan zenginleri giderek servetlerine servet katarken orta sınıf yok oldu, halk yoksullukta birleşti,</strong> sosyal devlet yerine yardım adı altında <strong>bana oy verirsen sana hizmet ve sadaka veririm</strong> zihniyeti hakim oldu. <strong>Bu düzen 25 yıldır sürüyor</strong>!
<h2><strong>Yeni CHP</strong></h2>
Gençler ve meslek sahipleri çareyi yurt dışına gitmekte buldular. Kalan muhaliflere uygulanan baskı ve cezalar, medyanın susturulması, yanlış ve yanlı siyasetler yüzünden giderek bozulan ekonomi hayatı cehenneme çevirdi, <strong>muhalefet ise son genel seçime büyük bir ittifakla girdiği halde beklediği sonucu alamadı.</strong> İşte tam da bu sonucun muhalif seçmende yarattığı çaresizlik ve umutsuzluk duygusu tavan yapmış, <strong>yaklaşan yerel seçimlerde oy kullanmama, sandığı boykot etme, ya da boş verme niyeti varken Ana Muhalefet Partisi’nde yönetim değişti</strong>. Kılıçdaroğlu ve ekibi gitti, <strong>İmamoğlu destekli Özgür Özel başa geçti</strong>. Yerel seçime hırsla asıldılar. Çok isabetli olmamakla birlikte adaylar arasında <strong>gençlere ve kadınlara</strong> yer açtılar. Özellikle İmamoğlu, Yavaş ve diğerleri seçim kampanyalarında birlik, beraberlik ve sevgiye yer açtılar, herkesi kucakladılar. <strong>Diğerleri ayrıştırıcı dil ve iftira kampanyaları yürütürken CHP adayları sevgi kelebeği oldular.</strong> Bir de tabii yaptıkları yapacaklarının teminatıydı, geçen 5 yılda gerçekten de halka dokunan çok iş yapmışlardı!
<blockquote><em><strong>CHP’li belediyelerin sosyal yardımlara devam edip üstelik bunları iane gibi göstermediğini yaşayınca algı değişti. Ekonomik sıkıntı ve özellikle emeklilerin ve dar gelirlilerin artık yoksulluk sınırının da altında yaşamak zorunda kalması parti fanatizmini kırdı.</strong></em></blockquote>
<h2><strong> </strong><strong>MÜTHİŞ BİR BAŞARI</strong></h2>
Seçmenin hak bilip bu hizmeti görmesini beklemek fazla mı iyi niyetli olmaktı? Ülkemizde özellikle <strong>muhafazakâr ve dindar seçmen siyasi parti değil, futbol takımı tutar gibi fanatiktir</strong>. Partisi yanlış yapsa da görmezlikten gelir, sever, tutar ve vazgeçmez. <strong>Çoğu, devlet yardımlarından ve işe alma gibi liyakat dışı işlemlerden yararlandığı ve bunları devlet değil partinin yaptığını düşündüğü için bu olanaklar elinden gidecek diye de vazgeçmez! </strong>Ama CHP’li belediyelerin sosyal yardımlara devam edip üstelik bunları iane gibi göstermediğini yaşayınca algı değişti. Ekonomik sıkıntı ve özellikle emeklilerin ve dar gelirlilerin artık yoksulluk sınırının da altında yaşamak zorunda kalması parti fanatizmini kırdı.

Seçim sonuçları şunu gösteriyor: <strong>Türkiye, artık tıpkı ABD gibi iki partili bir siyasal modele oturmuştur. Bu partilerin dışında iki siyasi eğilim vardır, biri dini, diğeri milliyetçiliği öne çıkararak siyaset yapan partiler: Bu seçim sonuçlarına göre onlar DEM ve Yeniden Refah Partisi.</strong>
<blockquote><em><strong>İki ana akım partiden AKP, sağ muhafazakâr ve neoliberal politikayı yeğleyerek bir yere kadar ülkeyi yönetti ve ömrünü tamamlıyor. Geriye doğası talan edilmiş, ekonomisi batırılmış, borçları tavan yapmış ama israfın da en ballısını yapan, küçük bir grubun har vurup harman savurduğu bir siyasi grup kalıyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>AKP’NİN SONU</strong></h2>
İki ana akım partiden AKP, sağ muhafazakâr ve neoliberal politikayı yeğleyerek bir yere kadar ülkeyi yönetti ve ömrünü tamamlıyor. Geriye doğası talan edilmiş, ekonomisi batırılmış, borçları tavan yapmış ama israfın da en ballısını yapan, küçük bir grubun har vurup harman savurduğu bir siyasi grup kalıyor. Medyayı, bürokrasiyi, rantı elinde tuttuğu için hala güçlü sayılır.

<strong>Seçmen AKP’ye cezayı kesti!</strong>

<strong>CHP, silkinip küllerinden yeniden doğan, gençleri, kadınları önceleyen, halka hizmet siyasetiyle popüler siyaset yapan ve yerelden iktidara yürüyen bir parti görünümünde.</strong> Cam tavan yüzde 25’i aşmak için sağ siyasetle iş birliği yapmanın işe yaramadığını deneyimleyen partinin yeni ekibi tabanda birliğe, seçmenle millet ittifakına yöneldi. Ekonomik krizi hedef göstererek ezilen kesimlere seslendi ve hemen her kesimden oy aldı! Çok uzun yıllardan sonra, 47 yıl, dile kolay, <strong>ilk kez birinci parti oldu,</strong> yüzde 40’ı aştı. Türkiye haritasını kırmızıya boyadı. <strong>Trakya, Marmara, Batı Karadeniz’de Büyük Şehir belediyeleri dahil 35 il kazandı. 30 yaşlarındaki gençler, AKP’den başka iktidar, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka başkan görmemişken şimdi en azından yerel iktidarda CHP var.</strong>

Diğer <strong>küçük partiler ise yok oldu</strong>. Başta “özü başına” seçime girme inadını sürdüren İyi Parti’nin yanı sıra DEVA, Memleket, Vatan, Zafer, Saadet, DP gibi partiler de tabela partisi durumuna düştü.
<h2><strong>Şimdi ne olacak?</strong></h2>
Bu seçim sonuçlarının önümüzdeki yıllara etkisi ne olacaktır? <strong>Önümüzdeki 4 yıl seçim yok</strong>. Ama iktidardaki AKP ve ona yük olmaktan başka işe yaramayan MHP, halkı ezerek, taleplerine kulaklarını tıkayarak ve ağızlarına zaman zaman biraz parmak bal çalınarak ülkeyi daha fazla yönetemeyeceklerini anlamış olmalılar. Medyayı ne kadar sustururlarsa sustursunlar, gerçek bir yandan halka ulaşıyor. Baskı ve zorbalık bir yere kadar sineye çekiliyor, bir yerden sonra isyan patlıyor<strong>. Artık sağın da sağında Yeniden Refah var!</strong> İstanbul’da <strong>Murat Kurum</strong>, Ankara’da <strong>Turgut Altınok</strong> gibi yanlış adayların da bu seçim sonuçlarının bu kadar büyük olmasında payı var elbette. Biri açıklayabildiği kadar servetiyle karun kadar zengin, diğeri sıradan bir bürokrat, emir kulu. Karşılarında ise zeki, başarılı, dürüst siyasetçiler var.

<strong>Gerek Ekrem İmamoğlu, gerek Mansur Yavaş, iki büyük kentte çok sevildi, çok güvenildi. </strong>Ekrem İmamoğlu’nu Beylikdüzü belediye başkanıyken İstanbul’a aday yapan, hakkını teslim etmeli, Kılıçdaroğlu’dur. Beni tanırsanız çok seversiniz diyen mütevazi, mahcup bir yöneticiydi ilk kez elini sıktığımızda, şimdi bir sevgi ikonu! Bebeler bile onu gördüğünde boynuna sarılıyor. <strong>Türkiye’de en çok fotoğrafı çekilen kişi olduğuna eminim! Geleceğin Başkanı olduğuna da… </strong>Böyle kalsın, bozulmasın, halkını sevmeye, onun için çalışmaya devam etsin. <strong>Türkiye artık iki partili, halkı hayat pahalılığıyla, ekonomik krizle boğuşan, yaşama zorluğu çeken bir ülke.</strong> Ve bu ülkeyi halkın güvenini kaybetmiş, 25 yıl sonra ilk kez ikinci parti olmuş bir siyasi hareket yönetiyor. Dersini alır mı? Hiç sanmıyorum! Ama bu ülkede her zaman yeni bir şey olur, o da ayrı!]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Apr 2024 23:40:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/ekrem-imamoglu-secim-konusma.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yerel seçimlerin ardından</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yerel-secimlerin-ardindan-3460</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yerel-secimlerin-ardindan-3460</guid>
                <description><![CDATA[Yerel seçimlerin ardından]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>31 Mart 2024; bu halk, AKP’yi nasıl ki iktidara getirdiyse iktidardan da yine alabileceğinin not düşüldüğü tarihtir. AKP’nin artık siyasi tarihten silinmeye başladığı tarihtir. Erken seçim talebinin daha da yüksek sesle dile getirileceğinin başlangıç tarihidir. İmamoğlu ve Yavaş’a, başrolde olmaları için ruhsat verildiği tarihtir. </strong>

Sıcağı sıcağına sonuçlanan yerel seçimlerin; iktidar, muhalefet ve yurttaşlara bakan farklı yönleri oldu.

İktidar açısından bakıldığında; 21 yıldır tüm seçimleri kazanan AKP, aslında geçen seneki genel seçimlere girerken de sayısız endişe ve tereddütlerle girmişti. Özellikle son 10 yıldaki icraatlarında, birçok uluslararası istatistiğin de ortaya koyduğu üzere çok büyük irtifalar kaybetmişti. Mesela; Karşılaştırmalı Enflasyon Oranı, Asgari Ücretler Endeksi, En İyi Emeklilik Şartları Endeksi, Demokrasi Endeksi, Hukukun Üstünlüğü Endeksi, Hapishanelerin Doluluk Oranı, Kişi Başına Düşen Tutuklu/Hükümlü Sayısı, İfade ve Basın Özgürlüğü Endeksi, Mutluluk Endeksi, Mülteci Bulundurma Sayısı, Sefalet Endeksi, İslamilik Endeksi, Devlette Suç Örgütlerinin Yuvalanma Endeksi, Yolsuzluk Algı Endeksi, PİSA Raporları vs bu istatistiklere örnek verilebilir.
<blockquote><em><strong>İktidar; nev’i şahsına münhasır bir nas ekonomisi, modern yönetim ilkelerinden tamamen uzak olan bir yönetim anlayışıyla ülkeyi daha da yoksullaştırdı ve demokrasiden uzaklaştırdı. Aslında AKP, yerel seçimlere artık yurttaşa vaat edecek hiçbir şeyi kalmadan girmişti.</strong><strong> </strong></em></blockquote>
<h2><strong>AKP, YEREL SEÇİMLERE VAAT EDECEK HİÇBİR ŞEYİ KALMADAN GİRMİŞTİ</strong></h2>
İktidar; bilimi, uluslararası standartları ve uzmanları dinlemeyip; nev’i şahsına münhasır bir nas ekonomisi, modern yönetim ilkelerinden tamamen uzak olan bir yönetim anlayışıyla ülkeyi daha da yoksullaştırdı ve demokrasiden uzaklaştırdı.

Aslında AKP, tek adam rejimiyle genel seçimleri kazanmış olsa da yerel seçimlere artık yurttaşa vaat edecek hiçbir şeyi kalmadan girmişti.

Sonuç itibariyle; tek adam rejiminin, tekelleşmenin, ekonomik bozukluğun, “ben yaptım oldu” şeklindeki hukuk anlayışının, cumhuriyetin temel ilkelerinden uzaklaşmanın vb faturasını halk bu seçimde AKP’ye ağır bir şekilde kesmiş oldu. 21 yıllık efsane sona erdi.

CHP ise, kaybettiği genel seçimlerin arkasından genel başkan değişimi yaşadı. Üyelerinin ve kendilerini destekleyen Millet İttifakı’nın moral bozukluğuyla bu seçimlere hazırlandı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birkaç büyük şehir belediyesini yönetse de uzun yıllardır birinci parti olamıyor, yine uzun yıllardır % 25 bandını da aşamıyordu.

Bu seçimle birlikte; CHP 1977’den beri ilk kez 1. Parti oldu. Rahmetli Ecevit’ten bu yana bu bir ilk.  Bu yazıyı hazırlarken kesin sonuçlar belli olmamakla birlikte CHP’nin oyu % 37 civarındaydı. Bu, CHP’nin oyunu yaklaşık olarak 12 puan arttırdığını ortaya koyuyor. Ayrıca, mevcut büyük şehir belediyelerini korumakla birlikte birçok il ve ilçe belediyelerini de AKP’den almayı başardı.

Burada CHP’yi 12 puan yükselten ve destek verenlerin sadece CHP’liler olmadığını, Kemal Kılıçdarroğlu’nun temellerini attığı Millet İttifakı’nın tüm kesimlerinden CHP’ye destek verildiğinin anlaşıldığının da altını çizmek gerekiyor. Dolayısıyla bu değişimin mimarlarının bir kısmının da; Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı ve AKP’den kurtulmak isteyen yurttaşlar olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Bunu özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve partililer iyi okumalıdır. Bu, aynı zamanda CHP’nin bundan sonraki tüm icraatlarını tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu’nun attığı adımlar gibi istisnasız tüm yurttaşları kucaklayacak ve kapsayacak şekilde gerçekleştirmesi adına önemli bir mesajdır.

Ayrıca İstanbul’u geçen seçimlerde AKP’den alan ve bu seçimlerde de iddiaya göre 17 bakanın bizzat devlet teamül ve kurallarına aykırı bir şekilde kendisine karşı İstanbul’da mücadele ettiği Ekrem İmamoğlu’nun hakkını da hatırlatmakta fayda var. İmamoğlu’nun gittikçe yükselen kariyerinin yanı başında bakanlara karşı sarf ettiği ; “Siz hepiniz, ben tek!” sloganı, uzun seneler konuşulacak bir slogan olacaktır.  Ayrıca 17 bakanın bir araya gelip İmamoğlu’nu devirememeleri de AKP’nin kendi içerisinde farklı çatlaklık ve çalkantıların da başlangıcı olacaktır.<strong> </strong>
<blockquote><em><strong>Bu seçimin asıl galibi ise zannedildiği gibi CHP değil halktır! Halk, genel seçimlerde değiştirmek için zorladığı iktidara bu sefer esaslı ve çok önemli bir ayar vermiştir.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>BU SEÇİMİN ASIL GALİBİ HALKTIR</strong></h2>
Bu seçimin asıl galibi ise zannedildiği gibi CHP değil halktır! Halk, genel seçimlerde değiştirmek için zorladığı iktidara bu sefer esaslı ve çok önemli bir ayar vermiştir. Bu ayarın sebebini sadece ekonomiye, tencere ve tavaya vs sıkıştırmanın çok sağlıklı olmadığını yazımın ilk bölümünde paylaştığım uluslararası istatistik başlıklarında belirtmiştim. Bu yazıda ele alamayacağımız kadar uzun sürebilecek o istatistikler tek tek araştırılıp incelendiğinde seçmenlerin rahatsızlığının sadece ekonomik kriz değil komple bir ülkeyi yönetememe sorunu olduğu ortaya çıkacaktır.

Bu seçimde; asgari ücret ve emekli maaşları açlık ve yoksulluk sınırının altında olan emekliler ve asgari ücretliler, mezun olduktan sonra iş bulmaktan umudunu yitiren ve gözlerini yut dışına diken gençler, gittikçe artan haksızlık ve hukuksuzluklara maruz kalan adalet mağdurları, farklı düşünce ve tercihlerinden dolayı ötekileştirilen, terörist, bölücü, hain ilan edilenler, kamplaştırılan ve kutuplaştırılan kitleler vb kendi iradelerini daha güçlü bir şekilde ortaya koydular. Kendilerini yönetenlerin dev aynasına değil boy aynasına bakmaları gerektiğini gür bir sesle belirttiler. Laik, demokratik, sosyal, hukuk devletine olan arzularını pekiştirdiler. Cumhuriyetin temel ilkeleri konusundaki hassasiyetlerini tüm parti ve yöneticilere bir kez daha duyurdular. Yoksullaştırılma, cahil bırakılma, dini ve milli sömürülere ve hukuksuzluklara terk edilme karşısında insanın devlet için değil; devletin insan için olması gerektiğini ifade etmiş oldular!

Yükselen siyasal dincilik karşısında, laikliğin bir emniyet sibobu olduğunu bir kez daha dile getirmiş oldular. Dolayısıyla, iktidarların; tarikatları, imam hatipleri, ilahiyat fakültelerini, diyanet işlerini vs bir oy devşirme alanları olarak görmemesi gerektiğini hatırlatmış oldular.

Medyanın tekelleştirilmesine, sabah akşam uygulanan propaganda tekniklerine rağmen özgür medyaya ihtiyaç duyduklarını, haber alma kaynaklarının kısıtlanmaması gerektiğini yaptıkları tercihle anlatmış oldular.

Hukukun siyasallaştırılmaması gerektiğini, bazı siyasilerin ifade ettiği “Yargı siyasetin köpeğidir!” zihniyetinin onur kırıcı ve insanlık dışı olduğunu, AİHM başta olmak üzere temel/ evrensel hukuk ilkelerinin ivedi olarak uygulanması gerektiğini söylediler.

Evet, 31 Mart 2024; bu halk, AKP’yi nasıl ki iktidara getirdiyse iktidardan da yine alabileceğinin not düşüldüğü tarihtir. AKP’nin artık yönetimsel fonksiyonunu sürdüremediğinin ve siyasi tarihten silinmeye başladığı tarihtir. Erken seçim talebinin her geçen gün daha da yüksek sesle dile getirileceğinin başlangıç tarihidir. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, bir sonraki cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde başrolde olmaları için ruhsat verildiği tarihtir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Apr 2024 23:25:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/secim-sonrasi-sevinc.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2024 yerel seçimleri: Alternatif bir iç siyaset okuması</title>
                <category>DOSYA&gt;Seçimin Ardından</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024-yerel-secimleri-alternatif-bir-ic-siyaset-okumasi-3459</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/2024-yerel-secimleri-alternatif-bir-ic-siyaset-okumasi-3459</guid>
                <description><![CDATA[2024 yerel seçimleri: Alternatif bir iç siyaset okuması]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Türk siyasetinin genel çerçevesi açısından şimdi ikinci bir 7 Haziran 2015 seçimi yaşadı ü</strong><strong>lke. O se</strong><strong>çimden sonra yaşananlar halen toplumun hafızasında. Her ne kadar ekonomik kriz derinleşmekteyken bu senaryo zor olsa da, benzer bir toplumsal mühendislik projesine toplumun tüm kesimleri tepki göstererek izin vermemeli. Seçim sonuçları ülkemize hayırlı olsun, 31 Mart 2024 siyasette bambaşka dinamikleri ortaya çıkaracak. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Büyük sürprizlere sahne olan 2024 yerel seçimlerinin ardından, farklı siyasi duruşlara ve iktidarla konumlanma realitelerine sahip kesimler kendi pencerelerinden seçim sonuçlarını yorumladı. Herhangi bir siyasi çevreyle ilişkisi olmayan bağımsız bir gözlemci olarak, ben de elimden geldiğince objektif bir şekilde kendi gözlemlerimi ve geleceğe dair öngörülerimi okuyuculara sunmak isterim: </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Öncelikle seçimlere katılım oranlarının düşük oluşu dikkat çekiyor. 31 Mart'ta %78 olarak ölçülen katılım oranı, son yıllarda oldukça yüksek oranlarda seyreden sandığa gitme oranlarının bariz şekilde altında gerçekleşti. Örneğin 2019'da yani bir önceki yerel seçimde bu oran %85'e yaklaşmışken, 2014'te ise %89'un üzerindeydi.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Sandığa gitmeyen seçmenin öncelikle iktidar kanadına yakın seçmenler olduğunu tahmin etmek zor değil, nitekim il ve ilçe bazlı incelemeler de bunu büyük oranda doğruluyor. Ancak seçimlere katılım oranlarının düşmesi, demokrasinin kalite ve olgunluğu açısından son derece problemli bir trende işaret ediyor.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">SANDIĞA GİTMEYEN ÖNCELİKLE İKTİDAR KANADINA YAKIN SEÇMEN</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Sandığa gitmeyen seçmenin öncelikle iktidar kanadına yakın seçmenler olduğunu tahmin etmek zor değil, nitekim il ve ilçe bazlı incelemeler de bunu büyük oranda doğruluyor. Ancak seçimlere katılım oranlarının düşmesi, demokrasinin kalite ve olgunluğu açısından son derece problemli bir trende işaret ediyor ki bunun geçici bir durum olmasını temenni edelim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Muhafazakâr seçmenin (bu ifadeyle Cumhur İttifakı'dan daha geniş bir çerçeveye işaret ediyorum) Cumhurbaşkanı Erdoğan ile partisi arasında bariz bir ayrım yaptığını görmek zor değil. Nitekim sadece on ay önce %52 ile seçilen Erdoğan'ın partisinin bu seçimde, üstelik ortağı MHP ile birlikte, %40'ı güçlükle geçebilmesi ayrı bir realiteye işaret ediyor; bu erime krizle birlikte daha da hızlanabilir </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Bu sonuçların oluşmasında herkes kendi politik duruşuna göre bir faktörü öne çıkarıyor, ancak benim kanaatim şu parametrelerin her birinin farklı düzeylerde etki ettiği yönünde:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">i) ekonomik krizin ve yoksullaşmanın derinleşmesi, başta emekliler ve asgari ücretli kesim olmak üzere artan memnuniyetsizlik</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ii) 22 yılın ardından gelen bıkkınlık hali ve yeni alternatif arayışları</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">iii) aday tercihleri (örneğin İmamoğlu ve Yavaş gibi güçlü figürlerin karşısına düşük profilli ve tartışmalı isimlerin çıkarılması)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">iv) muhafazakâr seçmenin önemli bir bölümünde görülen iktidar partisiyle yabancılaşma realitesi (bunda İsrail'le ticaretin sürdürülmesine tepki ve Gazze katliamındaki pasif duruşun etkisi de yadsınamaz)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">v) özellikle CHP'nin yeniden güçlü bir alternatif olarak kendini var etmesi, doğru aday tercihleri ve halkla ilişkiler başarısı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">vi) Yeniden Refah Partisi'nin teşkilatlanma becerisi ve üçüncü parti konumuna gelmesinin etkisi</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">vii) iktidar kibri; kimlik siyaseti, güvenlikleştirme ve algı yönetiminin ülkeyi idare etmeye –bu sefer- yetmemesi</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>CHP hemen her kesimden oy alabilen merkez bir parti durumuna geldi, 47 yılın ardından bir seçim zaferi kazandı ve kurulduğu 2001'den beri AKParti'yi ilk kez yendi. Katı seküler söylemden uzaklaştıkça daha farklı kesimlere ulaşabildi.</strong><strong>&nbsp;</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHP AÇ</strong><strong>ISINDAN 47 YILIN ARDINDAN B</strong><strong>İ</strong><strong>R </strong><strong>İLK</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Seçim sonuçlarına göre CHP hemen her kesimden oy alabilen merkez bir parti durumuna geldi, 47 yılın ardından bir seçim zaferi kazandı ve kurulduğu 2001'den beri AKParti'yi ilk kez yendi. Katı seküler söylemden uzaklaştıkça daha farklı kesimlere ulaşabildi ve her toplumsal kesimden oy alabilecek merkezi konuma erişti. AKParti de ilk kurulduğu dönemlerde bu profile sahipti, ama sonradan bu konumunu hızla yitirip kimlik siyasetiyle bu krediyi bitirdi. CHP bu ivmeyi sürdürebilir ve bir erken seçim söylemiyle iktidara geri adım attırabilirse Meclis'teki mevcut tabloyu daha da şekillendirebilecek bir zemine ulaştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Türk siyasetini en iyi bilen ve yöneten isim Cumhurbaşkanı Erdoğan, son beş yıldır özellikle görmezden gelip küçümsediği Ekrem İmamoğlu'na karşı 2019'dan beri İstanbul'daki üç seçimi de kaybetti. İmamoğlu her kesimden oy alabilen güçlü bir politik figüre dönüşürken, Mansur Yavaş da %60'ı geçen başkent oyuyla ayrı bir merkezi lidere dönüştü. Kişisel gözlemim, aday olabilmesi halinde dahi Erdoğan'ın her iki isme karşı da İstanbul ve Ankara'yı kazanamayacağı yönünde. Her iki isim de bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en güçlü doğal adaylar artık ve seçimlerin 2028'e kalmadan yapılmak zorunda kalınacağı artık bir sır değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Aslında benzer bir tablo 2023 Mayıs seçimleri öncesinde de vardı, ancak CHP eki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun o dönemki yanlış adaylık ısrarı bu neticenin geçtiğimiz yıl alınmasının önüne geçmişti. Altılı Masa'daki liderlerin tamamının –yaptıkları ve yapmadıklarıyla- bu seçimde başarısız olması da keza bu durumun somut göstergesi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Milliyetçi siyasetin yabancı karşıtı sloganik düzlemden kapsamlı program üretebilen kapsayıcı bir çerçeveye ulaşamaması, seçimlerdeki başarısızlıkla birleşince yeni bir realiteye işaret ediyor. Hem İyi Parti hem Memleket ve Zafer Partileri açısından konjonktürel çıkışların ve hamasi söylemlerin ekonomik krizler zamanında seçmende somut bir karşılığı olmadığı gerçeği, iyi okunmazsa her üç partiyi de siyasi hayatın marjına savurabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Kuruluşu henüz çok yeni olmakla birlikte 2023 Mayıs seçimlerinde başarılı bir sonuç alan Yeniden Refah Partisi, bu başarısını yerel seçimlerde de sürdürdü. Bir büyükşehir, bir şehir ve 39 ilçeyi kazanan partinin yeni dönemde AKParti'den soğuyan/kaçan muhafazakâr seçmen için öncelikli alternatif olacağı aşikâr. Partinin söylemlerinin etkisi ve teşkilatlanma becerisi, siyasi oluşumlar açısından önemli dersler barındırıyor. Ancak yakın geçmişte Has Parti'nin yaptığı hataları tekrarlaması halinde, yakaladığı bu krediyi hızla tüketebileceği de keza aşikâr. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- DEM Parti, İstanbul ve Ankara'da (bir ölçüde İzmir'de de) yüksek profilli adaylarla seçime girmesine rağmen, parti tabanı tercihlerini rasyonelleştirerek, parti yönetiminden farklı olarak CHP adaylarını tercih etti. Partinin tabanıyla yönetimi arasındaki bu rasyonel bakış farkını bir süredir gözlemliyorum ve başlı başına ilginç buluyorum. Partinin Doğu ve Güneydoğu illerinde kazandığı belediyelere kayyum atama geleneğinin yine sürüp sürmeyeceği meçhul, bu konuda yeni çözüm süreci ihtimalleri ve CHP'nin kayyum meselesindeki tavrı da hükümetin tutumu üzerinde belirleyici olacak.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><strong>Birkaç </strong><strong>kelime de s</strong><strong>özde </strong><strong>“</strong><strong>kamuoyu araştırma ve anket” firmalarına: Seçim öncesi ortaya çıkan ve hem yayınladıkları sonuçlar hem de demeçleriyle bazı partiler/adaylar için adeta reklam ajansı gibi çalışan bu firma ve sahiplerini seçmen ve partiler ademe mahkum etmeli ve ciddiye almayarak cezalandırmalıdır. Zira bu, bir toplum mühendisliği ve reklam/pazarlama operasyonuna dönüşmüş durumda artık.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>KAMUOYU ARAŞ</strong><strong>TIRMA </strong><strong>Şİ</strong><strong>RKETLER</strong><strong>İ VE TOPLUM M</strong><strong>ÜHEND</strong><strong>İSLİĞİ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">- Birkaç kelime de sözde “kamuoyu araştırma ve anket” firmalarına: Seçim öncesi ortaya çıkan ve hem yayınladıkları sonuçlar hem de demeçleriyle bazı partiler/adaylar için adeta reklam ajansı gibi çalışan bu firma ve sahiplerini seçmen ve partiler ademe mahkum etmeli ve ciddiye almayarak cezalandırmalıdır. Zira bu mesele oy tercihleri ve seçmen davranışlarını ölçmekten çıkıp, bir toplum mühendisliği ve reklam/pazarlama operasyonuna dönüşmüş durumda artık. Bundan sonrası muhalefet ve CHP için artık daha zor; elde edilen belediyelerde –bilhassa büyükşehirlerde- halka bir önceki dönemden daha fazla hizmet götürmek zorundalar ve bunun için merkezi idareyle gerekirse kavgaya tutuşacaklar. Hükümetin bilhassa İstanbul-Ankara-İzmir büyükşehir belediyelerinin bazı büyük altyapı projelerinin finansmanında geçen dönemki kadar blokaj uygulayabileceğini düşünmüyorum; zira halkın sandıkta cezalandırdığı bir davranış da hükümetin bu seçmen iradesini tanımayan tavrı oldu. Türk siyasetinin genel çerçevesi açısından şimdi ikinci bir 7 Haziran 2015 seçimi yaşadı ülke. O seçimden sonra yaşananlar halen toplumun hafızasında tazeliğini koruyor. Her ne kadar ekonomik kriz derinleşmekteyken bu senaryo zor olsa da, benzer bir toplumsal mühendislik projesine toplumun tüm kesimleri tepki göstererek izin vermemeli. Sonsöz; seçim sonuçları ülkemize hayırlı olsun, 31 Mart 2024 siyasette bambaşka dinamikleri ortaya çıkaracak.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Apr 2024 23:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/chp-otobus-secim.png"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
