© Yeni Arayış

Kurultayı değil Kılıçdaroğlu’nu konuşmak...

Geldiğimiz süreçte Kılıçdaroğlu, bir bilen olmayı değil, devletten görev bekleyen eski bir siyasetçiye dönüşmesini üzülerek izliyoruz. Bu satırları yazarken aklıma Metris Cezaevi’nde iki günlük misafirlikte bir duvar yazısı geldi hiç unutamadığım; “Her insan bir hayat seçer, seçtiği hayatın bedelini öder”. Bu sanırım herkesin tercihlerini anlatmaya yeterli.  

CHP 39. Olağan Kurultayı’nı “Şimdi İktidar Zamanı” sloganı ile gerçekleştiriyor. Üç günlük kurultayın ilk gününde yeni program kabul edildi ve tüzük değişikliği yapıldı. Tüzükte yapılan en büyük değişiklik kuşkusuz, Parti Meclisi (PM) sayısının 60’dan 80’e çıkması oldu.

Bu değişikliğin PM için var olan yoğun talepleri karşılamak için mi yoksa yeni dönemde kurulu daha etkili kullanmak için mi olduğunu göreceğiz.

Kurultayın 2. günü açılış konuşmaları yapıldı ve genel başkanlık seçimi yapıldı. Ve tek aday olarak seçime katılan Özgür Özel yeniden seçildi.

Seçimden önce ise önce İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sonra da Genel Başkan Özgür Özel konuştu.

İmamoğlu yapay zeka ile hazırlanmış videosu ile salona seslendi. Bedeni Silivri’de tutuklu olsa da, mesajları ile Ankara’da idi.

İmamoğlu, adeta Cumhurbaşkanı adayı gibi konuştu. Ülkede var olan sorunların çözümün adresinin CHP olduğunu söyleyen İmamoğlu; “Sorunlarımızın kaynağıyla sorunlarımızı çözmemiz mümkün değil … CHP bugün Türkiye’nin birinci partisiyse, CHP’yi herkesin evi haline getirdiğimiz içindir. Türkün, Kürdün, Alevinin, Sünninin, dindarın, sekülerin, gencin, yaşlının, herkesin partisi olduğumuz için birinci partiyiz.” dedi.

İmamoğlu, Kürt sorunu ve çözüm süreci için de önemli mesajlar verdi. İmamoğlu; “CHP Cumhuriyetin de teminatıdır, demokrasinin de. CHP Türkiye’nin birliğinin de teminatıdır, Kürt meselesinin demokratik çözümünün de. CHP, Terörsüz ve Demokratik Türkiye adıyla yürütülen çözüm sürecinin yanındadır, tamamlanana kadar da yanında olacaktır. Ama kendi bildiğince, kendi üslubunca. CHP, Kürt sorununun demokratik, kapsayıcı, ciddi ve şeffaf bir biçimde çözümünden yanadır. Silahların bırakılması ve Kürt sorununun Meclis zemininde, eşit vatandaşlık ve kardeşlik prensipleriyle çözümü için elinden geleni yapmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

Yine İmamoğlu, CHP iktidarında parlamenter sisteme dönüş, üretim ekonomisine geçiş, Temel Vatandaşlık Geliri, parasız ve nitelikli eğitim, yerinden yönetim, güçlü sosyal devlet vaatleri verdi konuşmasında. Konuşmasını; “Milyonların gözü üzerimizde, milyonların ümidi biziz. Milyonlar CHP’ye hazır, Türkiye CHP’ye hazır, CHP de Türkiye’yi yönetmeye hazır. Az kaldı.” ile bitirdi.

İmamoğlu’nun video mesajından sonra Genel Başkan Özel konuşma yaptı. Özel, unun bir konuşma yaptı ama kuşkusuz en önemlisi 'CHP'ye yönelik yapılan arınma' eleştirilerine verdiği yanıttı.

Özel, "Müesses nizama işbirlikçi olanlara kara düzenin sesi olanlara, bu örgütlerin vermediği görevleri başka kapılarda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan arınacak. Bizi yüzde 25'e hapsetmek isteyenlerin sokaklardan, meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacak" dedi.

Özel'in konuşmasındaki bu bölüm, dün Sabah Gazetesi’nde yer alan Kılıçdaroğlu söyleşisinde ifade ettiği; “Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleri ile anılmaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir” sözlerine cevap olarak okundu.

Özel’in uzun konuşması ayrı olarak ele alınmayı hak ettiği gerçeğini bir kenara bırakarak, aldığımız bu bölüm üzerinde duralım.

HER YERE KONUŞ AMA SABAH’A DEĞİL…

Özel doğrudan Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı mı bilmiyorum ama kurultay salonunda görüştüğümüz parti yetkilileri, Kılıçdaroğlu’na yakın isimler dahil Sabah Gazetesi’ne verilen söyleşiden rahatsız olduğunu ifade ettiler. Üstelik bu rahatsızlık, söyleşinin içeriğinden bağımsız olarak “Sabah” gazetesine verilmiş olmasından dolayıydı.

Şu bir gerçek; siyasette siyasilerin her sözünün, yazısının, söyleşisinin içeriği kadar hangi gazeteciye, hangi medya organına, hangi başlıkla verildiğinin önemli olduğu bir iklimde; yakın bir zaman kadar Kılıçdaroğlu’nun adını olumlu cümle içinde anmayan, iktidara 1. derecede yakın olan bir medya (Sabah) organında manşette yer bulmak kabul edelim ki ancak operasyonel bir gazeteciliğin nesnesi olma durumunda mümkündür.

İşte bu yönüyle Sabah’a verilen söyleşi açık biçimde Kılıçdaroğlu’nun parti yönetimi ile ipleri tamamen kopardığının işaretidir.

Üstelik bunun, iktidar yargısı ile hazırlanan, duruşma tarihi bile verilmemiş bir iddianame üzerinden olması çok hazindir.

ÖZEL ADIM ATMAMIŞ OLABİLİR AMA BU SİYASİ  İNTİHARI MAKUL KILMAZ

Aylardır, CHP üst düzeyinde Özel ve Kılıçdaroğlu arasında var olan bu krizin giderilmesinde Genel Başkan Özel’e büyük sorumluluk düştüğünü ve bu sorumluluğun da bir telefon kadar uzak olduğunu yazdık.

Ancak aradan geçen süreçte Özel ve çevresinden harcanan tüm çabaya karşı Kılıçdaroğlu ve çevresinde hiçbir olumlu dönüş olmadığı bilgisini düşündüğümüzde bunun sadece siyaseten kötü final değil bir intihar olduğunu kabul etmek durumundayız.

Öyle ya da böyle Kılıçdaroğlu’nu tanıma şansına sahip bir gazeteci olarak genel başkanlığı kaybettiği geceden itibaren CHP’de “bir bölen” değil “bir bilen” pozisyonunun kendisi için çok daha uygun olduğunu yazdım, söyledim. 13 yıl genel başkanlık yaptığı partide, bu kendisi için olmayacak bir şey olmasa gerek ama. Ama başarılamadı. 

Ancak geldiğimiz süreçte Kılıçdaroğlu, bir bilen olmayı değil, devletten görev bekleyen eski bir siyasetçiye dönüşmesini üzülerek izliyoruz.

Bu satırları yazarken aklıma Metris Cezaevi’nde iki günlük misafirlikte bir duvar yazısı geldi hiç unutamadığım; “Her insan bir hayat seçer, seçtiği hayatın bedelini öder”.

Evet hepimiz sonuçta tercihlerimizin bedelini ödüyoruz.

 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER