<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Orbán kaybetti ama popülizm hâlâ çok canlı</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/orban-kaybetti-ama-populizm-hala-cok-canli-13112</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/orban-kaybetti-ama-populizm-hala-cok-canli-13112</guid>
                <description><![CDATA[Rakibinizin desteğini zayıflatmak ile kendiniz için destek yaratmak arasında fark var. Örneğin Batı Avrupa'da sağ popülist desteğin azaldığı bazı ülkeler var çünkü göç meselesi büyük ölçüde gündemden çıktı. Danimarka burada net bir örnek. Ama göçü gündemden çıkarmak, sola destek yaratmakla aynı şey değil. ABD'deki karşılaştırma açık: Trump'ın hataları Demokratlara önümüzdeki ara seçimlerde ve muhtemelen 2028'de kesinlikle yardımcı olacak. Ama uzun vadede bir parti için destek inşa etmek istiyorsanız, sadece rakiplerinizin hatalarından beslenmekten daha fazlasını yapmanız gerekir. Kendi özgün ve çekici markanızı ve programınızı inşa etmelisiniz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orbán Macaristan'da yenilmiş olabilir, ancak sağcı popülizm özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde hâlâ güçlü bir siyasi güç olmaya devam ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bazı popülist liderler Donald Trump, Giorgia Meloni iktidarda. Popülist partiler Reform UK, Almanya için Alternatif (AfD) iktidarın kapısını çalıyor. Bu sırada birçok geleneksel sol parti (örneğin İngiltere'de İşçi Partisi) zorlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Barnard College'da popülizm üzerine yazılar yazmış ve araştırmalar yapmış bir akademisyen ve tarihçi olan Sheri Berman<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[1]</a>, Times Opinion editörü John Guida<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[2]</a> ile yaptığı yazılı bir sohbetle popülist siyasetin durumunu değerlendirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>John Guida:</strong> Viktor Orbán 16 yıl boyunca aralıksız iktidardaydı ve bu sürenin büyük bölümünde uluslararası sağ için belirli bir milliyetçi-muhafazakâr siyasetin örneğiydi. Kaybetti, ancak sağcı popülizm Avrupa ve Amerika'da hâlâ güçlü bir siyasi güç. Bunu ne devam ettiriyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Sheri Berman:</strong> Başlangıç noktası, popülistleri semptom olarak görmek olmalı kurulu partilere, politikacılara ve kurumlara duyulan hoşnutsuzluğun semptomu. Bu hoşnutsuzluk, vatandaşların kurulu düzenin taleplerine ve şikayetlerine yanıt veremediği veya vermek istemediği hissinden kaynaklanıyor. Macaristan'da Orbán'a siyasi fırsatı tam da bu sağladı: Güçlü sosyalist parti korkunç bir skandala karıştı, birçok vatandaş “neoliberal” kapitalizme geçişin yarattığı sarsıntı ve sonuçlarından mustaripti ve ülke 2008-9 küresel finans krizinden en kötü etkilenen ülkelerden biriydi. Bu hayal kırıklığı ve hoşnutsuzluğun kaynakları gerçek yolsuzluk, karşılık vermeme ve kurulu partilerin, politikacıların ve kurumların kötü performansı dışında Batı ve diğer ülkeleri altüst eden derin ekonomik, sosyo-kültürel ve teknolojik dönüşümlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Alttaki ekonomik değişimleri biraz açar mısın?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman:</strong> Bu değişimler birçok ülkede bölgeler içinde artan eşitsizlikler yarattı ve ülkeler içindeki ve küresel ekonomik güç dengesini değiştirdi. Doğrudan acı veren yoksulluk ve işsizlik gibi unsurların popülist seçimlerdeki payına dair daha az kanıt var. Daha geniş güvenlik kaygıları ise başka bir konu başlığı olarak ele alınmalı. Güvenlik kaybı, iş kaybı korkusu, gelecek belirsizliği, bir ekonomik şokun kişiyi veya ailesini ekonomik bir sarmala sürükleyebileceği endişesi, hükümet kaynaklarına erişim kaygısı gibi boyutlar içerir. Lorenza Antonucci'nin yeni kitabı “Insecurity Politics” (Güvenliksizlik Siyaseti) son bir örnek ki bu tür kaygıların sadece popülist partilere oy verme isteğini artırmakla kalmayıp, partilerin toplum içinde bölünmeler yaratmasını, bazı grupları (azınlıklar, göçmenler, elitler) birçok vatandaşın karşılaştığı sorunlar için günah keçisi ilan etmesini kolaylaştırdığı yönünde görüşleri öne çıkarıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Belki “temsil açıkları”nın kültürel meselelerde kritik bir mercek olarak önemini açıklayabilirsin. Partilerin pozisyonlarının seçmen tercihlerinden uzaklaştığında temsil açıklarının ortaya çıktığını söylemiştin. Laurenz Guenther'in “Siyasi Temsil Açıkları ve Popülizm” adlı son makalesi de bu açığın neredeyse tüm kültürel meselelerde var olduğunu, partilerin genel olarak ulusal ortalama seçmenden daha liberal olduğunu ve bunun yirmiden fazla Avrupa ülkesini kapsadığını vurguluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman:</strong> Bu makalenin ve diğer ilgili araştırmaların temel noktası, son dönemde Batı toplumlarının dramatik şekilde daha karmaşık hale geldiğidir. Bu en belirgin şekilde Batı Avrupa'da görülür; bazı ülkelerde artık yabancı doğumlu vatandaş oranı ABD'den bile yüksektir. Oysa ABD göç dalgalarını kabul etme tarihine sahip bir ülke. Örneğin benim 1980'lerin sonunda yaşadığım İsveç'te neredeyse hiç önemli göç yokken, Ülke şimdi bu kategoriye girdi. Bu göç dalgaları, Batı'daki eğitimli elitlerin sosyal ve kültürel meselelerde (göç dahil) çok fazla sola kaydığı dönemde gerçekleşti. Şunu vurgulamak önemli: Bu dönemde “ortalama” insanlar yani üniversite eğitimi olmayanlar veya geniş anlamda işçi sınıfı da bu konularda daha ilerici hale geldi, ancak bu eğitimli kesimlere kıyasla çok daha yavaş bir oranda gerçekleşti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida: </strong>Bu elitler hem sol hem de sağ (en azından Avrupa'da) ana akım partilerin liderleri miydi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Doğru. Bu partiler buna bağlı olarak aynı zamanda bu büyük demografik değişimler yaşanırken göç ve ilgili konularda sola kaydı. Bu ne anlama geliyor? Birçok Batı ülkesinde, demografik değişimin hızı, yasadışı göç, asimilasyon, hükümet kaynakları üzerindeki baskılar konusunda endişeliyseniz özellikle 2015-16 mülteci krizine kadar Batı Avrupa ülkelerinde ana akım merkez sol veya merkez sağ partilerden hiçbirinin bu endişeleri kabul ettiğini veya bunlara yanıt verdiğini göremezdiniz. Bu dinamik merkez sol partilerde daha belirgindi; bu partiler bu konularda daha da sola kaymış ve 1990'larda “hafif neoliberalizm”i benimseyerek geleneksel ekonomik profillerini de terk etmişti. Ekonomik ve kültürel kaymalar birleşince, üniversite eğitimi olmayan ve işçi sınıfı seçmenlerin çoğu yabancılaştı. Zamanla bu grupların birçok üyesi sağcı popülistlere oy vermeye başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Artık birkaç popülist yönetim örneğimiz var. En açık sözlüsü Orbán’dı. Brexit ise erken bir popülist projeydi. Genel olarak, ortaya koyduğun ekonomik ve kültürel terimler ışığında popülist yönetimi nasıl değerlendiriyorsun? Şu anda ABD'de de başka bir örneğimiz olduğunu göz önüne almanı istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman:</strong> Evet, birkaç popülist parti tüm hükümeti ele geçirdi; Orbán, Trump. Bu politikacılar/partiler her zaman veya çoğunlukla popülistti. Trump'ın ilk dönemi tartışmalı bir istisnaydı çünkü o yıllarda çok daha az popülist bir şekilde yönetti. Buna karşın bunlar ekonomik başarı hikayesi olmadılar. Bunun nedeni kısmen, ama tamamen değil, aynı zamanda aşırı derecede yolsuz olmalarıydı ki bu ironik bir durum, çünkü mevcut elitlerin yolsuzluğuna karşı kampanya yapmışlardı. Ama daha da önemlisi, Macaristan'daki ekonomik kötü yönetim şaşırtıcı boyutlara geldi. Soğuk Savaş sonrası geçişten sonra Doğu Avrupa'nın başarı hikayelerinden biriyken, şimdi Polonya gibi benzer ülkelerin çok gerisinde kaldı. Trump 2.0 döneminde şaşırtıcı yolsuzluk seviyeleri görüldü ve kampanya yaptığı birçok konuda geriye gidiş yaşandı örneğin enflasyon yeniden yükseliyor, imalatta önemli bir iyileşme yok, sıkıntı çeken kırsal bölgeler hâlâ sıkıntı çekiyor, genel olarak yaşam maliyeti Amerikan vatandaşları için acil bir sorun olmaya devam ediyor, sağlık hizmetlerine erişim birçok vatandaş için yeniden tehdit altında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Yani ekonomik olarak en iyi ihtimalle oldukça yamalı bir sicil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Popülistler daha iyi bir ekonomik gelecek vaat ettikleri ölçüde, bunu başardıklarına dair pek kanıt yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida: </strong>Peki son 10 yılda özellikle etkili bir popülist lider oldu mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Berman: Bu “etkili”yi nasıl tanımladığınıza bağlı. Etki açısından Donald Trump burada en iyisi (GOAT). Sadece iki seçim kazanmakla kalmadı Cumhuriyetçi Parti'yi dönüştürdü, ABD'deki siyasi rekabetin doğasını değiştirdi ve Amerikan demokrasisi üzerinde uzun vadeli, belki de geri döndürülemez etkiler yarattı. Öte yandan “etkili”yi politika sonuçlarıyla tanımlarsak sıralama daha zor. Batı Avrupa'da birçok popülist parti koalisyon hükümetlerinde iktidar oldu; İtalya, Finlandiya, Hollanda, Avusturya gibi ve burada sicilleri biraz karışık. Ülkelerinin sorunlarını çözemediler ama birçok kişinin korktuğu veya iddia ettiği gibi özellikle demokrasiyi baltalama konusunda felaket de olmadılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Sadece sosyo-kültürel açıdan ne dersin?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Özellikle göçe odaklanırsak, bazıları etkili oldu. Bu partilerin göç ve diğer sosyo-kültürel meseleleri gündeme getirdiği ve birçok ülkede seçmenlerin uzun zamandır talep ettiği şeyi yaptığı konusunda şüphe yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida: </strong>Bu belki popülist yönetimi değerlendirmenin başka bir yolunu öneriyor. Sydney Üniversitesi'nden liberal siyasi filozof Alexandre Lefebvre, Macar seçimleri öncesinde yazdığı son bir yazıda rejimin en iyi şekilde “iyi yaşamın somut bir vizyonuna göre düzenlenmiş” ve “devlet gücünü kullanarak onurlandırılmaya değer gördüğü yaşam biçimlerini sıralamaya ve teşvik etmeye hazır” olarak anlaşılması gerektiğini öne sürdü. Orbáncı anayasada “Hıristiyanlık yoluyla” “sadakat, inanç ve sevgi” gibi “temel birleştirici değerler” yer alıyor. Sağcı popülistlerin potansiyel cazibesi maddi meselelere daha az vurgu yapmak ve ulusal yaşamın ahlaki bir vizyonuna bu vizyon aşırı ideolojik veya kısıtlı olsa bile)daha fazla odaklanmak mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Bu vizyon hem sol hem de sağ entelektüelleri cezbediyor. Sağcı entelektüeller Macaristan'ı örnek görüyordu. Ama en bariz şekilde, Orbán rejiminin bu yönü de bir başarısızlıktı. Doğum oranlarını artırmak, “Hıristiyan değerleri” teşvik etmek gibi politikalar koydu. Doğum oranlarında önemli bir artış olmadı, Macarlar kiliseye düzenli gitmiyor ve anti-eşcinsel politikaları genç Macarların çoğunu ülkeden kaçırmaktan başka bir işe yaramadı; tam da Orbán'ın görünüşte mücadele etmek istediği türden bir düşüşe katkıda bulundu. Avrupa'da çok da uzun olmayan bir süre önce Hıristiyan Demokrat partilerin serpildiği bir dönem vardı . Bunlar Hıristiyan değerler ve ilkelerden ilham alan partilerdi. Dine ve kiliseye saygı, ailenin merkeziliği ve belirli “geleneksel” değerler öne çıkmıştı. Ama bu partiler çoğulculuğa ve demokrasiye de bağlıydı. Bu partilerin sosyal demokrat muadilleriyle birlikte gerilemesi üzücü. Muhafazakârlara görüşlerini savunmak için bir yol sunuyorlardı ama bunu çoğulcu, demokratik bir çerçeve içinde yapıyorlardı. Orbán'ın bu konuda sattığı şeye neredeyse kimse, hatta Macaristan'da bile ilgi duymadı. Hükümeti insanların nasıl yaşaması gerektiğinin, hayatın amaçlarının ne olması gerektiğinin, “iyi”nin tanımının hakemi yapmak bu çoğulcu demokrasiyle temelden uyumsuzdur. Böyle bir dayatma soldan da gelebilir elbette ve tüm değerlerimizi hemşehrilerimize dayatmaya çalışmanın tehlikeli bir yol olduğunu kabul etmemiz önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida: </strong>İtalya'daki Giorgia Meloni gibi biri, popülist kılıkta bir Hıristiyan Demokrat gibi mi yönetiyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Bir dereceye kadar doğru. Artık “aşırı” olarak görülen birçok politika göçe sınır getirmek, asimilasyonda ısrar etmek, “geleneksel” değerleri savunmak, aileye ve sosyal bakımın devlet yerine özel sektör tarafından sağlanmasına öncelik vermek uzun zamandır Hıristiyan Demokrat veya muhafazakâr siyasetle ilişkilendirilmiştir. Bunların savunulması gereken pozisyonlar olduğunu söylemiyorum. Ama bunları patolojikleştirmek veya demokrasiye tehdit olarak görmek en iyi ihtimalle abartılı ve tehlikelidir, çünkü şiddetle karşı çıktığımız politikalar ile gerçek demokrasi tehditleri arasındaki ayrımı siler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Son zamanlarda sol popülist partiler pek görmedik, ancak tarihsel olarak özellikle ABD'de başarılı olmuşlardı. Başarılı bir sol popülist parti için siyasi bir fırsat var mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Sanders, Alexandria Ocasio-Cortez ve Zohran Mamdani gibi isimler Demokrat Parti'yi bu yöne itmeye çalışıyor. Batı Avrupa'da da sol popülist partiler oldu ama sağcı muadillerine göre çok daha az başarılıydılar. Bunun bir kısmı Batı'daki seçmen kitlesiyle ilgili: Üniversite eğitimi olmayan, işçi sınıfı seçmenler genel olarak sosyal ve kültürel konularda biraz muhafazakâr, ekonomik konularda ise biraz sola eğilimlidir. Bu da günümüz sol popülistlerinin onları çekmesini zorlaştırıyor ve bunlar seçmenlerin çoğunluğu değil ama bir çoğulluğu oluşturuyor. Batı Avrupa'da nispi temsil sistemleri çok sayıda partinin doğmasına yol açtığı için, sol popülistler genellikle yüksek eğitimli, beyaz yakalı, kozmopolit şehirlerde yaşayan insanlar tarafından desteklenen partiler oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida:</strong> Yakın zamanda popülizmin, şikayet odaklı bir siyaset tarzı olarak geleceğe dair bir vizyondan yoksun olduğunu öne sürmüştün. Komünizm veya faşizmin, tüm derin kusurlarına rağmen, “yeni bir geleceğin nasıl görüneceğine dair bir his ortaya koyduğunu” söylemiştin. “Sadece eski düzeni yok etmekle kalmadılar, yeni bir şey yaratmak istediler.” Geçen yıl ekonomist tarihçi Adam Tooze, “Trump’ın ulusal ekonomi stratejistlerinin” (o sırada gümrük tarifelerinden bahsediyordu) “Amerikan halkından talep ettikleri şeyde Demokrat Partil, rakiplerinden çok daha cesur” olduğunu ve “Yeşil Yeni Düzen savunucularının asla cesaret edemediği şeyi yaptığını: Amerikan tüketim normlarına, daha iyi bir gelecek adına doğrudan meydan okuduklarını” yazmıştı. Sağcı popülistlerin karşıtları için, geleceğe dair ikna edici bir vizyon ne kadar kritik değer taşıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Bugün sağda geleceğe dair büyük bir vizyon yok. Daha fazla Hıristiyan Demokrat seçeneğe dönüş mümkün ama yine bu tamamen demokratik kurallar içinde kalıyor. Bunun yerine yeni sağ, iddia ettikleri şeylere geniş bir arzu yerine solun “aşırılıklarına” karşı önemli bir öfke üzerine gelişiyor. Trump birçok yönden radikal ve geçmişten özellikle Cumhuriyetçi Parti'nin yakın geçmişinden net bir kopuşu temsil ediyor. Ama çoğu Amerikalı onun gümrük tarifelerinin refahı yeniden yaratmaya veya ABD'de güçlü bir imalat sektörü oluşturmaya yetmediğini biliyor. Biden'ın ekonomi politikalarının ironisi şu: Ne kadar kusurlu olursa olsun, bunlar geniş kapsamlıydı ve ekonomik olarak dezavantajlı Amerikalıların ve Amerika'nın dezavantajlı bölgelerinin karşılaştığı zorluklarla başa çıkmak için tasarlanmıştı. Ama Demokrat marka bu seçmenler ve bölgeler arasında toksik hale geldiği için, bu politikaların amacı gizli kaldı. Haberci mesaj kadar önemlidir ve seçmenler bir partiye olan inançlarını kaybettiğinde ve artık kendileri için durmadığını gördüğünde, politikalarının gerçekten kendilerine yardımcı olabileceğini düşünmek daha zor olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Guida: </strong>Yani olumlu bir vizyon yeterli değil. Bunu ilerletmek için ikna edici bir haberciye ihtiyaç var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Berman: </strong>Rakibinizin desteğini zayıflatmak ile kendiniz için destek yaratmak arasında fark var. Örneğin Batı Avrupa'da sağ popülist desteğin azaldığı bazı ülkeler var çünkü göç meselesi büyük ölçüde gündemden çıktı. Danimarka burada net bir örnek. Ama göçü gündemden çıkarmak, sola destek yaratmakla aynı şey değil. ABD'deki karşılaştırma açık: Trump'ın hataları Demokratlara önümüzdeki ara seçimlerde ve muhtemelen 2028'de kesinlikle yardımcı olacak. Ama uzun vadede bir parti için destek inşa etmek istiyorsanız, sadece rakiplerinizin hatalarından beslenmekten daha fazlasını yapmanız gerekir. Kendi özgün ve çekici markanızı ve programınızı inşa etmelisiniz.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/04/17/opinion/populism-orban-trump.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/17/opinion/populism-orban-trump.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<div>
<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[1]</a> Barnard College’da siyaset bilimi dersleri veriyor ve yakında yayımlanacak olan “Ekonomik Fikirlerin Siyasi Sonuçları: Neoliberalizm, Sol ve Demokrasinin Kaderi” kitabının yazarıdır.</span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[2]</a> NYT Görüşler bölümünde editör olarak çalışıyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/orban-kaybetti-ama-populizm-hala-cok-canli-1776455527.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Blöfün ardında, Donald Trump İran’la bir barış anlaşmasına acilen ihtiyaç duyuyor: İşte bir çözüm*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/blofun-ardinda-donald-trump-iranla-bir-baris-anlasmasina-acilen-ihtiyac-duyuyor-iste-bir-cozum-13103</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/blofun-ardinda-donald-trump-iranla-bir-baris-anlasmasina-acilen-ihtiyac-duyuyor-iste-bir-cozum-13103</guid>
                <description><![CDATA[Sonuç olarak, bu planın ya da herhangi bir planın kabul edilmesi için üç koşulun mutlaka yerine gelmesi gerekiyor. Birincisi, yalnızca İran değil, Washington da uzlaşmalara gitmelidir. İkincisi, Trump 22 Nisan ateşkes süresini uzatmalı ve bu kadar karmaşık görüşmelerin zaman aldığını kabul etmelidir. Üçüncüsü, İsrail’in İran’a yapacağı bir saldırı her şeyi rayından çıkarabilir. Görüşmeler devam ederken Trump, Netanyahu’nun elini tutmalıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İslamabad görüşmelerinin, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttükleri savaşı bitirememesi hiç şaşırtıcı değildi. Zira Washington’un 15 maddelik teklifi ile Tahran’ın 10 maddelik karşı teklifi arasında çok büyük farklar vardı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran’ın uranyum zenginleştirmesini sınırlayan 2015 Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA), müzakere edilmesi iki yıldan fazla süren ve kökleri aslında 2003’e dayanan bir anlaşmaydı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise nükleer sorunu ve birkaç başka konuyu içeren müzakereler için Islamabad’da bir tam günden az zaman geçirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şaşırtıcı olan, Vance’in başarısızlık için yaptığı açıklama oldu: İran, ABD tarafından sunulan şartları reddetti. Oysa Amerikan tarafı şartları dikte edebilecek konumda değildi, çünkü 8 Nisan ateşkesinin yürürlüğe girmesinden sonra İran kararlı duruşunu korumuştu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak Vance, patronu Donald Trump gibi, İranlıların yenildiğine ve ABD’nin geri adım atmak zorunda olmadığına inanıyor gibiydi. Vance’in dönüşünün ardından Trump, alışıldık tarzıyla el yükseltti ve İran limanlarına girip çıkan tüm gemiler için Hürmüz Boğazı üzerinden deniz ablukası ilan etti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Abluka bir savaş eylemidir, dolayısıyla durum zaten tehlikeli. İran, petrol ihracatının engellenmesine karşılık ABD’ye bağlı Körfez monarşilerinin enerji altyapısına saldırma tehdidini yerine getirirse işler çok daha kötüye gidebilir. Bu da petrol, dizel, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve diğer kritik emtiaların fiyatlarını yükseltecektir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump İran’a yeniden saldırabilir ve İsrail muhtemelen onu takip eder. Tam kapsamlı savaş geri döner. Bu yüzden görüşmelere yeniden başlamak gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Peki bundan sonra ne olacak? Neyse ki iki taraf da daha fazla müzakereyi tamamen dışlamış değil. Üstelik Pakistan ve Mısır gibi arabulucular, Tahran ile Washington arasındaki uçurumu kapatmak için perde arkasında yoğun şekilde çalışıyor. Hem Tahran’ın hem Washington’un yeniden savaşı önlemek için sebepleri var.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, daha fazla savaşın, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve ekibinin “provokasyonsuz bir İran savaşının rejimi devireceği” yönündeki kesin güvencelerini kabul ederek kazdığı çukuru derinleştireceğini biliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Enflasyon yükseliyor, zaten düşük olan anket rakamları daha da düşüyor ve ara seçimler yaklaşıyor. İran korkunç bir saldırıya dayanabildi, ancak mücadele yeniden başlarsa uğradığı muazzam hasar daha da artacak, yeniden inşayı zorlaştıracak ve geçmişte kitlesel huzursuzluğu tetikleyen ekonomik sıkıntıları uzatacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu koşullar yenilenmiş diplomasi için elverişli, ancak bunun için uygulanabilir bir çerçeve gerekiyor. Benim önerdiğim çerçeve her şeyi kapsadığını iddia etmiyor mesela İran’ın balistik füze programı hâlâ çözülmemiş bir konu ama uyuşmazlığın merkezindeki temel meseleleri ele alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Öncelikle, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf olarak sahip olduğu, barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkını tanıması gerekiyor. Zenginleştirme, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) güvenceleri altında %3,67 ile sınırlandırılmalı (ki bu zaten 2015 JCPOA limitiydi), elektronik ve yerinde UAEA denetimi yapılmalı ve İran’ın santrifüj parçaları sökülüp depolanmalı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran daha da ileri giderek, Washington’un istediği 20 yıllık moratoryuma razı olmadan, teklif ettiği beş yıllık maksimum sürenin ötesinde tüm zenginleştirmeyi durdurabileceğini belirtebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump 2018’de JCPOA’dan çekildikten sonra Tahran, anlaşmayla kaldırılan yaptırımların yeniden (hatta daha da sıkılaştırılarak) uygulanması nedeniyle kendini zenginleştirme limitleriyle bağlı hissetmedi. İran şu anda 440 kg %60 zenginleştirilmiş uranyuma sahip. ABD, bunun tamamının kaldırılmasında ısrar etmek yerine, denetimli olarak seyreltilmesini (down-blending) kabul edebilir. Zenginleştirme anlaşması 20 yıl süreyle yürürlükte kalabilir ve yenilenebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çerçeve, İran’ın nükleer silah geliştirmemesi yönünde yazılı bir taahhütte bulunmasını öngörüyor. Bu, 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırısında öldürülen merhum Ayetullah Ali Hamaney’in talimatıyla uyumlu. İran hükümeti sık sık bu talimata atıf yapıyor, dolayısıyla nükleer silahsızlık taahhütü vermesi de olası. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hamaney’in ölümünden sonra İran Dışişleri Bakanı, Tahran’ın konumunda büyük bir değişiklik beklemediğini söylemişti. Ancak Hamaney’in oğlu ve halefi Müçteba, babasının yasağını yeniden teyit ederken; ABD ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri tarafından garanti altına alınacak paralel şekilde İsrail’in de İran’a asla nükleer saldırı başlatmayacağı güvencesi sağlanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail ve ABD tarafından bir yıl içinde iki kez saldırıya uğradıktan sonra İran’ın nükleer silahlardan vazgeçmekte tereddüt etmesi anlaşılabilir. İşte bu yüzden çerçevenin diğer kısımları güçlü teşvikler içeriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran, ABD’nin asla ödemeyeceği savaş tazminatı talebinden vazgeçmeli. Karşılığında ABD, birincil ve ikincil yaptırımları tamamen kaldırmalı ve donmuş tüm İran varlıkları serbest bırakılmalı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçen her petrol tankeri için 2 milyon dolar (£1,5 milyon) geçiş ücreti alma hakkını elde etmeli tabii ki bunun için Tahran’ın da geçiş hakkına saygı gösterme taahhüdünde bulunması ve Rusya ve Çin dahil bölge ve uluslararası bir koalisyon tarafından garanti sağlanması gerekecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Körfez monarşileri, ABD’nin İran’da büyük yıkım yaratmak için üslerini kullanmasına izin verdiğine göre, Tahran’ın ekonomik yeniden inşa için kaynak talep etmesi mantıksız değil. Ayrıca geçiş ücreti düzenlemesi, tarafsız bir otorite tarafından tahmin edilecek yeniden inşa maliyetleri karşılandığında sona erecek ve İran’ın kendi önerdiği gibi, boğazın diğer tarafındaki Umman ile paylaşılacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD ve İran, yasama organları tarafından onaylanan ve bir BM Güvenlik Konseyi kararına bağlanan bir saldırmazlık paktı imzalamalıdır. İran, ABD silahlı kuvvetlerinin Orta Doğu’dan tamamen çekilmesi gibi ulaşılmaz talebinden vazgeçmelidir. Ancak saldırmazlık paktı bu tavizi telafi edecek ve Tahran ile Körfez devletleri benzer anlaşmalar imzalayabilecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sonuç olarak, bu planın ya da herhangi bir planın kabul edilmesi için üç koşulun mutlaka yerine gelmesi gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Birincisi, yalnızca İran değil, Washington da uzlaşmalara gitmelidir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İkincisi, Trump 22 Nisan ateşkes süresini uzatmalı ve bu kadar karmaşık görüşmelerin zaman aldığını kabul etmelidir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Üçüncüsü, İsrail’in İran’a yapacağı bir saldırı her şeyi rayından çıkarabilir. Görüşmeler devam ederken Trump, Netanyahu’nun elini tutmalıdır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Rajan Menon (New York Şehir Üniversitesi Powell School’da uluslararası ilişkiler profesörü ve Columbia Üniversitesi Saltzman Savaş ve Barış Çalışmaları Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisidir)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/apr/16/donald-trump-peace-deal-iran-washington-tehran-deadline" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/apr/16/donald-trump-peace-deal-iran-washington-tehran-deadline</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/blofun-ardinda-donald-trump-iranla-bir-baris-anlasmasina-acilen-ihtiyac-duyuyor-iste-bir-cozum-1776368794.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trumpizm nasıl yenilir?*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpizm-nasil-yenilir-13089</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpizm-nasil-yenilir-13089</guid>
                <description><![CDATA[Eğer mesele sadece bireysel politik sonuçlar olsaydı, bu tartışmalar bu kadar acil olmazdı. Ancak bunlar demokrasinin sağlığıyla ilgili. Birçok ülkede radikalleşmiş siyasi sağ, otoriter bir yöne sapmış, iktidarı kendine kazımaya çalışırken devlet gücünü müttefiklerini zenginleştirmek ve eleştirmenlerini bastırmak için kullanmış durumda Ana akım sol ise çok sık, yalnızca seçmenin dar bir kesiminin desteklediği pozisyonlara sarılarak aşırı sağın yükselişine yardımcı olmuş. Orbán'ın yenilgisi hikâyenin sonu değil; hatta Macaristan'da bile değil, çünkü müttefikleri hükümetin birçok kısmında çalışmaya devam edecek. Ama bu yenilgi anlamlı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Macaristan'da Peter Magyar'ın ezici zaferi, Başkan Trump'ın yolsuz ve otoriter siyaset anlayışını aşmayı umut eden Amerikalılara ilham kaynağı oldu. Asıl soru, Magyar'ın böyle başarılı bir muhalefet kampanyasını tam olarak nasıl yürüttüğü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Aslında elindeki imkanlar çok düşüktü. Viktor Orbán 16 yıldır başbakanlık yapıyordu; bu süre içinde seçim kurallarını değiştirmiş, bir zamanlar tarafsız olan devlet görevlerine sadık adamlarını yerleştirmiş, yargı bağımsızlığını zayıflatmış, siyasi rakiplerini bastırmış ve bağımsız medyayı ile üniversiteleri taciz etmişti. Siyasi sistemi kendi lehine eğmesine rağmen Magyar, Pazar günkü oylamada Orbán'ı yine de ezdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar'ın partisi parlamentoda üçte iki çoğunluğu kazanmış görünüyor ve %53 halk oyu aldı; Orbán'ın partisi ise %38'de kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Macaristan elbette Amerika Birleşik Devletleri'nden çok farklı bir ülke. Ancak Orbán'ın yükselişi ve iktidarı kullanma biçimi uzun zamandır Trump için model olmuştu. Şimdi ise Orbán'ın düşüşü, Demokrat Parti ve otoriter sağcı tehdidi yenmeye çalışan diğer partiler için bir model olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar'ın kampanya stratejisinin özellikle iki yönü çok önemliydi. Birincisi, sadece Macaristan'da değil, birçok yerde kararsız seçmenlerin kararlarını yönlendiren ekmek-süt meselelerine odaklanmasıydı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerika'da bu seçmenler Trump'ın ilk döneminden sonra ondan soğumuş, 2020'de Joe Biden'ın seçilmesine yardımcı olmuş, ancak enflasyondan bıkınca 2024'te Trump'ı yeniden seçmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar'ın lideri olduğu Tisza partisinin kampanya platformunun başlığı “İşlevsel ve İnsani Bir Macaristan'ın Temelleri” idi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hükümet hizmetlerinin verimsizliği eleştiriliyordu. Programlar arasında işçi sınıfı ailelerine vergi indirimi, sağlık hizmetlerinin genişletilmesi, emekli maaşlarının artırılması, çocuk yardımlarının yükseltilmesi ve okullardaki destek personelinin maaşlarının artırılması yer alıyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu programları finanse etmek için çok zenginlerden servet vergisi alınmasını ve Orbán'ın anti-demokratik politikaları yüzünden kesilen Avrupa Birliği transfer ödemelerinin geri alınmasını öneriliyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar'ın partisi kampanya temalarını sosyal medyada yenilikçi yollarla yaydı; bu da Orbán'ın devlet kontrolündeki medya mesajlarını eski ve yorgun gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kritik olarak, Magyar yolsuzluğu kampanyanın temel konularından biri haline getirdi. Kendisi 20 yıldan fazla süre Orbán'ın Fidesz partisinde üye olarak kalmış, devlet kontrolündeki kurumlarda üst düzey görevlere yükselmişti. Ancak 2024 başlarında, hükümetin iyi bağlantıları olan bir eski yetkilinin cinsel istismar skandalını affetmesi üzerine Fidesz'ten istifa etti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar, yolsuzluktan iğrendiğini söyledi ve viral bir röportajda “birkaç ailenin ülkenin yarısına sahip olduğunu” iddia etti. Ardından Tisza partisine katıldı ve kısa sürede lideri oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kampanya sırasında Orbán'ın yolsuzluk sistemini Macarların durgun yaşam standartlarından duydukları hayal kırıklığına bağladı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pazar gecesi zafer konuşmasında, vatandaşların hükümetten iyi tıbbi bakım, düzgün bir aile hayatı ve onurlu bir emeklilik bekleyebileceği bir ülke vaat etti. Önemli olanın siyasi bağlantılar değil, kişinin kendisi olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerika için bu stratejinin bir versiyonunu hayal etmek oldukça kolay. Trump da Orbán gibi makamını kendini, ailesini ve dostlarını zenginleştirmek için kullandı. Şiddet suçları işlemiş siyasi müttefiklerine af çıkardı; bunlardan biri çocuklara cinsel istismar suçlamasıyla karşı karşıyayken affedildi. Zenginlere vergi indirimi yaptı, işçi sınıfından Amerikalıların sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırdı. İran'daki savaşı benzin fiyatlarını yükseltti. Popülizmi sahteydi. Küçük bir zengin ve bağlantılı kesimin yararına çalışıyor, çoğu Amerikalıya zarar veriyordu ve bu da onu ve partisini, hükümetin daha iyi bir güç olarak kullanılabileceğini inandırıcı şekilde savunan bir muhalefete karşı kırılgan hale getiriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar'ın zaferi, Demokrat Parti'nin sadece Trump'ı eleştirmekten çok daha ileri giden, ülkeye alternatif bir vizyon çizen iddialı bir gündeme ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Demokratlar henüz böyle bir gündeme sahip değil, ancak partide birçok kişi bunun gerektiğini kabul ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İkinci ders, Demokratlar ve Avrupa'daki merkez sol partiler için daha zor olabilir. Kendisini merkez sağ olarak tanımlayan Magyar, elit sol çevrelerde baskın olan ve birçok seçmeni uzaklaştıran sosyal ilerlemecilikten kaçınarak kısmen kazandı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ekonomik olarak ilerici, kültürel olarak ılımlı hatta muhafazakâr bir çizgide koştu. Macar bayrağı gibi vatansever semboller kullandı ve “Magyar” (Macar) anlamına gelen soyadından yararlandı. Kendisini milliyetçi olarak gösterdi ve Slovakya'daki Macar azınlığa kötü muamele nedeniyle Slovakya büyükelçisini sınır dışı edebileceğini ima etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orbán'ın önceki rakiplerinin ihmal ettiği kırsal bölgelerde kampanya yaptı. Ukrayna'ya asker veya silah göndermeyeceğini vaat etti. Budapeşte'deki Onur Yürüyüşü'ne katılmayı reddetti; bu da Orbán'ın onu L.G.B.T.Q. aktivistlerinin esiri olarak göstermesini zorlaştırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dünya çapındaki son seçimleri şekillendiren göç konusunda ise Magyar, Orbán hükümetinin koyduğundan bile daha sıkı kısıtlamalar çağrısı yaptı. Sınır çitini koruyacağını, misafir işçi programını iptal edeceğini ve Avrupa Birliği dışından misafir işçi kabul etmeyeceğini söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tisza partisinin platformu, misafir işçilerin “ücretleri düşürdüğünü, emlak fiyatlarını şişirdiğini ve sosyal sorunlara yol açtığını” iddia ediyordu. (Amerika'dan farklı olarak, Avrupa'da göçmenler arasındaki suç oranları yerli vatandaşlara göre genellikle daha yüksek.)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Göç, birçok ülkede seçilebilirlik açısından hayati önem taşıyor çünkü ana akım siyasetçiler bu konuda kamuoyundan keskin şekilde ayrılmış durumdalar. Seçmenlerin istediğinden çok daha fazla göçmen kabul ettikleri anlaşılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar'ın tüm taktiklerini kesinlikle onaylamıyoruz ve hiçbir Amerikan siyasetçisinin Onur Yürüyüşü'ne katılmaktan kaçınma ihtiyacı hissetmesini ummuyoruz. Yine de Orbánizme karşı olan herkes, sadece işlerine gelen kısımlarını değil Macaristan kampanyasının tamamınıincelemeli.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar, ekonomik ilerlemecilik ile sosyal ılımlılığı birleştirerek seçim kazanan birçok çağdaş siyasetçiden biri. Hollanda, Polonya, Danimarka ve başka yerlerde de ulusal adaylar benzer şekilde kazandı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerika'da, son yıllarda zor bölgelerde kazanan Demokrat kongre üyelerinin neredeyse hepsi güçlü ekonomik mesajlar verirken suç, göç ve diğer konularda aşırı sol pozisyonları reddetti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Barack Obama ve Bill Clinton da başkanlığı iki kez kazanmak için benzer bir yaklaşım kullandı. Sadece çok mavi bölgeler baştan sona kültürel ilerlemeci adayları seçiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu daha hetorodoks yaklaşımın başarısı gizem değil. Amerika ve Avrupa'nın büyük kısmındaki kamuoyu tercihiyle uyumlu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çoğu seçmen yavaş büyüyen gelirlerden şikayetçi ve hükümetin yardım etmesini istiyor. Aynı zamanda, birçok zor soruda hızla sola kayan elit kültürel ilerlemecilikten de rahatsızlar. Kendi bakış açılarını gerçekten paylaşan siyasetçiler arıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Eğer mesele sadece bireysel politik sonuçlar olsaydı, bu tartışmalar bu kadar acil olmazdı. Ancak bunlar demokrasinin sağlığıyla ilgili. Birçok ülkede radikalleşmiş siyasi sağ, otoriter bir yöne sapmış, iktidarı kendine kazımaya çalışırken devlet gücünü müttefiklerini zenginleştirmek ve eleştirmenlerini bastırmak için kullanmış durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ana akım sol ise çok sık, yalnızca seçmenin dar bir kesiminin desteklediği pozisyonlara sarılarak aşırı sağın yükselişine yardımcı olmuş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orbán'ın yenilgisi hikâyenin sonu değil; hatta Macaristan'da bile değil, çünkü müttefikleri hükümetin birçok kısmında çalışmaya devam edecek. Ama bu yenilgi anlamlı. Birçok kişi onun yenilmez olduğunu düşünüyordu. Avrupa Birliği içinde Vladimir Putin'in en büyük müttefikiydi ve 21. yüzyıl Batı liberalizm karşıtlığının rol modeliydi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump onu açıkça hayranlıkla anıyordu ve Başkan Yardımcısı JD Vance geçen hafta onun için kampanya yapmak üzere Macaristan'a gitti. Magyar bu aşırı sağ devi tamamen yendi. Özgür dünya, bunu nasıl yaptığını dürüstçe incelemeli. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* NYT Yayın Kurulu</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Linki:</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.nytimes.com/2026/04/14/opinion/magyar-orban-hungary-trump-defeat.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/14/opinion/magyar-orban-hungary-trump-defeat.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/trumpizm-nasil-yenilir-1776198087.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orbán’ın yenilgisi dünyanın geri kalanına ne anlatıyor?*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/orbanin-yenilgisi-dunyanin-geri-kalanina-ne-anlatiyor-13083</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/orbanin-yenilgisi-dunyanin-geri-kalanina-ne-anlatiyor-13083</guid>
                <description><![CDATA[Seçim öncesinde Macarlar, lider değişikliğinden ziyade rejim değişikliğinden bahsediyordu: Rus yanlısı, kleptokratik, yöneten partinin neredeyse her kuruma sızdığı bir sistemden; özgür, liberal ve Avrupa’ya yönelik bir düzene geçiş. Eğer Magyar sadece Orbán’ın biraz daha az yolsuzluk yapan versiyonu olsaydı, Donald Trump ve Vladimir Putin onu engellemek için bu kadar endişelenmezdi. Magyar’ın zaferinin jeopolitik sonuçları derin görünüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Cumartesi günü, Macaristan’daki seçimden bir gün önce, ülkenin kuzeydoğusundaki yaklaşık 16 bin nüfuslu, bakımsız bir kasaba olan Püspökladány’a gittim. Muhalefet lideri Péter Magyar’ın sondan bir önceki mitingi için oradaydım. Bölge geleneksel olarak Başbakan Viktor Orbán’ın Fidesz partisinin kalesi olmasına rağmen, Magyar’ın konuştuğu meydan dolmuş taşıyordu, çoğu genç ve genç ailelerden oluşuyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar kalabalığa tekrar tekrar “Korkmayın!” diye seslendi. Kalabalık da “Korkmuyoruz!” diye slogan attı. Kalabalıktaki bir kadına, iki çocuk annesi ve ilkokul öğretmeni Mariann Szabó’ya sordum: Magyar’ın bu sözleri ne anlama geliyor? İnsanlar neden korkuyordu? Szabó, kamuda çalışan insanların Fidesz’e karşı çıktıkları görülürse işlerini kaybedebileceklerinden ve geçimlerini sürdüremeyeceklerinden korktuklarını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu korku, birçok insanın siyasi görüşlerini gizli tutmasına neden oluyordu. Magyar’ın kampanyasından önce Szabó, kasabasında Orbán’ı sevmeyen başkalarının da olduğunu biliyordu ama ne kadar olduğunu bilmiyordu. Birden her şeyin değişmek üzere olduğu hissine kapıldılar. Szabó, “Bunu Berlin Duvarı’nın yıkılmasından hemen önce, Macaristan’daki komünist diktatörlüğün son bulduğu1989’la karşılaştırabilirsiniz” diye ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pazar günü geldi: Orbán yenildi. Macaristan’ın demokratik tarihinde en yüksek seçmen katılımıyla gerçekleşen seçimde, Magyar’ın Tisza partisi üçte iki çoğunluğu (anayasayı değiştirmeye yetecek kadar) kazandı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orbán’ın kendi gücünü korumak için yeniden yazdığı anayasayı değiştirebilecekler. Budapeşte’de Macarlar, şehrin muhteşem neo-Gotik Parlamentosu’nun karşısında Tuna Nehri kıyısında toplandı; tezahürat yapıyor, bayrak sallıyor ve şampanya patlatıyorlardı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orbán’ın yenilgi konuşması dev ekranda oynatıldığında 50 yaşındaki Zoli Kertész, “Bu müzik gibi!” diye haykırdı. Orbán’ın bazı hayranları, onun kaybetmesinin aslında hiç otokrat olmadığını kanıtladığını söylüyor. Oysa bu sonuç, Fidesz’e karşı muhalefetin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orbán’ın iktidarını korumak için kurduğu tüm yapıları (aşırı çarpık seçim bölgeleri, ele geçirilmiş medya, devlet destekli propaganda, yerel himaye ağları ve yaygın tehditler ile sindirme) aşmayı başardı. Macar Sosyalist Partisi’nin eski eş başkanı ve milletvekili Ágnes Kunhalmi, 2022’de aday toplarken bir okul müdürünün aday olmayı reddettiğini anlattı; çünkü kızı öğretmen olduğu için işten atılacağından korkuyordu. Bir diğeri ise oğlunun Fidesz bağlantılı bir şirketle yaptığı iş ilişkisinin kesileceğinden endişe ediyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar, mitinglerde sürekli Orbán’ın bir “mafya devleti” yönettiğini söylüyordu. Bu söylem karşılık bulmasaydı, bu kadar büyük bir farkla kazanması mümkün olmazdı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Son günlerde Orbán’ın kaybettiği netleşince, bazı Amerikan ve İngiliz muhafazakârlar onun asıl başarısının Macar solunu yok etmek olduğunu savundu. Budapeşte’deki Amerikalı muhafazakârların önde gelen isimlerinden Rod Dreher, “Péter Magyar’ın Orbán’ı yenme şansının nedeni, en azından kamuya açık olarak Orbán’ın savunduğu her şeyi kabul etmesi” diye yazmıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunda biraz doğruluk payı var. Macaristan’daki seçim, tıpkı 2023’teki Polonya seçimi gibi, merkez sağ ile otoriter sağ arasında bir tercihti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar, Orbán’ın yasadışı göçle mücadele konusunda direnişine katkı vermek için oy kullandı. Geçen yıl 100 binden fazla kişi Orbán’ın eşcinsel gurur yürüyüşünü yasaklama girişimine karşı Budapeşte’de yürüdüğünde, Magyar katılmadı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kunhalmi, Pazar günü seçilen parlamentonun 1989’dan beri ilk kez sol kanattan hiç temsilci içermeyeceğini söyledi; çünkü birçok ilerici aday, anti-Orbán oylarını bölmemek için adaylıktan çekildi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kunhalmi kendi adaylığını da iki hafta önce geri çekti; bu yüzden Seçim Günü onun için buruk bir gündü. Ancak Orbán ile Magyar (ya da en azından Magyar’ın vaat ettiği şey) arasındaki derin farkları küçümsemek büyük hata olur. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar, mevcut düzenden temiz bir kopuş vaadiyle kampanya yürüttü. Amerikan Demokratlarının da öğrenebileceği bir mesaj olarak da not edebilirsiniz. Ayrıca kamu kaynaklarını kullanarak kendilerini zenginleştirenleri yargılayacağını söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Seçim öncesinde Macarlar, lider değişikliğinden ziyade rejim değişikliğinden bahsediyordu: Rus yanlısı, kleptokratik, yöneten partinin neredeyse her kuruma sızdığı bir sistemden; özgür, liberal ve Avrupa’ya yönelik bir düzene geçiş. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Eğer Magyar sadece Orbán’ın biraz daha az yolsuzluk yapan versiyonu olsaydı, Donald Trump ve Vladimir Putin onu engellemek için bu kadar endişelenmezdi. Magyar’ın zaferinin jeopolitik sonuçları derin görünüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orbán döneminde Macaristan, Ukrayna’ya yardımı ve hem Rusya hem İsrail’e yaptırımları veto etmişti. Magyar’ın hareketi Rusya’ya karşı düşmancaydı. Mitinglerinde insanlar 1956 Macar Devrimi’nden kalma “Rusya, evine dön!” sloganını atıyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Alman Marshall Fonu analisti Zsuzsanna Végh, “Avrupa Birliği ve NATO’ya güçlü bir bağlılık anlatısı var” saptamasını yaptı. Ayrıca Magyar’ın Benjamin Netanyahu ile kişisel bir ilişkisi olmadığı için, “Tisza hükümeti İsrail’e karşı bazı yaptırımları kabul edebilir” diye ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Magyar gurur yürüyüşüne katılmamış olsa da, Orbán’ın yaptığı gibi LGBTİ+ kişileri şeytanlaştırması pek olası değil. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pazar gecesi Tuna kıyısında kutlama yapanlar arasında 30 yaşındaki biseksüel Eszter Kalocsai ve 24 yaşındaki eşcinsel Milan Gabriel Berki de vardı. İkisi de sevinçten kendinden geçmişti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kalocsai, son 10 yıldır kadınlara olan ilgisini gizlediğini söyledi. “Harika!” diye bağırdı. “Artık dışarı çıkıp herkesi sevdiğimi söyleyebilirim! Aman Tanrım!” Berki ise “Duygu çok yoğun” diye ekledi. Magyar insanlara korkmamalarını söylemişti ve onlar da korkmadıklarını gösterdiler.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Michelle Goldberg</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.nytimes.com/2026/04/13/opinion/orbans-defeat-hungary-trump-world.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/13/opinion/orbans-defeat-hungary-trump-world.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/orbanin-yenilgisi-dunyanin-geri-kalanina-ne-anlatiyor-1776115751.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump’ın savaşı Amerika’yı dört yoldan zayıflatıyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-savasi-amerikayi-dort-yoldan-zayiflatiyor-13077</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-savasi-amerikayi-dort-yoldan-zayiflatiyor-13077</guid>
                <description><![CDATA[Hiçbir Amerikalının Trump’ın eleştirmenleri dahil olmak üzere kendi ülkesinin başarısızlığını dilemesi yanlıştır. Hepimizin onun yönettiği ülkede payı var. Özgür dünyanın da öyle. Çin ve Rusya’ya karşı koyacak ekonomik ve askeri güce sahip başka hiçbir demokrasi yok. Amerika’nın bu savaşla daha zayıf ve daha yoksul hale gelmesi, Dünya’da otoriterliği artıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump 28 Şubat’ta İran’a saldırdığında, bu kararını pervasız olarak nitelendirmiştik. Savaşa Kongre onayı olmadan ve çoğu müttefikin desteğini almadan girdi. Amerikan halkına ince ve çelişkili gerekçeler sundu. Bu naif rejim değişikliği girişiminin neden Irak, Afganistan ve diğer yerlerdeki önceki Amerikan girişimlerinden daha iyi sonuç vereceğini açıklamadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aradan geçen altı haftada, bu savaşın pervasızlığı daha da netleşti. Dikkatli askeri planlamayı hiçe saydı, içgüdülerine ve temennilerine göre hareket etti. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Trump’a saldırıların İran’da halk ayaklanmasına yol açacağını öngördüğünü söylediğinde, CIA Direktörü bu fikri “gülünç” diye nitelendirmişti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump buna rağmen ilerledi. Kendine öyle güveniyordu ki, İran’ın yapabileceği bariz karşı hamleye (Hürmüz Boğazı’nı kapatarak petrol fiyatlarını fırlatmak) karşı hiçbir plan yapmadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmek için kullanabileceği zenginleştirilmiş uranyumu güvence altına alacak makul bir strateji de geliştirmedi. Geçen hafta, İran medeniyetini yok etme yönündeki yasa dışı ve ahlaksız tehditlerden, ilan ettiği savaş hedeflerinin çoğunu gerçekleştiremeyen son dakika ateşkesine savruldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran, anlaşmanın merkezi bir maddesine hâlâ karşı çıkıyor ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiğin büyük kısmını engellemeye devam ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın sorumsuzluğu, Amerika Birleşik Devletleri’ni utanç verici bir stratejik yenilginin eşiğine getirdi. Daha önce de vurguladığımız gibi, İran rejimi hiçbir sempatiyi hak etmiyor. On yıllardır kendi halkını ezdi ve başka yerlerde terörü destekledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut savaş, Haziran’da ABD ve İsrail’in yaptığı saldırılar ile 2023’ten beri İsrail’in diğer operasyonlarıyla birleşince İran’ı önemli ölçüde zayıflattı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Donanması, hava kuvvetleri ve hava savunma sistemleri tahrip edildi, nükleer programı geriletildi. Hamas, Hizbullah ve Suriye’nin devrilmiş hükümeti gibi bölgesel müttefiklerinden oluşan ölümcül ağı da aşındırıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak bu başarılar, savaşın Amerika Birleşik Devletleri’ni zayıflattığı gerçeğini gizleyemiyor. Trump’ın dikkatsizliğinin doğrudan sonucu olarak Amerika’nın ulusal çıkarlarına dört ana darbe vurulduğunu görüyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu darbeler, Çin, Rusya ve diğer yerlerdeki otokratların zaten cesaretlendiği bir dönemde küresel demokrasiyi de zayıflatıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birinci darbe ki bu ABD ve dünya için en somut darbedir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı silahlandırarak küresel ekonomi üzerindeki etkisini artırmasıdır. Dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık %20’si, İran’ın güney kıyısına bitişik olan bu boğazdan geçer. Savaştan önce İran liderleri, trafiği kapatmanın yeni ekonomik yaptırımları ve askeri saldırıyı davet edeceğini korkuyordu. Saldırı zaten gerçekleşince, İran boğazı neredeyse kendi gemileri hariç tüm trafiğe kapattı. Bu politika ucuz çünkü çoğunlukla tehditle yürüyor: Bir drone, füze veya küçük bir tekne bir tankeri havaya uçurabilir. Buna karşılık, boğazı zorla yeniden açmak devasa bir askeri operasyon gerektirir; muhtemelen kara birlikleri ve uzun süreli işgal de buna dahildir. Trump’ın boğaz konusunda öngörüsüzlüğü, göz kamaştırıcı bir yeteneksizliği ortaya koyuyor. İki haftalık ateşkes, statükoyu geri getirmiyor çünkü İran hâlâ trafiği sınırlıyor ve nihai barış anlaşmasının parçası olarak geçiş ücreti koyma tehdidinde bulunuyor. Savaş, İran liderlerine bu suyolunu kontrol etmenin gerçek bir olasılık olduğunu gösterdi. Zamanla diğer ülkeler boru hatları gibi alternatifler geliştirecek ama bunlar zaman alacak. Şu an için İran, altı hafta önce ancak hayal edebileceği bir diplomatik kaldıraç kazandı gibi görünüyor. Durumu değiştirmenin görünürdeki tek yolu, küresel bir koalisyonun boğazın yeniden açılmasını talep etmesi ama bu Trump’ın kesinlikle önderlik etmeye uygun olmadığı bir koalisyon.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkinci darbe Amerika’nın dünyadaki askeri itibarına yönelik oldu. Bu savaş, Ukrayna, İsrail ve diğer müttefiklere verilen son Amerikan yardımlarıyla birlikte, Tomahawk füzeleri ve Patriot önleyicileri gibi bazı silah stoklarını önemli ölçüde tüketti. Uzmanlar, Pentagon’un sadece İran savaşında Tomahawk füzelerinin dörtte birinden fazlasını kullandığını düşünüyor. Stokları eski seviyesine getirmek yıllar alacak ve ABD bu arada askeri gücünü nasıl koruyacağı konusunda zor seçimler yapmak zorunda kalacak. Pentagon zaten Güney Kore’deki füze savunma sistemlerini çekti. Savaş ayrıca ABD ordusunun yeni savaş yöntemlerine karşı savunmasız olduğunu ortaya çıkardı. Amerika, İran’ın geleneksel hava ve deniz kuvvetlerini yok etmek için milyarlarca dolarlık yüksek teknolojili mühimmat kullandı; Tahran ise Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği durdurmak ve bölgedeki hedefleri vurmak için ucuz, tek kullanımlık dronlar kullandı. Dünya, askeri harcaması ABD’nin yüzde biri olan bir ülkenin çatışmada ABD’yi nasıl aşındırabileceğini gördü. Bu, Amerikan ordusunu reforme etme ihtiyacının acil bir hatırlatıcısı olarak kayda geçti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üçüncü büyük maliyet Amerika’nın ittifaklarına yönelik darbe ile ortaya çıktı. Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada ve Batı Avrupa’nın çoğu bu savaşta ABD’yi desteklemeyi reddetti. Trump’ın onlara muamelesi düşünüldüğünde bu durum hiç de şaşırtıcı değildi. Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için onlardan yardım istediğinde, çoğu müttefik bunu reddetti. Bu ülkeler önemli noktalarda müttefik kalmaya devam edecek ama artık ABD’yi güvenilir bir dost olarak görmediklerini açıkça belirttiler. Gelecekte Washington’a daha iyi direnebilmek için artık kendi aralarında daha güçlü ilişkiler kurmaya çalışıyorlar. Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Daniel Byman şöyle yazdı: “İran savaşının ABD’ye vereceği belki de en büyük uzun vadeli zarar, dünya çapındaki müttefikleriyle ilişkilerinde olacaktır.” Orta Doğu’daki durum daha nüanslı. İran’ın savaş sırasında Arap komşularına saldırması, bu ülkeleri ABD’ye yaklaştırabilir. Ancak bu olasılık belirsiz. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri savaş nedeniyle ekonomik zarar gördü ve Trump’ın ateşkesinden dolayı da terk edilmiş hissettiler. Son altı hafta, onlara Trump’ın yargısına ve çıkarlarını anlama kapasitesine dair şüphe duymak için yeterince neden verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dördüncü darbe ise Amerika’nın ahlaki otoritesine geldi. Bu ülke tüm kusurlarına rağmen, dünyanın birçok yerinde hâlâ bir işaret feneri olmaya devam ediyor. Anketlerde insanlara “Keşke taşınabilseniz” diye sorulduğunda ABD ezici şekilde birinci çıkıyor. Amerika’nın cazibesi sadece refahından değil, özgürlük ve demokratik değerlerinden geliyor. Trump siyasi kariyeri boyunca bu değerleri belki de en çok geçen hafta İran medeniyetini yok etme tehdidinde bulunduğunda aşındırdı. Savunma Bakanı Pete Hegseth ise “düşmanlarımıza merhamet yok” benzeri kana susamış bir dizi açıklama yaptı. Bunlar normalde savaş suçu olurdu. Trump ve Hegseth, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin dünyada reddedilmesine öncülük ettiği vahşi bir silahlı çatışma yaklaşımını benimsedi. Bunu yaparak, insan onurunu daha özgür ve açık bir dünya argümanının merkezine koyduğunu iddia eden Amerikan küresel liderliğinin temellerini sarstılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Editör kurulumuz uzun zamandır Trump’ın siyaset ve yönetimine karşı çıktı. Yine de son altı haftadaki başarısızlıklarından zevk almıyoruz. Bir kere, İran’da, İsrail’de, Suudi Arabistan’da, Katar’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ve başka yerlerde ölüm, yaralanma ve yıkım yaşandı. Savaşta en az 13 Amerikalı asker hayatını kaybetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca hiçbir Amerikalının da Trump’ın eleştirmenleri dahil olmak üzere kendi ülkesinin başarısızlığını dilemesi yanlıştır. Hepimizin onun yönettiği ülkede payı var. Özgür dünyanın da öyle. Çin ve Rusya’ya karşı koyacak ekonomik ve askeri güce sahip başka hiçbir demokrasi yok. Amerika’nın bu savaşla daha zayıf ve daha yoksul hale gelmesi, otoriterliği artıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu anki en iyi umut kulağa naif gelebilir ama hâlâ doğruluk payı içeriyor: </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump en sonunda dürtüsel tutumla yalnız başına hareket etme yaklaşımının yetersizliğini kabul etmelidir. Bunun yanı sıra; savaşın verdiği zararı en aza indirmek için Kongre’yi sürece dahil etmeli ve müttefiklerden yardım istemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* NYT Yayın Kurulu</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Link:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/04/12/opinion/trump-iran-war-incompetence-america.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/12/opinion/trump-iran-war-incompetence-america.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/trumpin-savasi-amerikayi-dort-yoldan-zayiflatiyor-1776056870.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orbán’ın kaderi, Trump’a fazla yaklaşmamak için bir uyarı*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/orbanin-kaderi-trumpa-fazla-yaklasmamak-icin-bir-uyari-13064</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/orbanin-kaderi-trumpa-fazla-yaklasmamak-icin-bir-uyari-13064</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda Avrupa’daki aşırı sağ partiler Trump’la yakın bağlar kurdu; Macaristan’daki seçim, fazla yaklaşmanın tehlikelerine karşı bir uyarı olabilir. Çünkü eğer Orbán düşerse, bunun önemli bir nedeni Beyaz Saray’daki hayranı olacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şapkalar her şeyi anlatıyordu. Mart sonlarında Truth Social’da yazan Başkan Trump, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a destek verdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Macaristan’daki parlamento seçimlerine işaret ederek Trump, Orbán’ı “gerçekten güçlü ve kudretli bir Lider” olarak nitelendirdi; “Büyük Ülkesi ve Halkı için yorulmaksızın mücadele ediyor ve onları seviyor”. Destek konusunda herhangi bir şüphe kalmasın diye de şöyle bitirdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;“ONA TAMAMEN DESTEK VERİYORUM!”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, sadece Trump’un coşkusu değil. Macaristan’ın küçük nüfusuna (10 milyondan az) rağmen birçok Trumpçı figür, uzun süredir görevdeki bu başbakanı önemli bir siyasi müttefik olarak görüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonbaharda Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi, Orta ve Doğu Avrupa’daki “sağlıklı uluslar”a, örneğin Macaristan’a, kıtayı tehdit ettiği iddia edilen “uygarlık silinmesine” karşı direnmede yardım sözü verdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dışişleri Bakanı Marco Rubio Şubat ayında bunu şöyle özetledi: “Macaristan’ın başarılı olması ulusal çıkarımızdan yanadır.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump için konu basit: Orbán, onun deyimiyle “fantastik bir adam”. Bu yakınlık, Macar lider için ölümcül bir öpücük olabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">MAGA destekçileri Macaristan’ı muhafazakâr bir ütopya olarak görse de, birçok Macar ülkelerinin bu rolü oynamasından pek memnun değil. Daha kötüsü, Trump’ın politikalarının yarattığı etkiler: Ekonomik durgunluğu ağırlaştırıyor ve başbakana seçim desteğini tehdit ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son yıllarda Avrupa’daki aşırı sağ partiler Trump’la yakın bağlar kurdu; Macaristan’daki seçim, fazla yaklaşmanın tehlikelerine karşı bir uyarı olabilir. Çünkü eğer Orbán düşerse, bunun önemli bir nedeni Beyaz Saray’daki hayranı olacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2000’lerin başında kısa bir dönem başbakanlık yaptıktan sonra Orbán şimdi kesintisiz 16 yıldır iktidarda. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fidesz partisi seçim çoğunluklarını kullanarak ülkeyi kendi imajına göre yeniden şekillendirdi. Anayasayı yeniden yazdı, prestijli Orta Avrupa Üniversitesi’ni ülkeyi terk etmek zorunda bıraktı ve okullarda L.G.B.T. ile ilgili materyalleri yasakladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Bunlar sivil topluma karşı geniş çaplı bir hamlenin parçasıydı. Orbán’a göre tüm bunlar, Macaristan’ın ulusal kimliğini ve hatta AB’nin aşırı baskıcı otoriitesinden bağımsızlığını korumak için yapılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu süreçte Budapeşte yönetimi uluslararası destek aradı ve kendini örnek alınacak bir model olarak sundu. Hükümet destekli Tuna Enstitüsü, milliyetçi muhafazakârların büyük Avrupa şehirlerinde bir araya gelip fikir alışverişi yaptığı konferanslar düzenliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Londra tren istasyonlarındaki gazete bayilerinde “Hungarian Conservative” (Macar Muhafazakârı) adlı bir dergiye rastlayabilirsiniz. (Daha nadiren okundukları görülse de.) </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bunlar, Macaristan’ın “liberal karşıtı” yönetimin öncüsü olarak uluslararası prestijini yükseltme projesinin bir parçası.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump da buna inananlardan biri. Fidesz hükümeti onun sözleriyle “Macaristan’ı Korudu, Ekonomiyi Büyüttü, İş Yarattı, Ticareti Teşvik Etti, Yasadışı Göçü Durdurdu ve HUKUK VE DÜZENİ Sağladı!” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu saygı karşılıklı. Amerikan başkanı Avrupa’da genel olarak popüler olmasa da, yakın tarihli bir ankete göre Macarların neredeyse üçte biri ona güveniyor ve bunların ağırlıklı kısmı Orbán hükümeti destekçileri arasında yer alıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak karşılıklı saygıya rağmen Trump’ın politikaları Macaristan’a zarar veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orbán’ın Fidesz’i, kültür savaşları mesajını refah vaadiyle birleştirdiğinde en yüksek popülerliğine ulaştı. Uzun süre bunu başardı. 2010’larda Macaristan’da çalışan sayısı neredeyse %20 arttı ve 4,7 milyona ulaştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Finansal krizden sonraki on yılda yoksulluk oranı düştü, inşaat sektörü patladı ve Orbán’ın Avrupa Birliği’ne sert eleştirilerine rağmen Macaristan Alman otomotiv üreticilerinin üssü haline geldi. Büyüme oranları da buna paralel yükseldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu ekonomik canlılık pandemiyle darbe aldı ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra sürdürülebirliği daha da zorlaştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi Trump’ın ikinci başkanlığı bunu tamamen bitirme tehdidi oluşturuyor. Gümrük vergileri ve tehditlerle öne çıkan “America First” politikası, Macaristan gibi Avrupa ekonomisine bağımlı ülkeler için kötü haber. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Aynı şekilde Trump’ın Avrupa’yı Rusya yerine Amerika’dan sıvılaştırılmış doğal gaz almaya zorlaması, Macaristan’ı diğer üye devletlerden daha fazla vuracak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir de İran’daki savaş var; bu da enerji fiyatlarını yükseltiyor ve enflasyon sarmalı başlatıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa’daki bazı aşırı sağ liderler sorunu fark etti. Trump’ın ikinci döneminin başında Fransa’daki Ulusal Birlik’ten Jordan Bardella, kendi ülkesinin Elon Musk’ın DOGE’sine benzer bir şeye ihtiyacı olduğunu söylemişti. Bugün ise Washington’a “boyun eğmeyi” reddettiğini vurgulamaya daha istekli görünüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha önce Trump’ı dost sayan İngiltere Reform Partisi’nden Nigel Farage, Britanya’nın İran savaşına katılıp katılmaması konusunda tereddüt içinde. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İtalya Başbakanı Giorgia Meloni bile kendini Avrupa ile Trump yönetimi arasında köprü olarak konumlandırmışken mesafesini korumaya çalışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orbán ise hâlâ Amerikan destekçilerini, örneğin bu hafta ülkeyi ziyaret eden Başkan Yardımcısı JD Vance’i ön plana çıkarmaya istekli. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Amerikan hayranlarının iddiaları, özellikle Orbán’ın sözde “işçi yanlısı muhafazakârlığı” hakkındakiler, Macarlar için çoğunlukla boş söz gibi geliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Budapeşte’nin güneyindeki sosyalist model şehir olarak 1950’lerde kurulan çelik kenti Dunaújváros’u ele alalım. Rejim değişikliğinden sonra bile çelik fabrikası binlerce işçiyi istihdam etmeye devam etti. Ama 2022’de yıllarca süren mali sıkıntıların ardından üretim durdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orbán’ın hazır bir hikayesi vardı. Suçu Ukrayna savaşı, Rusya’ya yaptırımlar ve AB’nin yeşil politikalarına attı; üretimin yeniden başlayacağını vaat etti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama vaat edilen yatırım gelmedi ve fabrika nihai iflasa sürüklendi; binlerce işçi işsiz kaldı. Yerel halkın çoğunluğu, Orbán’ı fabrikanın karbondan arındırılması ve çalışır halde kalması için Brüksel’den yardım istememekle suçluyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen ay Dunaújváros’taki bir mitingde Orbán çelik fabrikasından hiç bahsetmedi; bunun yerine Ukrayna’yı eleştirdi ve yerel adayın umut verici sözlerini alkışlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fidesz’in azalan desteği tam da Dunaújváros gibi yerlerde belirleyici olabilir. Parti uzun süredir küçük kasabalardaki düşük gelirli seçmenleri temel dayanağı olarak görüyordu .</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orbán yakın zamanda “işçiler, emekçiler, çıraklar, nitelikli işçiler ve kamu çalışanları yeterli sayıda oy vermezse partisinin sıkıntıya girebileceğini” söylemişti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut anketler genç seçmenlerin ve büyük şehirlerin daha yüksek katılım gösterebileceğini, bunun da Orbán’ın aleyhine olacağını işaret ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Kararsız”ların çokluğu kesin tahminleri zorlaştırsa da, Fidesz tabanının parçalandığı açıkça görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birçok uluslararası gözlemci Macaristan seçimini ulusal kimlik ile uyanıklık, otoriter yönetim ile liberal demokrasi arasındaki bir savaş olarak resmediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hem Rus hem Amerikan başkanları tarafından desteklenen Orbán’ın arkasında “güçlü adam” desteği olduğu kesin. Ancak birçok seçmen daha çok kendi yaşam koşullarına bağlı olarak daha sıradan gerekçelerle oy verecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Orbán’ın ana rakibi, eski Fidesz yetkilisi ve muhalefetin büyük bölümünün desteklediği Péter Magyar, büyük vaatler konusunda ketum kaldı. Umudu, kamuoyundaki yorgunluğun nihayet Orbán’ı devirmesi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın kendi seçim zaferleri, muhalefetin rehavete kapılmaması gerektiğini hatırlatmalı. Çoğunluk desteği olmayan bir lider bile, tabanı ateşliyse, içerden eleştirenleri etkisizleştirilmişse ve diğer taraf da seçmenlerini harekete geçiremezse kazanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yine de ne yönden bakarsanız bakın, durum Orbán için kötü görünüyor. On yıldan fazla süredir sadece muhalifleri ve azınlıkları şeytanlaştırarak değil, aynı zamanda birçok Macar için somut kazanımlar sağlayarak da yönetti. Bugün, Trump’ın dünyasında, bunun hâlâ mümkün olup olmadığı belirsiz. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* David Broder </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Link:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/04/09/opinion/orban-hungary-election-trump.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/09/opinion/orban-hungary-election-trump.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/orbanin-kaderi-trumpa-fazla-yaklasmamak-icin-bir-uyari-1775888226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump ABD’yi İran’la savaşa nasıl sürükledi*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-abdyi-iranla-savasa-nasil-surukledi-13047</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-abdyi-iranla-savasa-nasil-surukledi-13047</guid>
                <description><![CDATA[Durum Odası’nda yapılan bir dizi toplantıda Başkan Trump, kendi sezgilerini Başkan Yardımcısı’nın derin endişelerine ve istihbaratın karamsar değerlendirmesine karşı öne çıkardı. İşte kader anında kararı nasıl verdiğiyle ilgili iç hikaye.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Siyah SUV aracıyla Beyaz Saray’a gelen İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 11 Şubat günü sabah saat 11’e birkaç dakika kala vardı. Aylardır ABD’nin İran’a büyük bir saldırı düzenlemesi için baskı yapan İsrail lideri, gazetecilerin görüş alanı dışında, fazla tören yapılmadan hemen içeri alındı. Kariyerinin en kritik anlarından birine hazırlanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD ve İsrail yetkilileri önce Oval Ofis’in yanındaki Kabine Odası’nda toplandı. Ardından Netanyahu, asıl toplantı için aşağı kata indi: Başkan Trump ve ekibiyle Beyaz Saray Durum Odası’nda (Situation Room) yapılacak, son derece gizli İran sunumu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu oda, yabancı liderlerle yüz yüze toplantılar için nadiren kullanılırdı. Trump oturdu, ancak odadaki maun konferans masasının başındaki alışıldık koltuğuna değil. Bunun yerine masanın bir tarafına, duvardaki büyük ekranlara dönük şekilde yerleşti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu ise tam karşısında, başkanın karşı tarafına oturdu. Başbakanın arkasındaki ekranda Mossad Direktörü David Barnea ve İsrail askeri yetkilileri görünüyordu. Netanyahu’nun arkasında görsel olarak dizilen bu isimler, onu savaş zamanı lideri imajıyla çevrelemiş gibiydi. David Barnea, Mossad Direktörü, Netanyahu ve İsrail askeri yetkilileri, Beyaz Saray Durum Odası’ndaki bu kritik toplantıya katıldılar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/1jpg.jpg" style="height:495px; width:665px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">David Barnea, İsrail’in dış istihbarat teşkilatı Mossad’ın direktörü, Bay Netanyahu ve İsrailli askeri yetkililer, Bay Trump ile Beyaz Saray Durum Odası’nda gerçekleştirilen bu yüksek riskli toplantıya katıldılar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles masanın en ucunda oturuyordu. Hem Dışişleri Bakanı hem de Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapan Marco Rubio, her zamanki koltuğundaydı. Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine genellikle birlikte oturdukları taraftaydı; onlara CIA Direktörü John Ratcliffe de katıldı. Başkanın damadı Jared Kushner ile İranlılarla müzakereleri yürüten özel elçi Steve Witkoff da ana grubu tamamlıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Toplantı kasıtlı olarak sızıntı riskini azaltmak için küçük tutulmuştu. Diğer üst düzey kabine üyelerinin bu toplantıdan haberi bile yoktu. Başkan Yardımcısı JD Vance de yoktu; Azerbaycan’daydı ve toplantı o kadar kısa sürede ayarlanmıştı ki zamanında dönememişti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu’nun önümüzdeki bir saat boyunca yapacağı sunum, ABD ve İsrail’i dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde büyük bir silahlı çatışmaya doğru yönlendirecekti. Bu toplantı, Trump’ın seçenekleri ve riskleri tarttığı, daha önce hiç kamuoyuna yansımamış bir dizi iç tartışmayı da tetikleyecek ve sonunda Trump’ın İsrail’le birlikte İran’a saldırma kararını vermesine yol açacaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu yazı, yakında çıkacak “Rejim Değişikliği: Donald Trump’ın Emperyal Başkanlığı’nın İç Yüzü” (Regime Change: Inside the Imperial Presidency of Donald Trump) adlı kitaba yapılan röportajlara dayanıyor. Kitap, yönetim içindeki tartışmaları, başkanın sezgilerini, iç çevresindeki çatlakları ve Beyaz Saray’ı nasıl yönettiğini ortaya koyuyor. Hassas konular ve iç görüşmeler, isimlerinin açıklanmaması şartıyla yapılan geniş röportajlara dayanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">11 Şubat’taki Durum Odası toplantısında Netanyahu sert bir satış konuşması yaptı. İran’ın rejim değişikliği için olgunlaştığını öne sürdü ve ortak bir ABD-İsrail operasyonunun İslami Cumhuriyeti nihayet sona erdirebileceğine inandığını belirtti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bir ara İsrailliler Trump’a kısa bir video gösterdi. Videoda, sertlik yanlısı hükümet düşerse İran’ı yönetebilecek potansiyel yeni liderlerin montajı yer alıyordu. Bunların arasında, İran’ın son şahının sürgündeki oğlu Reza Pahlavi de vardı. Washington’da yaşayan muhalif Reza Pahlavi, kendisini laik bir lider olarak konumlandırmaya ve İran’ı teokratik rejim sonrası bir döneme taşımaya çalışıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu ve ekibi, neredeyse kesin zafer işaretleri olarak gördükleri şartları sıraladı: İran’ın balistik füze programı birkaç hafta içinde yok edilebilirdi. Rejim o kadar zayıflayacaktı ki Hürmüz Boğazı’nı kapatamayacaktı. İran’ın komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarına ciddi darbeler indirme ihtimali ise çok düşük görülüyordu. Üstelik Mossad’ın istihbaratına göre İran içinde sokak protestoları yeniden başlayacak ve İsrail istihbarat teşkilatının ayaklanma ve isyanları körüklemesiyle, yoğun bir bombardıman kampanyası İran muhalefetinin rejimi devirmesi için uygun koşulları yaratacaktı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrailliler ayrıca Irak’tan İran Kürt savaşçılarının sınırı geçerek kuzeybatıda bir kara cephesi açabileceğini, böylece rejimin güçlerini daha da dağıtacağını ve çöküşü hızlandıracağını dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu sunumunu kendinden emin, tekdüze bir ses tonuyla yaptı. Bu, odadaki en önemli kişi olan Amerikan başkanı nezdinde iyi karşılanmış gibi görünüyordu. Trump, başbakana “Bana iyi geliyor” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu için bu, ortak bir ABD-İsrail operasyonuna muhtemel yeşil ışık anlamına geliyordu. Toplantıdan sadece Netanyahu değil, başkaları da Trump’ın kararını neredeyse verdiğine dair izlenimle ayrıldı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkanın danışmanları, Netanyahu’nun askeri ve istihbarat birimlerinin yapabileceklerinin Trump’ı derinden etkilediğini görebiliyordu. Bu, iki adamın Haziran ayındaki 12 günlük İran savaşı öncesinde de konuşurken yaşadıkları etkiyle aynıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">11 Şubat’taki Beyaz Saray ziyaretinin erken saatlerinde Netanyahu, Kabine Odası’nda toplanan Amerikalıların dikkatini İran’ın 86 yaşındaki dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yarattığı varoluşsal tehdide çekmeye çalışmıştı. Odada bulunan diğerleri operasyondaki olası riskleri sorduğunda Netanyahu bunları kabul etti ancak temel bir noktaya değindi: Ona göre hareketsiz kalmanın riski, harekete geçmenin riskinden daha büyüktü. Eğer vuruşu geciktirirler ve İran’a füze üretimini hızlandırma ile nükleer programının etrafında bir koruma kalkanı oluşturma fırsatı verirlerse, eylemin bedelinin daha da artacağını savundu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Odada herkes şunu biliyordu: İran, füze ve insansız hava aracı stoklarını ABD’nin bölgeyi korumak için üretip tedarik edeceği çok daha pahalı savunma sistemlerine kıyasla çok daha düşük maliyetle ve çok daha hızlı şekilde büyütüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu’nun sunumları ve Trump’ın bunlara olumlu tepkisi, ABD istihbarat topluluğu için acil bir görev yarattı. Gece boyunca analistler, İsrail ekibinin başkana anlattıklarının uygulanabilirliğini değerlendirmek için çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>‘Saçmalık’</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD istihbarat analizinin sonuçları ertesi gün, 12 Şubat’ta sadece Amerikalı yetkililerin katıldığı bir başka Durum Odası toplantısında paylaşıldı. Trump toplantıya gelmeden önce iki üst düzey istihbarat yetkilisi, başkanın yakın çevresini bilgilendirdi. Bu istihbarat yetkilileri, ABD’nin askeri kabiliyetleri konusunda derin uzmanlığa sahipti ve İran sistemini ve içindeki oyuncuları çok iyi tanıyorlardı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu’nun sunumunu dört ana başlık altında incelemişlerdi:</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Baş kesme (decaptitation) — Ayetullah’ı ve üst düzey liderleri öldürmek. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran’ın komşularına güç yansıtma ve tehdit etme kapasitesini felç etmek. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran içinde halk ayaklanması. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Rejim değişikliği ve yerine laik bir liderin geçirilerek ülkenin yönetilmesi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD’li yetkililer, ilk iki hedefin Amerikan istihbaratı ve askeri gücüyle gerçekleştirilebilir olduğunu değerlendirdi. Ancak Netanyahu’nun sunumunun üçüncü ve dördüncü kısımlarını ki buna Kürtlerin İran’a kara işgali düzenlemesi ihtimali de dahildi gerçeklikten kopuk buldular.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump toplantıya katıldığında, CIA Direktörü John Ratcliffe ona bu değerlendirmeyi aktardı. CIA Direktörü, İsrail Başbakanı’nın rejim değişikliği senaryolarını tanımlamak için tek bir kelime kullandı: “Farcical” (Saçmalık)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/aaaaaa.jpg" style="height:445px; width:665px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">(CIA Direktörü John Ratcliffe, ertesi günkü Durum Odası toplantısında rejim değişikliğini ulaşılabilir bir hedef olarak görme konusunda uyarıda bulundu.)</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunun üzerine Rubio araya girdi ve “Yani, düpedüz saçmalık” dedi. Ratcliffe ekledi: Herhangi bir çatışmada olayların ne kadar öngörülemez olduğu göz önüne alındığında rejim değişikliği olabilir, ancak bunu ulaşılabilir bir hedef olarak görmemeliyiz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Toplantıya katılan birkaç kişi daha söze girdi. Azerbaycan’dan yeni dönen JD Vance de rejim değişikliği ihtimaline dair güçlü şüphelerini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan sonra General Caine’e döndü: “General, sen ne düşünüyorsun?”General Caine şu yanıtı verdi: “Efendim, bu benim tecrübeme göre İsraillilerin standart çalışma yöntemi. Hep abartırlar ve planları her zaman yeterince geliştirilmiş olmaz. Bize ihtiyaçları olduğunu bilirler, bu yüzden de bu kadar sert satış yapıyorlar.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump bu değerlendirmeyi hızlıca tarttı. Rejim değişikliğinin “onların sorunu” olacağını söyledi. Burada “onlar” derken İsraillileri mi yoksa İran halkını mı kastettiği net değildi. Ancak sonuç olarak, İran’a karşı savaşa girme kararının, Netanyahu’nun sunumunun 3. ve 4. kısımlarının gerçekleştirilebilir olup olmamasına bağlı olmayacağını belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, hâlâ 1. ve 2. kısımlarla (Ayetullah’ı ve üst düzey İranlı liderleri öldürmek ve İran ordusunu dağıtmak) daha çok ilgileniyor görünüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">General Caine yani Trump’ın “Yıkım Caine” (Razin’ Caine) diye bahsetmeyi sevdiği isim yıllar önce IŞİD’in diğerlerinin öngördüğünden çok daha hızlı yenilebileceğini söyleyerek başkanın dikkatini çekmişti. Trump bu güveni ödüllendirerek, eski bir Hava Kuvvetleri savaş pilotu olan generali en üst düzey askeri danışmanı yapmıştı. General Caine siyasi olarak sadakat timsali değildi ve İran’la savaş konusunda ciddi endişeleri vardı. Ancak görüşlerini başkana sunarken çok temkinli davranıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sonraki günlerde plana dahil edilen küçük danışman grubu tartışmaya devam ederken, General Caine Trump’a ve diğerlerine endişe verici bir askeri değerlendirme paylaştı: İran’a karşı büyük bir kampanya, Amerikan silah stoklarını özellikle füze savunma sistemleri başta olmak üzere ciddi şekilde tüketecekti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ukrayna ve İsrail’e yıllardır verilen destek nedeniyle bu stoklar zaten zorlanmıştı. General Caine, bu stokları hızlıca yenilemenin net bir yolunu göremiyordu. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almanın muazzam zorluğuna ve İran’ın boğazı kapatma riskine dikkat çekti. Trump ise bu ihtimali, rejimin o noktaya gelmeden teslim olacağını varsayarak reddetmişti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan, savaşın çok kısa süreceğini düşünüyordu ki bu izlenim, Haziran’da İran’ın nükleer tesislerine yapılan ABD bombardımanına verilen ılımlı tepkiden de güç almıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">General Caine’in savaşa giden süreçteki rolü, askeri danışmanlık ile başkanlık karar alma arasındaki klasik gerilimi yansıtıyordu. Genelkurmay Başkanı o kadar ısrarla “taraf tutmamak” konusunda dikkatliydi ki “Ben başkana ne yapması gerektiğini söylemem, sadece seçenekleri, riskleri ve ikinci-üçüncü derece sonuçları sunarım” diye tekrarlıyordu .</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bazılarına göre aynı anda konunun her iki tarafını da savunuyormuş gibi görünüyordu. Sürekli “Peki sonra ne olacak?” diye soruyordu. Ama Trump genellikle sadece duymak istediklerini duyuyordu. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/aaa.jpg" style="height:440px; width:670px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, geçen hafta Pentagon’daki bir basın brifinginden ayrılırken)</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Caine, Trump’ın ilk döneminde başkanla yüksek sesle tartışan ve kendisini “başkanı tehlikeli veya pervasız adımlardan alıkoymak” göreviyle gören biriydi ve önceki Genelkurmay Başkanı General Mark A. Milley’den neredeyse her açıdan farklıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İkili arasındaki etkileşimleri bilen bir kişi, Trump’ın General Caine’den gelen taktik tavsiyeleri stratejik tavsiyeyle karıştırma alışkanlığı olduğunu ifade edebilirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pratikte bu, generalin bir nefeste operasyonun bir yönündeki zorlukları uyarırken, sonraki nefeste ABD’nin ucuz, hassas güdümlü bombalardan neredeyse sınırsız bir stoğa sahip olduğunu ve hava üstünlüğü sağlandıktan sonra İran’ı haftalarca vurabileceğini söylemesi anlamına geliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">General için bunlar ayrı gözlemlerdi. Ancak Trump’a göre ikinci ifade, birincisini büyük ölçüde geçersiz kılıyordu. Tartışmalar boyunca Genelkurmay Başkanı, başkana “İran’la savaş kötü bir fikir” diye doğrudan hiçbir zaman söylemese de bazı meslektaşları onun tam olarak böyle düşündüğüne inanıyordu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın Şahin Yönü</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkanın birçok danışmanının Netanyahu’ya güvenmemesine rağmen, olaylara bakışı, müdahale karşıtlarından veya geniş “America First” hareketine göre Trump’a çok daha yakındı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu, yıllardır böyleydi. Trump’ın iki başkanlık döneminde karşılaştığı tüm dış politika meydan okumaları içinde İran ayrı bir yere sahipti. Onu benzersiz derecede tehlikeli bir rakip olarak görüyor ve rejimin savaş yürütme veya nükleer silah edinme kabiliyetini engellemek için büyük riskler almaya razıydı. Ayrıca Netanyahu’nun sunduğu vizyon, Trump’ın 1979’da (kendisi 32 yaşındayken) iktidara gelen İran teokrasisini yıkma arzusuna da uyuyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">O tarihten beri İran, ABD’nin baş ağrısı olmaya devam etmişti.Şimdi, ruhani liderlerin yönetimi devralmasından 47 yıl sonra ilk kez bir Amerikan başkanı İran’da rejim değişikliği gerçekleştirebilirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Genellikle dile getirilmese de arka planda her zaman şu motivasyon da vardı: İran, 2020 Ocak’ta General Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin intikamı olarak Trump’ı öldürmeyi planlamıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/bb.jpg" style="height:430px; width:668px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">T<span style="color:black">ahran’da bir billboard: İran askeri personelini ele geçirilmiş Amerikan uçaklarıyla gösteren ve Hürmüz Boğazı hakkında bir mesaj içeren afiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Süleymani, ABD’de uluslararası terörizmin arkasındaki İran kampanyasının itici gücü olarak görülüyordu. İkinci dönemine başlayan Trump’ın ABD ordusunun kabiliyetlerine olan güveni daha da artmıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Özellikle 3 Ocak’ta Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu konutundan tek Amerikan askeri kaybı olmadan yakalayan muhteşem komando operasyonu, başkanın ABD güçlerinin eşsiz yeteneğine olan inancını güçlendirmişti. Kabinede İran’a karşı askeri kampanyanın en büyük savunucusu Savunma Bakanı Pete Hegseth’ti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Marco Rubio ise meslektaşlarına daha kararsız olduğunu belirtmişti. İranlıların müzakereyle anlaşacağını düşünmüyordu ama tercihi tam ölçekli bir savaşa girmek yerine “maksimum baskı” kampanyasını sürdürmekti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak Rubio, Trump’ı operasyondan vazgeçirmeye çalışmadı ve savaş başladıktan sonra yönetimin gerekçesini tam bir inançla savundu. Susie Wiles, yurtdışında yeni bir çatışmanın ne anlama gelebileceği konusunda endişeliydi ama büyük toplantılarda askeri konulara sert şekilde müdahil olmazdı. Daha çok danışmanları cesaretlendirerek görüş ve endişelerini başkanla paylaşmalarını sağlardı. Wiles birçok konuda etkili olsa da, Trump ve generallerle aynı odada olduğunda geri planda kalırdı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yakın kaynaklar askeri bir kararda başkana başkalarının önünde endişelerini dile getirmeyi kendi rolü olarak görmediğini söylüyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/bbbb.jpg" style="height:698px; width:470px" /></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="color:black">(Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles, geçen ay Doğu Salonu’nda)</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">Yakınları, askeri bir karar konusunda başkana başkalarının önünde endişelerini dile getirmeyi kendi rolü olarak görmediğini söylüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">General Caine, Ratcliffe ve Rubio gibi danışmanların uzmanlığının başkanın duyması gereken daha önemli şeyler olduğuna inanıyordu. Yine de Wiles, meslektaşlarına Orta Doğu’da başka bir savaşa sürüklenmekten endişe ettiğini söylemişti. İran’a saldırı, ara seçimlerden aylar önce benzin fiyatlarını fırlatabilirdi ve bu da Trump’ın ikinci döneminin son iki yılının “başarı yılları” mı yoksa “Demokratların Kongre soruşturmaları” yılları mı olacağını belirleyebilirdi. Ancak sonuçta Wiles de operasyona destek verdi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Vance’in Şüpheciliği</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın yakın çevresinde İran’la savaş ihtimali konusunda en çok endişe duyan ve bunu durdurmak için en fazla çaba gösteren kişi, Başkan Yardımcısı JD Vance’ti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Vance, siyasi kariyerini tam da şimdi ciddi şekilde masada olan bu tür askeri maceralara karşı çıkarak inşa etmişti. İran’la savaşı “kaynakların devasa bir israfı” ve “aşırı derecede pahalı” olarak tanımlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak Vance her konuda barış yanlısı biri değildi. Ocak ayında Trump, İran’a protestocuları öldürmeyi bırakması konusunda kamuoyu önünde uyarıda bulunup “yardımın yolda olduğunu” söylediğinde, Vance özel olarak başkana bu kırmızı çizgiyi uygulama konusunda cesaret vermişti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama Başkan Yardımcısının savunduğu şey, sınırlı ve cezalandırıcı bir saldırıydı; 2017’de Trump’ın Suriye’ye kimyasal silah kullandığı için düzenlediği füze saldırısına daha yakın bir model.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan Yardımcısı, İran’la rejim değişikliği amaçlayan bir savaşın felaket olacağını düşünüyordu. Tercihi hiçbir saldırı yapılmamasıydı. Ancak Trump’ın bir şekilde müdahale edeceğini bildiği için, daha sınırlı bir eyleme yönlendirmeye çalıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Daha sonra, başkanın büyük ölçekli bir kampanyaya kararlı olduğu anlaşılınca, Vance bu kez hedeflerine hızlı ulaşmak için “ezici güç” kullanması gerektiğini savundu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan Yardımcısı JD Vance, Beyaz Saray içinde tam ölçekli savaşa en çok karşı çıkan isimdi. Savaşı “kaynakların devasa bir israfı” ve “aşırı derecede pahalı” olarak nitelendirmişti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/cc.jpg" style="height:640px; width:463px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">(Başkan Yardımcısı JD Vance, Beyaz Saray içinde tam ölçekli savaşa en çok karşı çıkan isimdi. Savaşı “kaynakların devasa bir israfı” ve “aşırı derecede pahalı” olarak nitelendirmişti.)</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Meslektaşlarının önünde Trump’a, İran’a karşı bir savaşın bölgesel kaosa ve bilinmeyen sayıda can kaybına yol açabileceğini söyledi. rıca Trump’ın siyasi koalisyonunu parçalayabileceğini ve “yeni savaş yok” vaadine inanan birçok seçmen tarafından ihanet olarak görüleceğini vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Vance başka endişeler de dile getirdi. Başkan Yardımcısı olarak Amerika’nın mühimmat sorununun boyutunu çok iyi biliyordu. Hayatta kalma iradesi çok yüksek bir rejime karşı yürütülecek savaş, ABD’yi önümüzdeki yıllarda diğer olası çatışmalara karşı çok daha zayıf bir konuma düşürebilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan Yardımcısı yakınlarına, hiçbir askeri istihbaratın rejimin varlığı tehlikeye girdiğinde İran’ın nasıl bir misilleme yapacağını tam olarak öngöremeyeceğini söylüyordu. Savaş kolayca öngörülemez yönlere sapabilirdi. Üstelik sonrasında barışçıl bir İran inşa etme şansının çok düşük olduğunu düşünüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tüm bunların ötesinde belki de en büyük risk şuydu: Hürmüz Boğazı konusunda avantaj İran’ın elindeydi. Çok büyük miktarda petrol ve doğal gaz taşıyan bu dar su yolu kapatılırsa, ABD içinde benzin fiyatlarının fırlaması başta olmak üzere ağır ekonomik sonuçlar doğabilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sağ cenahta müdahaleciliğe karşı çıkan bir diğer önemli isim olan yorumcu Tucker Carlson, önceki yıl Oval Ofis’e birkaç kez gelerek Trump’a “İran’la savaş başkanlığını yok eder” uyarısında bulunmuştu. Savaş başlamadan yaklaşık iki hafta önce, Carlson’ı yıllardır tanıyan Trump onu telefonda rahatlatmaya çalışmıştı. “Endişelendiğini biliyorum ama her şey yoluna girecek” demişti. Carlson “Nereden biliyorsun?” diye sorunca Trump şu yanıtı verdi: “Çünkü her zaman yoluna girer.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şubat ayının son günlerinde Amerikalılar ve İsrailliler, zaman çizelgesini önemli ölçüde hızlandıracak yeni bir istihbarat parçası üzerinde görüşüyordu. Ayetullah, rejimin diğer üst düzey yetkilileriyle birlikte açık havada, gün ışığında ve hava saldırısına tamamen açık bir yerde toplanacaktı. Bu, İran yönetiminin kalbine vurmak için kaçırılmayacak, nadir bir fırsattı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, İran’a nükleer silah yolunu kapatacak bir anlaşma için bir şans daha verdi. Bu diplomasi aynı zamanda ABD’ye Orta Doğu’ya askeri varlıklarını kaydırmak için ek süre de sağladı. Danışmanlarından birkaçının söylediğine göre başkan aslında haftalar önce kararını vermişti. Ama tam olarak ne zaman yapılacağına henüz karar vermemişti. Şimdi Netanyahu ondan hızlı hareket etmesini istiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Aynı hafta Jared Kushner ve Steve Witkoff, İranlı yetkililerle son görüşmelerden sonra Cenevre’den aradılar. Umman ve İsviçre’de üç tur müzakere yapmışlardı. Bir ara İranlılara, nükleer programlarının ömrü boyunca bedava nükleer yakıt teklif etmişlerdi. Bu, Tahran’ın uranyum zenginleştirme ısrarının gerçekten sivil enerji için mi yoksa bomba yapma kapasitesini korumak için mi olduğunu test etmek içindi. İranlılar teklifi “onurlarına saldırı” diyerek reddetti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kushner ve Witkoff başkana tabloyu şöyle özetledi: Muhtemelen bir şey müzakere edebiliriz ama bu aylar alır. Eğer “bana gözümün içine bakıp sorunu çözebiliriz diyebilir misiniz?” diye soruyorsanız, bunun için çok şey yapılması gerektiğini söylediler. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çünkü İranlılar oyun oynuyordu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">‘Bence Yapmalıyız’</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">26 Şubat Perşembe günü saat 17:00 civarında son Durum Odası toplantısı başladı. Artık odadaki herkesin pozisyonu netti. Her şey önceki toplantılarda konuşulmuştu; herkes birbirinin duruşunu biliyordu. Toplantı yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Trump masanın başındaki alışıldık yerinde oturuyordu. Sağında Başkan Yardımcısı Vance, onun yanında Susie Wiles, sonra John Ratcliffe, Beyaz Saray Hukuk Danışmanı David Warrington, ardından Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung oturuyordu. Cheung’un karşısında Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, onun sağında General Caine, sonra Pete Hegseth ve Marco Rubio vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaş planlama grubu o kadar dar tutulmuştu ki, küresel petrol piyasasının tarihindeki en büyük arz kesintisini yönetmek zorunda kalacak iki kilit isim yani Hazine Bakanı Scott Bessent ve Enerji Bakanı Chris Wright toplantıya dahil edilmemişti. Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard da yoktu.Başkan toplantıyı “Pekâlâ, neyimiz var?” diye açtı. Savunma Bakanı Pete Hegseth kabinede İran’a karşı askeri kampanyanın en büyük savunucusuydu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise meslektaşlarına çok daha kararsız olduğunu belirtmişti.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ddd.jpg" style="height:495px; width:660px" /></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:black">(</span></span><span style="font-size:12px"><span style="color:black">Kabinede İran’a karşı askeri kampanyanın en büyük savunucusu Savunma Bakanı Pete Hegseth idi. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise meslektaşlarına çok daha kararsız olduğunu belirtmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hegseth ve Caine saldırıların sıralamasını anlattı. Ardından Trump masayı dolaşıp herkesin görüşünü duymak istediğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bütün varsayıma karşı olduğu iyi bilinen Vance, başkana şöyle hitap etti: “Bunun kötü bir fikir olduğunu düşündüğümü biliyorsun, ama eğer yapmak istiyorsan seni desteklerim.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Wiles, Trump’a eğer Amerika’nın ulusal güvenliği için ilerlemesi gerektiğini hissediyorsa, devam etmesi gerektiğini söyledi. Ratcliffe ilerleyip ilerlememe konusunda görüş belirtmedi ama İran liderliğinin Tahran’daki Ayetullah’ın konutunda toplanmak üzere olduğuna dair şaşırtıcı yeni istihbaratı paylaştı. CIA Direktörü başkana, rejim değişikliğinin nasıl tanımlandığına bağlı olarak mümkün olabileceğini söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Eğer sadece dini lideri öldürmeyi kastediyorsak, bunu muhtemelen yapabiliriz” dedi. Sıra geldiğinde Beyaz Saray Hukuk Danışmanı Warrington, planın ABD yetkilileri tarafından hazırlanma ve başkana sunum açısından yasal olarak izin verilebilir olduğunu belirtti. Kişisel görüş belirtmedi ama başkan ısrar edince, eski bir Deniz Piyadesi olarak yıllar önce İran tarafından öldürülen bir Amerikan askerini tanıdığını söyledi. Bu konu onun için çok kişisel bir meseleydi. İsrail her durumda ilerleyecekse, ABD’nin de ilerlemesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Cheung muhtemel halkla ilişkiler sonuçlarını özetledi: Trump seçimlerde yeni savaşlara karşı çıkarak aday olmuştu. İnsanlar yurtdışında çatışma için oy vermemişti. Planlar, Haziran’daki İran bombardımanından sonra yönetimin söylediği her şeye de aykırıydı. Sekiz aydır “İran’ın nükleer tesisleri tamamen yok edildi” diye ısrar ettikten sonra bunu nasıl açıklayacaklardı? </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Cheung ne evet ne hayır dedi ama Trump’ın vereceği her kararın doğru karar olacağını söyledi. Leavitt başkana bunun onun kararı olduğunu ve basın ekibinin elinden geleni yapacağını belirtti. Hegseth dar bir pozisyon aldı: İranlılarla er ya da geç uğraşmak zorunda kalacağız, o yüzden bunu şimdi yapalım. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Teknik değerlendirmeler sundu: Belirli bir kuvvet seviyesiyle kampanyayı şu kadar sürede yürütebiliriz. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">General Caine ise temkinliydi; riskleri ve kampanyanın mühimmat stoklarını nasıl tüketeceğini ortaya koydu. Görüş belirtmedi; duruşu şuydu: Eğer Trump operasyonu emrederse ordu bunu yerine getirir. Başkanın iki üst düzey askeri yetkilisi de kampanyanın nasıl ilerleyeceğini ve İran’ın askeri kabiliyetlerini nasıl zayıflatabileceklerini özetledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sıra Rubio’ya geldiğinde daha net konuştu: “Eğer amacımız rejim değişikliği veya halk ayaklanmasıysa bunu yapmamalıyız. Ama amaç İran’ın füze programını yok etmekse, bu ulaşılabilir bir hedeftir.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Herkes başkanın sezgilerine güvendi. Onun cesur kararlar aldığını, akıl almaz riskler üstlendiğini ve yine de üstesinden geldiğini görmüşlerdi. Şimdi kimse onu engellemeyecekti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Bence yapmalıyız” dedi Trump odaya. İran’ın nükleer silah sahibi olmamasını sağlamak zorunda olduklarını ve İsrail’e ya da bölgeye füze fırlatamamasını garantilemeleri gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">General Caine Trump’a biraz zamanı olduğunu, ertesi gün saat 16:00’ya kadar yeşil ışık vermek zorunda olmadığını belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ertesi gün öğleden sonra Air Force One’da, General Caine’in verdiği süre dolmadan 22 dakika önce Trump şu emri gönderdi:</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Operation Epic Fury onaylanmıştır. İptal yok. Bol şans.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">*&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Jonathan Swan&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">(The New York Times’ın Beyaz Saray muhabiridir ve Donald J. Trump yönetimini takip etmektedir.)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Maggie Haberman (</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">The New York Times’ın Beyaz Saray muhabiridir ve Başkan Trump hakkında haber yapmaktadır.)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Makale Linki:&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">https://www.nytimes.com/2026/04/07/us/politics/trump-iran-war.html?unlocked_article_code=1.ZFA.k9sG.nFeYxY3sHoiv&amp;smid=nytcore-ios-share</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/trump-abdyi-iranla-savasa-nasil-surukledi-1775749482.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya liderleri ateşkesi övse de Trump&#039;ın kaprisleriyle sarsılıyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dunya-liderleri-ateskesi-ovse-de-trumpin-kaprisleriyle-sarsiliyor-13037</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dunya-liderleri-ateskesi-ovse-de-trumpin-kaprisleriyle-sarsiliyor-13037</guid>
                <description><![CDATA[Trump’ın "medeniyetleri yok etme" tehditleri karşısında stratejik bir sessizliğe gömülen Avrupa, diplomatik etkisinin sınırlarıyla yüzleşti. İran savaşı şimdilik durmuş olabilir; ancak dünya liderleri artık Washington’ı yönlendirme konusundaki derin çaresizliklerini ve bu yeni dünya düzeninin ağır maliyetini biliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa ve dünyanın dört bir yanında savaş, ekonomileri hasara uğrattı, siyaseti altüst etti ve Başkan Trump’ın ani kararlarıyla başa çıkmada seçeneklerin azlığını bir kez daha ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünya liderleri Çarşamba günü ABD, İsrail ve İran’ın geçici bir ateşkes anlaşmasına vardığını duyunca rahat bir nefes aldı. Başkan Trump, zaten küresel krizlere yol açan savaşı tırmandırma yönündeki apokaliptik tehdidinden vazgeçti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak bu rahatlama, son altı haftada Trump’ın başlattığı savaşın ekonomileri, enerji arzlarını, iç siyasetleri ve dünyanın en büyük süper gücüyle ilişkileri sarsmasını çaresizce izleyenlerin hissettikleri derin güçsüzlük duygusuyla gölgelendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İki haftalık ateşkes kalıcı hale gelse bile, özellikle Avrupa’daki liderler, bu savaşın küresel ekonomi ve güvenlik ortamında açtığı çatlakları onarmak zorunda kalacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yarattığı dostlarını da düşmanlarını da aynı şekilde savurduğu bu yeni dünya düzeninde daha iyi nasıl yol alacaklarını düşünecekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünya ülkeleri, Trump’ın eylemlerine karşı alarm verse de kendilerini korumak için pek az yöntem bulabildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, sosyal medya platformu X’te şöyle yazdı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Bugün dünya dün olduğundan daha iyi bir yer mi? Kesinlikle evet. Ama 40 gün öncesine göre mi? Oldukça şüpheli.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran savaşının açık sözlü bir karşıtı olan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, ateşkesleri “özellikle adil ve kalıcı bir barışa yol açacaksa iyi haber” olarak nitelendirdi. Ancak Trump’ın askeri kampanyasını sert bir şekilde kınamayı da ihmal etmedi: “Anlık rahatlama, yarattığı kaosu, yıkımı ve kaybedilen hayatları unutturamaz. İspanya hükümeti, dünyayı ateşe verenleri sadece bir kova suyla çıkıp geldikleri için alkışlamayacak. Şimdi gereken: diplomasi, uluslararası hukuk ve BARIŞ.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa dışında Umman, Japonya, Malezya ve Avustralya gibi ülkeler de ateşkes için övgüde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, Sky News’e yaptığı açıklamada anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve savaşın sona ermesini umduğunu söyledi, “çünkü bunun Avustralya’daki ve bölgemizdeki sıradan vatandaşlar üzerinde büyük etkisi var.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Albanese, Trump’ın ateşkes duyurusundan bir gün önce yaptığı “Bu gece İran’da bir medeniyet ölecek” şeklindeki tehdidine de doğrudan eleştiri getirdi ve “ABD Başkanı’nın böyle bir dil kullanmasının uygun olmadığını” belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Diğer liderler ise savaşın küresel enerji arzını bozmasına ve yakıt fiyatlarını uçurmasına, tüketiciler üzerindeki yükü hafifletmek için birçok hükümetin pahalı önlemler almasına neden olmasına ağır vurgu yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durum büyük ölçüde İran’ın hayati öneme sahip petrol ve gaz koridoru Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini engelleme çabalarından kaynaklanıyor. Ateşkes anlaşması, gemilerin İran ordusuyla koordinasyon sağlaması şartıyla boğazdan güvenli geçişine izin veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Çarşamba günü yaptığı açıklamada “Şimdi hedef, önümüzdeki günlerde savaşa kalıcı bir son vermek için müzakere olmalı” dedi. Bu müzakerelerin “ciddi bir küresel enerji krizini önleyebileceğini” de sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Liderler, bu savaşta ya da başka herhangi bir çatışmada Trump’ı etkileme konusunda çok az güce sahip olduklarını gördükleri için büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın savaşçı ve sık sık değişen açıklamalarını yorumlamanın zorluğu bir aydır devam eden bir meydan okuma oldu. Bazı liderler yumuşak destek, ölçülü itiraz ya da bazen sadece kamuoyu önünde sessiz kalarak Trump’ın fikrini kendiliğinden değiştirmesini umdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Örneğin Salı günü Trump, İran’a karşı “bir medeniyeti yok edeceğiz” tehdidini savurduğunda, ne Almanya Şansölyesi Merz, ne İngiltere Başbakanı Keir Starmer ne de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu açıklamaya kamuoyu önünde tepki verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, kasıtlı bir sessizlik gibi görünüyordu; Amerikan başkanını provoke etmekten kaçınmak ve Pakistan hükümetinin öncülüğünde diplomatların perde arkasında ateşkesi güvence altına çalışması içindi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun yerine Macron ve Merz, X platformunda alakasız paylaşımlar yaptı. Avrupa’daki yetkililer, son bir aydır petrol ve gaz fiyatlarındaki ani yükselişin ekonomik ve siyasi etkilerini hafifletmeye çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İtalya’da bir öğretmen sendikası başkanı, yakıt kıtlığı devam ederse okulların son haftalarda uzaktan eğitime dönmek zorunda kalabileceğini uyardı. Kriz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi siyasi olarak hassas bir dönemde vurdu; kendisi yargı reformu referandumunu kaybetmişti. Meloni’nin kabinesi, tüketicilere biraz rahatlama sağlamak için en az Mayıs sonuna kadar yakıt vergilerini düşürdü. İspanya da enerji vergilerini indirdi. Alman yetkililer benzin istasyonlarının günde yalnızca bir kez fiyat artırabilmesine izin verdi ve tüketicilere yardımcı olacak ek önlemleri tartışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Avrupa Sendikalar Konfederasyonu Çarşamba günü, krizin uzaması halinde tipik bir AB hanesinin bu yılki enerji maliyetlerinin yaklaşık 2.000 euro (yaklaşık 2.300 dolar) artabileceğini tahmin etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uzmanlar, müzakerelerde ilerleme olsa bile daha fazla desteğe ihtiyaç duyulabileceğini söylüyor. Milano’daki Bocconi Üniversitesi Ekonomi Profesörü Tito Boeri, “Şimdiye kadar yapılanlar enerji altyapısında derin hasarlara yol açtı. Hürmüz Boğazı yeniden açılsa bile bu ülkelerin tam kapasiteye dönmesi zaman alacak” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Çarşamba günü Basra Körfezi’ne giderek müttefiklerle görüşeceği ve boğazın uluslararası gemilere kalıcı olarak açık kalmasının nasıl sağlanacağını tartışacağı belirtildi. Bu ziyaret, ateşkes duyurusundan önce planlanmıştı ve İngiltere’nin son haftalarda 40’tan fazla ülkeden diplomat ve askeri planlamacılarla düzenlediği henüz tam bir eylem planı üretemeyen Hürmüz Boğazı görüşmelerini takip ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Derleyen Jim Tankersley (New York Times)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Makale Linki: <a href="https://www.nytimes.com/2026/04/08/world/europe/iran-ceasefire-world-reaction.html">https://www.nytimes.com/2026/04/08/world/europe/iran-ceasefire-world-reaction.html</a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/dunya-liderleri-ateskesi-ovse-de-trumpin-kaprisleriyle-sarsiliyor-1775748563.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baş terörist*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bas-terorist-13031</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bas-terorist-13031</guid>
                <description><![CDATA[Paul Krugman, Trump'ın İran'ın sivil altyapısını (elektrik santralleri ve köprüler) eşzamanlı yok etme tehdidini, siyasi hedefler için masumlara şiddet uygulamayı içeren "terörizm" tanımıyla (ABD'nin kendi kurumlarının tanımıyla) birebir örtüştüğünü savunuyor. Krugman'a göre bu şiddet vaadi bir güç gösterisi değil; aksine, ABD ordusunun devasa ateş gücüne rağmen Hürmüz Boğazı'nı açmadaki stratejik çaresizliğinin ve zayıflığının bir itirafı. Yazar, olası savaş suçlarını önlemek için Amerikan ordusundaki üst düzey komutanları "yasadışı emirlere" direnmeye, siyasileri ise partici hesapları bırakıp bu gidişata karşı çıkmaya çağırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çirkin gerçekle yüzleşme vaktimiz geldi</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ICE'a (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) göre –evet, bildiğimiz ICE– terörizm, "belirli bir ideolojiyi ilerletmek amacıyla insanlara veya mülke yönelik şiddet veya şiddet tehdidini içerir." Resmi web sitesi şu şekilde devam ediyor: "Teröristler amaçlarına ulaşmak için kimi incittiklerini veya öldürdüklerini umursamazlar."</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Eğer Donald Trump'ın pazar günü Truth Social'da paylaştığı yukarıdaki gönderiyi henüz okumadıysanız, okumak için bir dakikanızı ayırın. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">*Donald J. Trump*&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">@realDonaldTrump&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Salı günü Enerji Santrali Günü ve Köprü Günü olacak; hepsi tek bir günde, İran’da. Bunun gibi bir şey olmayacak!!! Boğazı açın lan siz manyak herifler, yoksa Cehennem’de yaşayacaksınız – İZLEYİN SADECE! Allah’a hamdolsun. Başkan DONALD J. TRUMP</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">05 Nisan 2026, 08:03</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Medyadaki yumuşatılmış ve aklanmış tasvirlere güvenmeyin. Sonra da bana Trump'ın, kendi yetkililerinin yaptığı terörist tanımına mükemmel bir şekilde uymadığını söyleyin.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bana onun davasının haklı olduğunu, İran rejiminin şeytani olduğunu söylemeyin. Teröristler her zaman bunu söyler ve bu bazen doğru olsa bile, terörizm amaçlarından ziyade araçlarıyla –siyasi hedeflere masumlara şiddetle saldırarak ulaşma girişimiyle– tanımlanır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ve Trump'ın tam olarak yaptığı şey de bu: İstediği olmazsa sivil altyapıya saldırmakla tehdit ediyor. Ve Trump temel hizmetleri –elektrik santrallerini!– hedef almaktan bahsettiğine göre, bu sadece mülke değil, aynı zamanda insanlara yönelik de bir saldırı tehdididir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pazar gününün ilerleyen saatlerinde Trump Axios'a verdiği demeçte, ABD'nin İran ile "derin müzakereler" yürüttüğünü söyledi. Böyle bir şeyin yaşandığına şüphe ettiğim için beni bağışlayın. Ancak sözlerine devam ederek, salı gününe kadar bir anlaşmaya varılmazsa "oradaki her şeyi havaya uçuracağını" ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu tehditleri, askeri hedeflere saldırıyormuşuz gibi bir bahaneye bile sığınmadan savurdu; bırakın eylemlerinin yol açacağı ölüm ve acılardan pişmanlık duymayı, aksine bundan zevk alıyor gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak bir kez daha düşününce, Trump'ın bir şiddet tehdidinde bulunduğunu söylememeliyim; o şiddet vadediyor. Bu iğrenç gönderi bir müzakere stratejisinin parçası değil, zira ne de olsa İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yarın akşama kadar açma ihtimali sıfır. İran rejimi istese bile boğazı bu kadar kısa sürede neredeyse kesinlikle açamazdı: Herkesin hemfikir olduğu üzere, İran'daki askeri kontrol, ABD ve İsrail'in liderlik kadrosunu hedef alan saldırılarının etkilerini sınırlamak amacıyla yerel komutanlara dağıtılmış durumda. Dolayısıyla Tahran'dakilerin, isteseler bile, tüm İran ordusuna bu kadar kısa bir süre içinde geri çekilme emri vermelerinin hiçbir yolu yok.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Elbette geri çekilmek de istemiyorlar, çünkü İran'ın kazandığını düşünüyorlar. Her ne kadar bunu asla itiraf etmeseler de, Trump ve çevresindekiler de öyle düşünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çünkü terörizm zayıfların stratejisidir. Aşırılık yanlılarının, askeri harekat veya suç teşkil etmeyen diğer yollarla amaçlarına ulaşma yeteneğinden yoksun olduklarında başvurdukları şeydir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İşte Trump ve yetkilileri kendilerini tam da bu noktada buluyorlar. Güçlü bir ordu devraldılar (ki bu orduyu hızla zayıflatıyorlar), ancak devasa ateş gücüne rağmen bu ordu Hürmüz Boğazı'nı normal trafiğe açacak imkanlardan yoksun. Bu yüzden Trumpçılar, Amerika'nın hedeflerine ulaşmasında hiçbir işe yaramayacak olsa bile, masum sivillere acı ve ölüm dayatmaya hazırlanıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kendi koyduğu süre dolduğunda ve Boğaz hala kapalı kaldığında Trump'ın ne yapacağını bilmiyorum. Muhtemelen o da bilmiyor. Ancak devasa boyutta savaş suçları işlemeyi vadediyor. Trump'ın yakın çevresinde yer almayan ve herhangi bir nüfuza sahip olan herkesin görevi, onu durdurmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">En acil olarak, askeri yetkililer yasadışı emirlere itaat etmeme hakkına ve görevine sahip olduklarının bilincinde olmalıdır. Bu noktaya, özellikle de bu kadar hızlı gelmiş olmamız inanılmaz ama işte buradayız. Hatırlayacağınız üzere Amiral Alvin Holsey, iddialara göre sözde uyuşturucu teknelerine yönelik yasadışı saldırılara taraf olmayı reddettiği için aralık ayında istifa etmişti. Trump'ın şimdi yapacağını söylediği şey ise bundan katbekat daha kötü. Ve üst düzey subayların savaş suçlarına katılmayı reddetmesi, bu kötülüğü başladığı yerde durdurabilecek tek şey olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bir zamanlar onurlu olan ordumuzun ne derece yozlaştığını işte şimdi öğreneceğiz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ordunun ötesinde, Amerika'daki her bir politikacı, hatta söylemeye cüret edeyim her bir kamuoyu figürü, Trump'ın kendi adlarına hareket etmediğini açıkça belirtmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump'ın tamamen raydan çıktığını bilen –ki çoğu biliyor– Cumhuriyetçilerin, parti içi ön seçimlerde rakiplerini destekleyebileceği korkusuyla ona boyun eğmeye devam etmelerinin zamanı değildir. İnsan, siyasetin o kanadında hala birkaç gerçek vatanseverin kaldığını umut ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Demokratların, dış politika konusunda sessiz kalmalarını ve sadece market fiyatları hakkında konuşmalarını tavsiye eden stratejistleri dinlemelerinin zamanı da değil. Zira bu, aslında kötü bir siyasi tavsiyedir: Kamuoyunun Kongre'deki Demokratları küçümsemesi, onların zayıf ve etkisiz olduklarına dair algılarla yakından ilgilidir ve Trump'ın cani deliliğini görmezden gelmek bu algıyı yalnızca güçlendirecektir. Kaldı ki, her geçen gün daha da popülaritesini yitiren bu savaşın halkı "bayrak etrafında toplama" (rally-around-the-flag) gibi bir etkisi de olmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak her halükarda, siyasi hesaplar vatandaşlık görevinin arka planında kalmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şu anda korkunç ama inkar edilemez bir gerçek var ki, Amerika'nın terörist bir başkanı va r. Ve tüm dünya bunu biliyor. Ancak dünyaya onun bir sapma olduğunu, bizim terörist bir ulus olmadığımızı göstermek için hala bir şansımız var. Bunu, bizi biz yapan değerleri her zaman olduğu gibi savunarak yapabiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Paul Krugman (Ekonomist, akademisyen, köşe yazarı ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibidir. )</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu yazı, Paul Krugman’ın Substack hesabında bugün (6 Nisan 2026) yayınlanan tam metnidir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Makale Linki:&nbsp;https://paulkrugman.substack.com/p/the-terrorist-in-chief</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren:</strong> İlyaz Buzgan</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/bas-terorist-1775589610.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni dünya düzeni: İran ve Gazze sadece başlangıç*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-dunya-duzeni-iran-ve-gazze-sadece-baslangic-13024</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-dunya-duzeni-iran-ve-gazze-sadece-baslangic-13024</guid>
                <description><![CDATA[Gazze'deki soykırım sadece başlangıç; teknolojik olarak gelişmiş bir barbarlık çağına, güçlüler için kural olmayan yeni dünya düzenine hoş geldiniz. Chris Hedges, Princeton Üniversitesi’ndeki bu sarsıcı sunumunda, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’yu 'antagonistik etnik adalar' şeklinde parçalama planlarını, uluslararası hukukun iflasını ve Batı’nın 'ahlaki sermayesi' olan Holokost’un nasıl bir 'soykırım aklama' aracına dönüştürüldüğünü ifşa ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gazze'deki soykırım sadece başlangıç. Hoş geldiniz yeni dünya düzenine. Teknolojik olarak gelişmiş barbarlık çağına. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Güçlüler için kural yok, sadece zayıflar için var. Hadi bir güçlüye karşı çık, onun keyfi taleplerine boyun eğmeyi reddet; o zaman üzerine füzeler ve bombalar yağar. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu deliliği her gün izliyoruz: İran'a karşı savaş, güney Lübnan'ın doymak bilmez bombalanması ve Gazze'deki acı. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar hadım edildi, başka bir çağın işe yaramaz uzantılarına dönüştürüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;Bireysel hakların kutsallığı, açık sınırlar ve uluslararası hukuk ortadan kalktı. İnsanlık tarihinin şehirleri küle çeviren, esir nüfusları infaz alanlarına sürükleyen, işgal ettikleri toprakları toplu mezarlar ve cesetlerle dolduran en psikopat yöneticileri intikamla geri döndü ve devasa bir ahlaki uçurum yarattılar. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yasa, yerli ve uluslararası mahkemelerde (Uluslararası Adalet Divanı gibi) bir avuç cesur yargıcın çabalarına rağmen küstahça ihlal ediliyor. Yurtdışında vahşet. Yurtiçinde vahşet.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">BBC muhabiri Lucy Williamson, İsrail'in güney Lübnan'ı "Gazze'yi model alarak yani yıkımın bir çıktısı olarak yeniden barışa giden yol" kisvesinde yok ettiğini bildiriyor. Sadece birkaç hafta içinde Lübnan'da 1 milyondan fazla insan yerinden edildi; bu dünyada kişi başına en yüksek mülteci sayısına sahip ülkenin nüfusunun beşte biri. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Buna Gazze'deki 2 milyon ve İran'daki 3 milyon yerinden edilmiş insanı ekleyin. Toplam 6 milyon insan evsiz kaldı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, kırk yıldır ABD'nin İran'la savaşması için lobi yapıyor. Önceki Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimler büyük ölçüde Pentagon içindeki şiddetli muhalefet nedeniyle bunu reddetti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pentagon, İran'ı varoluşsal bir tehdit olarak görmüyordu ve ABD veya bölgesel müttefikleri için savaştan olumlu bir sonuç öngörmüyordu. Ancak Donald Trump, damadı Jared Kushner ve golf arkadaşı, emlak geliştiricisi Steve Witkoff'tan oluşan beceriksiz müzakere ekibinin teşvikiyle ki her ikisi de ateşli Siyonistler; İsrail'in tuzağına düştü. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, son ABD-İran görüşmelerine katılmıştı ve Kushner ile Witkoff'u "İsrail varlıkları" olarak nitelendirdi. Ulusal Terörle Mücadele Merkezi direktörü Joseph Kent, savaşa itiraz ederek istifa etti ve istifa mektubunda şunu yazdı: “İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail'in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaşın Şubat 28'de başlamasından beri İran'a yönelik kamuoyu gerekçesi sürekli değişti. İran'ın nükleer programını bitirmek için mi? Balistik füze programını engellemek için mi? Marco Rubio'nun dediği gibi, İsrail vurmaya karar verince ABD varlıklarını güvence altına almak için önleyici saldırı mı? İran hükümetinin kitlesel sokak protestolarında yüzlerce hükümet karşıtı protestocuyu öldürmesi nedeniyle mi? Rejim değişikliği mi? İran'ın sözde devlet destekli terörizmini durdurmak mı? Yoksa bunlar başka bir şeyin kılıfı mı?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kesin olan şu ki, İsrail ve ABD rejim değişikliği istiyor. Ama burada ABD ve İsrail'in yolları ayrılıyor gibi görünüyor. İsrail ayrıca Irak, Suriye, Libya ve Lübnan'da olduğu gibi İran'ın fiziksel olarak parçalanmasını, ülkenin düşman etnik ve dini adalara bölünmesini, özünde İran'ı başarısız bir devlete dönüştürmeyi istiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran'da Farslar nüfusun yaklaşık %61'ini oluşturuyor, çeşitli azınlık gruplar (çoğu zaman devlet baskısı gören) kalan %39'u oluşturuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu etnik gruplar arasında Azeriler, Kürtler, Lorlar, Beluçlar, Araplar ve Türkmenler; dini azınlıklar olarak Sünniler, Hristiyanlar, Bahailer, Zerdüştler ve Yahudiler var. İran'ın antagonistik etnik ve dini adalar şeklinde parçalanması, İsrail'i bölgenin hakim gücü haline getirir; komşularını doğrudan işgal etmese bile vekiller aracılığıyla kontrol edip boyunduruk altına almasını sağlar. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu, uzun zamandır arzulanan “Büyük İsrail” hayali için gereklidir. Ayrıca yabancı devletlerin İran'ın dünyanın ikinci en büyük doğalgaz rezervlerini ve küresel petrol rezervlerinin %12'sini kontrol etmesini mümkün kılar. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail'in Filistinlilere, Lübnanlılara ve şimdi İranlılara karşı haçlı seferi, Holokost sırasında 6 milyon Yahudi'nin yok edilmesiyle meşrulaştırılıyor. Ama Küresel Güney'de, özellikle Filistinliler arasında şu gerçek gözden kaçmıyor: Holokost araştırmacılarının neredeyse tamamı Gazze'deki soykırımı kınamayı reddetti. Holokost'u araştıran ve anan kurumların hiçbiri bariz tarihsel paralellikleri kurmadı veya bu kitlesel katliamı lanetlemedi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Holokost araştırmacıları, birkaç istisna dışında, gerçek amaçlarını ortaya koydu: İnsan doğasının karanlık yönünü ve hepimizin kötülük yapmaya yatkınlığını incelemek değil; Yahudileri ebedi kurban olarak kutsallaştırmak ve İsrail'in yerleşimci sömürgeciliğini, apartheid ve soykırım suçlarını aklamak. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Holokost'un gasp edilmesi, Filistinli kurbanları “Filistinli oldukları için” savunamaması, Holokost çalışmalarının ve anıtlarının ahlaki otoritesini paramparça etti. Bunlar soykırımı önlemek için değil, gerçekleştirmek için; geçmişi anlamak için değil, bugünü manipüle etmek için araçlar olarak ifşa oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Holokost'un yalnızca İsrail ve Siyonist destekçilerinin tekeline ait olmadığına dair en ufak bir kabul bile hızla bastırılıyor. Los Angeles Holokost Müzesi, “ASLA TEKRAR YALNIZCA YAHUDİLER İÇİN OLAMAZ” yazan bir Instagram paylaşımını gelen tepkiler sonrası sildi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Siyonistlerin elinde “Asla tekrar” yalnızca Yahudiler için geçerlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Aimé Césaire, Sömürgecilik Üzerine Söylev’inde Hitler'in yalnızca “beyaz adamın aşağılanması” nedeniyle özellikle zalim göründüğünü yazar; Avrupa'ya daha önce yalnızca Cezayir Araplarına, Hindistan'ın “coolie”lerine ve Afrika'nın zencilerine ayrılmış sömürgeci yöntemleri uyguladığını söyler. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tazmanya Aborjin nüfusunun neredeyse tamamen yok edilmesi, Almanların Herero ve Namaqua katliamı, Ermenilerin başına gelenler, 1943 Bengal kıtlığı dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in Hinduları “hayvani bir halk, hayvani bir din” olarak nitelendirmesi Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombalarının atılması, “Batı uygarlığı” hakkında temel bir şeyi gösterir. Soykırım bir anomali değildir; Batı “uygarlığının” DNA'sına kodlanmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Langston Hughes şöyle demişti: “Amerika'da zencilerin faşizmin eylem halini anlatmaya ihtiyacı yok. Biz biliyoruz. Kuzey Avrupa üstünlüğü teorileri ve ekonomik baskı, bizim için uzun zamandır gerçekliktir.” Naziler Nürnberg Yasalarını hazırlarken, onları Siyahları oy hakkından mahrum bırakan Amerikan yasalarını model aldılar. Amerika'nın ABD topraklarında yaşayan Kızılderililere ve Filipinlilere vatandaşlık vermeyi reddetmesi Alman faşistlerinin Yahudilerden vatandaşlığı geri almasına örnek oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerika’nın (ırklar arası evliliği suç sayan) ırka karışma yasaları Alman Yahudileri ile Aryanlar arasındaki evlilikleri yasaklamaya ilham verdi. Amerikan hukuk sistemi, %1 oranında bile Siyah kanı taşıyan herkesi Siyah sayıyordu (“bir damla kuralı”). Naziler ise ironik şekilde daha esnek davrandı ve üç veya daha fazla nesilde Yahudi büyükanne/büyükbabası olan herkesi Yahudi saydı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Meksika, Çin, Hindistan, Avustralya, Kongo ve Vietnam gibi ülkelerde sömürge projelerinin milyonlarca yerli kurbanı, Yahudilerin mağduriyetinin “eşsiz” olduğu yönündeki boş iddialara sağırdır. Onlar da holokostlar yaşadı, ama bu holokostlar Batılı failleri tarafından küçümsendi veya kabul edilmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail, Hristiyan faşistlerin ve aşırı sağın kendi ülkelerinde yaratmak istediği etnonasyonalist devletin somutlaşmış halidir; siyasi ve kültürel çoğulculuğu, yasal, diplomatik ve etik normları reddeden bir devlettir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail, aşırı sağ tarafından hayranlıkla karşılanır çünkü insani hukuku bir kenara atmış ve “insan kirleticileri”nden toplumunu “temizlemek” için ayrım gözetmeyen ölümcül güç kullanmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Holokost'un “eşsiz” olarak çarpıtılması Primo Levi'yi rahatsız etmişti. Levi 1944-1945'te Auschwitz'de tutulmuştu ve Auschwitz'te Hayatta Kalmak kitabını yazmıştı. Levi, apartheid devleti İsrail'in ve onun Filistinlilere muamelesinin keskin bir eleştirmeniydi. Shoah'ı “tükenmez bir kötülük kaynağı” olarak görüyordu; “bu kötülük, hayatta kalanlarda nefret olarak devam eder ve herkesin iradesine rağmen binbir şekilde ortaya çıkar: intikam susuzluğu, ahlaki çöküş, inkâr, yorgunluk ve teslimiyet olarak” diye ekler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Levi, “nuans ve karmaşıklığı reddeden” Siyah-Beyazcı Maniheizmi kınıyordu. “İnsan olaylarını çatışmalara, çatışmaları düellolara, biz ve onlar'a indirgeyenleri” lanetliyordu. “Toplama kamplarındaki insan ilişkileri ağı basit değildi; iki bloka yani kurbanlara ve zalimlere indirgenemezdi.” Düşmanın dışarıda olduğunu, ama aynı zamanda içeride de olduğunu biliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Mordechai Chaim Rumkowski, “Kral Chaim” olarak bilinirdi; Polonya'daki Łódź gettosunu Nazi işgalcileri adına yönetmişti. Getto bir köle çalışma kampına dönüşmüş, Rumkowski ve Nazi efendilerini zenginleştirmişti. Muhalifleri ölüm kamplarına sürgün etmişti. Kız ve kadınlara tecavüz etmiş, tacizde bulunmuştu. Sorgusuz sualsiz itaat talep etmişti. Zalimlerinin kötülüğünü somutlaştırmıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Levi için o, benzer koşullarda çoğumuzun dönüşebileceği şeyin bir örneğiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“[H]epimiz Rumkowski'de yansırız, onun belirsizliği bizimdir, ikinci doğamızdır; kilden ve ruhtan yoğrulmuş melezleriyiz,” diye yazmıştı Levi; Boğulanlar ve Kurtulanlar kitabında. “Onun ateşi bizim ateşimizdir; Batı uygarlığımızın ‘borular ve davullarla cehenneme inen’ ateşi ve onun sefil süsleri, sosyal prestij sembollerimizin çarpık bir görüntüsüdür.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Rumkowski gibi biz de güç ve prestij karşısında öylesine büyüleniriz ki temel kırılganlığımızı unuturuz,” diye devam etmişti Levi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“İster isteyerek ister istemeyerek güçle uzlaşırız; hepimizin getto içinde olduğunu, gettonun duvarlarla çevrili olduğunu, getto dışında ölüm lordlarının hüküm sürdüğünü ve yakında trenin beklediğini unuturuz.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Levi, kurban ile zalim arasındaki çizginin jilet kadar ince olduğunu anlamıştı. Hepimiz gönüllü cellat olabiliriz. Yahudi olmak veya Holokost'tan kurtulmuş olmak doğuştan ahlaki kılmaz. Bu nedenle Levi İsrail'de istenmeyen kişiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Siyonistler Holokost ve Yahudi devletinde amaç, anlam ve silinmez bir ahlaki üstünlük bulur. 1967 savaşından sonra İsrail Gazze, Batı Şeria (Doğu Kudüs dahil), Suriye'nin Golan Tepeleri ve Mısır'ın Sina Yarımadası'nı ele geçirince, Amerikalı sosyolog Nathan Glazer'in onaylayarak gözlemlediği gibi, İsrail “Amerikan Yahudilerinin dini” haline geldi. Holokost onların “ahlaki sermayesi” oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Avrupalı tarihçi Charles S. Maier “Ustalaşılamaz Geçmiş” kitabında şöyle yazar: “Yahudi acısı tarif edilemez, iletilemez olarak gösterilir, ama her zaman ilan edilmesi gerekir. Yoğun şekilde özeldir, sulandırılmamalıdır; ama aynı zamanda kamusaldır ki zarif toplum suçları onaylasın. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çok özel bir acı kamusal mekanlarda kutsanmalıdır: Holokost müzeleri, anıt bahçeleri, sürgün yerleri ki bunlar Yahudi değil, sivil anıtlar olarak adlandırılır. Ama Holokost'un gerçekleştiği yerden uzak bir ülkede, örneğin ABD'de bir müzenin rolü nedir? </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Acı çeken insanları birleştirmek mi, yoksa Yahudi olmayanları eğitmek mi? ‘Burada da olabilir’ diye hatırlatmak mı? Yoksa bazı özel ayrıcalıkların hak edildiğini mi ilan etmek? Özel bir keder aynı anda kamusal bir yas nasıl olabilir? Ve eğer soykırım kamusal bir yas olarak sertifikalandırılırsa, başka özel yasların da haklarını kabul etmemiz gerekmez mi?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">”Eşsiz acı, eşsiz hak talep eder.İsrail'in “var olma hakkı” adına işlediği her suç, bu eşsizlik adına meşrulaştırılır. Sınır yoktur. Dünya siyah-beyazdır; Nazizm'e karşı bitmeyen bir savaş vardır . Nazizm kime karşı çıkıldığına göre şekil değiştirir. Bu kana susamışlığa karşı çıkmak antisemit olmak, Yahudilere yönelik yeni bir soykırımı kolaylaştırmak anlamına gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu basit formül yalnızca İsrail'in çıkarlarına değil, kendi soykırımlarını da örtbas etmek isteyen sömürgeci güçlerin çıkarlarına hizmet eder. Nazi Holokost'unun kutsallaştırılması tuhaf bir takas imkanı sunar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;İsrail'i silahlandırmak ve finanse etmek, BM kararlarını ve yaptırımları engellemek, Filistinlileri ve destekçilerini şeytanlaştırmak, Yahudilere destek ve Holokost'taki kayıtsızlığa kefaretin kanıtı haline gelir. İsrail de buna karşılık Batı'yı Holokost sırasındaki kayıtsızlığından ve Almanya'yı suçu işlemekten arındırır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Almanya bu uğursuz ittifakı kullanarak Nazizmi Alman tarihinin geri kalanından özellikle Alman Güneybatı Afrika'sında (şimdiki Namibya) Nama ve Herero'ya karşı işlenen soykırımdan ayırır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrailli tarihçi ve soykırım araştırmacısı Raz Segal şöyle yazar: “Bu sihir, İsrail Filistinlilere soykırım uygularken Filistinlilere karşı ırkçılığı meşrulaştırır. Holokost'un eşsizliği fikri, Holokost'a yol açan dışlayıcı milliyetçiliği ve yerleşimci sömürgeciliği sorgulamak yerine yeniden üretir.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Stockton Üniversitesi Holokost ve Soykırım Çalışmaları programının direktörü Prof. Segal, 13 Ekim 2023'te Gazze savaşına dair “Bir Ders Kitabı Vakası” başlıklı makale yazmıştı. Holokost'ta ailesini kaybetmiş bir İsrailli Holokost araştırmacısından gelen bu kınama çok yalnız bir duruştu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Segal, İsrail hükümetinin Filistinlilerden Gazze'nin kuzeyini boşaltmalarını talep etmesini ve İsrailli yetkililerin Filistinlileri “insan hayvanları” olarak nitelendiren kan dondurucu söylemini görünce soykırım kokusunu almıştı</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Önleme ve ‘asla tekrar’ fikrinde öğrencilerimize öğrettiğimiz gibi kırmızı bayraklar vardır; bunları fark ettiğimizde süreci yani yeni soykırımı durdurmak için çalışmalıyız,” demişti Segal bana, “henüz soykırım olmasa bile.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Segal dürüstlüğünün bedelini ödedi. Hiçbir kınama yapmamış olan Minnesota Üniversitesi Holokost ve Soykırım Çalışmaları Merkezi'nin direktörlük teklifi geri çekildi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Segal ve ben Trenton eyalet meclisinde IHRA (Uluslararası Holokost Anma İttifakı) tasarısına karşı görüş belirttiğimizde; ki bu tasarı İsrail devletini eleştirmeyi antisemitizmle eşitlemekteydi; Siyonistler tarafından yuhalandık ve komite başkanı mikrofonlarımızı kesti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orada ifade özgürlüğünü savunduğumuz halde, gerçek zamanlı olarak ifade özgürlüğümüz gasp ediliyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Soykırım, antropolog Arjun Appadurai'ne göre kaybedenlerin rahatsız edici gürültüsü olmadan “Dünyayı küreselleşmenin kazananları için hazırlamaya yönelik devasa bir Malthusçu düzeltme” dediği şeyin bir sonraki aşamasıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail'i finanse edip silahlandırması, Gazze'de soykırım yaparken, İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukuki düzeni fiilen çökertti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sistemin artık hiçbir kredisi kalmadı. Batı artık kimseye demokrasi, insan hakları veya Batı uygarlığının sözde erdemleri hakkında vaaz veremez. Bizim bir ulus olarak demokrasi, eşitlik ve insan haklarını teşvik ettiğimiz yalanı bitti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pankaj Mishra şöyle yazar: “Gazze aynı anda baş döndürücü bir kaos ve boşluk hissi verirken, sayısız güçsüz insan için 21. yüzyılda siyasi ve etik bilincin temel nirengisi haline geliyor tıpkı Birinci Dünya Savaşı'nın Batı'da bir kuşak için olduğu gibi.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail ve Filistin'den yedi yıl boyunca muhabir olarak haber yapan hiç kimse bu soykırımı öngörmemişti. Yine de Siyonist projenin kalbinde yatan soykırımcı dürtünün yani İsrail toplumunun büyük kesimlerinin tüm Filistinlileri yok etme ve sürme arzusunun farkındaydık. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu dürtü Siyonizmin doğuşundan beri oradaydı. Nazi yönetimi altında yaşayan Berlinli bir hahamın oğlu, dilbilim profesörü Victor Klemperer günlüğünde şöyle not düşmüştü: “Bana göre, MS 70'teki Yahudi devletine (Kudüs'ün Titus tarafından yıkılması) geri dönmek isteyen Siyonistler, Naziler kadar iğrenç. Kan kokusuyla, eski ‘kültürel köklerle, kısmen ikiyüzlü, kısmen aptalca dünyayı geriye sarmalarıyla, tamamen Nazilerle eşdeğerler.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail'deyken aşırı dinci haham Meir Kahane'yi takip etmiştim; şiddetin Yahudi bir erdem olduğunu, intikamın ilahi bir emir olduğunu iddia ediyordu. Ben oradayken İsrail hükümeti tarafından seçimlere katılmaktan men edilmişti. Kahane 5 Kasım 1990'da New York'ta suikasta uğradı. Kach Partisi, dört yıl sonra Baruch Goldstein'ın (Brooklyn doğumlu bir doktor ve Kach üyesi) Hebron'daki İbrahim Camii'ne girip ibadet eden 29 Filistinliyi öldürmesinden sonra yasaklandı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yüzbaşı üniforması giyen Goldstein, ibadet edenler tarafından etkisiz hale getirilip dövülerek öldürüldü. Editörlerim New York'tan beni hayatta kalanlarla röportaj yapmam için gönderdi. Metni aldıklarında, denge oyunu adına gerçeği örtbas etmek için Yahudi yerleşimcilerle daha fazla röportaj yapmamı istediler onlar Goldstein'ın Filistinlilere karşı şikayetlerini haklı çıkarıyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kach, katliamı destekleyen açıklamalarından sonra ABD tarafından terör örgütü ilan edildi. Ama Kahanizm ölmedi. Yahudi aşırıcılık ve yerleşimciler tarafından beslendi. Kach'ın ırkçı hoşgörüsüzlüğü ve Filistinlilere karşı kitlesel şiddet çağrıları, İsrail toplumunun giderek daha geniş kesimlerine yayıldı. 7 Ekim saldırılarından sonra neredeyse evrensel kabul gördü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu hoşgörüsüzlüğü Netanyahu'nun mitinglerinde gördüm; Netanyahu o zaman Yitzhak Rabin'e karşı seçim kampanyası yürütüyordu ve Rabin Filistinlilerle barış görüşmeleri yapıyordu. Netanyahu'nun destekçileri “Araplara Ölüm”, “Rabin'e Ölüm” gibi Kahane esinli sloganlar atıyordu. Rabin'in Nazi üniforması giydirilmiş bir kuklasını yakıyorlardı. Netanyahu, Rabin için sahte bir cenaze töreninin önünde yürüyordu. Rabin, 4 Kasım 1995'te bir Yahudi fanatik tarafından suikasta uğradı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu 1996'da ilk kez başbakan olduğundan beri bu Yahudi aşırıcılığı yani Itamar Ben-Gvir (oturma odasına Goldstein'ın portresini asmıştı), Bezalel Smotrich, Avigdor Lieberman, Gideon Sa’ar ve Naftali Bennett gibi isimleri besledi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu'nun babası Benzion, Revizyonist Siyonizm'in kurucusu Vladimir Jabotinsky'nin asistanı olarak çalışmıştı ve Benito Mussolini tarafından “iyi bir faşist” olarak nitelendirilmişti. Herut Partisi'nin lideriydi; bu parti İsrail'in tarihi Filistin'in tamamını ele geçirmesini istiyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Herut Partisi'ni kuranlardan birçoğu 1948'de İsrail devletinin kuruluş savaşında terör saldırıları düzenlemişti. Albert Einstein, Hannah Arendt, Sidney Hook ve diğer Yahudi entelektüeller New York Times'ta yayımlanan bir bildiride Herut Partisi'ni “örgütlenmesi, yöntemleri, siyasi felsefesi ve toplumsal cazibesi bakımından Nazi ve Faşist partilere çok yakın” olarak tanımlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Siyonist projenin içinde her zaman var olan bir Yahudi faşizmi damarı vardı; bu, Amerikan toplumundaki faşizm damarını yansıtıyordu. Ne yazık ki bizim ve Filistinliler için bu faşist damarlar artık yükselişte. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gazze'yi yerle bir etme kararı, Kahane hareketinin mirasçıları olan aşırı sağ Siyonistlerin uzun zamandır rüyasıydı. Yahudi kimliği ve Yahudi milliyetçiliği, Nazilerin kan ve toprak ideolojisinin Siyonist versiyonudur.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yahudi üstünlüğü tıpkı Filistinlilerin katledilmesinin kutsanması gibi Tanrı tarafından kutsanmıştır. Netanyahu Filistinlileri İbranilerin Amaleklileri katlettiği Kutsal Kitap pasajıyla karşılaştırmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;Avrupalılar ve Amerikalı sömürgeciler de aynı Kutsal Kitap pasajını Kızılderililere karşı soykırımlarını meşrulaştırmak için kullanmıştı. Yok edilmeleri planlanan düşmanlar ( genellikle Müslümanlar) insan alt türleri, kötülüğün somutlaşmış halidir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şiddet ve şiddet tehdidi, Yahudi milliyetçiliğinin sihirli çemberi dışındakilerle anlaşılabilecek tek iletişim biçimidir. Mesihçi kurtuluş, Filistinliler sürüldüğünde gerçekleşecektir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yahudi aşırıcılar, Müslümanların en kutsal üç mekanından biri olan Mescid-i Aksa'nın yıkılmasını ve yerine “Üçüncü” Yahudi Tapınağı'nın inşa edilmesini talep ediyor; bu hareket Müslüman dünyasını ateşe verecektir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Aşırıcıların “Yahuda ve Samiriye” olarak bahsettiği Batı Şeria, İsrail tarafından ilhak ediliyor. Ultra-Ortodoks Shas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partilerinin dayattığı dini yasalarla yönetilen İsrail, yakında İran'daki despot teokrasiye benzeyecek.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">James Baldwin bu içgüdüsel barbarlığa gerilemeyi öngörmüştü. “Batı nüfusları ele geçirdiklerini ellerinde tutmaya çalışırken aynaya bakmazlarsa dünyada bir kaos yaratma ihtimalleri yakındır. Bu kaos gezegendeki yaşamı bitirmese bile, dünyanın hiç görmediği bir ırk savaşı yaratacak ve doğmamış nesiller adımızı sonsuza dek lanetleyecektir,” diye uyarmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran, Lübnan ve Gazze'deki vahşet, yurtiçinde karşı karşıya olduğumuz vahşetin aynısıdır. Bu soykırımı, kitlesel katliamı ve İran'a karşı haksız savaşı yürütenler, aynı zamanda demokratik kurumlarımızı da parçalayanlardır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İranlılar, Lübnanlılar ve Filistinliler bu canavarları yatıştırmanın mümkün olmadığını biliyor. Küresel elitler hiçbir şeye inanmıyor. Hiçbir şey hissetmiyor. Güvenilmezler. Tüm psikopatların temel özelliklerini sergiliyorlar: yüzeysel cazibe, büyüklük ve kendini önemseyiş, sürekli uyarı ihtiyacı, yalan söyleme, aldatma, manipülasyon ve pişmanlık veya suçluluk duyma eksikliği. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Empati, dürüstlük, merhamet ve özveri gibi erdemleri zayıflık olarak küçümsüyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;“Ben. Ben. Ben.” ilkesine göre yaşıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Erich Fromm Sağlıklı Toplum kitabında şöyle yazar: “Milyonlarca insanın aynı kusurları paylaşması bu kusurları erdem yapmaz; aynı hataları paylaşması hataları gerçek yapmaz ve milyonlarca insanın aynı zihinsel patoloji biçimlerini paylaşması onları sağlıklı kılmaz.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gazze'de neredeyse üç yıldır kötülüğü izliyoruz. Şimdi bunu İran'da izliyoruz. Lübnan'da izliyoruz. Bu kötülüğün siyasi liderler ve medya tarafından mazur gösterildiğini veya maskelendiğini görüyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">En güvenilir görünen New York Times bile Orwelyan biçimde , muhabir ve editörlere Gazze hakkında yazarken “mülteci kampları”, “işgal edilmiş toprak”, “etnik temizlik” ve tabii ki “soykırım” kelimelerinden kaçınmaları yönünde iç memo gönderdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu kötülüğü adlandıran ve kınayanlar burada ve yurtdışında kampüslerde çadır kuran cesur öğrenciler kara listeye alınır ve tasfiye edilir. Tutuklanır ve sınır dışı edilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Üzerimize otoriter devletlerin hepsinde görülen öldürücü bir sessizlik çöküyor. Nereye gittiğini biliyoruz. Görevini yapmazsan, İran savaşını alkışlamazsan, soykırım suçuna karşı çıkarsan, Trump'ın FCC Başkanı Brendan Carr'ın önerdiği gibi yayın lisansının iptal edildiğini görürsün.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Düşmanlarımız var. Ama onlar Filistin'de değil. Lübnan'da değil. İran'da değil. Burada, aramızdalar. Hayatlarımızı dikte ediyorlar. İdeallerimize ihanet ediyorlar. Ülkemize ihanet ediyorlar. Köleler ve efendilerden oluşan bir dünya hayal ediyorlar. Gazze sadece başlangıç. İçeride reform için mekanizma yok. Ya engelleriz ya da teslim oluruz. Geriye kalan tek seçim budur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Chris Hedges'in Princeton Üniversitesi'ndeki sunumu (Mart 2026)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Link: <a href="https://www.youtube.com/watch?v=TV9dkU2E8j0" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.youtube.com/watch?v=TV9dkU2E8j0</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/yeni-dunya-duzeni-iran-ve-gazze-sadece-baslangic-1775501901.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pam ve Kristi, kenara atıldılar</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/pam-ve-kristi-kenara-atildilar-13016</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/pam-ve-kristi-kenara-atildilar-13016</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar, dünyanın en iyi dalkavukları olmak için ellerinden geleni yaptılar. Güney Dakota eski Valisi Noem, Trump’a yüzüne kendi portresi eklenmiş bir Mount Rushmore maketi hediye etmişti. Bondi ise Adalet Bakanlığı binasının önüne somurtkan bir Trump posteri astı. Bu, eski Adalet Bakanı’nın bir zamanlar saygın ve bağımsız olan kurumunu, başkanın kişisel hukuki Gestapo’suna dönüştürme çabasının görsel bir yansımasıydı. Trump’ı ve müttefiklerini soruşturan savcıları temizliyordu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“NYT Yazarı Maureen Dowd, Trump'ın en sadık iki kadın bakanı Pam Bondi ile Kristi Noem'in aşırı yaltaklanmalarına rağmen kovulmalarını ve bu durumun ironisini sert bir dille eleştiriyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Arkadaşımın Paramount+ için mükemmel bir reality show fikri var: “Pam ve Kristi’nin Bahar Tatili Kusma Festivali”. Artık hiçbir şeye tahammülleri kalmamış, her şeyden bıkmış olan kızlar özellikle de onları kapı dışarı eden kötü patronlarından uzaklaşmak için Cancún’a kaçarlar. Birbirlerinin saçlarını tutarak kusarlar. Tatlı tatlı birbirlerini motive ederler. Ama sonra pasaportlarını kaybederler ve sınırdan geri dönemezler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ay caramba! Pam Bondi ve Kristi Noem muhtemelen şimdi bir yerlerde margaritalarının başında ağlıyor ve “Nerede yanlış yaptık?” diye düşünüyorlardır. Başkanın onları “güzel yardımcıları” diye övdüğü o güzel günler ne çabuk geçti?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eleştirmenlerin “Pam Blondi” ve “ICE Barbie” diye adlandırdığı, ortadan kaybolan Adalet Bakanı ve İç Güvenlik Bakanı, dalkavukluğun bile bir sınırı olduğunu acı bir şekilde öğrendiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın ilk döneminde Jeff Sessions, Rusya soruşturmasını durdurmayı reddettiği için Adalet Bakanlığı’ndan kovulmuştu. Ama bu iki kadın, Trump’ı memnun etmek için her şeyi yapmaya hazır olmalarına rağmen kendilerini alçaltıp kurumlarını kirletmelerine rağmen aynı kaderi paylaştılar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump, Çarşamba günü Bondi’ye haberi, birlikte Yüksek Mahkeme’ye giderlerken limuzinde verdi. Orada yargıçları korkutarak doğum hakkıyla gelen vatandaşlığı kaldırmaya çalışıyordu. Wall Street Journal’a göre Trump ona şöyle demiş:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Sanırım zamanı geldi.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adalet Bakanlığı çalışanları da Bondi’nin portresini çöpe atmakta gecikmedi. Noem de aşağılayıcı bir hafta geçiriyordu. Kendisi karmaşık bir aşk üçgeninin içinde sıkışıp kalmıştı. Özel kalemi Corey Lewandowski ile yaşadığı iddia edilen ilişki haberleri, Daily Mail’in kocası Bryon hakkında yayınladığı skandal haberle çakıştı. Bryon, Güney Dakota’nın Castlewood kasabasında sigorta acentesi olarak çalışan zavallı bir adamdı. Bryon, Kristi’nin zorlu kongre duruşmalarında yanında durmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Demokratlar onun sevgilisi ve ikilinin lüks hükümet jetiyle yaptıkları maceraları ortaya dökmüştü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kadınlar, dünyanın en iyi dalkavukları olmak için ellerinden geleni yaptılar. Güney Dakota eski Valisi Noem, Trump’a yüzüne kendi portresi eklenmiş bir Mount Rushmore maketi hediye etmişti. Bondi ise Adalet Bakanlığı binasının önüne somurtkan bir Trump posteri astı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, eski Adalet Bakanı’nın bir zamanlar saygın ve bağımsız olan kurumunu, başkanın kişisel hukuki Gestapo’suna dönüştürme çabasının görsel bir yansımasıydı. Trump’ı ve müttefiklerini soruşturan savcıları temizliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bondi, Adalet Bakanı olduğu ilk günde Trump’a karşı açılan davaları incelemek üzere “Silahlandırma Çalışma Grubu”nu kurdu ve bu davaları baltalamaya çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">James Comey, Letitia James, Adam Schiff, Mark Kelly ve Jerome Powell’a karşı dava açmaya çalıştı ama bunların çoğu ya dağıldı ya da hiçbir yere gitmiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump kadar küçük düşürücü olmak için Comey’nin kızı Maurene’i (deneyimli bir federal savcı) kovdu. 2020’de Trump’ın Biden’ı yendiğine dair hayali kanıtlar aradı. Noem ise Trump’ın sahte maço duruşunu taklit etti. ICE’nin (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) alabildiğine serbestçe hareket etmesine izin verdi. Federal görevliler Minneapolis’te masum insanları vurup öldürdüğünde, kurbanları “iç terör örgütü üyesi” diye karaladı. ICE görevlileriyle birlikte devriye gezerken ICE üniforması giydi, kurşungeçirmez yelek taktı ve tüfek salladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten de kostüm oyununda çok başarılıydı. İdaredeki glam kızı(*) olmaya çalışıyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rushmore Dağının önünden at sırtında geçerken Annie Oakley gibi giyinip DHS’yi (İç Güvenlik Bakanlığı) tanıtan bir reklam bile çekti. Lewandowski (Trump’ın 2015’teki ilk başkanlık kampanyasının yöneticisi), Noem’i tıpkı Trump’ın yaptığı gibi büyük gösterişle dikkat çekecek şekilde yönetiyordu. Ama bu, Trump’ı çok yanlış okumaktı. Noem’in at sırtındaki reklamındaki slogan “Başkan Trump ve Ben” şeklindeydi. Bu, Trump’ın temel kuralını ihlal ediyordu: Trump’la “ve” olmaz. Bu şovun tek yıldızı sadece odur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Renee Good ve Alex Pretti’nin infazları ve Noem’in ölümlerinden sonra onları karalaması, Trump’ın bile midesini bulandıracak seviyedeydi. Noem’in kongre duruşmalarındaki özür dilemeyi reddetmesi, Good ve Pretti’nin ailelerine karşı tavrı ve DHS’deki sevgili skandalı Trump’a göre utanç vericiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şubat ayındaki kongre duruşmasında Bondi ise bütün vakarını bir kenara atıp sahneyi yuttu. Patronunu etkilemek için bağırıp çağırdı, hakaretler etti. Harvard mezunu avukat Jamie Raskin’e Trump’ın taktiğini kullanarak şöyle bağırdı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Bana hiçbir şey söyleyemezsin, yıpranmış kaybeden avukat. Sen avukat bile değilsin.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca Trump’ın savunma yöntemini de benimsedi: Savcıların soruşturmaları ve Epstein dosyalarını garip şekilde yönetmesi hakkındaki soruları keserek bağırıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>“Dow şu anda 50.000’in üzerinde!”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump, onun Demokratlarla yaptığı sert tartışmalardan keyif aldı ama genel olarak kabine üyesi performansını zayıf buluyordu. Onu zayıf, yavaş ve kötü bir iletişimci olarak görüyordu. “Sümüklü” diye nitelendirdiği kişilere karşı iddianame hazırlayamamasına çok sinirleniyordu. Ortada kanıt olmaması Trump için önemsiz bir ayrıntıydı. Bondi’nin Epstein dosyaları konusundaki oyalama taktikleri Trump’ın tabanını da çileden çıkardı. Bir ara “Epstein’in müşteri listesi masamın üzerinde” demişti ama bunun doğru olmadığı ortaya çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Kash Patel ve diğer Trumpçılar, Epstein Adası’nda vakit geçiren herkesi ortaya çıkaracaklarına söz vermişlerdi. Bu örtbas girişimi, Trump’ı da yaraladı çünkü o, bu yırtıcıyla yakın ilişkisinin pis kokusundan bir türlü kurtulamamıştı. Duruşmada Epstein mağdurlarının önünde dosyaların yayınlanmasındaki başarısızlığı ve bazı mağdur isimlerinin yanlışlıkla ifşa edilmesi nedeniyle doğrudan özür dilemeyi reddetmesi durumu daha da kötüleştirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Wall Street Journal’ın haberine göre, hayal kırıklığına uğramış başkan bir ara Beyaz Saray ziyaretçilerine, muhafazakârların sosyal medyada Adalet Bakanı’nı yerden yere vurduğu paylaşımların çıktısını göstermiş. Bir müttefikine Bondi’nin “ne kadar berbat bir iş çıkardığını” uzun uzun anlatmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi İran konusunda köşeye sıkışan Trump’ın daha fazla kişiyi kovma isteği gelebilir. Zaten “Sen kovuldun!” onun klasik lafıdır. Pete Hegseth Pentagon’da nitelikli subayları kovuyor, halbuki asıl gitmesi gereken kendisi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Donald Trump’a kendi kendini güneş kralı ilan eden adama yaltaklanmak, Sisyphos’un cezasından farksızdır. Onun kaprislerine, intikam planlarına, aşırı pohpohlanma ihtiyacına ve hukuka duyduğu küçümsemeye ayak uydurmaya çalışmak her zaman kaybeden bir oyundur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:black">(*)Hollywood tarzı, dergi kapağı gibi, dikkat çekici, "glamorous" (büyüleyici, ihtişamlı) bir görünüm taşıyan kadın için kullanılır.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* <span style="background-color:white"><span style="color:#363636">Maureen Dowd<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" style="color:blue; text-decoration:underline" title=""><span style="background-color:white"><span style="color:#363636">[1]</span></span></a> (New York Times)</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#363636">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Makale linki: https://www.nytimes.com/2026/04/04/opinion/pam-bondi-kristi-noem-trump.html</span></span></p>

<div>&nbsp;
<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" style="color:blue; text-decoration:underline" title="">[1]</a> <span style="background-color:white"><span style="color:#363636">Pulitzer ödüllü köşe yazarı. Son kitabının adı “</span></span><a href="https://www.harpercollins.com/products/notorious-maureen-dowd?variant=42734212218914" style="color:blue; text-decoration:underline"><span style="background-color:white"><span style="color:#121212">Notorious</span></span></a> </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/pam-ve-kristi-kenara-atildilar-1775401209.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump savaşının kontrolünü kaybetti*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-savasinin-kontrolunu-kaybetti-13000</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-savasinin-kontrolunu-kaybetti-13000</guid>
                <description><![CDATA[Trump Çarşamba günü ABD'nin İran'a karşı her taktik karşılaşmayı kazandığını söylerken haklıydı. Kabul etmediği şey ise, başkomutan olarak olayların kontrolünü kaybetmiş olmasıdır. Gerçekten de savaşlar, hızlı ve kesin zafer umutlarından daha uzun ve belirsiz çabalara sıklıkla ani bir yenilgiyle değil, her biri “son hamle” olarak sunulan bir dizi “gerekli adım”la dönüşür; her adım geri çekilmeyi siyasi olarak daha zor ve stratejik netliği daha ulaşılmaz kılar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaş zamanında başkanlar televizyona çıktığında yalnızca olayları anlatmazlar. Onlara anlam yüklemeye çalışırlar. Çarşamba gecesi Başkan Trump, İran'la savaşı sert ama gerekli bir girişim olarak sundu ve bunun olumlu bir sona yaklaştığını belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu zafer anlatısının ipleri, Amerika Birleşik Devletleri'nin Şubat sonlarında Operation Epic Fury'yi başlatmasından beri sürekli sarılıyor. Söylemlerden bazıları şüphesiz doğrudur: Amerikan ve İsrail güçleri havadan güçlü durumda; İslam Cumhuriyeti'nin zayıf savunmasını neredeyse istedikleri gibi delebiliyorlar. Sadece Tahran'ın askeri kapasitesini değil, füze ve drone filolarını üreten sanayi üssünü de büyük ölçüde tahrip ettiler. Saldırılar bir kez daha İran'ın önemli istihbarat zayıflıklarını ortaya çıkardı ve kampanyanın başlangıcında Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in yanı sıra diğer üst düzey askeri ve siyasi liderlerin hedef alınarak öldürülmesini sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak bu savaşta asıl soru hiçbir zaman İran'ın zarar görüp göremeyeceği değildi. Acının teslimiyete dönüşüp dönüşmeyeceğiydi. Şimdiye kadar dönüşmedi. Rejim değişikliği elde edildiği iddiası, bir Hamaney'in yerine başka birinin geçirilmesiyle yalanlanıyor. Üst düzey siyasi kadronun çoğu yerinde dururken, güç daha sert çizgideki askeri figürlere kaymış durumda. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran'ın askeri kapasitesini zayıflatmak, Tahran'ın İsrail'e ve Körfez müttefiklerine düzenli drone ve füze saldırıları düzenleme yeteneğini durdurmadı; bunlar Perşembe günü, yani Trump'ın konuşmasından bir gün sonra da devam etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Belki de en önemlisi, İranlılar Hürmüz Boğazı'ndaki trafiği aksatmayı başardı. İran; daha zayıf ulusların daha güçlü olanlara karşı sıkça avantaj yarattığı bir alanda karşılık verdi: Güçle güce karşı koymak yerine, mücadelenin şartlarını değiştirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran konvansiyonel askeri bir karşılaşmada üstün gelemiyorsa, çatışmayı uzatabilir, maliyetlerini artırabilir, küresel ekonomiyi bozabilir ve Amerikan ve İsrail eforunu mimarlarının beklediğinden çok daha pahalı hale getirebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran bu süreçte, tahrip edilmiş bir orduya sahip olan ve ağır hasar görmüş bir devletin, kitle imha silahına ihtiyaç duymadan rakiplerini rehin tutabileceğini gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu nedenle Washington'un İran'ı su yolunun kontrolünü bırakmaya zorlamak için kullandığı üç yaklaşım yani İran'ın enerji altyapısını yok etmekle tehdit etmek, bozulmayı başkalarının sorunu olarak küçümsemek ve boğazın savaş bittikten sonra “doğal olarak” açılacağını söyleyerek bunu olası bir anlaşma için uzun bir gereklilikler listesine eklemek pek de sonuç vermedi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Haziran'daki 12 günlük savaşta İran'ın gösterdiği askeri eksiklikler ile bu yıl vahşice bastırdığı ülke çapındaki protestolar arasında, bu savaşın savunucuları şunu düşünmüş olabilir: Yaptırımlar, yolsuzluk ve halk öfkesiyle zaten boşalmış bir rejim, yeterince güçlü bir darbe aldığında çatlayacaktır; belki de “sadece hava gücüyle daha elverişli bir siyasi düzen yaratılamaz” şeklindeki geleneksel düşünüşe de bir istisna olacaktı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama direnmek üzere inşa edilmiş, liderliği şehitlik ve direniş kültürüyle yoğrulmuş ve merhametten yoksun bir rejim, baskı yapmaya ve iktidarda kalmaya devam edebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaş İslam Cumhuriyeti'nin karşılaştığı zorlukları arttırsa da, şu an için daha sıkı bir kontrolun yanında, İran liderlerinin kendilerini ulusun zalimleri yerine kuşatılmış bir milletin koruyucuları olarak yeniden konumlandırmasını sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bay Trump'ın şimdi üç seçeneği var. Tırmandırabilir bu yüzden Amerikan güçlerini İran topraklarına göndermek veya deniz yollarını yeniden açmak için stratejik pozisyonları ele geçirmek konuşuluyor. Kara müdahalesi mevcut savaşın basit bir yoğunlaşması olmayacaktır. Onu tamamen dönüştürecektir. İran büyük ihtimalle su yollarını mayınlayacak, ABD askerlerini daha doğrudan hedef alacak, Körfez altyapısına daha agresif saldırılar düzenleyecek ve ek bölgesel aktörleri ateşe çekecektir. Çatışma artık yalnızca İran'ın nükleer hırsları veya hatta rejimi hakkında olmayacaktır. Ticari arterler üzerinden bir mücadeleye dönüşecek ve sonuçları savaş alanının çok ötesine yayılacak bir savaş karşımıza çıkacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan ayrıca İran'ın kapasitesini daha uzun süre düzenli olarak tahrip etmeye devam edip sonra çekilebilir. Konuşmasında önümüzdeki iki-üç hafta içinde İran'ı “aşırı sert vuracağını” vaat etti. Trump çatışma bittikten sonra bile İran'a karşı “nokta vuruşları” yapma ihtimalini gündeme getirdi ve konuşmada, İran'ın moloz altındaki nükleer tesislere yaklaşmaya çalışması halinde füze göndereceğini söyledi. Kan dökülmesini durdurmak olumlu bir gelişme olsa da, bu senaryo Körfez Devletleri ve dünyanın geri kalanı için felaket olur; zira yaralı ve saldırgan bir İran'la uğraşmak zorunda kalacaklar ve bu İran'ın küresel ekonomiyi istediği zaman bozabileceğini göstermiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Son seçenek ise bir anlaşmadır; ki şu anda umut görünmüyor, çünkü Amerika Birleşik Devletleri ile İran'ın anlaşma şartları konusunda çok farklı anlayışları var. Bu çemberi kare yapmak gibi bir şey; iki tarafın yalnızca silahları susturmak yerine temel farklılıkları gerçekten ele alan diplomatik bir çaba göstermesi gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Geçmiş örnek olursa, süreç sinir bozucu, kusurlu ve zafer vaatlerinden çok daha az duygusal tatmin edici olacaktır. Ama Hürmüz'ün yeniden açılması, İran'daki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olacağı, bölgenin güvenlik mimarisi ve Trump'ın kendilerine yardım vaat ettiği İran halkına ne olacağı gibi gerçek meseleleri ele alan tek yol budur.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump Çarşamba günü ABD'nin İran'a karşı her taktik karşılaşmayı kazandığını söylerken haklıydı. Kabul etmediği şey ise, başkomutan olarak olayların kontrolünü kaybetmiş olmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gerçekten de savaşlar, hızlı ve kesin zafer umutlarından daha uzun ve belirsiz çabalara sıklıkla ani bir yenilgiyle değil, her biri “son hamle” olarak sunulan bir dizi “gerekli adım”la dönüşür; her adım geri çekilmeyi siyasi olarak daha zor ve stratejik netliği daha ulaşılmaz kılar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;* Ali Vaez<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> (New York Times)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviri: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Makale Linki:&nbsp;https://www.nytimes.com/2026/04/03/opinion/iran-war-trump-irgc-hormuz.html&nbsp;</span></span></p>

<div>&nbsp;
<div>
<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Uluslararası Kriz Grubu'nun İran projesi Direktörü </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/trump-savasinin-kontrolunu-kaybetti-1775240661.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu savaş Amerika için kötü</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bu-savas-amerika-icin-kotu-12992</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bu-savas-amerika-icin-kotu-12992</guid>
                <description><![CDATA[Vatanı için canını ortaya koyan üniformalı kadın ve erkeklere, neden savaşta olduğumuzu ve eve ne zaman döneceklerini dürüstçe söylemek bir devlet borcudur. Ancak sahadaki gerçeklerle örtüşmeyen istihbarat yorumları ve şeffaf olmayan askeri kampanyalar, halkın orduya ve yönetime olan güvenini zedeliyor. İki eski bakanın kalem aldıkları bu yazı, askeri gücün sadece dürüst bir liderlik ve toplumsal mutabakatla meşruiyet kazanabileceğini savunan bir vicdan muhasebesidir."]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski savunma bakanları olarak, üniformalı erkek ve kadınlarımızı tehlikeye atmak konusunda ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığımızı çok iyi biliyoruz. Savaşa girerken net bir hedef, bu hedefe ulaşacak bir strateji ve askerlerimizi eve geri getirecek bir çıkış planı olması zorunludur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkan, Kongre ve Amerikan halkı olarak savaşa girildiğinde birlik içinde olunmalıdır. Şu anda Orta Doğu’da 50.000’den fazla Amerikan askeri konuşlandırılmış durumda ve Başkan Trump’ın, İran’ın uranyumunu çıkarmak veya Harg Adası’nı işgal etmek üzere kuvvet göndermeyi düşündüğü rapor ediliyor. Her iki operasyon da son derece riskli olup ağır kayıplara yol açabilir ve savaşı uzatabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Canları tehlikede olduğu için, bu fedakâr Amerikan askerlerine ve ailelerine, içinde bulundukları riskleri ve neden savaşta olduğumuzu dürüstçe söylemek borcumuzdur. İran’ın uzun yıllardır ABD’yi, İsrail’i ve Orta Doğu’daki diğer ülkeleri istikrarsızlaştırmakla tehdit ettiği, terör örgütlerini desteklediği, tehlikeli vekil güçleri silahlandırdığı, bölge hedeflerini vurabilecek çok sayıda füze geliştirdiği ve nükleer kapasite kazanma çabaları nedeniyle gerçekten bir tehdit oluşturduğu söylenebilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak şu da bir gerçektir ki, İsrail ve ABD’nin Haziran ayında İran’a karşı yürüttüğü 12 günlük savaş, Tahran’ı ve vekil güçlerini zayıflattı, füze ve hava saldırı kapasitelerini hasara uğrattı ve nükleer bomba geliştirme projesini geriletti. Temmuz ayına gelindiğinde İran artık yakın bir tehdit olmaktan çıkmıştı ve bu sonuca istihbarat kurumlarımız da destek veriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna rağmen Başkan Trump, Amerikan halkını, Kongre’yi veya müttefiklerimizi bilgilendirmeden, İsrail ile birlikte İran yönetim kadrosunu öldürmek ve İslam Cumhuriyeti’ni tamamen çökertmek için bir halk ayaklanması yaratmayı amaçlayan askeri bir kampanyaya katılma kararı aldı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu olmadı. Bu, korkunç bir yanlış hesaptı. O tarihten beri başkan, neden savaşa girdiğimiz konusunda çelişkili açıklamalar yapıyor. Eski savunma bakanları ve eski Kongre üyeleri olarak, ülkemizin net hedefler ve bitiş noktaları olmadan çatışmalara girdiği zaman ortaya çıkan sorunları bizzat yaşadık. Bu tür çatışmalar genellikle trajik, kazanılamaz savaşlara dönüşür ve tarih onları iyi anmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden başkanımız bir hafta içinde “savaş çoktan bitti, neredeyse tamamlandı” ile “henüz ayrılmaya hazır değiliz” arasında gidip geldiğinde, tarihin tekerrür ettiğini görüyoruz. Bu durum, müttefiklerimize ve rakiplerimize, dış politika hedeflerimizin tepkisel ve tek taraflı kararlarla şekillendiğini gösteriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca başkanın Kongre’yi ve Amerikan halkını bypass ederek demokratik normları hiçe saymasının, ordumuz, ABD vatandaşları ve dünya üzerindeki insanlar üzerinde derin sonuçları olduğunu ortaya koyuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkanın İran’daki savaşı büyük bir istikrarsızlık ve belirsizlik yarattı; binlerce insan öldü, milyonlarca insan yerinden edildi ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra birlikte kurduğumuz kurallara dayalı uluslararası düzeni koruma konusundaki Amerikan güvenilirliğini daha da zedeledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerika’nın müttefiklere, ticaret ortaklarına ve dostlara ihtiyacı var. Ancak şimdi, hepimize jeopolitik ve ekonomik fayda sağlayan küresel sistemi birlikte korumak yerine, kendimizi izole ediyoruz. Sonuçlarını zaten görmeye başladık. Ukrayna’da son dört yıldır NATO müttefiklerimizle birlikte II. Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel barış ve güvenliğe yönelik en ciddi tehditle mücadele ettik. Fakat başkanın Rus petrolü üzerindeki yaptırımları kaldırma kararı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i daha güçlü bir konuma getirirken, Ukrayna ve diğer müttefiklerimiz güvenlik taahhüdümüzden şüphe duymaya başladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kanada, İngiltere ve Almanya gibi müttefikler arasında ise savaş, Çin’in daha stratejik bir ekonomik ortak olduğu ve ABD’nin yerini en büyük ticaret ortağı olarak almaya başladığı için, bu ülkelerin bizimle değil Çin’le yeni ticaret anlaşmaları yapması gerektiği görüşünü güçlendiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca bu savaşın yol açtığı her gereksiz saldırı ve her ölümle, Orta Doğu’da ve ötesinde anti-Amerikan duyguları besliyoruz. Bu durum, bizi ve müttefiklerimizi uzun yıllar uğraştıracak yeni bir terör nesli yaratabilir, bölgedeki çatışmaları artırabilir ve sonunda Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel müttefiklerimizi, gelecekteki saldırıları önlemek için ABD askeri üslerini topraklarından çıkarmaya zorlayabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer küresel izolasyondan kaçınmak ve son 80 yıldır dünyanın tanık olduğu refah ve güvenlik çağını korumak istiyorsak, rotamızı değiştirmeliyiz. Bu yıllar tüm ülkelere ve halklara eşit şekilde fayda sağlamadı. Ancak tarihte hiç olmadığı kadar çok insan bugün özgür, eğitimli ve refah içinde yaşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu çağ, NATO’nun ve küresel ticaretin stratejik önemi konusunda iki partili bir uzlaşı üzerine inşa edildi. Bu başkanın o uzlaşıya saygı duymadığı açık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Ancak Amerika bir anayasal cumhuriyettir monarşi değil ve Kongre ile başkan, hükümetin tüm meselelerinde, özellikle güvenlik ve savaş konularında eşit anayasal sorumluluklara sahiptir. Bu temel dengeyi korumalıyız. Kongre halkın evidir. Yasama organımızın savaş yetkileri konusunda hak ettiği rolü yeniden üstlenmesini sağlamak gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kongre’nin atması gereken dört adım vardır: </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaşa yetki veren bir savaş yetkisi kararı onaylamalı, </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş için istenen ek fon taleplerini değerlendirmek için zaman ayırmalı, </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yönetimin askeri eylemlerini, hedeflerini ve stratejilerini tam olarak incelemek üzere oturumlar düzenlemeli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkan ve Kongre, bu savaşın sonunun neye benzeyeceğini ve askerlerimizi eve getirecek bir çıkış planını birlikte belirlemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu çatışmanın bu kadar hızlı tırmanması ve dünyayı istikrarsızlaştırması, doğrudan bir stratejisi olmadan tek başına hareket eden bir başkandan ve anayasal sorumluluklarını terk ederek savaşta denetim rolünü oynamayı başaramayan, siyasi olarak bölünmüş bir Kongre’den kaynaklanmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üniformalı erkek ve kadınlarımızın canı tehlikededir. Ulusumuzun kuruluşunun 250. yıl dönümüne yaklaşırken, siyasi bölünmelerin ve siyasi çıkarların, Amerika’nın güvenliği ve geleceği için canlarını riske atan fedakâr askerlerimize verdiğimiz desteği zayıflatmasına izin vermemeliyiz.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Chuck Hagel<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[1]</a> - Leon E. Panetta<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[2]</a> (New York Times)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Makale linki:&nbsp;&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/04/01/opinion/iran-war-military-us.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/01/opinion/iran-war-military-us.html</a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<div>
<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[1]</a> Eski Savunma Bakanı ve Nebraska’dan eski Cumhuriyetçi Senatördür. Reagan yönetiminde Gaziler İdaresi Yardımcı Yöneticisi olarak görev yapmış ve 1968’de kardeşi Tom Hagel ile birlikte Vietnam Savaşı’nda savaşmıştır. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="">[2]</a> Başkan Bill Clinton’ın Beyaz Saray Genel Sekreteri, eski CIA Direktörü, Savunma Bakanı ve Kaliforniya’nın 16. ve 17. Kongre bölgelerinden eski Demokrat Temsilcisi’dir. </span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/bu-savas-amerika-icin-kotu-1775162271.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Programdan çok ‘önde giden’ savaş*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/programdan-cok-onde-giden-savas-12986</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/programdan-cok-onde-giden-savas-12986</guid>
                <description><![CDATA[Pazartesi günü Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Trump’ın “her zaman” savaşın zaman çizelgesinin dört-altı hafta olduğunu söylediğini belirterek, başkanın ilk tahminine bir hafta daha sıkıştırdı. Salı sabahı ise Hegseth, başkanın çelişkili zaman çizelgelerinin kasıtlı bir belirsizlik olduğunu ima etti. “Dört-altı hafta, altı-sekiz hafta, ya da herhangi bir sayı olabilir,” diye açıkladı. “Ama tam olarak ne olduğunu asla açıklamayız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump yönetiminin İran’la yürütülen savaş hakkında en favori anlatısını artık biliyoruz. Orada ne yapıyor olursak olalım ki bunlar bir devrimi kışkırtmak, yaklaşan bir saldırıyı önlemek, İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek, ülkenin donanmasını ve füze yeteneklerini zayıflatmak, İsrailli müttefikimizi desteklemek ya da “İran’ın onlarca yıl önce başlattığı bir savaşı sürdürmek olsun tek bir konuda teselli bulabiliriz: Bu savaş programın çok önünde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2 Mart’ta Başkan Trump, CNN’den Jake Tapper’a savaşı “biraz önden gidiyor” diye tarif etti. 9 Mart’ta tahminini revize ederek CBS News’e savaşın “programın çok çok önünde” olduğunu söyledi. 26 Mart’taki kabine toplantısında ise başkan işi büyüttü ve savaşı “aşırı, gerçekten, bayağı önden gidiyor” diye nitelendirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üst düzey yetkililer de takvime davet edildi. Hazine Bakanı Scott Bessent çatışmanın programın önünde olduğunu ilan etti. “Savaş memeleri” sekreteri Pete Hegseth ise biraz değiştirerek savaşı “plana uygun” ve “hız açısından önde” diye tanımladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen hafta G7 dışişleri bakanlarıyla görüşmelerden sonra Dışişleri Bakanı Marco Rubio, savaşın “programda veya programın önünde” olduğunu söyledi (hangisini tercih ederseniz).</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir savaşın programda olduğunu, hele hele “önde” olduğunu iddia etmek, bir illüzyon egzersizi; yetkinlik, kontrol ve başarı görüntüsü vermeye yönelik bir girişimdir. Eğer bir program varsa, o zaman bir master plan olmalı ve eğer programın önündeysek, plan işliyor demektir: Savaş iyi gidiyor olmalı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir savaşın programa göre gitmesi, hiçbir şeyin bizi şaşırtmadığı veya niyetlerimizi engellemediği anlamına gelir; hâlâ kontrolün bizde olduğunu gösterir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Özellikle bu başkan için çok önemli olan nokta: Bir program, çatışmanın bir bitiş tarihi olduğunu ima eder; bu da Trump’ın seçim kampanyasındaki “sonsuz savaşlara girmeme” vaadine sadık kaldığı anlamına gelmelidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Böylece “programın önünde” ifadesi, gevşek ama kullanışlı bir şekilde “Amerika önce”ye çevrilir. Bu ifade, Trump’ın emlak geçmişinden kalan bir tiktir. İlk anı kitabı The Art of the Deal’de, ileride başkan olacak adam, çeşitli projelerinin “programın önünde” (genellikle “bütçenin altında” ile birlikte) olduğunu sürekli övünerek anlatır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Trump, işinin hızı veya programının titizliği konusunda insanları kandırmaktan asla çekinmemiştir. Kitapta, Atlantic City’deki bir inşaat alanını, o gün ziyaret edecek olan yönetim kurulunu işin iyi gittiğine inandırmak için bir ekibe makineleri ileri geri sürdürdüğünü anlatır. “Gerekirse,” diye talimat verir bir denetçiye, “buldozerlerle sitenin bir tarafındaki toprağı kazdırıp diğer tarafa döktür.” Programın önünde kalmanın yolu budur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2016 başkanlık kampanyasının sonlarına doğru Trump, Washington’daki Trump International Hotel’i açmak için zaman ayırdı. “Bugünkü temam beş kelime: ‘bütçenin altında’ ve ‘programın önünde’,” dedi. “Hükümette bu kelimeleri pek duymayız ama duyacaksınız.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Vaadini tuttu: Bu kelimeleri bol bol duyduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk döneminde göreve geldikten sadece birkaç hafta sonra Trump, güney sınırındaki duvarın “bayağı önden, bayağı önden — bayağı, bayağı, bayağı önden” gittiğini övünerek söyledi. Birkaç ay sonra yeni uçak gemilerinin programın önünde yapılacağını vaat etti. Ticaret anlaşmalarının programın önünde tamamlandığını söyledi. Covid salgını sırasında bile ekonominin programın önünde toparlandığını iddia etti; sanki ABD Sovyet tarzı beş yıllık üretim planı uyguluyormuş ve biz onu geçiyormuşuz gibi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Salgın, Trump yönetiminin meşru bir “programın önünde” başarısına sahne oldu. Ağustos 2020’de başkan “Aşılarımız var,” diye iddia etti. “Çok yakında onlar hakkında okuyacaksınız, bayağı, bayağı programın önünde.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Operation Warp Speed (Işık Hızı Operasyonu) gerçekten de görevi teslim etti ve aşı geliştirme standart süresini birkaç yıl aşarak kritik bir anda olağanüstü bir başarı gösterdi</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkinci döneminde ise programlar değersizleşti ve kafa karıştırıcı hale geldi. Trump, Beyaz Saray balo salonunun inşaatının (biraz daha az tarihi bir başarı) planlar hâlâ değişken görünse bile programın önünde olduğunu vurguladı;. (Pazar gecesi, taze tasarımları göstererek “Mimarlardan yeni aldık bunları,” dedi .Salı günü ise Washington’daki bir federal yargıç inşaatı şimdilik durdurdu.) </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şubat başlarında “ekonomimizde olanların” “yıllar önde” olduğunu ve Dow Jones endeksinin 50.000’e “üç yıl önden” ulaştığını söyledi. (Ben şahsen borsa hareketleri programını bir-iki gün önceden almayı çok isterdim.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın “programın önünde” takıntısı, 1980’lerde New York Central Park’taki Wollman buz pistini hızla tamamlamasına kadar uzanıyor; MSNow gazetecisi Philip Bump bunu yazmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bump, Trump’ın başkanlığı sırasında 150’den fazla kez “programın önünde” kriterini kullandığını saymış; gaziler için sağlık hizmetlerini reforme etmekten eğitime kadar her konuda. Dolayısıyla İran’daki savaşın da şimdi programın önünde olması kimseyi şaşırtmamalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump yönetiminin bu savaş için çeşitli zaman çizelgeleri tutarsız oldu. Savaş başladığında başkan “dört-beş hafta” sürebileceğini söyledi; ki şu an tam o noktadayız. Mart ortasında “kemiklerimde hissedeceğim zaman biteceğini” söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">20 Mart’ta Trump, ABD’nin hedeflerine “çok yaklaştığı” için savaşı “yavaşlatmayı” düşündüğünü belirtti. İran Hürmuz Boğazı’nı açmazsa İran’ın enerji santrallerine vurma tehditleri de sürekli değişiyor: Önce 48 saat, sonra beş gün, sonra bir 10 gün daha; öyle ki herhangi bir program ve herhangi bir tehdit anlamsız hale geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Salı akşamı başkan “çok yakında iki-üç hafta içinde ayrılacağız” dedi. Bu, Trump’ın ilk zaman çizelgesini aşmış olur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, yönetimin programın gerisinde olduğu anlamına mı geliyor? Hiç de değil. Çünkü Trump aynı zamanda, bir anlamda savaşın “zaten kazanıldığını” da söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçmiş Amerikan savaşları kendi illüzyonlarını yarattı. Vietnam’da ABD yetkilileri sıklıkla düşman ölü sayısını ilerlemenin vekili olarak kullandı: Eğer onlar ölüyorsa, biz kazanıyor olmalıyız. (General William Westmoreland 1967 sonlarında Vietnam’da “tünelin ucundaki ışığı” bu şekilde görmüştü; ancak birkaç ay sonra Tet taarruzu o ışığı hızla söndürdü.) </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Afganistan’da yirmi yıl boyunca ilerlemeyi göstermek için her türlü metrik kullanıldı. Birçoğu —örneğin Afgan güvenlik güçlerinin büyümesi ve eğitimi— hayal ürünü çıktı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hegseth, binlerce İran hedefinin imha edildiğini saymayı seviyor; bu taktik bir rapor, stratejik sürüklenmeyi maskeliyor. İran’da program, en esnek illüzyonumuzdur; hedeflerin değiştiği bir savaşta herhangi bir program diğerleri kadar iyidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Pazartesi günü Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Trump’ın “her zaman” savaşın zaman çizelgesinin dört-altı hafta olduğunu söylediğini belirterek, başkanın ilk tahminine bir hafta daha sıkıştırdı. Salı sabahı ise Hegseth, başkanın çelişkili zaman çizelgelerinin kasıtlı bir belirsizlik olduğunu ima etti. “Dört-altı hafta, altı-sekiz hafta, ya da herhangi bir sayı olabilir,” diye açıkladı. “Ama tam olarak ne olduğunu asla açıklamayız.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her ne ise, Hegseth bize ABD’nin savaş hedeflerinde “iyi yolda” olduğumuzu garanti ediyor. Bu bağlamda, “herhangi bir sayı” hafta için “programın önünde” olduğunu iddia etmek, sadece haber döngüsünü yönetme, piyasaları etkileme, “meme” savaşını kazanma ve parçalanan siyasi koalisyonu onarma girişimidir. Bu savaş birkaç gün, hafta veya ay daha sürse de, başkan her zaman onun programın önünde olduğunu iddia edecektir. Kemiklerimde hissediyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Carlos Lozada &nbsp;(New York Times)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Makele linki: <a href="https://www.nytimes.com/2026/04/01/opinion/trump-hegseth-rubio-iran-war.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/04/01/opinion/trump-hegseth-rubio-iran-war.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/programdan-cok-onde-giden-savas-1775069013.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özgür dünyanın lideri olduğunu boşverin; Trump yaşlı babanız olsaydı araba anahtarlarını ondan ne zaman alırdınız?*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ozgur-dunyanin-lideri-oldugunu-bosverin-trump-yasli-babaniz-olsaydi-araba-anahtarlarini-ondan-ne-zaman-alirdiniz-12980</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ozgur-dunyanin-lideri-oldugunu-bosverin-trump-yasli-babaniz-olsaydi-araba-anahtarlarini-ondan-ne-zaman-alirdiniz-12980</guid>
                <description><![CDATA[Kamu John F. Kennedy’nin Küba füze krizi sırasında doktorunun ona amfetamin ve steroid kokteyli verdiğini ölümünden sonra öğrendi; tıpkı Britanyalıların Winston Churchill’in ağır alkolik olduğunu ve o zamanki ABD başkanı Franklin D. Roosevelt’in bunu kabinesinde bahsettiğini zamanında bilmediği gibi, ya da Harold Wilson’ın Downing Street’teki son günlerinde muhtemelen demansın başlangıcını yaşadığı gibi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Donald Trump’ın bilişsel yetenekleri inanılmaz. O kadar inanılmaz ki! O kadar harika! Kendisinden başka bahsedebileceğiniz herhangi bir aptal başkan adayından çok daha iyi, en azından Trump’ın kendisi böyle söylüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen hafta bir kez daha övünerek, “birçok insan için çok zor bir test” dediği şeyi tekrar tekrar tam puanla geçtiğini anlattı. (Tahmin edildiği üzere, yaşlılarda hafif bilişsel bozukluk için kullanılan bir tarama aracı kastediliyor.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, özgür dünyanın 79 yaşındaki lideri yakın zamanda bir kabine toplantısında, savaşın ortasında, Sharpie kalem şirketinin başkanı ile yaptığı sözde bir sohbeti uzun uzun anlatmaya daldı; şirket ise böyle bir kaydın olmadığını söyledi. Ve Japon başbakanının endişeli bakışları önünde bir basın toplantısında Pearl Harbor hakkında şaşırtıcı bir şaka yaptı. Hormuz Boğazı’na “Trump Boğazı” dedi, sonra da “bende kaza diye bir şey yoktur, tamamen kasıtlıydı” diye ekledi. </span></span></p>

<div style="page-break-after:always"><span style="display:none">&nbsp;</span></div>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama her neyse, zihinsel durumu harika. En harikası! Ancak, sadece tartışma amacıyla varsayalım ki öyle değil. Amerikalıların %61’inin (Reuters-Ipsos anketine göre) başkanlarının yaşla birlikte daha tutarsız hale geldiğini düşünmesi ve %56’sının (Washington Post için yapılan son anket) artık mevcut zorluklarla başa çıkacak zihinsel keskinliğe sahip olmadığını düşünmesi yanlış değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tıpkı 80lerindeki Joe Biden’da yaptıkları gibi, milyonlarca Amerikalı televizyon ekranlarından bir şey hissetti; bu şey, başkanlarının Orta Doğu’da binlerce genç askeri potansiyel ölüme gönderme kapasitesini gerçekten etkiliyordu — klinik bir teşhis olup olmadığına bakmaksızın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onların, dünyanın dört bir yanındaki sayısız insanın hayatının, yargısı bu işe tamamen uygun olmayabilecek birinin elinde olduğundan şüphe etmekte haklı olduğunu hayal edin. Buna, çiftçiler yeterli gübreyi (şu anda ciddi şekilde bozulmuş Körfez gaz endüstrisinin önemli bir yan ürünü) alamayıp gıda yetiştiremezse akut açlık riski altında olan tahmini 45 milyon kişiyi de dahil edin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hipotetik olarak, sistemin seçilmiş bir başkanın iradesine karşı çıkması için ne gerekirdi? Bu konunun, bahis bu kadar yüksekken kamuoyunda tartışılması çok hassas bir konu haline gelmesi garip. ABD’nin bir başkanın yoldan çıkmasını engellemek için denetim ve denge mekanizmaları var ama hiçbiri demir gibi sağlam değil. Nihai güvence, savaş ilan etmeden önce Kongre’nin onayını almak; bu, çatışmayı bitirebilir ve gelecekte belki Grönland veya Küba üzerine diğerlerini önleyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Trump, Kongre onayı olmadan Orta Doğu’ya neredeyse 10.000 asker konuşlandırmaya hazır hale geldi ve bu kadar büyük sayılar çatışmada kendi momentumlarını yaratabiliyor (gerçi Trump, İran’ın petrol endüstrisinin merkezi olan Kharg Adası’nı alma konusunda blöf yapıyor olabilir ama İranlılar da bunu bilmiyor olabilir). </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cumhuriyetçi Parti’nin yüzeyinde nihayet alarma dair dalgalar kırılıyor; geçen hafta milletvekillerine yapılan gizli brifingden sonra Güney Carolina temsilcisi Nancy Mace, kendilerine verilen askeri hedeflerin seçmenlere verilenlerle aynı olmadığını uyarısı ile çıktı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama şimdilik Wall Street, Washington’dan daha güçlü bir frenleyici etki yaratıyor gibi görünüyor; tüccarların, piyasalar ne kadar düşerse Trump’ın geri adım atacağı konusunda kendi formüllerini geliştirdiği rapor ediliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her şey başarısız olursa, 25. Madde uyarınca başkan, başkan yardımcısı ve kabinenin çoğunluğu onun göreve uygun olmadığını kabul ederse yetkileri askıya alınabilir. Ama pratikte bu, genellikle sadece başkanın rızasıyla ve kısa süreliğine uygulanır . Örneğin George W. Bush ameliyat altında anestezi aldığında olduğu gibi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD başkanlarının düzenli olarak yaptırdığı tıbbi kontroller bile tam şeffaflık garantisi vermiyor; Biden’ın zayıflığının gerçek boyutu, ikinci dönem için adaylıktan vazgeçtikten sonra ortaya çıktı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerikalılar onun isimleri unutma veya kamuda kafası karışmış görünme eğiliminden şüphelenmeye başlamıştı ama gazeteciler Jake Tapper ve Alex Thompson’ın 2025’te yayınlanan “Original Sin” kitabına kadar doktorlarının ona tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyabileceği konusunda uyardığını bilmiyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benzer şekilde, kamu John F. Kennedy’nin Küba füze krizi sırasında doktorunun ona amfetamin ve steroid kokteyli verdiğini ölümünden sonra öğrendi; tıpkı Britanyalıların Winston Churchill’in ağır alkolik olduğunu ve o zamanki ABD başkanı Franklin D. Roosevelt’in bunu kabinesinde bahsettiğini zamanında bilmediği gibi, ya da Harold Wilson’ın Downing Street’teki son günlerinde muhtemelen demansın başlangıcını yaşadığı gibi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Pratikte anayasal güvenceler, liderin yakın çevresinin yani genellikle onu iktidarda tutmak için her şeyi yapmaya kararlı insanların patronlarını en savunmasız anını kamuoyuna açıklama kararlılığı kadar güçlüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fiziksel veya zihinsel olarak tökezleyen bir lider hakkındaki gerçeği potansiyel sonuçlar bu kadar ağırken neden gizlesinler ki,? Korku bariz cevap: misilleme korkusu, etki kaybı korkusu veya kriz ortasında gerçeğin ortaya çıkması halinde kamuoyunda panik korkusu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama daha az bariz bir cevap, siyasi siperlerde uzun yıllar hizmet etmenin yarattığı şiddetli sadakat ve koruyuculuk duygusu, hatta sevgidir. Eğer bunu yaşlı ebeveynlerinin hafızası yavaş yavaş bozulmaya başlayan birinin çocuğu olarak okuyorsanız, ilk “bir şeylerin değiştiğine dair” rahatsız edici içgüdüden nihai kesin tıbbi teşhise kadar geçen sürenin ne kadar uzun olduğunu, arada kaç uykusuz gece olduğunu bilirsiniz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten hâlâ araba kullanmalı mı, yoksa yoldaki herkes için tehlike mi oldu? Kendi parasını yönetmesi güvenli mi, yoksa vekaletname konusunda rahatsız edici bir konuşma yapma zamanı mı geldi? Çok erken müdahale edip incinmiş ve öfkeli bir 80’lik insanın topuklarını yere vurmasına neden olma korkusu, hâlâ araba anahtarlarını almayı düşünüp dururken birini ezmeleri halinde suçun sizin olacağı endişesiyle çatışır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama siyasi liderler söz konusu olduğunda, duygusal ikilemleri aşmak için tam da bu yüzden anayasal güvenceler vardır. Çünkü onlar olmadan hepimiz potansiyel olarak bir süper gücün hızlanan kamyonunun yolcuları oluruz: arka koltuktan çaresizce izlerken sürücünün yolun her tarafında yalpaladığını görürüz ve çarpmadan önce ne kadar yaklaşmamız gerektiğini merak ederiz ta ki biri konuşana kadar.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#fef9f5"><span style="color:black">* </span><span style="color:#121212">Gaby Hinsliff (The Guardian)</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#fef9f5"><span style="color:#121212"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#fef9f5"><span style="color:#121212"><strong>Makale linki: </strong>https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/mar/30/donald-trump-leader-of-the-free-world-president-safeguards </span></span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 00:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/04/ozgur-dunyanin-lideri-oldugunu-bosverin-trump-yasli-babaniz-olsaydi-araba-anahtarlarini-ondan-ne-zaman-alirdiniz-1774992447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bay Trump; Churchill’in ölümcül hatasına düşme</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bay-trump-churchillin-olumcul-hatasina-dusme-12979</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bay-trump-churchillin-olumcul-hatasina-dusme-12979</guid>
                <description><![CDATA[Başkan Trump için seçim, ya askeri bir kumar ya da İran’ın boğaz (dolayısıyla küresel enerji piyasaları) üzerindeki kontrolüne boyun eğmek arasında olmak zorunda değil. ABD, Türk tarihinden bir sayfa alıp müzakereye dayalı bir denizcilik anlaşması için bastırabilir ve 1936 MontröSözleşmesi’nden ilham alabilir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşta başarı, artık büyük ölçüde Washington’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açıp açamayacağına, küresel ekonomik çöküşü önleyip önleyemeyeceğine ve başka bir bitmeyen savaştan kaçınıp kaçınamayacağına bağlı görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Türk tarihine bakmak, bu hayati su yolunu nasıl ele alacağımız konusunda hem bir uyarı hem de bir yol gösterici sunuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran’ın fiilen kapattığı ve Basra Körfezi’nden geçen petrol akışını keskin şekilde azaltan bu su yolu için özellikle Çanakkale Boğazı’ndan bazı dersler çıkarılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hürmüz Boğazı dünyanın enerji iletiminde en kritik noktalarından biri olmaya devam ediyor; çünkü küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birini ve küresel sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte birini taşıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İşte bu yüzden sorunu askeri yolla çözme dürtüsü tehlikeli. Kağıt üzerinde böyle kritik boğazlar, özellikle rakibine karşı ezici teknolojik ve askeri üstünlüğe sahip bir süper güç için yanıltıcı bir basitlik hissi yaratabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Washington’daki savaş planlamacıları için dar bir geçit, kuvvet kullanarak aşılması gereken teknik bir sorun gibi görünebilir. Oysa stratejik su yolları asla&nbsp;&nbsp; coğrafi darlıklardan ibaret değildir; egemenlik ve güç dengesinin sınavıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">I. Dünya Savaşı sırasında İngilizler ve Fransızlar, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolündeki Çanakkale Boğazı’ndan geçmeye çalıştıklarında bu gerçeği acı şekilde öğrendiler. 1915-16’daki Gelibolu Kampanyası (boğaz boyunca uzanan yarımadadan adını almıştır), Deniz Kuvvetleri Bakanı Winston Churchill’in fikriydi. Osmanlılar Almanya’nın yanında savaşa girmişti ve zayıf görünüyordu. Britanya’nın planı, boğazı açmak, Osmanlıları savaştan çıkarmak ve Rusya’ya giden ikmal yollarını rahatlatmaktı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu senaryo yerine kampanya, Müttefikler için savaşın en kanlı felaketlerinden biri haline geldi; 130.000’den fazla asker öldü — yaklaşık 44.000 Müttefik ve en az 86.000 Osmanlı askeri — ve Churchill görevini kaybetti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Türklerin hafızasında Gelibolu, ulusal doğuşun hikâyesidir. Daha sonra modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk olacak Osmanlı subayı Mustafa Kemal, boğazların savunmasında adını duyurdu. “Çanakkale geçilmez” sloganı hâlâ güçlü bir şekilde gündemdedir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İngilizlerin yenilgisi aynı zamanda Osmanlıların, Rusya’nın Akdeniz’e açılan tek sıcak su çıkışını (tahıl ihracatı ve askeri yardım için) bloke etmesine yol açtı. Bu durum Rusya’daki ekonomik ve askeri krizi derinleştirdi, 1917’de Romanov hanedanının çöküşünü ve Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesini hızlandırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı zorla açma girişimi askeri uzmanlara göre riskli bir plan. İran, asimetrik savaş avantajlarını kullanabilir; boğazı mayınlayarak, drone, füze ve küçük tekne&nbsp; saldırılarıyla dar bir su yolunda üstün bir donanma için bile mücadeleyi çok pahalı hale getirebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak Başkan Trump için seçim, ya askeri bir kumar ya da İran’ın boğaz (dolayısıyla küresel enerji piyasaları) üzerindeki kontrolüne boyun eğmek arasında olmak zorunda değil. ABD, Türk tarihinden bir sayfa alıp müzakereye dayalı bir denizcilik anlaşması için bastırabilir ve 1936 Montreux Sözleşmesi’nden ilham alabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu belge, modern Türkiye’nin temelini oluşturur ve bu kritik su yolunun açık kalmasını sağlarken, onu kontrol eden devletin egemenlik ve güvenlik kaygılarını da tanır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yüzyılın büyük bölümünde ve 20. yüzyılın başlarında boğazların kontrolü, Rusya’nın emperyal hırslarının ve Avrupa büyük güç rekabetinin merkezinde yer alıyordu. I. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası denetim altında serbest geçiş ve silahsızlandırma rejimini kabul etti. Ancak 1930’ların ortalarında Avrupa yeniden silahlanıyor, kolektif güvenlik eriyor ve Türkiye hem Sovyetler Birliği hem de Faşist İtalya’dan artan baskının korkusunu hissediyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ankara, kendi varlığını feda etmeden güvenli geçişi garanti edecek yeni bir sözleşme için bastırdı. Böylece 10 ülkenin (Fransa, Britanya, Sovyetler Birliği, Türkiye ve diğer Karadeniz ülkeleri dahil) imzaladığı Montrö Sözleşmesi ortaya çıktı. Montrö, barış zamanında ticari gemiler için serbest geçişi korurken Türkiye’ye boğazlar üzerindeki egemenliğini geri verdi. Ayrıca savaş zamanında savaş gemilerine kısıtlama getirme konusunda Türkiye’ye daha fazla takdir yetkisi tanıdı ki Ankara bunu Ukrayna savaşının başında Rus filosunun Karadeniz’e erişimini kısıtlamak için kullandı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yani Montrö dünyaya açıklık ile egemenlik arasında kurallara dayalı bir uzlaşmaydı: Ticareti hareket halinde tutarken, su yolunu kontrol eden devletin kendi güvenliğini göz ardı edemeyeceğini kabul ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu model, İran’la görüşmelerde faydalı bir ders ve belki de bir çıkış yolu sunuyor; ancak Montrö doğrudan kopyalanıp Hürmüz’e uygulanamaz. Türkiye 1936’da barış zamanında mevcut uluslararası rejimi revize ediyordu; Hürmüz ise aktif bir savaşın içinde yer alıyor. Coğrafya da daha karmaşık. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çanakkale tek bir devlet (Türkiye) tarafından kontrol ediliyor. Hürmüz ise İran ve Umman arasında yer alıyor; ana seyir hatları büyük ölçüde Umman sularında. Hürmüz için bir Montreux versiyonu çok spesifik olmalı: Ticari gemilere saldırı yok, transit hatlarının mayınlanmaması, deniz kuvvetleri arasında çatışmayı önleyecek kurallar, savaş zamanında Körfez dışı devletlerin savaş gemilerine kısıtlama getirilmesi gibi hükümler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ayrıca uyumu izleyecek bir dış mekanizma Umman, Birleşmiş Milletler veya küçük bir Arap Körfezi ülkeleri temas grubu aracılığıyla olmalı. Washington, ateşkes ile serbest geçişi garanti eden çok taraflı bir çerçeveyi birbirine bağlama konusunda İran’ın iştahını test etmeli. Bir Hürmüz sözleşmesi özünde, Montrö’nün yaptığı şeyi yapmalı: İran’ın değer verdiği konuları es geçmeden ticari geçişe yasal olarak bağlayıcı ve doğrulanabilir taahhütler almalı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Körfez’de kalıcı bir barış, İran’ın boğazı tehdit etme kapasitesinin artık kalmadığı varsayımıyla gelmez. Uluslararası toplum da Tahran’ın küresel bir arteri silaha dönüştürmesini kabul edemez. Bir anlaşma, İran’ın yanında Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan gibi diğer Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarını tanımalı ve daha geniş bir ateşkesle bağlantılı olmalı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu düzenleme, İran’ın zorbalığını ödüllendirme değildir. Stratejik geçitlerin yalnızca güçle değil, savaş, diplomasi ve güç dengesinden doğan kurallar ve uzlaşmalarla yönetildiğini yansıtmaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hürmüz Boğazı üzerindeki çatışmayı kendi Gelibolu’suna dönüştürmemek için Bay Trump, bir Montreux inşa etmeyi nasıl yapacağını düşünmeye bir an önce başlamalı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Aslı Aydıntaşbaş (New York Times)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Makale Linki: </span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/31/opinion/trump-hormuz-turkey-dardanelles.html?unlocked_article_code=1.XVA.q-RR.c-xaEgiXnWFh&amp;smid=nytcore-ios-share" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/31/opinion/trump-hormuz-turkey-dardanelles.html?unlocked_article_code=1.XVA.q-RR.c-xaEgiXnWFh&amp;smid=nytcore-ios-share</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/bay-trump-churchillin-olumcul-hatasina-dusme-1774986623.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran’ın uzun oyunu*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iranin-uzun-oyunu-12970</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iranin-uzun-oyunu-12970</guid>
                <description><![CDATA[ABD ve İsrail taktiksel suikastlar ve bombardımanlarla 'başarı' ararken, Tahran on yıllardır ilmek ilmek dokuduğu 'hayatta kal ve yor' doktriniyle yanıt veriyor. Narges Bajoghli, İran’ın merkezsizleşmiş komuta yapısı, Hürmüz Boğazı üzerindeki ekonomik rehinesi ve ABD-Körfez ittifakına soktuğu kamayla, yıkımdan nasıl bir stratejik üstünlük devşirdiğini analiz ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Onlarca Yılın Hazırlığı Meyvelerini Veriyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Konvansiyonel çatışma ölçütlerine bakıldığında, İran ABD ve İsrail’e karşı iyi durumda değil. Düşmanları İran’da kritik hedefleri yok ediyor, komutanlarını öldürüyor ve askeri varlıklarını zayıflatıyor. Ancak bunlar, İran’ın konumunu değerlendirmek için yanlış ölçütler. Doğru ölçüt, İran’ın cezayı iyi absorbe edip etmediği bile değil — ki bunu yapıyor. Savaş bittiğinde önemli olacak soru, Tahran’ın stratejik hedeflerine ulaşıp ulaşmadığıdır. Ve bu açıdan İran kazanıyor. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sonuç tesadüf değil. Tahran bu savaşa neredeyse kırk yıldır hazırlanıyor; yeni devrim hükümeti ilk büyük askeri sınavıyla karşılaştığı İran-Irak Savaşı’ndan (1980-1988) beri. Ve şimdi, ABD ve İsrail hava savunma bataryalarını etkisiz hale getiren, ABD’nin Basra Körfezi’ndeki askeri üslerine ciddi hasar veren, önemli ekonomik acı çektiren ve ABD ile Körfez müttefikleri arasına kama sokan bir stratejiyi uyguluyor. Başka bir deyişle, İran rejimi sadece ABD ve İsrail bombardımanına dayanmakla kalmıyor. Düşmanları için yarattığı ciddi ekonomik ve siyasi sorunlar, stratejik düzeyde İran’a üstünlük sağlıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">BİR YÜCE LİDERİN EĞİTİMİ</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yüce Lider Ali Hamaney, İran rejimine bu savaşta iyi hizmet eden stratejik planlamayı denetledi. 28 Şubat’ta ABD-İsrail hava saldırılarında öldürülen Hamaney, Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin 1989’daki ölümünden sonra İslami Cumhuriyet’in lideri olarak bariz bir seçim değildi. Dini otoritesi devasa değildi; ruhani yeterlilikleri birçok akranına kıyasla mütevazıydı. Ancak İran-Irak Savaşı sırasında İran cumhurbaşkanı olarak görev yapması, ona dini rütbeden daha önemli olacak siyasi ve stratejik bir eğitim verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran’da Irak’la savaş, iki taraflı bir çatışma olarak hatırlanmıyor. Tahran bunu, haklı gerekçelerle bir vekalet savaşı olarak gördü: ABD, Sovyetler Birliği ve Arap dünyasının büyük kısmının Saddam Hüseyin’in Irak’ını silah, istihbarat ve diplomatik koruma ile desteklediği bir kampanya; 1979 devriminden yeni çıkan İran ise büyük ölçüde yalnız savaşmıştı. Hamaney ve o savaşta çarpışan askeri komutanlar kuşağı, temel bir içgörüyle ayrıldı: İran egemenlik ve bağımsızlığında ısrar ettiği sürece, ABD’den sürekli ve koordineli bir baskıyla karşı karşıya kalacaktı — bu baskı her an savaşa dönüşebilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tahran, İran-Irak Savaşı’ndan aynı zamanda zorunluluktan doğan asimetrik savaş tarzı da çıkardı. Ülke savaş sırasında konvansiyonel silah tedarikinden kesilmişti. ABD 1979’da İran’a kapsamlı silah ambargosu uygulamıştı ve dünyanın çoğu artık ülkeye konvansiyonel silah sağlamıyordu. Irak ise Batı silahları ve istihbaratı, Sovyet teçhizatı ve Körfez finansmanına erişebiliyordu. Konvansiyonel olarak daha üstün bir düşmanla ve ambargo altında karşılaşınca İran doğaçlama yapmak zorunda kaldı. Doğaçlama mayın savaşı taktikleri ve pahalı donanım veya uluslararası tedarik zincirlerine bağlı olmayan motive edilmiş düzensiz savaşçıların kullanımı gibi taktikler geliştirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zorunluluktan başlayan bu yaklaşım, tutarlı bir doktrine dönüştü. Devrimin ilk günlerinde kurulan ve Irak savaşında pişen İslami Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), asimetrik caydırıcılık stratejisinin kurumsal yuvası haline geldi: geniş bir askeri-endüstriyel altyapı yaratmak, devlet dışı müttefikleri bilinçli şekilde yetiştirmek, İran sınırlarının ötesinde ileri savunma ve İran’ı doğrudan misillemeye maruz bırakmayan güç projeksiyonları. Bunu izleyen on yıllarda bu doktrin rafine edildi ve genişletildi. İran Lübnan’a daha derinlemesine dahil oldu; IRGC burada Hizbullah’ı gerçek bir askeri güce dönüştürmeye yardımcı oldu. 2003’teki ABD’nin Irak işgalinden sonra İran destekli milisler, dünyanın en güçlü konvansiyonel ordusuna karşı yeni teknikler geliştirdi: sofistike yol kenarı bomba ağları, ABD personelini istihbarat temelli hedef alma ve inkar edilebilirliği korumak için ortak milislerin kullanımı. 2011’de başlayan Suriye iç savaşında IRGC danışmanları ve Hizbullah dahil müttefik milisler, muhalif güçler, cihatçı gruplar ve Batı destekli fraksiyonlardan oluşan karmaşık bir çatışmada yer aldı; bu da ileri operasyonel deneyime sahip yeni bir komutan kuşağı üretti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mevcut savaş başladığında İran, çok daha güçlü düşmanlara karşı nasıl savaşacağını —ve hayatta kalacağını— öğrenmek için 35 yıl harcamıştı. Bu dersler bugün İran’ın davranışında görülüyor. İran’ın Irak ve Suriye üzerinden savaşçı ve malzeme taşımak için kurduğu aynı merkezi olmayan lojistik ağlar, şimdi bombardıman altında tedarik zincirlerini sürdürmek için kullanılıyor. İran destekli güçleri Irak’ta ABD güçlerine karşı etkili kılan aynı doktrinel esneklik —darbelere dayanma, dağılma ve yeniden toplanma yeteneği— IRGC’nin üst düzey komutanların suikastına rağmen işlevini sürdürmesini sağlıyor. Onlarca yıllık hazırlık amacına hizmet etti.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">EKONOMİK SİLAH</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran uzun zamandır ekonomik savaşa da hazırlanıyordu. Onlarca yıldır İran, başta ABD tarafından inşa edilen bir yaptırım rejimiyle karşı karşıya kaldı; bu rejim ülkeyi uluslararası finans piyasalarından kesti, varlıklarını dondurdu, petrol gelirlerini boğdu ve küresel ticaret sisteminin dışında bıraktı. Bu dışlanma kendi stratejik mantığını üretti. Küresel kapitalist sistemden atılan bir ülkenin, o sistemin mimarisini korumakta pek çıkarı yoktur — ve onu tehdit etmek için önemli bir teşviki vardır. İran şimdi tam da bunu yapıyor. Enerji altyapısını hedef alması, Hürmüz Boğazı’na baskı uygulaması ve Körfez genelinde limanlara, bankalara ve teknoloji firmalarına vurması rastgele tırmandırma eylemleri değil. Bunlar, ABD öncülüğündeki bölgesel düzenin ekonomik temellerine karşı sistematik bir kampanyadır — bu düzenin önemli bir kısmı İran’ı containment etmek için inşa edilmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kampanyanın temel bileşeni Hürmüz Boğazı’dır; dünyanın petrolünün yaklaşık beşte biri ve gübrelerinin üçte biri buradan geçer. İran boğazı tamamen kapatamaz ama buna ihtiyacı da yok. Kesinti tehdidi yeterlidir; enerji piyasalarını sarsmaya, denizcilik sigorta maliyetlerini yükseltmeye ve ABD’yi ticaret yollarını açık tutma savunma görevine muazzam askeri kaynaklar ayırmaya zorlamaya yeter — bu kaynaklar başka türlü taarruz amaçlı kullanılabilirdi. 1970’lerin ortalarından beri Körfez üreticileri, Amerikan askeri koruması karşılığında petrol ihracatlarının çoğunu ABD doları cinsinden fiyatlandırıyor. Petrodolar sisteminin dışında kalan İran, şimdi o sistemi rehin alıyor. Sonuçlar mevcut çatışmanın ötesine geçecek. Enerji piyasalarının her ay volatil kalması, denizcilik maliyetlerinin yüksek kalması ve Körfez yatırımcılarının belirsiz kalması, dolar cinsinden petrol anlaşmalarının marjda zayıflaması için gerekçe yaratıyor. İran sistemi tek başına parçalayamaz ama renminbi ile petrol anlaşmaları yapabilir ve Pekin, Moskova ve Riyad’da zaten devam eden alternatifler hakkındaki konuşmaları hızlandırabilir. Bunların hepsi Tahran için düşük stratejik maliyete geliyor. Washington için boğazı ve desteklediği ekonomik yapıyı savunma maliyeti çok daha yüksek.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">KAMA SOKMAK</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak İran stratejisinin en kalıcı sonuçlara yol açabilecek unsuru, ABD ile Körfez’deki ortakları arasına soktuğu kamadır. 1979’dan beri Washington, temelde İran’ı containment etmek için tasarlanmış bir güvenlik ağı kurup sürdürmüştür. Washington’un Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde 1990-91 Körfez Savaşı sırasında ve sonrasında geçici olarak kurduğu askeri üsler, zamanla kalıcı hale geldi. ABD’nin bu ülkelerle yaptığı anlaşma açıktı: Körfez devletleri bölgesel güvenlik konularında —daha sonra ABD-İsrail güvenlik ilişkisini normalleştirerek veya en azından tolere ederek— Washington ile uyumlu olacaktı. Karşılığında Amerikan güvenlik garantileri ve ABD öncülüğündeki düzen içinde refah fırsatı alacaklardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tahran bu ilişkileri yalnızca kolektif savunma olarak değil, nihayetinde İran rejimine yönelecek bir taarruz ittifakı olarak yorumladı. ABD öncülüğündeki sistemin, çatışma durumunda İran’a karşı döndürülebileceğinden korkuyordu; İran’ın ticaretini kesip ekonomisini boğabilir ve İslami Cumhuriyeti devirmeyi amaçlayan askeri bir kampanya için lojistik üs sağlayabilirdi. Tahran ayrıca sistemin zayıf noktasının, ABD’nin güvenlik vaatlerini yerine getirmesine bağlı olan Körfez onayına bağımlılığı olduğunu anladı. Yıllarca ancak herhangi bir sürtüşme İran’ın istismar edebileceği kadar küçük kaldı. Körfez devletlerinin ABD politikalarının bazıları konusunda çekinceleri olabilirdi ama kurdukları temel anlaşmaya güvendiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu güven 2019’da, ABD’nin Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik İran saldırısına karşı savunma yapmaması ile çatlamaya başladı. Çatlaklar, 2025’te ABD’nin İsrail’in Doha, Katar’daki Hamas müzakerecilerine yönelik saldırısını durduramamasıyla daha da derinleşti. Mevcut savaş, ABD-Körfez anlaşmasını daha da büyük gerilime soktu. Amerikan taahhütlerindeki bir asimetriyi ortaya çıkardı: ABD ve İsrail hava savunma sistemleri öncelikle İsrail’i korumak için konuşlandırılırken, Körfez devletleri altyapılarının yanmasını eşdeğer koruma olmadan izledi. Abu Dabi, Doha, Kuveyt Şehri, Manama ve Riyad’da alınan mesaj şuydu: ABD, zorlandığında Körfez güvenliği yerine İsrail güvenliğini önceliklendiriyor. İran onlarca yıldır bu noktayı sınırlı başarıyla yapmaya çalışıyordu; Washington’un tepkisini test eden hedefli saldırılar emrederek ve Körfez kamuoyuna ABD’nin güvenilmezliği konusunda uyarılar yaparak — Irak ve Gazze savaşlarındaki taahhütler ile fiili davranış arasındaki boşluğu vurgulayarak. Ama şimdi ABD’nin İran’la savaşı, Tahran’ın mesajını eve taşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Körfez devletleri İran yanlısı değil. İran’dan korkuyorlar ve ekonomik varlıkları ile altyapılarına yönelik hedef almalarından öfkeliler. Ancak bir nesildir ilk kez Washington ile uyumlarının değerini ciddi şekilde sorguluyorlar. İran’ın uzun zamandır çalıştığı şey tam da bu şüpheydi. Washington’un güvenlik garantilerine artık tam güvenmeyen bir Körfez, Amerikan üslerine ev sahipliği yapmaya, istihbarat paylaşmaya veya bölgedeki ABD askeri operasyonlarını finanse etmeye daha az istekli olacaktır. İran’ın uzun vadeli güvenliği, ABD’yi askeri olarak yenmekte değil, ABD varlığının Körfez’deki Arap ev sahipleri için siyasi olarak çok pahalı hale getirmektedir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">BAŞKESME PARADOKSU</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD ve İsrail ise taktik zaferler elde ediyor ama bölgesel düzeni tehdit eden İran’ın askeri kapasitesini parçalama ve —her iki hükümetten bazı fraksiyonların hâlâ umut ettiği gibi— rejim değişikliği zorlama stratejik hedeflerini gerçekleştirmekte zorlanıyor. Hedefli suikastlara büyük ölçüde bel bağladılar; İranlı siyasi liderleri ve IRGC komutanlarını ortadan kaldırmanın İran kapasitelerini zayıflatacağını ve İran eylemini caydıracağını bekleyerek. Teori gerçeklikle karşılaşınca ayakta kalmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran, böyle başkesme saldırılarının ABD veya İsrail’le herhangi ciddi çatışmada yer alacağını bekliyordu. Tahran, ABD ve İsrail’in son on yıllarda rakiplerine yaptıklarını izlemişti — Saddam’ın liderliğinin hedef alınması, Lübnan’da Hizbullah komutanlarının sistematik suikastı, 2020’de IRGC komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi. Ve daha önce İran-Irak Savaşı’nda komutan kayıpları Tahran için tehlikeli zayıflıklar yaratmıştı. ABD veya İsrail kampanyasında aynı sonucu önlemek için rejim son kırk yılda askeri komutayı kasıtlı olarak merkezsizleştirdi, siyasi otoriteyi özerk çalışabilecek bölgesel düğümlere dağıttı ve IRGC ile yönetim kadrosunun her seviyesinde birden fazla potansiyel halef yetiştirdi. Şimdiye kadar bu strateji, mevcut savaşta birçok üst düzey liderin suikastına rağmen İran rejiminin dayanmasını sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkesme kampanyası, Washington’un öngörmediği bir sorun da yarattı: Öldürülenlerin yerini alan İran komutanlarının çoğu açıdan seleflerinden daha tehlikeli olması. Daha gençler. Irak’ta Amerikalılarla savaştılar. Lübnan ve Suriye’de Hizbullah ile birlikte İsraillilerle savaştılar. O cephelerde dünyanın en güçlü ordularını yendiklerine —haklı gerekçelerle— inanıyorlar. Eski kuşak liderlerin İran-Irak Savaşı’nın felaket insan maliyetlerini hatırlayan ihtiyatını paylaşmıyorlar. Ve her yerdeki yeni liderlerin karşılaştığı kurumsal baskıyla karşı karşıyalar: kendilerini kanıtlama ihtiyacı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tahmin edilebilir sonuç, İran ordusunun caydırılmak yerine daha agresif hale gelmesidir. Başkesme, önlemeyi amaçladığı tırmanmayı hızlandırabilir. Ve eğer İslami Cumhuriyet bu savaştan sağ çıkarsa, daha genç, savaşta pişmiş ve ABD ile İsrail’i muazzam maliyete rağmen yendiklerine inanan komutanlar tarafından yönetilecek. Böyle bir liderliğe sahip savaş sonrası İran, daha ılımlı değil daha revizyonist bir İran olacak.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">HAYATTA KAL VE YOR</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran’ın stratejik doktrininin merkezinde bir ifade var: *hayatta kal ve yor*. Amaç, ABD veya İsrail’i konvansiyonel anlamda yenmek değil. Onlara İran’la yüzleşmenin askeri, ekonomik ve siyasi olarak sürdürülemez maliyetini göstermektir. Tahran’ın işi, cezaya yeterince uzun süre dayanmak ve karşılık olarak yeterince hasar vermek; böylece ABD ve İsrail’in devam eden çatışma iradesi çöker.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu strateji şimdilik çalışıyor. İran darbelere dayanıyor ve işlevini sürdürmeye devam ediyor. Askeri komutası merkezsizleşti ve yeni komutan kuşağı eskisine göre daha fazla savaşmaya istekli. Ekonomik kampanyası Washington’un onlarca yılda inşa ettiği Körfez düzenini tehdit ediyor. ABD ile Körfez ortakları arasındaki kama genişliyor; bu ortaklar gönülsüzce Washington ile savaşa katılmayı düşünse bile. Eğer bu eğilimler Tahran’ın lehine devam ederse, savaş İslami Cumhuriyet’in darbe yemiş ama sağlam kalmasıyla, ABD-Körfez ittifakının kırılmasıyla bitebilir ve bu da ABD’nin bölgesel güç projeksiyonunu yıllarca sınırlama tehdidi yaratabilir. İran konvansiyonel kapasitelerinde zayıflamış olarak çıkacak ama Tahran için her zaman en çok önem taşıyan tek para biriminde daha güçlü: Dünyanın en güçlü ordularına karşı egemenliğini savunma yeteneğini kanıtlamış olması. Aşırı ateş gücüne sahip ABD ve İsrail savaşları kazanabilir. 35 yıllık hazırlık ve vurmaktan ziyade dayanmaya ayarlanmış bir stratejiye sahip İran ise savaşı kazanabilir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">*&nbsp;Narges Bajoghli (Foreign Affairs)&nbsp;Johns Hopkins Üniversitesinde Ortadoğu Çalışmaları Doçenti</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren:</strong> İlyas Buzgan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Makele linki:</strong> https://www.foreignaffairs.com/iran/irans-long-game</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/iranin-uzun-oyunu-1774896800.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Esnek gerçekçiliğin&#039; yanlış vaadi</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/esnek-gercekciligin-yanlis-vaadi-12969</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/esnek-gercekciligin-yanlis-vaadi-12969</guid>
                <description><![CDATA[Rebecca Lissner ve Mira Rapp-Hooper’ın Foreign Affairs için kaleme aldığı bu kapsamlı analiz, Trump döneminin dış politika kimliğini "gerçekçilik" (realism) kavramı üzerinden masaya yatırıyor. Metin, Trump’ın "esnek gerçekçilik" adını verdiği yaklaşımın aslında gerçekçiliğin temel ilkeleriyle nasıl çeliştiğini ve İran savaşının bu tutarsızlığın en büyük kanıtı olduğunu savunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD Başkanı Donald Trump’ın son seçim kampanyası ve ikinci başkanlık döneminde kendisi ve ekibi, dış politikasını pragmatik, disiplinli ve stratejik olarak sunmaya çalıştı. Küresel yaklaşımının aceleci ve pervasız olduğu suçlamalarına karşı “esnek gerçekçilik” (flexible realism) söylemiyle yanıt verdiler. Bu, Yunan tarihçi Thucydides’e kadar uzanan bir entelektüel geleneğe atıf yapıyordu; Thucydides meşhur bir şekilde “güçlüler yapabildiklerini yapar, zayıflar ise katlanmak zorunda kaldıklarını” demişti.&nbsp;</span></span></h1>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gerçekçilik çeşitlilik gösterse de genel olarak uluslararası politikada gücün temel para birimi olduğunu kabul eder. İdealizmi reddeder ve ulusal çıkarı savunmaya yönelik acımasız bir odaklanmayı tavsiye eder. Bu dünya görüşünün Trump’ın ikinci döneminin başındaki dış politikasıyla örtüşmesi, birçok önde gelen analistin gerçekçiliği başkanın heteredoks yaklaşımını birleştiren çerçeve olarak benimsemesine yol açtı. The New York Times bile bunu “Trump’a saldırganlık için açık çek veren teori” olarak nitelendirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ancak ABD’nin İran’la yeni savaşı, Trump’ın gerçekçi olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Aslında gerçekçilik, doğru anlaşıldığında, Trump yönetiminin savruk dış politika yaklaşımının derin tehlikelerini gözler önüne seriyor. Orta Doğu’da ne ikna edici bir gerekçe ne de ABD çıkarlarını en iyi nasıl ilerleteceğine dair bir teori olmadan bölgesel savaşı başlatmak, gerçekçiliğin temel ilkelerine tamamen aykırıdır. Gerçekten de İran savaşıyla Trump, ABD dış politikasını net görüşlü ve pragmatik bir yaklaşımla temsil etme iddiasını kalıcı olarak kaybetmiştir. Bu durum, diğer siyasi liderlere o bayrağı devralmaları için yeni bir alan açmaktadır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gerçek Gerçekçilik</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın dünya görüşünü açıklamak için entelektüel bir çerçeve arayan yönetim ve yorumcular, gerçekçiliğe yöneldi. Gerçekçi gelenek, John Quincy Adams, Dwight Eisenhower ve George H. W. Bush gibi çeşitli ABD başkanlarından Hans Morgenthau, Kenneth Waltz ve John Mearsheimer gibi önde gelen düşünürlere uzanır. Akademik gerçekçiler on yıllardır devletlerin güvenlik mi yoksa maksimum güç mü aradığı, ittifakların ne zaman faydalı ne zaman dolandırıcı olduğu ve II. Dünya Savaşı sonrası liberal uluslararası düzenin Amerikan hegemonyasından başka bir şey olup olmadığı gibi soruları tartışmıştır. Aynı zamanda entelektüel gerçekçiliğin ABD dış politikası için net reçetelere kolayca dönüşmediğini de kabul ederler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tüm gerçekçiler belirli bir ulusal güvenlik pragmatizmini savunur: lehte bir güç dengesi sağlamak ve kan ile serveti boş yere harcayan çevresel çatışmalardan kaçınmak. Bununla bağlantılı olarak ulusal çıkarı önceliklendirmek ve özellikle savaş zamanlarında istenmeyen sonuçlara karşı temkinli olmak önemlidir. İki döneminde de analistler Trump’ı farklı zamanlarda farklı nedenlerle gerçekçi ilan etti. İlk döneminde yaygın olan bir yorum dalgası, onu Orta Doğu’daki uzun ve maliyetli çatışmaları reddettiği algısı nedeniyle gerçekçi olarak nitelendirdi. Bu anti-müdahalecilik 2016’da Beyaz Saray’a yükselmesine yardımcı olmuştu. “İlkeli gerçekçilik” (principled realism) etiketi altında ilk Trump yönetimi, Orta Doğu’dan uzaklaşıp Çin’le rekabete odaklanmakta kararlıydı — çoğu gerçekçinin, bir akran rakiple karşı karşıya olan ABD’den bekleyeceği büyük güç dinamiklerine odaklanma. İkinci bir Trump başkanlığını öngören önde gelen gerçekçi akademisyen Randall Schweller (Andrew Byers ile birlikte), Foreign Affairs’te Trump’ın gerçekçi dürtülerinin “modern tarihin en kısıtlı ABD dış politikasını” üreteceğini öngörmüştü. Bu erken Trump-gerçekçi iddiaları, birçok akademisyen ve analistin uzun süredir ABD dış politikasından eksik olduğunu düşündüğü sağduyu ve büyük güç politikalarına odaklanmayı varsayıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın ikinci dönem dış politikası bu beklentileri hızla boşa çıkardı. Hem askeri kısıtlamayı hem de büyük güç rekabeti stratejisini terk ederek, yönetim “esnek gerçekçilik” olarak adlandırdığı şeye yöneldi. “Güç hakkı yaratır” ilkesine dayanan bu yeni yaklaşım, başkanın zorlamayı geniş çaplı kullanmasını meşrulaştırmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor. 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi esnek gerçekçiliği temel ilke olarak ortaya koyduktan sonra Trump, Ocak ayındaki Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun “kapıp kaçırma” operasyonunu “küresel gücü her zaman belirleyen demir yasalar” olarak nitelendirdi. Beyaz Saray danışmanı Stephen Miller bu temayı CNN’de sürdürerek “gerçek dünyada yaşadığımızı… gücün, kuvvetin ve iktidarın yönettiği bir dünyada” yaşadığımızı söyledi. Aynı ayın ilerleyen günlerinde 2026 Ulusal Savunma Stratejisi başkanın esnek, pratik gerçekçiliğini övdü: “Ütopyacı idealizm dışarı, sert gerçekçilik içeri.” Mart ayında, İran Savaşı’nın ilk günlerinde Savunma Bakanı Pete Hegseth çatışmayı gerçekçi terimlerle gerekçelendirmeye çalıştı: “Hırslarımız ütopyacı değil; gerçekçi, çıkarlarımıza ve halkımızın ile müttefiklerimizin savunmasına göre kapsamlandırılmış.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın askeri güce odaklanması ve ekonomik kaynakları güvence altına alma çabası gibi gerçekçiliğin yankıları olabilir. Ancak strateji veya ulusal çıkarın net bir tanımından yoksun bir güç tutkusu, bir lideri gerçekçi yapmaz. Gerçekçiliğin doğru okunması, Trump tarifinin zaman içinde tutmadığını kanıtlamaktadır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sözler Değil, Eylemler</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gerçekçiler stratejiye keskin bir duyarlılık ve büyük güç rekabetinin gerekliliklerine lazer gibi odaklanmayla gurur duyar. Trump’ın İran’a karşı seçtiği savaş, onun gerçekçi dış politika geleneğinin doğal mirasçısı olduğu fikrini kalıcı olarak çürütmelidir. Gerçekçilik disiplin tavsiye ederken, İran savaşı tam tersini temsil etmektedir. Çatışma, Trump yönetiminin herhangi bir acil tehlike göstermekte zorlanmasına rağmen Mart sonuna kadar Amerikan vergi mükelleflerine en az 20 milyar dolara mal olacak. Operasyon, Trump’ın bizzat düşük stratejik öncelik olarak nitelendirdiği bir bölgeye —özellikle Hint-Pasifik ve Batı Yarımküre’ye kıyasla— ABD’yi daha da batırıyor. Devam eden saldırılar, kritik mühimmatı tüketerek ve füze savunma sistemleri ile radarlar gibi kilit stratejik varlıkları yeniden konumlandırarak ABD ordusunun yakın ve orta vadeli hazır bulunma durumunu tehlikeye atabilir; bu da Çin veya Rusya’yla olası çatışmalara hazırlığı zayıflatır ve caydırıcılığı aşındırır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran’daki çatışma, gerçekçiliğin bazı temel öğretilerini ihlal etmektedir. Gerçekçi düşünürler, Vietnam ve Irak savaşları sırasında birçoklarının yaptığı gibi, rejim değişikliğini değerli bir hedef olarak reddeder; çünkü bir ülkenin maddi gücünün iç karakterinden çok daha önemli olduğuna ve bu karakteri değiştirmenin maliyetlerinin genellikle aşırı yüksek olduğuna inanırlar. Trump da yıllarca bu görüşü benimsemiş görünüyordu; geçen yıl Suudi Arabistan ziyareti sırasında “Batılı müdahalecilerin ve ulus inşacıların inşa ettiklerinden çok daha fazla ulusu yıktığını” ilan etmişti. Bu duygu 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nde yankılandı: Savunma Bakanlığı artık “müdahalecilik, sonsuz savaşlar, rejim değişikliği ve ulus inşasıyla dikkatini dağıtmamaya” kararlıydı. Yine de rejim değişikliği, Trump’ın savaşı başlatmak için öne sürdüğü argümanın merkezindeydi; saldırıdan sonra İranlıları hükümetlerini “devralmaya” çağırdı. ABD-İsrail koalisyonunun hedefleme kararları bu söylemi yansıttı: İlk saldırı İran’ın Yüce Lideri Ali Hamaney ve iç çevresinin birçok üyesini ortadan kaldırdı; bunu rejimi ölümcül şekilde zayıflatmayı amaçlayan devam eden bir kampanya izledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yönetim rejim değişikliğini hedefinden vazgeçiyor olabileceğini işaret etse de, henüz mevcut araçları ulaşılabilir amaçlarla birleştiren, net tanımlanmış ulusal çıkarlara dayalı bir zafer teorisi ortaya koymadı. Gerçekçiler yüzyıllardır kabul ettiği gibi, kuvvet kullanımının istenen siyasi sonuçlara nasıl çevrileceğini anlamadan çatışmada siyasi başarısızlık riski kabul edilemez derecede yüksektir. Trump’ın geçen yılki İran nükleer tesislerine yönelik saldırıları ve Venezuela baskını, saldırgan gerçekçilerin güç maksimizasyonu olarak onaylayabileceği kısa, keskin ve kendi kendine sınırlı kuvvet kullanımları gibi görünüyordu. Ancak yeni İran savaşı şimdiden yaygın yıkım, zincirleme ekonomik etkiler, artan ABD kayıpları ve muhtemel ABD kara birlikleri taahhüdüyle büyük bir bölgesel yangına dönüştü. Trump bir noktada “görev tamamlandı” diyecektir ama bu, ABD’nin ülkede siyasi hedeflerine ulaştığı için olmayacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Güç tutkusu bir lideri gerçekçi yapmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ayrıca erken işaretler, yönetimin muhtemel tırmanma dinamiklerini hesaba katmadan çatışmaya başını alıp gittiğini gösteriyor. Tahran’ın Körfez komşularına saldırarak çatışmanın kapsamını genişleteceği öngörülebilirdi — ancak yönetim çatışmanın başlamasından dört gün sonrasına kadar bölgedeki ABD diplomatlarını tahliye emri vermedi. Büyükelçiliklerin saldırı başlamadan neden tahliye edilmediği sorulduğunda Trump “her şey çok hızlı oldu” diye açıkladı; bu, haftalarca hazırlığa rağmen yönetimin bu dinamikleri öngörmediğini ima ediyordu. Tahran’ın petrol tankerlerini Hürmüz Boğazı’nda hedef alarak küresel maliyetleri yükselteceği ve enerji krizi yaratacağı da aynı derecede açıktı — yine de Trump petrol fiyatları fırlayınca şaşırmış göründü, savaşı yakında biteceğini işaret etti, sonra bu açıklamalarını geri aldı ve müttefiklerden, ortaklardan ve hatta Çin’den boğazı savunmada yardım istedi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran savaşı, Trump’ın gerçekçi olmadığına dair tek kanıt değil. Gerçekçilik gücü ulusal çıkar peşinde ölçülü kullanmayı tavsiye ederken, Trump’ın ikinci dönem dış politikası tam tersini yapıyor. Çin’le büyük güç rekabetinden uzaklaşıp Pekin’le ticari bir barış arar görünüyor. Hint-Pasifik’teki caydırıcılığını ise İran hamlesi ve bunun askeri malzeme ile hazır bulunma durumuna getirdiği yük nedeniyle zayıflattı. Trump ABD ittifak taahhütlerini sürdürse de, Washington’un müttefiklerini savunma istekliliğini sorgulayarak bunların etkinliğini zayıflatıyor. Disiplinli askeri kuvvet kullanımından uzak, sadece bir yılda yedi ülkeyi bombaladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump “güç hakkı yaratır” diye düşünebilir ama yönetimi herhangi bir gerçekçi teoriye uyuyorsa, bu gerçekçiliğin hegemonların maliyetli aşırı genişlemeden kaçınması gerektiği kalıcı uyarısına açıkça uymamasıdır. Gerçekten de Amerikan gücünü pervasızca kullanarak ikinci Trump yönetimi, gerçekçiliğin en yeni uyarıcı hikâyesine dönüşmüştür.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Fırsatlar Ülkesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın gerçekçilik iddiasını çürütmek salt akademik bir egzersiz değildir. Sözde küreselci elitlere eleştirisi, beyan ettiği dış politika kısıtlaması ve özellikle denizaşırı ABD askeri müdahalelerine karşıtlığı, Trump’ın siyasi markasının ayrılmaz parçası olmuştur. “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” hareketi uzun süredir müdahaleci olmayan dış politikaları savunmuştur ve Başkan Yardımcısı JD Vance, Trump’a bağlılığını “hiçbir yeni savaş başlatmayacağı” temeline dayandırmıştı. Birden fazla kampanyada bu yönelim Amerikan seçmenleri arasında dikkate değer ölçüde popülerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Burada Trump’ın savaşına karşı çıkanlar ve ondan sonra gelecek siyasetçiler ile politika yapıcılar için bir fırsat yatıyor. ABD dış politikasında daha disiplinli ve pragmatik bir yaklaşıma yönelik gerçek bir kamu talebi var. Trump’ın savaşı yalnızca Kongre’nin savaş yetkilerini, uluslararası hukuku veya müttefik işbirliğinin değerini hiçe saydığı için pervasız değildir. Pervasızdır çünkü Amerikalıların tutarlı şekilde kınadığı, Amerikan gücünü israf eden sıcak savaş aşırılıklarını örneklendirir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Özellikle Trump gerçekçilik bayrağını yükseltirken bu argümanı Amerikan halkına taşımak, uçlara çekilme eğilimine direnmeyi gerektirir. Trump’ın “güç hakkı yaratır” saplantısını reddedip ABD dış politikasını idealizm ve erdeme odaklamak cazip gelebilir. Ancak aşırı ideolojik bir dış politika, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin düştüğü aynı tuzağa düşme riski taşır: ABD öncelikle değerlerini ilerletmek için hareket ettiğinde doğal sınırlar veya disipline edici sınırlar kalmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Spektrumun diğer ucunda Trump’ın ulusal güvenlik aşırılıkları, bazı eleştirmenleri ABD dış politikasında dramatik şekilde daha kısıtlı bir yaklaşıma yönelik çağrıları güçlendirmeye itiyor. Dış politika üzerindeki mali ve siyasi kısıtlamaları hesaba katmak iyi bir şeydir; özellikle tek kutuplu ABD liderliğindeki bir döneme alışkın politika yapıcılar için. Ancak ABD ordusunun küresel erişimini frenlemek ve denizaşırı “dolaştırıcı” bağları kesmek için heveslenenler, Trump’ın düşüncesizce ABD gücünü parçalamasına hız kazandırabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunun yerine daha pragmatik ve gerçekten gerçekçi bir yol var — güçlü, küresel olarak angaje ama disiplinli ve sonunda yeniden saygı duyulan bir ABD’ye giden yol. Kamu desteğinin olması için iyi neden var. Chicago Council’un 2024 ve 2025 anketlerine göre Amerikalıların büyük çoğunluğu, ABD’nin müttefiklerle yakın işbirliğine dayalı güçlü bir küresel role sahip olmasını istiyor. Artan derecede tehlikeli bir dünyada, ABD’nin harcamayı göze alamayacağı fırsatlar ve göz ardı edemeyeceği tehditler olduğunu kabul ediyorlar. Trump sonrası gerçekçilik, o zaman Trump’ın asla sunmadığı şeyi sunmalıdır: Amerikan gücünün amaç, kısıtlama ve stratejik netlikle ABD çıkarlarını ilerletmek için nasıl kullanılacağına dair tutarlı, olumlu bir vizyon. Trump’ın İran savaşı bu erdemlerin her biriyle çeliştiğinden, daha mantıklı ve aklı başında bir yol açıkta duruyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">*&nbsp;Rebecca Lissner<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> - Mira Rapp-Hooper<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> (Foreign Affairs)</span></span></p>

<div>
<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren:</strong>&nbsp;İlyas Buzgan</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<div>
<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Council on Foreign Relations’ta ABD Dış Politikası Kıdemli Uzmanıdır. Biden yönetiminde Başkan Yardımcısı’nın Ulusal Güvenlik Başdanışman Yardımcısı olarak görev yapmıştır.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></a> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Brookings Institution’da Ziyaretçi Kıdemli Uzmandır. Biden yönetiminde ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Doğu Asya ve Okyanusya Kıdemli Direktörü ile Hint-Pasifik Stratejisi Direktörü olarak görev yapmıştır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/esnek-gercekciligin-yanlis-vaadi-1774895555.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsrail, Trump’ın İran’da bir çıkış yolu bulamamasını sağlıyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/israil-trumpin-iranda-bir-cikis-yolu-bulamamasini-sagliyor-12967</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/israil-trumpin-iranda-bir-cikis-yolu-bulamamasini-sagliyor-12967</guid>
                <description><![CDATA[Detroit büyüklüğündeki Gazze’de iki yıl boyunca Hamas’ı yenemeyen İsrail ve ABD, İran gibi 4.500 kat büyük bir coğrafyada 'başarı' arıyor. Jonathan Cook’un analizi; Hürmüz Boğazı’ndan granit dağlara, mühimmat krizinden kontrolü yitiren Trump’a kadar savaşın görünmeyen gerçeklerini masaya yatırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu, bu savaşı İsrail’in Hizbullah’ı ezmedeki görünürdeki “cüretkâr başarısının” bir tekrarı gibi sundu. ABD başkanı ise bunun yerine İsrail’in Gazze’deki ahlaki ve stratejik yenilgisine bakmalıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Donald Trump’ı İran’a karşı bir savaşın 18 ay önce Lübnan’daki çağrı cihazı saldırısı gibi gelişeceğine ikna etmiş olmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İki ordu birlikte Tahran’daki liderliği başsız bırakacak, İran da tıpkı İsrail’in Lübnanlı grubun manevi lideri ve askeri stratejisti Hasan Nasrallah’ı öldürmesinden sonra Hizbullah’ın çökmüş gibi görünmesi gibi çökecekti — ya da o sırada öyle sanılıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Eğer öyleyse, Trump bu yanılsamayı fazlasıyla satın aldı. Kendisinin Ortadoğu’yu “yeniden şekillendiren” ABD başkanı olacağını varsaydı — seleflerinin, George W. Bush’un 20 yıldan fazla süre önce İsrail’le birlikte aynı hedefe ulaşmadaki feci başarısızlığından beri kaçındıkları bir misyon.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu, Trump’ın dikkatini İsrail’in Lübnan’daki sözde “cüretkâr başarısına” yöneltti. Oysa ABD başkanının bakması gereken yer başka bir yerdi: İsrail’in Gazze’deki devasa ahlaki ve stratejik başarısızlığı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail burada iki yıl boyunca küçücük kıyı şeridini enkaza çevirdi, nüfusu aç bıraktı ve okullar ile hastaneler dahil tüm sivil altyapıyı yok etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Netanyahu, Gazze’nin sivil hükümeti ve İsrail’in yasa dışı işgaline ve abluka politikasına yirmi yıldır boyun eğmeyen silahlı direniş hareketi Hamas’ı “ortadan kaldırdığını” açıkça ilan etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran, onlar işgale cesaret ederse, onlarca yıldır hazırlandığı bu mücadelede daha pek çok sürprizi devreye sokacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gerçekte ise, neredeyse bütün hukuk ve insan hakları uzmanlarının çok önce vardığı sonuca göre, İsrail’in yaptığı şey soykırımdı — ve bunu yaparken İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemi düzenleyen savaş kurallarını da paramparça etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Fakat İsrail’in Gazze’yi yıkıma uğratmasının üzerinden iki buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen Hamas yalnızca ayakta değil; aynı zamanda yıkıntıların yönetimini de elinde tutuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail, Gazze halkının kapatıldığı toplama kampının büyüklüğünü yaklaşık yüzde 60 küçültmüş olabilir, ama Hamas hâlâ yenilmiş değil.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tam tersine, güvenli bir bölgeye çekilen taraf İsrail oldu ve oradan Gazze’de hayatta kalanlara karşı bir yıpratma savaşını yeniden sürdürüyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sürprizler yolda</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, İran’a karşı yasa dışı bir savaş başlatıp başlatmamayı düşünürken, İsrail’in bu küçük bölgeyi — ABD’nin Detroit kenti büyüklüğündeki bir alanı — iki yıl boyunca havadan bombalamasına rağmen Hamas’ı yok etmedeki tam başarısızlığına dikkat etmeliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu başarısızlık daha da çarpıcıydı; çünkü Washington İsrail’e sonsuz denebilecek bir mühimmat akışı sağlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail kara birlikleri göndermesine rağmen Hamas’ın direnişini bastıramadı. Trump yönetiminin çıkarması gereken stratejik dersler bunlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail Gazze’de askeri üstünlük kuramadıysa, Washington bunu İran’da başarmanın neden daha kolay olacağını düşünsün?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sonuçta İran, Gazze’den 4.500 kat daha büyük. Nüfusu da ordusu da 40 kat daha büyük. Ve Hamas’ın el yapımı roketlerine değil, korkutucu bir füze cephaneliğine sahip.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama daha da önemlisi, Trump’ın şimdi bedelini ödeyerek öğrendiği gibi, İran’ın — kuşatma altındaki Gazze’deki Hamas’ın aksine — küresel sonuçlar doğurabilecek stratejik kaldıraçları var.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tahran, Washington’un tırmanma merdiveninde çıktığı her basamağa karşılık veriyor: Komşu Körfez ülkelerindeki ABD askeri altyapısını ve enerji şebekeleriyle tuzdan arındırma tesisleri gibi kritik sivil altyapıyı vurmasından, dünya petrol ve enerji arzının büyük bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatmasına kadar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tahran şimdi dünyaya fiilen yaptırım uyguluyor; küresel ekonominin çarklarını döndürmek için gereken yakıtı ondan mahrum bırakıyor. Bu, Batı’nın on yıllar boyunca İran’a uyguladığı ve ülkenin kendi ekonomisini ayakta tutması için gerekli temel ihtiyaçlardan mahrum bıraktığı yaptırımlara benziyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Düz ve kumluk Gazze topraklarının altındaki tünel ağından savaşmak zorunda olan Hamas’ın aksine, İran’ın coğrafyası kendi ordusuna büyük avantaj sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hürmüz Boğazı boyunca uzanan granit kayalıklar ve dar koylar, sürpriz saldırılar başlatmak için sonsuz korunaklı alanlar sunuyor. İç kesimlerdeki devasa dağ sıraları ise sayısız saklanma yeri sağlıyor — ABD ve İsrail’in teslim edilmesini istediği zenginleştirilmiş uranyum için, askerler için, drone ve füze rampaları için ve silah üretim tesisleri için.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD ve İsrail, İran’ın gözle görünen askeri altyapısını yok ediyor; ama tıpkı İsrail’in Gazze’ye girdiğinde keşfettiği gibi, gözden uzak olanın ne olduğuna dair neredeyse hiçbir fikirleri yok.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama bir şeyden emin olabilirler: İran, onlarca yıldır hazırlandığı bu savaşta, işgale kalkışmaları halinde daha pek çok sürprize sahip.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’a güven yok</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD’nin narsist başkanı Trump için asıl sorun şu: Artık olayların kontrolü onda değil — saldırganlık ve uzlaşma arasında gidip gelen, her açıklamasıyla petrol piyasaları yükselip alçalırken yalnızca ailesini ve dostlarını zenginleştiriyor gibi görünen birkaç sesli çıkış dışında.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, Netanyahu’nun anlattıklarına kandığı anda askeri çatışmanın kontrolünü kaybetti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD ve İsrail İran’ın görünen askeri altyapısını vuruyor; ama Gazze’de olduğu gibi, gözden uzak olanı neredeyse hiç bilmiyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Dünyanın en güçlü ordusunun başkomutanı olabilir, ama şimdi kendisini iki taraf arasında sıkışmış biri rolünde buldu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başlattığı bu yasa dışı savaşı sona erdirmekte büyük ölçüde güçsüz. Artık olayları başkaları belirliyor. Savaştaki başlıca müttefiki İsrail ile resmî düşmanı İran bütün önemli kartları elinde tutuyor. Trump ise bütün gösterişine rağmen onların yarattığı rüzgârla sürükleniyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Zafer ilan edebilir; nitekim bunu yapmaya birkaç kez çok yaklaşmış görünüyor. Ama şişeden cini çıkardıktan sonra çatışmayı bitirmek için fiilen yapabileceği çok az şey var.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD’nin aksine, İsrail ve İran savaşın dayanabildikleri sürece sürmesinde çıkar görüyor. Her iki rejim de — farklı nedenlerle — aralarındaki mücadelenin varoluşsal olduğuna inanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sıfır toplamlı bir dünya görüşüne sahip İsrail, İran’ın İsrail’in nükleer güç statüsüne denk bir konuma gelmesi halinde Ortadoğu’daki askeri dengenin eşitleneceğinden korkuyor. Böyle olursa Tel Aviv artık Washington üzerinde tekel sahibi olmayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bölgeye istediği gibi korku salamayacak. Ve Filistinlilerle bir uzlaşmaya gitmek zorunda kalacak; oysa tercih ettiği plan onlara soykırım uygulamak ve etnik temizlik yapmak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Benzer biçimde İran da, yakın tecrübelere dayanarak, ABD’ye ve özellikle Trump’a İsrail’den daha fazla güvenilemeyeceği sonucuna vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump ilk başkanlık döneminde, 2018’de, selefi Barack Obama’nın imzaladığı nükleer anlaşmayı yırttı attı. Geçen yaz ise görüşmeler sürerken İran’a saldırı düzenledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Geçen ayın sonunda da, arabuluculara göre yenilenen görüşmeler başarıya ulaşmak üzereyken bu savaşı başlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın sözleri değersiz. Yarın bir anlaşmayı kabul etse bile, Tahran altı ay sonra yeni bir saldırı dalgasıyla karşılaşmayacağından nasıl emin olabilir?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran, Gazze’nin son yirmi yıldaki kaderine bakıyor. İsrail önce bölgeyi ablukaya aldı, halkı toplama kampında sessiz kalmayı reddettikçe daha da ağırlaşan bir kıtlık rejimine mahkûm etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sonra İsrail birkaç yılda bir “çimleri biçmeye” başladı — yani bölgeyi hava saldırılarıyla dövdü. Ve sonunda soykırımı başlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran liderleri aynı yola sürüklenmeyi göze almak istemiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunun yerine, ABD’ye kolay kolay unutamayacağı bir ders vermeleri gerektiğine inanıyorlar. İran, küresel ekonomiye ve Körfez’deki ABD müttefiki devletlere öyle bir yıkım vermek istiyor ki, Washington bir devam savaşını düşünmeye bile cesaret edemesin.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu hafta New York Times, İran saldırılarının bölgedeki 13 ABD üssünün birçoğunu “neredeyse yaşanamaz” hale getirdiğini bildirdi. Körfez’deki 40.000 Amerikan askeri “otellere ve ofislere taşınmak” zorunda kaldı; bunların binlercesi “Avrupa’ya kadar dağıtıldı.”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yangını körüklemek</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Günden güne daha açık hale geldiği üzere, İran konusunda ABD ile İsrail’in çıkarları artık çatışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, küresel bir depresyonu ve bununla birlikte iç destek tabanının çökmesini önlemek için piyasaları mümkün olan en kısa sürede yeniden sakinleştirmek zorunda. İstikrarı yeniden tesis edecek bir yol bulmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hava saldırıları ne mollaları ne de Devrim Muhafızları’nı yerinden etmeye yetmeyince, önünde iki seçenek kaldı: ya geri adım atıp İran’la aşağılayıcı müzakerelere girişecek ya da bir kara işgaliyle rejimi devirmeye ve kendi seçtiği bir lideri dayatmaya çalışacak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama İran ABD’ye zarar vermeyi henüz bırakmamışken ve Trump’ın iyi niyetine güvenmek için sıfır nedeni varken, Washington giderek kaçınılmaz biçimde ikinci yola itiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail ise ilk seçeneğe, yani müzakerelere, şiddetle karşı çıkıyor; çünkü bu onu başladığı noktaya geri götürecek. İkinci seçeneğin de başarılamayacağından şüphe ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gazze’den çıkarılacak temel ders şudur: İran’ın geniş coğrafyası, işgal kuvvetlerini görünmeyen bir düşmanın saldırılarına açık hedefler haline getirebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ve Batılıların bundan hiç haberi olmasa da İranlılar arasında liderliğe destek o kadar fazla ki, İsrail ve ABD’nin halkın başına, halkı bombalamayı güvenli bir yerden alkışlayan taht varisi Reza Pehlevi’yi dayatması mümkün görünmüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail bu savaşı bambaşka bir gündemle başlattı. Aradığı şey İran’da istikrar değil, kaos. Gazze ve Lübnan’da yaratmaya çalıştığı da buydu — ve İran’da da aynı sonucu istediğine dair her işaret mevcut.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunun Washington’da çoktan anlaşılmış olması gerekirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu hafta Joe Biden’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, İran konusunda eski İsrail askeri istihbarat yetkilisi Danny Citrinowicz’in son açıklamalarına atıf yaparak Netanyahu’nun amacının “İran’ı kırmak, kaos yaratmak” olduğunu söyledi. Neden? Sullivan’ın aktardığına göre, “çünkü onların gözünde parçalanmış bir İran, İsrail için daha az tehdit demek.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail’in, daha önce Gazze’de yaptığı gibi, İranlı liderleri sürekli öldürmesinin nedeni bu: Yerlerine daha saldırgan isimlerin geleceğini bilerek bunu yapıyor. Konuşmaya hazır pragmatistler değil, uzlaşmayı reddeden radikalleşmiş ve intikamcı liderler istiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail’in, Gazze’de yaptığı ve şu anda Lübnan’da da yapmakta olduğu gibi, İran’daki sivil altyapıyı hedef almasının nedeni de bu: Umutsuzluk yaymak, bölünmeleri derinleştirmek ve Tahran’ı misillemeye zorlamak; böylece İran’ın Körfez’deki komşularının öfkesini artırmak ve ABD’yi daha da derine çekmek.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yine bu nedenle İsrail, Gazze ve Lübnan’da yaptığı gibi, İran içindeki ve çevresindeki azınlık gruplarıyla gizlice temas kuruyor — ve muhtemelen onları silahlandırıyor —; umudu, iç çözülmeyi daha da alevlendirmek.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İç savaşla meşgul, kendi iç mücadelelerinde tükenmiş devletler İsrail için az tehdit oluşturur.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Karışık mesajlar</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump her zamanki gibi kafa karıştırıcı mesajlar veriyor. Bir yandan müzakere etmeye çalışıyor — ama kiminle, o bile belli değil — öte yandan kara işgali için asker yığıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD başkanının niyetlerini analiz etmek zor, çünkü söyledikleri stratejik açıdan hiçbir anlam ifade etmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çarşamba gecesi Washington’daki bir bağış toplantısında İran’ın “bir anlaşma yapmayı çok istediğini” söyledi, ardından şunu ekledi: “Bunu söylemeye korkuyorlar çünkü kendi halkları tarafından öldürüleceklerini düşünüyorlar. Bizim tarafımızdan öldürülmekten de korkuyorlar.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu, kendi otoritesini sağlamlaştırmaya ve bölgeye düzen getirmeye çalışan bir süper gücün mantığı değil. Bu, rakiplerinin planlarını bozup oyunu tersine çevirebilecek son çaresiz hamlesine umut bağlayan köşeye sıkışmış bir suç patronunun mantığı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu son zar atışı, ABD özel kuvvetlerini İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatının ana merkezi olan Harg Adası’nı işgal etmeye gönderme planı gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump, adayı bir fidye aracı gibi elinde tutabileceğini, Tahran’dan Hürmüz’ü yeniden açmasını isteyebileceğini, aksi halde İran’ın kendi petrolüne erişimini kaybedeceğini düşünüyor gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Diplomatlara göre İran, Boğaz üzerindeki kontrolü bırakmayı reddetmekle kalmıyor; Trump’a koz vermemek için adayı ve oradaki ABD güçlerini halı bombardımanına tutmakla tehdit ediyor. Tahran ayrıca, bölgeden petrol sevkiyatında hayati önemde ikinci bir su yolu olan Kızıldeniz’deki gemileri de hedef almaya başlayacağı uyarısında bulunuyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hâlâ oynayacak kartları var</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu, Trump’ın kazanmakta zorlanacağı bir “ilk kim kaçacak” oyunu. Bütün bunlar da İsrail liderliğini oldukça rahat bir konumda bırakıyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Jonathan Cook (Martha Gellhorn Özel Gazetecilik Ödülü Sahibi)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren: </strong>İlyas Buzgan&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Makale linki:</strong>&nbsp;https://www.middleeasteye.net/opinion/israel-making-sure-trump-cannot-find-ramp-iran</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/israil-trumpin-iranda-bir-cikis-yolu-bulamamasini-sagliyor-1774894486.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Amerika’da sene 1914 mü?*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/amerikada-sene-1914-mu-12960</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/amerikada-sene-1914-mu-12960</guid>
                <description><![CDATA[Yıllarca Amerikan ve İsrail gücüne direnişi dini bir zorunluluk olarak kabul etmiş bir yönetim, askeri baskıyı teslim olma nedeni olarak değil, daha çok dayanma nedeni olarak görecektir. İşte bu savaşın cehaleti budur. Savaş yapanların hesapları kusursuz olabilir. Ama bilmediğinizi hesaba da katamazsınız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın dördüncü haftasındayız ve net bir sonuca varmak artık zor değil: Liderlerimiz olağanüstü bir yıkım makinesine hükmediyorlar, ancak insan doğası konusunda yani insanların gururu, utancı, inançları ve tarihsel hafızası konusunda şaşırtıcı derecede körler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaşın mimarları, liderlerini öldürmenin, hava sahasını kontrol etmenin ve altyapıyı yok etmenin Tahran’da rejim çöküşüne ve Washington ile Kudüs’te stratejik netliğe yol açacağını varsaymış görünüyor. Oysa İran, ağır şekilde zayıflamasına rağmen Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatmayı başardı, savaşın ekonomik etkisini dramatik şekilde genişletti ve Washington’ı, “savaş kısa ve kesin olur” diye girdiği bir çatışmanın ardından eski, gösterişsiz müttefiklerden yardım istemeye zorladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunu bir “istihbarat başarısızlığı” olarak tanımlamak cazip geliyor. Teknik olarak&nbsp; böyle değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş planlaması ve icrasının arkasındaki casusluk istihbaratı oldukça kapsamlı. Son haberlere göre İsrail istihbaratı yıllar boyunca Tahran’ın trafik kameralarına ve iletişim ağlarına sızdı ve CNN’e ismi açıklanmayan bir İsrail kaynağının “yapay zeka destekli hedef üretim makinesi” diye tanımladığı bir sistem kurdu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sistem, devasa miktardaki görüntü, insan ve sinyal istihbaratını hassas vuruş koordinatlarına dönüştürebiliyor. Bu, gözetleme ve hedefleme açısından olağanüstü bir başarı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak hiçbir zaman bu kadar çok şey, onu bu kadar az anlayan insanlar tarafından. Bu kadar net görülmemişti. Bir sistem size bir adamın nerede olduğunu söyleyebilir. Ama onun ölümünün bir ulus için ne anlama geleceğini söyleyemez. Bu sistemler davranış üzerine eğitilmiştir, anlam üzerine değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir rakibin ne yaptığını takip edebilirler ama onun neden korktuğunu, neye saygı duyduğunu, neyi hatırladığını ya da neyin uğruna öleceğini anlayamazlar. Bu, fazla donanımlı liderlerin tekrar eden yanılgısıdır: Savaş alanını haritalandırabildikleri için savaşı anladıklarını sanırlar. Oysa savaş asla yalnızca teknik bir rekabet değildir. Şikayetler, kutsal anlatılar, geçmiş aşağılanmaların hafızası ve intikam arzusuyla şekillenir. Bunlar, teknik bir girişime sonradan eklenen&nbsp; &nbsp;komplikasyonlar değildir. Savaşın ta kendisidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden bilinen hatalar tekrar ediyor. Savaş planlamacıları, bir rejimin kafasını keserek çökeceğini hayal ediyorlar. Oysa dış saldırı çoğu zaman tam tersi etki yaratır: Yaralı, aşağılanmış ve öfkeli bir toplum, çökmekte olan devleti daha sıkı biçimde kenetler. Konvansiyonel silahları yok etmenin meseleyi çözeceğini düşünüyorlar; sanki meşruiyet, yaralı egemenlik ve kolektif öfke ikincil meselelermiş gibi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rakibinin kendini nasıl gördüğünü ciddiye alan planlamacılar, saldırının rejimin anlatısını zayıflatmak yerine onu güçlendireceğini öngörebilirdi. Ayrıca sistematik “kafa kesme” operasyonunun müzakereci üretmediğini, aksine onları ortadan kaldırdığını da fark edebilirlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Askeri teorisyen Carl von Clausewitz uzun zaman önce savaşı bir tür cebir işlemine indirgemenin yanılgısını fark etmişti. Ona göre savaş asla yalnızca hesap değildir; tutku, belirsizlik ve siyasi amaçla doludur. Cebir bugün çok daha sofistike hale geldi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama yanılgı 19. yüzyıldaki kadar tehlikeli. Bu savaşın ortaya çıkardığı şey, yalnızca strateji değil, aynı zamanda okuryazarlık başarısızlığıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Edebiyat ve tarih, en ciddi halleriyle, liderlerin eksik olduğu yetileri tam da eğitir: Başka zihinlerin bize açık olmadığını ve bizimkinden farklı amaçlarla yönetildiğini kabul etme kapasitesi. Tarih ve edebiyatla yetişmiş bir zihin, kutsal bir davanın pençesindeki aktörlerin genellikle ne dediyse onu kastettiğini bilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir kurucu efsaneyi bombalamanın onu çözmekten ziyade kutsal kılma ihtimalinin daha yüksek olduğunu da bilir. Kültürel bilgi elbette savaş felaketlerini nadiren engeller.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Atina altın çağının zirvesindeyken Syracuse’a yelken açtı ve bir imparatorluğu kaybetti. Thukydides kalan ömrünü bunu açıklamaya adadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1914 generalleri kültürlü, çok okumuş adamlardı ama bu nitelikler Avrupa’yı kurtaramadı. Değişen şey, kültürün eskiden körlüğü engellediği ve artık engellemediği değildir. Değişen, kültürün giderek otoritesini “bilgiyi anlayış sanan, hızı yargı sanan” sistemlere devretmesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Shakespeare bu körlüğü bugünkülerden daha iyi anlıyordu. “Macbeth” yalnızca hırs üzerine bir oyun değildir. Olası bir geleceği görüp, o kısa bakışı olayları kendi yorumuna uydurma yolu sanan ve sonra bu yorumun kendisini yiyip bitirmesini izleyen bir adamın hikâyesidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çok geçmeden eylemin anlayışı beklemesi gerektiğini bile söylemez olur. Karısına “Başımda öyle şeyler var ki, düşünülmeden önce yapılmaları gerekir” der.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Modern hedefleme sistemleri aynı fanteziyi teknolojik formda vaat ediyor: Görmeyle vurma arasındaki aralığı ortadan kaldırmak, yargının araya girebileceği o duraklamayı yok etmek. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Macbeth düşünmek yerine hareket eder. Bu yeni savaşta görebileceğimiz kalıp tam olarak budur ve edebiyat ile tarihsel hayal gücü tam da bu kalıbı dengelemek için vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tolstoy ise aynı kalıbı diğer taraftan izlemişti. “Savaş ve Barış”ta Plutarkhos’un “Hayatlar”ından beslenen Napolyon’u anlatır. Borodino’dan Moskova’ya yürür ama bir halkın şehrini teslim etmektense yakmayı tercih edebileceğini hâlâ anlayamaz. Hatası taktik değildi, hayal gücünden yoksundu: Ruslara kendi mantığından farklı bir mantık atfedemiyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kampanyanın mimarlarının tekrar ettiği hata da tam olarak budur. Yıllarca Amerikan ve İsrail gücüne direnişi dini bir zorunluluk olarak kabul etmiş bir yönetim, askeri baskıyı teslim olma nedeni olarak değil, daha çok dayanma nedeni olarak görecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş ne kadar teknolojik olarak sofistike hale gelirse, onu ironi, olumsallık ve insan doğasının karanlık sabitleri konusunda eğitilmemiş insanlara teslim etmek o kadar tehlikeli olur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu liderler kabiliyetlerden, zaman çizelgelerinden ve “öldürme zincirleri”nden bakıcıb bir şekilde bahsedeceklerdir. Ama kin, onursuzluk, sadakat ve yas için hiçbir dilleri olmayacaktır. Ve savaşların çelik ve ateş kadar bu duygulardan da yapıldığını çok geç fark edeceklerdir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İşte bu savaşın cehaleti budur. Savaş yapanların hesapları kusursuz olabilir. Ama bilmediğinizi hesaba da katamazsınız.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Yonatan Touval (New York Times -Tel Aviv merkezli bir dış politika analisti ve yazardır</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/29/opinion/israel-us-war-iran-literature.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/29/opinion/israel-us-war-iran-literature.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/amerikada-sene-1914-mu-1774808236.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump istediğini hatta daha da fazlasını yapıyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-istedigini-hatta-daha-da-fazlasini-yapiyor-12953</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-istedigini-hatta-daha-da-fazlasini-yapiyor-12953</guid>
                <description><![CDATA[Şimdinin daha saldırgan Trump’ı anlamaya çalışan herkes şunu hatırlasın: O hâlâ “Hollywood” Trump’ı. Ahlaksız ve sözde maço pozlarını sürdürüyor bu defa sadece sahnesi daha büyük ve silahların en büyüğüyle istediğini yapıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Donald Trump eskiden kadınları kasıktan yakalamakla övünürdü. Şimdi ise dünyayı ekseninden yakalıyor. Hâlâ kendisinde, kuralları hiçe sayan bir saldırı yapma hakkı olduğuna inanıyor. Hedeflerini sadece genişletmiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Bir yıldız olduğunda,” demişti bir zamanlar, “bırakıyorlar bunu yap. İstediğini yapabilirsin.” İkinci döneminde yaklaşımı en hafifinden zorbalık olarak tanımlanabilir; bu zorbalık, kabinesindeki dalkavuklar ve Kongre’deki Cumhuriyetçi yalakalar tarafından destekleniyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Mike Johnson acınası bir şekilde Trump için “America First Ödülü”nü yoktan var etti dedi. Temsilciler Meclisi Başkanı, “güzel altın kartal heykeli”nin “Amerika’daki yeni altın çağ”a uygun olduğunu söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump her zamankinden daha çok, ne isterse, nasıl isterse onunla istediği gibi oynayabileceğine inanıyor. İster bir ülke, ister bir siluet, ister Beyaz Saray olsun. Halkın Evi’ne (White House) saldırdı, Doğu Kanadı’nı ve Jackie Kennedy bahçesini kimse planlara bile bakamadan buldozerle yıktı. Şüpheli uyuşturucu teknelerini havaya uçurdu, Nicolás Maduro’yu yatak odasından kaçırdı ve Grönland’ı yağmalama, Küba’ya saldırma düşüncesiyle ağzı sulanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Küba’yı alma onuruna sahip olacağımı düşünüyorum,” dedi. “Bu büyük bir onur. Küba’yı bir şekilde almak. İster özgürleştireyim, ister alayım. Doğruyu söylemek gerekirse, onunla istediğimi yapabileceğimi düşünüyorum.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İstediğini yapabilirsin. Perşembe günkü kabine toplantısında keyifli bir şekilde şakalaşan Trump, “Sanırım Venezuela’ya gidip Delcy’ye karşı başkanlığa aday olabilirim,” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Delcy Rodríguez’den bahsediyordu yani Maduro’nun, Trump’ın onayıyla yükselen yardımcısından. Pazartesi günü ise İran kendisine boyun eğmezse “kalbimizin istediği kadar bombalamaya devam edeceğiz” dedi. NATO’nun iradesine boyun eğmemesinden dolayı öfkeliydi ve NATO’nun bunu pişman olacağını söylüyordu. Kabine toplantısında “Bu NATO için bir testti,” dedi ve ekledi: “Eğer bunu yapmazsanız, hatırlayacağız. Sadece hatırlayın. Birkaç ay sonra bunu hatırlayın. Benim açıklamalarımı hatırlayın. Onların harika bir ifadesi var: ‘Asla unutma.’ Biz asla unutmayacağız.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın 11 Eylül’le ilgili “Asla unutma” sloganını sahiplenmesi tuhaf, çünkü o gün ikiz kuleler yıkılırken kendi binası 40 Wall Street’in Lower Manhattan’daki en yüksek bina olduğunu gözlemlemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bir zamanlar savaşın zaman, can ve para kaybı olduğunu düşünürdü; Kuzey Kore ve Gazze plajlarında otel inşa etmeyi hayal ederdi. 2016’da Hillary Clinton’ı yendikten sonra askeri politikasını özetlediği bir konuşma yapmıştı: “Hiçbir şey bilmediğimiz, hiç ilgilenmememiz gereken yabancı rejimleri devirmeye koşmaktan vazgeçeceğiz,” demişti. Şimdi ise rejim değişikliği için yanıp tutuşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kemik Mahmuzlu Süvari eşsiz askeri gücümüzü gösterişle kullanma zevkini geliştirdi ve Pentagon’da bu yeni küresel şiddet iştahını frenleyecek kimse yok .</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Pete Hegseth, iki Siyah subayı ve iki kadını tuğgeneralliğe terfi ettirmeyi engelleyerek ordunun başına neden bu kadar tedirgin edici bir seçim olduğunu bir kez daha gösterdi. The Times’ın haberine göre bu karar, terfi listesini büyük ölçüde Hegseth’in en sevdiği türden beyaz erkeklerden oluşan bir gruba bıraktı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump ünlü bir emlak geliştiriciyken, her yere adını yapıştırmasıyla ilgili megalomanisiyle dalga geçilirdi. Binaları kasıktan yakalardı. Ama şimdi başkan olarak bu komik değil. İğrenç. Adını Kennedy Center’a zorla koydu. Barış Enstitüsü’nden “ABD” harflerini çıkardı ve Donald J. Trump Barış Enstitüsü yaptı. Savaş gemileri sınıfına adını ekliyor. Adalet Bakanlığı’ndan çok katlı bir afişle surat asan yüzü sarkıyor. Washington Dulles Havalimanı’nı ve New York Penn Station’ı kendi adıyla yeniden isimlendirmeye çalıştı ve Lincoln Anıtı’nın karşısına, Reagan Ulusal Havalimanı uçuş yollarını engelleyebilecek kadar yüksek bir Trump tarzı kemer dikmeyi planlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Seçtiği sanat komisyonu, başkanın masaya yumruklarını dayamış, surat asan bir fotoğrafının olduğu 24 ayar altın anı parası basılmasını onayladı. Kral Midas, Hazine Bakanlığı’nı kendi portresi olan bir dolarlık altın para basmaya zorluyor. Şimdi, her yerde var olma çılgınlığında ABD para birimlerini kirletecek.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hazine Bakanlığı Perşembe günü Trump’ın, kağıt paralara imzasını atan ilk görevdeki başkan olacağını duyurdu. Kendisini yasal paranın üzerine zorla yerleştirmek hiç de nazik değil . ABD Hazine Mührü’nün imzasını faturalardan söküp atıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tabii ki o göreve dalkavuk bir adamı getirdi. 76 yıldır kadınlara verimiş tuttuğu bu görevi sona erdirdi. “Başkanın Amerika’nın altın çağ ekonomik canlanmasının mimarı olarak tarihe damga vurması tartışılmaz,” dedi Hazine’nin mührünü kullanan Brandon Beach açıklamasında. “İmzasını Amerikan para birimine basmak sadece uygun değil, aynı zamanda fazlasıyla hak edilmiş bir şey.” (ABD Hazine Mührü’nün İran’daki “operasyonun” fiyatları yükselttiğini ve borsaları çökerttiğini bilmiyor görünmesi endişe verici.)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şimdinin daha saldırgan Trump’ı anlamaya çalışan herkes şunu hatırlasın: O hâlâ “Hollywood” Trump’ı. Ahlaksız ve sözde maço pozlarını sürdürüyor bu defa sadece sahnesi daha büyük ve silahların en büyüğüyle istediğini yapıyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* <span style="background-color:white"><span style="color:#121212">Maureen Dowd </span></span><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#121212">(</span></span></strong>Köşe Yazarı ve 1999 Pulitzer Ödülü sahibi)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="color:#121212">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="color:#121212">Orijinal Bağlantı:&nbsp;&nbsp;https://www.nytimes.com/2026/03/28/opinion/trump-does-anything-he-wants-and-more.html</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-istedigini-katta-daha-da-fazlasini-yapiyor-1774720921.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cumhuriyetçiler bu savaşın kötü gittiğini biliyor</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cumhuriyetciler-bu-savasin-kotu-gittigini-biliyor-12944</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cumhuriyetciler-bu-savasin-kotu-gittigini-biliyor-12944</guid>
                <description><![CDATA[İlk kez, her iki büyük parti de etkili anti-savaş kanatlara sahip. Trump ise başkanlığa ne kadar samimiyetsiz olsa da barış adayı olarak aday oldu ve Kamala Harris'in Amerika'yı Üçüncü Dünya Savaşı'na sürükleyeceğini iddia etti.Ve işte buradayız; tanıdık bir felaketin yeni bir versiyonuna doğru sendeleyerek ilerliyoruz; ulusal bir nevrotik tekrar zorlaması gibi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sadece Kongre'deki Demokratlar Donald Trump'ın İran savaşının bataklığa gittiğinden korkmuyor. Çarşamba günü yapılan gizli Pentagon brifinginin ardından, Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi'ndeki Cumhuriyetçi milletvekilleri sarsılmış görünüyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Nancy Mace, “Amerikan hayatlarını aynı başarısız dış politikalar için feda etmeyeceğiz” dedi ve İran'a Amerikan askerleri gönderme ihtimali konusunda uyardı. Komite başkanı Mike Rogers ise üyelerin savaş planları hakkında yeterince bilgi alamadığından şikayet etti. Askeri hareketlerin “düşünceli ve planlı” olması gerektiğini söyledi. İma ettiği şey, bunun olmayabileceğiydi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Komitenin savaş gazisi Demokrat üyesi Jason Crow bana, “Bu, Cumhuriyetçilerden bu savaşa karşı gerçekten herhangi bir direniş gördüğüm ilk hafta” dedi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Meslektaşlarının kamuoyuna yaptıkları açıklamaların, kaygılarının derinliğini ancak ima ettiğini söyledi. Kapalı toplantılarda, “kamuoyuna göstermeye gönüllü olmadıkları birçok endişe” dile getiriliyor .</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Bazı muhafazakârlar hâlâ, savaş hakkındaki kötümserliğin dar görüşlü ve önyargılı bir elitin eseri olduğunu savunuyor. National Review'den Noah Rothman çarşamba günü: “Sofistike çevrelerdeki” insanlar savaş kötü gidiyor diye düşünebilir ama bu “kasvetli bakış, nesnel bir değerlendirmeden tamamen kopuk” diye yazdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">&nbsp;Ancak Pentagon'dan doğrudan bilgi alan Cumhuriyetçilerin en azından bazıları o kadar iyimser değil. Demokrat üye Sara Jacobs, “Tarafsız olarak bize oldukça netti ve ne bir plan var, ne de bir strateji” dedi. Brifing verenler, “üç hafta içinde bir son oyun (end game) dahi ortaya koyamadı” diye ekledi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Şimdi büyük soru, Amerikan kara işgalinin yakın olup olmadığı. Bence insanlar bunu küçümsüyor çünkü bu fikir bariz şekilde korkunç. Amerikalılar kesinlikle karada asker görmek istemiyor: Geçen haftaki bir Reuters/Ipsos anketinde, yanıt verenlerin yalnızca %34'ü İran'a Özel Kuvvetler göndermeyi destekledi, daha geniş ölçekli bir saldırıyı ise yalnızca %7'lik kesim desteklediğini söyledi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Piyasalar Trump'ı kısıtlayabilecek birkaç güçten biri ve savaşın nispeten hızlı biteceğini varsayıyor gibi görünüyor; bu yüzden petrol fiyatları bazılarının beklediği kadar yükselmedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Trump'ın kendisi de İran macerasının uzamasından endişeli görünüyor. Wall Street Journal'a göre, savaşın hızlı bitmesini istiyor ve zaman zaman İran liderlerine anlaşma yapmaları için adeta yalvarıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Perşembe sabahı şöyle paylaşım yaptı: “Ciddi olsalar iyi olur, yoksa çok geç olacak, çünkü bir kez o noktaya gelindiğinde DÖNÜŞ YOK.” Neredeyse alnından ter aktığını hissedebiliyorsunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">&nbsp;Amerika'nın İran'la savaşını tırmandırmaması için tüm bu nedenlere rağmen, tırmanma ihtimali yüksek. Trump Orta Doğu'ya binlerce asker daha gönderiyor ve geçmişte, düşman bir ülkeye askeri güç yığdığında onları kullandı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Axios web sitesi Perşembe günü : “Bazı ABD yetkilileri, savaşı bitirecek ezici bir güç gösterisinin barış görüşmelerinde daha fazla kaldıraç yaratacağını veya Trump'a zafer ilan ettirebileceğini düşünüyor.” Diye yazdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Demokrat Kongre üyesi Jacobs bana, Pentagon'un günde yüz milyonlarca dolar yakan bir savaş için 200 milyar dolarlık fon talebinin bir işaret olduğunu söyledi. “Bu, işleri toparlamak için tek seferlik bir maliyet değil. Bu, uzun bir savaş için peşinat” dedi.,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Bu, elbette, Amerika'nın utanç verici bir yenilgiden kaçınmak için bir savaşı tırmandırdığı ilk sefer olmayacak. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Eski Savunma Bakanı Robert McNamara anılarında, Vietnam Savaşı sırasında CIA'nın “başarısızlığın ABD prestijine zarar vereceği” konusunda uyardığını ve bu yüzden Amerika'nın durumu kurtarmak umuduyla anlamsız bir çatışmayı uzattığını yazmıştı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Irak ve Afganistan'daki yıllarca süren çatışmalarda, Jason Crow'un hatırladığı üzere askeri liderler defalarca “bir büyük asker artışı daha, bir büyük taarruz daha, işi bitirecek ve bizi daha iyi bir konuma getirip savaşı kazandıracak” iddiasında bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ancak Amerika, tam da yaptığı hatalar konusunda bu kadar önceden uyarı almışken, bu kadar hızlı bir bataklığın eşiğine hiç gelmemişti. Son on yılın büyük kısmını büyük ölçüde Trump'ın seçilmesinden de dolayı Irak savaşının küresel istikrara ve Amerikan birliğine maliyetini sorgulayarak geçirdik. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İlk kez, her iki büyük parti de etkili anti-savaş kanatlara sahip. Trump ise başkanlığa ne kadar samimiyetsiz olsa da barış adayı olarak aday oldu ve Kamala Harris'in Amerika'yı Üçüncü Dünya Savaşı'na sürükleyeceğini iddia etti.Ve işte buradayız; tanıdık bir felaketin yeni bir versiyonuna doğru sendeleyerek ilerliyoruz; ulusal bir nevrotik tekrar zorlaması gibi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Uluslararası Politika Merkezi’nin yönetici başkan yardımcısı Matt Duss, “Bu, Amerikan dış politikasının en kötüsünün korkunç ve acemi cover grubu versiyonu gibi” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Belki bir gün, yine kötü düşünülmüş bir savaştan parçaları toplarken Cumhuriyetçiler, perde arkasında ona karşı olduklarını açıklayacak. Jason Crow'a göre Kongre'deki en büyük sorunlardan biri, insanların özelde söyledikleriyle kamuoyunda inançlarının gücünü gösterme istekliliği arasındaki uçurum. “Ben her zaman bu uçurumu kapatmaya çalışıyorum ve insanlara doğru olanı yapmak için asla geç olmadığını hatırlatıyorum” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Michelle Goldberg&nbsp;(New York Times)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı:&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.nytimes.com/2026/03/27/opinion/republicans-iran-war.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/27/opinion/republicans-iran-war.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/cumhuriyetciler-bu-savasin-kotu-gittigini-biliyor-1774648264.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Trump değil, bu Amerika*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/bu-trump-degil-bu-amerika-12933</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/bu-trump-degil-bu-amerika-12933</guid>
                <description><![CDATA[Teolog Reinhold Niebuhr, “Amerikan Tarihinin İronisi” adlı kısa bir kitap yayınladı. Obama'nın favorilerinden biri olan kitap, erdemlerini yanlış anlayan Amerikalılara hitaben dünya işlerinde Hristiyan alçakgönüllülüğü çağrısıdır. “İnsan ironik bir varlıktır çünkü sadece yaratıcı olmadığını, aynı zamanda yaratılmış olduğunu da unutur,” diye yazar Niebuhr. Daha geniş bir çerçeveye, tarihle dürüst bir yüzleşmeye ve Amerika'nın diğer herhangi bir ulus gibi dünyanın sadece bir yeri olduğunu kabul etmeye ihtiyacımız var. Amerika, kontrol etmediği bir dünyada nasıl var olacağını bilmiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birçok Amerikalı gibi ben de bu karanlık günlerde iki duygusal kutup arasında gidip geldim. Bazen kendime Donald Trump'ın, hiçbir önceki başkanın cesaret edemediği güç kaldıraçlarını ele geçirmiş, eşsiz derecede kötücül bir figür olduğunu söylüyorum. Hikaye sokaklarda devlet şiddetiyle veya yurtdışında yasadışı askeri operasyonlarla bitmiyor. Yine de kendi rahatlatıcı yanı var. Trump bir gün sahneden çekildiğinde doğa yasaları gereği, siyaset değilse bile Amerikan demokratik ve anayasal projesinin bir tür restorasyonu mümkün olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha karanlık günlerde ise daha köklü bir anlatıya yöneliyorum: Trump, Amerika'nın her zaman olduğu şeyin tamamlanması aslında yani kendi mitleriyle (kader ve istisnacılık) kendini tatmin etmiş, istediğini yapmak için lisans almış bir ulus.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump hiç yoktan ortaya çıkmadı ne de olsa. İki zaferi de Amerikalıların ve onların seçtikleri liderlerin tercihleriyle şekillendi. Eğer o olmasaydı, tarih onun gibi birini icat ederdi. Bu açıklama da kendi tesellisini sunuyor. En azından rasyonel bir zihin için anlaşılabilir bir şey.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu gidip gelme biraz boyun kırılması gibi hissettirebiliyor. Trump'ın 2020'deki kaybı, mahkemelerin bazı en pervasız hamlelerini engellemesi ve ara seçimlerde Demokratların ezici bir zafer ihtimali “sapma teorisi”ni destekliyor. Ama diğer gelişmeler yani Trump'ın 2024'teki&nbsp; zaferi, Cumhuriyetçi Parti'nin neredeyse tamamen onun iradesine boyun eğmesi ve Yüksek Mahkeme'nin Trump'a başkanlık döneminde işleyebileceği potansiyel suçlar için geniş dokunulmazlık vermesi ise tam tersini işaret ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran'daki savaş bu ikiliği paramparça etti. Elbette bu, Trump'ın eşsiz pervasızlığının ürünü; seleflerinin akıllıca kaçındığı bir çatışmaya pervasızca dalıyor. Ancak aynı zamanda onlarca yıllık Amerikan tarihinin mantıksal son noktası. Ülkenin teknolojik sihirbazlıkla uzaktan savaş bağımlılığı, uzak yerlerdeki olayları güç kullanarak şekillendirebileceğine dair dar görüşlü inanç, başkanlık üzerindeki anayasal sınırlamaların yavaş yavaş aşındırılması.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump tarihsel bir sapkınlık mı yoksa tarihinin tamamlanması mı, bir anormallik mi yoksa zirve noktası mı? Cevap kuşkusuz ikisi de. Ama başkanlığı sırasında Trump çok daha eski bir hastalığı ortaya çıkardı: Amerikalıların dünyayı kendi istedikleri gibi şekillendirme yeteneğine sarsılmaz inancı; başkalarının ne istediğine kayıtsız ve kendi planlarının doğru olduğundan son derece emin olma hali. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump'ın ötesinde, biz Amerikalıların yüzleşmesi gereken bu çarpık zihniyettir.1952 Aralık'ında İskoçyalı akademisyen Denis Brogan, “Amerikan Her Şeye Gücü Yetme Yanılgısı” başlıklı dikkat çekici bir deneme yayınladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD dünyanın en baskın gücü olarak ortaya çıkarken yazan Brogan, Amerikan zihninin tuhaf bir özelliğini teşhis etti. Mitleriyle beslenen ve dünya için vizyonuna sarsılmaz bir şekilde inanan ABD, zorluğu, hele yenilgiyi, amaçlarını sorgulamak için bir neden olarak göremiyordu. Başarısızlık asla rakiplerin gücü veya kudreti yüzünden olmazdı. Bunun yerine, blöf veya ihanet yüzünden gelirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Çok sayıda Amerikalıya göre, Amerikan hükümeti tarafından ilan edilen ve Amerikan halkının desteğiyle yürütülen bir Amerikan politikası hemen başarıya ulaşmazsa, bunun nedeni aptallık veya ihanet olmalıdır,” diye yazmıştı Brogan. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülkeyi hayranlıkla ama zekice gözlemleyen biri olarak Brogan, temel bir şeyi yakalamıştı. Amerika kendi hayalinde asla başarısız olamazdı; sadece başarısızlığa uğratılabilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel komünizme karşı Soğuk Savaş mücadelesinde ülke bu refleksi bolca gösterdi. Çin'deki komünist isyancıların zaferi, Brogan'a göre yaygın olarak Amerika’nın beceriksizliği veya hainliği olarak görülüyordu. Çin, devasa ve kadim bir uygarlıkken, Amerika'nın kazanması veya kaybetmesi gereken bir şey olarak algılanıyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu “başarısızlık” McCartici paranoyasının doğmasına yardımcı oldu. Kore, Vietnam ve daha birçok gizli felaket, senatör gittikten uzun süre sonra bile suçlama ateşi için yakıt oldu. Başarısızlık ancak iç ihanetten gelebilirdi; bu fikir paradoksal olarak her şeye gücü yetme yanılgısını güçlendiriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sovyetler Birliği 1991'de çöktüğünde Amerika kudretinin tam ağırlığını yaşama şansı buldu. Kötü imparatorluğu yenmiş ve dünyanın gelmiş geçmiş en güçlü ulusu olarak tek başına kalmıştı; eski başarısızlıkları başarı hikayesine dönmüştü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O yıl Körfez Savaşı'ndaki hızlı ve kararlı zaferi, süper gücün askeri kudretini sergiledi. ABD dünyanın polisi olacaktı; kendi önderlik ettiği kurallara dayalı düzeni korumak için askerlerini riske atacaktı. Ancak eski başarısızlık-sonrası suçlama döngüsünün yeniden ortaya çıkması uzun sürmedi. Amerika hızla büyüyen Çin'i ekonomisini daha da liberalleştirmeye ikna etti; bunun onu Amerika'ya daha benzer açık ve özgür bir toplum yapacağına güveniyordu. Bu kumar “Çin şoku”nu ürettiğinde, Amerikan imalatını boşaltırken Çin daha zengin, daha güçlü ve daha otokratik hale geldiğinde, Amerikalılar siyasi liderlerinin ihanetinden şikayet edecekti.&nbsp; Hikayede Çin ve liderleri neredeyse hiç yer almıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonra 11 Eylül 2001 geldi ve Amerika’nın saldırıya karşı yenilmezlik kurgusunu paramparça etti. Suçlanacak çok şey vardı. Yine de George W. Bush bu ağır yarayı olağanüstü güce dönüştürdü. Afganistan ve Irak'a savaş açtı; absürd bir planla onları liberal demokrasilere çevirmeyi hedefledi. Yönetimi, Irak'ın Amerika'ya saldırıda hiçbir rolü olmadığı halde krizin o kadar acil olduğunu savundu ki, savaş ilan etmede Kongre'nin anayasal rolü bir kenara bırakılabilirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">11 Eylül'den sonra başkanlık gücündeki kısıtlamaların kendisi potansiyel ihanet olarak görüldü ve kaldırıldı. Tabii ki işe yaramadı. Savaşlar uzadı; binlerce Amerikan askerini ve yüz binlerce Afgan ile Iraklıyı öldürdü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün Afganistan, Usame bin Ladin'i barındıran aynı hareket yani Taliban tarafından yönetiliyor. Irak son derece kırılgan ve bölünmüş bir ülke. Savaş Orta Doğu'yu ciddi şekilde istikrarsızlaştırdı; IŞİD gibi korkunç yeni terör gruplarının doğmasına ve Suriye'de kanlı bir iç savaşa yol açtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2008'de post-9/11 savaşlarının eleştirmeni Barack Obama'nın seçimleri kazanması, Amerikan yanılgılarının bir muhasebe anı gibi görünüyordu. Ama Obama kısa sürede çatışmalar ve küresel finans kriziyle boğuştu. Dünya işlerinde Amerikan alçakgönüllülüğüne yönelik hamlelerine rağmen, miras aldığı aşırı güçleri uzak yerlerde yüksek teknolojili savaşlar yapmak için kullandı; neredeyse hiç denetim olmadan. Amerika sınırsızca davranmaya devam etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu felaketlerin ardından ulusal sahneye çıkan Trump, eski bir Amerikan hikayesini kullandı. Amerika'nın elitleri Amerikan halkına ihanet etmişti, diyordu. Trump'ın tüm hayatı bu an için prova gibiydi: Sürekli iradesini dayatmak, belalardan sıyrılmak, asla hesap vermemek, boş kaleye yüzyılın golünü atacağını sanmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O, Amerikan her şeye gücü yetme yanılgısının ete kemiğe bürünmüş haliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump kendi kişisel iradesiyle Amerikan iradesi arasındaki mesafeyi yok etti; 2016'da Cumhuriyetçi adaylığını kabul ederken “Sadece ben düzeltebilirim” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerika gibi Trump da başarısız olamaz; sadece başarısızlığa uğratılabilir. Her şey her zaman başkasının suçudur. İmparatorluk başkanlığının araçları eline verildiğinde, Amerika'yı açıkça kendi kişiliğiyle özdeşleştiriyor. Anayasal düzeni bir kenara atıyor. Savaşların ne zaman kazanıldığını içgüdüsüyle bileceğini söylüyor ve tek sınır kendi ahlak anlayışı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Pers Körfezi'nde bu yanılgı maddi gerçeklikle yüz yüze geldi. İran rejiminin hızlı çöküşü umudu her zaman fantastikti. Coğrafya intikamını alıyor: Küresel ekonomiyi büyük ölçüde besleyen petrol ve gaz, İran'ın etkili kontrolündeki dar bir boğazdan geçiyor. Geniş ve ürkütücü arazisinde bir kara işgali Vietnam bataklığından çok daha derin olabilir. Komşularına ve kendi halkına karşı acımasız olan İran rejimi, İsrail ve Amerika'nın amansız saldırılarına rağmen sarsılmamış görünüyor. Uzun bir savaşa hazır gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yine de Trump, Amerika’nın her şeye gücü yeten kudretine karşı koyacak bir güç hayal edemiyor. Ve uzak bir savaşın, bereketli toprakları ve doğal kaynaklarıyla kutsanmış, iki okyanusla sorunlu dünyadan ayrılmış Amerika'ya zarar verebileceğini hayal edemiyor. Ama yükselen benzin fiyatları, artan faiz oranları ve borsa çöküşü ihtimali, küresel ekonomiden muhteşem izolasyon yanılgılarını bitirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu savaş uzarsa Amerikalılar büyük acı çekecek. Zaten çok acı yaşandı: Washington'daki Vietnam Savaşı Anıtı'nın siyah granitine 58.000'den fazla isim kazınmış durumda. Henüz “sonuçsuz savaşlar” için ulusal bir anıt yok, ama buralarda 7.000'den fazla Amerikalı öldü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski savaşlarda en azından Amerikan idealizminin ince ve kendini kandıran bir perdesi vardı. Trump, Amerika'yı tüm erdem iddialarından tamamen kopuk bir savaşa sürükledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, provokasyon veya ahlaki üstünlük örtüsü olmadan çıplak bir güç egzersizi. Pervasızlığıyla neredeyse aklı donduruyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Brogan'la aynı dönemde yazan teolog Reinhold Niebuhr, “Amerikan Tarihinin İronisi” adlı kısa bir kitap yayınladı. Obama'nın favorilerinden biri olan kitap, erdemlerini yanlış anlayan Amerikalılara hitaben dünya işlerinde Hristiyan alçakgönüllülüğü çağrısıdır. “İnsan ironik bir varlıktır çünkü sadece yaratıcı olmadığını, aynı zamanda yaratılmış olduğunu da unutur,” diye yazar Niebuhr.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu cümle kendi gidip gelmemin aptallığını fark etmemi sağladı: Her iki görüş de yani Trump'ı sapma veya tarihinin tamamlanması olarak görmek de Amerika'yı kendi hikayesinin kahramanı yapıyor, dünyayı ise sahne olarak gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Daha geniş bir çerçeveye, tarihle dürüst bir yüzleşmeye ve Amerika'nın diğer herhangi bir ulus gibi dünyanın sadece bir yeri olduğunu kabul etmeye ihtiyacımız var. Amerika, kontrol etmediği bir dünyada nasıl var olacağını bilmiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kuruluşundan beri kendine çok büyük, çok uzak ve çok zengin donanımlı olduğunu, eylemlerinin ciddi sonuçlarından asla etkilenmeyeceğini telkin etti. Ama İran'daki felaketten kaçış olmayacak. Ardından, birbirine bağlı bu dünyada yerimizi bulmak ve kendimizi net görmek için bir şans var. Başarısızlık ve ihanet döngüsünden çıkmanın yolu, yanılgılarımızı bir kez ve sonsuza dek çıkarıp atmaktan geçiyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">* Lydia Polgreen (New York Times)</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı: <a href="https://www.nytimes.com/2026/03/26/opinion/trump-america-iran-war.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/26/opinion/trump-america-iran-war.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/bu-trump-degil-bu-amerika-1774542222.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD artık özgür dünyanın lideri Değil: Pax Americana’dan Lax Americana’ya*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/abd-artik-ozgur-dunyanin-lideri-degil-pax-americanadan-lax-americanaya-12912</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/abd-artik-ozgur-dunyanin-lideri-degil-pax-americanadan-lax-americanaya-12912</guid>
                <description><![CDATA[Süper güçler ucuza ayakta kalamaz. Bu açıdan Trump’ın dünyanın Amerika’yı “soyması”na (ticaret açıkları, fabrikaların kaybı, NATO üyelerinin yetersiz savunma harcamaları) takıntısı, sadece emlakçı zihniyetli birinin daha iyi anlaşma yapma takıntısı değil.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Seksen yıl kadar iyi bir dönem geçirdik, ama artık açıkça görülüyor ki Birleşik Devletler, özgür dünyanın liderliğini bıraktı. Bu göreve bir halef atanmadı ve Avrupa Birliği, NATO ya da günümüzde “Batı” denen her neyse, içinden birini öne çıkarması pek olası görünmüyor. Bu iş belki de tamamen kaldırılacak; Başkan Trump’ın nezaketinden bir “işgücü azaltımı” daha.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD artık özgür dünyaya liderlik etmiyor; dünyanın dört bir yanında kısıtsız, düşüncesiz ve stratejisiz bir şekilde dolaşıyor, gücünü sadece kullanabildiği için kullanıyor. Trump yönetiminin birkaç ay içinde yaptığı şeyler: Venezuela Devlet Başkanı’nı yakalayıp Brooklyn’de hapse atmak, İran’ın teokratik yönetimine karşı bir savaş başlatmak (bu savaş Ortadoğu’ya yayılıyor ve küresel ekonomiyi altüst ediyor); şimdi de Başkan, “Küba’yı alma onuruna” sahip olacağını söylüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın ikinci dönemi, Baba filmindeki Michael Corleone gibi; tüm aile işlerini temizliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaklaşık yirmi yıl önce Fareed Zakaria, “Post-Amerikan Dünya” adlı çok satan kitabında ABD’nin görece gerilemesini ve diğer ülkelerin ekonomik yükselişini&nbsp;&nbsp; öngörmüştü. Zakaria’ya göre ABD askeri ve ekonomik olarak hâlâ en üstte kalacaktı ama yeni siyasi rolü “dünyanın yönetim kurulu başkanı” gibi olacaktı: danışma, işbirliği ve hatta uzlaşma üzerine kurulu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump döneminde ABD liderliği gerçekten yeniden şekillendi ama otoriteden domine etmeye, ikna etmekten zorbalığa, ittifakları beslemekten onları yıkmaya doğru. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Danışma, işbirliği ve uzlaşma hâlâ MAGA koalisyonuna katılmadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump geçen hafta, Avrupa liderleri Hurmuz Boğazı’nı yeniden açmaya yardım etmekte isteksiz kalınca sinirlenerek şöyle dedi: “Kimseye ihtiyacımız yok. Dünyanın en güçlü ülkesiyiz. Askeri gücümüz rakipsiz. Onlara ihtiyacımız yok.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sadece bir müttefikle savaş başlatıp sonra herkesin sıraya girmesini beklemek, Amerika’nın yeni yaklaşımındaki gerilimi mükemmel özetliyor. ABD hegemonyanın nimetlerini istiyor ama onun getirdiği sorumlulukları (ortak güvenliği sağlamak, ekonomik açıklığı teşvik etmek, hayati ittifakları beslemek) kabul etmek istemiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump süper güç olmak istemiyor; sadece süper güçleri kullanmayı seviyor. Dünyada sadece “kendi ahlakı” ve “kendi aklı” ile sınırlı hareket etmek istiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemi uzun süredir “Amerika olmayan” diye tanımlayan dünyada ABD’nin rolü ve amacı için ne anlama geliyor? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir zamanlar Pax Americana dediğimiz — ABD öncülüğündeki ittifaklar ve kurumlar sistemi, Amerikan çıkarlarını ve değerlerini teşvik eden ve II. Dünya Savaşı’ndan sonraki on yıllarda büyük çatışmaları önleyen sistem — artık yok ve geri dönüşü yok. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onun yerine Lax Americana (Gevşek Amerika) görüyoruz: Dikkatsiz, dizginsiz ve meraksız bir süper güç, satranç tahtasında kasılarak yürüyor; eski dostları tehdit ediyor, eski rakipleri cesaretlendiriyor; kısa vadeli kazançlar peşinde, kendisi ve dünya için yarattığı tehlikelere aldırmıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tarihsel bir sapma: Bir süper güç, liderlik rolünden gönüllü olarak vazgeçiyor çünkü liderliği “enayi işi” sayıyor; kendi değerlerini artık teşvik etmiyor çünkü o değerlerin zaten sahte olduğuna karar vermiş; uzun zamandır kurduğu kuralları ve kurumları terk ediyor çünkü onlara değmeyeceğini düşünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer Washington hâlâ kendini özgür dünyanın lideri olarak görüyorsa, bunun nedeni “özgür dünya”ya kimin dahil olduğunu yeniden tanımlaması ve “liderlik” kavramını aşağı çekmesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yeni Amerika’nın nasıl işlediğini daha iyi anlamak için, son büyük geçiş dönemine yani Soğuk Savaş’tan rakipsiz ABD üstünlüğü dönemine döndüm ve o dönemde ne olabileceğini anlamaya çalışan etkili kitap ve makaleleri yeniden okudum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunların en önemlilerinden biri Yale tarihçisi Paul Kennedy’nin 1987’de yayımlanan “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü” kitabıdır; Amerikan gerilemesinin kutsal metinlerinden biri haline gelmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kennedy’ye göre tarih boyunca büyük güçler küresel liderliği gönülsüzce bırakır: Ya yükselen bir rakibe karşı büyük bir savaşı kaybederek, ya askeri alanda dönüştürücü bir teknolojik yeniliği kaçırarak ya da ekonomik olarak o kadar zayıflayarak ki hegemonyanın yükü taşınamaz hale gelir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kennedy “imparatorluk aşırı yayılması” (imperial overstretch) kavramından bahseder ve şöyle der: “ABD’nin küresel çıkarları ve yükümlülüklerinin toplamı, bugün ülkenin hepsini aynı anda savunabilecek gücünden çok daha büyük.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">”Bir süper güç statüsünü korumak istiyorsa üç zor şeyi aynı anda yapmalıdır:&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kendisi ve müttefikleri için askeri güvenliği sağlamak ve bedelini ödemek,&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Halkının ekonomik ihtiyaçlarını (ve arzularını) karşılamak,&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Silah stoklamaya ve tereyağı üretmeye devam edebilecek kadar uzun vadeli ekonomik büyüme sağlamak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kennedy, “Bu üçünü uzun süre başarmak çok zor bir iştir. İlk ikisini —ya da sadece birini— üçüncü olmadan yapmak, uzun vadede görece gerilemeye yol açar” der. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, geçmişteki İspanya İmparatorluğu, Napolyon Fransa’sı ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’ye yerini bırakan Britanya İmparatorluğu’nun kaderi olmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hem askeri saldırısının “sonsuza kadar” sürebileceğini övünen hem de ulusun çocuklarına “30 bebek yerine 2 bebekle yetinin” diyen bir başkan, tam da Kennedy’nin argümanını somutlaştırıyor. “Eşitsiz ekonomik büyüme oranları, er ya da geç dünyanın siyasi ve askeri dengelerini değiştirir.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kısacası, süper güçler ucuza ayakta kalamaz. Bu açıdan Trump’ın dünyanın Amerika’yı “soyması”na (ticaret açıkları, fabrikaların kaybı, NATO üyelerinin yetersiz savunma harcamaları) takıntısı, sadece emlakçı zihniyetli birinin daha iyi anlaşma yapma takıntısı değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Robert Gilpin’in “Savaş ve Dünya Politikasında Değişim” (1981) kitabında açıkladığı gibi, hâkim güçlerin zayıf olanlara karşı her zaman hissettiği kindir bu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump için özgür dünyaya liderlik etmenin sorunu, özgür dünyanın bedavaya geçinmesiydi.1980’lerde hem Kennedy hem Gilpin Amerika’nın görece gerilemesinden zaten bahsediyordu .1970’lerin krizlerinden sonra kim onları suçlayabilir ki? Ama sonra Washington’a büyük bir nefes alma molası geldi. Sovyet lideri Nikita Kruşçev bir zamanlar “Tarih bizim tarafımızda. Sizi gömeceğiz!” demişti. Ama Ronald Reagan’ın “Amerika’da sabah oldu” dediğinden sadece birkaç yıl sonra, gömülen SSCB oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tarih Amerika’nın tarafındaydı; bazılarına göre tarih artık “sona ermişti”.yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarında birçok büyük güç birbirleriyle savaştı; 20. yüzyılın ikinci yarısında ise sadece iki güç, nükleer başlıkların arkasından birbirine bakıyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Doğu-Batı rekabetinin yerini “tek kutuplu an” (unipolar moment) aldı. George H.W. Bush “piyasalar ve demokrasi” üzerine kurulu “yeni dünya düzeni”nden, Bill Clinton “21. yüzyıla köprü”den bahsediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bazıları daha karanlık bir gelecek görüyordu. Samuel Huntington kültürel ve dini temelli “medeniyetler çatışması”nı öngördü. Robert Kaplan “Gelecekteki Anarşi” makalesinde çevresel felaketler, ırk ve kabile savaşları öngördü. Özellikle ABD hakkında çok isabetliydi: kutuplaşma, parçalanma, siyasi işlevsizlik; “medyanın hırslı arzuları benimsemesi”; askeri-teknoloji kompleksinin askeri-sanayi kompleksinden daha tehlikeli olabileceği...</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaplan, “Aklın nihai zaferi yoktur” diye yazmıştı. Bu ortamda “sığ liderler ve danışmanlar, bilgelik ve deneyim eksiklikleri nedeniyle korkunç bir yanlış hesaplama yapabilir ve genel bir savaşa yol açabilir” diye endişeleniyordu. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’na “geçmişin trajik duygusundan yoksun” Avrupalı liderlerin sürüklenmesi gibi, ABD de kendi modern felaketlerine sürüklenebilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">11 Eylül trajedisi ve ABD’nin kibirli tepkisi, bu karanlık kehanetleri doğruladı gibi göründü. Terör saldırılarının ardından Washington Irak’ta yanlış bir savaş girdi; şimdi de İran’daki “gezinti”siyle (başkanın tabiri) aynı şeyi yapıyor olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2026’nın 2003 gibi olacağını düşünmek zorunda değilsiniz ya da Trump’ın “Savaş bitti sanırım, büyük ölçüde” demesinin Bush’un “Görev tamamlandı” pankartının bozulmuş hali olduğunu ve düşünmeden hareket etmenin, “ya olursa” ve “sonra ne olacak” gibi basit soruları sormamanın tehlikelerini anlamak gereklidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">George W. Bush’un ilk döneminde yayımlanan “Amerikan Çağının Sonu” kitabında Charles Kupchan, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile Dünya Ticaret Merkezi’nin yıkılışı arasındaki yıllarda ABD’nin amacını ve “büyük stratejisini” yeniden düşünmediğini söylüyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerika “büyük bir güç olarak sürükleniyordu”: Avrupa Birliği’nin yükselen etkisine kayıtsız, NATO genişlemesine Rusya’nın öfkesine duyarsız, Çin’in yükselişini nasıl karşılayacağı konusunda bölünmüş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kupchan, 11 Eylül’den sonra Bush yönetiminin “önleyici saldırı”yı temel ilke haline getirerek, terörist tehdidi abarttığını ve asıl tehlikenin “dünyanın ana güç merkezleri arasındaki rekabetin dönüşümü” olduğunu gözden kaçırdığını savunuyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump yönetimi bu yeni rekabetin farkında görünüyor ve onunla barışmış gibi duruyor. “Donroe Doktrini” ne de olsa, büyük güçlerin etki alanlarını kabul etmek değil midir? Biz Batı Yarımküre’de işimizi yaparsak, Çin ve Rusya da kendi bölgelerinde yapsın, demektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın ikinci dönemdeki müdahaleci eğilimleri ile seçim kampanyasındaki “yabancı savaşlardan uzak durma” vaadi arasındaki çelişki çok konuşuldu. Ortadoğu’da rejim değişikliği yapmaya çalışmak pek “America First” gibi durmuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, hem seçim riski yaratıyor hem de stratejik olarak karmaşık: Bir rejimi devirmeye çalışmak, o rejimin liderlerini nükleer silah edinmeye daha da motive edebilir. Diğer nükleer peşindeki liderlere de “nükleer silah edinmek siyasi hayatta kalmanın en iyi yolu” mesajı veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama tutum açısından Trump’ın zikzaklarında büyük tutarlılık var. Immanuel Wallerstein 2003’te “Amerikan Gücünün Gerilemesi”nde şöyle yazmıştı: “İzolasyonizm ve maço militarizm yüzeyde çok farklı görünür. Ama ikisi de dünyanın geri kalanına (‘ötekilere’) karşı aynı temel tutumu paylaşır: korku ve aşağılama, kendi yaşam tarzımızın saf olduğu ve başkalarının sefil kavgalarına bulaşmamamız gerektiği varsayımı. Tabii onları kendi yaşam tarzımıza zorla kabul ettirebilecek konumdaysak.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Milliyetçi liderlerin izolasyonist ve müdahaleci dürtüler arasında gidip gelmesi hiç de zor değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Wallerstein’ın George W. Bush yönetimi için yazdıkları, Trump ekibine de cuk oturuyor. “Maço militarizm”i insan bedeninde görmek isterseniz, Savunma Bakanı Pete Hegseth’e bakmanız yeter.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hegseth 2024’teki “Savaşçılara Karşı Savaş” kitabında “siyasi ideologlar ve Pentagon’daki pısırıkların kutsal ittifakı savaşçılarımızı Washington’da gerçek savunucusuz bıraktı” diye yakınıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Televizyonlarda “maksimum ölümcülük, ılımlı yasallık değil”, “aptal angajman kuralları”na gülerken, İran rejiminin “farelerine” “aman yok, merhamet yok” diyor ABD ordusunun “gökten gün boyu ölüm ve yıkım yağdıran vahşi verimliliği”nden bahsediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Burada aklın zaferi yok; sadece triumfalizmin (zafercilik) mantığı var. “Özgür dünyanın lideri” olmanın anlamı, liderliği nasıl tanımladığınıza ve o “dünyayı” nasıl çizdiğinize bağlıdır. Trump yönetimi ilkeleri bir kenara atarken terimleri de yeniden tanımlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1949’da NATO kurulurken antlaşma, üyelerin “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı özgürlük, ortak miras ve medeniyetlerini koruyacaklarını” belirtiyordu. Geçen ay Münih Güvenlik Konferansı’nda Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Batı dünyasının ortak “miras”ından bahsetti ama bunu açıkça Hristiyan inancı, kültür, dil ve soy üzerine kurdu. “Biz tek bir medeniyetin parçasıyız&nbsp; Batı medeniyeti” dedi ve Washington’un “kültüründen ve mirasından gurur duyan, aynı büyük ve asil medeniyetin mirasçıları olduğumuzu anlayan müttefikleri” tercih ettiğini belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, Stewart Patrick’in geçen yıl yazdığı gibi “jeopolitik Batı” yerine “medeniyetsel Batı”dır. “Jeopolitik Batı’yı destekleyen liberal fikirler temelde evrenseldi; medeniyetsel Batı’yı yücelten milliyetçi fikirler ise sınırların savunulması ve ötekilerden korku üzerine kuruludur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">”Bu bağlamda ABD hâlâ özgür dünyanın lideri olabilir&nbsp; ama o özgür dünya artık siyasi ilkelere dayalı değil, kültürel hatta kalıtsal bir alan olarak yeniden tanımlanmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yüzyılın çok kutuplu dünyasından, 20. yüzyılın iki kutuplu dünyasından ve Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünyadan sonra ne gelecek? Medeniyetler çatışması mı, birden fazla büyük gücün dönüşü mü, Çin’le birebir kapışma mı, yoksa Amerikan yüzyılı devam mı edecek?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tahmin etmek zor, ama bir süper gücün koltuğunu korumakta zorlandığının en açık işareti “yenilenme” (renewal) konuşmalarının artmasıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Paul Kennedy “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü”nde alaycı bir şekilde şunu söyler: Kötümserler “gerileme”den, vatanseverler ise “yenilenme”den bahseder. Rubio Münih’te Trump yönetiminin “yenilenme ve restorasyon” görevini üstleneceğini söyledi. Amerika’nın Avrupa’yla bağını koparmak istemediğini, aksine “eski bir dostluğu canlandırmak ve insanlık tarihinin en büyük medeniyetini yenilemek” istediğini </span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bir şeyi (abonelik veya toplum) yenilemek ancak tükenme riski varsa yapılır. Medeniyet yenilenmesi, kendine güvenen ve gelişen bir süper gücün derdi değildir. Trump ilk kez göreve geldiğinde neredeyse on yıl önce Amerika’nın zaten gerilediğini söylüyordu: ticaret açıkları, geçirgen sınırlar, zayıflamış sanayi üssü, bitmek bilmeyen yabancı savaşlar. Küreselleşmenin faydalarının aşırı abartıldığını, yüksek göç konusundaki Amerikan rahatsızlığının gerçek ve siyasi olarak güçlü olduğunu söylemekte haksız değildi. Ama ikinci döneminde getirdiği şeyler: yıkıcı gümrük tarifeleri, geçen yıl net imalat işi kaybı, daha sıkı sınır kontrolleri &nbsp;ve şimdi iki kıtada riskli askeri müdahaleler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İroni şu ki, yenilenme ve canlanma yolu, bu yönetimin reddettiği yolda olabilir Tahran’da veya Caracas’ta değil, kendi içinde. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Fareed Zakaria “Post-Amerikan Dünya”da ABD’yi “ilk evrensel ulus” olarak övmüştü: Dünyanın her yerinden insanların “ortak bir rüya ve ortak bir kader” paylaşabildiği ülke. Göçü Amerika’nın “gizli silahı” olarak nitelendirmişti çünkü olgun ve zengin bir ülkeye nadir bulunan bir açlık ve enerji veriyordu. Yüksek öğrenimi “ülkenin en iyi endüstrisi” olarak görmüştü; en parlak zihinleri okullarımıza ve topraklarımıza çekiyor, ABD’yi bilim, teknoloji ve sanayideki bir sonraki devrimlerin önünde tutuyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kennedy’nin “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü”nde belirlediği süper güç hayatta kalma zorunluluklarını yerine getirmek için yani askeri gücü sürdürmek, halkın artan ihtiyaçlarını karşılamak ve uzun vadeli ekonomik büyümeyi sağlamak &nbsp;tam da bu ön planda kalmayı gerektiriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama Trump’ın ikinci döneminde göç, bilimsel araştırma ve yüksek öğrenim hepsi saldırı altında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçmiş on yıllarda ABD üstünlüğünün sonunun geldiğini söyleyen pek çok olay yaşandı: 1950’lerin sonundaki Sputnik fırlatılışı, Sovyetlere karşı geride kaldığımız paranoyasını getirdi. 1970’lerde Vietnam, Watergate, petrol ambargosu, stagflasyon ve İran rehine kriziyle ülke “güven bunalımı” yaşadı. On yıl sonra Japonya’nın bizi geçeceği söyleniyordu. 11 Eylül fiziksel dokunulmazlık duygumuzu yıktı; 2008 Büyük Durgunluğu Amerikan tarzı kapitalizmin temelini sorgulattı; 6 Ocak Kongre baskını ise ihraç etmeye çalıştığımız demokratik modelin kırılganlığını ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugünkü endişelerin de sadece bir “Sputnik anı” olması, pesimistlerin yine yolumuzu şaşırdığımızı düşünmesi mümkün. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama Tufts Üniversitesi Fletcher School dekanı Daniel Drezner’in dediği gibi, bu kez gerçekten farklı olabilir. Geçmişte ABD’nin izolasyonist, müdahaleci ve çok taraflı eğilimleri zaman içinde birbirini dengeliyordu. Ama dış politika yetkileri yürütmede yoğunlaşınca ve Kongre dünya işlerindeki rolünden vazgeçince, Amerika aceleci ve umursamaz bir başkana karşı savunmasız hale geldi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Başkanı dış politika yaratmada güçlendiren aynı adımlar, Trump’ın seleflerinin on yıllar boyunca koruduğu şeyleri yok etmesine izin verdi. ”Korunmaya çalışılan şeylerden biri de uluslararası meşruiyetti. Charles Kupchan bunu Amerika’nın “en değerli varlığı” olarak nitelendirmiş ve Bush yönetiminin Irak’ta bunu harcadığını söylemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Bugün Trump yönetimi de aynı şekilde meşruiyeti harcıyor ve en güçlü orduya sahip olmanın getirdiği hareket özgürlüğünü yanlış hesaplıyor. Bu meşruiyet, Pax Americana’yı mümkün kılan şeyin bir parçasıydı. Lax Americana ise sadece bu meşruiyeti israf etmekle kalmıyor; onun değerini bile tanımıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Joe Biden başkan olduğunda dünyaya “Amerika geri döndü, yeniden liderlik etmeye ve müttefikleriyle çalışmaya hazır” demeyi çok seviyordu. Ama sürekli soru şuydu: “Ne kadar süreyle?” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerika’nın kalıcılığına duyulan güvensizlik, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle haklı çıktı. Kanada Başbakanı Mark Carney bu yıl Davos’ta, uzun süredir ABD öncülüğündeki kurallara dayalı sistemin parçalandığını ve Kanada gibi orta güçlerin hayatta kalmak için ortaklıklarını çeşitlendirmesi gerektiğini söyledi: “Eski düzen geri gelmeyecek. Onu yas tutmayalım. Nostalji strateji değildir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uzun süreli müttefikler için yeni düzen, Amerikan kaprisine ve öngörülemezliğine dayanıyor. Trump’ın Grönland’ı satın alma takıntısı ABD’de gece geç saat komedyenlerinin konusu olurken, Avrupa’da o kadar ciddiye alındı ki Danimarka ABD işgali ihtimaline karşı askeri planlar hazırladı. Şimdi bile Batılı müttefikler Hurmuz Boğazı’nı açmaya yardım konusunda yumuşamış görünse de, ortak açıklamalarında uluslararası hukuka bağlılık vurgusu yaptılar, Washington’a destek demediler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD ilk kez müttefiklerden deniz desteği istediğinde şöyle demişti: “Bu bizim savaşımız değil; biz başlatmadık.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel destek ve demokratik onayını sonradan akla gelen şeyler gibi yönettiğinizde olan budur. Trump yönetimi İran’daki savaşı sadece Kongre’ye değil, yabancı müttefiklere de değil, kendi vatandaşlarına bile anlatmadı. Bu evrensel kayıtsızlık, aslında Amerikan iç politikasının doğal sonucudur: Yönetim kendini Kongre’ye açıklamak zorunda hissetmiyorsa ve başkan yaptığı her şeyin yasal olduğunu ve denetimin sınırlı olduğunu düşünüyorsa, kendi halkına, hele sınır ötesindekilere ne diye açıklasın ki? İç siyaset, dış maceraları frenlemek yerine teşvik ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD bir kez daha Robert Kagan’ın 2006 tarihli “Tehlikeli Ulus” kitabındaki gibi “tehlikeli bir ulus” oluyor. Kagan o zaman genç, yükselen bir gücü, yayılmacı dürtüleri ve devrimci fikirleriyle müdahaleler ve işgaller yapan bir ülke olarak tanımlıyordu. “Tehlikeli” sıfatını kısmen hayranlıkla kullanıyordu. Bugünün tehlikeli Amerikası ise yaşlanan bir süper güç; kurduğu küresel düzeni hor gören ve dünyaya tamamen işlemsel yaklaşan bir güç.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD liderleri eskiden askeri müdahalelerinin petrol için olmadığını şiddetle reddederdi; Trump ise mutlulukla kabul ediyor. Venezuela’da Nicolás Maduro’yu ele geçirdikten sonra “Yerden muazzam miktarda zenginlik çıkaracağız” dedi. Savaş kaynak kapmaksa, barış da öyle: Trump’ın yeni “Barış Kurulu”na kalıcı üye olmak isteyen ülkeler 1 milyar dolar ödemeli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Pax Americana kalıcı bir Amerikan barışı yaratmak anlamına geliyorsa, Lax Americana Amerika’nın pastadan pay alması anlamına geliyor. Dünyanın polisi artık rüşvet alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ocak ayında Kagan şöyle uyarmıştı: “Son 80 yıldır dünya düzenini ayakta tutan Amerikan gücü, artık onu yok etmek için kullanılacak.” 19. yüzyıl çok kutuplu dünyasına benzer bir durum &nbsp;Çin, Rusya, ABD, Almanya, Japonya ve diğer büyük devletlerin on yılda en az bir kez büyük savaş yapması&nbsp; sınırları yeniden çizer, nüfusları yerinden eder, uluslararası ticareti bozar ve küresel çatışma riskini felaket boyutuna çıkarırdı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu satırları yazdığında Amerika ve İsrail henüz İran’ı bombalamaya başlamamıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Post-Amerikan bir dünyaya girmiyoruz; ABD sahneden çekilmiyor veya askeri gücünü kullanmayı bırakmıyor. Ama post-Amerika bir dünyaya giriyor olabiliriz: “Amerika” kelimesinin anlamının, ülkenin uzun zamandır temsil ettiği (bazen gerçekte, bazen özlem olarak) ilkeler ve değerlerin solduğu bir dünya. Ve o Amerika’nın kaybı, Trump’ın gezintilerinin verebileceği zarardan çok daha yıkıcı ve kalıcı olabilir. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">*&nbsp;<span style="background-color:white"><span style="color:#363636">Carlos Lozada (</span></span></span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#363636">Köşe yazarı,&nbsp;</span></span><a href="https://www.simonandschuster.com/books/The-Washington-Book/Carlos-Lozada/9781668050736" style="color:#467886; text-decoration:underline"><span style="background-color:white"><span style="color:#121212">The Washington Book</span></span></a>&nbsp;ve<span style="background-color:white"><span style="color:#363636">How to Read Politics and Politicians&nbsp;kitaplarının yazarı)</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı :&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/24/opinion/trump-iran-world-america-first.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/24/opinion/trump-iran-world-america-first.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/abd-artik-ozgur-dunyanin-lideri-degil-pax-americanadan-lax-americanaya-1774368488.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump İran hakkında temel bir yanılgı içinde*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-iran-hakkinda-temel-bir-yanilgi-icinde-12905</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-iran-hakkinda-temel-bir-yanilgi-icinde-12905</guid>
                <description><![CDATA[Amerikan askeri politikası son yıllarda bizi başarısız kıldı ama çözüm Trump yönetiminin temsil ettiği Amerikan geleneğinden radikal kopuş değil. Hâlâ muhafazakâr inanca sahibim: Tarihimizdeki en yüksek idealler bizi yönlendirebilir. Liderlerimiz savaşı sadece mutlak zorunlulukta, net ahlaki ve siyasi hedeflerle, kan dökmenin ciddiyetine uygun şekilde yapmamız gerektiğini düşündü. Güç tüfeğin namlusundan doğmaz, zalimlik güçle aynı şey değildir ve böyle fikirlere dayalı bir siyaset yıkımı, gücümüzün sınırları hakkında yanılsamayı ve kuruluşumuza ihaneti vaat eder.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">20 yıl önce katıldığım savaş hakkında pek çok şikâyetim var: Irak Savaşı kötü planlanmış, kibirli ve en üst seviyede kötü liderlikten muzdaripti. Ama ne için orada olduğumu biliyordum. Peki şu anda İran'da görev yapan askerlerimiz tam olarak ne yapmaya çalıştığımızı düşünüyor?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaşın gerekçeleri inanılmaz derecede tutarsız. Belki rejim değişikliği içindir, belki İran'ın nükleer programı, belki balistik füze ve drone kabiliyetlerini sınırlamak gibi dar askeri hedefler, belki İsrail saldırmak üzereydi ve biz risk altındaydık, belki ABD İran'dan acil bir tehdit altındaydı, belki Orta Doğu'da barış sağlamak içindir, vs.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Belki de bu bir savaş bile değil. Belki "savaşı önleyecek bir gezi", belki bir "müdahale" ya da sadece "küçük bir gezi". Trump'ın Amerika'sında sadece iki cinsiyet olabilir ama askeri maceralarımıza istedikleri gibi kimlik belirleyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Belki "koşulsuz teslim" istiyoruz ama belki "koşulsuz teslim" düşman gerçekten teslim olmasa da sadece başkanın kafasında olan bir şeydir,. Belki savaş "oldukça sınırlı" ama belki bölgedeki tüm Amerikalılar ayrılmalı. Belki kara birlikleri olacak, belki olmayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ve yine de, Beyaz Saray'ın sosyal medya hesaplarında paylaştığı "İran Rejimi Yetkilileri" etiketli öfkeli, tüfekli bowling lobutlarının Stars and Stripes bowling topuyla vurulduğu, topun sonra uçağa dönüştüğü, ardından gerçek ABD hava saldırısı görüntülerinin geldiği bir videoyu izleyebilirsiniz. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bütün bunlara bakınca savaşın bir gerekçesinin net ve tutarlı kaldığını fark ettim: yönetimin şiddet ve hakimiyet gösterilerinden duyduğu zevk.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bowling videosu, Beyaz Saray sosyal medya hesaplarında savaşı kutlamak için ölüm ve yıkım görüntülerini video oyunu veya spor klipleriyle karıştıran birçok "reels"den biri. Başkan, askeri yetkililerin kendisine "gemileri batırmak yakalamaktan daha eğlenceli" dediğini açıkladı ve Savunma Bakanı Pete Hegseth ise "Onlar yerdeyken yumruk atıyoruz, tam da olması gerektiği gibi" diye övündü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın danışmanı Stephen Miller ise İran savaşının "ellerini arkadan bağlı tutmadan savaşan bir ordu"yu sergilediğini ilan etti. Başka bir basın toplantısında Hegseth maço tavrını daha da netleştirdi: "Aptal angajman kuralları yok, ulus inşası bataklığı yok, demokrasi inşası egzersizi yok, politik doğrucu savaşlar yok."</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerika'yı Yeniden Büyük Yapmak isteyen adamlar, Terörle Küresel Savaş'tan temiz bir kopuş arıyor. O çatışma demokrasi ve özgürlük gibi yüce söylemlerle başladı ama yıllarca iç savaş, kaos, terör gruplarının şişmesi, soykırım, mülteci krizi ve Afganistan'da tam bir aşağılayıcı yenilgiyle sonuçlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu adamlar fark etmiyor ya da umursamıyor gibi görünüyor: kaba kuvvet dili, Devrim'den beri Amerikan savaş geleneklerinden temel bir kopuşu temsil ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Övünçlü katliam konuşmaları savaş kadar eski. Bir Asur kralı "Savaş arabamın tekerlekleri pislik ve kanla kaplandı. Savaşçıların cesetleriyle ovayı ot gibi doldurdum" diye övünmüştü. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama Amerika'nın kurucuları, tüm insanların eşit yaratıldığını ve hükümetlerin meşru güçlerini yönetilenlerin rızasından aldığını savunan evrensel ilkeler öne sürdü; böylece savaşın saf bir güç ve hakimiyet gösterisi olarak haklı gösterilmesi düşünülemez hale geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">George Washington &nbsp;"kanunsuz hırs, yağma ve yıkım uğruna savaşan paralı askerler"den "devrimci Amerika'yı esaret ve sefalette tutmak isteyenler"e kadar şiddeti eğlence olarak değil, katlanılması gereken dehşet olarak tasvir ederdi. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İngiliz vahşet haberleri geldiğinde Washington, "onların keyfi zalimliği kendi davalarına zarar veriyor; bizim hoşgörümüz ise tüm iyi insanların bağlılığını haklı olarak bize kazandırıyor" diye yazmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Abraham Lincoln ise İç Savaş sırasında başkanlık kürsüsünü dikkatle kullanarak, askeri başarıların ötesinde ahlaki bir amaç ve Güney'le nihai uzlaşma yönünde bir kararlılık ifade etti. Bombastik retorik yerine İkinci Yemin Töreni Konuşması'nda Tanrı'nın Kuzey ve Güney'e kölelik günahı için "bu korkunç savaşı" ortak ceza olarak verdiğini söyler ve "kimseye kin beslemeden, herkese iyilikle, Tanrı'nın bizi gördüğü şekilde doğrulukta kararlılıkla" devam etmemiz gerektiğini ilan eder.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gettysburg'ta savaşı ulusal kuruluşumuzun bir sınavı olarak gördü: "özgürlükte doğmuş ve tüm insanların eşit yaratıldığına inanan bir ulus". </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ve bu iyi ya da kötü savaşlarda devam etti: Woodrow Wilson Birinci Dünya Savaşı'na "dünya demokrasi için güvenli hale getirilmeli" diye girdi; George W. Bush Irak'ı "silahsızlandırmak, halkını özgürleştirmek ve dünyayı ciddi tehlikeden korumak" için işgal etti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerikan liderleri savaşlarımızı kurucu siyasi felsefemizle uyumlu hedeflerle haklı göstermeye çalıştı. Bu sadece retorik değil; güç ve şiddet ilişkisi hakkında temel bir görüş ve stratejiye yansıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaş Clausewitz'e göre siyasetin başka araçlarla devamıysa ve tüm hükümetler Federalist Makaleler'e göre kanaate dayanıyorsa, savaşların nihai sonucu sadece askeri zaferler değildir. Şiddetin savaşan kitlelerde uzun vadeli etkisi olacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">"Bir savaşın nihai kararı her zaman mutlak değildir" diye uyarırdı Clausewitz; "yenilen devlet genellikle onu sadece geçici bir kötülük olarak görür ve siyasi kombinasyonlarla durumu telafi edebilir."</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Washington tüm iyi insanların bağlılığını haklı olarak kazanmak istiyordu çünkü sadece İngilizleri domine etmek değil, bir ulus kurmak istiyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Lincoln, Hegseth tarzı konuşma yerine İkinci Yemin Konuşmasını seçti çünkü ulusu iyileştirmek istiyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İkinci Dünya Savaşı zaferimiz sadece atom bombasıyla değil, Marshall Planı ve Japonya-Almanya'da demokrasileri geliştirmek için on yıllar süren kaynak ve insan taahhüdüyle güvence altına alındı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Vietnam ve Irak gibi idealist amaçlarla başlatılan başarısız savaşlarımızda bile yenilgilerimiz genellikle diğer ülkelerin halklarının kendi tutkuları ve idealleri olduğunu, bizim arzularımızın yansımaları olmadığını tam olarak kavrayamamamızdan kaynaklandı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Stephen Miller'ın "eller arkadan bağlı olmadan savaşan askerler" demesi, Vietnam Savaşı'ndaki popüler muhafazakâr efsaneye atıf: Daha az kısıtlama olsaydı kazanabilirdik. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Milyonlarca ton bomba attık, en az 100.000 sivil öldü ama belki &nbsp;&nbsp;bir milyon daha öldürseydik Vietnamlılar bizi sever ve dayattığımız yöneticileri kucaklardı. Ama kurucu ideallerimizi ciddiye alan biri bunun özellikle iğrenç bir aptallık olduğunu bilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ve yine de şu anki yönetim bu tutumla yönlendiriliyor gibi görünüyor. " Stephen Miller, CNN sunucusu Jake Tapper'a, gerçek dünyada güçle yönetilen bir dünyada yaşıyoruz" dedi Venezuela lideri Nicolás Maduro'nun yakalandığı muhteşem baskından sonra </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu dünya görüşü hem dış politikayı hem de Minneapolis'teki utanç verici güç gösterisi ve Amerikan vatandaşlarının ölümü gibi iç siyasi rakiplere muameleyi etkiliyor – </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu tam da Franklin Delano Roosevelt'in sözlerini hatırlatıyor.&nbsp; Avrupa'daki müttefiklerimizi silahlandırarak önlememiz gereken "yeni ve korkunç bir çağ"dır: "tüm dünya, yarımküremiz dahil, kaba kuvvet tehditleriyle yönetilecek."</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Kaba kuvvete dayalı bir yaklaşım kör edebilir. Savunma bakanının en çarpıcı yorumlarından biri: İran'ın hava ve su yollarını kontrol ettiğimiz için "kaderlerini kontrol ediyoruz" ve "savaşın şartlarını her adımda biz belirleyeceğiz".</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;Irak gazisi Hegseth daha iyi bilmeli: Düşman her zaman oy kullanır ve zaferli bir kampanyadan sonra bile savaşın nüfus üzerindeki etkisi karmaşık, istenmeyen ve bazen katastrofik sonuçlar doğurabilir. Düşman ulusları video oyunu düşmanları, devasa ateş gücümüz ve hasta internet memeleriyle boyun eğdirilecek varlıklar olarak değil, karmaşık ülkeler ve insanlarla dolu görmemiz gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;Ve Trump yönetiminin İran'daki askeri eylemin olası sonuçlarını öngörememesinin açıklanamaz başarısızlığı tam da bu özel başarısızlıkla açıklanır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şubat'ta Enerji Bakanı Chris Wright, "Trump'ın enerji hakimiyeti gündemi" nedeniyle İran savaşı durumunda petrol piyasası kesintilerinden endişe etmememiz gerektiğini söyledi. Şimdi başkan yüksek benzin fiyatlarının Amerika için iyi olduğunu iddia ediyor, petrol tankerlerine Hürmuz Boğazı'ndan "cesaret gösterip" geçmelerini tavsiye ediyor ve İran gemileri geçebildiği için savaştan önce olduğundan daha fazla petrol satıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran savaşın kapsamını Orta Doğu'daki hedeflere saldırarak genişlettiğinde Hegseth "Tam olarak böyle tepki vereceklerini öngöremedik" diye itirafta bulundu. Stratejik savaş uzmanı Robert Pape, kara birlikleri olmadan hava gücünün olumlu rejim değişikliği getirmediğini savunuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yine de Trump yönetimi İran halkına ülkeyi kontrol etme şansını yakalamalarını söyledi ve İran rejimi "kötü konuşmak" istemediğinde şaşırmış göründü; yeni sert lider seçildi ve daha sonra öldürülen güvenlik şefi Hürmüz'ü "savaş kışkırtıcıları için yenilgi ve acı boğazı" yapacağı tehditlini savurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Net ahlaki veya siyasi amaç olmadan geriye Franz-Stefan Gady'nin "vuruş-olarak-strateji" paradoksu kalıyor; burada taktik ve yetenek kapsamlı stratejik tasarımla değiştiriliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu eğilim, "televizyonda askeri yetenek gösterisi talep eden siyasi kültür" tarafından pekiştiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ben hiç eğlenmiyorum. İdeallerim morarmış ve darbe almış olsa da &nbsp;&nbsp;Hegseth'in de ilk görev yaptığı Irak Savaşı'ndan kısa süre sonra yemin ettiğim Anayasa'ya bağlıyım. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunlar ulusal değil evrensel ilkelerdir ve saf askeri güçle başkalarını domine edebileceğimizi düşünen kibirli Amerikan eğilimini frenlemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Washington'ın iyi bildiği gibi savaş, iyi gittiğinde ve sadece meşru askeri hedefler vurulduğunda bile "insanlık için bir veba"dır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Sri Lanka kıyısındaki bir İran gemisindeki ortalama bir genç denizci henüz askere alınmış olabilir. Rejimin binlerce vatandaşını öldürmesi hoşuna gitmiyor olabilir ama onu devirmek için çaresizdir. Ancak o da ortalama Amerikalı gibi, yaratıcı tarafından vazgeçilmez haklarla donatılmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bazı durumlarda bu askere alınmış kişi meşru askeri hedef olabilir ama sadece askeri zorunluluktan ve net ahlaki gerekçeli bir savaşta hedeflenmelidir; "gemileri patlatmak eğlenceli" diye değil. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ve bu hiç de kusursuz bir savaş değil. Savaş &nbsp;&nbsp;suçlularını savunan ve "aptal angajman kuralları"na karşı çıkan Hegseth, Pentagon'da sivil kayıpları önleme ekibinin %90'ını devre dışı bıraktı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İlk gün sivil okul vurulup çocuklar toplu katledildiğine dair Pentagon ön bulgusu bizi şaşırtmamalı. Böyle eylemlerin en büyük zayıflığı tam da budur. &nbsp;Kendi halkındaki rejime dair &nbsp;küçümseme duygusu bir yana kalkar ve Halk İran rejimini&nbsp; desteklemeye başlar. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Amerikan askeri politikası son on yıllarda bizi başarısız kıldı ama çözüm Trump yönetiminin temsil ettiği Amerikan geleneğinden radikal kopuş değil. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hâlâ muhafazakâr inanca sahibim: Tarihimizdeki en yüksek idealler bizi yönlendirebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Liderlerimiz savaşı sadece mutlak zorunlulukta, net ahlaki ve siyasi hedeflerle, kan dökmenin ciddiyetine uygun şekilde yapmamız gerektiğini düşündü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Güç tüfeğin namlusundan doğmaz, zalimlik güçle aynı şey değildir ve böyle fikirlere dayalı bir siyaset yıkımı, gücümüzün sınırları hakkında yanılsamayı ve kuruluşumuza ihaneti vaat eder.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* Phil Klay (Deniz Piyadesi Irak Savaş Gazisi, Fairfield Üniversitesi Öğretim Görevlis)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/03/22/opinion/trump-iran-war-memes.html </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-iran-hakkinda-temel-bir-yanilgi-icinde-1774293861.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump nihayet İran’dan çıkışı gözetliyor, ama bunu gerçekleştirecek mi?*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-nihayet-irandan-cikisi-gozetliyor-ama-bunu-gerceklestirecek-mi-12900</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-nihayet-irandan-cikisi-gozetliyor-ama-bunu-gerceklestirecek-mi-12900</guid>
                <description><![CDATA[Başkan Trump, İran’daki operasyonları “yavaşlatmayı” düşündüğünü söylüyor. Ancak başlangıçtaki savaş hedeflerinin çoğu hâlâ gerçekleştirilmemiş durumda. Trump’ın İran’a yaptığı “gezi”nin yankıları, onun ilgisinden çok daha uzun sürebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın artık “gezi” diye incelikle adlandırdığı İran macerasına başladığından beri Washington’da tek soru hakim: Ne zaman pes edecek? Oysa savaş hedeflerinin çoğu hâlâ tamamlanmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Cuma akşamı Florida’ya giderken Trump, çok konuşulan o çıkış planını tasarlıyor gibiydi. Ama hâlâ bunu yapıp yapmayacağına karar vermiş değil.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yükselen kanıtlar da var: Ortalama benzin fiyatı galon başına 4 dolara yaklaşıyor, Basra Körfezi’nde altyapı harap halde, tahrip edilmiş İran teokrasisi direniyor, Amerikalı müttefikler önce reddettiler şimdi ise düşman sularda devriye talepleriyle boğuşuyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;Trump’ın bu “gezisi”nin sonuçları, onun ilgisinden çok daha uzun ömürlü olabilir. Her zamanki gibi Trump’ın mesajları tutarsız; eleştirmenler bunu stratejisiz bir savaşa girişin kanıtı sayarken, takipçileri stratejik belirsizlik diye alkışlıyor. Binlerce ek Deniz Piyadesi bölgeye sevk edilirken, Amerikan ve İsrail saldırıları hızlanırken Trump Cuma günü gazetecilere ateşkes istemediğini söyledi, çünkü ABD İran’ın füze stoklarını, donanmasını, hava kuvvetlerini ve savunma sanayi üssünü “yok ediyor”.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Birkaç saat sonra, Cumhuriyetçi tabanın politik etkilerden haklı olarak endişeli olduğunu fark etmiş olacak ki, sosyal medya hesabından şöyle yazdı: “Orta Doğu’daki büyük askeri çabalarımızı yavaşlatmayı düşünürken hedeflerimize çok yaklaşıyoruz.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama son hedef listesi önceki bazı hedefleri dışarıda bırakmış, diğerlerini sulandırmıştı. İslam Devrim Muhafızları’nın yenilgisinden söz etmedi; babasının yerine geçen Mojtaba Hamaney’le birlikte onlar hâlâ iktidarda görünüyor gerçi hala halk önünde henüz görünmedi ya da konuşmadı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Üç hafta önce İran halkına “İşimiz bittiğinde hükümetinizi devralın, artık sizin olacak” diyen Trump, bu mesajı da atladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaşa yol açan başarısız müzakerelerde İran’ın tüm nükleer materyalini ve bomba yapmaya hazır olan 970 pound zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkması şartını koşmuştu. Şimdi ise yeni bir hedef önerdi: “İran’ın nükleer kapasiteye yaklaşmasına bile asla izin vermemek ve ABD’nin böyle bir durumda hızlı ve güçlü tepki verebilecek konumda olması.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu, aslında ABD’nin geçen Haziran’da İran’ın nükleer programını enkaz altına gömdüğü yerle aynı: Siteler ABD casus uydularının gözetiminde kalmaya devam ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump paylaşımını, savaşı başlatmadan önce istişareye katmadığı sonuçlarına hazırlanmaları için uyarı vermediği Amerikalı müttefiklere yeni bir taleple bitirdi : “Hürmüz Boğazı’nı gerektiği gibi koruma ve devriye görevi, onu kullanan diğer uluslara ait ABD ‘ye değil!” Amerikan güçleri yardım edecekmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;Eski Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard N. Haass sosyal medyada şöyle yazdı: “Bunu Orta Doğu için yeni Trump Doktrini olarak düşünün: Biz kırıyoruz, siz tamir ediyorsunuz.” </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın değişen hedefleri Cumartesi akşamına kadar sürdü. Birkaç gün önce İsrail’i Körfez’de misilleme dalgası korkusuyla İran enerji tesislerini hedef almamaya çağırıyordu. Ama Cumartesi günü, İran 48 saat içinde Hürmüz Boğazı’nı “TEHDİTSİZ, TAMAMEN AÇMAZSA” güç santrallerini vuracağı tehditini savurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">ABD’nin İran santrallerine saldırıları “EN BÜYÜĞÜNDEN BAŞLAYACAK” dedi. İran’ın en büyük santrali, yıllardır çevresel felaket riski nedeniyle saldırı yasağı olan tek çalışan nükleer güç santrali Bushehr gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Burası Trump’ın üç haftalık savaştan sonra beklediği yer değildi. Yabancı liderler, diplomatlar ve başkanla konuşan ABD yetkilileri, ilk haftada İran’ın teslim olacağını düşündüğünü söylüyor. Bu, 6 Mart’ta İran’dan “koşulsuz teslimiyet” talep etmesinde açıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Avrupa’dan bir diplomat, İran’ın rakip güç merkezleri, ulusal gururu ve MÖ 550’lerde Büyük Kiros’tan beri modern İran sınırları içinde varlığını sürdüren Fars devletinin göz önüne alındığında bu talebin anlaşılmaz olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">(Bu talep de son hedef listesinden çıkarılmıştı. Beyaz Saray artık İran’dan teslimiyet açıklaması beklemediğini, Trump’ın İran’ın “etkin biçimde teslim olduğunu” belirleyeceğini söyledi.)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın Air Force One’da gazetecilere “İran’ın“pes etmeyi” reddettiğini” söylemesi, son haftalardaki tek sürpriz değil.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İlk sürpriz enerji piyasasındaki krizdi; Uluslararası Enerji Ajansı bunu “küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisi” diye niteledi. Trump ve ekibi panik halinde. Stratejik Petrol Rezervi’nden salım vaat ettiler ama rezerv sadece %60 doluydu; bu da planlama eksikliğini gösteriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Geçen hafta Hazine Bakanlığı, denizdeki Rus ve İran petrolüne lisans verdi. Yani piyasaları yatıştırmak için Ukrayna’yla savaş halindeki bir rakibe ve ABD’yle savaş halindeki diğerine zenginleşme onayı verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunların şimdilik etkisi sınırlı. Brent ham petrol Cuma günü Hazine duyurularından sonra varil başına yaklaşık 112 dolardan kapandı; Goldman Sachs Perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçiş tereddüdü olursa fiyatların 2027’ye kadar yüksek kalabileceği uyarısını yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İranlılar piyasa kaosunun kalan tek süper silahları olduğunu çok iyi biliyor. Cumartesi günü Tahran, Orta Doğu’daki diğer tesisleri ateşe verebileceğini uyardı. ABD, İran’ın savaşa yaklaşık 3.000 deniz mayınıyla girdiğine inanıyor — bazıları yok edilmiş olabilir — ve ABD, Amerikalı müttefiklerin tankerlerini hedef alan İran küçük teknelerine odaklanmış durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“Bu şeylerden birinin geçmesi trafiği durdurmaya yeter,” diyen eski deniz subayı ve Pentagon/ Dışişleri sözcüsü John F. Kirby, “Zaten gördükki korku bile nakliye endüstrisini felç edebilir,.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump’ın ikinci sürprizi müttefiklere ani ihtiyacıydı. Körfez ülkesinden bir savunma bakanı, savaşın kısa süreceğini düşündüğü için başlangıçta bunu hayal etmediğini söyledi. Ama boğazı ve diğer kontrol noktalarını devriye etmek aylar ya da yıllar sürebilecek bir görev gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Üçüncü sürpriz ise Devrim Muhafızları ya da sıradan İranlılar arasında ayaklanma olmamasıydı. Hazine Bakanı Scott Bessent geçen hafta Oval Ofis’te “rejimle neler olduğunu hisseden her seviyede firarlar görüyoruz” dedi. Ama Amerikan ve Avrupa istihbarat yetkilileri, İsrail’in İran’ın dini liderini, üst düzey güvenlik ve istihbarat şeflerini ve birçok üst düzey askeri yetkilisini hedef alıp ortadan kaldırmasına rağmen böyle firar kanıtı olmadığını söylüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunların hepsi dönüşebilir. Savaşlar üç haftada kazanılmaz ya da kaybedilmez. Ama Trump İran savaşına hızlı zaferlerin meyvelerini tattıktan sonra girdi. Haziran’da İran’ın üç büyük nükleer tesisine tek gecelik bombardıman, ülkenin nükleer stoklarını gömdü ve uranyum zenginleştirmede kullanılan binlerce santrifüjü yok etti. Caracas’ta Nicolás Maduro’yu yatağından alan komando baskını da benzer şekilde hızlıydı. Ve Trump’ın bıraktığı hükümet — esasen Maduro’nun hükümeti — uyumlu davrandı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu operasyon, Venezuela yakıtına bağımlı Küba’yı istikrarsızlaştırdı. Geçenlerde Küba’nın elektrik şebekesi çöktü ve yönetim yetkilileri hükümetin de çökeceğini açıkça ima ediyor. Belki bu hızlı sonuçlar Trump’a ABD ordusunun her şeye kadir olduğu ve 92 milyonluk İran’ı yöneten mollalar, generaller ve milislerin çökeceği izlenimini verdi. Belki acele etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Askeri tarihçiler bu çatışmayı uzun süre inceleyecek. Ama şimdilik İran’ın farklı bir meydan okuma olduğu açık. Trump “gezi” kelimesini kısa bir seyahat, geçici bir sapma anlamında kullanmaya başladı. Ama gerçek bir son görünmüyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>* David E. Sanger </strong>(5 Amerikan Başkanını takip etti. Teknoloji ile ulusal güvenlik arasındaki kesişimi ve süper güç çatışmasının yeniden canlanması üzerinde çalışıyor. 40 yıldan fazladı Times’ta çalışıyor. Dış politika ile ulusal güvenlik zorlukları üzerine yayınlanmış dört kitabı var.)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/21/us/politics/trump-iran-offramp.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/21/us/politics/trump-iran-offramp.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-nihayet-irandan-cikisi-gozetliyor-ama-bunu-gerceklestirecek-mi-1774205983.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran Savaşı&#039;nın daha da kötüleşebileceği 5 yer*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iran-savasinin-daha-da-kotulesebilecegi-5-yer-12881</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iran-savasinin-daha-da-kotulesebilecegi-5-yer-12881</guid>
                <description><![CDATA[Bu savaş, bölgedeki parçalanma (veya parçalanma tehdidi) trendinin bir parçası olmaya mahkûm. İsrailli ve Amerikalı liderler İslam Cumhuriyeti’nin karmaşık liderliğini tamamen ortadan kaldıramayacaklarını biliyor olabilir, ama savaş İran’ı ideolojik ya da toprak açısından ya da her iki yönden parçalayabilir ve böylece tehdidi daha küçük ve dağınık hale getirerek müdahale ve baltalama için yeni fırsatlar açabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen ay İsrail ve ABD'nin İran'a düzenlediği saldırı hızla bölgesel bir savaşa dönüştü. Şu ana kadar 2.000'den fazla insan öldü; bunların büyük kısmı İran ve Lübnan'da ABD ve İsrail bombardımanları altında hayatını kaybetti, milyonlarca insan ise yerinden edildi. İran misilleme olarak komşu ülkelere saldırdı, özellikle ABD tesislerini ve petrol altyapısını hedef aldı ve Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi tehdit etti. Savaş, zaten iç gerilimler ve yakın dönemdeki çatışmalar nedeniyle kırılgan olan çevre ülkeleri istikrarsızlaştırma riski taşıyor. İşte dikkat edilmesi gereken beş yer:</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Suudi Arabistan</span></span></strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Resim5.jpg" style="height:319px; width:400px" /></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durum</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Suudi Arabistan kötü imajını düzeltmek ve petrol bağımlı ekonomisini çeşitlendirmek için yatırımcı çekmeye çalışıyor. Bu kapsamda 2023'te uzun süredir Körfez'deki rakibi İran ile uzlaşma sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayrıca Trump yönetimine daha güçlü bir güvenlik garantisi vermesi için baskı yapıyor. ABD tarafı ise Suudi Arabistan'ı İsrail ile normalleşmeye ikna etmeye çalışıyor. Savaşın arifesinde Suudi Arabistan'da yaklaşık 2.700 ABD askeri bulunuyordu ve şimdi Prens Sultan Hava Üssü'nden yakıt ikmal operasyonları başlatıldı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olası gelişmeler</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günlük saldırılar, ABD dostluğunun güvenlik garantisi olmadığını hatırlatıyor. Suudi Arabistan nükleer bombanın tek etkili güvenlik garantisi olduğuna karar verebilir. Krallık zaten sivil nükleer program planlıyor ve uranyum zenginleştirme hakkı istiyor ki bu bomba için gerekli. Bu savaş, tam da amaçlananın tersine, Körfez'de nükleer hırsları artırabilir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Gazze'nin yıkımı ve Filistin devletine yönelik ilerleme olmaması nedeniyle zaten isteksiz olduğu İsrail ile normalleşmeyi reddedebilir ya da ABD'ye vaat ettiği neredeyse 1 trilyon dolarlık yatırımı geri çekebilir.&nbsp; Eğer Suudi Arabistan savaşa katılırsa, nükleer silahı olan Pakistan'ı çağırabilir; iki ülke arasında savunma anlaşması var.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Irak</span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Resim4.jpg" style="height:385px; width:400px" /></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durum</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran, özellikle çoğunluğu Şii olan Irak halkı arasında önemli halk desteği görüyor ve Tahran, Irak siyasi partilerini ve paramiliter gruplarını finanse ediyor. Halk Seferberlik Güçleri (çoğunluğu İran destekli milislerden oluşan ve gerilla savaşında deneyimi olan) 200.000'den fazla savaşçıya sahip ve büyük ölçüde Irak Silahlı Kuvvetleri'ne entegre edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD'nin burada mali kaldıraç gücü var; Irak'ın petrol gelirlerini New York Federal Rezerv Bankası üzerinden yönetiyor. Trump daha önce İran'a yakın Nuri el-Maliki'nin tekrar başbakan olması durumunda Irak'ın petrol gelirlerini kesmekle tehdit ederek yeni başbakan seçimine müdahale etmeye çalışmıştı. Irak'ta milyonlarca Kürt yaşıyor; kuzeydeki yarı özerk bölgede yoğunlaşmış durumdalar. Ayrıca İran Kürtlerinden binlercesi de Irak Kürdistanı'nda bulunuyor sürgündeki muhalifler ve İran hükümetine düşman silahlı gruplar da buna &nbsp;dahil.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olası gelişmeler</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş zaten Irak'a sıçradı: Hem Devrim Muhafızları hem İran destekli Irak milisleri ABD birliklerine drone ve füze saldırıları düzenledi, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği defalarca hedef alındı, Irak parlamentosunda milletvekilleri anti-Amerikan sloganlar attı. Öte yandan çelişkili haberlere göre İsrail, ABD ya da ikisi birden, İran Kürtlerini Irak’ın kuzeyinden İran’a karşı saldırı için destekleyebilir. Mezhepsel ve etnik çatışma geçmişi olan Irak’ta halk, savaşın farklı taraflarında yer alabilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye</span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Resim3.jpg" style="height:174px; width:400px" /></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durum</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ülkesini arabulucu ve itidal vahası olarak konumlandırmaya çalıştı. Ancak Türkiye Suriye, Irak, Libya ve Azerbaycan’da da kendini dayatmaktan geri durmadı ve güçlü bir yerli silah sanayii kurdu. Türk ordusu şu anda NATO’nun ikinci en büyük ordusu (ABD’den sonra). Türkiye’de ABD’ye ait taktik nükleer silah stoğu ve 1.000’den fazla ABD askeri bulunuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin yükselen profili İsrail’i rahatsız ediyor; İsrailli yetkililer Türkiye’yi neo-Osmanlı yayılmacılıkla suçluyor ve Suriye’de Türk askeri üslerini engellemeye çalışıyor. Türkiye İsrail’i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülkeydi, ancak Gazze’deki kitlesel ölümler sonrası diplomatik ilişkileri kesti ve Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’ndaki soykırım davasına katıldı. Yine de İsrail’e giden petrol ve gaz için kilit transit noktası olmaya devam ediyor. İran, Irak ve Suriye ile birlikte Türkiye’de de önemli bir Kürt nüfusu var. Ancak Türkiye’de hükümet ile Kürt azınlık arasındaki ilişki gergin; 40 yıllık Kürt isyanı geçen yıl sona erdi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olası gelişmeler</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD veya İsrail’in Kürtleri İran’a karşı kullanabileceği yönündeki öneriler, Türk yetkilileri İran’da iç savaş çıkması konusunda tedirgin etti. İran hükümetine karşı Kürt ayrılıkçı bir ayaklanma olursa, Türkiye’de Kürtler’e yönelik önleyici baskılar artabilir, Türk-Kürt barış süreci zarar görebilir ya da yeni bir şiddet dalgası başlayabilir. Türk yetkililer ayrıca İran’dan mülteci akınının ülkeyi zorlayacağından endişeli; Suriye iç savaşından milyonlarca mülteciyi kabul etmekte zaten zorlanmışlardı. Bölgesel kargaşada İsrail ile artan gerilim de Türkiye’nin yönetmesi gereken bir başka unsur.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birleşik Arap Emirlikleri</span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/Resim2.jpg" style="height:327px; width:400px" /></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durum</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Turistlere açık uluslararası bir kavşak görüntüsünün ötesinde BAE, kara para aklama ve yaptırımları delme merkezi olmaya devam ediyor. İran sert yaptırımları kısmen Dubai’nin serbest bölgelerindeki paravan şirketler üzerinden petrol ve mal satarak atlatıyor. Emirlikler’de yüz binlerce İranlı, birkaç İran bankası ve İranlıların varlıklarını saklamasına ve hareket ettirmesine yardımcı olan döviz büroları bulunuyor. Aynı zamanda İsrail ile ilişkileri normalleştirdi. ABD’nin önemli savunma ortağı; yaklaşık 3.500 ABD askeri barındırıyor ve kilit yakıt ikmal noktası.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olası gelişmeler</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu anda İran saldırılarından İsrail’den bile daha fazla darbe alan ülke BAE. Trump yönetimi savaştan tek taraflı çekilse bile BAE, İran’dan gelen&nbsp; saldırılara maruz kalabilir. Emirliklere yönelik bu yoğun saldırı diğer ülkeleri de savaşa çekti: Fransız savaş uçakları Fransız askeri üslerini korumak için BAE üzerinde uçuyor, Avustralya da bir savaş uçağı ve füze göndereceğini açıkladı. BAE, İran varlıklarını dondurmakla tehdit ediyor ve bu İsrail’in hoşuna gidiyor. Ancak Emirlik liderleri, savaşı başlatan ABD ve İsrail’e karşı sessiz bir &nbsp;öfke içindeler. BAE, istikrarlı sığınak imajıyla ticaret yapıyordu ve şimdi bu imaj paramparça oldu. İran ve İsrail arasında denge kurarak istikrar kazanamayacağını anlayan BAE, başka müttefikler arayabilir veya askeri stratejisini sertleştirebilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lübnan</span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/lu%CC%88bnan.jpg" style="height:443px; width:400px" /></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Durum</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail’in kuzeyinde yer alan Lübnan, savaşın gölgesinde kalan ama aynı derecede acımasız ayrı bir çatışmaya sahne oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lübnan, 1982’de Lübnanlı din adamları tarafından kurulan, hem siyasi parti hem de güçlü bir milis olan Hizbullah’a ev sahipliği yapıyor. Hizbullah ve İsrail onlarca yıldır savaşıyor; İran grubu silahlandırıyor, eğitiyor ve finanse ediyor. Son yıllardaki ağır çatışmalar Hizbullah’ı zayıflatmış olsa da grup hâlâ saldırı düzenleyebilecek kapasitede olduğunu gösterdi. İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’nin savaşın başında öldürülmesinden bu yana Hizbullah ve İsrail birbirine karşı amansız saldırılar düzenliyor; Lübnanlı siviller İsrail bombardımanlarının en büyük yükünü taşıyor. İsrail, Lübnan hükümeti Hizbullah’ı&nbsp; silahsızlandırmazsa Lübnan topraklarını ele geçirmekle tehdit ediyor. Lübnan Ordusu uzun süredir Hizbullah’a meydan okumaktan çekiniyor; grup, Şii nüfusun önemli bir kısmı arasında popüler ve parlamentoda ve hükümette temsilcileri var. Tarihsel meşruiyetinin bir kısmı da İsrail saldırılarına karşı savaşanların Lübnan ordusu değil Hizbullah savaşçıları olması .</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Olası gelişmeler</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lübnan hükümeti artık Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasakladı ve silahlarını almak için söz verdi. Ancak Hizbullah’ı silahsızlandırma girişimi, ordunun yaklaşık üçte birini oluşturan Şiileri bölerek orduyu parçalayabilir ve &nbsp;iç savaşa yol açabilir. Lübnan, kitlesel yerinden edilme ve ölümlere yol açan ağır İsrail bombardımanlarından kurtulmak istiyor. Ancak İsrail şimdilik barış görüşmelerini reddediyor ve Lübnan hükümetinin Hizbullah’ı silahsızlandırma penceresinin kapandığını söylüyor. İsrail daha fazla Lübnan toprağını ele geçirmekle tehdit ediyor ve en azından bir “tampon bölge” oluşturacak kadar bölgeyi işgal etme niyetinde görünüyor. Bu, er ya da geç Hizbullah ve diğerleri tarafından İsrail’e karşı bir isyana ve Lübnan içinde iç çatışmalara yol açabilir. Lübnan savaşı, ABD-İran savaşı bitse bile uzun süre devam edebilir. Trump geçen yıl Beyaz Saray’a döndüğünde, savaş yorgunu&nbsp; bölgede müzakere ve yeni başlangıçlar için hevesliydi. Ancak başkan, İran ile umut vaat eden nükleer görüşmeleri bitirdi ve belirsiz hedefleri olan, ekonomik açıdan riskli bir savaşı başlattı. Sanki bölgeyi istikrarsızlaştırmak için tasarlanmış gibi görünen bir çatışma başlattı. ABD, İran’a yönelik saldırının son noktasını tanımlayamadı. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonuç</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş mevcut İran hükümetini devirebilir mi (yerine ne gelecek?), kalan nükleer malzemeyi ele geçirebilir mi (Trump’ın geçen yazki &nbsp;bombardımanlarının malzemeyi enkaz altında bıraktığı söyleniyor, bu işi zorlaştırıyor) bilinmiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş neredeyse bitmiş olabilir &nbsp;ya da daha yeni başlıyor. Belki ABD kara birlikleri gönderecek. Ya da Trump her şeyin çok fazla olduğuna karar verip çekilmeye çalışacak ama bunu yapamayacağını fark edecek. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Her halükârda, ABD’nin itibarı ve gücü gerçek zamanlı olarak aşınıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gördüğüm şu: Bu savaş, bölgedeki parçalanma (veya parçalanma tehdidi) trendinin bir parçası olmaya mahkûm. İsrailli ve Amerikalı liderler İslam Cumhuriyeti’nin karmaşık liderliğini tamamen ortadan kaldıramayacaklarını biliyor olabilir, ama savaş İran’ı ideolojik ya da toprak açısından ya da her iki yönden parçalayabilir ve böylece tehdidi daha küçük ve dağınık hale getirerek müdahale ve baltalama için yeni fırsatlar açabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ortaya çıkan kaosun, geniş, birleşik ve şeffaf olmayan bir İran’dan gelen tehdidi azaltmak için kabul edilebilir bir bedel olduğunu hesaplıyor olabilirler. Bu, Irak’ın işgaline benzer bir mantık: O işgal Irak’ı siyasi olarak parçaladı, gruplar kendi aralarında çekişip yabancı sponsor aramakla o kadar meşgul oldu ki komşularını rahatsız etmeye vakitleri kalmadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrailliler Suriye’de de benzer şekilde yararlandı: 2024’te yarım yüzyıldır demir yumrukla yöneten Esad hanedanının düşmesiyle merkezi iktidar boşluğu oluştu. Kürtler özerk bölgeye sahip, İsrail bir tampon bölge daha ele geçirdi, güneydeki Suveyda valiliği özerklik için uğraşıyor, Türk ve Rus üsleri hâlâ duruyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Lübnan, mezhepler arası iç savaşlarla uzun süredir bölünmüş durumda, şimdi güney kısmını İsrail işgaline kaybedebilir. Türkiye ise kendi Kürt nüfusunu, İran’daki savaşın esinlediği yeni bir silahlı ayrılıkçı ayaklanma belirtileri açısından izliyor. Filistinliler bile bölünüyor: Gazze zonlara ayrıldı, Batı Şeria’daki Filistinliler yerleşim genişlemesiyle birbirinden koparılıyor. İsrail ve ABD bu savaşta toprak veya nüfuz genişletmek, bölgede tartışmasız güç olmak için her şeyi riske atıyor gibi görünüyor. Başarabilirler de, başaramayabilirler de. Bu arada bölge ülkeleri parçalanma riskiyle karşı karşıya.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Harita, ACLED ( <a href="https://acleddata.com/" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://acleddata.com/</a> verileri ve haber raporlarından yararlanılarak hazırlanmıştır (16 Mart itibarıyla). Kapsamlı değildir. Füze ve benzerlerinin havada imha edilmesi (interceptions) olayları dahil edilmiş ve imha yerlerine göre haritaya işlenmiştir. Dost ateşi (friendly fire), doğrulanmamış olaylar ve sorumlu tarafın belirsiz olduğu saldırılar hariç tutulmuştur. Etnik bölgeler GeoEPR 2023 veri setinden alınmış olup yaklaşık değerlerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Megan K. Stack (New York Times) </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/interactive/2026/03/20/opinion/iran-war-attacks-map.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/interactive/2026/03/20/opinion/iran-war-attacks-map.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/iran-savasinin-daha-da-kotulesebilecegi-5-yer-1774021172.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump kendinden başka kimseyi suçlayamaz</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-kendinden-baska-kimseyi-suclayamaz-12880</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-kendinden-baska-kimseyi-suclayamaz-12880</guid>
                <description><![CDATA[Saygı duyduğum insanlar Trump'ı İran'la yüzleştiği için cesur buluyor. Ama ben cesaret görmüyorum. Sorumsuzluk görüyorum. Düşüncesizlik görüyorum. Ulusu riskleri tam anlamadan bir çatışmaya sokan bir adam görüyorum. Daha sınırlı askeri başarılarından sonra kibir dolu bir adam görüyorum. Şimdi dünyanın en yetkin iki ordusunun onu kurtarmasını umuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Başkan Trump, Ortadoğu'da yeni bir bataklık yaratma koşullarını kendisi oluşturdu ve soru şu: Amerikan askeri üstünlüğü, onu kendi aceleciliği ve yetersizliğinden kurtarabilir mi?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şu anki durum özetle şöyle: ABD ve İsrail, İran üzerinde mutlak hava hâkimiyeti kurdu. Birkaç kısa günde birleşik güçlerimiz İran'ın kendi hava sahasını koruma kabiliyetini yok etti, üst düzey askeri ve sivil liderliğinin büyük kısmını öldürdü ve donanmasının önemli bölümünü batırdı. Aynı zamanda ABD ve İsrail, İran'ın nükleer programını havadan tahrip ediyor, balistik füze üretme ve konuşlandırma yeteneğini yok ediyor. Rejimin nüfus üzerindeki kontrolünü sağlayan iç güvenlik güçlerini de vuruyorlar. Hava harekâtının amacı net: Rejimin komşularına zarar verme kapasitesini yok etmek ve aynı zamanda ülkede bir devrimin zeminini hazırlamak. Eğer askeri misyon bu kadarla sınırlıysa, ordu bunu olağanüstü bir verimlilikle başarıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran ağır darbe aldı. Bugün savaş bitse bile İran ordusunun bu kayıplardan tamamen toparlanması yıllar alır. İran'ın dron ve füzeleri Amerikan güçlerine ve müttefiklerimize zarar versede, bu zarar ABD ve İsrail'in İran'a verdiği zararın çok altında. Henüz hiçbir Amerikan veya İsrail uçağının düşürüldüğüne dair kesin rapor yok (birkaç drone düşürüldü), tek bir Amerikan veya İsrail savaş gemisi batırılmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Peki Trump neden Amerikan müttefiklerine öfkeleniyor? İran'ın Amerikan saldırısına karşılık Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt'i vurmasına neden “şok oldu”?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Belki cevap geçen Cuma Wall Street Journal'da çıkan haberde: Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, Trump'a İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini söylemiş, ama Trump tehdidi omuz silkerek geçiştirmiş ve saldırıyı başlatmış.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Gazete şöyle yazıyor: “Trump ekibine Tahran'ın boğazı kapatmadan önce teslim olacağını söyledi, hatta deneseler bile ABD ordusunun bunu halledebileceğini belirtti.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama İran teslim olmadı. Rejimin düşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dair gerçek bir işaret yok. Aksine boğazı fiilen kapattı ve bunu kendi petrol ihracatını kesmeden yaptı. Yani diğer ülkeler petrolü boğazdan geçiremezken İran hâlâ geçiriyor. İran füzeleriyle İsrail'e ciddi zarar veremeyebilir (İsrail savunmasından geçen birkaç füze İsrailli sivilleri öldürdü), Amerikan gemilerini batıramayabilir ama dünya ekonomisini krize sokabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Çatışmadan rejimi sağlam (hatta daha sert) çıkabilir ve dünya ekonomisi üzerindeki gücü azalmadan kalabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün son paylaşımında sorun iyi özetlenmiş: “Bu savaş sonrası zayıflamış ama iktidarda kalan bir rejim, mevcut sınırlı gemi saldırı gücüyle &nbsp;ABD ve İsrail'i teslim olmaya zorlarsa, çok az çabayla istediği zaman ve süreyle ticareti bozabilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">“İran'ın trafiği bozma kabiliyetini engelleme iradesi ve yeteneğini göstermemek, gelecekte caydırmayı çok daha zorlaştırır.”</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu mantık bataklığa götürür. Eğer Amerika şimdi zafer ilan ederse (rejim hâlâ iktidarda ve boğaz kapalıyken) İran bunun tersine “Biz kazandık” diyebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Büyük yumruk aldı, dayandı ve Amerika'yı geri adım attırdı. Nihai silahı yani boğazı kapatmayı kullandı ve Amerika'nın etkili cevabı olmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Boğazı zorla açmaya (ve açık tutmaya) karar verirsek ABD başka bir açık uçlu, maliyetli çatışmaya girebilir; en azından bazı Amerikan askerleri İran topraklarına girmek zorunda kalır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bu, Amerikan ordusuna yavaş yavaş kayıp ve maliyet vererek yorulup çekilene kadar düşmanın şartları ve arazisinde savaş demek. Bu Gordiyon düğümünü kesmenin tek yolu askeri bir mucize: Minimum kayıpla hızlı bir harekât, boğazı çabuk açmak, uluslararası ekonomiye zararı en aza indirmek ve İran'ı neredeyse tamamen dişsiz bırakmak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump'ın sorumsuzluğu ABD'yi iyi seçeneklerden mahrum bıraktı. Karşılaştığımız ikilem, Trump'ın ilk füzeyi atmadan önce savaşı Kongre'ye ve halka sunması gerektiğini gösteren mükemmel bir örnek. Arkadaşlarım soruyor: “Kongre onaylamayacağını düşünüyorsa ne yapsın, oturup beklesin mi?” Cevap basit: Anayasa başkana Kongre'yi hiçe sayma yetkisi vermiyor. Onay alamayacaksan savaşa girme.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Eğer Cumhuriyetçi bir başkan Cumhuriyetçi Kongre'den savaş desteği alamıyorsa, belki çatışmanın hikmetinden daha çok şüphe etmek gerekir. Savaşı savunsaydı halkı olası ekonomik zorluklara hazırlayabilirdi. Savaş hedeflerini net tanımlamak ve yöntemleri belirlemek zorunda kalırdı. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ekonomik savaş ve Grönland'ı ele geçirme tehditleriyle müttefikleri yabancılaştırmasaydı, Hürmüz Boğazı'nı korumak için önceden müttefik gücü toplamak daha kolay olurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bunun yerine Trump kendi başına büyük bir savaşı başlattı ve çelişkili hedefler açıkladı. Amaç rejim değişikliği mi? Koşulsuz teslimiyet mi? Yoksa daha dar biçimde İran'ın füze ve drone güçlerini yok etmek, donanmasını batırmak, nükleer programını durdurmak, vekil güçleri (Hizbullah, Hamas, Husiler, Suriye ve Irak'taki müttefik milisler) üzerinden savaşma kabiliyetini yok etmek mi?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İran rejiminin zafer teorisi ise tek ve basit: Hayatta kalmak. Çatışma sonunda rejim hâlâ ayaktaysa İran tekrar savaşabilir. Ve boğazı kapatarak en azından kısmen hayatta kalırsa, tekrar nasıl savaşacağını çok iyi bilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Savaşlar dikkatle planlansa, müttefikler dahil edilse, halkın çoğunluğu desteklese bile son derece değişken ve öngörülemezdir. En iyi analistler bile olayların nasıl geliştiğini şaşırabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Örneğin Ukrayna savaşı beşinci yılında ve birçok kişi birkaç günde biteceğini düşünmüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Olayları analiz etmenin en iyi yolu “Bu plan başarılı olur mu?” değil, “Başarı için koşulları yarattın mı?” ve “Sonrasını dikkatle düşündün mü?” diye sormaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Askeri bağlamda bu, askerlerin iyi teçhizatlı, eğitimli, iyi komuta altında ve sağlam, ulaşılabilir bir plana göre hareket etmesi demek. Bu şartlarda bile başarısız olabilirsiniz ama başarısızlık ihtimali çok daha düşük olur.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Büyük endişem Trump'ın başarısızlık koşullarını yarattığı yönünde. İyi teçhizatlı, eğitimli ve liderliği sağlam ordumuzu, net halk desteği olmayan (önceki Amerikan savaşlarına kıyasla), net tanımlı hedefi olmayan ve büyük çaplı tırmanış olmadan ulaşılması mümkün olmayabilecek bir göreve gönderdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Şimdi savaşın rejimin hemen teslim olmasına veya yok olmasına yol açmadığını görünce şaşırmış halde çırpınıyor, müttefikler bu savaşı başlatmadıkları ve istemedikleri halde kurtarmaya gönüllü olmazlarsa NATO'nun varlığını tehdit ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Bir Amerikalı olarak, askerlerimiz sahaya sürüldüğünde başarılarını istiyorum. Hürmüz Boğazı'nı mümkün olduğunca hızlı ve acısız açmalarını istiyorum. İran rejiminin çökmesini ve demokrasiyle değişmesini istiyorum. O rejim iğrenç. ABD'nin düşmanı. Düşmeyi hak ediyor. Düşerse sevinirim.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama vatanseverliğim gerçeği görmemi engelleyemez. Demokrasimiz savaşa böyle girmemeli. Trump ulusumuzu savaşa sokacak doğru adam değil. Saygı duyduğum insanlar Trump'ı İran'la yüzleştiği için cesur buluyor. Ama ben cesaret görmüyorum. Sorumsuzluk görüyorum. Düşüncesizlik görüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ulusu riskleri tam anlamadan bir çatışmaya sokan bir adam görüyorum. Daha sınırlı askeri başarılarından sonra kibir dolu bir adam görüyorum. Şimdi dünyanın en yetkin iki ordusunun onu kurtarmasını umuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Tarihte net emsali olmayan bir görevi başarıyor olmalarını umuyor: Düşman bir rejimi tamamen hava ve denizden yok etmek, uymaya zorlamak ve bunu ekonomik acının askeri kazanımları gölgede bırakmayacak kadar hızlı yapmak. Önceki başarılı hava harekâtları (Balkanlar'daki NATO harekâtları, Libya'daki müttefik harekâtı) yerel müttefik kara güçleriyle desteklenmişti ki araziyi alıp tutabilsinler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ya da “zafer” ilan edip ABD'yi savaştan çekebilir. İran ordusunun dumanlar içindeki enkazını gösterip önemli bir şey başardığımızı söyleyebilir. “Çimleri biçtik” </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Hamas'ın 7 Ekim saldırılarından önceki İsrail karşı-terör operasyonlarında kullanılan terimle. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Yani düşmanı yenmedin ama incittin, toparlanması yıllar alır. Aslında yönetim tam bu pozisyona kayıyor gibi. Mesajlaşma rejim değişikliği ve “koşulsuz teslimiyet”ten, İran ordusunu yeniden inşa etmesi uzun sürecek kadar hasar verecek “çimi biçme” hedeflerine kayıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Ama 7 Ekim bize çimi biçmenin kimseyi daha güvenli yapmadığını göstermeliydi. Aksine çatışmayı uzatır. Savaşçıları sertleştirir. İntikam tohumları eker. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">İsrail bunu artık biliyor, biz de bilmeliyiz. Çöl Fırtınası'nda Saddam Hüseyin katastrofik yenilgi alınca daha da sertleşti. George H.W. Bush'u öldürmeye çalıştı, İsrail'e karşı ikinci intifadayı destekledi, askerleri Amerikan pilotlarına ateş etti, teröristleri barındırdı. Yenilgi onu ABD'ye karşı daha az düşman yapmadı ve 2003'te çok daha uzun ve kanlı bir savaşta tekrar savaştık.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Trump kendinden başka kimseyi suçlayamaz. Amerika'yı anayasaya aykırı bir savaşa soktu. Ve şimdi bu günahı, başkan olduğu kadar sorumsuz bir komutan olduğunu kanıtlayarak katlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">* David French (New York Times köşe yazarı, Irak Özgürlük Harekâtı gazisi ve Anayasa hukukçusu)</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px">Orijinal Bağlantı: </span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:16px"><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/19/opinion/trump-iran-war.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/19/opinion/trump-iran-war.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 00:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-kendinden-baska-kimseyi-suclayamaz-1773955104.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Joe Kent’in istifa mektubu tehlikeli, çünkü yarı doğru*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/joe-kentin-istifa-mektubu-tehlikeli-cunku-yari-dogru-12872</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/joe-kentin-istifa-mektubu-tehlikeli-cunku-yari-dogru-12872</guid>
                <description><![CDATA[Eski bir Yeşil Bereli 2019’da Suriye’de IŞİD intihar bombacısı tarafından öldürülen eşi Shannon Kent’in ölümünün kendisini siyasete ittiğini anlatmıştı. O zaman kaybından “yürütme erk”ini sorumlu tutuyor, seçilmemiş bürokratların Trump’ın Suriye’den asker çekme çabalarını sabote ettiğini söylüyordu. Şimdi ise öfkesini Yahudi devletine yöneltmiş durumda ve istifa mektubunda kendini “İsrail tarafından imal edilen bir savaşta sevgili eşi Shannon’ı kaybeden Altın Yıldız “Eş” olarak tanımlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail’in Amerika’yı savaşa sürüklediği şüphesi taşıyanlar için, Donald Trump’ın Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in istifası kesin bir teyit gibi görünecektir. “Bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısıyla başlattığımız açık” diye yazdı Kent, Salı günü başkana hitaben yayımladığı açık mektupta.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Üst düzey İsrailli yetkililer ve Amerikan medyasındaki etkili isimler” tarafından İran’ın yakın tehdidine dair yanlış bilgi yayıldığını ve Trump’ın “Önce Amerika” hareketinin altının oyulduğunu sertçe eleştirdi. “İran’da ne yaptığımızı ve kimin için yaptığımızı bir düşünmenizi diliyorum” diye ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kent istifa ederek patronundan, uzun yıllardır gereksiz yabancı savaşlara karşı çıkan ancak Trump savaşı başlattığında büyük ölçüde sessiz kalan Tulsi Gabbard’dan ve Başkan Yardımcısı JD Vance’ten daha fazla dürüstlük göstermiş oldu. Yine de onun güvenilir bir anlatıcı olmadığını sıralamak oldukça kolay.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2022’de Kongre’ye aday olduğu dönemde Demokrat Marie Gluesenkamp Perez’e karşı yarışırken kendisiyle röportaj yaptığım Kent, aşırı sağ kökenleri olan derin bir paranoyak görüntüsü çizyordu. O dönemde 6 Ocak ayaklanmasının “istihbarat operasyonu koktuğunu” söylemiş, Kongre’ye saldıranları “siyasi tutuklular” olarak nitelendirmişti. Seçim kampanyası sırasında bir ara Proud Boys üyesi maaşlı personelleri arasındaydı. Trump’ın onu ülkenin en üst düzey istihbarat yetkililerinden biri yapması, derin sorumsuzluk ve neredeyse vandalizm boyutunda bir adımdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak bunların hiçbiri, Kent’in istifasının hem sağda hem solda hızla yayılan “İsrail Amerika’yı bu son derece popüler olmayan savaşa sürükledi” anlatısını perçinlemesini engellemeyecek. Bu anlatı güçlü, çünkü kısmen gerçeğe dayanıyor; fakat eski antisemitik “Yahudilerin gizli kontrolü” klişelerini de tetikliyor. Trump’ın zamanlamasını ve amacını Amerikan halkına neredeyse hiç açıklamadığı bu çatışma, özellikle İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun “40 yıldır böyle bir savaş özlemi çektiğini” gururla söylemesiyle birlikte, Amerikalılar arasında Yahudi karşıtlığını artıracaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak savaş uzadıkça, Alman milliyetçilerinin I. Dünya Savaşı’ndaki yenilgilerini Yahudilere yüklemek için kullandığı “sırtından hançerlenme” efsanesinin (dolchstoßlegende) modern bir Amerikan versiyonunun ortaya çıkmasından endişe duyuyorum. Savaşa karşı oluşan tepkiden rahatsız olan bazı Yahudi liderler, İsrail’in rolünü tartışmayı tamamen yasaklamaya çalışıyor. Anti-Defamation League (ADL) Başkanı Jonathan Greenblatt, Pazartesi günkü konuşmasında “İsraillileri parmakla gösterip, Trump’ın kulağına fazla fısıldadıklarını iddia edenleri” kınadı. Greenblatt’ın söylemi bir baskılama girişimi ve başarısız olmaya mahkûm, çünkü insanlardan kanıtlanabilir gerçekleri görmezden gelmelerini istiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran’a yönelik saldırılar başladıktan sadece iki gün sonra Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail’in Amerika’nın elini zorladığını neredeyse itiraf etti (daha sonra gerçisözlerini geri aldı). 6 Mart’ta Güney Carolina Cumhuriyetçi Senatörü Lindsey Graham, Wall Street Journal’da İsrail’le birlikte çalışarak Trump’ı saldırıya ikna ettiklerini, İsrail istihbaratından bilgi topladıklarını ve Netanyahu’ya Trump’a ne söyleyeceğine dair koçluk yaptıklarını övünerek anlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail’in bu savaşın neredeyse her aşamasındaki derin rolü göz önüne alındığında, gerçek ile komplo teorisi arasındaki farkı ayırt etmek için özen ve incelik gerekiyor ki bunlar günümüz siyasetinde pek bulunmuyor. Kent’in mektubundaki büyük çarpıtma, Trump’ı İsraillilerin saf kurbanı gibi göstermesi. Oysa Trump, yörüngesindeki izolasyoncuların kabul ettiğinden çok daha şahin biri. İlk iki yılında Barack Obama’nın sekiz yılda düzenlediğinden daha fazla drone saldırısı emretti. Venezuela devlet başkanını kaçırma operasyonunu Netanyahu emretmedi; bu operasyon hem onun yabancı macera iştahını kabarttı hem de savaşı kolay sanmasına yol açtı. Bu hafta Küba’yı “alabileceğini” ve “istediğini yapabileceğini” övünerek söyledi. Askeri güç ve eril taşkınlık gösterilerine uzun zamandır takıntılı olan Trump, kendisinden önceki başkanları uğraştıran anti-Amerikan rejimleri dünyadan silme fikrine kapılmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran’da savaşa kendi egosu için girdi, İsrail için değil. Yine de İsrail onu açıkça teşvik etti ve şimdi savaşı uzatmakla tehdit ediyor; çünkü Trump’ın aksine İran devletini yok etmeyi kararlı görünüyor. Bir Beyaz Saray yetkilisi Axios’a “İsrail kaostan nefret etmiyor. Biz ediyoruz. Biz istikrar istiyoruz derken peki Netanyahu? Sorusuna pek sayılmaz, özellikle İran’da” demiş. Bu yetkilinin doğru konuştuğunu düşünüyorum; aynı zamanda eğer İran kontrolden çıkarsa duyacağımız “Suç İsrail’in” manevrasını da önceden haber veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Netanyahu, Amerika’yı etkileme gücüne bu kadar kibirle güveniyorsa ve sonunda ABD-İsrail ittifakını yok ederse, bunda şiirsel bir adalet payı olur. Ancak sonuç yalnızca İsrail’e ait olmayacak; çünkü hem Siyonistler hem antisemitler sıklıkla İsrail ile Yahudi halkını bir ve aynı şeymiş gibi gösteriyor. Savaşın travması aşırılığı besler. Kent bunun en iyi örneği.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski bir Yeşil Bereli olarak 2022’de bana, 2019’da Suriye’de IŞİD intihar bombacısı tarafından öldürülen eşi Shannon Kent’in ölümünün kendisini siyasete ittiğini anlatmıştı. O zaman kaybından “yürütme erk”ini sorumlu tutuyor, seçilmemiş bürokratların Trump’ın Suriye’den asker çekme çabalarını sabote ettiğini söylüyordu. Şimdi ise öfkesini Yahudi devletine yöneltmiş durumda ve istifa mektubunda kendini “İsrail tarafından imal edilen bir savaşta sevgili eşi Shannon’ı kaybeden Altın Yıldız “Eş” olarak tanımlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail, IŞİD’in yükselişine yol açan Irak Savaşı’nı imal etmedi. 2003’teki İsrail Başbakanı Ariel Sharon, Irak’ı İran’la mücadeleden dikkat dağıtıcı bir operasyon olarak görüyordu. Ama Kent’in anlattığı hikâye gerçekleri düzelterek ortadan kaldırılamaz. Artık Tucker Carlson kanadının yıldızı hâline geldi ve muhtemelen yeniden siyasete aday olacak. Carlson’ın programına ve Amerikalı kamu hayatının en açık antisemit isimlerinden Candace Owens’la birlikte bir galaya katılacak. Onlara, Amerikan iktidarının zirvesinden baktığında haklı olduklarını söyleyeceğini bekleyebiliriz.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* <strong>Michelle Goldberg (Köşe Yazarı ve Kadın Hakları Savunucusu, Pulitzer Ödülü Sahibi)</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/18/opinion/joe-kent-israel-iran.html">https://www.nytimes.com/2026/03/18/opinion/joe-kent-israel-iran.html</a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/joe-kentin-istifa-mektubu-tehlikeli-cunku-yari-dogru-1773859884.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump’un dönüşleri onu bu savaştan kurtaramaz*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpun-donusleri-onu-bu-savastan-kurtaramaz-12863</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpun-donusleri-onu-bu-savastan-kurtaramaz-12863</guid>
                <description><![CDATA[Savaşa anayasal olarak gerekli olan Kongre onayı alınmadı. Avrupa veya Doğu Asya’daki müttefiklerle önceden plan yapılmadı. Amerikan halkına savaşa dair yalnızca yüzeysel gerekçeler sunuldu. Trump iş ve siyaset hayatı boyunca sıklıkla kendi gerçekliğini yaratmaya çalıştı. Gerçek can sıkıcı olduğunda onu görmezden gelip kendine yarayan yalanlar söyledi. Bu ona sıklıkla yaradı. Ama savaş, siyaset veya pazarlama kadar  “dönüşlere” müsait değildir. İran savaşının ilk gerçekleri, Trump’ın blöfleriyle uyuşmuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Başkan Trump, İran’a karşı savaşa girdi ancak stratejisini Amerikan halkına da dünyaya da açıklamadı. Şimdi anlaşılıyor ki ortada pek bir strateji yok.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş neredeyse üç haftadır devam ediyor. Bay Trump’ın İran rejimini yıkma konusunda görünür bir planı yok; oysa bunu istediğini defalarca söylemişti. Hedefi daha mütevazıysa —örneğin İran’ın nükleer malzemelerini ele geçirmek— bunu nasıl başaracağına dair inandırıcı bir fikir sunmadı. Orta Doğu’da bir savaşın öngörülebilir yan etkisi olan petrol arzındaki kesintiyi, fiyat patlamasını ve küresel ekonomiye vereceği zararı da planlamadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu savaş, Bay Trump’ın kaotik ve ego odaklı başkanlık tarzının mükemmel bir örneği haline geldi. Geçmiş başkanların askeri harekât emri verirken danıştığı geniş danışma çemberi yerine çok daha dar bir grupla yetindi ve itirazları ile potansiyel sorunları ortaya çıkaracak özenli süreci hiçe saydı. Kamuoyuna saçma ve çelişkili açıklamalar yaptı; bunların arasında “savaş neredeyse hedefine ulaştı” iddiası da var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İranlı düzinelerce okul çocuğunun trajik ölümünü (Amerikan füzesinin yanlış hedefe isabet etmesi sonucu) dünya kamuoyundan gizlemeye çalıştı. Hemen her gün, hükümetin en kritik meselelerinde neden güvenilmez olduğunu gösteriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bunlara rağmen savaş bazı taktik başarılar elde etti ve bunları, bir stratejiye bağlı olmasalar bile kabul etmek önemlidir. Bay Trump’ın İran hakkındaki sezgileri bazı açılardan doğruydu. Bu hükümet onlarca yıldır kendi halkını ezmiş, terörizmi desteklemiş, İsrail’i yok etmeye çalışmış, Lübnan’ı başarısız bir devlete çevirmiş, Suriye’de korkunç bir rejimi korumuştu ve nükleer program peşindeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Trump ayrıca İran rejiminin göründüğünden daha zayıf olduğunu ve çatışma yoluyla daha da zayıflatılabileceğini fark etmişti. Son birkaç yılda ABD ve müttefiklerinin uyguladığı ekonomik yaptırımlar ile ağırlıklı olarak İsrail’in gerçekleştirdiği askeri saldırılar, İran’ın bölgede sorun çıkarma kapasitesini büyük ölçüde azalttı. Para biriminin değeri çakıldı. Birçok lideri ve nükleer bilim insanı öldü. Hava savunması büyük oranda yok edildi, füze stoğu tükendi. Terör vekilleri Hamas ve Hizbullah zayıflatıldı. Suriye’deki kukla devleti ise yerel isyancılar tarafından devrildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Trump iki buçuk hafta önce bu savaşı başlattığında, İran’ı “içeride tutmak”tan çok daha büyük hedefler koydu. İlk vuruşlardan kısa süre sonra “Büyük ve gururlu İran halkına sesleniyorum: Özgürlük saatiniz geldi” dedi. İran hükümetinin kayıtsız şartsız teslim olmasını istedi, ülkenin bir sonraki liderini kendisinin onaylaması gerektiğini söyledi ve “İran’ı yeniden büyük yapmak” sözü verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bay Trump bu hedeflerden herhangi birini nasıl gerçekleştireceğini açıklamaya bile başlamadı. Savunucuları bunun kasıtlı bir belirsizlik, seçeneklerini korumak ve düşmanı şaşırtmak için stratejik bir hamle olduğunu söylüyor. Ancak giderek ortaya çıkan gerçek şu: ABD Başkanı, nasıl biteceğini bilmeden bir savaş başlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş başladığından beri üç stratejik sorun netleşti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Birincisi, Trump on yıllardır Amerikan başkanlarının Afganistan, Irak, Vietnam ve hatta 1950’lerde İran’da yaptığı hatayı tekrarladı: Rejim değişikliğinin sanıldığı kadar kolay ve sürdürülebilir olacağını sandı. Bu seferki kibri gerçekten şaşırtıcı. Sadece hava gücü neredeyse hiçbir zaman bir hükümeti devirmez. Devlet iktidarını ele geçirip yeni bir lider yerleştirebilmek için kara birlikleri gerekir. Bu tarihsel bilgiye rağmen Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu rejim değişikliği hayalleri kurdu. Bazen İran’ın Kürt azınlığını silahlandırmaktan, bazen de şu anda Washington’un lüks bir banliyösünde yaşayan eski Şah’ın oğlu Reza Pahlavi’nin dönüşünü hızlandırmaktan bahsediliyor. Başka zamanlarda Trump, İran güvenlik güçlerini taraf değiştirmeye veya halkı hükümeti “ele geçirmeye” çağırıyor. Bunlardan hiçbirinin işe yaradığına dair kanıt yok. Trump’ın Ocak ayında sokak protestolarını teşvik etmesinin ardından İran rejimi binlerce göstericiyi katletti ve ülkenin kontrolünü sıkıca elinde tuttu. O günden beri protestolar büyük ölçüde bitti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkincisi, ABD’nin kritik bir hedefe —İran’ın katil rejiminin nükleer güç olmasını engellemeye— nasıl ulaşacağı hâlâ belirsiz. Yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun, İsfahan yakınlarındaki dağların altındaki tünel kompleksinde olduğu düşünülüyor ve büyük ölçüde sağlam durumda. Savaş bittiğinde İran bu stoğu elinde tutarsa, bomba yapma yolunda ilerleyebilir. Son yıllarda yaşadığı askeri aşağılanmalar, daha önce atmadığı son adımları atması için ona güçlü bir teşvik verebilir. Savaş başladığında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, uranyumu ele geçirmenin tek yolunun kara birlikleri olabileceğini kabul etmişti: “İnsanların gidip alması gerekecek” demişti. Ancak geçen hafta bir Fox News Radyo sunucusu Trump’a uranyumdan bahsedince Trump “Ona odaklanmıyoruz” cevabını verdi. Kolay cevap yok. Ama dağınık savaş planlaması güven vermiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üçüncü sorun küresel ekonomiyle ilgili. Orta Doğu savaşları petrol fiyatlarını yükselterek ekonomik kaosa yol açmasıyla ünlüdür. İran, Hurmuz Boğazı’ndaki gemi trafiğini boğarak bunu tekrarlamanın çok açık bir yoluna sahipti. Trump ise bu durumu yok saymaya çalıştı. Savaştan önce en üst düzey askeri danışmanı General Dan Caine, İran’ın muhtemelen boğazdaki gemilere saldırarak trafiği fiilen kapatacağını Trump’a söylemişti. Trump ise buna, İran hükümetinin boğazı kapatamadan teslim olacağını veya ABD ordusunun boğazı açık tutabileceğini söyleyerek karşılık verdi. Wall Street Journal. Yanılmıştı; bunun bariz olması ise düşündürücü. O günden beri petrol fiyatı %40’tan fazla yükseldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çözümler ise çaresizlik kokuyor. Geçici olarak Rusya’ya uygulanan petrol yaptırımlarını kaldırdı —bu bir düşmana hediye. Hafta sonu ise yıllardır hor gördüğü müttefikler İngiltere, Fransa, Japonya, Güney Kore’ye ve hatta Çin’e boğazı korumak için donanma gücü göndermeleri için yalvardı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş belirsizdir ve bu sorunlardan herhangi birinin önümüzdeki haftalarda daha az ciddi görünmeye başlaması hâlâ mümkündür. Belki İran’da bir muhalefet ortaya çıkar ve mevcut rejim, Suriye’deki Esad hükümetinin 2024 sonunda çökmesi gibi hızlıca dağılır. Belki özel kuvvetler uranyumu kayıpsız alır. Belki etkileyici performansını sürdüren ABD ordusu müttefikleriyle birlikte Hurmuz Boğazı’nı yeniden açar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Bu sonuçlardan herhangi birini memnuniyetle karşılamamak olası değil. Ancak savaşın ilk haftaları güven vermiyor. Aksine, Beyaz Saray’daki perde arkası planlamanın kamuoyunda düşünüldüğü kadar sorumsuz olduğunu gösteriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaşa anayasal olarak gerekli olan Kongre onayı alınmadı. Avrupa veya Doğu Asya’daki müttefiklerle önceden plan yapılmadı. Amerikan halkına savaşa dair yalnızca yüzeysel gerekçeler sunuldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump iş ve siyaset hayatı boyunca sıklıkla kendi gerçekliğini yaratmaya çalıştı. Gerçek can sıkıcı olduğunda onu görmezden gelip kendine yarayan yalanlar söyledi. Bu ona sıklıkla yaradı. Ama savaş, siyaset veya pazarlama kadar “dönüşlere” müsait değildir. İran savaşının ilk gerçekleri, Trump’ın blöfleriyle uyuşmuyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* NYT Yayın Kurulu</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı :</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/17/opinion/trump-iran-war-strategy.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/17/opinion/trump-iran-war-strategy.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trumpun-donusleri-onu-bu-savastan-kurtaramaz-1773774239.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dubai savaş için inşa edilmedi</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dubai-savas-icin-insa-edilmedi-12857</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dubai-savas-icin-insa-edilmedi-12857</guid>
                <description><![CDATA[Savaş, hiçbir şehrin ne kadar hızlı ve gösterişli olursa olsun tarih ve coğrafya satın alarak kurtulamayacağını hatırlatıyor. Her ciddi kesinti kasırga, orman yangını, salgın, terör saldırısı, halk ayaklanması, vergi yasasında ani değişiklik mobil yaşayanları ve bağı olmayanları yeni güvenli liman aramaya itebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen hafta sosyal medyada dolaşan bir videoda, 8 Mart’ta Dubai’deki al-Mamzar plajının üzerinde uçan bir İran Shahed insansız hava aracı görünüyordu. Bir savaş uçağı da onu kovalıyor, düşürmeye çalışıyordu. Aşağıda ise insanlar şemsiyelerin altında güneşleniyordu. Yorumlar iki yöne gidip geliyordu: Savaş zamanında insanların hâlâ plajda olması mı daha şaşırtıcıydı, yoksa hükümetlerine güvenip “en iyi hayatlarını” yaşamaya devam etmeleri zaten haber değeri taşımıyor muydu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hürmüz Boğazı’nın yakınında yer alan Dubai’nin güvenli olması gerekiyordu. Oysa 28 Şubat’tan beri İran tarafından saldırıya uğruyor. Birleşik Arap Emirlikleri üzerinde 260’tan fazla balistik füze ve 1.500’den fazla insansız hava aracı tespit edildi; çoğu intercept edildi (engellendi) ama patlama sesleri artık şehrin günlük ses manzarasının bir parçası haline geldi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">On yıllardır kendini şık, apolitik, gelir vergisiz bir sığınak olarak pazarlayan, etrafındaki kaotik bölgeden tamamen ayrı ve üstte yüzen bir şehir imajı çizen Dubai, birdenbire yalıtımsız kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dubai gergin. Büyük bankalar çalışanlarından ofis kulelerine gelmemelerini istedi. İnsanlar yeraltı otoparklarında ya da bulabildikleri herhangi bir korunakta saklandı. Ebeveynler çocuklarına tepedeki patlamaların Ramazan havai fişekleri olduğunu söylüyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdiye kadar BAE’de en az dört kişi öldü aralarında bir Pakistanlı, bir Nepalli ve bir Bangladeşli var. Finans şirketlerinde, hedge fonlarda, aile ofislerinde, hukuk firmalarında ve danışmanlık şirketlerinde çalışan, imkânı olan birçok kişi ticari uçuşlar ve özel jetlerle Körfez’den kaçmaya çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Saldırılar devam etti. 11 Mart’ta Dubai Uluslararası Havalimanı’na düşen iki insansız hava aracı dört kişiyi yaraladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın nüfusunun yaklaşık üçte ikisi sekiz saatlik uçuş mesafesinde olduğundan burası vazgeçilmez bir aktarma merkezi haline gelmiş; Emirates Havayolları da küresel bir güç olmuştu. Savaş başladığından beri havalimanı defalarca kısa süreliğine operasyonlarını durdurdu. Bölgeye gelen-giden binlerce uçuş iptal edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu saldırılar, Dubai’nin yeni tip küresel metropol modelinin temel varsayımına darbe vurdu. Şehir, kökleri olan, insanları ve tarihi olan bir yerden ziyade sermaye alışverişi için boş bir levha haline geldi buna “şehir olarak platform” diyebiliriz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başarısı o kadar yayıldı ki “Dubaification” (Dubai’leşme) diye bir terim doğdu: Aynı AVM’ler, kuleler, restoranlar, havalimanı salonları ve lüks markalarla dolu yerler, sanki güvenliymiş ve İran’a yakınlığına, şimdi abluka altındaki Hürmüz Boğazı’na rağmen zarardan uzakmış gibi hissettiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Yakınlarda bir Nobu ve Louis Vuitton mağazası varken ne olabilir ki? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaklaşık on yıl önce Abu Dabi’deki New York Üniversitesi’nin uydu kampüsünde “Küresel Şehir” adlı bir ders vermek için Birleşik Arap Emirlikleri’ne ilk kez gittim. Ders her gün yapılıyordu ve Dubai ile Abu Dabi sınıflarımızdı. NYU’nun “öğrenci ve öğretim üyesi için kesintisiz uluslararası hareketlilik” sunan kampüs ağının parçasıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Abu Dabi kampüsünde 115’ten fazla ülkeden 2.000’den fazla lisans öğrencisi vardı, 75’ten fazla dil konuşuyorlardı şehrin hızlandırılmış hali gibiydi. Öğrenciler harikaydı ve bana AVM’ler ile kulelerin ötesinde bir Dubai ve Abu Dabi göstermek için kararlıydılar. Beni geleneksel pazarlara, eski suklara, Güney Asya mahallelerine götürdüler. İnşaat patlamasından önceki kültüre, şimdi bazı yerlerde ezilen ya da silinen kültüre ziyaretler yaptık. Bu gerilim onları büyülüyordu ve benim de görmemi istiyorlardı. Batılıların yeri anlamadan yargılamasına karşı çıkıyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dönem sonu projelerinde Dubai ve Abu Dabi’yi küresel bir şehrin nasıl inşa edildiğine dair vaka çalışması olarak ele almalarını istedim. Sunumlarında bölgenin küresel yetenek çekmek için kültürel bölgeler, yeşil projeler ve inovasyon alanlarına on milyarlarca dolar yatırdığını belirttiler. Ama şehre gelen yabancılar için vatandaşlık ya da kalıcı aidiyet yolu yoktu. Geriye bakınca, o öğrenci projeleri bugünkü yüksek gelirli expatların istikrarsızlık karşısında olası kitlesel çıkışını ürkütücü bir şekilde öngörüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eşim Ürdünlü ve ailesinin yıllardır Dubai ile Abu Dabi’de yaşayan ve çalışan akrabaları var. Orada olduğumuz süre boyunca onlarla yemek yedik, arak içtik, gecenin geç saatlerine kadar dabke oyunu izledik. Dışarıda Ferrari’ler ve McLaren’lar restoranların önünde beklerken, beyaz kanduralı erkekler ve siyah abayalı kadınlar dünyanın her lüks markasıyla dolu AVM’lerde dolaşıyordu. İyi işler, kariyer fırsatları, güvenlik, okullar ve ailelerine sunduğu yaşam tarzı için Emirlikleri seçmişlerdi. Ama sohbet hep vizelere dönüyordu çoğunlukla işveren sponsorluğunda iki yıllık, yenilenebilen ama asla kalıcı olmayan çalışma izinleri. İş giderse kalma hakkı da gider. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orada olmayı sevdiklerini söylüyorlardı ama ne kadar kalabileceklerinden asla emin olamıyorlardı. Orası sadece üsleriydi bir yerden çok bir platformdu. Dubai sakinlerinin neredeyse onda dokuzu vatandaş değil dünyada herhangi bir büyük şehir arasında en yüksek oran bu. Tüm Emirliklerde 11,4 milyon nüfusun yaklaşık 10 milyonu yabancı uyruklu. Birçoğu İngiltere ve ABD’den, ama şehrin bağımlı olduğu hizmet işlerini yapan çok daha fazlası Güney Asya, Güneydoğu Asya ve geniş Orta Doğu’dan gelen misafir işçiler. Basit bir trafik ihlali bile bunların sınır dışı edilmeye yol açabiliyordu. Vatandaşlık neredeyse tamamen soy esasına dayalıydı; uzun süreli yabancı sakinler ya da çocukları için bile on yıllar sonra bile Emirati olmak çok zorlaştırılmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Sistem göçmenlere bağımlı ama onları kalıcı olarak geçici tutacak şekilde tasarlanmış. Kök salmak, aidiyet hissetmek, bağ kurmak son derece zor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yüzden akışlar şehriydi. Binlerce rotayı bağlayan bir havalimanı ve küresel nakliyeyi yönlendiren serbest ticaret limanı etrafında organize olmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanları ve paralarını çekmeye, daha fazla para kazanma ve harcama fırsatları sunmaya odaklanmış bir merkezdi. Bir süre bu model çok iyi işledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dubai 2000’de yaklaşık 917 bin nüfustan bugün neredeyse dört milyona ulaştı; çeyrek yüzyılda nüfusu yaklaşık dört katına çıktı, dünyanın en hızlı büyüyen büyük şehirlerinden biri. Küresel finans merkezleri sıralamasında ilk 11’e girdi, Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya’nın ana finans merkezi oldu. 81 binden fazla milyoner barındırıyor. 2014-2024 arasında bu sayı iki katından fazla arttı; 200’den fazla yüz milyon dolarlık servet sahibi ve 20 milyarder var. 2025’te yalnız başına 9.800 milyonerin BAE’ye taşınması bekleniyordu, 63 milyar dolar kişisel serveti getirerek dünyada en çok milyoner çeken şehir oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">LinkedIn’in bir milyardan fazla bilgi işçisini kapsayan verilerine göre küresel beyaz yakalı yetenek çekme konusunda. Dubai, New York ve Londra’nın hemen arkasında, Tokyo, Singapur, Zürih, Paris, Frankfurt, Los Angeles ve Chicago’nun önünde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Ve Dubai modeli yayılıyor. Riyad, İstanbul, Miami ve Doha gibi şehirler aynı temel formülün varyasyonlarını benimseyerek aynı sınıf için yarışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama bu kopyalama onları vaz geçilebilir kılıyor. Biri tökezlerse diğeri yerine geçiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elitler aralarında zıplayabiliyor çünkü gerçek aidiyetleri başka yerde. Dubai konferanslar, sanat fuarları ve küresel mobil insanların sevdiği etkinlikler için toplanma yeri oldu (bazıları şimdi iptal ediliyor, erteliyor ya da online’a taşınıyor) ama onlar da başka yere gidebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yeni şehir türü geçmişle keskin bir kopuş. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İnsanlık tarihinin çoğunda insanlar aynı yerde yaşar ve çalışırdı; şehirler bu temel gerçek etrafında büyüdü. Yangınlardan, felaketlerden sonra yeniden inşa olur, zenginleşir ya da bazen fakirleşir ama dayanıklılıklarını köklerinden, aidiyet duygusundan alır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Ben New Yorkluyum”, “Londralıyım”, “Pittsburgh’tenim”, “Detroitliyim”, “Romalıyım”, “Barselonalıyım” demek sadece bir harita değil; derin bir tarih, aidiyet ve anlam taşır kişisel bir kimlikdir, sadece bir kontrat değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kimlikler karmaşık ve eşitsiz ama sağlamdır. İnsanların kim olduklarını ve nereye ait olduklarını bilmelerinin temel yollardan biridir. Ve insanları ne olursa olsun kalıp yeniden inşa etmeye iten şeylerden biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu tür kimliklerin derin kökleri var. Fabrikalar ya da finans piyasalarından çok önce insanlar yaşadıkları yere ve orada kurdukları topluluklara kök salardı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yer, akrabalık ve ortak yaşam biçimi insan kimliğinin temel malzemeleriydi. Marx sanayi kapitalizminin işçileri emeklerinden, birbirlerinden ve iradelerinden nasıl yabancılaştırdığını anlatmıştı. Ama daha derin bir yabancılaşma var çok daha eski bir tarihten ve mekândan, evden, topluluktan gelen kimlikle ilgili. O kimlik kaynağı şimdi parçalanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ne kadar mobil olursak; sınırlar ve şehirler arasında hareket ettikçe bir zamanlar mekandan gelen aidiyet için o kadar açlık çekiyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugünün toplumsal ve siyasi kargaşasının çoğunun arkasında bu basit kırılma yatıyor; popülist hareketleri besleyen öfkeyi, toplumları bölen kabileciliği körüklüyor. Yerel siyasete, online topluluklara ve sanal dünyalara akan aidiyet arayışını da tetikliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Ve pandemi sırasında netleşen, hâlâ “ev” hissi verebilen mahalle ve topluluk arayışında kendini gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Financial Times yazarı Janan Ganesh yakın zamanda Dubai’nin mevcut kargaşadan kurtulacağını savundu çünkü “dünyanın gördüğü kısım, yeryüzündeki en yakın boş tabela” olabilir. Böyle bir yer kimliğinizden ya da sadakatinizden talepte bulunmaz; Şehir Plancısı James Howard Kunstler’ın “hiçbir yer coğrafyası” fikrini yankılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Ama bu aynı zamanda ölümcül kusuru olabilir onu kullanışlı kılan şey, nihayetinde onu atılabilir kılan şeydir. Çölden yaratılan, kolay yaşam ününe bağımlı Dubai muhtemelen “batmak için çok büyük”. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yine de BAE liderleri bu dikkatli marka imajına yönelik tehdidi fark etmiş görünüyor. Hatta sakinlerden saldırıların fotoğraf ve videolarını dolaştırmamalarını talep ettiler; hassas hedeflerin konumlarını ifşa etmek istemediklerini söylediler. Kurallara uymayanların tutuklanabileceği uyarısı yapıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş, hiçbir şehrin ne kadar hızlı ve gösterişli olursa olsun tarih ve coğrafya satın alarak kurtulamayacağını hatırlatıyor. Her ciddi kesinti kasırga, orman yangını, salgın, terör saldırısı, halk ayaklanması, vergi yasasında ani değişiklik mobil yaşayanları ve bağı olmayanları yeni güvenli liman aramaya itebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durum bu yeni tür geçici metropolün tanımlayıcı çelişkisi. Birçokları için gerçek bir ev değil. Ve işler zorlaştığında neden kalsınlar ki?</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Richard Florida (&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Vanderbilt Üniversitesi’nde ziyaretçi profesör, Toronto Üniversitesi’nde profesör ve Kresge Vakfı’nda araştırmacı)</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı: </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/16/opinion/dubai-hormuz-war-iran-elite.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/16/opinion/dubai-hormuz-war-iran-elite.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/dubai-savas-icin-insa-edilmedi-1773694555.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump Amerika’yı haydut devlet haline mi getiriyor?*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-amerikayi-haydut-devlet-haline-mi-getiriyor-12844</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-amerikayi-haydut-devlet-haline-mi-getiriyor-12844</guid>
                <description><![CDATA[Emekli dört yıldızlı general Wesley Clark, pratik zorluklara ve strateji eksikliğine işaret ederek savaşı “raydan çıkıyor” diye nitelendirdi. Ama bir adım geri atınca miras daha da ürkütücü olabilir. Birleşmiş Milletler insani işler şefi Tom Fletcher “savaşın en kötü aşırılıklarını dizginlemek için kurulan kurallara dayalı iskele çatırdıyor” diye uyarıda bulunuyor. Korkarım haklı ve Almanya Başbakan Yardımcısı Lars Klingbeil’in dediği gibi “artık kural olmayan bir dünyaya doğru kayıyoruz” ve buna öncülük eden ABD. Kısacası, bu savaş, bittikten çok sonra, bir zamanlar öncülük ettiğimiz savaşın dehşetini sınırlama çabalarının reddedilmesi olarak hatırlanabilir. Eğer öyle olursa, tüm insanlık kaybeder.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Diyelim ki İran, Meksika’ya ajanlarını gönderdi ve Teksas sınırından bir Amerikan üssüne füze attı; kazara ama dikkatsizce yakındaki bir Amerikan okulunu yerle bir etti ve 175 kişi öldü.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonra yakıt depolarını havaya uçurup, kimyasal yağmuru halkın üzerine yağdırdı? Sonra evleri, okulları ve klinikleri vurmaya devam etti; İran lideri “ölüm, ateş ve öfke”nin Amerika’yı öyle bir toz duman edeceğini ve asla yeniden inşa edilemeyeceğini söyleyerek tehdit savurdu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durumda Başkan Trump —ve hepimiz— masum sivillere yönelik bu iğrenç saldırıları haykırarak kınardık. Ve haklı olurduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaşın vahşeti İkinci Dünya Savaşı’nda endüstriyel bir boyuta geldi: Tokyo’nun yangın bombalarından sonra Amerika, altı saatte tarihte belki de hiç olmadığı kadar çok insanı (belki 100.000) öldürdüğünü övünerek ilan etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savaş sonrası, insanlık ayılınca, Amerika çatışmanın vahşetini dizginlemek ve özellikle sivilleri korumak için küresel bir çabaya öncülük etti. Örneğin Cenevre Sözleşmeleri’nin ek protokolleri, sivillerin bağımlı olduğu altyapının —“içme suyu tesisleri” gibi— yok edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son yıllarda bu medeniyet cilası soyulmaya başlamış gibi görünüyor. Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Rusya sivilleri bombaladı ve ısıtma ile elektriği kesti. Gazze’de İsrail, Birleşmiş Milletler komisyonuna göre Filistinlileri aç bıraktı, çocukları hedef aldı ve sağlık ile eğitim sistemlerini yok etti. Sudan’da Birleşik Arap Emirlikleri, sivilleri aç bırakan, kitlesel cinayet ve kitlesel tecavüz yapan bir milisi destekledi. ABD, Gazze’de kullanılan silahları sağladı ve BAE’yi kınamadı; ancak yine de tutarlı olmayan, yarım yamalak bir şekilde savaş hukukuna bağlı olduğunu iddia etti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi İran’da, bir zamanlar savunduğumuz ilkelerden daha da uzaklaştığımızdan, medeni ulusların ortak insanlığımızı korumak için kendilerine koyduğu zincirleri gevşettiğimizden korkuyorum. Oona Hathaway, Yale hukukçusu ve Amerikan Uluslararası Hukuk Derneği’nin başkan adayı, İran’a yönelik saldırının uluslararası hukuku ihlal ettiği görüşünde; çünkü ne Birleşmiş Milletler onayı vardı ne de acil meşru müdafaa gerekçesi. Dahası, henüz kesin konuşmak için erken olsa da, bazı Amerikan ve İsrail saldırıları olası savaş suçları konusunda endişe verici sorular doğuruyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD’nin bir kız okulunu bombaladığı ve yaklaşık 175 kişinin öldüğü iddia edilen olay, eğer dürüst bir hataysa mutlaka savaş suçu değildir, diyor Hathaway. Ama Times’ın haberine göre hedefleme eski verilere dayanıyordu. Eğer bu pervasız bir dikkatsizliği yansıtıyorsa, savaş suçu düzeyine yükselebilir. İran, ABD’nin 30 köye su sağlayan bir tuzdan arındırma tesisini vurduğunu bildirdi; ancak ABD ve İsrail sorumluluğu reddetti. İran Kızılayı da saldırıların 17.000’den fazla evi, 65 okulu ve 14 tıbbi merkezi vurduğunu söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">UNICEF, savaşta şimdiye kadar birden fazla ülkede 1.100’den fazla çocuğun öldüğünü veya yaralandığını rapor ediyor. Amerikalı hukukçu ve eski savaş suçları savcısı David Crane, eğer bir tuzdan arındırma tesisi gibi bir yer esasen sivil amaçlıysa, vurulmasının savaş suçu olacağını ifade ediyor. Durumu kısmen ABD’nin de katkıda bulunduğu “hukuksuz çatışma” çağı olarak tarif ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Hayatlar ve servet açısından muazzam maliyete rağmen, şu an için hem Amerikan hem İran halkı savaştan önce olduğundan daha kötü durumda görünüyor.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın hedef listeleri tükenip hayal kırıklığına uğradıkça, İran’ı cezalandırmak ve huzursuzluk yaratmak için elektrik şebekesi, otoyollar ve köprüler gibi çift kullanımlı sivil altyapıyı vurmaya meyilli olabileceğinden endişeliyim. Gerçekten de başkan ve yakın çevresi böyle bir yaklaşımı işaret ediyor gibi. Trump gazetecilere “Eğer bir şey yaparlarsa, onları o kadar sert vuracağız ki ne onlar ne de onlara yardım edenler o bölgede asla toparlanamayacak” .</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Savunma Bakanı Pete Hegseth “aptal angajman kurallarını” kınadı ve savaşta sivil kayıpları azaltmaya çalışan Pentagon ofisini dağıttı. Senatör Lindsey Graham “bu insanları cehenneme kadar bombalayacağız” diye övünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump sosyal medyada, İran Hürmüz Boğazı’nı engellerse ABD’nin “İran’ı bir ulus olarak yeniden inşa etmeyi neredeyse imkânsız hale getirecek; Ölüm, Ateş ve Öfke üzerlerine yağacak” diye tehdit etti (yazım ve büyük harf kullanımı onun).</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Askeri strateji uzmanı Phillips O’Brien’ın dediği gibi, “Trump; tarihin en büyük savaş suçlarından birini gerçekleştirmekle tehdit ediyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kimi ülkeler durumu baştan fark etti. Bazı liderler İran’a saldırıyı alkışlarken, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez Amerikan ve İsrail savaşını pervasız ve yasadışı olarak nitelendirdi. İsviçre savunma bakanı Amerikan saldırısının uluslararası hukuku ihlal ettiğini söyledi. Eski Fransa Başbakanı Dominique de Villepin Amerikan savaşını “yasadışı, meşru olmayan, etkisiz ve tehlikeli” diye nitelendirdi ve yaptırımlar çağrısı yaptı. Bazı gözlerde Trump bizi haydut devlet olmaya bir adım daha yaklaştırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın savaşına karşı çıkmak için daha pratik nedenler de var: Genel olarak İran diktatörlüğünü devirmedi ve hatta güçlendirmiş olabilir. Daha sert çizgili olabilecek genç bir Yüce Lideri Mojtaba Khamenei’yi başa getirdik. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması benzin fiyatlarını yükseltiyor ve gübre tedarikini tehdit ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hayatlar ve servet açısından muazzam maliyete rağmen, şu an için hem Amerikan hem İran halkı savaştan önce olduğundan daha kötü durumda görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Emekli dört yıldızlı general Wesley Clark, pratik zorluklara ve strateji eksikliğine işaret ederek savaşı “raydan çıkıyor” diye nitelendirdi. Ama bir adım geri atınca miras daha da ürkütücü olabilir.Birleşmiş Milletler insani işler şefi Tom Fletcher “savaşın en kötü aşırılıklarını dizginlemek için kurulan kurallara dayalı iskele çatırdıyor” diye uyarıda bulunuyor. Korkarım haklı ve Almanya Başbakan Yardımcısı Lars Klingbeil’in dediği gibi “artık kural olmayan bir dünyaya doğru kayıyoruz” —ve buna öncülük eden ABD.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kısacası, bu savaş bittikten çok sonra, bir zamanlar öncülük ettiğimiz savaşın dehşetini sınırlama çabalarının reddedilmesi olarak hatırlanabilir. Eğer öyle olursa, tüm insanlık kaybeder. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Nicholas Kristof (New York Times Köşe Yazarı)</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yazının kökleri kısmen İsrail’in 7 Ekim’e cevaben Gazze’ye karşı yürüttüğü vahşi savaşa ve Biden ile Trump yönetimlerinin buna ortaklığına dayanıyor. Amerikalıların (tutarlı olmayan ve bazen ikiyüzlü) uluslararası hukuka saygısından, “her şeyin mübah olduğu” bir çağa kaydığımızdan korkuyorum. Ve bu çözülmenin mirası, savaş bittikten çok sonra da kalabilir. Düşünceleriniz? Katılıyor musunuz? Katılmıyor musunuz? Beni fazla abarttığıma ikna eden yorumlara açığım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı:&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/14/opinion/iran-war-trump.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/14/opinion/iran-war-trump.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-amerikayi-haydut-devlet-haline-mi-getiriyor-1773520038.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Netanyahu hep kazanıyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/netanyahu-hep-kazaniyor-12835</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/netanyahu-hep-kazaniyor-12835</guid>
                <description><![CDATA[Ve yine de bütün bunlar, Netanyahu ve İsrail devlet aygıtının başarı iddia edemeyeceği anlamına gelmiyor. Tam tersine, sorun tam da bu. Kendilerini öyle bir siyasi konuma çektiler ki, en azından şu an için başarı ilan etmek artık istikrarlı bir barış ya da daha güvenli bir İsrail geleceği gerektirmiyor. Yalnızca analistlerin "çimi biçme" dediği şeyi yani düşmanların kabiliyetlerini tekrar tekrar tahrip etme eylemini sürdürmesi ve İsrail genelinde kimsenin alternatif bir stratejik vizyon önermemesi gerekiyor. Bölge yanmaya devam ederken. İsrail, ezici gücünü gösteriyor ve bir kez daha hakimiyeti güvenlikle, taktiksel tırmanışı sürdürülebilir bir bölgesel düzenle karıştırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benjamin Netanyahu, siyasi hayatının büyük bir kısmını İran'la savaşı yalnızca kaçınılmaz değil, aynı zamanda çoktan gecikmiş gibi göstermeye harcadı. Bu nedenle İsrail başbakanı için son çatışma, başladığı anda bir zaferdi. Her sonuç İsrail için iyi olduğu için değil; neredeyse her olası sonucu "her zaman haklı olduğunun" kanıtı olarak satabildiği için: İran'la yüzleşmek gerektiği, gücün kaçınılmaz olduğu ve gecikmenin tehdidi yalnızca daha tehlikeli hale getireceği.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Netanyahu'nun net bir zafere değil yalnızca kalıcı bir anlatıya ihtiyacı var. Bu sadece bu yıl sandık başına gidecek İsrailli seçmenleri oyalamakla ilgili değil. Aynı zamanda diplomasiyi her zaman alt eden bir İsrail ulusal güvenlik doktrinini pekiştirmekle de ilgili. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazze'deki çözümsüz felaket (neredeyse iki buçuk yıldır ayrım gözetmeyen yıkımdan sonra Hamas hâlâ orada), Lübnan'daki kriz (Hizbullah'la yenilenen çatışma azalma belirtisi göstermiyor), 7 Ekim ve tüm konularda siyasi hesap verebilirlik yerine Tahran'dan, varoluşsal düşmanlardan konuşulmasını istiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran'la savaş bu başarısızlıkları silmiyor, ama onları arka plana itiyor. Siyasi tartışma alanını Netanyahu'nun her zaman en güçlü hissettiği duygusal ve siyasi merkeze geri taşıyor: korkuyu kullanarak, yalnızca kendisinin İran'ın İsrail'e yönelik tehdidinin boyutunu gerçekten anladığı iddiası ve bunu güçle ortadan kaldırabileceği vaadi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bütün bu nedenlerle, savaş sonrasındaki&nbsp; herhangi bir senaryo Netanyahu için bir kazançtır. İran askeri baskı altında teslim olursa, diplomasinin başarısız olduğu yerde gücün başarıya ulaştığını söyleyebilir. İran direnir ama askeri olarak zayıflarsa, İsrail'in ülkenin nükleer ve füze kabiliyetlerini tahrip ederek zaman kazandığını söyleyebilir. İran hükümeti ayakta kalır ama kan kaybeder, izole olur ve iç gerilimlerle daha fazla meşgul olursa, inatçı bir düşmanı etkisiz hale getirdiğini iddia edebilir. İran'da uzun süreli kaos ve kan dökümü dönemi, Kudüs'te önlenebilecek bir trajedi olarak değil, uzaktan yönetilecek bir sorun olarak sunulabilir. Sertleşmiş bir İran rejimi bile "ülkeyle yüzleşmeye devam etmek gerektiği" anlatısına dahil edilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran şu anda uzun süreli bir savaşa hazırlanıyor gibi görünürken ve İsrail'e sonsuz gibi görünen düzenli İran füzeleri yağarken Netanyahu muhtemelen sığınaklara saklanmayı ve çocukları okuldan uzak tutmayı "gerekli bir bedel" olarak savunacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve önceki çatışma versiyonlarının aksine, artık ona yanlış olduğunu söyleyecek kimse iktidarda değil. 2010 ve 2011'de Netanyahu İran'ın nükleer tesislerine saldırmayı düşündüğünde, İsrail'in güvenlik şefi ve üst düzey hükümet danışmanları karşı çıkmıştı. İsrail Savunma Kuvvetleri'nin böyle bir saldırıya hazır olmadığını ve kaydedilen ilerlemeyi bozabileceğini savunmuşlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">On beş yıl sonra, Netanyahu'nun etrafını sadık yandaşlar ve ideolojik politikacılarla doldurduğu için orduda ya da hükümette artık muhalif ses yok. Washington'da ise tetik parmağı kaşınan bir başkan var. Netanyahu böylece istediğini aldı: İstekli bir Beyaz Saray önderliğinde ABD-İsrail ortak kampanyası; Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesiyle başlayan bir gösteri.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen Haziran'da İran'a karşı savaş başlatmak zemin hazırlamaya yardımcı oldu. İsrail'in ilk ve operasyonel olarak etkileyici istihbarat ve askeri başarısı, Başkan Trump'ı İran'ın kilit nükleer tesislerine dev "sığınak delici" bombalarla saldırmaya ikna etmiş görünüyor. Sekiz ay sonra, Netanyahu'nun Trump'ın ilk planını alıp işi yarım bırakmasını istemediği açık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şubat sonundaki vuruşların öncesindeki aylarda Netanyahu Amerikan başkanı ile iki toplantı yaptı ve Şubat'ta İsrail Genelkurmay Başkanı gizlice Washington'a uçtu. Mar-a-Lago'da Netanyahu'nun, şu anda sergilenen İran'ın balistik füze kabiliyetlerinin hem İsrail hem de Körfez'deki ABD varlıkları için oluşturduğu tehdidi vurguladığı bildiriliyor. Ocak'taki İran protestolarından sonra Netanyahu'nun yenilenen savaş için hedefleri kaydırdığı, konuşmayı nükleer anlaşmadan balistik füzelere ve rejim istikrarsızlaştırmaya yönelttiği anlaşılıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Washington'da özellikle Tahran'da temiz bir siyasi son hayal etme eğilimi var: kafası kesilmiş bir liderlik, uysal bir halef, hâlâ ayakta ama dizginlenmiş bir devlet. Ama sözde "Venezuela modeli" İran için ciddi bir şablon değil. İran daha büyük, rejimi daha köklü ve daha ideolojik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail için uzun vadeli maliyetler de önemsiz değil. Bunlar on yıllardır İsrail siyasetini harekete geçiren sorunun kalbine gidiyor: Ortadoğu'da askeri üstünlüğün gerçekten kalıcı güvenliğe dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu savaştan askeri olarak rakipsiz görünerek çıkan bir İsrail, aynı zamanda&nbsp; politik olarak daha da izole olabilir.&nbsp; Hakim bir güç yalnızca caydırmaz; aynı zamanda kin biriktirir. Bu kinin riskleri Ortadoğu'nun çok ötesine uzanıyor. Mevcut İran savaşından önce bile, ABD kamuoyu İsrail konusunda dramatik bir değişim göstermişti. Geçen ayki bir Gallup anketine göre Amerikalılar artık Filistinlilere İsraillilerden daha fazla sempati duyuyor: %41'e karşı %36 . Son yıllardaki çarpıcı bir şekilde İsrail'e ve Yahudi devletine Amerikan askeri yardımına destek de genel olarak eriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer bu savaş İran'da daha fazla sivil felakete ya da ABD için artan askeri kayıplara ve mali maliyetlere yol açarsa, bu ilişkiyi muhtemelen daha da kötüleştirecek. İsrail'e yönelik öfke ve suçlama atmosferi, Yahudi ve İsrail gücü hakkında komplo teorilerine ve antisemitik anlatılara dönüşme riski taşıyor. Bu endişe, Amerikan medyasının İsrail'in ABD'yi bu savaşa itip itmediği sorusuyla meşgul olması ve ABD'li yetkililerin savaş gerekçesinin İsrail'in niyetleriyle ilgili olduğunu belirten yorumlarından sonra daha da arttı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail liderlerinin açıkça dile getirmek istemediği bir başka tehlike de var: savaşın uzun vadeli insani sonuçları&nbsp; İranlılar kadar&nbsp; İsrailliler için de geçerli. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, Tahran'la bağlantılı terör unsurlarının yurtdışında İsraillilere zarar vermeye çalıştığı konusunda&nbsp; zaten uyarı yapmıştı ve İsrail makamları büyükelçiliklerde ve&nbsp;&nbsp; Yahudilerin bulunduğu yerlerde güvenliği artırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Devletler stratejik şokları tolere edebilir; siviller ise savaşların sonrasında intikam için daha yumuşak hedefleri seçen terör hücreleri veya bireyler tarafından tren istasyonlarında, sinagoglarda, havalimanlarında ve restoranlarda kurban olabilir. Bu fenomen, İsrail'in Gazze'deki eylemleri sonucu zaten başlamıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve yine de bütün bunlar, Netanyahu ve İsrail devlet aygıtının başarı iddia edemeyeceği anlamına gelmiyor. Tam tersine, sorun tam da bu. Kendilerini öyle bir siyasi konuma çektiler ki, en azından şu an için başarı ilan etmek artık istikrarlı bir barış ya da daha güvenli bir İsrail geleceği gerektirmiyor. Yalnızca analistlerin "çimi biçme" dediği şeyi&nbsp; yani düşmanların kabiliyetlerini tekrar tekrar tahrip etme eylemini sürdürmesi ve İsrail genelinde kimsenin alternatif bir stratejik vizyon önermemesi gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bölge yanmaya devam ederken.İsrail, ezici gücünü gösteriyor ve bir kez daha hakimiyeti güvenlikle, taktiksel tırmanışı sürdürülebilir bir bölgesel düzenle karıştırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Mairav Zonszein, kar amacı gütmeyen, çatışmaları önlemeye adanmış bir düşünce kuruluşu olan Uluslararası Kriz Grubu'nda kıdemli İsrail analisti olarak görev yapmaktadır. Tel Aviv'de yaşamaktadır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* <strong><span style="background-color:white"><span style="color:#363636">Mairav Zonszein</span></span> (New York Times)</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı: <span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/13/opinion/netanyahu-iran-israel-war.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/13/opinion/netanyahu-iran-israel-war.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 00:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/netanyahu-hep-kazaniyor-1773437217.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hegseth: Savaşta ahlaki amaç zayıflıktır*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/hegseth-savasta-ahlaki-amac-zayifliktir-12826</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/hegseth-savasta-ahlaki-amac-zayifliktir-12826</guid>
                <description><![CDATA[Savaşı gazisi ve romancı Phil Klay şöyle diyor: “Her zaman ‘Keşke daha zalim olsaydık, keşke bir milyon Vietnamlıyı daha öldürseydik, o zaman kazanırdık’ diyen biri çıkar. Savaşı düşmanı öldürdüğünde aldığın tatmin duygusuna indirgersen, çok daha basit ve hazmedilir hale gelir.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçen hafta Ortadoğu’da öldürülen altı askerin naaşlarının törenle karşılanmasında hazır bulundu. İran’daki görev için Bay Hegseth, “intikam ve öfke” çağrıştıran “Epic Fury” (Destansı Öfke) adını onaylamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkan Trump onu ABD ordusunun başına getirmeden çok önce, Pete Hegseth, Irak’a gönüllü olarak gitmesine yol açan ahlaki çağrıyı şöyle tarif etmişti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“2005 yazında Wall Street’te çalışırken, bir intihar bombacısının 18 Iraklı çocuğu öldürdüğü bir haber okumuştum. “Benim için bu, kötülüğün ta kendisiydi” demişti Princeton Mezunlar Dergisi’ne. “Bu bana, o ideolojinin Irak’ta kazanmasına izin vermemek için kendi payıma düşeni yapmam gerektiği sinyalini verdi.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kısa süre sonra savaşın harap ettiği Samarra şehrine gitti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bugün ise Hegseth, ikinci haftasına giren İran savaşının ahlaki amacını ve misyonunu tamamen farklı kelimelerle tarif ediyor. Yakın zamanda şöyle dedi: </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>“Hedef, gökyüzünden bütün gün ölüm ve yıkım yağdırmak.” </em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Adalet arayışı yerine, şimdi intikam peşinde koşan ABD güçleri var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Onların Amerikalılara karşı savaşı, bizim intikamımız haline geldi” diye yemin ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">On yıllardır başkanlar ve savunma bakanları, Amerikan askeri müdahalelerini özünde iyiliksever terimlerle çerçeveledi. Gerçek çoğu zaman daha karmaşık olsa da, ABD askerlerini tiranlık ve baskı altında yaşayanlara demokrasi ve özgürlük getiren kurtarıcılar olarak sundular.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hegseth bu söylemi büyük ölçüde terk etti. Savaşçı, zaman zaman intikamcı söylemi, ABD’nin Irak ve Afganistan’daki yüce hedeflerinin orduyu asıl görevinden —düşmanı öldürmekten— uzaklaştırdığına ve her iki savaşta da pahalı yenilgilere yol açtığına olan inancını yansıtıyor. Ona göre ABD ordusunun gücü, yüksek ideallerinde, insanlığında ya da ahlaki amacında değil; düşmanlarını cezalandırma yeteneğinde yatıyor. Bu tekil misyondan herhangi bir sapma, zayıflıktır diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Bu 2003 değil. Sonsuz ulus inşa etme dönemi değil” diye vurgulamaktan da geri durmuyor.”“Hiç değil. Bizim asker neslimiz buna bir daha izin vermeyecek.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bunun yerine, ABD ordusu için Trump’ın savaş hedeflerini “vahşi etkinlik, tam hava hâkimiyeti ve kırılmaz irade” ile tarif ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Pentagon sözcüsü, Hegseth’in sözlerinin “düşmanlara ve müttefiklere giderek daha tehlikeli bir dünyada güç, kararlılık ve güven” verdiğini belirtiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2006’da, Hegseth Samarra’ya vardıktan kısa süre sonra, şehrin en kutsal Şiî türbelerinden birinin altın kubbesi güçlü bir patlamayla yıkılmıştı. Bu patlama aylarca süren mezhep öfkesini tetikledi ve ülkeyi iç savaşa sürükledi. Hegseth, ABD ordusunun on milyonlarca dolar harcadığı Samarra’yı yeniden inşa etmeye odaklanan küçük bir ekibin parçasıydı. Yeniden inşa sözleşmelerini detaylandıran tabloları inceledi, birçok yarım kalmış inşaatı ya da boş arsa olan yerleri ziyaret etti. Sonuç olarak ordunun parasının önemli bir kısmının isyancılara gittiği kanaatine vardı. O ve ekibi kalan fonları parayı bir güvenlik gücü kurmak için ve düşman hakkında değerli istihbarat sağlayan Samarra Şehir Meclisi başkanına yönlendirdi. Dayanışma göstermek için Hegseth ve ekibindeki diğer askerler, onun fikriyle, tehdit altındaki Iraklı liderin evinde geceyi geçirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;O dönemde Hegseth’i tanıyanlar onu hırslı, tutkulu ve misyona bağlı biri olarak tarif ediyor. Eski Wall Street Journal muhabiri Philip Shishkin, 2006’da Hegseth’in birliğinde şunları hatırlıyor:<em> “Irak’ta sık sık, neredeyse imkânsız bir duruma kendi hataları olmadan atılmış, çok yetkin ve gerçekten durumu önemseyen orta seviye subaylarla karşılaştım. Hegseth bu kategoriye giriyordu.”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Irak’tan döndükten sonra Hegseth misyondan umutla bahsetti ve General David H. Petraeus’un karşı-isyancı stratejisini desteklemek için daha fazla asker gönderilmesini savundu. Bu strateji, ABD askerlerini büyük üslerden çıkarıp mahallelere yerleştirerek Iraklı sivilleri isyancı saldırılarından korumaya odaklanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hegseth, “American Crusade” (Amerikan Haçı Seferi) adlı kitabında 2016’da Trump’ın başkanlık kampanyasını başlangıçta alay konusu yaptığını, onun reality show şöhreti ve tarzından rahatsız olduğunu yazmıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Trump seçildikten sonra iki adam, Hegseth’in Irak ve Afganistan’da savaş suçuyla suçlanan veya mahkûm edilen üç ABD askerinin affedilmesi kampanyasında ortak zemin buldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Üç vakadan ikisinde, askerler kendi birlikleri tarafından —yani savaşta liderlik ettikleri adamlar tarafından— ihbar edilmişti. O dönemde Fox News sunucusu olan Hegseth, suçlananları karışık askeri düşüncenin ve aşırı kısıtlayıcı çatışma kurallarının kurbanı olarak gösterdi; bu kurallar askerlerin isyancıları öldürmesini ve kendilerini savunmasını engelliyordu. İhbarcı askerler ise onurlarını ve ahlaki kodlarını savunduklarını söylüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump 2019 sonunda üç askeri affetmeye karar verdiği gün, Hegseth’i arayıp haberi verdi. Trump konuşmayı Hegseth’in “asla unutmayacağım” dediği bir iltifatla bitirdi: “Sen bir savaşçısın, Pete” dedi Trump ve üstüne ağır bir küfür ekledi. Hegseth bunu “kutsal bir gece” olarak hatırlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Savunma bakanı olarak —Hegseth “savaş bakanı” diye anılmayı tercih ediyor— ordunun odağını düşmanı öldürmeye geri döndürme sözü verdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu yılbaşında şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;“Maksimum ölümcüllük, ılımlı yasallık değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Şiddetli etki, politik doğruculuk değil.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ordunun eksiklikleri olduğu teşhisi, kaybedilen bir savaş sonrası sıkça ortaya çıkan bir görüştür. Irak Savaşı gazisi ve romancı Phil Klay şöyle diyor: “Her zaman ‘Keşke daha zalim olsaydık, keşke bir milyon Vietnamlıyı daha öldürseydik, o zaman kazanırdık’ diyen biri çıkar. Savaşı düşmanı öldürdüğünde aldığın tatmin duygusuna indirgersen, çok daha basit ve hazmedilir hale gelir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hegseth’in görüşleri aynı zamanda Trump’ın görüşlerini de yansıtıyor. Trump, ABD’nin benzersiz tarihi ve süper güç statüsü nedeniyle dünyada demokrasiyi yayma veya özgürlüğü savunma gibi özel bir rolü olduğu fikrini sürekli reddetti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump ve Hegseth’in görüşleri, İran operasyonuna verdikleri isimde de görülüyor. Geçmişte Pentagon, Amerikan halkına ve dünyaya ordunun daha yüksek bir ideal için savaştığını iletmek amacıyla isimler seçerdi: Afganistan’da “Operation Enduring Freedom” (Sonsuz Özgürlük Operasyonu) ya da Libya’da “Operation Unified Protector” (Birleşik Koruyucu Operasyon) gibi.İran görevi için Hegseth’in onayladığı isim ise “Epic Fury” —intikam ve öfke çağrıştıran bir isim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu anda İran’a uçuş yapan pilotlar ve füze atan denizciler için bu savaşçı söylem muhtemelen sadece arka plan gürültüsü. Onlar şimdilik ellerindeki acil ve çoğu zaman tehlikeli göreve odaklanmış durumda. Ancak uzun vadede savaşları demokrasiyi savunma veya sivilleri koruma gibi ahlaki terimlerle çerçevelemek, askerlere neden öldürmeleri gerektiğini anlamaları için bir gerekçe sunar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eski Hava Kuvvetleri psikoloğu ve yakında çıkacak “Moral Injuries” (Ahlaki Yaralar) kitabının yazarı Michael Valdovinos şöyle diyor: <em>“Ahlaki dil, askerler için psikolojik bir iskele görevi görür. Bu ortadan kalktığında, askerler ahlaki yükü tek başlarına taşımak zorunda kalabilir.”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sorulması gereken bir soru da şu: Net bir ahlaki amaç olmadan ve Amerikan halkından karışık destekle yürütülen bir savaş, ateşkes sonrasında savaşan askerlerin üzerinde daha ağır bir yük oluşturur mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Irak’ta ikinci Felluce Muharebesi’nde Deniz Piyadelerine komuta etmiş ve şimdi savaşın ahlaki karmaşıklığına odaklanan romanlar ve belgesel nitelikli eserler yazan Elliot Ackerman şöyle diyor: <em>“Bazıları ‘En azından brute force’un (kaba kuvvetin) kolayca kabul edildiğini’ söyleyebilir. Ama bu çok tehlikeli. İnsanları bir başkanın hırsları ve ‘güç haklıdır’dan öteye gitmeyen bir ahlaki hesaba göre ölmeye gönderiyorsunuz.” </em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Askerlerin ülke adına can aldıklarında ahlaki gerekçeler ve halk desteği önemlidir. Ackerman şöyle bitiriyor: “Size tecrübemden söyleyebilirim: Herkesin felaket olduğunu düşündüğü bir savaşa katılmış olmak, sonradan hiç iyi hissettirmiyor.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>* Greg Jaffe</strong> (The Times için Pentagon ve ABD ordusunu takip ediyor)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Bağlantı : <span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/12/us/politics/hegseth-iran-war.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/12/us/politics/hegseth-iran-war.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 00:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/hegseth-savasta-ahlaki-amac-zayifliktir-1773350898.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump, Anti-Trump’tır: Donald Trump’un paralel evreni*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-anti-trumptir-donald-trumpun-paralel-evreni-12816</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-anti-trumptir-donald-trumpun-paralel-evreni-12816</guid>
                <description><![CDATA[Ülkeyi kendi suretinde yeniden yaratacağını sanıyordu. Onun yerine, batmış, kırılmış ve yeni bir yönetime muhtaç bir kumarhane gibi bırakacak gibi görünüyor. Eğer azil işlemi fiilen işlemez hale gelmemiş olsaydı, onu görevden alıp bu kötü yönetimi sona erdirebilirdik. Şu anki haliyle ise neredeyse üç yıl daha katlanmamız gerekiyor. Bu süreci bütün olarak atlatıp atlatamayacağımız hâlâ açık bir soru.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’ın hayalinde popüler, başarılı başkan olduğu paralel bir evren var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yaşadığımız reel dünyada ise Trump, siyasi manzarayı net bir şekilde görüyor. Dar bir zafer kazandığını, silip süpürmediğini biliyor. Onu zirveye taşıyan kilit seçmenlerin onu seçme sebebinin yaşam maliyetini düşürmek ve pandemi öncesine geri dönmek olduğunu biliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Üstelik kendisinden önceki başkanın son derece popüler olmaması gibi bir avantajı da var — işler ters giderse suçlanacak kolay bir hedef mevcut. Ancak yine de sınırlı ve sonlu bir siyasi sermayeyle başlıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Modern Amerikan halkı kuşkucu, değişken ve çabuk öfkeleniyor. Doğru hamle, bu sermayeyi dikkatli kullanmak; halkın güveniyle kumar oynamamak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Varsayımsal Başkan Trump, siyasi direncin en az olduğu yolu seçerdi. Cumhuriyetçi Kongre çoğunluğuyla birlikte yeni bir teşvik paketi gönderir, ilk dönemindeki en önemli siyasi başarısını tekrarlar ve Amerikalıların çoğuna maliyetleri düşürme vaadini yerine getirirdi. Kongre ile kritik mallara yönelik mütevazı tarifeler üzerinde çalışır ve sınır dışı etme konusunda daha az sert bir yol izlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Söz verdiği gibi hapishane ve cezaevlerindeki kişilere — “en kötüler”e — odaklanırdı. Ayrıca Russell Vought ve Stephen Miller gibi en fanatik yardımcılarını ve vekillerini sert siyasi sınırlarla kısıtlardı. Bu Trump, Elon Musk’a yürütme organını teslim etmez ve siyasi rakiplerine karşı intikam arzusunu en azından daha yapıcı bir şekilde yönlendirirdi. Federal hükümetin yönetimini de rezil bir çapulcu, aparatçik ve televizyon kişilikleri tayfasına bırakmazdı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kısacası bu Trump, ilk dönemindeki yaklaşımı tekrar ederdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hâlâ yolsuz olurdu. Hâlâ genel ahlak sınırlarını zorlardı. Hâlâ gürültücü, sınır tanımaz ve siyasi normlara küçümseyici olurdu. Ama yönetim gerçeklerinin pratik ağırlığıyla bir miktar dizginlenirdi. Ve bu dizginlenme, ona daha otoriter hedeflerini yani sivil toplumu kısıtlamak ve federal hükümet, mahkemeler ve Kongre dahil tüm gücü konsolide etmek kademeli olarak gerçekleştirme alanı verirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Liberal toplum ve anayasal hükümet açısından bakıldığında, daha temkinli ve sistematik bir Trump’ın halk ve siyasi desteğiyle Amerika’yı tam anlamıyla otoriter bir rejime dönüştürdüğü bu alternatif dünya, ikinci Trump döneminin en kötü senaryosu olurdu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şanslıyız ki bu alternatif gerçeklik hayal bile edilemez. Trump’ın en ufak bir erteleme tatmini kapasitesi olduğuna dair hiçbir belirti yok. Hayat bir dizi marshmallow (zevki erteleme) testi ise, o bu testlerin hepsini birbiri ardına kaybetmiş; yalnızca muazzam serveti ve ayrıcalıkları sayesinde ayakta kalmış biri. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçek Trump o kadar benmerkezci, o kadar bariz narsisizmle dolu, yönetim detaylarına o kadar kayıtsız ve en temel dürtülerini tatmin etmeye o kadar hevesli ki, otoriter hayallerini gerçekleştirmesi zaten çok düşük ihtimaldi. Tüm bunlar, olabileceklerle olanı karşılaştırmak içindi: artık açıkça çöküşte olan, hatta tam bir çöküş yaşayan bir başkanlık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Büyük resmi düşünün. Trump şu anda hayatının en düşük popülarite dönemlerinden birinde. Ortalama onay oranı yaklaşık -13 ile -20 puan arasında değişiyor. Önemli her konuda olumsuz puan alıyor. Anayasa Mahkemesi onun imzasını taşıyan ekonomik programını iptal etti ve göçmenlik uygulamaları seçmenler arasında o kadar toksik hale geldi ki, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’i istifa ettirmek zorunda kaldı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ofise gelmesini sağlayan koalisyonu darmadağın etti: Latinler, genç erkekler ve Siyah Amerikalılar arasında büyük kayıplar yaşadı, çekirdek tabanı olan üniversite eğitimi almamış beyaz seçmenlerle ise ancak ayakta kalabiliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette Trump hâlâ eskisi kadar popüler olduğunu iddia ediyor, ama Cumhuriyetçi milletvekilleri bile duvara yazılanı görüyor. Kongre’den tarihi sayıda istifa var ve bunların çoğu Cumhuriyetçi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son olarak ve en önemlisi, başkanın pervasız, sorumsuz ve ahlaksız İran savaşı — ne halk desteği ne de Kongre onayı olmadan başlatılan savaş. Bombalamalar başladıktan kısa süre sonra bir ilkokulu vurdu ve 175’ten fazla kişi, çoğunluğu çocuk olmak üzere öldü. İki haftaya yaklaşırken çatışma başlangıçtaki sınırlı kapsamını çoktan aştı, başka tarafları da içine kattı ve küresel ekonomiyi tehdit ediyor. Bu yüzden modern Amerikan tarihinde en az destek gören savaş olması da şaşırtıcı değil; destekleyenler neredeyse yalnızca başkanın partisindeki yandaşları.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkanın siyasi çöküşünün aslında önemsiz olduğunu düşünmek cazip gelebilir. Teflon Don olarak utançsızlığı, şöhreti ve kişilik kültü onu siyasi felaketlere karşı daima ayakta tutar. Suya batabilir ama asla dibe batmaz. Ama hikâyeyi burada bitirmek, başkanlık prestiji ile başkanlık gücü arasındaki daha büyük ilişkiyi kaçırmak olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Siyaset bilimci Jeffrey Tulis, “The Rhetorical Presidency” (Sözel Başkanlık) kitabında başka bir siyaset bilimci Richard Neustadt’tan alıntı yaparak şunu söyler: “Başkanlık emirleri asla kendi kendine uygulanmaz. Etkinlikleri, gayriresmi gücün ustalıkla kullanılmasına; diğer siyasetçilere başkanın istediğini yaparlarsa kendilerine yardım edileceğini ya da en azından zarar görmeyeceğini göstermeye bağlıdır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İkinci Trump yönetimi, “emperyal başkanlık” ve “birleşik yürütme” kavramlarını tamamen benimsemiş durumda. Ancak her iki kavramın da temel zayıflığı, başkanlık gücünü katı, iyi tanımlı ve son derece biçimsel olarak ele alması Baş Yargıç John Roberts’ın Trump vs ABD kararında bu konu “çekirdek görevler” olarak ifade edilmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçeklik daha karmaşık. Başkanların emretme, emir verme ve anında sonuç alma gücü varmış gibi görünebilir. Ama Tulis’in hatırlattığı gibi, başarılı başkanlar çoğunlukla emir vermek yerine ikna eder, teşvik eder ve uzlaştırır; çünkü başkanlığın biçimsel yetkisi hükümetin diğer aktörlerine kıyasla sınırlıdır. Şüpheci bir milletvekili ya da inatçı bir bürokrat, başkanın gündemini raydan çıkarabilir ve onu öfkeli bir halkın insafına bırakabilir. Bu yüzden ofisi en iyi yöneten kişiler nadiren tiran gibi davranır, yürütme organına talepler yağdırmaz. Onun yerine farklı çıkarları tek bir hedef etrafında birleştiren birleştiriciler olarak hareket ederler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu paradigma içinde başkanlık prestiji, başkanlık gücünün çalışmasını sağlayan paradır. Popüler ve sevilen bir başkan, gündemini gerçekleştirmek için daha fazla kaynağa sahiptir. Sınırlı biçimsel yetkisini destekleyecek gayriresmi güce sahiptir. Buna karşılık güvensiz, bölücü ve popüler olmayan bir başkan ise, kendi kaderlerinden başkanın çıkarlarından daha fazla endişe duyan siyasi aktörler üzerinde iradesini işletemez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ve tam da bunu bu başkanda görüyoruz: siyasi sermayesini Amerikan siyasi sisteminin doğasını yeniden şekillendirme yönünde felaket bir kumarla harcadıktan bir yıl sonra. Hızla eriyen konumu, milletvekillerini gündemini desteklemeye zorlama yeteneğini kısıtladı: Amerikayı KORU Yasası’nın Kongre’den geçmesi için yaptığı boş taleplere ya da İç Güvenlik Bakanlığı’nın fiilen kapanmasına bakın. Bu hızlı düşüş, aynı zamanda yönetimin sivil toplumu kısıtlama girişimlerine karşı kurumsal direncin maliyetini düşürdü ve başkanın en agresif güç gaspına karşı yargı muhalefetini de aynı şekilde kolaylaştırdı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump’a karşı Yüksek Mahkeme’nin verdiği iki en önemli kararın, başkanın prestijinin dibe vurduğu dönemde gelmesi tesadüf değil. Fark etmişsinizdir ki aylarca üçüncü dönem olasılığını ima ettikten sonra Trump bu konuyu büyük ölçüde bıraktı. Belki hâlâ niyeti vardır. Ya da belki yeterince öz farkındalığı vardır ve hayalindeki muzaffer lider olmadığını aslında Beyaz Saray’ı darmadağın, eylemleri dünyayı kaosa sürüklemiş bir lame duck (topal ördek) olduğunu anlamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ülkeyi kendi suretinde yeniden yaratacağını sanıyordu. Onun yerine, batmış, kırılmış ve yeni bir yönetime muhtaç bir kumarhane gibi bırakacak gibi görünüyor. Eğer azil işlemi fiilen işlemez hale gelmemiş olsaydı, onu görevden alıp bu kötü yönetimi sona erdirebilirdik. Şu anki haliyle ise neredeyse üç yıl daha katlanmamız gerekiyor. Bu süreci bütün olarak atlatıp atlatamayacağımız hâlâ açık bir soru.</span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">* </span></strong><a href="https://www.nytimes.com/by/jamelle-bouie" style="color:blue; text-decoration:underline"><strong><span style="background-color:white">Jamelle Bouie</span></strong></a><strong><span style="color:black"> (New York Times Opinion Köşe Yazarı)</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Çeviren: Çağatay Arslan</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Orijinal Kaynak:&nbsp;https://www.nytimes.com/2026/03/11/opinion/trump-iran-wartime-presidents.html&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:white">&nbsp;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-anti-trumptir-donald-trumpun-paralel-evreni-1773259952.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump İran Savaşı’nı nasıl bitireceğini hiç bilmiyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-iran-savasini-nasil-bitirecegini-hic-bilmiyor-12810</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trump-iran-savasini-nasil-bitirecegini-hic-bilmiyor-12810</guid>
                <description><![CDATA[Trump-Netanyahu’nun “bombala gitsin” stratejisinin yapabileceği en iyi şey bu süreci başlatmak; İran’ı kendi halkına ve komşularına daha az tehdit eden bir rotaya sokmak bile büyük bir başarı olur. En kötü senaryo ise sonsuz hava bombardımanlarıyla İran’ı öyle harap etmek ki kimse yönetemez hale gelsin. Bu, hesaplanamaz boyutta bir felaket olur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eylül 1996’da ilk kez Tahran’ı ziyaret etmiştim. Homa Oteli’nde kaldım; eskiden Sheraton’muş. Lobinin kapısının üstünde İngilizce bir tabela asılıydı: “Down with U.S.A.” (ABD’ye Ölüm). O tabelaya bakarken şunu düşünmüştüm: Vay be, bu grafiti değil! Duvara sağlamca monte edilmiş. Kolay kolay sökülmeyecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">1990’ların sonları İran’da kısa süreli bir açıklık dönemiydi; o sayede vize alabilmiştim. Birçok İranlı gencin dünya ekonomisine katılma arzusunun, sonunda o tabelayı duvara çakan liderlerden daha güçlü olacağını ummuştum. Olmadı. O sözler çok derine işlemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi, Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun başlattığı İran savaşı üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti ve aklımdaki en büyük soru şu: Ya gerekli olan şey imkânsızsa? Ya İran’ın dönüşümü, savaşın eleştirmenlerinin kabul ettiğinden çok daha önemli, ama savaşın planlayıcılarının anladığından çok daha zorsa?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Evet, Tahran’daki İslam rejiminin ortadan kaldırılması, İran, Lübnan, Irak, Suriye, Gazze, Yemen ve İsrail halklarının geleceğini iyileştirecek en büyük adım olurdu. Ama ya bu rejim, belediyelerden okullara, polis karakollarından devlet memurluklarına, bankacılık sisteminden orduya, mahalle paramiliter güçlerine kadar o kadar derine kök salmış ki, İran halkının çoğunluğu tarafından sevilmese bile, rejimi devirmek bütün İran coğrafyasını –ABD’nin yaklaşık altıda biri büyüklüğünde, 90 milyon nüfuslu bir ülkeyi– muazzam bir kaosa sürüklemeden mümkün değilse?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rejimin ne kadar kökleşmiş olduğunun en çarpıcı kanıtı, savaşın başında öldürülen yüce lider Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in getirilmesi oldu; o da sertlik yanlısı biri olarak biliniyor. Bu savaş beni ve birçok kişiyi tamamen hazırlıksız yakaladı. Bu yüzden en iyi ve en kötü senaryoları alçakgönüllülükle düşünmeye çalışıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şu anki olaylar bana şunu söylüyor: Trump ve Netanyahu askeri başarılarını alıp şimdilik durmalı. Neden mi? Birincisi, açıkça görülüyor ki Trump ve Netanyahu bu savaşı herhangi bir net son oyunu (endgame) olmadan başlattılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Netanyahu’nun muhtemelen İran’ı dev bir Gazze’ye çevirip, tıpkı Gazze’de yaptığı gibi periyodik olarak “çimi biçmeye” devam etmekten memnun olacağını düşünüyorum. Haaretz askeri analisti Amos Harel’in dediği gibi: “Birkaç ay önce Netanyahu İsrail’i modern bir Sparta olarak tanımlamıştı. Ama militarist kimliğini korumak için Sparta’nın sürekli askeri sürtüşmeye ihtiyacı var – bu da hükümdarının iktidarda kalmasını sağlar, ülkenin ödeyeceği bedel ne olursa olsun.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İsrail’i İran, Hamas ve Hizbullah ile sürekli savaş halinde tutmak, Netanyahu’nun yolsuzluk davasını uzatmasına ve 7 Ekim 2023 Hamas saldırısını önleyemediği için kurulacak soruşturma komisyonundan kaçmasına yarıyor. (Bunun fazla kötümser olduğunu düşünüyorsanız Netanyahu’yu tanımıyorsunuz demektir.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump ise İran’ın “ertesi sabahı” konusunda tam bir karmaşa içinde: Bir gün rejim değişikliği diyor, bir gün istemiyor; bir gün İran’ın geleceğini umursamadığını söylüyor, ertesi gün ülkenin bir sonraki liderini seçmede söz hakkı olacağını iddia ediyor; bir gün müzakereye açık, ertesi gün “koşulsuz teslim” talep ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orta Doğu analisti Hüseyin İbiş, Trump’ın İran stratejisini çok net özetlemişti: </span></span></p>

<p><em><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Şu şekilde işliyor:&nbsp;&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD ve İsrail bombalayıp varlıkları yok ediyor. Sonra (boşluk) İranlılar (boşluk) siyasi değişimi sağlayacak ve (boşluk) ABD’nin savaş hedeflerini gerçekleştirecek.”</span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir şirketin lideri, haber vermeden radikal bir yeni strateji başlatıp, sonraki hafta içinde hedeflerini beş farklı şekilde tarif etse, o şirkete yatırım yapar mıydınız? </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu kırmızı alarmdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yine de Trump ve Netanyahu’nun İran’ın nükleer kabiliyetlerini, donanmasını, hava kuvvetlerini ve füze gücünü ciddi şekilde gerilettikleri görülüyor. Bu, rejimin o gücü kendi halkını öldürmek için kullandığı düşünüldüğünde İran halkı için iyi; bölge için de iyi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi yapılması akıllıca olan şey, durup “ertesi sabahın ertesi sabahı”nı görmek. O zaman gerçek siyaset başlar. Yani, ABD ve İsrail çoğu askeri hedefe ulaştıklarını ilan edip saldırıları durdurmaya hazır olduklarını söylerse – İran da aynısını yaparsa – hayatta kalan İran yönetimi muhtemelen dünyaya ve halkına şöyle diyecek: “Onlara gösterdik – Büyük Şeytan ve Küçük Şeytan’ın birleşik gücüne kafa tuttuk.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama ertesi sabahın ertesi sabahı, Tahran’daki yönetici elit arasında patlayıcı bir tartışma ve iç çekişme bekliyorum. Halkın, tüccarların ve rejim içindeki reformistlerin birçok sesi sertlik yanlılarına şöyle diyecek: “Bakın başımıza ne felaketler getirdiniz. Eğer bu İran’ın büyük zaferi ise, yenilgi nasıl olur? Birikimlerimiz, ekonomimiz, çevremiz, ordumuzun çoğu ve tüm komşularımızın dostluğu gitti. Bundan sonra ne geleceğimiz var?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaten İran cumhurbaşkanı ile sertlik yanlısı askeri kanatlar arasında, İran’ın Arap komşularına saldırarak Washington’u durdurmaya zorlama fikrinin doğruluğu üzerine kavga çıktığını görüyoruz. Savaş durduğunda ve İran’ın aşırı davranışlarının gerçek faturası ödendiğinde, halk ile rejim arasında, rejim içinde neler çıkabileceğini kim bilebilir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Elbette kimse, bu “ertesi sabahın ertesi sabahı” siyasetinin rejim değişikliğiyle ya da rejimin değişmesiyle sonuçlanacağını garanti edemez. Ama Tahran’ı ve Beyrut’u moloz yığınına çevirip, internet neredeyse yokken, yollarda hareket etmek ölümcül tehlike arz ederken, İranlıların demokrasi arayışıyla kendi başlarına bu kökleşmiş katil rejimi devireceklerini ummaktan daha fazla şansı var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Zaten İran’da bir tuzdan arındırma tesisinin bombalandığını, misilleme olarak İran’ın Bahreyn’deki tuzdan arındırma tesisini vurduğunu görüyoruz. Bu trend yayılırsa insanlar çok çabuk susuz kalacak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran’ın ayetullahların şimdiden yarattığından daha büyük bir çevre felaketine dönüşme potansiyeli çok gerçek; orada kimse yaşayamayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">The New York Times’ın pazartesi günkü Tahran’daki havayı anlatan haberinde ürpertici bir bölüm vardı:“Peyman adlı Tahranlı bir dijital girişimci, bedelin çok yükseldiğinden endişeli. Röportaj yapılan birçok İranlı gibi o da günlerini evde geçiriyor, çalışamıyor, yıkımı izlerken giderek daha fazla korku ve huzursuzluk hissediyor. Polis karakolları bombalandıktan sonra ufak tefek suçları bile nasıl önleyeceklerini merak ediyor – hele bütün bu yıkımdan sonra ülkeyi herhangi bir hükümet nasıl yeniden ayağa kaldıracak?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Peyman, Times’a şöyle demiş: “İleride İran’da yaşayacaksak, hangi hükümet olursa olsun, hâlâ kurumlara ihtiyacımız var.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran rejimi bir utanç kaynağı – kendi halkına, komşularına ve kurallara dayalı düzene karşı tehdit oluşturan en büyük tehlikelerden biri. Dua ediyorum ki makul bir bedelle tarihe karışsın ve İran halkının insanlığa katkıda bulunma muazzam potansiyelini açığa çıkarsın. Ama sonsuza dek bombalamaya devam etmek, askeri ve sivil altyapıyı daha fazla yok etmek ve İranlıların demokrasi arayışıyla, neredeyse hiç internet olmadan, yollarda hareket etmek ölümcülken kendi başlarına bu kökleşmiş katil rejimi devireceklerini ummak… Tarihte bunun nerede gerçekleştiğini bana gösterin. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tahminimce bu rejim ancak tepeden kırılacak ve bu süreç ancak ateşkes olduktan sonra başlayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trump-Netanyahu’nun “bombala gitsin” stratejisinin yapabileceği en iyi şey bu süreci başlatmak; İran’ı kendi halkına ve komşularına daha az tehdit eden bir rotaya sokmak bile büyük bir başarı olur. En kötü senaryo ise sonsuz hava bombardımanlarıyla İran’ı öyle harap etmek ki kimse yönetemez hale gelsin. Bu, hesaplanamaz boyutta bir felaket olur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Thomas L. Friedman (New York Times Opinion Köşe Yazarı)</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Çeviren: Çağatay Arslan </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Orijinal Kaynak: <a href="https://www.nytimes.com/2026/03/09/opinion/iran-israel-united-states-bombing.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/09/opinion/iran-israel-united-states-bombing.html</a> </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 08:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/trump-iran-savasini-nasil-bitirecegini-bic-bilmiyor-1773207675.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran&#039;da direniş derinleşiyor*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iranda-direnis-derinlesiyor-12805</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iranda-direnis-derinlesiyor-12805</guid>
                <description><![CDATA[Hamaney'in seçilmesi şunu netleştiriyor: Trump'ın savaş planı İran'ı rotasını değiştirmeye zorlamak yerine ülkeyi daha da siper almaya itiyor. Teslimiyet, İslam Cumhuriyeti için seçenek değil. Direnmeyi ve direnişte gelişmeyi biliyor; bu, neredeyse 47 yıl önce kuruluşundan beri slogan olarak asılı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran'a savaş açmak için farklı gerekçeler arasında gidip gelen Trump yönetimi, nihayetinde rejim değişikliği hedefini benimsemiş görünüyor. Stratejisi, önce İran'ı bir başarısız devlet haline getirmek —ya da Başkan Trump'ın ifadesiyle “her şeyi temizlemek için içeri girmek”— gibi duruyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm bunların sonunda, İran'ın iyi liderlere sahip olmasını istiyor. Ve bu liderlerin kim olması gerektiğine kendisi karar vermek istiyor. Başkanın İran için model olarak kafasında canlandırdığı şey, Venezuela'daki ABD dayatmalı liderlik değişikliği değil; Suriye'deki gibi görünüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Belki de Suriye'nin uzun iç savaşını atlayıp doğrudan devlet çöküşüne ve İran versiyonu bir Ahmed eş-Şara'ya ulaşmayı hayal ediyor; yani eskiden El Kaide bağlantılı bir grubun lideri olan ve Suriye'nin ABD yanlısı başkanına dönüşen kişi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak İran, başkanın planlarına teslim olmaya niyetli değil. Pazar günü İran, öldürülen Ayetullah Ali Hamaney'in oğlu Mojtaba Hamaney'i yeni dini lider olarak seçti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu, Tahran'ın direnme kararlılığının net bir işaretiydi. Trump, İran'ı onu seçmemesi konusunda uyarmıştı; çünkü bu isim meydan okumanın sembolü ve ABD'ye karşı direnişi sürdürmeye en uygun kişiydi. Hamaney, rejimin adamı; rejimin temel değerleri, kurumları ve babasının mirasıyla gönülden bağlantılı. Seçilmesi, tüm bunlardan kopmak için değil, onları korumak için.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hamaney, savaşın ön saflarındaki sert adamların tercihi. İmam olmadan önce 1980'lerde İran-Irak Savaşı'nda İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nda (Devrim Muhafızları) görev yapmış ve o zamandan beri bu güçle yakın bağlarını sürdürmüştü. Muhafızlar'ın eski istihbarat şefi Hüseyin Taeb —siyasi muhaliflere karşı uyguladığı vahşetle ünlü— Hamaney'in savaş döneminden yoldaşı ve halen siyasi müttefiki.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yeni dini liderin, son otuz yılın büyük kısmında babasının baş danışmanı olduğuna inanılıyor ve ülkenin yönetiminde ve İslam Cumhuriyeti'ndeki çeşitli güç merkezlerini birbirine bağlayan ilişkilerde derinlemesine rol aldığına şüphe duyulmuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Bütün bunlara rağmen İranlılar onun hakkında çok az şey biliyor; perde arkasında kalmayı tercih etmişti.,</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Hamaney'in seçilmesi şunu netleştiriyor: Trump'ın savaş planı İran'ı rotasını değiştirmeye zorlamak yerine ülkeyi daha da siper almaya itiyor. Teslimiyet, İslam Cumhuriyeti için seçenek değil. Direnmeyi ve direnişte gelişmeyi biliyor; bu, neredeyse 47 yıl önce kuruluşundan beri slogan olarak asılı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İslam Cumhuriyeti; yıpratıcı İran-Irak Savaşı'yla şekillendi; Lübnan, Irak ve Suriye'deki ABD planlarını bozdu; ekonomik yaptırımlara maruz kaldı ve İsrail'le karşı karşıya geldi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran, dayanıklı olacak şekilde tasarlandı; yetki birçok güç merkezine dağılmış durumda ve dinî, askerî, bürokratik kurumlar ile hükümet içi ve dışındaki güç odakları arasındaki ilişkiler ağıyla yürütülüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dini lider bu sistemde nihai hakem olsa da, çok katmanlı devlet kriz dönemlerinde işleyebiliyor. Bu dayanıklılık şimdi ABD ve İsrail'in bombalama kampanyalarının hedefi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Direniş, İran'ın askeri gücü ve çekirdek destekçileriyle sınırlı kalmayacak. ABD ve İsrail, bombalamaların derinlemesine sevilmeyen ve zayıflamış rejime karşı halk ayaklanmasına yol açacağını umuyordu. Belki de Hamaney'in yükselişinin bunu daha olası kılacağını düşünüyorlar. Ama tam tersi olabilir. Bu savaşın temel tehdidi sadece İslam Cumhuriyeti'ne değil, tüm ülkeye yönelik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gerçekten de birçok İranlı İslam Cumhuriyeti'ne karşı derin öfke besliyor. Nitekim sadece iki ay önce İslam Cumhuriyeti'nin sona ermesini talep eden ülke çapındaki protestolar vahşice bastırılmış, binlerce insan öldürülmüştü. Ancak sürekli bombardıman altında İranlılar ülkelerinin tahribatından giderek daha fazla endişe duyuyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">ABD ve İsrail'in Kürt ve belki Azeri ile Beluç ayrılıkçılarını destekleyerek ulusu parçalayacağından korkuyorlar. Bu endişeler kamuoyu forumlarında sürekli dolaşıyor ve her gece ülke çapındaki savaş karşıtı gösterilerde görülüyor; bunlar giderek bir ulusal direniş duygusuna dönüşüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yüzyıldan beri İran milliyetçiliği, güçlü komşuların ve imparatorluk güçlerinin egemenlik ve bölme planlarına direnerek ve meydan okuyarak ülkenin varlığına yönelik sürekli tehditlerin potasında dövüldü;. Yüzyıllar boyunca İran; Osmanlı, Rus ve İngiliz İmparatorlukları'na karşı yenilgiler ve toprak kayıpları yaşadı; iki dünya savaşı sırasında işgal ve neredeyse bölünme tehlikesi atlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran milliyetçiliği, Fars dili ve kültürü ile Şiilik'in birleşimine dayandı. Farklı dönemlerde devlete karşı çıktı; 1953 darbesinde Şahın geri getirilmesine yabancı desteğini reddetti ve daha sonrasında da İslam Cumhuriyeti'nin güç kötüye kullanımına karşı durdu. Dış baskı karşısında ve ülkenin hayatta kalması için harekete geçti ve gelişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu an da farklı olmayacak. Eğer İranlılar bu savaşı sadece İslam Cumhuriyeti'ne değil, İran'ın kendisine karşı yürütüldüğünü görmeye başlarsa, İran milliyetçiliği direniş için seferber edilebilir. Amerika ve İsrail'in rejim değişikliği stratejisi —askeri ve hükümet sanayi ile altyapıyı İran şehirlerinde, kasabalarında ve mahallelerinde bombalayarak, Kürt milisleri silahlandırarak ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit ederek— halk ile rejim arasına kama sokup halk devrimi yaratmayacak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bay Trump'ın İran versiyonu bir Ahmed eş-Şara bulma amacı giderek ulaşılamaz hale geliyor. Oraya varmak için Trump'ın İran'ın direnişini kırması gerekecek. Bu uzun ve havadan yürütülemeyecek bir savaş. Amerika'nın İran'ı işgal etmesi ve işgal etmesi gerekecek; Trump'ın ve elbette çoğu İranlı ile Amerikalını görmek isteyeceğinden çok daha uzun sürebilecek bir savaşa kendini adaması gerekecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* Vali R. Nasr (İran siyaseti ve ABD'nin Ortadoğu politikası üzerine uzman bir akademisyen)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazının orjinali için&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/03/09/opinion/international-world/iran-supreme-leader-mojtaba-khamenei.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/03/09/opinion/international-world/iran-supreme-leader-mojtaba-khamenei.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/iranda-direnis-derinlesiyor-1773090715.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran’ın geleceği nasıl olacak?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iranin-gelecegi-nasil-olacak-12799</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iranin-gelecegi-nasil-olacak-12799</guid>
                <description><![CDATA[Çatışmanın ilk haftasında yarım düzineden fazla ülke doğrudan etkilendi. Çatışmalar şiddetlenirken, ülke içinde ve dışındaki yaklaşık 100 milyon İranlının geleceği giderek daha belirsiz hale geliyor. Barışın ne zaman geleceğini ve savaş bittiğinde nasıl bir hükümetin ortaya çıkacağını bilmenin yolu yok. Bu büyük belirsizlik anında neler mümkün ya da imkânsız olabileceğini yansıtmak üzere altı yazara sorduk.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">İran'daki savaş, dünyanın en eski topraklarından birinin geleceğini gölgeliyor. İran'da ve diasporada milyonlarca insan için Ayetullah Ali Hamaney'in ölümü bir rahatlama olarak geldi; hatta derin, fakat ihtiyatlı bir umut duygusu sundu. Birçokları için ise bu bir trajediydi: manevi bir rehberin kaybı ve yabancı güçler tarafından ülkelerine indirilen bir başka felaket. Şimdi savaş yayılıyor. Çok sayıda üst düzey liderle birlikte yüzlerce İranlı sivil, Amerikan ve İsrail hava saldırılarında öldürüldü. İran, ABD ve İsrail hedeflerine bölge genelinde misilleme yaptı. Çatışmanın ilk haftasında yarım düzineden fazla ülke doğrudan etkilendi. Çatışmalar şiddetlenirken, ülke içinde ve dışındaki yaklaşık 100 milyon İranlının geleceği giderek daha belirsiz hale geliyor. Barışın ne zaman geleceğini ve savaş bittiğinde nasıl bir hükümetin ortaya çıkacağını bilmenin yolu yok. Bu büyük belirsizlik anında neler mümkün ya da imkânsız olabileceğini yansıtmak üzere altı yazara sorduk.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teokrasi Devam Ediyor -&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Trita Parsi (Quincy Enstitüsü Kurucusu ve İcra Başkan Yardımcısı)</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkan Trump'ın İran'la diplomasisi ve ardından başlattığı savaşın temel varsayımı, Tahran'ın çöküşün eşiğinde olduğuydu. Teokratik hükümetin kırılgan olduğuna inanarak, liderlerinin müzakere masasında teslim olmasını ya da savaşı göze almasını talep etti. ABD ve İsrail bu savaşı getirdi. Bir hafta içinde, bu varsayımın yanlış olduğu açıkça görülüyor. Aynı yanlış hesaplama, İslam Cumhuriyeti'nin —yüce lider Ayetullah Ali Hamaney dahil çok sayıda üst düzey yetkilinin suikastına rağmen— kontrolü elinde tutmasıyla, ABD-İsrail askeri kampanyasını bir bataklığa dönüştürme riski taşıyor. Rejimin dirençli çıkması belki de şaşırtıcı değil. Anketler rejimin İranlıların çoğunluğunda derin şekilde popüler olmadığını gösterse de, teokrasi milyonlarca insanın desteğini koruyor. Devrimci devlet zaten kalıcı olacak şekilde inşa edilmişti. İslam Devrim Muhafızları Ordusu (Devrim Muhafızları), 1979'da devrimi korumak için kurulmuştu; devrimciler, devrilen monarşiye sadık kalmasından korktukları İran Ordusu'na karşı onu bir kalkan olarak görmüşlerdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Daha geniş siyasi ve güvenlik yapısı da liderlik üyeleri öldürülse bile sürekliliği sağlamak için yedekli bir yapı içeriyordu. Haziran'daki saldırılardan bu yana olanlara bakın. Ayetullah Hamaney sahneden çekildi; kilit askeri ve siyasi pozisyonlar için yedeklerİ bazı durumlarda komuta zincirinde beş seviye aşağıya kadar belirlendi. Merkezi komuta yapısı kesintiye uğrarsa hükümetin çalışmaya devam etmesi için eyalet valilerine cumhurbaşkanına benzer yetkiler verildi. Yerel askeri komutanlar da Tahran'dan talimat beklemeden karar alma yetkisiyle donatıldı. Trump'ın tercih ettiği savaş, teokrasinin elini güçlendirebilir bile; mevcut durum bayrak etrafında kenetlenme dinamiği yaratıyor. ABD-İsrail bombardımanları sivil ölümlere yol açmaya devam ettikçe, İran'daki bağlantılarım sahadaki milliyetçi duyguların güçlendiğini söylüyor. Daha da önemlisi, Trump'ın Kürt ayrılıkçılarını destekleyerek İran'ı parçalamayı amaçladığı algısı olabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uzun ayrılıkçı tehdit tarihine sahip İran toplumu, toprak bütünlüğünün parçalanması korkusuna son derece duyarlı ve birçok kişi Batılı ve bölgesel güçlerin ülkeyi uzun zamandır bölmek istediğine inanıyor. Ayetullah Hamaney suikastından sonraki 24 saatte, hükümetin halk ayaklanmasına en savunmasız olduğu anda, sınırlı kutlamalar patlak verse de kritik olarak kitlesel protestolar olmadı. Şimdi hükümet toparlanmış ve kontrolü yeniden sağlamış görünüyor. Trump, Venezuela'da olduğu gibi İran teokrasisi için de firarlara bel bağlıyor gibi. Bu umut muhtemelen yanlış temellenmiş. Herhangi bir potansiyel firari, Trump'ın Venezuela modelini kabul edilemez bulurdu; çünkü Washington'ın Venezuela'yı İsrail'e petrol satmaya zorladığı algısına inanılıyor. İran sisteminde başkalarını yanına çekebilecek ve güvenlik kurumunu bütün tutabilecek kadar güvenilir bir lider sadece iktidarda kalmak için İran'ın yöneliminde bu kadar büyük bir değişikliği kabul edemez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Ordu Devreye Giriyor -&nbsp;</strong>A<strong>li Vaez (Uluslararası Kriz Grubu İran Proje Direktörü)</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İslam Devrim Muhafızları Ordusu şu anda İran'da iktidar kaldıraçlarını ele geçirme konusunda belki de herhangi bir güçten daha iyi konumlanmış durumda.Ayetullah Ali Hamaney onu sadece Romanın İmapratorluk Muhafızı gibi kullanmadı; devletin merkezi sütunu haline getirdi. Kuvvet monolitik değil ama her yerde mevcut. Geniş ekonomik yapılara başkanlık ediyor, devlet bürokrasisinin her katmanına sızıyor, kendi istihbarat aygıtını yönetiyor, vekillerini yetiştiriyor ve bağlı medya imparatorluğu aracılığıyla İran'daki anlatıyı şekillendiriyor. Bundan sonra ne olacağı, savaşta kimlerin ve nelerin hayatta kalacağına bağlı. Eğer İslam Cumhuriyeti'nin resmi kurumları ayakta kalırsa, sonunda yeni bir din adamı lider seçilecek ama kesinlikle zayıf bir konumda başlayacak; Ayetullah Hamaney'in on yıllar boyunca biriktirdiği otorite, ağlar ve zorlayıcı kaldıraçlardan yoksun olacak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu boşlukta, savaş zamanı uyumunun yükünü taşıyan Devrim Muhafızları perde arkasından hükmedecek. Güç muhtemelen devlet tecrübesi olan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf gibi Muhafız gazilerine kayacak Teokrasi nominal olarak bir lidere sahip olacak ama pratikte o en üstün olmayacak. Ancak ABD ve İsrail rejimin üst kademelerini daha fazla parçala yani Laricani ve Kalibaf gibi adamları ortadan kaldırırsa tablo değişir. İranlıların bazılarının "Bonapart senaryosu" dediği bir olasılık var; sıralardan Napolyonvari bir güçlü adam çıkar, Devrim Muhafızları'nın kalan siyasi ve ekonomik çıkarlarını konsolide eder. Böyle bir figür muhtemelen siyasi kontrolü sıkılaştırırken ekonomiyi ihtiyatlı şekilde liberalleştirir ve dış dünyayla ilişkileri onarır. Başka, daha patlayıcı bir yol da var. Başkan Trump'ın 2020'de Devrim Muhafızları'nın seferberlik gücü komutanı Kasım Süleymani'yi ortadan kaldırması ve son yıllarda İsrail'in üst düzey Muhafız komutanlarına yönelik sürekli kampanyası, üst sıraları zaten inceltti. Tek bir figürün orduyu kontrol edecek kadar meşruiyete sahip olmaması düşünülebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu durumda rakip hizipler küçülen ganimetler için rekabet eder ve Libya veya Sudan'ı andıran bir iç çatışma döngüsüne sürükler; merkezi otoritenin çöküşü aşağıdan istikrarsızlıkla birleşince parçalanma doğar. Devrim Muhafızları ağır uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya; ABD ve Avrupa Birliği grubu terör örgütü olarak belirledi. Bu zamana dek onlar içeriyi baskıyla yönetti, bölgede güç projeksiyonu yaptı ve İran'ın nükleer güç ve balistik füze programlarını sürükledi. Yine de savaş enkazında, uluslararası düzenden en izole bırakılan bu özgün kurum devleti devralma konusunda en yetenekli çıkabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Tarihi Bir An Kaçıyor&nbsp;</strong></span></span>&nbsp;-<strong>&nbsp;<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sanam Vakil (</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü)</span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, birçok İranlı ve muhalif figürün uzun zamandır hayalini kurduğu bir fırsat yarattı. Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi ve Tahran rejiminin eşi benzeri görülmemiş askeri baskı altında olması, pek çok kişi tarafından siyasi değişim için tarihi bir fırsat olarak görülüyor. Savaşın başlangıcında İran halkına “Hükümetinizi ele geçirin” çağrısı yapan Başkan Trump da bu görüşe katılmış gibiydi. Bu gerçekten de derin bir kırılma anı olsa da, Trump yönetiminin zamanlaması, karmaşık amaçları ve askeri zorlamaya dayalı yaklaşımı, İran halkını başarısızlığa mahkûm etmiş durumda. İran muhalefeti –var olan haliyle– bu âna son derece parçalanmış bir şekilde giriyor. Reza Pahlavi’yi destekleyen monarşistler, militan sürgün muhalefet grubu Mücahedin-i Halq (MEK) ve Kürtler ile diğer etnik partiler son yıllarda birbirleriyle köprü kurmaya çalıştı. Ancak bu girişimler hâlâ tamamlanmadı; ideolojik rekabetler, tarihsel kırgınlıklar ve meşruiyet iddialarındaki çekişmeler nedeniyle sekteye uğradı. </span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Bugün rejim istikrarsızlığını tutarlı bir siyasi geçişe dönüştürebilecek birleşik bir muhalefet yapısı yok. Ne “ertesi gün” planı, ne ortak bir vizyon, ne de iktidara geçmeye hazır bir organizasyon mevcut. Yüzyıl boyunca İran’da yabancı müdahalelerin, çoğulcu ve halk tabanlı hareketleri sık sık bastırarak otoriter mutabakatlara zemin hazırlaması da demokratik bir sistemin ortaya çıkması açısından umut verici değil. Washington hâlâ kendi hedeflerini netleştirmiş görünmüyor; ilk açıklamalarda rejim değişikliği ima edilirken, yönetim yetkilileri şimdi Tahran’da demokratik bir düzenin yolunu açmaktan ziyade İran’ın nükleer ve füze kabiliyetlerini ortadan kaldırmaya vurgu yapıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son yirmi yılda İran’da milyonlarca insan, tartışmalı seçimler, ekonomik koşullar, siyasi ve sosyal baskı ile rejim vahşetine karşı periyodik olarak sokaklara döküldü. Her dalga, İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyetini aşındırdı ve muhalif tabanın toplumsal tabanını genişletti. Ancak bu, liderliği koordine edebilecek, ortak bir geçiş vizyonu ortaya koyabilecek veya içerdeki aktivistler ile diaspora arasındaki bölünmeleri aşabilecek kalıcı bir muhalefet altyapısı üretmeyi başaramadı. Halkın öfkesi ne kadar güçlü veya cesur olursa olsun, güvenilir bir siyasi alternatifle aynı şey değildir. Bu yeni savaş, siyasi manzarayı muhalefet güçlerinin örgütlenebileceğinden çok daha hızlı yeniden şekillendiriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Rejime karşı olanlar, demokratik açılımları mümkün kılan yavaş siyasi uzlaşma ve barışma çalışmalarını yapmak için ne zaman ne de destek bulabildi ve kendilerini çaresizce telaş içinde buldu. Bu, İran’da demokrasinin bir hayal olduğu anlamına gelmiyor. İslam Cumhuriyeti krizdeyken, İran’da demokratik bir geçiş hâlâ düşünülebilir durumda. Ancak fırsat penceresi daralıyor. Bu ânı değerlendirebilmek için muhalefetin farklılıklarını bir kenara bırakıp çoğulcu bir koalisyon kurması, mevcut güvenlik kurumunun bazı fraksiyonlarıyla diyaloga girmesi ve ABD, bölgesel güçler ve en önemlisi İran halkının desteğini alması gerekiyor. Bugünkü trajedi, birçok İranlının umut ettiği tarihi fırsatın, onu yakalayacak siyasi mimarinin inşa edilmesinden önce gelmiş olmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Monarşi Hayalleri -&nbsp;</strong><strong>Stephen Kinzer (Brown Üniversitesi Watson Uluslararası İlişkiler ve Kamu Yönetimi Bölümü Kıdemli Üyesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İran'ın modern tarihi ve hatta antik tarihinin büyük kısmı tekrarlanan yabancı müdahalelerle şekillendi. Bu, ulusal psikolojide derin yaralar bıraktı. En aşırı durumlarda bile birçok İranlı, dışarıdakilerin ülkeyi şekillendirme iddialarına içgüdüsel olarak olumsuz tepki verir. Şu anda ABD ve İsrail'in onayladığı herhangi bir rejim veya liderin yönetime geçmesi son derece zor . Bu tarihe rağmen bazıları, 1979'da devrilen şahın oğlu Reza Pehlevi'nin iktidara dönüp Tahran'da pro-Amerikan bir rejim kurabileceğini hayal ediyor. Umut kısmen onda; çünkü İran diasporasında başka benzer bir figür yok ve İran'daki cesur sivil toplum liderleri yıllardır vahşice bastırıldı. Yine de hem içeride hem dışarıda birçok kişi Pehlevi'yi ciddiye alınmayan bir aday olarak görüyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Pehlevi bugünün İran'ını pek anlamıyor ve İsrail ile ABD'ye fazlasıyla sadık bir görünümde. Yüzyılın büyük kısmı ve sonrasında zayıf bir İran yabancı güçlerin dayatmalarını kabul etmek zorunda kaldı. 1908'de uysal bir monarkla tek taraflı anlaşma sonrası Britanya, İran toprağının altındaki petrol okyanusunu kontrol etti. Başbakan Muhammed Musaddık II. Dünya Savaşı'ndan sonra petrolü millileştirdi ama Britanya ve Amerikan liderleri bunu tolere edilemez buldu. 1953'te darbe düzenlediler, onu devirdiler ve İran demokrasisine son verdiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O darbeden sonra ABD, Pehlevi'nin babası Şah Muhammed Rıza Pehlevi'yi birkaç gün önce terk ettiği Tavuskuşu Tahtı'na geri getirdi; . Pehlevi 25 yıl giderek artan baskıyla hükmetti. Sonunda 1979'da kitlesel bir ayaklanma onu kaçmaya zorladı. Düşüşüne çeşitli faktörler katkıda bulundu ama merkezi olan meşruiyet eksikliğiydi. İranlılar onun yabancıların yerleştirdiği ve desteklediği, onların adına hükmettiği gerçeğini asla unutmadı.Şimdi ABD ve İsrail askeri gücü sırtında iktidara gelen herkes aynı damgayı taşıyacak; hatta ülke kökenli biri olan şahın oğlu bile. Birçok İranlı herhangi bir dayatılmış lideri yırtıcı yabancıların aracı olarak görecek. İran'ın siyasi bedenindeki en hassas sinire dokunmak bu krizden çıkış için umut verici bir yol değil.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaos Bölgeyi Sarıyor -&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yasmine Farouk (</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Uluslararası Kriz Grubu Körfez ve Arap Yarımadası Proje Direktörü)</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçen hafta Pentagon'da Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD'nin bu çatışmaya batmayacağını defalarca söyledi. Ama Trump yönetimi İran savaşıyla ne istemediğini biliyorsa da, ne istediği ve bunu nasıl başaracağı konusunda daha az net durumda. Eğer Başkan Trump'ın tercih ettiği senaryo Venezuela tarzı bir baş kesme yani mevcut İran rejimini yerinde bırakıp daha işbirlikçi bir yönetim altına alan kısa askeri kampanya ise bu hedef hızla uzaklaşıyor gibi. Çatışma genişliyor ve Trump'ın başlangıçta düşündüğü bazı adaylar saldırılarda öldü. Kafa karışıklığı, tutarsızlık ve uyumsuz hedefler devlet çöküşü koşullarını yaratıyor. İsrail komşularının zayıf ve parçalanmış olmasını tercih edebilir ama bölgedeki diğer devletler İran'daki kaosun hepsini yutabileceğini ve hızlı çaresi olmadığını biliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Suriye, Libya ve Irak parçalandığında mültecilerin yanında şiddet, uyuşturucu ve IŞİD'i çevre bölgelere ihraç ettiler. İran'da riskler çok daha kötü. Çöküş nükleer gücü, dronları, füzeleri, uzay çalışmaları ve vekalet savaşı yeteneklerini hoşnutsuz düşmüş rejimin kalıntıları arasında dünyanın en stratejik su yollarından birinde ve Arap Yarımadası'ndaki büyük küresel enerji, finans, lojistik ve yükselen yapay zeka merkezlerinin yanında konumlanmış militanlara dağıtır. Bu kalıntılar, Gazze'deki korku ve İsrail saldırıları gölgesinin daha az güvenli hissettirdiği kesimlerdeki anti-Amerikan ve anti-İsrail duygularında verimli zemin bulabilir. İran çökerse, Pakistan ve Afganistan’a komşu ve zaten istikrarsız sınırları boyunca şiddet ve uyuşturucu, silah, insan kaçakçılığı koridoru hayal etmek zor değil. 90 milyon nüfuslu ülkede devlet başarısızlığı komşularını ve Avrupa'yı hızla aşan bir göç krizini tetikleyebilir; on yıldan fazla önce başlayan Suriye mülteci krizini gölgede bırakır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu savaş bir haftada zaten tırmandı; Körfez ekonomilerini, enerji altyapısını ve küresel piyasaları etkiledi. Avrupa ve NATO'yu sınırlı da olsa içine çekti ve Sri Lanka açıklarına kadar uzandı. Devlet çökerse daha fazla sonuçların yerel kalmasını bekleyemezsiniz. Parçalanmış, silahlı ve kin dolu bir İran, bölge veya dünyanın ekonomisi ve düzeni için en son istenen şey ve kesinlikle İran halkının hak etmediği şey. Ama kötü planlanmış bu savaşın en trajik sonucu olma riski taşıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İranlılar Dizginleri Ele Alıyor -&nbsp;</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Afshin Matin (</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">California State University, Los Angeles Tarih Profesörü)</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İslam Cumhuriyeti bir diktatörlük. On yıllardır öğrencileri, sendikaları, öğretmenleri, avukatları, emeklileri, etnik azınlıkları ve kadınları kapsayan sivil toplum protesto döngülerini vahşice bastırdı. Ancak geçen yıl rejim bir dönüm noktasına ulaşmış görünüyor. Yaşlanan liderliği ülkenin çoğunda desteğini kaybetti; sistemi reforme etmeye çalışanlar tasfiye edildi ve hapsedildi. Yüksek enflasyon, para biriminin değer kaybı, su ve elektrik kıtlıkları ve her zamankinden öfkeli huzursuz bir nüfusla karşı karşıya. Ocak ayında İran liderleri binlerce protestocunun katledilmesini emretti; bu korkakça eylem korku ve güvensizliklerini ele verdi. Savaş patlak vermeden önce bile İslam Cumhuriyeti'nin eskisi gibi devam edemeyeceği açıktı. Rejimin biriken siyasi, sosyal ve ekonomik zorluklarının büyüklüğü ve bunların hiçbirini çözme kanıtlanmış yetersizliği İran'ı bir tür siyasi geçişe hazırlamıştı; saldırı altında olmasa bile sonunda aşağıdan patlayıcı değişim baskısına yanıt vermek zorunda kalacaktı. İranlıların önderliğinde barışçıl bir geçiş farklı yollarla gelebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Son yıllarda şu anda ev hapsinde olan eski başbakan Mir Hüseyin Musevi ve birkaç önde gelen hapsedilmiş muhalif lider, Anayasa'yı değiştirmek için referandum çağrısı yaptı; en güçlü karşıtı Ayetullah Ali Hamaney'in gitmesiyle yapısal değişim yolu şimdi daha olası. Böyle değişiklikler için emsal var: 2022 ve 2023'te Kadın, Yaşam, Özgürlük ayaklanması rejimin çok kan dökmesi ve baskısına rağmen ülkede kadınlar için zorunlu kıyafet kodlarının uygulanmasını hafifletti. Bugün sendikacılar, avukatlar, öğrenci grupları, gazeteciler, yazarlar ve sanatçılardan gelen bir dizi açıklama ve dilekçe var; siyasi tutukluların özgürlüğünü, özgür seçimleri ve seçilmemiş din adamı yönetiminin sonunu talep ediyor. Birçoğu dış politikada yön değişikliği de istiyor. Örneğin İran'ın son derece maliyetli nükleer programı, şimdi ülkeyi işgal eden güçlü düşmanlardan başka hiçbir şey üretmedi. Bu sivil toplum örgütleri İslam Cumhuriyeti'nin resmi sınırları dışında ve bağımsız olarak aktif. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Musevi gibi figürler ve siyasi olarak dışlanmış, İran'da fiili ev hapsinde yaşayan eski reformist cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hâlâ siyasi sermayeye sahip ve geçiş konseyinde görev alabilir. Eski içişleri bakan yardımcısı ve popüler politikacı Mustafa Taczadeh gibi geniş saygı gören siyasi tutuklular ve İslam Cumhuriyeti'nin diğer açık sözlü eleştirmenleri de sürece katılabilir. Gerçek şu ki Ayetullah Ali Hamaney'in bıraktığı güç boşluğunu doldurabilecek bir halef yok. Bu, İslam Devrim Muhafızları içindeki unsurları daha az baskıcı bir geçici rejimi desteklemeye ikna edebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Askeri ve güvenlik güçlerinin rolü, İran diasporası muhalefetinin en önde gelen kişisi eski Veliaht Prens Reza Pehlevi tarafından da takdir ediliyor; o da rejimden kopmaları çağrısı yaptı. Ama Pehlevi'nin İran'da görünür kurumsal desteği yok. Bir geçiş hareketinin en iyi şansı, İran diasporasının Başkan Trump'ı İran'ı silahla "özgürleştirmeye" teşvik etmek yerine içeriden barışçıl değişim taleplerini yükseltmesi;. Bunun ivme kazanması için bu korkunç ve anlamsız savaş durmalı. İranlılar hasar görmüş evlerine dönüp, tam egemenlik ve barış içinde dış müdahale olmadan geleceklerini kendileri belirlemeli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Orijinal Bağlantı için</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/interactive/2026/03/08/opinion/iran-war-ayatollah.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/interactive/2026/03/08/opinion/iran-war-ayatollah.html</a></u></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/iranin-gelecegi-nasil-olacak-1773052859.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran&#039;ı Yıkan Adam: Ali Hameney*</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/irani-yikan-adam-ali-hameney-12746</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/irani-yikan-adam-ali-hameney-12746</guid>
                <description><![CDATA[Ayetullah Hamaney varlığını tek bir büyük fikre dayandırdı: direniş. Bu fikir onu hapiste, suikast girişimlerinde, yaptırımlarda ve ayaklanmalarda ayakta tuttu. Uyum sağlamayı reddetmesi, ülkesinin kaderini mühürledi. İslam Cumhuriyeti’nin bugüne kadarki dönemi İran için kayıp yarım yüzyıl anlamına geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Haziran 1989'da Ali Hamaney İran'ın yüce/dini lideri pozisyonuna yükseltildiğinde, 37 yıllık acımasız saltanatını tanımlayacak güvensizlik duygusunu istemsizce dışa vurmuştu</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İlk konuşmasında şöyle demişti: “Ben birçok kusur ve eksikliği olan bir bireyim” ve “gerçekten de küçük bir seminer öğrencisiyim” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">O dönemde, Şii İslam'ın hiyerarşik dünyasında orta seviye bir din adamı için bu gerçekten doğru bir öz-değerlendirmeydi. Sonraki dört on yılda, neredeyse tesadüfen zirveye yükselen bu görünüşte yetersiz din adamı, dünyanın en uzun süre görev yapan otokratlarından biri haline geldi ve George H.W. Bush’tan bu yana her Amerikan başkanını şaşırtmayı başardı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir noktada Orta Doğu'nun en güçlü adamı oldu; beş çökmekte olan ülkeyi —Suriye, Lübnan, Irak, Yemen ve Gazze— domine etti. Bu hırs ve kibir sonunda onun da sonunu getirdi. Kendi toplumu ve dünyanın en büyük süper gücünün kendisini devirmek istediğine dair paranoyak bir inançla, aşırı tetikte ve acımasız bir şekilde yönetti — ve sonunda gerçekten de öyle oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Başkan Trump cumartesi günü sosyal medyada Ayetullah Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu. 86 yaşındaydı. Ayetullah Hamaney’in liderlik ideolojisi basit ve değişmezdi. “Küresel kibre” yani Amerikan emperyalizmine karşı direniş, inanç sistemini ve stratejik doktrinini şekillendirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi bir keresinde bana, Ayetullah Hamaney’in İslam Cumhuriyeti’nin Amerika ile düşmanlığa ihtiyaç duyduğuna inandığını söylemişti. Ayetullah yönetiminde rejimin kalıcı sloganları —“Amerika’ya ölüm”, “İsrail’e ölüm”, ama “Çok yaşa İran” değil— Bu durum önceliğin kalkınma değil, meydan okuma olduğunu açıkça gösteriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ali Hamaney 1939’da kuzeydoğudaki kutsal şehir Meşhed’de doğdu; sekiz çocuklu bir din adamının ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Genellikle sade çocukluğunu romantize ederken, akşam yemeklerinde sık sık “ekmek ve kuru üzüm” yediğini söylerdi. Beş yaşında din eğitimine başladı, Meşhed’deki medresede formasyonunu aldı, kısa bir süre Necef’te ve daha sonra Kum’da bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önceki lider Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin sahip olduğu kıdemli dini unvanları hiçbir zaman meşru olarak elde edemedi. Halefiyet sırasında bir gecede Ayetullah yapıldı — bu, kariyerinin geri kalanını şekillendirecek bir güvensizlik kaynağıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">20’li yaşlarının başında Kum’da okurken, o dönemde şaha karşı meydan okumasıyla dikkat çeken marjinal bir ateşli konuşmacı olan Humeyni’nin etkisine kapıldı. Humeyni 1964’te sürgüne gönderildiğinde, Hamaney geride kaldı ve mentorunun İslam hükümeti öğretilerini yaydı. Şah’ın gizli polisi Savak tarafından altı kez tutuklandı ve hücrede hapis ve işkenceye maruz kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Onu tanıyanlar, o hücrelerde Amerika ve İsrail’e karşı nefretinin şekillendiğini tahmin ediyordu; çünkü o dönemde Savak’ın CIA ve Mossad tarafından eğitildiği yaygın bir inançtı.1979 Devrimi şahı devirdiğinde —İran’da 2.500 yıllık monarşiyi sona erdirdiğinde— Ayetullah Humeyni sürgünden zaferle döndü ve Hamaney kısa sürede bilinmezlikten çıkarak yeni kurulan İslam Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayetullah Humeyni 1989’da öldüğünde —Irak’la sekiz yıllık vahşi savaşı sona erdiren ateşkesi kabul ettikten kısa süre sonra— geride yüz binlerce kayıp, on milyarlarca dolar ekonomik yıkım bıraktı ama net bir halef bırakmamıştı. O dönem meclis başkanı olan Haşimi Rafsancani, o zaman 50 yaşındaki din adamı Hamaney’in halef olmasını sağladı; onun kendisine tabi olacağını düşünmüştü. Aralarındaki rekabet neredeyse üç on yıl sürdü. Ayetullah Hamaney, Rafsancani’yi hem siyasi hem de literal anlamda gömdü; Rafsancani 2017 Ocak’ta öldüğünde.Ayetullah Hamaney dindar bir kanaatkârlık imajı çizse de, İranlılardan gasp edilen mülkler üzerinden muazzam bir servet kontrol ettiği bildiriliyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Onun döneminde İran nüfusu on yıllarca küresel finans sisteminden izole edildi. Para birimi dünyanın en değersizlerinden biri, pasaportu en çok reddedilenlerden biri, interneti en çok sansürlenenlerden biri oldu. Beyin göçü İran’ın en büyük ihracat kalemlerinden biri haline geldi; yılda yaklaşık 150 bin İranlı ülkeyi terk ediyordu.İran sınırlarının ötesinde Ayetullah Hamaney, Irak savaşı ve Arap ayaklanmalarının bıraktığı güç boşluklarını doldurdu; askeri komutan Kasım Süleymani’nin kılıcıyla (Trump’ın Ocak 2020’de suikast düzenlediği) sert güç projeksiyonu yaptı, İngilizce konuşan dışişleri bakanlarıyla da kalkan oluşturdu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İranlılar içeride ezici yaptırımlar ve enflasyon altında acı çekerken, Ayetullah Hamaney Orta Doğu’daki “direniş ekseni”ne on milyarlarca dolar harcadı. Saltanatının büyük bölümünde İran, Amerika, İsrail ve kendi halkıyla üç cepheli bir savaş içindeydi. İran’ın bölgedeki gücü 7 Ekim 2023’te zirve yaptı. Ayetullah Hamaney, Hamas’ın İsrail’e saldırısını öven dünyadaki tek liderdi; bu karar sonradan büyük bir yanlış hesaplama olarak ortaya çıktı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sonraki aylarda İsrail, İran’ın direniş eksenine yıkıcı darbeler indirdi: Hamas liderleri İsmail Haniyeh Tahran’da, Yahya Sinvar Gazze’de suikasta uğradı ve Hamaney’in en önemli müttefiki Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ortadan kaldırıldı. Ardından Haziran 2025’teki 12 günlük savaşta İsrail, İran şehirlerini ve askeri tesislerini bombaladı, Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarını yataklarında ve sığınaklarında suikasta uğrattı; sonunda Amerika’nın İran’ın nükleer tesislerine 14 sığınak delici bomba atmasının yolunu açtı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Günlerce sessizlikten sonra Ayetullah Hamaney yer altından çıktı; sesi çatallı, teni solgundu ve zafer ilan etti. Güç gösterisi amaçlı bir sahneydi ama dünyaya rejimin kırılganlığını gösterdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayetullah Hamaney’in en yıkıcı şiddeti içeriye yönelikti. Ocak 2026’da ekonomi protestoları ülkeyi sarstığında, rejim tarihinin şimdiye kadarki en ölümcül baskınını emretti. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na göre 6.800 vatandaş öldürüldü; İran Sağlık Bakanlığı’ndan iki üst düzey yetkiliye dayanan Time dergisi tahminine göre ise 48 saatlik katliamda 30.000’e kadar kişi öldü. Bu, on yıllardır süren baskı rejiminin çaresiz doruk noktasıydı — köşeye sıkıştığında başka dil bilmeyen bir adamın eylemi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ayetullah Hamaney varlığını tek bir büyük fikre dayandırdı: direniş. Bu fikir onu hapiste, suikast girişimlerinde, yaptırımlarda ve ayaklanmalarda ayakta tuttu. Uyum sağlamayı reddetmesi, ülkesinin kaderini mühürledi. İslam Cumhuriyeti’nin bugüne kadarki dönemi, İran için kayıp yarım yüzyıl anlamına geldi. Körfez komşuları küresel finans, ulaşım ve teknoloji merkezlerine dönüşürken İran servetini başarısız bölgesel maceralara ve yalnızca izolasyon getiren nükleer programa harcadı bütün bunlar olurken en büyük serveti olan İran halkını baskı altına aldı ve heba etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yazar:</strong> Karim Sadjadpour<br />
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nda kıdemli araştırmacıdır</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren: </strong>Çağatay Arslan&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazının İngilizce aslı için :</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#467886"><u><a href="https://www.nytimes.com/2026/02/28/opinion/iran-supreme-leader-dead-khamenei.html" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.nytimes.com/2026/02/28/opinion/iran-supreme-leader-dead-khamenei.html</a></u></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 00:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/03/irani-yikan-adam-ali-hameney-1772399997.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kimse seyretmiyorken elitler nasıl davranıyor: Epstein e-postalarının içinde</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kimse-seyretmiyorken-elitler-nasil-davraniyor-epstein-e-postalarinin-icinde-12562</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kimse-seyretmiyorken-elitler-nasil-davraniyor-epstein-e-postalarinin-icinde-12562</guid>
                <description><![CDATA[Genelde başkalarının e-postalarını okuyamazsınız. Güçlü insanlar özel sunuculara, BT ekiplerine, avukatlara sahip. Güçlü insanların gerçekten nasıl düşündüğünü, dünyayı nasıl gördüğünü, ne peşinde olduğunu nadir bir bakışta gördüğünüzde, Maya Angelou’yu dinleyin: Onlara inanın. Amerikan demokrasisi bugün tehlikeli bir yerde. Epstein e-postaları bugünün bir öngösterimi. Bu güçlü insanlar, (bu kurumlar ve topluluklar ağında, işler gerçekten kötüleşmeden önce ne düşünüyor ve ne yapıyorlardı) birbirlerine bakıyor, genel refaha değil.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein dosyaları, tek tek isimlerden ziyade bir davranış kalıbını, bir sistemin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor...Anand Giridharadas’ın New York Times’taki analizi, konuyu bireysel ahlaki düşkünlükten çıkarıp, küresel seçkinlerin yarattığı kapalı bir ekosistemi net bir şekilde ortaya koyuyor. Siyasette, finansta, akademide, sanatta ve teknolojide birbirine zıt gibi görünen figürler; aslında aynı özel toplantılarda, aynı kapalı kapılar gerisinde bir araya geliyor. Bu ortamda asıl belirleyici olan fikirler ya da değerler değil, kimin kime erişim sağladığı, kimin kiminle bağlantısı olduğu.Yazışmalar gösteriyor ki, gerçek güç kamusal tartışmalardan değil, kulis fısıltılarından, New York–Davos–Aspen üçgeninde sürekli yenilenen ilişkilerden geçiyor. Epstein burada sadece bir suçlu değil; bu güç ağları arasında köprü görevi gören, dolaşımı sağlayan bir aracı rolündeydi.Yazının en keskin vuruşu şu: Bu dünyanın asıl sorunu gerçeği bilmemek değil; başkalarının çektiği acıyı sistematik olarak görmezden gelmeyi öğrenmiş olmak.Tam da bu yüzden, mağdurların sesi bu belgelerle birlikte elitlerin o kayıtsızlığına karşı açılmış ilk ciddi çatlak haline geliyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Gazeteciler Epstein e-postalarını tararken, bir ünlü ismin ardından bir başkasının adı ortaya çıkıyor ve herkes fısıldıyor: “Nasıl yapabildiler?” Böylesine saygın kurumlara mensup, böylesine seçkin insanlar nasıl bu duruma düştü?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Binlerce mesajı dikkatle okuduğunuzda bu o kadar da şaşırtıcı gelmiyor. Finansçıdan hüküm giymiş cinsel suçluya dönüşen Jeffrey Epstein, itibarını yeniden inşa etmek için arkadaşlara ihtiyaç duyduğunda nereye başvuracağını biliyordu: Acıya karşı duyarsızlaşmayı alışkanlık haline getirmiş bir güç elitine.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu hikâyenin en karanlık merkezinde bir cinsel suçlu, kurbanları ve Donald Trump ile olan bağlantısı var. Ama aynı zamanda, bu hikâye bazılarının –ne kadar bildiklerine bağlı olarak– Epstein’ı görmezden gelebilmesinin hikâyesi; çünkü bu ağdaki pek çok kişi başka pek çok istismara ve acıya da bakmayı öğrenmişti: Ağın bazı üyelerinin tetiklediği finansal çöküşler, bazılarının savunduğu yanlış savaşlar, bazılarının kolaylaştırdığı aşırı doz krizleri, savundukları tekeller, hızlandırdıkları eşitsizlik, sömürdükleri konut krizi, insanları korumakta başarısız oldukları teknolojiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein hikâyesi, şu anda çoğu hikâyenin ulaştığından daha geniş bir kesimde yankı buluyor ve bazılarını endişelendiriyor. Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna’nın “Epstein sınıfı”ndan bahsetmesi tehlikeli değil mi? Sınıf savaşı değil mi bu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama halkın sezgileri doğru. İnsanlar haklı olarak hissediyor ki, e-postaların gözler önüne serdiği üzere, hükümet ile iş dünyası, lobicilik, hayırseverlik, start-up’lar, akademi, bilim, yüksek finans ve medya kesişiminde yer alan son derece özel bir “meritokratik aristokrasi” var; bu grup çoğu zaman kendi çıkarlarını ortak iyiden daha fazla kolluyor. Bu grubun üyelerine sonsuz ikinci şanslar verilirken, Amerikalıların çoğunun birinci şansı bile yok. Evden çıkarılanlar, fahiş fiyatlara maruz kalanlar, haciz yiyenler, yapay zekâ yüzünden işsiz kalanlar –ya da evet, tecavüze uğrayanlar– yalvarışlarının genellikle duyulmadığını hissediyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein’ın 2008’de Florida’da fuhuşla ilgili suçlardan suçlu bulunmasından sonra yeniden kabul görmesi tesadüf değil. Bu, çoğu zaman anti-demokratik, kendini beğenmiş elitin desteği olmadan mümkün olmazdı; bu elit, güçlü olmayanlara karşı işlenen suçlara karşı affedici olabiliyordu, hatta bazen insan ticareti yapmasa bile dünyayı sırtından bıçaklamaya hazırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bana göre bu e-postalar, sosyal düzenimizin nasıl işlediğini ve kimin için işlediğini ortaya seren yıkıcı bir portre çiziyor. Bunu söylemek abartı değil. Bu elitin işleyiş tarzı abartılı.“Epstein sınıfı” fikri faydalı, çünkü Epstein’ın kendini kabul ettirdiği kişilerin çeşitliliği insanı yanıltabilir. Cumhuriyetçiler. Demokratlar. İş insanları. Diplomatlar. Hayırseverler. Şifacılar. Profesörler. Krallar. Süper avukatlar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bir anda e-posta attığı biri, bir sonraki muhabirinin fikirleriyle savaş halinde olabiliyordu – Lawrence Summers ile Steve Bannon, Deepak Chopra ile maneviyata şüpheyle yaklaşan bir bilim insanı, Peter Thiel ile Noam Chomsky. Bu çeşitlilik, daha derin bir dayanışmayı gizliyordu.Epstein’ın muhabirlerinin ortak noktası, modern bir elite üyeliğiydi: 12 bin metre yükseklikte göçebe yaşam, dünya vatandaşlığı ve “az önce Dubai’den döndüm” havasının, eskiden derin köklere sağladığı prestiji verdiği bir sınıf; akademik zekânın soyağacı kadar değerli olduğu; eski kast sınırlarının eriyip yönetim, kâr, düşünme ve geri verme arasında dönüşümlü ya da eşzamanlı dolaşımın mümkün olduğu bir sınıf. Bazıları (Summers gibi) bu ağın her alanında yerleşik; bazıları daha az.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu neoliberal çağın güç elitini yeterince anlamamamızın nedeni, onun sadece finansal, eğitimli, soylu yükümlülük taşıyan, siyasi ya da anlatı oluşturan bir elit olmaması; hepsini kârlı ve kendi iyi niyetine ikna olmuş şekilde bir arada tutması. Özel jet kullanıyorsa, bu karbon denkleştirilmiş özel jettir. Sonuçta ticari uçakla, Davos’taki Afrikalı kız çocuklarını kredi kartıyla güçlendirme kahvaltısından Aspen’deki kripto-iyilik akşam yemeğine yetişemezsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein e-postalarının çoğunda, okudukça daha anlamlı gelen sıradan bir ritüel var: Konum güncellemesi ve sorgulaması. Epstein sınıfında e-postalar genellikle “neredesin?” pingleriyle başlar ve biter. “New York’a yeni geldim – buluşup beyin fırtınası yapalım,” diye yazıyor bankacı Robert Kuhn Epstein’a. “Çarşamba, cuma buradayım. Edelman?” diye soruyor Epstein milyarder Thomas Pritzker’a (ki bunun bir kişi, şirket ya da toplantı mı olduğu belirsiz). Arizona’daki fizikçi Lawrence Krauss’a: “Noam 7’sinde Tucson’a geliyor. Sen orada olacak mısın?” Chopra New York’ta olacağını, önce konuşma yapacağını sonra “sessizliğe” gideceğini söylüyor. Oyun geliştiricisi Gino Yu, Tulum-Davos-D.L.D. (Digital Life Design) konferansı üçlemesini duyuruyor – tam bir Epstein sınıfı şapkası. İnişler kalkışlar, gidiş gelişler, konuşma davetleri ve sessizlik inzivaları – bu grubun üyeleri birbirlerinin JFK, LHR, NRT ve hiç duymadığınız havalimanlarındaki geçişlerini amansızca takip ediyor. Konumlar, bu elitin feromonları. Bağlantı kurmayı ve bilgi takasını sağlayan şey bunlar. Geleneksel Çin selamı “Yemek yedin mi?” ise, Epstein sınıfı sorgusu “Bugün neredesin?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">”Sadakatleri, aşağıya –insanlara ve topluluklara– değil, sınırsız ağlarındaki yoldaşlara yatay yönde. 2016’da dönemin İngiltere Başbakanı Theresa May onların özünü yakalamış gibiydi: “Kendini dünya vatandaşı sanıyorsan, hiçbir yerin vatandaşısın.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein’ın muhabirleri evden uzakta, yükümlülüklerden kurtulmuş, havada, bağ kurmaya hazır halde canlanıyor. Ve karşılığı gerçek olabiliyor. Epstein gibi bin kişinin yarın ne yaptığını ve nerede olduğunu nine radarıyla takip ederseniz, bugün gördüğünüz birine borç ortağı arayan birini tanıştırabilirsiniz. Ya da Ehud Barak’a Rothschild’in grip olduğunu haber verebilirsiniz. Ya da birine New York’a jetle dönüş teklif edip, ipucu veren gazeteciyi Suudi prensle tanıştırarak ödüllendirebilirsiniz. Ama konum mesajları sadece bağlantının ilk aşaması.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">&nbsp;Hareket flört; gerçek bilgi, birleşme. Epstein bu kadar çok yabancıyı nasıl bu kadar yakına çekti? E-postalar, büyük cazibesi olan özel bilgi takas ekonomisini ortaya koyuyor. Bu dünyada akşam yemeğine bir şişe şarap getirmek yetmiyor. Finansçıların “edge” dediği şeyi getiriyorsunuz – tescilli içgörü, içeriden bilgi, konferanstan benzersiz bir çıkarım, yapay zekâ hakkında ters köşe bir tahmin, bir milletvekilinin sohbetinden parça, yarının haberinden ön izleme.Epstein sınıfı şunu anlıyor: Bilgi ne kadar erişilebilir hale gelirse, kamuya açık olmayan bilgi o kadar kıymetli oluyor. Herkes fikirlerini anında yayınladıkça, gizli tutulan görüş daha değerli hale geliyor. E-postalar, paylaşmayan ya da paylaşamayanlar için özel, ikili bir sosyal medya: Tek abonesi olan Substack adaları. Ve “edge” sunarak alakalı kalmak zorunda olanlarda susuzluk ve caka satma, çaresizlik ve salınarak yürüme hissediliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">“Matt C’yi DJT ile golf turnuvasında gördüm, neden orada olduğunu biliyorum,” diye yazıyor eski Trump Hotel yöneticisi Nicholas Ribis Epstein’a – çift terapistlerinin “dikkat talebi” dediği şey. Dönemin üst düzey bankacısı Jes Staley, eski CIA Direktörü George Tenet ile yemeği laf arasında geçiriyor ve beklediği tepkiyi alıyor: “Tenet nasıldı?” Summers, SoftBank ve Suudi varlık fonuyla toplantılarından bahsederek yem atıyor. Epstein ısırıyor: “Kim dikkat çekti?” Sonra Summers tescilli bilgiyi sunabiliyor. Devam ediyor: İnsanlar ne diyor? FBI direktörlüğü için kimi duyuyorsun? Bill Clinton’a adını düşüreyim mi?Bazen bu insanların zihinleri bir gazete haberiyle bile patlayacakmış gibi geliyor. Kuhn Epstein’a: “Trump yönetiminin politikaları hakkında senin fikrini almayı çok isterim.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein’dan siyasi analiz istemek garip görünebilirken, bu sınıf için içgörünün değeri alıcı sayısıyla ters orantılı. Ve en büyük gösteriş, içeriden bilgi alıp “Hiç devrimci bir şey yok aslında,” diye omuz silkmek – Fransız bankacı Ariane de Rothschild, Portekiz başbakanıyla görüşürken böyle yazıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Göçebe sinyaller bağlantıyı başlatıyor, edge akışı sürdürüyor, altında ise daha derin bir takas işliyor. Akıllılar paraya ihtiyaç duyuyor; zenginler akıllı görünmek istiyor; ağırbaşlılar Summers’ın “kazançlı ve ahlaksızlar arasında yaşam” dediği şeye yakınlık arıyor; Epstein ise mavi çip insanlarla ilişki kurarak adını temizlemeye ve güçlü olmayanlara karşı işlenen suçlara karşı affedici olmaya ihtiyaç duyuyordu. Herkesin bir tür sermayesi var ve takas yapıyor. İş, sermaye aklaması: Para prestije, prestij eğlenceye, eğlence bilgiye, bilgi paraya.Summers Epstein’a: “Sen Wall Street’in sert adamısın, entelektüel merakın var.” Epstein cevap veriyor: “Sen de entelektüelsin ama Wall Street merakın var.”Başka bir e-postada Epstein, Krauss’a iklim bilimi üzerine yazım hatalı ve yanlış fikirler sunuyor: Kanada’nın küresel ısınmayı sevdiğini (soğuk diye – sevmiyor), Güney Kutbu’nun aslında soğuduğunu (hızla eriyor). Krauss, Epstein’ın zengin-adam teorileştirmesine izin verip nazikçe düzeltiyor ve daha fazla araştırma fonu ipucu veriyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu modern elit için akıllı görünmek, eskiden arazi miras almak gibi: Kapıları açan bir garanti. Paylaşılan bir bağlantı tek başına duramaz; sizin benzersiz yorumunuz eklenmeli. Krauss militant ateizm üzerine New Yorker makalesini gönderiyor; Chomsky çok paragraflı cevap veriyor; Epstein şöyle yazıyor: “Din birçok insanın hayatında önemli olumlu rol oynuyor. Fanatizmden hoşlanmıyorum, iki tarafta da. Üzgünüm.” Bu nedense Krauss’a Johnny Depp’i Epstein’ın özel adasına getirme önerisine dönüşüyor. Defalarca akademisyen tipler, araştırmalarının ön izlemelerini sunuyor ya da Epstein’ın “fikirlerine” ilgi gösteriyor. “Belki iklim değişikliği aşırı nüfusu kontrol etmenin iyi bir yolu,” diye mırıldanıyor Alman bilişsel bilimci Joscha Bach. Bu her yöne sermaye takasının özel bir odak noktası, Epstein-Summers ve eşi Elisa New üçgeninde beliriyor. Summers, Epstein’ın ev sahipliğinden, ipuçlarından, Trump dünyasından yarı-içgörüden ve en iğrenç şekilde yıllanmış evliliğine dair flört tavsiyesinden faydalanıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">New, Epstein’dan Woody Allen’a ulaşma ve televizyon şiir programına davet e-postalarını düzenleme yardımı istiyor. Epstein ona elit adetlerini ve motivasyonlarını öğretiyor: “Programıma gel” demeyin; “Serena Williams, Bill Clinton ve Shaq’ın da katılacağı programıma katılın” deyin. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein, Harvard profesörleri ve eski Hazine Bakanı ile ilişki kurarak zeki-yakın görünme, itibar temizleme ve devlet adamı rolü yapma faydasını görüyor – bir keresinde Summers’a ve Senegalli politikacı Karim Wade’e (Epstein’ın “Afrikalıların en karizmatik ve rasyoneli ve saygı duyulanları” dediği) istenmeyen bir tanıtım e-postası gönderiyor. Afrika’da 1,5 milyar insan ve 54 ülke var. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu sınıfın statü oyunları var. Bir ipucu aldığınızda kutsamayı engellemek için “zaten biliyordum” demek. Bir tanıtım teklif edildiğinde en soğuk cevap “hayır”. En büyük güç hareketi ise Maldivler’den Mohamed Waheed Hassan’ın e-postalarının sonundaki “Başkan’ın iPad’inden gönderildi”.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer bir uzaylı Dünya’ya inip ilk gördüğü şey Epstein e-postaları olsaydı, statüyü yazım, gramer ve noktalamadan anlayabilirdi. Bu ağda kullanım gücüyle ters orantılı. Samimi bilim insanları ve akademisyenler düzgün yazıyor. Zengin ve güçlüler kısa, yazım hatalı, düzensiz boşluklu, rastgele virgüllü cevap veriyor. Statü oyunları bir gerçeği gizliyor: Bu insanlar aynı takımda. Yayınlarda çatışabilirler. Karşıt politikaları savunabilirler. Ağdakilerden bazıları diğerlerinin yaptıklarından üzüntü duyduğunu söyler. Ama e-postalar, en yüksek bağlılıklarının şeyleri karar veren sınıfta kalıcı olmak olduğunu gösteriyor. İlkeler ağda kalmakla çatıştığında, ağ kazanır. Epstein Trump’ın yaptıklarından nefret edebilir ama yine de Trump’ın fısıldayanı ve saldırı köpeği Steve Bannon ile takılıyor, kripto düzenlemesi konusunda yardım istiyor. Michael Wolff gazeteci ama Epstein’ın kamu imajı konusunda tavsiyede bulunuyor. Kenneth Starr bir zamanlar Clinton’a karşı cinsel suç iddialarını amansızca takip etmişken, Epstein’ın savunucusu olarak yeniden icat oluyor. Bunlar kalıcı hayatta kalanlar; işler bu yönde giderken kâr eder, sonra tersine dönerken yine kâr eder. “Seçimde hangi takımı tutuyorsun?” diye soruyor eski Microsoft yöneticisi Linda Stone Epstein’a, 2016 öncesi.“Hiçbirini,” diye cevap veriyor.Bir e-postada Wolff ile Bannon’ın söylemini kınıyor; bir başkasında Bannon’ı davet ediyor ve ek konuk öneriyor – Barack Obama’nın Beyaz Saray danışmanı Kathryn Ruemmler.Ruemmler ile yazışmaları özellikle çarpıcı – iğrençlik derecesinden değil, ağın en şekil değiştiren, kendini koruyan ve aşağıdakilere kayıtsız halini göstermesinden. Ruemmler gibi pek çok kişi Obama döneminden kamu hizmetinden özel hukuk pratiğine, sonunda Goldman Sachs’ın baş avukatlığına geçti. Başkanlığı temsil etmekten bankaları temsil etmeye geçiş o kadar normal ki maliyetlerini unutuyoruz: Eski kamu meslektaşlarını alt etme zekâsıyla özel işi yapmak, kamu işini kapıları açık tutacak şekilde nazik yapmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">2014’teki bazı yazışmalarda Ruemmler’ın ABD Başsavcılığı teklifini düşündüğü görülüyor. Ve kime danışıyor? Hüküm giymiş bir cinsel suçluya. Başka bir e-postada Epstein, Trump’ın sınır duvarı için ulusal acil durum ilan edip edemeyeceği konusunda hukuki soru soruyor. Ruemmler, potansiyel bir işverenin kendisine 2 milyon dolar imza bonusu teklif ettiğini söylüyor. Tiranlıktan bonusa kayış, temel bir gerçeği damıtıyor: Ne olursa olsun, bu sosyal ağın üyeleri hep iyi olacak. Ruemmler bir gün New York’a gideceğini söylüyor Epstein’a. “Sonra New Jersey Turnpike’ta mola verip benzin alacağım, tuvalete gideceğim, orada en az 100 kilo fazla kilolu insanları göreceğim, bu gözlem yüzünden hafif panik atak geçireceğim ve sonra hayatımın geri kalanında bir lokma daha yememeye karar vereceğim, onlardan biri olmaktan korktuğum için.” (2015)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ama kalıcı hayatta kalanlar sınıfında bugünün korku sıçraması yarının fırsatına dönüşebilir. Goldman Sachs’a katıldıktan birkaç yıl sonra şirket, anti-obezite ilaçlarını “100 milyar dolarlık fırsat” ilan ediyor. Genelde başkalarının e-postalarını okuyamazsınız. Güçlü insanlar özel sunuculara, BT ekiplerine, avukatlara sahip. Güçlü insanların gerçekten nasıl düşündüğünü, dünyayı nasıl gördüğünü, ne peşinde olduğunu nadir bir bakışta gördüğünüzde, Maya Angelou’yu dinleyin: Onlara inanın. Amerikan demokrasisi bugün tehlikeli bir yerde. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Epstein e-postaları bugünün bir öngösterimi. Bu güçlü insanlar, (bu kurumlar ve topluluklar ağında, işler gerçekten kötüleşmeden önce ne düşünüyor ve ne yapıyorlardı) birbirlerine bakıyor, genel refaha değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu çağ, Epstein da dahil komplo teorilerine inançta patlama gördü, çünkü halkın altında yatan sezgisi doğru: Ülke çoğu zaman bizlerin çoğunluğu için değil, yönetiliyor gibi görünüyor. Halkı komplo teorilerine kapıldığı için aptal diye utandırmak, insanların bize anlatmaya çalıştığını kaçırıyor: Artık geleceklerini seçme işine dahil hissetmiyorlar. Yumurta fiyatından çocuklara yönelik cinsel istismarın önemi kadar küçük ve büyük konularda, tepeden gelen alaycı bir kayıtsızlık hissediyorlar. Ve bakmayı bilme yeteneği. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Şimdi bu kayıtsız Amerikan elitine karşı isyanı kullananlar iktidarda ve şok edici şekilde, önceki herkesten daha kayıtsızlar. Epstein sınıfının kulüpvari pazarlıkları ve ahlaki&nbsp; </span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">tefeciliği artık Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetim felsefesi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Buna rağmen, istismarlarını anlatmak için cesurca öne çıkan hayatta kalanlar, Trump’a ilk gerçek darbeyi indirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dayanışmaları, gerçeğe bağlılıkları ve gücün yanlış ucundakilerin yardım çığlıklarının duyulduğu bir ülke ısrarlarıyla, yukarıdan gelen büyük kayıtsızlığı utandırıyorlar. Bize başka ilişki kurma yollarını gösteriyorlar.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Kaynak:</strong>&nbsp;https://www.nytimes.com/2025/11/23/opinion/meaning-epstein-emails.html&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çeviren:</strong> Çağatay Arslan&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 23:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2026/02/epstein-e-postalarinin-icinde-1770062407.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de iç barış ve dış itibar nasıl sağlanır?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-ic-baris-ve-dis-itibar-nasil-saglanir-11565</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-ic-baris-ve-dis-itibar-nasil-saglanir-11565</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye bir dönüm noktasında. İç yönetim biçimi, dışarıdaki etkisini daha da fazla belirleyecektir. Sorumlu bir bölgesel güç olmak için Türkiye, demokratik kurumlarının bütünlüğünü yeniden tesis etmelidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Benim yaşadıklarım, Türkiye’nin içinde bulunduğu çelişkileri gözler önüne seriyor. Mart ayında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yaparken ve partimin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmek üzereyken, siyasi saiklerle tutuklandım. Hakkımdaki suçlamalar arasında yolsuzluk ve teröre yardım da vardı. Bu sonuncusu, belediye meclisi aday listemizde PKK bağlantılı olduğu iddia edilen bir platformla ilişkisi bulunan isimler olduğu gerekçesiyle yöneltildi. Oysa bu adaylar Yüksek Seçim Kurulu tarafından adaylıkları onaylanmış kişilerdi.</span></span></strong><br />
<br />
<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Temmuz ayında, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör örgütü olarak tanımlanan silahlı bir grup olan Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) mensup yaklaşık 30 kişi, Irak’ın kuzeyinde düzenlenen sembolik bir törende silahlarını bıraktı. Bu devam eden silahsızlanma süreci memnuniyetle karşılanmalı; çünkü ülkemizin siyasi sistemini uzun süredir zedeleyen, ekonomik ilerlemeyi yavaşlatan ve toplumsal ayrışmayı derinleştiren bir şiddet döngüsünü kırmak için tarihi bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda, Türkiye’nin bölgesel rolünü yeniden tanımlaması için eşsiz bir olanak yaratıyor.<br />
<br />
PKK’nin başlattığı ayrılıkçı isyanla başlayan Kürt meselesi, onlarca yıldır Türkiye’nin daha ileri bir demokrasiye ulaşmasının önünde engel oldu. Ne var ki, silahsızlanma süreci ilerlerken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde otoriterliğin artması ve siyasi muhalefetin ciddi baskı altında olması oldukça ironik. Bu yılın başlarında, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) mensup birkaç belediye başkanı—ben dahil—siyasi saiklerle hapse atıldık. Bu gelişme, muhalefete verilen ürkütücü bir mesaj oldu ve Türkiye’deki demokratik katılım alanını daha da daralttı.<br />
<br />
Baskı ortamı barış sürecini de etkiliyor. Kürt halkının uzun süredir dile getirdiği siyasi, kültürel ve ekonomik talepleri kapsayan katılımcı bir siyasal çerçeve olmadan yürütülen bu süreç eksiktir. Irak, Suriye ve İran’da faaliyet gösteren PKK bağlantılı gruplarla nasıl bir angajman kurulacağına dair gerçek bir strateji de oluşturulmamıştır. Oysa bu bölgesel boyutlar ele alınmadan kalıcı bir çözüm mümkün değil. Hükümet açık ve kapsayıcı bir ulusal diyalog başlatmalıydı. Bunun yerine kapalı kapılar ardında müzakereleri tercih etti ve böylece meşruiyet ve güven inşa etme şansını heba etti.<br />
<br />
Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterildiğim CHP için Kürt meselesi sadece bir ulusal güvenlik meselesi değil; aynı zamanda demokrasi, adalet, kalkınma ve kurumsal reform meselesidir. Şiddetin sona erdiği, kalkınmanın teşvik edildiği ve köklü eşitsizliklerin giderildiği uzun vadeli bir stratejiye inanıyoruz. Eşit yurttaşlık, demokratik katılım, hesap verebilirlik ve cumhuriyetin tüm bireylerini kapsayan bir gelecek istiyoruz.<br />
<br />
PKK’nin dağılacağını ilan ettiği andan itibaren iki temel öneri sunduk. İlk olarak, barış sürecinin yasallık, sivil katılım ve kurumsal denetim temelinde yürütülmesini sağlamak için derhal bir parlamento komisyonu kurulmasını talep ettik. Bu komisyon 5 Ağustos’ta ilk kez toplandı. Bu, doğru yönde atılmış bir adımdır. Hükümetin dar güvenlikçi yaklaşımının komisyon çalışmalarına hakim olmasından endişe eden çok kişi var; yine de bizler sürece katılarak demokratikleşme ve toplumsal uyum konularının gündemde yer alması için çaba gösteriyoruz. Bu süreç şeffaf olmalı; Erdoğan koalisyonunun kararlarını onaylayan bir “onay makamı”na dönüşmemelidir.<br />
İkinci olarak, silahsızlanma süreci demokratik normlara dönüşle birlikte yürümelidir. Partizanlıkla ve demokratik gerilemeyle işleyen bir sistemde kalıcı barış olmaz. Meşruiyet sağlayacak kurumlar olan parlamento ve sivil toplum uzun süredir etkisizleştirildi, yargı siyasallaştırıldı. Oysa halkımız için barış, baskı yoluyla değil, meşruiyetle sağlanabilir.<br />
<br />
Benim yaşadıklarım, Türkiye’nin içinde bulunduğu çelişkileri gözler önüne seriyor. Mart ayında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yaparken ve partimin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmek üzereyken, siyasi saiklerle tutuklandım. Hakkımdaki suçlamalar arasında yolsuzluk ve teröre yardım da vardı. Bu sonuncusu, belediye meclisi aday listemizde PKK bağlantılı olduğu iddia edilen bir platformla ilişkisi bulunan isimler olduğu gerekçesiyle yöneltildi. Oysa bu adaylar Yüksek Seçim Kurulu tarafından adaylıkları onaylanmış kişilerdi.<br />
<br />
Bu sırada, barış istediğini söyleyen hükümet, seçilmiş Kürt temsilcilere sistematik olarak baskı uyguladı. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP, şimdi DEM Parti) onlarca belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki kararları ise hala uygulanmadı.<br />
<br />
Erdoğan dönemindeki demokrasi erozyonu sadece iç mesele değildir. Bu durum, güvenlik, enerji ve göç gibi konularda güvenilir ortaklara ihtiyaç duyan dünyada Türkiye’nin potansiyelini de baltalamaktadır. Türk dış politikası tepkiseldir ve iç siyasi hesaplarla yönlendirilmektedir; bu da istikrarsızlık yaratmaktadır. Komşularla ilişkiler çatışma ile yakınlaşma arasında savruluyor.<br />
<br />
Suriye’de Esad rejiminin çökmesiyle şekillenen bölgesel manzara, Orta Doğu’da barış, uzlaşma ve yeniden inşa çabalarına katkı sunmak için gerçek bir fırsat yaratıyor. Türkiye, tüm toplulukları kapsayan adil bir dış politika izlerse bu alanda çok şey yapabilir. Aynı zamanda Avrupa Birliği ile Orta Doğu’da daha fazla iş birliği yapılabilir. Ama bunun için dış politika, içeride demokratik meşruiyet ve hukuk devleti temellerine dayanmalıdır. Temel hakların korunması, Türkiye’nin duraksayan AB üyelik sürecini de yeniden canlandırabilir. Türkiye’nin coğrafi konumu, tarihsel zenginliği ve demokratik mirası, onu istikrar ve ilerleme için güçlü bir aktör haline getirir. Ancak dış politikanın Erdoğan’ın kişisel hırsları ve içerdeki kutuplaştırıcı politikalarla şekillenmesi, bu potansiyeli heba etmektedir.<br />
<br />
Türkiye bir dönüm noktasında. İç yönetim biçimi, dışarıdaki etkisini daha da fazla belirleyecektir. Sorumlu bir bölgesel güç olmak için Türkiye, demokratik kurumlarının bütünlüğünü yeniden tesis etmelidir. Ancak o zaman giderek daha istikrarsız hale gelen dünyada güvenilir bir ortak olabiliriz. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak, ülkemin demokratik yenilenmesini sağlama konusunda kararlıyım. Meşruiyet ve hukukun üstünlüğü temelinde kurulacak yeni bir hükümet, dünyayla net ve kararlı biçimde ilişki kuracaktır.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">* The Economist'ten çevrilmiştir.</span></span></p>

<p><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></p>

<p><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 Aug 2025 10:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/08/turkiyede-ic-baris-ve-dis-itibar-nasil-saglanir-1754723756.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>New York Times Yayın Kurulu: “Türkiye halkı otokrasiye direniyor. Bu cesaret, sessizlikten daha fazlasını hak ediyor”</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/new-york-times-yayin-kurulu-turkiye-halki-otokrasiye-direniyor-bu-cesaret-sessizlikten-daha-fazlasini-hak-ediyor-10944</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/new-york-times-yayin-kurulu-turkiye-halki-otokrasiye-direniyor-bu-cesaret-sessizlikten-daha-fazlasini-hak-ediyor-10944</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">New York Times, İmamoğlu protestolarına yayın kurulu imzalı başyazıyla destek verdi: “İmamoğlu laik bir ilerici, 71 yaşındaki Erdoğan ise dindar bir muhafazakar. İmamoğlu, Erdoğan'ın bir zamanlar olduğu gibi olma potansiyeline sahip: Orta Doğu'daki çatışmaları dizginlemeye yardımcı olurken yurtiçinde istikrar sağlayabilecek pragmatik ve popüler bir Türk lider olabilir. Dış ilişkilerdeki tutumu da ılımlı. 7 Ekim 2023'teki terörist saldırıları nedeniyle Hamas'ı kınadı ve o zamandan beri İsrail'i Gazze'ye yaptığı saldırı nedeniyle eleştirdi. Buna karşın Erdoğan ise Hamas'ı bir kurtuluş örgütü olarak övdü ve İsrail'in yok edilmesi çağrısında bulundu.” Serbesiyet'te <a href="https://serbestiyet.com/featured/ceviri-i-new-york-times-yayin-kurulu-turkiye-halki-otokrasiye-direniyor-bu-cesaret-sessizlikten-daha-fazlasini-hak-ediyor-205635/" target="_blank"><span style="color:#2980b9">yayımlanan</span></a> çeviriyi szlerle paylaşıyoruz.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Amerika Birleşik Devletleri uzun zamandır sicili oldukça kötü olan yabancı hükümetlerle dostane ilişkiler kurmaya istekli olmuştur. Tehlikeli bir dünyada demokrasiler, demokrasi karşıtı ülkeleri kendilerine yabancılaştırmayı göze alamazlar. Ancak otokratik bir rejimle kurulacak herhangi bir ittifak, en azından&nbsp;<em>trade-off</em>’ların dikkatli bir şekilde tartılmasını gerektirir. Bu türden bir ilişki Amerikanın çıkarları açısından ne kadar değerli?&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 22 yıllık iktidarının büyük bölümünde bu ikilemin simgesi oldu. Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişme noktasında bulunan Türkiye, NATO’daki ikinci en büyük orduya sahip önemli bir Amerikan müttetikidir. Ancak Türkiye son on yıldır otokrasiye doğru kayıyor. Erdoğan gücünü artırmak için anayasayı değiştirdi, mahkemeleri kendi kontrolü altına aldı, seçimleri manipüle etti, üniversite hocalarını tasfiye etti, medya kuruluşlarını kapattı, gazetecileri ve protestocuları tutukladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Geçtiğimiz ay Erdoğan demokrasiye yönelik saldırılarını yeni bir noktaya taşıdı. Hükümetine yönelik memnuniyetsizliğin artmasıyla birlikte, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki muhtemel rakibi, İstanbul’un popüler belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve İmamoğlu’nun çevresindeki yaklaşık 100 kişiyi oldukça şaibeli suçlamalarla gözaltına aldı. Tutuklamalar Türkiye’yi, Rusya’nın son yirmi yılda kat ettiği aşamaya sürükledi: Erdoğan, demokratik yollarla oturduğu koltuğun yetkilerini ülkeyi bir otokrasiye dönüştürmek için kullanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İmamoğlu Silivri Cezaevi’nden şu sözleri sarf etti: “Bu, cumhuriyetimizin kurumsal temellerinin kasıtlı olarak ortadan kaldırılmasıdır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın geri kalanından gelen tepkiler ise zayıf oldu. İmamoğlu’nun tutuklanmasından kısa bir süre sonra Trump, Erdoğan için “Ben onu severim, o da beni sever” dedi. Pek çok Avrupalı lider sessiz kaldı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen sadece tutuklamanın “derin bir biçimde endişe verici” olduğunu belirtmekle yetindi. Türkiye’nin stratejik önemi ve Erdoğan’ın iktidarı elinde tuttuğu düşünüldüğünde kolay cevaplar vermek zor. Ancak dünya’daki demokrasiler dengeyi yanlış kuruyor. Türkiye halkını desteklemek ve Erdoğan üzerinde baskı kurmak için daha fazlasını yapabilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Önemli bir nokta da Türk seçmenlerin Erdoğan’dan bıkmış görünmeleri. Anketlere ve siyasi analistlere göre bugün seçim yapılsa muhtemelen İmamoğlu kazanacak. Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan 54 yaşındaki İmamoğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919 yılında bir direniş grubu olarak kurduğu ve daha sonra modern Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk iktidar partisi haline gelen Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir üyesi. Parti, Türkiye için laik bir siyasal tasavvuru taahhüt etmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İmamoğlu 2019 yılında Erdoğan’ın adayına karşı güçlü bir zafer kazanarak İstanbul Belediye Başkanı oldu. Aslında iki zaferden bahsetmek mümkün zira Erdoğan idaresi ilk seçimi iptal etti ve İmamoğlu daha sonra gerçekleşen ikinci seçimi daha kararlı bir şekilde kazandı. O zamandan beri İstanbul’un önemli su yollarından biri olan Haliç’in etrafındaki bölgeyi geliştirerek ve çocuklara ücretsiz süt sağlayarak etkileyici bir yönetim sicili oluşturdu. Dış ilişkilerdeki tutumu da ılımlı oldu; 7 Ekim 2023’teki terörist saldırıları nedeniyle Hamas’ı kınadı ve o zamandan beri İsrail’i Gazze’ye yaptığı saldırı nedeniyle eleştirdi. Buna karşın Erdoğan ise Hamas’ı bir kurtuluş örgütü olarak övdü ve İsrail’in yok edilmesi çağrısında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tüm farklılıklarına rağmen İmamoğlu laik bir ilerici, 71 yaşındaki Erdoğan ise dindar bir muhafazakar. İmamoğlu, Erdoğan’ın bir zamanlar olduğu gibi olma potansiyeline sahip: Orta Doğu’daki çatışmaları dizginlemeye yardımcı olurken yurtiçinde istikrar sağlayabilecek pragmatik ve popüler bir Türk lider olabilir. İktidardaki ilk yıllarında Erdoğan geniş bir siyasi koalisyon oluşturdu, ordudaki subayları sivil bir kontrol altına aldı, ekonomiyi büyüttü, ılımlı bir İslamcılığı teşvik etti, Kürt azınlıkla uzun süredir devam eden çatışmayı çözmeye çalıştı ve komşusu olan Yunanistan ile ilişkileri normalleştirdi. Yaklaşımı George W. Bush ve Barack Obama’yı kendisiyle ilişki geliştirmeye teşvik etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak zaman içinde Erdoğan daha aşırılıkçı, daha yozlaşmış ve iktidarını pekiştirmeye daha fazla odaklanır hale geldi. 2003’te başbakan olarak iktidara geldi ve 2014’te cumhurbaşkanı seçildikten sonra Anayasa’yı değiştirmek üzere harekete geçti. O zamandan beri de otoritesini her şeyin üstünde tutuyor. Dış İlişkiler Konseyi’nden Steven Cook, “<strong>Başarılı bir siyasetçinin sağlıklı düzeyde görülebilecek türden paranoyası ve özgüveni, egomaniye ve kindarlığa metastaz yaptı</strong>.&nbsp;<strong>Bu metastaz Türk siyasi sistemindeki tüm kurumsal kontrol ve dengeleri yok etti.</strong>” İmamoğlu’nun tutuklanması, Erdoğan’ın Türkiye’nin süresiz cumhurbaşkanı olmak istediğinin bir işaretidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu hedefe doğru atacağı bir sonraki adım, bir sonraki seçimin yapılacağı 2028 yılında yeniden aday olmasını engelleyecek olan dönem sınırlamalarından kaçınmaya çalışmak olabilir. Bunu da erken seçim çağrısı yaparak ya da Anayasa’yı yeniden değiştirerek yapabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Erdoğan’ın rakibinin tutuklanması emrini Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden sadece iki ay sonra vermesi dikkat çekicidir. Trump, hem kendi ülkesinde iktidarı sağlamlaştırma girişimleri hem de Vladimir Putin gibi otokratlara yönelik övgüleriyle demokrasiyi küçümsediğini göstermiştir. Trumpist dünya görüşü, benzer düşünen liderleri kendi güçlerini iç muhalefeti ezmek için kullanmaya cesaretlendiren bir güç şovudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak Trump’ın Erdoğan üzerindeki etkisinde bir umut ışığı var: Bu da Erdoğan’ın yabancı hükümetlerin tutumlarından etkilenebileceğinin bir işareti. Her ülke gibi Türkiye’nin de dünyanın geri kalanıyla ilişkilerini önemsemesi gerekiyor. Avrupa ülkeleri, Kanada, Japonya ve Hindistan da dahil olmak üzere diğer demokrasilerin Erdoğan’ın son hamlelerinden rahatsız olmak için birçok sebebi bulunuyor. Hatta Trump’ın bile endişelenmesi için sebepler var.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Türkiye’nin İslamcı aşırıcılığa kayması, terörü destekleyen ve İsrail’i tehdit eden bir başka ülke haline gelebileceğini gösteriyor. En belirgin istikrarsızlık potansiyeli, Beşar Esad’ın diktatörlüğünden kurtulmaya çalışan Suriye’de. Avrupa’da Putin’in hırslarından ve Macaristan’da otoriterliğin yükselişinden endişe duyan siyasi liderler, Türkiye’nin demokrasinin gerilemekte olduğunun bir başka işareti olmasından endişe duymalıdır. Avrupa’nın Erdoğan üzerinde güç kuracak kozları bulunmakta: Almanya Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı ve diğer bazı Batı Avrupa ülkeleri de çok geride değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Bu ülkeler seslerini yükselterek Erdoğan’ın durumunu daha az konforlu hale getirebilirler. Dahası, Erdoğan’ın ticaret, göç ve askeri tedarik gibi oldukça önemli olan geniş bir yelpazedeki konularda ülkesini&nbsp;&nbsp;riske attığını açıkça ortaya koyabilirler. Dünyanın geri kalanı Türkiye’nin otoriterliğe kaymasını engelleyemeyebilir ancak bunu kesinlikle denemelidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yüz binlerce Türk, son yılların en büyük protesto gösterileriyle sokakları doldurdu. Bunu yapmak cesaret gerektiriyordu. Yetkililer bu yaşananlara, birçoğu düzmece davalarla karşı karşıya olan yüzlerce protestocuyu tutuklayarak karşılık verdi. Bu insanların ortaya koyduğu cesaret, halihazırdaki küresel sessizlikten daha fazlasını hak ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaynak: <a href="https://www.nytimes.com/2025/04/27/opinion/turkey-istanbul-protests.html" target="_blank">https://www.nytimes.com/2025/04/27/opinion/turkey-istanbul-protests.html</a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://yeniarayis.substack.com/subscribe" target="_blank"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/ebu%CC%88lten-yeniaray%C4%B1s%CC%A7.png" /></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><a href="https://patreon.com/yeniarayiscom"><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/patreon(1).png" /></a></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Apr 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2025/04/new-york-times-yayin-kurulu-turkiye-halki-otokrasiye-direniyor-bu-cesaret-sessizlikten-daha-fazlasini-hak-ediyor-1745822653.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump&#039;ın olası zaferi ABD ekonomisini nasıl etkiler?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-olasi-zaferi-abd-ekonomisini-nasil-etkiler-7367</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/trumpin-olasi-zaferi-abd-ekonomisini-nasil-etkiler-7367</guid>
                <description><![CDATA[Kasım’daki ABD başkanlık seçimi birçok açıdan kritik öneme sahip. Seçim, yalnızca Amerikan demokrasisinin geleceğini değil, aynı zamanda ekonominin sağlıklı bir şekilde yönetilmesini de ilgilendiriyor ve seçim sonuçlarının tüm dünya üzerinde büyük etkileri olacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Önümüzdeki dört yılda ABD ekonomisinin ne gibi şoklarla karşılaşacağını öngörmek zor. Ama Donald Trump’ın vadettiği hedefler ve düşünülmeden ortaya atılan politika önerileri göz önüne alındığında, Kamala Harris Kasım’daki başkanlık seçimlerini kazanırsa, 2028’de ekonomi çok daha güçlü, adil ve dirençli olabilir.</strong></span></span></span></p>

<p>----</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yazar:</strong> Joseph E. Stiglitz&nbsp;</span></span></span>|<span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> <strong>Çeviri:</strong>&nbsp;Mert Söyler&nbsp;</span></span></span>|<span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> <em>Yazının orijinaline bu </em></span></span></span><em><a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/trump-threat-to-us-economy-by-joseph-e-stiglitz-2024-09" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>linkten</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ulaşabilirsiniz.</span></span></span></em></p>

<p>----</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Kasım’daki ABD başkanlık seçimi birçok açıdan kritik öneme sahip. Seçim, yalnızca Amerikan demokrasisinin geleceğini değil, aynı zamanda ekonominin sağlıklı bir şekilde yönetilmesini de ilgilendiriyor ve seçim sonuçlarının tüm dünya üzerinde büyük etkileri olacak.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerikalı seçmenler sadece farklı politikalar arasında değil, farklı politika hedefleri arasında da bir tercih yapacaklar. Demokratların adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris, henüz ekonomik planını tam olarak açıklamasa da büyük olasılıkla Başkan Joe Biden’ın programının ana unsurlarını sürdürecek. Bu program; rekabetin sürdürülebilmesi, çevrenin korunması (özellikle sera gazı emisyonlarının azaltılması), hayat pahalılığının düşürülmesi, büyümenin sürdürülmesi, ulusal ekonomik bağımsızlık, dayanıklılığın artırılması ve eşitsizliğin azaltılmasına yönelik politikaları kapsıyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>TRUMP'IN NASIL BİR EKONOMİK VİZYONU VAR?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Öte yandan, rakibi eski Başkan Donald Trump, daha adil, güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi inşa etmeyi pek de hedeflemiyor. Cumhuriyetçilerin adayı, kömür ve petrol şirketlerine sınırsız destek vermeyi, Elon Musk ve Peter Thiel gibi milyarderlerle yakın ilişkiler kurmayı vadediyor. Bu da ABD ekonomisinin daha zayıf, rekabet gücünden yoksun ve daha eşitsiz hale gelmesine neden olacak bir yol haritası sunuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayrıca, ekonomi yönetiminde hedefler belirlemek ve bu hedeflere ulaşacak politikalar oluşturmak ne kadar önemliyse, şoklara hızlı yanıt verebilmek ve yeni fırsatları değerlendirebilmek de aynı derecede önemli. Bu konuda iki adayın nasıl performanslar sergileyebileceklerine dair elimizde örnekler var. Trump, önceki başkanlık döneminde COVID-19 pandemisine </span></span></span><a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC9115435/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>son derece kötü</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> bir şekilde yanıt verdi ve bu süreçte bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Ülke liderliğe ihtiyaç duyarken, halka "</span></span></span><a href="https://www.politico.com/news/2021/04/23/trump-bleach-one-year-484399" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>çamaşır suyu enjekte etmelerini</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">" </span></span></span><a href="https://www.bbc.com/news/world-us-canada-52407177" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>önerdi</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha önce görülmemiş krizlerle başa çıkmak, en iyi bilimsel verilere dayanarak zor kararlar almayı gerektirir. Harris, bu tür durumlarda dikkatli ve dengeli çözümler üretebilecek bir lider. Trump ise kaostan beslenen, bilimi reddeden ve fevri davranan bir narsist.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ARTAN&nbsp;BELİRSİZLİK VE EŞİTSİZLİK</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump’ın Çin’e karşı önerdiği çözüm %60 ve üzeri oranda </span></span></span><a href="https://www.piie.com/blogs/realtime-economics/2024/trumps-proposed-blanket-tariffs-would-risk-global-trade-war" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>genel gümrük vergileri</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> uygulamak. Ciddi bir ekonomist, bunun sadece Çin’den doğrudan ithal edilen ürünlerin değil, aynı zamanda Çin yapımı parçalar içeren birçok ürünün de fiyatını artıracağını kolayca söyleyebilir. Bu durumun bedelini en çok alt ve orta gelirli Amerikalılar öder. Enflasyon yükseldikçe ve ABD Merkez Bankası (Fed) faiz artırmak zorunda kaldıkça; yavaşlayan büyüme, artan enflasyon ve yükselen işsizlik gibi etkiler ekonomiye ağır darbeler vuracaktır.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Durumu daha da kötüleştiren bir diğer nokta, Trump’ın Fed’in bağımsızlığını </span></span></span><a href="https://www.reuters.com/world/us/trump-says-president-should-have-say-fed-decisions-2024-08-08/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>tehdit eden</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> aşırı bir tutum takınması. Bu durum aslında yargının ve kamu hizmetlerinin bağımsızlığını baltalamaya yönelik girişimleri de düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Trump’ın yeniden başkan olması, ekonomik belirsizliği artıracak, yatırımları ve büyümeyi düşürecek ve neredeyse kesin olarak enflasyon beklentilerini yükseltecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Vergi politikaları da benzer sorunlarla dolu. 2017’de zenginlere ve şirketlere yapılan vergi indirimlerini hatırlayalım; bu indirimler daha fazla yatırım yerine sadece geniş çaplı hisse geri alımlarına </span></span></span><a href="https://www.imf.org/en/Publications/WP/Issues/2019/05/31/U-S-46942" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>yol açmıştı</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Cumhuriyetçiler zenginlere vergi indirimi konusunda her zaman heveslidir, ama Cumhuriyetçilerin bile birkaçı bu politikanın bütçe açıklarını artıracağını gördü ve bu nedenle 2025’te sona erecek bir </span></span></span><a href="https://www.bmt.com/5-actions-to-take-ahead-of-2025-tax-law-sunset/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>düzenleme</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> eklediler. Fakat Trump, “damlama etkisi” teorisine dayanan vergi indirimlerinin işe yaramadığına ve maliyeti kendi kendine karşılamadığına dair tüm kanıtları görmezden gelerek, 2017 vergi indirimlerini yenilemek ve daha da derinleştirmek </span></span></span><a href="https://edition.cnn.com/2024/06/13/politics/tax-cuts-expiring-trump-biden/index.html" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>istiyor</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Bu da ulusal borca trilyonlarca dolar ekleyecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump gibi popülistler bütçe açıklarını önemsemese de ABD’deki ve dünyadaki yatırımcılar endişelenmeli. Verimliliği artırmayan harcamalarla şişen açıklar, enflasyon beklentilerini yükseltir, ekonomik performansı zayıflatır ve eşitsizliği artırır. Ayrıca, Biden yönetiminin Enflasyonu Düşürme Yasası'nı </span></span></span><a href="https://www.technologyreview.com/2024/02/26/1088921/trump-wants-to-unravel-bidens-landmark-climate-law-here-is-whats-most-at-risk/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>iptal etmek</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, sadece çevreye ve ABD’nin rekabet gücüne zarar vermekle kalmaz, ilaç fiyatlarını düşüren düzenlemeleri ortadan kaldırarak yaşam maliyetlerini de artırır.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>TRUMP'IN ÜNİVERSİTELERE KARŞI SAVAŞI</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Trump ve onun atadığı iş dünyası odaklı yargıçlar, Biden-Harris yönetiminin güçlü rekabet politikalarını geri döndürmeye </span></span></span><a href="https://time.com/6983310/donald-trump-business-capitalism/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>çalışıyorlar</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Bu politikaların kaldırılması, piyasayı etkileme gücüne sahip şirketlerin etkisini artıracak ve yeniliği engelleyerek ekonomik performansı zayıflatacak, dolayısıyla eşitsizliği artıracaktır. Ayrıca, gelirle bağlantılı şekilde dağıtılan öğrenci kredileri aracılığıyla yükseköğretime erişimi artırma girişimlerini iptal ederek, 21. yüzyılın yenilikçi ekonomisi olmanın zorluklarına karşı ABD'nin hazırlıklı olmasını sağlayabilmek için en çok ihtiyaç duyduğu sektöre yapılan yatırımları azaltacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">ABD ekonomisinin uzun vadeli başarısı için Trump'ın vizyonunun teşkil ettiği en büyük tehlikelerinden biri de şudur: Olası bir Trump yönetimi, Amerika'nın son 200 yıldaki rekabet avantajının ve yaşam standartlarının kaynağı olan temel bilim ve teknolojiye ayrılan bütçeyi büyük ölçüde </span></span></span><a href="https://www.bbc.com/news/articles/c977njnvq2do" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>kesecek</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Trump'ın düşündüğünün aksine, ülkenin ekonomik gücü kumarhanelerde, golf sahalarında veya gösterişli otellerde yatmıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Önceki döneminde Trump, bilim ve teknolojiye ayrılan bütçede büyük kesintiler önermişti, ama aşırı uçta olmayan Cumhuriyetçi Kongre üyeleri bu kesintileri engellemişti. Fakat bu sefer durum farklı olabilir; çünkü Cumhuriyetçi Parti, Trump’ın kişi kültünü yansıtan bir yapıya dönüşmüş durumda. Üstelik parti, ABD'nin bilimsel bilgi havuzunu genişleten, dünya çapında en yetenekli bireyleri çeken ve ülkenin rekabet avantajını sürdüren önde gelen </span></span></span><a href="https://www.insidehighered.com/news/government/politics-elections/2024/07/18/second-trump-term-could-bring-more-pressure-higher-ed" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>üniversitelere</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> karşı açıkça savaş açmış durumda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Daha da kötüsü, Trump hem ulusal hem de uluslararası alanda </span></span></span><a href="https://www.nytimes.com/2024/06/05/us/trump-retribution-justice.html" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>hukukun üstünlüğünü zayıflatmayı</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> kararlılıkla sürdürüyor. Tedarikçilere ve yüklenicilere ödeme yapmayı </span></span></span><a href="https://www.wsj.com/amp/articles/donald-trumps-business-plan-left-a-trail-of-unpaid-bills-1465504454" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>reddetme</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">geçmişi, onun karakteri hakkında çok şey söylüyor: Elindeki gücü kullanarak her şeyi elde etmeye çalışan bir zorba. Şiddet yanlısı isyancılara açıkça destek vermesi, durumu daha da ciddi hale getiriyor. Hukukun üstünlüğü sadece adil bir hukuki düzen için değil; sağlıklı işleyen bir ekonomi ve demokrasi için de kritik öneme sahip. 2024 sonbaharına yaklaşıldığında, ekonominin önümüzdeki dört yılda hangi zorluklarla karşılaşacağını tam olarak bilmek imkânsız. Ancak kesin olan bir şey var: Harris seçilirse, 2028'de ekonomi çok daha güçlü, daha eşit ve daha dayanıklı olacak.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Sep 2024 12:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/trumpin-olasi-zaferi-abd-ekonomisini-nasil-etkiler-1725959349.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Faşistler neden üniversitelerden nefret eder?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/fasistler-neden-universitelerden-nefret-eder-7289</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/fasistler-neden-universitelerden-nefret-eder-7289</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Otoriterler ve otoriter olmak isteyenler, eleştiri ve muhalefetin en güçlü kaynaklarının üniversiteler olduğunu çok iyi bilirler.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">----</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yazar:</strong> Jason Stanley&nbsp;</span>|<span style="color:#000000"> <strong>Çeviri: </strong>Mert Söyler&nbsp;</span>|<span style="color:#000000"> <em>Yazının orijinaline bu </em></span><em><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/sep/05/why-fascists-hate-universities-us-bangladesh-india" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>linkten</u></span></a><span style="color:#000000"> ulaşabilirsiniz.</span></em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">----</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bangladeş’te dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Başlangıçta, hükümetin belirli gruplara ayrıcalık tanıyan kota sistemi nedeniyle üniversite öğrencileri, geniş çaplı barışçıl protestolar başlattı. Giderek daha otoriter bir tutum sergileyen Başbakan Şeyh Hasina Vecid ise durumu küçümseyici bir yaklaşımla geçiştirmeye çalıştı. Fakat bu tavır, protestoları yatıştırmak yerine ülke genelinde daha da yayılmasına sebep oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Temmuz ortasında hükümet sert bir şekilde karşılık verdi, polis yüzlerce öğrenciyi vurdu ve ülke genelinde interneti kesti. Sosyal medyada </span><a href="https://x.com/syedmdehsan/status/1817875919219900807?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1817875919219900807%7Ctwgr%5E01334ed7adb00abb61d27c0021ce552d872c13ec%7Ctwcon%5Es1_&amp;ref_url=https%3A%2F%2Fwww.aljazeera.com%2Fnews%2Flongform%2F2024%2F8%2F7%2Fhow-bangladeshs-gen-z-protests-brought-down-pm-sheikh-hasina" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>polis şiddetinin</u></span></a><span style="color:#000000"> görüntüleri hızla yayıldı. Temmuz sonuna gelindiğinde, bu protestolar ülke çapında bir demokrasi hareketine dönüştü. Sonunda ordu da öğrencilere katıldı ve Hasina ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Öğrencilerin öncülüğünde yürütülen bu demokrasi hareketi, şiddet yanlısı bir otoriter lideri devirdi ve şimdilik başarıya ulaşmış gibi görünüyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ELEŞTİRİ VE MUHALEFETİN KALESİ: ÜNİVERSİTELER</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bangladeş’teki barışçıl öğrenci hareketi, komşu ülkelerde de yankı buldu. Pakistan’da popüler eski başbakan ve muhalefet lideri İmran Han, bir yıl önce Pakistan ordusunun talimatıyla hapse atılmıştı. Medyaya İmran Han’ın adını anmamaları, sözlerini yayınlamamaları ve fotoğraflarını göstermemeleri </span><a href="https://www.bbc.com/news/world-asia-65831780" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>talimatı verilmişti</u></span></a><span style="color:#000000">. Han'ın muhalefet partisinin üyeleri de tutuklanmıştı. Ancak Pakistan’da da şaşırtıcı bir gelişme yaşandı. Bangladeş’teki öğrenci hareketinin başarısından ilham alan Pakistan Öğrenci Federasyonu, İmran Han serbest bırakılmazsa, ülke genelinde öğrenci protestoları başlatacaklarına dair hükümete bir </span><a href="https://www.instagram.com/tribune.pk/p/C-aBFlZCLUq/" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>ültimatom</u></span></a><span style="color:#000000"> verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Bangladeş’te yaşananlar ve Pakistan’da yaşanma ihtimali olanlar, otoriter rejimlerin en büyük korkusu. Otoriter liderler, eleştiri ve muhalefetin odak noktalarının üniversiteler olduğunun farkında. Üniversitelere yapılan saldırılar, faşizmin yükselişinin en önemli işaretlerinden biridir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Hindistan’da </span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/2023/sep/08/biden-india-modi-g20-autocrat" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>otoriter ve Hindu milliyetçisi Başbakan Narendra Modi</u></span></a><span style="color:#000000">, 2014’ten bu yana ülkeyi yönetiyor. Hükümetinin belirgin özelliklerinden biri, Hindistan’ın önde gelen üniversitelerini "Hindistan karşıtı" olmakla </span><a href="https://www.nytimes.com/2024/02/10/world/asia/india-bjp-jnu.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>suçlamak</u></span></a><span style="color:#000000">. Benzer şekilde, Macaristan’ın otoriter Başbakanı Viktor Orban da Budapeşte’deki Orta Avrupa Üniversitesini hedef almıştı ve “toplumsal cinsiyet ideolojisini” yaymakla suçlayarak demagojik bir kampanya başlatmıştı. Orban, yasaları kullanarak üniversiteyi ülkeden kovmayı bile başardı.&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ÜNİVERSİTELER ABD'DE DE HEDEF ALINIYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Amerika Birleşik Devletleri'nde de durum yapısal olarak aynı. Otoriter rejimler ya da otoriter olmak isteyenler, muhalefeti bastırmak amacıyla üniversiteleri doğrudan hedef alıyor. Yale Üniversitesi ve Harvard Hukuk Fakültesi mezunu olan Florida'nın Cumhuriyetçi valisi Ron DeSantis, seçimlerde geniş çaplı hileler yapıldığı yalanını kullanarak azınlıkların oy verme haklarını </span><a href="https://www.democracydocket.com/analysis/floridas-s-b-7050-unpacked/" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>ciddi şekilde kısıtlayan</u></span></a><span style="color:#000000">, otoriter eğilimler taşıyan bir lider olarak dikkat çekiyor. ABD'de seçim hilesi neredeyse hiç yaşanmaz, </span><a href="https://www.brennancenter.org/sites/default/files/analysis/Briefing_Memo_Debunking_Voter_Fraud_Myth.pdf" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>kapsamlı bir araştırma</u></span></a><span style="color:#000000"> bu oranın %0.0003 ile %0.0025 arasında olduğunu ortaya koymuştur. Buna rağmen DeSantis, ayrıca hayali seçim hilelerini soruşturmak üzere bir Seçim Suçları ve Güvenliği Ofisi de kurdu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">DeSantis sadece azınlık seçmenleri değil, yükseköğretim kurumlarını da hedefine aldı. Amerikan Üniversite Profesörleri Birliği'nin (AAUP) Florida'daki kamu eğitim sistemine yönelik siyasi müdahaleler ve akademik özgürlük konulu özel komitesinin 2023 Mayıs'ındaki </span><a href="https://www.aaup.org/file/Preliminary_Report_Florida.pdf" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>raporuna</u></span></a><span style="color:#000000"> göre, "Florida'daki kamu üniversitelerinde akademik özgürlük, kadro güvencesi ve ortak yönetişim; ABD tarihinde benzeri görülmemiş siyasi ve ideolojik temelli bir saldırı ile karşı karşıya." </span><a href="https://www.aaup.org/report/report-special-committee-political-interference-and-academic-freedom-florida%E2%80%99s-public-higher" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>Raporda</u></span></a><span style="color:#000000">, kamu üniversitelerinde profesörler üzerindeki idari tehditlerin çok ciddi olduğu ve bunun bir korku atmosferi yarattığı vurgulanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Tennessee, Florida'dan bile daha ileri giderek Cumhuriyetçi bir vali ve yasama organında Cumhuriyetçi nitelikli çoğunluğa sahip bir tek parti devleti haline geldi. Tennessee Temsilciler Meclisi ve Senatosu, Viktor Orban’ın düşünce kuruluşu Danube Enstitüsü’nü onurlandıran bir karar da aldı. Tennessee eyaletinde, "bölücü kavramların" öğretimini, kamu üniversiteleri de dahil olmak üzere </span><a href="https://publications.tnsosfiles.com/acts/112/pub/pc0818.pdf" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>yasaklayan</u></span></a><span style="color:#000000"> bir yasa bulunuyor. Profesörlerin böyle bir kavramı (örneğin kesişimsellik) öğretip öğretmediğini bildirmek için eyalet yönetimi bir </span><a href="https://comptroller.tn.gov/office-functions/hero/hero-resources/divisive-concepts-reporting-tracking.html" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>online form</u></span></a><span style="color:#000000"> bile sunuyor.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>OTORİTERLERİN İLK HEDEFİ ÜNİVERSİTELER VE AKADEMİSYENLER</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">Seçimlere ve genel olarak demokratik sistemlere yönelik saldırılar, neredeyse her zaman üniversiteleri hedef alır, tıpkı üniversitelerin de demokratik süreçleri koruma eğiliminde olması gibi. Yale Hukuk Fakültesi mezunu ve Cumhuriyetçi başkan yardımcısı adayı JD Vance, 2020 seçimlerinin seçim hileleri şüphesiyle onaylanmaması gerektiğini </span><a href="https://abcnews.go.com/Politics/jd-vance-defends-trump-claims-invoking-jean-carroll/story?id=106925954" style="text-decoration:none"><span style="color:#0563c1"><u>savunmuştu</u></span></a><span style="color:#000000">. Ulusal Muhafazakârlık Konferansı’nda yaptığı bir konuşmada, Richard Nixon’a atıfta bulunarak “Profesörler düşmanlarımızdır” demişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">2023 sonbaharında, Hamas’ın terör saldırısına karşı İsrail’in Gazze’deki vahşi misillemesine tepki olarak, Amerikan üniversitelerinde soykırım karşıtı protestolar başladı. Bu protestolara çok sayıda Yahudi öğrenci de katıldı. Ama bu protestolar, Hamas yanlısı olmakla suçlandı ve elit üniversiteler, öğrencileri, profesörleri ve yönetimleri hem sözlü, hem siyasi, hem de fiziksel olarak hedef alındı. Bu saldırılar, üniversite öğrencilerine yönelik polis gücünün bir gösterisi olarak yorumlanabilir.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="color:#000000">ABD'de Cumhuriyetçi Parti, öğrenci hareketlerinin demokratik potansiyelinin gayet farkında. Otoriterliğe giderek daha çok yaklaştıkça, dünya genelindeki diğer sağcı otoriter hareketler gibi, muhalefeti bastırmaya çalışacak ve bunun ilk adımı üniversite öğrencileri ile akademisyenleri hedef almak olacak. Bangladeşli öğrenciler, büyük cesaret ve kararlılıkla bu stratejinin geri tepebileceğini gösterdiler.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 08:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/fasistler-neden-universitelerden-nefret-eder-1725601447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zekâ devrimi daha fazla refah getirecek mi?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-devrimi-daha-fazla-refah-getirecek-mi-7216</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-devrimi-daha-fazla-refah-getirecek-mi-7216</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay zekâ; ekonomilerimizi, işgücü piyasalarını, toplumları ve siyaseti köklü bir şekilde değiştirme potansiyeline sahip. Fakat, yapay zekânın getireceği söylenen ekonomik patlama beklentilerine rağmen, tarih bize teknolojik ilerlemelerin genellikle yaşam standartlarını hemen yükseltmediğini ve çoğu zaman büyük bir karmaşa yarattığını gösteriyor.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">(</span></span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazar: Diane Coyle |&nbsp;</span></span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Çeviri: Mert Söyler |&nbsp;&nbsp;</span><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Yazının orijinaline bu <a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/history-suggests-ai-may-not-boost-short-medium-term-growth-by-diane-coyle-2024-08" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">linkten</span></a> ulaşabilirsiniz.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Küresel ekonomik büyüme yavaşlarken, birçok kişi teknolojik yeniliklerin bu duruma çare olabileceğini düşünüyor. Örneğin, Uluslararası Para Fonu'nun son <a href="https://www.imf.org/en/Publications/WEO/Issues/2024/04/16/world-economic-outlook-april-2024" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">Dünya Ekonomik Görünüm Raporu</span></a>, yapay zekânın verimliliği ve GSYİH'yi artırma potansiyeline vurgu yapıyor. Fakat rapor, yapay zekânın etkisinin ne kadar büyük olacağı konusunda belirsizlikler bulunduğundan, bu tahminlere dikkatle yaklaşılması gerektiği uyarısında da bulunuyor. Yapay zekâ gerçekten de bize daha refah dolu bir gelecek sunabilir, ancak bu büyük ölçüde bu teknolojilerin nasıl geliştiğine bağlı.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dünya şu anda iki büyük teknolojik devrimin ortasında: net sıfır, yani sera gazı emisyonlarını nötrleyen ekonomiye geçiş ve yapay zekâ benzeri diğer dijital teknolojilerin hızla yükselmesi. Bu devrimler, ekonomilerimizi yeniden şekillendirmeye, çalışma biçimimizi, ürettiğimiz ve tükettiğimiz mal ve hizmetleri, finansal piyasaların yapısını ve dinamiklerini değiştirmeye hazırlanıyor. </strong></span></span></em></p>

<h2><strong style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">YENİ KÜRESEL ATILIMIN ANAHTARI YAPAY ZEKÂ MI?</strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Teknolojiye dair mevcut iyimserlik dalgası ve yeni teknolojilerin işgücü piyasalarına etkisi konusundaki kaygılar, yapay zekânın ekonomistler tarafından "genel amaçlı teknoloji" olarak kabul edilmesinden kaynaklanıyor. Bu tür yenilikler, belirli bir sektörde sınırlı kalmak yerine, tüm ekonomiyi etkiler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Genel amaçlı teknolojiler iki ana gruba ayrılabilir: buhar makinesi ve elektrik gibi enerji üretiminde devrim yaratanlar ile matbaa ve telefon gibi iletişimi dönüştürenler. Bu tür yeniliklerin tam potansiyelini ortaya çıkarması genellikle yıllar, </span><a href="https://warwick.ac.uk/fac/soc/economics/research/workingpapers/1989-1994/twerp339.pdf" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);">hatta on yıllar</a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> alabilir, ancak verimliliği artırarak hızlı ekonomik büyümeye yol açabilirler.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Dünya şu anda iki büyük teknolojik devrimin ortasında: net sıfır, yani sera gazı emisyonlarını nötrleyen ekonomiye geçiş ve yapay zekâ benzeri diğer dijital teknolojilerin hızla yükselmesi. Bu devrimler, ekonomilerimizi yeniden şekillendirmeye, çalışma biçimimizi, ürettiğimiz ve tükettiğimiz mal ve hizmetleri, finansal piyasaların yapısını ve dinamiklerini değiştirmeye hazırlanıyor. Ancak esas soru şu: Bu köklü değişimler, daha hızlı ekonomik büyümeye yol açacak mı?</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>18. ve 19. yüzyıllarda buhar gücü ve demiryollarının GSYİH'ye katkısını tam olarak ölçmek ilginç bir şekilde zor olsa da, bu döneme Sanayi Devrimi denmesinin bir sebebi var. Charles Dickens ve Émile Zola gibi yazarların ölümsüzleştirdiği bu gelişmeler insanların hem iş hayatını hem de günlük yaşamlarını kökten değiştirdi.</strong></span></em></span></p>

<h2><strong style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">SANAYİ DEVRİMİ'NDEN ÇIKARILABİLECEK DERSLER</strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Tarih, bu dönüşümlerin nasıl gerçekleşebileceğine dair önemli dersler sunar. Bunlardan biri, teknolojik ilerlemelerin başlangıçta yüzeysel ve küçük adımlarla ilerler gibi görünebileceği, ancak uzun vadede geniş kapsamlı ve derin etkiler yaratabileceğidir. Örneğin, 18. ve 19. yüzyıllarda buhar gücü ve demiryollarının GSYİH'ye katkısını tam olarak ölçmek <a href="https://eprints.lse.ac.uk/22354/1/wp75.pdf" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">ilginç bir şekilde zor</span></a> olsa da, bu döneme Sanayi Devrimi denmesinin bir sebebi var. Charles Dickens ve Émile Zola gibi yazarların ölümsüzleştirdiği bu gelişmeler insanların hem iş hayatını hem de günlük yaşamlarını kökten değiştirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Ayrıca, teknolojik ilerlemeler her zaman yaşam standartlarında anında iyileşme sağlamaz ve büyük çaplı bir kargaşa yaratabilir. Johannes Gutenberg'in 15. yüzyılda hareketli matbaa makinesini icat etmesi buna iyi bir örnek teşkil eder. Bu icat, İncil'in yerel dillere çevrilmesini sağlayarak ve sıradan insanların erişimine sunarak, büyük sosyal ve kültürel değişimlerin önünü açtı.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Bu değişiklikler, dini metinler üzerindeki manastır kontrolünün zayıflamasına ve Protestanlığın yükselişine neden oldu, bu da şiddetli din savaşlarına yol açtı. Max Weber, Protestan iş ahlakının kapitalizmin temelinde yattığını savunmuştu. Bu teori zaman içerisinde tartışmalı bir hale gelse de matbaanın ve ucuz kitapların yaygınlaşmasının okuryazarlık oranlarını artırdığı ve Aydınlanma'nın temelini attığı su götürmez bir gerçektir.</span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay zekâ devriminin yol açacağı toplumsal ve siyasal çalkantılar, yapay zekânın getirdiği doğrudan ekonomik etkileri gölgede bırakabilir. Ekonomistler yapay zekânın işgücü piyasasına olası etkilerini incelerken, siyaset bilimciler büyük dil modellerinin ürettiği dezenformasyon ve deepfake'lerin yarattığı istikrarsızlıkları ele alıyor.</strong></span></span></em></p>

<h2><strong style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">EKONOMİK BÜYÜME, TOPLUMSAL VE SİYASAL ÇALKANTILARLA BİRLİKTE GELECEK</strong></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Matbaa ayrıca Sanayi Devrimi'ni tetikleyen kilit unsurlardan biri oldu, benzersiz bir deneycilik dalgası başlattı ve bilimsel merak duygusunu güçlendirdi. Akademi kökenli ekonomistlerin, matbaa ile ekonomik büyüme arasında doğrudan bir bağlantı kurması zor olabilir, ancak bu icat olmasaydı bildiğimiz dünya var olmayacaktı. Bu da yapay zekânın ekonomik etkilerine dair beklentilerimizi, en azından kısa vadede, sınırlı tutmamız gerektiğini gösteriyor. Yapay zekâ sektörü hızla büyüse de kısa ve orta vadede GSYİH'yi önemli ölçüde artırmasını beklemek için pek fazla sebep yok.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Ayrıca, yapay zekâ devriminin yol açacağı toplumsal ve siyasal çalkantılar, yapay zekânın getirdiği doğrudan ekonomik etkileri gölgede bırakabilir. Ekonomistler yapay zekânın işgücü piyasasına </span><a href="https://shapingwork.mit.edu/wp-content/uploads/2023/10/Paper_Artificial-Intelligence-and-Jobs-Evidence-from-Online-Vacancies.pdf" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">olası etkilerini</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> incelerken, siyaset bilimciler büyük dil modellerinin ürettiği dezenformasyon ve deepfake'lerin yarattığı </span><a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0048733322001494" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">istikrarsızlıkları</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> ele alıyor. Bilgi ve iletişim teknolojileri, normları ve kurumları ilk bakışta belli olmayan ama önemli şekillerde etkileyebilir.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Örneğin, </span><a href="https://www.parliament.uk/about/living-heritage/transformingsociety/transportcomms/roadsrail/kent-case-study/introduction/railways-in-early-nineteenth-century-britain/" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">demiryolu ağının</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> gelişimi, insanların ve malların taşınmasını kolaylaştırarak ekonomik olarak güçlü ve yoğun nüfuslu şehirlerin hızla büyümesini sağladı. Benzer şekilde, televizyonun ortaya çıkışı, tüketici beklentilerini </span><a href="https://shslboyd.pbworks.com/f/TV+article+Revolution+in+a+Box+PDF.pdf" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">yeniden şekillendirdi</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> ve kadınların iş gücündeki rolüne dair yerleşik normları sarstı.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Bu tür değişimlerin öngörülemez olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak bu, yaratmak istediğimiz toplumu dikkatlice düşünmemiz ve teknolojiyi bu amaca uygun şekilde nasıl kullanabileceğimizi sorgulamamız gerektiği anlamına geliyor. </span><a href="https://bakkeconsolidated.org/things/the_Grid.pdf" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">Elektrik</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> ve kanalizasyon sistemleri gibi genel amaçlı teknolojiler, siyasi ve toplumsal tartışmalarla şekillenir. Yapay zekânın gelişimini durdurmak veya yavaşlatmak mümkün olmasa da liderler ve politika yapıcılar bu güçlü teknolojilerin ekonomik büyümeye katkı sağlasın ya da sağlamasın, insanlığın yararına kullanılmasını sağlamalılar.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Sep 2024 07:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/yapay-zeka-devrimi-daha-fazla-refah-getirecek-mi-1725294835.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elon Musk kontrolden çıktı. İşte Musk&#039;ı dizginlemenin yolları</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/elon-musk-kontrolden-cikti-iste-muski-dizginlemenin-yollari-7187</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/elon-musk-kontrolden-cikti-iste-muski-dizginlemenin-yollari-7187</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dünyanın en zengin insanı olabilir, ama bu, onu durdurmanın imkânsız olduğu anlamına gelmiyor.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><u>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</u></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"><strong>Yazar:</strong> Robert Reich |&nbsp;<strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler |&nbsp;</span><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/aug/30/elon-musk-wealth-power" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">linkten</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> ulaşabilirsiniz.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"><u>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</u></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Dünyanın en zengin insanı Elon Musk, hızla devasa servetini denetlenemeyen bir siyasi güce dönüştürüyor. Bu gücüyle de şu anda Trump'ı ve dünya çapındaki diğer otoriter liderleri destekliyor. Musk, daha önceki adı Twitter olan X’in sahibi. Geçen ay Donald Trump’ı <a href="https://www.theguardian.com/us-news/article/2024/jul/19/elon-musk-trump-endorsement" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">açıkça desteklediğini duyurdu</span></a>. Daha öncesinde de Trump yanlısı bir siyasi eylem komitesinin (PAC) kurulmasına yardımcı olmuştu. Bu sırada da eski ABD başkanı Trump, X platformunda yeniden görünür olmaya başladı.</span></span></p>

<h2><strong>MUSK, ABD SEÇİMLERİNDE TRUMP'IN TARAFINDA</strong></h2>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Musk geçtiğimiz haftalarda, daha öncesinde Trump'ın seçim kampanyasında çalışan ve saha organizasyonu konusunda uzmanlaşmış bir Cumhuriyetçi ismi işe aldı. Hem Trump hem de Musk, eğer Trump ikinci kere başkan seçilirse beraber çalışma fikrini birkaç kere gündeme getirmişlerdi. Ağustos ayının başlarında Trump ile X üzerinden yaptığı bir </span><a href="https://www.theguardian.com/us-news/article/2024/aug/13/elon-musk-donald-trump-x-interview-delay" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);">konuşmada</a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> Musk, “Bir hükümet verimlilik komisyonu oluşturmak harika olurdu ve böyle bir komisyona yardımcı olmaktan mutluluk duyarım” demişti.</span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Musk ayrıca, Kamala Harris’in seçim kampanyasının yayınlanan ilk videosunun üstüne sahte dublaj yapılmış bir versiyonunu da </span><a href="https://www.theguardian.com/technology/article/2024/jul/29/elon-musk-accused-of-spreading-lies-over-kamala-harris-video" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">paylaşmıştı</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"><span style="color:#2980b9">.</span> Yapay zekâ ile içeriğiyle oynanmış videoda Harris, “ülkeyi yönetmeye dair herhangi bir fikri olmadığını” ve kendisinin “çeşitliliği yansıtmak için işe alınmış en üst düzey kişi” olduğunu söylüyor. Musk, bu videoyu “müthiş” diye etiketleyerek paylaştı ve şu ana kadar yüz milyonlarca izlenme aldı.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Michigan Eyalet Sekreteri, Musk'ın desteklediği "America PAC" isimli siyasi eylem komitesinin, kişisel verilerini paylaşmaları konusunda insanları </span><a href="https://alabamareflector.com/2024/08/05/michigan-officials-investigating-elon-musks-pro-trump-pac-that-claims-to-help-register-voters/" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">kandırdığını</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> öne sürmüştü. America PAC’in internet sitesinde kullanıcılara oy kaydı yaptırma konusunda yardım edileceği vaat edilmesine rağmen; internet sitesi, siyasi rekabetin yoğun olduğu eyaletlerdeki kullanıcıların adlarını ve telefon numaralarını topluyor ve bu bilgileri anti-Harris ve Trump yanlısı reklamlar göndermek için kullanıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Dijital Nefretle Mücadele Merkezi'nin yeni raporuna göre, Musk bu yıl X hesabından seçimle ilgili toplamda </span><a href="https://www.nbcnews.com/tech/misinformation/elon-musk-misleading-election-claims-x-views-report-rcna165599" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">50 tane sahte iddia</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> paylaştı. Bu iddiaların toplamda 1,2 milyar görüntülenmesi var ve hiçbir paylaşımına X’in doğrulama sisteminden herhangi bir “topluluk notu” eklenmedi. Rusya ve diğer yabancı aktörlerin, bu yılki başkanlık seçimlerini Trump lehine </span><a href="https://www.justice.gov/opa/pr/justice-department-leads-efforts-among-federal-international-and-private-sector-partners" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#8e44ad">etkilemek</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> için X’i kullandığına dair kanıtlar giderek artıyor. Musk, bu durumu engellemek için pek bir şey yapmadı. Öte yandan, Musk dünya genelinde sağcı hareketleri destekliyor. Birleşik Krallık’ta aşırı sağcı gruplar, azınlıklara saldırdı ve Musk’ın X platformu, kız çocuklarına yönelik bıçaklı bir saldırı hakkında </span><a href="https://www.theguardian.com/technology/article/2024/aug/08/elon-musk-shares-faked-telegraph-story-rioters-falklands-camps" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">yanlış bilgiler</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> yaydı. Musk, bu nefret eylemlerinin kışkırtıcılarına sadece göz yummakla kalmadı, aynı zamanda bu yalanları retweetleyerek </span><a href="https://www.theguardian.com/technology/article/2024/aug/06/elon-musk-calls-pm-two-tier-keir-over-police-response-to-uk-riots" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">destekledi</span></a><span style="color:#2980b9"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">.</span></span></p>

<h2><strong>X, YALANIN VE YANLIŞ BİLGİNİN KAYNAĞI HALİNE Mİ GELDİ?</strong></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Son 10 ay içerisinde Musk, göçle ilgili bir </span><a href="https://www.nbcnews.com/tech/internet/elon-musk-predicting-civil-war-europe-nearly-year-rcna165469" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">iç savaş</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> öngörüsünde en az sekiz kez bulundu. Britanya’da göç karşıtı sokak isyanları patlak verdiğinde, “iç savaş kaçınılmaz” şeklinde bir </span><a href="https://www.theguardian.com/uk-news/article/2024/aug/05/no-10-criticises-elon-musk-post-x-riots" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">paylaşım yaptı</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">. Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Thierry Breton, Musk’a AB yasalarını hatırlatan bir açık mektup gönderdi. Bu mektupta; nefret, kargaşa, şiddete teşvik veya dezenformasyon gibi zararlı içeriklerin yayılmasının yasak olduğuna dikkat çekti ve AB’nin “vatandaşlarını ciddi zararlardan koruma konusunda çok dikkatli” olacağını belirtti. Musk ise bu mektuba Tropic Thunder filminden bir esprili bir sahneyle </span><a href="https://x.com/elonmusk/status/1823076043017630114?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1823076043017630114%7Ctwgr%5E050de39a10f3c4199ec8d734c87193dad8153bc4%7Ctwcon%5Es1_&amp;ref_url=https%3A%2F%2Fwww.euronews.com%2Fmy-europe%2F2024%2F08%2F13%2Feu-commission-not-drawn-on-musk-insults-against-breton" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">cevap verdi</span></a><span style="color:#2980b9"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Elon Musk kendisini “sınırsız ifade özgürlüğüne inanan” birisi olarak tanımlasa da otoriter hükümetlerin sansür taleplerinin </span><a href="https://english.elpais.com/international/2023-05-24/under-elon-musk-twitter-has-approved-83-of-censorship-requests-by-authoritarian-governments.html" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">%80’inden fazlasını</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> kabul etti. Türkiye'deki seçimlerden iki gün önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren hesapları engelledi. Otoriterlerle olan dostane ilişkileri genellikle işlerine de olumlu yansıyor. Musk, </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2023/sep/14/taiwan-elon-musk-china-comments-response-all-in-summit-los-angeles" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">Tayvan’ı Çin hükümetine devretme</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> önerisinde bulunduktan kısa bir süre sonra Tesla şirketi, Çin hükümetinden </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/2023/jul/29/battery-power-how-china-could-take-charge-of-the-electric-vehicle-market" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">vergi indirimleri</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> aldı. Musk, dünyanın en zengin insanı olabilir ve en etkili sosyal medya platformlarından birine sahip olabilir. Ancak bu, onu durdurmak için güçsüz olduğumuz anlamına gelmiyor.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">İşte Musk’ı dizginlemenin altı yolu:</span></p>

<h3><strong>1. Tesla'yı boykot edin.</strong></h3>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Tüketiciler, Musk’ı daha da zenginleştirip daha fazla zarar verebilir hale getirmemeli. Öte yandan, Tesla'ya yönelik bir boykot halihazırda başlamış olabilir. Son yapılan bir </span><a href="https://www.gbnews.com/lifestyle/cars/elon-musk-avoid-buying-tesla-electric-car-trump" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">ankete göre</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">, İngilizlerin üçte biri Musk’ın son davranışları yüzünden Tesla almaktan vazgeçmiş durumda.</span></p>

<h3><strong>2. Reklamverenler X’i boykot etmeli.</strong></h3>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Büyük reklamverenlerden oluşan bir koalisyon böyle bir boykot düzenledi. Musk ise boykotu düzenleyenleri rekabet karşıtı yasaları ihlal ettikleri gerekçesiyle </span><a href="https://www.theguardian.com/technology/article/2024/aug/08/elon-musk-x-lawsuit-advertisers" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">dava etti</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">. Musk, kendisini ve X’i eleştiren reklamverenlere atıfta bulunarak kendi </span><a href="https://x.com/elonmusk/status/1820849880283107725" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">X hesabından</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px"> “İki yıl barış denedik, şimdi ise savaş zamanı” yazdı.</span></p>

<h3><strong>3. Tüm dünyadaki düzenleyici kurumlar, eğer Elon Musk X’te yalan ve nefret yaymayı bırakmazsa tutuklama tehdidinde bulunmalı.</strong></h3>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Küresel düzenleyici kurumlar bu yönde adımlar atıyor gibi görünüyorlar. Örneğin, 24 Ağustos'ta Fransa’da Telegram’ın kurucusu </span><a href="https://www.theguardian.com/world/article/2024/aug/28/european-union-arrest-telegram-pavel-durov-law-analysis" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">Pavel Durov</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">'un </span><a href="https://www.theguardian.com/technology/article/2024/aug/28/telegram-ceo-charged-france-allowing-criminal-activity-app" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">tutuklanmasında</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">, Fransız yetkililer Durov'un nefret suçları ve dezenformasyonun yayılmasında suça iştirak ettiğini söylüyorlar. Musk gibi, Durov da kendisini sınırsız ifade özgürlüğüne inanan olarak tanımlıyor.</span></p>

<h3><strong>4. ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), bireyleri tehlikeye atabilecek yanlış içerikleri kaldırmasını Musk’tan talep etmeli ve bunu yapmazsa </strong><a href="https://www.federalreserve.gov/boarddocs/supmanual/cch/200806/ftca.pdf" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9"><strong>FTC Yasası'nın Beşinci Maddesi</strong></span></a><strong> uyarınca dava etmelidir.</strong></h3>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Musk’ın, ABD anayasası birinci değişiklik maddesi uyarınca korunan ifade özgürlüğü, kamu yararından üstün değildir. İki ay önce ABD Yüksek Mahkemesi, dezenformasyon içeren paylaşımları kaldırmaları için sosyal medya platformlarına federal kurumların baskı yapabileceğine dair </span><a href="https://www.theguardian.com/us-news/ng-interactive/2024/jun/26/supreme-court-decision-social-media-misinformation" style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px; color: rgb(5, 99, 193);"><span style="color:#2980b9">karar vermişti</span></a><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">. Bu karar, kamu yararı için teknik bir kazanım oldu.</span></p>

<h3><strong>5. ABD hükümeti ve biz vergi mükellefleri, Musk üzerinde ek bir güce sahibiz, tabii eğer bu gücü kullanmaya istekli olduğumuz takdirde. Musk'ın SpaceX'inden başlamak üzere ABD, Musk'la olan sözleşmelerini sonlandırmalıdır.</strong></h3>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Wall Street Journal'in haberine göre 2021’de ABD, gizli ve askeri uyduları fırlatmak için SpaceX ile 1,8 milyar dolarlık bir sözleşme yaptı. Bu anlaşmalar, SpaceX'in gelirinin önemli bir parçası haline geldi. Elon Musk, Eylül 2022'de Kırım'daki saldırıda Starlink hizmetini Rus kuvvetlerine karşı Ukrayna'nın kullanmasına izin verilmediğini ifade etmesine rağmen, geniş bant internet hizmeti için Pentagon ve SpaceX sözleşme imzaladı. Geçtiğimiz yılın Ağustos ayında da Pentagon, SpaceX'in Starshield birimine, Pentagon ortaklarına iletişim hizmetleri sağlaması için 70 milyon dolarlık bir ödeme yapmıştı.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">Tüm bunlar olurken, SpaceX roket fırlatma pazarında büyük bir paya sahip oldu. 2022’de ABD'deki fırlatma noktalarından yapılan atışların üçte ikisi SpaceX roketleriyle yapıldı ve bu yılın ilk altı ayında da roket fırlatmalarının %88'ini SpaceX üstlendi. Özel sektörle sözleşmeler yaparken yüklenicinin güvenilirliğini ABD hükümetinin değerlendirmesi gerekiyor. Musk’ın değişken ve dürtüsel davranışları hem kendisini hem de yönettiği şirketleri güvenilmez kılıyor. Ayrıca hükümet, tekelleşmeye katkıda bulunup bulunmadığını da göz önünde bulundurmalıdır. Musk'ın SpaceX'i hızla bir tekel haline geliyor.</span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif; font-size:16px">ABD hükümeti, kamu yararını hiçe saydığını defalarca gösteren Musk’ın uydularını ve roket fırlatıcılarını neden ulusal güvenlik için bu kadar kritik ve vazgeçilmez hale getiriyor? Gücünü tekrar tekrar kötüye kullanan ve kamu çıkarına aldırmayan birine neden daha fazla ekonomik güç veriliyor? Bunun mantıklı bir gerekçesi yok. Amerikan vergi mükellefleri Elon Musk’ı finanse etmeyi bırakmalı.</span></p>

<h3><strong>6. Musk’ın desteklediği başkan adayının seçilmesi engellenmeli.</strong></h3>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Sep 2024 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/elon-musk-kontrolden-cikti-iste-muski-dizginlemenin-yollari-1725177492.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim değişikliği: Kamuoyu ile bilimsel gerçekler arasında neden hâlâ uçurum var?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-degisikligi-kamuoyu-ile-bilimsel-gercekler-arasinda-neden-hala-ucurum-var-7122</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-degisikligi-kamuoyu-ile-bilimsel-gercekler-arasinda-neden-hala-ucurum-var-7122</guid>
                <description><![CDATA[Çocukken hepimiz "kulaktan kulağa" oynamışızdır. Bir mesaj sırayla kişiden kişiye fısıldanır ve mesaj her defasında biraz daha bozulur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bilim insanları, insan faaliyetlerinin gezegenimizi hızla ısıttığı konusunda neredeyse tamamen hem fikirken, toplumun geniş kesimlerinde bu farkındalık aynı netlikte değil.</strong></span></span></span></p>

<p><u>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</u><u>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</u></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Yazar:</strong> Tracy Walsh&nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></span></span>&nbsp;|<span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> &nbsp; &nbsp;&nbsp;<strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </span></span></span>&nbsp;|<span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yazının orijinaline bu </span></span></span><a href="https://theconversation.com/climate-change-why-is-there-still-a-gap-between-public-opinion-and-scientific-consensus-and-how-can-we-close-it-235733" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>linkten</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ulaşabilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><u>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</u></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Çocukken hepimiz "kulaktan kulağa" oynamışızdır. Bir mesaj sırayla kişiden kişiye fısıldanır ve mesaj her defasında biraz daha bozulur. Bu oyunda, mesajın aslı değil, insanların nasıl anladığı önemlidir. Ama 1975’te ABD Savunma Bakanı </span></span></span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/James_R._Schlesinger" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>James Schlesinger</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">’ın dediği gibi, "Herkesin kendi görüşü olabilir, ama kendi gerçekleri olamaz."</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bugün bu söz, iklim değişikliği için de geçerli. Bilim insanlarının büyük çoğunluğu, insan faaliyetlerinin atmosferi, okyanusları ve karaları ısıtarak kısa sürede büyük değişikliklere neden olduğu konusunda </span></span></span><a href="https://report.ipcc.ch/ar6/wg1/IPCC_AR6_WGI_FullReport.pdf" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>hemfikir.</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> Ancak kamuoyunda durum bu kadar net değil. Bilim insanlarının </span></span></span><a href="https://climatecommunication.yale.edu/publications/public-understanding-vs-scientific-consensus/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>%97'si</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu kabul ederken, toplumun geri kalanında bu fikir birliği yok.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ABD’de Demokrat seçmenlerin %82’si insan faaliyetlerinin iklim değişikliğine büyük ölçüde katkıda bulunduğuna inanırken, Cumhuriyetçilerde bu oran sadece %38. Bu bölünme, krize verilen tepkilerde de kendini gösteriyor</strong></span></span>.</span></em></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>AYNI GERÇEKLER, FARKLI ALGILAR</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Çeşitli </span></span></span><a href="https://www.undp.org/publications/peoples-climate-vote-2024" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>araştırmalar</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ve </span></span></span><a href="https://www.euronews.com/green/2024/03/25/over-half-of-european-voters-think-climate-action-is-a-priority-exclusive-euronews-poll-re" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>anketler</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, iklim değişikliği konusunda Avrupa'da Amerika Birleşik Devletleri'ne göre daha güçlü bir fikir birliği olduğunu gösteriyor. ABD’de vatandaşların sadece %12’si, bilim dünyasının iklim değişikliği konusunda neredeyse tam bir fikir birliği içinde olduğunun farkında. Bu durum </span></span></span><a href="https://theconversation.com/climate-change-misinformation-fools-too-many-people-but-there-are-ways-to-combat-it-170658" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>dezenformasyon</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, </span></span></span><a href="https://theconversation.com/media-impartiality-on-climate-change-is-ethically-misguided-and-downright-dangerous-130778" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>medyanın olayı ele alış şekli</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ve </span></span></span><a href="https://theconversation.com/the-thinking-error-that-makes-people-susceptible-to-climate-change-denial-204607" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>bilişsel önyargılar</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> gibi etkenlerin bir sonucu. İklim değişikliğini </span></span></span><a href="https://theconversation.com/media-impartiality-on-climate-change-is-ethically-misguided-and-downright-dangerous-130778" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>tartışmaya açık bir konu gibi göstermek</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, bilimsel gerçeklerin önemini azaltır ve iklim değişikliğini inkâr eden veya </span></span></span><a href="https://www.nature.com/articles/s41558-023-01910-2" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>çözümleri geciktiren</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">görüşleri güçlendirir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Ayrıca, kanıtların ideolojik yorumlarını yalnızca bilimsel bir anlaşmazlık gibi sunma eğilimi var: ABD’de Demokrat seçmenlerin %82’si insan faaliyetlerinin iklim değişikliğine büyük ölçüde katkıda bulunduğuna inanırken, Cumhuriyetçilerde </span></span></span><a href="https://www.pewresearch.org/science/2023/10/25/how-americans-view-future-harms-from-climate-change-in-their-community-and-around-the-u-s/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>bu oran sadece %38</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Bu bölünme, krize verilen tepkilerde de kendini gösteriyor.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>2015 Paris Anlaşması gibi sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütleri genellikle bağlayıcı değil. Bu da değişimin önündeki en büyük engeli ortaya koyuyor: Bu taahhütler herhangi bir yasal zorunluluk içermiyor, etkili yaptırım mekanizmalarına sahip değil ve hesap sorulabilirlik mekanizmaları eksik. Bu da anlaşmaların altını oyuyor ve dengesiz, tutarsız uygulamalar, bazı ülkelerin “bedavadan yararlanmasına” yol açıyor. Bu ülkeler, emisyonların azalmasından faydalanırken, maliyete çok az katkı sağlıyorlar.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>YAPTIRIM YOKSA HESAP VEREN DE YOK</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Uluslararası toplumun genel tepkisi aslında pek de yavaş sayılmaz. Hükümetler ve çok taraflı kuruluşlar, konunun ciddiyetini fark ettikçe, farklı düzeylerde de olsa, iklim değişikliğini hafifletme ve uyum sağlama planlarını uygulamaya koymak için taahhütler verdiler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Aynı durum, </span></span></span><a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/climate-strategies-targets/2050-long-term-strategy_en" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>karbon salınımlarını azaltma planlarında</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> da geçerli, fakat </span></span></span><a href="https://www.un.org/en/climatechange/paris-agreement" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>2015 Paris Anlaşması</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> gibi sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütleri genellikle bağlayıcı değil. Bu da değişimin önündeki en büyük engeli ortaya koyuyor: Bu taahhütler herhangi bir </span></span></span><a href="https://www.carbonbrief.org/explainer-why-chinas-provinces-are-so-important-for-action-on-climate-change/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>yasal zorunluluk içermiyor</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, etkili yaptırım mekanizmalarına sahip değil ve hesap sorulabilirlik mekanizmaları eksik. Bu da anlaşmaların altını oyuyor ve dengesiz, tutarsız uygulamalar, bazı ülkelerin “</span></span></span><a href="https://www.weforum.org/agenda/2022/06/incentives-free-rider-problem-climate-change-mitigation/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>bedavadan yararlanmasına</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">” yol açıyor. Bu ülkeler, emisyonların azalmasından faydalanırken, maliyete çok az katkı sağlıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Şirketlerin, ülkelerin ve </span></span></span><a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/deebef5d-0c34-4539-9d0c-10b13d840027/NetZeroby2050-ARoadmapfortheGlobalEnergySector_CORR.pdf" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>küresel enerji sektörü</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">nün </span></span></span><a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement/nationally-determined-contributions-ndcs" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>geçiş planları</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, karbon salınımlarını nötrlemeye ve net sıfır hedeflerine ulaşmak için detaylı stratejiler içeriyor. Bu planlar, teknolojik yeniliklerden yeni regülasyonlara, yatırımlardan </span></span></span><a href="https://theconversation.com/here-are-the-most-effective-things-you-can-do-to-fight-climate-change-183555" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>bireysel ve toplumsal davranış</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> değişikliklerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ancak, karbon salınımlarını nötrleme ve net sıfır gibi hedefler konusundaki </span></span></span><a href="https://www.nature.com/articles/s41558-021-01245-w" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>kafa karışıklığı</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, birçok durumda değişimi zorlaştıran bir engel oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">2015 Paris Anlaşması'ndan bu yana bazı ilerlemeler kaydedildi. O dönemde mevcut politikalarla 2030'a kadar emisyonların %16 artması bekleniyordu. Şu anki projeksiyonlara göre bu artış %3'e kadar düşürüldü ancak küresel ısınmayı 2°C ile sınırlamak için emisyonların %28, 1,5°C ile sınırlamak için ise %42 azaltılması gerekiyor. Örneğin, Çin'in enerji sektöründeki karbondioksit emisyonları 2023'te </span></span></span><a href="https://www.carbonbrief.org/analysis-record-drop-in-chinas-co2-emissions-needed-to-meet-2025-target/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>%5,2 arttı</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Bu durum, hedefe ulaşmak için 2025'te %4-6 kadar büyük oranda bir azaltım yapılması gerektiği anlamına geliyor.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KARBON EMİSYONLARINI NEDEN YAVAŞLATAMIYORUZ?</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">İnsanlığın iklim değişikliğine karşı tutumundaki tutarsızlıkların basit veya tek bir açıklaması yok. Bu sorun oldukça karmaşık ve karmaşıklığını anlamadan davranışları değiştirmek zor. Yıllık büyüme hızı yavaşlasa da, fosil yakıtlara olan küresel talep henüz </span></span></span><a href="https://www.iea.org/news/the-energy-world-is-set-to-change-significantly-by-2030-based-on-today-s-policy-settings-alone" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>zirveye ulaşmadı</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. 2030'a kadar zirveye ulaşması bekleniyor, ama bunun gerçekleşmesi için elektrikli araçların yaygınlaşması, Çin ekonomisinin yavaş büyümesi ve yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yapılması gerekiyor.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p><a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/8834d3af-af60-4df0-9643-72e2684f7221/WorldEnergyInvestment2023.pdf" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Petrol ve doğal gaz yatırımlarına</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> hâlâ büyük miktarda para akıtılıyor. 2016-2023 yılları arasında yıllık ortalama yaklaşık 0.75 trilyon dolar bu sektöre yatırıldı. 2023’te temiz enerjiye yapılan küresel yatırım ise yaklaşık 1.8 trilyon dolara ulaştı; fakat bu yatırımlar çoğunlukla Çin, Avrupa Birliği ve ABD gibi birkaç ülkede yoğunlaşıyor. </span></span></span><a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/8834d3af-af60-4df0-9643-72e2684f7221/WorldEnergyInvestment2023.pdf" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Hidrokarbonlara yatırılan her dolara</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> karşılık temiz enerjiye yaklaşık 1,8 dolar yatırım yapılıyor, ancak bu paranın tamamı yenilenebilir enerjilere gitmiyor. Ayrıca, uzun vadeli “</span></span></span><a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0140988323003778" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>geri tepme etkileri</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">”, yani fiyatın düşmesinden dolayı talepte yaşanabilecek olan büyük artışlar kömür gibi bazı ham maddelerin kullanımındaki azalmaları yeniden yükseltebilir. Ayrıca, karbondioksit emisyonlarını </span></span></span><a href="https://climate.nasa.gov/news/3134/reducing-emissions-to-lessen-climate-change-would-yield-dramatic-health-benefits-by-2030/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>azaltmanın yararları</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> küresel ve uzun vadeli olsa da, maliyetleri genellikle </span></span></span><a href="https://theconversation.com/the-end-of-thermal-cars-why-electric-vehicles-arent-a-silver-bullet-202210" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>yerel ve anlık</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu arada, düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkelerde kalkınma hâlâ pek çevre dostu değil. Örneğin, </span></span></span><a href="https://www.economist.com/the-economist-explains/2021/11/16/why-is-india-clinging-to-coal?utm_medium=cpc.adword.pd&amp;utm_source=google&amp;ppccampaignID=18151738051&amp;ppcadID=&amp;utm_campaign=a.22brand_pmax&amp;utm_content=conversion.direct-response.anonymous&amp;gad_source=1&amp;gbraid=0AAAAADf4Abb_tskzXaszcFaPszbHsQsS_&amp;gclid=CjwKCAjwhvi0BhA4EiwAX25uj_43Sbhb3JLYLXAJJBxJisVTXs_rPObLUEnfoz3Abz9V_h4Mtw7PfxoCMjcQAvD_BwE&amp;gclsrc=aw.ds" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Hindistan'ın kömüre bağımlılığı</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> devam ediyor. Oysa karbon emisyonlarını azaltmanın faydaları, birçok sektörde maliyetlerden </span></span></span><a href="https://www.lse.ac.uk/granthaminstitute/news/economic-co-benefits-of-reducing-co2-emissions-outweigh-the-cost-of-mitigation-for-most-big-emitters/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>daha ağır basıyor</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Bazı çözümler, kaynakları daha verimli yönetmek için altyapı veya teknoloji gerektiriyor, ama daha da önemlisi, yaşam tarzımızda ve değerlerimizde değişiklikler yapmamızı gerektiriyor. Klasik ekonomi rasyonellik kavramını merkeze alarak, yeterli bilgi ve gelirle bir bireyin her zaman kendi refahını en üst düzeye çıkaracak seçimler yapacağını varsayar.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>ÇÖZÜMLER HÂLÂ BELİRSİZ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Tek bir çözüm </span></span></span><a href="https://link.springer.com/referencework/10.1007/978-3-030-72579-2" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>olmadığını</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> görmek zor değil. Bazı çözümler, kaynakları daha verimli yönetmek için altyapı veya teknoloji gerektiriyor, ama daha da önemlisi, yaşam tarzımızda ve değerlerimizde değişiklikler yapmamızı gerektiriyor. </span></span></span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Classical_economics" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Klasik ekonomi</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> rasyonellik kavramını merkeze alarak, yeterli bilgi ve gelirle bir bireyin her zaman kendi refahını en üst düzeye çıkaracak seçimler yapacağını varsayar. Ancak bu yaklaşım yetersiz kalıyor; insanların sadece tüketimle tatmin olmayı hedeflediğini varsayıyor ve başkalarıyla paylaşılan hayalleri, beklentileri ve hedefleri görmezden geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">1950'lerde </span></span></span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Herbert_A._Simon" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Herbert Simon</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">'un çalışmaları, kararlarımızın aslında </span></span></span><a href="https://www.jstor.org/stable/1914185" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>sınırlı rasyonellik</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ile daha doğru bir şekilde açıklandığını ortaya koymuştu. Bilişsel kapasitemiz, bilgi ve zamanımız sınırlı olduğu için, gerçekliği basitleştiriyor ve buna uyum sağlıyoruz. </span></span></span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Zygmunt_Bauman" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Zygmunt Bauman</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">’ın “</span></span></span><a href="https://www.politybooks.com/bookdetail?book_slug=liquid-modernity--9780745624099" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>akışkan modernite</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">” kavramı, katı moderniteden daha esnek, değişime daha yatkın bir topluma geçişi anlatır. Bu yeni düzende insanlar, uzun süre aynı davranış kalıplarını sürdürmekte zorlanırlar. Benzer şekilde </span></span></span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Gilles_Lipovetsky" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Gilles Lipovetsky</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, bireysel arzuların anında tatminini, etik ilkelere bağlılık ve fedakarlığın önüne koyan bir kültürün </span></span></span><a href="https://www.ucp.pt/news/gilles-lipovetsky-ideal-authenticity-leads-us-change-world-others-and-ourselves" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>bireycilik</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ve hazcılığından bahseder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu fikirleri, iklim eylemi ve iklim değişikliğine uyum için </span></span></span><a href="https://link.springer.com/book/10.1007/978-3-031-49137-5" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>adil geçiş</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> süreçlerinde ortaya çıkan fedakârlık zorunluluklarıyla nasıl uzlaştırabiliriz? Belki de çözümün bir parçası, bu karmaşıklığı kabul etmek ve kararlarımızın nasıl şekillendiğini anlamaya çalışmaktır. Önyargıları ve tutarsızlıkları başkalarında fark etmek, kendimizde fark etmekten daha kolaydır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Aug 2024 07:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/08/iklim-degisikligi-kamuoyu-ile-bilimsel-gercekler-arasinda-neden-hala-ucurum-var-1724844097.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Amerika&#039;nın dar görüşlü ve dengesiz kapitalizmi uzun ömürlü olacak şekilde tasarlanmadı</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/amerikanin-dar-goruslu-ve-dengesiz-kapitalizmi-uzun-omurlu-olacak-sekilde-tasarlanmadi-7036</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/amerikanin-dar-goruslu-ve-dengesiz-kapitalizmi-uzun-omurlu-olacak-sekilde-tasarlanmadi-7036</guid>
                <description><![CDATA[Dünyadaki hemen her ekonomiyle karşılaştırıldığında, ABD bugün oldukça iyi bir durumda, ama altı çizilmesi gereken üç önemli nokta var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Derinleşen ekonomik uçurumlar, şirketlerin kısa vadeli kâr odaklı yaklaşımları ve kamu yatırımlarının yetersiz olması ekonomiyi temellerinden sarsıyor. Biden-Harris yönetiminin önemli adımları, bu kırılgan yapıyı düzeltme çabasında olsa da siyasi belirsizlikler bu çabaları gölgeleyebilir. İki farklı gelecek vizyonu arasında ABD ekonomisinin kaderi, Kasım ayındaki seçimlerle belirlenecek.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif">Yazar: Joseph E. Stiglitz &nbsp;</span></span>|&nbsp;<span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"> Çeviri: Mert Söyler&nbsp;</span></span>|&nbsp;</span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> Yazının orijinaline bu </span></span></span><a href="https://thehill.com/opinion/finance/4803280-united-states-economy-challenges/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>linkten</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ulaşabilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Dünyadaki hemen her ekonomiyle karşılaştırıldığında, ABD bugün oldukça iyi bir durumda, ama altı çizilmesi gereken üç önemli nokta var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Birincisi, ekonomik eşitsizlikler çok büyük. İkincisi, şirketlerin dar görüşlü davranışları yetersiz yatırımlara ve dayanıklılığın düşük olmasına yol açtı. Üçüncüsü ise sağcıların, hükümetleri baltalama çabaları; eksik kamu yatırımlarına, yetersiz kamu hizmetlerine ve zayıf regülasyonlara neden oldu. Bu durum alt yapının bozulmasına, iş gücünün büyük bir kesiminde sağlık ve eğitim sorunlarına, ayrıca yüksek maliyetler oluşturan çevre kirliliklerine ve piyasayı manipüle edebilen şirketler problemlerine yol açtı.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:22px"><em><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Geçen çeyrekte GSYİH büyümesi %2,8 oldu. Bunun temel nedeni ise Biden-Harris yönetimi döneminde çıkarılan Enflasyon Düşürme Yasası ve yarı iletken çip üretimini ve araştırmalarını destekleyen CHIPS gibi önemli yasa tasarılarıyla sağlanan güçlü teşvikler. Bu yasalar altyapıyı geliştirdi, bilimi güçlendirdi ve ABD'nin mikroçip piyasasındaki önemli bir zayıflığını giderdi. Fiyatları yükselten arz eksikliğini gidermek için piyasaların harekete geçmesiyle enflasyon hızla düştü.</strong></span></span></em></span></p>

<h2><span style="font-size:22px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;<strong>PROBLEMLERLE BÜYÜYEN ABD EKONOMİSİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Tüm bu problemlere rağmen, ABD ekonomisi gayet iyi gidiyor. Geçen çeyrekte GSYİH büyümesi </span></span></span><a href="https://home.treasury.gov/news/press-releases/jy2505" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>%2,8 oldu</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">. Bunun temel nedeni ise Biden-Harris yönetimi döneminde çıkarılan </span></span></span><a href="https://www.congress.gov/bill/117th-congress/house-bill/5376/text" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Enflasyon Düşürme Yasası</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> ve yarı iletken çip üretimini ve araştırmalarını destekleyen </span></span></span><a href="https://www.congress.gov/bill/117th-congress/house-bill/4346" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>CHIPS</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> gibi önemli yasa tasarıları ile sağlanan güçlü teşvikler. Bu yasalar altyapıyı geliştirdi, bilimi güçlendirdi ve ABD'nin mikroçip piyasasındaki önemli bir zayıflığını giderdi. Fiyatları yükselten arz eksikliğini gidermek için piyasaların harekete geçmesiyle enflasyon hızla </span></span></span><a href="https://www.bls.gov/news.release/cpi.nr0.htm" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>düştü</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Fakat hâlâ yapılması gereken çok şey var. Pandemi sürecinde şirketlerin piyasadaki fiyatları manipüle edebilme güçleri zaten yüksek olan seviyelerden astronomik düzeylere yükseldi. Biden-Harris yönetimi bu durumu düzeltmek için önemli adımlar attı ancak dijital rekabet ekonomisine yönelik, 21. yüzyıl tehditlerine göre uyarlanmış yeni yasalar çıkarılmalı. Yüksek </span></span></span><a href="https://apnews.com/article/homelessness-increase-rent-hud-covid-60bd88687e1aef1b02d25425798bd3b1" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>evsizlik</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> oranları konut sistemimizin de bozuk olduğunun bir işareti. Zengin bir ülkenin daha iyisini yapabilmesi gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Sağlık sistemimiz de çökmüş durumda, bir çözüm bulmamız gerekiyor. Diğer gelişmiş ülkelere kıyasla kişi başına </span></span></span><a href="https://www.healthsystemtracker.org/chart-collection/health-spending-u-s-compare-countries/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>çok daha fazla sağlık harcaması</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> yapmamıza rağmen yaşam beklentimiz daha kısa ve sağlık hizmetlerine erişimde büyük eşitsizlikler yaşıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">İklim değişikliği de varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Kısa vadede bile aşırı hava olaylarının yol açtığı zararları onarmak ve deniz seviyesindeki yükselmelere uyum sağlayabilmek için GSYİH'nın giderek daha büyük bir kısmını harcamamız gerekecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Enflasyon Azaltma Yasası, siyasetçiler tarafından yeşil dönüşümün başlangıcı olarak değerlendirilmeli. Bu dönüşümü yapabilmek için daha fazla regülasyon, kamu yatırımı ve karbon fiyatlandırması gerekecek. Ayrıca, bu sorunu çözebilmek için küresel iş birliğinde gerçek bir öncülük göstermemiz gerekiyor. Geri kalmamalıyız.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Şirket yönetimi yasalarında ve düşünce tarzında yapılacak değişiklikler anlamlı bir dönüşüm yaratabilir. Böylece odak noktamız, kısa vadeli hisse senedi değerlerinden; müşteriler, çalışanlar, topluluklar ve çevre dahil olmak tüm paydaşların uzun vadeli refahına daha fazla önem vermeye geçiş yapabilir. Bunu başarmanın bir yolu da uzun vadeli yatırımcıların daha fazla söz sahibi olabilmesi için şirket yönetimlerinde normalden daha fazla haklar veren sadakat paylarıyla olabilir.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>KISA VADEDEN UZUN VADELİ BAKIŞ AÇISINA GEÇİŞ</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Neoliberal kapitalizm dar görüşlü bir yaklaşım sergiledi. 2008'deki finans kriz ve pandemi sırasında görülen düşük dayanıklılık, bu durumun en öne çıkan iki örneğidir. En büyük zorluk ise, daha uzun vadeli düşünmeyi teşvik etmek olacak. Şirket yönetimi yasalarında ve düşünce tarzında yapılacak değişiklikler anlamlı bir dönüşüm yaratabilir. Böylece odak noktamız, kısa vadeli hisse senedi değerlerinden; müşteriler, çalışanlar, topluluklar ve çevre dahil olmak tüm paydaşların uzun vadeli refahına daha fazla önem vermeye geçiş yapabilir. Bunu başarmanın bir yolu da uzun vadeli yatırımcıların daha fazla söz sahibi olabilmesi için şirket yönetimlerinde normalden daha fazla haklar veren sadakat paylarıyla olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">ABD ekonomisi kısa vadede dört büyük tehdit ile karşı karşıya. Birincisi, mevcut enflasyonun temel sebebinin talep fazlalığından ziyade konut piyasası gibi alanlardaki sektörel arz sıkıntıları olduğunu Amerikan Merkez Bankası FED anlamıyor gibi gözüküyor.</span></span></span></p>

<p><a href="https://www.coxautoinc.com/market-insights/may-2024-atp-report/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>Araba fiyatlarının düşmesini</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> sağlayan çip arzındaki artış, yüksek faiz oranları sayesinde olmadı ve aynı şekilde, konut maliyetlerini düşürmek için gerekli olan yeni konut arzını da yüksek faizler sağlamayacak. Tam aksine, bu sorunları daha da kötüleştirecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">İkinci olarak, eğer Donald Trump seçilirse, Biden-Harris yönetiminin en önemli yasalarının yürürlükten kaldırılması ve yüksek </span></span></span><a href="https://www.reuters.com/world/us/republicans-hope-unity-message-trump-visit-congress-2024-06-13/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>gümrük tarifelerinin</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> uygulanması enflasyonu ciddi şekilde artırıp büyümeyi yavaşlatacaktır. Üçüncü olaraksa, finans piyasalarındaki deregülasyonlar yeni bir finansal kriz riskini artıracak; çevre yasalarının kaldırılması ise sadece bizi tarihin yanlış tarafına koymakla kalmayacak, aynı zamanda geleceğin yeşil teknolojilerinde rekabet avantajımızı düşürecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Son olarak ise, eğer Trump seçilirse, geçtiğimiz Trump döneminde yapılan vergi indirimlerinin yeniden yapılması ve muhtemelen daha da genişletilmesi eşitsizliği artıracak, ihtiyaç duyduğumuz kamu yatırımlarını daha da azaltacak ve özel yatırımların bile azalmasına yol açabilecektir. 2017 yılında Trump'ın </span></span></span><a href="https://www.congress.gov/bill/115th-congress/house-bill/1/text" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>kurumlar vergisini azaltması</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">, daha fazla yatırım veya büyüme getirmedi, tam aksine daha büyük bütçe açıkları ve artan eşitsizlik yarattı. Şirketler </span></span></span><a href="https://www.cbpp.org/blog/record-stock-buybacks-bolster-case-for-raising-corporate-tax-rate" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>hisse geri alımları</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> yaptılar ve yaklaşık </span></span></span><a href="https://www.reuters.com/markets/global-corporate-dividends-hit-record-166-trillion-2023-2024-03-13/" style="text-decoration:none"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#0563c1"><u>bir trilyon dolarlık</u></span></span></span></a><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"> yüksek kar payları ödediler.</span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>Kısacası, şimdiye kadar saydığım pek çok sorunu çözmemize engel olan ve ekonomimize yönelik en büyük tehdidi oluşturan etken tamamen siyasi. İki parti de başarılı bir ekonomi için tamamen farklı vizyonlar sunuyor. Bir parti, 21. yüzyıl ekonomisinin nasıl işlediğini anlamıyor ve asıl olarak geçmişe dönmeyi hedefliyor. Zamanı geri almak mümkün olmasa da, bu politikalar ilerlemeyi tersine çevirip daha da sorunlu bir sistem yaratabilir.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>EKONOMİK PROBLEMLERİN ASIL KAYNAĞI VE ÇÖZÜMÜ: SİYASET</strong></span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Şirketlerin kasalarındaki nakit azalınca, yeni ve kârlı fırsatları değerlendirme kapasiteleri zayıflıyor. Tasarruf sahipleri ise aslında üretken yatırımlara gitmesi gereken fonlarını, düşük vergiler ve yüksek pazar güçleri sayesinde değerleri iyice artan şirketlere yatırım yapmak için kullanıyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Kısacası, şimdiye kadar saydığım pek çok sorunu çözmemize engel olan ve ekonomimize yönelik en büyük tehdidi oluşturan etken tamamen siyasi. İki parti de başarılı bir ekonomi için tamamen farklı vizyonlar sunuyor. Bir parti, 21. yüzyıl ekonomisinin nasıl işlediğini anlamıyor ve asıl olarak geçmişe dönmeyi hedefliyor. Zamanı geri almak mümkün olmasa da, bu politikalar ilerlemeyi tersine çevirip daha da sorunlu bir sistem yaratabilir. Bu, belki en üstteki birkaç kişiyi zenginleştirebilir, ama bundan bile emin değilim. Eğer ekonomi genel olarak kötüye giderse, bazı zenginler bile zarar görebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Tahoma,sans-serif"><span style="color:#000000">Diğer parti ise her derde deva bir çözüm sunmuyor, çünkü zaten böyle bir çözüm yok. Ama ekonominin sorunlarını doğru teşhis etmiş, refahın paylaşımını artırmayı hedefleyen ve bazı konularda benim istediğimden daha muhafazakâr olsa da finansal açıdan ihtiyatlı bir strateji sunuyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/08/amerikanin-dar-goruslu-ve-dengesiz-kapitalizmi-uzun-omurlu-olacak-sekilde-tasarlanmadi-1724418476.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin, ABD başkanlık seçimlerini nasıl izliyor?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cin-abd-baskanlik-secimlerini-nasil-izliyor-6988</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cin-abd-baskanlik-secimlerini-nasil-izliyor-6988</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><strong>Çin liderleri, ABD başkanlık seçimlerini yakından izliyor, fakat daha şimdiden bir sonraki Amerikan yönetiminin düşmanca davranacağına ikna olmuş durumdalar. Peki, bu durumu sakinlikle mi karşılayacaklar, yoksa daha sert bir strateji mi benimseyecekler?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong><em><span style="font-size:12pt">Yazar: </span></em></strong><em><span style="font-size:12pt">Ian Bremmer |</span></em><strong><em><span style="font-size:12pt">&nbsp;</span><span style="font-size:12pt">Çeviri: </span></em></strong><em><span style="font-size:12pt">Mert Söyler |</span></em><strong><em><span style="font-size:12pt">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-size:12pt">Yazının orijinaline bu <a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/chinese-preparations-for-new-us-president-by-ian-bremmer-2024-08" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#16a085">linkten</span></a> ulaşabilirsiniz.</span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Çin Komünist Partisi (ÇKP), Amerika’nın Kasım ayındaki belirsizliklerle dolu seçimlerine nasıl tepki verecek? Çin, kendisinin ekonomik doğal büyümesini engellemek ve küresel etkisini sınırlamak konusunda Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin hemfikir olduklarına inanıyor. Çinli liderlere göre, Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin fikir ayrılığı yaşadığı tek nokta, Çin’i durdurmak için hangi ekonomik ve siyasi yöntemlerin kullanılacağı ve bunların ne zaman ve nasıl uygulanacağı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Bu bakış açısı, Washington için pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Sonuçta, ABD Başkanı Joe Biden, Trump yönetiminin uyguladığı yeni gümrük vergileri ve teknoloji ihracatlarına kısıtlamalar getirme politikasını devam ettirdi. Ayrıca Japonya, Güney Kore, Avustralya, hatta Hindistan gibi ülkelerle Çin karşıtı ittifakları genişletti.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em><span style="font-size:22px"><strong>Trump, seçimleri kazanma şansı az farkla daha yüksek olan aday olarak öne çıkarken, Çinli liderler, Demokratların başkan adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e kıyasla, yeni bir Trump yönetimine erkenden hazırlık yapmanın daha önem arz ettiğine inanıyorlar.</strong></span></em></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><strong>ÇİN, OLASI BİR TRUMP HÜKÜMETİNE HAZIRLANIYOR</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Fakat tüm bunlar; Çin'in, Demokratları ve Cumhuriyetçileri birbirinin aynısı gördüğü anlamına gelmiyor. Aksine, Çin’in, Donald Trump’ın olası ikinci başkanlık döneminin getirebileceği sıkıntılara hazırlık yaptığı açıkça görülüyor. Trump, seçimleri kazanma şansı az farkla daha yüksek olan aday olarak öne çıkarken, Çinli liderler, Demokratların başkan adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e kıyasla, yeni bir Trump yönetimine erkenden hazırlık yapmanın daha önem arz ettiğine inanıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Çin hem ABD ile ilişkilerinde hem de uluslararası alanda istikrar arzusunu güçlü bir şekilde sürdürüyor. Bunun nedeni, COVID-19 pandemisi sırasında Çin Komünist Partisi’nin uyguladığı sert karantina önlemlerinin ekonomiye verdiği zararın hâlâ tam olarak toparlanamamış olması. Çinli yetkililer, Trump’ın seçimi kazanması durumunda ABD pazarlarının daha da kapalı hale gelmesinin, Çin’i kendi iç tüketim pazarını güçlendirmeye ve diğer dış pazarlara yönelmeye zorlayacağını düşünüyorlar. Bu da aslında, ticaret savaşını Çin’in tırmandırmayı düşünmediği anlamına geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Çin, ABD ile hükümetler arası görüşmelerin ve askeri iletişimin daha efektif yürütülebilmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Fakat ÇKP yetkilileri bir yandan da, Trump’ın Çin ihraç mallarına %60 vergi uygulama <a href="https://www.cnbc.com/2024/02/04/trump-floats-more-than-60percent-tariffs-on-chinese-imports.html" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="color:#2980b9">tehdidini</span></a> gerçekten ciddiye alıp almadığını, yoksa sadece Çin’i daha iyi ticaret ve yatırım şartları sağlamaya mı zorlamak istediğini anlamaya çalışıyorlar. En büyük endişeleri ise Trump’ın olası bir zaferi sonucunda Çin’e tanınan "kalıcı normal ticaret ilişkileri" statüsünü iptal etmesi ihtimali. Eğer bu yaşanırsa, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girişini sağlayan ve uzun yıllar boyunca ABD-Çin ekonomik ilişkilerini sürdüren anlaşmanın tersine çevrilmesi ihtimali ortaya çıkabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><strong>Çin, ABD başkanlık seçimlerinin sonucuna nasıl hazırlanıyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Çinli liderler, Trump’ın hamlelerine karşı sabırlı olmayı ve Amerika’nın kendi ekonomik zayıflığının ve Çin’in çatışma istememe tutumunun Trump’ı başka bir hedefe yönlendirebileceğini ummayı da seçebilirler. Alternatif olarak ise, Çin’le ekonomik ilişkilerinden hâlâ fayda sağlayan ABD müttefiklerine yakınlaşmayı da deneyebilirler. Çinli liderler bu ülkelere daha fazla ticari pazar erişimi sunarak, daha az çatışmacı bir yaklaşım benimsemesi için Trump yönetimine ABD müttefiklerinin lobi faaliyetleriyle baskı yaratmasını sağlayabilir ya da bu ülkeler de “Önce Amerika” politikalarının hedefi olurlarsa, Çin’le daha yakın iş birliği yapmaya meyledebilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Fakat büyüme zaten zayıfken daha fazla ekonomik acıya katlanmak, Çinli tüketicileri yabancılaştırabilir ve bu da öfkelerinin ÇKP liderliğine yönelmesine neden olabilir. Daha büyük risk ise, Çinli liderlerin geçen yılki sınırlı etkileşim neticesinde yeterli sonuçlar alınamadığına karar vermesi ve bir sonraki düşmanca tavırlı ABD başkanının her zaman bir seçim uzaklıkta olabileceğini düşünmeleri olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Eğer böyle düşünürlerse, ABD’nin ekonomik baskısına (kim başkan olursa olsun) daha kararlı ve sert bir güvenlik politikasıyla yanıt verebilirler. Bu durumda, eğer ABD gerçekten Çin ekonomisiyle bağlarını koparma konusunda daha agresif bir yaklaşım benimserse, Tayvan’a karşı Çin’in askeri ve diplomatik manevralarını durdurmaya zorlamak için elinde çok daha az koz olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:22px"><em><strong>Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşlarla ilgili ABD’nin pozisyonlarına daha yakın bir tutum almak da Çin’in yararına olmayabilir. Zira bu çatışmalara son verilmesi, ABD’nin elinin rahatlamasına ve Çin’e karşı daha sert bir tutum benimseyebilme imkânı bulmasına neden olabilir.</strong></em></span></span></p>

<h2><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><strong>ABD ve Çin arasındaki gerilim daha yakın ilişkilerle çözülebilir mi?</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Elbette, ÇKP yönetimi, Çin karşıtı politikaları ABD’de daha az popüler hale getirmek amacıyla daha dostane bir yaklaşım da benimseyebilir. Örneğin, ABD’de üretim ve yeni iş alanları açmak için Çin yatırım yapma sözü verirse ve ihracatı karşılıklı olarak kabul edilebilir bir seviyede sınırlamak için bir anlaşma yaparsa, bu durum ABD politikasını etkilemek için Çin'e yeni bir koz sağlayabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">Ama Çin yetkilileri, bu tarz hamleleri Trump’ın zayıflık olarak değerlendirebileceğini ve baskı stratejisini daha da sertleştirebileceğini gayet iyi biliyorlar. Ayrıca, Trump ya da Harris böyle bir anlaşmayı kabul etse bile, bir sonraki ABD başkanının bu anlaşmayı bozup yenisini talep etme olasılığı her zaman bulunuyor. Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşlarla ilgili ABD’nin pozisyonlarına daha yakın bir tutum almak da Çin’in yararına olmayabilir. Zira bu çatışmalara son verilmesi, ABD’nin elinin rahatlamasına ve Çin’e karşı daha sert bir tutum benimseyebilme imkânı bulmasına neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:12pt">2025 için en olası senaryo, Çin liderliği ile Washington’daki yeni yönetimin birbirinin güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirdiği bir gerilim dönemi olacaktır. Her iki tarafın da en büyük umudu ise, mevcut ekonomik belirsizliğin her iki tarafı da daha pragmatik olmaya teşvik etmesi ve dünyanın en önemli ikili ilişkisine daha fazla zarar verilmesinin önlenmesidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Aug 2024 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/08/cin-abd-baskanlik-secimlerini-nasil-izliyor-1724145640.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kritik minerallere artan talep küresel eşitsizliği daha da derinleştirebilir</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kritik-minerallere-artan-talep-kuresel-esitsizligi-daha-da-derinlestirebilir-6855</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kritik-minerallere-artan-talep-kuresel-esitsizligi-daha-da-derinlestirebilir-6855</guid>
                <description><![CDATA[Kritik minerallere artan talep küresel eşitsizliği daha da derinleştirebilir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Kritik mineral kaynaklarının kontrol edilmesi, dünya genelinde hükümetler için öncelikli bir konu haline gelmiş durumda. Fakat madencilik faaliyetleri, düşük ve orta gelirli ülkeler için ciddi riskler oluşturuyor. Çevre ve halk sağlığı için sıkı önlemleri alınmazsa, temiz enerjiye geçişin faydalarından yalnızca ayrıcalıklı bir azınlık yararlanacak</strong></span>

<hr />

<strong>Yazar:</strong> Tom Achoki    |     <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler    |       Yazının orijinaline bu <a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/how-to-secure-sustainable-supply-of-critical-minerals-by-tom-achoki-1-2024-07">linkten</a> ulaşabilirsiniz.

<hr />

Küresel çapta iklim değişikliğiyle mücadele çabaları, fosil yakıtların kullanımını aşamalı olarak azaltmaya ve yenilenebilir enerjiye geçişe odaklanmış durumda. Bu geçişin hızlanması, özellikle yüksek gelirli ülkelerde, piller ve yarı iletken çiplerin merkezini oluşturduğu temiz enerji altyapısı için gerekli olan metaller ve nadir minerallere olan talebi artırdı.

Dünya Bankası'na göre, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere kıyasla 2°C ile sınırlayabilecek teknolojileri geliştirmek için 2050 yılına kadar <a href="https://pubdocs.worldbank.org/en/961711588875536384/Minerals-for-Climate-Action-The-Mineral-Intensity-of-the-Clean-Energy-Transition.pdf">üç milyar tondan fazla</a> mineral ve metal gerekecek.
<h2><strong>21. YÜZYILIN ALTINI: KRİTİK MİNERALLER VE JEOPOLİTİK REKABET</strong></h2>
Yakın zamanda yayımlanan bir <a href="https://www.nytimes.com/2024/07/11/climate/kobold-zambia-copper-ai-mining.html">makalenin</a> de dikkat çektiği üzere, maden çıkarma haklarını güvence altına almak dünya genelinde politika yapıcıların öncelikli hedefi haline gelmiş durumda. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi önde gelen ülkeler, kaynak açısından zengin, sınırlı finansal kaynaklara sahip, genellikle düşük ve orta gelirli ülkelerle <a href="https://www.reuters.com/world/africa/blinken-hails-progress-construction-angolas-lobito-rail-corridor-2024-01-25/">stratejik ortaklıklar</a> kurma peşinde.

Örneğin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, elektrikli araç bataryaları için hayati öneme sahip olan kobalt açısından dünya çapındaki en büyük rezerve sahip. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumuna göre, dünya genelinde çıkarılan kobaltın <a href="https://pubs.usgs.gov/periodicals/mcs2022/mcs2022-cobalt.pdf">%70'inden fazlası</a> Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde çıkartılıyor.

Fakat, mineral zengini ülkelerde güçlü yönetim ve hesap verebilirlik yapıların eksikliği, madencilikten elde edilen kazançların adil bir şekilde dağıtılmasını engelleyerek toplumları yoksulluğa sürüklüyor ve silahlı çatışmalara neden oluyor. Zengin mineral kaynaklarına sahip Angola, Çad ve Kongo gibi ülkeler; yolsuzlukla, otoriter rejimlerle, askeri müdahalelerle ve iç savaşlarla boğuşmaya devam ediyor.

Ayrıca, madencilik faaliyetleri genellikle ulaşımı zor, ıssız yerlerde yapılıyor ve bu bölgelerdeki ötekileştirilmiş topluluklar, güçlü ve deneyimli büyük şirketlere karşı koyacak güçte olmadığı için genellikle şirketleri kayıran anlaşmalara razı oluyor. Bu anlaşmaların hem ekonomik hem de çevresel sonuçları çok ağır olabiliyor. Dolayısıyla, kötü niyetli madencilik şirketleri çevreyi ve yerel toplulukların sağlığını koruma amacı taşıyan düzenlemelere uyum konusunda gerekli koşulları yerine getirmiyorlar ya da düzenlemelere minimum düzeyde uyum gösteriyorlar.
<h2><strong>YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN SOSYAL MALİYETİ: MADENCİLİK VE İNSAN HAKLARI</strong></h2>
Çevreyi, sosyal ve halk sağlığını güçlü bir şekilde korumayan düzenlemeler olmadan, madenciliğin olumsuz etkileri yeşil dönüşümün beklenen ekonomik faydalarını gölgede bırakabilir. Dünya genelinde, sorumsuzca yapılan madencilik faaliyetlerinin neden olduğu sosyal ve çevresel tahribatlar yüzünden geçim kaynakları zarar gören <a href="https://theconversation.com/niger-delta-is-rich-in-resources-but-environmental-destruction-is-pushing-people-into-poverty-214598">birçok</a> topluluk var. Bu durum devam ederse, temiz enerjiye geçiş tam bir Pirus zaferi olacak. Sadece bir grup ayrıcalıklı insan temiz enerjinin faydalarından yararlanırken, dünya nüfusunun çoğu bu sürecin dışında bırakılacak.

Özellikle, madenciliğin denetimsiz bir şekilde yapılması düşük gelirli ülkelerde halk sağlığı açısından büyük riskler oluşturabilir. Ebola ve sarıhumma gibi salgınlar çoğunlukla çevresel tahribatlarla alakalı. Çünkü, çevrenin tahrip edilmesi nedeniyle yerel topluluklar geçimlerini sağlayabilmek için yaban hayatın daha derinlerinde avlanmaya, kaynak toplamaya çıkarak bu tür hastalıklarla çok kolay temas edebilir hale geliyor.

Örneğin, 2021’de Stanford Üniversitesi tarafından yapılan bir <a href="https://globalhealth.stanford.edu/wp-content/uploads/2021/06/Gold-to-Malaria_-Research-Brief_v9-image-safe.pdf">araştırma</a>, Brezilya Amazonu'ndaki altın madenciliğinin bölgedeki sıtma salgınlarını ciddi oranda artırdığını bulmuştu. Ayrıca, insanların kendi emeği ile ve teknoloji kullanmadan yaptıkları "elemeği madencilik" de dahil olmak üzere madencilik faaliyetleri, çevre kirliliğine yol açarak çalışanların sağlığını hem doğrudan hem de dolaylı olarak olumsuz etkiliyor ve genel verimliliği düşürüyor.

Halk sağlığı üzerindeki tüm bu etkilere ek olarak, zararlı madencilik uygulamalarının neden olduğu çevresel tahribatlar, etkilenen ülkelerdeki yerel topluluklar için ekonomik fırsatların azalmasına da yol açıyor. <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S2214790X15001008?via%3Dihub">Araştırmalar</a>, denetimsiz madenciliğin gıda üretiminin azalması, kötü beslenme, sosyal kargaşalar, suç oranlarının artışı, büyük nüfus hareketleri ve şiddetli çatışmalar gibi birçok olumsuz sonuca neden olabileceğini gösteriyor.

Madencilik faaliyetlerinin geniş kapsamlı etkileri göz önüne alındığında, ulusal hükümetler ve uluslararası politika yapıcılar, küresel tedarik zincirinin tüm aşamalarında savunmasız toplulukları korumak için harekete geçmeliler. Zengin ülkeler vatandaşları için temiz enerji teknolojilerine büyük yatırımlar yaparken, maden zengini ülkeler yeterli önlem alınmazsa ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalabilir.
<h2><strong>İKLİM DOSTU MADENCİLİK MÜMKÜN MÜ?</strong></h2>
Bu durum göz önüne alındığında, maden çıkarımından fayda sağlayan ülkelerin, tüm bu olumsuz sonuçlardan etkilenen toplulukların da temiz enerji dönüşümünden yararlanmasını sağlaması gerekir. Savaş bölgelerinden çıkartılan elmaslara yönelik mevcut küresel düzenlemeler, benzer girişimlerin güvenilirliğini artırmak için kolayca uyarlanabilir. Aynı şekilde, blok zinciri gibi yeni teknolojiler, düşük karbonlu bir gelecek için gerekli minerallerin etik bir şekilde temin edilmesi ve dağıtılması konusunda şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlayabilir.

Neyse ki birçok paydaş bu sorunun küresel politika gündemine taşınmasının önemini fark etti. Dünya Bankası'nın <a href="https://www.worldbank.org/en/topic/extractiveindustries/brief/climate-smart-mining-minerals-for-climate-action">İklim Dostu Madencilik Girişimi</a> gibi çalışmalar, maden zengini gelişmekte olan ülkelere yatırım yaparak ve teknik destek sağlayarak, madenlerin sürdürülebilir bir şekilde çıkarılıp işlenmesini destekliyor ve sosyal, çevresel etkileri azaltmayı hedefliyor. Benzer şekilde, Dünya Ekonomik Forumu da iş birliğine dayalı risk yönetimini ve uluslararası iş birliğini kolaylaştırarak yeşil dönüşümü desteklemek için yakın zaman küresel bir <a href="https://initiatives.weforum.org/smet/home">platform</a> oluşturdu.

Tüm bu küresel çabalar umut verici olsa da enerji dönüşümünün ekonomik ve sosyal hedeflerinin uyumlu hale getirilmesi kritik öneme sahip. Bu hedefe ulaşmak için uluslararası karar alıcılar, yeşil projelerin uygulanacağı yerel koşullara uygun olmasını sağlamalı ve maden çıkarımından etkilenen toplulukların projelerin tasarım sürecinde söz sahibi olmasını teşvik etmeliler. Ancak bu şekilde herkesi kapsayan ve sürdürülebilir bir temiz enerji geleceği inşa edebiliriz.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Aug 2024 04:20:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/08/altin-kiymetli-maden.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye milyonlarca sokak köpeğini toplamak için &quot;katliam yasasını&quot; kabul etti</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiye-milyonlarca-sokak-kopegini-toplamak-icin-katliam-yasasini-kabul-etti-6797</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiye-milyonlarca-sokak-kopegini-toplamak-icin-katliam-yasasini-kabul-etti-6797</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye milyonlarca sokak köpeğini toplamak için "katliam yasasını" kabul etti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<b>Hayvanseverler, yasanın birçok köpeğin öldürülmesine veya dolup taşan barınaklara gönderilmesine neden olacağından endişe ediyor.</b>

<hr />

<span style="font-weight: 400;"> <strong>Yazar</strong>: Associated Press | <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler | Yazının orijinaline bu <a href="https://www.theguardian.com/world/article/2024/jul/30/turkey-approves-massacre-law-remove-millions-street-dogs">linkten</a> ulaşabilirsiniz.</span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">Türk milletvekilleri, milyonlarca sokak köpeğinin sokaklardan toplanmasını öngören bir yasayı kabul etti. Hayvanseverler ise bu yasanın köpeklerin öldürülmesine veya kötü koşullarda, aşırı kalabalık barınaklara gönderilmesine yol açabileceğinden endişeli.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bazı yorumcular, yasanın son yerel seçimlerde büyük başarı kazanan muhalefeti hedef almak için kullanılabileceğini söylüyor. Yasa, hükümlerini uygulamayan belediye başkanlarına ceza verileceğini öngörürken ana muhalefet partisi ise bu yasayı uygulamayacaklarını belirtti.</span>
<blockquote><em><b>Türkiye genelinde binlerce kişi, bazı sokak hayvanlarına ötanazi uygulanmasına izin veren bir yasa maddesinin iptal edilmesi için protestolar düzenledi. Muhalefet milletvekilleri ve hayvan hakları grupları bu yasa tasarısını "katliam yasası" olarak nitelendiriyor. Erdoğan yaptığı konuşmada "yoğun ve yorucu" bir oturumun ardından bu yasaya oy veren AKP ve MHP milletvekillerine teşekkür etti.</b></em></blockquote>
<h2><b>YASA, TOPLUMU İKİYE BÖLDÜ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki milletvekilleri, hükümetin yaz tatili öncesi geçirmeyi planladığı yasayı, uzun süren bir gece oturumunun ardından Salı günü onayladı. Türkiye genelinde binlerce kişi, bazı sokak hayvanlarına ötanazi uygulanmasına izin veren bir yasa maddesinin iptal edilmesi için protestolar düzenledi. Muhalefet milletvekilleri ve hayvan hakları grupları bu yasa tasarısını "katliam yasası" olarak nitelendiriyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yasanın uygulamaya girmeden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanması gerekiyor. Erdoğan yaptığı konuşmada "yoğun ve yorucu" bir oturumun ardından bu yasaya oy veren AKP ve MHP milletvekillerine teşekkür etti. Erdoğan ayrıca "Muhalefetin tüm kışkırtmalarına, tamamı yalan ve çarpıtma üzerine kurulu kampanyalarına rağmen milletin meclisi bir kez daha milletin sözünü dinlemiş, sessiz çoğunluğun çığlıklarına kulak tıkamamış " dedi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hükümet, Türkiye'de yaklaşık 4 milyon kadar sokak köpeğinin yaşadığını tahmin ediyor. Çoğu zararsız olsa da bazı köpeklerin sürü halinde dolaşarak saldırganlaştığı vakalar görüldü. Yasa, ülkenin geniş sokak kedisi nüfusunu ise kapsamıyor.</span>
<blockquote><em><b>İstanbul'un Şişhane Meydanı'nda yüzlerce kişi ise hükümeti protesto etti. "Katliam yasanız bizim için bir kâğıt parçasından ibaret. Yasayı sokakta biz yazacağız. Nefret ve düşmanlık değil, yaşam ve dayanışma kazanacak" diye seslendi. Başkent Ankara'da ise hayvanseverler Çankaya belediyesi önünde toplanarak yasayı protesto etti. Ana muhalefet partisi CHP ise yasayı Anayasa Mahkemesi'ne götürerek iptal ettirmeye çalışacağını açıkladı.</b></em></blockquote>
<h2><b>KATLİAM YASASINA KARŞI MUHALEFET DİRENİYOR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">İstanbul'un Şişhane Meydanı'nda toplanan yüzlerce kişi ise hükümeti protesto etti. Protestonun sözcüleri kalabalığa "Katliam yasanız bizim için bir kâğıt parçasından ibaret. Yasayı sokakta biz yazacağız. Nefret ve düşmanlık değil, yaşam ve dayanışma kazanacak" diye seslendi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Başkent Ankara'da ise hayvanseverler Çankaya belediyesi önünde toplanarak yasayı protesto etti. Islıklar ve yuhalamalar eşliğinde okunan basın açıklamasında "İktidarı tekrar tekrar uyarıyoruz, bu yasayı yapmaktan vazgeçin. Bu ülkeye bu suçu işletmeyin" çağrısı yapıldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi ise yasayı Anayasa Mahkemesi'ne götürerek iptal ettirmeye çalışacağını açıkladı. CHP Grup Başkanvekili ve Milletvekili Murat Emir de Pazar gecesi mecliste yaptığı konuşmada, "Ahlaken, vicdanen, hukuken dökülen bir kanunu getirdiniz buraya. Ellerinizi bu kandan temizleyemezsiniz" dedi. Emir, yasa tasarısında sağlıklı olan ve herhangi bir saldırganlık emaresi göstermeyen hayvanların da toplanacağına dair kısmı eleştirdi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yasaya karşı çıkanların bazıları ise sokak köpeklerinin sayısının artmasını, önceki düzenlemelerin düzgün bir şekilde uygulanmamasına bağlıyor. Önceki düzenlemeye göre sokak köpeklerinin yakalanıp kısırlaştırıldıktan sonra bulundukları yerlere geri bırakılması gerekiyordu.</span>
<blockquote><em><b>Bu yılın başında yapılan seçimlerde Türkiye'nin en büyük belediyelerinin çoğunu kazanan CHP, bu yasayı uygulamayacağını duyurmuştu. Ancak yeni kabul edilen yasa, görevlerini yerine getirmeyen belediye başkanlarına iki yıla kadar hapis cezası getiriyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEYEN BELEDİYE BAŞKANLARINA İKİ YIL HAPİS CEZASI</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Yeni yasa, belediyelerin sokak köpeklerini toplayıp barınaklara yerleştirmesini, aşılamasını ve kısırlaştırmasını, ardından da sahiplendirilmesini öngörüyor. Acı çeken, ölümcül hasta olan veya toplum sağlığı açısından risk oluşturan köpeklere ise ötanazi uygulanacak.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ancak birçok kişi, halihazırda maddi sıkıntı yaşayan belediyelerin yeni barınaklar inşa etmek için gereken parayı nasıl bulacağını sorguluyor. Bu yılın başında yapılan seçimlerde Türkiye'nin en büyük belediyelerinin çoğunu kazanan CHP, bu yasayı uygulamayacağını duyurmuştu. Ancak yeni kabul edilen yasa, görevlerini yerine getirmeyen belediye başkanlarına iki yıla kadar hapis cezası getiriyor. Bu da, yasanın muhalefet belediye başkanlarını hedef almak için kullanılacağı şüphesini uyandırıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Hükümet ise yasanın geniş çaplı bir katliama yol açacağı iddialarını reddediyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, geçen hafta yaptığı açıklamada, sokak hayvanlarını "nedensiz yere" öldürenlerin cezalandırılacağını söyledi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ise Habertürk televizyonuna verdiği röportajda, "Bu bir katliam yasası değil, sahiplendirme yasası" diyerek yasayı savundu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yasayı savunan taraflardan biri olan ve sokak köpeklerinin neden olabileceği tehlikelere karşı önlem alınması gerektiğini savunan bir derneğin başkanı olan Murat Pınar, 2022'den bu yana köpek saldırıları veya köpeklerin neden olduğu trafik kazaları sonucu 44'ü çocuk olmak üzere en az 75 kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Pınar'ın dokuz yaşındaki kızı Mahra da 2022'de iki agresif köpekten kaçarken bir kamyonun altında kalarak yaşamını yitirmişti.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Jul 2024 03:00:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/Katliam-Yasasi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin&#039;in önemli bir ihracat kalemi: Yapay zekâ destekli gözetleme devleti</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cinin-onemli-bir-ihracat-kalemi-yapay-zeka-destekli-gozetleme-devleti-6700</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cinin-onemli-bir-ihracat-kalemi-yapay-zeka-destekli-gozetleme-devleti-6700</guid>
                <description><![CDATA[Çin'in önemli bir ihracat kalemi: Yapay zekâ destekli gözetleme devleti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Son zamanlarda yapılan araştırmalar, batılı birçok siyasetçinin ve yorumcunun umduğunun aksine, ticaretin her zaman demokrasiyi güçlendirmediğini ve rejimleri liberalleştirmediğini gösteriyor. Tam tersine, Çin'in gelişmekte olan ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirmesi, otoriter yönetimlerin daha da güçlenmesine yol açıyor gibi görünüyor.</b></span>

<hr />

<strong>Yazar</strong>: <span style="font-weight: 400;">Martin Beraja, David Y. Yang ve Noam Yuchtman</span> | <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler | <span style="font-weight: 400;">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/china-exports-ai-surveillance-technology-associated-with-autocratization-by-martin-beraja-et-al-2024-07"><span style="font-weight: 400;">linkten</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz.</span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">ABD Başkanı George H. W. Bush "Dünya üzerinde hiçbir ülke, yabancı fikirleri sınırda tutmayı başarıp dünyanın mal ve hizmetlerini ithal etmenin bir yolunu bulamamıştır" </span><a href="https://www.presidency.ucsb.edu/documents/remarks-the-yale-university-commencement-ceremony-new-haven-connecticut"><span style="font-weight: 400;">demişti</span></a><span style="font-weight: 400;">. Demokrasilerin teknolojik gelişmelerin öncüsü olduğu bir çağda, Bush'un fikirleri Amerika'nın kendi siyasi ekonomi modeliyle ilgiliydi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ama günümüzde Çin, yapay zekâ alanında öncü bir yenilikçi güç haline geldiğine göre, aynı ekonomik entegrasyon ülkeleri tam tersi yönde etkileyebilir mi? Bu soru özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli, çünkü birçoğu hem kurumsal olarak kırılgan hem de ticaret, dış yardım, krediler ve yatırımlar yoluyla Çin'e giderek daha da fazla bağlanıyor.</span>
<h3><b>Dördüncü sanayi devrimi demokrasileri nasıl etkileyecek?</b></h3>
<span style="font-weight: 400;">Yapay zekâ, “</span><a href="https://archive.md/LtTTt"><span style="font-weight: 400;">dördüncü sanayi devrimi</span></a><span style="font-weight: 400;">”nin temeli olarak yüceltilse de birçok yeni zorluğu da beraberinde getiriyor. Yapay zekâ teknolojileri, önümüzdeki yıllarda </span><a href="https://www.nber.org/books-and-chapters/economics-artificial-intelligence-agenda/artificial-intelligence-and-economic-growth"><span style="font-weight: 400;">ekonomik</span></a> <a href="https://www.aeaweb.org/articles?id=10.1257/mac.20180386"><span style="font-weight: 400;">büyümeyi</span></a><a href="https://cepr.org/voxeu/columns/new-spring-artificial-intelligence-few-early-economies"><span style="font-weight: 400;">hızlandırma</span></a><span style="font-weight: 400;"> potansiyeline sahip, ama aynı zamanda </span><a href="https://archive.md/eAwzx"><span style="font-weight: 400;">demokrasilerin</span></a> <a href="https://economics.mit.edu/sites/default/files/publications/Harms%20of%20AI.pdf"><span style="font-weight: 400;">altını oyma</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.aeaweb.org/articles?id=10.1257/jep.33.4.100"><span style="font-weight: 400;">otokratların</span></a><a href="https://archive.md/yTfe1"><span style="font-weight: 400;">sosyal kontrol</span></a><span style="font-weight: 400;"> arayışlarına yardımcı olma ve online olarak bıraktığımız veri izlerinden faydalanarak davranışlarımızı manipüle eden "</span><a href="https://www.hachettebookgroup.com/titles/shoshana-zuboff/the-age-of-surveillance-capitalism/9781610395694/?lens=publicaffairs"><span style="font-weight: 400;">gözetim kapitalistlerini</span></a><span style="font-weight: 400;">" güçlendirme risklerini de beraberinde getiriyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Çin, yapay zekâ destekli yüz tanıma teknolojilerini kendi gözetim devletini güçlendirmek için yoğun bir şekilde </span><a href="https://academic.oup.com/qje/article/138/3/1349/7076890"><span style="font-weight: 400;">kullanmaya</span></a><span style="font-weight: 400;"> başladığından beri, bu teknolojilerin ticaretindeki eğilimleri ve siyasi sonuçlarını araştırmaya karar verdik. 2008'den 2021'e kadar yüz tanıma yapay zekâ teknolojilerinin küresel ticaretiyle ilgili bir veri tabanı oluşturduktan sonra, 36 ihracatçı ülkeden 136 ithalatçı ülkeye yapılan 1636 anlaşma tespit ettik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu veri setinden üç önemli bulguya ulaştık. Birincisi, Çin'in yüz tanıma yapay zekâsı teknolojisinde bir karşılaştırmalı üstünlüğü var. ABD'nin yaklaşık iki katı kadar ülkeye bu teknolojiyi satıyor (83'e karşı 57 ticaret bağlantısı) ve %10 daha fazla ticaret anlaşması yapıyor (238'e karşı 211). Üstelik, Çin'in bu alandaki karşılaştırmalı üstünlüğü, radyoaktif maddeler, buhar türbinleri ve lazer teknolojileri gibi diğer ileri teknolojilerdeki üstünlüğünden daha belirgin.</span>

<span style="font-weight: 400;">Çin'in bu karşılaştırmalı üstünlüğünün çeşitli nedenleri olsa da Çin hükümetinin yapay zekâda küresel liderliği stratejik bir hedef olarak belirlediği ve yüz tanıma yapay zekâsı endüstrisinin, gözetim teknolojilerine olan yüksek talep sayesinde büyük devlet veri tabanlarına </span><a href="https://academic.oup.com/restud/article-abstract/90/4/1701/6665906"><span style="font-weight: 400;">erişim sağladığı</span></a><span style="font-weight: 400;"> biliniyor.</span>
<blockquote><em><b>Otoriter rejimler ve zayıf demokrasiler, yüz tanıma yapay zekâsını Çin'den ithal etmeye daha eğilimli. Çin'in otoriter rejimlere özel bir ilgisi mi var, yoksa tüm ürün kategorilerinde bu ülkelere daha fazla ihracat mı yapıyor? Çin'in yüz tanıma yapay zekâsı ihracatını diğer ileri teknoloji ihracatlarıyla karşılaştırdığımızda ise yüz tanıma yapay zekâsının, Çin'in otoriter rejimlere özel bir eğilim gösterdiği tek teknoloji alanı olduğunu gördük.</b></em></blockquote>
<h2><b>OTORİTER REJİMLER İÇİN ÇİN’İN GÖZETLEME PAKETİ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">İkinci olarak, otoriter rejimler ve zayıf demokrasiler, yüz tanıma yapay zekâsını Çin'den ithal etmeye daha eğilimli. ABD ise bu teknolojiyi ağırlıklı olarak gelişmiş demokrasilere ihraç ediyor (ticaret bağlantılarının yaklaşık üçte ikisi ve anlaşmalarının dörtte üçü bu ülkelerle). Çin ise hem gelişmiş demokrasilere hem de otoriter rejimlere veya zayıf demokrasilere neredeyse eşit miktarda ihracat yapıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Çin'in otoriter rejimlere özel bir ilgisi mi var, yoksa tüm ürün kategorilerinde bu ülkelere daha fazla ihracat mı yapıyor? Çin'in yüz tanıma yapay zekâsı ihracatını diğer ileri teknoloji ihracatlarıyla karşılaştırdığımızda ise yüz tanıma yapay zekâsının, Çin'in otoriter rejimlere özel bir eğilim gösterdiği tek teknoloji alanı olduğunu gördük. İlginç bir şekilde, ABD'nin ihracatında böyle bir eğilim olmadığını tespit ettik.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu farkın bir açıklaması, otoriter rejimlerin ve zayıf demokrasilerin gözetim teknolojileri için özellikle Çin'e yönelmesi olabilir. Bu da bizi üçüncü bulgumuza götürüyor: otoriter rejimler ve zayıf demokrasiler, iç karışıklık yaşadıkları yıllarda Çin'den yüz tanıma yapay zekâsı ithal etme eğiliminde. Veriler, zayıf demokrasiler ve otoriter rejimlerin huzursuzluk yıllarında Çin'den gözetim yapay zekâsı ithal ettiğini, ama ABD'den etmediğini gösteriyor. Bu ithalatlar, iç karışıklık olaylarından önce veya sonra değil, olaylar sırasında gerçekleşiyor. Askeri teknoloji ithalatları da benzer bir örüntü izliyor. Buna karşılık, gelişmiş demokrasiler huzursuzluk dönemlerinde yüz tanıma yapay zekâsı ithalatını artırmıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Son olarak, bu ülkelerdeki daha geniş kurumsal değişiklikler meselesi var. Analizimiz, iç huzursuzluk dönemlerinde Çin'den yapılan gözetim yapay zekâsı ithalatının, ülkelerin seçimlerinin daha az adil, daha az barışçıl ve daha az güvenilir hâle gelmesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Benzer bir örüntü, ABD gözetim yapay zekâsı ithalatında da görülüyor, fakat bu bulgu daha az belirgin.</span>

<span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda, gelişmiş demokrasilerde gözetim yapay zekâsı ithalatı ile kurumsal nitelik arasında bir ilişki bulunmuyor. Bu nedenle, bulgularımızı yapay zekânın kurumlar üzerindeki doğrudan etkisi olarak yorumlamak yerine, otoriter rejimler ve zayıf demokrasilerde gözetim yapay zekâsı ithalatının ve kurumsal erozyonun, rejimlerin daha fazla siyasi kontrol arayışının ortak sonucu olarak görüyoruz.</span>
<blockquote><em><b>Huzursuzluk dönemlerinde büyük miktarda Çin gözetim yapay zekâsı teknolojisi ithal eden otoriter rejimlerin ve zayıf demokrasilerin, düşük ithalat yapan ülkelere kıyasla gelişmiş demokrasilere dönüşme olasılığının daha düşük olduğunu gösteren kanıtlar buluyoruz. Bu durum; otokrasilerin huzursuzluk dönemlerinde kullandıkları gözetim yapay zekâsı ithalatı, seçim kurumlarının zayıflatılması ve askeri teknoloji ithalatı gibi taktiklerin demokratik olmayan rejimleri sağlamlaştırmada etkili olabileceğini gösteriyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>YAPAY ZEKÂ, OTOKRATİK REJİMLERİ GÜÇLENDİREBİLİR</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">İlginç bir şekilde, huzursuzluk dönemlerinde büyük miktarda Çin gözetim yapay zekâsı teknolojisi ithal eden otoriter rejimlerin ve zayıf demokrasilerin, düşük ithalat yapan ülkelere kıyasla gelişmiş demokrasilere dönüşme olasılığının daha düşük olduğunu gösteren kanıtlar buluyoruz. Bu durum; otokrasilerin huzursuzluk dönemlerinde kullandıkları gözetim yapay zekâsı ithalatı, seçim kurumlarının zayıflatılması ve askeri teknoloji ithalatı gibi taktiklerin demokratik olmayan rejimleri sağlamlaştırmada etkili olabileceğini gösteriyor. Araştırmamız, ticaretin her zaman demokrasiyi teşvik etmediğini veya rejimleri liberalleştirmediğini gösteren bulgulara bir yenisini ekliyor. Aksine, Çin'in gelişmekte olan dünya ile artan entegrasyonu tam tersi etki yaratabilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu durum, olumsuz dışsallıklar üreten diğer ticaret mallarının düzenlemesine benzer şekilde, yapay zekâ ticaretinde de daha sıkı düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Siyasi baskı amacıyla toplanan verilerle eğitilen otokratik eğilimli yapay zekâ, çocuk işçiliği gibi etik olmayan kaynaklardan üretilen ürünlere benziyor. Aynı şekilde, gözetleme yapay zekâsı, sivil özgürlüklerin ve siyasi hakların kaybı gibi olumsuz yan etkiler yaratabileceğinden, çevre kirliliğine benzetilebilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Tüm çift amaçlı teknolojiler gibi, yüz tanıma yapay zekâsı da tüketicilere ve şirketlere fayda sağlama potansiyeline sahip. Fakat, bu ileri teknolojinin dünya genelinde yayılırken otoriterleşmeyi kolaylaştırmaması için dikkatle tasarlanmış düzenlemelere ihtiyaç var.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Jul 2024 04:43:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/Yapay-zeka-destekli-gozetleme-devleti.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim krizi için radikal adımlar atarsak insanlığın hayatta kalma şansı hâlâ var</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-krizi-icin-radikal-adimlar-atarsak-insanligin-hayatta-kalma-sansi-hala-var-6483</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iklim-krizi-icin-radikal-adimlar-atarsak-insanligin-hayatta-kalma-sansi-hala-var-6483</guid>
                <description><![CDATA[İklim krizi için radikal adımlar atarsak insanlığın hayatta kalma şansı hâlâ var]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Emisyonları azaltmak, dirençliliği artırmak, ekosistemleri onarmak ve atmosferden sera gazlarını gidermek. Bu dört adım bizi kurtarabilir ama zamanımız her geçen gün azalıyor.</strong>

<hr />

<strong>Yazar</strong>: David King | <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler | Yazının orijinaline bu <a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/may/27/humanity-survival-emissions-resilience-ecosystems-greenhouse-gases" target="_blank" rel="noopener">linkten</a> erişebilirsiniz.

<hr />

2008 yılında merhum Amerikalı iklim bilimci Wally Broecker, kutuplardaki buz kaybının küresel çapta ne gibi sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu. Bugün ise Broecker'ın öngörüleri her zamankinden daha da yüksek sesle yankılanıyor, zira <a href="https://www.theguardian.com/environment/2024/jan/17/greenland-losing-30m-tonnes-of-ice-an-hour-study-reveals">Grönland buzulları korkunç bir hızla eriyerek</a> deniz seviyesinin hızla yükselmesine yol açıyor.

Son 15 yılda, Kuzey Kutup Dairesi küresel ortalama sıcaklık artışının dört katı kadar ısındı ve şu anda 1980'lere kıyasla 3 derece daha sıcak. 2023 yılında ise Antarktika’daki deniz buzunda şaşırtıcı derecede bir erime gözlemlendi.
<h2><strong>İklim krizi yeni normalimiz</strong></h2>
Geçtiğimiz yıl kara ve okyanus sıcaklıkları bir El Niño yılı için beklenenin de üstünde arttı. Küresel ortalama sıcaklıklar <a href="https://www.theguardian.com/environment/2024/mar/07/february-warmest-on-record-globally-copernicus-climate-change-service#:~:text=The%20global%20average%20temperature%20for,of%20climate%20change%20are%20expected.">1,5 derece sınırını aşarak</a>, iklim değişikliğinin zincirlerinden kurtulmuş bir şekilde ilerlediğini gösteriyor. Dünyanın dört bir tarafında rekor seviyede çıkan orman yangınlarından, büyük şehirleri sular altında bırakma tehdidi oluşturan seller gibi aşırı iklim olayları artık yeni normalimiz haline geldi. Bu durum dünya çapında büyük can kaybına ve ekonomik hasara yol açıyor.

Artan kanıtlara ve acil çağrılara rağmen, anlamlı adımlar atılmakta zorlanılıyor. Küresel refah, tarihsel olarak fosil yakıtlara dayanıyor. Fakat hükümetler tarafından yüklü miktarda sübvansiyon sağlanan ve bankalar tarafından finansal olarak desteklenen fosil yakıt devlerinin mutlak hakimiyeti, kısa vadeli karlarını gezegenin hayatta kalmasından daha önemli görüyor.

Bu köklü bağımlılık, değişime acil ihtiyaç duyulmasına rağmen sürdürülebilir bir geleceğe geçişi engelliyor. GSYİH büyümesi kutsallığını korurken iklim, biyoçeşitlilik, sağlık ve sosyal adalet kurban ediliyor ve gelecek nesiller harap bir gezegen devralmaya mahkûm bırakılıyor.

Bu sözlerimin, özellikle kalkınma aşamasındaki güney ülkelerinde, bir duyar kasma çabası olarak algılanabileceğinin gayet farkındayım. Amacım aslında onların kalkınma yolunu engellemek değil, gelişmiş dünyadaki bizlerin tutumunu ve belki de nihai hedefimizi değiştirmek.
<h2><strong>Daha iyi bir gelecek mümkün mü?</strong></h2>
Mevcut gidişatımıza devam edersek, bildiğimiz şekliyle uygarlık sona erecek. 2050'ye kadar sadece net sıfır emisyon gibi mevcut taahhütleri yerine getirirsek; devam eden aşırı hava olayları, buzul kaybı, deniz seviyesi yükselmesi ve sıcaklık artışı gibi zorluklarla mücadele eden bir insanlık formu hayatta kalabilir. Ama bu gidişatı değiştirme gücümüz var ve umut vadeden bir gelecek hâlâ mümkün. Bunu başarmak için, <a href="https://www.ccag.earth/about#:~:text=Our%204R%20Planet%20Strategy">dört radikal adım</a> içeren bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor.

Bu adımlar; emisyon salınımını azaltmak, atmosferde fazladan var olan sera gazlarını gidermek, ekosistemleri onarmak ve kaçınılmaz iklim değişikliklerine karşı yerel ve küresel dirençliliği güçlendirmek.

Bazı etkili fosil yakıt önderleri, ne de olsa bilim insanlarının atmosferdeki emisyonları gidermenin yollarını bulacağını savunarak fosil yakıtlara dayalı ekonomilerimizi sürdürebileceğimizi iddia ediyorlar. Fakat bu çok mantıksız bir düşünce. <a href="https://actuaries.org.uk/media/qeydewmk/the-emperor-s-new-climate-scenarios_ifoa_23.pdf">Son analizler</a>, aşırı hava olayları nedeniyle yıllık küresel GSYİH maliyetlerinin yüzyılın sonuna doğru küresel GSYİH'nin %100'üne yaklaşabileceğini gösteriyor.
<h2><strong>Yenilenebilir enerjilere geçiş</strong></h2>
Bu sırada ise, fosil yakıtlardan çıkış devam ediyor. Yenilenebilir enerjiler, hidroelektrik, jeotermal enerji, dağıtılmış enerji depolama sistemleri, elektrikli ulaşım ve nükleer enerji halihazırda ekonomik olarak rekabetçi seviyelerde faaliyet gösteriyor. Örneğin, Kenya <a href="https://www.theguardian.com/environment/2024/jan/25/our-contribution-to-a-cleaner-world-how-kenya-found-an-extraordinary-power-source-beneath-its-feet#:~:text=As%20a%20result%2C%20Kenya%20sources%20up%20to%2091%25%20of%20its%20energy%20from%20renewables%3A%2047%25%20geothermal%2C%2030%25%20hydro%2C%2012%25%20wind%20and%202%25%20solar.">elektrik üretiminin %90'ından fazlasını</a> yenilenebilir kaynaklardan karşılayarak ekonomisine büyük bir avantaj sağladı.

Devlet düzenlemeleri ve fosil yakıt arama sübvansiyonlarının kaldırılmasıyla doğru şekilde yönetilebilecek küresel dönüşümün hızı on katına çıkarılabilir ve çıkarılmalıdır. Yukarıda bahsettiğim dört radikal adımın uygulanması da öngörülen çok büyük mali kayıp rakamlarını dengeleyen, doğru bir risk yönetimi maliyeti olarak görülmelidir.

Tüm dünya şu anda atmosfere yılda <a href="https://ourworldindata.org/ghg-emissions-by-sector">50 milyar tonun üzerinde</a> sera gazı salıyor, bu da karbondioksit eşdeğeri olarak ifade ediliyor. Atmosferden <a href="https://www.theguardian.com/environment/2023/sep/12/carbon-capture-texas-worlds-biggest-will-it-work#:~:text=Up%20to%2010bn%20tons%20of%20CO2%2C%20which%20is%20double%20the%20US%E2%80%99s%20total%20annual%20emissions%2C%20may%20have%20to%20be%20removed%20each%20year%20by%202050%20just%20to%20secure%20a%20chance%20of%20hitting%20these%20goals%20and%20get%20to%20net%20zero%20emissions.">yılda 10 milyar tonu aşan</a> bir sera gazı giderimi oranı yakalamamız pek mümkün olmadığından, emisyonları çok düşük bir seviyeye düşürmeden ilerlemenin bir yolu yok.

Atmosferdeki sera gazı seviyesi, sanayi öncesi dönemdeki 275 ppm seviyesi ile karşılaştırıldığında, bugün 500 ppm'i geçmiş durumda. İnsanlık için güvenli kabul edilen seviye ise 350 ppm civarında. Bu nedenle, halihazırda atmosferde bulunan fazla sera gazlarını gidermemiz gerekiyor. Bu temizlik işleminin yıllık 10-20 milyar ton seviyesinde gerçekleştirilmesi durumunda, yüzyılın sonuna kadar tamamlanabileceğini tahmin ediyorum. Bu süreci hemen başlatmalıyız.
<h2><strong>Doğayı nasıl onarabiliriz?</strong></h2>
Ayrıca, ekosistemlerimizi onararak zaman kazanmamız gerekiyor, aksi taktirde daha sera gazı seviyelerini yeterince azaltamadan, eriyen kutup ve dağ buzullarının yaratacağı sonuçların altından kalkamayacak bir hale gelebiliriz. Kuzey Kutup Dairesi’ni onarmak ise büyük bir girişim olacaktır. Umut vaat eden onarım süreçleri geliştirilmekte olsa da finansman yetersizliği nedeniyle bu girişimler sekteye uğruyor.

Hemen desteklenmesi gereken iki önemli proje var: Yaz döneminde üç ay boyunca Kuzey Buz Denizi’nin üstünü <a href="https://www.theguardian.com/environment/2022/nov/27/melting-point-could-cloud-brightening-slow-the-thawing-of-the-arctic">parlak beyaz bulutlarla</a> kaplamak ve kutup kışlarında deniz yüzeyinde oluşan ince buz tabakasını <a href="https://www.theguardian.com/environment/2024/feb/27/climate-crisis-arctic-ecosystems-environment-startup-plan-pump-restore-melting-sea-ice-caps">deniz suyu pompalayarak</a> kalınlaştırmak. Bu projeler her yıl milyarlarca dolara mal olacak ama önlenen can kaybı ve hasarla kıyaslandığında bu maliyet oldukça düşük. Bu tür projelerin hayata geçirilmesi, nadiren görülen bir küresel yönetim ve iş birliği gerektiriyor. Peki, şimdi değilse ne zaman? Bu amaç için değilse ne için iş birliği yapacağız?

Etrafımızda şimdiden inanılmaz değişimler gözlemliyoruz ve bu değişimler en çok da en savunmasız kesimleri etkiliyor. Dirençliliği artırmak, özellikle de güney yarımkürede, küresel çapta yatırımlar yapmak insanların yaşamlarını gerçek zamanlı olarak sadece iyileştirmekle kalmayacak, aynı zamanda iklim değişikliğiyle tutarlı bir mücadele için gereken uluslararası güveni onarmaya da yardımcı olacaktır.
<h2><strong>“Doğal yaşamın bir parçasıyız”</strong></h2>
Dört radikal adımın geliştirilmesi için finansman sağlama yükü, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilere düşecek. Bu konuda G20 ülkelerinin liderleri öncülük etmelidir. Liderlerimizin ferasetinin ve vizyonunun, daha fazlasını talep eden küresel bir kamuoyu ile birleşebilmesi gerekir.

Politika değişiklikleri ve yatırımların da ötesinde; insanlığı, kendini yok etmekten adil ve sürdürülebilir bir geleceğe doğru yönlendirmek için büyük bir kültürel dönüşüm şarttır. Siyasi irademizi, ekonomik önceliklerimizi ve toplumsal değerlerimizi, ekolojik refahın insan refahına eşdeğer olduğunu kabul edecek şekilde yeniden hizalamalıyız.

İklim kriziyle mücadelede fedakârlık yapmak gerektiği fikri sıklıkla karşımıza çıkıyor. Ancak bu, hatalı bir bakış açısı. Doğadan, sahip olduğumuz eşyalara kadar etrafımızdakileri beslemekten, büyütmekten ve bu süreçten keyif alabilmeliyiz. Tatmin duygusu, nicelikten değil nitelikten, yeni şeylerden değil doğadan gelmelidir.

Bizler, doğal yaşama muhtacız ve bir parçasıyız. Toplumlarımızı ekolojik bir uygarlığın sürdürülebilir bir dönemine taşımayı seçebiliriz. Önümüzdeki on yıllarda, kendi yarattığımız küresel zorluklarla karşı karşıya kaldıkça, bu tür bir kültürel dönüşüme duyulan ihtiyaç, harekete geçmemizi sağlayacaktır. Bu süreç hemen şimdi başlamalı.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jul 2024 04:02:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/iklim-krizi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Biden, Putin, Şi, Modi: Yaşlıların ve eski fikirlerin iktidarda kalmasını sağlayan nedir?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/biden-putin-si-modi-yaslilarin-ve-eski-fikirlerin-iktidarda-kalmasini-saglayan-nedir-6194</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/biden-putin-si-modi-yaslilarin-ve-eski-fikirlerin-iktidarda-kalmasini-saglayan-nedir-6194</guid>
                <description><![CDATA[Biden, Putin, Şi, Modi: Yaşlıların ve eski fikirlerin iktidarda kalmasını sağlayan nedir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Gençliği ve gençlik kültürünü yücelten bir toplumda yaşarken yaşlılar tarafından yönetiliyoruz.</b></span>

<hr />

<strong>Yazar</strong>: <span style="font-weight: 400;">Kenan Malik</span>| <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler | <span style="font-weight: 400;">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/jul/07/biden-putin-xi-modi-old-men-running-world"><span style="font-weight: 400;">linkten</span></a><span style="font-weight: 400;"> erişebilirsiniz.</span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">Birinci yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi ve filozof Plütark, "</span><a href="https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Moralia/An_seni_respublica_gerenda_sit*.html"><span style="font-weight: 400;">yaşlı bir adam siyasetle uğraşmalı mı?</span></a><span style="font-weight: 400;">" sorusunu ele alırken, "zorluk ve korku zamanlarında devletler, yaşlı liderlerin yönetimine özlem duyarlar" diye yazmıştı. Plütark'a göre, ancak yaşlılar, yaşın verdiği bilgelik ve deneyimle gelen soğukkanlılığa sahipti. Plütark, "Yaşlıları kenara atan bir devlet kaçınılmaz olarak güç ve iktidar hırsıyla dolu ama devlet adamı olmanın gerektirdiği akla sahip olmayan gençlerle dolacaktır" diyordu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Peki, Plütark, </span><a href="https://www.theguardian.com/us-news/article/2024/jun/27/trump-biden-cnn-presidential-debate-reaction-highlights"><span style="font-weight: 400;">geçen ayki münazarada</span></a><span style="font-weight: 400;"> Joe Biden'ın Donald Trump karşısındaki </span><a href="https://www.theguardian.com/us-news/article/2024/jul/04/biden-interview-debate-trump"><span style="font-weight: 400;">acınası performansını</span></a><span style="font-weight: 400;"> ve Kasım ayındaki başkanlık seçiminde Demokrat Parti'nin adayı olarak kalmakta ısrar eden Biden'ı nasıl değerlendirirdi? Plütark, yaşlıların zayıflayabileceğini kabul ediyordu fakat ısrarla "fiziksel güçsüzlüğün yol açtığı kötülük, temkinli ve sağduyulu olma avantajlarının yanında önemli değildir" diyordu.</span>
<blockquote><em><b>ABD'de başkanlık seçimi için yarışan iki adayın 81 ve 78 yaşında olması tek sorun değil. ABD'nin yasa yapıcıları da yaşlanıyor. Yaşlıların yönetimde olduğu tek ülke ABD de değil. Vladimir Putin ve Şi Cinping 71 yaşında. Hindistan'ın lideri Narendra Modi 73 yaşında; İran'ın dini lideri Ali Hamaney 85 yaşında. Şu anki en yaşlı devlet lideri olan Kamerun Devlet Başkanı Paul Biya ise 91 yaşında, Biden'dan tam on yaş büyük.</b></em></blockquote>
<h2><b>YAŞLILARIN LİDERLİĞİNDE BİR DÜNYA</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Plütark, Biden hakkındaki düşünceleri ne olursa olsun, günümüz siyasi dünyasında tanıdık unsurlar görmüş olurdu. ABD'de başkanlık seçimi için yarışan iki adayın 81 ve 78 yaşında olması tek sorun değil. ABD'nin yasa yapıcıları da yaşlanıyor. Temsilciler Meclisi'ndeki ortalama yaş 58, Senato'da ise 65. Senatörlerin üçte birinden fazlası </span><a href="https://fiscalnote.com/blog/how-old-118th-congress"><span style="font-weight: 400;">70 yaşın üzerinde</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yaşlıların yönetimde olduğu tek ülke ABD de değil. Vladimir Putin ve Şi Cinping 71 yaşında. Hindistan'ın lideri Narendra Modi 73 yaşında; Pakistanlı mevkidaşı Şahbaz Şerif bir yaş küçük; Bangladeş'in liderli Şeyh Hasina Vecid ise üç yaş büyük. Binyamin Netanyahu 74 yaşında, Filistin Ulusal Yönetimi'nin lideri Mahmud Abbas 88 yaşında ve İran'ın dini lideri Ali Hamaney 85 yaşında. Şu anki en yaşlı devlet lideri olan Kamerun Devlet Başkanı Paul Biya ise 91 yaşında, Biden'dan tam on yaş büyük.</span>

<span style="font-weight: 400;">Elbette ki genç liderler de var. 35 yaşında olan Fransız Başbakan Gabriel Attal, dünya sahnesindeki en genç lider konumunda. Buna rağmen, "gerontokrasi" yani yaşlıların yönetimi eğilimi, günümüz dünyasının çarpıcı bir özelliğidir.</span>

<span style="font-weight: 400;">"Böyle olmaması gerekiyordu," diye belirtiyor Amerikalı tarihçi ve filozof </span><a href="https://granta.com/the-trouble-with-old-men/"><span style="font-weight: 400;">Samuel Moyn</span></a><span style="font-weight: 400;">. Modern dönem öncesi dünyada; yaşlılara saygı, toplumsal düzeni ve disiplini korumak için toplumsal dokuya işlenmiş durumdaydı. Tıpkı Eyüp'ün Tanah'ta veya Eski Ahit'te dediği gibi, " Bilgelik yaşlılarda, akıl ise uzun yaşamdadır."</span>
<blockquote><em><b>Yaşlılar siyasi gücü büyük ölçüde ellerinde tutarken, daha bireyselleşmiş ve atomize olmuş toplumlarımızda yaşlılar genellikle ihmal edilir ve eskiden destek sağlayan sosyal ağlar feci şekilde yıpranmıştır. Bir diğer ironi ise gençlik ve gençlik kültürünü yücelten toplumlarda yaşarken siyasi gücün anahtarlarını yaşlı liderlere vermemizdir.</b></em></blockquote>
<h2><b>GENÇLİK TUTKUSU, YAŞLILIK BİLGELİĞİ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Modernitenin gelişi, yaşlıların toplumsal statüsünü dönüştürmüş gibi görünüyor. Moyn'a göre "siyasi modernitenin doğumunda" Fransız devrimcileri eski rejimi devirerek "yaşlıların yetkilendirilmelerini açıkça hedeflediklerini" ve "sadece aristokratları sıradan insanlar adına, babaları ise oğullar adına devirmek için değil, aynı zamanda daha geniş bir çerçevede, genç çoğunluk uğruna yaşlıların yönetimine olan geleneksel bağlılığı ehlileştirmeyi" amaçlıyordu. Fakat zamanla "yaşlıların otoritesi" yeniden tesis edildi ve "genç rakipler" yerlerinden edildi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Günümüz toplumlarında, özellikle de batı toplumlarında bir paradoks söz konusu: Yaşlılar siyasi gücü büyük ölçüde ellerinde tutarken, daha bireyselleşmiş ve atomize olmuş toplumlarımızda yaşlılar genellikle ihmal edilir ve eskiden destek sağlayan sosyal ağlar feci şekilde yıpranmıştır. Bir diğer ironi ise gençlik ve gençlik kültürünü yücelten toplumlarda yaşarken siyasi gücün anahtarlarını yaşlı liderlere vermemizdir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu paradokslar, modern gerontokrasinin, gücün ve zenginliğin belli ailelerde ve sınıflarda yoğunlaştığı ve katı siyasi sistemlerin dış müdahaleleri en aza indirmeye yönelik olduğu toplumlarda ortaya çıkmaktadır.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sosyologlar Aaron Reeves ve Sam Friedman, "</span><a href="https://www.hup.harvard.edu/books/9780674257719"><span style="font-weight: 400;">Born to Rule</span></a><span style="font-weight: 400;">" adlı, "İngiliz elitinin inşası ve yeniden inşasını" inceleyen yeni kitaplarında, elitlerin dönüşümü ve "yeni elitler" hakkındaki tüm tartışmalara rağmen, yönetici düzenin bir asır önce olduğu gibi kendisini yeniden ürettiğini ve "elitlerin arasına kimlerin girdiği ve nasıl girdikleri konusunda büyük bir süreklilik" olduğunu gözlemliyorlar. Kuşkusuz, yeni sosyal gruplar, özellikle kadınlar ve azınlıklar, Britanya'nın en üst kademelerinde yer almak için mücadele ettiler. Ama Reeves ve Friedman, en zengin %1'lik dilimde doğanların elitlere girme şansının bugün de 125 yıl önce olduğu kadar yüksek olduğunu vurguluyor. Ülkenin yönetici sınıflarını aynı aileler, okullar ve kurumlar şekillendirmeye devam ediyor. Kaçınılmaz olarak, halihazırda zenginlik ve güce sahip olan yaşlılar önemli avantajlara sahip oluyor.</span>
<blockquote><em><b>Batı'da (dünyanın geri kalanında her zaman geçerli olmasa da) nüfusun yaşlanması gibi demografik değişimler, yaşlıların gücünü sürdürmesinde önemli bir rol oynuyor. Fakat demografik faktörlerin ötesinde asıl mesele siyasi alanda yatıyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>ELİTLER VE YAŞLI LİDERLER NEDEN İKTİDARI BIRAKMIYOR?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda, bir zamanlar demokratik dönüşümü teşvik etmek için tasarlanmış siyasi sistemler, günümüzde istikrarı her şeyden üstün tutan ve siyasi sarsıntıları en aza indirmeyi amaçlayan yapılara dönüşmüş hâlde. Bu durum, İngiltere'deki oy çokluğu sisteminden (First-past-the-post), Fransa seçimlerinde sistem karşıtı partilere karşı oyları maksimize etmek için ikinci tura başvurulmasına ve nüfus yoğunluğu yüksek eyaletlere kıyasla az nüfuslu kırsal eyaletlere eşit temsil hakkı tanıyan ABD Senatosu'na kadar birçok farklı siyasi ve seçim sisteminde kendini gösteriyor. Sanki bu sistemler, tehdit oluşturan aykırılara karşı barikatlar yaratıyor gibi gözüküyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Plütark'ın hırçın gençlerin "kamu işlerine kafadan dalacağı ve kalabalığı da tıpkı fırtınalı deniz gibi karmaşa içinde sürükleyebileceği" endişesi hâlâ birçoklarını tedirgin ediyor olsa da günümüzdeki asıl korku gençlerden değil, "popülist" liderlerden geliyor. Sarsıntıyı en aza indirme çabaları, aynı zamanda yaşlı liderlerin de iktidara tutunmasını kolaylaştırıyor. Biden'ınyaşına dair endişelere rağmen Demokrat Parti'nin başkan adayı olarak kalmasını garantileyen mekanizma ve Biden'ın yerine başkasını aday göstermek isteyen parti içi eleştirel isimlerin karşılaştığı zorluklar bu durumun açık bir örneğidir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Batı'da (dünyanın geri kalanında her zaman geçerli olmasa da) nüfusun yaşlanması gibi demografik değişimler, yaşlıların gücünü sürdürmesinde önemli bir rol oynuyor. Fakat demografik faktörlerin ötesinde asıl mesele siyasi alanda yatıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gerontokrasi bir bakıma plütokrasiyle (zenginlerin yönetimi) kuzen gibidir. Karşı karşıya olduğumuz sorun, esasen gençlerle yaşlılar arasındaki bir savaş veya nesiller arası bir çekişme değil, sınıf ve güç meselesidir. Zenginliğin yerleşik hâle gelmesi ve muhalif, yeni çıkan güçlerin dışlanmasıyla karşı karşıyayız. Birleşik Krallık'ta 14 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarı sonlanırken ve dünyanın yarısı sandık başına giderken, bir sistem olarak gerontokrasi hakkında endişelenmek yerine ister yaşlıların ister eski fikirlerin oluşturduğu köhneliği iktidarda tutan temel sebeplere odaklanmalıyız.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jul 2024 04:49:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/Joe-Biden-Narendra-Modi-Vladimir-Putin-Si-Cinping.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Julian Assange artık özgür ama yargılanması, basın özgürlüğünün ne kadar kırılgan olduğunun göstergesi</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/julian-assange-artik-ozgur-ama-yargilanmasi-basin-ozgurlugunun-ne-kadar-kirilgan-oldugunun-gostergesi-6193</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/julian-assange-artik-ozgur-ama-yargilanmasi-basin-ozgurlugunun-ne-kadar-kirilgan-oldugunun-gostergesi-6193</guid>
                <description><![CDATA[Julian Assange artık özgür ama yargılanması, basın özgürlüğünün ne kadar kırılgan olduğunun göstergesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Amerika'nın Assange ile amansızca uğraşması, resmi makamların gerçeği örtbas etmek için ne kadar ileri gidebileceğini açıkça ortaya koydu.</b></span>

<hr />

<strong>Yazar</strong>: <span style="font-weight: 400;">Kenan Malik</span> | <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler | <span style="font-weight: 400;">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/jun/30/julian-assange-is-free-but-his-case-is-a-grim-reminder-of-the-fragility-of-press-freedom"><span style="font-weight: 400;">linkten</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz.</span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">Julian Assange'ın kaotik hikayesi, karmaşık bir sonla bitti. Geçtiğimiz hafta Belmarsh Hapishanesinden tahliye olan Assange, ABD kontrolündeki Saipan adasına giden bir uçağa binmişti. Burada, ABD yetkilileriyle yaptığı özel bir anlaşma kapsamında, gizli belgeleri yasadışı şekilde ele geçirip yayınlama </span><span style="font-weight: 400;">suçunu kabul etti</span><span style="font-weight: 400;">. Karşılığında ise beş yıllık hapis cezasına çarptırıldı ama zaten İngiliz hapishanelerinde geçirdiği süre bu cezaya sayıldı. Böylece Assange, 12 yıl aradan sonra ilk kez özgürlüğüne kavuştu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Assange'ın casusluk suçunu kabul etmesi, özgürlüğüne kavuşması için zorunluydu. Fakat bu durum, basın özgürlüğü ile ilgili önemli soruları da beraberinde getiriyor. Assange, yabancı bir hükümet için casusluk yapmakla değil, zaten birçok gazetecinin yaptığı şeyi yapmakla suçlandı: Halkın görmesini ABD hükümetinin istemediği gizli belgeleri yayınlamak. Columbia Üniversitesi'nden ifade özgürlüğü uzmanı Jameel Jaffer, 2019 yılında iddianamenin ilk açıldığı dönemde durumu şu şekilde özetlemişti: "Assange'a yönelik suçlamalar, zaten araştırmacı gazetecilerin neredeyse her gün yaptığı eylemlere dayanıyor." Bu nedenle Jaffer, iddianamenin "</span><a href="https://www.nytimes.com/2019/05/23/us/politics/assange-indictment.html"><span style="font-weight: 400;">basın özgürlüğüne doğrudan bir saldırı</span></a><span style="font-weight: 400;">" olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.</span>
<blockquote><em><b>Bu belgeler, ABD güçlerinin Irak'ta tutuklulara yaptığı işkenceler, vatandaşları ABD güçleri tarafından işkence gören devletlerin bu davaları soruşturmaması için ABD tarafından yapılan baskılar, Iraklı sivillerin kayıt altına alınmadan toplu şekilde katledilmesi ve çatışmaları daha da körükleyen gizli silah anlaşmaları gibi resmi olarak reddedilen skandallar için kanıt oluşturdu.</b></em></blockquote>
<h2><b>WikiLeaks NASIL KURULDU VE NEDEN TARTIŞMA YARATTI?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">WikiLeaks hikayesi o kadar uzun ve karmaşık ki, nasıl başladığını unutmak çok kolay. 2006 yılında Julian Assange ve bir grup aktivist; siyasi açıdan hassas, sızdırılmış belgeleri yayınlamak için WikiLeaks adlı global bir platform kurmuştu. Platformun ilk ifşaları arasında </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2007/aug/31/kenya.topstories3"><span style="font-weight: 400;">Kenya</span></a><span style="font-weight: 400;"> ve </span><a href="https://www.pbs.org/newshour/world/wikileaks-reveal-what-made-tunisians-revolt"><span style="font-weight: 400;">Arap dünyasındaki yolsuzluklar</span></a><span style="font-weight: 400;"> ile Çin'in </span><a href="https://www.theguardian.com/media/2008/mar/19/digitalmedia.tibet"><span style="font-weight: 400;">Tibet'teki ayaklanmalara</span></a><span style="font-weight: 400;"> sert müdahalesi yer aldı.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ardından, 2010 yılının Nisan ayında WikiLeaks, "</span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=5rXPrfnU3G0"><span style="font-weight: 400;">Collateral Murder</span></a><span style="font-weight: 400;">" adlı bir video yayımladı. Bu görüntülerde, 2007 yılında Bağdat'ın sokaklarında bir Amerikan Apache saldırı helikopterinin, aralarında Reuters muhabirleri Namir Noor-Eldeen ve Saeed Chmagh'ın da bulunduğu en az 11 sivili öldürdüğü açıkça görülüyordu. Washington ise bilgi edinme özgürlüğü kapsamında Reuters'ın görüntüleri izleyebilmek için yaptığı sayısız bilgi edinme talebini reddetmişti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Helikopterden çekilen görüntülerde, iki gazeteci de dahil olmak üzere bir grup adamın yolda yürüdüğü görülüyor. Helikopterdeki askerler, bu grubun isyancı olduğunu varsayarak ateş açıyor. Saldırıda sekiz kişi hayatını kaybediyor, gazeteci Saeed Chmagh ise ağır yaralanıyor. Dakikalar sonra olay yerinden, saldırıyla ilgisi olmayan bir minibüs geçiyor. Yaralı Chmagh'ı gören şoför, yaralıyı hastaneye götürmek için duruyor. Ama helikopter tekrar ateş açıyor ve saldırıda Chmagh'ın yanı sıra yardım etmek için duran üç kişiyi de öldürüyor. Minibüste bulunan iki çocuk da ağır yaralanıyor. Helikopterdeki askerlerden birisi ise bu vahşet karşısında duyarsızca "Çocukları savaşa getirmek onların hatası" diyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Daha sonra olay yerine Amerikan devriye birlikleri geliyor. Bu birlikteki askerlerden biri olan Ethan McCord, gazetecilere verdiği röportajda "</span><a href="https://www.thebureauinvestigates.com/stories/2012-08-30/permission-to-engage-wikileaks-collateral-murder-footage-examined/"><span style="font-weight: 400;">İşte o zaman yaptığımız şeyin yanlış olduğunu gerçekten fark ettim</span></a><span style="font-weight: 400;">" diyor. Daha sonrasında ise McCord ve birlikte diğer bir asker Josh Stieber "</span><a href="https://archive.globalpolicy.org/invasion-and-war/atrocities-and-criminal-homicides-/48984-us-soldiers-from-wikileaks-collateral-murder-video-apologize.html"><span style="font-weight: 400;">Uzlaşma ve Irak Halkına Sorumluluk Adına Açık Mektup</span></a><span style="font-weight: 400;">" yazarak "Bu videoda tasvir edilen olaylar, bu savaşın günlük olaylarıdır: ABD liderliğindeki savaşların bu bölgede yürütülme biçimidir" ifadesini dile getiriyorlar.</span>

<span style="font-weight: 400;">"Collateral Murder" videosunun yayınlanması, tüm dünyada infiale yol açtı ve Julian Assange'ı bir anda uluslararası bir hedef haline getirdi. Bu video, WikiLeaks'in "Irak Savaşı Belgeleri" ve "Afganistan Savaşı Belgeleri" başlıkları altında kamuoyuna sunduğu gizli belgeler ve saha raporlarının en şok edicisiydi. Bu belgeler, ABD güçlerinin Irak'ta </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2010/oct/22/iraq-detainee-abuse-torture-saddam"><span style="font-weight: 400;">tutuklulara yaptığı işkenceler</span></a><span style="font-weight: 400;">, vatandaşları ABD güçleri tarafından </span><a href="https://www.spiegel.de/international/germany/the-cia-s-el-masri-abduction-cables-show-germany-caved-to-pressure-from-washington-a-733860.html"><span style="font-weight: 400;">işkence gören</span></a><span style="font-weight: 400;"> devletlerin bu davaları soruşturmaması için </span><a href="https://www.motherjones.com/politics/2010/12/wikileaks-cable-obama-quashed-torture-investigation/"><span style="font-weight: 400;">ABD tarafından yapılan baskılar</span></a><span style="font-weight: 400;">, Iraklı sivillerin </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2010/oct/22/true-civilian-body-count-iraq"><span style="font-weight: 400;">kayıt altına alınmadan</span></a><span style="font-weight: 400;"> toplu şekilde katledilmesi ve çatışmaları daha da körükleyen </span><a href="https://www.salon.com/2010/12/09/obama_yemen_saudi_houthi_conflict/"><span style="font-weight: 400;">gizli silah anlaşmaları</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi resmi olarak reddedilen skandallar için kanıt oluşturdu. Fakat, birçok kişi için asıl suç; bu vahşetlerin ve yasa dışı eylemlerin yapılması değil, bu gerçeklerin ifşa edilmesiydi. O dönemdeki Cumhuriyetçi başkan adaylarından </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2010/dec/01/us-embassy-cables-executed-mike-huckabee"><span style="font-weight: 400;">Mike Huckabee</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi önde gelen isimler bile Assange'ın öldürülmesi çağrısında bulunmuştu. Söylenenlere göre </span><a href="https://www.yahoo.com/news/kidnapping-assassination-and-a-london-shoot-out-inside-the-ci-as-secret-war-plans-against-wiki-leaks-090057786.html"><span style="font-weight: 400;">Mike Pompeo</span></a><span style="font-weight: 400;"> da CIA yöneticiliği yaptığı 2017 yılında Assange'ın öldürülmesi ihtimallerini değerlendirmişti.</span>
<blockquote><em><b>Assange'ın mahkemeye çıkmayı reddetmesi, hesap verebilirlik ve "etik davranma" gerekliliği konusunda savunduğu ilkelerle çelişiyor. Yine de hikayenin tüm bu karmaşıklığına rağmen, meselenin özünde yatan mesaj değişmiyor: ABD'nin Assange'ın peşine düşmesi ve yargılaması, iktidardakilerin gizlemek istediği gerçekleri ifşa edebilme ve onları sorumlu tutabilme becerilerimize yönelik bir saldırıdır.</b></em></blockquote>
<h2><b>JULIAN ASSANGE’IN SUÇLAMALARI KABUL ETMESİ NE ANLAMA GELİYOR?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">WikiLeaks'in yayınladığı materyallerin büyük kısmı, 2013 yılında casusluktan suçlu bulunan ve </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2013/aug/21/bradley-manning-35-years-prison-wikileaks-sentence"><span style="font-weight: 400;">35 yıl hapis cezasına çarptırılan</span></a><span style="font-weight: 400;"> (daha sonrasında </span><a href="https://www.nytimes.com/2017/01/17/us/politics/obama-commutes-bulk-of-chelsea-mannings-sentence.html"><span style="font-weight: 400;">Barack Obama tarafından ceza süresi kısaltıldı</span></a><span style="font-weight: 400;">) ABD istihbarat analisti Chelsea Manning tarafından sağlanmıştı. Obama yönetimi, </span><a href="https://cpj.org/reports/2013/10/obama-and-the-press-us-leaks-surveillance-post-911/"><span style="font-weight: 400;">muhbirlerle mücadele</span></a><span style="font-weight: 400;"> konusunda oldukça sert politikalar uygulamasına rağmen, Assange'a karşı yasal bir işlem başlatmamıştı. Bunun nedeni ise Washington Post'a konuşan eski Adalet Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller'ın açıkladığı gibiydi: "</span><a href="https://www.washingtonpost.com/world/national-security/julian-assange-unlikely-to-face-us-charges-over-publishing-classified-documents/2013/11/25/dd27decc-55f1-11e3-8304-caf30787c0a9_story.html"><span style="font-weight: 400;">Bilgi yayımlamaktan dolayı gazetecilere de kovuşturma açmadığımız sürece Assange'ı soruşturmamızın imkanı yok.</span></a><span style="font-weight: 400;">"</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonrasında gelen Trump hükümeti ise bu tür vicdani yükümlülüklerle hiç ilgilenmedi. 2019'da ABD savcıları Assange'ı </span><a href="https://www.theguardian.com/media/2019/may/23/wikileaks-founder-julian-assange-with-violating-the-espionage-act-in-18-count-indictment"><span style="font-weight: 400;">17 ayrı casusluk faaliyetiyle</span></a><span style="font-weight: 400;"> suçladı, bir önceki yıl da </span><a href="https://www.theguardian.com/media/2019/apr/11/julian-assange-charged-with-computer-hacking-conspiracy"><span style="font-weight: 400;">bilgisayar korsanlığı komplosuna</span></a><span style="font-weight: 400;"> dahil olmakla suçlamıştı. Assange, geçen hafta itiraf anlaşmasıyla sonuçlanan, ABD'ye iade edilmesine karşı koyduğu beş yıllık bir mücadeleye girişmişti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Karmaşıklık, bir ölçüde de Assange'ın kendi eylemlerinden de kaynaklanıyor. </span><a href="https://web.archive.org/web/20101001085914/https:/www.wired.com/threatlevel/2010/09/wikileaks-revolt/"><span style="font-weight: 400;">WikiLeaks içinden</span></a><span style="font-weight: 400;">ve </span><a href="https://www.theguardian.com/media/2011/sep/02/wikileaks-publishes-cache-unredacted-cables"><span style="font-weight: 400;">ana akım medyadaki partnerlerinden</span></a><span style="font-weight: 400;"> gelen eleştiriler, sızdırılan belgelerde kimliği açığa çıkabilecek kişileri koruma gerekliliğini yeterince ciddiye almadığını, Afgan çevirmenler gibi zulüm veya ölümle karşı karşıya kalabilecek kişilerin isimlerini ve bilgilerini sansürleme konusunda yeterince özen göstermediğini savunuyor. Ayrıca, kabul etmek zorunda bırakıldığı casusluk suçlaması baştan beri hukuka aykırı olsa da usulüne uygun şekilde yargılanması gerektiği ama kaçmayı başardığı başka bir suçlama daha mevcut.</span>

<span style="font-weight: 400;">2012 yılında Assange, Londra'daki </span><a href="https://www.theguardian.com/media/2019/apr/11/how-ecuador-lost-patience-with-houseguest-julian-assange"><span style="font-weight: 400;">Ekvador Büyükelçiliği</span></a><span style="font-weight: 400;">'ne sığınmıştı. Bu sığınmanın sebebi ise ABD'ye casusluk suçlamasıyla iade edilmekten kaçmak değil, İsveç'te </span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Assange_v_Swedish_Prosecution_Authority"><span style="font-weight: 400;">iki kadın tarafından yöneltilen tecavüz ve cinsel saldırı suçlamalarından</span></a><span style="font-weight: 400;"> kaçmaktı. Assange ve destekçileri; bu suçlamaların, ABD'ye iadesini kolaylaştırmak için Washington tarafından uydurulmuş bir komplo olduğunu savunmuştu.</span>

<span style="font-weight: 400;">Gerçek ne olursa olsun, bu suçlamaların asılsız olup olmadığı ancak mahkemede kanıtlanabilirdi. Suçlanan kişinin, önemli gerçekleri ortaya çıkarmış olması, tecavüz iddiasının dikkate alınmasını engelleyemez. Assange'ın mahkemeye çıkmayı reddetmesi, hesap verebilirlik ve "etik davranma" gerekliliği konusunda savunduğu ilkelerle çelişiyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yine de hikayenin tüm bu karmaşıklığına rağmen, meselenin özünde yatan mesaj değişmiyor: ABD'nin Assange'ın peşine düşmesi ve yargılaması, iktidardakilerin gizlemek istediği gerçekleri ifşa edebilme ve onları sorumlu tutabilme becerilerimize yönelik bir saldırıdır. Rusya'dan Gazze'ye, Hindistan'dan Etiyopya'ya kadar gazeteci olmanın </span><a href="https://rsf.org/en/2024-world-press-freedom-index-journalism-under-political-pressure"><span style="font-weight: 400;">son derece tehlikeli bir hâle geldiği</span></a> <span style="font-weight: 400;">bir dönemde, basın özgürlüğünü savunmak her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jul 2024 04:45:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/Julian-Assange.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keir Starmer: İngiltere&#039;nin yeni başbakanı hakkında neler biliyoruz ve ülkeyi nasıl yönetecek?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/keir-starmer-ingilterenin-yeni-basbakani-hakkinda-neler-biliyoruz-ve-ulkeyi-nasil-yonetecek-6119</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/keir-starmer-ingilterenin-yeni-basbakani-hakkinda-neler-biliyoruz-ve-ulkeyi-nasil-yonetecek-6119</guid>
                <description><![CDATA[Keir Starmer: İngiltere'nin yeni başbakanı hakkında neler biliyoruz ve ülkeyi nasıl yönetecek?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 20px;"><strong>İngiltere'de İşçi Partisi tarihi bir zafer kazandı ve Keir Starmer, ülkenin yeni başbakanı oldu. Peki, kimdir bu Keir Starmer?</strong></span>

<hr />

<strong>Yazar</strong>: Mark Benniste &amp; Ben Worthy | <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler | Yazının orijinaline bu <a href="https://theconversation.com/keir-starmer-what-we-know-about-britains-new-prime-minister-and-how-he-will-lead-233175">linkten</a> ulaşabilirsiniz.

<hr />

Başbakanlar, işe kendi kimliklerini ve bakış açılarını katarlar. Her birinin farklı bir liderlik tarzı vardır ve bu da işleyişi ve ulaşılan hedefleri etkiler. Geçmişte başbakanlık yapmış olan Herbert Asquith bu durumu güzel <a href="https://www.theguardian.com/books/2000/oct/15/politics">özetlemiş</a>: "Başbakanlık, seçilen kişinin yapmayı seçtikleri ve yapabildikleri kadardır."

Peki, Keir Starmer, Birleşik Krallık'ın başbakanı olarak nasıl bir liderlik sergileyecek? Bunu net olarak söylemek zor. Yakın zamanda bir podcast'te kendisine sorulduğunda, "ülkenin her ferdini koruyacak, kapsayıcı ve kararlı bir lider" olacağını <a href="https://www.youtube.com/watch?v=X0VcLz6cEEw&amp;t=4042s">söylemişti</a>. Bu sözler pek de özgün değil, zira (belki Nigel Farage hariç) her aday benzer şeyler söyler. Yine de elimizdeki bilgiler ışığında bir değerlendirme yapabiliriz.

Kişiliği ve çalışma tarzı açısından Keir Starmer, "metodik, titiz, ayrıntılara önem veren ama karizmadan yoksun" biri olarak <a href="https://www.politico.eu/article/keir-starmer-labour-party-prime-minister-british-elections/">tanımlanıyor</a>. Merhum milletvekili ve tarihçi David Marquand'ın deyimiyle gibi büyük olasılıkla "pragmatik bir iş bitirici" olacaktır. Starmer'da Tony Blair veya Harold Wilson'ın vizyoner çekiciliği veya hitabet yeteneği yok. Fakat basit bir "siyasi makine siyasetçisi" de değil.
<blockquote><em><strong>Değerlerden ve sosyalist olduğundan bahsediyor (her ne kadar kamuoyu, sosyalist olup olmadığından ya da bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğundan tam emin olmasa da). Birçok selefinden daha otantik bir işçi sınıfı geçmişine sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilir.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>İŞÇİ SINIFI KÖKENLİ VE "SOSYALİST"</strong></h2>
Starmer, sakin ve tecrübeli bir adam gibi görünüyor. Değerlerden ve <a href="https://theconversation.com/is-keir-starmer-a-socialist-232567#:%7E:text=%E2%80%9CI%20would%20describe%20myself%20as,as%20a%20democratic%20socialist%20party.">sosyalist olduğundan</a> bahsediyor (her ne kadar kamuoyu, sosyalist olup olmadığından ya da bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğundan tam emin olmasa da). Birçok selefinden daha otantik bir işçi sınıfı geçmişine sahip olduğunu <a href="https://www.independent.co.uk/news/uk/liz-truss-victoria-conservative-b2176439.html">rahatlıkla</a> söyleyebilir.

Starmer'ın 2015'te milletvekili seçildiğini ve 52 yaşında siyasete nispeten geç girdiğini biliyoruz. Tüm siyasi hayatını muhalefette geçirdi. Theresa May de dahil olmak üzere önceki başbakanlar, bakanlık deneyimi edindikten sonra başbakanlık görevine gelmişlerdi (bu deneyim belli ki pek işlerine yaramadı derseniz gayet haklı olabilirsiniz).

Yine de Starmer, parlamentoda pek çok isimden daha yoğun bir dönem geçirdi. Brexit sürecinde <a href="https://www.standard.co.uk/news/politics/labour-shadow-brexit-secretary-sir-keir-starmer-brexit-can-be-stopped-a3987241.html">önemli bir rol oynadı</a>, ardından partisini pandemi boyunca yönetti. Muhalefet lideri olarak ise iki başbakanın görevden alınmasına tanık oldu (en az birinin görevden alınmasında, <a href="https://news.sky.com/story/keir-starmer-reveals-how-he-set-trap-for-boris-johnson-over-partygate-scandal-13157083#:%7E:text=Sir%20Keir%20Starmer%20said%20he,minister%20over%20the%20partygate%20scandal.">metodik bir avukat yaklaşımıyla</a> kilit bir rol oynadı) ve şimdi de üçüncüsünü devirmeyi başardı.
<blockquote><em><strong>Siyasi kariyeri başlamadan önce alışılmadık bir şekilde bir devlet kurumunu yönetmiş deneyimli bir lider olarak başbakanlık çalışma makamı ve konutu olan 10 Numara Downing Street'e geliyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>GÖREV ADAMI</strong></h2>
Daha da önemlisi, Starmer büyük bir devlet kurumu niteliğindeki Kraliyet Savcılık Servisi'nin 5 yıl boyunca Başkanı ve <a href="https://www.counselmagazine.co.uk/articles/meet-the-director---keir-starmer">Savcılık Direktörü</a> olarak görev aldı. Siyasi kariyeri başlamadan önce alışılmadık bir şekilde bir devlet kurumunu yönetmiş deneyimli bir lider olarak başbakanlık çalışma makamı ve konutu olan 10 Numara Downing Street'e geliyor.

Starmer'ın Savcılık Direktörlüğü geçmişi, göreve ve somut sonuçlara odaklanacağına işaret ediyor. Sorunlara çözüm bulmaya, somut adımlar atmaya ve işleri tamamlamaya odaklanmasını bekleyebiliriz. Aynı zamanda, bürokratik devlet mekanizmasına karşı yürütülen <a href="https://www.theguardian.com/politics/article/2024/may/13/esther-mcvey-crack-down-diversity-initiatives-civil-service">siyasallaştırmalar ve çekişmelerle</a> dolu önceki yönetimin aksine, sonuçlara ve uygulanabilir çözümlere daha fazla önem vermesini de bekleyebiliriz.

Starmer'ın hükümetinin, bir dizi uzun vadeli göreve odaklanarak istikrar ve kalıcı değişim sağlamaya çalışan "<a href="https://www.instituteforgovernment.org.uk/explainer/mission-driven-government-labour">görev odaklı</a>" bir yönetim olacağı öngörülüyor. Bu fikir ilk bakışta yeni veya aşırı radikal bir yaklaşımmış <a href="https://marianamazzucato.com/books/mission-economy/">gibi durmasa da</a> son yıllardaki kaotik ve kısa vadeli politikaların ardından gayet de öyle algılanabilir.

Starmer'ın hükümetinin başarısının anahtarı, kararların nasıl ve ne kadar hızlı olacağına veya olamayacağına bağlı. Starmer'ın karbon net sıfır gündemi konusundaki <a href="https://news.sky.com/story/keir-starmer-says-he-wont-make-a-promise-i-cant-keep-as-he-defends-labours-28bn-green-plan-u-turn-13067469">belirsizliği</a>, gelecek planları hakkında bir ipucu olabilir. Metodik olmak ve detaylara önem vermek, gecikme ve kararsızlık olarak da yorumlanabilir.

Starmer, istişareye dayalı bir liderlik tarzı benimsediğini daha öncesinde <a href="https://www.theguardian.com/politics/article/2024/jun/22/you-asked-me-questions-ive-never-asked-myself-keir-starmers-most-personal-interview-yet">ima etmişti</a>: "Hayatımda aldığım en iyi kararlar, eleştirilere ve incelemeye dayanabilenlerdi. En kötü kararlarım ise hiç kimsenin itiraz etmedikleriydi." Fakat yardımcısı Angela Rayner'ın da belirttiği gibi, Starmer'ın "az bilgi paylaşma" eğilimi, karar verme sürecini küçük bir güvenilir grupla sınırlayabilir.
<blockquote><em><strong>Starmer'ın tam olarak nerede durduğu bir muamma ya da diğer bir deyişle "mantıklı ve sade bir şekilde paketlenmiş bir kapalı kutu" olarak kalmaya devam ediyor. Bir destekçisi ise "Starmer'ın en büyük güçlerinden biri, “İşçi Partisi'nin belirli bir hizbinden hiç olmamış veya onlara borçlu olmamış olması." diyor.</strong></em></blockquote>
<h2>GİZEMLİ BİR ADAM</h2>
Starmer'ın önderliğindeki hükümet, özellikle büyük bir parlamento çoğunluğuyla, değişimleri efektif bir şekilde uygulama yetkisine sahip olacak. Kendisini sosyalist ve ilerici olarak tanımlayan Starmer'ın bu durumdan kaçınması pek mümkün değil. Peki ne kadar radikal olacak? İşçi Partisi'nden eski bir bakan, "Starmer çok etkileyici, ancak sınırların çok ötesine geçmiyor. Radikal bir avukat olduğu zamanlarda bile geleneksel bir tarza sahipti." diyor.

Starmer'ın tam olarak nerede durduğu bir muamma ya da diğer bir deyişle "<a href="https://www.theguardian.com/tv-and-radio/2024/jan/18/keir-starmer-up-close-review-the-labour-leader-desperately-tries-to-prove-hes-sexy">mantıklı ve sade bir şekilde paketlenmiş bir kapalı kutu</a>" olarak kalmaya devam ediyor. <a href="https://www.theguardian.com/politics/2024/feb/21/the-hidden-life-of-keir-starmer">Bir destekçisi</a> ise "Starmer'ın en büyük güçlerinden biri, “İşçi Partisi'nin belirli bir hizbinden hiç olmamış veya onlara borçlu olmamış olması." diyor.

Ancak siyasi liderlikte bir gerçek var: Başlangıçta güç olarak görülen şey, işin sonunda zayıflık olarak görülür. <a href="https://www.independent.co.uk/news/uk/politics/keir-starmer-u-turn-two-child-benefit-cap-b2377071.html">Çocuk yoksulluğundan</a> Gazze'ye kadar İşçi Partisi içindeki birçok kırılma noktası daha şimdiden gözle görülür hâlde. Diğer sorunlar ise daha da büyümeye devam ediyor. Starmer'ın gerginlikten uzak durma yeteneği uzun sürmeyecek ve parlamentodaki büyük çoğunluk, <a href="https://theconversation.com/theres-nothing-undemocratic-about-a-large-labour-majority-in-fact-managed-properly-it-could-provide-the-space-for-serious-debate-232560">etkisiz ve dağınık bir muhalefet</a> getirirse entrikalar ve zorluklar çıkması muhtemel.

Bu noktada, İşçi Partisi ve İşçi Partili başbakanlar için klasik bir ikilem Starmer'ın önünde duruyor: David Marquand'ın "ilerici ikilem" dediği şey; sizi göreve getiren geniş koalisyonun desteğini kaybetmeden ne kadar ileri gidebilirsiniz ve gitmeli misiniz? Şimdiye kadar gölge kabinenin disiplinli desteğiyle gayet temkinli bir politika izlendi, ancak parlamentoda elde edilen büyük çoğunluk bu dengeyi değiştirebilir.

Ama sessizce büyük değişimler yapan liderler de var. Örneğin Theresa May, karbon net sıfır yasasını <a href="https://www.politico.eu/article/therea-may-tories-brexit-rishi-sunak-nobody-even-noticed-the-tories-biggest-legacy/">o kadar sessizce</a> geçirdi ki "kimse Muhafazakarların en büyük mirasını fark bile etmedi."

Yine de Asquith'in uyarısını unutmamak gerek: Başbakan olmak bir liderin "yapabilecekleri" ile ilgilidir. Olaylar tüm hükümetleri rotasından saptırır ve çoğu hükümet krizlerin altında ezilir. Starmer, boksör Mike Tyson'ın "herkesin bir planı vardır, ta ki suratına yumruk yiyene kadar" uyarısına kulak verse iyi olur.

Kazanmasının ardından Starmer'ın üzerinde büyük bir beklenti var. Fakat tüm politikacılara olan güven düşük ve zedelenmiş durumda. Göç, kamu hizmetlerine verilen bütçeler ve İngiltere'nin kamusal sağlık kurumu olan Ulusal Sağlık Servisi (NHS) gibi acil iç sorunlar olacak. Dış politikada ise İşçi Partisi'nden bir danışmanın uyardığı gibi Gazze'den Ukrayna'ya ve ABD'deki seçimlere kadar "<a href="https://cepa.org/article/britains-probable-premier-charts-course-for-stormy-world/">fırtınalı bir dünya</a>" bizi bekliyor. Starmer'ın nasıl bir başbakan olacağına dair sınav, metodik yaklaşımının karmaşık bir dünyayla yüzleştiği zaman gerçekleşecek.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jul 2024 04:55:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/Keir-Starmer.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yükseköğretimde yapay zeka politikası nasıl oluşturulur?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yuksekogretimde-yapay-zeka-politikasi-nasil-olusturulur-6115</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yuksekogretimde-yapay-zeka-politikasi-nasil-olusturulur-6115</guid>
                <description><![CDATA[Yükseköğretimde yapay zeka politikası nasıl oluşturulur?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 20px;"><strong>Öğrenciler, öğretim üyeleri ve idari çalışanlar ChatGPT gibi araçları aktif olarak kullanırken üniversitelerin de üretken yapay zekanın uygulanma amacı ve yöntemleri konusunda sınırlarını belirlemeleri gerekiyor.</strong></span>

<hr />

<strong>Yazar:</strong> Tom Mangan   |     <strong>Çeviri:</strong> Sinem Başaran     |    Yazının orijinaline bu <a href="https://edtechmagazine.com/higher/article/2024/07/how-craft-generative-ai-use-policy-higher-education-perfcon">linkten</a> ulaşabilirsiniz.

<hr />

Daha fazla beklemenin anlamı yok: Üniversitenizin üretken YZ kullanımına yönelik bir politikası henüz yoksa, güz dönemi başlamadan önce bir tane oluşturmanın vakti gelmiştir.

Bunun için, yükseköğretim alanında YZ politikası geliştirmiş okullardan alınmış onlarca örneğe ve çok sayıda kaynağa ulaşmak mümkün. <a href="https://www.educause.edu/ecar/research-publications/2024/2024-educause-ai-landscape-study/introduction-and-key-findings">2024 EDUCAUSE AI Landscape Study</a> raporuna bakıldığında YZ politikası için kılavuz bir rehbere büyük ihtiyaç olduğu görülüyor. Bu çalışmada yükseköğretim kurumu liderlerine, kurumlarının YZ kullanımına yönelik kabul edilebilir kullanım politikalarını ne kadar geliştirdikleri sorulmuş.

Rapora göre, katılımcıların sadece %23'ü kurumlarında yapay zekanın kabulü mümkün kullanım politikalarının olduğunu, neredeyse yarısı (%48) ise, kurumlarının YZ kullanımı hakkında etik ve etkili kararlar almalarını sağlayacak uygun politika ve ilkelere sahip olmadıklarını belirtmiş.
<blockquote><strong>Temel bilgilerle başlayarak öğrencilere yapay zekanın kabulü mümkün kullanımı konusunda açık bir rehber oluşturabilirsiniz. Stanford Üniversitesi konuya şu şekilde yaklaşıyor: "Üretken YZ araçlarının ödev veya sınavların önemli bir kısmını tamamlamak için kullanılması yasaktır. Öğrenciler, (ufak tefek kullanımlar dışında) üretken YZ kullanımlarını bildirmeli ve herhangi bir şüphe durumunda, yapay zekadan yararlandıklarını açıklamalıdır."</strong></blockquote>
<h2><strong>YÜKSEKÖĞRETİMDE YAPAY ZEKA POLİTİKASINA GİRİŞ</strong></h2>
Neden daha fazla üniversitede YZ kullanım politikaları konusunda ilerleme kaydedilemiyor?

"Başlangıç göz korkutucu olabiliyor," diyor AI Landscape çalışmasını yazan <a href="https://www.educause.edu/">EDUCAUSE</a> kıdemli araştırmacısı Jenay Robert.

Bir politika geliştirirken düşünülmesi gereken pek çok şey var; kopya çekme, hakkaniyet ve veri güvenliği gibi. Teknolojiyi geliştirirken ise, geleneksel bir kural var ki bu konuda iyi bir rehber: Küçük başlayın, neyin işe yarayıp, neyin yaramadığını öğrenin ve buradan yola çıkın.

Temel bilgilerle başlayarak öğrencilere yapay zekanın kabulü mümkün kullanımı konusunda açık bir rehber oluşturabilirsiniz. Stanford Üniversitesi konuya şu şekilde yaklaşıyor: "Üretken YZ araçlarının ödev veya sınavların önemli bir kısmını tamamlamak için kullanılması yasaktır. Öğrenciler, (ufak tefek kullanımlar dışında) üretken YZ kullanımlarını bildirmeli ve herhangi bir şüphe durumunda, yapay zekadan yararlandıklarını açıklamalıdır."

Temel bilgilerin ötesine geçerken, YZ teknolojileri hızla evrildikleri için esnek bir temele ihtiyacınız olacak.

Duke Üniversitesi uzmanları, "Standart, tek tip YZ politikaları uzun vadede sürdürülebilir değildir" diye uyarıyor. Öğretim üyeleri, öğrenciler, idari çalışanlar ve yöneticilere mevzubahis konuları anlamaları için zaman ayırın. Uluslararası Yükseköğretim Eğitim Teknolojisi Dergisi (The International Journal of Educational Technology in Higher Education), Hong Kong'daki öğrenci ve kurumlarla yaptığı araştırmalara dayanarak konuya dair sağlam bir <a href="https://educationaltechnologyjournal.springeropen.com/articles/10.1186/s41239-023-00408-3">değerlendirmede</a> bulunmuş.
<blockquote><strong>Öğrencilerin ödevlerini tamamlarken baskı altında hissedip kolaya kaçarak YZ kullanabileceklerini inkar edemeyiz. Yale Üniversitesi’ne göre bunun bir çözümü ödevlerin düzenini ve yapısını değiştirmek olabilir. Bu şekilde öğrencilerin kopya çekme olasılığı önemli ölçüde azaltılıp öğrenmeleri geliştirilebilir.</strong></blockquote>
<h2><strong>AKADEMİK BÜTÜNLÜK VE ÜRETKEN YAPAY ZEKA İLİŞKİSİ</strong></h2>
Üretken YZ öğrencilerin insan elinden çıkmış gibi görünen metinler oluşturmalarına yardımcı oluyor. Bu metinleri tespit etmek için kullanılan araçlar ise, Kansas Üniversitesi Center for Teaching Excellence <a href="https://cte.ku.edu/careful-use-ai-detectors">raporunda</a> belirtildiği ve herkesçe de bilindiği üzere güvenilir değiller.

Fakat öğrencilerin ödevlerini tamamlarken baskı altında hissedip kolaya kaçarak YZ kullanabileceklerini inkar edemeyiz.

Yale Üniversitesi’ne göre bunun bir çözümü ödevlerin düzenini ve yapısını değiştirmek olabilir. Bu şekilde öğrencilerin kopya çekme olasılığı önemli ölçüde azaltılıp öğrenmeleri geliştirilebilir.

Princeton Üniversitesi bu kavramı genişletiyor: "Öğrencilere kendi taslak makalelerini hazırladıktan sonra ChatGPT'den aynı ödev için yeni bir taslak talep ettirin. Daha sonra bu taslakları analiz edip hangisinin daha iyi, hangisinin daha kötü olduğunu karşılaştırabilecekleri bir tartışma ortamı yaratın.”

Bu tarz bakış açıları üretken yapay zekaya ilişkin değişen perspektife de vurgu yapıyor.

Robert, "Öğrencilerimiz dijital iş gücünün ve dijital toplumun bir parçasıdır" diyor. "Peki öğrencilerin iyi birer dijital yurttaş olmalarını nasıl sağlarız? Tüm bunlar yine bir şekilde politikaya bağlanıyor."

“Örneğin, aşırı kısıtlayıcı YZ politikaları bir profesörün öğrencilerine yapay zekanın hatalı ve taraflı çıktılar ürettiğinde ne olacağını göstermesine engel olabilir.”
<h2><strong>Yükseköğretimde Yapay Zeka Politikası İçin Üç Odak Noktası</strong></h2>
Robert, <a href="https://www.educause.edu/research/2024/2024-educause-action-plan-ai-policies-and-guidelines">2024 EDUCAUSE Eylem Planı: Yapay Zeka Politikaları ve İlkeleri</a>'nin ortak yazarlarından birisi aynı zamanda. Bu çalışmada yükseköğretim liderlerine YZ politikalarını oluştururken şu üç noktayı göz önünde bulundurmaları tavsiye ediliyor:

<strong>1. Yönetim:</strong> Üretken YZ cümleler ve paragraflar oluşturmak için tahmine dayalı modeller kullanır. Bu tahminler %100 doğru değildir ve zaman zaman gerçeği yansıtmayan bilgi ve uydurma atıflar gibi halüsinasyonlara neden olabilir. Bu modeller ayrıca, kullanıcı profilindeki sosyal ve kültürel farklılıkları hesaba katmadan taraflı çıktılar üretebilir. Robert, YZ politikalarının etik, eşitlik ve doğruluk gibi konuları ele alması gerektiğini söylüyor.

ChatGPT ve benzeri araçların öğretim üyeleri, idari personel ve öğrenciler tarafından günlük kullanımı ciddi riskleri ve yasal sorumlulukları beraberinde getirebilir. Clemson Üniversitesi, kişisel bilgilerin halka açık YZ modellerine girilmesine karşı uyarıda bulunuyor. Bu YZ modelleri sohbetlerden elde ettikleri verileri kullanarak modellerini eğitebiliyor. Sosyal Güvenlik veya kredi kartı numarası gibi hassas kişisel verileri halka açık YZ uygulamalarında paylaşmak kişisel verileri koruma kanununu da ihlal ediyor.

<strong>2. Pedagoji:</strong> Üniversite öğretim görevlileri ve profesörler sınıflarını nasıl idare edecekleri ve ödevlerini nasıl verecekleri konusunda oldukça özgürdür. Halihazırda YZ politikalarına sahip okullar, profesörlerini kendi derslerinde neyin izinli, neyin yasak olduğunu açık ve net belirten YZ kılavuzları oluşturmaları için teşvik eder.

Los Angeles, California Üniversitesi’nden bir öneri: "Öğrencilerinizden ChatGPT’yi kullanmalarını ve oradan aldıkları bilgiyi birincil ve ikincil kaynaklardan ‘teyit etmelerini’ isteyin."

<strong>3. Operasyonlar</strong>: Üniversiteler, teknik eğitim ve destek gerektiren YZ altyapıları tasarlayıp devamlılıklarını sağlayabilirler. Yöneticiler de operasyonları daha verimli ve etkin hale getirmek için yapay zekanın uygulanışına dair önerilerde bulunabilirler. Üretken YZ politikaları hazırlanırken bu tarz konular da dikkate alınmalıdır.

EDUCAUSE YZ politikası geliştirme faaliyetlerinin dört aşamada gerçekleştirilmesini öneriyor:

<strong>1. Birey</strong>: Öğrenci ve öğretim üyelerini dahil ederek yapay zekayı nasıl kullandıklarını, etik hususları ve öğrenme üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirdiklerini öğrenin.

<strong>2. Bölüm ya da birim</strong>: Üretken yapay zekanın akademik programlardaki rolünü değerlendirin. Bölümler arasında ortak bir zemin bulun ve bölümler arası engelleri kaldırın.

<strong>3. Kurum</strong>: Eşitlik ve doğruluğu teşvik eden gözetim ve ilkeler için bir YZ yönetim organı oluşturun.

<strong>4. Çoklu Kurum</strong>: Diğer üniversite ve özel sektör kuruluşlarıyla istişare ederek YZ ile ilgili zorlukların üstesinden nasıl geldiklerini öğrenin.

Kurumlar üretken YZ kılavuzu geliştirirken çabalarının getirisini ölçmenin yollarını da belirlemelidirler. Örneğin, basit bir anketle insanların YZ politikasını ne kadar benimsediklerini görebilirsiniz.

Robert, "Kazanımlarınızı erkenden ve sıkça paylaşarak paydaşlarınızı sürece dahil edin" diyor.

<strong>YAPAY ZEKA POLİTİKALARI GELİŞTİRMEK İÇİN PRATİK İPUÇLARI</strong>
<ul>
 <li>Tüm paydaşları dahil edin. Öğrenciler, öğretim üyeleri, yöneticiler, BT uzmanları, araştırmacılar ve idari çalışanların yanı sıra tedarikçi ve teknoloji ortaklarınız gibi dış gruplarla konuşun.</li>
</ul>
<ul>
 <li>Elinizdekileri öğrenin. Mümkünse, sıfırdan başlamak yerine mevcut YZ politikaları üzerine inşa edin.</li>
</ul>
<ul>
 <li>Eğitici ve öğretici kılavuzlar hazırlayarak YZ okuryazarlığının gelişmesini destekleyin.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jul 2024 04:00:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/yapay-zeka-egitim.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medya şirketleri yapay zekanın tuzağına düşüyor</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-sirketleri-yapay-zekanin-tuzagina-dusuyor-6086</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/medya-sirketleri-yapay-zekanin-tuzagina-dusuyor-6086</guid>
                <description><![CDATA[Medya şirketleri yapay zekanın tuzağına düşüyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Haber kuruluşları, yapay zeka şirketlerini hırsızlık suçundan aklamak için koşturarak aslında kendi ayaklarına kurşun sıkıyor.</b></span>

<hr />

<strong>Yazar:</strong> <span style="font-weight: 400;">Jessica Lessin</span>     |     <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler     |    <span style="font-weight: 400;">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.theatlantic.com/technology/archive/2024/05/fatal-flaw-publishers-making-openai-deals/678477/"><span style="font-weight: 400;">linkten</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz.</span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">2011 yılında New York'taki Guggenheim Müzesi'nde, Rupert Murdoch'un habercilik için "yeni bir dijital rönesans"ın başlangıcını ilan ettiğine şahit olmuştum. Medya patronu, iPad'den ilham alan The Daily adlı bir yayını tanıtıyordu. "iPad, zanaatımızı tamamen yeniden düşünmemizi gerektiriyor" diyordu. Ama 40 milyon dolarlık harcamadan sonra ertesi yıl The Daily </span><a href="https://www.cbsnews.com/news/news-corp-shuts-down-the-daily-ipad-news-app/"><span style="font-weight: 400;">kepenkleri indirdi</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">İnternet şirketleri hakkında haberler yapmaya başladığımdan beri, medya patronlarının işlerini; Apple, Google, Meta ve benzerlerine göre şekillendirmeye çalıştıklarını gözlemledim. Teknoloji sektörünün dağıtım ağlarına ve maddi kaynaklarına erişmek ve bir sonraki dijital dalgayı yakalamak için medya şirketleriyle anlaşmalar yapıyorlar. Nitelikli gazeteciliğin çektiği kitleyi (ve güveni) tamamen ele geçirmeye çalışan platformlara tavizler veriyorlar. Fakat, platformlar bu sürecin asıl zorlu ve masraflı kısmı olan gazetecilik faaliyetini üstlenmiyorlar. Bu strateji ise hiçbir zaman planlandığı gibi işlemiyor.</span>
<blockquote><em><b>Haber kuruluşları, OpenAI gibi teknoloji firmalarıyla gazetecilik içeriklerini, bu şirketlerin modellerini eğitmek için kullanılmak üzere satma konusunda yoğun görüşmelere girmiş durumda. Görünüşe göre, doğru ve iyi yazılmış haberler, insanların fikri üretimlerini izinsizce toplayan bu modeller için en değerli kaynaklardan biri haline geldi.</b></em></blockquote>
<h2><b>MEDYA KURULUŞLARI TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİNE NASIL TESLİM OLDU?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">News Corp gibi medya şirketleri kendilerine pek para kazandırmayan ama Apple'ın daha fazla cihaz satmasına yardımcı olan, Apple ve iPad'e özel gösterişli içeriklere büyük yatırımlar yaptı. Gazeteciliklerini arama sonuçlarında ücretsiz olarak sunmak için Google'dan ödemeler aldılar, ama bu durum aboneliklere dayalı iş modellerini zayıflatmaktan başka bir işe yaramadı. Facebook için özgün video programları üretmek ve makalelerini platformun yeni uygulamasında iyi çalışacak şekilde yeniden düzenlemek için sıraya girdiler. Fakat daha sonrasında Facebook bu programları ve uygulamayı iptal etti. Sonuç olarak, birçok haber kuruluşu iflas etti.</span>

<span style="font-weight: 400;">Wall Street Journal ise yakın zamanda, Google tarafından finanse edilen ve gazetecilerin YouTube kanallarına içerik yüklemelerini sağlayan bir iş modelinin parçası olan çalışanlarını, </span><a href="https://www.thedailybeast.com/wall-street-journal-lays-off-staff-on-video-and-social-desks"><span style="font-weight: 400;">programın fonunun bitmesi nedeniyle işten çıkardı</span></a><span style="font-weight: 400;">. Buna rağmen, habercilik sektörü tam anlamıyla ölüm sarmalına girerken, medya şirketleri yapay zeka ile aynı hataları ve daha da fazlasını tekrarlamaktan vazgeçmiyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Haber kuruluşları, OpenAI gibi teknoloji firmalarıyla gazetecilik içeriklerini, bu şirketlerin modellerini eğitmek için kullanılmak üzere satma konusunda yoğun görüşmelere girmiş durumda. Görünüşe göre, doğru ve iyi yazılmış haberler, insanların fikri üretimlerini izinsizce toplayan bu modeller için en değerli kaynaklardan biri haline geldi. Bu yapay zeka platformlarının, tüketicilerin güvenini kazanmak için güncel haberlere ve bilgilere ihtiyacı var. Şimdi ise, olası davalara karşı önlem almak isteyen teknoloji firmaları, hırsızlık suçlamalarından kurtulmak için ticari anlaşmalar peşinde koşuyor. Bu anlaşmalar, dava açmadan uzlaşmaya varmak anlamına geliyor. Bu yolu seçen medya şirketleri, sadece kendi fikri mülkiyetlerini savunamamakla kalmıyor, aynı zamanda zorlukla kazandıkları itibarlarını, onları hem değersizleştiren hem de yerlerini alacak ürünler geliştiren şirketlere bir miktar para karşılığında satmış oluyorlar. Bu anlaşmalara imza atan medya şirketleri, sadece kendi fikri mülkiyetlerini savunamamakla kalmıyor, aynı zamanda zorlukla kazandıkları itibarlarını da tehlikeye atıyor. Kendi içeriklerini "ucuza" satan bu kuruluşlar, yerlerini alacak ürünler geliştiren şirketlere adeta teslim oluyorlar.</span>
<blockquote><em><b>Geçmişteki teknoloji anlaşmalarıyla büyük yaralar alan medya şirketlerinin, adeta balıklama atlarcasına bu anlaşmalara yönelmesi son derece endişe verici. Üstelik bu anlaşmalar, medya şirketleri için geçmiştekilerden bile daha kötü sonuçlar doğurabilir.</b></em></blockquote>
<h2><b>YAPAY ZEKA, GAZETECİLİĞİN SONUNU MU GETİRECEK?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Politico ve Business Insider gibi yayınların sahibi olan Avrupalı medya şirketi Axel Springer, geçtiğimiz yıl OpenAI ile onlarca milyon dolar değerinde devasa bir anlaşma imzaladı. OpenAI, diğer medya şirketlerine de cazip teklifler sunuyor: İçeriklerini lisanslamak için </span><a href="https://www.theinformation.com/articles/openai-offers-publishers-as-little-as-1-million-a-year"><span style="font-weight: 400;">yıllık 1 ile 5 milyon dolar arasında bir ücret öneriyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. News Corp şirketi de OpenAI ile beş yıl sürecek 250 milyon dolarlık bir anlaşma yaptı. Bu gelişmeler, sektörde adeta bir dalga yarattı. New York Times, OpenAI ile müzakereleri sonuçsuz kaldıktan sonra OpenAI'a dava açtı. New York Daily News ve Chicago Tribune'ın sahibi olan Alden Global Capital da benzer bir hamle yaptı. Bunlar cesur hamleler olsa da korkarım ki işin sonunda bu zıtlaşmalar da benzeri anlaşmalarla sonuçlanacak.</span>

<span style="font-weight: 400;">Geçmişteki teknoloji anlaşmalarıyla büyük yaralar alan medya şirketlerinin, adeta balıklama atlarcasına bu anlaşmalara yönelmesi son derece endişe verici. Üstelik bu anlaşmalar, medya şirketleri için geçmiştekilerden bile daha kötü sonuçlar doğurabilir. 10 yıl önce, teknoloji şirketlerinin haberleri tüketicilere ulaştırma konusunda ciddi adımlar atacağına dair umutlar vardı. Google News gibi somut ürünler geliştiriliyorlardı. Fakat günümüzün yapay zeka sohbet robotları oldukça ilkel ve hataya açık. Hatta geçtiğimiz aylarda Google'ın yapay zekası, pizzadan kaymasını önlemek için peynirin kabuğa yapıştırılmasını </span><a href="https://www.theverge.com/2024/5/23/24162896/google-ai-overview-hallucinations-glue-in-pizza"><span style="font-weight: 400;">önerdi</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span>

<span style="font-weight: 400;">OpenAI ve diğer teknoloji devleri, haber dağıtımı ve kaynak gösterme alanlarında yeni modeller geliştirmeye hevesli görünüyor. Hatta bu vizyona, bizatihi saygı duyduğum birçok medya yöneticisi de katılıyor. Fakat bir teknoloji şirketi tarafından geliştirilen herhangi bir yapay zeka ürününün, habercilikte anlamlı bir değişim yaratabileceğine ve yeni gelir kaynakları oluşturabileceğine inanmak oldukça zor. Teknoloji şirketleri, yapay zekayı internet aramalarını alt üst etmek için kullanıyor. Kullanıcıların, tarayıcıda birden fazla bağlantıyı inceleyerek bulmaya çalıştıkları bilgilere, tek bir sorguyla daha hızlı ulaşmalarını sağlıyor. Peki; yapay zeka, kullanıcılara bir sürü haber metni okutmak yerine, cevabı doğrudan sunabiliyorsa ve belki de haber kaynağını gösteren ama kimsenin tıklamayacağı minik bir dipnotla da yetinebilirse, kim haber okumak ister ki?</span>
<blockquote><em><b>Zira yapay zeka modellerini geliştirmek için kullandıkları veri setleri devasa ve karmaşık yapıda, bu nedenle hesaplamaların doğruluğunu denetlemek de son derece zor. Dahası, bu yapay zeka şirketleri hâlâ kendi sürdürülebilir iş modellerini oluşturmakta zorlanıyorlar.</b></em></blockquote>
<h2><b>MEDYA VE YAPAY ZEKA ARASINDA SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR EKONOMİK YAPI KURULABİLİR Mİ?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Şirketler kendi çıkarlarına göre hareket ederler. Ama OpenAI sıradan bir şirket değil. Kâr amacı gütmeyen (ama kâr amacı güden bir kolu bulunan) bu kuruluş, insanlığa fayda sağlayacak yapay zeka geliştirmeyi amaçlıyor. Fakat bu "fayda"nın tam olarak ne anlama geldiği hala tam olarak netleşmiş değil. OpenAI yöneticileri, haberciliğin önemine yürekten inanan kişiler olsalar bile, gazeteciliğe yardım etmek uzun vadeli öncelikleri arasında yer almayacaktır.</span>

<span style="font-weight: 400;">Haberlerin nasıl fiyatlandırılacağı konusuna gelirsek... Altı tane medya yöneticisine, teknoloji şirketleri tarafından kendilerine nasıl ödeme yapılması gerektiği sorun ve altı tane farklı cevapla karşılaşacaksınızdır. Medya şirketlerinin sıklıkla dile getirdiği bir öneri, teknoloji şirketlerinin gelirlerinin bir kısmını, yayınlarının toplam eğitim verilerindeki payına göre medya şirketlerine dağıtması yönünde. Bu sürecin takip edilebilmesi imkansız görünüyor ve teknoloji şirketlerinin bu öneriye sıcak bakması da pek olası değil. Zira yapay zeka modellerini geliştirmek için kullandıkları veri setleri devasa ve karmaşık yapıda, bu nedenle hesaplamaların doğruluğunu denetlemek de son derece zor. Dahası, bu yapay zeka şirketleri hâlâ kendi sürdürülebilir iş modellerini oluşturmakta zorlanıyorlar. Var olmayan bir şeyin payı için nasıl pazarlık yapacaksınız ki?</span>

<span style="font-weight: 400;">Medya sektörü, geçmişte de sıkça karşılaştığı tehlikeli bir darboğaz ile karşı karşıya. Bunun en temel sebebi ise uzun vadeli bir bakış açısının ve stratejik planlamanın yokluğu. Bir zamanlar aile şirketi olan The Washington Post ve Los Angeles Times gibi köklü kuruluşlar, milyarderlere satıldı. The Wall Street Journal gibi diğer medya kuruluşları ise halka açık piyasalara bağlı ve sahiplik yapısındaki kuşak değişimleriyle boğuşuyor. Televizyon gazeteciliği ise adeta en büyük medya holdinglerinin keyfi uygulamalarına teslim olmuş durumda. Zirve yapan piyasa fiyatından medya imparatorluklarını dilimlere bölmek ve satmak için fırsat kolluyorlar. Birçok büyük medya şirketinin yönetiminde ise 50 yıl sonrasını öngörmek yerine bir sonraki çeyreği atlatmayı düşünen yöneticiler var. Tüm bunlara ek olarak, medya sektörünün lobi gücü de her geçen gün azalıyor. Yapay zeka ve habercilik üzerine yakın zamanda düzenlenen bir kongre oturumu, OpenAI CEO'su Sam Altman'ın Temsilciler Meclisi Başkanı </span><a href="https://www.theatlantic.com/politics/archive/2024/04/mike-johnson-speaker-ukraine-trump/678108/"><span style="font-weight: 400;">Mike Johnson</span></a><span style="font-weight: 400;"> ile yaptığı görüşmeyle gölgelendi. Bu durum, teknoloji şirketlerinin medya şirketlerine kıyasla çok daha fazla güce sahip olduğunu açıkça gösteriyor.</span>
<h2><b>MEDYA, BU SARMALDAN NASIL KURTULABİLİR?</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">İşler daha da kötüye gitmek üzere. Hem köklü hem de yeni medya kuruluşlarında her hafta para ve yetenekli insan kaybı artıyor. Daha fazla medya kuruluşunun kapanması kaçınılmaz görünüyor. Kalanların ise kendi çıkarları için kullanacak güçlü kişilerin eline geçmesi muhtemel (Cumhuriyetçi Parti'den eski başkan adayı Vivek Ramaswamy'nin BuzzFeed'i </span><a href="https://edition.cnn.com/2024/05/22/investing/buzzfeed-stock-vivek-ramaswamy-activist-stake/index.html"><span style="font-weight: 400;">satın alma girişimi</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi).</span>

<span style="font-weight: 400;">Uzun vadeli şu an için belirsiz olsa da şu anki durum için apaçık bir çözüm var. Medya şirketlerinin sabırlı olması ve içeriklerini ucuz fiyatlara lisanslamaktan kaçınması gerekiyor. Emeklerinin ve arşivlerinin değerini korumak zorundalar. "Hayır" deme cesaretini göstermeliler. Profesyonel bir şekilde üretilmiş içeriklerini, izinsiz modellerini eğitmek için kullanan ve haberciliğin geleceğine nasıl katkıda bulunacakları konusunda somut bir plan sunamayan şirketlerle anlaşmak için henüz çok erken.</span>

<span style="font-weight: 400;">Haber merkezleri, enerjilerini iş geliştirme departmanlarına harcamak yerine, en iyi yaptıkları şeye odaklanmalı: Nitelikli gazetecilik yapmak ve içeriklerini okuyucularına sunmak. Teknoloji şirketlerinin işi habercilik değildir ve olmamalıdır da. Medya şirketleri, haberciliğin kurtarıcısı olarak teknoloji şirketlerine bel bağlamayı bırakmalılar. Kendimizi kurtarmak bize düşüyor.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jul 2024 04:29:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/Medya-sirketleri-yapay-zekanin-tuzagina-dusuyor.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Merakla izlenen Arda Güler, Türkiye&#039;nin tarihi gecesinde yıldıza dönüştü</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/merakla-izlenen-arda-guler-turkiyenin-tarihi-gecesinde-yildiza-donustu-6020</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/merakla-izlenen-arda-guler-turkiyenin-tarihi-gecesinde-yildiza-donustu-6020</guid>
                <description><![CDATA[Merakla izlenen Arda Güler, Türkiye'nin tarihi gecesinde yıldıza dönüştü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 20px;"><strong>Real Madrid'de oynayan genç yetenek, baskıyı göğüsleyerek Türkiye'nin Avusturya'yı eleme maçında takımını organize etti.</strong></span>

<hr />

<strong>Yazar:</strong> Jonathan Liew       |   <strong>   Çeviri:</strong> Mert Söyler      |     Yazının orijinaline bu <a href="https://www.theguardian.com/football/article/2024/jul/03/arda-guler-turkey-austria-euro-2024-football">linkten</a> ulaşabilirsiniz.

<hr />

&nbsp;

Maçın 59. dakikası. Kullanılması gereken bir korner vuruşu var ve Arda Güler topun başına cesur adımlarla ilerliyor. Stadyumda Avusturyalı taraftarların en gürültülülerinin toplandığı köşeye yaklaşırken, gökyüzünden bir konfeti yağmuru yağıyor. Fakat bu konfetiler, öfkeli taraftarların fırlattığı bira bardaklarından oluşuyor. Bütün gece yağan yoğun yağmur, adeta bir sel gibi sahayı kaplamış durumda. Türkiye 1-0 önde ve Arda Güler, bu kaosun ortasında tek başına, dimdik duruyor. Kolunu havaya kaldırarak, adeta taraftarlara meydan okuyor.

Arda Güler'i tabii ki hepimiz zaten tanıyoruz. <a href="https://www.theguardian.com/football/article/2024/jun/18/turkey-georgia-euro-2024-group-f-match-report">Gürcistan'a uzun mesafeden attığı unutulmaz golü</a>, Real Madrid'de gösterdiği son dakika kahramanlıklarını ve onu öven teknik direktör ve takım arkadaşlarının sözlerini hatırlıyoruz. Fenerbahçe'de sol ayaklı bir genç yetenek olarak parladığından beri onu takip ediyoruz. Futbolda mutlaka önemli bir yere geleceğini biliyorduk, fakat bu efsanevi performansı ne zaman sergileyeceğini bilmiyorduk.
<h2><strong>ZAFERİNİN ARKASINDAKİ NEFES, KALP VE LİDER ENERJİSİ</strong></h2>
Geçtiğimiz Aralık ayında Torino'da düzenlenen ve 21 yaşın altındaki genç futbolculara verilen Altın Çocuk ödül töreninde Jude Bellingham, Arda Güler'in bir gün aynı kendisi gibi Avrupa futbolunun en iyi genç yeteneği olacağını söylemişti. Bellingham, Güler'in antrenmanlarda neler yapabildiğini, sakatlıktan nasıl geri döndüğünü ve ekstra çalışmalara kendini nasıl adadığını görmüştü. Fakat Bellingham bile Güler'in tüm bu gürültüye, düşmanlığa ve muazzam baskıya karşı nasıl bir mücadele vereceğini tahmin edemezdi.

Aslında, Güler'in gecesinin en ikonik anı birkaç dakika önce yaşanmıştı. Merih Demiral'ın Türkiye'nin ikinci golünü attığı mükemmel köşe vuruşundan, Güler'in dönüp gururla Avusturya taraftarlarına kulağını uzattığı hareketten ve finalin hem işkencelerini hem de zaferini yaşamadan önce...

Avusturyalılar ikinci yarıya iyi başladılar ve beraberlik golünü arıyorlardı. Marko Arnautović gol fırsatını kaçırdıktan sonra Arda Güler öfkeyle Türk yedek kulübesine döndü, kollarını açarak talimat yağdırdı. Ne bağırdığı ise Leipzig gecesinin gürültüsünde kayboldu. Ama mesaj açıktı: "Yeter! Yardıma ihtiyacımız var." Saha kenarında hareketlilik başladı. Vincenzo Montella, orta sahaya Salih Özcan'ı sürdü ve birkaç dakika sonra Türkiye 2-0 öne geçti. Her iki golün de mimarı Güler'di.

Bu izole bir tesadüfler serisi olsaydı, muhtemelen hikayeyi burada kesebilirdik. Ama kaotik ve kural tanımaz bir mücadelenin yaşandığı gecede Güler sadece bir yaratıcı değil, aynı zamanda bir orkestra şefi; sadece bir pasör değil, bir paşa, Türk futbol tarihinin bu neslinin en büyük zaferinin arkasındaki nefes, kalp ve lider enerjisiydi.
<h2><strong>KAOSUN ORKESTRA ŞEFİ: ARDA GÜLER’İN ZAFER GECESİ</strong></h2>
Aslında dönüp baktığımızda, cevabını bilmediğimiz şey şuydu: En önemli aşamada, Hakan Çalhanoğlu'nun cezalı olduğu bir ortamda, turnuvanın en iyi takımlarından birine karşı, Avrupa'nın en yetenekli genç oyuncularından biri oyunu yönetebilir miydi? Heyecan verici bir futbolcu aynı zamanda kusursuz bir oyuncuya dönüşebilir miydi? Cevap hiç de gecikmedi.

Demiral'ın açılış golünü getiren köşe vuruşu Güler'den gelmişti. Bu gol, bir karmaşa içerisinde kaleyi bulsa da Güler'in kusursuz ortasıyla gerçekleşti. İşte tam bu anda Güler vites değiştirdi. Sonraki yarım saat boyunca oyunu kontrol alıp kargaşayı yatıştırdı. Sahte 9 pozisyonundan geri çekilerek dar alanda topla buluştu ve hatta çocukluk yıllarında oynadığı oyun kurucu rolünü bile üstlendi. Mart ayında Osasuna'ya karşı direkten dönen şutuna benzer şekilde, neredeyse 50 metreden inanılmaz bir şut çekti.

Sahada değilken bile bir şekilde oyuna dahil oluyordu. Sürekli işaret ediyor, yönlendiriyor ve öfkeyle bağırıyordu. Mert Müldür'e, pozisyonu kaçırdığı için sinirlenerek yumruk salladı. Mert Günok'un plansız bir şekilde kullandığı kale vuruşuna da söylendi. Zaman zaman Madrid'de Carlo Ancelotti beşinci ve son oyuncu değişikliğini yapınca formasını yere fırlatıp tünele doğru hışımla yürürken saha kenarında gördüğümüz o huysuzluk kendini gösteriyordu.

Ama Güler'in buradaki performansının en şaşırtıcı yanı, Madrid'deki Güler'e ne kadar az benzediğiydi. Madrid'deki Güler, insanda koruma hisleri uyandıran çok yetenekli bir çocuktu. İlk sezonunda zaman zaman sanki çalı çırpıdan yapılmış gibi zayıf görünüyordu. Kariyeri gerçekten iki tarafa da gidebilecek olan oyunculardan biriydi.

Bu açıdan bakıldığında, Montella'dan daha iyi bir teknik direktör bulamazdı. Montella, yeteneğe tam anlamıyla tapıyor, yetenek etrafında takımını inşa edip yeteneğin gelişmesini izlemeyi seviyor. Fiorentina'da genç Mohamed Salah ile veya Adana Demirspor'da artık yaşını almış Mario Balotelli ile yaptığı gibi. Portekiz'e karşı artık herhangi bir kazanma umudu pek kalmamışken bile son 20 dakikada yarı sakat hâldeki Güler'i oyuna alıyor, çünkü neden olmasın ki?

Arda Güler son 13 dakika kala oyundan çıktıktan sonra bile Türkiye'nin önünde aşması gereken zorluklar vardı. Avusturya adeta kaleyi ablukaya almıştı. <a href="https://www.theguardian.com/football/article/2024/jul/02/demiral-double-takes-turkey-past-austria-and-into-quarter-finals">Günok son saniyelerde inanılmaz bir kurtarış yaptı</a>. Çeyrek final Berlin'de oynanacak, bu da sanki Türkiye'den uzakta bir Türkiye demek. Bu, pek az kişinin hayal bile edebileceği bir durum. Şu anda bu sahnede yabancı konumundalar. Ama en azından artık sahneyi sahiplenebilecek yetenekte bir oyuncuları var.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jul 2024 04:30:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/arda-guler.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fransa&#039;da aşırı sağın iktidara gelmesi artık an meselesi</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/fransada-asiri-sagin-iktidara-gelmesi-artik-an-meselesi-5986</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/fransada-asiri-sagin-iktidara-gelmesi-artik-an-meselesi-5986</guid>
                <description><![CDATA[Fransa'da aşırı sağın iktidara gelmesi artık an meselesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Emmanuel Macron'un erken seçime giderek oynadığı kumar, sol ve sağ seçmenlerin Macron'u reddetmesiyle çok büyük bir şekilde geri tepti.</strong></span>

<hr />

<strong>Yazar:</strong> Paul Taylor       |     <strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler     |     Yazının orijinaline bu <a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/jul/01/france-far-right-power-emmanuel-macron-election">linkten</a> ulaşabilirsiniz.

<hr />

Er ya da geç, muhtemelen de önümüzdeki hafta, Fransa'nın aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi iktidara gelecek. Geçtiğimiz pazar günü yapılan erken parlamento seçimlerinin ilk turundan çıkan en temel sonuç ise Marine Le Pen'in göçmen karşıtı milliyetçileri, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aldıkları oy oranlarını çok daha yüksek bile katılımla <a href="https://www.theguardian.com/world/article/2024/jun/30/far-right-national-rally-in-reach-of-being-dominant-french-party-after-election-first-round">artırmaları</a> oldu.

Başkan Emmanuel Macron'un <a href="https://www.theguardian.com/world/article/2024/jun/15/french-centrists-macron-gamble-snap-election">parlamentoyu feshetme riskini alıp</a>, üç haftalık aşırı kısa bir seçim kampanyasının ardından seçmenlerden "netlik" istemesi ise kendi destekçileri için beklenenin tam aksi bir sonuç getirdi. Macron'un siyasi olarak merkezci koalisyonu, geçerli oylar göz önüne alındığında Le Pen'in RN partisi ve solcu Yeni Halk Cephesi'nin (NFP) ardından büyük bir oy farkıyla üçüncü sırada kaldı ve 577 sandalyeli ulusal mecliste halihazırda var olan 249 sandalyesinden 100'ünden azını elinde tutabilecek gibi görünüyor. Seçimin ilk turunun ardından Macron, aşırı sağa karşı "cumhuriyetçi ve demokratik adayları destekleyen geniş bir birlik" <a href="https://www.theguardian.com/world/article/2024/jun/12/macron-urges-french-parties-to-unite-against-far-right-national-rally">çağrısında bulundu</a>. Ama Macron'u dinleyen pek yok gibi gözüküyor.

Macron 2027'ye kadar Élysée Sarayı'nda kalsa bile artık Macron dönemi sona erdi. Seçmenler, Macron'u bir ay içinde ikinci kez ezici bir çoğunlukla reddetti. Gelecek haftaki ikinci tur seçim sonuçları ne olursa olsun, Macron'un hem iç hem de Avrupa politikasındaki etkisi ciddi bir şekilde azalacak.
<blockquote><em><strong>İkinci turda Ulusal Birlik partisinin mutlak çoğunluğu kazanabilir ve Le Pen'in 28 yaşındaki çırağı Jordan Bardella başbakan olabilir ya da Ulusal Birlik çoğunluğu elde edemeyip Fransa'nın, hiç kimsenin çoğunluğu sağlayamadığı dağınık bir parlamento ile istikrarsızlık dönemine girmesine sebep olabilir. Ama Avrupa karşıtı ve Fransa'yı önceliklendiren milliyetçilerin hükümete gelmesi artık sadece bir zaman meselesi.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>MACRON'UN ERKEN SEÇİM HAMLESİ AŞIRI SAĞI İKTİDARA GETİRDİ</strong></h2>
Avrupa Birliği'nin kurucu üyesi ve önemli bir aktörü, bir G7 ekonomisi, nükleer güç ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan Fransa, AB ve NATO müzakerelerinde daha az uyumlu, içe dönük bir tutum sergileyebilir, Ukrayna'ya desteğini azaltabilir ve Avrupa entegrasyonunun önünde bir engel oluşturabilir.

Gelecek pazar günkü ikinci turda Ulusal Birlik partisinin mutlak çoğunluğu kazanabilir ve Le Pen'in 28 yaşındaki çırağı Jordan Bardella başbakan olabilir ya da Ulusal Birlik çoğunluğu elde edemeyip Fransa'nın, hiç kimsenin çoğunluğu sağlayamadığı dağınık bir parlamento ile istikrarsızlık dönemine girmesine sebep olabilir. Ama Avrupa karşıtı ve Fransa'yı önceliklendiren milliyetçilerin hükümete gelmesi artık sadece bir zaman meselesi.

Başbakan Gabriel Attal, “Aşırı sağ, iktidarın kapılarında,” diyerek seçmenlere Ulusal Birlik’i engellemek için her şeyi yapmaları çağrısında bulundu. Holokost inkârcısı olması nedeniyle zamanında hüküm giymiş olan Jean-Marie Le Pen tarafından kurulan Ulusal Birlik partisi, seçimlerin ilk turunda %33 oy alarak yaklaşık <a href="https://www.bbc.com/news/articles/cx82n333ze7o">10.6 milyon oy ve 37 sandalye</a> kazandı. Bu oyların çoğu, ülkenin kuzeyindeki sanayi bölgelerinden ve güneydeki güçlü kalelerinden geldi. Jean-Luc Mélenchon’un radikal Boyun Eğmeyen Fransa partisinin merkezini oluşturduğu aceleyle kurulan sol ittifak ise %28 oy aldı. Siyasi olarak merkezci bir pozisyonu olan ve Macron'un partisini de barındıran Ensemble bloğu %20,76’da kalırken, muhafazakâr Cumhuriyetçiler (LR) ise liderleri <a href="https://www.bbc.com/news/articles/cw99g1ez5vjo">Eric Ciotti'nin Ulusal Birlik ile ittifak kurmak</a> için ayrılması nedeniyle %6,56'lık oy aldı.

Pazar günkü sonuçları değerlendiren kamuoyu araştırma kurumlarının tahminlerine göre ikinci turun ardından Ulusal Birlik partisi 240 ile 270, NFP 180 ile 200, Macron’un merkezcileri 60 ile 90 ve merkez-sağcı LR ise 30 ile 50 arasında sandalye kazanabilir. Diğer adaylar ise 20 sandalye kadar alabilir. Çoğunluk için ise 289 sandalyeye ihtiyaç var, bu yüzden tahminlere göre herhangi bir kesin çoğunluğun olmadığı bir meclis dağılımıyla karşılaşacağız. Bu durum, bütçeyi geçirmekte çeşitli zorluklar yaşanmasına ve Macron’un 12 ay içinde meclisi yeniden feshetmesine neden olabilir.

Seçim sonuçlarıyla ilgili hâlâ belirsizlikler var, çünkü <a href="https://www.theguardian.com/global/article/2024/jun/30/french-elections-far-right-wins-an-estimated-34-vote-share-what-happens-next">300'den fazla seçim bölgesinde</a> üç veya daha fazla aday, ikinci turda yarışma hakkı kazandı. Adaylar, yarışta kalıp kalmamaya veya Ulusal Birlik'e karşı birleşme çağrılarına uyup uymamaya karar vermek için salı günü saat 18:00’e (TR saatiyle 19:00) kadar süreye sahipler.
<blockquote><em><strong>Seçenekler ya şimdi bir Ulusal Birlik hükümetinin kurulması ya da kaos ve istikrarsızlık döneminden sonra bir Ulusal Birlik hükümeti olarak görünüyor; ama bu seçenek de yeni bir seçime yol açabilir.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ULUSAL BİRLİK'İN HÜKÜMET KURMASI ENGELLENEBİLİR Mİ?</strong></h2>
Ulusal Birlik'in arkasındaki ivme o kadar güçlü ki; merkez sağ, merkez ve sol güçlerin sadece beş gün içinde RN’nin zaferini engellemek için birleşmeleri pek olası görünmüyor. Bu nedenle, Ulusal Birlik'in başbakan adayı Bardella'nın gelecek hafta sürpriz bir şekilde genel çoğunluk elde etmesi mümkün olabilir.

Sağ ve sol seçmenler, Macron’un merkeziyetçi, teknokratik yönetim tarzını ve arz odaklı liberal ekonomi politikalarını reddetme konusunda birleşti. Pazar günkü sonuçlar, emeklilik yaşını artıran ve işsizlik maaşının süresini kısaltan, büyük protestolara yol açan reformlara karşı tepki olarak değerlendirilebilir.

Le Pen’in partisi ise büyük maliyetler yaratacak olan ekonomik vaatlerinin birçoğunu geri çekmiş veya ertelemiş durumda. Fransız hisse senetlerinin ve tahvillerinin siyasi risk primini halihazırda artırmış olan finansal piyasaları daha da tedirgin etmemek için mali politikada temkinli davranabilir.

Fakat Bardella, göçmenlik ve güvenlik gibi önemli konularda destekçilerine cazip edici vaatlerde bulunmak isteyecektir. Ulusal Birlik, yabancıların Fransa topraklarında doğan çocuklarına doğuştan vatandaşlık hakkını kaldırmayı ve sosyal yardımlar, konut desteği ve kamu istihdamında Fransız vatandaşlarına öncelik tanıma konusunda ısrarcı. Bu “ulusal öncelik” yaklaşımı, Ulusal Birlik'i Fransa'nın en yüksek yargı organları olan Anayasa Konseyi ve Devlet Konseyi ile karşı karşıya getirebilir. Eğer hükümet, mahkemeleri göz ardı etmeye ya da etkisizleştirmeye kalkarsa, bu durum bir anayasa krizine yol açabilir.

Ulusal Birlik'in, AB elektrik pazarından çıkma ve Fransa'nın AB bütçesine yaptığı katkıda iade talep etme planları, Avrupa siyaseti açısından da Brüksel ile çatışmalara neden olabilir. Ulusal Birlik'in yönettiği bir hükümet, AB iklim yasalarını uygulamakta zorluklar çıkarabilir ve bu yıl başında <a href="https://www.theguardian.com/world/2024/jan/29/french-farmers-drive-tractors-towards-paris-in-blockade-threat">Fransız çiftçilerin büyük protestolarına</a> neden olan kimyasal tarım ilaçları yasaklarının geri alınmasına uğraşabilir ve çevrenin korunmasıyla ilgili düzenlemelere karşı çıkabilir.

Bardella, Ulusal Birlik'in parlamentoda mutlak çoğunluk elde etmedikçe <a href="https://www.theguardian.com/world/article/2024/jun/19/frances-far-right-leader-says-he-will-not-be-pm-without-absolute-majority">hükümete girmeyi reddedeceğini</a> söylemişti. Bu demeç belki seçmenleri sadece motive etmek için söylenmiş bir kampanya taktiği olabilir. Zira Bardella, bağımsız milletvekilleriyle ve bir zamanların haşmetli <em>de Gaulle</em>cü LR partisinin güç kaybetmesiyle siyasi geleceklerini korumak isteyen milletvekillerini kendi tarafına çekerek gayri resmi bir koalisyon kurmayı deneyebilir.

Ulusal Birlik liderliğindeki bir hükümete alternatif ihtimaller ise pek net değil. Görevdeki Başbakan Gabriel Attal, seçim akşamı sosyalistlerden yeşil merkez-sol kesime ve LR'ye kadar geniş bir demokratik ve cumhuriyetçi koalisyon oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Ama bu planın ne kadar uygulanabilir olduğu şüpheli. Çünkü sosyalistlerin ve yeşillerin, Mélenchon’un çetin sol çizgisiyle olan ittifaklarını terk etmeye istekli olup olmayacakları belirsiz ve bu ihtimal şimdilik pek mümkün görünmüyor.

Eğer hiçbir parti mutlak çoğunluk elde edemezse; Macron, Attal’ı görevde tutarak duruma göre çoğunluklar oluşturarak hükümet kurmasını isteyebilir. Ancak böyle bir zayıf bir hükümet, sonbaharda bütçe yüzünden yaşanabilecek olan bir güvensizlik oylamasıyla hızla devrilebilir. Başkan ayrıca, sınırlı bir gündemi olan teknokratlardan oluşan bir hükümet kurmayı da deneyebilir, ama bu da Macron'un liderliğinin şiddetli bir şekilde reddedildiği göz önüne alındığında muhtemelen kısa ömürlü olacaktır.

Böylelikle, seçenekler ya şimdi bir Ulusal Birlik hükümetinin kurulması ya da kaos ve istikrarsızlık döneminden sonra bir Ulusal Birlik hükümeti olarak görünüyor; ama bu seçenek de yeni bir seçime yol açabilir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jul 2024 03:45:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Emmanuel-Macron.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ChatGPT&#039;nin ardındaki çirkin gerçek: Yapay zeka, dünyanın kaynaklarını tüketiyor</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/chatgptnin-ardindaki-cirkin-gercek-yapay-zeka-dunyanin-kaynaklarini-tuketiyor-5875</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/chatgptnin-ardindaki-cirkin-gercek-yapay-zeka-dunyanin-kaynaklarini-tuketiyor-5875</guid>
                <description><![CDATA[ChatGPT'nin ardındaki çirkin gerçek: Yapay zeka, dünyanın kaynaklarını tüketiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Büyük teknoloji şirketleri, net sıfır hedefine ulaşmak için gayret gösterseler de devasa veri merkezlerinin işletilmesi, çevre için ağır bir maliyet oluşturuyor.</b></span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;"><strong>Yazar:</strong> Mariana Mazzucato    |    <strong> </strong></span><span style="font-weight: 400;"><strong>Çeviri:</strong> Mert Söyler  | </span><span style="font-weight: 400;">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/may/30/ugly-truth-ai-chatgpt-guzzling-resources-environment"><span style="font-weight: 400;">linkten</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz.</span>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">Teknoloji sektörünü düşündüğümüzde, aklımıza ilk gelenler muhtemelen telefonlarımızdaki uygulamalar veya internet tarayıcıları gibi aslında fiziksel bir şekilde var olan şeyler oluyordur. Fakat, tüm bu bilgileri depolamak için devasa bir fiziksel altyapı gerekiyor ve bu altyapıyı endüstri parklarında ve şehirlerin dışında konumlanmış veri merkezleri oluşturuyor. "Bulut" olarak adlandırılsa da bu altyapının işleyişi, </span><a href="https://www.climatiq.io/blog/measure-greenhouse-gas-emissions-carbon-data-centres-cloud-computing"><span style="font-weight: 400;">ticari uçuşlardan</span></a><span style="font-weight: 400;"> daha fazla küresel sera gazı emisyonuna neden oluyor. Örneğin, 2018 yılında, viral şarkı Despacito'nun 5 milyarlık YouTube izlenmesi, ABD'de yıllık bazda 40 bin kadar konutu ısıtmak için </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/2020/jan/06/why-irish-data-centre-boom-complicating-climate-efforts"><span style="font-weight: 400;">gereken enerjiyle aynı miktarda</span></a> <span style="font-weight: 400;">enerjiyi tüketmiş durumda.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu durum, teknoloji sektörünün çevresel açıdan yıkıcı olan tarafı. Akıllı sayaçlar ve verimli güneş panelleri gibi temiz teknolojiler sunarak karbon emisyonunda net sıfıra ulaşma çabalarına katkıda bulunsa da bu sektörün yarattığı çevresel karbon ayak izi son derece endişe verici. ChatGPT gibi büyük dil modelleri, bu alandaki en fazla enerji tüketen teknolojiler arasında yer alıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Araştırmalar, ChatGPT-3'ü eğiten makineleri soğutmak için Microsoft'un veri merkezlerinde yaklaşık </span><a href="https://www.theguardian.com/technology/2023/jun/08/artificial-intelligence-industry-boom-environment-toll"><span style="font-weight: 400;">700 bin litre su</span></a><span style="font-weight: 400;"> kullanılmış olabileceğini ortaya koyuyor. Teknoloji sektörünün kendini yüceltme ve meşrulaştırma çabaları, </span><a href="https://www.theguardian.com/politics/2023/apr/05/hmrc-failing-to-scrutinise-potential-tax-avoidance-by-big-tech-watchdog-warns"><span style="font-weight: 400;">vergiden kaçınmaktan</span></a> <a href="https://thesciencesurvey.com/news/2023/02/28/the-problems-of-internet-privacy-and-big-tech-companies/"><span style="font-weight: 400;">gizlilik ihlallerine</span></a><span style="font-weight: 400;"> ve </span><a href="https://www.ucl.ac.uk/bartlett/public-purpose/research/digital-economy-and-algorithmic-rents/algorithmic-attention-rents"><span style="font-weight: 400;">dikkat sürelerimizi</span></a><span style="font-weight: 400;"> sömürmeye kadar uzanan karanlık yönlerini gölgede bırakıyor. Çevresel etki ise bu sektörün en önemli sorunlarından biri olmasına rağmen bu modelleri üreten şirketler, muhtemelen tepkilerden çekindikleri için, tükettikleri enerji miktarı konusunda olağandışı bir şekilde sessiz kalıyorlar.</span>
<blockquote><em><b>Enerji kaynaklarının büyük bir kısmı teknoloji alanındaki çalışmalara aktarıldığında, konutlarda elektrik kullanımı gibi temel ihtiyaçlar için enerji sıkıntısı ortaya çıkabilir. Birleşik Krallık'tan gelen güncel veriler, ülkenin eski elektrik şebekesinin kapasitesinin yetersiz olduğunu ve uygun fiyatlı konut projelerini için engel teşkil ettiğini gösteriyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>DİJİTAL ÇAĞIN KARANLIK YÜZÜ: YAPAY ZEKA VE ENERJİ TÜKETİMİ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Google'ın </span><a href="https://ieeexplore.ieee.org/document/9835179"><span style="font-weight: 400;">küresel veri merkezleri</span></a><span style="font-weight: 400;"> ve Meta'nın yeni süper bilgisayarı </span><a href="https://ai.meta.com/blog/ai-rsc/"><span style="font-weight: 400;">AI Research SuperCluster</span></a><span style="font-weight: 400;">(RSC) için iddialı planları, teknoloji sektörünün ne kadar fazla enerji tükettiğini gözler önüne seriyor. Bu tesislerin faaliyete geçmesiyle enerji tüketiminde önemli bir artış olması bekleniyor. Dahası, bu şirketler fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmayı hedeflerken, veri merkezlerini daha ucuz elektrik bulunan bölgelere, örneğin </span><a href="https://www.washingtonpost.com/climate-environment/2023/04/25/data-centers-drought-water-use/"><span style="font-weight: 400;">ABD'nin güneyine</span></a><span style="font-weight: 400;"> taşımayı tercih edebilirler. Bu durum, hali hazırda kuraklık yaşayan bölgelerde su tüketim sorunlarını daha da kötüleştirebilir. Teknoloji şirketlerinin, bu tür büyük yatırımlar yapmadan önce, genişleme planları için gerekli kaynak kullanımını şeffaf bir şekilde açıklamaları gerekir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Elektrikli otomobil sektöründeki pillerle özdeşleşmiş olan lityum ve kobalt gibi mineraller, veri merkezlerinde kullanılan </span><a href="https://theodi.org/news-and-events/blog/data-centres-cloud-infrastructures-and-the-tangibility-of-internet-power/"><span style="font-weight: 400;">piller için de kritik önem taşıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Bu minerallerin çıkartılması için çoğu zaman önemli miktarda su kullanılır ve bu durum da su kaynaklarının kirlenmesine ve su güvenliğinin tehdit edilmesine neden olur. Dahası, bu madencilik faaliyetleri, </span><a href="https://www.ft.com/content/81ab1d09-68b0-43c1-9155-5f1394ec73c5"><span style="font-weight: 400;">insan hakları ihlalleri</span></a><span style="font-weight: 400;"> ve kötü çalışma koşullarıyla da ilişkilendiriliyor. Fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltmak gibi bir iklim hedefini gerçekleştirirken, herkes için güvenli ve erişilebilir suya ulaşım gibi başka bir hedefi riske atabiliriz.</span>

<span style="font-weight: 400;">Ayrıca, enerji kaynaklarının büyük bir kısmı teknoloji alanındaki çalışmalara aktarıldığında, konutlarda elektrik kullanımı gibi temel ihtiyaçlar için enerji sıkıntısı ortaya çıkabilir. Birleşik Krallık'tan gelen güncel veriler, ülkenin eski elektrik şebekesinin kapasitesinin yetersiz olduğunu ve uygun fiyatlı konut projelerini için </span><span style="font-weight: 400;">engel teşkil ettiğini</span><span style="font-weight: 400;"> gösteriyor. Konutlar fosil yakıtlardan uzaklaşarak elektriğe daha fazla yöneldikçe, bu durum daha da kritik hâle gelecek ve ulusal elektrik şebekesini zorlayacaktır. Örneğin, Bicester'da 7 bin yeni ev inşa etme planları, elektrik şebekesinin kapasitesinin yetersizliği nedeniyle askıya alındı.</span>
<blockquote><em><b>Politika yapıcılar, teknolojik ilerlemeyi ve çevresel sürdürülebilirliği yürütmeye çalışırken, madenciliğe daha az dayalı iş modellerini teşvik etmenin mücadelesi içerisindeler. Bu, günübirlik çözümlerle halledilebilecek bir konu değil. Kalıcı ve kapsamlı bir bakış açısıyla ele alınması gerekiyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>ÇEVRESEL AÇIDAN SÜRDÜRÜLEBİLİR TEKNOLOJİK İNOVASYON</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Şirketlerin, </span><a href="https://hbr.org/2022/09/what-role-should-business-play-in-society"><span style="font-weight: 400;">sadece hissedarlarına kâr sağlamanın</span></a><span style="font-weight: 400;"> ötesinde bir sorumluluk taşımasını beklediğimiz günümüzde, hükümetlerin fonladığı ve iş birliği yaptığı kuruluşları, eylemlerinin insanlar ve gezegen için somut kazanımlar sağlayıp sağlamayacağına göre değerlendirmesi gerekiyor. Diğer bir deyişle; politikaların, belirli sektörleri veya teknolojileri "kazanan" olarak seçmeye değil, istekli olan şirketleri </span><a href="https://www.ucl.ac.uk/bartlett/public-purpose/publications/2023/oct/industrial-policy-conditionalities-taxonomy-and-sample-cases"><span style="font-weight: 400;">doğru yönde ilerleme koşuluna bağlı</span></a><span style="font-weight: 400;"> bir şekilde seçmeye ve desteklemeye odaklanması gerekiyor. Çevresel uygulamaların ve etkilerin kamuya açıklanması, hükümet desteği için bir koşul hâline getirilerek daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanabilir. Benzer önlemler, küresel mineral tedarik zincirlerinde kurumsal sorumluluğu artırarak insan haklarına daha fazla uyulmasını sağlayabilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Politika yapıcılar, teknolojik ilerlemeyi ve çevresel sürdürülebilirliği yürütmeye çalışırken, madenciliğe daha az dayalı iş modellerini teşvik etmenin mücadelesi içerisindeler. Bu, günübirlik çözümlerle halledilebilecek bir konu değil. Kalıcı ve kapsamlı bir bakış açısıyla ele alınması gerekiyor. Bu bağlamda, hükümetlerin </span><a href="https://academic.oup.com/icc/article-abstract/27/5/787/5089909?login=false"><span style="font-weight: 400;">planlama ve uygulama kapasitelerini</span></a><span style="font-weight: 400;"> geliştirmeleri önem taşıyor. Bunu sağlamak için, eski usul, yukarıdan aşağıya dayatılan yöntemlerden vazgeçip, yerelden küresele tüm katmanları kapsayan esnek stratejiler benimsemek şart. Teknoloji sektörünün kritik çevresel etkilerini azaltmak için tek yol, bu bütüncül bakış açısını benimsemektir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Sonuç itibariyle, 1990'lardan beri şahit olduğumuz eşi benzeri görülmemiş </span><a href="https://www.theguardian.com/science/political-science/2014/nov/11/interrogating-the-entrepreneurial-state-innovation-policy"><span style="font-weight: 400;">inovasyon dalgasına</span></a> <span style="font-weight: 400;">rağmen, bu ilerlemelerin iklim krizi üzerinde yarattığı yıkıcı etkileri sürekli göz ardı ettik. İklim bilimcileri, küresel ısınmanın </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/article/2024/may/08/world-scientists-climate-failure-survey-global-temperature"><span style="font-weight: 400;">1,5°C eşiğini aşma</span></a><span style="font-weight: 400;"> ihtimalini dile getirirken, artık bir sorunun çözümünün, başka bir sorunu daha da derinleştirmemesi için bugünün büyük problemlerine bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmanın vakti geldi.</span>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Jun 2024 03:00:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/Chat-GPT.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin’in ahbap çavuş kapitalist büyümesi ne kadar istisnai?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cinin-ahbap-cavus-kapitalist-buyumesi-ne-kadar-istisnai-5736</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cinin-ahbap-cavus-kapitalist-buyumesi-ne-kadar-istisnai-5736</guid>
                <description><![CDATA[Çin’in ahbap çavuş kapitalist büyümesi ne kadar istisnai?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Hem ABD’nin hem de Çin'in Yaldızlı Çağları, yüz milyonlarca insanın yaşam standartlarını yükseltmek gibi büyük bir başarıya imza atmış olsa da bu büyüme eşitsiz ve sürdürülemezdi. Sonuç itibariyle, her iki dönem de körü körüne taklit edilecek modeller değil, tam aksine dizginlenemeyen ahbap çavuş kapitalizmi konusunda eğitici hikayeler niteliğindedir.</strong>

<hr />

<strong>Yazar:</strong> Yuen Yuen Ang |<strong> Çeviri:</strong> Mert Söyler | <em>Yazının orijinaline bu <a href="https://www.project-syndicate.org/onpoint/china-gilded-age-crony-capitalist-boom-role-of-corruption-by-yuen-yuen-ang-2024-05">linkten</a> ulaşabilirsiniz.</em>

<hr />

Batılı endüstrileşmiş ekonomilerin, benzeri görülmemiş refah seviyelerine ancak yolsuzluğu ortadan kaldırarak ulaştığı ve dolayısıyla Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) bakımından modern Çin'in hızla büyümesinin bu nedenle kalıpları kırdığı konusunda uzun süredir devam eden bir fikir birliği var. Ama Amerikan tarihine detaylı bir bakış atıldığında, Çin'in aslında o kadar da benzersiz olmadığı ortaya çıkar.

Çin ekonomisi yavaşlama ile boğuşurken bile kayda değer bir mesafe kat etti. 1980'lerde kapitalizmi benimsemesinden bu yana, dünyanın en fakir ülkelerinden biri konumundan, ikinci en büyük ekonomi haline geldi. Daha da dikkat çekici olan ise bunu bitmek bilmeyen bir dizi <a href="https://www.reuters.com/breakingviews/chinas-war-corruption-turns-into-high-wire-act-2024-01-18/#:~:text=The%20CCDI%20launched%20investigations%20into,Times%20reported%20in%20June%202022.">yolsuzluk skandalına</a> rağmen başarmış olmasıdır. Ekonomist <a href="https://www.project-syndicate.org/columnist/paolo-mauro">Paolo Makro</a>, Çin'i "devasa bir aykırı değer" olarak nitelendiriyor, çünkü bu kadar hızlı büyüme ile geniş çaplı yolsuzluğun bir arada görülmesi oldukça nadir bir durum.

Genel kanıya göre Batılı endüstrileşmiş ekonomiler, yolsuzluğu ortadan kaldırarak ve iyi bir yönetim modeli benimseyerek refaha ulaşmıştır. Bu görüş, küresel yolsuzluk algı endekslerini kullanan ülkeler arası <a href="https://www.jstor.org/stable/2946696?seq=1#page_scan_tab_contents">istatistiksel çalışmalarla</a> da desteklenmektedir. Bu çalışmalar, yolsuzluğun ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Peki, Çin ekonomisi yolsuzluğa rağmen nasıl bu kadar hızlı büyüyebildi? Ve neden 40 yıllık istikrarlı hızlı büyümeden sonra şimdi yavaşlıyor?

Bu soruları cevaplamak için tartışmanın bakış açısını değiştirmemiz gerekiyor. Özellikle Batı tarihinin popüler anlatılarını ve küresel yolsuzluk endekslerinin geçerliliğini yeniden değerlendirmemiz gerekli.

Aslında, geçmişe biraz daha derinlemesine baktığımızda, Çin'in o kadar da <a href="https://www.amazon.com/Chinas-Gilded-Age-Economic-Corruption/dp/1108478603">benzersiz olmadığını</a> görürüz. ABD de 19. yüzyılın sonlarında gelişmekte olan bir ekonomi iken aynı şekilde geniş çaplı yolsuzluklarla boğuşmuştur. Ama Amerika'nın <a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/xi-china-gilded-age-crackdown-on-corruption-by-yuen-yuen-ang-2021-09?barrier=accesspaylog">Yaldızlı Çağ</a>'ına (Gilded Age) ait birçok unsur günümüzde unutulmuş durumda.

Küresel yolsuzluk ölçümleri, "fakirlerin yolsuzluğu”nu ele alırken "zenginlerin yolsuzluğu”nu göz ardı ediyor. Bu eksik göstergelere dayalı değerlendirmeler, önemli bir tarihi gerçeği örtbas ediyor: ABD gibi kapitalist süper güçler yolsuzluğu ortadan kaldırmadılar; aksine, <a href="https://wwnorton.com/books/9780393342376">yolsuzlukları</a>, genellikle finansal balonlara yol açan yasallaştırılmış elit alışverişlerine doğru evrildi.

Bu nedenle, Çin'i anormal olarak algılamak, idealize edilmiş Batı'yı referans noktası olarak kabul etmekten kaynaklanır. Fakat bu mittik bakış açısı bir kenara bırakıldığında, Çin'in kapitalist evriminin, çoğu insanın sandığından çok daha fazla Batı deneyimine <a href="https://www.noemamag.com/the-clash-of-two-gilded-ages/">benzediği</a> ortaya çıkar.
<blockquote><em><strong>Amerika'da bu tür bir ahbap çavuş kapitalizminin yol açtığı sorunlar, 19. ve 20. yüzyıllarda defalarca kez patlak verdi. Örneğin, 1837 Paniği, şeffaf olmayan ve yolsuzlukla beslenen riskli kamu altyapısı finansman yöntemleri tarafından kısmen tetiklenmişti. Bu durum, Çin'in bugün karşı karşıya olduğu açmazla ürkütücü bir benzerlik taşıyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ÖNCE AMERİKA</strong></h2>
Nijerya gibi kötü şöhretli yağmacı devletlerle, Yaldızlı Çağlarındaki Amerika ve Çin'in arasında önemli bir ayrım söz konusudur. Fark yaratan unsur, yolsuzluğun niteliğidir. Amerika ve Çin'de yolsuzluk zamanla haydutluk ve hırsızlıktan, daha karmaşık güç ve kâr alışverişlerine doğru evrimleşmiştir. Hükümetler, zimmete para geçirme ve haraç gibi yağmacı yolsuzluk türlerini kademeli olarak azaltırken, "erişim parası" (imtiyaz ticareti yapan elitler) çok yaygınlaşarak siyasetçileri ve siyasi bağlantılı sermayedarları zenginleştirmiş ve bu da eşitsizliği artırarak riskli iş anlaşmalarına zemin hazırlamıştır.

Amerika'da bu tür bir ahbap çavuş kapitalizminin yol açtığı sorunlar, 19. ve 20. yüzyıllarda defalarca kez patlak verdi. Örneğin, 1837 Paniği, <a href="https://www.wider.unu.edu/publication/taxless-fiscal-states">şeffaf olmayan ve yolsuzlukla beslenen</a> riskli kamu altyapısı finansman yöntemleri tarafından kısmen tetiklenmişti. Bu durum, Çin'in bugün karşı karşıya olduğu açmazla ürkütücü bir benzerlik taşıyor.

Başka bir deyişle, eğer Çin bir "istisna" olarak kabul edilecekse, günümüzün temel anlayışını oluşturan mistikleştirilmiş versiyonu kadar değil, Batının gerçek tarihsel deneyimi ne kadar istisnai ise o kadar istisnaidir.

ABD'nin Yaldızlı Çağ’ı boyunca yeni endüstriler kurulurken kapitalistler, siyasetçilerle iş birliği yaparak muazzam servetler elde ettiler. Hatta bazı siyasetçilerin kendileri de, Stanford Üniversitesi'nin ismini aldığı soyguncu baron Leylanda Stanford gibi, kapitalistti. Stanford, California valisiyken sahip olduğu yetkileri kötüye kullanarak şirketinin demiryolu projelerini finanse etmesi için eyalet meclisini zorladı. Bu sayede kârları kendine saklarken, riskleri toplumun geri kalanına yükledi. Stanford’ın ortaklarının, siyasetçilere rüşvet olarak şirket hisseleri dolu bavullar verdikleri biliniyordu. Ayrıca demiryolu inşaat maliyetlerini düşürmek için şirketi, Çin'den senetle bağlı işçiler getirtmiş ve protesto ettiklerinde aç bırakarak boyun eğdirmişti.

Bu rahatsız edici tarihin büyük bir kısmı, kalkınma iktisadının anlatılarından çıkartılmıştır. Standart anlatılar, Batı tarihinin bazı kesitlerini cımbızlayarak anlatma eğilimindedir. Özellikle 1688 İngiliz Şanlı Devrimi gibi birkaç meşhur olayın büyümeye etkileri abartılarak anlatılırken, tekel anlaşmalarının ve sömürünün rahatsız edici gerçeklerini görmezden gelirler.

İngiliz Şanlı Devrimi, o dönemde sadece toprak sahibi elitleri temsil eden Parlamento'yu monarşiye karşı güçlendirmiş olsa da bu devrimin Sanayi Devrimi'ne doğrudan yol açtığı şeklindeki yaygın kanı kuşkuludur. Tarihçiler, İngiliz hükümetinin aslında devrimden sonra <a href="https://www.economist.com/free-exchange/2013/12/04/glorious-revolutions-and-their-discontents">daha da yağmacı</a> hale geldiğini gösteriyor. Fakat bu bulgular, egemen çevrelerin duymak istemediği şeyler olduğu için uzun süredir görmezden gelinmekte.

Bu mitleştirilmiş Batı tarihi, merhum Sally Engle Merry'nin de <a href="https://press.uchicago.edu/dam/ucp/books/pdf/course_intro/978-0-226-26128-7_course_intro.pdf">belirttiği gibi</a>, "oluşturulmaları sırasında kapsamlı bir yorumlama çalışması yapılmasına rağmen, nesnel bir gerçeklik havası taşıyan " küresel ölçütlerle daha da sağlamlaştırıldı. Dünya Bankası'nın <a href="https://www.worldbank.org/en/publication/worldwide-governance-indicators">Dünya Yönetişim Göstergeleri</a> ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün <a href="https://www.transparency.org/en/cpi/2023">Yolsuzluk Algı Endeksi</a>, her ikisi de yolsuzluğun yoksul ve geri kalmış ülkelerle sınırlı olduğu, Küresel Kuzey'in ise büyük ölçüde dürüst ve erdemli olduğu algısını pekiştirmekte.

Siyaset bilimci Alina Mungiu-Pippidi, Britanya ve "Avrupa kökenli nüfusa sahip" eski İngiliz sömürgelerinin "evrensel ahlakçılığın” son aşamasına ulaştığını <a href="https://www.cambridge.org/core/books/quest-for-good-governance/4FC4343AEFA5A729C0C95979AAAA8FCE">savunuyor</a>. Bu talihli bölgelerde, "herkese eşit davranış" ilkesi geçerlidir (bugünün birçok gelişmiş ekonomisinde aşırı eşitsizlik ve geniş çaplı popülist tepkiye rağmen).

Daha önceki bir <a href="https://www.project-syndicate.org/commentary/corruption-perception-index-does-not-give-the-whole-picture-by-yuen-yuen-ang-2024-03">yazımda</a> da belirttiğim gibi, küresel ölçütler, “yasallaştırılmış, kurumsallaşmış ve etik açıdan belirsiz” olan "zenginlerin yolsuzluğu" şeklinde adlandırdığım olguyu, "fakirlerin yolsuzluğuna" kıyasla sistematik olarak eksik ölçüyor. Tasarım gereği, zengin ülkeleri temiz gösteren standart yolsuzluk değerlendirme yöntemleri, son yıllarda <a href="https://www.icij.org/investigations/panama-papers/">ortaya çıkan</a> karmaşık kara para politikalarını ve mali suistimalleri görmezden geliyor.
<blockquote><em><strong>İki yüzyıllık bir zaman diliminde, Amerika'daki yolsuzluk, basit hırsızlık ve küçük rüşvetlerden, yasallaştırılmış erişim parasına evrildi. Yaldızlı Çağ’daki skandallar, İlerici Dönem’de (1896-1920) kapsamlı idari reformlarının önünü açtı. İlericiler, çıkar amaçlı siyasi atamaları sona erdirdi ve gelir elde etmek için rüşvet ve harç toplamak zorunda olmayan profesyonel bir memurluk sistemi kurdular. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasının önüne geçti.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>YOLSUZLUK NASIL EVRİLİR</strong></h2>
Yolsuzluğun niteliğini tam olarak yansıtamayan resmi ölçütler, yolsuzluğu 0-100 arası ölçülebilen tek boyutlu bir sorun olarak ele alır. Oysa yolsuzluk, her biri farklı zararlar veren çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Bu nedenle, yolsuzluğu <a href="https://www.amazon.com/Chinas-Gilded-Age-Economic-Corruption/dp/1108478603">dört kategoriye</a> ayırıyorum: küçük hırsızlık (sokak düzeyindeki memurların haraç kesmesi), büyük hırsızlık (siyasetçilerin zimmete para geçirmesi), hız parası (bürokratik engelleri aşmak için verilen küçük rüşvetler) ve erişim parası (ihaleler ve kurtarma paketleri gibi özel, kazançlı ayrıcalıklar için verilen büyük ödemeler).

Küçük ve büyük hırsızlıklar, ekonomiyi zehirleyen uyuşturucu gibidir ve her ekonomiyi çökertir. Hız parası ise ağrı kesici gibidir: Küçük işletmelerin bürokrasi engellerini aşmasına yardımcı olabilir, ama uzun vadeli büyümeyi sağlayamayacaktır. Erişim parası ise steroid gibidir: Sermayedarlar, sadece engelleri aşmak için değil, aynı zamanda karlı ayrıcalıklar ve imtiyazlar satın almak için de siyasetçilere büyük rüşvetler verirler. Anlaşmayı yapanlar zenginleşir, ama tehlikeli yan etkiler zamanla birikir.

İki yüzyıllık bir zaman diliminde, Amerika'daki yolsuzluk, basit hırsızlık ve küçük rüşvetlerden, yasallaştırılmış erişim parasına evrildi. Yaldızlı Çağ’daki skandallar, İlerici Dönem’de (1896-1920) kapsamlı idari reformlarının önünü açtı. İlericiler, çıkar amaçlı siyasi atamaları sona erdirdi ve gelir elde etmek için rüşvet ve harç toplamak zorunda olmayan profesyonel bir memurluk sistemi kurdular. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasının önüne geçti. Yetkilerin kötüye kullanımı araştırmacı gazeteciler tarafından ifşa edildi. Tarihçi <a href="https://press.uchicago.edu/ucp/books/book/chicago/C/bo3750587.html">Rebecca Menes</a>'in de belirttiği gibi, yirminci yüzyılın başlarında “zimmete para geçirmenin en çarpıcı tarafı, ne kadar az yaşandığıydı”.

Ama sermayedarların hükümet üzerindeki etkisi artarak devam etti. O dönemde en karlı sektör olan demiryolları, lobi faaliyetlerini genişleterek ve profesyonelleştirerek siyasi nüfuzlarını artırdılar. Siyasetçilere doğrudan rüşvet vermek yerine, Washington'da bağlantıları olan grupları işe alarak sübvansiyonlar, arazi hibeleri ve diğer ayrıcalıklar elde ettiler. Bu temel sistem günümüzde de işliyor. 2015-23 yılları arasında ABD’de eyalet ve federal düzeyde lobi faaliyetleri için <a href="https://www.opensecrets.org/news/2024/01/state-and-federal-lobbying-spending-tops-46-billion-after-federal-lobbying-spending-broke-records-in-2023/">46 milyar dolar</a> harcandı. Uluslararası Para Fonu'ndaki bir ekonomist grubu tarafından yapılan <a href="https://www.nber.org/papers/w17076">araştırma</a>, daha fazla lobicilik yapan ABD bankalarının daha fazla risk aldıklarını ve 2008 finansal krizinden sonra kurtarma paketlerinden daha fazla yararlandıklarını gösteriyor.

1980'lerden beri Çin, ABD'ye kıyasla nispeten genç olmasına rağmen <a href="https://www.foreignaffairs.com/articles/asia/2021-06-22/robber-barons-beijing">benzer bir dönüşüm</a> yaşadı. Gelişiminin ilk aşamalarında hırsızlık, küçük çaplı rüşvet ve haraç yaygındı. Fakat 1990'larda gerçekleştirilen kapasite artırıcı reformlar, görevi kötüye kullanma suçlarıyla mücadele etmede hükümetin becerisini önemli ölçüde geliştirdi.

Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere, 1990'larda Çin'de, rüşvet gibi değişime dayalı yolsuzluğa (<em>Exchange</em>) kıyasla hırsızlık (kamu fonlarının zimmeti ve kötüye kullanımı, <em>Theft</em>) çok daha yaygındı. Fakat on yıl içinde bu durum tam tersine döndü: Zimmet azalırken rüşvet patladı ve giderek daha yüksek meblağları ve daha üst düzey yetkilileri içerir hâle geldi. Buna rağmen ABD'de kurumsallaşmış erişim parası, Çin’de yasa dışı ve <a href="https://www.cambridge.org/core/books/abs/chinas-gilded-age/unbundling-corruption-across-countries/90C648BCF2EE09D13FAB4AFB007A84F4">kişisel ilişkilerde yerleşik</a> bir halde.
<blockquote><em><strong>Çin'in siyasi olarak desteklenen gayrimenkul müteahhitleri en parlak dönemlerinde, devletin kolaylaştırdığı ucuz kredilerle geniş araziler topladılar. Regülatörler ise daha inşa edilmemiş evlerin satışa sunulması gibi riskli iş uygulamalarına göz yumdular, hatta bu uygulamaları teşvik bile ettiler. Yüksek kazanç hırsıyla geçen bu yirmi yılda birçok siyasetçi yolsuzluğa bulaştı.</strong></em></blockquote>
<h2><strong><img class="alignnone size-full wp-image-116719" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/06/ahbapcavuscin-grafik1.jpeg" alt="" width="955" height="699" /></strong></h2>
<h2><strong>FİNANSAL STEROİDLERİN RİSKLERİ</strong></h2>
Çin'in eski kalkınma modeli tamamen GSYH’ye odaklanmıştı ve bu nedenle büyümenin kalitesini göz ardı ediyordu. Bu bağlamda, bol miktarda erişim parası, ayrıcalıklar için para ödeyen ve kendi çıkarlarına hizmet eden siyasetçileri ödüllendiren bir avuç sermayedarı zenginleştirdi.

Ama tabii ki, bu sistem yetkilileri, kendilerinin ve yandaşlarının çıkarlarını maksimize etmek için sosyal refah pahasına çarpık ve sürdürülemez büyüme yöntemleri benimsemeye de teşvik etti. 2000'li yıllardan itibaren yerel yönetimler, kamu kasalarını doldurmanın ve kendi ceplerini doldurmanın en hızlı yolu olduğu için toprak sattılar ve gayrimenkule aşırı yatırım yaptılar.

Bu sırada aynı yetkililer, fabrikalarda ve inşaatlarda emek harcayan devasa kırsal göçmen nüfusa düşük maliyetli konut sağlamak için pek az istek duydular. Sonuç olarak, barınma ihtiyacı olan milyonlarca işçi sınıfı aile bu evleri karşılayamazken, zenginler boş kalan lüks konutları kapış kapış satın aldılar.

Çin'in siyasi olarak desteklenen gayrimenkul müteahhitleri en parlak dönemlerinde, devletin kolaylaştırdığı ucuz kredilerle geniş araziler topladılar. Regülatörler ise daha inşa edilmemiş evlerin satışa sunulması gibi riskli iş uygulamalarına göz yumdular, hatta bu uygulamaları teşvik bile ettiler. Yüksek kazanç hırsıyla geçen bu yirmi yılda birçok siyasetçi yolsuzluğa bulaştı. Örneğin, geçen yıl iflas eden emlak devi Evergrande ile bağlantıları nedeniyle eski Adalet Bakanı Tang Yijun şu anda <a href="https://www.caixinglobal.com/2024-04-05/chinas-former-justice-minister-under-graft-probe-into-his-ties-with-evergrande-102183107.html">soruşturma</a> altında.

Müteahhitlerin kolay krediye ayrıcalıklı erişimi, 2020 yılında hükümetin, emlak sektöründe aşırı borçlanmayı sınırlamak için "üç kırmızı çizgi"yi (borçlanma kısıtlamaları) açıklamasıyla kesildi. İşte tam da o zaman iskambil kuleler yıkılmaya başladı. İlk düşenlerden biri, kurucusunun bir zamanlar Asya'nın en zengin insanı Hui Ka Yan’ın olduğu Evergrande oldu. Tüm birikimlerini Evergrande yapımı konutları satın almak için kullanan birçok aile şimdi evsiz kaldı, tedarikçiler ise ödenmeyen faturalar nedeniyle sıkıntı çekiyor. Bu durum borç sarmalına, iş kayıplarına ve tüketimin zayıflamasına yol açıyor.

Devlet Başkanı Şi Cinping, seleflerinden devraldığı bir Yaldızlı Çağ ile karşı karşıya. Önceki liderler için temel mücadele, büyüme yoluyla yoksulluğu azaltmaktı. Şi Cinping ise ahbap çavuş kapitalizmiyle ve spekülasyon balonlarıyla mücadele etmek zorunda. Şi Cinping, Çin'in kapitalist aşırılıklarını sona erdirmek ve temiz, teknolojik yenilik odaklı olan nitelikli bir kalkınmaya geçişi sağlamak için <a href="https://www.foreignaffairs.com/articles/asia/2021-06-22/robber-barons-beijing">devlet güdümlü bir yaklaşım</a> benimsemiş durumda. ABD'nin bir yüzyıl önceki İlerici Dönem liderlerinin aksine, dengesiz büyümenin çözümü olarak siyasi aktivizmi reddediyor.

Şi Cinping'in bu "<a href="https://www.noemamag.com/the-clash-of-two-gilded-ages/">Kızıl İlerlemecilik</a>" modelinin başarılı olup olamayacağı ise belirsizliğini koruyor. ABD tarihi örnek alınacaksa, bir balon patladıktan sonra ekonomiyi toparlamak yıllarca süren zorlu düzenlemeler gerektiriyor.
<blockquote><strong><em>Gelişmekte olan ülkelerdeki politika yapıcılar, günümüzün zengin ülkelerinin geçmişlerinden basit dersler çıkarma cazibesine kapılmamalı. Yolsuzlukla mücadele kesinlikle gerekli, fakat sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlamak için tek başına yeterli değil.</em> </strong></blockquote>
<h2><img class="alignnone size-full wp-image-116721" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/06/ahbapcavuscin-grafik-2.jpeg" alt="" width="960" height="561" /></h2>
<h2><strong>GENİŞ AÇIDAN BAKMAK</strong></h2>
Yolsuzluğun ekonomik büyümeyi engellediğine dair, küresel göstergeler kullanan uluslararası çalışmalara dayanan geleneksel inanç, eksik ve basitleştirici bir bakış açısıdır. Yolsuzluk Algı Endeksi gibi küresel göstergeler, ağırlıklı olarak veya sadece "fakirlerin yolsuzluğu"nu ele alırken, "zenginlerin yolsuzluğu"nu ise tespit etmesi ve ölçmesi zordur. Ama bu, sanki "zenginlerin yolsuzluğu" yokmuş gibi davranmak için bir bahane değil.

Yolsuzluk kavramını ayrıştırmak, farklı yolsuzluk türlerinin gelirle farklı türde ilişkiler kurduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kendi prototipim olan <a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3481412">Ayrıştırılmış Yolsuzluk Endeksi</a>’nde, yukarıda açıklanan dört çeşit yolsuzluğun her birini ele alıyorum. Bu ölçüme göre hız parası (speed money) tahmin edilebileceği şekilde yoksul ülkelerde yoğunlaşıyor, erişim parası (access money) ise hem yoksul hem de zengin ülkelerde gözlemleniyor. Benzer şekilde, Vergi Adaleti Ağı'nın <a href="https://fsi.taxjustice.no/fsi/2022/world/index/top">Finansal Gizlilik Endeksi</a>'nde de yüksek gelirli ülkeler zirvede yer alıyor. Bu iki durum, zengin ülkeleri sürekli en temiz olarak gösteren Yolsuzluk Algı Endeksi'nin sunduğu tablo ile çelişiyor.

Açıkça belirtmek gerekirse, erişim parasının yüksek gelirli ülkelerde de görülmesi, bunun büyümeye katkıda bulunduğu anlamına gelmez. Tam tersine, erişim parası, aşırı risklere ve çarpıklıklara yol açan ve 1997 Asya mali krizi, 2008 ABD mali krizi ve Çin'in devam eden gayrimenkul krizi gibi krizlere zemin hazırlayan ahbap çavuş kapitalizminin temel bir özelliği olarak görülmelidir.

Hem ABD’nin hem de Çin'in Yaldızlı Çağları, yüz milyonlarca insanın yaşam standartlarını yükseltmek gibi büyük bir başarıya imza atmış olsa da bu büyüme eşitsiz ve sürdürülemezdi. Sonuç itibariyle, her iki dönem de körü körüne taklit edilecek modeller değil, tam aksine dizginlenemeyen ahbap çavuş kapitalizmi konusunda <a href="https://www.japantimes.co.jp/commentary/2023/12/29/china-story-gilded-age/">eğitici hikayeler</a> niteliğindedir.

Ekonomistler, meslektaşları Ha-Joon Chang'ın <a href="https://www.cambridge.org/core/journals/journal-of-institutional-economics/article/institutions-and-economic-development-theory-policy-and-history/483B04277F72313E9080AA3264997A93">tavsiyesine</a> de kulak vermeli: “Ana akım kurumsal ekonominin tarihini karakterize eden masalsı anlatımlar yerine hem bugünün hem de tarihin gerçek dünyasına daha fazla dikkat edin.”

Kapitalizmin gerçek tarihinde, Batı toplumları tek bir hamlede kusursuz kurumlar inşa edip erdemli bir yönetime geçerek sonsuza dek refah içinde yaşamadı. Gerçekte, Batı'nın kalkınma sürecinde gerçekleştirdiği siyasi ve kurumsal reformlar, tıpkı <a href="https://www.foreignaffairs.com/articles/asia/2018-04-16/autocracy-chinese-characteristics">modern Çin</a>'de de gördüğümüz gibi, kusurlu ve sınırlı adımlardan ibaretti. İngiliz Şanlı Devrimi, monarşiyi zengin seçkinlerin temsil ettiği bir demokrasiyle yumuşatmıştı, benzer şekilde Deng Şiaoping de Çin'in tek parti sistemine kısmi yetki sınırlamaları <a href="https://www.youtube.com/watch?v=2_bNB4S_HTw">getirdi</a>. ABD'de ise yolsuzluk başlangıçta çok yaygındı ve ancak zaman içerisinde erişim parasına dönüştü. Çin zaten halihazırda bu gelişim yolunu kısmen tekrarladı.

<a href="https://www.ted.com/talks/efosa_ojomo_reducing_corruption_takes_a_specific_kind_of_investment?language=en&amp;subtitle=en">Gelişmekte olan ülkelerdeki</a> politika yapıcılar, günümüzün zengin ülkelerinin geçmişlerinden basit dersler çıkarma cazibesine kapılmamalı. Yolsuzlukla mücadele kesinlikle gerekli, fakat sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlamak için tek başına yeterli değil. Çin Yoksulluk Tuzağından Nasıl Kurtuldu (<a href="https://www.cornellpress.cornell.edu/book/9781501764561/how-china-escaped-the-poverty-trap/">How China Escaped the Poverty Trap</a>) kitabımda da anlattığım üzere dostane uluslararası ilişkiler, siyasi istikrar, uyarlanabilir yönetişim ve özel girişimcilik diğer önemli faktörler. Çin'in tarihi büyümesi "sonsuza dek mutlu" bir yaşam getirmedi, aksine yeni ve daha karmaşık <a href="https://www.japantimes.co.jp/commentary/2023/12/29/china-story-gilded-age/">orta gelir</a> sorunları ortaya çıktı.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Jun 2024 04:00:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/cin-ekonomi.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Apple’ın yapay zeka stratejisi</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/applein-yapay-zeka-stratejisi-5648</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/applein-yapay-zeka-stratejisi-5648</guid>
                <description><![CDATA[Apple’ın yapay zeka stratejisi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><strong>Üretken YZ yarışına geç katılan Apple, Google, Microsoft ve Amazon gibi rakiplerinin gerisinde kalmıştı. Bu şirketler YZ girişimlerine olan yatırımcı güveniyle hisselerini yükseltirken Apple, üretken yapay zekayı amiral gemisi niteliğindeki tüketici ürünlerine entegre etmekten şimdiye dek kaçınmıştı.</strong></span>

<hr />

<strong>Yazar: </strong>Kari Paul<strong> | Çeviren: </strong>Sinem Başaran

<hr />

Şirket, kendi bünyesinde çalışacak yapay zekanın güvenlik odaklı olduğunu iddia ediyor, ancak bazı uzmanlara göre “bunu söylemek için henüz erken”.

Apple, geçtiğimiz Pazartesi günü düzenlenen yıllık geliştirici konferansında uzun zamandır beklenen YZ sistemi Apple Intelligence'ı duyurdu. Bu sistem, kullanıcı deneyimlerini kişiselleştirecek, görevleri otomatize edecek ve CEO Tim Cook'un vaadine göre “yapay zekada yeni bir gizlilik standardı” getirecek.

Apple, kendi bünyesinde çalışacak yapay zekanın siber güvenlik endişeleri düşünülerek yapıldığını savunurken, OpenAI ile yaptığı ortaklık birçok eleştiriyi beraberinde getirdi. OpenAI aracı ChatGPT, uzun süredir gizlilik endişelerinin konusu olmuştu. Kasım 2022'de piyasaya sürülen araç, kullanıcı verilerini açık onay olmadan toplayarak modellerini eğitmiş ve kullanıcılara veri toplama işlemini reddetme seçeneğini ancak Nisan 2023’te getirmişti.
<blockquote><em><strong>Ulusal Siber Güvenlik Birliği'nden Bilgi Güvenliği Direktörü Cliff Steinhauer, "Apple doğru şeyler söylüyor gibi görünüyor. Ancak bunun nasıl uygulanacağını zamanla göreceğiz" dedi. Üretken YZ yarışına geç katılan Apple, Google, Microsoft ve Amazon gibi rakiplerinin gerisinde kalmıştı.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>APPLE, RAKİPLERİNİN GERİSİNDE KALMIŞTI</strong></h2>
Apple, ChatGPT iş birliğinin e-posta oluşturma ve diğer yazma araçları gibi yalnızca izole görevler için kullanıcıların açık onayı dahilinde olacağını söylüyor. Ancak siber güvenlik uzmanları, bu ve diğer endişelerin nasıl sonuçlanacağını görmek için yakın takipteler.

Ulusal Siber Güvenlik Birliği'nden Bilgi Güvenliği Direktörü Cliff Steinhauer, "Apple doğru şeyler söylüyor gibi görünüyor. Ancak bunun nasıl uygulanacağını zamanla göreceğiz" dedi.

Üretken YZ yarışına geç katılan Apple, Google, Microsoft ve Amazon gibi rakiplerinin gerisinde kalmıştı. Bu şirketler YZ girişimlerine olan yatırımcı güveniyle hisselerini yükseltirken Apple, üretken yapay zekayı amiral gemisi niteliğindeki tüketici ürünlerine entegre etmekten şimdiye dek kaçınmıştı.

Şirket, bu bekleyişin kasıtlı olduğunu, Cook’un Pazartesi günkü etkinlikte de ifade ettiği üzere "teknolojiyi sorumlu bir şekilde uygulamak" amacıyla gerçekleştiğini söylüyor. Diğer şirketler ürünlerini hızla piyasaya sürerken, Apple son birkaç yılını Apple Intelligence ürünlerinin çoğunu kendi teknolojisi ve tescilli altyapı modelleriyle inşa ederek geçirdi. Böylece mümkün olduğu kadar az kullanıcı verisinin Apple ekosisteminden çıkmasını sağladı.

YZ, dil öğrenme modellerini eğitmek için büyük miktarda veri toplamaya dayandığından, Apple’ın uzun süredir var olan gizlilik odaklı yaklaşımına eşsiz bir meydan okuma oluşturuyor. Elon Musk gibi eleştirilerini açıklıkla dile getiren isimler, yapay zekayı entegre ederken kullanıcı gizliliğini korumanın imkansız olduğunu savunuyor. Hatta Musk, duyurusu yapılan güncellemeler geldiğinde, iş için Apple cihazlarını kullanmaktan çalışanlarını men edeceğini bile söyledi. Ancak bazı uzmanlar buna hiç katılmıyor.

Veri gizliliği yazılım şirketi Mine'ın kurucu ortağı ve CEO'su Gal Ringel "Apple bu duyurusuyla, şirketlere veri gizliliği ve inovasyon arasında denge sağlamaları için öncülük ediyor" dedi. Ringel: "Yakın zamanda çıkmış diğer YZ ürünü tanıtımlarının aksine bu haberin olumlu karşılanması, gizliliğe daha fazla değer vermenin bugünün dünyasında kesinlikle işe yarayan bir strateji olduğunu gösteriyor."

Son dönemde piyasaya sürülen birçok YZ ürünü, ‘işlevsiz’ ve ‘saçma’dan ‘büsbütün tehlikeli’ye kadar uzanan bir yelpazede yer aldı ve bu da Silikon Vadisi’nin klasik "hızlı davran ve boz" düsturunu akıllara getirdi. Ancak Steinhauer, Apple’ın buna alternatif bir yaklaşım benimsediğini söyledi.
<blockquote><em><strong>Apple'ın YZ ile ilgili gizlilik güvencelerinin merkezinde yeni Özel Bulut Bilgi İşlem teknolojisi bulunuyor. Apple, Apple Intelligence özelliklerini çalıştırmak için gerekli çoğu bilgisayar işlemini cihazlarda gerçekleştirmeyi hedefliyor. Yöneticilerin Pazartesi günkü açıklamalarına göre, cihazların kaldıramayacağı kadar çok işlem gücü gerektiren fonksiyonlar için işlemler "kullanıcı verileri korunarak" buluta aktarılacak.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ÖZEL BULUT BİLGİ İŞLEM TEKNOLOJİSİ</strong></h2>
"Bu noktaya kadar YZ ile ilgili kaygılarımızı düşünürsek, bunlar genellikle platformların ürünlerini önce piyasaya sürüp, ortaya çıkan sorunları sonra düzeltmeleriyle ilgiliydi," dedi. "Apple, insanların ortak kaygısını proaktif bir şekilde ele alıyor. Bu aslında, tasarım aşamasında güvenlik ile sonradan sağlanan güvenlik arasındaki farktır ve ikincisi her zaman kusurlu olacaktır."

Apple'ın YZ ile ilgili gizlilik güvencelerinin merkezinde yeni Özel Bulut Bilgi İşlem teknolojisi bulunuyor. Apple, Apple Intelligence özelliklerini çalıştırmak için gerekli çoğu bilgisayar işlemini cihazlarda gerçekleştirmeyi hedefliyor. Yöneticilerin Pazartesi günkü açıklamalarına göre, cihazların kaldıramayacağı kadar çok işlem gücü gerektiren fonksiyonlar için işlemler "kullanıcı verileri korunarak" buluta aktarılacak.

Bunu başarmak için Apple, her isteği yerine getirmek için yalnızca gerekli veriyi dışa aktaracak, her uç noktada veri etrafında ek güvenlik önlemi oluşturacak ve verileri süresiz olarak depolamayacak. Yetkililer ayrıca, özel bulut ile ilgili tüm araç ve yazılımları üçüncü taraf doğrulaması için herkese açık bir şekilde yayınlayacaklarını belirttiler.

Mobil güvenlik platformu Zimperium'un Ürün Stratejisi Başkan Yardımcısı Krishna Vishnubhotla, Özel Bulut Bilgi İşlem teknolojisini "YZ gizliliği ve güvenliğinde dikkate değer bir atılım" olarak nitelendirdi. Bağımsız denetim bileşeninin özellikle dikkat çekici olduğunu ekledi.

Vishnubhotla ayrıca, "Bu yenilikler, kullanıcı güvenini artırmanın yanı sıra mobil cihazlar ve uygulamalar için daha yüksek güvenlik standartlarını teşvik ediyor" dedi.

<hr />

Kaynak: <a href="https://www.theguardian.com/technology/article/2024/jun/13/apple-intelligence-ai">https://www.theguardian.com/technology/article/2024/jun/13/apple-intelligence-ai</a>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Jun 2024 04:48:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/apple-yapay-zeka-egitmek-shutterstock-kapak.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Bir Soğuk Savaş mı? Üçüncü Dünya Savaşı mı? Bu karmaşa çağında yolumuzu nasıl bulabiliriz? - Timothy Garton Ash</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-bir-soguk-savas-mi-ucuncu-dunya-savasi-mi-bu-karmasa-caginda-yolumuzu-nasil-bulabiliriz-5288</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yeni-bir-soguk-savas-mi-ucuncu-dunya-savasi-mi-bu-karmasa-caginda-yolumuzu-nasil-bulabiliriz-5288</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Bir Soğuk Savaş mı? Üçüncü Dünya Savaşı mı? Bu karmaşa çağında yolumuzu nasıl bulabiliriz? - Timothy Garton Ash]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 18px;"><b>Geçmişten dersler çıkarabilmek için hem derin yapılar ve süreçler arasındaki etkileşimi görebilmek; hem de olumsallığın veya tesadüfiliğin, kritik dönemeçlerin, kolektif iradenin ve kişisel liderliğin oynadığı rolleri de anlayabilmek gerekiyor.</b></span>

<hr />

Yazar: <strong>Timothy Garton Ash</strong>

<hr />

<span style="font-weight: 400;">Dünya çapında çoklu krizler yaşanırken, geçmişe bakarak yönümüzü bulmaya çalışıyoruz. Dışişleri konularına odaklanan Chatham House düşünce kuruluşunun eski yöneticisi Robin Niblett’in yeni kitabında öne sürdüğü gibi belki de yeni bir Soğuk Savaş’ın (</span><a href="https://atlantic-books.co.uk/book/the-new-cold-war/"><span style="font-weight: 400;">The New Cold War</span></a><span style="font-weight: 400;">) içerisinde olabilir miyiz? Tarihçi Niall Ferguson’ın </span><a href="https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2024-02-11/what-would-america-look-like-if-it-lost-world-war-iii"><span style="font-weight: 400;">iddia ettiği</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi bu durum bizi Üçüncü Dünya Savaşı’nın kıyısına mı sürüklüyor? Ya da ara sıra önerdiğim üzere, acaba dünya, 19. yüzyıl sonlarındaki Avrupa'ya benzemeye mi başladı? Büyük güçlerin ve imparatorlukların rekabetinin daha büyük ölçekte bir yansıması mı bu?</span>

<span style="font-weight: 400;">İçinden geçtiğimiz sıkıntılı dönemleri tarihsel açıdan daha anlaşılır hale getirmenin bir yolu da bu dönemleri “… çağı” kalıbını kullanarak etiketlemek. Böylece, bu kalıba ekleyeceğimiz kelimeler, bir önceki çağ ile paralellikler veya keskin karşıtlıklar oluşturur. Bu nedenle, CNN’in dış politika uzmanı Fareek Zakaria son çıkan kitabında Fransız, Sanayi ve Amerikan devrimlerinden ders çıkarabileceğimiz yeni bir Devrimler Çağı'nda (</span><a href="https://www.penguin.co.uk/books/461773/age-of-revolutions-by-zakaria-fareed/9780241692417"><span style="font-weight: 400;">Age of Revolutions</span></a><span style="font-weight: 400;">) olduğumuzu iddia ediyor. Yoksa, Financial Times’ın dış politika yorumcusu Gideon Rachman’ın önerdiği gibi bir Güçlü Adam Çağı’nda (</span><a href="https://www.theguardian.com/books/2022/apr/14/the-age-of-the-strongman-by-gideon-rachman-review-a-rogues-gallery-of-autocrats"><span style="font-weight: 400;">The Age of the Strongman</span></a><span style="font-weight: 400;">) mıyız? Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin yöneticisi Mark Leonard ise “bağlantı, çatışmayı artırır” diyerek bir tür Barışsızlık Çağı (</span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/2021/dec/05/high-gas-bills-vladimir-putin-perils-of-connected-world"><span style="font-weight: 400;">The Age of Unpeace</span></a><span style="font-weight: 400;">) içerisinde olduğumuzu savunuyor.</span>
<blockquote><em><b>Eğer Foreign Affairs dergisinin internet sitesine girer ve arama çubuğuna “çağ” terimini (İngilizce "the age of...") yazarsanız ahlaksızlık, enerji güvensizliği, cezasızlık, önce Amerika, büyük güçlerin münakaşası ve iklim felaketi gibi bir sürü çağ türü karşınıza çıkıyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>BİR SÜRÜ ÇAĞ</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Ama hadi canım, içinde bulunduğumuz çağ kesinlikle, dış politika uzmanlarının merhum duayeni Henry Kissinger’ın eş yazarı olduğu kitabın adının da dediği gibi Yapay Zeka Çağı (</span><a href="https://www.hachettebookgroup.com/titles/henry-a-kissinger/the-age-of-ai/9780316273800/?lens=little-brown"><span style="font-weight: 400;">TheAge of AI</span></a><span style="font-weight: 400;">). Veyahut, New Statesman dergisinin son sayısında uluslararası deneme yazarı BrunoMaçães’in savunduğu gibi bir </span><a href="https://www.newstatesman.com/international-politics/geopolitics/2024/04/age-of-danger-ukraine-russia-trump-israel-palestine-china-taiwan"><span style="font-weight: 400;">tehlike çağında</span></a><span style="font-weight: 400;"> mıyız? Eğer </span><a href="https://www.foreignaffairs.com/"><span style="font-weight: 400;">Foreign Affairs</span></a><span style="font-weight: 400;"> dergisinin internet sitesine girer ve arama çubuğuna “çağ” terimini (İngilizce "the age of...") yazarsanız ahlaksızlık, enerji güvensizliği, cezasızlık, önce Amerika, büyük güçlerin münakaşası ve iklim felaketi gibi bir sürü çağ türü karşınıza çıkıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Belki de bu sadece bir abartı (hype) çağıdır. Fikirlerin aşırı kalabalık olduğu bir piyasada, kitap yayıncıları ve medya editörleri, satışları artırmak için yazarları sürekli olarak büyük, dramatik ve fazla basite indirgenmiş başlıklara doğru yönlendiriyor olabilirler mi?</span>

<span style="font-weight: 400;">Şaka bir yana, tarihten ders çıkarmaya çalışmak hayati öneme sahip, zira İngiliz nesir edebiyatının üstadı Evelyn Waugh’un "Brideshead Revisited" adlı eserinde yazdığı gibi: “Kesin olarak elimizde olan tek şey geçmişimizdir.” İşin püf noktası ise geçmişi nasıl doğru şekilde okuyacağımızı bilmektir. Bunu başarmak için öncelikle eski ile yeninin, benzerin ve farklı olanın karışımını tanımlamamız gerekir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Günümüzün tek iki süper gücü olan ABD ve Çin arasındaki ilişki, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in yakın zamanda Pekin'e yaptığı bir ziyaret sırasında ifade ettiği gibi, “dünyanın en önemli ilişkilerinden biri.” Tıpkı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, bu iki süper güç arasında küresel, çok boyutlu, ideolojik temelli ve uzun vadeli bir stratejik rekabet söz konusudur.</span>

<span style="font-weight: 400;">Lakin, Niblett'in, kitabının giriş kısmında çok doğru bir şekilde ileri sürdüğü gibi: “Yeni Soğuk Savaş, bir öncekine hiç benzemeyecek.” Niblett, iki büyük farkı özellikle vurguluyor: Birincisi, iki ülke arasındaki ekonomik bütünleşme seviyesi. Bu durum geçmişte siyasi uzmanları, "Çimerika" terimini kullanarak ABD ile Çin'in adeta tek bir ekonomi haline geldiğini vurgulamaya yönlendirmişti. İkincisi ise, bu rekabetin "çok daha az ikili" olması. Zira artık Rusya, Hindistan, Japonya, Türkiye, Suudi Arabistan ve Brezilya gibi çok sayıda büyük ve orta güç de rekabetin birer parçaları.</span>

<span style="font-weight: 400;">Birinci nokta açıkça önemli olsa da soğuk savaşın sıcak savaşa dönüşmesini kesin olarak engelleyemeyecektir. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sadece birkaç yıl önce gazeteci Normal Angell, “Büyük Yanılsama” (The Great Illusion) adlı ve oldukça etki yaratan bir kitap yayınladı. Angell, Avrupalı büyük güçler arasındaki ekonomik bağımlılık derecesinin, büyük bir devletlerarası savaş ihtimalini epey bir azalttığını, böyle bir savaş olsa bile çok uzun sürmeyeceğini iddia etmişti. İşin sonunda ise asıl büyük bir yanılsama olanın, Angell’in kendi tezi olduğu ortaya çıkmıştı</span><span style="font-weight: 400;"> </span>
<blockquote><em><b>Bu karmaşa çağına genel bir çerçeve çizmek için siyaset bilimci Ivan Krastev, Mark Leonard ve ben, "alakart (à la carte) dünya" kavramını ortaya attık. Bu kavram ile, batılı olmayan büyük ve orta güçlerin pragmatik ittifaklar kurduğu ve aynı anda farklı güç boyutlarında farklı ortaklarla iş birliği yaptığı bir düzeni tanımlıyoruz.</b></em></blockquote>
<h2><b>ALAKART DÜNYA</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Diğer bir taraftan, Niblett’in ikinci argümanı oldukça ikna edici geliyor. Bazen bu diğer güçlerden, Soğuk Savaş döneminin bir başka terimi olan yeni “bağlantısızlar" olarak bahsediliyor, ancak bunlar 1989 öncesi bağlantısız ülkelerden çok daha zengin ve güçlü. Ukrayna’daki savaşta da gördüğümüz gibi, Rusya’nın Çin ve Hindistan gibi ülkelerle kurduğu ilişkiler, Rus ekonomisinin batının tüm yaptırımlarına rağmen ayakta kalmasını sağlıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu karmaşa çağına genel bir çerçeve çizmek için siyaset bilimci Ivan Krastev, Mark Leonard ve ben, "</span><a href="https://ecfr.eu/publication/living-in-an-a-la-carte-world-what-european-policymakers-should-learn-from-global-public-opinion/"><span style="font-weight: 400;">alakart (à la carte) dünya</span></a><span style="font-weight: 400;">" kavramını ortaya attık. Bu kavram ile, batılı olmayan büyük ve orta güçlerin pragmatik ittifaklar kurduğu ve aynı anda farklı güç boyutlarında farklı ortaklarla iş birliği yaptığı bir düzeni tanımlıyoruz. Örneğin, bir ülke, Çin ile olan büyük ekonomik ilişkilerini, Amerika Birleşik Devletleri ile yürüttüğü güvenlik ilişkisiyle birleştirebilir.</span>

<span style="font-weight: 400;">Bu analiz; Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore arasındaki yeni "otoriter güç ekseni" düşüncesine karşıt bir bakış açısı sunuyor. Buradaki "eksen" kelimesi, ABD Başkanı George W. Bush tarafından tanımlanan "şer ekseni"ni ve İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Nazi Almanyası, faşist İtalya ve emperyalist Japonya'dan oluşan orijinal Mihver Devletleri'ni akla getirdiğinden, savaş zamanı bir ittifakı çağrıştırıyor. Niall Ferguson da bu yılın başlarında Daily Mail'de şöyle </span><span style="font-weight: 400;">yazmıştı</span><span style="font-weight: 400;">: "…ve tıpkı 1930'larda olduğu gibi, tehditkâr bir otoriter eksen ortaya çıktı..."</span>

<span style="font-weight: 400;">Geçmişten dersler çıkarabilmek için hem derin yapılar ve süreçler arasındaki etkileşimi görebilmek; hem de olumsallığın veya tesadüfiliğin, kritik dönemeçlerin, kolektif iradenin ve kişisel liderliğin oynadığı rolleri de anlayabilmek gerekiyor. </span><span style="font-weight: 400;"> </span>
<blockquote><em><b>Yapay zeka da dahil olmak üzere teknolojinin hızla gelişmesi ise bir diğer yapısal değişim. Henry Kissinger, yapay zekanın askeri uygulamalarının doğası gereği öngörülemezliğinin; ABD, Çin ve Rusya arasındaki nükleer caydırıcılığın hassas stratejik dengesini bile bozabileceğini savunmuştu.</b></em></blockquote>
<h2><b>KISSINGER, YAPAY ZEKANIN HASSAS DENGELERİ BOZABİLECEĞİNİ SAVUNMUŞTU</b></h2>
<span style="font-weight: 400;">Kendi dönemimiz, her iki türden de önemli tarihi güçlere örnek teşkil ediyor. Küresel ısınma, biyoçeşitliliğin azalması ve kaynak kıtlığı yoluyla insan faaliyetlerinin beklenmedik etkilerinin birikimiyle doğal çevremizin tehlikeli bir şekilde dönüştürülmesi, bu derin yapısal değişikliklerden birini oluşturuyor. Tüm bu nedenlerle, çağımız Antroposen, yani İnsan Çağı olarak adlandırılıyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Yapay zeka da dahil olmak üzere teknolojinin hızla gelişmesi ise bir diğer yapısal değişim. Henry Kissinger, yapay zekanın askeri uygulamalarının doğası gereği öngörülemezliğinin; ABD, Çin ve Rusya arasındaki nükleer caydırıcılığın hassas stratejik dengesini bile bozabileceğini savunmuştu. Fakat tesadüfiliğin ve bireysel tercihlerin de ne kadar önemli olduğuna dair bir kanıt arıyorsanız, Şubat 2022'de Ukrayna’da olanlar tam da bu koşulların bir örneği. Volodymyr Zelenskiy’nin ilham verici liderliği ve Ukrayna kuvvetlerinin </span><a href="https://www.theguardian.com/world/2022/feb/24/ukraine-fights-for-its-survival-as-putin-presses-forward"><span style="font-weight: 400;">Hostomel Havalimanı</span></a><span style="font-weight: 400;">’nı Rus kuvvetlerine karşı koruyabilmesi, tarihin akışını değiştirdi.</span>

<span style="font-weight: 400;">Böylece son ve önemli noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bu göstermeye çalıştığım yorumlama kakofonisi, herkesin yeni bir rota çizmeye çalıştığı yeni bir Avrupa ve dünya tarihi döneminde olduğumuzun bir göstergesidir. Savaş sonrası dönemi (1945'ten sonra) Duvar sonrası dönem izledi, ancak bu dönem 9 Kasım 1989'dan (Berlin Duvarı'nın yıkılması) 24 Şubat 2022'ye (Rusya'nın Ukrayna'yı geniş çaplı işgali) kadar sürdü. Aşkta olduğu gibi tarihte de başlangıçlar önemlidir. 1945’ten sonraki beş yılda yapılanlar, uluslararası düzeni sonraki 40 yıl boyunca şekillendirdi ve hatta Birleşmiş Milletler yapısı hala günümüzde etkisini sürdürüyor.</span>

<span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla şu anda yaptıklarımız, örneğin Ukrayna’nın kazanmasını sağlamak veya kaybetmesine izin vermek, yeni dönemin özelliklerini belirlemede kritik önem taşıyacak. Tarihten çıkarılacak en önemli ders, onu şekillendirmenin bizim elimizde olduğudur.</span>

<span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">Yazının orijinaline bu </span><a href="https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/may/03/cold-war-world-history-future"><span style="font-weight: 400;">linkten</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz.</span>

<strong><i>Çeviren: Mert Söyler</i></strong>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Jun 2024 04:50:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/Soguk-Savas.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kaybolan çocuklar ve yayılan yolsuzluk: Türkiye depreminin arkasındaki dehşet geçmek bilmiyor</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/kaybolan-cocuklar-ve-yayilan-yolsuzluk-turkiye-depreminin-arkasindaki-dehset-gecmek-bilmiyor-1845</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/kaybolan-cocuklar-ve-yayilan-yolsuzluk-turkiye-depreminin-arkasindaki-dehset-gecmek-bilmiyor-1845</guid>
                <description><![CDATA[Kaybolan çocuklar ve yayılan yolsuzluk: Türkiye depreminin arkasındaki dehşet geçmek bilmiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Aileler, çocuklarının enkazdan kurtarılıp hastaneye yatırıldığını ancak o zamandan bu yana kaybolduklarını söylüyor ancak yüzlerce çocuk hâlâ kayıp.</strong>

Yeğenim Asya henüz bir haftalık. 6 Şubat 2023’te 7.8 şiddetindeki deprem, ebeveyninin tüm mahallesini yerle bir ettiğinde, o yerel bir hastanenin tüp bebek kliniğindeki binlerce donmuş embriyodan sadece biriydi.

Kliniğin doğurganlık uzmanı doktoru, oldukça kötü bir şekilde zarar görmüş hastane elektrikten yoksun kalınca yakın bir şehirdeki sıvı nitrojeni bulup onları donuk bir hâlde tutarak saklanan embriyolar için bir kurtarma planı hazırladı.

Asya neredeyse bundan bir sene sonra doğdu ve tıpkı felaket sonrası akrabaları gibi evlerini de kaybetmiş olan ebeveyni şimdi onu kucağında tuttuğu için heyecanlı.

Fakat depremi yaşayan tüm çocuklar ebeveynlerinin kollarına sağ salim ulaşamadı. Yüzlercesi hâlâ kayıp. Pek çok aile çocuklarının enkazdan çıkarıldığını ve yakın şehirlerdeki hastaneye yatırıldıklarını fakat o zamandan bu yana kaybolduklarını <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/enkazdan-ne-dirileri-cikti-ne-de-cansiz-bedenleri-1000-cocuk-kayip-iddiasi-2054436#google_vignette">söylüyorlar</a>.

Kadınlara ve çocuklara hukuki ve psikolojik destek sağlamak amacıyla tesis edilmiş Türkiyeli bir sivil toplum kuruluşu olan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, ailelerden, çocuklarının kurtarıldıktan sonra organ mafyası ve Menzil ve İsmailağa cemaati gibi dini örgütlerin ağına düştüğüne yönelik şikayetler aldıklarını söylüyor. Bu dini cemaatler, AKP yönetiminde serpildiler ve sıklıkla küçük yaşta evlilikler, çocuk suistimali, endoktrinasyon ve aile içi şiddet vakalarıyla <a href="https://globalvoices.org/2022/01/14/death-of-a-student-sparks-debate-on-religious-community-run-housing-in-turkey/">haberlere konu oluyorlar</a>.

Hükümet resmî olarak ailelerin iddialarını inkâr ediyor fakat cemaat tarafından işletilen konutlarda kalan yüzlerce çocuğu gösteren Menzil liderlerinin paylaştığı sosyal medya paylaşımları onların iddialarını teyit ediyor. Deprem sonrası çocuk kaçırma vakalarından biri de felaket sırasında ebeveyninin yaralandığını söyleyen beş yaşındaki bir kızın <a href="https://www.bbc.com/turkce/articles/cg3dqdle18vo">Maastricht sokaklarında başı boş dolanırken bulunması</a>.

Dahası, AKP ve onun sağ kanat ittifakı Milliyetçi Hareket Partisi’nin <a href="https://t24.com.tr/haber/depremde-kaybolan-cocuklar-arastirilsin-onerisine-akp-ve-mhp-den-ret-birinci-yil-dolarsa-kayip-degil-oldu-sayilacaklar-ailelerin-istedikleri-tek-sey-bir-kabir,1148550">kayıp çocuklara ilişkin meclisteki soru önergesini reddetmesi</a> ve kayıp çocukların resmi olarak ölü ilan edilmesini duyurması oldu.

Yıkımın birinci yılından itibaren bu aileler hâlâ bir sonuca varma umuduna tutunuyorlar. Bu arada bölgedeki yüzbinlerce kişi de hayatlarını tekrar kurmak için mücadele ediyor. Depremle birlikte üç milyondan fazla insan yerinden oldu. Yüzbinlercesi hâlâ konteynerlerde veya müşkül şartlar içinde çadırlarda kalıyorlar. Ve diğer binlercesine de çadır verilmedi; bunun yerine arkadaşları veya akrabalarına güvenmek zorunda kaldılar.

Depremden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, depremde yok olan evlerin yeniden inşa edileceğine dair söz verdi. Erdoğan’ın seçimi kazandığı kritik 2023 Mayıs seçimlerinden önce inşa faaliyeti hızla devam ediyordu. Buna karşılık o zamandan bu zamana işler aileleri adeta arafta bırakarak yavaşladı. İş bulmak zor; gıda, ev kirası ve diğer zorunluluk gibi günlük ihtiyaçları karşılamak büyük bir zorluk hâlini aldı. Ve ülke enflasyonla mücadele ederken pek çok insan borca batıyor.

Memleketinin enkaza dönüştüğünü görmek, aile üyelerinin hayatını kaybetmesi veya hatta onların cesetlerini bile bulamamak; bu trajediler en basit anlamıyla iyileşmesi imkânsız trajediler. Ve daha da kötüsü, Asya’nın babasına göre bizim trajedimizden sorumlu olanlar henüz bunun bedelini ödemedi.

<img class="alignnone size-large wp-image-101795" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/02/ceviri_02-1024x576.jpg" alt="" width="640" height="360" />

Asya’nın babasının memleketi olan Hatay, depremden en çok etkilenen şehirlerden birisi. Bu şehirde çöken 2.000 binanın çoğunun yarısının zorunlu inşaat izni yoktu. Ve halkın öfkesini bastırmak için müteahhitlere ve yapı kontrolörlerine davalar açıldı fakat onlar felaketin birinci derece sorumlusu değiller. Türkiye’de resmi görevliler inşaat projelerinde anahtar bir rol üstleniyorlar. Seçilmiş belediye başkanları ve Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı için çalışan görevliler, inşaat izinlerini çıkarmak, mevcut kanunlara uyumluluk için denetlemek ve iskân için konutları onaylamakla sorumluluklar.

Fakat onlardan başka biri daha var: ülkeyi 20 yıl boyunca yöneten, bu kadar kitlesel ölçekteki ölümler ve yıkımdan sorumlu olan birisi.

Erdoğan, rekabete dayalı ihaleler veya uygun düzenleyici gözetim olmaksızın yakınlarından oluşan küçük bir çevreyi altyapı projeleriyle ödüllendirmek suretiyle onları inşaat sektöründe <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/kilicdarogludan-erdogana-besli-cete-yaniti-ben-besli-cete-diyecegim-bak-bakalim-sen-ne-yapacaksin-1922846">zenginleştirdi</a>. Ve bu şirketler, imar kanununa <a href="https://www.usnews.com/news/world/articles/2023-02-10/turkeys-lax-policing-of-building-codes-flagged-before-quake">uymaksızın</a> depremin en sıcak noktalarına evler ve altyapılar inşa ettiler.

Erdoğan’ın sıkı dostları tarafından inşa edilen aile konutları, hastaneler, şehrin tek havalimanı ve hatta Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı AFAD’ın yerel şubesi gibi <a href="https://www.ilerihaber.org/index.php/icerik/silahtaroglu-insaata-2-gunde-31-milyar-tllik-ihale-144254">pek çok bina</a> yerle bir oldu veya ağır hasar gördü. Buna karşılık Erdoğan seçim sandığında bir bedel ödemedi.

Hatay gibi binlerce insanın öldüğü veya yerinden olduğu depremin vurduğu bölgelerde seçim sonuçları konusunda şüpheci olunabilir. Depremden kısa bir süre sonra, Erdoğan az da olsa şehirde çoğunluğu kazandı ve deprem bölgesinde tek bir resmi görevli veya seçilmiş belediye başkanı kovuşturmaya uğramadı.

Ve şimdi bir yıl sonra, <a href="https://artigercek.com/guncel/murat-kurumdan-canli-yayin-gafi-depremde-50-bin-degil-130-bin-canimiz-gitmis-282496h">130.000</a> kişinin ölümüne ve milyonların yerinden olmasına rağmen, bu Erdoğan ve muhalif partiler için olağan bir iş. Yaklaşan belediye seçimlerinin kampanyasıyla meşgul olan Erdoğan daha bu hafta deprem sırasında çöken bir kamu hastanesinin açılışına katıldı. Fakat felaketten önce bölgede geçici bir tesis olarak kurulan hastanede doktor olarak çalışan Asya’nın babası için Erdoğan’ın açılışını yaptığı bu bina bir hastane olarak görevini ifa etmeye hazır değil.

Açılış, Erdoğan’ın Hatay’ı tekrar hayata kazandırmak için sözünü tuttuğuna dair seçmeni ikna etme amaçlı. Fakat depremin mağdurları için hayat hiç de normal değil.

Asya’nın babası ve onun eşi, kızkardeşim Gökçe yeni doğan kızlarına “yaralarını iyileştiren” anlamında bir isim verdiler. Fakat onlar da biliyor ki bu depremin insanlarda açtığı yaralar asla iyileşmeyecek; özellikle trajedilerinde rol oynayan görevlilerin cezadan muaf olduğu uzun bir tarihi olan bu ülkede.

<strong>Gönül Tol, Ortadoğu Enstitüsü'nün Türkiye programının kurucu direktörüdür. "Erdoğan'ın Savaşı: Güçlü Bir Adamın Vatanı ve Suriye'deki Mücadelesi" kitabının yazarıdır.</strong>

Kaynak: <a href="https://www.politico.eu/article/a-year-on-from-turkeys-earthquake-devastation-continues/">https://www.politico.eu/article/a-year-on-from-turkeys-earthquake-devastation-continues/</a>

Çev. T. Argun Sezer]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Feb 2024 21:55:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/ceviri_01.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay zekâ pek çok şeyi uyduruyor ve bu büyük bir problem</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-pek-cok-seyi-uyduruyor-ve-bu-buyuk-bir-problem-1685</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yapay-zeka-pek-cok-seyi-uyduruyor-ve-bu-buyuk-bir-problem-1685</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zekâ pek çok şeyi uyduruyor ve bu büyük bir problem]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>29 Ağustos 2023 tarihinde CNN'in web sayfasında yayımlanan aşağıdaki makale Catherine Thorbecke tarafından yazılmıştır.</strong>

Yapay zekânın dünyayı ele geçirmeden önce bir problemi çözmesi lazım: Botlar halüsinasyon görüyor.

ChatGPT gibi yapay zekâ destekli araçlar, her türlü sorguya yetkin ve insan gibi tınlayan cevaplar üretmek suretiyle bizi büyülediler. Fakat daha da fazla insan, ödev yapmak, işyeri araştırması yapmak veya sağlık sorguları sormak gibi şeylerle bu heyecan verici teknolojiye başvurdukça onun en büyük tuzaklarından biri görünür olmaya başladı: YZ modelleri sıklıkla bir şeyleri uyduruyor.

Meta YZ direktörünün bir twitte belirttiği gibi, araştırmacılar, YZ modellerinin bu tür doğru olmayan bilgileri bize fırlatması eğilimine “halüsinasyonlar” veya hatta “masallama” diyorlar. Bu arada bazı sosyal medya kullanıcıları sohbet botlarını “patolojik yalancı” olarak suçlamaya başladı bile.

Fakat tüm bu tanımlamalar, Beyaz Saray YZ Haklar Beyannamesi Taslağı’nın yardımcı yazarlarından Brown Üniversitesi hocalarından, Profesör Suresh Venkatasubramanian’a göre, bizim makinelerin eylemlerini antropomorfize etme (insan biçimci yorumlama, çev.) eğilimimizden kaynaklanıyor.

Gerçekte olan ise, Venkatasubramanian’ın dediği gibi, -ChatGPT gibi YZ araçlarının temelindeki teknolojinin oluşturduğu- büyük dil modellerinin (LLM Large-Language Models, çev.) kullanıcı sorgularına “inandırıcı ve makul cevaplar üretmek” için eğitilmiş olmaları. “Böylece, bu anlamda, inandırıcı ve makul herhangi bir cevap, doğru, olgusal veya isterse uydurulmuş olsun ya da olmasın, makul bir cevap ve onun da ürettiği bu” diyor Venkatasubramanian. “Burada hiçbir doğruluk bilgisi yok.”

YZ araştırmacısının dediğine göre, yanlış veya kötü niyet anlamı çağrıştıran halüsinasyon veya yalan söyleme iddiasından daha iyi bir analoji, bu bilgisayarların çıktısının dört yaşındaki oğlunun anlattığı hikâyelerle mukayese edilmesi. “Ve sonra ne oldu?” diye sorarsınız ve o daha da fazla hikâye üretmeye devam eder, o kadar.” diyor Venkatasubramanian. “Ve böyle devam eder de eder.”

YZ sohbet botlarının arkasındaki şirketler, bu halüsinasyonların en kötüsünün gerçekleşmesini önlemek amacıyla bir takım korumalar geliştirdiler. Fakat üretici YZ’nin etrafındaki küresel hevese karşılık, bu alandaki pek çok kişi sohbet botlarının halüsinasyonlarının çözülüp çözülemeyen bir problem olup olmadığı konusunda kafalarını kaşımaya devam ediyorlar.
<h2><strong>YZ halüsinasyonu nedir?</strong></h2>
Washington Üniversitesi profesörlerinden ve üniversitenin Kamusal Bilgi Merkezi’nin yardımcı kurucularından Jevin West’e göre, basitçe söylemek gerekirse bir halüsinasyon, bir YZ modelinin “bir şeyleri yani gerçeklikle ilgisi olmayan bir şeyleri uydurması” anlamına geliyor.

Fakat West ekliyor “bunu saf bir güvenle yapıyor”. “Ve tıpkı sizin ‘ABD’nin başkenti neresidir?’ şeklinde basit bir soru sormanız gibi aynı güvenle yapıyor” bunu.

Bu da West’in söylediğine göre kullanıcıların, cevabını zaten bilmedikleri bir sohbet botuna soru sorduklarında neyin gerçek olup olmadığını ayırt etmelerinde zorlanmaları anlamına geliyor.

Bazı çok bilinen YZ halüsinasyonları çoktan manşetlere düştü. Google, ChatGPT’nin rakibi olarak oldukça yüksek beklenti gören Bard’ın demosunun lansmanını ilk defa yaptığında, YZ,  James Webb Uzay Teleskobu tarafından yapılan yeni keşiflere dair bir soruya göz göre göre yanlış bir cevap verdi (O zaman, bir Google sözcüsü CNN’e olayın “katı test sürecinin önemini vurguladığını” söyledi ve şirketin “Bard’ın cevaplarının gerçek dünya enformasyonu içerisinde kalitede, güvenlikte ve gerçekçilikte yüksek bir çıtaya karşılamasına” çalıştıklarını ekledi).

Kıdemli bir New Yorklu avukat da ChatGPT’yi hukuk araştırması için kullandığı sırada sohbet botunun doğrudan uydurduğu altı “düzmece” davayı mahkemeye teslim etmesiyle zor bir durumda kaldı. Haber kaynağı CNET de YZ aracı tarafından üretilen bir makalenin, bileşik faizin ne işe yaradığına dair soruya doğru olmayan kişisel finansal bir cevap vermesiyle düzeltme yayımlamak zorunda kaldı.

Öte yandan, YZ halüsinasyonlarının önünü alma çabası, YZ araçlarının insanlara daha yaratıcı teşebbüslerde, örneğin kullanıcıların ChatGPT’nin şiir veya şarkı sözü yazma gibi isteklerinde yardım etme yetisini de sınırlıyor.

Ancak, West’in CNN’e belirttiği gibi, insanlar sağlıkları, oy verme davranışları ve potansiyel olarak daha hassas meselelerini etkileyebilecek cevapları aramaya başladıklarında halüsinasyonlardan kaynaklanan riskler var.

Venkatasubramanian, "şu an için doğrudan kendi başınıza doğrulayamadığınız gerçek veya güvenilir bilgiye ihtiyaç duyulan herhangi bir iş için bu araçlara güvenmenin problematik olduğunu" da ekledi. Yine dediğine göre, örneğin iş adaylarının niteliklerini özetleyen ve iş mülakatında bir sonraki mülakatta kiminle devam edeceğine karar veren YZ araçlarını kullanan şirketlerde olduğu gibi, bu teknoloji yayıldıkça başka potansiyel riskler barındırıyor.

Venkatasubramanian, son olarak bu araçların “en azından şu an için insanların maddi olarak etkileneceği alanlarda kullanılmaması gerektiğini” düşündüğünü söyledi.
<h2><strong>Halüsinasyonlar önlenebilir mi?</strong></h2>
YZ halüsinasyonlarını önlemek veya düzeltmek “aktif araştırma meselesi.” diyor Venkatasubramanian. Ancak bu şu anda çok karışık bir konu.

Büyük dil modelleri devasa veri setleri üzerinde eğitiliyorlar ve bir YZ modelinin kullanıcı sorgusuna bir cevabı nasıl ürettiğine dair birden çok safha var; bu süreçlerden bazıları otomatik olurken, bazıları insan müdahalesinden etkileniyor.

“Bu modeller çok kompleks ve bu yüzden de çok girift” diyor Venkatasubramanian, fakat bu yüzden de “çok kırılganlar.” Bu da girdilerdeki en ufak değişikliklerin bile “çıktılarda oldukça dramatik farklar” yaratması anlamına geliyor.

“Bu işin doğası bu, eğer bir şey bu kadar hassas ve komplike ise, bu da getirilerinden birisi.” diyor Venkatasubramanian. “Bu da işlerin nasıl olup da yanlış gittiğini tanımlamak çok zor çünkü pek çok küçük şey yanlış gidebilir.”

Washington Üniversitesi’nden West de bu duyguları yansıtarak diyor ki, “problem bu sohbet botlarından gelen halüsinasyonları tersine mühendislik ile çözemememiz.”

“Bunun sebebi, bu şeylerin içsel karakteristiklerinin her zaman için orada bulunmaları olabilir” diyor West.

Google’ın Bard’ı ve OpenAI’ın ChatGPT’si ilk baştan beri kullanıcılara karşı şeffaf olmaya çalıştıkları için doğru olmayan cevaplar üretebiliyorlar. Ve şirketler de çözümler üzerine çalıştıklarını belirtiyorlar.

Yılın ilk günlerinde, Google CEO’su Sundar Pichai, CBS’in “60 Dakika” programında yaptığı bir röportajda “alandaki kimsenin halüsinasyon problemini çözemediğini” ve “tüm modellerin bu sorunu olduğunu” söyledi. Pichai sorunun çözülüp çözülemeyeceği konusunda ise “bu yoğun bir tartışma konusu, bence gelişme kaydedeceğiz” dedi.

Ve, ChatGPT’yi yapan OpenAI’nın CEO’su Sam Altman, haziranda Hindistan Delhi’de Indraprastha Enformasyon Teknolojisi Enstitüsü’nde <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Pig9WbMN1lQ">yaptığı bir konuşmada</a> bir ya da bir buçuk yıl içinde “halüsinasyon probleminin çok daha iyi bir noktaya geleceğine” dair teknolojik bir tahminde bulundu.  “Yaratıcılık ve kusursuz doğruluk arasında bir denge var” diye ekledi Altman. “Siz herhangi bir şey talep ettiğinizde modelin öğrenmesi gerekiyor.”

Buna karşılık, Altman, ChatGPT’nin kullanılması hakkındaki takip eden soruya ise iğneleyici bir cevap veriyor: “Muhtemelen dünyadaki herkes arasında en az ChatGPT’den gelen cevaplara güveniyorum.”

Kaynak: <a href="https://edition.cnn.com/2023/08/29/tech/ai-chatbot-hallucinations/index.html">https://edition.cnn.com/2023/08/29/tech/ai-chatbot-hallucinations/index.html </a>

Çev. T. Argun Sezer]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Jan 2024 21:36:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/ceviri_img.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AI destekli geleceğin işlerinin insanlara her şeyden çok ihtiyacı var</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ai-destekli-gelecegin-islerinin-insanlara-her-seyden-cok-ihtiyaci-var-1566</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ai-destekli-gelecegin-islerinin-insanlara-her-seyden-cok-ihtiyaci-var-1566</guid>
                <description><![CDATA[AI destekli geleceğin işlerinin insanlara her şeyden çok ihtiyacı var]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Aşağıdaki kısa makale 26 Ocak 2024'te Wired internet sitesinde Ryan Roslansky tarafından yazılmıştır.</strong>

<strong>AI daha da fazla iş için insanlara destek veriyor fakat nasıl çalıştığımız değişirken, insanların yetenekleri hâlâ en önemli faktör olmaya devam ediyor. </strong>

Internet’in 1990’lı yıllarda yaptığı gibi, YZ da iş tanımının ta kendisini değiştirecek. Değişim korkutucu olsa da, eğer son üç yıl bize bir şey öğrettiyse bu bizim için bazı şeyleri tekrar nasıl icat edeceğimiz konusunda bir fırsat olabilir. Bence işverenler ve işçiler için değişimleri yönetmenin en iyi yolu, yeteneğin öncelikli olduğu bir zihniyeti benimsemek.

İşçiler için bu, sizin işinizi bir iş unvanı olarak düşünmekten daha çok belirli görevlerden oluşan bir koleksiyon gibi, YZ geliştikçe bu görevlerin değişeceğini kavrayarak düşünmek. Görevlerinizi YZ’nin tamamen üstleneceği, YZ’nin verimliliğinizi artırabileceği ve eşsiz yeteneklerinizi gerektiren görevleri analiz ederek, elinizdeki işte daha da rekabetçi kalabilmek için gerçekten yapmanız gereken yatırım için gerekli yetenekleri tanımlayabilirsiniz.

Ne de olsa, pek çok iş için gereken yetenek, 2015 yılından bu yana afallatıcı bir şekilde %25 oranında değişti ve bu sayının YZ gibi yeni teknolojilerin hızlı gelişimi sonucunda 2030 yılına doğru %65’e ulaşması bekleniyor. Ve bu sadece YZ okuryazarlığıyla ilişkin yeteneklerle ilgili değil; insanların yeteneklerinin de önemi artıyor. Verilerimiz gösteriyor ki, meslek sahiplerinin düşündüğü en üst yetenekler, YZ problem çözümünde, stratejik düşünmede ve zaman yönetiminde geniş çaplı kullanıldıkça daha önemli hâle gelecek.

İşverenler için ise, YZ’nin yükselişi işe alım ve yetenek geliştirmeye yönelik yetenek tabanlı yaklaşımın önemini artıracak. İnsanlar, YZ öğrenimi gören insanların sayısının 2016 tarihine kıyasla dokuz kat daha arttığı bir sayıyla YZ öğreniyorlar. Ve bu yeni geliştirilen yetenekleri pratiğe dökmek için büyük bir iştah var: Yapay zekâdan veya üretici YZ’den bahseden LinkedIn iş ilanları son iki senede teknolojiden hiç bahsetmeyen ilanlara kıyasla yüzde 17 daha fazla başvuru artışı görmüş durumda. İş alımında (birinin sahip olduğu eğitim derecesi ya da iş tecrübelerinden daha çok) bu yeteneklere odaklanan liderler, çalıştığımız iş değiştikçe daha fazla potansiyeli ortaya çıkaracak ve daha çevik olacaklar.

Aynısı yetenek geliştirme için de geçerli. Giderek artan bir şekilde, işverenlerin rollerini devamlı değişen bir şekilde beceri kazandırmak yoluyla “terfi etmek için eğiten” ve  işçileri yeni fonksiyonlara ve hatta yeni kariyerlere doğru götüren görev rotasyonlarının yanı sıra uyum programı, çıraklık eğitimi ve akademiler yoluyla “iş alımı için eğiterek” sürekli değişen işlere dönüştüren eğitimciler olduklarını göreceğiz. Bu YZ’ye ilişkin zor yeteneklerle ilgili olacak fakat daha da önemlisi, yetenekleri olan insanlar için de: Veriler, ABD’deki iş idarecilerinin, insanların yeteneklerinin hiç olmadığı kadar daha önemli olduğuna inandıklarını gösteriyor.

2024 yılı, -problem çözme, empati ve aktif dinlemede- kariyer başarısında daha önemli bir yerde insanların yeteneklerini geliştirdiği yeni bir dünyayı gösteriyor ve insanlar arasındaki işbirliği bir şirketin başarısında daha da önem teşkil ediyor. Liderler ve işçiler, YZ’nin alet kutusundaki tek bir alet olarak düşünmesi gerekiyor. O insanların yerini almıyor, insanların işlerini daha verimli yapmasını sağlıyor, işlerinin daha değerli -ve daha insani- taraflarına odaklanmalarını sağlıyor. Örneğin bir yazılım mühendisi, YZ’nin düzenli olarak gerekli daha rutin veya tekrar içeren kodlamalarına yönelik yardımıyla ona yeni fikirler üretmesi için daha fazla zaman kazandırarak YZ’nin yardımından yararlanabilir. Ya da bir insan kaynakları uzmanı, YZ’nin iş ilanlarının yaratmasını sağlayarak, adaylarla konuşmak ve onlarla ilişkiler kurmak gibi işe alım sürecinin daha stratejik taraflarına odaklanarak zaman kazanabilir.

2024’te liderler, işçilerini daha da yetkin hâle getirirken sürekli değişen bu teknolojiye sırtlarını dayayacaklardır ve insanlar yetenek gelişimleri ve devam eden eğitimlerini YZ yetenekleri ve pratik insani yetenekleriyle harmonize edeceklerdir. Sonuç, hiç olmadığı kadar daha insani ve daha tatmin edici yeni bir iş dünyası olacaktır.

Kaynak:

<a href="https://www.wired.com/story/the-ai-fueled-future-of-work-needs-humans-more-than-ever/">https://www.wired.com/story/the-ai-fueled-future-of-work-needs-humans-more-than-ever/ </a>

Çev. T. Argun Sezer]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 21:39:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/human_ai.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin hükümeti nasıl öngörüsüz bir şekilde kendi ekonomisine zarar veriyor?</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/cin-hukumeti-nasil-ongorusuz-bir-sekilde-kendi-ekonomisine-zarar-veriyor-1538</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/cin-hukumeti-nasil-ongorusuz-bir-sekilde-kendi-ekonomisine-zarar-veriyor-1538</guid>
                <description><![CDATA[Çin hükümeti nasıl öngörüsüz bir şekilde kendi ekonomisine zarar veriyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Çin, 2023 yılını iyi geçirmedi. Resmi istatistikler, -analistlerin katı COVID-19 önlemlerinin Aralık 2022’de kalkmasından sonra yükseleceğini öngördüğü- dünyanın en büyük ikinci ekonomisinin aşağı yukarı her ekonomik göstergede performansının altında kaldığını gösteriyor. Ne olursa olsun, GSYH %5.2 ile beklenenden daha yüksek fakat bu sayılar bile ülkenin sendeleyen genç istihdamı, emlak krizi, hayal kırıklığına dönüşen borsası ve geçen seneki yerel sorunlar düşünüldüğünde oldukça güvenilmez görünüyor.

Zarar gören ekonomiyi canlandırmak için Başkan Xi Jin Ping yönetimi, yabancı yatırımcıları cezbetmek ve yerel tüketimi artırmak dahil olmak üzere 2024’te bir dizi yeni inisiyatif aldı. Fakat Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından Çin toplumunu geliştirmek ve korumak amacıyla çıkan ve Çin’in ekonomik yükselişini ilk baştan beri dengeler gibi görünen bu hırslı politikalar son zamanlarda arzulanmayan bazı zincirleme etkilere yol açtı.

Utanç verici başka bir olay; Çin’in genç insanların oyun bağımlılığını düşürme girişimi, geçen ay Çin’in en büyük oyun firmalarına yönelik yaptığı düzenlemeler hakkındaki spekülasyonları ateşledi ve borsayı o kadar salladı ki bir gün sonra, yetkililer takdim ettikleri düzenlemeleri aceleyle revize etmek için geri çektiler.

Xi’nin ideal toplum vizyonuyla hizalanan ve hükümetin departmanlarınca taslağı çizilen bu gibi hırslı hedefler, hükümetin Çin’in sönmekte olan ekonomisini canlandırma hedefleriyle giderek artan bir şekilde zıtlaşmaya başlıyor.

Bu problemin farkında olan Ulusal Gelişim ve Ulusal Ekonominin Reform Komisyonu Departmanı direktörü Yuan Da, verdiği bir basın brifinginde “politika koordinasyonunun güçlendirmesinin öneminden” bahsetti ve “ekonomi üzerinde kısıtlayıcı etki” olmadığını kontrol etmek için “ekonomik olmayan politikalar” için öneriler getirmekte ajansının daha iyi olması gerektiğini söyledi.

Bu dengelenmesi kolay bir şey değil. Singapur Lee Kuan Yew Kamu Politikası Fakültesi’nde asistan profesör olan Adam Y. Liue, “şimdi hükümetin kovalaması gereken birden çok hedefi var” diyerek TIME’a beyanda bulundu. “Açık çoklu hedefiniz olduğunuzda, bazen bu hedefler diğeriyle uyumlu olmak zorunda değildir”.

Liu, bu ısrarlı politikanın, ekonomik maliyeti ne olursa olsun Çin’in tepedeki liderinin heveslerine sadık görünmek için bu tür politikaları uygulayan yerel yetkililer tarafından güç ve arzunun aşırı merkezileşmesiyle sonuçlandığına inanıyor.

“Bu gerçekten sadakatinizi göstermekle ilgili. Bazen, hiçbir ekonomik anlamı olmasa da ekonomik olarak anlamsız şeyler yapmak, politik olarak çok anlamlı”.

Çin’in ekonomik olmayan önceliklerin peşinde kendi ekonomisine öngörüsüz bir biçimde nasıl zarar verdiğine örnekler aşağıdaki gibi:
<h3><strong>GAMING (OYUNCULUK)</strong></h3>
Çin’in oyunculuk sektörünü düzenleyen Ulusal Basın ve Yayım İdaresi (UBYİ) Aralık ayında, her gün oyuna giriş yapan oyuncuları ödüllendiren oyunlara harcama sınırı getirme ve men etmeyi de içeren, son yıllarda, gençler arasındaki oyunculuk ve mobil telefon bağımlılığının üstesinden gelmek için oyun endüstrisi üzerinde otoritelerin getirdiği en son bir dizi kısıtlamayı, yani çevrimiçi oyunlara yönelik kısıtlamaları içeren düzenleme taslaklarını duyurdu.

Ancak 2021 yılında ilgi gören kısıtlama, toplam hasılatı ilk defa 2022 yılında küçülen Çin’in multi milyar dolarlık oyun endüstrisinde ciddi ekonomik yansımalarla birlikte geldi. Geçen ay duyurulan düzenleme taslağı, 2021 yılındaki teknolojik kısıtlamalar konusunda endişe duyan yatırımcılar arasında da panik yarattı. Düzenlemeler duyurulduktan kısa bir süre sonra, toplam değerlerinden 80 milyar dolar silinen Çin’in iki büyük oyun şirketi Tencent ve NetEase’in hisseleri alt üst oldu.

Yetkililer paniği durdurmak için çabaladı. UYBİ, bir gün sonra taslağı “revize etmek ve geliştirmek” için söz verdi. Yetkililer ayrıca hızlı bir şekilde, yerel medya organı Global Times’in belirttiği üzere 105 yerel oyunu ülkenin oyunculuk sektörüne desteğin bir işareti olarak onayladılar. Reuters’in haberine göre, Ocak’ın ilk günlerinde UYBİ’yi de denetleyen ÇKP’nin propaganda departmanı genel sekreteri görevinden alındı.
<h3><strong>YOLSUZLUK KARŞITI DÜZENLEMELER</strong></h3>
Xi’nin, Çin’in tepedeki lideri olarak “güvercinler” veya “şahinler” olup olmadığına bakmaksızın bürokrasi dişlilerindeki personeli temizlemeye yönelik son on yılda 4.7 milyon yetkiliyi cezalandıran yolsuzluğa karşı agresif kampanyası, onun başkanlığının alametifarikalarından birisi olmuştu. Kampanya, Xi’nin yolsuzluk temizliğinin finans, eczacılık ve altyapı gibi anahtar endüstrilerde derinleşeceğini duyurmasıyla hiçbir yavaşlama işareti göstermiyor.

Yetkililer yolsuzluğun kökünü kazımaya dair bu azimli çabanın Çin’in ekonomisi için iyi olduğunu söylerken, uzmanlar uzun süredir, yetkililerin yolsuz olarak suçlanma korkusu ve hedeflenen sektörlerdeki yatırımcı güvenini zedelemesi sebebiyle yeni projelere atılma hevesini kıracağına dair uyarıyorlar. Çin’in rüşvet karşıtı kampanyası başlangıçtan bu yana ekonomisinde kütlesel sorunlara yol açtı: Bank of America Merrill Lynch, 2014’te maliyeti 100 milyar dolar olarak tahmin etti: Ve geçen sene, Çin’in sağlık sektöründeki yolsuzluğa karşı aldığı sıkı önlem, sağlık borsasının pazar değerinden 142 milyar doları sildi süpürdü.
<h3><strong>CASUSLUK KARŞITI ÖNLEMLER </strong></h3>
ABD ile giderek artan politik zıtlaşmanın ortasında, Çin, Temmuz ayında, devlet sırlarının ifşa edilmesi korkusuyla yabancı danışmanlıkları sınırlandırmayı amaçlayan yeni bir casusluk karşıtı yasayı uyguladı. Yasa her ne kadar en geniş anlamıyla anlaşılırsa anlaşılsın, özen yükümlülüğüyle verilen bilgileri almakla görevli iş danışmanlarını ve ülkeye yatırım yapmayı umut eden yabancı şirketleri etkili bir şekilde susturdu ve zaten rahatsız bir iş ortamını daha kötü hâle getirdi.

Yasanın etkisi henüz tam ölçülemezken, oldukça kötü bir yabancı yatırım temelinin tam ortasında uygulandı. Ticaret bakanlığı verileri, Çin’in ekonomik şampiyonu Li Qiang’ın ülkenin iş yapmaya açık olduğuna yönelik ısrarlı mesajlarına rağmen, 2022’ye göre %8 daha düşük olarak, 2023 için yeni yabancı doğrudan yatırımın 1.1. trilyon yuan (155 milyar dolar) olduğunu gösteriyor.

J. P. Morgan&amp;Chase CEO’su Jamie Dimon, Davos 2024’te CNBC ile yaptığı bir mülakatta “Yatırım yapmayı hedefleyenler biraz endişelenmeli" derken şu sözleri ekledi: “Risk/ödül oranı dramatik olarak değişti”.
<h3><strong>SIFIR COVID POLİTİKASI</strong></h3>
2020’de COVID-19 pandemisinin başlangıcında, geniş kapsamlı kapanmasıyla, nüfus genişliğince karantinasıyla ve kitlesel test rejimiyle bir zamanlar en etkili enfeksiyon karantinası stratejisi olarak alkışlanan Çin’in sıfır COVID politikası, virüs küresel olarak endemik olduktan sonra bile Xi yönetiminin düzenleme yapmasını reddetmesinden sonra kendi başına bela oldu.

Bir noktada, önlemler ailelerin gıda takviyesini yapmalarını zorlaştırdı ve yangın ve benzeri acil durumlara yönelik acil çağrılara cevapları da olumsuz etkiledi. Bazı sakinler zorla karantina altına sokuldu ve katı sağlık politikası sebebiyle sakinlerin çalışma ihtimallerinin düşmesiyle çeşitli şehirlerde protestolar ortaya çıktı. Kasım 2022’de tatminsizlik zirveye ulaştı ve sokaklardaki protestocular, Çin’de nadir bulunan bir popüler politik huzursuzluk anında sıfır COVID politikasının sonlandırılması için çağrıda bulundular.

Aralık 2022’de, Xi yönetimi tüm kısıtlamaları aniden kaldırdığında şaşırtıcı bir geri dönüş yaşandı. Fakat yıllardır süren kapanmanın ekonomik etkileri, özellikle değeri düşen tüketiciler ve iş dünyasının psikolojisi üzerinde devam etti.
<h3><strong>ÖZEL EĞİTİM</strong></h3>
Çin’deki özel eğitim şirketleri, COVID-19 pandemisinin yükseldiği zamanlarda özellikle popüler hâle geldiler. 150 milyar dolarlık endüstri gençlerin haziranda yapılan yıllık gaokao (ulusal üniversite giriş sınavları) sınavlarında başarı olma umutlarından faydalanırken, Xi yönetimi sektörün, sadece üniversite eğitimi olan bir gencin hayatta başarılı olabileceğine yönelik ebeveynlerin endişelerini suistimal ettiğine inanıyordu.

Haziran 2021’de, hükümet kâr amaçlı ders vermeyi yasakladı ve hatta hizmetlerinin belirli bir dereceye kadar reklamının yapılmasını da sınırladı. Fakat eğitim şirketlerinin şişen kâr oranını inzibat altına almanın yanı sıra rekor kıran düşük doğum oranı eşliğinde, çocuk yetiştirme masraflarını da kısmayı hedef alan yasaklama, pek çok özel eğitim şirketini zarar etmeye zorladı. Çin’in en büyük eğitim şirketi, zaten giderek artan işsiz nüfusuna daha fazlasını ekleyerek, bu revizyon altında, 60.000 personelini işten çıkardı.

Bu yasak, kâr amaçlı eğitimi durdurmakta da nihai olarak başarısız oldu: ebeveynlerin, çocuklarının gaokao sınav sonuçlarını geliştirmeye yönelik umarsızlığını fahiş fiyatlarla teşvik eden kara borsa özel eğitimciler ortaya çıktı.

&nbsp;

<strong>Çeviren: T. Argun Sezer</strong>

Kaynak: <a href="https://time.com/6576849/china-social-policies-negative-economic-effects/">https://time.com/6576849/china-social-policies-negative-economic-effects/ </a>

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jan 2024 17:44:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/China-Economy-Social-Policy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyaz tavşan ve Cheshire Kedisi’nin sırıtışı</title>
                <category>ÇEVİRİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/beyaz-tavsan-ve-cheshire-kedisinin-siritisi-1394</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/beyaz-tavsan-ve-cheshire-kedisinin-siritisi-1394</guid>
                <description><![CDATA[Beyaz tavşan ve Cheshire Kedisi’nin sırıtışı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Yapay zek</strong><strong>ânın metafizik gerçekliği, orada olmayan varlığın ontolojisine benziyor; ilk başta bakıldığında belirli bir varlığa sahip olduğu hâlde ona ait olduğunu düşündüğümüz özellikleri acaba bizim tarafımızdan atfedilen, gerçeklik taşımadığı hâlde sadece kavramsal-kurgusal gerçeklik arasında salınan özellikler mi?</strong><br />
<br />
Kimi zaman bize tam dokunmayan, dokunmasını da beklemediğimiz ama üzerine düşünmek zorunda olduğunu hissettiğimiz şeyler vardır. Böyle şeyler üzerine düşünen insanları sezgisel olarak rahatsız eden şey, insanı adeta taklit eden, mevcudiyetini belli belirsiz bir şekilde kabul edebildiğimiz ya da kabul etmekte zorlandığımız bir varlığın karanlık tasavvurudur. Bu noktada William Hughes Mearns’in aşağıdaki dörtlüğünde hissettiği gibi hissetmemiz adeta kaçınılmaz gibidir:<br />
<br />
<em>Dün merdivenin üzerinde, </em> <em>Orada olmayan bir adamla tanıştı</em><em>m!</em><br />
<em>Bugü</em><em>n de orada de</em><em>ğildi, </em> <em>Keşke, keşke çekip gitseydi!</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a><br />
<br />
Okura aklın temel yetileriyle sezgisel olan arasındaki cehennemi çukurun teolojik bir <em>credus </em>(iman) formülü ile aşılıp aşılmayacağına yönelik bir açıklama yapmaktan imtina edip, kendimize bu iki insan yetisi yani sezgi ve düşünce arasındaki farkın tam da orta noktasında duran bir varlık olarak yapay zekânın ontolojisine girelim diyorum. Peki üzerinde düşündüğümüzde bizi bu tasavvura iten boşluğu yaratan nedir? Buradan başlarsak, şu üzerinde çok tartışılan yapay zekânın nasıl bir “gariplikte” olduğunu anlayabiliriz diye düşünüyorum. Yapay zekâ orada olmayan varlığın ontolojisine benziyor; ilk başta bakıldığında belirli bir varlığa sahip olduğu hâlde ona ait olduğunu düşündüğümüz özellikleri acaba bizim tarafımızdan atfedilen, gerçeklik taşımadığı hâlde sadece kavramsal-kurgusal gerçeklik arasında salınan özellikler mi? Buna cevabı biraz gaz ve toz bulutlarından başlayarak verelim. Bundan 2500 sene önce Attik Yunan yarımadasının küçük bir bölgesi olan Stageira’da doğan bir filozof. Aristoteles. Kadim Yunan’ın felsefî geleneğinin detayına, Frede’nin Yunan’da rasyonel düşüncenin doğuşuna dair dipsiz kuyu olan tartışmalarına girmeden, değil yapay zekâ kadim kalkülüs makinelerinin bile hayal olduğu zamanların mantığıyla başladığımızda Aristoteles’in meşhur tasımlama (syllogism) mantığına ulaşırız. “Tüm kuşlar uçar/tüm martılar kuştur/o hâlde tüm martılar uçar”, Aristotelesçi tasımlamanın en bilinen örneklerinden birisidir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a><br />
<br />
Peki bu dedüktif mantık sisteminin, düşünebilen, hesaplayabilen ve hatta en zor meteorolojik, astronomik analizleri yapan makinelerle ilgisi nedir? Daha doğru bir ifadeyle, bu makineler, teknolojinin de marifetiyle daha kompleks sentantik, semantik ve mantık fonksiyonlarını nasıl kotarabilir hâle geldiler? Bu sorunun cevabı, Aristotelesçi mantığın, çok parlak bir zekânın ürünü olarak pek çok matematiksel ifadenin temelini de karşılayabilecek derecede ileri olmasına rağmen, çok belirgin bir eksikliği olmasında yatar. İnsan bu ya, eksiklik bulacaktır: Terimler. Gerçekten de Aristotelesçi tasımlama mantığının temelinde terimler yatar ve bu terimler, -kimi zaman fizik kanunlarının kesinliği ile yarışan- dedüktif mantığın açıklığı ve kesinliğine sahip olsa da terimin kendisi bir sorun teşkil ediyorsa nasıl yaklaşmak gerekir? Stoacılar buna çağının da ötesinde bir cevap bulmuş gibidir; onlar, doğudaki “meslektaşları” olan Budistler ve Hint kıtasının mantıkçılarına benzer bir mantık doktrinini geliştirmişlerdi: Terimler mantığına karşılık, önermeler (proposition/ aksiomata/ἀξῐώματα) mantığı. Stoacılar, insan zihni hakkındaki felsefelerine uygun olarak, terimlerin kimi zaman güvenilmez, kimi zaman “kaypak” ontolojisinin yerine önermeler mantığını kullanmışlardır. Dolayısıyla, tasım mantığı “Eğer tüm kuşlar uçuyorsa/martılar da kuş ise/martılar da uçar” şeklindeki önermeler mantığına evrilir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a><br />
<br />
Enteresan bir şekilde çağının çok ilerisinde olan bu mantık anlayışı şaşırtıcı bir şekilde günümüz önermeler mantığı ve birinci derece sembolik mantık sistemine benzeyecek kadar yenilikçi olmasına karşılık, rakip mantıkçı sistem olan Aristotelesçi mantığın etkisi ile birlikte felsefe ve mantık tarihinde çok fazla takdir görmemiştir. Polonyalı filozof ve mantıkçı Jan Lukasiewicz’in 1935 yılında yayımladığı “Zur Geschichte der Aussagenlogik” (Önermeler Mantığının Tarihi) başlıklı makalesine kadar, Stoacı mantığın önemi anlaşılmamıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></span></span></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Dolayısıyla hiçbir tümel kümeye atfedilemeyecek davranışsal bir yeti midir zekâ? Buna evet diyecek olursak. Turing testinin bir yapay zekâ için kriter olup olmadığını sorgulamak zorundayı</strong><strong>z. Neden </strong><strong>“</strong><strong>zekâ”nın tek referansı insan olsun?</strong></span></span></em></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Sözü uzatmadan, ortaçağın sonuna kadar Batı felsefesini (buna İslam ve Arap felsefesini hatta kimi zaman <em>kelam </em>geleneğini de ekleyebiliriz) etkileyen Aristotelesçi mantık, özünü korumasına karşılık Leibniz, Bolzano ve Boole gibi mantıkçılarla aşılmış 19. yy.’da Viyana Çevresi’nin (<em>Wiener Kreis</em>) da etkisiyle Frege, Peano, Russell gibi matematiksel mantıkçıların ileri fikirlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte başka bir mecraya doğru evrilmiştir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a><br />
<br />
Viyana Çevresi’nin erken döneminde çok etkisi olan Wittgenstein ile birlikte bambaşka bir yere evrilen akıl yürütme sanatı, Tarski ve Gödel ile başka bir noktaya ulaşır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Bu da bizi kısaca bulunduğumuz noktaya çok yakınlaştırıyor. Gottlob Frege ve Charles Sanders Peirce tarafından dünyaya tanıtılan <em>birinci derece mantık</em> (first order logic). Bu mantığın çerçevesi nedir? İlk önce terimler mantığının yetersizliğini gördük; şimdi de predikat (önermeler) mantığının yetersizliğine bakalım, bu da bizi bilgisayarlara bir adım daha yaklaştıracaktır: Örneğin “kaldırımlar ıslaksa yağmur yağmıştır” gibi şartlı bir önermeyi düşünelim. Kaldırımların ıslak olması için yağmur bir gereklilik midir (necessary/wichtig)? Ya da mantıkçı veya filozof, fizikçi Feynman’ın <em>gedankenexperiment</em>’i (düşünce deneyi) olarak bilinen çift yarık deneyi sonucunda ışığın “hem dalga hem de parçacık” özelliğini taşıdığı yönündeki bilgiyi nasıl yorumlayacaktır? Birinci derece mantık, tüm sorunlardan azade olmasa da bazı “özelliklerin” diğer bazı “özelliklere” ait olduğu fikrine dayanır. Burası önemlidir. Frege’nin saf düşüncenin aritmetik üzerine modellemesine dair ileri sürdüğü kurgunun temelinde de bu vardır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a><br />
<br />
Dolayısıyla iki önerme terimi arasındaki indirgeme, önermeler arasındaki ilişkilere dayanır. Önerme terimlerinin kavramlarına değil. Programlama dilleri de tam olarak bunun üzerine kuruludur; eğer Python, C++ ya da Java programlarından birisi, önerme terimlerinin kavramsal “geçerliliği” (validness) üzerine kurulu olsaydı, bugün Amazon müşterilerini takip etmesi için gerekli veri analizini yapamazdı. Elbette instagram ünlülerinin etkilerinin takip edilmesi ve Twitter dezenformasyonları için kullanılan yapay zekâyı, pornografi için kullanılan yapay zekâyı saymıyorum bile. Bu kadar insani bilgeliğin geldiği son başarılı nokta ne kadar büyüleyici! Değil mi? Biz yapay zekâya dönelim; bu ne menem bir şeydir ki, önermeleri kavramsal olarak değerlendirmeden, matematiksel bir önermeler zincirini yorumlayarak öğrenebilmektedir? İşte burası, sezgisel olan ile rasyonel olan arasında ilk sayfada ifade ettiğim soruna bizi yaklaştıracaktır. Aşağıdaki önermeler zincirini ele alalım:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>a [(P </em><em>∨</em><em> Q) · ~ (P · </em><em>Q)]</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>Ba ~ P</em></span></span>&nbsp;<span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><em>/</em><em>∴</em><em> BaQ&nbsp; </em><br />
<br />
Bu, benim bal mı peynir mi yiyeceğimi anlatan bir semboller dizinidir, P’yi peynir olarak düşünelim; ikinci önermede P’yi yemiyorum, o hâlde bal yiyebilirim. Birinci derece mantığın kompleks -ve hatta geçmişi kadim Yunan’a dayanan- bazı paradokslarına değinmeden diyebiliriz ki bu son derece verimli ve kullanışlıdır ve yüce müjde de şudur ki, bazı nesnelerin kavramsal özelliklerinin hangi özellikleri taşıyıp taşıdığı meselesine değinmeksizin pek çok kavramsal objeyi birbirine iliştirebilir, bunlardan analiz yapabilir ve sonuç çıkarabilir. Dolayısıyla birinci derece mantık, Napolyon’un, “kısa boylu Fransız imparatoru” ilişkisini, kavramsal şemalandırma içerisinde sadece kendi sentaktik yapısında çözümler, çünkü kısa boylu Fransız imparatoru ve kralları listesinin bir özellikler şeması olarak tanımlamadan, ikisi arasındaki ilişkiyi sembolle “kavramsallaştırır”. Bilgisayar programının 0 verilen değeri tanımamasının tam olarak sebebi budur; özellik ile ilişkilendiremediği değeri tanımlamaz ve doğru olmadığına hükmeder. Boole’un mantıksal sistemiyle aşılan şey, birinci derece mantık tarafından <em>toplu fonksiyon </em>(<strong><em>total functions</em></strong>) olarak tanımlanır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Bilgisayar programları da tam olarak bu fonksiyonların dijital kavramsallaştırılmasına dayanmaktadır.</span></span></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Linguistik analizi kuvvetli ChatGPT ile bir çocuğun dilbilgisini karşılaştıralım; çocuklar neden içinde doğduğu, annesinden öğrendiği ana dilin gramer yapısını aksatmadan öğrenebilir? Eğer beyin belirli bir programlama ile çalışmıyorsa bu nasıl açıklanabilir?</strong></span></span></em></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>TURING</strong><strong>’</strong><strong>IN ELMASI, ADEM’İ</strong><strong>N ELMASI</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak birinci derece mantık bile, belirli bir programlama düzeyine varsa bile, insan <em>nous</em><em>’</em><em>unun </em>yani onun öznel akıl yürütme biçiminin eşsiz bir unsuru olan anlama tarafıyla ilgili bir sorunu olacağı kesin gibidir. Turing makinesi terimi, Charles Boole ve Ada Lovelace (Lord Byron’ın kızıdır kendileri) gibi modern bilgisayar sistemleri fikrinin “ecdadı” olan büyük matematikçi Alan Turing (1912-1954) tarafından ortaya atılan bir terimdir. Turing makinesi, temelde bir makinenin insan soruşturmacı tarafından sorulan sorulara, soruşturmacının onun bir bilgisayarı insandan ayırt edemeyecek cevaplar verecek kadar ileri olduğu fikrine dayanır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Eğer bir makine bu şekilde insanı “kandırıyorsa” Turing testini geçmiş demektir. Bu oldukça geniş bir tanımlamadır. İşin garip tarafı ise şu ana kadar gerçekten bu testi geçebilen bir makinenin olup olmadığının hâlâ aydınlatılamamış olmasıdır. Biz insanlar olarak bir varlığa “zekâ” atfediyorsak, bunun sebebi o varlıkla ilgili “zekâ” belirtisinin tek referans kaynağının&nbsp; insan olmasıdır. Bu hatta Tanrı/tanrılar için bile geçerlidir. Neden yapay zekâ için geçerli olmasın? Ve fakat, bu gerçekten büyük bir problemdir; eğer siz Stable Diffusion yapay zekâsına, “şeytanın bacağını kıran adam” diye bir portre çizmesini önerdiğinizde o da şeytanın bacağını gerçekten kıran bir adamın resmini üretirse, bu yapay zekânın davranışı neden bir çocuk zekâsına benzemesin? Daha da açalım; zekânın belirli bir yerde taklit edilip edilemeyeceğini çünkü x kişisindeki tüm kişisel özelliklerin y kişisindeki kişisel özellikler ile aynı kümede nasıl yer alacağına dair hiçbir kesinlik bulunmadığını biliyoruz; bunu vahşi hayatta belirli bir sosyalliğe sahip hayvanlarda -kurtlarda- görebiliriz; bazıları diğerlerinden “zekidir”. Ancak aynı sosyal ortam, kavramsal bir “zekâ”nın göstergesi midir? Dolayısıyla hiçbir tümel kümeye atfedilemeyecek davranışsal bir yeti midir zekâ? Buna evet diyecek olursak. Turing testinin bir yapay zekâ için kriter olup olmadığını sorgulamak zorundayız. Neden “zekâ”nın tek referansı insan olsun? Bu soru çok garip bir sorudur; ya söz konusu makineyi bir insan değil de -misal- bir uzaylı zekâsı teste tâbi tutuyorsa? Ve gerçekten o uzaylı bilinçli varlık için makine testi geçmiş olsaydı buna nasıl bir açıklama getirebilirdik? Turing bile testi geçen bir makinenin aslında <em>gerçekten </em>düşünmediğini fakat düşünmenin bir simülasyonunu yaptığını düşünmüştü.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> John Searle bu fikri de sürdürmektedir: Hiç kimse bir yağmur fırtınasının bizi ıslatacağını düşünmez. Akli selim olan birisi neden zihni süreçlerin bilgisayar simülasyonlarının gerçekten zihni süreçler olduğunu düşünür?<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Ancak mesele bu kadar siyah ve beyazlardan oluşmak zorunda değildir; neden bilgisayarlar tıpkı köpekler ya da balinalar gibi “zeki” (sentient) olmasınlar? Daha doğru bir ifadeyle <em>sentient </em>olmasalar da “zekâ” belirtisi göstermesinler? Genelde YZ literatüründe buna “zayıf YZ” ve “güçlü YZ” adı verilir. İkisi arasındaki fark da adlarından gelmektedir. Zayıf YZ, bir ihtimalle zekâ belirtisi gösterebilen makineleri işaret ederken “güçlü YZ” gerçekten bu makinelerin zihni olduğunu işaret eder. İkisi arasındaki farkı Searle’ün bir düşünce deneyinden anlayabiliriz.</span></span></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Biz insanlar olarak bir varlığa </strong><strong>“</strong><strong>zekâ” atfediyorsak, bunun sebebi o varlıkla ilgili </strong><strong>“</strong><strong>zekâ” belirtisinin tek referans kaynağının insan olmasıdır. Bu hatta Tanrı</strong><strong>/tanr</strong><strong>ılar için bile geçerlidir. Neden yapay zekâ için geçerli olması</strong><strong>n?</strong></span></span></em></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>Çİ</strong><strong>N ODASI VE FASON YAPAY ZEK</strong><strong>Â</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Searle’ün bu minvalde Çin Odası Deneyi’nden örnek verir<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>. Çin Odası Deneyi meşhur ve bilinen bir <em>gedankenexperiment</em>’tir. Bu düşünce deneyine göre Searle bir odada oturmaktadır. Searle İngilizce bilmekte ancak Çince bilmemektedir. Searle’ün Çince bilmediğini bilmeyen Çinli birisi ona Çince soruların olduğu kartlar verir. Searle’ün elinde ise Çince her bir sorunun karşılığı olarak İngilizce bir kural kitabı vardır. Searle bu sorulara doğru karşılıkları verir<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>. O halde Çinli bundan ne çıkaracaktır? İçerideki kişinin Çince biliyor olduğu düşüncesinde olacaktır. Searle’ün anlatmaya çalıştığı tam olarak budur; tıpkı odanın dışındaki Çinli içerideki Searle’ün Çinceden anladığını <em>sanıyorsa</em> biz de bilgisayarların o kadar <em>anladığını </em>sanıyoruz. Searle’ün düşünce deneyi oldukça ikna edici ve kuvvetlidir. Gerçekten de Google Translate’e basit bir cümle verdiğinizde bu cümlenin kendi dilinizdeki karşılığını güzelce almış olmanız bu zekanın bir YZ olduğunu gösterebilir; ancak GYZ değil! Bu bir ZYZ olabilir. Makinenin Rilke’nin <em>Die Erste Elegie </em>şiirini iyi çevirdiğini düşünsek bile o gerçekten şiirdeki mesajı <em>anlamış mıdı</em><em>r?</em> Searle bu deneyi YZ bu kadar gelişmeden yıllar önce ileri sürmüştü. Ancak YZ ne kadar gelişse de bu düşünce deneyinin geçerliliğini çürütmemektedir; Çinceyi bilmek ile Stable Diffusion’ın empresyonist resimler çizmesi arasındaki fark sadece Searle’ün dönemindeki teknoloji ile şimdiki teknoloji ile açıklanabilir. Bazı semantik mantıkçılar ve <em>computationalist</em> (bilincin bilgisayar hesaplamasına benzer bir şekilde çalıştığını savunanlar) Searle’ün deneyine itiraz etmişlerdir. Kuşkusuz Searle’ün deneyine şöyle itiraz edilebilir: Neden biz de belirli bir programlama mantığıyla çalışmayalım? Linguistik analizi kuvvetli ChatGPT ile bir çocuğun dilbilgisini karşılaştıralım; çocuklar neden içinde doğduğu, annesinden öğrendiği ana dilin gramer yapısını aksatmadan öğrenebilir? Eğer beyin belirli bir programlama ile çalışmıyorsa bu nasıl açıklanabilir? Ben bu noktada sezgisel bilgimiz ile ulaştığımız dilsel bilginin, belirli bir Chomsky-Saussure yapısallığı varsa, bu yapısallığın rasyonel tarafına ulaştığı köprünün tam da yazının başında belirttiğim uçurumun üzerinde durduğu fikrindeyim; YZ Bach benzeri müzikler yapabilir, sayısız gezegenin yörüngesini hesaplayabilir ve hatta bir fabrikada taşınması gereken eşyaları düşürmeden taşıyabilir; ancak bu “öğrenim” belirli bir şemanın dış dünyaya uygunluğu ile değil, tam tersine, programlamanın aşırı kompleksleşmesi sonucu vardığı noktadır. Peki bu YZ’yi “zeki” yapar mı?</span></span></p>

<h3><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif"><strong>CHESHIRE KED</strong><strong>İSİ</strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Cheshire kedisi, Alice Harikalar Diyarı’nın son derece tuhaf karakteridir; Alice kediyi gördüğünde “sırıtması olmayan çok kedi gördüğünü ancak kedinin olmadığı hiçbir sırıtma görmediğini” söyleyecektir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> YZ de sizce böyle değil mi? Sırıtma’yı YZ’nin bir özelliği olarak aldığınızda, Cheshire Kedisi gibi bize ağacın dalında sırıtan ama kedi özelliğini taşıyıp taşımadığını bilmediğimiz bir varlığa ne atfedebiliriz? Sizce bu varlık bir gün kedi olma özelliğini gerçekleştirebilir mi? Emin değilim. Bu yazıyı yazdığım esnada ironiye bakın ki e-kitap ya da PDF olarak başvurmadığım tek “gerçek” basılı kitap Alice Harikalar Diyarı’ydı. Tıpkı Alice gibi Beyaz Tavşan’ı takip edip kendimce düşündüğüm yerde, i9 işlemcili, YZ kullanan RTX 4070 TI ekran kartlı, yüksek performanslı, iki monitörlü bilgisayarda bu yazıyı yazdım, internetten bazı şeyleri kontrol ettim. Her ne olursa olsun Cheshire Kedisi’ne ulaşmak için Beyaz Tavşan’ı takip ettim…Hepimiz takip ediyoruz. Adına ne dediğimiz önemli değil. Ama kedinin kendisini bulamıyoruz. </span></span></p>

<p>----</p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif">Kaynaklar:<br />
<br />
<a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Antigonish_(poem)">https://en.wikipedia.org/wiki/Antigonish_(poem)</a><br />
<a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Adriane Rini, “Aristotle’s Logic”, The History of Philosophical and Formal Logic: From Aristotle to Tarski, edt. Alex Malpass, Marianna Antonuitti Marfori, 2017: Bloomsbury London, GB, s.31.<br />
<a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Benson Mates, “Stoic Logic and the Text of Sextus Empiricus”, <em>The American Journal of Philology, </em>cilt 70, sayı 3, 1949, s.290.<br />
<a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Jan Lukasiewicz, “Zur Geschichte der Aussagenlogik” Erkenntnis, 5 Bd., 1935, sf. 111-131.<br />
<a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> The History of Philosophical and Formal Logic: From Aristotle to Tarski, edt. Alex Malpass, Marianna Antonuitti Marfori, 2017: Bloomsbury London, GB, s.165-243.<br />
<a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> The History of Philosophical and Formal Logic: From Aristotle to Tarski, edt. Alex Malpass, Marianna Antonuitti Marfori, 2017: Bloomsbury London, GB, s.269-293.<br />
<a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Walter B. Pedriali, “Frege”, The History of Philosophical and Formal Logic: From Aristotle to Tarski, edt. Alex Malpass, Marianna Antonuitti Marfori, 2017: Bloomsbury London, GB, s.188.<br />
<a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Stuart J. Russell&amp;Peter Norvig, Artificial Intelligence, A Modern Approach, Third Edition, 2016: Pearson Education Limited, s.289-290.<br />
<a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Stuart J. Russell&amp;Peter Norvig, Artificial Intelligence, A Modern Approach, Third Edition, 2016: Pearson Education Limited, s.2.<br />
<a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Stuart J. Russell&amp;Peter Norvig, Artificial Intelligence, A Modern Approach, Third Edition, 2016: Pearson Education Limited, s.1026.<br />
<a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Stuart J. Russell&amp;Peter Norvig, Artificial Intelligence, A Modern Approach, Third Edition, 2016: Pearson Education Limited, s.1027.<br />
<a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Stuart J. Russell&amp;Peter Norvig, Artificial Intelligence, A Modern Approach, Third Edition, 2016: Pearson Education Limited, s.1031.<br />
<a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> <a href="https://plato.stanford.edu/entries/artificial-intelligence/">https://plato.stanford.edu/entries/artificial-intelligence/</a><br />
<a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Lewis Carroll, <em>Alice</em><em>’</em><em>s Adventures in Wonderland</em>, 1994: Penguin Popular Classics, s.78.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jan 2024 21:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/thinking-robot-white-humanoid-robot-thinking-isolated-white-background-generative-ai_339974-526.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
