<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Arayış</title>
        <link>https://www.yeniarayis.com/</link>
        <description>Açıklamak değil; anlamak için..</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Üzüm üzüme baka baka kararır</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/uzum-uzume-baka-baka-kararir-1885</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/uzum-uzume-baka-baka-kararir-1885</guid>
                <description><![CDATA[Üzüm üzüme baka baka kararır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Birisi yanlışlıkla düşüp dizini kanatsa sanki kendimiz düşmüş gibi hissederiz. Burada bizi acıya sevk eden şey o görüntüdür.   Esneyen bir kişiyi izlerken esnemeniz bile ayna nöronların işidir. Hatta bunu duygusal bir film izlediğinizde kahramanın acıklı hâllerinde gözyaşlarınızın akmasının nedeni olarak da görebilirsiniz.</strong>

Kiminle birlikte olduğumuz, neye baktığımız, neyi gördüğümüz bizim neye bakacağımızın, neyi göreceğimizin, hangi eylemde bulunacağımızın habercisi. Atalarımız yaklaşık 150.000 yıldır hayatta kalmak için vahşi doğayla mücadele ederken birden mağara duvarlarına resim yapmaya başladı. Neydi onların anlayışını değiştiren? Şu bir gerçek ki kendi sınırlarımızı diğerinin bahçesine kadar genişlettiğimizde olanlar oldu, böyle evrimleştik. Taklit etmeye başladık. Sadece kuşu değil, diğer sesleri de taklit ettik, dili geliştirdik, kültür yarattık. Keşifler böylece yayıldı ve bir keşif diğerini yaratarak insanlık bugünlere geldi.

İşte bu kritik eşik ayna nöronlar sayesinde aşıldı. DNA’nın keşfi ne kadar çığır açıcı ise ayna nöronların keşfi de psikoloji için önemli bir aşamadır. Peki nedir bu ayna nöronlar? 1990’ların başında maymunlar üzerinde bir deney yapıldı: Maymunun kendi eliyle yiyeceği kavradığı zaman etkileşen nöronların, maymunun başka maymunu eliyle yiyeceği yediğini gözlemlediğinde de bu nöronların hareketlendiği kayda alındı. Bu sadece maymun bir şeyi gördüğünde değil, işittiğinde, kokladığında da gerçekleşiyordu. Kısaca gözlemlenen kişilerin duygularına bir izdüşüm alan yaratılıyordu. Daha sonra insanlar üzerinde de yapılan deneyler bunu doğruladı. Ayna nöronlar birini gözlemlerken, gözlemlediğimiz kişinin eylemlerini, duygularını paylaşmamıza neden oluyor.

Yakınlarımız acı çekerken onların acılarını ortak olmamız, sevindikleri zaman sevinebilmemiz bu sayede gerçekleşiyor. İnsanın acılarını paylaşabildiğimizi aslında kimsenin duyarsız olmadığının kanıtı aynı nöronlar. Fakat buradaki ayrım, bu hallerdeki bizdeki duygu karşılıklarının yine kendi deneyimlerimizden çıkmış olması. Yani gözlemlediğimiz duyguları yine kendi sözlüğümüze göre tanımlıyoruz.

Keysers Empatik Beyin adlı kitabında tam olarak şöyle diyor: Birinin duygularını anlamanın yolu onun davranışlarını gözlemlemekten geçmektedir. Beden dili ve ses tonu ile duygular aktarılmaktadır. Dudakları aşağı sarkmış, başı ve omuzlar düşmüş, hafif kamburlaşmış yürüyen kişinin üzgün olduğu, yüzünde gülümsemeyle sıçrayan biri görüldüğünde kişinin mutlu olduğu anlaşılmaktadır. Davranışları gözlemlemek duyguları anlamanın tek yoludur.

Bu durumda başkasının acısını görünce buna duyarsız olmamıza imkân yoktur. Birisi yanlışlıkla düşüp dizini kanatsa sanki kendimiz düşmüş gibi hissederiz. Burada bizi acıya sevk eden şey o görüntüdür.   Esneyen bir kişiyi izlerken esnemeniz bile ayna nöronların işidir. Hatta bunu duygusal bir film izlediğinizde kahramanın acıklı hâllerinde gözyaşlarınızın akmasının nedeni olarak da görebilirsiniz.
<blockquote><strong>İnsanı insan yapan şeyin ötekiyle bağ kurabilmek ve onun duygularına karşılık verebilmek olduğunu düşünürsek, hatta onu birlikten bütünlüğe evrensel bilince ortak olabileceği çıkarımında bulunursak yolda ayna nöronlarla karşılaşırız.</strong></blockquote>
Bu nedenle kiminle birlikte olduğumuza, dostlarımıza, sevgilimize, eşimize dikkat edelim. Ayna nöronlar bizim dertli birinin yanında kendimizi dertli mutlu birinin yanında ise kendimizi mutlu hissedebileceğimizi söylüyor.  Atalarımız ‘Üzüm üzüme bakarak kararır.’ derken tam da bundan bahsetmişler. Çünkü birbiriyle fazla zaman geçiren kişiler sürekli birbirini gözlemlediklerinden bir süre sonra birbirilerinin duygularını paylaşmaya doğru gideceklerdir. Aynı zamanda bir süre sonra karşımızdakinin aklını okurken de ayna nöronlar işbaşındadır. Hatta psikolojik açıdan bile bilincin ortaya çıkmasında ayna nöronların rol oynadığı düşünülebilir.

Diğerinin etkisiyle düşünmeye başlayan kişi böylelikle bilinçli düşünme etkinliği gerçekleştirmektedir. Peki empati özürlü olanlara ne demeli? İnsan potansiyel olarak aynı nöronlarla diğerinin duygularıyla bağ kurma kapasitesine sahipken tam aksi durumlarda bir patoloji aranmalıdır. İnsanı insan yapan şeyin ötekiyle bağ kurabilmek ve onun duygularına karşılık verebilmek olduğunu düşünürsek, hatta onu birlikten bütünlüğe evrensel bilince ortak olabileceği çıkarımında bulunursak yolda ayna nöronlarla karşılaşırız.

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 10 Feb 2024 21:30:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/gulden_bulut_img-1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ruhun dört fonksiyonu ve astroloji</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ruhun-dort-fonksiyonu-ve-astroloji-1729</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ruhun-dort-fonksiyonu-ve-astroloji-1729</guid>
                <description><![CDATA[Ruhun dört fonksiyonu ve astroloji]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Jung’a göre kişiliğin düşünme, duygu, sezgi ve duyum olmak üzere dört ana işlevi vardır. Jung’un ezoretik ve okült konularla ilgilendiğini ayrıca astrolojiyi de insan psikolojisini anlamak üzere kullandığını biliyoruz. Bu noktada astrolojinin temel bileşenlerinden biri olan elementler bu teori içine yerleştirilebilir. Dört element burçları açıklamada hatta gezegenleri anlamada oldukça yol göstericidir. </strong>

<strong> </strong>Antik dönemden beri insanlar kişilikleri kategorize etmiş ve sınıflandırmışlardır. Örneğin Antik Yunan’da iyimser, sakin, sinirli ve melankolik olarak dört tipe ayrılmıştır.  Daha sonraları çeşitli kategorizasyonlar oluşturulmuş olsa da günümüzde en çok kabul edilen Myer Briggs kişilik testinde kullanılan sınıflandırmanın temeli Carl Gustav Jung’a aittir.

Jung, hastalarını gözlemlemiş ve kendisine dair psikolojik incelemelerden de yola çıkarak içedönüklük ve dışadönüklük olmak üzere iki farklı tutumdan ve dört farklı işlev tipinden bahsetmiştir. Bu çeşit tasnifler karşıt görüşleri de beraberinde getirir. Jung, buna karşılık bir insanın tek bir işlev ve tutumdan ibaret olmadığını hepimizin birer karışımdan ibaret olduğumuzu söyler. Fakat hepimizde doğal ortaya çıkan baskın tema vardır. Bu, sağ el ya da sol elle yazmamız kadar doğal bir hâldir.

Bu yazıda dört temel işlevi astroloji gözünden ele alacağım. Jung’a göre kişiliğin düşünme, duygu, sezgi ve duyum olmak üzere dört ana işlevi vardır. Jung’un ezoretik ve okült konularla ilgilendiğini ayrıca astrolojiyi de insan psikolojisini anlamak üzere kullandığını biliyoruz. Bu noktada astrolojinin temel bileşenlerinden biri olan elementler bu teori içine yerleştirilebilir. Dört element burçları açıklamada hatta gezegenleri anlamada oldukça yol göstericidir.

İlk tanımlanan fonksiyon düşünme fonksiyonudur. Düşünme fonksiyonu baskın olanlar, kişileri olayları durumları algılarken daha çok mantıksal çıkarsamalar yaparlar.  Düşünme yoluyla sorunlara çözüm üretirler. Bir şeyin neden sonuç ilişkisine daha çok kafa yorarlar. Bu fonksiyona hava elementini yerleştirebiliriz. Hava burcu olan Terazi, İkizler ve Kova da olaylara objektif ve rasyonel bakış açısı geliştirir. İletişim yönleri kuvvetlidir.

Düşüncelerini ifade etmede, kendisi ve diğeri arasında bir köprü kurarak fikirleri iletmede ustadırlar. Fakat bazen o kadar çok teorik kalırlar ki düşüncelerine somut biçimlere dökmede sorun yaşarlar.  Hava vurgusu yani düşünce fonksiyonu baskın olan kişiler düşünce ve iletişim yoluyla ilham alırlar. Bilgiyi mantıksal ve nesnel bir yöntemle çözümlerler. Bir karara varmadan önce bütün savları ve işin içindeki mantığı, eleştirel bir şekilde inceleyebilirler.

Diğer işlev hissetme ya da duygudur. Bu işlevi baskın olan insanlar duygulara dayanarak dış dünyayı algılarlar. Bir şeyin iyi veya kötü olduğuna daha çok subjektif değerlerine göre karar verirler. Oldukça sıcakkanlı, duyarlı, empati yeteneği gelişmiş, hayal dünyaları da son derece zengin kişilerdir.
<h3><strong>SU BURÇLARI</strong></h3>
Su burçları Yengeç, Akrep ve Balık bu sınıfa girer. Derin duygular ve özlemle hareket eden bu burç kişileri, büyük bir hassasiyet taşırlar. Akrep duygularını gizlemeye çalışsa da yüzeyde gösterdiği durgunluğa rağmen derin dip akıntıları vardır. Haritalarında bu elementi baskın olan kişiler duygusal olarak motive olurlar. Duygularının aşırı yükü büyük bir baskı yaratır ve fedakârlığı abartabilirler. Olayları kendi çerçevesinden değerlendiren duygusal fonksiyonu gelişmiş tip, su elementinin tüm öğelerini taşır. Bir karar vermeden mantık ya da ilkeyi değil, insan boyutunu göz önünde bulundurur.
<blockquote><strong> Jung’a göre kişiliğin düşünme, duygu, sezgi ve duyum olmak üzere dört ana işlevi vardır. Jung’un ezoretik ve okült konularla ilgilendiğini ayrıca astrolojiyi de insan psikolojisini anlamak üzere kullandığını biliyoruz. Bu noktada astrolojinin temel bileşenlerinden biri olan elementler bu teori içine yerleştirilebilir. Dört element burçları açıklamada hatta gezegenleri anlamada oldukça yol göstericidir.</strong></blockquote>
Üçüncü fonksiyon duyumdur. Jung, duyumsama fonksiyonu gelişmiş olan kişilerin dış dünyadaki var olan nesneleri ne olduğu, nasıl gözüktüğü, nasıl formu olduğu gibi duyumsal veriler üzerinden algıladığını anlatır. Bu insanlar son derece gerçekçidirler. Tüm değerlendirmeleri gözlem üzerine yaparlar. Bu işlev ile eşleştirebileceğimiz element topraktır.
<h3><strong>TOPRAK BURÇLARI</strong></h3>
Toprak burçları Boğa, Başak ve Oğlak duyular aracılığıyla şimdiye ve gerçekliğe odaklanır. Hedef ve amaçlarını gerçekleştirirken rasyonel düzlemde hareket ederler. Soyut değil somut ve pratik dünyayı yönetme kabiliyetleri güçlüdür. Bu noktada haritasında toprak elementi baskın olan insanlar daha çok duyumsama işlevini kullanırlar diyebiliriz.

Jung’un son tanımladığı işlev, sezgidir. Sezgi işlevi baskın olan insanlar mantık ve yargıya dayanmayan daha çok sezgilerine göre dünyayı algılama eğilimindedirler. Sezgisel insanlar mantığı göz ardı ederek olabilecekler hakkında yargılarda bulunabilirler. Bu kişiler tahminlerinde başarılıdırlar. Bu fonksiyonu ateş elementiyle birleştirebiliriz. Ateş burçları, Koç, Aslan ve Yay eylem odaklıdırlar. Fakat karar verirken son derece dürtüsel davranırlar. Bencil doğalarından dolayı başkalarının duygularına karşı pek duyarlı olmasa da içlerinde bir çocuk saklarlar. Sağduyuları yüksektir ve içinden gelen sese yönelirler. Aslan burcu olan Jung da bir sezgisel olarak çalışmalarını felsefe ve okültizm üzerinden yürütmüş, sezgileri son derece kuvvetli biridir.

Jung bu dört işlevin her birinin insanda var olmasına karşın çoğu kez birinin ağır bastığını, bu durumun ise bireyin toplumsal, zihinsel ve kültür düzeyine göre değiştiğini belirtmiştir. Doğum haritalarında hangi elementin baskın olduğunu dikkatli bir şekilde incelemek gerekir. Matematiksel hesaplamalar yeterli olmayacaktır. Uzman ve yetkin bir astroloğun bundan bağımsız yorumu önemlidir.

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 21:35:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-02-at-18.09.18.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yükselen burcun rolü</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/yukselen-burcun-rolu-1558</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/yukselen-burcun-rolu-1558</guid>
                <description><![CDATA[Yükselen burcun rolü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Antik Yunanlar doğum haritasını bir gemiye benzetmişlerdi. Yükselen bu geminin dümeniydi. Geminin yönünü nasıl ve nereye çevireceğinizde birinci evdeki gezegenlerin rolü de göz ardı edilmemeliydi.</strong>

<strong> </strong>Doğum haritası yorumlamak için sadece astroloji bilgisi yeterli değildir. Aynı zamanda tüm bilgileri sentezleyerek onları belirli bir çerçevede birleştirmek gerekir.  Bu noktada yükselen burcunun harita önemli bir kerteriz noktası olduğunu söyleyebiliriz.

Antik Yunanlar doğum haritasını bir gemiye benzetmişlerdi. Yükselen bu geminin dümeniydi. Geminin yönünü nasıl ve nereye çevireceğinizde birinci evdeki gezegenlerin rolü de göz ardı edilmemeliydi. Örneğin Satürn birinci evinize yerleşmişse nereye gideceğinizi bilmek isterseniz önceden planlanmış bir rotada seyahat etmek ve güvende olmak istersiniz. Mars olduğunda büyük hışım ve kuvvetle hareket etmeniz gerekebilir. Tabii gezegenin bulunduğu burç yorumlarınızı değiştirebilir. Tüm bu bilgilerin yükselen burç ile harmanlanması gerekir.

Güneş burcunuz yaşam yolculuğunuzun hangi yöne aktığını söylüyorsa, yükseleniniz de hayat yolunuzun nasıl bir yol olduğunu ve çevre koşullarını gösterir. Örneğin yükselen burcunuz Oğlak ise, yürüdüğünüz yol sarp ve dik bir yamaç olacaktır. Hava belki karanlık ve yağışlıdır. Oğlak hayata böyle bir pencereden bakar çünkü. Bulunduğu ortam pek iç açıcı değildir.

Yağmurdan kayganlaşmış zeminde yürümek zordur. Kişi her an kayıp düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, hayatta her an kötü bir şey olacak beklentisi, kişinin karamsar bir bakış açısına sahip olmasına neden olur. Bir de işin içine dik kayalıklar eklenince bu yol Oğlak için zorluklarla dolu olacaktır. Böyle bir durumda nasıl hissedeceğinizi düşünün. İşte bu, yükselen Oğlak’ın yaşadığı psikolojidir. Onun için yaşam her zaman zordur ve hedefe erişmek için çok çalışması gerekir.

Yükselen Yay olunca tablo birden değişir. Günlük güneşlik bir havada kuş sesleri içinde huzurlu bir yoldan yürürsünüz. Keyifle yürürken güneş içinizi ısıtır. Her şey güzeldir, öyle de olmaya devam edeceğine inanırsınız. Susamış olduğunuzda, biraz sonra karşınıza bir pınar çıkacağını ve o pınardan kana kana su içeceğinizi hayal edersiniz. Çoğu zaman da böyle olur. Böylesi bir yaşam yolunda kim mutsuz olabilir değil mi? Yükselen Yay da hayata böylesi pembe bir çerçeveden baktığından yolunda ona sıkıntı verecek durumlarla karşılaşsa bile onu yok saymayı tercih edecektir.

Güneş burçlarını sağlıklı anlamda yaşamak ne kadar zorsa yükselen burcunuzu da sağlıklı yaşamakla ilgili güçlükler çekebilirsiniz. Kırmızı Başlıklı Kız gibi neşeyle çıktığınız yolculukta siz de bir kurtla karşılaşabilirsiniz. Örneğin yükselen burcunuz Akrep olsun. Bu, yolunuzda değişmek zorunda kalacağınız deneyimlerle karşılaşacağınızı gösterir. Öyle ki eski düşünce ve davranış kalıplarıyla yolunuza devam edemeyecek duruma gelirsiniz.

Kendinizi yeniden var etmeniz için kurtla karşılaşmanız kaçınılmaz olur; bu gerekli bir ön koşuldur. Yaşamda hiçbir şey bize altın bir kâsede sunulmaz. Aynı şekilde doğum haritalarınız her ne kadar size ait ve özel olsa da olumlu özelliklerin sonsuza kadar size ait olabilmesi için önce olumsuz durumlarla karşılaşmak zorunda kalırsınız.

Geminizin nereye gittiğini bilmek, nasıl koşullarda yolculuk yaptığınızı anlayabilmek ve hangi seçimlerinizle dümeni sert kırdığınızı yorumlamak için Yükselen burç ve 1. evdeki gezegenlerinizi dikkatlice yorumlamak bu noktada önemlidir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jan 2024 21:30:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/gulden_bulut-1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ruhun iki temel eğiliminde astroloji</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/ruhun-iki-temel-egiliminde-astroloji-1381</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/ruhun-iki-temel-egiliminde-astroloji-1381</guid>
                <description><![CDATA[Ruhun iki temel eğiliminde astroloji]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Unutmamak gerekir ki her içedönük bilinçdışında dışadönük her dışadönükse içedönük eğilimleri saklar. Bilinçli tutum nesneyi ne kadar baskılarsa, nesne bilinçdışında o kadar baskın hale gelir. Ve sonunda bastırdığımız malzeme şiddetli ortaya çıkmaya başlar. Jung bu tutumların bu nedenle dinamik olduğunu söyler.</strong>

Carl Gustav Jung yirmi yıllık çalışmalarının sonucunda hastalarındaki bazı temel eğilimlerin farklarını keşfeder ve psikolojik tipler teorisini ortaya koyar. Halen iş görüşmelerinde ve kişiliklerin sınıflandırılmasında kullanılan içedönük ve dışadönük tip Jung’tan mirastır. O zamana kadar aktif ve pasif tutumlar olarak adlandırılan bir sınıflandırma zaten mevcuttur. Ama Jung bunu daha detaylandırır: aktif olarak adlandırılan insanlar dış dünyaya güvenirler ve hemen adım atma konusunda kararlı davranırlar. Pasif olanlarsa iç dünyalarıyla bağlantı kurmayı yeğlerler. Pasif olanlar içedönük, aktif olanlar dışadönüktür.

C.G. Jung şöyle der: "Bir grup insan var ki belirli bir durum karşısında önce biraz geri çekilip, sessiz bir "hayır" der ve ancak bundan sonra tepki gösterebilir. Bir diğer grup ise aynı durumda ani tepkiyle öne çıkar ve davranışlarının son derece haklı olduğunu düşünür" der. Bu iki tipe örnek bulmak kolaydır. Bir toplantıda oldukça çekingen davranan insanları kolayca fark edebiliriz. Kendileri gidip bir konuşma başlatmaz ve birisinin yanlarına gelip kendileri ile konuşmasını beklerler. Aynı toplantıda hiç çekinmeden insanlarla etkileşime girebilen insanlar da vardır. Sırasıyla bunlar içedönük ve dışadönük tiptir.

Jung bu kavramları detaylandırır: dışadönükler kolaylıkla her türlü insanla ilişki kurarlar, son derece sosyaldirler, geniş bir çevreleri vardır. Yabancı ortamlarda rahat davranırlar, Jung bu insanların bedenleriyle temasının düşük olduğunu söyler. Örneğin dışarıda bolca vakit geçirip evine yeteri zamanı ayırmayan kişiler bu sınıfa girebilir. Diğer bir söylemle öznel ihtiyaçlar, düşünceleri geri plana itilir ve psişenin karanlık yerinde kalır. Jung’un astrolojiyle çokça ilgilendiğini biliyoruz. Astrolojide en temel ayrımlardan biri eril dişil-aktif ve pasif ayrımıdır. Bazıları Jung’un teorilerini ortaya koyarken astrolojiden esinlendiğini söylese de şimdilik bunu tartışmadan bu tiplerin astrolojik karşılığını araştıralım:

Dışadönük tipleri ateş ve hava burçları içine yerleştirebiliriz: Ateş burçları; Koç, Aslan ve Yay'dır, Hava burçları ise İkizler, Terazi ve Kova’dır. Koç’un düşünmeden bir şeye atlaması, girişkenliği sosyalleşmede elini kuvvetlendirir, Aslan neşesi ve samimiyetiyle kolayca gruplar içinde kendi ortaya koyarken Yay, ilişkilere bir deneyim alanı olarak bakarak yeni oluşumlar içinde hemen baş gösterir. İkizler zaten sosyal bir kelebektir, yediden yetmişe herkesle kolayca bağ kurar. Terazi hiçbir şeye hayır diyemediğinden sosyal alanlarda aranılan insandır, Kova ise oldukça arkadaşvari olduğundan herkesle yıldızı barışıktır. Bu noktada doğum haritanın incelenmesinin bütüncül değerlendirmede öne çıktığını bunların sadece Jung’un yaptığı gibi genel ayrımlar olduğuna dikkat çekmek isterim.

Gelelim içedönüklere. İçedönük kişinin şimdiye kadar bahsettiğimiz bütün konularda dışadönüğün tam tersine bir eğilim gösterdiğini söyleyebiliriz. İçedönük için dış dünya güvenilmez ve tehdit edicidir. Bu nedenle geride durur, kendini sürekli savunur bir pozisyondadır, ancak böyle korunur. Sosyal ilişkiler onun sahası değildir. Yalnız kalmayı daha çok sever hatta buna ihtiyaç duyar. Kalabalıklar ona göre değildir. Oralarda güvensizleşir, kaybolmuş hisseder.
<blockquote><strong>Bir Terazi hayatının ilk yarısını sosyalleşmekle harcarken ikinci yarısını kendini analize ayırabilir. Veya bir Yengeç yaşamın ilk yarısında yaralarıyla boğuşurken daha sonra bunların iyileşme yönündeki bir aktarıcısı olabilir. İster istemez sosyalleşir. Zaman içinde karşıtlar birbirine neden olur.</strong></blockquote>
Toprak ve su elementine burçlarını içedönük tip olarak sınıflandırabiliriz. Toprak burçları; Boğa, Başak, Oğlak, su burçlarıysa Yengeç, Akrep ve Balık'tır. Bu burçların baskın eğilimleri psişik enerjiyi içe yönlendirmektir, genelde ilgilerini kendi iç dünyalarına verirler, iç gözlemler yaparlar ve toplumsal olarak çekingenlerdir. Uyumlu olanı seven, ortamdaki gerginliğe düşman Boğa burcu, sakin kalırken içe yönelebilir. Analizci Başak, yeteri kadar iyi olmadığını düşünür ve o yüzden sahneye çıkmak yerine içedönük bir tutumla inzivayı seçebilir. Oğlak zaten doğuştan münzevidir, yalnız kalmanın kitabını doğuştan yazmış gibidir, insandan kaçar. Kendi kendine yetme konusunda uzmandır. Yengeç’in güvensiz hâlleri, çocuklukta almış olduğu yaralar hâlâ zihnini oyalar. O yüzden en iyisinin insanlardan uzak kalmak olduğuna karar verir. Dış dünyayı bir kere kötü olarak bellemiş Akrep için dışarıdaki tehditlerden korunmak için ketum bir elbiseye sarılarak dışadönük tutumdan kaçınır. Balık ise kendi hülyalı yaşantısına kaçarak, rüyalı alemlere dalarken kimseye ihtiyacı yoktur. Boşlukta yalnız bir başına süzülmeyi bilir.

Unutmamak gerekir ki her içedönük bilinçdışında dışadönük her dışadönükse içedönük eğilimleri saklar. Bilinçli tutum nesneyi ne kadar baskılarsa, nesne bilinçdışında o kadar baskın hale gelir. Ve sonunda bastırdığımız malzeme şiddetli ortaya çıkmaya başlar. Jung bu tutumların bu nedenle dinamik olduğunu söyler. İçedönük bir çocuk büyüyünce bir sürü insanı yöneten ve etkili biri hâline gelebilir. O yüzden bu astrolojik kalıplarda orta yaş sonrasında zıddını tadabileceğini söyleyebiliriz. Bir Terazi hayatının ilk yarısını sosyalleşmekle harcarken ikinci yarısını kendini analize ayırabilir. Veya bir Yengeç yaşamın ilk yarısında yaralarıyla boğuşurken daha sonra bunların iyileşme yönündeki bir aktarıcısı olabilir. İster istemez sosyalleşir. Zaman içinde karşıtlar birbirine neden olur.

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jan 2024 21:35:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/articulated-male-818202_1280.jpeg.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan merkezli astroloji</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/insan-merkezli-astroloji-1219</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/insan-merkezli-astroloji-1219</guid>
                <description><![CDATA[İnsan merkezli astroloji]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Hümanistik astrolojide astroloğun haritayı nasıl yorumlayacağı kesin temel prensipler üzerine kurulmalıdır, bu etik kodu astroloğun danışmanına ne söyleyeceğine karar vermesine yardımcı olur tıpkı terapistin, hastasının belki de çoktan zedelenmiş özgüvenine daha fazla zarar vermemek adına o anda söylenecek doğru varsayılan gerçekleri danışanına söylememesi gibi.</strong>

Astroloji antik dönemden beri kehanet amaçlı kullanılmıştır. Gökyüzündeki gök cisimlerinin dizilimi üzerinden okunan gelecek olasılıkları insanın bilinmezliklerini aşmasına yardımcı olmuştur. Descartes ile öznenin merkeze alınması, Kepler ile dünyanın merkez olmadığı güneşin yörüngesindeki gezegenlerden biri olmamız ve Kant ile aklın ön plana koyulmasıyla birlikte astrolojinin modern dünyada yeri yok olur. Tekrar ayağa kalkması içinse yeni bir bakışa ihtiyacı vardır. Hümanistik bakış açısıyla astrolojinin insan hayatındaki rolü değişir.

Hümanistik psikolojiye göre insan davranışlarındaki en önemli güdü “kendini gerçekleştirme” güdüsüdür. İnsanın barınma, beslenme ve nesli sürdürme gibi fizyolojik ihtiyaçlarından başka gelişme, ilerleme ve kendini aşma ihtiyacı vardır. Hümanist bakış çerçevesinde, hümanistik astroloji Dane Rudhyar tarafından oluşturulmuştur. Rudhyar, Carl Jung’un derinlik psikolojisi bakış açısını teosofik yaklaşımla birleştirmiştir.

1940’larda, Rudhyar bu yaklaşımla doğum haritasında geleneksel olarak malefik (kötücül) olarak bilinen faktörlerin kişilikteki zayıflıkları göstermesinin aksine, bunları büyüme ve öğrenme fırsatları olarak ele almıştır. Rudhyar astrolojinin konseptinin birey merkezli olması gerektiğini vurgular ve bireyin doğum haritasının, kişinin kendi potansiyelini tam olarak nasıl gerçekleştireceği hakkında bir kılavuz olarak ele alınması gerektiğini belirtir.

O, doğum haritasını bir kullanım kılavuzu olarak ele alır, bu kılavuz kişiye insanın doğasındaki on temel enerjinin (gezegen) en avantajlı nasıl kullanılacağını gösterir. Rudhyar, astrolojinin spiritüel bir disiplin olduğunu amacın bireyin kendi potansiyellerini gerçekleştirmesi olduğunu belirtir. Birey odaklı astroloji kişinin içsel dünyasını keşfetmesi ve farkındalığının arttırılması hedeflenir.
<blockquote><strong>Böyle bir bakış açısıyla doğum haritaları kişilerin özgürlük haritalarıdır. Doğum haritasının yorumlanmasında iyi ya da kötü yoktur.</strong></blockquote>
Hümanistik astrolojide astroloğun haritayı nasıl yorumlayacağı kesin temel prensipler üzerine kurulmalıdır, bu etik kodu astroloğun danışmanına ne söyleyeceğine karar vermesine yardımcı olur tıpkı terapistin, hastasının belki de çoktan zedelenmiş özgüvenine daha fazla zarar vermemek adına o anda söylenecek doğru varsayılan gerçekleri danışanına söylememesi gibi. İnsanı merkeze alan bu astroloji türünde amaç kaygı yaratmak değil, kişinin merkezlenmesini sağlamaktır.

Astroloji böylesi bir pencereden ele alındığında geleceği tahmin etme çabaları anlamsız kalır. Eğer gelecek önceden biliniyorsa seçimlerin bir anlamı yoktur, öngörü tehlikeli bir şeydir çünkü kişinin kendi sorumluluğunu almasının yönünde engel yaratır. Olumlu bir tahmin kişiyi rehavet içine sokarken olumsuz bir öngörü kişide kaygı, korku ve umutsuzluk yaratır ki bunun birey üzerindeki psikolojik etkisi yüksektir. Hümanist astroloji determinizme karşı çıkar. Kesin kati cümleler kişinin kendini sorgulamasının önüne kalın bir bent çeker. Oysa hümanist astroloji kişinin davranışları ve düşünceleri üzerinde bilinçlenerek içsel bir bütünlüğe ulaşması için kullanılır.

Böyle bir bakış açısıyla doğum haritaları kişilerin özgürlük haritalarıdır. Doğum haritasının yorumlanmasında iyi ya da kötü yoktur. Eğer haritanızdaki kötücül olarak saptadığınız bir konfigürasyon varsa ilgili konular enerjinizin büyük bir kısmını akıtacağınız ama aynı zamanda en gelişmiş özelliklerinizi deneyimleyeceğiniz yerleri gösterir. Farkındalık sağlama amaçlı doğum haritasını yorumladığınızda kader gibi gözüken olayların aslında bakış açısıyla ilgili olduğunu anlar ve bireysel özgürlüğünüzün yolunu aralamış olursunuz.

&nbsp;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 21:30:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/asroloji.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gökyüzü penceresinden eşlerimizi neye göre seçeriz?</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/gokyuzu-penceresinden-eslerimizi-neye-gore-seceriz-1021</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/gokyuzu-penceresinden-eslerimizi-neye-gore-seceriz-1021</guid>
                <description><![CDATA[Gökyüzü penceresinden eşlerimizi neye göre seçeriz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Astrolojide, en temel ayrımlardan biri eril ve dişil ayrımıdır. Bu ikilik, gezegenleri ve burçları adlandırmada ve çözümlemede oldukça yol göstericidir. Sadece astrolojide değil yaşamda da bu böyledir.</strong>

Günümüzde yakın ilişkiler cinsiyetler arasında şekil değiştirse de yakın romantik ilişkiler dediğimizde aklımıza hâlâ kadın ve erkek ilişkileri geliyor. Erkek ve kadının karşı cins seçimi hâlâ bir bilmece. Kadın neye göre bir erkek seçiyor veya bir erkek seçimlerini hangi kriterlere göre yapıyor? Sosyolojik, psikolojik hatta antropolojik bakışa göre verilen cevapların astrolojik karşılığı nedir?

Astrolojide, en temel ayrımlardan biri eril ve dişil ayrımıdır. Bu ikilik, gezegenleri ve burçları adlandırmada ve çözümlemede oldukça yol göstericidir. Sadece astrolojide değil yaşamda da bu böyledir. Bütün dillerde sıcak ile soğuğu, kuru ile ıslağı, sert ile yumuşağı, aydınlık ile karanlığı, yüksek ile alçağı, etkin ile edilgeni birbirinden ayıran ikili kategoriler vardır. Ve bunların hepsi dişi ile erkeği karşı karşıya getirir.

Geceleri ışığıyla karanlığı alt eden Ay, gün ışığını tenimize kadar getiren Güneş, bu karşıtlığın başka bir tezahürüdür. Güneş kralların sembolü olarak eril bir figürken, Ay anaç yüzüyle dişildir. Astrolojik olarak Güneş ve Ay’ı sırasıyla baba ve anne olarak da adlandırabiliriz. İlk sevgi nesnemiz annemiz ve sonra babayla olan ilişkimizle güven ağımızın en temel ilmeği atılmış olur. Neredeyse eşit sayılabilecek bu iki eş değer güç Güneş ve Ay haritada çok iyi analiz edilmelidir. Bir kadının nabzını hızlandıran, sanki eskiden beri tanıyor olduğunu hissettiren erkek, babasını andırabilir. Veya kadın babasının tam zıddı özelliklere sahip birini seçebilir. Seçtiği eşinin babasına benzemesi kadar zıddı özelliklerini taşıyan kişiye çekilmesi de aynı şeyi söyler; unutmayın bir şeyin tersi kendisidir. Küçük bir kız büyüdüğünde babasıyla oynadığı oyunun küçük bir kopyasını yaratır. Peki annesi gibi sevgi dolu ve sıcacık kadınlara veya en az onun da kadar mesafeli kadınlara çekilen erkeklere ne demeli? İşte doğum haritasında Güneş ve Ay pozisyonları bizim öykümüzde ebeveynlerle yaşadıklarımızda hangi zaafların etkili olduğunu anlatır.
<blockquote><strong>Gönüller için aşkımı yarattı” derken; erkeğin kadının görselliğine verdiği önemi dile getiriyor. Bir erkek, kadını daha dişi yapan kadınsı hatlara, incecik bele, dolgun dudaklara vurulabiliyor: Bu Venüs’ün işi; Venüs’ün bulunduğu burç bir kadının bir erkeğe nasıl cazip gözükeceğinin anahtarını elinde tutar.</strong></blockquote>
Yakın ilişkilerde bir diğer seçim etkeni Venüs ve Mars’tır! Mitolojinin iki renkli kahramanı: kendisini dizginlemeyen dürtülerine teslim olmuş, aşktan gözü kör olan iki aşık!  Güzeller güzeli Venüs’ün kocasına rağmen Mars ile gün ağarana kadar tutkulu birliktelikleri ve kaçamakları mitosun en heyecanlı aşk üçgenlerinden biridir. Bir kadının haritasındaki Mars nasıl bir erkeğe çekildiğini anlatırken bir erkeğin haritasındaki Venüs ise onu cezbeden kadının hangi özelliklere sahip olduğunu vurgular.

Venüs, etrafında manyetik bir ağ ören kadının sembolüdür. Victor Hugo, “Severim meleği severim kadını, Tanrı beni sizlerle tamamladı, güzelliğe bakmak için gözümü, Gönüller için aşkımı yarattı” derken; erkeğin kadının görselliğine verdiği önemi dile getiriyor. Bir erkek, kadını daha dişi yapan kadınsı hatlara, incecik bele, dolgun dudaklara vurulabiliyor: Bu Venüs’ün işi; Venüs’ün bulunduğu burç bir kadının bir erkeğe nasıl cazip gözükeceğinin anahtarını elinde tutar. Bir erkek Ay ve Venüs’ün konumlarına göre bir kadını cezbedici bulurken, bir kadın içinse bu Güneş ve Mars’tır.

Bir kadın, haritasındaki Ay ve Venüs’e ait özellikleri öne çıkarır ve kabul eder. Genellikle kız çocuklarına aktarılan kadın imajı bütünüyle yatıştırıcıdır. Kavga olumlanmaz, çocuklarda görülebilen normal şiddet davranışları, yalnız oğlanlara bırakılır. Bir kız fedakâr teselli edici olmalı, boyun eğmelidir (Ay ve Venüs). Erkek çocuk ise kendini kanıtlamalı, mücadele etmelidir. Erkeksi güdüler yani Mars, erkeklere tahsis edilmiştir. Şiddet ve özellikle de kontrol edilemeyen cinsellik erkeğin doğası sayılır ki bu da Marsın sembollerinden biridir. Derken kadın derinlere ittiği bu özelliklerin vücut bulmuş halini eşine yansıtır. Hatta ona âşık olup onu eşi olarak seçer. Bu noktada haritalarda Güneş-Ay, Venüs-Mars hangi hikayeleri ezbere bilip yeniden yazmak istediğimizi anlatır. Bilinçdışı seçimlerimize ışık tutan bu gezegenlerin haritalarımızdaki yerleşimleri son derece önemlidir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jan 2024 04:35:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Gulden_Bulut.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital dünya ve Pluto-Kova geçişi</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-dunya-ve-pluto-kova-gecisi-891</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/dijital-dunya-ve-pluto-kova-gecisi-891</guid>
                <description><![CDATA[Dijital dünya ve Pluto-Kova geçişi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Pluton’un döngüsü yaklaşık 248 yıldır. Yörüngesi, güneş sistemi yörüngesine tutulum düzlemine 17 derece açı yapması nedeniyle bir burçta ortalama olarak 20-30 yıl kalarak zamana yeni bir çentik atar. Ocak 2024’ten 2044’e kadar Pluto Kova burcunda seyrine devam edecek.</strong>

Pluto, Güneş’e en uzak coğrafyada konumlanmış, arkasında Güneş sisteminin artıklarını barındıran bir gezegendir. Gezegenler sınıfından çıkarılmış, istenmeyen gökcismi ilan edilmiş Pluton’a pek de iyi davranılmamıştır. Merkür kadar küçük bir gezegendir ama 1930 yılında keşfedildiğinde Güneş sisteminin üç kat daha genişlediği ortaya çıkmıştır. Astrolojik olarak değerlendirildiğinde de benzer bir etki yaratır: Kişinin derinlere hangi duygu ve düşünceleri ittiğini, neyi savaşını verdiğini anlatır.

Satürn ötesi gezegenler (Uranüs, Neptün, Pluton) aslında kişisel etkilerinden çok, toplumun dinamiklerinde yarattıkları değişimleriyle ünlüdürler. Dünya sürekli yeni bir döneme evriliyor. Taşıyıcı toplayıcılıktan sabit yerde yaşam formülüne geçmiş insan, zaman içinde sanayi devrimiyle kapitalizmin zenginleştirici ama bir o kadar tüketen tuzağına düşmüş, şimdilerdeyse insanın makineyle ve dijital dünyayla işbirliği ön planda. İşte bu geçişleri yorumlarken kolektif gezegenleri irdelememiz gerekiyor.

Pluton’un döngüsü yaklaşık 248 yıldır. Yörüngesi, güneş sistemi yörüngesine tutulum düzlemine 17 derece açı yapması nedeniyle bir burçta ortalama olarak 20-30 yıl kalarak zamana yeni bir çentik atar. Ocak 2024’ten 2044’e kadar Pluto Kova burcunda seyrine devam edecek. 11 Haziran’a bir kez daha Oğlak burcunda geri hareketiyle birlikte eskiye dair son dokunuşları yaptıktan sonra, 19 Kasım 2024’te artık Kova burcundan çıkmayacak. Aslına bakılırsa 23 Mart 2023 ile 11 Haziran 2023 tarihleri arasında Pluton Kova burcunu girerek küçük bir şov yapmıştı. 6 Haziran’da Apple sanal gerçeklik gözlüğünü tanıttı. Gelecek dünyanın şifreleri de tam bu günlerde saklı.
<blockquote><strong>Son olarak Pluto, 1778 ile 1798 yılları arasında Kova burcundaydı. Bu süre zarfında Fransız Devrimi hareketi Avrupa’yı kasıp kavurdu. Sanayi Devrimi hızlandı. Bir sürü bilimsel gelişmeler de gerçekleşti; 1790’larda telgraf icat edildi. Kara deliklere ilişkin ilk teori 1780’lerde yayımlandı. Uranüs, Pluto Kova geçişi sonunda 1781’de keşfedildi.</strong></blockquote>
Kova burcu, ilerlemeyi ve toplumsal bilinçte yeni bir sıçramayı anlatır. Geçmişe bakmak yeterli:

Plüton, 1286-1308 yılları arasında Kova burcundayken, Rönesans’a bir adım kalmıştı. Bunun için gerekli değişimler bu zaman aralığında oldu, bilimde yenilikler bu sürece denk gelir: Bu dönemdeki teknolojik gelişmeler Avrupa’da da yankı buldu, kültürel ve ekonomik gelişmelere neden oldu. Ve 14. yy ile 17. yy arasında Rönesans ile birlikte yepyeni bir dünyaya uyandık. Ayrıca 1300’lü yıllarda dünya soğumuş ve küçük bir buzul çağı da yaşanmıştı.

Son olarak Plüto, 1778 ile 1798 yılları arasında Kova burcundaydı. Bu süre zarfında Fransız Devrimi hareketi Avrupa’yı kasıp kavurdu. Sanayi Devrimi hızlandı. Bir sürü bilimsel gelişmeler de gerçekleşti; 1790’larda telgraf icat edildi. Kara deliklere ilişkin ilk teori 1780’lerde yayımlandı. Uranüs, Plüto Kova geçişi sonunda 1781’de keşfedildi.

Ve şimdi Ocak 2024 itibariyle yeni bir dönem başlıyor. Yapay zekâ artık bir yaşam biçimi olarak hayatımıza girmeye hazırlanıyor. Büyük ihtimalle 20 yıl sonra Plüton Balık burcuna geçtiğinde artık kullanımı o kadar çok artmış olacak ki, o dünyayı tasavvur etmek şimdiden oldukça ütopik. İlk başta üstün bir yapay zekanın 50 yıl alabileceği konuşuluyordu. Ama şimdi Open AI’nın gizli projesi Q-Star konuşuluyor. Kavrama ve öğrenme yeteneği geliştirilmiş yapay zeka her an karşımıza çıkabilir. Yeni dünyaya hazırlıklı olalım!]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 31 Dec 2023 04:35:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/cyborg-2765349_1280.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlişkinin ritmi</title>
                <category>ASTROLOJİ</category>
                <link>https://www.yeniarayis.com/yazi/iliskinin-ritmi-787</link>
                <guid>https://www.yeniarayis.com/yazi/iliskinin-ritmi-787</guid>
                <description><![CDATA[İlişkinin ritmi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<strong>Bazen ilişkimiz en ufak bir esintide savrulurken bazen bir köknar gibi sağlamdır ilişkimiz, engin denizlere açılmıştır, pruvası sevgidir. Astrolojik olarak bu saat nasıl çalışır, döngüselliği bir kurala bağlayabilir miyiz peki? Astrolojinin de tam olarak yaptığı iyi bir yorumla bu döngülerdeki anlamı gözler önüne sermektir.</strong>

Bir ilişkiye başlamak için doğru insanı bulmak yetmez; doğru zamanda karşılaşmak gerekir. Partnerimizle tanıştığımızda yaşamımızda neler olduğu sorusunun cevabı önemlidir. Belki acı kaybımız sonrasında ilişkiye başlamış olabiliriz veya belki uzun zamandır yalnızlık döneminden sonra artık ilişkiye hazır olduğumuzu düşünürüz. Uzun süreli bir ilişkiden çıkmış kişinin yeni bir romansa yelken açması pek de doğru görülmez. Çünkü travmatik yaşantılardan sonra ilişkiye tutunmaya meylimiz daha fazladır. Aynı şekilde yalnızlıktan korkan kişinin ilişkiye paldır küldür girmesi de sağlıksız bir girişimdir. Öyle ya da böyle diyelim ki bir ilişkiye girdik, saat tanışıklık anından itibaren çalışmaya başlar. Akrep yelkovan misali döner ve bizi gece ve gündüzle karşılaştırır. Gün ışığında yaşanan aşkın gecenin köründe yaşanandan farkı olacaktır. Bazen ilişkimiz en ufak bir esintide savrulurken bazen bir köknar gibi sağlamdır ilişkimiz, engin denizlere açılmıştır, pruvası sevgidir. Astrolojik olarak bu saat nasıl çalışır, döngüselliği bir kurala bağlayabilir miyiz peki?

İlişkinin ilk bir yılı gidişatı açısından belirleyicidir. Güneş’in zodyak etrafındaki bir yıllık yolculuğu üzerinden ilişkinin gelişimsel aşamalarını sınıflandırırsak ilişkinin ilk 3., 6., 9. ve 12. ayları kritik aylardır, bu aylarda çatışmalar yüzeye çıkar. İlk başta her şey güllük gülistanlıktır. Birbirini keşfe çıkan aşıklar yepyeni bir ülkeye doğru seyahat eden yolcular gibidir. Bilmedikleri yollardan geçerken, etrafa ilk kez bakmanın ve oradakileri anlamlandırmanın keyfini sürerler. Yeni şeylerle tanışma, çatışmaların sümen altı edilmesine neden olur. Üçüncü ayda, Güneş transiti natal Güneş’e kare açı yaparken, ilişkide bir kıpırdanma başlar. İstekler çakışır, iki kişi farklı istikametlere gitmek isteyen iki yolcu gibidirler, ya uzlaşırlar ve aynı şehre gitmeye karar verirler ya da ikisi de başka hayallere yelken açarlar. Bu dönemi atlatanlar ikinci büyük krizi altıncı ayda yaşarlar. Bu evrede, Güneş ilişkinin başlangıcındaki Güneş konumunun karşısına geçmiştir. Daha önce halı altına süpürülen bir şey olmuşsa, artık kendine saklanacak yer bulamaz. Sevgililer uzlaşıp sorunu çözebilirler veya hiçbir yere varmaksızın çatışmayı tırmandırabilirler. Artık yeni bir soruyla karşı karşıya kalırlar: Tamam mı devam mı? Dokuzuncu ayda, transit Güneş natal Güneş’e kapanan bir kare yaparken, sevgililer yeni bir testle karşılaşır. Ve bir yıl tamamlandığındaysa her evreyi sağ salim atlatan çift, ilişkide ilkbaharı, yazı, sonbaharı, kışı görmüş, dört mevsimi yaşamış olur. Ama her şey bitmiş değildir.
<blockquote><strong>Zamanı</strong><strong>n liner de</strong><strong>ğ</strong><strong>il de d</strong><strong>öngüsel olması astrolojinin çalışma prensibinin temel eksenidir. Başlangıç ve son vardır ama sonlar yeni başlangıçları doğurur. Fakat her yeni başlangıç, geçmiş döngünün deneyimlerinin öğrenilmişlikleriyle başlar. Ve her döngü bir diğerine benzer gözükse de kendi içinde eşsizdir.</strong></blockquote>
Sevgililer, devam eden süreçte yeni yeni sınavlardan geçecektir. Çatışmaların sonu türlü türlü olabilir: Tarafların birinden biri baskın gelebilir veya her iki taraf da küçük ödünlerle uzlaşabilir ya da çiftler gerilime dayanamayıp ayrılırlar veya geri çekilirler. Hangi tepkiyi verirlerse versinler zaman içinde yeni yeni çatışmalar onları beklemektedir. Verdikleri tepkilerle ya yeni bir döngüyü hak ederler ya da kışın çetin soğuğunda ilişki donarak ölüme mahkûm olur.

Zamanın liner değil de döngüsel olması astrolojinin çalışma prensibinin temel eksenidir. Başlangıç ve son vardır ama sonlar yeni başlangıçları doğurur. Fakat her yeni başlangıç, geçmiş döngünün deneyimlerinin öğrenilmişlikleriyle başlar. Ve her döngü bir diğerine benzer gözükse de kendi içinde eşsizdir. Astrolojinin de tam olarak yaptığı iyi bir yorumla bu döngülerdeki anlamı gözler önüne sermektir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Dec 2023 04:40:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/gulden-foto-son.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
